<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tanol Türkoğlu arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/yazarlar/tanol-turkoglu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/yazarlar/tanol-turkoglu</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 12:24:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Ben biliyorsam-seviyorsam-inanıyorsam doğrudur (mu?)</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/ben-biliyorsam-seviyorsam-inaniyorsam-dogrudur-mu</link>
					<comments>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/ben-biliyorsam-seviyorsam-inaniyorsam-dogrudur-mu?noamp=mobile#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 12:24:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33429</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğrulama yanlılığı Simpsonlar dizisinin gelecek hakkında “doğru” kehanetlerde bulunduğu konuşulurken kimsenin aklına istatistiği sorgulamak gelmiyor. Bu çizgi dizi otuz beş senedir yayında. Yüzlerce bölüm yayınlanmış. Tüm bu macera boyunca gelecek ile ilgili kaç tane kehanette bulunulmuş ve bunları kaçı doğru çıkmış? Diyelim ki toplam beş yüz kehanet içinde on beş tanesi doğru çıkmış olsun! Bu (düşük) oran, dizinin geleceği doğru tahmin ettiği anlamına gelir mi? Yoksa bu oranı duyanlar klasik “onu ben de yaparım” tepkisini mi göstermeli: “Beş yüz tane kehanette bulunsam ben de on beş tanesini doğru tuttururum!” Çizgi diziyi yapanlar da benzer bir yorumda bulunuyor zaten; kendilerini dev aynasında görmüyor! Doğrulama yanlılığı da bir tür önyargı! Kişi maruz bırakıldığı içeriği kendi nefsinin yapısını baz alarak eleyip ona göre doğru-yanlış, iyi-kötü diye ayıklıyor! Buna verilecek ilk tepki şu olabilir: Başka hangi standarda göre değerlendirecek ki? Nesnel gerçeklik ne güne duruyor? Örneğin hakemin ofsayt kararı “tuttuğu takımın” lehineyse doğru, aleyhineyse yanlış mı olmalı yoksa “nesnel ofsayt kuralı”na göre mi? Herkes her zaman nesnel gerçekliğin (ya da yukarıdaki örnekte olduğu gibi ofsayt kuralının) ne olduğunu bilmeyebilir. Öğrenmesi kolay olmayabilir. Ama bilmemenin ya da öğrenmemenin ardında daha başka bir şey yatıyor sanki. Bu gizli sebep günümüzün gerçek-ötesi post-truth zamanlarında giderek daha da güçleniyor: Kişinin kendi adaletini kendi temin etme gayreti-mecburiyeti. Hakem o kadar yanlış kararlar veriyor ki tuttuğu takımın aleyhine verilen ofsaytı kabul etmek “aptal olmak”, “ezik olmak” anlamına geliyor. Peki hakem neden o kadar yanlış karar veriyor? Belki güçlülerin hışmına uğramamak için. Belki de cebini doldurmak için! Güncel haberlere ve savcılık incelemesine göre ülkemizdeki hakemlerin büyük bir kısmının bahis sitelerinde şahsi hesapları var mesela! Etik kurallar belli ki istisnasız herkes için geçerli olmalı. Herhangi bir özellik (kamu görevlisi, zengin, ünlü vb. olmak) bir ayrıcalık unsuru olmamalı. Oysa bir toplumda bireyler içinde bu tür ayrıcalık talebi-icraatı ayyuka çıkmışsa o topluma yön verenlerin bu tür ayrıcalık istisnalarından istifade ediyor olduğu anlamına gelmez mi? Karınca-kararınca. Kimisi ihaleye fesat karıştırır, kimisi aracıyla tehlike şeridinden gider, kimisi eşini-dostunu-akrabasını hak etmediği görevlere atar, kimisi kuyrukta beklemez… Liste uzayıp gidiyor! Öteki herkes bir şekilde kendi yolunu bulmuşken sıradan vatandaşa eğitim almak, kurallara tam uymak, etik davranmak vs. gibi “angarya” işler kalıyor! Toplumu yönlendiren hangi alanda bu olguların yüceltildiği görülmekte? Dünyayı yöneten siyasi liderlerin profilleri nasıl? Dünyanın en zengin, en ünlü insanlarının profilleri nasıl? Güç, para ya da şöhret sahibi olmanın ötesinde dünya vatandaşları bu kişilerin hangi iyi özelliklerini biliyor-görüyor-öğreniyor? Eskiden bu anımsatıcılar bile bir etki yaratır, kısa yoldan sonuca ulaşmaya çalışanların sessizce susup geri çekilmesine neden olurdu. Çünkü haksız olduklarını kabul etmek zorunda hissederlerdi. Şimdi o duvar da yıkıldı. Artık hırsız, kendisini yakalayan polise beni nasıl yakalarsın diye çıkışır hale geldi! Arkası güçlü olmak ahlaklı olmaktan daha iyi sonuç veriyor çünkü! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 497. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/ben-biliyorsam-seviyorsam-inaniyorsam-dogrudur-mu">Ben biliyorsam-seviyorsam-inanıyorsam doğrudur (mu?)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Doğrulama yanlılığı</b></p>
<p class="p1">Simpsonlar dizisinin gelecek hakkında “doğru” kehanetlerde bulunduğu konuşulurken kimsenin aklına istatistiği sorgulamak gelmiyor. Bu çizgi dizi otuz beş senedir yayında. Yüzlerce bölüm yayınlanmış. Tüm bu macera boyunca gelecek ile ilgili kaç tane kehanette bulunulmuş ve bunları kaçı doğru çıkmış? Diyelim ki toplam beş yüz kehanet içinde on beş tanesi doğru çıkmış olsun! Bu (düşük) oran, dizinin geleceği doğru tahmin ettiği anlamına gelir mi? Yoksa bu oranı duyanlar klasik “onu ben de yaparım” tepkisini mi göstermeli: “Beş yüz tane kehanette bulunsam ben de on beş tanesini doğru tuttururum!” Çizgi diziyi yapanlar da benzer bir yorumda bulunuyor zaten; kendilerini dev aynasında görmüyor!</p>
<p class="p1">Doğrulama yanlılığı da bir tür önyargı! Kişi maruz bırakıldığı içeriği kendi nefsinin yapısını baz alarak eleyip ona göre doğru-yanlış, iyi-kötü diye ayıklıyor! Buna verilecek ilk tepki şu olabilir: Başka hangi standarda göre değerlendirecek ki? Nesnel gerçeklik ne güne duruyor? Örneğin hakemin ofsayt kararı “tuttuğu takımın” lehineyse doğru, aleyhineyse yanlış mı olmalı yoksa “nesnel ofsayt kuralı”na göre mi?</p>
<p class="p1">Herkes her zaman nesnel gerçekliğin (ya da yukarıdaki örnekte olduğu gibi ofsayt kuralının) ne olduğunu bilmeyebilir. Öğrenmesi kolay olmayabilir. Ama bilmemenin ya da öğrenmemenin ardında daha başka bir şey yatıyor sanki. Bu gizli sebep günümüzün gerçek-ötesi post-truth zamanlarında giderek daha da güçleniyor: Kişinin kendi adaletini kendi temin etme gayreti-mecburiyeti. Hakem o kadar yanlış kararlar veriyor ki tuttuğu takımın aleyhine verilen ofsaytı kabul etmek “aptal olmak”, “ezik olmak” anlamına geliyor. Peki hakem neden o kadar yanlış karar veriyor? Belki güçlülerin hışmına uğramamak için. Belki de cebini doldurmak için! Güncel haberlere ve savcılık incelemesine göre ülkemizdeki hakemlerin büyük bir kısmının bahis sitelerinde şahsi hesapları var mesela!</p>
<p class="p1">Etik kurallar belli ki istisnasız herkes için geçerli olmalı. Herhangi bir özellik (kamu görevlisi, zengin, ünlü vb. olmak) bir ayrıcalık unsuru olmamalı. Oysa bir toplumda bireyler içinde bu tür ayrıcalık talebi-icraatı ayyuka çıkmışsa o topluma yön verenlerin bu tür ayrıcalık istisnalarından istifade ediyor olduğu anlamına gelmez mi? Karınca-kararınca. Kimisi ihaleye fesat karıştırır, kimisi aracıyla tehlike şeridinden gider, kimisi eşini-dostunu-akrabasını hak etmediği görevlere atar, kimisi kuyrukta beklemez… Liste uzayıp gidiyor!</p>
<p class="p1">Öteki herkes bir şekilde kendi yolunu bulmuşken sıradan vatandaşa eğitim almak, kurallara tam uymak, etik davranmak vs. gibi “angarya” işler kalıyor! Toplumu yönlendiren hangi alanda bu olguların yüceltildiği görülmekte? Dünyayı yöneten siyasi liderlerin profilleri nasıl? Dünyanın en zengin, en ünlü insanlarının profilleri nasıl? Güç, para ya da şöhret sahibi olmanın ötesinde dünya vatandaşları bu kişilerin hangi iyi özelliklerini biliyor-görüyor-öğreniyor? Eskiden bu anımsatıcılar bile bir etki yaratır, kısa yoldan sonuca ulaşmaya çalışanların sessizce susup geri çekilmesine neden olurdu. Çünkü haksız olduklarını kabul etmek zorunda hissederlerdi. Şimdi o duvar da yıkıldı. Artık hırsız, kendisini yakalayan polise beni nasıl yakalarsın diye çıkışır hale geldi! Arkası güçlü olmak ahlaklı olmaktan daha iyi sonuç veriyor çünkü!</p>
<p><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-497-14-kasim-2025-dijital-pdf/">497. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/ben-biliyorsam-seviyorsam-inaniyorsam-dogrudur-mu">Ben biliyorsam-seviyorsam-inanıyorsam doğrudur (mu?)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/ben-biliyorsam-seviyorsam-inaniyorsam-dogrudur-mu/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33429</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kendini tekrar sanatı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/kendini-tekrar-sanati</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 14:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33373</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dizilerin kendini tekrar eden senaryoları… Yavaş ilerleyen Türk dizileri giderek yeni bir özelliğe kavuşuyor sanki: Kendini tekrar sanatı! Eğer böyleyse senaryo yazım sürecinde senaristlerin yapay zekadan istifade etmeye başlamış olduğu iddia edilebilir. Yapay zekaya iyi izlenme oranı (reyting) alan bölümleri-öyküleri girdi olarak sun. Sonra da ondan benzer öyküler-bölümler üretmesini talep et. Örneğin bir önceki sezonda karısını onun en yakın arkadaşıyla aldatan iş adamı, bir sonraki sezon bu kez onu garsonluktan iş kadınlığına dek desteklediği bir başka ana karakter ile aldatıyor. Bir önceki sezon o “en yakın arkadaş” iş adamı için intihar ederken bu kez garson-iş kadını sevgili intihar ediyor. Ya da bir başkası. Her sezon en az bir tane neredeyse-ölümlü trafik kazası. Her sezon en az bir kez balkondan düşme (ama ölmeme). Her sezon en az bir tane “güya aşkı için her şeyi yapan” kadın figürü. Öyle ki birisi herkesi yakarak öldüreyim derken öz babasının ölümüne neden oldu. Diğeri ise (güya aşık olduğu) ultra zengin yaşlı patronuyla birleşebilmek için nikahlı karısını zehirleterek öldürttü! Allah bilir bu sene 37. sezonunu idrak eden Simpsonlar çizgi dizisinin senaristleri de yapay zekadan istifade etmeye başlamışlardır ama kimsenin aklına aynı konuları baharatlarını değiştirip yeniden sunmak gelmiyordur! Malum onların sözde derdi geleceği bilmek! Türk dizilerinin kendini tekrar eder hale gelmesini finansal başarı ile irtibatlandırmak olası. Madem insanlar bunu seviyor, sevdiği şeylerden servis etmeye devam et. İzleyici bunu seviyor-istiyor ya da vatandaş bunu bilmez-anlamaz tavrı yoktan bir cumhuriyet yaratmış bir ülkenin bireylerine yakıştırılabilecek giysi olamaz-olmamalı! Öyle olsaydı 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in arkasından kimse yürümezdi. Öyle olsaydı onca insan canla-başla ulusal bir mücadele vermez, evlatlar şehit düşmezdi! Onun yerine Ortadoğu’daki kukla devletçikler gibi görünürde bağımsız, fiiliyatta sömürge olurduk! Birkaç sene önce yılın kelimesi seçimlerinde dünyanın çeşitli ülkelerinde aday gösterilen sözcüklerden birisi de “suç ortağı” idi (complicit). Ortada topluma zarar veren bir eylem varsa ve birileri bu eyleme iştirak etmedikleri halde bunun gerçekleşmesine karşı sessiz kalıyorsa, bu kişiler de dolaylı yoldan suça iştirak etmiş sayılır bakış açısının işaret ettiği türden bir suç ortaklığı. Bizde ise anlaşılan Tanzimat’tan (hatta daha eskiden) beri süregelen bir paradigma tutulması söz konusu. Küçük bir azınlığa fayda sağlayan ama demode olmuş ya da çoğunluğa angarya çıkaran paradigmanın o azınlık tarafından yaşatılmaya devam etmesi. Matbaanın geciktirilmesi de memurun gereksiz bürokrasisi de hep bu noktada gelip düğümleniyor! İşte o nedenledir ki çözümü alette, teknikte, sistemde, teknolojide arayanlar gafil avlanıyor. O azınlık getirilen her sistemi delmenin bir yolunu buluyor. Vatandaşın işi hızlı yapılsın diye e-devlet sistemleri kuruluyor. Bir bakıyorsun birileri sahte diploma tüccarı olmuş! 15. yüzyılda Osmanlı farkında olmadan binlerce yıllık tarım toplumunu yıkacak yepyeni bir toplumun tetikleyici eylemini gerçekleştirdi. İstanbul’u aldı! Batı buna karşılık üç yüz senede yeni paradigma icat etti: Sanayi toplumu! Biz ise İstanbul’a yerleşemedik bile! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 496. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/kendini-tekrar-sanati">Kendini tekrar sanatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Dizilerin kendini tekrar eden senaryoları…</b></p>
<p class="p1">Yavaş ilerleyen Türk dizileri giderek yeni bir özelliğe kavuşuyor sanki: Kendini tekrar sanatı! Eğer böyleyse senaryo yazım sürecinde senaristlerin yapay zekadan istifade etmeye başlamış olduğu iddia edilebilir. Yapay zekaya iyi izlenme oranı (reyting) alan bölümleri-öyküleri girdi olarak sun. Sonra da ondan benzer öyküler-bölümler üretmesini talep et.</p>
<p class="p1">Örneğin bir önceki sezonda karısını onun en yakın arkadaşıyla aldatan iş adamı, bir sonraki sezon bu kez onu garsonluktan iş kadınlığına dek desteklediği bir başka ana karakter ile aldatıyor. Bir önceki sezon o “en yakın arkadaş” iş adamı için intihar ederken bu kez garson-iş kadını sevgili intihar ediyor.</p>
<p class="p1">Ya da bir başkası. Her sezon en az bir tane neredeyse-ölümlü trafik kazası. Her sezon en az bir kez balkondan düşme (ama ölmeme). Her sezon en az bir tane “güya aşkı için her şeyi yapan” kadın figürü. Öyle ki birisi herkesi yakarak öldüreyim derken öz babasının ölümüne neden oldu. Diğeri ise (güya aşık olduğu) ultra zengin yaşlı patronuyla birleşebilmek için nikahlı karısını zehirleterek öldürttü!</p>
<p class="p1">Allah bilir bu sene 37. sezonunu idrak eden Simpsonlar çizgi dizisinin senaristleri de yapay zekadan istifade etmeye başlamışlardır ama kimsenin aklına aynı konuları baharatlarını değiştirip yeniden sunmak gelmiyordur! Malum onların sözde derdi geleceği bilmek!</p>
<p class="p1">Türk dizilerinin kendini tekrar eder hale gelmesini finansal başarı ile irtibatlandırmak olası. Madem insanlar bunu seviyor, sevdiği şeylerden servis etmeye devam et. İzleyici bunu seviyor-istiyor ya da vatandaş bunu bilmez-anlamaz tavrı yoktan bir cumhuriyet yaratmış bir ülkenin bireylerine yakıştırılabilecek giysi olamaz-olmamalı! Öyle olsaydı 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in arkasından kimse yürümezdi. Öyle olsaydı onca insan canla-başla ulusal bir mücadele vermez, evlatlar şehit düşmezdi! Onun yerine Ortadoğu’daki kukla devletçikler gibi görünürde bağımsız, fiiliyatta sömürge olurduk!</p>
<p class="p1">Birkaç sene önce yılın kelimesi seçimlerinde dünyanın çeşitli ülkelerinde aday gösterilen sözcüklerden birisi de “suç ortağı” idi (complicit). Ortada topluma zarar veren bir eylem varsa ve birileri bu eyleme iştirak etmedikleri halde bunun gerçekleşmesine karşı sessiz kalıyorsa, bu kişiler de dolaylı yoldan suça iştirak etmiş sayılır bakış açısının işaret ettiği türden bir suç ortaklığı.</p>
<p class="p1">Bizde ise anlaşılan Tanzimat’tan (hatta daha eskiden) beri süregelen bir paradigma tutulması söz konusu. Küçük bir azınlığa fayda sağlayan ama demode olmuş ya da çoğunluğa angarya çıkaran paradigmanın o azınlık tarafından yaşatılmaya devam etmesi. Matbaanın geciktirilmesi de memurun gereksiz bürokrasisi de hep bu noktada gelip düğümleniyor! İşte o nedenledir ki çözümü alette, teknikte, sistemde, teknolojide arayanlar gafil avlanıyor. O azınlık getirilen her sistemi delmenin bir yolunu buluyor. Vatandaşın işi hızlı yapılsın diye e-devlet sistemleri kuruluyor. Bir bakıyorsun birileri sahte diploma tüccarı olmuş!</p>
<p class="p1">15. yüzyılda Osmanlı farkında olmadan binlerce yıllık tarım toplumunu yıkacak yepyeni bir toplumun tetikleyici eylemini gerçekleştirdi. İstanbul’u aldı! Batı buna karşılık üç yüz senede yeni paradigma icat etti: Sanayi toplumu! Biz ise İstanbul’a yerleşemedik bile!</p>
<p><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-496-7-kasim-2025-dijital-pdf/">496. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/kendini-tekrar-sanati">Kendini tekrar sanatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33373</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dijital hayalet şehir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-hayalet-sehir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2026 10:54:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33354</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bulut hizmetleri olmasaydı belki de sosyal medya-yapay zeka çılgınlığı önlenmiş olurdu! Geçen hafta Amazon’un bulut hizmeti AWS’de meydana gelen sorun dünya çapında bir erişim problemine dönüştü. Yapılan sınırlı açıklamalardan anlaşıldığı üzere web sitesi alan isimlerini IP adreslerine dönüştürmede kullanılan veri tabanında yapılan sıradan bir güncelleme bu sorunun kaynağı. Bir başka deyişle aslında tüm o web siteleri hizmet verir durumdaydı ancak gelen talepleri yönlendirme mekanizması bozulduğundan, talep-web sitesi eşleştirmelerini doğru yapılamaz hale geldi. Bu da kullanıcılara “aradığınız web sitesine şu an ulaşılamıyor; lütfen daha sonra tekrar deneyin” şeklinde döndü! Öncelikle alan-adı IP adresi eşleştirmesi olgusunu açıklamalı. Mevcut internet mimarisinde web siteleri IP adresleriyle var olabilir. Kullanıcının web site adresi olarak bildiği-kullandığı URL adresi ise, üç basamaklı dört tane sayıyı akılda tutmak zor olacağından icat edilmiş sembolik bir isim. Örneğin Google.com.tr adresi böyle bir isim. Google’ın ilgili web sitesi ise 142.250.187.163 numaralı IP adresinde. Google.com.tr yazıp enter tuşuna basıldığında DNS sunucu adı verilen bilgisayarlardan bir tanesi bu talebi alır ve karşılığında IP numarasını bulup, talebi o numaraya yönlendirir. Amazon’un bulut hizmetlerinde bu süreçlerden sorumlu sunucu bilgisayarlarda meydana gelen bir karışıklık, talepleri ilgili adreslere yönlendiremez hale gelmiş. Bu tablo aslında merkezileşmiş günümüz interneti hakkında çok daha ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Bir açıdan bakıldığında “internetin doğası” ile çelişen bir tehlikeye. Malum internet, adından da anlaşılacağı üzere, birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmış netlerin (ağların) bir araya gelmesinden oluşan eklektik bir yapı. Orada kendi başına hareket eden bir ağ, burada kendi başına hareket eden bir başka ağ. Bunlar (birbirleriyle iletişimi-etkileşimi katma değer sağlayacağından) iç otonomileri bozulmadan, birbirine bağlanır. Böylece internet ortaya çıkar. Bulut hizmeti ise bu “otonom yapıların” toplu konut projesi gibi dip dibe, yan yana dizilmesini sağlayan bir model. Sebep maliyet-optimizasyon. Her bir ev sahibi gidip bir dönüm arazi içinde müstakil bir ev yapacağına, site içinden bir daire ya da ev alsa daha iyi olmaz mı? Altyapı, güvenlik, erişim vb. pek çok açıdan ekonomik manada daha avantajlı bir çözüm! Herkes ev yapacak ya da işçi çalıştıracak beceriye sahip olacak değil ya! Bulut hizmetlerini eleştirenler bu tür “site içi barınma” türünden çözümleri, risk oluşturduklarından dolayı eleştiriyor. Sitenin girişinde bir sorun çıksa, evime kimse erişemeyecek; oysa ben evdeyim ve misafirlerimi ağırlayacak şekilde hazırım! Ama unutulan bir husus var: O site olmasaydı senin bir evin olmayabilirdi. Çünkü belki de sen bir ev nasıl yapılır, bilmiyorsun! Buluttan hizmet almamanın alternatifi bulutun sunduğu sunucu, güvenlik, internet erişimi gibi teknik altyapı bileşenlerini kendi kaynaklarınla yapmak! Bir sunucu bilgisayar alacaksın, onu güvenli bir şekilde internete bağlayacaksın vs. O yoldan devam edilseydi, web dünyası 11 Eylül’den sonra hayalet bir dijital şehre dönerdi. Sosyal medya denilen şey icat edilmemiş olurdu ki bu bugün yaşanmakta olan yapay zeka çılgınlığının da ortaya çıkmasını engellerdi. Aslında, hiç de fena olmazmış! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 495. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-hayalet-sehir">Dijital hayalet şehir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Bulut hizmetleri olmasaydı belki de sosyal medya-yapay zeka çılgınlığı önlenmiş olurdu!</b></p>
<p class="p1">Geçen hafta Amazon’un bulut hizmeti AWS’de meydana gelen sorun dünya çapında bir erişim problemine dönüştü. Yapılan sınırlı açıklamalardan anlaşıldığı üzere web sitesi alan isimlerini IP adreslerine dönüştürmede kullanılan veri tabanında yapılan sıradan bir güncelleme bu sorunun kaynağı. Bir başka deyişle aslında tüm o web siteleri hizmet verir durumdaydı ancak gelen talepleri yönlendirme mekanizması bozulduğundan, talep-web sitesi eşleştirmelerini doğru yapılamaz hale geldi. Bu da kullanıcılara “aradığınız web sitesine şu an ulaşılamıyor; lütfen daha sonra tekrar deneyin” şeklinde döndü!</p>
<p class="p1">Öncelikle alan-adı IP adresi eşleştirmesi olgusunu açıklamalı. Mevcut internet mimarisinde web siteleri IP adresleriyle var olabilir. Kullanıcının web site adresi olarak bildiği-kullandığı URL adresi ise, üç basamaklı dört tane sayıyı akılda tutmak zor olacağından icat edilmiş sembolik bir isim. Örneğin Google.com.tr adresi böyle bir isim. Google’ın ilgili web sitesi ise 142.250.187.163 numaralı IP adresinde. Google.com.tr yazıp enter tuşuna basıldığında DNS sunucu adı verilen bilgisayarlardan bir tanesi bu talebi alır ve karşılığında IP numarasını bulup, talebi o numaraya yönlendirir. Amazon’un bulut hizmetlerinde bu süreçlerden sorumlu sunucu bilgisayarlarda meydana gelen bir karışıklık, talepleri ilgili adreslere yönlendiremez hale gelmiş.</p>
<p class="p1">Bu tablo aslında merkezileşmiş günümüz interneti hakkında çok daha ciddi bir tehlikeye işaret ediyor. Bir açıdan bakıldığında “internetin doğası” ile çelişen bir tehlikeye. Malum internet, adından da anlaşılacağı üzere, birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmış netlerin (ağların) bir araya gelmesinden oluşan eklektik bir yapı. Orada kendi başına hareket eden bir ağ, burada kendi başına hareket eden bir başka ağ. Bunlar (birbirleriyle iletişimi-etkileşimi katma değer sağlayacağından) iç otonomileri bozulmadan, birbirine bağlanır. Böylece internet ortaya çıkar.</p>
<p class="p1">Bulut hizmeti ise bu “otonom yapıların” toplu konut projesi gibi dip dibe, yan yana dizilmesini sağlayan bir model. Sebep maliyet-optimizasyon. Her bir ev sahibi gidip bir dönüm arazi içinde müstakil bir ev yapacağına, site içinden bir daire ya da ev alsa daha iyi olmaz mı? Altyapı, güvenlik, erişim vb. pek çok açıdan ekonomik manada daha avantajlı bir çözüm! Herkes ev yapacak ya da işçi çalıştıracak beceriye sahip olacak değil ya!</p>
<p class="p1">Bulut hizmetlerini eleştirenler bu tür “site içi barınma” türünden çözümleri, risk oluşturduklarından dolayı eleştiriyor. Sitenin girişinde bir sorun çıksa, evime kimse erişemeyecek; oysa ben evdeyim ve misafirlerimi ağırlayacak şekilde hazırım! Ama unutulan bir husus var: O site olmasaydı senin bir evin olmayabilirdi. Çünkü belki de sen bir ev nasıl yapılır, bilmiyorsun! Buluttan hizmet almamanın alternatifi bulutun sunduğu sunucu, güvenlik, internet erişimi gibi teknik altyapı bileşenlerini kendi kaynaklarınla yapmak! Bir sunucu bilgisayar alacaksın, onu güvenli bir şekilde internete bağlayacaksın vs. O yoldan devam edilseydi, web dünyası 11 Eylül’den sonra hayalet bir dijital şehre dönerdi. Sosyal medya denilen şey icat edilmemiş olurdu ki bu bugün yaşanmakta olan yapay zeka çılgınlığının da ortaya çıkmasını engellerdi. Aslında, hiç de fena olmazmış!</p>
<p><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-495-31-ekim-2025-dijital-pdf/">495. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-hayalet-sehir">Dijital hayalet şehir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33354</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yapay muhakeme</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/yapay-muhakeme</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2026 09:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Makine muhakemesi, makine öğrenmenin hatalarını giderebilecek mi? Yapay zeka yazılımları genel olarak iki ana kategoride ele alınabilir: İstatistik YZ ve Sembolik YZ. Başlangıçta Sembolik YZ alanı güçlüyken özellikle son on senede teknolojideki gelişme ve ucuzlama İstatistik YZ’nin büyük bir hızla ilerleme kaydetmesini olanaklı kıldı. İstatistik YZ’nin popüler kültürdeki ismi daha janjanlı: “Makine Öğrenme”. Sembolik YZ kategorisinde geliştirilen yapay zeka yazılımları bilgiyi mantıksal sembollerle ele alıp, kural tabanlı sistemler olarak geliştirilmişken makine öğrenme temelli YZ modelleri “veriye dayalıdır”. Veriye dayalı modeli “gelenek” olgusu ile irtibatlandırmak olası. Geleneksel bir toplumda birey, öteden beri süregelmekte olan toplumsal kurallar-değerler vs. her ne ise ona bağlı kalarak yaşamını sürdürür. Bunları değiştirmek konusunda çok az inisiyatifi vardır. Mecburiyetten ya da iyi niyetle ortaya çıkmış istisnai durumlar zaman içinde gelenekte kendisine yer bulabilir ve bu da geleneğin yavaş yavaş dönüşmesini sağlayabilir. Dolayısıyla geleneksel bir toplumda bir norm olarak kabul görmüş, ancak daha nesnel bir açıdan bakıldığında eleştirilecek bir olgu (örneğin yalan söylemek) bir “yüzleşme” anında sorun yaratabilir. Makine öğrenme modeliyle geliştirilmiş yapay zekaları kullanırken de benzer yüzleşmeler yaşanmakta. Hem de her an milyonlarca kere. Sohbet botlarına soru soran bir kişi aslında gerçekleşmiş veri kümeleriyle beslenmiş “geleneksel bir toplum” ile karşı karşıya! Eğer irdelediği konu hakkında bilgi sahibi ise o yapay zekanın ne denli “önyargılı” veri kümeleri ile geliştirilmiş “tutucu” bir model olduğunu anlayabiliyor. Ama bilgi sahibi değilse, yapay zekadan gelecek cevabı doğru olarak kabul etme eğilimdeyse (ya da buna mecbursa) tam doğru olmayan bir yöne doğru yönlenmekte olduğunu fark bile edemiyor! Yapay zekayı çalıştığı şirketin kendisine sunduğu bir imkan olarak kullanan ve şirket için kararlar almakta olan birey, o yapay zekanın önyargılı olup olmadığını umursamaz bile! Makine öğrenme modellerinin veriye dayalı olması, çeşitli lojistik sebeplerden dolayı verinin kaynağından çıktığı gibi kullanılması, modellerin önyargıdan temizlenmesini neredeyse olanaksız kılıyor! Daha da ilginci bu alandaki temizlik çalışmaları zaman zaman eleştiriye bile maruz kalabiliyor! Bir ülke, bir kurum ya da bir kişi barıştan yana olmadığı halde veri kümelerinde barışçı olarak mimlenmişse o veri kümeleriyle beslenen hiçbir yapay zeka onun savaşçı olduğunu söylemeyecektir! Son dönemde bu iki kategorideki yapay zeka modellerini harmanlayıp sembolik yapay zekanın ikinci kuşak yenilikçi yapıları üzerinde çalışmalar da yapılmaya başladı. Sembolik yapay zekanın bu ikinci evresine de sükseli bir isim bulundu: Makine Muhakemesi (“machine reasoning”). Bu evrede aslında İstatistik YZ ile klasik Sembolik YZ bir araya geliyor. Modelin bir aşamasında makine öğrenme imkanları kullanılırken bir evresinde makine muhakeme yapısı devreye giriyor. Bu hibrit modeller müstakil çözümler olarak sunulabiliyor. Makine öğrenme “gelenekçi toplum” modelinin bir tür izdüşümü ise makine muhakeme için ne denilebilir? Platon’dan beri filozofların tanımlamaya çalıştığı “ideal toplum” mu? Sufilerin deyimiyle “allahın ahlakıyla ahlaklanmak” mı? Nirvana’ya ulaşmak mı? Sürekli devinim talep eden kapitalist sanayi toplumu bu “ideal toplum”u hazmedebilir mi? Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 494. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/yapay-muhakeme">Yapay muhakeme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Makine muhakemesi, makine öğrenmenin hatalarını giderebilecek mi?</b></p>
<p class="p1">Yapay zeka yazılımları genel olarak iki ana kategoride ele alınabilir: İstatistik YZ ve Sembolik YZ. Başlangıçta Sembolik YZ alanı güçlüyken özellikle son on senede teknolojideki gelişme ve ucuzlama İstatistik YZ’nin büyük bir hızla ilerleme kaydetmesini olanaklı kıldı. İstatistik YZ’nin popüler kültürdeki ismi daha janjanlı: “Makine Öğrenme”.</p>
<p class="p1">Sembolik YZ kategorisinde geliştirilen yapay zeka yazılımları bilgiyi mantıksal sembollerle ele alıp, kural tabanlı sistemler olarak geliştirilmişken makine öğrenme temelli YZ modelleri “veriye dayalıdır”. Veriye dayalı modeli “gelenek” olgusu ile irtibatlandırmak olası. Geleneksel bir toplumda birey, öteden beri süregelmekte olan toplumsal kurallar-değerler vs. her ne ise ona bağlı kalarak yaşamını sürdürür. Bunları değiştirmek konusunda çok az inisiyatifi vardır. Mecburiyetten ya da iyi niyetle ortaya çıkmış istisnai durumlar zaman içinde gelenekte kendisine yer bulabilir ve bu da geleneğin yavaş yavaş dönüşmesini sağlayabilir. Dolayısıyla geleneksel bir toplumda bir norm olarak kabul görmüş, ancak daha nesnel bir açıdan bakıldığında eleştirilecek bir olgu (örneğin yalan söylemek) bir “yüzleşme” anında sorun yaratabilir.</p>
<p class="p1">Makine öğrenme modeliyle geliştirilmiş yapay zekaları kullanırken de benzer yüzleşmeler yaşanmakta. Hem de her an milyonlarca kere. Sohbet botlarına soru soran bir kişi aslında gerçekleşmiş veri kümeleriyle beslenmiş “geleneksel bir toplum” ile karşı karşıya! Eğer irdelediği konu hakkında bilgi sahibi ise o yapay zekanın ne denli “önyargılı” veri kümeleri ile geliştirilmiş “tutucu” bir model olduğunu anlayabiliyor. Ama bilgi sahibi değilse, yapay zekadan gelecek cevabı doğru olarak kabul etme eğilimdeyse (ya da buna mecbursa) tam doğru olmayan bir yöne doğru yönlenmekte olduğunu fark bile edemiyor! Yapay zekayı çalıştığı şirketin kendisine sunduğu bir imkan olarak kullanan ve şirket için kararlar almakta olan birey, o yapay zekanın önyargılı olup olmadığını umursamaz bile!</p>
<p class="p1">Makine öğrenme modellerinin veriye dayalı olması, çeşitli lojistik sebeplerden dolayı verinin kaynağından çıktığı gibi kullanılması, modellerin önyargıdan temizlenmesini neredeyse olanaksız kılıyor! Daha da ilginci bu alandaki temizlik çalışmaları zaman zaman eleştiriye bile maruz kalabiliyor! Bir ülke, bir kurum ya da bir kişi barıştan yana olmadığı halde veri kümelerinde barışçı olarak mimlenmişse o veri kümeleriyle beslenen hiçbir yapay zeka onun savaşçı olduğunu söylemeyecektir!</p>
<p class="p1">Son dönemde bu iki kategorideki yapay zeka modellerini harmanlayıp sembolik yapay zekanın ikinci kuşak yenilikçi yapıları üzerinde çalışmalar da yapılmaya başladı. Sembolik yapay zekanın bu ikinci evresine de sükseli bir isim bulundu: Makine Muhakemesi (“machine reasoning”). Bu evrede aslında İstatistik YZ ile klasik Sembolik YZ bir araya geliyor. Modelin bir aşamasında makine öğrenme imkanları kullanılırken bir evresinde makine muhakeme yapısı devreye giriyor. Bu hibrit modeller müstakil çözümler olarak sunulabiliyor. Makine öğrenme “gelenekçi toplum” modelinin bir tür izdüşümü ise makine muhakeme için ne denilebilir? Platon’dan beri filozofların tanımlamaya çalıştığı “ideal toplum” mu? Sufilerin deyimiyle “allahın ahlakıyla ahlaklanmak” mı? Nirvana’ya ulaşmak mı? Sürekli devinim talep eden kapitalist sanayi toplumu bu “ideal toplum”u hazmedebilir mi?</p>
<p><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi<a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-494-24-ekim-2025-dijital-pdf/"> 494. sayıda </a>yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/yapay-muhakeme">Yapay muhakeme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33332</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kime göre? Neye göre?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/kime-gore-neye-gore</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 11:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33289</guid>

					<description><![CDATA[<p>Post-truth (gerçek-ötesi, doğru-ötesi) erozyonunun has ifadesi! İyi şair Hilmi Yavuz, Aralık 2024’te Medyascope.tv’de Ruşen Çakır ile söyleşirken içinde bulunduğumuz post-truth (gerçek-ötesi, doğru-ötesi) çağında felsefe yapmaya nasıl devam edilebildiğini de irdelemiş ve bu kapsamda dillere pelesenk iki ifadenin altını çizmişti: “Böyle bir şey olabilir mi?” ve “Yapacak bir şey yok!”. İlk ifade şaşkınlık ve öfke duygularının dışa vurumu. Sebebi nesnel gerçekliğin eğilip bükülmesi. Kişisel çıkarlara, bakış açılarına, duygulara, inançlara kurban edilmesi. İkinci ifadede ise bir teslimiyet ve umutsuzluk söz konusu! Bu eğme-bükme işi öyle bir seviyeye gelmiş ki artık bunu düzeltecek-tamir edecek bir imkan kalmamış! İş işten geçmiş! Eskiden yakalanan hırsız utanırdı; şimdi “beni niye yakaladın ulan!” diye saldırıyor! Bellidir ki “zaman varsa umut da vardır”. Mutlak bir umutsuzluktan bahsedilemez. Umutsuzluk daha ziyade birey(ler)in kendi kapasitesinin-azminin-arzusunun-motivasyonunun geçici olarak tükendiğini temsil eder! Geçicidir çünkü kişi hiç de beklemediği bir anda hiç de beklemediği bir kaynaktan fışkıran yepyeni bir umut ile o umutsuzluk halinden kendisini kurtarabilir! Nesnelliğin, gerçekliğin geçici kişisel arzu-inanç-duygulara feda edilmesine tahammül edemeyen bireylerin bu ifadelerine karşılık, son dönemde her türlü bencilliği-kibri-kişisel arzuyu her şeyin üstünde tutan bireylerin de popülerleştirdiği bir ifade var: “Neye göre? Kime göre?” Kendisini toplum içinde (o an için ya da genel olarak) yeterince güçlü hissetmeyen bireyin dört elle sarıldığı: “Neye göre? Kime göre?” Köşeye sıkıştığında, ne yapacağını, bencilliğini nasıl meşrulaştıracağını bilemediğinde yardıma çağırdığı: “Neye göre? Kime göre?” Bu ifadenin, o kafadaki bireyler için genel kabul görmüş bir cevabı zaten yok! Soru formundaki bu ifade aslında ona işaret ediyor! Benim, bizim gibilerin kabul ettiği genel-geçer bir merci yok ki! Ben öyle bir merci tanımıyorum ki! Bana “Gökyüzü mavidir” dediğinde “çünkü yüksek mercimiz böyle buyurmuştur” diyesin de ben de kabul edeyim! Nesnellik bir merci değil yani! Bireyden, bireyin şahsi tercihlerinden bağımsız, her şeye ve herkese eşit mesafede duran “nesnellik” merciinin yeterince yüksek olması ne yazık ki idrak edilebilecek bir olgu olmaktan çıkmış durumda! Onun yerini bireyin basit kişisel arzuları-istekleri-inançları-duyguları almış! Yüzüne vurduğunda pişkin pişkin sırıtırken yapıştırıyor lafı: “Neye göre? Kime göre?” O nedenle kendi başlarına geldiğinde yeri göğü inletmelerini, dini-inancı-duyguyu bir tarafa bırakıp uluslararası kabul görmüş hukuk ve etik kurallarına dört elle sarılmaktan geri kalmıyor olmalarını yüzlerine vurmak bir anlam ifade etmez! Kendisi için öyle, başkaları için böyle! Örneğin onun çocukları yurtdışında okusun, senin çocuğun cahil kalsın! O cebini haram para ile doldursun sen bir gram harama dokunma! O lüks içinde yaşasın, sen sefalet içinde! Hal böyle olunca ortalama bireye örnek olsun diye dayatılan erdem “eşitlik” ya da “adalet” olmuyor! “Sen de bir yolunu bul, kendini kurtar” oluyor! Sırf bu dünyaya insan olarak gelmiş olmanın sağladığı temel haklar ve bu hakların toplum tarafından kabul edilmesi her zamankinden çok daha önemli! Post-truth’un ruhları zehirlemekte olduğu her toplumda! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 493. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/kime-gore-neye-gore">Kime göre? Neye göre?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Post-truth (gerçek-ötesi, doğru-ötesi) erozyonunun has ifadesi!</b></p>
<p class="p1">İyi şair Hilmi Yavuz, Aralık 2024’te Medyascope.tv’de Ruşen Çakır ile söyleşirken içinde bulunduğumuz post-truth (gerçek-ötesi, doğru-ötesi) çağında felsefe yapmaya nasıl devam edilebildiğini de irdelemiş ve bu kapsamda dillere pelesenk iki ifadenin altını çizmişti: “Böyle bir şey olabilir mi?” ve “Yapacak bir şey yok!”.</p>
<p class="p1">İlk ifade şaşkınlık ve öfke duygularının dışa vurumu. Sebebi nesnel gerçekliğin eğilip bükülmesi. Kişisel çıkarlara, bakış açılarına, duygulara, inançlara kurban edilmesi. İkinci ifadede ise bir teslimiyet ve umutsuzluk söz konusu! Bu eğme-bükme işi öyle bir seviyeye gelmiş ki artık bunu düzeltecek-tamir edecek bir imkan kalmamış! İş işten geçmiş! Eskiden yakalanan hırsız utanırdı; şimdi “beni niye yakaladın ulan!” diye saldırıyor!</p>
<p class="p1">Bellidir ki “zaman varsa umut da vardır”. Mutlak bir umutsuzluktan bahsedilemez. Umutsuzluk daha ziyade birey(ler)in kendi kapasitesinin-azminin-arzusunun-motivasyonunun geçici olarak tükendiğini temsil eder! Geçicidir çünkü kişi hiç de beklemediği bir anda hiç de beklemediği bir kaynaktan fışkıran yepyeni bir umut ile o umutsuzluk halinden kendisini kurtarabilir!</p>
<p class="p1">Nesnelliğin, gerçekliğin geçici kişisel arzu-inanç-duygulara feda edilmesine tahammül edemeyen bireylerin bu ifadelerine karşılık, son dönemde her türlü bencilliği-kibri-kişisel arzuyu her şeyin üstünde tutan bireylerin de popülerleştirdiği bir ifade var: “Neye göre? Kime göre?” Kendisini toplum içinde (o an için ya da genel olarak) yeterince güçlü hissetmeyen bireyin dört elle sarıldığı: “Neye göre? Kime göre?” Köşeye sıkıştığında, ne yapacağını, bencilliğini nasıl meşrulaştıracağını bilemediğinde yardıma çağırdığı: “Neye göre? Kime göre?”</p>
<p class="p1">Bu ifadenin, o kafadaki bireyler için genel kabul görmüş bir cevabı zaten yok! Soru formundaki bu ifade aslında ona işaret ediyor! Benim, bizim gibilerin kabul ettiği genel-geçer bir merci yok ki! Ben öyle bir merci tanımıyorum ki! Bana “Gökyüzü mavidir” dediğinde “çünkü yüksek mercimiz böyle buyurmuştur” diyesin de ben de kabul edeyim!</p>
<p class="p1">Nesnellik bir merci değil yani! Bireyden, bireyin şahsi tercihlerinden bağımsız, her şeye ve herkese eşit mesafede duran “nesnellik” merciinin yeterince yüksek olması ne yazık ki idrak edilebilecek bir olgu olmaktan çıkmış durumda! Onun yerini bireyin basit kişisel arzuları-istekleri-inançları-duyguları almış! Yüzüne vurduğunda pişkin pişkin sırıtırken yapıştırıyor lafı: “Neye göre? Kime göre?”</p>
<p class="p1">O nedenle kendi başlarına geldiğinde yeri göğü inletmelerini, dini-inancı-duyguyu bir tarafa bırakıp uluslararası kabul görmüş hukuk ve etik kurallarına dört elle sarılmaktan geri kalmıyor olmalarını yüzlerine vurmak bir anlam ifade etmez! Kendisi için öyle, başkaları için böyle! Örneğin onun çocukları yurtdışında okusun, senin çocuğun cahil kalsın! O cebini haram para ile doldursun sen bir gram harama dokunma! O lüks içinde yaşasın, sen sefalet içinde! Hal böyle olunca ortalama bireye örnek olsun diye dayatılan erdem “eşitlik” ya da “adalet” olmuyor! “Sen de bir yolunu bul, kendini kurtar” oluyor! Sırf bu dünyaya insan olarak gelmiş olmanın sağladığı temel haklar ve bu hakların toplum tarafından kabul edilmesi her zamankinden çok daha önemli! Post-truth’un ruhları zehirlemekte olduğu her toplumda!</p>
<p><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-493-17-ekim-2025-dijital-pdf/">493. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/kime-gore-neye-gore">Kime göre? Neye göre?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33289</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Sırların sırrı&#8217;ndaki tekillik</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/sirlarin-sirrindaki-tekillik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jan 2026 08:13:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33259</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayat bu kadar zorken ölümün bir son olmadığının yeniden anımsatılması… Dan Brown’ın yeni romanı geçen ay tüm dünyada (elli küsur dilde) aynı anda piyasaya çıktı. Sekiz yıl aradan sonra okurlar alışık oldukları Dan Brown formatında ve tadında bir başka Robert Langdon macerasına kavuştu. Mekan bu kez Prag! Post-truth (doğru-ötesi, gerçek-ötesi) dünyaya yakışan bir mekan. Bireyin gerçeklik algısını zorlama, kendi gerçeğini empoze etme konusunda Prag sosyal medyadan, internetten, bilgisayardan çok önce sahneye çıkmış bir oyun alanı! Kitap yayınlanmadan hemen önce yapılan medya tanıtımlarında, yazarla gerçekleştirilen röportajlarda konunun “ölüm” olgusu etrafında döndüğü anlatıldı. Doğru ama kitapta yer alan idealist akademisyenlerin de pragmatik istihbaratçılarının da derdi ölümün ardındaki giz perdesini çözmek değil. Ölüm çok daha önemli bir konudan dolayı gündeme geliyor: Bilinç! Kitapta pek çok bilimsel kavram, olay örgüsünün gereği olarak, ele alınırken son yıllarda yükselişe geçen bazı popüler ileri teknolojilere ise ucundan-kıyısından dokunuluyor. Brown sekiz senedir bu kitap üzerinde çalıştığına göre diyelim ki yapay zeka botları ile ilgili birkaç tümceyi belli ki 2022’den sonra eklemlemiş. Olayın akışıyla ilgisi olmayacak şekilde. Keza kuantum bilgisayar da kitapta kendisine ancak camlı bir kapının ardında yer bulabilmiş. Yanıp sönen küçük ışıklarla kaplı bir nesne olarak! Kitabın belkemiğini oluşturan temel teknolojik kavram ise farklı bir bakış açısıyla tüm kitaba sirayet etmişken adı tek bir yerde bile geçmiyor: Tekillik (singularity)! Teknolojik tekillik transhümanizm yolculuğunun sonunda ulaşılacak nihai hedefin diğer adı olarak da değerlendirilebilir. Hastalıklara ve ölüme karşı çok daha güçlü mukavemet gösteren bir insan vücuduna ulaşmak. Klasik tekillik bakış açısında bu “makine”nin (inorganik nesnelerin) insan vücuduna daha çok eklemlenmesiyle gerçekleştirilebilecek bir arzu. Protezlerden nano kanser-hücresi imha edicilerine kadar çok geniş bir teknoloji yelpazesi. Bu aynı zamanda insan vücudunun yüzde yüz organik yapısının giderek hibrit bir hale dönüşmesi anlamına da gelmekte. Bu çerçevede “tersine tekillik” olgusu ise insan vücuduna makine şırınga etmekten ziyade makineye insan vücudunu nakletmek demek oluyor. Peki makineye (yani yapay zeka destekli bir robota, siborga, androide, hümanoide) insan vücudundan ne şırınga edilirse böyle bir tekillik düzeyine erişilebilir? Yani “insan” denilen şey “yaşamaya” o yeni inorganik-dijital yuvasında devam edebilir? En güçlü aday: Bilinç! Bilincini kaybeden (beyin ölümü gerçekleşen) bir insan, vücudu orada duruyor olsa bile ölmüş sayılırken, vücudunun pek çok organını kaybeden ya da işlevini yitiren ama akli melekeleri yerinde olan bir insan (hala) canlı olarak kabul edildiğine göre&#8230; İnsanı insan yapan bilinci! Dan Brown’ın Sırların Sırrı adlı son kitabı bilinç olgusuna bu türden bir tersine tekillik açısından bakmıyor. Onun (adını anmadığı) tekillik daha klasik, daha dini-uhrevi temellere dayanan ancak o dayanağın üstünde yükselen tanımı-idraki kendi içinde tutarlı bilimsel sebep-sonuç ilişkileriyle açıklayarak dini bakış açısından ayıran bir tekillik! İnsan bilincinin bir makineyle ya da yapay zeka hümanoid ile değil daha büyük (ve daha doğal) bir başka şeyle yek vücut olması. Daha doğru bir ifadeyle zaten ve hep yek vücut olduğunu idrak edebilmesi! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 491. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/sirlarin-sirrindaki-tekillik">&#8216;Sırların sırrı&#8217;ndaki tekillik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Hayat bu kadar zorken ölümün bir son olmadığının yeniden anımsatılması…</b></p>
<p class="p1"><strong>Dan Brown’ın</strong> yeni romanı geçen ay tüm dünyada (elli küsur dilde) aynı anda piyasaya çıktı. Sekiz yıl aradan sonra okurlar alışık oldukları Dan Brown formatında ve tadında bir başka Robert Langdon macerasına kavuştu. Mekan bu kez Prag! Post-truth (doğru-ötesi, gerçek-ötesi) dünyaya yakışan bir mekan. Bireyin gerçeklik algısını zorlama, kendi gerçeğini empoze etme konusunda Prag sosyal medyadan, internetten, bilgisayardan çok önce sahneye çıkmış bir oyun alanı!</p>
<p class="p1">Kitap yayınlanmadan hemen önce yapılan medya tanıtımlarında, yazarla gerçekleştirilen röportajlarda konunun “ölüm” olgusu etrafında döndüğü anlatıldı. Doğru ama kitapta yer alan idealist akademisyenlerin de pragmatik istihbaratçılarının da derdi ölümün ardındaki giz perdesini çözmek değil. Ölüm çok daha önemli bir konudan dolayı gündeme geliyor: Bilinç!</p>
<p class="p1">Kitapta pek çok bilimsel kavram, olay örgüsünün gereği olarak, ele alınırken son yıllarda yükselişe geçen bazı popüler ileri teknolojilere ise ucundan-kıyısından dokunuluyor. Brown sekiz senedir bu kitap üzerinde çalıştığına göre diyelim ki yapay zeka botları ile ilgili birkaç tümceyi belli ki 2022’den sonra eklemlemiş. Olayın akışıyla ilgisi olmayacak şekilde. Keza kuantum bilgisayar da kitapta kendisine ancak camlı bir kapının ardında yer bulabilmiş. Yanıp sönen küçük ışıklarla kaplı bir nesne olarak!</p>
<p class="p1">Kitabın belkemiğini oluşturan temel teknolojik kavram ise farklı bir bakış açısıyla tüm kitaba sirayet etmişken adı tek bir yerde bile geçmiyor: Tekillik (singularity)! Teknolojik tekillik transhümanizm yolculuğunun sonunda ulaşılacak nihai hedefin diğer adı olarak da değerlendirilebilir. Hastalıklara ve ölüme karşı çok daha güçlü mukavemet gösteren bir insan vücuduna ulaşmak. Klasik tekillik bakış açısında bu “makine”nin (inorganik nesnelerin) insan vücuduna daha çok eklemlenmesiyle gerçekleştirilebilecek bir arzu. Protezlerden nano kanser-hücresi imha edicilerine kadar çok geniş bir teknoloji yelpazesi. Bu aynı zamanda insan vücudunun yüzde yüz organik yapısının giderek hibrit bir hale dönüşmesi anlamına da gelmekte.</p>
<p class="p1">Bu çerçevede “tersine tekillik” olgusu ise insan vücuduna makine şırınga etmekten ziyade makineye insan vücudunu nakletmek demek oluyor. Peki makineye (yani yapay zeka destekli bir robota, siborga, androide, hümanoide) insan vücudundan ne şırınga edilirse böyle bir tekillik düzeyine erişilebilir? Yani “insan” denilen şey “yaşamaya” o yeni inorganik-dijital yuvasında devam edebilir? En güçlü aday: Bilinç!</p>
<p class="p1">Bilincini kaybeden (beyin ölümü gerçekleşen) bir insan, vücudu orada duruyor olsa bile ölmüş sayılırken, vücudunun pek çok organını kaybeden ya da işlevini yitiren ama akli melekeleri yerinde olan bir insan (hala) canlı olarak kabul edildiğine göre&#8230; İnsanı insan yapan bilinci!</p>
<p class="p1">Dan Brown’ın <strong>Sırların Sırrı adlı son kitabı</strong> bilinç olgusuna bu türden bir tersine tekillik açısından bakmıyor. Onun (adını anmadığı) tekillik daha klasik, daha dini-uhrevi temellere dayanan ancak o dayanağın üstünde yükselen tanımı-idraki kendi içinde tutarlı bilimsel sebep-sonuç ilişkileriyle açıklayarak dini bakış açısından ayıran bir tekillik! İnsan bilincinin bir makineyle ya da yapay zeka hümanoid ile değil daha büyük (ve daha doğal) bir başka şeyle yek vücut olması. Daha doğru bir ifadeyle zaten ve hep yek vücut olduğunu idrak edebilmesi!</p>
<p><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-491-3-ekim-2025-dijital-pdf/">491. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/sirlarin-sirrindaki-tekillik">&#8216;Sırların sırrı&#8217;ndaki tekillik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33259</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Görünürde özbilinçli!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/gorunurde-ozbilincli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2025 10:05:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapay zeka en iyi şartlarda “görünürde özbilinçli” olabilirmiş. Peki insan? Microsoft’ta yapay zeka işlerinin başındaki yönetici Mustafa Süleyman yapay zekadaki özbilinç kavramı ile ilgili ilginç bir yaklaşımda bulunuyor: Makinedeki özbilinç kavramını “görünürde özbilinç” şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır. Microsoft’tan önce Google’ın satın aldığı DeepMind’ın kurucuları arasında yer alan Süleyman yapay zeka konusundaki uzman kişilerden birisi (1984 doğumlu Süleyman’ın babası Suriyeli annesi İngiliz). “Görünürde Özbilinçli Yapay Zeka” (Seemingly Conscious AI – SCAI) özde şu uyarıda bulunuyor: Bir yapay zeka ile kurulacak etkileşimin derinliği, duygusal bağlamı vb. insanda onun bilinçli bir şahsiyet olduğu imajını oluşturabilir. Ancak bu geçerli değildir. O nedenle etkileşimdeki rolü baz alındığında yapay zekanın ancak görünürde bir özbilince sahip olduğundan bahsedilebilir. Doğru ancak bir de işin göstergebilimsel bakış açısı var. O bakış açısıdır ki algısal gerçeklik ile “asıl” gerçeklik arasında “sorun yaratmayan” bir ayrıklık oluşturmaktadır ve modern toplumun pek çok ögesi bu ayrıklık üzerinde yaşam bulmaktadır. En yakın örnek olarak Windows ya da MacOS gibi işletim sistemleri verilebilir. Bilgisayarın içinde olup bitenler ile bir kullanıcının ekran-klavye-fare kullanarak yaptığı şeylerin tanım kümeleri farklıdır. Kullanıcı ekranda “görsel bir ögeye” (örneğin ikon) “tıklarken”, bilgisayarın içinde olan bir grup elektronik devre arasında gidip gelen elektrik akımıdır. Bilinç söz konusu olduğunda benzer bir “görünürde”lik insan için de geçerli. İnsandaki bilinç ne zaman “görünürde” olmaktan çıktı da “gerçek” oldu? İnsan daha bilincin ne olduğunu tam anlamıyla tanımlayamamışken. Çünkü bilinç tanım gereği kişisel bir şey. Nesnel olarak tanımlanabilecek, standartları üzerinde metrikler geliştirilebilecek bir şey değil. Sağlıklı bütün insanlarda bir bilinç olduğu kabulü var ama yol pek de oradan öteye gidemiyor. İşte sosyal medya! Bir turnusol kağıdı gibi son yıllarda bu gerçeğin daha anlaşılır hale gelmesini sağladı. Aynı gerçeklik farklı bireyler tarafından farklı ölçütlerde değerlendirilmeye ve ona göre doğru ya da yanlış olarak nitelendirilmeye başladı. Bunun güzel bir adı da var: Post-truth! (Gerçek-ötesi, doğru-ötesi). Bu “ötesi” takısı kişide farklı anlamları çağrıştırabilmekte. Bir şey daha iyi bir alternatifi icat edilerek aşılmış gibi. Örneğin saatte ancak 100 kilometre yapabilen bir otomobilin saatte 240 km. yapabilen biri tarafından “aşılması” gibi. Oysa öyle değil! “Ötesi” burada biraz da “arkası”, “karanlığı” gibi (nahoş) bir şey çağrıştırmalı. Post-truth özelliklerine sahip bir bilgi örneğin daha doğru-nesnel değil de daha öznel bir bilgi anlamına gelmekte. Eskiden “kuzguna yavrusu şahin görünür” idi. Şimdiki kuzgun tüm dünyanın da yavrusunu şahin gibi gördüğünü kabul etmekte (gerekirse etmeye zorlamakta). Özbilinç insan için “görünürde” olabiliyorsa makine (yapay zeka) için “ancak görünürde seviyesinde kalması” bir yetersizlik değil, tam tersi ulaşılabilecek azami seviye anlamına gelecektir. Bu ise Süleyman’ın bir diğer tespiti ile tatlı bir çelişki yaratmakta. Süleyman, tipik bir kapitalist sanayi toplumu paradigmasıyla şu vizyonu çiziyor: “Yapay zekayı insanlar için geliştirmeliyiz, bir kişi olsun diye değil”. Eski makineler için bu tür tek-taraflı öngörülerde bulunmak normaldi. Ancak söz konusu yapay zeka olduğunda akla şu soru da geliyor: “Acaba yapay zeka(lar) bu konuda ne düşünüyor (olacak)?” Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 489. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/gorunurde-ozbilincli">Görünürde özbilinçli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Yapay zeka en iyi şartlarda “görünürde özbilinçli” olabilirmiş. Peki insan?</b></p>
<p class="p1">Microsoft’ta yapay zeka işlerinin başındaki yönetici Mustafa Süleyman yapay zekadaki özbilinç kavramı ile ilgili ilginç bir yaklaşımda bulunuyor: Makinedeki özbilinç kavramını “görünürde özbilinç” şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.</p>
<p class="p1">Microsoft’tan önce Google’ın satın aldığı DeepMind’ın kurucuları arasında yer alan Süleyman yapay zeka konusundaki uzman kişilerden birisi (1984 doğumlu Süleyman’ın babası Suriyeli annesi İngiliz). “Görünürde Özbilinçli Yapay Zeka” (Seemingly Conscious AI – SCAI) özde şu uyarıda bulunuyor: Bir yapay zeka ile kurulacak etkileşimin derinliği, duygusal bağlamı vb. insanda onun bilinçli bir şahsiyet olduğu imajını oluşturabilir. Ancak bu geçerli değildir. O nedenle etkileşimdeki rolü baz alındığında yapay zekanın ancak görünürde bir özbilince sahip olduğundan bahsedilebilir.</p>
<p class="p1">Doğru ancak bir de işin göstergebilimsel bakış açısı var. O bakış açısıdır ki algısal gerçeklik ile “asıl” gerçeklik arasında “sorun yaratmayan” bir ayrıklık oluşturmaktadır ve modern toplumun pek çok ögesi bu ayrıklık üzerinde yaşam bulmaktadır. En yakın örnek olarak Windows ya da MacOS gibi işletim sistemleri verilebilir. Bilgisayarın içinde olup bitenler ile bir kullanıcının ekran-klavye-fare kullanarak yaptığı şeylerin tanım kümeleri farklıdır. Kullanıcı ekranda “görsel bir ögeye” (örneğin ikon) “tıklarken”, bilgisayarın içinde olan bir grup elektronik devre arasında gidip gelen elektrik akımıdır.</p>
<p class="p1">Bilinç söz konusu olduğunda benzer bir “görünürde”lik insan için de geçerli. İnsandaki bilinç ne zaman “görünürde” olmaktan çıktı da “gerçek” oldu? İnsan daha bilincin ne olduğunu tam anlamıyla tanımlayamamışken. Çünkü bilinç tanım gereği kişisel bir şey. Nesnel olarak tanımlanabilecek, standartları üzerinde metrikler geliştirilebilecek bir şey değil. Sağlıklı bütün insanlarda bir bilinç olduğu kabulü var ama yol pek de oradan öteye gidemiyor.</p>
<p class="p1">İşte sosyal medya! Bir turnusol kağıdı gibi son yıllarda bu gerçeğin daha anlaşılır hale gelmesini sağladı. Aynı gerçeklik farklı bireyler tarafından farklı ölçütlerde değerlendirilmeye ve ona göre doğru ya da yanlış olarak nitelendirilmeye başladı. Bunun güzel bir adı da var: Post-truth! (Gerçek-ötesi, doğru-ötesi).</p>
<p class="p1">Bu “ötesi” takısı kişide farklı anlamları çağrıştırabilmekte. Bir şey daha iyi bir alternatifi icat edilerek aşılmış gibi. Örneğin saatte ancak 100 kilometre yapabilen bir otomobilin saatte 240 km. yapabilen biri tarafından “aşılması” gibi. Oysa öyle değil! “Ötesi” burada biraz da “arkası”, “karanlığı” gibi (nahoş) bir şey çağrıştırmalı. Post-truth özelliklerine sahip bir bilgi örneğin daha doğru-nesnel değil de daha öznel bir bilgi anlamına gelmekte. Eskiden “kuzguna yavrusu şahin görünür” idi. Şimdiki kuzgun tüm dünyanın da yavrusunu şahin gibi gördüğünü kabul etmekte (gerekirse etmeye zorlamakta).</p>
<p class="p1">Özbilinç insan için “görünürde” olabiliyorsa makine (yapay zeka) için “ancak görünürde seviyesinde kalması” bir yetersizlik değil, tam tersi ulaşılabilecek azami seviye anlamına gelecektir. Bu ise Süleyman’ın bir diğer tespiti ile tatlı bir çelişki yaratmakta. Süleyman, tipik bir kapitalist sanayi toplumu paradigmasıyla şu vizyonu çiziyor: “Yapay zekayı insanlar için geliştirmeliyiz, bir kişi olsun diye değil”. Eski makineler için bu tür tek-taraflı öngörülerde bulunmak normaldi. Ancak söz konusu yapay zeka olduğunda akla şu soru da geliyor: “Acaba yapay zeka(lar) bu konuda ne düşünüyor (olacak)?”</p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-489-19-eylul-2025-dijital-pdf/">489. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/gorunurde-ozbilincli">Görünürde özbilinçli!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33199</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yapay yazar</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/yapay-yazar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 09:16:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geleceğin yazarı daha mı az yazacak? Microsoft geçtiğimiz günlerde bir liste yayınladı. Üretken yapay zekanın insanın elinden en hızlı şekilde alacağı meslekler listesi. Listenin tepesinde yer alan mesleklerden bazıları şunlar: Tercümanlar, çevirmenler, yazarlar, edebiyatçılar, teknik yazarlar, editörler. Bu üçüncü oluyor. Matbaa bu “içerik üreticileri” olumlu yönde etkilemişti. Yazdıkları, düzelttikleri metinler daha geniş bir pazara hitap edebilir hale geldi matbaa sayesinde. Daktilo ve akabinde bilgisayarın biraz zorladığından dem vurulabilir. Bugün neredeyse hiçbir yazar kaleme aldığı içeriği elyazması formatında satışa sunmuyor olsa da pek çoğu bilgisayar kullanmaya yanaşmıyor. Biraz yaş biraz da alışkanlık boyutu söz konusu. Daktilo ya da bilgisayar ile genç yaşta tanışanlar daktiloya (ya da bilgisayara) kolayca adapte olabildi. Yaşı tutmayan kıdemliler ise kalem ile yazmaktan vazgeçmedi. Bir kısım arafta kalıp daktilo kullanmaya devam ediyor olabilir. Bu üçüncü evrede teknoloji bu kez doğrudan içeriğe odaklanmış durumda. Metin işleme becerisi gelişmiş üretken yapay zekalar (tüm o GPT’ler, Gemini’ler vd.) ister istemez yazılı metin üzerinde çok daha verimli çalışabiliyor. O nedenle örneğin bir metni analiz etmek ve onu sadece dilbilgisi kurallarına göre değil aynı zamanda anlamsal boyutta da değerlendirmek bu tür yapay zekalar için kolayca uzmanlaşabilecekleri alanlar. Hukuk alanında örneğin yapay zekanın ilk indireceği hedefler içinde kurumsal sözleşme metinlerini ilgili yasa maddelerini baz alarak incelemek yer alıyordu. Edebiyatta benzer bir durum editörlük mesleği için söz konusu. Editörlük belki de ıskalanmış bir alan. Her yayınevi editörlük işine aynı ilgiyi-önemi göstermeyebiliyor. Yapay zeka bu alandaki prematüreliğin giderilmesini sağlayabilir. Her yazarın yanıbaşında duran ve özellikle de onun metinleriyle “büyümüş” bir editör ne büyük kolaylık sağlar! Unutmamak gerekir ki bu yapay zeka editörleri o dilin her türlü özelliğini-kuralını biliyor olacak. Benzer şekilde üretken yapay zekaların başarı ile yerine getirebileceği bir diğer alan da çevirmenlik. Artık herhangi bir dilde yazılan bir roman, neredeyse her dilde yazılmış gibi olacak. Çünkü anında istenilen dile çevrilebilecek. Çeviri söz konusu olduğunda hiçbir zaman tam başarı sağlanamayacak en az bir edebi alanın olabileceğinden bahsedilebilir: Şiir! (Yine de umutlanmamak lazım; yapay zeka orada da beklenmedik bir çeviri performansı gösterebilir). Yazarların, özellikle de kurgu öykü-roman yazarlarının yanıbaşında bu denli gelişmiş araçların yer alması güzel haber de bununla birlikte gelen bir de kötü haber var. Microsoft’un listesine göre üretken yapay zekalar yazarlık müessesesine de göz dikmiş durumda. Yazarlığın kendisi de gelecek yıllar içinde insandan yapay zekaya geçebilir. Bir yanda yepyeni yapay zeka yazarlar türeyebilir ve bu yapay yazarlar çok-satanlar listesini doldurabilir. Ancak (yaşayan ya da ölmüş) insan yazarlar için bir umut ışığı hala var. Kendi isimleriyle yapay zekanın eser üretmesine izin verebilirler. Telif karşılığı tabii ki! Bir sonraki Borges ya da Yaşar Kemal romanını yapay zeka yazabilir ve bu eser Borges ya da Yaşar Kemal adıyla yayınlanabilir. Yazarlık, yaşayan bir yazar için, kendi yapayının ürettiği metne son dokunuşları yapmaktan ibaret hale gelebilir. Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 488. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/yapay-yazar">Yapay yazar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Geleceğin yazarı daha mı az yazacak?</b></p>
<p class="p1">Microsoft geçtiğimiz günlerde bir liste yayınladı. Üretken yapay zekanın insanın elinden en hızlı şekilde alacağı meslekler listesi. Listenin tepesinde yer alan mesleklerden bazıları şunlar: Tercümanlar, çevirmenler, yazarlar, edebiyatçılar, teknik yazarlar, editörler. Bu üçüncü oluyor.</p>
<p class="p1">Matbaa bu “içerik üreticileri” olumlu yönde etkilemişti. Yazdıkları, düzelttikleri metinler daha geniş bir pazara hitap edebilir hale geldi matbaa sayesinde. Daktilo ve akabinde bilgisayarın biraz zorladığından dem vurulabilir. Bugün neredeyse hiçbir yazar kaleme aldığı içeriği elyazması formatında satışa sunmuyor olsa da pek çoğu bilgisayar kullanmaya yanaşmıyor. Biraz yaş biraz da alışkanlık boyutu söz konusu. Daktilo ya da bilgisayar ile genç yaşta tanışanlar daktiloya (ya da bilgisayara) kolayca adapte olabildi. Yaşı tutmayan kıdemliler ise kalem ile yazmaktan vazgeçmedi. Bir kısım arafta kalıp daktilo kullanmaya devam ediyor olabilir.</p>
<p class="p1">Bu üçüncü evrede teknoloji bu kez doğrudan içeriğe odaklanmış durumda. Metin işleme becerisi gelişmiş üretken yapay zekalar (tüm o GPT’ler, Gemini’ler vd.) ister istemez yazılı metin üzerinde çok daha verimli çalışabiliyor. O nedenle örneğin bir metni analiz etmek ve onu sadece dilbilgisi kurallarına göre değil aynı zamanda anlamsal boyutta da değerlendirmek bu tür yapay zekalar için kolayca uzmanlaşabilecekleri alanlar.</p>
<p class="p1">Hukuk alanında örneğin yapay zekanın ilk indireceği hedefler içinde kurumsal sözleşme metinlerini ilgili yasa maddelerini baz alarak incelemek yer alıyordu. Edebiyatta benzer bir durum editörlük mesleği için söz konusu. Editörlük belki de ıskalanmış bir alan. Her yayınevi editörlük işine aynı ilgiyi-önemi göstermeyebiliyor. Yapay zeka bu alandaki prematüreliğin giderilmesini sağlayabilir. Her yazarın yanıbaşında duran ve özellikle de onun metinleriyle “büyümüş” bir editör ne büyük kolaylık sağlar! Unutmamak gerekir ki bu yapay zeka editörleri o dilin her türlü özelliğini-kuralını biliyor olacak.</p>
<p class="p1">Benzer şekilde üretken yapay zekaların başarı ile yerine getirebileceği bir diğer alan da çevirmenlik. Artık herhangi bir dilde yazılan bir roman, neredeyse her dilde yazılmış gibi olacak. Çünkü anında istenilen dile çevrilebilecek. Çeviri söz konusu olduğunda hiçbir zaman tam başarı sağlanamayacak en az bir edebi alanın olabileceğinden bahsedilebilir: Şiir! (Yine de umutlanmamak lazım; yapay zeka orada da beklenmedik bir çeviri performansı gösterebilir).</p>
<p class="p1">Yazarların, özellikle de kurgu öykü-roman yazarlarının yanıbaşında bu denli gelişmiş araçların yer alması güzel haber de bununla birlikte gelen bir de kötü haber var. Microsoft’un listesine göre üretken yapay zekalar yazarlık müessesesine de göz dikmiş durumda. Yazarlığın kendisi de gelecek yıllar içinde insandan yapay zekaya geçebilir. Bir yanda yepyeni yapay zeka yazarlar türeyebilir ve bu yapay yazarlar çok-satanlar listesini doldurabilir. Ancak (yaşayan ya da ölmüş) insan yazarlar için bir umut ışığı hala var. Kendi isimleriyle yapay zekanın eser üretmesine izin verebilirler. Telif karşılığı tabii ki! Bir sonraki Borges ya da Yaşar Kemal romanını yapay zeka yazabilir ve bu eser Borges ya da Yaşar Kemal adıyla yayınlanabilir. Yazarlık, yaşayan bir yazar için, kendi yapayının ürettiği metne son dokunuşları yapmaktan ibaret hale gelebilir.</p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-488-12-eylul-2025-dijital-pdf/">488. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/yapay-yazar">Yapay yazar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33175</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Algoritma mı, insan doğası mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/algoritma-mi-insan-dogasi-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 06:53:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33130</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu kötülüğü ben yapmasam başkası yapacak diye diye… Yeni yayınlanan akademik bir araştırmaya göre sosyal medya siteleri geliştirdikleri algoritmaları bir kenara bırakıp da suyu doğal akışına bıraksalar bile kullanıcılar arasında kutuplaşma öyle ya da böyle boy gösterecek. Araştırmanın nedenine-nasılına girmek yerine bu tümcenin bilinçdışına gönderdiği mesajı yakalayıp kelimelere dökmekte fayda var: Sosyal medya sitelerini günah keçisi yapmayı bir kenara bırakın; asıl defo insanın doğasında! Acaba? Geliştirdikleri algoritmalara “ne yap et daha çok insanın dikkatini çek” stratejisini şırınga etmiş olan sosyal medya siteleri gerçekten de böyle yaparken malumun ilanını mı hayata geçiriyor? O zaman insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Suyun doğal akışı zaten böyleyse neden milyarlarca dolar harcayıp, su o şekilde aksın diye, algoritmalar geliştiriyorsun? Bırak su bildiği gibi aksın! Bunu yapanlar tanım gereği kapitalist bir paradigmaya göre hareket etmiyor olsalar, bir sosyal-devlet geçmişinden geliyor olsalar, “suyun akışını daha da güçlendirmek için” mi acaba diye şüphelenmek mantıklı olurdu. Ama öyle değiller. Bir kuruşun hesabını bile yapmaları ile ünlü bir paradigmadan geliyorlar. O zaman? Demek ki tüm o “bir algoritma geliştirelim de daha çok dikkat çekelim” tavrının arkasında suyun doğal akışının yönünü değiştirmek var! Bu ise başka bir şeye işaret ediyor: Sana bu yatırımı yaparak başarı elde edeceğini düşündüren bir şey olmalı. Bam teli burası. Evet insan defolu. Evet insan içindeki vahşi duygularından kendisini soyutlayabilmiş değil. Evet insana yeterince kaynak-imkan ver yüz bin sene önceki atalarının vahşiliğine geri gitsin! Hiçbir sosyal medya sitesinin insanı vahşi atalarının seviyesine indirgemek gibi bir geri-evrim sürecini gerçekleştirme niyetinde olduğu söylenemez! (Bu daha ziyade her şeyin altında bir şey arayan komplo-teorisyeni doğu kültürünün düşünce tarzı). Ama şunu söylemek olası: Kendi çıkarlarına hizmet etmenin yan etkisi olarak insan daha da vahşileşecekse vahşileşsin; ona ne! Kapitalist paradigmada bu “bana ne”ciliği farklı eşleştirmelerde görmek zaten norm olmuş durumda. Örneğin: “Benim zenginleşmem başkalarının fakirleşmesine neden olacaksa olsun, bana ne!” Ya da “Benim randevuma yetişmek için kırmızı ışıkta geçmem-tehlike şeridine girmem başkalarının randevusunu kaçırmasına neden olacaksa olsun; bana ne!” Bu “rabbena hep bana” ya da “nefs-i emmare” bakış açısı nedeniyle koca gezegen elde gidiyor, birileri yüz milyar dolarlık servetini iki yüz milyara çıkarmış, bir şey mi? Belki de Forbes dergisinin en zenginler listesine giren dolar milyarderlerine Hz. Ömer’e özgülenen şu uyarı mekanizması ücretsiz olarak tahsis edilmeli: Her sabah bu milyarderler uyandığında birileri kulağına şunu fısıldar: Ölüm var! Evet ölüm senin için de var. İster bir milyarın ister üç yüz milyarın ister üç liran olsun; fark etmez! Sen de öleceksin! Belki de hayatlarını buna feda eden milyarder ya da potansiyel milyarderlere şu kalıyor: İnsanlığa, üzerinde yaşadığımız gezegene bu kötülüğü ben yapmasam başkası yapacak! O zaman ben yapayım da onun getireceği maddi nimetlerden (yaşarken) yararlanan başkası değil de ben olayım! İşte otuzlu-kırklı yaşlarını böyle geçiren Bill Gates’in geldiği nokta: Kalan ömrünü kazandığı servetini sıfırlamaya adadı! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 487. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/algoritma-mi-insan-dogasi-mi">Algoritma mı, insan doğası mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Bu kötülüğü ben yapmasam başkası yapacak diye diye…</b></p>
<p class="p1">Yeni yayınlanan akademik bir araştırmaya göre sosyal medya siteleri geliştirdikleri algoritmaları bir kenara bırakıp da suyu doğal akışına bıraksalar bile kullanıcılar arasında kutuplaşma öyle ya da böyle boy gösterecek. Araştırmanın nedenine-nasılına girmek yerine bu tümcenin bilinçdışına gönderdiği mesajı yakalayıp kelimelere dökmekte fayda var: Sosyal medya sitelerini günah keçisi yapmayı bir kenara bırakın; asıl defo insanın doğasında!</p>
<p class="p1">Acaba? Geliştirdikleri algoritmalara “ne yap et daha çok insanın dikkatini çek” stratejisini şırınga etmiş olan sosyal medya siteleri gerçekten de böyle yaparken malumun ilanını mı hayata geçiriyor? O zaman insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Suyun doğal akışı zaten böyleyse neden milyarlarca dolar harcayıp, su o şekilde aksın diye, algoritmalar geliştiriyorsun? Bırak su bildiği gibi aksın!</p>
<p class="p1">Bunu yapanlar tanım gereği kapitalist bir paradigmaya göre hareket etmiyor olsalar, bir sosyal-devlet geçmişinden geliyor olsalar, “suyun akışını daha da güçlendirmek için” mi acaba diye şüphelenmek mantıklı olurdu. Ama öyle değiller. Bir kuruşun hesabını bile yapmaları ile ünlü bir paradigmadan geliyorlar. O zaman? Demek ki tüm o “bir algoritma geliştirelim de daha çok dikkat çekelim” tavrının arkasında suyun doğal akışının yönünü değiştirmek var!</p>
<p class="p1">Bu ise başka bir şeye işaret ediyor: Sana bu yatırımı yaparak başarı elde edeceğini düşündüren bir şey olmalı. Bam teli burası. Evet insan defolu. Evet insan içindeki vahşi duygularından kendisini soyutlayabilmiş değil. Evet insana yeterince kaynak-imkan ver yüz bin sene önceki atalarının vahşiliğine geri gitsin!</p>
<p class="p1">Hiçbir sosyal medya sitesinin insanı vahşi atalarının seviyesine indirgemek gibi bir geri-evrim sürecini gerçekleştirme niyetinde olduğu söylenemez! (Bu daha ziyade her şeyin altında bir şey arayan komplo-teorisyeni doğu kültürünün düşünce tarzı). Ama şunu söylemek olası: Kendi çıkarlarına hizmet etmenin yan etkisi olarak insan daha da vahşileşecekse vahşileşsin; ona ne!</p>
<p class="p1">Kapitalist paradigmada bu “bana ne”ciliği farklı eşleştirmelerde görmek zaten norm olmuş durumda. Örneğin: “Benim zenginleşmem başkalarının fakirleşmesine neden olacaksa olsun, bana ne!” Ya da “Benim randevuma yetişmek için kırmızı ışıkta geçmem-tehlike şeridine girmem başkalarının randevusunu kaçırmasına neden olacaksa olsun; bana ne!” Bu “rabbena hep bana” ya da “nefs-i emmare” bakış açısı nedeniyle koca gezegen elde gidiyor, birileri yüz milyar dolarlık servetini iki yüz milyara çıkarmış, bir şey mi? Belki de Forbes dergisinin en zenginler listesine giren dolar milyarderlerine Hz. Ömer’e özgülenen şu uyarı mekanizması ücretsiz olarak tahsis edilmeli: Her sabah bu milyarderler uyandığında birileri kulağına şunu fısıldar: Ölüm var!</p>
<p class="p1">Evet ölüm senin için de var. İster bir milyarın ister üç yüz milyarın ister üç liran olsun; fark etmez! Sen de öleceksin! Belki de hayatlarını buna feda eden milyarder ya da potansiyel milyarderlere şu kalıyor: İnsanlığa, üzerinde yaşadığımız gezegene bu kötülüğü ben yapmasam başkası yapacak! O zaman ben yapayım da onun getireceği maddi nimetlerden (yaşarken) yararlanan başkası değil de ben olayım! İşte otuzlu-kırklı yaşlarını böyle geçiren Bill Gates’in geldiği nokta: Kalan ömrünü kazandığı servetini sıfırlamaya adadı!</p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-487-5-eylul-2025-dijital-pdf/">487. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/algoritma-mi-insan-dogasi-mi">Algoritma mı, insan doğası mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33130</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni güçlü ve zayıf ikilemi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/yeni-guclu-ve-zayif-ikilemi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 07:41:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=33124</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ağır sıklet boks şampiyonu Kubrat Pulev mi daha güçlü yoksa Elon Musk mı? “İyi ile kötünün mücadelesi” değil ama “güçlü ile zayıfın mücadelesi” demek daha nesnel bir değerlendirme olacaktır. Bilinen insanlık tarihini dört kelimede özetlemek gerekse! Güç değişik formlara dönüştükçe insan da kendisini o formun paradigmasına göre yeniden dönüştürmek zorunda kalıyor. İlk çağlarda belli ki kas kuvveti önemliydi. İnsan doğayı-hayvanı alt edecek kas gücüne ulaştı. Ancak tarım yapmak bir dönüm noktası oldu. Yemeğin peşinde koşmak zorunda kalmaktan çıktı. Yerleşik düzene geçti. Tarım ile kurduğu dünyada da zamanla insan güçlü ve zayıf olarak bölünmeye başladı. Güçlüler için hayat güzelken zayıfın bir şeyler icat etmesi zorunlu hale geldi. Kemale eren zayıf, güçlüye bireysel mülkiyeti, eşitliği kabul ettirdi. Elinde onca silahı olan güçlü bu yeni insan karşısında gerilemeye başladı. Her ne kadar yok olmadıysa da eski gücünü kaybetti. Sanayi toplumu ile gelen bu yeni tablo da benzer bir parçalanmaya sahne oldu. İnsanlar bu kez de bu yeni paradigmaya göre güçlü ve zayıf olarak ikiye ayrılmak zorunda kaldı. Daha çok parası olan ile olmayan! İnsanlık şimdi yeni bir dönüm noktasında. Güçlü-zayıf tanımı yeniden yapılacak. İnsanlar yine iki gruba ayrılacak. Birileri güçlü konumlarından olacak. Birileri zayıfken güçlü hale gelecek. Her dönüm noktasında belirleyici olan ögelere topyekun teknoloji demek yaygın bir kullanım. Dün sabanı ya da buhar makinesini icat etmek neydiyse bugün bilgisayarı ya da yapay zekayı icat etmek o. Teknoloji icadı başlarda tesadüflere dayandıysa da giderek akıl gücü liderliği ele aldı. Kas gücü gölgede kaldı. Milyon kişilik bir orduya sahip olan değil milyonları imha edecek nükleer silaha sahip olan daha güçlü mesela. Ağırsıklet boks şampiyonu Kubrat Pulev değil, Elon Musk daha güçlü mesela. Son ABD başkanlık seçimi vesilesiyle tekno-oligark denilen dünyanın en zengin insanları yeni bir güçlü-zayıf paradigması oluşturmaya mı çalışıyor? Devlet aygıtı vesilesiyle ortaya çıkmış olan gücü de aşıp, sadece paranın tek güç kriteri olarak kabul göreceği bir paradigma. Bunun için de insanı ekarte etmeye çalışıyorlar. Yakın zamana dek bu ekarte etme işi devlet aygıtından daha güçlü bir modele sahip olmak üzerine kuruluydu. Şimdi devletle uğraşmak yerine insanı topyekun güçsüzleştirecek bir model ufukta göründü. İş gücünde insan yerine makineyi kullanmak! Ama bu yeni makinenin eskisinden bir farkı var. Bu makine insanın ona a priori olarak her şeyi öğretmesine gerek duymadan, kendi kendine öğrenerek çalışabilecek. Yapay zeka insan-gibi bir bilince sahip olmasa bile bir insan kontrolüne gereksinim duymadan çalışabilir. İnsan kontrolüne gereksinimi yok ama insanın üreteceği veriye gereksinimi var. O da şimdilik. Yaratıcılık alanının şifrelerini de çözdüğünde yapay zekanın ne sosyal medya ne de başka bir kaynaktan insanın veri üretmesine ihtiyacı kalmayacak! İnsanda bir deha var ama her yaratıcı örnek dehadan gelmiyor. Sanatta ve edebiyatta bu uzun zamandır kabul edilmiş bir gerçek! Edebiyatçı da sanatçı da öncüllerinden ve çağdaşlarından istifade ediyor! Makine (yapay zeka) neden etmesin? Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT Dergi 486. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/yeni-guclu-ve-zayif-ikilemi">Yeni güçlü ve zayıf ikilemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Ağır sıklet boks şampiyonu Kubrat Pulev mi daha güçlü yoksa Elon Musk mı?</b></p>
<p class="p1">“İyi ile kötünün mücadelesi” değil ama<strong> “güçlü ile zayıfın mücadelesi”</strong> demek daha nesnel bir değerlendirme olacaktır. Bilinen insanlık tarihini dört kelimede özetlemek gerekse! Güç değişik formlara dönüştükçe insan da kendisini o formun paradigmasına göre yeniden dönüştürmek zorunda kalıyor. İlk çağlarda belli ki kas kuvveti önemliydi. İnsan doğayı-hayvanı alt edecek kas gücüne ulaştı. Ancak tarım yapmak bir dönüm noktası oldu. Yemeğin peşinde koşmak zorunda kalmaktan çıktı. Yerleşik düzene geçti.</p>
<p class="p1">Tarım ile kurduğu dünyada da zamanla insan güçlü ve zayıf olarak bölünmeye başladı. Güçlüler için hayat güzelken zayıfın bir şeyler icat etmesi zorunlu hale geldi. Kemale eren zayıf, güçlüye bireysel mülkiyeti, eşitliği kabul ettirdi. Elinde onca silahı olan güçlü bu yeni insan karşısında gerilemeye başladı. Her ne kadar yok olmadıysa da eski gücünü kaybetti.</p>
<p class="p1">Sanayi toplumu ile gelen bu yeni tablo da benzer bir parçalanmaya sahne oldu. İnsanlar bu kez de bu yeni paradigmaya göre güçlü ve zayıf olarak ikiye ayrılmak zorunda kaldı. Daha çok parası olan ile olmayan! İnsanlık şimdi yeni bir dönüm noktasında. Güçlü-zayıf tanımı yeniden yapılacak. İnsanlar yine iki gruba ayrılacak. Birileri güçlü konumlarından olacak. Birileri zayıfken güçlü hale gelecek.</p>
<p class="p1">Her dönüm noktasında belirleyici olan ögelere topyekun teknoloji demek yaygın bir kullanım. Dün sabanı ya da buhar makinesini icat etmek neydiyse bugün bilgisayarı ya da yapay zekayı icat etmek o. Teknoloji icadı başlarda tesadüflere dayandıysa da giderek akıl gücü liderliği ele aldı. Kas gücü gölgede kaldı. Milyon kişilik bir orduya sahip olan değil milyonları imha edecek nükleer silaha sahip olan daha güçlü mesela. Ağırsıklet boks şampiyonu Kubrat Pulev değil, Elon Musk daha güçlü mesela.</p>
<p class="p1">Son ABD başkanlık seçimi vesilesiyle tekno-oligark denilen dünyanın en zengin insanları yeni bir güçlü-zayıf paradigması oluşturmaya mı çalışıyor? Devlet aygıtı vesilesiyle ortaya çıkmış olan gücü de aşıp, sadece paranın tek güç kriteri olarak kabul göreceği bir paradigma. Bunun için de insanı ekarte etmeye çalışıyorlar. Yakın zamana dek bu ekarte etme işi devlet aygıtından daha güçlü bir modele sahip olmak üzerine kuruluydu. Şimdi devletle uğraşmak yerine insanı topyekun güçsüzleştirecek bir model ufukta göründü. İş gücünde insan yerine makineyi kullanmak!</p>
<p class="p1">Ama bu yeni makinenin eskisinden bir farkı var. Bu makine insanın ona a priori olarak her şeyi öğretmesine gerek duymadan, kendi kendine öğrenerek çalışabilecek. Yapay zeka insan-gibi bir bilince sahip olmasa bile bir insan kontrolüne gereksinim duymadan çalışabilir. İnsan kontrolüne gereksinimi yok ama insanın üreteceği veriye gereksinimi var. O da şimdilik. Yaratıcılık alanının şifrelerini de çözdüğünde yapay zekanın ne sosyal medya ne de başka bir kaynaktan insanın veri üretmesine ihtiyacı kalmayacak! İnsanda bir deha var ama her yaratıcı örnek dehadan gelmiyor. Sanatta ve edebiyatta bu uzun zamandır kabul edilmiş bir gerçek! Edebiyatçı da sanatçı da öncüllerinden ve çağdaşlarından istifade ediyor! Makine (yapay zeka) neden etmesin?</p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com"><span class="s2">tanolturkoglu@gmail.com</span></a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-486-29-agustos-2025-dijital-pdf/">486. sayıda </a>yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/yeni-guclu-ve-zayif-ikilemi">Yeni güçlü ve zayıf ikilemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">33124</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
