<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>okumak arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/okumak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/okumak</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Apr 2019 10:55:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Internet beynimizi nasıl değiştiriyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/internet-beynimizi-nasil-degistiriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Apr 2019 10:55:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[alan turing]]></category>
		<category><![CDATA[aptal kutusu]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[saat]]></category>
		<category><![CDATA[sinirbilim]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13717</guid>

					<description><![CDATA[<p>Stanley Kubrick&#8217;in başyapıtlarından ‘2001 Uzay Yolu Macerası’ (2001 A Space Odyssey) filminin en etkileyici sahnesinde, astronot Dave Bowman, HAL süper bilgisayarını devre dışı bırakmak için hafıza kartlarını bir bir çıkartırken, HAL, &#8216;Yapma Dave, zihnim yok oluyor, hissediyorum, hissediyorum bunu!&#8217; der. Internet ve özellikle Google&#8217;a bağımlılığımız üstel olarak arttıkça, bizler de artan biçimde hissetmiyor muyuz beynimizde bir şeylerin değiştiğini? Beynimizin çalışmasındaki değişikler, en başta, her türlü bilgiye çok daha kolay ve hızlı ulaşabilmemizden kaynaklanıyor. Aklımız, artık, daldan dala atlamaya, bir konuyu çabucak gözden geçirip bir diğerine geçmeye alışıyor. Bunun da en olumsuz etkilerinden biri, kitap okuma, daha doğrusu okuyamama (!) üzerine oluyor. Eskiden bir kitabı saatlerce keyifle okurken, artık birkaç sayfa okuduktan sonra dikkatimiz dağılıyor, başka bir şeye geçme ihtiyacı duyuyoruz. Bu, benim de, kendimde ve çevremde gözlemlediğim gerçekten endişe verici bir değişim. Bilgi denizinde sörf yapmak Günümüzde, birçoğumuzun, gözleri ve kulakları aracılığı ile algıladıklarının artan bir bölümü gerçek dünya yerine internet üzerinden geliyor. Haber, mektup, gazete, dergi, kitap, ansiklopedi, müzik, resim, film, oyun&#8230; hepsi orada. Üstelik de pek çoğu, her yerden, ücretsiz ve anında ulaşılır durumdalar! Basılı kitapların dipnotlarından çok farklı olarak, internetteki bağlantılar (link&#8217;ler) bizi, bir tıkta, yeni kaynaklara, bilgilere uçuruyorlar. Başlıyoruz &#8216;sörf&#8217; yapmaya. Bütün bunlar, bir yandan duygu ve düşüncelerimiz için malzeme hatta birer nimet oluyorlar, öte yandan da, düşünüş biçimimizi, düşünce süreçlerimizi ve, sonucunda, davranışlarımızı değiştiriyorlar. Bir benzetme yapmak gerekirse, eskiden bilgi denizinde yavaş yavaş yüzen bir dalgıç iken, şimdi dalgaların üzerine zıplayan bir jet ski sürücüsüne döndük! Yapılan araştırmalar, her meslekten insanın, örneğin yazarların, araştırıcıların, hekimlerin da benzer sorunları yaşadığını doğruluyor. Kitapları, hatta uzunca makaleleri okumak giderek zorlaşıyor ve terk ediliyor. Değil &#8216;Harp ve Sulh&#8217; ya da &#8216;Sefiller&#8217;i okumak, bir blog&#8217;daki üç dört paragrafı hazmetmek bile olanaksızlaşıyor. Beyinlerimiz artık neredeyse müzikteki &#8216;staccato&#8217; ritmiyle, yani kesik, kesik çalışıyor. Web&#8217;deki dokümanların başlıkları, &#8216;içindekiler&#8217; bölümü, ya da özeti yeterli görülüyor. University College London&#8217;un ülkenin kütüphanelerinde yaptığı bir araştırma bu &#8216;kaymağını alma&#8217; diyebileceğimiz arama ve okuma türününün genelleşmekte olduğunu gösteriyor. Bu nedenle otomatik özetleme algoritmaları ve yazılımları günümüzde önemli bir araştırma alanı oluşturuyor! Daha az mı okuyoruz? İşin ilginç yanı, 20-30 yıl öncesine göre daha çok okuyoruz! Ama, şimdiki başka tür bir okuma. O kadar başka ki, bizlerin de başka tür bir düşünme biçimine, hatta başka bir benlik sahibi olmamıza yol açıyor. Internet türü okumanın, yani hız (hatta anındalık- immediacy) ve verimliliğin öncelikli olduğu günümüzde, yazılı basın döneminin &#8216;derin okuması&#8217; diyebileceğimiz, düşünerek ve içe sindirerek okumanın yerini, &#8216;enformasyon seçici, ayıklayıcı&#8217; bir okuma alıyor. Bu da, beynimizin, sakin ve kesintisiz bir derin okuma sırasında aktifleşen, anlam çıkarma ve bağlantılar kurma becerilerinin giderek devre dışı kalmalarına yol açıyor. Okuma, bilindiği gibi, insanların içgüdüsel bir özelliği değil, sonradan öğrendikleri bir yetidir. Okuma, beynin birçok değişik bölgesini seferber eder ve bu bölgeler dile ve alfabeye göre ciddi değişiklikler gösterirler. Bu nedenle okuma ve yazma yöntem ve stilimiz aklımızın çalışma biçimini de doğrudan etkiler. Buna verilen en ilginç örnek, büyük filozof Friedrich Nietzsche&#8217;nin 1880&#8217;li yıllarda görüşünün bozulması ve kalemle yazmakta zorlanması üzerine ellerine bakmak zorunda kalmamak için daktiloda on parmak yazmayı öğrenmesidir. Birçok otoriteye göre, daktiloda yazmaya başması ile birlikte Nietzche&#8217;nin yazı stili de değişmiş, filozofun belagatı (güzel konuşma sanatı) daha çok kelime oyunlarına ve &#8216;telgraf&#8217; stiline dönüşmüştür. Saat ve bilgisayar Fiziksel değil de zihinsel yeteneklerimizi arttıran teknolojilerin yarattığı derin değişikliklere bir diğer ilginç örnek de, 14. yüzyılda, o zamana kadar kullanılagelen güneş, kum vb. türü saatlerden farklı olarak, sürekli ve hassas olarak çalışabilen mekanik saatin icadıdır. İnsanlara her an doğru zamanı gösteren bu aygıtın olağanüstü etkileri olmuştur. Saatin icadı ile birlikte, zaman, insanların faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olmaktan çıkmış, kendi başına varolan ve ölçülebilen bir büyüklük haline gelmiştir. Bu paradigma değişikliği de, insanların ne zaman uyuyacakları, çalışacakları ve yemek yiyeceklerine, duyularını dinlemek yerine saate bakarak karar vermelerine, yani bir anlamda dünya algılarının fakirleşmesine yol açmıştır. Ama aynı değişiklik, saatin tik taklarının çağrıştırdığı gibi, sürelerin ve diğer büyüklüklerin hassas matematiksel ölçümüne ve onunla birlikte bilimsel düşünce devriminin başlamasına öncülük etmiştir. Bilişsel süreçlerimizdeki bu önemli değişiklikler kendimizi niteleyiş biçimimizi de değiştirmektedir. Saat bulunduktan sonra, yakın zamanlara kadar zeki biri için &#8216;kafası saat gibi çalışıyor&#8217; derken, artık &#8216;bilgisayar gibi&#8217; demek durumundayız! Öte yandan, sinirbilimin kanıtladığı gibi, insan beyninin, her yaşta, nöronlar arasında yeni bağlantılar yapabilmesi (yani plastikliği-plasticity özelliği) bu değişikliklerin benzetmelerle sınırlı kalmadığını bizleri biyolojik olarak da değiştirdiğini göstermektedir. Internetin bilişsel yeteneklerimiz üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu kuşku götürmemektedir. Büyük İngiliz matematikçisi Alan Turing&#8217;in 1936&#8217;daki makalesinde kanıtladığı gibi, (o tarihte sadece teorik olarak bilinen!) sayısal bir bilgisayar, bilgi işleyen her türlü aygıtın işlevlerini yerine getirebilecek biçimde programlanabilir. Günümüzde gördüğümüz de tam olarak bu. Neredeyse sınırsız bir güç ve kapasiteye sahip olan internet ile mobil teknolojiler, tüm diğer zihinsel yetenek artırıcı teknolojileri kapsamları altına almakta ve beyinlerimizi de hızla değiştirmekteler. Erdal Musoğlu Kaynak: http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2008/07/is-google-making-us-stupid/306868/ Scientific American dergisi, Aralık 2013 sayısı http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQXV0b21hdGljX3N1bW1hcml6YXRpb24</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/internet-beynimizi-nasil-degistiriyor">Internet beynimizi nasıl değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Stanley Kubrick&#8217;in başyapıtlarından ‘2001 Uzay Yolu Macerası’ (2001 A Space Odyssey) filminin en etkileyici sahnesinde, astronot Dave Bowman, HAL süper bilgisayarını devre dışı bırakmak için hafıza kartlarını bir bir çıkartırken, HAL, <em>&#8216;Yapma Dave, zihnim yok oluyor, hissediyorum, hissediyorum bunu!&#8217;</em> der. Internet ve özellikle Google&#8217;a bağımlılığımız üstel olarak arttıkça, bizler de artan biçimde hissetmiyor muyuz beynimizde bir şeylerin değiştiğini?</p>
<p>Beynimizin çalışmasındaki değişikler, en başta, her türlü bilgiye çok daha kolay ve hızlı ulaşabilmemizden kaynaklanıyor. Aklımız, artık, daldan dala atlamaya, bir konuyu çabucak gözden geçirip bir diğerine geçmeye alışıyor. Bunun da en olumsuz etkilerinden biri, kitap okuma, daha doğrusu okuyamama (!) üzerine oluyor. Eskiden bir kitabı saatlerce keyifle okurken, artık birkaç sayfa okuduktan sonra dikkatimiz dağılıyor, başka bir şeye geçme ihtiyacı duyuyoruz. Bu, benim de, kendimde ve çevremde gözlemlediğim gerçekten endişe verici bir değişim.</p>
<p><strong>Bilgi denizinde sörf yapmak</strong></p>
<p>Günümüzde, birçoğumuzun, gözleri ve kulakları aracılığı ile algıladıklarının artan bir bölümü gerçek dünya yerine internet üzerinden geliyor. Haber, mektup, gazete, dergi, kitap, ansiklopedi, müzik, resim, film, oyun&#8230; hepsi orada. Üstelik de pek çoğu, her yerden, ücretsiz ve anında ulaşılır durumdalar! Basılı kitapların dipnotlarından çok farklı olarak, internetteki bağlantılar (link&#8217;ler) bizi, bir tıkta, yeni kaynaklara, bilgilere uçuruyorlar. Başlıyoruz &#8216;sörf&#8217; yapmaya.</p>
<p>Bütün bunlar, bir yandan duygu ve düşüncelerimiz için malzeme hatta birer nimet oluyorlar, öte yandan da, düşünüş biçimimizi, düşünce süreçlerimizi ve, sonucunda, davranışlarımızı değiştiriyorlar. Bir benzetme yapmak gerekirse, eskiden bilgi denizinde yavaş yavaş yüzen bir dalgıç iken, şimdi dalgaların üzerine zıplayan bir jet ski sürücüsüne döndük!</p>
<p>Yapılan araştırmalar, her meslekten insanın, örneğin yazarların, araştırıcıların, hekimlerin da benzer sorunları yaşadığını doğruluyor. Kitapları, hatta uzunca makaleleri okumak giderek zorlaşıyor ve terk ediliyor. Değil &#8216;Harp ve Sulh&#8217; ya da &#8216;Sefiller&#8217;i okumak, bir blog&#8217;daki üç dört paragrafı hazmetmek bile olanaksızlaşıyor. Beyinlerimiz artık neredeyse müzikteki &#8216;staccato&#8217; ritmiyle, yani kesik, kesik çalışıyor. Web&#8217;deki dokümanların başlıkları, &#8216;içindekiler&#8217; bölümü, ya da özeti yeterli görülüyor. University College London&#8217;un ülkenin kütüphanelerinde yaptığı bir araştırma bu &#8216;kaymağını alma&#8217; diyebileceğimiz arama ve okuma türününün genelleşmekte olduğunu gösteriyor. Bu nedenle otomatik özetleme algoritmaları ve yazılımları günümüzde önemli bir araştırma alanı oluşturuyor!</p>
<p><strong>Daha az mı okuyoruz?</strong></p>
<p>İşin ilginç yanı, 20-30 yıl öncesine göre daha çok okuyoruz! Ama, şimdiki başka tür bir okuma. O kadar başka ki, bizlerin de başka tür bir düşünme biçimine, hatta başka bir benlik sahibi olmamıza yol açıyor. Internet türü okumanın, yani hız (hatta anındalık- immediacy) ve verimliliğin öncelikli olduğu günümüzde, yazılı basın döneminin &#8216;derin okuması&#8217; diyebileceğimiz, düşünerek ve içe sindirerek okumanın yerini, &#8216;enformasyon seçici, ayıklayıcı&#8217; bir okuma alıyor. Bu da, beynimizin, sakin ve kesintisiz bir derin okuma sırasında aktifleşen, anlam çıkarma ve bağlantılar kurma becerilerinin giderek devre dışı kalmalarına yol açıyor.</p>
<p>Okuma, bilindiği gibi, insanların içgüdüsel bir özelliği değil, sonradan öğrendikleri bir yetidir. Okuma, beynin birçok değişik bölgesini seferber eder ve bu bölgeler dile ve alfabeye göre ciddi değişiklikler gösterirler. Bu nedenle okuma ve yazma yöntem ve stilimiz aklımızın çalışma biçimini de doğrudan etkiler. Buna verilen en ilginç örnek, büyük filozof Friedrich Nietzsche&#8217;nin 1880&#8217;li yıllarda görüşünün bozulması ve kalemle yazmakta zorlanması üzerine ellerine bakmak zorunda kalmamak için daktiloda on parmak yazmayı öğrenmesidir. Birçok otoriteye göre, daktiloda yazmaya başması ile birlikte Nietzche&#8217;nin yazı stili de değişmiş, filozofun belagatı (güzel konuşma sanatı) daha çok kelime oyunlarına ve &#8216;telgraf&#8217; stiline dönüşmüştür.</p>
<p><strong>Saat ve bilgisayar</strong></p>
<p>Fiziksel değil de zihinsel yeteneklerimizi arttıran teknolojilerin yarattığı derin değişikliklere bir diğer ilginç örnek de, 14. yüzyılda, o zamana kadar kullanılagelen güneş, kum vb. türü saatlerden farklı olarak, sürekli ve hassas olarak çalışabilen mekanik saatin icadıdır. İnsanlara her an doğru zamanı gösteren bu aygıtın olağanüstü etkileri olmuştur.</p>
<p>Saatin icadı ile birlikte, zaman, insanların faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olmaktan çıkmış, kendi başına varolan ve ölçülebilen bir büyüklük haline gelmiştir. Bu paradigma değişikliği de, insanların ne zaman uyuyacakları, çalışacakları ve yemek yiyeceklerine, duyularını dinlemek yerine saate bakarak karar vermelerine, yani bir anlamda dünya algılarının fakirleşmesine yol açmıştır. Ama aynı değişiklik, saatin tik taklarının çağrıştırdığı gibi, sürelerin ve diğer büyüklüklerin hassas matematiksel ölçümüne ve onunla birlikte bilimsel düşünce devriminin başlamasına öncülük etmiştir.</p>
<p>Bilişsel süreçlerimizdeki bu önemli değişiklikler kendimizi niteleyiş biçimimizi de değiştirmektedir. Saat bulunduktan sonra, yakın zamanlara kadar zeki biri için &#8216;kafası saat gibi çalışıyor&#8217; derken, artık &#8216;bilgisayar gibi&#8217; demek durumundayız! Öte yandan, sinirbilimin kanıtladığı gibi, insan beyninin, her yaşta, nöronlar arasında yeni bağlantılar yapabilmesi (yani plastikliği-plasticity özelliği) bu değişikliklerin benzetmelerle sınırlı kalmadığını bizleri biyolojik olarak da değiştirdiğini göstermektedir.</p>
<p>Internetin bilişsel yeteneklerimiz üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu kuşku götürmemektedir. Büyük İngiliz matematikçisi Alan Turing&#8217;in 1936&#8217;daki makalesinde kanıtladığı gibi, (o tarihte sadece teorik olarak bilinen!) sayısal bir bilgisayar, bilgi işleyen her türlü aygıtın işlevlerini yerine getirebilecek biçimde programlanabilir. Günümüzde gördüğümüz de tam olarak bu. Neredeyse sınırsız bir güç ve kapasiteye sahip olan internet ile mobil teknolojiler, tüm diğer zihinsel yetenek artırıcı teknolojileri kapsamları altına almakta ve beyinlerimizi de hızla değiştirmekteler.</p>
<p><strong>Erdal Musoğlu</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<ol>
<li><a href="http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2008/07/is-google-making-us-stupid/306868/">http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2008/07/is-google-making-us-stupid/306868/</a></li>
<li>Scientific American dergisi, Aralık 2013 sayısı</li>
<li><a href="http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQXV0b21hdGljX3N1bW1hcml6YXRpb24">http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQXV0b21hdGljX3N1bW1hcml6YXRpb24</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/internet-beynimizi-nasil-degistiriyor">Internet beynimizi nasıl değiştiriyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13717</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dipsiz kuyu: Akademik sahtecilik</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/dipsiz-kuyu-akademik-sahtecilik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2017 11:51:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[atıf yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[bilişim]]></category>
		<category><![CDATA[dipsiz kuyu]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>
		<category><![CDATA[referans göstermek]]></category>
		<category><![CDATA[sahte]]></category>
		<category><![CDATA[sahtecilik]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5464</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’de bir kütüphanecinin kitap sevgisi, başına dert açtı. Kitapları koruyayım derken suçlu oldu. Şöyle olmuş: Halk kütüphanesinden kitap alan, o kitabı okur. Sonra kütüphaneye geri verir. Kütüphane, hangi kitapların okunduğunu, hangilerinin okunmadığını listeler, bir kenara yazar. Okunanları raflarda tutar. Okunmayanları depoya kaldırır. Ya da satar. Ya “okunmayan” bir kitabı ille isteyen olursa? Kütüphane, o kitabı depodan geri getirir. Ama sattıysa, gidip aynısından bir tane daha alır. Eğer elbette, kitabın mevcudu tükenmediyse? Kahraman (?) kütüphaneci Florida’da East Lake Kütüphanesi’ndeki görevli, bari bizim okunmayan kitapları kurtarayım demiş. Kütüphaneden kitap alma-verme işi dijital kayıt altında. Yazılım, okundu-okunmadı listesine bakıp, okunmayanları kenara ayırıyor. Ama kütüphaneciye sormadan yapıyor bunu. Okunmadığı için “atalım gitsin” listesine göre kitaplar raflardan kaldırılıyor. Oysa tek bir kitabın dahi atılmasına “bizim” kütüphaneci razı değil. Yazılımı (algoritmayı) aldatmaya işte bu noktada karar vermiş. 2.361 kitap okumuş Sahte bir kimlik yaratmış. Telefon numarası, ehliyet, adres, hepsi gerçek görünümlü ama sahte. Bu sahte kimlikle kütüphaneden kitap almaya, “okumaya” ve geri vermeye başlamış. Ama ipin ucu kaçmış. Bazı günlerde bir kitabı sabah alıp akşam geri verir olmuş. Kütüphane yönetimi, kitap trafiğinden memnun. Kullanımda yüzde 4 artış. Hiç fena değil. “Halkımız, bütün dijital kolaylıklara rağmen eline kitap alıp okumayı seviyor.” Ama gel zaman git zaman bir de bakmışlar ki bir tuhaflık var. Çünkü bu okur, bir yılda 2,361 kitap ödünç almış. Bir araştırmışlar ki ortada böyle biri yok. Sadece sahte bir hesaptan ibaret. Hesabı açan da o kütüphanenin çalışanı. Hemen işten atmışlar. Robot hükümdar mı? Olay, haber olunca ülke çapında bir tartışma da başladı: Bu işi yapan tek kütüphane orası mı? Başka yerlerde durum farklı mı? İyi ama, atılan kitabı tekrar satın almak kaynak israfı değil mi? Tamam da, kamusal bir suç var ortada: Kamu kayıtlarında sahtekarlık. Yetkililer ve hukuk konuyu tartışadursun, olay şunu tekrar gösterdi: Yazılımı (algoritmayı) hükümdar ilan edenler, ona adeta tapanlar, insanın aklını ve fikir sürecini (muhakemesini) küçümseye küçümseye başımıza daha büyük dertler açacaklar. Çünkü algoritma da hiyeraşik: Bir ATM’de çalışan yazılımla, bir uyduda çalışan yazılım, Vosvos ile Ferrari kadar farklı. Rakkaslı saat de bir robot, ama silikon çipini yerleştiren de bir robot. Yazılımın “yazdığı”&#8230; “İnsan olmadan, yazılım bir hiç!” yeni bir kavram değil. Bunun en klasik örneği 12 yıl önce yaşandı: Massachusetts Institute of Technology’den üç öğrenci, bilişimle ilgili “gibi” görünen ama tamamen uydurma sözcükleri, gramer kurallarına uygun bir yazıyı algoritmaya “yazdırıp” bilişim makalesi diye yutturdu. Üstelik makale, uluslararası bir konferansta sunulmak üzere kabul edildi. Bunun üzerine gençler olayı açıkladı. Reuters ve CNN bu şahane sahteciliği dünyaya duyurdu. Olay, MIT’de deney amaçlı yaratılan SCIgen yazılımının marifeti. Yazılım, gerçek ve yapay sözcükleri, gramer kurallarına uygun biçimde bir araya getirdi. Böylece ortaya gayet gerçekmiş gibi görünen ama anlamsız bir teknik yazı çıktı. Zaten bilişimin öylesine yenilikçi bir dili vardı ki makalenin aslını-faslını kaç kişi anlardı? 120 makale iptal Bu yazılımla, çok yazarlı konferans bildirisi bile yazılabileceğini bir Fransız bilimci gösterdi. Yazılımı “espri” amaçlı kullanan Grenoble Üniversitesi hocası Cyril Labbe, 2010’da Ike Antkare adlı “olmayan” bilimci adına SCIgen’le yazdığı, sürekli birbirine atıf yapan (referans gösteren) makaleler üretti. Bu kişinin, dünyada Albert Einstein’dan daha fazla atıf alan bilimci olduğunu ispatladı (!). Labbe’nin araştırması sonucunda Alman yayıncı Springer ve Amerikan Elektrik-Elektronik Mühendisliği Enstitüsü (IEEE), yayınladıkları akademik dergilerdeki 120 makaleyi silmek zorunda kaldılar: Çünkü, bunların yazılımla “yazdırılmış” sahte makaleler olduğu anlaşıldı. Edip Emil Öymen *Bu yazı 24.02.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/dipsiz-kuyu-akademik-sahtecilik">Dipsiz kuyu: Akademik sahtecilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de bir kütüphanecinin kitap sevgisi, başına dert açtı. Kitapları koruyayım derken suçlu oldu.</p>
<p>Şöyle olmuş: Halk kütüphanesinden kitap alan, o kitabı okur. Sonra kütüphaneye geri verir. Kütüphane, hangi kitapların okunduğunu, hangilerinin okunmadığını listeler, bir kenara yazar. Okunanları raflarda tutar. Okunmayanları depoya kaldırır. Ya da satar.</p>
<p>Ya “okunmayan” bir kitabı ille isteyen olursa? Kütüphane, o kitabı depodan geri getirir. Ama sattıysa, gidip aynısından bir tane daha alır. Eğer elbette, kitabın mevcudu tükenmediyse?</p>
<p><strong>Kahraman (?) kütüphaneci</strong></p>
<p>Florida’da East Lake Kütüphanesi’ndeki görevli, bari bizim okunmayan kitapları kurtarayım demiş.</p>
<p>Kütüphaneden kitap alma-verme işi dijital kayıt altında. Yazılım, okundu-okunmadı listesine bakıp, okunmayanları kenara ayırıyor. Ama kütüphaneciye sormadan yapıyor bunu. Okunmadığı için “atalım gitsin” listesine göre kitaplar raflardan kaldırılıyor. Oysa tek bir kitabın dahi atılmasına “bizim” kütüphaneci razı değil. Yazılımı (algoritmayı) aldatmaya işte bu noktada karar vermiş.</p>
<p><strong>2.361 kitap okumuş</strong></p>
<p>Sahte bir kimlik yaratmış. Telefon numarası, ehliyet, adres, hepsi gerçek görünümlü ama sahte. Bu sahte kimlikle kütüphaneden kitap almaya, “okumaya” ve geri vermeye başlamış. Ama ipin ucu kaçmış. Bazı günlerde bir kitabı sabah alıp akşam geri verir olmuş. Kütüphane yönetimi, kitap trafiğinden memnun. Kullanımda yüzde 4 artış. Hiç fena değil. “Halkımız, bütün dijital kolaylıklara rağmen eline kitap alıp okumayı seviyor.”</p>
<p>Ama gel zaman git zaman bir de bakmışlar ki bir tuhaflık var. Çünkü bu okur, bir yılda 2,361 kitap ödünç almış. Bir araştırmışlar ki ortada böyle biri yok. Sadece sahte bir hesaptan ibaret. Hesabı açan da o kütüphanenin çalışanı. Hemen işten atmışlar.</p>
<p><strong>Robot hükümdar mı?</strong></p>
<p>Olay, haber olunca ülke çapında bir tartışma da başladı: Bu işi yapan tek kütüphane orası mı? Başka yerlerde durum farklı mı? İyi ama, atılan kitabı tekrar satın almak kaynak israfı değil mi? Tamam da, kamusal bir suç var ortada: Kamu kayıtlarında sahtekarlık.</p>
<p>Yetkililer ve hukuk konuyu tartışadursun, olay şunu tekrar gösterdi: Yazılımı (algoritmayı) hükümdar ilan edenler, ona adeta tapanlar, insanın aklını ve fikir sürecini (muhakemesini) küçümseye küçümseye başımıza daha büyük dertler açacaklar. Çünkü algoritma da hiyeraşik: Bir ATM’de çalışan yazılımla, bir uyduda çalışan yazılım, Vosvos ile Ferrari kadar farklı. Rakkaslı saat de bir robot, ama silikon çipini yerleştiren de bir robot.</p>
<p><strong>Yazılımın “yazdığı”&#8230;</strong></p>
<p>“İnsan olmadan, yazılım bir hiç!” yeni bir kavram değil. Bunun en klasik örneği 12 yıl önce yaşandı: Massachusetts Institute of Technology’den üç öğrenci, bilişimle ilgili “gibi” görünen ama tamamen uydurma sözcükleri, gramer kurallarına uygun bir yazıyı algoritmaya “yazdırıp” bilişim makalesi diye yutturdu. Üstelik makale, uluslararası bir konferansta sunulmak üzere kabul edildi. Bunun üzerine gençler olayı açıkladı. Reuters ve CNN bu şahane sahteciliği dünyaya duyurdu.</p>
<p>Olay, MIT’de deney amaçlı yaratılan SCIgen yazılımının marifeti. Yazılım, gerçek ve yapay sözcükleri, gramer kurallarına uygun biçimde bir araya getirdi. Böylece ortaya gayet gerçekmiş gibi görünen ama anlamsız bir teknik yazı çıktı. Zaten bilişimin öylesine yenilikçi bir dili vardı ki makalenin aslını-faslını kaç kişi anlardı?</p>
<p><strong>120 makale iptal</strong></p>
<p>Bu yazılımla, çok yazarlı konferans bildirisi bile yazılabileceğini bir Fransız bilimci gösterdi. Yazılımı “espri” amaçlı kullanan Grenoble Üniversitesi hocası Cyril Labbe, 2010’da Ike Antkare adlı “olmayan” bilimci adına SCIgen’le yazdığı, sürekli birbirine atıf yapan (referans gösteren) makaleler üretti. Bu kişinin, dünyada Albert Einstein’dan daha fazla atıf alan bilimci olduğunu ispatladı (!).</p>
<p>Labbe’nin araştırması sonucunda Alman yayıncı Springer ve Amerikan Elektrik-Elektronik Mühendisliği Enstitüsü (IEEE), yayınladıkları akademik dergilerdeki 120 makaleyi silmek zorunda kaldılar: Çünkü, bunların yazılımla “yazdırılmış” sahte makaleler olduğu anlaşıldı.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 24.02.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/dipsiz-kuyu-akademik-sahtecilik">Dipsiz kuyu: Akademik sahtecilik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5464</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
