<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ormanlar arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ormanlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ormanlar</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Aug 2019 09:13:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Ormancılık uzmanı Wohlleben&#8217;den Kaz Dağları yorumu: Çifte ahlaksızlık</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/ormancilik-uzmani-wohllebenden-kaz-daglari-yorumu-cifte-ahlaksizlik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Aug 2019 20:52:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[alamos gold]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[madencilik]]></category>
		<category><![CDATA[ormanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Wohlleben]]></category>
		<category><![CDATA[siyanür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaz Dağları’nda 198.000 ağaç kesildi. Ve bu katliam, Kanadalı Alamos Gold şirketinin Kirazlı’daki altın madenciliği projesinin sadece ilk adımı. Doğaseverler ve bilim insanları bu projenin ekosistemi mahvedeceğini uzun süredir dillendiriyor. Kaz Dağları&#8217;ndaki haklı mücadele de bu savunuyla devam ediyor. Geçtiğimiz gün Yavuz Dedegil’in altın ve gümüş madenciliğiyle ilgili aydınlatıcı çevirisini paylaşmıştık. Bilgiye göre, altın ve gümüş madenlerinde cevherin taş-toptaktan ayrılması çoğunlukla Siyanid (HCN) ve cıvayla yapılıyor ve bu maddelerin ikisi de bitki ve hayvanlar için çok zehirli. Çalışmaların sonunda altın bitip maden kapanınca orada canlı yaşamı için hayat da bitiyor. Benzer bir açıklama da DW’ye konuşan ormancılık uzmanı Peter Wohlleben’den geldi. Alamos Gold’un Kaz Dağları’ndaki altın madeni projesinde, alternatifi olmasına karşın AB’de yasaklı olan siyanürün kullanılacak olmasını “çifte ahlaksızlık” olarak nitelendiren Wohlleben, Kaz Dağları’nda altın için on binlerce ağaç kesilmesinin Türkiye için bir felakete yol açabileceği konusunda da uyarıyor: “Almanya’da yürüttüğümüz araştırmalar, ormanın yaz aylarında hava sıcaklığını 10 dereceye kadar azaltabildiğini ortaya koydu. Türkiye’de de durum farklı değil. Özellikle daha yüksek sıcaklığa ve daha büyük kuraklığa yol açacağını bildiğimiz iklim değişimini de dikkate aldığımızda tek bir ağacın bile vazgeçilmez olduğu bir gerçek.” Türkiye’de TEMA&#8217;nın katkılarıyla Kitap Kurdu tarafından basılan ve bir ekoloji kitabı olmasına rağmen geçtiğimiz aylarda çok satanlar listesine giren “Ağaçların Gizli Yaşamı” kitabının da yazarı olan Wohlleben, siyanürün çevre için tehlikesi üzerine ise şunları söylüyor: “Siyanürün suya karışmasının, hem halka hem doğaya ağır sonuçları olabilir. 10 yıl önce Romanya’da baraj yıkıldı, Türkiye de baraj yıkılmasından ötürü, bir gümüş maden ocağı ile ilgili kötü tecrübeler yaşadı… Bu nedenlerden ötürü siyanür kullanılmamalı.” Wohlleben ayrıca, ormancılık ruhsatı kapsamında ödedikleri 5 milyon doların bir kısmını ağaçlandırma çalışmaları için kullanacaklarını söyleyen Alamos Gold şirketi CEO’su John McCluskey’ye, bunun sadece &#8220;göz boyama&#8221; olduğunu ima ederek karşı çıkıyor: “100 genç ağaç, birkaç asırlık tek bir ağacın yerini tutmuyor. Şu anda Türkiye’de kesilen ağaçlar birkaç asırlık ağaçlar. Ve yerine dikilecek fidanlar önümüzdeki yüz yıllar boyunca ormanı eski niteliğine kavuşturamayacak” diyor ve ekliyor: “Bir ormanın yeniden oluşumu en az 500 yıl sürer, ki başarı garantisi yok… Oysa şu anda iklim değişikliği, erozyon gibi akut ve çok büyük sorunlarla karşı karşıyayız ve 500 yıl bekleyecek vaktimiz yok. En iyi çözüm ormanların korunmasıdır”. #KazdağlarıHepimizin Kaynak: https://www.dw.com/tr/alman-uzman-wohllebenden-kaz-da%C4%9Flar%C4%B1-uyar%C4%B1s%C4%B1-t%C3%BCrkiye-i%C3%A7in-bir-felaket/a-49999928</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/ormancilik-uzmani-wohllebenden-kaz-daglari-yorumu-cifte-ahlaksizlik">Ormancılık uzmanı Wohlleben&#8217;den Kaz Dağları yorumu: Çifte ahlaksızlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kaz Dağları’nda 198.000 ağaç kesildi. Ve bu katliam, Kanadalı Alamos Gold şirketinin Kirazlı’daki altın madenciliği projesinin sadece ilk adımı. Doğaseverler ve bilim insanları bu projenin ekosistemi mahvedeceğini uzun süredir dillendiriyor. Kaz Dağları&#8217;ndaki haklı mücadele de bu savunuyla devam ediyor.</p>
<p>Geçtiğimiz gün Yavuz Dedegil’in altın ve gümüş madenciliğiyle ilgili aydınlatıcı <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/altin-madenleri-sonrasinda-hayat-biter-ne-bitki-ne-insan-ne-hayvan-yasar">çevirisini paylaşmıştık.</a> Bilgiye göre, altın ve gümüş madenlerinde cevherin taş-toptaktan ayrılması çoğunlukla Siyanid (HCN) ve cıvayla yapılıyor ve bu maddelerin ikisi de bitki ve hayvanlar için çok zehirli. Çalışmaların sonunda altın bitip maden kapanınca orada canlı yaşamı için hayat da bitiyor.</p>
<p>Benzer bir açıklama da DW’ye konuşan ormancılık uzmanı Peter Wohlleben’den geldi. Alamos Gold’un Kaz Dağları’ndaki altın madeni projesinde, alternatifi olmasına karşın AB’de yasaklı olan siyanürün kullanılacak olmasını “çifte ahlaksızlık” olarak nitelendiren Wohlleben, Kaz Dağları’nda altın için on binlerce ağaç kesilmesinin Türkiye için bir felakete yol açabileceği konusunda da uyarıyor: <em>“Almanya’da yürüttüğümüz araştırmalar, ormanın yaz aylarında hava sıcaklığını 10 dereceye kadar azaltabildiğini ortaya koydu. Türkiye’de de durum farklı değil. Özellikle daha yüksek sıcaklığa ve daha büyük kuraklığa yol açacağını bildiğimiz iklim değişimini de dikkate aldığımızda tek bir ağacın bile vazgeçilmez olduğu bir gerçek.”</em></p>
<div id="attachment_14796" style="width: 222px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-14796" class="wp-image-14796 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/aalarn-gizli-yaam-212x300.jpg" alt="" width="212" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/aalarn-gizli-yaam-212x300.jpg 212w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/aalarn-gizli-yaam.jpg 423w" sizes="(max-width: 212px) 100vw, 212px" /><p id="caption-attachment-14796" class="wp-caption-text">“Ağaçların acıyı hissedebildiğini, hafızaları olduğunu ve ebeveyn ağaçların çocuklarıyla birlikte yaşadığını öğrendiğinizde, artık onları sanki sıradan bir işmiş gibi devasa makinelerle kesip hayatlarını altüst edemiyorsunuz.” -Peter Wohlleben, Ağaçların Gizli Yaşamı</p></div>
<p>Türkiye’de TEMA&#8217;nın katkılarıyla Kitap Kurdu tarafından basılan ve bir ekoloji kitabı olmasına rağmen geçtiğimiz aylarda çok satanlar listesine giren “Ağaçların Gizli Yaşamı” kitabının da yazarı olan Wohlleben, siyanürün çevre için tehlikesi üzerine ise şunları söylüyor:<em> “Siyanürün suya karışmasının, hem halka hem doğaya ağır sonuçları olabilir. 10 yıl önce Romanya’da baraj yıkıldı, Türkiye de baraj yıkılmasından ötürü, bir gümüş maden ocağı ile ilgili kötü tecrübeler yaşadı… Bu nedenlerden ötürü siyanür kullanılmamalı.”</em></p>
<p>Wohlleben ayrıca, ormancılık ruhsatı kapsamında ödedikleri 5 milyon doların bir kısmını ağaçlandırma çalışmaları için kullanacaklarını söyleyen Alamos Gold şirketi CEO’su John McCluskey’ye, bunun sadece &#8220;göz boyama&#8221; olduğunu ima ederek karşı çıkıyor: <em>“100 genç ağaç, birkaç asırlık tek bir ağacın yerini tutmuyor. Şu anda Türkiye’de kesilen ağaçlar birkaç asırlık ağaçlar. Ve yerine dikilecek fidanlar önümüzdeki yüz yıllar boyunca ormanı eski niteliğine kavuşturamayacak”</em> diyor ve ekliyor: <em>“Bir ormanın yeniden oluşumu en az 500 yıl sürer, ki başarı garantisi yok… Oysa şu anda iklim değişikliği, erozyon gibi akut ve çok büyük sorunlarla karşı karşıyayız ve 500 yıl bekleyecek vaktimiz yok. En iyi çözüm ormanların korunmasıdır”.</em></p>
<p><strong>#KazdağlarıHepimizin</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.dw.com/tr/alman-uzman-wohllebenden-kaz-da%C4%9Flar%C4%B1-uyar%C4%B1s%C4%B1-t%C3%BCrkiye-i%C3%A7in-bir-felaket/a-49999928">https://www.dw.com/tr/alman-uzman-wohllebenden-kaz-da%C4%9Flar%C4%B1-uyar%C4%B1s%C4%B1-t%C3%BCrkiye-i%C3%A7in-bir-felaket/a-49999928</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/ormancilik-uzmani-wohllebenden-kaz-daglari-yorumu-cifte-ahlaksizlik">Ormancılık uzmanı Wohlleben&#8217;den Kaz Dağları yorumu: Çifte ahlaksızlık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14792</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağaçlar akciğerlerimizdir!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclar-akcigerlerimizdir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Aug 2019 11:21:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[altın]]></category>
		<category><![CDATA[çevrecilik]]></category>
		<category><![CDATA[doğa bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[madencilik]]></category>
		<category><![CDATA[oksijen]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[ormanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14722</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kaz Dağları&#8217;nın üstü ‘’altın’’dan değerlidir! Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, doğaya ve bu bağlamda akciğer sağlığına sahip çıkma yükümlülükleri olduğunu belirterek şunları söyledi: “Akciğer sağlığını koruma ve geliştirmeyi misyon edinmiş Türk Toraks Derneği olarak, koruyucu hekimlik açısından insanımız, iyileştirici hekimlik açısından hastalarımız adına Kaz Dağları başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanındaki doğa tahribatına son verilmesini talep ediyoruz.” Bayram, konuya akciğer sağlığıyla ilişkili bazı sağlık verileri üzerinden değindi: “Hayat nefesle başlar ve sürer; sağlıklı nefes için sağlıklı çevrede, temiz havaya ihtiyaç vardır. Solunum sistemi hastalıkları ile ilgili bazı verilere göz atacak olursak; solunum sistemi hastalıkları 2017 yılında Türkiye’de gerçekleşen her 100 ölümün 12’sinden sorumludur. Türkiye’de erken ölüme yol açan 10 hastalığın 4’ü kronik solunum yolu hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Solunum sistemi hastalıkları, 2017 yılında hastaneye yatıracak kadar ağır sağlık sorununa yol açan hastalıklar arasında birinci sıradadır. 2017 yılında hastaneye yatırılan her 100 hastadan 13’ünün nedeni bir solunum sistemi hastalığıdır. Kronik solunum sistemi hastalıkları, 2016 yılı itibariyle insanları en çok hastalandıran hastalıklar arasında dördüncü sıradadır. Solunum sistemine ait bütün sorunların oluşmasında ve ağırlaşmasında hava kirliliğinin etkisi olduğunu gösteren çok sayıda çalışma vardır. Solunum sistemi hastalıklarından korunmanın en etkili yolu solunan havanın temiz olmasıdır. Ancak Türkiye’de gerek ev içi gerekse dış ortamda solunan hava sağlık açısından kabul edilemeyecek kadar kirlidir. Havayı kirleten kaynakları ortadan kaldırmanın yanında, havayı temizlemek için de daha çok yeşile ve daha çok ağaca ihtiyacımız vardır. Küresel ısınmanın olumsuz etkilerini de oldukça yoğun hissettiğimiz bugünlerde değil bir tek ağacın yok edilmesi, daha milyonlarca ağacın dikilmesi gerekmektedir.” Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Dr. Öğr. Gör. Nilüfer Aykaç da konuya ilişkin açıklamasında, “Alpu Ovası, Bafa Gölü, Bergama, Cerattepe, Hevsel Bahçeleri, İğneada, Kuzey Ormanları, Munzur, Salda Gölü ve şimdi de Kaz Dağları ve belki de sırada Şirince ve başka doğa değerleri. İnsan hayatının bedeli olamaz. Sağlık ne para ile ne de altınla değiştirilebilir. Kaz Dağları’nda yok edilen sadece ağaçlar değildir, binlerce yıldır insanı ve doğası ile harmanlanmış yaşamın kendisidir. Üstelik bu yıkım, geri dönüşsüzdür.” dedi. Aykaç sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Türkiye, sağlıklı nefes alabileceği ciğerlerini kaybetmektedir. Hava kirliliği ülke sathında akciğer sağlığını tehdit ederken, doğaya zehirli kimyasallar salmak yerine, bütün canlılar adına temiz havanın ve sağlıklı bir hayatın teminatı olan doğa hazinelerimizi ve ormanlarımızı korumak hekimliğin temel görevidir. Bilinmelidir ki sağlık ve sağlığın gereği olan doğa, her türlü ticari çıkarın üzerindedir. Ticari şirketlerin çıkarları uğruna, halkın öz varlığı olan hava, toprak, su ve ağacın yok edilmesine artık seyirci kalamayız.” Prof. Dr. Hasan Bayram ve Dr. Öğr. Gör. Nilüfer Aykaç kamuoyuna şöyle seslendiler: “İnsanın sağlıklı geleceğini önceleyen, yaşamını bu çabaya adamış hekimler olarak kronik solunum yolu hastalıklarından mustarip olup ölecek hastalarımızın, akciğer sağlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan insanlarımızın yanında, Kaz Dağları’nda ve diğer yörelerimizde altın vb. madenleri ararken ve işletirken ya da yapılaştırırken doğayı tahrip ederek çevreyi, havayı ve suyu ölümcül şekilde kirletenlerin karşısında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclar-akcigerlerimizdir">Ağaçlar akciğerlerimizdir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaz Dağları&#8217;nın üstü ‘’altın’’dan değerlidir!</strong></p>
<p>Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Hasan Bayram, doğaya ve bu bağlamda akciğer sağlığına sahip çıkma yükümlülükleri olduğunu belirterek şunları söyledi:</p>
<p>“Akciğer sağlığını koruma ve geliştirmeyi misyon edinmiş Türk Toraks Derneği olarak, koruyucu hekimlik açısından insanımız, iyileştirici hekimlik açısından hastalarımız adına Kaz Dağları başta olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanındaki doğa tahribatına son verilmesini talep ediyoruz.”</p>
<p>Bayram, konuya akciğer sağlığıyla ilişkili bazı sağlık verileri üzerinden değindi:</p>
<p>“Hayat nefesle başlar ve sürer; sağlıklı nefes için sağlıklı çevrede, temiz havaya ihtiyaç vardır. Solunum sistemi hastalıkları ile ilgili bazı verilere göz atacak olursak; solunum sistemi hastalıkları 2017 yılında Türkiye’de gerçekleşen her 100 ölümün 12’sinden sorumludur. Türkiye’de erken ölüme yol açan 10 hastalığın 4’ü kronik solunum yolu hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Solunum sistemi hastalıkları, 2017 yılında hastaneye yatıracak kadar ağır sağlık sorununa yol açan hastalıklar arasında birinci sıradadır. 2017 yılında hastaneye yatırılan her 100 hastadan 13’ünün nedeni bir solunum sistemi hastalığıdır. Kronik solunum sistemi hastalıkları, 2016 yılı itibariyle insanları en çok hastalandıran hastalıklar arasında dördüncü sıradadır. Solunum sistemine ait bütün sorunların oluşmasında ve ağırlaşmasında hava kirliliğinin etkisi olduğunu gösteren çok sayıda çalışma vardır. Solunum sistemi hastalıklarından korunmanın en etkili yolu solunan havanın temiz olmasıdır. Ancak Türkiye’de gerek ev içi gerekse dış ortamda solunan hava sağlık açısından kabul edilemeyecek kadar kirlidir. Havayı kirleten kaynakları ortadan kaldırmanın yanında, havayı temizlemek için de daha çok yeşile ve daha çok ağaca ihtiyacımız vardır. Küresel ısınmanın olumsuz etkilerini de oldukça yoğun hissettiğimiz bugünlerde değil bir tek ağacın yok edilmesi, daha milyonlarca ağacın dikilmesi gerekmektedir.”</p>
<p>Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu Başkanı Dr. Öğr. Gör. Nilüfer Aykaç da konuya ilişkin açıklamasında, “Alpu Ovası, Bafa Gölü, Bergama, Cerattepe, Hevsel Bahçeleri, İğneada, Kuzey Ormanları, Munzur, Salda Gölü ve şimdi de Kaz Dağları ve belki de sırada Şirince ve başka doğa değerleri. İnsan hayatının bedeli olamaz. Sağlık ne para ile ne de altınla değiştirilebilir. Kaz Dağları’nda yok edilen sadece ağaçlar değildir, binlerce yıldır insanı ve doğası ile harmanlanmış yaşamın kendisidir. Üstelik bu yıkım, geri dönüşsüzdür.” dedi. Aykaç sözlerini şu şekilde sürdürdü:</p>
<p>“Türkiye, sağlıklı nefes alabileceği ciğerlerini kaybetmektedir. Hava kirliliği ülke sathında akciğer sağlığını tehdit ederken, doğaya zehirli kimyasallar salmak yerine, bütün canlılar adına temiz havanın ve sağlıklı bir hayatın teminatı olan doğa hazinelerimizi ve ormanlarımızı korumak hekimliğin temel görevidir. Bilinmelidir ki sağlık ve sağlığın gereği olan doğa, her türlü ticari çıkarın üzerindedir. Ticari şirketlerin çıkarları uğruna, halkın öz varlığı olan hava, toprak, su ve ağacın yok edilmesine artık seyirci kalamayız.”</p>
<p>Prof. Dr. Hasan Bayram ve Dr. Öğr. Gör. Nilüfer Aykaç kamuoyuna şöyle seslendiler: “İnsanın sağlıklı geleceğini önceleyen, yaşamını bu çabaya adamış hekimler olarak kronik solunum yolu hastalıklarından mustarip olup ölecek hastalarımızın, akciğer sağlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan insanlarımızın yanında, Kaz Dağları’nda ve diğer yörelerimizde altın vb. madenleri ararken ve işletirken ya da yapılaştırırken doğayı tahrip ederek çevreyi, havayı ve suyu ölümcül şekilde kirletenlerin karşısında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.&#8221;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/agaclar-akcigerlerimizdir">Ağaçlar akciğerlerimizdir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Orman deyince okumazlar ki…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/orman-deyince-okumazlar-ki</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2018 15:14:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlandırma]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[ormancılık]]></category>
		<category><![CDATA[ormanlar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yücel çağlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9856</guid>

					<description><![CDATA[<p>1986 yılında Cumhuriyet’teki yazısına böyle bir başlık atmıştı büyük hukuk bilimcimiz Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve ardından da şöyle bir açıklama yapmıştı: &#8220;Evet, orman sözcüğünü veya başlığını görünce çoğu aydınımız o yazıyı okumaz. Ormanı kendi ilgi alanı dışında sayar. Ben onları, Fransızların ‘gourmet’ dediği damak zevkine düşkün kişilere benzetirim: Karidesli, levrekli, bonfileli sofralara alışmışlardır. Kuru fasulyeli tabak geldi mi, burun kıvırırlar. Onların karides, levrek veya bonfileli sofrası, düşün, felsefe, ekonomi, politika yazılarıdır. Sadece böyle ince ve karmaşık konulardan zevk alırlar. Orman konusu ise kuru fasulyedir çoğu için.&#8221; Velidedeoğlu’nun bu açıklamasına tümüyle katılmış, yıllarca da sözü edilen durumun değiştirilmesi gerektiğini savunmuştum. Yaşasaydı, bu olumsuzluğun günümüzde büyük ölçüde aşıldığını görüp mutlu olurdu. Gerçekten de, yurttaşlarımızın çoğunluğu günümüzde orman deyince artık hem okuyor, hem de ormanlara zarar verebileceğini düşündükleri hukuksal düzenlemeler ile uygulamalardan kaygılanıyor ve elinden geldiğince bunları önlemeye çabalıyor. Öyle ki, kimilerinin bu yolda canını yitirmesi bile onları yıldıramıyor. Ülkemizde ormancılık Ancak, bu kez de çoğu, ormancılık deyince, okumuyor! Ormancılığı yalnızca teknik bir etkinlik alanı olarak anlıyorlar. Bu da artık aşılması gereken bir yanılsamadır. Orman ekosistemi bir arazi üzerinde bulunuyor ya da oluşturulabiliyor. Öyle olduğu içindir ki, hem 1937 yılında çıkarılan 3116 sayılı, hem de 1956 yılında çıkarılan ancak tam 29 kez değiştirilmesine karşın günümüzde de yürürlükte olan 6831 sayılı Orman Kanunu’nda, hukuksal olarak orman sayılacak yerler tanımlanırken: &#8220;&#8230; Ağaç ve ağaççıkların toplu halleri yerleriyle beraber (birlikte)…&#8221; vurgusu yapılmıştır. Bu nedensiz değildir: Cumhuriyet dönemi boyunca hukuksal olarak orman sayılan yerlerle ilgili toplumsal, dolayısıyla siyasal, hukuksal ve ekonomik amaçlı yönelimlerin neredeyse tümü bu yerlerin arazi bileşeni üzerine odaklanmıştır. Ayrıca, ormancılığımızın temel sorunları, günümüzde de yoksul köylüler, egemen sınıflar ve siyasal iktidarların, orman sayılan arazileri ormancılık dışı amaçlarla kullanma çabalarından kaynaklanmaktadır. Süreç, önce çoğunlukla yoksul köylülerin, göçmenlerin yerleşmek, bitkisel üretim, hayvancılık yapmak için gereksindikleri arazileri orman sayılan yerlerden edinme çabaları ile gündeme gelmiş, siyasal iktidarlar da bu doğrultuda düzenlemeler ile uygulamalar yapmıştır. Öyle ki, 1970-2000 döneminde, Anayasanın ilgili maddesi ve 6831 sayılı yasanın 1. ve 2. maddeleri bu amaçla birçok kez değiştirilmiş ve 2B olarak anılan bu uygulamalar giderek yaygınlaştırılmıştır. Kısacası, üzerindeki orman ekosistemi kaldırılan, devlet ormanı sayılan araziler, deyim yerindeyse kapanın elinde kalmıştır. 2000 yılından sonra ise devlet ormanı sayılan arazilere yönelimin amaçları değişmiş, büyük sermaye gerektiren yatırımlara arazi tahsis, kiralama vb uygulamalar ağırlık kazanmıştır. Bu çabalar, özellikle 2000’li yıllarda görülmedik boyutlara ulaşmış, 1937 yılından bu yana yürürlükte olan devlet ormancılığı düzeni de bu yönelimin yüklenicisi (taşeronu) konumuna indirgenmiştir. Devlet ormancılığı düzeninin özelleştirilmesi de bu bağlamda anımsanmalı, çünkü çoktan unutuldu: Başlangıçta Orman Genel Müdürlüğü tarafından devleştirilen, 1970’ten sonra ise Orman Ürünleri Sanayi Genel Müdürlüğü tarafından kurulan yirmiyi aşkın tümleşik (entegre) orman ürünleri sanayi işletmesinin tümü özelleştirildi. Artık çoğu çalışmayan bu tesislerin arazileri ise kapanın elinde kaldı. Ancak, 2000’li yıllarda bunlarla da yetinilmedi, bu kez de planlama, ağaçlandırma, inşaat, orman ürünü hasadı, orman sayılan yerlerden yararlanma vb temel ormancılık etkinliklerinin özelleştirilmesine başlandı. Özel ağaçlandırma adı altında, orman ekosisteminin içinde badem, ceviz, kestane, zeytin vb ağaçlıkların oluşturulmasına izin verilir oldu. Teknik ve ekolojik gerekler doğrultusunda yönetilemediğinden, orman ekosistemi, yoğun kar yağışına, rüzgara, böcek ve mantarlara karşı doğal olarak direnebilme yetisini büyük ölçüde yitirdi. Kısacası ormancılık, ülkemizde hemen hemen hiçbir dönemde ekolojik ya da teknik bir etkinlik olmamıştır. Teknik ve ekolojik temelli çalışmaların yanı sıra ekonomi politik boyutları da olan toplumsal ve siyasal bir uğraş alanı olarak işlev görmüştür. Ne var ki, bu gerçeklik ile en gerekli, en yaman çevre/doğa korumacılarının tartışma gündemine bile girememiştir. Yaşasaydı, Velidedeoğlu bu durumu kim bilir nasıl değerlendirirdi? Sonuç olarak… Kimlerin mülkiyetinde olursa olsun, orman ekosistemi de kamusal varsıllıktır. Dolayısıyla, en geniş anlamda kamusal yararı ençoklayacak biçimde yönetilmesi ve hiçbir nedenle savsaklanmaması gereken bir zorunluluktur. Açıktır ki, bu zorunluluğun yerine getirilmesinin öncelikli koşullarından birisi, ormancılık çalışmalardır. Gerektiği gibi yapılmadığında ya da yapılamadığında ormancılık çalışmaları da orman yıkımlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle, orman ekosistemine zarar verebilecek etkinliklerin, kesilecek ağaç sayısına ya da ormansızlaştırılacak alan genişliğine indirgenmesi, yaşamsal önemde bir yanılsamadır. Bunca yıldır, üstelikte orman ekosistemine yönelik duyarlılıkların son derece gelişip yaygınlaştığı günümüzde bu gerçeğine ayırdına varılamamış olması ise üzüntü ve kaygı verici bir durumdur. Doç. Dr. Yücel Çağlar, Orman Yüksek Mühendisi *Bu yazı, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu&#8217;nun anısına yazılmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/orman-deyince-okumazlar-ki">Orman deyince okumazlar ki…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1986 yılında Cumhuriyet’teki yazısına böyle bir başlık atmıştı büyük hukuk bilimcimiz <strong>Hıfzı Veldet Velidedeoğlu</strong> ve ardından da şöyle bir açıklama yapmıştı: <em>&#8220;Evet,<strong> orman</strong> sözcüğünü veya başlığını görünce çoğu aydınımız o yazıyı okumaz. Ormanı kendi ilgi alanı dışında sayar. Ben onları, Fransızların ‘gourmet’ dediği damak zevkine düşkün kişilere benzetirim: Karidesli, levrekli, bonfileli sofralara alışmışlardır. Kuru fasulyeli tabak geldi mi, burun kıvırırlar. Onların karides, levrek veya bonfileli sofrası, düşün, felsefe, ekonomi, politika yazılarıdır. Sadece böyle ince ve karmaşık konulardan zevk alırlar. Orman konusu ise <strong>kuru fasulyedir</strong> çoğu için.&#8221;</em></p>
<p><img decoding="async" class="size-medium wp-image-9857 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/orman-300x188.jpeg" alt="" width="300" height="188" /></p>
<p>Velidedeoğlu’nun bu açıklamasına tümüyle katılmış, yıllarca da sözü edilen durumun değiştirilmesi gerektiğini savunmuştum. Yaşasaydı, bu olumsuzluğun günümüzde büyük ölçüde aşıldığını görüp mutlu olurdu. Gerçekten de, yurttaşlarımızın çoğunluğu günümüzde <strong>orman</strong> deyince artık hem okuyor, hem de ormanlara zarar verebileceğini düşündükleri hukuksal düzenlemeler ile uygulamalardan kaygılanıyor ve elinden geldiğince bunları önlemeye çabalıyor. Öyle ki, kimilerinin bu yolda canını yitirmesi bile onları yıldıramıyor.</p>
<p><strong>Ülkemizde ormancılık</strong></p>
<p>Ancak, bu kez de çoğu, <strong>ormancılık</strong> <strong>deyince, okumuyor!</strong> Ormancılığı yalnızca teknik bir etkinlik alanı olarak anlıyorlar. Bu da artık aşılması gereken bir yanılsamadır.</p>
<p>Orman ekosistemi bir arazi üzerinde bulunuyor ya da oluşturulabiliyor. Öyle olduğu içindir ki, hem 1937 yılında çıkarılan 3116 sayılı, hem de 1956 yılında çıkarılan ancak tam 29 kez değiştirilmesine karşın günümüzde de yürürlükte olan 6831 sayılı <strong>Orman Kanunu</strong>’nda, hukuksal olarak orman sayılacak yerler tanımlanırken: &#8220;&#8230; Ağaç ve ağaççıkların toplu halleri yerleriyle beraber (birlikte)…&#8221; vurgusu yapılmıştır. Bu nedensiz değildir: Cumhuriyet dönemi boyunca hukuksal olarak orman sayılan yerlerle ilgili toplumsal, dolayısıyla siyasal, hukuksal ve ekonomik amaçlı yönelimlerin neredeyse tümü bu yerlerin arazi bileşeni üzerine odaklanmıştır. Ayrıca, ormancılığımızın temel sorunları, günümüzde de yoksul köylüler, egemen sınıflar ve siyasal iktidarların, orman sayılan arazileri ormancılık dışı amaçlarla kullanma çabalarından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Süreç, önce çoğunlukla yoksul köylülerin, göçmenlerin yerleşmek, bitkisel üretim, hayvancılık yapmak<br />
için gereksindikleri arazileri orman sayılan yerlerden edinme çabaları ile gündeme gelmiş, siyasal iktidarlar da bu doğrultuda düzenlemeler ile uygulamalar yapmıştır. Öyle ki, 1970-2000 döneminde, Anayasanın ilgili maddesi ve 6831 sayılı yasanın 1. ve 2. maddeleri bu amaçla birçok kez değiştirilmiş ve <strong>2B</strong> olarak anılan bu uygulamalar<br />
giderek yaygınlaştırılmıştır.</p>
<p>Kısacası, üzerindeki orman ekosistemi kaldırılan, devlet ormanı sayılan araziler, deyim yerindeyse kapanın elinde kalmıştır. 2000 yılından sonra ise <strong>devlet ormanı</strong> sayılan arazilere yönelimin amaçları değişmiş, büyük sermaye gerektiren yatırımlara arazi tahsis, kiralama vb uygulamalar ağırlık kazanmıştır. Bu çabalar, özellikle 2000’li yıllarda görülmedik boyutlara ulaşmış, 1937 yılından bu yana yürürlükte olan devlet ormancılığı düzeni de bu yönelimin yüklenicisi (taşeronu) konumuna indirgenmiştir.</p>
<p>Devlet ormancılığı düzeninin özelleştirilmesi de bu bağlamda anımsanmalı, çünkü çoktan unutuldu: Başlangıçta Orman Genel Müdürlüğü tarafından devleştirilen, 1970’ten sonra ise Orman Ürünleri Sanayi Genel Müdürlüğü tarafından kurulan yirmiyi aşkın tümleşik (entegre) orman ürünleri sanayi işletmesinin tümü özelleştirildi. Artık çoğu çalışmayan bu tesislerin arazileri ise kapanın elinde kaldı.</p>
<p>Ancak, 2000’li yıllarda bunlarla da yetinilmedi, bu kez de planlama, ağaçlandırma, inşaat, orman ürünü hasadı, orman sayılan yerlerden yararlanma vb temel ormancılık etkinliklerinin özelleştirilmesine başlandı. Özel ağaçlandırma adı altında, orman ekosisteminin içinde badem, ceviz, kestane, zeytin vb ağaçlıkların oluşturulmasına izin verilir oldu. Teknik ve ekolojik gerekler doğrultusunda yönetilemediğinden, orman ekosistemi, yoğun kar yağışına, rüzgara, böcek ve mantarlara karşı doğal olarak direnebilme yetisini büyük ölçüde yitirdi.</p>
<p>Kısacası ormancılık, ülkemizde hemen hemen hiçbir dönemde ekolojik ya da teknik bir etkinlik olmamıştır. Teknik ve ekolojik temelli çalışmaların yanı sıra ekonomi politik boyutları da olan toplumsal ve siyasal bir uğraş alanı olarak işlev görmüştür. Ne var ki, bu gerçeklik ile en gerekli, en yaman çevre/doğa korumacılarının tartışma gündemine bile girememiştir. Yaşasaydı, Velidedeoğlu bu durumu kim bilir nasıl değerlendirirdi?</p>
<p>Sonuç olarak… Kimlerin mülkiyetinde olursa olsun, orman ekosistemi de kamusal varsıllıktır. Dolayısıyla, en geniş anlamda kamusal yararı ençoklayacak biçimde yönetilmesi ve hiçbir nedenle savsaklanmaması gereken bir zorunluluktur. Açıktır ki, bu zorunluluğun yerine getirilmesinin öncelikli koşullarından birisi, ormancılık çalışmalardır.</p>
<p>Gerektiği gibi yapılmadığında ya da yapılamadığında ormancılık çalışmaları da orman yıkımlarına yol açabilmektedir. Bu nedenle, orman ekosistemine zarar verebilecek etkinliklerin, kesilecek ağaç sayısına ya da ormansızlaştırılacak alan genişliğine indirgenmesi, yaşamsal önemde bir yanılsamadır.</p>
<p>Bunca yıldır, üstelikte orman ekosistemine yönelik duyarlılıkların son derece gelişip yaygınlaştığı günümüzde bu gerçeğine ayırdına varılamamış olması ise üzüntü ve kaygı verici bir durumdur.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Yücel Çağlar, Orman Yüksek Mühendisi</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu&#8217;nun anısına yazılmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/orman-deyince-okumazlar-ki">Orman deyince okumazlar ki…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9856</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
