<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yıkım arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yikim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yikim</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Mar 2023 12:29:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Depremin son ihtarı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 12:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derin orhon]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[ihtar]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sorsanız yetkili der ki: &#8220;Artık gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız. Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada… Yetkin mühendislik sistemi acilen getirilmeli: Türkiye’deki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Bu, yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verilmesinden farksızdır. Türkiye yine büyük bir deprem olayı yaşadı. Kahramanmaraş merkezli geniş bir bölge art arda gelen çok şiddetli iki depreme maruz kaldı. Bilinmesine ve defalarca ikaz edilmesine karşın, birincisinde 60, ikincisinde 45 saniye sarsıntı neticesinde bir afete, yüreğimizi yakan bir felakete dönüştü. Zaman içinde akıllarda ne kalacak? (1) İnsanımızın tek yürek halinde uzanan yardım, destek ve şefkat eli. Bu çok az millete nasip olabilen bir haslet ve Gazi Paşa’nın oluşturduğu Kuva-yi Milliye ruhunun açık bir göstergesi. (2) Tüm arama-kurtarma ekiplerinin olağan üstü çabası ve isimsiz kahramanlar olarak verdikleri insanlık dersi. (3) Yöre halkının çaresizliği ve feryadı! Gerisi sayılarla ifade edilemeyecek bir insanlık dramı idi ve bu dram yüreklerimizi parçalayarak günlerdir devam ediyor. Çürük düzeni değiştirmeliyiz Afetin perdesini aralayarak baktığımızda, ortaya yetkililerin ve halkın üzerini kaplamış olan büyük bir bilmezlik örtüsü ortaya çıkıyor. Depremden korunma olgusunun çok boyutlu bir bilimsel yaklaşım gerektirdiği, deprem mühendisliği, afet yönetimi ve çevre bilimleri alanlarının da en az jeoloji kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam kavranmış değil. Felaketin gelişme boyutu “Konuya ne kadar hazırlıklıyız?” sorusunun çok anlamsız kaldığını açıkça gösterdi. Şu anda bir yetkiliye sorsak eminiz şu cevabı alırız &#8220;Gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız. Bu yaklaşımın ilk adımında vizyonumuzu yeniden tanımlamak gerekir: Bizler herhangi bir çalışmayı çoğunlukla “Ağaca bakmaktan ormanı görmüyorsunuz” ifadesi ile eleştiririz. Deprem felaketinde bu ifadeyi tersine çevirerek işe başlamak gerekir: “Ormana bakmaktan ağacı göz ardı ediyoruz”, yani felaketi sayılarla tanımlarken bir canın değerini görmüyoruz. O halde, bizim için deprem bir bina olacak; o bina içine çok sevdiğimiz bir insanı yerleştirerek binaya hayat kazandıracağız ve o hayatı koruyacağız: Dolayısıyla, bu vizyon içinde amacımız “bir canı kurtarmak” olacak! Enkaz altında kaybettiği kızının elini saatlerce bırakamayan baba, bu felaketin yüreğimizi sızlatan simge görüntüsü idi. Irmak kızımızın elini hepimiz gönlümüzde hissedersek, belki de bu umursamazlık perdesini yırtabiliriz. Gelin birlikte o canı kurtaralım!.. Neden yıkımlar bu denli büyük oluyor? Nerelerde yanlış yaptık? sorusuna yapılarla ilgili aşağıdaki temel bir bilgi ile yaklaşalım: Her proje bir risk taşır; yapılarda da can kaybı riski ve yapısal hasar riski söz konusudur. Ülkemizdeki bilgi birikimi yapılarımızı can kaybı riskini ortadan kaldıracak ve hasar riskini en aza indirecek şekilde projelendirmeye ve inşa etmeye yeterlidir. Daha basit bir tanımla, bina ayakta kalır can kaybı olmaz. Depreme dirençli yerleşim bölgeleri bu şekilde oluşmalıdır. O halde neden bunu sağlayamıyoruz? Hangi eksikliklerimiz bu depremde olduğu gibi, kentsel alanların yıkılmasına, yok olmasına yol açıyor? Cevap son derece basit: Ya proje yanlış, ya inşaat sırasında çalıyoruz, ya kaçak bölümler yapıyoruz, ya kullanırken kolon kesiyoruz ve kesinlikle bu süreci denetlemiyoruz. Şimdi bu yanlışlıklar dizisini adım adım inceleyelim. Mevzuat tamam, ama… Mevzuat ve projelendirme yöntemi bakımından ülkemiz şu anda tüm gelişmiş ülkelerle yarışabilecek durumda: İlk deprem yönetmeliği, hepimizde iz bırakmış olan 1999 Gölcük depreminden iki yıl önce 1997’de düzenlendi; 2007’de güçlendirme ve performans değerlendirmesi esaslarını da içerecek şekilde yenilendi; 2018’de “deprem bölgeleri tehlike haritası” ile birlikte daha da gelişti; bu harita projelendirme adımı için hayati bir önem taşıyor çünkü koordinatları ile belirlenecek her mevki için deprem (spektral) ivmeleri veriyor; haritadan bulunan ivme, seçilen mevki için geçerli zemin sınıflandırmasını yansıtan bir katsayı ile çarpılarak, tasarımda kullanılacak ivmenin değeri elde ediliyor. Bu nedenle zemin etüdü her yapı projesi öncesinde zorunlu. Tüm projeler için sorumlu bir mühendis (proje müellifi) ya da aynı sorumluluğu üstenmiş olan bir müteahhit var. Yönetmelik ayrıca tescilli firmalar tarafından yürütülen bir yapı denetim zorunluluğu getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar denetim firması müteahhit tarafından seçilebiliyordu (komik ama gerçek); şu anda Çevre Bakanlığı tarafından kura ile tespit edilmeye başlandı. 2000 öncesi binalar kötü mü? Yönetmelik denince, yöneticiler de dahil herkesin aklına sadece yukarıda sözü edilen 2018 yönetmeliği geliyor; hatta değişik çevrelerde 2000 yılı öncesi ve sonrası yapılmış olan binalar tartışılıyor: Bu yanlış bir yaklaşım. Ülkemizdeki deprem yönetmeliklerin geçmişi çok eskidir: 1939 Erzincan depremi ile birlikte yayınlanan talimatnamelerden sonra, 1947 de “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmeliği daha sonra 1953, 1961, 1968, 1975 ve bildiğimiz 1997, 2007, 2018 deprem yönetmelikleri izlemiştir. Bu durumda, yapımız 2000 yılından önce yapılmıştır; bu nedenle depreme dayanır mı? endişesi çok anlam taşımaz, çünkü iyi mühendislik görmüş ve özenli inşa edilmiş bir bina büyük bir olasılıkla ayakta kalır ve can kaybına neden olmaz. O halde, neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü, tekrar edelim: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Yıkılanların yarısı yeni bina Bu noktada, “2000 yılından sonra yapılan binalar hasar görmedi” iddia ve tartışmasına geri dönelim: TÜİK verilerine göre depremden etkilenen 10 ilin dokuzunda binaların en az %50’si bu tarihten sonra inşa edilmiş olduğu görülüyor; bu oran Şanlıurfa’da %61, büyük hasar gören Hatay’da %50. Yıkılan binaların kimliği ve yaşı, tespiti çok kolay olmasına karşın, henüz açıklanmadı. Ancak yaşanan yıkımın mertebesine bu veriler ışığında bakıldığında iddianın geçersiz olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) ön değerlendirme raporunda şu tespite yer verilmiştir: “Ancak daha sonraki yıllarda yapılan, hatta birkaç yıl önce yapılan bazı binaların da ne yazık ki göçtüğü veya ağır hasar aldığı tespit edilmiştir. Yeni deprem yönetmelikleri ile tasarlanmış, hazır beton ve nervürlü inşaat demiri kullanılmış, diğer taraftan yapı denetim hizmeti görmüş olması gereken bu binaların yıkılması kamuoyunda da hayretle karşılanmış ve herkeste başka bir travma yaratmıştır” [1]. Bu tür gözlemler 2000 yılından sonraki yapılaşma ile yeni enkazlar mı yaratıyoruz? endişe ve kaygısına yol açmaktadır. Yetkin mühendislik şart Gelelim konunun bel kemiğini teşkil eden yapı projelendirme ve denetim adımlarında sorun var mı sorusuna: Ülkemizdeki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Dünyada bu uygulamanın benzerini bulmak mümkün değildir: A.B.D.’de bu yetki sadece “professional engineering” İngiltere’de de “chartered engineering” adları altında “bilgi ve deneyimlerini sınavla ispatlamış yetkin mühendisler”e verilmektedir. Uygulamanın vahametini gözümüzde canlandırabilmek için yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verildiğini düşünelim. Proje ve yapım denetimini üstlenen firmalar da çoğunlukla bilgi düzeyi yetersiz ve deneyimsiz mühendis tabanı ile çalıştıkları için, genellikle “teftiş fırçası” olarak iş yapar görünürler. “Bu doğru değil” diyebilecek olanların yaşadığımız depremin görüntülerine bakmaları yeterlidir. 23 yıl önce gündemdeydi ama uygulanmadı Aslında, yetkin/uzman mühendislik konusu tam 23 yıl önce gündeme gelmiştir: 2000 yılında yayınlanan 595 ve 601 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile, yeni yapı denetim sisteminin insan kaynağı altyapısını oluşturmak üzere, “uzman mühendislik” sistemi getirilmiştir. Ancak bu kararnameler hukuki nedenlerle AYM tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra, 2011 yılında yürürlüğe giren “UDSEP-Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda” [2] en geç 2017 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, “Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır” ifadesine yer verilerek “sorumlu kuruluş” olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev yerine getirilmemiştir. Halkımızın çok haklı olarak acı içinde sorguladığı “yerel yönetim ve merkezi yönetim yaşadığımız felaketin neresinde, konusunun cevabı maalesef bilgi yetersizliğinin getirdiği çaresizlik duygusunun ötesine gidememektedir. Bu bölümün sonucu olarak, konunun duayeni Prof.Dr. Nuray Aydınoğlu’nun ifadesi ile [3]: “Bu ülkede özellikle konut inşaatı süreci ezelden beri, işi bilsin bilmesin herkesin el attığı, rekor sayıda müteahhidin cirit attığı, hiçbir kalifikasyonu olmayan deneyimsiz mühendisliğin, en ucuz işçiliğin kullanıldığı, depreme direnecek taşıyıcı sistemin inşaatına ironik olarak “kaba inşaat” dediğimiz, yapı denetimi dâhil her şeyin usulüne göre yapıldığı varsayımına dayalı bir umursamazlıkla, herkesin dışarıdan izlediği “kaba” bir faaliyet olagelmiştir. Bir başucu kitabı değerindeki bu belgeyi herkesin okumasını şiddetle öneririz. Konunun benzer önemi haiz diğer önemli yönlerine müteakip yazılarımızda değineceğiz. Derin Orhon, İTÜ İnşaat Fakültesi eski Dekanı, orhon@itu.edu.tr Seval Sözen, İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, sozens@itu.edu.tr Naci Görür, İTÜ Maden Fakültesi eski Dekanı, gorurna@gmail.com Kaynak: [1] İMO’dan depreme ilişkin “ön değerlendirme” raporu: Denetimsizlik asıl sorun. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imodan-depreme-iliskin-on-degerlendirme-raporu-yikimlarin-baslica-etkeni-imar-affi-2051730. 16.02.2023 erişim. [2]Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı. https://www.afad.gov.tr/kurumlar/afad.gov.tr/2403/files/udsep_1402013_kitap.pdf. [3] Aydınoğlu, M. N.(2021). Deprem ve Binalarımız. İstanbul’un Deprem Gerçeği. İBB Kültür A.Ş. ısbn 978-625-7288-57-6. *Bu yazı, 23 Şubat 2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="tr-TR">Sorsanız yetkili der ki: &#8220;Artık gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız.</span></p>
<p><span lang="da-DK">Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada…</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Yetkin mühendislik sistemi acilen getirilmeli: Türkiye’deki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu </span><span lang="da-DK">inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendisler</span><span lang="tr-TR">in yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Bu, yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verilmesinden farksızdır.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Türkiye yine büyük bir deprem olayı yaşadı. Kahramanmaraş merkezli geniş bir bölge art arda gelen çok şiddetli iki depreme maruz kaldı. Bilinmesine ve defalarca ikaz edilmesine karşın, birincisinde 60, ikincisinde 45 saniye sarsıntı neticesinde bir afete, yüreğimizi yakan bir felakete dönüştü. Zaman içinde akıllarda ne kalacak?</span></p>
<p><span lang="tr-TR">(1) İnsanımızın tek yürek halinde uzanan yardım, destek ve şefkat eli. Bu çok az millete nasip olabilen bir haslet ve Gazi Paşa’nın oluşturduğu Kuva-yi Milliye ruhunun açık bir göstergesi.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">(2) Tüm arama-kurtarma ekiplerinin olağan üstü çabası ve isimsiz kahramanlar olarak verdikleri insanlık dersi. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">(3) Yöre halkının çaresizliği ve feryadı! Gerisi sayılarla ifade edilemeyecek bir insanlık dramı idi ve bu dram yüreklerimizi parçalayarak günlerdir devam ediyor.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Çürük düzeni değiştirmeliyiz</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Afetin perdesini aralayarak baktığımızda, ortaya yetkililerin ve halkın üzerini kaplamış olan büyük bir bilmezlik örtüsü ortaya çıkıyor. Depremden korunma olgusunun çok boyutlu bir bilimsel yaklaşım gerektirdiği, deprem mühendisliği, afet yönetimi ve çevre bilimleri alanlarının da en az jeoloji kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam kavranmış değil. Felaketin gelişme boyutu “Konuya ne kadar hazırlıklıyız?” sorusunun çok anlamsız kaldığını açıkça gösterdi. Şu anda bir yetkiliye sorsak eminiz şu cevabı alırız &#8220;Gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu yaklaşımın ilk adımında vizyonumuzu yeniden tanımlamak gerekir: Bizler herhangi bir çalışmayı çoğunlukla “Ağaca bakmaktan ormanı görmüyorsunuz” ifadesi ile eleştiririz. Deprem felaketinde bu ifadeyi tersine çevirerek işe başlamak gerekir: “Ormana bakmaktan ağacı göz ardı ediyoruz”, yani felaketi sayılarla tanımlarken bir canın değerini görmüyoruz. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">O halde, bizim için deprem bir bina olacak; o bina içine çok sevdiğimiz bir insanı yerleştirerek binaya hayat kazandıracağız ve o hayatı koruyacağız: Dolayısıyla, bu vizyon içinde amacımız “bir canı kurtarmak” olacak! Enkaz altında kaybettiği kızının elini saatlerce bırakamayan baba, bu felaketin yüreğimizi sızlatan simge görüntüsü idi. Irmak kızımızın elini hepimiz gönlümüzde hissedersek, belki de bu umursamazlık perdesini yırtabiliriz. Gelin birlikte o canı kurtaralım!.. </span></p>
<p><span lang="tr-TR"><strong>Neden yıkımlar bu denli büyük oluyor?</strong> </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Nerelerde yanlış yaptık? sorusuna yapılarla ilgili aşağıdaki temel bir bilgi ile yaklaşalım: Her proje bir risk taşır; yapılarda da can kaybı riski ve yapısal hasar riski söz konusudur. Ülkemizdeki bilgi birikimi yapılarımızı can kaybı riskini ortadan kaldıracak ve hasar riskini en aza indirecek şekilde projelendirmeye ve inşa etmeye yeterlidir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Daha basit bir tanımla, bina ayakta kalır can kaybı olmaz. Depreme dirençli yerleşim bölgeleri bu şekilde oluşmalıdır.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">O halde neden bunu sağlayamıyoruz? Hangi eksikliklerimiz bu depremde olduğu gibi, kentsel alanların yıkılmasına, yok olmasına yol açıyor? Cevap son derece basit: Ya proje yanlış, ya inşaat sırasında çalıyoruz, ya kaçak bölümler yapıyoruz, ya kullanırken kolon kesiyoruz ve kesinlikle bu süreci denetlemiyoruz. Şimdi bu yanlışlıklar dizisini adım adım inceleyelim.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Mevzuat tamam, ama…</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Mevzuat ve projelendirme yöntemi bakımından ülkemiz şu anda tüm gelişmiş ülkelerle yarışabilecek durumda: İlk deprem yönetmeliği, hepimizde iz bırakmış olan 1999 Gölcük depreminden iki yıl önce 1997’de düzenlendi; 2007’de güçlendirme ve performans değerlendirmesi esaslarını da içerecek şekilde yenilendi; 2018’de “deprem bölgeleri tehlike haritası” ile birlikte daha da gelişti; bu harita projelendirme adımı için hayati bir önem taşıyor çünkü koordinatları ile belirlenecek her mevki için deprem (spektral) ivmeleri veriyor; haritadan bulunan ivme, seçilen mevki için geçerli zemin sınıflandırmasını yansıtan bir katsayı ile çarpılarak, tasarımda kullanılacak ivmenin değeri elde ediliyor. Bu nedenle zemin etüdü her yapı projesi öncesinde zorunlu. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Tüm projeler için sorumlu bir mühendis (proje müellifi) ya da aynı sorumluluğu üstenmiş olan bir müteahhit var. Yönetmelik ayrıca tescilli firmalar tarafından yürütülen bir yapı denetim zorunluluğu getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar denetim firması müteahhit tarafından seçilebiliyordu (komik ama gerçek); şu anda Çevre Bakanlığı tarafından kura ile tespit edilmeye başlandı. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">2000 öncesi binalar kötü mü?</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Yönetmelik denince, yöneticiler de dahil herkesin aklına sadece yukarıda sözü edilen 2018 yönetmeliği geliyor; hatta değişik çevrelerde 2000 yılı öncesi ve sonrası yapılmış olan binalar tartışılıyor: Bu yanlış bir yaklaşım. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ülkemizdeki deprem yönetmeliklerin geçmişi çok eskidir: 1939 Erzincan depremi ile birlikte yayınlanan talimatnamelerden sonra, 1947 de “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmeliği daha sonra 1953, 1961, 1968, 1975 ve bildiğimiz 1997, 2007, 2018 deprem yönetmelikleri izlemiştir.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu durumda, yapımız 2000 yılından önce yapılmıştır; bu nedenle depreme dayanır mı? endişesi çok anlam taşımaz, çünkü iyi mühendislik görmüş ve özenli inşa edilmiş bir bina büyük bir olasılıkla ayakta kalır ve can kaybına neden olmaz. O halde, neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü, tekrar edelim:</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yıkılanların yarısı yeni bina</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu noktada, “2000 yılından sonra yapılan binalar hasar görmedi” iddia ve tartışmasına geri dönelim: TÜİK verilerine göre depremden etkilenen 10 ilin dokuzunda binaların en az %50’si bu tarihten sonra inşa edilmiş olduğu görülüyor; bu oran Şanlıurfa’da %61, büyük hasar gören Hatay’da %50. Yıkılan binaların kimliği ve yaşı, tespiti çok kolay olmasına karşın, henüz açıklanmadı. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak yaşanan yıkımın mertebesine bu veriler ışığında bakıldığında iddianın geçersiz olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) ön değerlendirme raporunda şu tespite yer verilmiştir: “Ancak daha sonraki yıllarda yapılan, hatta birkaç yıl önce yapılan bazı binaların da ne yazık ki göçtüğü veya ağır hasar aldığı tespit edilmiştir. Yeni deprem yönetmelikleri ile tasarlanmış, hazır beton ve nervürlü inşaat demiri kullanılmış, diğer taraftan yapı denetim hizmeti görmüş olması gereken bu binaların yıkılması kamuoyunda da hayretle karşılanmış ve herkeste başka bir travma yaratmıştır” [1]. Bu tür gözlemler 2000 yılından sonraki yapılaşma ile yeni enkazlar mı yaratıyoruz? endişe ve kaygısına yol açmaktadır.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yetkin mühendislik şart</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Gelelim konunun bel kemiğini teşkil eden yapı projelendirme ve denetim adımlarında sorun var mı sorusuna: Ülkemizdeki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu dehşet verici bir uygulamadır. Dünyada bu uygulamanın benzerini bulmak mümkün değildir: A.B.D.’de bu yetki sadece “professional engineering” İngiltere’de de “chartered engineering” adları altında “bilgi ve deneyimlerini sınavla ispatlamış yetkin mühendisler”e verilmektedir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Uygulamanın vahametini gözümüzde canlandırabilmek için yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verildiğini düşünelim. Proje ve yapım denetimini üstlenen firmalar da çoğunlukla bilgi düzeyi yetersiz ve deneyimsiz mühendis tabanı ile çalıştıkları için, genellikle “teftiş fırçası” olarak iş yapar görünürler. “Bu doğru değil” diyebilecek olanların yaşadığımız depremin görüntülerine bakmaları yeterlidir. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">23 yıl önce gündemdeydi ama uygulanmadı</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Aslında, yetkin/uzman mühendislik konusu tam 23 yıl önce gündeme gelmiştir: 2000 yılında yayınlanan 595 ve 601 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile, yeni yapı denetim sisteminin insan kaynağı altyapısını oluşturmak üzere, “uzman mühendislik” sistemi getirilmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak bu kararnameler hukuki nedenlerle AYM tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra, 2011 yılında yürürlüğe giren “UDSEP-Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda” [2] en geç 2017 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, “Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır” ifadesine yer verilerek “sorumlu kuruluş” olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev yerine getirilmemiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Halkımızın çok haklı olarak acı içinde sorguladığı “yerel yönetim ve merkezi yönetim yaşadığımız felaketin neresinde, konusunun cevabı maalesef bilgi yetersizliğinin getirdiği çaresizlik duygusunun ötesine gidememektedir.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu bölümün sonucu olarak, konunun duayeni Prof.Dr. Nuray Aydınoğlu’nun ifadesi ile [3]: </span></p>
<p>“<span lang="tr-TR">Bu ülkede özellikle konut inşaatı süreci ezelden beri, işi bilsin bilmesin herkesin el attığı, rekor sayıda müteahhidin cirit attığı, hiçbir kalifikasyonu olmayan deneyimsiz mühendisliğin, en ucuz işçiliğin kullanıldığı, depreme direnecek taşıyıcı sistemin inşaatına ironik olarak “kaba inşaat” dediğimiz, yapı denetimi dâhil her şeyin usulüne göre yapıldığı varsayımına dayalı bir umursamazlıkla, herkesin dışarıdan izlediği “kaba” bir faaliyet olagelmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bir başucu kitabı değerindeki bu belgeyi herkesin okumasını şiddetle öneririz. Konunun benzer önemi haiz diğer önemli yönlerine müteakip yazılarımızda değineceğiz.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Derin Orhon, İTÜ İnşaat Fakültesi eski Dekanı, <a href="mailto:orhon@itu.edu.tr">orhon@itu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Seval Sözen, İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, <a href="mailto:sozens@itu.edu.tr">sozens@itu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Naci Görür, İTÜ Maden Fakültesi eski Dekanı, <a href="mailto:gorurna@gmail.com">gorurna@gmail.com</a></span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><span lang="tr-TR">[1] İMO’dan depreme ilişkin “ön değerlendirme” raporu: Denetimsizlik asıl sorun. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imodan-depreme-iliskin-on-degerlendirme-raporu-yikimlarin-baslica-etkeni-imar-affi-2051730. 16.02.2023 erişim.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">[2]Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı. https://www.afad.gov.tr/kurumlar/afad.gov.tr/2403/files/udsep_1402013_kitap.pdf.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">[3] Aydınoğlu, M. N.(2021). Deprem ve Binalarımız. İstanbul’un Deprem Gerçeği. İBB Kültür A.Ş. ısbn 978-625-7288-57-6.</span></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 23 Şubat 2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29081</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Büyük İstanbul Depremi: Her yıl gerçekleşme olasılığı %2,5.. Büyük başarı: öte-gezegen keşfettik!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-istanbul-depremi-her-yil-gerceklesme-olasiligi-25-buyuk-basari-ote-gezegen-kesfettik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Aug 2017 05:20:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[büyük istanbul depremi]]></category>
		<category><![CDATA[celal şengör]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[hıyar]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[mesut yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa erdik]]></category>
		<category><![CDATA[öte gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[salatalık]]></category>
		<category><![CDATA[selçuk topal]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7460</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geldik mi yine Türkiye’nin anasını ağlatan 1999 Gölcük-Kocaeli depremin yıldönümüne! Peki, bugün durum ne? Dergimizin 16 Haziran tarihli 64. sayısında Celal Şengör hoca beklenen Büyük İstanbul Depremi’nin jeolojisini yazmıştı. Bu sayımızda da Prof. Dr. Mustafa Erdik Hoca, Büyük İstanbul Depremi’nin yapabileceği hasarları ve etkileyebileceği bölgeleri yazdı. Erdik, ülkemizin en önemli deprem mühendisidir; depremin şiddetini göz önüne alarak yapacağı bina hasarlarını bir bilimsel senaryo çerçevesinde hesaplar. İstanbul’un konut stokunu, Belediye ile işbirliği halinde evlerin yapısını ve zemin durumunu çok iyi bilir. 7 üzeri büyüklükte depremin nerelerde, hangi yapılarda, ne kadar hasar yapabileceğini, yani şiddet etkisine yönelik senaryoları çeşitli dönemlerde ortaya koyar. Dergimizdeki yazısında bu senaryosunu oldukça yeniliyor&#8230; Dahası, yaşadığımız Kentsel Dönüşüm’ün etkilerini de olumlu ve olumsuz yönlerini hesaba katarak yazıyor. Büyük depremde kaç kayıp veririz sorusunu bir kenara bırakarak, maddi zararın en üst boyutunu hesap ediyor: 102 milyar TL! En çok da 5-7 katlı eski binaların neredeyse tamamının göçeceğini vurguluyor. Yazı çok önemli bilgiler içeriyor. Erdik Hocaya HBT ile paylaştığı için çok teşekkür ederiz! Yine bu kapsamda olmasa bile, acaba depremi tetikliyor mu, sorularına yol açan güneş tutulmasıyla ilgili Mehmet Emin Özel Hoca da, hemen üç gün sonra tüm ABD’den gözlemlenecek olan tüm güneş tutulması için yapılan bilimsel hazırlıkları yazdı! Bakın, neler olacak! Bilimin nabzı burada atar! HBT haftalık yayınıyla, ülkemizin bilim gündeminin nabzını tutan tek dergi: İşte bu topraklar üzerinde çok sevindirici bir gelişme: Gökbilimcilerimiz bir öte-gezegen keşfetti! Dr. Mesut Yılmaz ve arkadaşlarına çok teşekkür. Dergimizde gökbilimci Dr. Selçuk Topal’ın yönelttiği soruları da yanıtlıyor. Topal’a da çok teşekkür. Bilim ve Beslenme sayfamızda bu kez yine bir yaz yiyeceğimizin önemini vurguluyoruz: Salatalık! Argoda sık kullanılan aşağılayıcı “hıyar!” lafını artık bir kenara bırakma zamanı geldi! Bu en doğal ve en “zararsız meyve”yi tok kalmak amacıyla da bol bol yiyebilirsiniz! İkramı serbest! Doğan Kuban Hoca, 9 Eylül Üniversite Hastanesi uzman doktorlarının çok iyi gözetimi ve denetimi altında, kalçasına takılan protez ile yürüme egzersizlerini hızlandırırken, siz bu yazıyı okurken büyük olasılıkla eve geçmiş olacak. Hocamızı, hasta yatağında yarı dik ama elinde defter ve kalem ile yazacağı makalelerin notlarını alırken gördüğümüz fotoğrafa çok seviniyoruz. Bu haftaki yazısının başlığı “Ölen ve Sömürülen Kim? Çağdaş Haçlı Savaşı Olmaz” Ve soruyor: “Yalan demokrasinin ürünü mü?” HBT, dünya ve Türkiye’de bilimin olabildiğince nabzını tutuyor. Sayfalarımızda gezindikçe mutlaka ilginizi çekecek bir dizi konu bulacaksınız. Köşelerimiz ve yazarlarımız yeni ve özgün yazılarıyla sizleri bekliyor. HBT bir tutkunluk yaratıyor. Cuma günü mübarek beyin besleme günü… Bir hafta boyunca süren&#8230; Sağlıklı ve sevgiyle kalın&#8230; *** HBT ile tanışan, şimdilik 1 yıl beraber olacağımız ve sonrasında beraberliğimizi sürdüreceğimize inandığımız gençlerimizi kutluyoruz&#8230; Bursları veren Atıl Aydınlatma’ya ve Ayla Çınaroğlu’na çok teşekkürler&#8230; Mustafa Uğur – Yıldız Teknik Üni. Mekatronik Müh. Harun Aydın – Pamukkale Üni. Tıp Fakültesi Uğurcan Şanal – Denizli Pamukkale Üni. Diş Hekimliği Alper Erdik – Süleyman Demirel Üni. Radyo Tv ve Sinema Merve Tamtamış – Dokuz Eylül Üni. Tıp Fakültesi Ceren Kaplan – Hacettepe Üni. Sosyal Hizmet Hasan İşbilir – Celal Bayar Üni. Biyomühendislik Umut Diyar Özcan – İnönü Üni. Tıp Fakültesi Buket Tilkioğlu – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Yüksek Lisans Zeynep Sueda Tuna – Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi Emre Kocaman – Uludağ Üni. Tarih Cihan Süha Aydemir – Balıkesir Şehit Turgut Solak Fen Lisesi Hüseyin Kaç – ODTÜ Kimya Doğa Yalçın – Babadağ Ahmet Nazif Zorlu Fen Lisesi Tamay Ün – Anadolu Üni. İşletme Ömer Faruk Çalışkan – Boğaziçi Üni. Siyaset Bilimi Umut Diyar Özcan – İnönü Üni. Tıp Fakültesi Ali Bayaran – İskenderun Tek Koleji Adem Bahadır – Sakarya Üni. Makina Müh. Alp Eren Tok – Necmettin Erbakan Üni. Elektrik ve Elektronik Müh.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-istanbul-depremi-her-yil-gerceklesme-olasiligi-25-buyuk-basari-ote-gezegen-kesfettik">Büyük İstanbul Depremi: Her yıl gerçekleşme olasılığı %2,5.. Büyük başarı: öte-gezegen keşfettik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geldik mi yine Türkiye’nin anasını ağlatan 1999 Gölcük-Kocaeli depremin yıldönümüne! Peki, bugün durum ne? Dergimizin 16 Haziran tarihli 64. sayısında <strong>Celal Şengör</strong> hoca beklenen Büyük İstanbul Depremi’nin jeolojisini yazmıştı. Bu sayımızda da Prof. Dr. <strong>Mustafa Erdik</strong> Hoca, Büyük İstanbul Depremi’nin yapabileceği hasarları ve etkileyebileceği bölgeleri yazdı.</p>
<p>Erdik, ülkemizin en önemli deprem mühendisidir; depremin şiddetini göz önüne alarak yapacağı bina hasarlarını bir bilimsel senaryo çerçevesinde hesaplar. İstanbul’un konut stokunu, Belediye ile işbirliği halinde evlerin yapısını ve zemin durumunu çok iyi bilir. 7 üzeri büyüklükte depremin nerelerde, hangi yapılarda, ne kadar hasar yapabileceğini, yani şiddet etkisine yönelik senaryoları çeşitli dönemlerde ortaya koyar. Dergimizdeki yazısında bu senaryosunu oldukça yeniliyor&#8230; Dahası, yaşadığımız <strong>Kentsel Dönüşüm</strong>’ün etkilerini de olumlu ve olumsuz yönlerini hesaba katarak yazıyor. Büyük depremde kaç kayıp veririz sorusunu bir kenara bırakarak, maddi zararın en üst boyutunu hesap ediyor: <strong>102 milyar TL</strong>! En çok da 5-7 katlı eski binaların neredeyse tamamının göçeceğini vurguluyor.</p>
<p>Yazı çok önemli bilgiler içeriyor. Erdik Hocaya HBT ile paylaştığı için çok teşekkür ederiz!</p>
<p>Yine bu kapsamda olmasa bile, <em>acaba depremi tetikliyor mu</em>, sorularına yol açan güneş tutulmasıyla ilgili <strong>Mehmet Emin Özel</strong> Hoca da, hemen üç gün sonra tüm ABD’den gözlemlenecek olan tüm güneş tutulması için yapılan bilimsel hazırlıkları yazdı! Bakın, neler olacak!</p>
<p><strong>Bilimin nabzı burada atar!</strong></p>
<p>HBT haftalık yayınıyla, ülkemizin bilim gündeminin nabzını tutan tek dergi: İşte bu topraklar üzerinde çok sevindirici bir gelişme: Gökbilimcilerimiz bir öte-gezegen keşfetti! Dr. <strong>Mesut Yılmaz</strong> ve arkadaşlarına çok teşekkür. Dergimizde gökbilimci Dr. <strong>Selçuk Topal’ın</strong> yönelttiği soruları da yanıtlıyor. Topal’a da çok teşekkür.</p>
<p>Bilim ve Beslenme sayfamızda bu kez yine <strong>bir yaz yiyeceğimizin</strong> önemini vurguluyoruz: <strong>Salatalık</strong>! Argoda sık kullanılan aşağılayıcı “hıyar!” lafını artık bir kenara bırakma zamanı geldi! Bu en doğal ve en “zararsız meyve”yi tok kalmak amacıyla da bol bol yiyebilirsiniz! İkramı serbest!</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> Hoca, 9 Eylül Üniversite Hastanesi uzman doktorlarının çok iyi gözetimi ve denetimi altında, kalçasına takılan protez ile yürüme egzersizlerini hızlandırırken, siz bu yazıyı okurken büyük olasılıkla eve geçmiş olacak. Hocamızı, hasta yatağında yarı dik ama elinde defter ve kalem ile yazacağı makalelerin notlarını alırken gördüğümüz fotoğrafa çok seviniyoruz. Bu haftaki yazısının başlığı “Ölen ve Sömürülen Kim? Çağdaş Haçlı Savaşı Olmaz” Ve soruyor: “Yalan demokrasinin ürünü mü?”</p>
<p>HBT, dünya ve Türkiye’de bilimin olabildiğince nabzını tutuyor. Sayfalarımızda gezindikçe mutlaka ilginizi çekecek bir dizi konu bulacaksınız. Köşelerimiz ve yazarlarımız yeni ve özgün yazılarıyla sizleri bekliyor.</p>
<p>HBT bir tutkunluk yaratıyor. Cuma günü mübarek beyin besleme günü… Bir hafta boyunca süren&#8230;</p>
<p>Sağlıklı ve sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>HBT ile tanışan, şimdilik 1 yıl beraber olacağımız ve sonrasında beraberliğimizi sürdüreceğimize inandığımız gençlerimizi kutluyoruz&#8230; Bursları veren <strong>Atıl Aydınlatma</strong>’ya ve <strong>Ayla Çınaroğlu</strong>’na çok teşekkürler&#8230;</p>
<ol>
<li>Mustafa Uğur – Yıldız Teknik Üni. Mekatronik Müh.</li>
<li>Harun Aydın – Pamukkale Üni. Tıp Fakültesi</li>
<li>Uğurcan Şanal – Denizli Pamukkale Üni. Diş Hekimliği</li>
<li>Alper Erdik – Süleyman Demirel Üni. Radyo Tv ve Sinema</li>
<li>Merve Tamtamış – Dokuz Eylül Üni. Tıp Fakültesi</li>
<li>Ceren Kaplan – Hacettepe Üni. Sosyal Hizmet</li>
<li>Hasan İşbilir – Celal Bayar Üni. Biyomühendislik</li>
<li>Umut Diyar Özcan – İnönü Üni. Tıp Fakültesi</li>
<li>Buket Tilkioğlu – Çanakkale Onsekiz Mart Üni. İşletme Yüksek Lisans</li>
<li>Zeynep Sueda Tuna – Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi</li>
<li>Emre Kocaman – Uludağ Üni. Tarih</li>
<li>Cihan Süha Aydemir – Balıkesir Şehit Turgut Solak Fen Lisesi</li>
<li>Hüseyin Kaç – ODTÜ Kimya</li>
<li>Doğa Yalçın – Babadağ Ahmet Nazif Zorlu Fen Lisesi</li>
<li>Tamay Ün – Anadolu Üni. İşletme</li>
<li>Ömer Faruk Çalışkan – Boğaziçi Üni. Siyaset Bilimi</li>
<li>Umut Diyar Özcan – İnönü Üni. Tıp Fakültesi</li>
<li>Ali Bayaran – İskenderun Tek Koleji</li>
<li>Adem Bahadır – Sakarya Üni. Makina Müh.</li>
<li>Alp Eren Tok – Necmettin Erbakan Üni. Elektrik ve Elektronik Müh.</li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/buyuk-istanbul-depremi-her-yil-gerceklesme-olasiligi-25-buyuk-basari-ote-gezegen-kesfettik">Büyük İstanbul Depremi: Her yıl gerçekleşme olasılığı %2,5.. Büyük başarı: öte-gezegen keşfettik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7460</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
