<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>twitter arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/twitter/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/twitter</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Jun 2023 11:46:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dijital yılana sarılmak</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/dijital-yilana-sarilmak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 May 2023 11:46:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar mühendisliği]]></category>
		<category><![CDATA[bill gates]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[dijitalem]]></category>
		<category><![CDATA[elon musk]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29542</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hırsız suçlu elbette ama son Twitter örneği bize ortalama bir insanın ne kadar açgözlü olabileceğini göstermesi açısından da düşündürücü. Demek ki günümüzde pek çok insanın emek harcamadan bir koyup iki almanın yolunu bulduğu anda gözü dönüyor. Olay geçtiğimiz hafta içinde yaşandı. Dünyaca ünlü bazı kişilerin resmi Twitter hesaplarından şuna benzer mesajlar yayınlanmaya başladı: Artık biraz da insanlarla paylaşmaya karar verdim. Gelecek bir saat içinde bana bir bitcoin gönderene ben iki bitcoin göndereceğim. İnandırıcı olsun diye zaman sınırı da belirtilmiş. Bill Gates bir saat diyorsa Elon Musk otuz dakika yazmış. Güya! Sonuç? Altına hücum! Bir kaç saat içinde bir kaç yüz bin dolarlık bitcoin, iki misli kazanma ümidiyle belirtilen bitcoin hesaplarına gönderilmiş! Gidiş o gidiş. Olayın arkasında öncelikle şifre kaptırma gibisinden basit haklama durumu olduğu düşünüldü. Ancak detaylı araştırma sonucunda ortaya Twitter’ın yönetim ekranlarına erişerek, sanki o kişiler mesaj gönderiyormuş gibi yapıldığı tespit edildi. Bunu yapabilecek iki temel kaynak var. Mevcut (ya da eski) bir çalışan. Ya da bilgisayar korsanlığının özel bir alanı olan sosyal mühendislik ile oltaya düşürülen bir çalışan. Mağdur edilen hesapların başında Bill Gates, Elon Musk, Warrn Buffett gibi dünyaca ünlü (ve Karun kadar zengin) kişiler geliyor. Twitter’ın sonraki saatlerde yaptığı incelemeler ve bunumla ilgili paylaşımları gösteriyor ki korsanlar bu hesapların şifrelerini ele geçirmeden, bu hesaplardan mesaj göndermeyi başarmış! Demek ki iç sistemlerde böyle bir imkan var! Net varlığı yedi milyar dolara yaklaşan Twitter’ın başkanı Jack Dorsey isterse, örneğin, Trump’ın ağzından (hesabından) bir Twitter mesajı yayınlayabilir. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını! Buna benzer bir başka senaryo da düşünülebilir. Trump yarın başkanlığı beklenmedik bir şekilde kaybettiğinde, başkan olduğum süre boyunca şu şu mesajları ben yazmadım, Twitter insanları benim adıma yazmışlar diyerek mağduru da oynayabilir! Bu çözümün acilen ülkemizde de değerlendirileceğini beklemek saflık olmaz! Tabii batının diliyle “barbar”ca bir tutum sergileyerek topyekun kapatmazsak! İnsanların bu tür mesajlara kanarak ellerindekini kaybetmesinin gerisinde yatan psikoloji nedir? Neden dünya-aleme borcu olduğu halde üçkağıtçı-dalaverecilerin ağına düşüp daha da çok kaybeder? Bu (dijital) açlık nereden geliyor? Belki de işin püf noktası “tembellik” ile ilgilidir. İnsan belki de gereksinimlerini karşılayacak düzeyin altında çalıştığından (yani tembel olduğundan) çevresine borçlanmaya başlıyor. Borcunu ödemek için önünde iki yolu oluyor: Ya çalışacak ya da tembellik yaparken borcu kapatacak. Çalışmanın iyi bir çözüm olmadığı ortada, çünkü zaten çalışmak olsaydı borca batmazdı. Düz tembellik yapmak da borcu kapatmaz. Geriye “yılana sarılmak” kalıyor. Hatta o denli tembel ve yılanperver insanlar olabiliyor ki düzenbaza kaptıracağı parayı bile çevresinden topluyor. Yani mağduriyeti bile satın alıyor. Son Twitter numarasından dolayı para kaptıranların bu iki gruptan hangisine girdiğini ise bilemeyeceğiz? Dijital harisler mi ebedi tembeller mi? Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı, HBT Dergi 226. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/dijital-yilana-sarilmak">Dijital yılana sarılmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hırsız suçlu elbette ama <b>son Twitter örneği</b> bize ortalama bir insanın ne kadar açgözlü olabileceğini göstermesi açısından da düşündürücü. Demek ki günümüzde pek çok insanın emek harcamadan bir koyup iki almanın yolunu bulduğu anda gözü dönüyor. Olay geçtiğimiz hafta içinde yaşandı. Dünyaca ünlü bazı kişilerin <b>resmi Twitter hesaplarından</b> şuna benzer mesajlar yayınlanmaya başladı: Artık biraz da insanlarla paylaşmaya karar verdim. Gelecek bir saat içinde bana bir bitcoin gönderene ben iki bitcoin göndereceğim.</p>
<p>İnandırıcı olsun diye zaman sınırı da belirtilmiş. <b>Bill Gates</b> bir saat diyorsa <b>Elon Musk</b> otuz dakika yazmış. Güya! Sonuç? Altına hücum! Bir kaç saat içinde bir kaç yüz bin dolarlık bitcoin, iki misli kazanma ümidiyle belirtilen bitcoin hesaplarına gönderilmiş! Gidiş o gidiş.</p>
<p>Olayın arkasında öncelikle şifre kaptırma gibisinden basit haklama durumu olduğu düşünüldü. Ancak detaylı araştırma sonucunda ortaya <b>Twitter’ın yönetim ekranlarına</b> erişerek, sanki o kişiler mesaj gönderiyormuş gibi yapıldığı tespit edildi. Bunu yapabilecek iki temel kaynak var. Mevcut (ya da eski) bir çalışan. Ya da bilgisayar korsanlığının özel bir alanı olan sosyal mühendislik ile oltaya düşürülen bir çalışan.</p>
<p>Mağdur edilen hesapların başında <b>Bill Gates, Elon Musk, Warrn Buffett</b> gibi dünyaca ünlü (ve Karun kadar zengin) kişiler geliyor. Twitter’ın sonraki saatlerde yaptığı incelemeler ve bunumla ilgili paylaşımları gösteriyor ki korsanlar bu <b>hesapların şifrelerini ele geçirmeden</b>, bu hesaplardan mesaj göndermeyi başarmış! Demek ki iç sistemlerde böyle bir imkan var! Net varlığı yedi milyar dolara yaklaşan Twitter’ın başkanı <b>Jack Dorsey isterse</b>, örneğin, <b>Trump</b>’ın ağzından (hesabından) bir Twitter mesajı yayınlayabilir. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını!</p>
<p>Buna benzer bir başka senaryo da düşünülebilir. Trump yarın başkanlığı beklenmedik bir şekilde kaybettiğinde, başkan olduğum süre boyunca şu şu mesajları <b>ben yazmadım</b>, Twitter insanları benim adıma yazmışlar diyerek mağduru da oynayabilir! Bu çözümün acilen ülkemizde de değerlendirileceğini beklemek saflık olmaz! Tabii batının diliyle <b>“barbar”ca</b> bir tutum sergileyerek topyekun kapatmazsak!</p>
<p>İnsanların bu tür mesajlara kanarak ellerindekini kaybetmesinin gerisinde yatan psikoloji nedir? Neden dünya-aleme borcu olduğu halde <b>üçkağıtçı-dalaverecilerin</b> ağına düşüp daha da çok kaybeder? Bu <b>(dijital) açlık</b> nereden geliyor? Belki de işin püf noktası “tembellik” ile ilgilidir. İnsan belki de gereksinimlerini karşılayacak düzeyin altında çalıştığından (yani tembel olduğundan) çevresine borçlanmaya başlıyor. Borcunu ödemek için önünde iki yolu oluyor: Ya çalışacak ya da tembellik yaparken borcu kapatacak. Çalışmanın iyi bir çözüm olmadığı ortada, çünkü zaten çalışmak olsaydı borca batmazdı. Düz tembellik yapmak da borcu kapatmaz. Geriye <b>“yılana sarılmak”</b> kalıyor.</p>
<p>Hatta o denli tembel ve yılanperver insanlar olabiliyor ki düzenbaza kaptıracağı parayı bile çevresinden topluyor. Yani mağduriyeti bile satın alıyor. Son Twitter numarasından dolayı para kaptıranların bu iki gruptan hangisine girdiğini ise bilemeyeceğiz? Dijital harisler mi ebedi tembeller mi?</p>
<p><strong><span lang="it-IT">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:tanolturkoglu@gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi 226. sayıda yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/dijital-yilana-sarilmak">Dijital yılana sarılmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29542</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2023 10:25:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akkuyu nükleer santrali]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[CO2]]></category>
		<category><![CDATA[data]]></category>
		<category><![CDATA[dijital yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[laptop]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[sera gazı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalara göre, dünya genelinde, 2022’de her gün 5,03 milyar kişi internette, bunlardan 4,7 milyarı ise sosyal medyada aktif idi! Yine dünya genelinde, 2021’de kullanılan elektrik miktarı 120 adet Akkuyu gücündeki reaktörlerde üretilecek kadar çoktu. Bu aşırı elektriğin üretilmesi sırasında kullanılan yakıtlardan atmosfere salınan sera gazı miktarı (özellikle CO2), dünya uçak trafiğinden atmosfere salınan gaz miktarı kadar fazla! Bizler, bir yandan sera gazlarını azaltmakla ilgili çok çeşitli önlemlerin zorunlu olduğunu onaylarken (kömür santrallerini kapatmak gibi), diğer yandan, kullandığımız internet yoluyla, sera gazlarını artırarak iklimin biraz daha bozulmasına fark etmeden katkıda bulunuyoruz! Internet cini çoktan şişeden çıktı! Interneti hepimiz kullanıyoruz ve vazgeçmemiz de söz konusu değil. O zaman ne yapmalıyız?  Açıklamalar, ayrıntılar, karşılaştırmalar ve öneriler bu yazımızda. Facebook’a bir fotoğraf koyup her gün 5 dakika internette kalan ya da WhatsApp’tan iki video yollayan bir kişi, yılda, 20 kg kadar sera gazı salınmasına katkıda bulunuyor. Bir kişi için az olan bu miktar, bunu her gün 1 milyar kişi yaptığında ise yılda 20 milyon ton sera gazı ediyor. Bu da, 20 tonluk 1 milyon kamyon yükü demek. Neredeyse 40 metre aralıklarla 40.000 km’lik dünya çevresini dolaşacak kadar uzun bir konvoy! Şekil 1: Eğer internet bir ülke olsaydı, dünyada en fazla sera gazı salan 6. ülke olurdu.   Şekil 2: Dünyada en çok tıklanan web sayfaları (Sadece Kasım 2021 sayıları / milyar) Şekil 3: Haftada kaç saat online video izliyoruz? Şekil 4: Dünyada 2022’de internete ve sosyal medyaya girenlerin sayısı (5,03 ve 4,7 milyar kişi) Türkiye’de günde yaklaşık 7,5 saat internette geçiriliyor. Sosyal medyada ise günde 3 saat. Sosyal medyayı kullanan kişi sayısı yaklaşık 12 milyon /10,11/. Sosyal medyada 5 dakika bulunmak yılda ortalama olarak 20 kg CO2 salınmasıyla sonuçlanıyor. Sosyal medyada geçen 180 dakika sonucu, Türkiye’de 1 kişinin yılda atmosfere salınmasına neden olacağı CO2 miktarı 720 kg. Bu 12 milyon kişi için: 8,64 milyon ton CO2. Çizelge 1’de internette yapılan bazı işlemler birkaç örnekle gösteriliyor. Ayrıca internete bağlı olmayan bir TV ile ve otomobil kullanıldığında atmosfere salınan sera gazları miktarlarıyla karşılaştırılıyor. Çizelge 1: Dijital yaşamda sera gazı salınımıyla ilgili bazı karşılaştırmalar Görüldüğü gibi, günde 5 dakika Facebook’ta kalmakla (yılda 20 kg), günde 1 saat internete bağlı olmayan 100 Watt gücünde TV izlemekle (17 kg) ya da 133 km otomobil kullanmakla (20 kg), atmosfere salınacak olan sera gazları miktarları kabaca aynı. Ancak TV gitgide online’dan izleniyor ve internet kullanımı TV kullanımını geçmek üzere (Bkz. Şekil). Türkiye’de sosyal medya yoluyla 1 kişinin atmosfere salınmasına neden olduğu CO2 miktarı ise 720 kg ile epey fazla. Yılda 8,64 milyon ton CO2. Kuşkusuz bu ortalama değerler büyük değişimler gösterebilir. Özellikle internette çok kişinin izlediği film ve diziler, bu miktarları çok artırabilir. Dünyada internette kullanılan elektrik ve bunun neden olduğu sera gazı (CO2, eşdeğeri) miktarı ne kadar? Dünyada toplam olarak kullanılan elektrik ve salınan sera gazları (CO2) miktarını hesaplarsak: 2021 yılında dünyada üretilen toplam 27.000 Terawatt saat (TWh) elektriğin yaklaşık olarak %4’ü internette harcandı. Bu, 1.080 TWh elektrik kullanımı demektir. Akkuyu büyüklüğünde 1.200 MW kurulu gücünde bir nükleer reaktör yılda yaklaşık olarak 9 TWh elektrik üretiyor. Bu demektir ki 2021, yılında her biri Akkuyu reaktörü gücünde, 120 reaktör eşdeğerindeki elektrik santralinin ürettiği elektrik, dünyada internet için kullanıldı. 2030’da dünyada internetin kullanacağı elektriğin dünyada kullanılacak tüm elektriğin %10 kadar olacağı ve sera gazlarının da çok daha fazla olacağı kestiriliyor. Sadece internet yoluyla değil, her birimiz enerji (ısı), araç (petrol) ve elektrik kullanırken atmosfere sera gazı salınmasına katkıda bulunuyoruz. Bunun yanısıra ulaşım ve kendimize gereken maddelerin üretimi ve tüketimi sırasında bizler için kullanılan enerji sonucu atmosfere sera gazları salınıyor. Tüm bu yollarla ortaya çıkan toplam sera gazı miktarı Almanya’da kişi başına yılda kabaca 12 ton CO 2E. Türkiye’de bu miktar bunun yarısı kadar. Bu 12 ton içinde, besinlerin üretiminin en başından, tüketiminin en sonuna kadar geçen sürede, tüm işlemler sonunda kişi başına düşen sera gazı miktarı, yapılan araştırmalara göre, 2 ton CO2 kadar. Dijital yaşamın 12 ton içindeki payı ise, Almanya’da 849 kg CO2 (Şekil 6). Fransız Think tanks, Shift araştırma projesinde, 2018 yılında video izlenmesiyle, atmosfere 300 milyon CO2 miktarında sera gazı salındığı sonucuna varılıyor. Bu ise, tüm İspanya’nın atmosfere saldığı sera gazı kadar çok! Araştırmacılara göre, dünya veri (data) trafiğinin %80’i video izlenmesinden oluşuyor /3/. Öte yandan Netflix, 2020 yılında atmosfere 1,1 milyon ton CO2 saldığını ve bunun yarısının da film ve dizilerin yapımı sırasında ortaya çıktığını açıkladı /4/. Netflix’te ‘Stranger Things’ 64 milyon kişi izlemiş ve bu yolla atmosfere salınan sera gazı miktarının 56.700 Alman otomobil sürücüsünün 1 yılda atmosfere salacağı sera gazı miktarında denk geleceği hesaplanmış (Save on energy’nin verisi). Neden bu kadar çok video izleniyor sorusuna ise verilen yanıt: A- kendimiz istiyoruz, B- istemediğimiz halde bize ya reklamlarla ya da tanıdıklarla yollandığından izliyoruz deniliyor. Video izlenmesinde kullanılan baz istasyonu sistemiyle (Mobilfunk) bu sistemdeki kablo cinslerine göre de sera gazı salınımı farklı oluyor. En az CO2 salınmasını cam lifli kablolar sağlıyor. Internet için elektrik neden gitgide artıyor? Dünyada internete bağlı 30 milyar alet ve sistem var. Internette kullanılan bu çok çeşitli aletlerin, iletişim sistemlerinin yapımı, taşınması, kullanımı için aşırı miktarda enerji ve elektrik gerekiyor. Veri merkezlerinin, web sunucularının (serverlerin) ve milyarlarca veri trafiğini iletirken ısınan sayısız kablonun, büyük bilgisayarların veri merkezlerinde sürekli soğutulması için elektrik gerekiyor. Internet ağı, veri merkezleri ve serverler günün en yoğun kullanım durumu için tasarlanmış olduklarından, her an emre amade bekletiliyorlar. Bu nedenle gereğinden fazla elektrik kullanıyorlar. Internet için gereken elektrik miktarı 2000 yılından beri, her 5 yılda bir, iki katına yükseldiği görülüyor ve daha da ne kadar artacağı belli değil. Dünya nüfus artımı sonucu her gün internete giren kişi ve işlem sayısının, oyunların, videoların, filmlerin, dizilerin gitgide artması, internet için gereken elektriğin ve dolaylı olarak da sera gazı miktarının artmasını hızlandırıyor. Yakın gelecekte IOT (Internet of Things) sistemi devreye girip, örneğin dünyanın bir yerindeki yük kamyonu, dünyanın başka bir yerindekiyle ya da iş merkeziyle doğrudan iletişim kurduğunda, benzer milyarlarca yeni işlem için çok daha fazla elektrik gerekecek ve çok daha fazla sera gazı atmosfere ulaşacağı kesindir. 2030 yılında internetin kullanacağı elektriğin, dünyada kullanılacak miktarın %20’sine yükseleceği kestiriliyor. Şekil 5’te bir veri merkezi (data center) görülüyor. Şekil 5: Internet veri merkezi Cep telefonlarına yüklenen aplikasyonlar sürekli çoğalırken ya da yenilenirken milyarlarca kişi daha fazla elektrik kullanıp CO2 salınımına neden oluyor. Benzer durum yenilenen Twitter, Facebook, Instagram ve başka çok çeşitli portallar için de geçerli. Bunlara, gitgide artan filmler, diziler, milyarlarca yazışma ve yorumlar da eklenirse, bunları harekete geçirmek ve çalıştırmak için gereken elektriğin ve salınan CO2 miktarının büyüklüğü kestirilebilir. Almanya’da 2021 yılında internet ile ilgili kullanılan tüm sistemler, veri merkezleri (data center) web sunucular (serverler) ve diğer aletler için toplam olarak 46,7 TWh elektrik kullanılmış ve bu elektriğin üretilmesi sırasında 22 milyon ton CO2 sera gazı atmosfere salınmıştır (Almanya‘da 50.000 veri merkezi var). 2021 yılında üretilen toplam elektrik 490 TWh ve her türlü enerji kaynağından atmosfere salınan CO2 sera gazı miktarı 228 milyon ton. Almanya internetinin neden olduğu 22 milyon ton CO2 içinde %48 PC ve ilgili sabit aletlerin, %25 hesap merkezlerinin, %18 iletişim ağlarının ve %9 da iletişim sistemlerinde en sondaki aletlerin payları bulunuyor. Şekil 6’da dijital yaşamın sera gazları salınımındaki ayrıntıları görülüyor. En büyük katkı TV’nin gerek üretimi gerekse kullanımından geliyor: Kişi başına 350 kg CO2 salınıyor. Veri merkezleri de kişi başına düşen 213 kg CO2 ile epey katkıda bulunuyorlar. Sera gazları, madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve yarı iletkenlerin üretilmesi sırasında salınıyor. Şekil 6’deki değerler ortalama yaklaşık değerler olup aletlerin tipik kullanım sürelerine göre hesaplanmıştır. Örneğin düz ekran büyük bir TV’nin üretimi sırasında 1000 kg ve bir laptopun üretiminde ise 250 kg CO2 sera gazı salındığı açıklanıyor. Aletlerin kullanımı sırasında salınan sera gazları ise, aletlerin kullandığı elektrik miktarına ve kullanan kişinin kullanma süresine, alışkanlığına göre değişim gösteriyor. Benzer durum veri merkezlerinde web sunucularında verilerimizin depolanma miktar ve süresine bağlı olarak değişiyor. Şekil 6: Almanya’da 2020 yılında dijital yaşam yoluyla kişi başına toplam: 849 kg CO2 eşdeğerinde sera gazı salındı. Şekilde sağda: Veri merkezleri (Data center ve web sunucular), Backup (Cloud, veri depolama), arama motorları. Üretim/yapım: TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. Şekilde solda: Kullanım &#8211; TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. Şekilde ortada: İletişim ağı (şebeke) &#8211; video akımı, sosyal medya, konuşma yardımcısı /5/ . Değerler, kestirimler olup yapım ve kullanım özelliklerine göre büyük farklılık olabilir. Internetin olumlu yanları Internetin, bize, dünyanın her yeriyle anında iletişim sağlamasının yanı sıra, internet üzerinden telefon, veri aktarımı (fotoğraf, video, grafik vb.), internet bankacılığı, e-devlet, alış veriş, kitap, gazete, dergi, makale, müzik indirimleri gibi daha birçok yararlı yanı olduğunu biliyoruz. Gerek internetteki bu gibi işlemlerin bir çoğuyla gerekse örneğin uzak yerlerdeki katılımcılarla internet videolarıyla yapılan görüşmeler, toplantılar, konferanslar yoluyla atmosfere salınacak sera gazlarının, bunların uçak gezileriyle yüz yüze yapılmasından çok daha az olacağı da açıktır. Bu durum özellikle 2020/2021 yıllarındaki Covid salgını sırasında gitgide artan evden çalışma (home office) seçeneği için de geçerlidir. Gitgide artan internet alışverişlerinde de satın alınacakları gidip aramak ve ayrıca trafiğe girip vakit yitirmek, park yeri aramak yerine bunları internet üzerinden yapmanın çok daha az sera gazıyla sonuçlanacağı da kestirilebilir. Internetin gitgide TV’nin yerini almakta olduğu görülüyor. Şekil 7: Dünyada kişi başına TV ve internetin izlenme süreleri (dakika) Internetin, iklimin daha da bozulmasına olan katkısını nasıl azaltabiliriz? Öneriler: E-postalarının sayısını ve her bir e-postasındaki ekleri, resimleri, videoları azaltmak, büyük dosyaları küçülterek (ZIP) yollamak. E-posta ekleri yerine web bağlantılarını (link) yazmak (bu, herkesin açmayacağı ekleri gereksiz yere yollamamızı önleyecektir). Gelen her zincir e-postasını, resimleri, videoları çok kişiye yollamamak (forward etmemek), seçici olmak. Önemli olmayan e-postalarını silmek, posta kutularını boşaltmak ya da kendi PC ya da USB&#8217;de depolamak. Sürekli gelen ve okunmayan haber ileti kanallarından çıkmak. Akıllı telefonların optimizasyon olanağını kullanarak arka planda çalışan programları yok etmek. Sık sık yeni alet (akıllı telefon, tablet vb) satın almamak, bunların pillerini yenileyerek ya da onarımla kullanmaya devam etmek (her yeni alet, elektrik üretimini artırmak ve sera gazı üretmek demek). Desktop bilgisayar yerine örneğin laptop kullanmak. Bir laptopun, yapımında %75 daha az malzeme ve kullanımında ise %70 daha az elektrik gerekiyor. Sadece internette arama ve e-postalarına bakmak için PC, laptop yerine tablet ve kitap okumak için ise e-kitap okuyucu (e-reader) kullanmak hem elektrik üretimini hem de CO2 salınımını azaltacaktır. Çocuklarımıza evde ve okullarda interneti bilinçli kullanmayı öğretmek, önermek, internette oyun oynamaları yerine onları, oyun alanlarında oynamalarına özendirmek. Bu, ayrıca hem arkadaşlığı pekiştirecek hem de gitgide artan obezite eğilimini de azaltacaktır. Video toplantılarında, çok gerekmiyorsa, videoyu kapatmak. Video filmlerde çözünürlük kalitesini düşürmek. Internete çok gerekmiyorsa girmemek, akıllı telefonları daha az kullanmak, daha az resim ve video yollamak. Sonuç Artık yaşamımızın bir parçası olan, bizlere büyük olanak sağlayan interneti bırakmamız söz konusu değil. Ancak, gitgide artan internet işlemlerimizi, yukarıdaki açıklamalarımızın ve önerilerin ışığında daha bilinçli olarak kullanmak, hem elektrik gereksinimini, hem de atmosfere salınan sera gazı miktarını azaltacaktır. Bugün dünyada elektrik daha çok fosil yakıtlardan üretiliyor. Güneş ve rüzgar kaynaklı elektrik oranı, dünyada ilk kez 2021’de %10’u geçti. Umarız bu oran daha da artar. Ancak güneş ve rüzgar enerjileri de sütten çıkmış ak kaşık değiller. Örneğin güneş panellerinin her 25 yılda bir hurdaya çıkması sonucu, bunların geri dönüşümlerinin yapılması, içlerindeki zehirli maddelerin ayrıştırılmaları, geri kazanımları ve yeni panellerle değiştirilmeleri gerekiyor. Bunların yapımı ve geri dönüşümleri için de elektrik gerekiyor. Geri dönüşümlerin her ülkede tam olarak yapılamayacağı ve doğaya karşı korunmasız çöplüklerde hurda panel dağlarının yükseleceği, içlerindeki kurşun, antimon ve kadmiyum gibi zararlı maddelerin zamanla eko sistemi bozacağı kestirilebilir. Tek çözüm daha az enerji kullanmaktır. Bunun yolu ise, daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız gibi, nüfus planlamasıyla, nüfus artımını frenlemek, konfor ve savurganlığı azaltmaktır ama bunlar hem ülkelerin politikalarıyla, hem de her birimizin yaşam tarzıyla ilgili olduğundan ulaşılması çok zor hedeflerdir /1-11/. (*) Bu yazımızda CO2, CO2 eşdeğerindeki toplam sera gazları anlamındadır. Yüksel Atakan, Dr. Y. Müh. Almanya, ybatakan4@gmail.com /1/ İnternetin Kullandığı Aşırı Elektrik ve Salınan CO2 ! – Fizik Y. Müh. Dr. Yüksel Atakan (radyasyonyatakan.com) 2018 /2/ https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation /3/ Think Digital Green 28.10.2021 /4/ Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf (theshiftproject.org). /5/ https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2 /6/ https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser /7/ https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2 /8/ https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2ES /9/ https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen /10/ https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html /11/ https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2">Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Araştırmalara göre, dünya genelinde, 2022’de her gün 5,03 milyar kişi internette, bunlardan 4,7 milyarı ise sosyal medyada aktif idi! Yine dünya genelinde, 2021’de kullanılan elektrik miktarı 120 adet Akkuyu gücündeki reaktörlerde üretilecek kadar çoktu. Bu aşırı elektriğin üretilmesi sırasında kullanılan yakıtlardan atmosfere salınan sera gazı miktarı (özellikle CO2), dünya uçak trafiğinden atmosfere salınan gaz miktarı kadar fazla!</em></p>
<p><em>Bizler, bir yandan sera gazlarını azaltmakla ilgili çok çeşitli önlemlerin zorunlu olduğunu onaylarken (kömür santrallerini kapatmak gibi), diğer yandan, kullandığımız internet yoluyla, sera gazlarını artırarak iklimin biraz daha bozulmasına fark etmeden katkıda bulunuyoruz! </em></p>
<p><em>Internet cini çoktan şişeden çıktı! Interneti hepimiz kullanıyoruz ve vazgeçmemiz de söz konusu değil. </em><em>O zaman ne yapmalıyız?</em><em> </em></p>
<p><em>Açıklamalar, ayrıntılar, karşılaştırmalar ve öneriler bu yazımızda.</em></p>
<p>Facebook’a bir fotoğraf koyup her gün 5 dakika internette kalan ya da WhatsApp’tan iki video yollayan bir kişi, yılda, 20 kg kadar sera gazı salınmasına katkıda bulunuyor. Bir kişi için az olan bu miktar, bunu her gün 1 milyar kişi yaptığında ise yılda 20 milyon ton sera gazı ediyor. Bu da, 20 tonluk 1 milyon kamyon yükü demek. Neredeyse 40 metre aralıklarla 40.000 km’lik dünya çevresini dolaşacak kadar uzun bir konvoy!</p>
<p><strong>Şekil 1</strong>: Eğer internet bir ülke olsaydı, dünyada en fazla sera gazı salan 6. ülke olurdu.</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-28902 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1.png" alt="" width="458" height="290" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1.png 458w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1-300x190.png 300w" sizes="(max-width: 458px) 100vw, 458px" /> </strong></p>
<p><strong>Şekil 2</strong>: Dünyada en çok tıklanan web sayfaları (Sadece Kasım 2021 sayıları / milyar)</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28903" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2.png" alt="" width="400" height="287" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2.png 400w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2-300x215.png 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p><strong> Şekil 3:</strong> Haftada kaç saat online video izliyoruz?</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28905" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3.png" alt="" width="345" height="264" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3.png 345w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3-300x230.png 300w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" /></p>
<p><strong>Şekil 4:</strong> Dünyada 2022’de internete ve sosyal medyaya girenlerin sayısı (5,03 ve 4,7 milyar kişi)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28906" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4.png" alt="" width="396" height="247" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4.png 396w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4-300x187.png 300w" sizes="auto, (max-width: 396px) 100vw, 396px" /></p>
<p><strong>Türkiye’de günde yaklaşık 7,5 saat internette geçiriliyor. Sosyal medyada ise günde 3 saat. Sosyal medyayı kullanan kişi sayısı yaklaşık 12 milyon /10,11/.</strong></p>
<p>Sosyal medyada 5 dakika bulunmak yılda ortalama olarak 20 kg CO2 salınmasıyla sonuçlanıyor.</p>
<p>Sosyal medyada geçen 180 dakika sonucu, <strong>Türkiye’de 1 kişinin yılda atmosfere salınmasına neden olacağı CO2 miktarı 720 kg.</strong> Bu 12 milyon kişi için: 8,64 milyon ton CO2.</p>
<p>Çizelge 1’de internette yapılan bazı işlemler birkaç örnekle gösteriliyor. Ayrıca internete bağlı olmayan bir TV ile ve otomobil kullanıldığında atmosfere salınan sera gazları miktarlarıyla karşılaştırılıyor.</p>
<p><strong>Çizelge 1</strong>: Dijital yaşamda sera gazı salınımıyla ilgili bazı karşılaştırmalar</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28908" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1.jpeg" alt="" width="500" height="738" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1.jpeg 640w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1-203x300.jpeg 203w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Görüldüğü gibi, günde 5 dakika Facebook’ta kalmakla (yılda 20 kg), günde 1 saat internete bağlı olmayan 100 Watt gücünde TV izlemekle (17 kg) ya da 133 km otomobil kullanmakla (20 kg), atmosfere salınacak olan sera gazları miktarları kabaca aynı. Ancak TV gitgide online’dan izleniyor ve internet kullanımı TV kullanımını geçmek üzere (Bkz. Şekil). Türkiye’de sosyal medya yoluyla 1 kişinin atmosfere salınmasına neden olduğu CO2 miktarı ise 720 kg ile epey fazla. Yılda 8,64 milyon ton CO2.</p>
<p>Kuşkusuz bu ortalama değerler büyük değişimler gösterebilir. Özellikle internette çok kişinin izlediği film ve diziler, bu miktarları çok artırabilir.</p>
<p><strong>Dünyada internette kullanılan elektrik ve bunun neden olduğu sera gazı (CO2, eşdeğeri) miktarı ne kadar?</strong></p>
<p>Dünyada toplam olarak kullanılan elektrik ve salınan sera gazları (CO2) miktarını hesaplarsak: 2021 yılında dünyada üretilen toplam 27.000 Terawatt saat (TWh) elektriğin yaklaşık olarak %4’ü internette harcandı. Bu, 1.080 TWh elektrik kullanımı demektir. Akkuyu büyüklüğünde 1.200 MW kurulu gücünde bir nükleer reaktör yılda yaklaşık olarak 9 TWh elektrik üretiyor. Bu demektir ki 2021, yılında her biri Akkuyu reaktörü gücünde, 120 reaktör eşdeğerindeki elektrik santralinin ürettiği elektrik, dünyada internet için kullanıldı. 2030’da dünyada internetin kullanacağı elektriğin dünyada kullanılacak tüm elektriğin %10 kadar olacağı ve sera gazlarının da çok daha fazla olacağı kestiriliyor.</p>
<p>Sadece internet yoluyla değil, her birimiz enerji (ısı), araç (petrol) ve elektrik kullanırken atmosfere sera gazı salınmasına katkıda bulunuyoruz. Bunun yanısıra ulaşım ve kendimize gereken maddelerin üretimi ve tüketimi sırasında bizler için kullanılan enerji sonucu atmosfere sera gazları salınıyor. Tüm bu yollarla ortaya çıkan toplam sera gazı miktarı Almanya’da kişi başına yılda kabaca 12 ton CO 2E. Türkiye’de bu miktar bunun yarısı kadar. Bu 12 ton içinde, besinlerin üretiminin en başından, tüketiminin en sonuna kadar geçen sürede, tüm işlemler sonunda kişi başına düşen sera gazı miktarı, yapılan araştırmalara göre, 2 ton CO2 kadar. Dijital yaşamın 12 ton içindeki payı ise, Almanya’da 849 kg CO2 (Şekil 6).</p>
<p>Fransız Think tanks, Shift araştırma projesinde, 2018 yılında video izlenmesiyle, atmosfere 300 milyon CO2 miktarında sera gazı salındığı sonucuna varılıyor. Bu ise, tüm İspanya’nın atmosfere saldığı sera gazı kadar çok! Araştırmacılara göre, dünya veri (data) trafiğinin %80’i video izlenmesinden oluşuyor /3/. Öte yandan Netflix, 2020 yılında atmosfere 1,1 milyon ton CO2 saldığını ve bunun yarısının da film ve dizilerin yapımı sırasında ortaya çıktığını açıkladı /4/.</p>
<p>Netflix’te ‘Stranger Things’ 64 milyon kişi izlemiş ve bu yolla atmosfere salınan sera gazı miktarının 56.700 Alman otomobil sürücüsünün 1 yılda atmosfere salacağı sera gazı miktarında denk geleceği hesaplanmış (Save on energy’nin verisi).</p>
<p>Neden bu kadar çok video izleniyor sorusuna ise verilen yanıt: A- kendimiz istiyoruz, B- istemediğimiz halde bize ya reklamlarla ya da tanıdıklarla yollandığından izliyoruz deniliyor. Video izlenmesinde kullanılan baz istasyonu sistemiyle (Mobilfunk) bu sistemdeki kablo cinslerine göre de sera gazı salınımı farklı oluyor. En az CO2 salınmasını cam lifli kablolar sağlıyor.</p>
<p><strong>Internet için elektrik neden gitgide artıyor?</strong></p>
<p>Dünyada internete bağlı 30 milyar alet ve sistem var. Internette kullanılan bu çok çeşitli aletlerin, iletişim sistemlerinin yapımı, taşınması, kullanımı için aşırı miktarda enerji ve elektrik gerekiyor. Veri merkezlerinin, web sunucularının (serverlerin) ve milyarlarca veri trafiğini iletirken ısınan sayısız kablonun, büyük bilgisayarların veri merkezlerinde sürekli soğutulması için elektrik gerekiyor. Internet ağı, veri merkezleri ve serverler günün en yoğun kullanım durumu için tasarlanmış olduklarından, her an emre amade bekletiliyorlar. Bu nedenle gereğinden fazla elektrik kullanıyorlar. Internet için gereken elektrik miktarı 2000 yılından beri, her 5 yılda bir, iki katına yükseldiği görülüyor ve daha da ne kadar artacağı belli değil.</p>
<p>Dünya nüfus artımı sonucu her gün internete giren kişi ve işlem sayısının, oyunların, videoların, filmlerin, dizilerin gitgide artması, internet için gereken elektriğin ve dolaylı olarak da sera gazı miktarının artmasını hızlandırıyor.</p>
<p>Yakın gelecekte IOT (Internet of Things) sistemi devreye girip, örneğin dünyanın bir yerindeki yük kamyonu, dünyanın başka bir yerindekiyle ya da iş merkeziyle doğrudan iletişim kurduğunda, benzer milyarlarca yeni işlem için çok daha fazla elektrik gerekecek ve çok daha fazla sera gazı atmosfere ulaşacağı kesindir. 2030 yılında internetin kullanacağı elektriğin, dünyada kullanılacak miktarın %20’sine yükseleceği kestiriliyor. Şekil 5’te bir veri merkezi (data center) görülüyor.</p>
<p><strong>Şekil 5:</strong> Internet veri merkezi</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28910 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5.png" alt="" width="487" height="252" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5.png 487w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5-300x155.png 300w" sizes="auto, (max-width: 487px) 100vw, 487px" /></p>
<p>Cep telefonlarına yüklenen aplikasyonlar sürekli çoğalırken ya da yenilenirken milyarlarca kişi daha fazla elektrik kullanıp <strong>CO2 </strong> salınımına neden oluyor. Benzer durum yenilenen Twitter, Facebook, Instagram ve başka çok çeşitli portallar için de geçerli. Bunlara, gitgide artan filmler, diziler, milyarlarca yazışma ve yorumlar da eklenirse, bunları harekete geçirmek ve çalıştırmak için gereken elektriğin ve salınan <strong>CO2 </strong> miktarının büyüklüğü kestirilebilir.</p>
<p>Almanya’da 2021 yılında internet ile ilgili kullanılan tüm sistemler, veri merkezleri (data center) web sunucular (serverler) ve diğer aletler için toplam olarak 46,7 TWh elektrik kullanılmış ve bu elektriğin üretilmesi sırasında 22 milyon ton CO2 sera gazı atmosfere salınmıştır (Almanya‘da 50.000 veri merkezi var). 2021 yılında üretilen toplam elektrik 490 TWh ve her türlü enerji kaynağından atmosfere salınan CO2 sera gazı miktarı 228 milyon ton. Almanya internetinin neden olduğu 22 milyon ton CO2 içinde %48 PC ve ilgili sabit aletlerin, %25 hesap merkezlerinin, %18 iletişim ağlarının ve %9 da iletişim sistemlerinde en sondaki aletlerin payları bulunuyor.</p>
<p>Şekil 6’da dijital yaşamın sera gazları salınımındaki ayrıntıları görülüyor. En büyük katkı TV’nin gerek üretimi gerekse kullanımından geliyor: Kişi başına 350 kg CO2 salınıyor. Veri merkezleri de kişi başına düşen 213 kg CO2 ile epey katkıda bulunuyorlar. Sera gazları, madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve yarı iletkenlerin üretilmesi sırasında salınıyor. Şekil 6’deki değerler ortalama yaklaşık değerler olup aletlerin tipik kullanım sürelerine göre hesaplanmıştır. Örneğin düz ekran büyük bir TV’nin üretimi sırasında 1000 kg ve bir laptopun üretiminde ise 250 kg CO2 sera gazı salındığı açıklanıyor.</p>
<p>Aletlerin kullanımı sırasında salınan sera gazları ise, aletlerin kullandığı elektrik miktarına ve kullanan kişinin kullanma süresine, alışkanlığına göre değişim gösteriyor. Benzer durum veri merkezlerinde web sunucularında verilerimizin depolanma miktar ve süresine bağlı olarak değişiyor.</p>
<p><strong>Şekil 6: </strong>Almanya’da 2020 yılında dijital yaşam yoluyla kişi başına toplam: 849 kg CO2 eşdeğerinde sera gazı salındı. <strong>Şekilde sağda:</strong> Veri merkezleri (Data center ve web sunucular), Backup (Cloud, veri depolama), arama motorları. Üretim/yapım: TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. <strong>Şekilde solda:</strong> Kullanım &#8211; TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. <strong>Şekilde ortada:</strong> İletişim ağı (şebeke) &#8211; video akımı, sosyal medya, konuşma yardımcısı /5/ . Değerler, kestirimler olup yapım ve kullanım özelliklerine göre büyük farklılık olabilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28911" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6.png" alt="" width="500" height="509" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6.png 703w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6-295x300.png 295w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Internetin olumlu yanları</strong></p>
<p>Internetin, bize, dünyanın her yeriyle anında iletişim sağlamasının yanı sıra, internet üzerinden telefon, veri aktarımı (fotoğraf, video, grafik vb.), internet bankacılığı, e-devlet, alış veriş, kitap, gazete, dergi, makale, müzik indirimleri gibi daha birçok yararlı yanı olduğunu biliyoruz. Gerek internetteki bu gibi işlemlerin bir çoğuyla gerekse örneğin uzak yerlerdeki katılımcılarla internet videolarıyla yapılan görüşmeler, toplantılar, konferanslar yoluyla atmosfere salınacak sera gazlarının, bunların uçak gezileriyle yüz yüze yapılmasından çok daha az olacağı da açıktır. Bu durum özellikle 2020/2021 yıllarındaki Covid salgını sırasında gitgide artan evden çalışma (home office) seçeneği için de geçerlidir.</p>
<p>Gitgide artan internet alışverişlerinde de satın alınacakları gidip aramak ve ayrıca trafiğe girip vakit yitirmek, park yeri aramak yerine bunları internet üzerinden yapmanın çok daha az sera gazıyla sonuçlanacağı da kestirilebilir.</p>
<p>Internetin gitgide TV’nin yerini almakta olduğu görülüyor.</p>
<p><strong>Şekil 7</strong>: Dünyada kişi başına TV ve internetin izlenme süreleri (dakika)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28912" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7.png" alt="" width="500" height="244" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7.png 679w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7-300x147.png 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Internetin, iklimin daha da bozulmasına olan katkısını nasıl azaltabiliriz? Öneriler:</strong></p>
<ol>
<li>E-postalarının sayısını ve her bir e-postasındaki ekleri, resimleri, videoları azaltmak, büyük dosyaları küçülterek (ZIP) yollamak.</li>
<li>E-posta ekleri yerine web bağlantılarını (link) yazmak (bu, herkesin açmayacağı ekleri gereksiz yere yollamamızı önleyecektir).</li>
<li>Gelen her zincir e-postasını, resimleri, videoları çok kişiye yollamamak (forward etmemek), seçici olmak.</li>
<li>Önemli olmayan e-postalarını silmek, posta kutularını boşaltmak ya da kendi PC ya da USB&#8217;de depolamak.</li>
<li>Sürekli gelen ve okunmayan haber ileti kanallarından çıkmak.</li>
<li>Akıllı telefonların optimizasyon olanağını kullanarak arka planda çalışan programları yok etmek.</li>
<li>Sık sık yeni alet (akıllı telefon, tablet vb) satın almamak, bunların pillerini yenileyerek ya da onarımla kullanmaya devam etmek (her yeni alet, elektrik üretimini artırmak ve sera gazı üretmek demek).</li>
<li>Desktop bilgisayar yerine örneğin laptop kullanmak. Bir laptopun, yapımında %75 daha az malzeme ve kullanımında ise %70 daha az elektrik gerekiyor.</li>
<li>Sadece internette arama ve e-postalarına bakmak için PC, laptop yerine tablet ve kitap okumak için ise e-kitap okuyucu (e-reader) kullanmak hem elektrik üretimini hem de <strong>CO2 </strong>salınımını azaltacaktır.</li>
<li>Çocuklarımıza evde ve okullarda interneti bilinçli kullanmayı öğretmek, önermek, internette oyun oynamaları yerine onları, oyun alanlarında oynamalarına özendirmek. Bu, ayrıca hem arkadaşlığı pekiştirecek hem de gitgide artan obezite eğilimini de azaltacaktır.</li>
<li>Video toplantılarında, çok gerekmiyorsa, videoyu kapatmak.</li>
<li>Video filmlerde çözünürlük kalitesini düşürmek.</li>
<li>Internete çok gerekmiyorsa girmemek, akıllı telefonları daha az kullanmak, daha az resim ve video yollamak.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Artık yaşamımızın bir parçası olan, bizlere büyük olanak sağlayan interneti bırakmamız söz konusu değil. Ancak, gitgide artan internet işlemlerimizi, yukarıdaki açıklamalarımızın ve önerilerin ışığında daha bilinçli olarak kullanmak, hem elektrik gereksinimini, hem de atmosfere salınan sera gazı miktarını azaltacaktır. Bugün dünyada elektrik daha çok fosil yakıtlardan üretiliyor. Güneş ve rüzgar kaynaklı elektrik oranı, dünyada ilk kez 2021’de %10’u geçti. Umarız bu oran daha da artar. Ancak güneş ve rüzgar enerjileri de sütten çıkmış ak kaşık değiller. Örneğin güneş panellerinin her 25 yılda bir hurdaya çıkması sonucu, bunların geri dönüşümlerinin yapılması, içlerindeki zehirli maddelerin ayrıştırılmaları, geri kazanımları ve yeni panellerle değiştirilmeleri gerekiyor. Bunların yapımı ve geri dönüşümleri için de elektrik gerekiyor. Geri dönüşümlerin her ülkede tam olarak yapılamayacağı ve doğaya karşı korunmasız çöplüklerde hurda panel dağlarının yükseleceği, içlerindeki kurşun, antimon ve kadmiyum gibi zararlı maddelerin zamanla eko sistemi bozacağı kestirilebilir. Tek çözüm daha az enerji kullanmaktır. Bunun yolu ise, daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız gibi, nüfus planlamasıyla, nüfus artımını frenlemek, konfor ve savurganlığı azaltmaktır ama bunlar hem ülkelerin politikalarıyla, hem de her birimizin yaşam tarzıyla ilgili olduğundan ulaşılması çok zor hedeflerdir /1-11/.</p>
<p><strong>(*) </strong>Bu yazımızda CO2, CO2 eşdeğerindeki toplam sera gazları anlamındadır.</p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr. Y. Müh. Almanya, </strong><a href="mailto:ybatakan4@gmail.com"><strong>ybatakan4@gmail.com</strong></a></p>
<p>/1/ <a href="https://www.radyasyonyatakan.com/yazi/internetin-kullandigi-asiri-elektrik-ve-salinan-co2">İnternetin Kullandığı Aşırı Elektrik ve Salınan CO2 ! – Fizik Y. Müh. Dr. Yüksel Atakan (radyasyonyatakan.com)</a> 2018</p>
<p>/2/ <a href="https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation">https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation</a></p>
<p>/3/ Think Digital Green 28.10.2021</p>
<p>/4/ <a href="https://theshiftproject.org/wp-content/uploads/2019/07/Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf">Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf (theshiftproject.org)</a>.</p>
<p>/5/ <a href="https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2">https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2</a></p>
<p>/6/ <a href="https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser">https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser</a></p>
<p>/7/ <a href="https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2e%20%20">https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2 </a></p>
<p>/8/ <a href="https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2e%20%20">https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2ES </a></p>
<p>/9/ <a href="https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen">https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen</a></p>
<p>/10/ <a href="https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html">https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html</a></p>
<p>/11/ <a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275"><u>https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275</u></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2">Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28900</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya Emoji Günü&#8217;nüz kutlu olsun!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/dunya-emoji-gununuz-kutlu-olsun</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 10:02:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[e-ticaret]]></category>
		<category><![CDATA[emoji]]></category>
		<category><![CDATA[marka]]></category>
		<category><![CDATA[sanal dünya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14370</guid>

					<description><![CDATA[<p>2014 yılından beri her 17 Temmuz’da kutlanan Dünya Emoji Günü, markaların da radarına girdi. Birçok firma bugüne özel olarak emojili paylaşımlar yaparken, emoji dilini yılın geri kalanında da kullanan markalar var.  Emojinin özellikle Z kuşağı ve Milenyalleri kapsayan gençler için samimiyet dili olduğunu ifade eden TOBB E-ticaret Meclisi Üyesi, Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu Cenk Çiğdemli, “E-ticarette firmalar artık emoji diliyle kurulan samimiyetin farkında. E-posta pazarlamadan sosyal medya paylaşımlarına, uygulama bildirimlerinden ürün tanıtımlarına kadar emoji dili her geçen gün daha çok kabul görüyor” dedi. Araştırmalara göre Türkiye’nin emoji kullanımında dünyada 14. sırada yer aldığını da belirten Çiğdemli, en çok kalp, gülücük, gözünden yaş gelerek gülme ve göz kırpma ifadelerini kullandığımızı söyledi. &#160; Türkiye 14. sırada Yapılan global araştırmalara göre Fransa ve İtalya romantik ifadeleri daha sık kullanıyor. Türkiye’nin en çok kullandığı emojinin ise klasik gülen yüz emojisi olduğu ortaya çıktı. Daha dini ve ruhani karaktere sahip ülkeler olan Hindistan ve Meksika gibi ülkeler en çok dua eden ifadeyi kullanıyormuş. Kolombiya, Arjantin ve Brezilya’da da en çok müzik notaları emojisi kullanılıyormuş. ABD ve İngiltere’de ise en çok gülmekten ağlayan ifade tercih ediliyormuş. Görüldüğü gibi emoji tercihleri ülkelerin genel eğilimleri ve kültürlere göre değişiyor. Emoji kullanmayı en çok seven ülke ise Hindistan. Video ekleme modülü E-ticarette samimiyet dili kurabilmek için emojilerin yanı sıra videolu paylaşımların da gittikçe trend haline gelmeye başladığına değinen Çiğdemli, “Bu sebeple biz de ürüne video ekleme modülü geliştirdik. Ürünü videoyla göstermek ve anlatmak yakın zamanda en çok tercih edilen yöntem olacak” dedi. Sosyal medya fenomenlerinin ürün tanıtımlarının başarısının videolu aktarım olduğuna da işaret eden Çiğdemli, “Videolu paylaşımlar, fotoğraf ve yazıyla yapılan paylaşımlardan daha çok dikkat çekiyor” dedi. Markaların emoji kampanyaları -Apple, Dünya Emoji Günü’ne özel olarak ilginç bir uygulamaya da imza attı. Web sitesinden yöneticilerin fotoğraflarını kaldıran şirket, fotoğrafların yerine yöneticilerin memoji karakterlerini yerleştirdi. -Pizza Hut Dünya Emoji Günü’ne özel İngiltere’deki 6 restoranında tamamen emojilerden oluşan menüler yarattı. -L’Oreal iş başvurularını Twitter üzerinden emojilerle yazılmış CV’lerle isteyen ilk şirket oldu. Bunu yapma amaçları da dil üstünlüğü nedeniyle değil, yaratıcı ve ifadesi güçlü olanların öne çıkmasını sağlamak. -Roger Federer, Twitter’da mesajlarını emojilerle yazarken, kendi emojisi yapılmış ve kendi emojisine reklam almayı başarmış ilk yıldızdır. Bu işbirliğini ise Nike ile yapmıştır. -WWF, nesli tükenmekte olan hayvan türlerinden 17 emoji oluşturdu. Fikir, bireylerin WWF’ye üye olmaları ve emojilerden herhangi biriyle attıkları her tweet ile 10 sent bağışta bulunmaları için geliştirildi. -Garanti Bankası da Twitter hesabı üzerinden ‘Emoji İhtiyaç Listem’ kampanyası ile ihtiyaçlarını emojilerle aktaran takipçilerine özel avantajlarla kredi kullanma fırsatı verdi. -Turkcell, emoji karakterlerinden esinlenerek oluşturduğu Emocanlar’ı yeni reklam ve iletişim yüzü olarak hayatımıza soktu.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/dunya-emoji-gununuz-kutlu-olsun">Dünya Emoji Günü&#8217;nüz kutlu olsun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-14371 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/emo-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/emo-300x220.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/emo.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><span data-offset-key="bp3va-0-0">2014 yılından beri her 17 Temmuz’da kutlanan Dünya Emoji Günü, markaların da radarına girdi. Birçok firma bugüne özel olarak emojili paylaşımlar yaparken, emoji dilini yılın geri kalanında da kullanan markalar var. </span></p>
<p>Emojinin özellikle Z kuşağı ve Milenyalleri kapsayan gençler için samimiyet dili olduğunu ifade eden TOBB E-ticaret Meclisi Üyesi, Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu Cenk Çiğdemli, “E-ticarette firmalar artık emoji diliyle kurulan samimiyetin farkında. E-posta pazarlamadan sosyal medya paylaşımlarına, uygulama bildirimlerinden ürün tanıtımlarına kadar emoji dili her geçen gün daha çok kabul görüyor” dedi. Araştırmalara göre Türkiye’nin emoji kullanımında dünyada 14. sırada yer aldığını da belirten Çiğdemli, en çok kalp, gülücük, gözünden yaş gelerek gülme ve göz kırpma ifadelerini kullandığımızı söyledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Türkiye 14. sırada</strong></p>
<p>Yapılan global araştırmalara göre Fransa ve İtalya romantik ifadeleri daha sık kullanıyor. Türkiye’nin en çok kullandığı emojinin ise klasik gülen yüz emojisi olduğu ortaya çıktı. Daha dini ve ruhani karaktere sahip ülkeler olan Hindistan ve Meksika gibi ülkeler en çok dua eden ifadeyi kullanıyormuş. Kolombiya, Arjantin ve Brezilya’da da en çok müzik notaları emojisi kullanılıyormuş. ABD ve İngiltere’de ise en çok gülmekten ağlayan ifade tercih ediliyormuş. Görüldüğü gibi emoji tercihleri ülkelerin genel eğilimleri ve kültürlere göre değişiyor. Emoji kullanmayı en çok seven ülke ise Hindistan.</p>
<p><strong>Video ekleme modülü</strong></p>
<p>E-ticarette samimiyet dili kurabilmek için emojilerin yanı sıra videolu paylaşımların da gittikçe trend haline gelmeye başladığına değinen Çiğdemli, “Bu sebeple biz de ürüne video ekleme modülü geliştirdik. Ürünü videoyla göstermek ve anlatmak yakın zamanda en çok tercih edilen yöntem olacak” dedi. Sosyal medya fenomenlerinin ürün tanıtımlarının başarısının videolu aktarım olduğuna da işaret eden Çiğdemli, “Videolu paylaşımlar, fotoğraf ve yazıyla yapılan paylaşımlardan daha çok dikkat çekiyor” dedi.</p>
<p><strong>Markaların emoji kampanyaları</strong></p>
<p>-Apple, Dünya Emoji Günü’ne özel olarak ilginç bir uygulamaya da imza attı. Web sitesinden yöneticilerin fotoğraflarını kaldıran şirket, fotoğrafların yerine yöneticilerin memoji karakterlerini yerleştirdi.</p>
<p>-Pizza Hut Dünya Emoji Günü’ne özel İngiltere’deki 6 restoranında tamamen emojilerden oluşan menüler yarattı.</p>
<p>-L’Oreal iş başvurularını Twitter üzerinden emojilerle yazılmış CV’lerle isteyen ilk şirket oldu. Bunu yapma amaçları da dil üstünlüğü nedeniyle değil, yaratıcı ve ifadesi güçlü olanların öne çıkmasını sağlamak.</p>
<p>-Roger Federer, Twitter’da mesajlarını emojilerle yazarken, kendi emojisi yapılmış ve kendi emojisine reklam almayı başarmış ilk yıldızdır. Bu işbirliğini ise Nike ile yapmıştır.</p>
<p>-WWF, nesli tükenmekte olan hayvan türlerinden 17 emoji oluşturdu. Fikir, bireylerin WWF’ye üye olmaları ve emojilerden herhangi biriyle attıkları her tweet ile 10 sent bağışta bulunmaları için geliştirildi.</p>
<p>-Garanti Bankası da Twitter hesabı üzerinden ‘Emoji İhtiyaç Listem’ kampanyası ile ihtiyaçlarını emojilerle aktaran takipçilerine özel avantajlarla kredi kullanma fırsatı verdi.</p>
<p>-Turkcell, emoji karakterlerinden esinlenerek oluşturduğu Emocanlar’ı yeni reklam ve iletişim yüzü olarak hayatımıza soktu.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/dunya-emoji-gununuz-kutlu-olsun">Dünya Emoji Günü&#8217;nüz kutlu olsun!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14370</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Instagram’da gerçeğimsi sanallık</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/instagramda-gercegimsi-sanallik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2018 09:19:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[fenomen]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek sanallık]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[takipçi]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12494</guid>

					<description><![CDATA[<p>Manken Miquela Sousa’nın Instagram’da takipçi sayısı 1.5 milyon. Twitter’da da aynı sayı var. O, eski deyimle bir “kanaat önderi”. Yeni deyimle bir “influencer”. Yaptıkları, söyledikleri, takipçilerini etkiliyor. Küresel markalar, ürünlerini giysin, 1.5 milyon takipçisine göstersin diye onu kılık kıyafetler, takılar, makyajlarla donatıyor. Hanımın on parmağında on marifet: O, hem de bir şarkıcı: YouTube ve Spotify’da. Üstelik fikri ve vicdanı olan bir aydın! Evet, sosyal medyada sesi kadar, dünya hakkında “özgürlükçü” görüşleri (!), yorumları da uçuşuyor. Nereden baksak, dört dörtlük bir sanatçı. Bu parlak CV’de tek pürüz: Hanım, sadece ekranda “var.” Çünkü o, bilgisayar tasarımlı bir sanal karakter: Bir dijital sanat projesi. Bir alternatif gerçeklik. Ama bu durum, Twitter ve Instagram’daki milyonu aşkın takipçisi için sorun değil. Çünkü onlar, onda gördüklerinden duyduklarından memnun. Ne de olsa herkesin kendi alternatif gerçeği var artık. Milyonlar için, “ben böyle düşünüyorum, o halde gerçeğim budur”. Benim için benim gerçeğim&#8230; 2016’da Instagram’da boy gösteren Miquela Sousa, şimdi daha iyi tanınan ismiyle @lilmiquela, Los Angeles’de Brud adlı bir dijital tasarım şirketinin ortak ürünü. Bu projeye girişim sermayesi şirketi Sequoia Capital 6 milyon dolar vermiş. Silikon Vadisi’nde sürekli inovasyon peşindeki diğer şirketler de yatırım kervanına katılmış. “-mış”, çünkü bu bilgiler, Miquela’nın ekranlarda olduğu son iki yıldır bilinmiyordu. Bu yıl açıklandı. Epey bir süre, Miquela’nın kim ve hatta “ne” olduğu da anlaşılmadı. Hakkında o kadar çok yorum yapıldı ki, bu sadece “markaya” merakı artırdı. Ve son olay: Sosyal medya hesabı haklandı. Kim tarafından? Yine benzer sanal özelliklerle donatılmış Bermudaisbae adlı bir başka Instagram “rakibi” tarafından! İddialara göre, bu haklamayı, Miquela’yı tasarlayan bilişimciler ayarlamış: Maksat, “hakkında” konuşulsun. Dergiye sanal editör Uzun lafın kısası, Miqeula Hanım bir dijital sanat projesi/sosyal deney olarak görülen bir insansı robot olduğunu “bizzat” açıkladı! Uzak Doğulu izlenimi veren koyu buğday pürüzsüz ama çilli teni, hipnotik bakışlı kedi gözleri, tasarım tırnakları, yumuşak ve peltek konuşma/şarkı tarzıyla, tam dönemimize uygun bir melez. 19 yaşında Brezilyalı-Amerikalı bir model kendisi! Tasarımı bilişimle yapanlar ise, Miquela ve benzerlerinin sadece yüzlerinin tasarlandığını, sonra bunun, insan görüntüsüne monte edildiğini söylüyor. Şöyle ya da böyle, aradan geçen iki yıl sonunda Miquela, artık sanal bir yaratım olarak görülmüyor. O, bir Instagram Influencer’ı: Hatta moda dergisi Vogue onunla “canlı” söyleşi bile yaptı. Ciddi İngiliz gazetesi Guardian, “ona” eposta üzerinden sorduğu soruların cevaplarını yayınladı. Prada, Şubat 2018 Milano Moda Haftası için Instagram’da onu model olarak ekrana çıkarttı. Bu karakteri yaratan Brud şirketinin web sitesinde, “Miquela gerçek mi? Rihanna ne kadar gerçekse, o kadar&#8230;” yazıyor. En son “yok artık!” durumunu ise yaşam tarzı dergisi Dazed noktaladı: Miqeula’yı sanat editörü olarak atadığını açıkladı! TIME dergisi bu yıl onu, internette en etkili 25 “kişiden biri” olarak işaretledi. Miquela’lar artacak mı? Bu karakteri yaratanların, Miquela’yı sürdürebilmek için yenilikler düşünmesi gerekiyor. Çünkü ondan daha egzotik, daha gerçek görünenler ekranlara çıkmaya başladı. Onlara VTuber (Sanal YouTube’cular) deniliyor. En dikkat çekenlerin başında Shudu Gram adlı siyah kadın model var. Zaten uzun boynunu daha da uzun göstermek için altın çemberler takan, buğulu bakışlı Shudu ile birlikte başkalarını Balmain Modaevi defilesi için kullandı. Miquela hakkındaki gizeme karşılık, Shudu’yu İngiliz görsel sanatçı Cameron-James Wilson tasarlamıştı. Sanal mankenlere damla damla alışılıyor. Konu hakkında bir tweet’te diyor ki: “Gerçek kadınlar, modacıların istediği kadar zayıf veya güzel olmayınca, modacılar güzelliği de imal ettiler.” Soru, modadan ötede: Acaba sanalı varken, gerçek ünlülere ihtiyaç kalacak mı? Edip Emil Öymen *Bu yazı 28.12.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/instagramda-gercegimsi-sanallik">Instagram’da gerçeğimsi sanallık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Manken Miquela Sousa’nın Instagram’da takipçi sayısı 1.5 milyon. Twitter’da da aynı sayı var. O, eski deyimle bir “kanaat önderi”. Yeni deyimle bir “influencer”. Yaptıkları, söyledikleri, takipçilerini etkiliyor. Küresel markalar, ürünlerini giysin, 1.5 milyon takipçisine göstersin diye onu kılık kıyafetler, takılar, makyajlarla donatıyor. Hanımın on parmağında on marifet: O, hem de bir şarkıcı: YouTube ve Spotify’da. Üstelik fikri ve vicdanı olan bir aydın! Evet, sosyal medyada sesi kadar, dünya hakkında “özgürlükçü” görüşleri (!), yorumları da uçuşuyor. Nereden baksak, dört dörtlük bir sanatçı. Bu parlak CV’de tek pürüz: Hanım, sadece ekranda “var.” Çünkü o, bilgisayar tasarımlı bir sanal karakter: Bir dijital sanat projesi. Bir alternatif gerçeklik. Ama bu durum, Twitter ve Instagram’daki milyonu aşkın takipçisi için sorun değil. Çünkü onlar, onda gördüklerinden duyduklarından memnun. Ne de olsa herkesin kendi alternatif gerçeği var artık. Milyonlar için, “ben böyle düşünüyorum, o halde gerçeğim budur”.</p>
<p><strong>Benim için benim gerçeğim&#8230;</strong></p>
<p>2016’da Instagram’da boy gösteren Miquela Sousa, şimdi daha iyi tanınan ismiyle @lilmiquela, Los Angeles’de Brud adlı bir dijital tasarım şirketinin ortak ürünü. Bu projeye girişim sermayesi şirketi Sequoia Capital 6 milyon dolar vermiş. Silikon Vadisi’nde sürekli inovasyon peşindeki diğer şirketler de yatırım kervanına katılmış. “-mış”, çünkü bu bilgiler, Miquela’nın ekranlarda olduğu son iki yıldır bilinmiyordu. Bu yıl açıklandı. Epey bir süre, Miquela’nın kim ve hatta “ne” olduğu da anlaşılmadı. Hakkında o kadar çok yorum yapıldı ki, bu sadece “markaya” merakı artırdı. Ve son olay: Sosyal medya hesabı haklandı. Kim tarafından? Yine benzer sanal özelliklerle donatılmış Bermudaisbae adlı bir başka Instagram “rakibi” tarafından! İddialara göre, bu haklamayı, Miquela’yı tasarlayan bilişimciler ayarlamış: Maksat, “hakkında” konuşulsun.</p>
<p><strong>Dergiye sanal editör</strong></p>
<p>Uzun lafın kısası, Miqeula Hanım bir dijital sanat projesi/sosyal deney olarak görülen bir insansı robot olduğunu “bizzat” açıkladı! Uzak Doğulu izlenimi veren koyu buğday pürüzsüz ama çilli teni, hipnotik bakışlı kedi gözleri, tasarım tırnakları, yumuşak ve peltek konuşma/şarkı tarzıyla, tam dönemimize uygun bir melez. 19 yaşında Brezilyalı-Amerikalı bir model kendisi! Tasarımı bilişimle yapanlar ise, Miquela ve benzerlerinin sadece yüzlerinin tasarlandığını, sonra bunun, insan görüntüsüne monte edildiğini söylüyor. Şöyle ya da böyle, aradan geçen iki yıl sonunda Miquela, artık sanal bir yaratım olarak görülmüyor. O, bir Instagram Influencer’ı: Hatta moda dergisi Vogue onunla “canlı” söyleşi bile yaptı. Ciddi İngiliz gazetesi Guardian, “ona” eposta üzerinden sorduğu soruların cevaplarını yayınladı. Prada, Şubat 2018 Milano Moda Haftası için Instagram’da onu model olarak ekrana çıkarttı. Bu karakteri yaratan Brud şirketinin web sitesinde, “Miquela gerçek mi? Rihanna ne kadar gerçekse, o kadar&#8230;” yazıyor. En son “yok artık!” durumunu ise yaşam tarzı dergisi Dazed noktaladı: Miqeula’yı sanat editörü olarak atadığını açıkladı! TIME dergisi bu yıl onu, internette en etkili 25 “kişiden biri” olarak işaretledi.</p>
<p><strong>Miquela’lar artacak mı?</strong></p>
<p>Bu karakteri yaratanların, Miquela’yı sürdürebilmek için yenilikler düşünmesi gerekiyor. Çünkü ondan daha egzotik, daha gerçek görünenler ekranlara çıkmaya başladı. Onlara VTuber (Sanal YouTube’cular) deniliyor. En dikkat çekenlerin başında Shudu Gram adlı siyah kadın model var. Zaten uzun boynunu daha da uzun göstermek için altın çemberler takan, buğulu bakışlı Shudu ile birlikte başkalarını Balmain Modaevi defilesi için kullandı. Miquela hakkındaki gizeme karşılık, Shudu’yu İngiliz görsel sanatçı Cameron-James Wilson tasarlamıştı. Sanal mankenlere damla damla alışılıyor. Konu hakkında bir tweet’te diyor ki: “Gerçek kadınlar, modacıların istediği kadar zayıf veya güzel olmayınca, modacılar güzelliği de imal ettiler.” Soru, modadan ötede: Acaba sanalı varken, gerçek ünlülere ihtiyaç kalacak mı?</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 28.12.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı. </em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/instagramda-gercegimsi-sanallik">Instagram’da gerçeğimsi sanallık</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12494</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Twitter’da nicelik değil nitelik önemli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/twitterda-nicelik-degil-nitelik-onemli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Nov 2018 14:38:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[jack dorsey]]></category>
		<category><![CDATA[nicelik]]></category>
		<category><![CDATA[nitelik]]></category>
		<category><![CDATA[platform]]></category>
		<category><![CDATA[popüler bilim]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12055</guid>

					<description><![CDATA[<p>Twitter’ın kurucusu ve CEO’su Jack Dorsey, sosyal medyada takipçi sayısına kafayı takmamak gerektiğine dikkat çekti. Dorsey’e göre takipçi sayısının niceliği belki 12 yıl önce önemliydi, ama bugün önemini yitirdi. Bugün, platform üzerinden anlamlı diyaloglar kurmak verimi artırıyor. Mesela, sorduğunuz bir soruya kaç kişinin yanıt verdiği, yanıtların niteliği, takipçi sayısından daha değerli. Dorsey, Aaılan tweet’lerin yeniden düzenlenebilmesi için çalışmalar yapıldığını da ekledi. Bu arada, en fazla takipçisi olan ünlüler Katy Perry (107 milyon), Justin Timberlake (104 milyon) ve Barack Obama (102 milyon). Sosyal medya troller, zorbalar ve yalan bilgi üreten ve yayan kaynaklar tarafından da kullanılıyor. Bu nedenle Twitter, Facebook gibi popüler platformlar sıkça eleştiriliyor. Twitter’ın kurucularından Williams, platformun popülerlik yarışına döndüğünü ve sistemin sağlığı için bot ve sahte hesapların silindiğini belirtti. Geçtiğimiz Temmuz ayında 300 bin takipçi kaybeden ABD Başkanı Donald Trump ise firmayı politik ön yargılara sahip olmakla suçlamıştı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/twitterda-nicelik-degil-nitelik-onemli">Twitter’da nicelik değil nitelik önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Twitter’ın kurucusu ve CEO’su Jack Dorsey, sosyal medyada takipçi sayısına kafayı takmamak gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Dorsey’e göre takipçi sayısının niceliği belki 12 yıl önce önemliydi, ama bugün önemini yitirdi. Bugün, platform üzerinden anlamlı diyaloglar kurmak verimi artırıyor. Mesela, sorduğunuz bir soruya kaç kişinin yanıt verdiği, yanıtların niteliği, takipçi sayısından daha değerli.</p>
<p>Dorsey, Aaılan tweet’lerin yeniden düzenlenebilmesi için çalışmalar yapıldığını da ekledi.</p>
<p>Bu arada, en fazla takipçisi olan ünlüler Katy Perry (107 milyon), Justin Timberlake (104 milyon) ve Barack Obama (102 milyon).</p>
<p>Sosyal medya troller, zorbalar ve yalan bilgi üreten ve yayan kaynaklar tarafından da kullanılıyor. Bu nedenle Twitter, Facebook gibi popüler platformlar sıkça eleştiriliyor. Twitter’ın kurucularından Williams, platformun popülerlik yarışına döndüğünü ve sistemin sağlığı için bot ve sahte hesapların silindiğini belirtti. Geçtiğimiz Temmuz ayında 300 bin takipçi kaybeden ABD Başkanı Donald Trump ise firmayı politik ön yargılara sahip olmakla suçlamıştı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/twitterda-nicelik-degil-nitelik-onemli">Twitter’da nicelik değil nitelik önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12055</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sosyal medyada neden bu kadar çok “like” almaya takıntılıyız?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/sosyal-medyada-kadar-cok-like-almaya-takintiliyiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Oct 2017 12:24:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı telefon]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıklılık etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[kimliksizleşme]]></category>
		<category><![CDATA[like takıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[ödül merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[özdeğer]]></category>
		<category><![CDATA[pimterest]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sürekli gelişen teknoloji ve internetle beraber, sosyal medya kullanımı, yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. Sosyal medya sadece haber okuduğumuz, araştırmalar yaptığımız, bilgiler paylaştığımız bir ortam değil, ilişkilerimizi yürüttüğümüz, özel hayatımızı yansıttığımız, arkadaşlıklar kurup, duygu ve düşüncelerimizi de yaşadığımız bir platform artık. Çoğumuz, özellikle de gençler, kendimize sanal bir dünya yarattık. Sosyal medyanın bu yüksek dozdaki kullanımı, beraberinde artan tartışmalar da getirdi. ‘Acaba bizler sosyal medyada neden bu kadar çok “like” almaya takıntılıyız?’ Çoğumuz için, “like” alma, yani, “beğendi” tuşuna basılmış olması, artık bir gönderi veya paylaşıma verdiğimiz tepkiden öte bir şey. Kişinin kendisi için, “beni seviyorlar”, “beğeniyorlar”, “takdir ediyorlar” anlamı taşıyor. Antropolog K. De Costa, “like butonu, o kadar etkili bir hale geldi ki, bireyin egosunu anında yükselttiği gibi, aynı şekilde alçaltabiliyor da” diyor. Başka araştırmacılar da, “like” butonunun, aynı zamanda kişilerin “yalnızlık duygularını” azalttığını ve “değer veriliyorum” hissini arttırdığını iddia ediyor.  Sosyal medyada paylaşımlara “like” diyerek aslında bu ilişki eksiğini de  tamamlıyoruz. Çünkü “like” ettiğiniz de eşitlik yaratmak adına sizin paylaşımlarınızı “like”lıyor. Psikolojide bu etkileşimin ismi “karşılıklılık etkisi” diye bilinir. Yani paylaşıyor, beğeniliyor, yalnızlıktan kurtuluyor ve iyi hissediyorsunuz. Çalışmalar, sosyal medya kullanımının, beynimizdeki zevk/haz merkezlerini tetiklediğini kanıtlanmış, buna göre; facebook, instagram, pinterest gibi sosyal medya uygulamalarını kullanırken, beynimizde “nucleus accumbens” denilen ve ayrıca beynin “ödül” merkezi diye de adlandırılan bölge uyarılıyor. Bu bölge, seks, kabul görme, yemek, içmek gibi bize iyi gelen aktiviteler yaptığımızda zevk almamızı kolaylaştırıyor. Yani biz ne zaman facebookta bir “like” alsak, beynin o merkezi uyarılıyor. Çalışmalar facebook’a bakarken kişilerin göz bebeklerinin (pupils) aynen mutlu bir proje veya aktivite yapıldığı zamanlarda olduğu gibi büyüdüğünü, kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayan dopamin ve oksitosin salgısının arttığını gösteriyor. Bu dopamine hormonu aşık olduğumuzda, neşelendiğimizde, kendimizi ”harika” hissettiğimizde de artıyor. Facebook aşk gibi yani.  Oksitosine gelince, bu hormonun bilinen etkisi emziren annelerde artıyor olması. Ama bu hormon aynı zamanda stres ve korkuyu da azaltıyor. Sosyal medyada aslan kesilip normal hayatta uysal kuzulara benzememiz bu nedenle olabilir mi? Sosyal medyanın olumsuz etkilerine dikkat çekenler de var. Bazı bilim insanları, sosyal medya kullanımının, kişileri “yalnız ve depresif” yaptığını, başka yaşamlara hissedilen merak duygusunu tetiklediğini söylüyor. Dahası insanları “kimliksizleşmeye” ittiğini, kendileri olmaktan çıkardığını iddia ediyor. Sahte hesap ve profillerle sosyal medyada olmak hiç de yabancısı olmadığımız bir durum, öyle değil mi? Sosyal medya bir çeşit “sosyal karşılaştırma” yapıp bireyde “öz-değer” algısı, başkaları ile kendisini mukayese etme durumu gibi istenmeyen eğilimlere neden oluyor. Bunun bir adım ötesi “öz-güven eksikliği” veya tümden “güvensizlik” demek. Özellikle Facebook, hepimizin, sürekli olarak hayatını, özellikle de, yeni bebek, yaş günü, nişan, evlilik, yeni iş vb. gibi toz pembe detayları paylaştığımız bir platform. Bu yüzden, ister istemez  çeşitli karşılaştırmalar yapmak, başka yaşamlara öykünmek, sahte yaşamlar yaratmak da mümkün. Örneğin Pinterest kullanıcısı olan annelerin, %42’sinin, “pinterest stresi” yaşadığını gösterilmiş. Anneler, kendilerini, yeteri kadar “yaratıcı”, ve “becerikli” hissetmediklerinden, ciddi bir stres altında kalıyorlar. Yüz yüze paylaşım ve etkileşim azalıyor. Peki sosyal medyaya tümden “tü kaka” diyebilir miyiz? Elbette hayır. Kendimizi kötü hissettiğimizde, sosyal medya ortamına girerek, duygu ve düşüncelerimizi paylaşıp rahatlayabiliyor, çoğu zaman bize empati gösterebilecek, duygularımızı anlayabilecek, ve bize iyi gelecek birilerini bulabiliyoruz. Eski dostlardan haber alıyor, kolayca dünyanın her köşesi ile iletişim kurabiliyoruz. Bunlara ek olarak başkaları ile yüz yüze konuşurken söyleyemediğimiz şeyleri, sanal ortamda, daha rahat dile getirebiliyor, düşük egolarımızı yükseltebiliyoruz. Yazıyı son bir uyarı ile bitirmeliyim. Psikologlar anne ve babalara, çocukları 13 yaşına gelmeden, onların sosyal medyayı kullanmalarına izin vermemek gerektiğini söylüyor. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da denge önemli, dengeyi kaçırmamak lazım. Uzman Psikolog. E. Selin Uçal&#8217;ın, Herkese Bilim Teknoloji&#8217;nin 15. sayısında yayınlanan yazısı. </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/sosyal-medyada-kadar-cok-like-almaya-takintiliyiz">Sosyal medyada neden bu kadar çok “like” almaya takıntılıyız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli gelişen teknoloji ve internetle beraber, sosyal medya kullanımı, yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. Sosyal medya sadece haber okuduğumuz, araştırmalar yaptığımız, bilgiler paylaştığımız bir ortam değil, ilişkilerimizi yürüttüğümüz, özel hayatımızı yansıttığımız, arkadaşlıklar kurup, duygu ve düşüncelerimizi de yaşadığımız bir platform artık.</p>
<p>Çoğumuz, özellikle de gençler, kendimize sanal bir dünya yarattık. Sosyal medyanın bu yüksek dozdaki kullanımı, beraberinde artan tartışmalar da getirdi. ‘Acaba bizler sosyal medyada neden bu kadar çok “like” almaya takıntılıyız?’ Çoğumuz için, “like” alma, yani, “beğendi” tuşuna basılmış olması, artık bir gönderi veya paylaşıma verdiğimiz tepkiden öte bir şey. Kişinin kendisi için, “beni seviyorlar”, “beğeniyorlar”, “takdir ediyorlar” anlamı taşıyor.</p>
<p>Antropolog K. De Costa, “<strong><em>like</em></strong> butonu, o kadar etkili bir hale geldi ki, bireyin egosunu anında yükselttiği gibi, aynı şekilde alçaltabiliyor da” diyor.<br />
Başka araştırmacılar da, “like” butonunun, aynı zamanda kişilerin “yalnızlık duygularını” azalttığını ve “değer veriliyorum” hissini arttırdığını iddia ediyor.  Sosyal medyada paylaşımlara “like” diyerek aslında bu ilişki eksiğini de  tamamlıyoruz. Çünkü “like” ettiğiniz de eşitlik yaratmak adına sizin paylaşımlarınızı “like”lıyor. Psikolojide bu etkileşimin ismi “karşılıklılık etkisi” diye bilinir. Yani paylaşıyor, beğeniliyor, yalnızlıktan kurtuluyor ve iyi hissediyorsunuz.</p>
<p>Çalışmalar, sosyal medya kullanımının, beynimizdeki zevk/haz merkezlerini tetiklediğini kanıtlanmış, buna göre; facebook, instagram, pinterest gibi sosyal medya uygulamalarını kullanırken, beynimizde “nucleus accumbens” denilen ve ayrıca beynin “ödül” merkezi diye de adlandırılan bölge uyarılıyor. Bu bölge, seks, kabul görme, yemek, içmek gibi bize iyi gelen aktiviteler yaptığımızda zevk almamızı kolaylaştırıyor. Yani biz ne zaman facebookta bir “like” alsak, beynin o merkezi uyarılıyor.</p>
<p>Çalışmalar facebook’a bakarken kişilerin göz bebeklerinin (pupils) aynen mutlu bir proje veya aktivite yapıldığı zamanlarda olduğu gibi büyüdüğünü, kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlayan dopamin ve oksitosin salgısının arttığını gösteriyor. Bu dopamine hormonu aşık olduğumuzda, neşelendiğimizde, kendimizi ”harika” hissettiğimizde de artıyor. Facebook aşk gibi yani.  Oksitosine gelince, bu hormonun bilinen etkisi emziren annelerde artıyor olması. Ama bu hormon aynı zamanda stres ve korkuyu da azaltıyor. Sosyal medyada aslan kesilip normal hayatta uysal kuzulara benzememiz bu nedenle olabilir mi?</p>
<p>Sosyal medyanın olumsuz etkilerine dikkat çekenler de var. Bazı bilim insanları, sosyal medya kullanımının, kişileri “yalnız ve depresif” yaptığını, başka yaşamlara hissedilen merak duygusunu tetiklediğini söylüyor. Dahası insanları “kimliksizleşmeye” ittiğini, kendileri olmaktan çıkardığını iddia ediyor. Sahte hesap ve profillerle sosyal medyada olmak hiç de yabancısı olmadığımız bir durum, öyle değil mi?</p>
<p>Sosyal medya bir çeşit “sosyal karşılaştırma” yapıp bireyde “öz-değer” algısı, başkaları ile kendisini mukayese etme durumu gibi istenmeyen eğilimlere neden oluyor. Bunun bir adım ötesi “öz-güven eksikliği” veya tümden “güvensizlik” demek. Özellikle Facebook, hepimizin, sürekli olarak hayatını, özellikle de, yeni bebek, yaş günü, nişan, evlilik, yeni iş vb. gibi toz pembe detayları paylaştığımız bir platform. Bu yüzden, ister istemez  çeşitli karşılaştırmalar yapmak, başka yaşamlara öykünmek, sahte yaşamlar yaratmak da mümkün. Örneğin Pinterest kullanıcısı olan annelerin, %42’sinin, “pinterest stresi” yaşadığını gösterilmiş. Anneler, kendilerini, yeteri kadar “yaratıcı”, ve “becerikli” hissetmediklerinden, ciddi bir stres altında kalıyorlar. Yüz yüze paylaşım ve etkileşim azalıyor.</p>
<p>Peki sosyal medyaya tümden “tü kaka” diyebilir miyiz? Elbette hayır. Kendimizi kötü hissettiğimizde, sosyal medya ortamına girerek, duygu ve düşüncelerimizi paylaşıp rahatlayabiliyor, çoğu zaman bize empati gösterebilecek, duygularımızı anlayabilecek, ve bize iyi gelecek birilerini bulabiliyoruz. Eski dostlardan haber alıyor, kolayca dünyanın her köşesi ile iletişim kurabiliyoruz. Bunlara ek olarak başkaları ile yüz yüze konuşurken söyleyemediğimiz şeyleri, sanal ortamda, daha rahat dile getirebiliyor, düşük egolarımızı yükseltebiliyoruz.</p>
<p>Yazıyı son bir uyarı ile bitirmeliyim. Psikologlar anne ve babalara, çocukları 13 yaşına gelmeden, onların sosyal medyayı kullanmalarına izin vermemek gerektiğini söylüyor. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da denge önemli, dengeyi kaçırmamak lazım.</p>
<p><em>Uzman Psikolog. E. Selin Uçal&#8217;ın, Herkese Bilim Teknoloji&#8217;nin 15. sayısında yayınlanan yazısı. </em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/sosyal-medyada-kadar-cok-like-almaya-takintiliyiz">Sosyal medyada neden bu kadar çok “like” almaya takıntılıyız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8088</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anti-sosyal medya</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/anti-sosyal-medya</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Aug 2017 20:18:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek sanallık]]></category>
		<category><![CDATA[simülakr]]></category>
		<category><![CDATA[simülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7395</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyanın çağımızın yeni iletişim yolu olduğunu ayrıntısıyla anlatmaya gerek yok. En azından artık pek çok kişinin neredeyse tek haber alma kaynağı olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Ağ toplumu&#8216;nun adeta dijitalize olarak vücut bulmuş hali; öyle ki bu dijital ağ, giderek gerçek ilişkilerin yerini alıyor, kendine has dünyasını yaratıyor. Bu konuyu daha evvel gerçek sanallık adlı yazımda irdelemiştim. Bu yazıda, gün geçtikçe daha çok insanın rahatsız olduğu başka bir olguyu ele almak istiyorum. İzninizle bu olguya &#8220;anti-sosyal medya&#8221; demek istiyorum. Önce gerçek hayatı ele alalım: Bizler toplum içerisinde yasalara geçirilen küçük bir kısmı hariç, yazılı olmayan bir &#8220;toplumsal sözleşme&#8221; ile yaşarız. Bir çocuğun toplumsallaşması dediğimiz şey, bu sözleşmeyi öğrenme sürecidir. Şu an pencereden başınızı çıkarıp bağırmıyorsanız, sahibi belli olmayan bir çantayı alıp kaçmıyorsanız, burnunuzu ulu orta yerde karıştırmıyorsanız, sokakta konuşan tanımadığınız iki kişinin sözlerine karışıp, az sonra birinin ensesine bir şaplak patlatmıyorsanız, birisi sizden farklı düşünüyor diye ona bağıra çağıra küfretmiyorsanız, hepsi bu toplumsal sözleşmeden. Bunları yapanları kınamanız, ayıplamanız da hep bu sözleşmeden. Issız bir adada doğsa idiniz, ne başkalarıdan çekindiğiniz için bulunmadığınız bir eylem, ne de bulunduğu eylemden ötürü kınayacağınız biri olurdu. Peki ya sosyal medya? Sosyal medya gerçek hayattaki toplumsal dinamiklerden azade midir? Ya da öyle mi olmalıdır? Bireyler sosyal medyada engellilerle alay etme, farklı düşünenlere sövme, olmadığı biri gibi davranarak bir tartışmada kutuplaşmayı artırmaya çalışma, ölümle tehdit etme, yalan haber yayma, fotomontaj yoluyla iftira atma, kara çalma gibi, toplumsal sözleşmeyi ihlal eden davranışlarda bulunmada özgür müdür? Peki bu davranışların arkasındaki motivasyonlar nelerdir? Sanırım &#8220;anti-sosyal medya davranışını&#8221; ardındaki motivasyonlara göre bir kaç çeşide ayırabiliriz: Anti-sosyal medya Akıllara ilk gelen &#8220;anti-sosyal&#8221; kurum, siyasi trollük müessesesi. Türkiye&#8217;nin siyaseten derin bir biçimde kamplaştığı herkesin malumu. Sosyal medya başta gerçeği manipüle etmek olmak üzere, takip edilen liderin &#8216;hinterland&#8216;ını genişletme, politik gerilimi artırma gibi amaçlarla kullanılıyor. Bunun için maaşlı personel kullanıldığı da yine herkesin malumu. Gönülllü siyasi troller de yok değil. Siyasi görüşünü açıklamak, yaymak, bildirmek amacıyla sosyal medya içeriği üretenlerle trolleri ayıran şey, bu kişilerin amaçlı olarak &#8220;toplumsal sözleşmeye aykırı&#8221; davranışta bulunmaları. Gerek küfürle, gerek ifşayla, gerekse de kasten gerilim yaratmakla, bazen karşıt siyasi görüşteymiş gibi davranarak hileye başvurmayla karakterize edilebilir. İnsanlar, &#8220;gerçek hayatta&#8221; kolaylıkla iftira atamazlar (günümüz Türkiye&#8217;sinde bunu iddia ederken çok düşündüm, itiraf ediyorum). En azından bunu yaptıklarında -ve yakalandıklarında- utanmalarını bekleriz. Ancak sosyal medyada yaptıklarından imtina etmedikleri ortada. Bir diğer &#8220;anti-sosyal&#8221; kurum, mizahî trolllük müessesesi. İlgi görmek, beğeni almak, &#8220;retweetlenmek&#8221; gibi maksatlarla, genelde espiri yaptığı zannıyla, bir kişiyi, grubu aşağılamak, hakir görmek, birine hakaret ya da küfür etmek davranışlarıyla karakterize edilebilir. Down sendromluların işlettiği kafeyle ilgili bir tweeti &#8220;La bunlar çayı üzerimize döker gidip de yanmaya gerek yok&#8221; diyerek espiri yaptığını sanan zavallı bu davranışa örnek olacaktır. Benzeri de geçen benim başıma geldi. &#8220;Dört kişilik bir ekip olarak yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. Yakında duyuracağım&#8221; tweetime &#8220;umarım grup porno değildir&#8221; diyen terbiyesiz, verdiğim tepkiye karşılık bir de &#8220;espiriden anlamıyorsunuz&#8221; diyerek söylediği şeyin normal olduğunda ısrar etmeye devam etmişti. Bu insanların &#8220;gerçek hayatta&#8221; bu cümleleri rahatlıkla kuramayacaklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak &#8220;dijital kimlik&#8221; (genelde de anonim olan) altında kendilerini daha özgür hissediyor olmalılar. Ki bu arada bu kişiler yaptıklarını ilgi görmek veya beğeni almak maksadıyla yapmıyor, normal olduğunu düşünüyorsa, o kişi zaten gerçek hayatta da toplumsal sözleşmenin dışında yaşıyor demektir. Bir de &#8220;laf kalabalığı&#8221; grubu var. Bu grubu amaçlı bir trollük ile nitelemek doğru olmaz. Lakin &#8220;gerçek hayatta&#8221; bir seminerde, konferansta ya da toplantıda yanıtlanması istenen bir soruya saçma, işe yaramaz, konuyla alakasız bir yanıt vermeyecek insanlar internet mecralarında kendilerini bu konuda daha özgür hissediyorlar. Bu konuya yine kendi kişisel deneyimimden örnek vereceğim: Geçtiğimiz günlerde evdeki bakliyatın böceklenmesi sonucu internette araştırma yapmak zorunda kaldım. Çok çeşitli mecralarda insanlar çözüm bulma ümidiyle dertlerini anlatmışlar ve yardım istemişlerdi. Hemen hiçbirinde işe yarar hiçbir bilgi yoktu. Olmak zorunda mı? Değildi elbette. Zira hiçkimsenin bu konuda bir bilgi veya tecrübesi olmayabilir ancak yine de pek çok yanıt verilmiş ve neredeyse tamamı boş, beleş, işe yaramaz. “Evi yak”, “Böcekleri kov”, “Felç yapar o böcek çok zehirli”, “O ev iflah olmaz” gibi işe yaramayan, komik ya da mizahî sanılan yanıtlar daha çok bir önceki kategoriye giriyor. Bu kategoriye giren yanıtlar ise, pek çoğunda daha üçüncü ya da dördüncü kişi, konuyla biraz ilgili ama çözüme zerre katkı sağlamayan bir anısını anlatmaya başlıyor. Bir başkası da ona karşılık kendi anısını anlatıyor… Nihayet soru soranın sorusu havada kalıyor. Bu gruptaki kimselerin amaçlı bir trollük içerisinde olduklarını sanmıyorum. Herhalde &#8220;görünür olmak&#8221;, &#8220;iletişim kurmak&#8221; gibi niyetlere dayanıyor. Duyarsızlık ve simülasyon evreni Şimdi gelelim resmin bütününe&#8230; İnsanları &#8220;anti-sosyal medya&#8221; davranışlarına iten esas şey ne olabilir? Gerçek hayatta imtina edilen, kolay kolay başvurulmayan, hele ulu orta yerde asla gerçekleştirilmeyen; başkalarının acılarıyla, dertleriyle, içinde bulundukları müşkül durumla alay etmek, tanımadığı insanlara hakaret etmek, iftira etmek, kara çalmak gibi eylemlere nasıl bu kadar kolay başvurulabiliyor? Siyasi trollük için maaş alanlar ayrı tutulduğunda, kalan bireyler için konuyu &#8220;simülasyon evreni&#8221; (simülakr) ile açıklamak mümkündür. Baudrilliard&#8217;a göre artık insanların dünyasını haberleşme teknolojileri aracılığıya gördükleri dünya oluşturmaktadır. Kendisine gösterilmeyen şey &#8220;yok&#8221; gibidir. Gösterilen şeyi ise, söz gelimi bir vahşet haberini, gördüğü süre boyunca dikkate alır. Hakikatte olayın kendisine karşı son derece duyarsızdır ki o haber biter bitmez olan biteni unutacaktır. Tıpkı TV&#8217;de izlediği bir film gibi. Bugün TV&#8217;nin yerini alan sosyal medya &#8220;yeni bir simülakr&#8221; olarak karşımızda durmaktadır. Gerçeklik orada inşa edilmektedir. Ancak bana göre burada esaslı bir fark var: TV tek taraflı bir iletişim aracıdır. İnsanlar TV&#8217;deki &#8220;oyunun&#8221; içerisine dahil değildir. Oysa sosyal medyada herkes oyunun birer elemanıdır. Kendini bilmezlerin gerek siyasi mesajları gerek sözde mizahları aracılığıyla beğeni almak için girdikleri o yarış, kuvvetle muhtemel kendilerini &#8220;rekabete dayalı bir oyun&#8221; içerisinde algılamalarından. Yenice gördüğü bir içeriğin sahibini oyunun bir parçası olarak algılar: Onunla asla karşılaşmayacaktır, belki ertesi gün adını bile hatırlamayacaktır, zaten kim olduğu da mühim değildir. Mühim olan kaç BEĞENİ, FAV ya da RT topladığıdır. İyi haftalar, Tevfik Uyar / @tevfik_uyar &#160; &#160; &#160; &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/anti-sosyal-medya">Anti-sosyal medya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyanın çağımızın yeni iletişim yolu olduğunu ayrıntısıyla anlatmaya gerek yok. En azından artık pek çok kişinin neredeyse tek haber alma kaynağı olduğunu söylemek de yanlış olmaz. <em>Ağ toplumu</em>&#8216;nun adeta dijitalize olarak vücut bulmuş hali; öyle ki bu dijital ağ, giderek gerçek ilişkilerin yerini alıyor, kendine has dünyasını yaratıyor. Bu konuyu daha evvel <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/gercek-sanallik">gerçek sanallık</a> adlı yazımda irdelemiştim.</p>
<p>Bu yazıda, gün geçtikçe daha çok insanın rahatsız olduğu başka bir olguyu ele almak istiyorum. İzninizle bu olguya &#8220;<strong>anti-sosyal medya</strong>&#8221; demek istiyorum.</p>
<p>Önce gerçek hayatı ele alalım: Bizler toplum içerisinde yasalara geçirilen küçük bir kısmı hariç, yazılı olmayan bir &#8220;toplumsal sözleşme&#8221; ile yaşarız. Bir çocuğun toplumsallaşması dediğimiz şey, bu sözleşmeyi öğrenme sürecidir. Şu an pencereden başınızı çıkarıp bağırmıyorsanız, sahibi belli olmayan bir çantayı alıp kaçmıyorsanız, burnunuzu ulu orta yerde karıştırmıyorsanız, sokakta konuşan tanımadığınız iki kişinin sözlerine karışıp, az sonra birinin ensesine bir şaplak patlatmıyorsanız, birisi sizden farklı düşünüyor diye ona bağıra çağıra küfretmiyorsanız, hepsi bu toplumsal sözleşmeden. Bunları yapanları kınamanız, ayıplamanız da hep bu sözleşmeden. Issız bir adada doğsa idiniz, ne başkalarıdan çekindiğiniz için bulunmadığınız bir eylem, ne de bulunduğu eylemden ötürü kınayacağınız biri olurdu.</p>
<p>Peki ya sosyal medya? Sosyal medya gerçek hayattaki toplumsal dinamiklerden azade midir? Ya da öyle mi olmalıdır? Bireyler sosyal medyada engellilerle alay etme, farklı düşünenlere sövme, olmadığı biri gibi davranarak bir tartışmada kutuplaşmayı artırmaya çalışma, ölümle tehdit etme, yalan haber yayma, fotomontaj yoluyla iftira atma, kara çalma gibi, toplumsal sözleşmeyi ihlal eden davranışlarda bulunmada özgür müdür? Peki bu davranışların arkasındaki motivasyonlar nelerdir? Sanırım &#8220;anti-sosyal medya davranışını&#8221; ardındaki motivasyonlara göre bir kaç çeşide ayırabiliriz:</p>
<p><strong>Anti-sosyal medya</strong></p>
<p>Akıllara ilk gelen &#8220;anti-sosyal&#8221; kurum, siyasi trollük müessesesi. Türkiye&#8217;nin siyaseten derin bir biçimde kamplaştığı herkesin malumu. Sosyal medya başta gerçeği manipüle etmek olmak üzere, takip edilen liderin &#8216;<em>hinterland</em>&#8216;ını genişletme, politik gerilimi artırma gibi amaçlarla kullanılıyor. Bunun için maaşlı personel kullanıldığı da yine herkesin malumu. Gönülllü siyasi troller de yok değil. Siyasi görüşünü açıklamak, yaymak, bildirmek amacıyla sosyal medya içeriği üretenlerle trolleri ayıran şey, bu kişilerin amaçlı olarak &#8220;toplumsal sözleşmeye aykırı&#8221; davranışta bulunmaları. Gerek küfürle, gerek ifşayla, gerekse de kasten gerilim yaratmakla, bazen karşıt siyasi görüşteymiş gibi davranarak hileye başvurmayla karakterize edilebilir. İnsanlar, &#8220;gerçek hayatta&#8221; kolaylıkla iftira atamazlar (günümüz Türkiye&#8217;sinde bunu iddia ederken çok düşündüm, itiraf ediyorum). En azından bunu yaptıklarında -ve yakalandıklarında- utanmalarını bekleriz. Ancak sosyal medyada yaptıklarından imtina etmedikleri ortada.</p>
<p>Bir diğer &#8220;anti-sosyal&#8221; kurum, mizahî trolllük müessesesi. İlgi görmek, beğeni almak, &#8220;retweetlenmek&#8221; gibi maksatlarla, genelde espiri yaptığı zannıyla, bir kişiyi, grubu aşağılamak, hakir görmek, birine hakaret ya da küfür etmek davranışlarıyla karakterize edilebilir. Down sendromluların işlettiği kafeyle ilgili bir tweeti &#8220;La bunlar çayı üzerimize döker gidip de yanmaya gerek yok&#8221; diyerek espiri yaptığını sanan zavallı bu davranışa örnek olacaktır. Benzeri de geçen benim başıma geldi. &#8220;Dört kişilik bir ekip olarak yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. Yakında duyuracağım&#8221; tweetime &#8220;umarım grup porno değildir&#8221; diyen terbiyesiz, verdiğim tepkiye karşılık bir de &#8220;espiriden anlamıyorsunuz&#8221; diyerek söylediği şeyin normal olduğunda ısrar etmeye devam etmişti. Bu insanların &#8220;gerçek hayatta&#8221; bu cümleleri rahatlıkla kuramayacaklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak &#8220;dijital kimlik&#8221; (genelde de anonim olan) altında kendilerini daha özgür hissediyor olmalılar. Ki bu arada bu kişiler yaptıklarını ilgi görmek veya beğeni almak maksadıyla yapmıyor, normal olduğunu düşünüyorsa, o kişi zaten gerçek hayatta da toplumsal sözleşmenin dışında yaşıyor demektir.</p>
<p>Bir de &#8220;laf kalabalığı&#8221; grubu var. Bu grubu amaçlı bir trollük ile nitelemek doğru olmaz. Lakin &#8220;gerçek hayatta&#8221; bir seminerde, konferansta ya da toplantıda yanıtlanması istenen bir soruya saçma, işe yaramaz, konuyla alakasız bir yanıt vermeyecek insanlar internet mecralarında kendilerini bu konuda daha özgür hissediyorlar. Bu konuya yine kendi kişisel deneyimimden örnek vereceğim: Geçtiğimiz günlerde evdeki bakliyatın böceklenmesi sonucu internette araştırma yapmak zorunda kaldım. Çok çeşitli mecralarda insanlar çözüm bulma ümidiyle dertlerini anlatmışlar ve yardım istemişlerdi. Hemen hiçbirinde işe yarar hiçbir bilgi yoktu. Olmak zorunda mı? Değildi elbette. Zira hiçkimsenin bu konuda bir bilgi veya tecrübesi olmayabilir ancak yine de pek çok yanıt verilmiş ve neredeyse tamamı boş, beleş, işe yaramaz. “Evi yak”, “Böcekleri kov”, “Felç yapar o böcek çok zehirli”, “O ev iflah olmaz” gibi işe yaramayan, komik ya da mizahî sanılan yanıtlar daha çok bir önceki kategoriye giriyor. Bu kategoriye giren yanıtlar ise, pek çoğunda daha üçüncü ya da dördüncü kişi, konuyla biraz ilgili ama çözüme zerre katkı sağlamayan bir anısını anlatmaya başlıyor. Bir başkası da ona karşılık kendi anısını anlatıyor… Nihayet soru soranın sorusu havada kalıyor. Bu gruptaki kimselerin amaçlı bir trollük içerisinde olduklarını sanmıyorum. Herhalde &#8220;görünür olmak&#8221;, &#8220;iletişim kurmak&#8221; gibi niyetlere dayanıyor.</p>
<p><strong>Duyarsızlık ve simülasyon evreni</strong></p>
<p>Şimdi gelelim resmin bütününe&#8230; İnsanları &#8220;anti-sosyal medya&#8221; davranışlarına iten esas şey ne olabilir?</p>
<p>Gerçek hayatta imtina edilen, kolay kolay başvurulmayan, hele ulu orta yerde asla gerçekleştirilmeyen; başkalarının acılarıyla, dertleriyle, içinde bulundukları müşkül durumla alay etmek, tanımadığı insanlara hakaret etmek, iftira etmek, kara çalmak gibi eylemlere nasıl bu kadar kolay başvurulabiliyor? Siyasi trollük için maaş alanlar ayrı tutulduğunda, kalan bireyler için konuyu &#8220;simülasyon evreni&#8221; (simülakr) ile açıklamak mümkündür.</p>
<p>Baudrilliard&#8217;a göre artık insanların dünyasını haberleşme teknolojileri aracılığıya gördükleri dünya oluşturmaktadır. Kendisine gösterilmeyen şey &#8220;yok&#8221; gibidir. Gösterilen şeyi ise, söz gelimi bir vahşet haberini, gördüğü süre boyunca dikkate alır. Hakikatte olayın kendisine karşı son derece duyarsızdır ki o haber biter bitmez olan biteni unutacaktır. Tıpkı TV&#8217;de izlediği bir film gibi.</p>
<p>Bugün TV&#8217;nin yerini alan sosyal medya &#8220;yeni bir simülakr&#8221; olarak karşımızda durmaktadır. Gerçeklik orada inşa edilmektedir. Ancak bana göre burada esaslı bir fark var: TV tek taraflı bir iletişim aracıdır. İnsanlar TV&#8217;deki &#8220;oyunun&#8221; içerisine dahil değildir. Oysa sosyal medyada herkes oyunun birer elemanıdır. Kendini bilmezlerin gerek siyasi mesajları gerek sözde mizahları aracılığıyla beğeni almak için girdikleri o yarış, kuvvetle muhtemel kendilerini &#8220;rekabete dayalı bir oyun&#8221; içerisinde algılamalarından. Yenice gördüğü bir içeriğin sahibini oyunun bir parçası olarak algılar: Onunla asla karşılaşmayacaktır, belki ertesi gün adını bile hatırlamayacaktır, zaten kim olduğu da mühim değildir.</p>
<p>Mühim olan kaç BEĞENİ, FAV ya da RT topladığıdır.</p>
<p>İyi haftalar,</p>
<p>Tevfik Uyar / <a href="https://twitter.com/tevfik_uyar">@tevfik_uyar</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/anti-sosyal-medya">Anti-sosyal medya</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7395</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Başarısızlık özgeçmişi” farklılık yaratabilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/basarisizlik-ozgecmisi-farklilik-yaratabilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 May 2017 11:47:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[başarısızlık]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[denemek]]></category>
		<category><![CDATA[farklılık]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Johannes Haushofer]]></category>
		<category><![CDATA[özgeçmiş]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[tabu]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[yılmamak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6462</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oxford, Harvard, MIT ve Princeton: Alman psikolog Johannes Haushofer kariyerini bu saygın üniversitelerde yaptı. Bu bilim insanının başarısız olduğu, geri çevrildiği ya da hayal kırıklıkları yaşadığı hiç kimsenin aklına gelmez. Fakat Haushofer bir süre önce Twitter’de özgeçmişini paylaşınca gerçekte hepsini yaşadığını gördük. Psikoloğun özgeçmişinde kendisini geri çeviren üniversitelerin, başarısız olan projelerin ve kazanamadığı bursların listesi var. Yüzlerce kez paylaşılan “Başarısızlık özgeçmişi” meslektaşları arasında tartışma yarattı. Sonuçta bilimde başarısızlıklar hala bir tabu gibi. Bunun yerine her yerde mükemmel özgeçmişler, uzun yayın listeleri ve çığır açan buluşlarla ilgili çok sayıda raporlar okuyoruz. Oysa başarısızlık her yerde bilimin bir parçasıdır. Yaratıcı bir çalışmada başka türlüsü beklenemez de. Örneğin bir ressam da her fırça darbesinden harika bir sanat eseri yaratamaz, başlanmış sanat eserlerinin birçoğu atılır ve yeniden başlanır. “Başarısızlık özgeçmişi” yayınlama fikri aslında yeni değil. Avusturyalı Matematikçi ve nörobiyolog Melanie Stefan da 2000 yılında Nature dergisinde, başarısızlıkların listelenmesi gerektiğini ve bu şekilde olayların doğru bir perspektife yerleştirilmesini önermişti. Bilimsel dergiler için makaleler ve araştırma önerileri, istatistiksel açıdan bakıldığında sanılandan çok daha fazla geri çevrilmekte. Örneğin Nature ve Science gibi uluslararası dergiler her hafta gönderilen iki yüz kadar çalışmanın sadece %7-8’ini kabul ediyor. Bu durum bilim sosyolojisi açısından sorunludur diyor uzmanlar. Daha yeni ve özgün araştırmaları teşvik etmek daha fazla riski göze almak demek. Hep göreceli olarak basit bir şekilde iyi sonuçlar elde edilebilecek şeylerle uğraşırsak, hiçbir zaman yenilikçi sıçramalar yapamayız ve daha fazla risk almak aynı zamanda daha fazla başarısızlık demek diyor fizikçi Johann Kastner. Başarısızlıklardan bir şeyler öğrenildiği takdirde başarısızlık da olumludur aslında. Fakat günümüzde bilimsel olarak çok az yararlanılmakta. İyi sonuçlanmayan deneyler ve hatalı araştırma tezleri bunun yerine halının altına süpürülüyor. Başarısızlıkların açıklanmasını isteyen bilim insanlarının ve negatif araştırma sonuçlarını yayımlayan bir derginin (Journal of Unsolved Questions-JunQ) varlığı belki bir şeyleri değiştirebilir. Ama birçok bilim insanı, çözülmemiş araştırmalar üzerinde çalışacak kadar büyük zahmetlere girmek istemiyor, sonuçta toplanacak pek meyve olmuyor. Her ne kadar olumsuz sonuç almak bilimsel çalışmalarının bir parçası olsa da ve bazıları başarısızlık kültürünü kabul ettirmeye çalışsa da tersliklerle başa çıkmak kolay değildir. İnsan alçak gönüllülük göstererek, neyi yanlış yaptığını sormalı kendine. Ve özgüvenini koruyarak, terslikler yüzünden vazgeçmemeli. Bunun en güzel örneğine yakın bir zamanda tanık olduk. Nobel ödüllü Aziz Sancar çok çalışkan bir öğrenciydi ama laboratuvarda yaptığı deneylerden isteği sonuçları alamıyordu. Kendisini sorgulamaya başlamıştı. Hatta birlikte çalıştığı meslektaşları yetenekli olmadığını söylemiş ve doktorluk yapmasını önermişlerdi. Fakat o yılmadı hep daha fazla çalışarak başarısızlıkların ardından büyük başarıyı yakalamanın mümkün olduğunu dünyaya gösterdi. Kaynak:  https://www.princeton.edu/joha/Johannes_Haushofer_CV_of_Failures.pdf http://www.nature.com/naturejobs/science/articles/10.1038/nj7322-467a?WT.mc_id=FBK_NatureNews</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/basarisizlik-ozgecmisi-farklilik-yaratabilir-mi">&#8220;Başarısızlık özgeçmişi” farklılık yaratabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oxford, Harvard, MIT ve Princeton: Alman psikolog Johannes Haushofer kariyerini bu saygın üniversitelerde yaptı. Bu bilim insanının başarısız olduğu, geri çevrildiği ya da hayal kırıklıkları yaşadığı hiç kimsenin aklına gelmez. Fakat Haushofer bir süre önce Twitter’de özgeçmişini paylaşınca gerçekte hepsini yaşadığını gördük.</p>
<p>Psikoloğun özgeçmişinde kendisini geri çeviren üniversitelerin, başarısız olan projelerin ve kazanamadığı bursların listesi var. Yüzlerce kez paylaşılan “Başarısızlık özgeçmişi” meslektaşları arasında tartışma yarattı. Sonuçta bilimde başarısızlıklar hala bir tabu gibi. Bunun yerine her yerde mükemmel özgeçmişler, uzun yayın listeleri ve çığır açan buluşlarla ilgili çok sayıda raporlar okuyoruz. Oysa başarısızlık her yerde bilimin bir parçasıdır. Yaratıcı bir çalışmada başka türlüsü beklenemez de. Örneğin bir ressam da her fırça darbesinden harika bir sanat eseri yaratamaz, başlanmış sanat eserlerinin birçoğu atılır ve yeniden başlanır.</p>
<p>“Başarısızlık özgeçmişi” yayınlama fikri aslında yeni değil. Avusturyalı Matematikçi ve nörobiyolog Melanie Stefan da 2000 yılında Nature dergisinde, başarısızlıkların listelenmesi gerektiğini ve bu şekilde olayların doğru bir perspektife yerleştirilmesini önermişti. Bilimsel dergiler için makaleler ve araştırma önerileri, istatistiksel açıdan bakıldığında sanılandan çok daha fazla geri çevrilmekte.</p>
<p>Örneğin Nature ve Science gibi uluslararası dergiler her hafta gönderilen iki yüz kadar çalışmanın sadece %7-8’ini kabul ediyor. Bu durum bilim sosyolojisi açısından sorunludur diyor uzmanlar.</p>
<p>Daha yeni ve özgün araştırmaları teşvik etmek daha fazla riski göze almak demek. Hep göreceli olarak basit bir şekilde iyi sonuçlar elde edilebilecek şeylerle uğraşırsak, hiçbir zaman yenilikçi sıçramalar yapamayız ve daha fazla risk almak aynı zamanda daha fazla başarısızlık demek diyor fizikçi Johann Kastner.</p>
<p>Başarısızlıklardan bir şeyler öğrenildiği takdirde başarısızlık da olumludur aslında. Fakat günümüzde bilimsel olarak çok az yararlanılmakta. İyi sonuçlanmayan deneyler ve hatalı araştırma tezleri bunun yerine halının altına süpürülüyor. Başarısızlıkların açıklanmasını isteyen bilim insanlarının ve negatif araştırma sonuçlarını yayımlayan bir derginin (Journal of Unsolved Questions-JunQ) varlığı belki bir şeyleri değiştirebilir. Ama birçok bilim insanı, çözülmemiş araştırmalar üzerinde çalışacak kadar büyük zahmetlere girmek istemiyor, sonuçta toplanacak pek meyve olmuyor.</p>
<p>Her ne kadar olumsuz sonuç almak bilimsel çalışmalarının bir parçası olsa da ve bazıları başarısızlık kültürünü kabul ettirmeye çalışsa da tersliklerle başa çıkmak kolay değildir. İnsan alçak gönüllülük göstererek, neyi yanlış yaptığını sormalı kendine. Ve özgüvenini koruyarak, terslikler yüzünden vazgeçmemeli. Bunun en güzel örneğine yakın bir zamanda tanık olduk. Nobel ödüllü Aziz Sancar çok çalışkan bir öğrenciydi ama laboratuvarda yaptığı deneylerden isteği sonuçları alamıyordu. Kendisini sorgulamaya başlamıştı. Hatta birlikte çalıştığı meslektaşları yetenekli olmadığını söylemiş ve doktorluk yapmasını önermişlerdi. Fakat o yılmadı hep daha fazla çalışarak başarısızlıkların ardından büyük başarıyı yakalamanın mümkün olduğunu dünyaya gösterdi.</p>
<p><strong>Kaynak: </strong><br />
<strong><a href="https://www.princeton.edu/joha/Johannes_Haushofer_CV_of_Failures.pdf">https://www.princeton.edu/joha/Johannes_Haushofer_CV_of_Failures.pdf</a> <a href="http://www.nature.com/naturejobs/science/articles/10.1038/nj7322-467a?WT.mc_id=FBK_NatureNews">http://www.nature.com/naturejobs/science/articles/10.1038/nj7322-467a?WT.mc_id=FBK_NatureNews</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/basarisizlik-ozgecmisi-farklilik-yaratabilir-mi">&#8220;Başarısızlık özgeçmişi” farklılık yaratabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6462</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gerçek sanallık&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/gercek-sanallik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2016 21:01:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek sanallık]]></category>
		<category><![CDATA[manual castells]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 3 Ağustos. Kayda geçsin. Az evvel haber sitelerinde şöyle bir son dakika haberine şahit olduk hepimiz: &#8220;Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bahçeli&#8217;yi RT&#8217;ledi&#8221; Bu haber, ya da bu hadisenin bir şekilde &#8220;önemli&#8221; bir haber olması, geçtiğimiz günlerde benim de &#8220;Twitter&#8217;da değindiğim&#8221; bir kavramın gerçekten, ama gerçekten pek harika bir örneği: Gerçek sanallık&#8230; Terim herkese tanıdık geliyor olmalı. Zira kökeni &#8220;sanal gerçeklik&#8221;. Orijinali, sanal olarak bir gerçeklik ortamı kurgulanmasını ifade ediyor. Ancak toplumbilimci Manual Castells tarafından küçük bir müdahaleye uğratılarak ters çevrilmiş. Baştan başlayacak olursak &#8220;sanal gerçeklik&#8221; kavramı tiyatrodan ileri gelir. 1938 yılında Antonin Artaud tarafından tiyatrodaki karakterler ve sahneyi tanımlamak için kullanılmış. Bugün kullandığımız &#8220;bilgisayar ortamında simüle edilen fiziki ortam&#8221; şeklindeki popüler tanımını ise 90&#8217;larda kazanmış. Pek çoğumuzun bildiğini tahmin ettiğim, 1992 yapımı Bahçıvan (The Lawnmover man) filminin bu tanımın popüler ve bilinir hale gelmesinde büyük katkısı var. Kavramın &#8220;sanal mekân ve zaman&#8221; ile ilgili içeriği sosyal bilimlerde kendine farklı bir yer buldu. Başta iletişim teknolojileri olmak üzere yeni teknolojilerin insanın zaman ve mekân algısını değiştirdiği fikrini &#8220;zaman-uzay (ya da mekân) sıkışması&#8221; adı altında kavramsallaştıran kişi coğrafyacı David Harvey&#8217;dir. Bu fikre göre, insanın sosyal örgütlenmesinde gerçek mesafeler ve fiziki mekân önemini yitirmiştir. Yüz yıl önceki toplumlarda olduğu gibi komşularınızı tanımak zorunda değilsinizdir artık. Yaşadığınız bölgedeki kimselerle etkileşime girmek zorunda da değilsinizdir. Buna karşın çok uzaklardaki biriyle sürekli iletişim ve paylaşımda olabilir, hatta ve hatta yüzyüze görüştüğünüz kişilerden daha çok şey paylaşabilirsiniz. Artık mekânın bir belirleyiciliği kalmamıştır; özellikle &#8220;üretimin&#8221; el ve malzeme ile değil, bilgiyle yapıldığı işlerde, mekân tamamıyla önemini yitirmiştir. En basit haliyle, kahve dükkanlarını ofis olarak kullanan insanların sayısının artışını düşünün. İnternet bağlantısı olduğu sürece, herhangi bir mekân, işyeri olarak tasavvur edilebilir. Dünya&#8217;nın farklı yerlerindeki insanlar birlikte bir dergi çıkarabilirler, sosyal sorumluluk adına büyük bir eylem başlatabilirler, bir kampanyaya dahil olabilir, birlikte protestoda bulunabilirler. İşte Manual Castells de tam da bu nedenle, Harvey&#8217;e benzer şekilde -ve onun kavramsallaştırmasını da kullanarak- artık sanal olan bir gerçeklikten değil, gerçek olan bir sanallıktan bahsediyor olduğumuzu söyler. Tanım gereği sanal olan gerçeğin sembolik temsilleridir. Gerçek ise gerçekte var olandır. Lakin Castells&#8217;e göre gerçeklik de ancak sembollerle temsil edildiğinden esasında zaten sanaldır. Fark şuradadır: Günümüz teknolojisi, sembollerin aktarım şekil ve hızını değiştirmiştir ve bunda etkin olan medya bu sayede gerçeği de dilediği gibi bir temsile dönüştürebilir. Bu da elbette sadece mekânı ve zamanı değil, gerçeği de nasıl algıladığımız üzerinde büyük bir etki yaratır. Şimdi gelelim örnek hadisemize: Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın Twitter hesabı onun sanal bir temsilidir. Bahçeli&#8217;nin tweet&#8217;i de öyle. RT&#8217;lemek ise, tasdik etmenin sanal bir temsilidir. Ayrıca haber olacak kadar değer taşıması bazı gazeteciler ya da kamuoyu tarafından demokrasinin, uzlaşmanın ve benzerlerinin bir sembolü olarak görülmesinden kaynaklanır. Bu haberin nasıl verildiği de, onu nasıl bir gerçeklik olarak algıladığımız üzerinde etkilidir. Castells&#8217;e göre dilimiz gerçekliği, medya dilimizi, metaforlar medyayı oluşturur. Medya aynı zamanda da kültürümüzü yaratır. Her şeyden önce Twitter üzerinden &#8220;X kişisi Y kişisini takibe başladı&#8221;, &#8220;X kişisi Z kişisini engelledi&#8221; ya da &#8220;Ünlüler Twitter&#8217;da neler söyledi&#8221; şeklinde, sıklıkla görmeye başladığımız tüm o haberler de, Twitter&#8217;ın dil, medya, metafor ve kültür arasındaki ilişkinin ne boyutta bir dinamosu olduğunu göstermek açısından önemli örneklerdir. İnternet virallerinin gündelik hayatımıza nasıl sızdığı, dilimizi nasıl değiştirdiğine değinmiyorum bile&#8230; Velhasıl; yaşadığımız çağda, bulunduğumuz mekânda, içerisinde durduğumuz &#8220;gerçek sanallık&#8221; küresi de tam olarak budur.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/gercek-sanallik">Gerçek sanallık&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 3 Ağustos. Kayda geçsin. Az evvel haber sitelerinde şöyle bir son dakika haberine şahit olduk hepimiz:</p>
<p><em>&#8220;Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bahçeli&#8217;yi RT&#8217;ledi&#8221;</em></p>
<p>Bu haber, ya da bu hadisenin bir şekilde &#8220;önemli&#8221; bir haber olması, geçtiğimiz günlerde benim de &#8220;Twitter&#8217;da değindiğim&#8221; bir kavramın gerçekten, ama gerçekten pek harika bir örneği: <em>Gerçek sanallık</em>&#8230;</p>
<p>Terim herkese tanıdık geliyor olmalı. Zira kökeni &#8220;sanal gerçeklik&#8221;. Orijinali, sanal olarak bir gerçeklik ortamı kurgulanmasını ifade ediyor. Ancak toplumbilimci Manual Castells tarafından küçük bir müdahaleye uğratılarak ters çevrilmiş.</p>
<p>Baştan başlayacak olursak &#8220;sanal gerçeklik&#8221; kavramı tiyatrodan ileri gelir. 1938 yılında Antonin Artaud tarafından tiyatrodaki karakterler ve sahneyi tanımlamak için kullanılmış. Bugün kullandığımız &#8220;bilgisayar ortamında simüle edilen fiziki ortam&#8221; şeklindeki popüler tanımını ise 90&#8217;larda kazanmış. Pek çoğumuzun bildiğini tahmin ettiğim, 1992 yapımı <em>Bahçıvan (The Lawnmover man)</em> filminin bu tanımın popüler ve bilinir hale gelmesinde büyük katkısı var.</p>
<p>Kavramın &#8220;sanal mekân ve zaman&#8221; ile ilgili içeriği sosyal bilimlerde kendine farklı bir yer buldu. Başta iletişim teknolojileri olmak üzere yeni teknolojilerin insanın zaman ve mekân algısını değiştirdiği fikrini &#8220;zaman-uzay (ya da mekân) sıkışması&#8221; adı altında kavramsallaştıran kişi coğrafyacı David Harvey&#8217;dir.</p>
<p>Bu fikre göre, insanın sosyal örgütlenmesinde gerçek mesafeler ve fiziki mekân önemini yitirmiştir.</p>
<p>Yüz yıl önceki toplumlarda olduğu gibi komşularınızı tanımak zorunda değilsinizdir artık. Yaşadığınız bölgedeki kimselerle etkileşime girmek zorunda da değilsinizdir. Buna karşın çok uzaklardaki biriyle sürekli iletişim ve paylaşımda olabilir, hatta ve hatta yüzyüze görüştüğünüz kişilerden daha çok şey paylaşabilirsiniz. Artık mekânın bir belirleyiciliği kalmamıştır; özellikle &#8220;üretimin&#8221; el ve malzeme ile değil, bilgiyle yapıldığı işlerde, mekân tamamıyla önemini yitirmiştir. En basit haliyle, kahve dükkanlarını ofis olarak kullanan insanların sayısının artışını düşünün. İnternet bağlantısı olduğu sürece, herhangi bir mekân, işyeri olarak tasavvur edilebilir. Dünya&#8217;nın farklı yerlerindeki insanlar birlikte bir dergi çıkarabilirler, sosyal sorumluluk adına büyük bir eylem başlatabilirler, bir kampanyaya dahil olabilir, birlikte protestoda bulunabilirler.</p>
<p>İşte Manual Castells de tam da bu nedenle, Harvey&#8217;e benzer şekilde -ve onun kavramsallaştırmasını da kullanarak- artık sanal olan bir gerçeklikten değil, <span style="text-decoration: underline;">gerçek olan bir sanallıktan</span> bahsediyor olduğumuzu söyler.</p>
<p>Tanım gereği <em>sanal olan</em> gerçeğin sembolik temsilleridir. <em>Gerçek</em> ise gerçekte var olandır. Lakin Castells&#8217;e göre gerçeklik de ancak sembollerle temsil edildiğinden esasında zaten sanaldır. Fark şuradadır: Günümüz teknolojisi, sembollerin aktarım şekil ve hızını değiştirmiştir ve bunda etkin olan medya bu sayede gerçeği de dilediği gibi bir temsile dönüştürebilir. Bu da elbette sadece mekânı ve zamanı değil, gerçeği de nasıl algıladığımız üzerinde büyük bir etki yaratır.</p>
<p>Şimdi gelelim örnek hadisemize: Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın Twitter hesabı onun sanal bir temsilidir. Bahçeli&#8217;nin tweet&#8217;i de öyle. RT&#8217;lemek ise, tasdik etmenin sanal bir temsilidir. Ayrıca haber olacak kadar değer taşıması bazı gazeteciler ya da kamuoyu tarafından demokrasinin, uzlaşmanın ve benzerlerinin bir sembolü olarak görülmesinden kaynaklanır. Bu haberin nasıl verildiği de, onu nasıl bir gerçeklik olarak algıladığımız üzerinde etkilidir.</p>
<p>Castells&#8217;e göre dilimiz gerçekliği, medya dilimizi, metaforlar medyayı oluşturur. Medya aynı zamanda da kültürümüzü yaratır. Her şeyden önce Twitter üzerinden &#8220;X kişisi Y kişisini takibe başladı&#8221;, &#8220;X kişisi Z kişisini engelledi&#8221; ya da &#8220;Ünlüler Twitter&#8217;da neler söyledi&#8221; şeklinde, sıklıkla görmeye başladığımız tüm o haberler de, Twitter&#8217;ın dil, medya, metafor ve kültür arasındaki ilişkinin ne boyutta bir dinamosu olduğunu göstermek açısından önemli örneklerdir.</p>
<p>İnternet virallerinin gündelik hayatımıza nasıl sızdığı, dilimizi nasıl değiştirdiğine değinmiyorum bile&#8230;</p>
<p>Velhasıl; yaşadığımız çağda, bulunduğumuz mekânda, içerisinde durduğumuz &#8220;gerçek sanallık&#8221; küresi de tam olarak budur.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/gercek-sanallik">Gerçek sanallık&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3349</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
