‘Sırların sırrı’ndaki tekillik

Tanol Türkoğlu Y
‘Sırların sırrı’ndaki tekillik

Hayat bu kadar zorken ölümün bir son olmadığının yeniden anımsatılması…

Dan Brown’ın yeni romanı geçen ay tüm dünyada (elli küsur dilde) aynı anda piyasaya çıktı. Sekiz yıl aradan sonra okurlar alışık oldukları Dan Brown formatında ve tadında bir başka Robert Langdon macerasına kavuştu. Mekan bu kez Prag! Post-truth (doğru-ötesi, gerçek-ötesi) dünyaya yakışan bir mekan. Bireyin gerçeklik algısını zorlama, kendi gerçeğini empoze etme konusunda Prag sosyal medyadan, internetten, bilgisayardan çok önce sahneye çıkmış bir oyun alanı!

Kitap yayınlanmadan hemen önce yapılan medya tanıtımlarında, yazarla gerçekleştirilen röportajlarda konunun “ölüm” olgusu etrafında döndüğü anlatıldı. Doğru ama kitapta yer alan idealist akademisyenlerin de pragmatik istihbaratçılarının da derdi ölümün ardındaki giz perdesini çözmek değil. Ölüm çok daha önemli bir konudan dolayı gündeme geliyor: Bilinç!


Kitapta pek çok bilimsel kavram, olay örgüsünün gereği olarak, ele alınırken son yıllarda yükselişe geçen bazı popüler ileri teknolojilere ise ucundan-kıyısından dokunuluyor. Brown sekiz senedir bu kitap üzerinde çalıştığına göre diyelim ki yapay zeka botları ile ilgili birkaç tümceyi belli ki 2022’den sonra eklemlemiş. Olayın akışıyla ilgisi olmayacak şekilde. Keza kuantum bilgisayar da kitapta kendisine ancak camlı bir kapının ardında yer bulabilmiş. Yanıp sönen küçük ışıklarla kaplı bir nesne olarak!

Kitabın belkemiğini oluşturan temel teknolojik kavram ise farklı bir bakış açısıyla tüm kitaba sirayet etmişken adı tek bir yerde bile geçmiyor: Tekillik (singularity)! Teknolojik tekillik transhümanizm yolculuğunun sonunda ulaşılacak nihai hedefin diğer adı olarak da değerlendirilebilir. Hastalıklara ve ölüme karşı çok daha güçlü mukavemet gösteren bir insan vücuduna ulaşmak. Klasik tekillik bakış açısında bu “makine”nin (inorganik nesnelerin) insan vücuduna daha çok eklemlenmesiyle gerçekleştirilebilecek bir arzu. Protezlerden nano kanser-hücresi imha edicilerine kadar çok geniş bir teknoloji yelpazesi. Bu aynı zamanda insan vücudunun yüzde yüz organik yapısının giderek hibrit bir hale dönüşmesi anlamına da gelmekte.

Bu çerçevede “tersine tekillik” olgusu ise insan vücuduna makine şırınga etmekten ziyade makineye insan vücudunu nakletmek demek oluyor. Peki makineye (yani yapay zeka destekli bir robota, siborga, androide, hümanoide) insan vücudundan ne şırınga edilirse böyle bir tekillik düzeyine erişilebilir? Yani “insan” denilen şey “yaşamaya” o yeni inorganik-dijital yuvasında devam edebilir? En güçlü aday: Bilinç!

Bilincini kaybeden (beyin ölümü gerçekleşen) bir insan, vücudu orada duruyor olsa bile ölmüş sayılırken, vücudunun pek çok organını kaybeden ya da işlevini yitiren ama akli melekeleri yerinde olan bir insan (hala) canlı olarak kabul edildiğine göre... İnsanı insan yapan bilinci!

Dan Brown’ın Sırların Sırrı adlı son kitabı bilinç olgusuna bu türden bir tersine tekillik açısından bakmıyor. Onun (adını anmadığı) tekillik daha klasik, daha dini-uhrevi temellere dayanan ancak o dayanağın üstünde yükselen tanımı-idraki kendi içinde tutarlı bilimsel sebep-sonuç ilişkileriyle açıklayarak dini bakış açısından ayıran bir tekillik! İnsan bilincinin bir makineyle ya da yapay zeka hümanoid ile değil daha büyük (ve daha doğal) bir başka şeyle yek vücut olması. Daha doğru bir ifadeyle zaten ve hep yek vücut olduğunu idrak edebilmesi!

Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com

*Bu yazı HBT Dergi 491. sayıda yayınlanmıştır.

Tanol Türkoglu