<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yaşlılık arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yaslilik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yaslilik</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 May 2025 09:46:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Yaşlanmayı yavaşlatmak elimizde: Kendilerini genç hissedenler daha uzun yaşıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yaslanmayi-yavaslatmak-elimizde-kendilerini-genc-hissedenler-daha-uzun-yasiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 May 2025 09:46:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[genç kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[uzun yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşamak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Öznel yaş yükseldikçe, ölüm riski de ikiye katlanıyor. Gerontologlar öznel yaşı düşürmenin ipuçlarını şöyle özetliyor: *Dışa dönüklük *Sağlıklı bir cinsel yaşam *Yeni deneyimlere açık olmak *Yaşlanmaya olumlu yaklaşmak Öznel yaşın nelerin kontrolünde olduğu ve değiştirilip değiştirilemeyeceği gibi soruları bilimsel olarak yanıtlamak hep güç olmuştur. Son araştırmalar bu konuda şaşırtıcı bulgular sunuyor. Neyse ki haberler olumlu. Bir kere kaç yaşında olduğumuzu belirleyen unsurlar kendi kontrolümüzde. Bu da daha uzun ve daha keyifli bir yaşam sürdürme şansının elimizde olduğu anlamına geliyor. Yaşlılıkla gelen psikolojik değişiklikler Yalnızca yılları saymanın yaşam süresini hesaplamanın en doğru yolu olmadığı bilinen bir gerçek. Biyolojik saatler, kişinin fiziksel yaşlanma sürecinin hangi aşamasında olduğunu ölçse de, en belirleyici etmenin fiziksel yaşlanma olmadığı biliniyor. Gerontologlar, fiziksel yaşlanmanın bedendeki etkilerini kabul etseler de, öngörülebilir birtakım psikolojik değişikliklerin yaşlanmayla birlikte ortaya çıktığını belirtiyorlar. 1990’larda, Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesi’nden gerontolog Laura Carstensen yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan psikolojik değişiklikleri ölçmüştü. Carstensen’in çalışması zamanı sınırsızmış gibi algılayan gençlerin genelde fiziksel ve toplumsal dünyayla ilgili bilgilerin peşinden koştuklarını gösteriyor. Sonuçta gençlerin anne babalarından, büyükanne ve büyükbabalarından daha meraklı, dışa dönük ve dost canlısı oldukları ortaya çıkıyor. Ancak gençler aynı zamanda daha yüzeysel, daha atak ve duygusal açıdan daha kırılgan. Öte yandan, yaşlılar genelde yeniliklere kendilerini kapatıp, kalan yıllarında yaşamın anlamını kavramaya, duygusal yakınlığa ve yaşın getirdiği bilgeliklerini paylaşmaya yatkın oluyorlar.    Öznel yaşta çeşitlilik Ancak bu genel psikolojik bir klişe. Oysa öznel yaş ciddi bir çeşitlilik gösteriyor. Gönlü genç yaşlılar olduğu gibi, düşünce ve davranışları yaşıtlarına kıyasla çok daha yaşlı ve tutucu gençlerin de var olduğu herkesçe biliniyor. Araştırmalar insanın kendisini olduğundan daha genç hissetmesinin ciddi yararlar sağladığına işaret ediyor. Daha düşük bir öznel yaş daha sağlıklı ve uzun bir yaşamla bağlantılıyken, yüksek öznel yaş, sağlıksızlığın en önemli göstergesi olan yüksek düzeyde seyreden enflamasyona zemin hazırlıyor. 2018’de Florida Eyalet Üniversitesi’nden Antonio Terraciano ve arkadaşları 17 bini aşkın kişinin 20 yıl süreyle izlendiği üç çalışmanın verilerini inceledi ve öznel yaşın yalnızca bir duygu olmakla kalmayıp, aynı zamanda sağlığın kesin bir habercisi  olduğunu ortaya çıkarttı. Öyle ki, öznel yaşınızdan yola çıkarak yaşam sürenizle ilgili bir kestirimde bulunabilirsiniz. Ancak Hong Kong’daki Deep Longevity adlı biyoteknoloji şirketinin uzmanlarından Maria Mitina, öznel yaşın kişinin duygu durumuna ve içinde bulunduğu koşullara göre ciddi dalgalanmalar gösterebileceğine, bu nedenle verdikleri yanıtın her zaman gerçeği tam olarak yansıtmayacağına dikkat çekiyor. Dalgalı ruh hali Mitina, her birimizin her seferinde geri dönüş yaptığı bir “taban değeri” olduğunu söylüyor.  Bu temel değer her zaman gerçek yaşımızla veya psikolojik zaman çizelgemizle uyumlu olmaz. Bu açıdan, öznel yaş, aynı mutluluk gibi yaşamın kalitesini ölçen bir kıstastır. İnsanlara ne kadar mutlu olduğu sorulduğunda verdikleri yanıtlar günden güne, bazen saatten saate değişiklik gösterir. Yine de bu dalgalanmalar eninde sonunda taban değerinin bulunduğu konuma döner. Neşeli ve hayat dolu bir kişinin de kendini kötü hissettiği günler olabilir; ancak bir süre sonra yine neşeli ve iyimser haline geri döner.     Kaliforniya’daki Buck Yaşlanma Araştırmaları Enstitüsü araştırmacılarından ve Deep Longevity şirketinin kurucularından Alex Zhavoronkov,  taban değerini belirlemenin daha sağlıklı yollarını araştırdı. Bu bağlamda yapay zekânın (YZ) işe yarayıp yaramayacağını araştırdı. Daha önce biyolojik yaşlanmayla ilgili yeni belirteçler bulmak amacıyla yapay zekâdan yararlanan Zhavoronkov’a göre bugüne dek yaşlanma sürecinin psikolojik yönleri göz ardı edilmişti. YZ’nin üstünlüğü büyük veri kümelerinde fark edilmesi zor örüntüleri saptayabilmesi. Zhavoronkov, Mitina ve arkadaşları BM Ulusal Yaşlanma Enstitüsü tarafından yaşlanmayı etkileyen davranışsal, psikolojik ve toplumsal unsurların belirlenmesi amacıyla binlerce kişi üzerinde yürütülen 20 yıllık MIDUS (Midlife in the United States) adlı projenin veri kümesinden yararlandılar. Ekip, YZ yardımıyla biyolojik yaşlanma saati gibi bir de psikolojik yaşlanma saati oluşturmayı hedefliyordu. Deneklere sorulan bin sorunun içinde “Kendinizi genellikle kaç yaşında hissediyorsunuz?” veya “Seçme şansınız olsa kaç yaşında olmayı tercih ederdiniz?” gibi öznel yaşınızı tespit etmeye yarayan dolaysız soruların yanı sıra, fiziksel ve psikolojik sağlığınız, inançlarınız, kişiliğiniz ve yaşam tarzı tercihleriniz gibi yaşla doğrudan ilgili olmayan sorular yer alıyordu. Yaşlanma saatleri Zhavoronkov ve arkadaşları MIDUS anketlerine verilen yanıtlardan yararlanarak bireylerin kronolojik ve öznel yaşlarıyla ilgili doğru öngörülerde bulunacak YZ programları tasarladılar. “İki psikolojik yaşlanma saati geliştirdik” diye konuşan Mitina, “Bunlardan  biri kişinin kronolojik yaşını büyük bir doğruluk payı ile belirliyordu. Böylece insanların yaşlandıkça psikolojisinin öngörülebilir bir örüntü izlediği de kanıtlanmış oldu” diyor. SubjAge adı verilen ikinci saat ise deneklerin yaşla doğrudan ilgili olmayan sorulara verdikleri yanıtlardan yola çıkarak insanların kendilerini kaç yaşında hissettikleriyle ilgili bir tahmin yürütüyordu. Bu tahminler daha sonra deneklerin “kendinizi kaç yaşında hissediyorsunuz” sorusuna verdikleri yanıtlarla karşılaştırıldı. Sonuçta iki saatin de 7 yıllık bir hata payı ile doğru sonuç verdiği anlaşıldı. Mitina şimdi YZ üzerinde çalışarak hata payını iki yıla indirmeyi planlıyor. Her şeye karşın aldıkları sonuçların çok yararlı olduğunu belirten ekip, özellikle de öznel yaşın değiştirebileceğini fark ettiler. Öznel yaşı etkileyen unsurlar *Öznel yaşı etkileyen en önemli etmenin fiziksel sağlık olması bilim insanlarını şaşırtmadı. *İkinci unsur gelecek 10 yıl içinde cinsel yaşamın ne kadar doyurucu olacağı ile ilgili beklentiydi. Mitina, “Cinsel yaşamınız mutlu ise psikolojik olarak daha gençsiniz” diyor. *Başkalarının mutluluğuna ve iyiliğine yaptığınız katkılar da psikolojik yaşı düşürüyor. Araştırmacılar bu bulguları insanların kendilerini daha genç hissetmelerine ve daha uzun yaşamalarına yardımcı olabilecek yaşam tarzlarıyla ilgili bir öğüde dönüştürmeyi hedefliyor. Bulgular, örneğin, kendisini 65 yaşında hisseden 60 yaşındaki birinin, herhangi bir nedene bağlı olarak yaşamını yitirme olasılığının, öznel yaşı kronolojik yaşına eşit 60 yaşındaki bir kişiye kıyasla iki kat daha yüksek olduğunu gösteriyor. Mitina, “Araştırmamızdan elde ettiğimiz en önemli sonuç, öznel yaş yükseldikçe, ölüm riskininin de ikiye katlanması” diyor. Öneriler Yaşam tarzı değişikliklerine gelince, öznel yaşı etkileyen en önemli unsur fiziksel sağlık. Bu nedenle egzersiz yapmak ve beslenme düzeninde değişikliğe gitmek somut çözümlerin başında geliyor. Keşif gezilerine çıkmak da yararlı olabilir. Yaşlanmaya olumlu yaklaşmak ve dışa dönüklük de öznel yaşı düşürüyor. Öyle ki, insanlar yeni bilgilere, dostluklara ve deneyimlere açık, çok daha sosyal kişiler olmaya özendirilebilirler. https://www.newscientist.com/article/mg24933260-700-think-yourself-younger-psychological-tricks-that-can-help-slow-ageing/ https://bigthink.com/21st-century-spirituality/how-the-mind-body-connection-determines-how-you-age</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yaslanmayi-yavaslatmak-elimizde-kendilerini-genc-hissedenler-daha-uzun-yasiyor">Yaşlanmayı yavaşlatmak elimizde: Kendilerini genç hissedenler daha uzun yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Öznel yaş yükseldikçe, ölüm riski de ikiye katlanıyor. Gerontologlar öznel yaşı düşürmenin ipuçlarını şöyle özetliyor:</p>
<p class="p1">*Dışa dönüklük</p>
<p class="p1">*Sağlıklı bir cinsel yaşam</p>
<p class="p1">*Yeni deneyimlere açık olmak</p>
<p class="p1">*Yaşlanmaya olumlu yaklaşmak</p>
<p class="p1">Öznel yaşın nelerin kontrolünde olduğu ve değiştirilip değiştirilemeyeceği gibi soruları bilimsel olarak yanıtlamak hep güç olmuştur. Son araştırmalar bu konuda şaşırtıcı bulgular sunuyor. Neyse ki haberler olumlu. Bir kere kaç yaşında olduğumuzu belirleyen unsurlar kendi kontrolümüzde. Bu da daha uzun ve daha keyifli bir yaşam sürdürme şansının elimizde olduğu anlamına geliyor.</p>
<p class="p1"><strong>Yaşlılıkla gelen psikolojik değişiklikler</strong></p>
<p class="p1">Yalnızca yılları saymanın yaşam süresini hesaplamanın en doğru yolu olmadığı bilinen bir gerçek. Biyolojik saatler, kişinin fiziksel yaşlanma sürecinin hangi aşamasında olduğunu ölçse de, en belirleyici etmenin fiziksel yaşlanma olmadığı biliniyor. Gerontologlar, fiziksel yaşlanmanın bedendeki etkilerini kabul etseler de, öngörülebilir birtakım psikolojik değişikliklerin yaşlanmayla birlikte ortaya çıktığını belirtiyorlar.</p>
<p class="p1">1990’larda, Kaliforniya’daki Stanford Üniversitesi’nden gerontolog Laura Carstensen yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan psikolojik değişiklikleri ölçmüştü. Carstensen’in çalışması zamanı sınırsızmış gibi algılayan gençlerin genelde fiziksel ve toplumsal dünyayla ilgili bilgilerin peşinden koştuklarını gösteriyor. Sonuçta gençlerin anne babalarından, büyükanne ve büyükbabalarından daha meraklı, dışa dönük ve dost canlısı oldukları ortaya çıkıyor. Ancak gençler aynı zamanda daha yüzeysel, daha atak ve duygusal açıdan daha kırılgan.</p>
<p class="p1">Öte yandan, yaşlılar genelde yeniliklere kendilerini kapatıp, kalan yıllarında yaşamın anlamını kavramaya, duygusal yakınlığa ve yaşın getirdiği bilgeliklerini paylaşmaya yatkın oluyorlar.<span class="Apple-converted-space">   </span></p>
<p class="p1"><strong>Öznel yaşta çeşitlilik</strong></p>
<p class="p1">Ancak bu genel psikolojik bir klişe. Oysa öznel yaş ciddi bir çeşitlilik gösteriyor. Gönlü genç yaşlılar olduğu gibi, düşünce ve davranışları yaşıtlarına kıyasla çok daha yaşlı ve tutucu gençlerin de var olduğu herkesçe biliniyor. Araştırmalar insanın kendisini olduğundan daha genç hissetmesinin ciddi yararlar sağladığına işaret ediyor. Daha düşük bir öznel yaş daha sağlıklı ve uzun bir yaşamla bağlantılıyken, yüksek öznel yaş, sağlıksızlığın en önemli göstergesi olan yüksek düzeyde seyreden enflamasyona zemin hazırlıyor.</p>
<p class="p1">2018’de Florida Eyalet Üniversitesi’nden Antonio Terraciano ve arkadaşları 17 bini aşkın kişinin 20 yıl süreyle izlendiği üç çalışmanın verilerini inceledi ve öznel yaşın yalnızca bir duygu olmakla kalmayıp, aynı zamanda sağlığın kesin bir habercisi<span class="Apple-converted-space">  </span>olduğunu ortaya çıkarttı.</p>
<p class="p1">Öyle ki, öznel yaşınızdan yola çıkarak yaşam sürenizle ilgili bir kestirimde bulunabilirsiniz. Ancak Hong Kong’daki Deep Longevity adlı biyoteknoloji şirketinin uzmanlarından Maria Mitina, öznel yaşın kişinin duygu durumuna ve içinde bulunduğu koşullara göre ciddi dalgalanmalar gösterebileceğine, bu nedenle verdikleri yanıtın her zaman gerçeği tam olarak yansıtmayacağına dikkat çekiyor.</p>
<p class="p1"><strong>Dalgalı ruh hali</strong></p>
<p class="p1">Mitina, her birimizin her seferinde geri dönüş yaptığı bir “taban değeri” olduğunu söylüyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bu temel değer her zaman gerçek yaşımızla veya psikolojik zaman çizelgemizle uyumlu olmaz. Bu açıdan, öznel yaş, aynı mutluluk gibi yaşamın kalitesini ölçen bir kıstastır. İnsanlara ne kadar mutlu olduğu sorulduğunda verdikleri yanıtlar günden güne, bazen saatten saate değişiklik gösterir. Yine de bu dalgalanmalar eninde sonunda taban değerinin bulunduğu konuma döner. Neşeli ve hayat dolu bir kişinin de kendini kötü hissettiği günler olabilir; ancak bir süre sonra yine neşeli ve iyimser haline geri döner. <span class="Apple-converted-space">   </span></p>
<p class="p1">Kaliforniya’daki Buck Yaşlanma Araştırmaları Enstitüsü araştırmacılarından ve Deep Longevity şirketinin kurucularından Alex Zhavoronkov,<span class="Apple-converted-space">  </span>taban değerini belirlemenin daha sağlıklı yollarını araştırdı. Bu bağlamda yapay zekânın (YZ) işe yarayıp yaramayacağını araştırdı. Daha önce biyolojik yaşlanmayla ilgili yeni belirteçler bulmak amacıyla yapay zekâdan yararlanan Zhavoronkov’a göre bugüne dek yaşlanma sürecinin psikolojik yönleri göz ardı edilmişti.</p>
<p class="p1">YZ’nin üstünlüğü büyük veri kümelerinde fark edilmesi zor örüntüleri saptayabilmesi. Zhavoronkov, Mitina ve arkadaşları BM Ulusal Yaşlanma Enstitüsü tarafından yaşlanmayı etkileyen davranışsal, psikolojik ve toplumsal unsurların belirlenmesi amacıyla binlerce kişi üzerinde yürütülen 20 yıllık MIDUS (Midlife in the United States) adlı projenin veri kümesinden yararlandılar. Ekip, YZ yardımıyla biyolojik yaşlanma saati gibi bir de psikolojik yaşlanma saati oluşturmayı hedefliyordu. Deneklere sorulan bin sorunun içinde “Kendinizi genellikle kaç yaşında hissediyorsunuz?” veya “Seçme şansınız olsa kaç yaşında olmayı tercih ederdiniz?” gibi öznel yaşınızı tespit etmeye yarayan dolaysız soruların yanı sıra, fiziksel ve psikolojik sağlığınız, inançlarınız, kişiliğiniz ve yaşam tarzı tercihleriniz gibi yaşla doğrudan ilgili olmayan sorular yer alıyordu.</p>
<p class="p1"><strong>Yaşlanma saatleri</strong></p>
<p class="p1">Zhavoronkov ve arkadaşları MIDUS anketlerine verilen yanıtlardan yararlanarak bireylerin kronolojik ve öznel yaşlarıyla ilgili doğru öngörülerde bulunacak YZ programları tasarladılar. “İki psikolojik yaşlanma saati geliştirdik” diye konuşan Mitina, “Bunlardan<span class="Apple-converted-space">  </span>biri kişinin kronolojik yaşını büyük bir doğruluk payı ile belirliyordu. Böylece insanların yaşlandıkça psikolojisinin öngörülebilir bir örüntü izlediği de kanıtlanmış oldu” diyor.</p>
<p class="p1">SubjAge adı verilen ikinci saat ise deneklerin yaşla doğrudan ilgili olmayan sorulara verdikleri yanıtlardan yola çıkarak insanların kendilerini kaç yaşında hissettikleriyle ilgili bir tahmin yürütüyordu. Bu tahminler daha sonra deneklerin “kendinizi kaç yaşında hissediyorsunuz” sorusuna verdikleri yanıtlarla karşılaştırıldı. Sonuçta iki saatin de 7 yıllık bir hata payı ile doğru sonuç verdiği anlaşıldı. Mitina şimdi YZ üzerinde çalışarak hata payını iki yıla indirmeyi planlıyor.</p>
<p class="p1">Her şeye karşın aldıkları sonuçların çok yararlı olduğunu belirten ekip, özellikle de öznel yaşın değiştirebileceğini fark ettiler.</p>
<p class="p1"><strong>Öznel yaşı etkileyen unsurlar</strong></p>
<p class="p1">*Öznel yaşı etkileyen en önemli etmenin fiziksel sağlık olması bilim insanlarını şaşırtmadı.</p>
<p class="p1">*İkinci unsur gelecek 10 yıl içinde cinsel yaşamın ne kadar doyurucu olacağı ile ilgili beklentiydi. Mitina, “Cinsel yaşamınız mutlu ise psikolojik olarak daha gençsiniz” diyor.</p>
<p class="p1">*Başkalarının mutluluğuna ve iyiliğine yaptığınız katkılar da psikolojik yaşı düşürüyor.</p>
<p class="p1">Araştırmacılar bu bulguları insanların kendilerini daha genç hissetmelerine ve daha uzun yaşamalarına yardımcı olabilecek yaşam tarzlarıyla ilgili bir öğüde dönüştürmeyi hedefliyor. Bulgular, örneğin, kendisini 65 yaşında hisseden 60 yaşındaki birinin, herhangi bir nedene bağlı olarak yaşamını yitirme olasılığının, öznel yaşı kronolojik yaşına eşit 60 yaşındaki bir kişiye kıyasla iki kat daha yüksek olduğunu gösteriyor.</p>
<p class="p1">Mitina, “Araştırmamızdan elde ettiğimiz en önemli sonuç, öznel yaş yükseldikçe, ölüm riskininin de ikiye katlanması” diyor.</p>
<p class="p1"><strong>Öneriler</strong></p>
<p class="p1">Yaşam tarzı değişikliklerine gelince, öznel yaşı etkileyen en önemli unsur fiziksel sağlık. Bu nedenle egzersiz yapmak ve beslenme düzeninde değişikliğe gitmek somut çözümlerin başında geliyor.</p>
<p class="p1">Keşif gezilerine çıkmak da yararlı olabilir. Yaşlanmaya olumlu yaklaşmak ve dışa dönüklük de öznel yaşı düşürüyor. Öyle ki, insanlar yeni bilgilere, dostluklara ve deneyimlere açık, çok daha sosyal kişiler olmaya özendirilebilirler.</p>
<p class="p1"><a href="https://www.newscientist.com/article/mg24933260-700-think-yourself-younger-psychological-tricks-that-can-help-slow-ageing/">https://www.newscientist.com/article/mg24933260-700-think-yourself-younger-psychological-tricks-that-can-help-slow-ageing/</a></p>
<p class="p1"><a href="https://bigthink.com/21st-century-spirituality/how-the-mind-body-connection-determines-how-you-age">https://bigthink.com/21st-century-spirituality/how-the-mind-body-connection-determines-how-you-age</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yaslanmayi-yavaslatmak-elimizde-kendilerini-genc-hissedenler-daha-uzun-yasiyor">Yaşlanmayı yavaşlatmak elimizde: Kendilerini genç hissedenler daha uzun yaşıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32412</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yoksa beklenen nüfus patlaması yaşanmayacak mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yoksa-beklenen-nufus-patlamasi-yasanmayacak-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Sep 2019 08:38:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15018</guid>

					<description><![CDATA[<p>2076 yılında çocuk sayısı azalacak, tarihte ilk kez yaşlılar çoğunlukta olacak. Nüfus patlaması beklenmedik bir şekilde sönebilir mi? Malthusçuluğun öngördüğü nüfus artışına bağlı iflas yerine, demografik bir çöküşün eşiğine gelebilir miyiz? Nasıl ve neden sorusuna yanıt bulmak için, son bir araştırmaya göre insanların seksten uzak durdukları Japonya’ya bakabiliriz. Yaşam beklentisinin seksen beş yaş ve üzerine çıkmasına rağmen, doğurganlığın kadın başına 1,4 olması ve bakirliğin yaygınlaşması nedeniyle Japon nüfusu azalıyor. Öyle görülüyor ki Japonlar çoğalmak için çok fazla meşguller. Ve bu bu durum salgın gibi yayılıyor. Dünya ülkelerinin yarısında doğurganlık oranı, nüfusun yenilenmesi için gerekli olan kadın başına en az iki çocukluk doğurganlık oranın altındadır. Avrupa ve Uzakdoğu’daki ülkeler 1,5’luk doğurganlık oranıyla demografik uçurumun kenarındalar. Almanya ve İtalya, nüfuslarının önümüzdeki atmış yıl içinde yarılanacağını tahmin ediyorlar. Stockholm Karolinska Enstitüsü’nden Hans Rosling, dünya en az çocuğa sahip olma durumunda zirveye ulaştı, toplam nüfusun da bu zirveye ulaşması uzak değil diyor. Dünya nüfusu şimdilik artmaya devam ediyor. Günümüzde 7,4 milyar olan insan sayısı, Afrika’daki yüksek doğurganlık oranı nedeniyle 9 milyar kadar olabilir. Birleşmiş Milletler dünya nüfusunun 2100 yılında yaklaşık olarak 11,2 milyar olmasını bekliyor. Fakat bu pek mümkün görünmüyor. Demografik durgunluktan sonra hiçbir ülkede doğurganlığın iyileştiği görülmedi. Birçok nüfusbilimci 2076 yılına kadar küresel bir kırılmanın yaşanacağını düşünüyor.  Elbette hükümetler nüfustaki azalmayı durdurmaya çalışabilirler. Fakat Singapur bunu bir kuşaktır denemesine rağmen, yine de dünyanın en düşük doğurganlık oranına (0,8) sahip. Ve doğurganlık bir kez azaldığında bu eğilimi tersine döndürmek zordur. Nüfus patlaması sona erer. Peki bu soyumuzun geleceği için ne anlama geliyor? 2076 yılında çocuklar azalacak. Tarihte ilk kez yaşlılar çoğunlukta olacak. 20. yüzyılı biçimlendiren atılgan, dürtülerle tetiklenen kültürler ölmeye mahkum görünüyor. Yenilikçi fikirler tükenebilir. Dahası bu gelişme ekonomiyi de çökertebilir. Bazı ekonomistler Japonya’da 1990’lı yıllardan beri devam eden ekonomik durgunluğun, her zamankinden daha fazla yaşlı nüfusun bulunmasından kaynaklandığı düşüncesinde. Kim bilir Avrupa’da bu yönde ilerliyor olabilir. 2030 yılında en düşük seviyede çocuk nüfusuna sahip olması beklenen Çin’in de sıradaki ülke olması beklenebilir. Demografik deterministler, soyumuzun yavaşça aşağı doğru küçülen bir sarmal içinde bulunmasından endişeliler. Ama kim bilir böyle olmayabilir de. Her ne kadar yaşlı bir toplum farklı olacaksa da günümüzdeki yaşlı Rock yıldızları gibi yaşlanmanın aslında o kadar da kötü olmadığını keşfedebiliriz, yaşlılar yeni gençlik olabilir. Ve yaşlı toplumlar silahlanmaya daha az eğimlidirler. Daha düşük nüfuslu bir dünya, gezegenin ekosistemine bir ara verdirebilir. Malthusçuluk gündemden kalkabilir, bunun yerine çevrebilimci Edward O.Wilson’un ekolojik iyileştirme çağrısı kabul görebilir. Ve en azından doğa için bir umut ışığı belirecektir. Kaynak: New Scientist </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yoksa-beklenen-nufus-patlamasi-yasanmayacak-mi">Yoksa beklenen nüfus patlaması yaşanmayacak mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>2076 yılında çocuk sayısı azalacak, tarihte ilk kez yaşlılar çoğunlukta olacak.</p></blockquote>
<p>Nüfus patlaması beklenmedik bir şekilde sönebilir mi? Malthusçuluğun öngördüğü nüfus artışına bağlı iflas yerine, demografik bir çöküşün eşiğine gelebilir miyiz? Nasıl ve neden sorusuna yanıt bulmak için, son bir araştırmaya göre insanların seksten uzak durdukları Japonya’ya bakabiliriz. Yaşam beklentisinin seksen beş yaş ve üzerine çıkmasına rağmen, doğurganlığın kadın başına 1,4 olması ve bakirliğin yaygınlaşması nedeniyle Japon nüfusu azalıyor. Öyle görülüyor ki Japonlar çoğalmak için çok fazla meşguller. Ve bu bu durum salgın gibi yayılıyor. Dünya ülkelerinin yarısında doğurganlık oranı, nüfusun yenilenmesi için gerekli olan kadın başına en az iki çocukluk doğurganlık oranın altındadır. Avrupa ve Uzakdoğu’daki ülkeler 1,5’luk doğurganlık oranıyla demografik uçurumun kenarındalar. Almanya ve İtalya, nüfuslarının önümüzdeki atmış yıl içinde yarılanacağını tahmin ediyorlar.</p>
<p>Stockholm Karolinska Enstitüsü’nden Hans Rosling, dünya en az çocuğa sahip olma durumunda zirveye ulaştı, toplam nüfusun da bu zirveye ulaşması uzak değil diyor. Dünya nüfusu şimdilik artmaya devam ediyor. Günümüzde 7,4 milyar olan insan sayısı, Afrika’daki yüksek doğurganlık oranı nedeniyle 9 milyar kadar olabilir. Birleşmiş Milletler dünya nüfusunun 2100 yılında yaklaşık olarak 11,2 milyar olmasını bekliyor. Fakat bu pek mümkün görünmüyor. Demografik durgunluktan sonra hiçbir ülkede doğurganlığın iyileştiği görülmedi. Birçok nüfusbilimci 2076 yılına kadar küresel bir kırılmanın yaşanacağını düşünüyor.  Elbette hükümetler nüfustaki azalmayı durdurmaya çalışabilirler. Fakat Singapur bunu bir kuşaktır denemesine rağmen, yine de dünyanın en düşük doğurganlık oranına (0,8) sahip. Ve doğurganlık bir kez azaldığında bu eğilimi tersine döndürmek zordur. Nüfus patlaması sona erer.</p>
<p>Peki bu soyumuzun geleceği için ne anlama geliyor? 2076 yılında çocuklar azalacak. Tarihte ilk kez yaşlılar çoğunlukta olacak. 20. yüzyılı biçimlendiren atılgan, dürtülerle tetiklenen kültürler ölmeye mahkum görünüyor. Yenilikçi fikirler tükenebilir.</p>
<p>Dahası bu gelişme ekonomiyi de çökertebilir. Bazı ekonomistler Japonya’da 1990’lı yıllardan beri devam eden ekonomik durgunluğun, her zamankinden daha fazla yaşlı nüfusun bulunmasından kaynaklandığı düşüncesinde. Kim bilir Avrupa’da bu yönde ilerliyor olabilir. 2030 yılında en düşük seviyede çocuk nüfusuna sahip olması beklenen Çin’in de sıradaki ülke olması beklenebilir. Demografik deterministler, soyumuzun yavaşça aşağı doğru küçülen bir sarmal içinde bulunmasından endişeliler.</p>
<p>Ama kim bilir böyle olmayabilir de. Her ne kadar yaşlı bir toplum farklı olacaksa da günümüzdeki yaşlı Rock yıldızları gibi yaşlanmanın aslında o kadar da kötü olmadığını keşfedebiliriz, yaşlılar yeni gençlik olabilir. Ve yaşlı toplumlar silahlanmaya daha az eğimlidirler. Daha düşük nüfuslu bir dünya, gezegenin ekosistemine bir ara verdirebilir. Malthusçuluk gündemden kalkabilir, bunun yerine çevrebilimci Edward O.Wilson’un ekolojik iyileştirme çağrısı kabul görebilir. Ve en azından doğa için bir umut ışığı belirecektir.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.newscientist.com/article/mg23231001-400-the-world-in-2076-the-population-bomb-did-go-off-but-were-ok/">New Scientist</a> </strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yoksa-beklenen-nufus-patlamasi-yasanmayacak-mi">Yoksa beklenen nüfus patlaması yaşanmayacak mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15018</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Duymaya çalışmak, ilerleyen yaşla beyni daha çok zorluyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/duymak-ilerleyen-yasla-beyni-daha-cok-yoruyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 13:13:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[alıştırma yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[duymak]]></category>
		<category><![CDATA[duymaz zorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[hücre]]></category>
		<category><![CDATA[işitme cihazı]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12821</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlerleyen yaşla birlikte duymak zorlaşıyor. Ve yaşa bağlı olarak zayıflayan yalnızca kulağımız değil, uzun vadeli bir araştırma sonucuna göre beynimiz de duymak için daha fazla zorlanıyor. Fakat alıştırma yaparak daha iyi duymak mümkün. Zürih Üniversitesi’nde çalışan bir grup nöropsikolog beyinde yaşlılığa bağlı işitme kaybını inceledi. Nathalie Giroud ile çalışan ekip, ilerleyen yaştaki beynin, konuşmaları ne şekilde işlediğini öğrenmek istiyordu. İşitme kaybı eskiden sadece iç kulaktaki bir zayıflamaya bağlanıyordu. Ancak bilim artık beynin de normal yaşlanma sürecinde, konuşmaları daha kötü işlediğini biliyor. Bundan yaşlı insanlarda işitme korteksinin incelmesi sorumlu. Giroud, işitme cihazı üreticisi Sonova tarafından desteklenen uzun vadeli araştırma çerçevesinde, beynin, konuşmalara tepki verirken ne derece “zorlandığını” ölçmüş. Araştırmaya katılan 45 yaşlı ve 15 genç gönüllü tekrarlanan aralıklarla örneğin “aşa” ve “afa” gibi heceleri en zor koşullarda birbirinden ayırt etmek zorunda oldukları bir işitme testinden geçirilmiş. Bu şekilde genç insanlarda beynin daha az zorlandığı görülmüş. Oysa işitme kaybı olmayan yaşlı insanlarda daha fazla beyin hücresi etkinleşiyordu. İşitme kaybı olan katılımcıların beynindeki “zorlama” ise çok belirgindi. Diğer bir sonuca göre katılımcılar üç aylık inceleme sırasında, alıştırmalar sayesinde duyma yetilerini iyileştirebilmişler. Ayrıca işitme cihazı kullanmak için de alıştırma yapmak şart. Birçok insan işitme cihazı takınca hemen daha iyi duyacağını zannediyor, oysa beynin en az 12 haftalık bir alış(tır)ma süresine ihtiyacı var. Ve yeni işitme cihazının günde en az 12 saat kullanılması gerekiyor. Genç beyin gibi yaşlanan beynin de konuşmayı daha iyi anlamayı öğrenebildiği bilgisi, bizim için çok önemli. Kaynak: www.sonova.com/de/features/horen-wird-fur-das-gehirn-im-alter-anstrengender</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/duymak-ilerleyen-yasla-beyni-daha-cok-yoruyor">Duymaya çalışmak, ilerleyen yaşla beyni daha çok zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-12833 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/duymakzor-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/duymakzor-300x200.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/01/duymakzor.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>İlerleyen yaşla birlikte duymak zorlaşıyor. Ve yaşa bağlı olarak zayıflayan yalnızca kulağımız değil, uzun vadeli bir araştırma sonucuna göre beynimiz de duymak için daha fazla zorlanıyor. Fakat alıştırma yaparak daha iyi duymak mümkün<strong>. </strong></p>
<p>Zürih Üniversitesi’nde çalışan bir grup nöropsikolog beyinde yaşlılığa bağlı işitme kaybını inceledi. Nathalie Giroud ile çalışan ekip, ilerleyen yaştaki beynin, konuşmaları ne şekilde işlediğini öğrenmek istiyordu. İşitme kaybı eskiden sadece iç kulaktaki bir zayıflamaya bağlanıyordu. Ancak bilim artık beynin de normal yaşlanma sürecinde, konuşmaları daha kötü işlediğini biliyor. Bundan yaşlı insanlarda işitme korteksinin incelmesi sorumlu. Giroud, işitme cihazı üreticisi Sonova tarafından desteklenen uzun vadeli araştırma çerçevesinde, beynin, konuşmalara tepki verirken ne derece “zorlandığını” ölçmüş. Araştırmaya katılan 45 yaşlı ve 15 genç gönüllü tekrarlanan aralıklarla örneğin “aşa” ve “afa” gibi heceleri en zor koşullarda birbirinden ayırt etmek zorunda oldukları bir işitme testinden geçirilmiş. Bu şekilde genç insanlarda beynin daha az zorlandığı görülmüş.</p>
<p>Oysa işitme kaybı olmayan yaşlı insanlarda daha fazla beyin hücresi etkinleşiyordu. İşitme kaybı olan katılımcıların beynindeki “zorlama” ise çok belirgindi. Diğer bir sonuca göre katılımcılar üç aylık inceleme sırasında, alıştırmalar sayesinde duyma yetilerini iyileştirebilmişler. Ayrıca işitme cihazı kullanmak için de alıştırma yapmak şart. Birçok insan işitme cihazı takınca hemen daha iyi duyacağını zannediyor, oysa beynin en az 12 haftalık bir alış(tır)ma süresine ihtiyacı var. Ve yeni işitme cihazının günde en az 12 saat kullanılması gerekiyor. Genç beyin gibi yaşlanan beynin de konuşmayı daha iyi anlamayı öğrenebildiği bilgisi, bizim için çok önemli.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.sonova.com/de/features/horen-wird-fur-das-gehirn-im-alter-anstrengender">www.sonova.com/de/features/horen-wird-fur-das-gehirn-im-alter-anstrengender</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/duymak-ilerleyen-yasla-beyni-daha-cok-yoruyor">Duymaya çalışmak, ilerleyen yaşla beyni daha çok zorluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12821</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yaşım 50 ama kalbim 38, böbreklerim ise 62 yaşında&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yasim-50-ama-kalbim-38-bobreklerim-ise-62-yasinda</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 14:05:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik saat]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik yaş]]></category>
		<category><![CDATA[buzul]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[doku]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[katliam]]></category>
		<category><![CDATA[kök hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kronolojik yaş]]></category>
		<category><![CDATA[las vegas]]></category>
		<category><![CDATA[nobel 2017]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[plasebo ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sirkadiyen ritim]]></category>
		<category><![CDATA[teog]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[terörist]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yaş]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmak]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7968</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerçek yaşınız kaç? Büyük olasılıkla, yaşadığınız yılları sayarak hesapladığınız kronolojik yaşınız, biyolojik yaşınız ile aynı değil. Üstelik vücudunuzdaki organ ve dokuların da biyolojik yaşları birbirinden farklı. Bilim insanlarına göre biyolojik yaşımız daha doğru bir ölçüm. Bu yüzden bilim dünyası biyolojik yaşı ölçen alternatif yöntemler geliştiriyor. Tabii bu, yaşlanmayı yavaşlatan uygulamaları da beraberinde getiriyor. Örneğin kalbinin biyolojik yaşını öğrenen bir kişinin kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski de belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Nihai hedef, hastalıkları kontrol altında tutmak. Hazır biyolojik yaştan yola çıkmışken içimizdeki biyolojik saate de değinelim ve 2017 Nobel Tıp Ödülü’nün sirkadiyen ritmini kontrol eden moleküler mekanizmanın keşfine verildiğini duyuralım. Ödül, üç Amerikalı bilim insanı arasında paylaştırıldı. Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young’ın bu keşfi, bitkilerin, hayvanların ve insanların biyolojik ritme nasıl ayak uydurduğunu ve Dünya’nın dönüşü ile eşgüdümü nasıl sağladığını açıklıyor. Bu hafta sayfalarımız sağlık açısından zengin. Parkinson hastalığının tedavisinde bir aşama daha kaydedildi. Çok yakında kök hücrelerden tasarlanan nöronlar devreye girebilir. Maymunlar üzerinde yapılan deneylerdeki başarı umut verici. Bilişsel zayıflama ve bunama riskine karşı neler yapılabileceğine ilişkin öneriler de yer alıyor. Klinik çalışmalar yeni ilaç geliştirme sürecinin en heyecanlı aşamalarıdır. Bahçeşehir Tıp Fakültesi’nden Yrd. Doç Dr Fatih Özdener klinik çalışmalar açısından Türkiye’nin dünyadaki yerini irdeledi. Prof. Dr. Canan Erzen’in BAU Tıp Fakültesi’nin dönem yılı açılışında, tıp okumaya başlayan öğrencilere bilgi ve erdem üzerine yaptığı anlamlı konuşmayı da sizler için derledik. Kadıköy ilçesinin 5 katı buzul koptu Dergimizde başka neler var? Buzullardaki erime hızla artıyor. 26 Eylül günü Antarktika’dan devasa bir kütle daha koptu. Kadıköy’ün 5 misli büyüklüğünde&#8230; Çok uzakta demeyin, iklim üzerindeki sayısız etkilerini hepimiz hissedeceğiz. Son kasırgaların halk sağlığı üzerindeki etkilerini ilgiyle okuyacaksınız. Bir robot mülk sahibi olabilir mi? Peki şiir yazan bir robot gördünüz mü? Digi.Logue zirvesi, katılımcıları gelecek kavramı üzerinde düşünmeye davet etti. Sizin için özetledik. Yapay zekâ üzerine araştırmalar hızla geliştikçe yaşamın içinde yer alan robotlara ilişkin düzenlemeler de gündeme giriyor. Size bir ilginç konu daha: Robotlara öldürme hakkı vermeli miyiz? Verilen emirleri insani duygulardan etkilenmeden yerine getiren robot askerler çatışmalardaki kayıpları belki  azaltabilirler. Ancak onların gerçekleştirdikleri eylemlerden kim sorumlu olacak? Dijital obezite Instagram açıldıktan iki ay sonra kayıtlı kullanıcı sayısı 1 milyona ulaşmıştı; peki sonraki yıllar? 2011’de 10 milyon, 2015’de 400, 2017’de 700 milyon&#8230; Yazarımız Tanol Türkoğlu bu hafta Dijtalem’de ‘Dijital Obezite’yi yazdı. Doğan Kuban, Türkiye’yi İslam dünyası içinde çağdaş düzeye çıkaracak bir model ülke olmaktan uzaklaştırıp, İslam sefaletine ortak yapma programı üzerine yazarken, Ali Akurgal araştırma üniversiteleri ve TEOG yerine konulacak model konusunda görüşlerini açıkladı. Mustafa Çetiner yine ilginç bir konuya değindi: Plasebo ilaçlar. Koç Üniversitesi Hastanesi’nden Uzman Dr. Tuba Mutluer önemli bir başka konuya dikkat çekti: 0-3 yaş grubu için kreşlerde nelere dikkat edilmeli? İstanbul Kültür Üniversitesi araştırma görevlisi Gözde Ekici halk arasında ‘Çin Tuzu’ olarak da bilinen ve lezzet artırıcı olarak kullanılan monosodyum glutamatı anlattı. Olcay Başeğmez ise 100 yıldır tarihe tanıklık eden ve başına gelmedik kalmayan bir müze gemiyi yazdı. Terörizmin derdi ne? Biz bu sayıya baskı için son şeklini verirken Las Vegas’daki hain terör saldırısında hayatlarını kaybedenlerin sayısı da hızla artıyordu. Bu yüzden ilginç bir araştırmanın sonuçlarını sizinle paylaşmak istedik. Teröristlerin, canını feda etmeye hazır bir savaşçı olma kararlarında, kimlik duygusuyla ilgili çatışmaların dayanılmaz bir utanç duygusu ile karışmasının çok etkili olduğu ortaya çıkmış. Ayrıntılar hayli çarpıcı. Gelecek hafta görüşmek umuduyla&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yasim-50-ama-kalbim-38-bobreklerim-ise-62-yasinda">Yaşım 50 ama kalbim 38, böbreklerim ise 62 yaşında&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek yaşınız kaç? Büyük olasılıkla, yaşadığınız yılları sayarak hesapladığınız kronolojik yaşınız, biyolojik yaşınız ile aynı değil. Üstelik vücudunuzdaki organ ve dokuların da biyolojik yaşları birbirinden farklı. Bilim insanlarına göre biyolojik yaşımız daha doğru bir ölçüm. Bu yüzden bilim dünyası biyolojik yaşı ölçen alternatif yöntemler geliştiriyor. Tabii bu, yaşlanmayı yavaşlatan uygulamaları da beraberinde getiriyor. Örneğin kalbinin biyolojik yaşını öğrenen bir kişinin kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski de belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Nihai hedef, hastalıkları kontrol altında tutmak.</p>
<p>Hazır biyolojik yaştan yola çıkmışken içimizdeki biyolojik saate de değinelim ve 2017 Nobel Tıp Ödülü’nün sirkadiyen ritmini kontrol eden moleküler mekanizmanın keşfine verildiğini duyuralım. Ödül, üç Amerikalı bilim insanı arasında paylaştırıldı. Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young’ın bu keşfi, bitkilerin, hayvanların ve insanların biyolojik ritme nasıl ayak uydurduğunu ve Dünya’nın dönüşü ile eşgüdümü nasıl sağladığını açıklıyor.</p>
<p>Bu hafta sayfalarımız sağlık açısından zengin. Parkinson hastalığının tedavisinde bir aşama daha kaydedildi. Çok yakında kök hücrelerden tasarlanan nöronlar devreye girebilir. Maymunlar üzerinde yapılan deneylerdeki başarı umut verici. Bilişsel zayıflama ve bunama riskine karşı neler yapılabileceğine ilişkin öneriler de yer alıyor.</p>
<p>Klinik çalışmalar yeni ilaç geliştirme sürecinin en heyecanlı aşamalarıdır. Bahçeşehir Tıp Fakültesi’nden Yrd. Doç Dr Fatih Özdener klinik çalışmalar açısından Türkiye’nin dünyadaki yerini irdeledi. Prof. Dr. Canan Erzen’in BAU Tıp Fakültesi’nin dönem yılı açılışında, tıp okumaya başlayan öğrencilere bilgi ve erdem üzerine yaptığı anlamlı konuşmayı da sizler için derledik.</p>
<p><strong>Kadıköy ilçesinin 5 katı buzul koptu</strong></p>
<p>Dergimizde başka neler var? Buzullardaki erime hızla artıyor. 26 Eylül günü Antarktika’dan devasa bir kütle daha koptu. Kadıköy’ün 5 misli büyüklüğünde&#8230; Çok uzakta demeyin, iklim üzerindeki sayısız etkilerini hepimiz hissedeceğiz. Son kasırgaların halk sağlığı üzerindeki etkilerini ilgiyle okuyacaksınız.</p>
<p>Bir robot mülk sahibi olabilir mi? Peki şiir yazan bir robot gördünüz mü? Digi.Logue zirvesi, katılımcıları gelecek kavramı üzerinde düşünmeye davet etti. Sizin için özetledik. Yapay zekâ üzerine araştırmalar hızla geliştikçe yaşamın içinde yer alan robotlara ilişkin düzenlemeler de gündeme giriyor. Size bir ilginç konu daha: Robotlara öldürme hakkı vermeli miyiz? Verilen emirleri insani duygulardan etkilenmeden yerine getiren robot askerler çatışmalardaki kayıpları belki  azaltabilirler. Ancak onların gerçekleştirdikleri eylemlerden kim sorumlu olacak?</p>
<p><strong>Dijital obezite </strong></p>
<p>Instagram açıldıktan iki ay sonra kayıtlı kullanıcı sayısı 1 milyona ulaşmıştı; peki sonraki yıllar? 2011’de 10 milyon, 2015’de 400, 2017’de 700 milyon&#8230; Yazarımız Tanol Türkoğlu bu hafta Dijtalem’de ‘Dijital Obezite’yi yazdı.</p>
<p>Doğan Kuban, Türkiye’yi İslam dünyası içinde çağdaş düzeye çıkaracak bir model ülke olmaktan uzaklaştırıp, İslam sefaletine ortak yapma programı üzerine yazarken, Ali Akurgal araştırma üniversiteleri ve TEOG yerine konulacak model konusunda görüşlerini açıkladı. Mustafa Çetiner yine ilginç bir konuya değindi: Plasebo ilaçlar.</p>
<p>Koç Üniversitesi Hastanesi’nden Uzman Dr. Tuba Mutluer önemli bir başka konuya dikkat çekti: 0-3 yaş grubu için kreşlerde nelere dikkat edilmeli? İstanbul Kültür Üniversitesi araştırma görevlisi Gözde Ekici halk arasında ‘Çin Tuzu’ olarak da bilinen ve lezzet artırıcı olarak kullanılan monosodyum glutamatı anlattı.</p>
<p>Olcay Başeğmez ise 100 yıldır tarihe tanıklık eden ve başına gelmedik kalmayan bir müze gemiyi yazdı.</p>
<p><strong>Terörizmin derdi ne?</strong></p>
<p>Biz bu sayıya baskı için son şeklini verirken Las Vegas’daki hain terör saldırısında hayatlarını kaybedenlerin sayısı da hızla artıyordu. Bu yüzden ilginç bir araştırmanın sonuçlarını sizinle paylaşmak istedik. Teröristlerin, canını feda etmeye hazır bir savaşçı olma kararlarında, kimlik duygusuyla ilgili çatışmaların dayanılmaz bir utanç duygusu ile karışmasının çok etkili olduğu ortaya çıkmış. Ayrıntılar hayli çarpıcı.</p>
<p>Gelecek hafta görüşmek umuduyla&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yasim-50-ama-kalbim-38-bobreklerim-ise-62-yasinda">Yaşım 50 ama kalbim 38, böbreklerim ise 62 yaşında&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7968</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
