<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>adalet arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/adalet/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/adalet</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sat, 08 Apr 2023 11:57:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Anneler ve öğretmenler</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/anneler-ve-ogretmenler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Mar 2023 07:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[8 mart kadınlar günü]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlık]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[fedakarlık]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29214</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet’i, belki de en çok, çağdaşlığın bir göstergesi olan kadın katılımı, kadın öğretmenler kurdu. Anadolu’nun kültür fukarası, tutucu ortamında genç kadınlar azize nitelikli inanç savaşçılarıdır. Onların bu ülkeye kazandırdıkları insancıl niteliği, 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde hiçbir kurum kazandıramamıştır. 8 Mart, kadınlar günüydü. Yıldönümlerini insanların en güzel anılarıyla birleştiren, yalancı ve hediyeli sevgi günlerini, zorlama sempati gösterilerini, tüketim dürtülerini hiç sevmedim. Bizim çocukluğumuzda böyle günler yoktu. Baba günü, ana günü, kadın günü, sevgili günü görüp işitmeden büyüdüm. Ama annemle birlikte Dârülmuallimât’tan çıkan başları örtülü mezunlarının 1917 tarihli fotoğrafının koca bir kopyasını saklıyorum. 6 yaşında Davutpaşa ilkokuluna birinci sınıfa kaydolduğum zaman bu fotoğrafın farkına vardım. Annem ile, 1-5 yaşlarım arasında birçok fotoğraflarımız var. Bunlardan ne kadar etkilendiğimi anımsamıyorum. Fakat 1932-1933 yıllarında ilkokulun 1. yılını Davutpaşa İlk Mektebi’nde ve 2. yılını Beşiktaş Akaretler’de okurken annemin öğretmen olan genç arkadaşlarıyla tanışmıştım. Adlarını artık çok az anımsıyorum. Aralarında çok sevdiklerim vardı. Asıl anımsadığım onların kadınlıkları değil, öğretmenlikleri idi. Anadolu kentlerinin ilkokullarında okurken gencecik kadın öğretmenler bana annem gibi göründüler. O Anadolulu genç kadınlardan, birisi hariç, fotoğrafları yok. Yüzlerini, kadın olarak hiçbir özelliklerini anımsamıyorum. Zaten o sırada kadınların en sevimli ve güzelleri bile seks nesnesi olarak algılanmıyordu. Ya da ben o hislerin henüz farkında değildim. Ben onları hep öğretmenler ve annem olarak algıladım. Kadınlar sevgi kaynağı Yaşlanıp çocukluk günlerimi anımsadığım zaman Anadolu köylerinde, kasabadan büyük olmayan kentlerindeki o gencecik öğretmenleri annem olarak düşünmeye devam ediyorum. Fakat o uzak ve dumanlı imgeleri kendi iradesiyle gelmiş genç Anadolu kızları olarak düşününce, içimi büyük bir devrim sevinci dolduruyor. Onlar Anadolu&#8217;da yeni filizlenen öğretim seferberliğinin savaşçıları idi. Bugün çalışan kadına, çocuğunu evine bırakıp kentin dört bir köşesine para kazanmak için giden kadınlara olan saygımın ve sevgimin, fedakar öğretmenlerden ve annemden kaynaklandığını da artık biliyorum. Onlar Cumhuriyet&#8217;in Anadolu ilkokullarında açmış en güzel çiçekleriydi. Otorite olarak değil, sevgi kaynağı olarak bildim. 1930’un Anadolu&#8217;sunda onların toplum tarafından nasıl algılandığını da tam olarak bilmiyorum, ama oralara kadar gittiklerine göre daha kara çarşaftan tam çıkmamış bir toplumda (benim anneannem 1930’larda kara çarşaftan çıkmıştı) o baş örtüsüz genç öğretmenlerin cesaretlerinin bir savaş kahramanlığı olduğunu düşünüyorum. Eski kuşaklardan biri olarak Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanın anımsıyorum. Bugün milyonlarca genç öğrencinin, öğretmenlerine o gözlerle baktığını sanmıyorum. Olasılıkla yeni öğretmenler de dünyayı ve insanları başka türlü algılıyorlar, ama öğrencilerin öğretmenlere saygısı hala benim küçüklüğümdeki gibi devam etmiyor. Cumhuriyet&#8217;in en önemli kurucuları O zamanlar bu fidan gibi Anadolulu genç kızlar için belki sadece o meslek vardı. Geçen gün Cumhuriyet’in unutulan kurucuları arasında vurgulamadığım için bu yazıyı yazmak istedim. Onların en önemli Cumhuriyet kurucuları olduğuna inanıyorum, çünkü simge olarak başka bir kadını, gelecek kuşakları müjdeliyorlardı. Onlar Cumhuriyet&#8217;in anneleriydi. Bu geçmiş gözlemlerin ve değerlendirmelerin duygusal olduğunu biliyorum. Öyle olmalarından da memnunum. Kadın öğretmenler, Anadolu kadınlarına örnek oldular, cesaret verdiler. Belki yalnız başlarına o ıssız köy ve kasabalara gitme cesaretleri, Anadolu kadının içten bir desteğine dayanıyordu. Onlar olmasaydı Cumhuriyet olur muydu? diye düşünüyorum. Bu Cumhuriyet’i sadece askerler, sadece erkekler kurmadı. Belki de hepsinden çok, çağdaşlığın göstergesi olan kadın katılımı, kadın öğretmenler kurdu. Bugün bunun duygusal bir abartma olduğunu düşünen birçok budala olabilir. 1930’lar Anadolu&#8217;sunda bir genç kız öğretmeniniz olsaydı o gün farkına varmamış olsanız bile sonradan onun bir kahraman, fedakar cesur bir toplum kurucusu olduğunu düşünebilirsiniz. Biz küçükken, Ankara’nın köylerinden eşekle pazara mal getiren köylü kadınlar vardı. Anadolu roman kahramanları arasında Yaşar Kemal’in Meryemce gibi roman kahramanlarını okuyanlar anımsarlar. O genç öğretmen kızlar o roman kahramanları, Anadolu kadınlarının çocuklarıydı. Bugünlerde kadınlar için yaygara koparan ve Anadolu kadınını cahiliye dönemi kadınına benzeten ilkel insanları düşündükçe, Türk kadınının başka bir kökten geldiğine inanasım geliyor. Anne ve baba kısrak ve aygır mı Sevgili okurlar, Kadın bir seks objesi olarak algılanabilir. Erkeğin aptalı da kendini damızlık bir boğa olarak algılayabilir. Ama kimse anasını bir seks objesi, babasını bir boğa olarak görmez. Gerçi bu duygular dışında daha karmaşık, olasılıkla psikologların sınıflandırdıkları davranışsal adlar vardır. Bunlar bizim anne ve babalarımızı bir üreme ve seks şeması içinde değerlendirmemizi gerektirmiyor. Öyle de algılamıyoruz. Anne ve babaya kısrak ve aygır diye bakmıyoruz. Aileyi temel bir sosyal kategori olarak tanımlayıp onları tarih boyunca yüceltmişiz. Sosyal kategoriler içinde öğretmenin de özel bir konumu ve saygınlığı var. Kanımca bundan da öte, Cumhuriyet&#8217;in gelişmemiş Anadolu’sunun kültür fukarası, tutucu ortamında genç kadınlar azize nitelikli inanç savaşçılarıdır. Onların bu ülkeye kazandırdıkları insancıl niteliği 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde hiçbir kurum kazandıramamıştır. O fedakar, insanlık dolu genç kadın öğretmenler kadar güçlü bir Cumhuriyet simgesi bir daha olmayacak. Onlar Türk tarihinin yıldızının parladığı yerde açan çiçeklerdi. Ne kadar övsem onlara bu ülkenin borcunu ödeyebileceğini sanmıyorum. Bugünkü utanç verici düşünsel yozlaşmayı onlarla birlikte düşünemeyiz. Cumhuriyet&#8217;in aydınlığının bugünlere uzanan ışığını onlar yaktı. Eğer bugün hala umudumuzu yitirmemişsek kadın erkek, fakat özellikle kadın öğretmenlere borçluyuz. Çünkü gericilikle savaşmak zorunda olanların başında onlar vardı. Kentli olup, çalışkan olup yurtdışındaki uygar ortamlarda Türk kızı olarak okumak da bir onur olabilir. Fakat bir köy okulunda öğretmenlik yapan genç kadın gerçek bir savaşçı idi. Onlar, halkın ileriyi görmesi için umudu canlı tutan meşaleler idi. O günleri aydınlatan duyarlı, bilgili insanları mutlu edecek çok hikaye olmalı. Kuşkusuz o güzelim kuşakların temsilcileri çok kalmadı. Fakat kitapçı raflarını dolduran roman ve çeviriler yanında daha kendimize ilişik dolduracağımız çok boş sayfa var. Bunlar uydurma televizyon destanları değil. Yaşar Kemal&#8217;leri, Rıfat Ilgaz&#8217;ları, Orhan Kemal&#8217;leri, Nazım Hikmet&#8217;leri izleyen genç yazar kuşaklarının Anadolu’yu aydınlatan cesur, fedakar, sevecen, alçak gönüllü, vatansever ve fakir öğretmenlere çok selam göndermeleri gerek. Daha ulaşılacak çok gönül ve akıl var. ‘Ana gibi yar olmaz!’ demişiz. O fedakar kurucular için de bir özdeyişimiz olmalı&#8230; Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/anneler-ve-ogretmenler">Anneler ve öğretmenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet’i, belki de en çok, çağdaşlığın bir göstergesi olan kadın katılımı, kadın öğretmenler kurdu. Anadolu’nun kültür fukarası, tutucu ortamında genç kadınlar azize nitelikli inanç savaşçılarıdır. Onların bu ülkeye kazandırdıkları insancıl niteliği, 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde hiçbir kurum kazandıramamıştır.</strong></p>
<p>8 Mart, kadınlar günüydü. Yıldönümlerini insanların en güzel anılarıyla birleştiren, yalancı ve hediyeli sevgi günlerini, zorlama sempati gösterilerini, tüketim dürtülerini hiç sevmedim.</p>
<p>Bizim çocukluğumuzda böyle günler yoktu. Baba günü, ana günü, kadın günü, sevgili günü görüp işitmeden büyüdüm. Ama annemle birlikte Dârülmuallimât’tan çıkan başları örtülü mezunlarının 1917 tarihli fotoğrafının koca bir kopyasını saklıyorum.</p>
<p>6 yaşında Davutpaşa ilkokuluna birinci sınıfa kaydolduğum zaman bu fotoğrafın farkına vardım. Annem ile, 1-5 yaşlarım arasında birçok fotoğraflarımız var. Bunlardan ne kadar etkilendiğimi anımsamıyorum. Fakat 1932-1933 yıllarında ilkokulun 1. yılını Davutpaşa İlk Mektebi’nde ve 2. yılını Beşiktaş Akaretler’de okurken annemin öğretmen olan genç arkadaşlarıyla tanışmıştım. Adlarını artık çok az anımsıyorum. Aralarında çok sevdiklerim vardı. Asıl anımsadığım onların kadınlıkları değil, öğretmenlikleri idi. Anadolu kentlerinin ilkokullarında okurken gencecik kadın öğretmenler bana annem gibi göründüler. O Anadolulu genç kadınlardan, birisi hariç, fotoğrafları yok. Yüzlerini, kadın olarak hiçbir özelliklerini anımsamıyorum. Zaten o sırada kadınların en sevimli ve güzelleri bile seks nesnesi olarak algılanmıyordu. Ya da ben o hislerin henüz farkında değildim. Ben onları hep öğretmenler ve annem olarak algıladım.</p>
<p><strong>Kadınlar sevgi kaynağı</strong></p>
<p>Yaşlanıp çocukluk günlerimi anımsadığım zaman Anadolu köylerinde, kasabadan büyük olmayan kentlerindeki o gencecik öğretmenleri annem olarak düşünmeye devam ediyorum. Fakat o uzak ve dumanlı imgeleri kendi iradesiyle gelmiş genç Anadolu kızları olarak düşününce, içimi büyük bir devrim sevinci dolduruyor. Onlar Anadolu&#8217;da yeni filizlenen öğretim seferberliğinin savaşçıları idi.</p>
<p>Bugün çalışan kadına, çocuğunu evine bırakıp kentin dört bir köşesine para kazanmak için giden kadınlara olan saygımın ve sevgimin, fedakar öğretmenlerden ve annemden kaynaklandığını da artık biliyorum. Onlar Cumhuriyet&#8217;in Anadolu ilkokullarında açmış en güzel çiçekleriydi. Otorite olarak değil, sevgi kaynağı olarak bildim.</p>
<p>1930’un Anadolu&#8217;sunda onların toplum tarafından nasıl algılandığını da tam olarak bilmiyorum, ama oralara kadar gittiklerine göre daha kara çarşaftan tam çıkmamış bir toplumda (benim anneannem 1930’larda kara çarşaftan çıkmıştı) o baş örtüsüz genç öğretmenlerin cesaretlerinin bir savaş kahramanlığı olduğunu düşünüyorum. Eski kuşaklardan biri olarak Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanın anımsıyorum. Bugün milyonlarca genç öğrencinin, öğretmenlerine o gözlerle baktığını sanmıyorum. Olasılıkla yeni öğretmenler de dünyayı ve insanları başka türlü algılıyorlar, ama öğrencilerin öğretmenlere saygısı hala benim küçüklüğümdeki gibi devam etmiyor.</p>
<p><strong>Cumhuriyet&#8217;in en önemli kurucuları</strong></p>
<p>O zamanlar bu fidan gibi Anadolulu genç kızlar için belki sadece o meslek vardı. Geçen gün Cumhuriyet’in unutulan kurucuları arasında vurgulamadığım için bu yazıyı yazmak istedim. Onların en önemli Cumhuriyet kurucuları olduğuna inanıyorum, çünkü simge olarak başka bir kadını, gelecek kuşakları müjdeliyorlardı. Onlar Cumhuriyet&#8217;in anneleriydi.</p>
<p>Bu geçmiş gözlemlerin ve değerlendirmelerin duygusal olduğunu biliyorum. Öyle olmalarından da memnunum.</p>
<p>Kadın öğretmenler, Anadolu kadınlarına örnek oldular, cesaret verdiler. Belki yalnız başlarına o ıssız köy ve kasabalara gitme cesaretleri, Anadolu kadının içten bir desteğine dayanıyordu. Onlar olmasaydı Cumhuriyet olur muydu? diye düşünüyorum. Bu Cumhuriyet’i sadece askerler, sadece erkekler kurmadı. Belki de hepsinden çok, çağdaşlığın göstergesi olan kadın katılımı, kadın öğretmenler kurdu. Bugün bunun duygusal bir abartma olduğunu düşünen birçok budala olabilir. 1930’lar Anadolu&#8217;sunda bir genç kız öğretmeniniz olsaydı o gün farkına varmamış olsanız bile sonradan onun bir kahraman, fedakar cesur bir toplum kurucusu olduğunu düşünebilirsiniz.</p>
<p>Biz küçükken, Ankara’nın köylerinden eşekle pazara mal getiren köylü kadınlar vardı. Anadolu roman kahramanları arasında Yaşar Kemal’in <em>Meryemce</em> gibi roman kahramanlarını okuyanlar anımsarlar. O genç öğretmen kızlar o roman kahramanları, Anadolu kadınlarının çocuklarıydı. Bugünlerde kadınlar için yaygara koparan ve Anadolu kadınını cahiliye dönemi kadınına benzeten ilkel insanları düşündükçe, Türk kadınının başka bir kökten geldiğine inanasım geliyor.</p>
<p><strong>Anne ve baba kısrak ve aygır mı</strong></p>
<p>Sevgili okurlar,</p>
<p>Kadın bir seks objesi olarak algılanabilir. Erkeğin aptalı da kendini damızlık bir boğa olarak algılayabilir. Ama kimse anasını bir seks objesi, babasını bir boğa olarak görmez. Gerçi bu duygular dışında daha karmaşık, olasılıkla psikologların sınıflandırdıkları davranışsal adlar vardır. Bunlar bizim anne ve babalarımızı bir üreme ve seks şeması içinde değerlendirmemizi gerektirmiyor. Öyle de algılamıyoruz. Anne ve babaya kısrak ve aygır diye bakmıyoruz.</p>
<p>Aileyi temel bir sosyal kategori olarak tanımlayıp onları tarih boyunca yüceltmişiz. Sosyal kategoriler içinde öğretmenin de özel bir konumu ve saygınlığı var. Kanımca bundan da öte, Cumhuriyet&#8217;in gelişmemiş Anadolu’sunun kültür fukarası, tutucu ortamında genç kadınlar azize nitelikli inanç savaşçılarıdır. Onların bu ülkeye kazandırdıkları insancıl niteliği 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde hiçbir kurum kazandıramamıştır. O fedakar, insanlık dolu genç kadın öğretmenler kadar güçlü bir Cumhuriyet simgesi bir daha olmayacak. Onlar Türk tarihinin yıldızının parladığı yerde açan çiçeklerdi. Ne kadar övsem onlara bu ülkenin borcunu ödeyebileceğini sanmıyorum.</p>
<p>Bugünkü utanç verici düşünsel yozlaşmayı onlarla birlikte düşünemeyiz. Cumhuriyet&#8217;in aydınlığının bugünlere uzanan ışığını onlar yaktı. Eğer bugün hala umudumuzu yitirmemişsek kadın erkek, fakat özellikle kadın öğretmenlere borçluyuz. Çünkü gericilikle savaşmak zorunda olanların başında onlar vardı. Kentli olup, çalışkan olup yurtdışındaki uygar ortamlarda Türk kızı olarak okumak da bir onur olabilir. Fakat bir köy okulunda öğretmenlik yapan genç kadın gerçek bir savaşçı idi. Onlar, halkın ileriyi görmesi için umudu canlı tutan meşaleler idi.</p>
<p>O günleri aydınlatan duyarlı, bilgili insanları mutlu edecek çok hikaye olmalı. Kuşkusuz o güzelim kuşakların temsilcileri çok kalmadı. Fakat kitapçı raflarını dolduran roman ve çeviriler yanında daha kendimize ilişik dolduracağımız çok boş sayfa var. Bunlar uydurma televizyon destanları değil. Yaşar Kemal&#8217;leri, Rıfat Ilgaz&#8217;ları, Orhan Kemal&#8217;leri, Nazım Hikmet&#8217;leri izleyen genç yazar kuşaklarının Anadolu’yu aydınlatan cesur, fedakar, sevecen, alçak gönüllü, vatansever ve fakir öğretmenlere çok selam göndermeleri gerek.</p>
<p>Daha ulaşılacak çok gönül ve akıl var. ‘Ana gibi yar olmaz!’ demişiz.</p>
<p>O fedakar kurucular için de bir özdeyişimiz olmalı&#8230;</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/anneler-ve-ogretmenler">Anneler ve öğretmenler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29214</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hukuk ve matematik</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/hukuk-ve-matematik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2019 13:25:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13688</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.&#8221; &#8211; John Nash Nobelli matematikçi John Nash’in ya da Çetin Altan&#8217;ın söylediği &#8220;Hukuk insanlığın ortak huzurunu güvence altına almaya dönük, evrensel ilkeler matematiğidir&#8221; gibi anlamlı sözlerin ötesinde hukukun, matematiksel analizlerde kullandığı metot ve yöntemler hukuksal yargı ve hakkaniyet için temel unsurlar olarak ortaya çıkar. Her iki bilim dalında da müştereken bulunan; eşitlik, genellik, nesnellik ve tarafsızlık ilkeleriyle hukuk ve matematik bütünsel bir yapı oluşturmaktadır. İdeal bir düzene ulamak hukuk ve matematiğin ortak amacıdır. Yalnızca bu amaca ulaşmak için kullandıkları metotlar farklıdır. Hukuk Hukuk birey, toplum ve devletin hareketlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini; yetkili organlar tarafından usulüne uygun olarak çıkarılan, kamu gücüyle desteklenen, muhatabına genel olarak nasıl davranması yahut nasıl davranmaması gerektiğini gösteren ve bunun için ilgili bütün olasılıkları yürürlükte olan normlarla düzenleyen normatif bir bilimdir. Hukuk, birey-toplum-devlet ilişkilerinde ortak iyilik ve ortak menfaati gözetir. Hukuk dönemden döneme değiştiği için hala doyurucu bir tanım yapılamamıştır. Kant &#8220;Hukukçular hala hukukun tanımını aramaktadırlar&#8221; der. Günümüzde ise en çok kabul edildiği biçimde şöyle tanımlanıyor: &#8220;Belirli bir zamanda belirli bir toplumdaki ilişkileri düzenleyen ve uyulması devlet zoruna (müeyyide) bağlanmış kurallar bütünüdür&#8221;. Teknik anlamda ise hukuk; örgütlenmiş bir toplum içinde yaşayan insanların birbirleriyle veya kişilerin yine kendilerinin meydana getirdiği topluluklarla ve bu toplulukların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen, kişilerin güvencesini ve insan haklarını sağlamak amacıyla oluşturulan ve devlet gücü ile desteklenen bağlayıcı, genel, soyut ve devamlı kurallar bütünüdür. Hukuk başlıca iki işlevi yerine getirir: Düzeni sağlar Adaleti tesis eder Adalet ve düzen birbirinin bütünleyicisi olduğu kadar aynı zamanda ilginç bir biçimde birbirlerine ters orantılı olarak etki eden iki kavramdır. Düzeni hızla sağlamak adaletin eksik kalmasına sebebiyet verebilir. Örneğin bir cinayet davasında, geçmiş çağlarda olduğu gibi çok kısa bir sürede karar verip, suçluyu idam etmek toplumsal düzeni hızla sağlayacak ve hukuk caydırıcı etkisini olabildiğince çabuk bir biçimde gösterecektir. Ama belki de yanlış bir karar verilmiş olacağı için adalet açısından geri dönülmez bir hata yapılmış olacaktır. Tam aksine Adaleti mutlak anlamda yerine getirmeye çalışmak ise, en azından yaşanan zaman kaybı açısından düzenin bozulmasına neden olabilir. Bu nedenledir ki, insanların hukuk sisteminin yavaşlığına ve adaletin gecikmesine olan güven eksikliği modern hukuk sistemlerinin başlıca problemlerinden birisidir. Hukuk metodolojisi; hukuk normlarının anlamlandırılması yanında objektif değerlendirilmesini sağlayan adil olma sorununa çözümler getirmeyi amaçlayan metotlardır. Norm, matematiğin temel kavramlarında biri olduğu gibi hukuk terimi olarak norm:  Kural olarak benimsenmiş, yerleşmiş ilke ya da yasaya uygun durumdur. Hukuktaki norm taşıyıcılarının ve norm tasarımlarının değerlendirilmesi için; soyut adalet fikrinden, somut adalet fikrine ve davranışsal yöntemlere geçmek gerekir. Düzen, tasarım ve adalet arasındaki ilişkiyi kavrarken, üst adalet prensibini ve hukukun üstünlüğünü nasıl gerçekleştirebiliriz sorusu ortaya çıkar. Bu bağlamda argümanların yeniden tasarlanması gerekir. Hukuk metodu değişen ortam içinde bir araç olarak değerlendirilebilir. Matematik “Evreni anlamak istiyorsanız önce onun yazıldığı dili öğrenmelisiniz. Evren matematik dili ile yazılmıştır” diyen Galileo&#8217;dan,  hatta daha gerilere giderek, “Bir bilim matematiksel olduğu ölçüde yetkindir” diyen Leonardo da Vinci’den, günümüze değin,  matematiğin doğa bilimleri için etkili bir anlatım dili, vazgeçilmez bir çıkarım aracı ve zengin bir modeller kaynağı olduğu bilinmektedir. Matematiğin, özellikle fizik bilimlerinde göze en çok çarpan işlevi; uygun bir dil, bir anlatım aracı olmasıdır. Bir dil olarak matematik, etkinliğini özel simgelere; doğa yasalarını kısa, açık ve kesin dile getiren formül ve denklemlerine borçludur. Günlük dil tüm kelime ve nüans zenginliğine karşın, bilimde aranan açık, seçik ve yalın anlatımı sağlamaktan uzak düşmekte; üstelik, sözcüklerin anlam belirsizliği veya çok anlamlılığından kaynaklanan birtakım iletişim zorluklarına yol açmaktadır. Oysa bir tür yapma dil sayabileceğimiz matematik, anlamları ve kullanış biçimleri belli ve sınırlı olan simgeler kullandığından, güvenilir bir ifade ve iletişim kolaylığı sağlamaktadır. Kısacası &#8220;Matematik, nesnel gerçeklikten (yani, aksiyomlar ya da aksiyomlar yardımıyla ispatlanmış teoremlerden) hareketle gene nesnel gerçekliği anlamak, onu biçimlendirmek için soyutlanan kavramlar ve bu kavramlar arasındaki ilişkilerdir.&#8221; Bu tanım günlük hayattaki uğraşlarımız, resim ya da müzik yapmak, tartışmaya girmek, genel olarak bilim ve teknoloji için geçerlidir. Bu nedenle, matematik, sanatta, edebiyatta, hukukta yani, yaşamın her alanında kullanılan yöntemlerin bir sistematiğidir. Çünkü günlük hayatta &#8220;kural dışı&#8221; olmasına karşın, matematikte &#8220;kural dışı&#8221; yoktur. Hukuk &#8211; Matematik Hukukla ilgili uygulamalara; matematiksel bir araç arayışı ile uzaktan, göz gezdirildiğinde birçok matematiksel kavram göze çarpar. Göz, ilk önce eşitlik ilkesiyle karşılaşır; eşitlik ilkesinden ayrılamadan illiyet bağına takılır. İlliyet bağı olmadan, sebep sonuç ilişkisi belirlenmez ve hukuk sistemi kurulamaz. Öte yandan hakkaniyet ilkesi, ferdi hukukun özü olarak; doğrudan eşitliğin, bireye vakfedilmiş halidir. Göz, biraz daha öteye gittiğinde; ekonomik hukuk düzeninin matematiksel ilişkiler ağına takılır. Matematiksel hukukun bir yanı; doğrudan dört işlem faaliyetleriyle matematik ve istatistiğe dayanırken, hukukun talep ve dava şekilleri doğrudan matematiksel mantık ve bakış gerektirir. Hukuk eğitiminde matematik dersleri olmalıdır ve burada matematiği anlamak için; öncelikle hukuk matematik ilişkisini irdelemek gerekmektedir. Adaletin özü olan, eşitlik kavramı ve bu kavram üzerine temellenen hukuk düşüncesi ve hukuk sistemi; bu bağlamda doğrudan matematiksel düşünce ve mantığa dayanmaktadır. Hukuksal dünyamızdaki bu matematiksel kavrayış sorumluluğu,  hukuk eğitiminde matematiğin; ne kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğunu ortaya koyarken, bizlere aynı zamanda hukuk ve matematik sistemlerinin ne kadar birbirine benzer şekilde oluşturulduğunu da gösterir. Hukuk ve matematik, insanoğlunun mükemmellik arayışının kurgusal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.  Hukuk ve matematik arasında kurulan ilişki bağlamında her şeyden önce tarafların ortaklaşa işlem ve uygulama yapmaları gerektiğini anlamaları önemlidir. Hukuk ve matematik birlikteliğinin, daha çok hukukun matematiğe olan bağımlılığından kaynaklanan karmaşık ve zorlayıcı karakteri; aynı zamanda hukuk ve matematik arasındaki ilişkiyi de meşrulaştırmaktadır. Hukuk ile matematik arasında; matematiğin, teknik hukuk alanının en temel aracı olmasından kaynaklanan, organik bir bütünlük vardır. Matematiğin araç olarak kullanımı, özellikle hukukun teknik yönü için vazgeçilmez önemdedir. Erhan Güzel, İKU Kaynaklar G. Bakır, E.Apaydın “Hukuk Eğitimi ve Matematik” 2. International Conference on New Trends in Education and Their Implications 27-29 April, 2011 Antalya http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSHVrdWs</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/hukuk-ve-matematik">Hukuk ve matematik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.&#8221; &#8211; </em></strong><strong><em>John Nash</em></strong></p>
<p>Nobelli matematikçi John Nash’in ya da Çetin Altan&#8217;ın söylediği <strong><em>&#8220;Hukuk insanlığın ortak huzurunu güvence altına almaya dönük, evrensel ilkeler matematiğidir&#8221;</em></strong> gibi anlamlı sözlerin ötesinde hukukun, matematiksel analizlerde kullandığı metot ve yöntemler hukuksal yargı ve hakkaniyet için temel unsurlar olarak ortaya çıkar. Her iki bilim dalında da müştereken bulunan; eşitlik, genellik, nesnellik ve tarafsızlık ilkeleriyle hukuk ve matematik bütünsel bir yapı oluşturmaktadır. İdeal bir düzene ulamak hukuk ve matematiğin ortak amacıdır. Yalnızca bu amaca ulaşmak için kullandıkları metotlar farklıdır.</p>
<p><strong>Hukuk</strong></p>
<p>Hukuk birey, toplum ve devletin hareketlerini, birbirleriyle olan ilişkilerini; yetkili organlar tarafından usulüne uygun olarak çıkarılan, kamu gücüyle desteklenen, muhatabına genel olarak nasıl davranması yahut nasıl davranmaması gerektiğini gösteren ve bunun için ilgili bütün olasılıkları yürürlükte olan normlarla düzenleyen normatif bir bilimdir. Hukuk, birey-toplum-devlet ilişkilerinde ortak iyilik ve ortak menfaati gözetir.</p>
<p>Hukuk dönemden döneme değiştiği için hala doyurucu bir tanım yapılamamıştır. Kant &#8220;Hukukçular hala hukukun tanımını aramaktadırlar&#8221; der. Günümüzde ise en çok kabul edildiği biçimde şöyle tanımlanıyor: &#8220;Belirli bir zamanda belirli bir toplumdaki ilişkileri düzenleyen ve uyulması devlet zoruna (müeyyide) bağlanmış kurallar bütünüdür&#8221;.</p>
<p>Teknik anlamda ise hukuk; örgütlenmiş bir toplum içinde yaşayan insanların birbirleriyle veya kişilerin yine kendilerinin meydana getirdiği topluluklarla ve bu toplulukların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen, kişilerin güvencesini ve insan haklarını sağlamak amacıyla oluşturulan ve devlet gücü ile desteklenen bağlayıcı, genel, soyut ve devamlı kurallar bütünüdür.</p>
<p>Hukuk başlıca iki işlevi yerine getirir:</p>
<ol>
<li>Düzeni sağlar</li>
<li>Adaleti tesis eder</li>
</ol>
<p>Adalet ve düzen birbirinin bütünleyicisi olduğu kadar aynı zamanda ilginç bir biçimde birbirlerine ters orantılı olarak etki eden iki kavramdır. Düzeni hızla sağlamak adaletin eksik kalmasına sebebiyet verebilir. Örneğin bir cinayet davasında, geçmiş çağlarda olduğu gibi çok kısa bir sürede karar verip, suçluyu idam etmek toplumsal düzeni hızla sağlayacak ve hukuk caydırıcı etkisini olabildiğince çabuk bir biçimde gösterecektir. Ama belki de yanlış bir karar verilmiş olacağı için adalet açısından geri dönülmez bir hata yapılmış olacaktır. Tam aksine Adaleti mutlak anlamda yerine getirmeye çalışmak ise, en azından yaşanan zaman kaybı açısından düzenin bozulmasına neden olabilir. Bu nedenledir ki, insanların hukuk sisteminin yavaşlığına ve adaletin gecikmesine olan güven eksikliği modern hukuk sistemlerinin başlıca problemlerinden birisidir.</p>
<p>Hukuk metodolojisi; hukuk normlarının anlamlandırılması yanında objektif değerlendirilmesini sağlayan adil olma sorununa çözümler getirmeyi amaçlayan metotlardır.</p>
<p>Norm, matematiğin temel kavramlarında biri olduğu gibi hukuk terimi olarak norm:  Kural olarak benimsenmiş, yerleşmiş ilke ya da yasaya uygun durumdur.</p>
<p>Hukuktaki norm taşıyıcılarının ve norm tasarımlarının değerlendirilmesi için; soyut adalet fikrinden, somut adalet fikrine ve davranışsal yöntemlere geçmek gerekir. Düzen, tasarım ve adalet arasındaki ilişkiyi kavrarken, üst adalet prensibini ve hukukun üstünlüğünü nasıl gerçekleştirebiliriz sorusu ortaya çıkar. Bu bağlamda argümanların yeniden tasarlanması gerekir. Hukuk metodu değişen ortam içinde bir araç olarak değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Matematik</strong></p>
<p>“Evreni anlamak istiyorsanız önce onun yazıldığı dili öğrenmelisiniz. Evren matematik dili ile yazılmıştır” diyen Galileo&#8217;dan,  hatta daha gerilere giderek, “Bir bilim matematiksel olduğu ölçüde yetkindir” diyen Leonardo da Vinci’den, günümüze değin,  matematiğin doğa bilimleri için etkili bir anlatım dili, vazgeçilmez bir çıkarım aracı ve zengin bir modeller kaynağı olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Matematiğin, özellikle fizik bilimlerinde göze en çok çarpan işlevi; uygun bir dil, bir anlatım aracı olmasıdır. Bir dil olarak matematik, etkinliğini özel simgelere; doğa yasalarını kısa, açık ve kesin dile getiren formül ve denklemlerine borçludur. Günlük dil tüm kelime ve nüans zenginliğine karşın, bilimde aranan açık, seçik ve yalın anlatımı sağlamaktan uzak düşmekte; üstelik, sözcüklerin anlam belirsizliği veya çok anlamlılığından kaynaklanan birtakım iletişim zorluklarına yol açmaktadır. Oysa bir tür yapma dil sayabileceğimiz matematik, anlamları ve kullanış biçimleri belli ve sınırlı olan simgeler kullandığından, güvenilir bir ifade ve iletişim kolaylığı sağlamaktadır.</p>
<p>Kısacası &#8220;Matematik, nesnel gerçeklikten (yani, aksiyomlar ya da aksiyomlar yardımıyla ispatlanmış teoremlerden) hareketle gene nesnel gerçekliği anlamak, onu biçimlendirmek için soyutlanan kavramlar ve bu kavramlar arasındaki ilişkilerdir.&#8221; Bu tanım günlük hayattaki uğraşlarımız, resim ya da müzik yapmak, tartışmaya girmek, genel olarak bilim ve teknoloji için geçerlidir. Bu nedenle, matematik, sanatta, edebiyatta, hukukta yani, yaşamın her alanında kullanılan yöntemlerin bir <strong>sistematiğidir</strong>. Çünkü günlük hayatta &#8220;kural dışı&#8221; olmasına karşın, matematikte &#8220;kural dışı&#8221; yoktur.</p>
<p><strong>Hukuk &#8211; Matematik</strong></p>
<p>Hukukla ilgili uygulamalara; matematiksel bir araç arayışı ile uzaktan, göz gezdirildiğinde birçok matematiksel kavram göze çarpar. Göz, ilk önce eşitlik ilkesiyle karşılaşır; eşitlik ilkesinden ayrılamadan illiyet bağına takılır. İlliyet bağı olmadan, sebep sonuç ilişkisi belirlenmez ve hukuk sistemi kurulamaz. Öte yandan hakkaniyet ilkesi, ferdi hukukun özü olarak; doğrudan eşitliğin, bireye vakfedilmiş halidir. Göz, biraz daha öteye gittiğinde; ekonomik hukuk düzeninin matematiksel ilişkiler ağına takılır.</p>
<p>Matematiksel hukukun bir yanı; doğrudan dört işlem faaliyetleriyle matematik ve istatistiğe dayanırken, hukukun talep ve dava şekilleri doğrudan matematiksel mantık ve bakış gerektirir.</p>
<p>Hukuk eğitiminde matematik dersleri olmalıdır ve burada matematiği anlamak için; öncelikle hukuk matematik ilişkisini irdelemek gerekmektedir. Adaletin özü olan, eşitlik kavramı ve bu kavram üzerine temellenen hukuk düşüncesi ve hukuk sistemi; bu bağlamda doğrudan matematiksel düşünce ve mantığa dayanmaktadır. Hukuksal dünyamızdaki bu matematiksel kavrayış sorumluluğu,  hukuk eğitiminde matematiğin; ne kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğunu ortaya koyarken, bizlere aynı zamanda hukuk ve matematik sistemlerinin ne kadar birbirine benzer şekilde oluşturulduğunu da gösterir. Hukuk ve matematik, insanoğlunun mükemmellik arayışının kurgusal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.<strong> </strong></p>
<p>Hukuk ve matematik arasında kurulan ilişki bağlamında her şeyden önce tarafların ortaklaşa işlem ve uygulama yapmaları gerektiğini anlamaları önemlidir. Hukuk ve matematik birlikteliğinin, daha çok hukukun matematiğe olan bağımlılığından kaynaklanan karmaşık ve zorlayıcı karakteri; aynı zamanda hukuk ve matematik arasındaki ilişkiyi de meşrulaştırmaktadır. Hukuk ile matematik arasında; matematiğin, teknik hukuk alanının en temel aracı olmasından kaynaklanan, organik bir bütünlük vardır. Matematiğin araç olarak kullanımı, özellikle hukukun teknik yönü için vazgeçilmez önemdedir.</p>
<p><strong>Erhan Güzel, İKU</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>G. Bakır, E.Apaydın “Hukuk Eğitimi ve Matematik” 2. International Conference on New Trends in Education and Their Implications 27-29 April, 2011 Antalya</li>
<li><a href="http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSHVrdWs">http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSHVrdWs</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/hukuk-ve-matematik">Hukuk ve matematik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13688</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eşitsizliğin yarattığı sorunlara yeni bir bakış, mesele çok daha vahim!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizligin-yarattigi-sorunlara-yeni-bir-bakis-mesele-cok-daha-vahim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Mar 2019 14:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[canan dagdeviren]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<category><![CDATA[zenginlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşitsizlik dünyasında yaşadığımız kimsenin tartışmadığı, hatta patronların bile yer yer şikâyet ettiği bir konu. Fakat nedense en çok parayı kazanmak, en büyük zengin olmak ekonominin itici gücü olarak kabul ediliyor, yanlışlık burada başlıyor. Zenginliğin sonu yok, ama doyuruculuğu da bir yere kadar. Bill Gates bile kendini pek çok hastalık meselesinin çözümüne vurmuş durumda! Oysa toplumda büyük eşitsizliklerin, sınıflar arasındaki uçurumların giderek artmasının, yoksullaşmalara ve büyük sağlık sorunlarına yol açtığı gerçeğinin ötesinde bir tablo ile karşı karşıyayız. Çok sayıda bilimsel çalışma durmadan önümüze olumsuz kanıtlar koyuyor. Yoksulluk, önemli ve büyük gelir farklılıkları, stres yaratıyor. İnsanları üç önemli sağlık konusunda vuruyor: Beyin fonksiyonunu zedeliyor, kronik iltihaplanmaya yol açıyor ve kromozomal yaşlanmaya neden oluyor. Biz eşitsizliğe yakın zamana kadar, toplumda fırsat eşitsizliği yarattığı, yoksul insanların iyi beslenemediği gibi açılardan bakıyorduk. Oysa durum daha vahim: Eşitsizlik insanları hasta ediyor, sağlığını bozuyor ve çok daha büyük bir toplumsal tablo ortaya çıkartıyor. Bu durum, düşünme yetisinden tutun, insanları zekâ ile ilgili yeteneklerine varıncaya kadar derinden etkileyen bir tablo. Bizce Bill Gates ve benzerleri, tamam hastalıklara tedaviler bulunması için araştırmalara para akıtsın, ama toplumsal eşitsizliklerin adım adım azaltılması için, yeni bir düzenin yaratılmasında çalışanlara da destek versin ve sözcülerinden biri olsun. Çok mu iyimseriz?! Dolu bir dergi  Dergimizi her zamanki gibi ilginç öykülerle, bilim haberleriyle ve yazarlarımızın başka yerlerde okuyamayacağınız yazılarıyla size sunuyoruz. Doğan Kuban dünyanın bugünkü haline kuşbakışı bakıyor ve içine Türkiye’yi de katıyor. Yazısının başlığı “Dünya ile bütünleşmek”, ama nasıl bir dünya ile ve Türkiye’ye yönelik hangi tehditlerle? Dünyayı değiştiren bir büyük olayın ilginç öyküsünü merakla okuyacaksınız. Konu internet, 30. yılını bu Mart’ta kutluyoruz. CERN’e dışarıdan kiralanan bir mühendis, Tim Berners &#8211; Lee, bir küçük ve basit yazılım hazırlıyor. Bilgisayarların bir ağ üzerinde dosya-bilgi alışverişini gerçekleştiriyor. Erdal Musoğlu çok güzel yazmış! Müfit Akyos yerel yönetimler üzerine yazılarını sürdürüyor. Bu kez konu kalkınma ajansları ve bölgesel kalkınmada akıllı uzmanlaşma. Mustafa Çetiner ise geçen hafta katıldığı Tıp Eğitiminde Program Yeterlilikleri Çalıştayı hakkındaki izlenimlerini paylaşıyor. Haber başlıklarımızdan bazıları: 10 saniyelik bir el sıkışma ile etrafınızı DNA’larınızı saçtığınızı biliyor muydunuz? Geceleri geç yatma alışkanlığı beyni nasıl etkiliyor? Bu iki ilginç konu üzerine yapılan yeni araştırmaları ve sonuçları sizinle paylaşıyoruz. Bilim ve Beslenme’de bu kez konu sakatatlar. Faydaları ve zararları ile ilginç bir yazı. Kedi sahibi misiniz? Kedinizi daha iyi tanımak ister misiniz? Arka sayfada sizi 6 ipucu bekliyor. Türkiye’de yöneylem araştırması disiplinin bir numaralı ismi Prof. Dr. Halim Doğrusöz’ü 9 Mart’ta 97 yaşında kaybettik. Öğrencileri Halim hocayı anlattılar. Bahçeşehir Üniversitesi’nden Meltem Bilikmen ise geçen hafta başlattığı Bilim İnsanı Yetiştirme Programı BİSEP ve Ortaöğretim öğrencileri arasında düzenlenen bilim yarışması hakkındaki yazısının devamını ve ödül kazananların projelerini yazdı. Gerçekten de gençlerimizin ilham verici projeleri son derece ilginç. Atılım Üniversitesi’nden Öğretim Görevlisi Dr. Günseli Gümüşel’in yazısı “Erken Cumhuriyet Döneminde Spor ve Gençlik üzerine. Kültür Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi Özge Özkök ise Pazarlamanın Dönüşümü ve Chatbotlar üzerine yazdı. Kadir Has Üniversitesi’nin her yıl verdiği Kadir Has Üstün Başarı Ödülü bu yıl Prof. İvet Bahar’a verildi. Hesaplamalı biyolojinin dünyada önce ismi Bahar, Batuhan Sarıcan’a verdiği söyleşide diyor ki: “En büyük mutluluğum yetiştirdiğim genç bilim insanları, onların öğrencileriyle de birlikte çalışıyorum onlar benim akademik torunlarım.” Bir ödül de bu program çerçevesinde Canan Dağdeviren’e verildi. Her ikisine kucak dolusu başardı ve sevgi. HBT bilimin güncel kalbinin attığı yer. İzleyin, izletin ve yeni bir Türkiye’nin kapısını hep birlikte açılmasına yardımcı olun. Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve dostlukla kalın. *** Öğretmenlerimize abonelik hediye edenlere teşekkür Gazeteci meslektaşımız Emin Çapa’nın çağrısı üzerine başlattığımız öğretmenlere basılı dergi aboneliği kampanyasından çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Gerek öğretmenlerimizden gelen talep gerekse siz okurlarımızın desteği herkesi umutlandırıyor. Kamu görevleri nedeniyle öğretmenlerimizin isimlerini paylaşmıyoruz. 10 öğretmene abonelik hediye eden sayın Burak Güç’e, 5 öğretmene dergi aboneliğini üstlenen sayın Yaşar Çerik’e, birer öğretmene abonelik hediye eden sayın Barış Yıldız, Erdal Başeren, B. Sevgi Kocaçimen, Cem Tirumtay, Umut Karaman, Ömer Gün, Arzu Gelgeç ve Ayşe Gözcelioğlu ile Canpa Holding’e Türkiye’nin aydınlanma yolculuğuna yaptıkları katkılardan ötürü sonsuz teşekkürler.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizligin-yarattigi-sorunlara-yeni-bir-bakis-mesele-cok-daha-vahim">Eşitsizliğin yarattığı sorunlara yeni bir bakış, mesele çok daha vahim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-13387 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/157-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/157-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/157-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/157.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Eşitsizlik dünyasında yaşadığımız kimsenin tartışmadığı, hatta patronların bile yer yer şikâyet ettiği bir konu. Fakat nedense en çok parayı kazanmak, en büyük zengin olmak ekonominin itici gücü olarak kabul ediliyor, yanlışlık burada başlıyor. Zenginliğin sonu yok, ama doyuruculuğu da bir yere kadar. <strong>Bill Gates</strong> bile kendini pek çok hastalık meselesinin çözümüne vurmuş durumda!</p>
<p>Oysa toplumda büyük eşitsizliklerin, sınıflar arasındaki uçurumların giderek artmasının, yoksullaşmalara ve büyük sağlık sorunlarına yol açtığı gerçeğinin ötesinde bir tablo ile karşı karşıyayız. Çok sayıda bilimsel çalışma durmadan önümüze olumsuz kanıtlar koyuyor.</p>
<p>Yoksulluk, önemli ve büyük gelir farklılıkları, stres yaratıyor. İnsanları üç önemli sağlık konusunda vuruyor: Beyin fonksiyonunu zedeliyor, kronik iltihaplanmaya yol açıyor ve kromozomal yaşlanmaya neden oluyor.</p>
<p>Biz eşitsizliğe yakın zamana kadar, toplumda fırsat eşitsizliği yarattığı, yoksul insanların iyi beslenemediği gibi açılardan bakıyorduk. Oysa durum daha vahim: Eşitsizlik insanları hasta ediyor, sağlığını bozuyor ve çok daha büyük bir toplumsal tablo ortaya çıkartıyor. Bu durum, düşünme yetisinden tutun, insanları zekâ ile ilgili yeteneklerine varıncaya kadar derinden etkileyen bir tablo. Bizce Bill Gates ve benzerleri, tamam hastalıklara tedaviler bulunması için araştırmalara para akıtsın, ama toplumsal eşitsizliklerin adım adım azaltılması için, yeni bir düzenin yaratılmasında çalışanlara da destek versin ve sözcülerinden biri olsun. Çok mu iyimseriz?!</p>
<p><strong>Dolu bir dergi</strong><strong> </strong></p>
<p>Dergimizi her zamanki gibi ilginç öykülerle, bilim haberleriyle ve yazarlarımızın başka yerlerde okuyamayacağınız yazılarıyla size sunuyoruz. <strong>Doğan Kuban</strong> dünyanın bugünkü haline kuşbakışı bakıyor ve içine Türkiye’yi de katıyor. Yazısının başlığı “Dünya ile bütünleşmek”, ama nasıl bir dünya ile ve Türkiye’ye yönelik hangi tehditlerle?</p>
<p><strong>Dünyayı değiştiren bir büyük olayın ilginç öyküsünü </strong>merakla okuyacaksınız. Konu internet, 30. yılını bu Mart’ta kutluyoruz. CERN’e dışarıdan kiralanan bir mühendis, <strong>Tim Berners &#8211; Lee</strong>, bir küçük ve basit yazılım hazırlıyor. Bilgisayarların bir ağ üzerinde dosya-bilgi alışverişini gerçekleştiriyor.<strong> Erdal Musoğlu çok güzel yazmış!</strong></p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong> yerel yönetimler üzerine yazılarını sürdürüyor. Bu kez konu kalkınma ajansları ve bölgesel kalkınmada akıllı uzmanlaşma. <strong>Mustafa Çetiner</strong> ise geçen hafta katıldığı Tıp Eğitiminde Program Yeterlilikleri Çalıştayı hakkındaki izlenimlerini paylaşıyor.</p>
<p>Haber başlıklarımızdan bazıları: 10 saniyelik bir el sıkışma ile etrafınızı DNA’larınızı saçtığınızı biliyor muydunuz? Geceleri geç yatma alışkanlığı beyni nasıl etkiliyor? Bu iki ilginç konu üzerine yapılan yeni araştırmaları ve sonuçları sizinle paylaşıyoruz.</p>
<p>Bilim ve Beslenme’de bu kez konu sakatatlar. Faydaları ve zararları ile ilginç bir yazı. Kedi sahibi misiniz? Kedinizi daha iyi tanımak ister misiniz? Arka sayfada sizi 6 ipucu bekliyor.</p>
<p>Türkiye’de yöneylem araştırması disiplinin bir numaralı ismi Prof. Dr. <strong>Halim Doğrusöz</strong>’ü 9 Mart’ta 97 yaşında kaybettik. Öğrencileri Halim hocayı anlattılar.</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi’nden <strong>Meltem Bilikmen</strong> ise geçen hafta başlattığı Bilim İnsanı Yetiştirme Programı BİSEP ve Ortaöğretim öğrencileri arasında düzenlenen bilim yarışması hakkındaki yazısının devamını ve ödül kazananların projelerini yazdı. Gerçekten de gençlerimizin ilham verici projeleri son derece ilginç. Atılım Üniversitesi’nden Öğretim Görevlisi Dr. <strong>Günseli Gümüşel</strong>’in yazısı “Erken Cumhuriyet Döneminde Spor ve Gençlik üzerine. Kültür Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi <strong>Özge Özkök</strong> ise Pazarlamanın Dönüşümü ve Chatbotlar üzerine yazdı.</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi’nin her yıl verdiği <strong>Kadir Has Üstün Başarı Ödülü</strong> bu yıl Prof. <strong>İvet Bahar’a</strong> verildi. Hesaplamalı biyolojinin dünyada önce ismi Bahar, <strong>Batuhan Sarıcan</strong>’a verdiği söyleşide diyor ki: “En büyük mutluluğum yetiştirdiğim genç bilim insanları, onların öğrencileriyle de birlikte çalışıyorum onlar benim akademik torunlarım.” Bir ödül de bu program çerçevesinde <strong>Canan Dağdeviren</strong>’e verildi. Her ikisine kucak dolusu başardı ve sevgi.</p>
<p>HBT bilimin güncel kalbinin attığı yer. İzleyin, izletin ve yeni bir Türkiye’nin kapısını hep birlikte açılmasına yardımcı olun.</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve dostlukla kalın.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Öğretmenlerimize abonelik hediye edenlere teşekkür </strong></p>
<p>Gazeteci meslektaşımız Emin Çapa’nın çağrısı üzerine başlattığımız öğretmenlere basılı dergi aboneliği kampanyasından çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Gerek öğretmenlerimizden gelen talep gerekse siz okurlarımızın desteği herkesi umutlandırıyor. Kamu görevleri nedeniyle öğretmenlerimizin isimlerini paylaşmıyoruz. 10 öğretmene abonelik hediye eden sayın <strong>Burak Güç</strong>’e, 5 öğretmene dergi aboneliğini üstlenen sayın <strong>Yaşar Çerik</strong>’e, birer öğretmene abonelik hediye eden sayın <strong>Barış Yıldız, Erdal Başeren, B. Sevgi Kocaçimen, Cem Tirumtay, Umut Karaman, Ömer Gün, Arzu Gelgeç ve Ayşe Gözcelioğlu </strong>ile<strong> Canpa Holding</strong>’e Türkiye’nin aydınlanma yolculuğuna yaptıkları katkılardan ötürü sonsuz teşekkürler.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizligin-yarattigi-sorunlara-yeni-bir-bakis-mesele-cok-daha-vahim">Eşitsizliğin yarattığı sorunlara yeni bir bakış, mesele çok daha vahim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13389</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Adalet duygusu herkesin içinde var</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/adalet-duygusu-herkesin-icinde-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2018 12:49:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adaletsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12285</guid>

					<description><![CDATA[<p>İster azınlıklara yönelik olumsuz davranışlar gibi ulusal düzeyde bir haksızlık, ister kuyrukta beklerken birinin önümüze geçmeye çalışması türünde daha küçük çaplı bir haksızlık olsun, insanlar haksızlığa uğradıklarında çoğu zaman buna bir tepki gösterme eğiliminde olurlar. İntikam almayı kafalarından geçirseler de, öyle bir davranışın sonuçta kendilerini pek de mutlu etmeyeceğini düşünürler. Dr. Hendrikson’a bakılırsa, insanlar genellikle adaletsizlik, eşitsizlik ve haksızlık karşısında duydukları huzursuzluğu bastırmaya çabalıyor ve intikam almaktan kaçınıyorlar. Nitekim, bu durum ruh bilimde adalete duyarlılık adı verilen bir kişilik özelliğidir ve kişinin adaletsizlik karşısındaki farkındalığı ve tepkiselliği olarak tanımlanır. Bir başka deyişle, bireyin duyargalarının yozlaşma, eşitsizlik, haksızlık ve genelde aldatılma ya da tuzağa düşürülme durumlarına ne denli iyi ayarlanmış olduğunun bir göstergesidir. Gerçekte, adalete duyarlılığın dört farklı türü vardır. İlk türü haksızlığa uğrayanın adalete duyarlılığı olarak bilinir ve bireyin aldatılmadığından emin olmak için sürekli tetikte beklemesi durumudur. Bu uyanık olma, tetikte bekleme durumuna çoğu zaman öfkeyi ve intikam alma yönünde bir eğilimi de beraberinde getirir. İkinci tür gözlemleyenin adalete duyarlılığıdır ve kişinin başkalarına yönelik haksızlıklara tanık olduğunda olaya doğrudan karışmaksızın duyduğu öfke olarak tanımlanır. Bunun en yakın geçmişte yaşanan örneklerinden biri, ABD hükümeti tarafından sınırda birbirlerinden ayrı kılınan göçmen ailelerinin uğradıkları haksızlığa karşı çıkmak amacıyla gerçekleştirilen protesto eylemleriydi. Üçüncü tür, kişinin haksız edimlerinden ötürü duyduğu suçluluğu hafifletmek, ya da işleri yoluna koymak için kendini suçlama eğilimi biçiminde tanımlayabileceğimiz, suçlunun adalete duyarlılığıdır. Örneğin, ABD’nin Utah eyaletinde yaşayan ve araba kullanırken bir yandan da cep telefonundan ileti gönderdiği için iki kişinin ölümüne neden olan Reggie Shaw adlı kişi, o gün bugündür ülkeyi baştan başa dolaşarak araba kullanırken dikkatin dağılması durumunda ortaya çıkabilecek olumsuzluklar konusunda insanları uyaran konuşmalar yapıyor.   Dördüncü tür de, kişinin haksızlığın caydırıcı etkisinden birtakım yararlar sağladığı durumlar yaşadığı yararlananın adalete duyarlılığıdır. Söz gelimi, oyuncu Benedict Cumberbatch yalnızca birlikte oynayacağı kadın oyunculara kendisininkine eşit bir ücret ödemeyi kabul eden projelerde yer alabileceğini belirttiğinde gazetelere haber oldu. Adalete duyarlılığın bu dört türü arasındaki en önemli farklılık, ilk tür olan haksızlığa uğrayanın adalete duyarlılığının kişinin kendisine odaklı bir durum iken, öteki türlerin başkalarına odaklı olmasıdır. Adaletsizlik her birimizde farklı bir yankı uyandırabilir. Ancak hepimizin doğuştan bu duyguya sahip olduğu da bir gerçek. Rita Urgan Kaynak: Scientific American Online/ 29 Ağustos 2018</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/adalet-duygusu-herkesin-icinde-var">Adalet duygusu herkesin içinde var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İster azınlıklara yönelik olumsuz davranışlar gibi ulusal düzeyde bir haksızlık, ister kuyrukta beklerken birinin önümüze geçmeye çalışması türünde daha küçük çaplı bir haksızlık olsun, insanlar haksızlığa uğradıklarında çoğu zaman buna bir tepki gösterme eğiliminde olurlar. İntikam almayı kafalarından geçirseler de, öyle bir davranışın sonuçta kendilerini pek de mutlu etmeyeceğini düşünürler.</p>
<p>Dr. Hendrikson’a bakılırsa, insanlar genellikle adaletsizlik, eşitsizlik ve haksızlık karşısında duydukları huzursuzluğu bastırmaya çabalıyor ve intikam almaktan kaçınıyorlar. Nitekim, bu durum ruh bilimde <em>adalete duyarlılık</em> adı verilen bir kişilik özelliğidir ve kişinin adaletsizlik karşısındaki farkındalığı ve tepkiselliği olarak tanımlanır.</p>
<p>Bir başka deyişle, bireyin duyargalarının yozlaşma, eşitsizlik, haksızlık ve genelde aldatılma ya da tuzağa düşürülme durumlarına ne denli iyi ayarlanmış olduğunun bir göstergesidir.</p>
<p>Gerçekte, adalete duyarlılığın dört farklı türü vardır.</p>
<ol>
<li>İlk türü <strong>haksızlığa uğrayanın adalete duyarlılığı</strong> olarak bilinir ve bireyin aldatılmadığından emin olmak için sürekli tetikte beklemesi durumudur. Bu uyanık olma, tetikte bekleme durumuna çoğu zaman öfkeyi ve intikam alma yönünde bir eğilimi de beraberinde getirir.</li>
<li>İkinci tür <strong>gözlemleyenin adalete duyarlılığıdır</strong> ve kişinin başkalarına yönelik haksızlıklara tanık olduğunda olaya doğrudan karışmaksızın duyduğu öfke olarak tanımlanır. Bunun en yakın geçmişte yaşanan örneklerinden biri, ABD hükümeti tarafından sınırda birbirlerinden ayrı kılınan göçmen ailelerinin uğradıkları haksızlığa karşı çıkmak amacıyla gerçekleştirilen protesto eylemleriydi.</li>
<li>Üçüncü tür, kişinin haksız edimlerinden ötürü duyduğu suçluluğu hafifletmek, ya da işleri yoluna koymak için kendini suçlama eğilimi biçiminde tanımlayabileceğimiz, <strong>suçlunun adalete duyarlılığıdır. </strong>Örneğin, ABD’nin Utah eyaletinde yaşayan ve araba kullanırken bir yandan da cep telefonundan ileti gönderdiği için iki kişinin ölümüne neden olan Reggie Shaw adlı kişi, o gün bugündür ülkeyi baştan başa dolaşarak araba kullanırken dikkatin dağılması durumunda ortaya çıkabilecek olumsuzluklar konusunda insanları uyaran konuşmalar yapıyor. <strong> </strong></li>
<li>Dördüncü tür de, kişinin haksızlığın caydırıcı etkisinden birtakım yararlar sağladığı durumlar yaşadığı <strong>yararlananın adalete duyarlılığıdır. </strong>Söz gelimi, oyuncu Benedict Cumberbatch yalnızca birlikte oynayacağı kadın oyunculara kendisininkine eşit bir ücret ödemeyi kabul eden projelerde yer alabileceğini belirttiğinde gazetelere haber oldu.</li>
</ol>
<p>Adalete duyarlılığın bu dört türü arasındaki en önemli farklılık, ilk tür olan haksızlığa uğrayanın adalete duyarlılığının kişinin kendisine odaklı bir durum iken, öteki türlerin başkalarına odaklı olmasıdır. Adaletsizlik her birimizde farklı bir yankı uyandırabilir. Ancak hepimizin doğuştan bu duyguya sahip olduğu da bir gerçek.</p>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Scientific American Online/ 29 Ağustos 2018</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/adalet-duygusu-herkesin-icinde-var">Adalet duygusu herkesin içinde var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12285</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Seçimler, güvensizlik ve kutuplar içinde kısırdöngü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secimler-guvensizlik-kutuplar-icinde-kisirdongu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jul 2018 11:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[güvensizlik]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[muharrem ince]]></category>
		<category><![CDATA[nebi sümer]]></category>
		<category><![CDATA[ohal]]></category>
		<category><![CDATA[oy]]></category>
		<category><![CDATA[oy vermek]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sahte fikir birliği]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[yankı odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10473</guid>

					<description><![CDATA[<p>Neden bu seçimler de benzer sonuçları üretti? Muhalefetin en azından Cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura taşımayı ya da mecliste çoğunluğu elde etmeyi beklediği bir seçim, mevcut durumu, en azından iktidar açısından, değiştirmeyecek şekilde sonuçlandı. Aslında çıkan sonuç bir anlamda, 20 yıllık kimlik ve karşıt kimlik siyaseti ile keskinleşen, kutuplaşan, gettolaşan siyası ortamın kendisini tekrarlaması olarak da okunabilir. Kutuplaşma ve güvensizlik aşılmadan, karşıt politik gruplar ya da kimlikler arası iletişimi, geçirgenliği kolaylaştıracak temas sağlanmadan ve adil seçim ortamı oluşturulmadan, seçimlerin mevcut durumu değiştirmesi de çok zor görünüyor. Seçim sonucunu genellikle seçim öncesi yapılan stratejik manevralar ve kampanya değil, iki seçim arasında yapılacaklar belirler. Bu nedenle bu yazıda seçim sonuçlarının neden kutuplaşma ve güvensizlikle yakından ilişki olduğunu ve iki seçim arasında demokratik seçim ortamı için ne yapılması gerektiğini tartışmaya çalışacağım. Ancak, bu seçim aynı zamanda gelecekte somut etkisini gösterecek olan birçok ilki de beraberinde getirdi. Bu yüzden önce bunlardan başlayalım. Siyasi sonuçlar 24 Haziran seçimlerinin kazananlar ve kaybedenler açısından siyası sonuçları ayrıntılı olarak tartışıldı. Özetlersek, 16 Nisan 2017 referandumundaki AK Parti &#8211; MHP dayanışması Cumhur İttifakına taşınmış ve ittifak hem meclisi hem de Cumhurbaşkanlığını elde tutmayı başarmıştır. Ancak her iki başarı da AK Parti&#8217;nin MHP’ye tek yönlü bağımlılığı şeklinde somutlaştı. 16 Nisan&#8217;da resmi bir anlaşma olmadan yürütülen “Hayır Bloku” ise varlığını Millet İttifakı ile daha sistematik bir blok hareketine dönüştürmüştür. Bu sayede yıllar sonra merkez bir sağ parti kuruluşunu tamamlayarak dayanışmayla meclise girmiştir. Stratejik oy kullanan batıdaki sol muhalif seçmenin desteği ile de HDP baraj üzerine taşınmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Sn. Erdoğan ile Sn. İnce arasında %20 fark olsa da, gerçekte sadece kendi partisinin adayı olan Muharrem İnce ile medya ordusu ve MHP desteği ile kazanan Cumhurbaşkanı&#8217;nın partisi arasındaki fark ilk kez %11’e düşmüştür. Bu sayede CHP’nin kendisinin de inandığı sosyolojik üst sınır tartışmalarının saçmalığı görülmüştür. Görece &#8216;özgürleştirici&#8217; etki Bu siyasi sonuçları dışında 24 Haziran seçimleri sosyal ve politik psikolojik süreçleri somut olarak gözlemek bakımından zengin fırsatlar sunmuştur. Yerleşik hale gelen kutuplaşma ve beraberinde getirdiği güvensizlik hem yukarıda yöneten partiler ile muhalefet arasında hem de tabanda taraftarlar arasında daha keskinleşmiştir. Bunu aşağıda tartışacağım. Ancak, açık eşitsiz koşullarda yapılmasından ve mevcut ikiye bölünmüşlüğü tescilleyen sonucundan bağımsız olarak, sırf çok partili/adaylı seçim yapabiliyor olmanın bile görece özgürleştirici etkisi hissedildi. Erken seçim kararıyla birlikte bu etki, özellikle muhalefette artan özgüven ve politik yetkinlik inancında belirgin olarak gözlendi. Seçimlerin özgürleştirici etkisinden aslında iktidar da nasibini aldı. Örneğin, artık OHAL ilelebet kalacak denilmiyor, gazeteciler hapishaneden salınırken yargıçlar fırça yemiyor! Bir de seçimlerin gerçekten özgür demokratik ortamda ve eşit rekabet koşullarında yapıldığı, kaybedenin üzüldüğü ama asla korkmadığı; hatta, kazananın, kaybedenlerin hayal kırıklığını ve öfkesini anlayışla karşılama olgunluğu gösterdiği demokrasileri düşünün! En değerli sosyal sermaye İşte bu tür ideal demokrasiler, olmazsa olmaz, üç yerleşik psikolojik temele dayanır. Bunlar; (1) kişiler arası güven, (2) sosyal çatışmaları müzakereyle çözme becerisi ve (3) farklılıklara azami hoşgörüdür1. İlk temel olan başkasına güven ya da daha yaygın kullanımı ile kişiler arası güven, aynı zamanda diğer iki temelin de önkoşuludur. Özellikle eş, dost, akraba, hemşeri yani iç gruptan olmayana güvenme ve onun iyi niyetine teslim olabilme sadece demokrasinin temeli değil, toplumların en değerli sosyal sermayesidir. Uluslararası araştırmalar kişiler arası güvenin bir ülkedeki ekonomik ve insanı gelişimden, demokratik katılıma, cinsiyet eşitliğine, saydamlık ve yolsuzluk göstergelerine, suç oranlarına kadar çok sayıda kritik sosyal göstergelerle ve de psikolojik ve fiziksel sağlık, mutluluk düzeyi gibi bireysel göstergelerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu yüzden bunu biraz daha açalım ve kutuplaşmayla olan ilişkisine geçelim. 1980’lerden başlayarak başta Dünya Değerler Araştırması olmak üzere çok sayıda uluslararası araştırmada başkalarına güven konusunda hem ülkelerin sıralaması düzenli olarak yapılmakta hem de güvenin siyasi süreçlerle ilişkisi incelenmektedir. Başkalarına güven: %10 Bu araştırmalarda, “Sizce, genelde insanların çoğunluğuna güvenilebilir mi?” sorusuna verilen cevaba göre ülkeler sıralanmaktadır. 1993 &#8211; 2014 yılları arasında yapılan altı ölçümde de Türkiye’den katılımcıların sadece yaklaşık %10’u başkasına güvenilebileceğini söylemiştir (bkz. https://ourworldindata.org/trust). Bu düşük güven oranı nedeniyle neredeyse bütün ülkeleri kapsayan uluslararası güven araştırmalarında Türkiye en son sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de, başta Yılmaz Esmer, Ersin Kalaycıoğlu ve Ali Çarkoğlu olmak üzere çok sayıda akademisyen kişiler arası güvenin sosyal ve politik etkisini sistematik olarak incelemektedirler. Örneğin, Ersin Kalaycıoğlu ve Ali Çarkoğlu’nun yaptığı bir araştırmada2  Türkiye’deki katılımcıların %14’ü başkalarına ‘güvenilebileceğini’ söylerken, bu oran Rusya’da %22, Japonya’da %32, ABD’de %48, Danimarka’da ise en yüksek oranla, %77 olarak bulunmuştur. Bir ülkede kişiler arası güvenin yüksek ya da düşük olmasında politik kutuplaşmadan görece bağımsız olarak çok sayıda psikososyal, kültürel ve ülkeye özgü etmenler rol oynamaktadır. Örneğin, Türkiye gibi ağırlıkla toplulukçu olan kültürlerde arkadaşa, eşe, dosta güven yüksekken, yabancılara güven düşüktür. Bireyci ülkelerde ise grup dışı üyelere güven görece daha yüksektir. Yine Türkiye gibi gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde kişiler arası güvenin düşük olduğu, gelirin dengeli dağıtıldığı ülkelerde ise yüksek olduğu bulunmuştur. Yer kısıtlığı nedeniyle güvensizlikte etkili olan psikolojik faktörlere (örneğin, çocuk yetiştirme tutumları, bağlanma vb.) girmeyeceğim. Özetle, ülkeye ve kültüre özgü bazı etmenlerin başkasına, özellikle dış grup üyelerine güvensizliğe yatkınlığı artırdığı çok sayıda araştırmada gösterilmiştir. Güvensizlik ve lidere bağlılık Politik kutuplaşma durumunda bu yatkınlık politik kuramlara ve dış (karşı) gruplara güvensizlik olarak yaygınlaşmaktadır. Bu da bir grubun sosyal kimliği ve lideri ile aşırı örtüşme ve özdeşime yol açmaktadır. Bu durum hem grup içi homojenleşmeyi hem dış gruptan uzaklaşmayı artırmaktadır. Bu görüşlerle tutarlı olarak araştırmalar kişiler arası güven azaldıkça otoriteye itaatin arttığını da göstermektedir. Kutuplaşma bu anlamda dolaylı olarak otoriter sistemlerin sürekliliğine katkıda bulunmakta, değerler sistemi ve yaşam biçimi temelindeki ayrışmayı derinleştirmektedir. Son 20 yılda Türkiye’de genel güvensizlik ile siyasi kutuplaşma birbirini karşılıklı besleyen süreçler olarak derinleşmiştir. Özellikle son iki seçimin OHAL altında ve adil olmayan koşullarda yapılması güvensizliği pekiştirmiştir. İki sonuç Güvensizlik sarmalında siyasi kutuplaşmanın ayrışmaya ve gettolaşmaya dönüşmesinin getirdiği iki temel sonuç vardır. Birincisi, siyasi parti veya liderlerle siyasi ve sosyal kimliklerin aşırı örtüşmesidir. İkincisi ise, bir arada yaşamanın örtük sözleşmesi olan genel değerler sisteminde ayrışmaya, yarılmaya yol açması ve kutupların sadece kendi değerler sistemini referans alarak bunu genelleme hatası yapmasıdır. İlk etkide gördüğümüz otoriter eğilimli liderle onu destekleyen seçmenlerin aşırı özdeşim kurması, oy verme davranışını kalıcı bir aidiyet ve adanmışlık ilişkisine dönüştürmektedir. Bu bir taraftan bir grup seçmenin karşı grup ve alternatif akımlarla her türlü olası temasını ve iletişimini engellerken, diğer taraftan demokrasilerde ortalama seçmenin yapması beklenen performansa dayalı değerlendirme yapma yetisini sınırlamaktadır. İkinci etki ise güvensizliğin pekişmesine, kendi grubundan olmayanı dışlama ve kendi normunu, statükonun ve meşruiyetin tek kaynağı olarak görme eğilimine yol açmaktadır. Bu durum günlük hayata ve politik davranışlara doğrudan yansımakta ve tarafların kendi grubu ile karşı grup arasındaki farkı/mesafeyi yüksek algılamasına yol açmaktadır. Ayrışma ve gettolaşmayı hızlandıran bu farklılaşmanın etkileri Bilgi Üniversitesi’nden Emre Erdoğan’ın3 bu yıl yayınlanan “Türkiye’de kutuplaşmanın boyutları” araştırmasında somut verilerle gösterilmiştir. Örneğin, kişilere kendilerine sosyal mesafe olarak en uzak hissettikleri parti taraftarıyla olası ilişkileri sorulduğunda, %79’u kızlarının bu kişilerle evlenmesini, %74’ü bu kişilerle iş yapmayı, %70’i komşusu olmasını, %68’i de çocuklarının o partinin taraftarlarından birinin çocuklarıyla oynamasını istemiyor. &#8216;Sahte fikir birliği&#8217; Güvensizlik, kutuplaşma ve beraberinde getirdiği iç grup ile karşıt görülen dış grup arasında algılanan yüksek sosyal mesafe ile kalın duvarlı kimlik hapishanelerinde yaşayanların, sosyal psikolojide sahte fikir birliği yanlılığı etkisinden kurtulması mümkün değildir. Bu kavram, kişilerin kendi inandıkları değerlerin, tutumların ve görüşlerin herkes tarafından paylaşılan yaygın bir &#8216;norm&#8217; olduğuna dair gerçek dışı, yanlı inancı olarak tanımlanabilir. Hep aynı grup kimliği ile düşünen ve ona göre yaşayan kişiler sadece kendi gibi düşünenlerle iletişim kurduklarından, düşüncelerinin doğruluğunu sınama, temas yoluyla yumuşatma ve zamanla değiştirebilme şansı bulunmamaktadır. Emre Erdoğan aynı yanlılığı “Yankı Odaları” olarak isimlendirmiş ve şöyle tanımlamış, &#8220;..insanların hem aile çevresinde, hem geleneksel medyada, hem de sosyal medyada sadece kendi görüşlerini paylaşanlarla bir arada yaşamalarından dolayı, sadece benzer görüşlerin var olduğu yanılsamasına varmaları. Farklı görüşlerle karşılaşmayan kişiler, kendi görüşlerini paylaşmayanların azınlıkta olduğunu varsayıyor, kendi görüşlerini paylaşmayanlarla karşılaştıkları zaman da “gerçeği” kavrayamayan bu kişilere karşı reaksiyon veriyorlar.&#8221; (sf. 4). Her seçim dönemi öncesi kendi gerçek ya da sanal mahallesindeki fikirdaşlarının coşkusuna bakıp bu kez kazandık sanrısına kapılma da bu durumu anlatır. Muharrem İnce’nin muhalefet içinde yarattığı grup içi dip dalganın aslında bütün toplumu sardığını sanmak da bir anlamda bu yanlılığın bir örneği olmuştur. Bununla tutarlı olarak, KONDA ve diğer kurumların yaptığı düzenli araştırmalar, kutuplar arasında temasın azaldığını, kutupların sadece kendi çizgisindeki basın yayın kurumlarından haber aldığını ve diğer iletişim kanallarına tamamen kapalı olduklarını göstermektedir. Bu anlamda merkez medya olarak adlandırılan ve her iki kutba aynı yakınlıkta (uzaklıkta) olmaya çalışan basın kuruluşlarının seçim öncesi el değiştirmesi, bütün toplumun neredeyse sadece kendi görüşünü destekleyen kanallardan bilgi almasına yöneltmiş, kutupların toplumdan geri bildirim alma şansını iyice azaltmış ve söz konusu yanlılığı kolaylaştırmıştır. Kalıp yargı ve önyargı Kutuplaşma nedeniyle etkisi normal koşullardan daha yüksek olan sahte fikir birliği yanlılığı, kişilerde kendi grubundan olmayanlara karşı önyargı, kalıp yargı ve ayrımcılık motivasyonunu da güçlendirmektedir. Keskinleşen kalıp yargı ve önyargılar da kimlik hapishanesi içindeki grupların &#8216;hakikat sonrası&#8217; yalan mesajlara ve komplo teorilerine inanma olasılığının artırmaktadır. Bu süreç kısırdöngüyle güvensizliği perçinlemektedir.. Son iki seçimde kutuplaşmanın aynı zamanda bloklaşma olarak gerçekleşmesi, ironik bir şekilde, bazı olumlu gelişmelere de yol açmaya başlamıştır. Bu yolla, dünyaya kimlik hapishanesinden bakan grupların kendi içinde çeşitlenerek daha yumuşaması için zemin oluşmaya başlamıştır. AK Parti ve MHP’den oluşan sağ kanat bloğun görece daha homojen olmasına karşın, AK Parti&#8217;nin çoğunluk için MHP’ye bağımlı olacak olması, kararın her zaman tek elden değil müzakere ile alınması zorunluluğunu doğuracaktır. 16 Nisan 2017 referandumundaki Hayır Bloğundan 24 Haziran 2018 seçimlerine taşınan muhalefet ise, kendi içinde demokratik farklılaşmayı doğal olarak barındırmakta, demokratik yumuşama ve (karşıt) kimlik hapishanesinden kurtulma konusunda daha fazla ümit vaat etmektedir. Bu bloklaşma sürecin iki kanatlı siyasi temsile geçiş için bir aşama olduğunu söylemek için henüz erken olmasına karşın, toplumdaki keskin kutuplaşmanın ve ikiye bölünmüşlüğün zamanla kutuplar arasında temasa dönüşmesi için de fırsat sunmaktadır. Muhalefet ne yapmalı? Kutuplaşma ve güvensizliğin bu derece yüksek olduğu ve seçim koşullarının adil olmadığı durumlarda muhalefet, seçim kazanmaya odaklanmak yerine, yarış koşullarını demokratikleştirmeye, gruplar arası teması ve zamanla geçirgenliği kolaylaştıracak yaratıcı stratejiler geliştirmeye odaklanmalıdır. Bunun için de hemen seçim öncesinde değil, iki seçim arasında demokrasi kültürünün, ortak vicdanın ve politik hakkaniyet duygusunun gelişimi için yapılması gereken mikro politikalara ağırlık vermelidir. Adil yarış ve liyakat sistemini hem kendi içinde hem de bütün toplumda yaygınlaştıracak mikro politikaların neler olabileceği başka bir yazının konusu. Seçim sadece seçim öncesi etkin kampanyalarla değil, iki seçim arasında yapılanlarla kazanılır. Ancak, yarışın kendisi adil ve demokratik değilse, odaklanılması gereken öncelikle sonuç değil süreçtir, yöntemdir. Eşit olmayan koşullarda yapılmış adil olmayan seçimlerin kanıksanmasına izin vermeden, adil seçimleri yasaların ve toplumsal vicdanın güvencesine alacak adımlara öncelik vermek gerekiyor. Sonuç olarak, kaybedenin üzüldüğü ancak asla korkmadığı özgür ve adil seçimler yapabilmenin kazanmaktan daha önemli olduğunu anlayacağımız demokrasi kültürüne ulaşmada aşırı güvensizlik ve kültürel kutuplaşma iki büyük engel olarak önümüzde duruyor. Prof. Dr. Nebi Sümer, ODTÜ Psikoloji, Bilim Akademisi Derneği Üyesi nsumer@metu.edu.tr Dipnotlar: Nebi Sümer. (2011). Demokrasinin Psikolojik Temelleri. Türk Metal İş Dergisi, Sayı,146, 24-28. Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu (2015). Türkiye’de ve Dünya’da Vatandaşlık – 2014 ISSP Araştırma Raporu. https://goc.bilgi.edu.tr/media/uploads/2018/02/05/bilgi-goc-merkezi-kutuplasmanin-boyutlari2017-ozet-bulgular.pdf</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secimler-guvensizlik-kutuplar-icinde-kisirdongu">Seçimler, güvensizlik ve kutuplar içinde kısırdöngü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Neden bu seçimler de benzer sonuçları üretti?</strong></p>
<p>Muhalefetin en azından Cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura taşımayı ya da mecliste çoğunluğu elde etmeyi beklediği bir seçim, mevcut durumu, en azından iktidar açısından, değiştirmeyecek şekilde sonuçlandı. Aslında çıkan sonuç bir anlamda, 20 yıllık kimlik ve karşıt kimlik siyaseti ile keskinleşen, kutuplaşan, gettolaşan siyası ortamın kendisini tekrarlaması olarak da okunabilir.</p>
<p>Kutuplaşma ve güvensizlik aşılmadan, karşıt politik gruplar ya da kimlikler arası iletişimi, geçirgenliği kolaylaştıracak temas sağlanmadan ve adil seçim ortamı oluşturulmadan, seçimlerin mevcut durumu değiştirmesi de çok zor görünüyor.<strong> Seçim sonucunu genellikle seçim öncesi yapılan stratejik manevralar ve kampanya değil, iki seçim arasında yapılacaklar belirler.</strong> Bu nedenle bu yazıda seçim sonuçlarının neden kutuplaşma ve güvensizlikle yakından ilişki olduğunu ve iki seçim arasında demokratik seçim ortamı için ne yapılması gerektiğini tartışmaya çalışacağım.</p>
<p>Ancak, bu seçim aynı zamanda gelecekte somut etkisini gösterecek olan birçok ilki de beraberinde getirdi. Bu yüzden önce bunlardan başlayalım.</p>
<p><strong>Siyasi sonuçlar</strong></p>
<p>24 Haziran seçimlerinin kazananlar ve kaybedenler açısından siyası sonuçları ayrıntılı olarak tartışıldı. Özetlersek, 16 Nisan 2017 referandumundaki AK Parti &#8211; MHP dayanışması Cumhur İttifakına taşınmış ve ittifak hem meclisi hem de Cumhurbaşkanlığını elde tutmayı başarmıştır. Ancak her iki başarı da AK Parti&#8217;nin MHP’ye tek yönlü bağımlılığı şeklinde somutlaştı.</p>
<p>16 Nisan&#8217;da resmi bir anlaşma olmadan yürütülen “Hayır Bloku” ise varlığını Millet İttifakı ile daha sistematik bir blok hareketine dönüştürmüştür. Bu sayede yıllar sonra merkez bir sağ parti kuruluşunu tamamlayarak dayanışmayla meclise girmiştir. Stratejik oy kullanan batıdaki sol muhalif seçmenin desteği ile de HDP baraj üzerine taşınmıştır.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Sn. Erdoğan ile Sn. İnce arasında %20 fark olsa da, gerçekte sadece kendi partisinin adayı olan Muharrem İnce ile medya ordusu ve MHP desteği ile kazanan Cumhurbaşkanı&#8217;nın partisi arasındaki fark ilk kez %11’e düşmüştür. Bu sayede CHP’nin kendisinin de inandığı sosyolojik üst sınır tartışmalarının saçmalığı görülmüştür.</p>
<p><strong>Görece &#8216;özgürleştirici&#8217; etki</strong></p>
<p>Bu siyasi sonuçları dışında 24 Haziran seçimleri sosyal ve politik psikolojik süreçleri somut olarak gözlemek bakımından zengin fırsatlar sunmuştur. Yerleşik hale gelen kutuplaşma ve beraberinde getirdiği güvensizlik hem yukarıda yöneten partiler ile muhalefet arasında hem de tabanda taraftarlar arasında daha keskinleşmiştir. Bunu aşağıda tartışacağım.</p>
<p>Ancak, açık eşitsiz koşullarda yapılmasından ve mevcut ikiye bölünmüşlüğü tescilleyen sonucundan bağımsız olarak, sırf çok partili/adaylı seçim yapabiliyor olmanın bile görece özgürleştirici etkisi hissedildi. Erken seçim kararıyla birlikte bu etki, özellikle muhalefette artan özgüven ve politik yetkinlik inancında belirgin olarak gözlendi.</p>
<p>Seçimlerin <strong>özgürleştirici</strong> etkisinden aslında iktidar da nasibini aldı. Örneğin, artık OHAL ilelebet kalacak denilmiyor, gazeteciler hapishaneden salınırken yargıçlar fırça yemiyor! Bir de seçimlerin gerçekten özgür demokratik ortamda ve eşit rekabet koşullarında yapıldığı, kaybedenin üzüldüğü ama asla korkmadığı; hatta, kazananın, kaybedenlerin hayal kırıklığını ve öfkesini anlayışla karşılama olgunluğu gösterdiği demokrasileri düşünün!</p>
<p><strong>En değerli sosyal sermaye</strong></p>
<p>İşte bu tür ideal demokrasiler, olmazsa olmaz, <strong>üç yerleşik psikolojik temele</strong> dayanır. Bunlar; (1) kişiler arası güven, (2) sosyal çatışmaları müzakereyle çözme becerisi ve (3) farklılıklara azami hoşgörüdür<sup>1</sup>.</p>
<p>İlk temel olan başkasına güven ya da daha yaygın kullanımı ile kişiler arası güven, aynı zamanda diğer iki temelin de önkoşuludur. Özellikle eş, dost, akraba, hemşeri yani iç gruptan olmayana güvenme ve onun iyi niyetine teslim olabilme sadece demokrasinin temeli değil, <strong>toplumların en değerli sosyal sermayesidir</strong>.</p>
<p>Uluslararası araştırmalar kişiler arası güvenin bir ülkedeki ekonomik ve insanı gelişimden, demokratik katılıma, cinsiyet eşitliğine, saydamlık ve yolsuzluk göstergelerine, suç oranlarına kadar çok sayıda kritik sosyal göstergelerle ve de psikolojik ve fiziksel sağlık, mutluluk düzeyi gibi bireysel göstergelerle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu yüzden bunu biraz daha açalım ve kutuplaşmayla olan ilişkisine geçelim.</p>
<p>1980’lerden başlayarak başta Dünya Değerler Araştırması olmak üzere çok sayıda uluslararası araştırmada başkalarına güven konusunda hem ülkelerin sıralaması düzenli olarak yapılmakta hem de güvenin siyasi süreçlerle ilişkisi incelenmektedir.</p>
<p><strong>Başkalarına güven: %10</strong></p>
<p>Bu araştırmalarda, <em>“<strong>Sizce, genelde insanların çoğunluğuna güvenilebilir mi?</strong>”</em> sorusuna verilen cevaba göre ülkeler sıralanmaktadır. 1993 &#8211; 2014 yılları arasında yapılan altı ölçümde de <strong>Türkiye’den katılımcıların sadece yaklaşık %10’u başkasına </strong>güvenilebileceğini söylemiştir (bkz. <a href="https://ourworldindata.org/trust">https://ourworldindata.org/trust</a>). Bu düşük güven oranı nedeniyle neredeyse bütün ülkeleri kapsayan uluslararası güven araştırmalarında Türkiye en son sıralarda yer almaktadır. Türkiye’de, başta <strong>Yılmaz Esmer</strong>,<strong> Ersin Kalaycıoğlu </strong>ve<strong> Ali Çarkoğlu</strong> olmak üzere çok sayıda akademisyen kişiler arası güvenin sosyal ve politik etkisini sistematik olarak incelemektedirler.</p>
<p>Örneğin, Ersin Kalaycıoğlu ve Ali Çarkoğlu’nun yaptığı bir araştırmada<sup>2</sup>  Türkiye’deki katılımcıların %14’ü başkalarına ‘güvenilebileceğini’ söylerken, bu oran Rusya’da %22, Japonya’da %32, ABD’de %48, Danimarka’da ise en yüksek oranla, %77 olarak bulunmuştur.</p>
<p>Bir ülkede kişiler arası güvenin yüksek ya da düşük olmasında politik kutuplaşmadan görece bağımsız olarak çok sayıda psikososyal, kültürel ve ülkeye özgü etmenler rol oynamaktadır. Örneğin, Türkiye gibi ağırlıkla toplulukçu olan kültürlerde arkadaşa, eşe, dosta güven yüksekken, yabancılara güven düşüktür. Bireyci ülkelerde ise grup dışı üyelere güven görece daha yüksektir.</p>
<p>Yine Türkiye gibi <strong>gelir eşitsizliğinin yüksek</strong> olduğu ülkelerde kişiler arası güvenin düşük olduğu, gelirin dengeli dağıtıldığı ülkelerde ise yüksek olduğu bulunmuştur. Yer kısıtlığı nedeniyle güvensizlikte etkili olan psikolojik faktörlere (örneğin, çocuk yetiştirme tutumları, bağlanma vb.) girmeyeceğim. Özetle, ülkeye ve kültüre özgü bazı etmenlerin başkasına, özellikle dış grup üyelerine güvensizliğe yatkınlığı artırdığı çok sayıda araştırmada gösterilmiştir.</p>
<p><strong>Güvensizlik ve lidere bağlılık</strong></p>
<p>Politik kutuplaşma durumunda bu yatkınlık politik kuramlara ve dış (karşı) gruplara güvensizlik olarak yaygınlaşmaktadır. Bu da bir grubun sosyal kimliği ve lideri ile aşırı örtüşme ve özdeşime yol açmaktadır. <strong>Bu durum hem grup içi homojenleşmeyi hem dış gruptan uzaklaşmayı artırmaktadır.</strong> Bu görüşlerle tutarlı olarak araştırmalar kişiler arası güven azaldıkça otoriteye itaatin arttığını da göstermektedir.</p>
<p>Kutuplaşma bu anlamda dolaylı olarak otoriter sistemlerin sürekliliğine katkıda bulunmakta, değerler sistemi ve yaşam biçimi temelindeki ayrışmayı derinleştirmektedir. Son 20 yılda Türkiye’de genel güvensizlik ile siyasi kutuplaşma birbirini karşılıklı besleyen süreçler olarak derinleşmiştir. Özellikle <strong>son iki seçimin </strong><strong>OHAL altında ve adil olmayan koşullarda</strong> yapılması güvensizliği pekiştirmiştir.</p>
<p><strong>İki sonuç</strong></p>
<p>Güvensizlik sarmalında siyasi kutuplaşmanın ayrışmaya ve gettolaşmaya dönüşmesinin getirdiği iki temel sonuç vardır. <strong>Birincisi</strong>, siyasi parti veya liderlerle siyasi ve sosyal kimliklerin aşırı örtüşmesidir. <strong>İkincisi</strong> ise, bir arada yaşamanın örtük sözleşmesi olan genel değerler sisteminde ayrışmaya, yarılmaya yol açması ve kutupların sadece kendi değerler sistemini referans alarak bunu genelleme hatası yapmasıdır.</p>
<p>İlk etkide gördüğümüz otoriter eğilimli liderle onu destekleyen seçmenlerin aşırı özdeşim kurması, oy verme davranışını <strong>kalıcı bir aidiyet ve adanmışlık ilişkisine</strong> dönüştürmektedir. Bu bir taraftan bir grup seçmenin karşı grup ve alternatif akımlarla her türlü olası temasını ve iletişimini engellerken, diğer taraftan demokrasilerde ortalama seçmenin yapması beklenen <strong>performansa dayalı değerlendirme yapma yetisini</strong> sınırlamaktadır.</p>
<p><strong>İkinci etki</strong> ise güvensizliğin pekişmesine, kendi grubundan olmayanı dışlama ve kendi normunu, statükonun ve meşruiyetin tek kaynağı olarak görme eğilimine yol açmaktadır. Bu durum günlük hayata ve politik davranışlara doğrudan yansımakta ve tarafların kendi grubu ile karşı grup arasındaki farkı/mesafeyi yüksek algılamasına yol açmaktadır.</p>
<p>Ayrışma ve gettolaşmayı hızlandıran bu farklılaşmanın etkileri Bilgi Üniversitesi’nden <strong>Emre Erdoğan</strong>’ın<sup>3</sup> bu yıl yayınlanan “<strong>Türkiye’de kutuplaşmanın boyutları</strong>” araştırmasında somut verilerle gösterilmiştir. Örneğin, kişilere kendilerine sosyal mesafe olarak en uzak hissettikleri parti taraftarıyla olası ilişkileri sorulduğunda, %79’u kızlarının bu kişilerle evlenmesini, %74’ü bu kişilerle iş yapmayı, %70’i komşusu olmasını, %68’i de çocuklarının o partinin taraftarlarından birinin çocuklarıyla oynamasını istemiyor.</p>
<p><strong>&#8216;Sahte fikir birliği&#8217;</strong></p>
<p>Güvensizlik, kutuplaşma ve beraberinde getirdiği iç grup ile karşıt görülen dış grup arasında algılanan <strong>yüksek sosyal mesafe ile kalın duvarlı kimlik hapishanelerinde</strong> yaşayanların, sosyal psikolojide<strong> sahte fikir birliği yanlılığı</strong> etkisinden kurtulması mümkün değildir. Bu kavram, kişilerin kendi inandıkları değerlerin, tutumların ve görüşlerin herkes tarafından paylaşılan yaygın bir &#8216;norm&#8217; olduğuna dair gerçek dışı, yanlı inancı olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Hep aynı grup kimliği ile düşünen ve ona göre yaşayan kişiler sadece kendi gibi düşünenlerle iletişim kurduklarından, düşüncelerinin doğruluğunu sınama, temas yoluyla yumuşatma ve zamanla değiştirebilme şansı bulunmamaktadır. Emre Erdoğan aynı yanlılığı “<strong>Yankı Odaları</strong>” olarak isimlendirmiş ve şöyle tanımlamış<em>, &#8220;..insanların hem aile çevresinde, hem geleneksel medyada, hem de sosyal medyada sadece kendi görüşlerini paylaşanlarla bir arada yaşamalarından dolayı, sadece benzer görüşlerin var olduğu yanılsamasına varmaları. Farklı görüşlerle karşılaşmayan kişiler, kendi görüşlerini paylaşmayanların azınlıkta olduğunu varsayıyor, kendi görüşlerini paylaşmayanlarla karşılaştıkları zaman da “gerçeği” kavrayamayan bu kişilere karşı reaksiyon veriyorlar.&#8221;</em> (sf. 4).</p>
<p>Her seçim dönemi öncesi kendi gerçek ya da sanal mahallesindeki fikirdaşlarının coşkusuna bakıp <strong>bu kez kazandık</strong> sanrısına kapılma da bu durumu anlatır. Muharrem İnce’nin muhalefet içinde yarattığı grup içi dip dalganın aslında bütün toplumu sardığını sanmak da bir anlamda bu yanlılığın bir örneği olmuştur.</p>
<p>Bununla tutarlı olarak, KONDA ve diğer kurumların yaptığı düzenli araştırmalar, kutuplar arasında temasın azaldığını, kutupların sadece kendi çizgisindeki basın yayın kurumlarından haber aldığını ve diğer iletişim kanallarına tamamen kapalı olduklarını göstermektedir. Bu anlamda merkez medya olarak adlandırılan ve her iki kutba aynı yakınlıkta (uzaklıkta) olmaya çalışan <strong>basın kuruluşlarının seçim öncesi el değiştirmesi,</strong> bütün toplumun neredeyse sadece kendi görüşünü destekleyen kanallardan bilgi almasına yöneltmiş, kutupların toplumdan geri bildirim alma şansını iyice azaltmış ve söz konusu yanlılığı kolaylaştırmıştır.</p>
<p><strong>Kalıp yargı ve önyargı</strong></p>
<p>Kutuplaşma nedeniyle etkisi normal koşullardan daha yüksek olan sahte fikir birliği yanlılığı, kişilerde kendi grubundan olmayanlara karşı önyargı, kalıp yargı ve ayrımcılık motivasyonunu da güçlendirmektedir. <strong>Keskinleşen kalıp yargı ve önyargılar da kimlik hapishanesi içindeki grupların &#8216;</strong><strong>hakikat sonrası&#8217; yalan mesajlara ve komplo teorilerine inanma olasılığının artırmaktadır.</strong> Bu süreç kısırdöngüyle güvensizliği perçinlemektedir..</p>
<p>Son iki seçimde kutuplaşmanın aynı zamanda <strong>bloklaşma</strong> olarak gerçekleşmesi, ironik bir şekilde, bazı olumlu gelişmelere de yol açmaya başlamıştır. Bu yolla, dünyaya kimlik hapishanesinden bakan grupların kendi içinde çeşitlenerek daha yumuşaması için zemin oluşmaya başlamıştır. AK Parti ve MHP’den oluşan sağ kanat bloğun görece daha homojen olmasına karşın, AK Parti&#8217;nin çoğunluk için MHP’ye bağımlı olacak olması, kararın her zaman tek elden değil müzakere ile alınması zorunluluğunu doğuracaktır.</p>
<p>16 Nisan 2017 referandumundaki <strong>Hayır Bloğundan</strong> 24 Haziran 2018 seçimlerine taşınan muhalefet ise, kendi içinde demokratik farklılaşmayı doğal olarak barındırmakta, <strong>demokratik yumuşama ve (karşıt) kimlik hapishanesinden kurtulma</strong> konusunda daha fazla ümit vaat etmektedir. Bu bloklaşma sürecin iki kanatlı siyasi temsile geçiş için bir aşama olduğunu söylemek için henüz erken olmasına karşın, toplumdaki keskin kutuplaşmanın ve ikiye bölünmüşlüğün zamanla kutuplar arasında temasa dönüşmesi için de fırsat sunmaktadır.</p>
<p><strong>Muhalefet ne yapmalı?</strong></p>
<p>Kutuplaşma ve güvensizliğin bu derece yüksek olduğu ve seçim koşullarının adil olmadığı durumlarda muhalefet, seçim kazanmaya odaklanmak yerine, <strong>yarış koşullarını demokratikleştirmeye, gruplar arası teması ve zamanla geçirgenliği kolaylaştıracak yaratıcı</strong> stratejiler geliştirmeye odaklanmalıdır.</p>
<p>Bunun için de hemen <strong>seçim öncesinde değil, iki seçim arasında</strong> demokrasi kültürünün, ortak vicdanın ve politik hakkaniyet duygusunun gelişimi için yapılması gereken <strong>mikro politikalara</strong> ağırlık vermelidir. Adil yarış ve liyakat sistemini hem kendi içinde hem de bütün toplumda yaygınlaştıracak <strong>mikro politikaların neler olabileceği başka bir yazının</strong> konusu.</p>
<p>Seçim sadece seçim öncesi etkin kampanyalarla değil, iki seçim arasında yapılanlarla kazanılır. Ancak, yarışın kendisi adil ve demokratik değilse, odaklanılması gereken öncelikle sonuç değil süreçtir, yöntemdir.</p>
<p>Eşit olmayan koşullarda yapılmış adil olmayan seçimlerin kanıksanmasına izin vermeden, adil seçimleri yasaların ve toplumsal vicdanın güvencesine alacak adımlara öncelik vermek gerekiyor. Sonuç olarak, kaybedenin üzüldüğü ancak asla korkmadığı özgür ve adil seçimler yapabilmenin kazanmaktan daha önemli olduğunu anlayacağımız demokrasi kültürüne ulaşmada aşırı güvensizlik ve kültürel kutuplaşma iki büyük engel olarak önümüzde duruyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Nebi Sümer, ODTÜ Psikoloji, </strong><strong>Bilim Akademisi Derneği Üyesi<br />
<a href="mailto:nsumer@metu.edu.tr">nsumer@metu.edu.tr</a><br />
</strong></p>
<p><strong>Dipnotlar</strong>:</p>
<ol>
<li>Nebi Sümer. (2011). Demokrasinin Psikolojik Temelleri. <em>Türk Metal İş Dergisi, Sayı,146, </em>24-28.</li>
<li>Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu (2015). Türkiye’de ve Dünya’da Vatandaşlık – 2014 ISSP Araştırma Raporu.</li>
<li><a href="https://goc.bilgi.edu.tr/media/uploads/2018/02/05/bilgi-goc-merkezi-kutuplasmanin-boyutlari2017-ozet-bulgular.pdf">https://goc.bilgi.edu.tr/media/uploads/2018/02/05/bilgi-goc-merkezi-kutuplasmanin-boyutlari2017-ozet-bulgular.pdf</a></li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/secimler-guvensizlik-kutuplar-icinde-kisirdongu">Seçimler, güvensizlik ve kutuplar içinde kısırdöngü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10473</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir ülkede tüm halk yolsuzluğa alıştırılabilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bir-ulkede-tum-halk-yolsuzluga-alistirilabilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2017 05:47:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adaletsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[ahlaksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[iki bilge]]></category>
		<category><![CDATA[kültürsüzlük]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yolsuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizi adeta bir kobay, bilimsel bir denek haline getirebilecek, ama en azından ciddi sorular sordurabilecek bir araştırmayı gündeme getiriyor HBT: Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, bir ülkede siyaset ve devlet, yolsuzluğun ipini gevşetip bırakıyorsa ve bu uzun dönemli bir süreyi kapsıyorsa, ahlaki çöküntü, tepeden aşağıda doğru topluma yayılıyor. Ahlaki değerleri göz ardı ettiğinizde vatandaşlar da dürüstlükten taviz vermeye ve bu durumdan rahatsızlık da duymamaya başlıyorlar… Yapısal ahlaksızlık, toplumda zaten var olan karşılığını bulduğu gibi, bu ahlaksızlığı resmileştiriyor, azdırıyor&#8230; Ve çembere giderek artan yeni ahlaksızları ekliyor. Yani giderek çoğalan ve büyüyen bir deniz dalgası! Kapak konumuzla ilgili bu araştırma ve sonuçlarını okurken, şüphesiz ki aklımıza çok sık duyduğumuz, şunlar geliyor: “Kim çalmıyor ki&#8230;” “Çalıyorlar ama çalışıyorlar da&#8230;” “Çalıyorlar ama çaldıklarından dağıtıyorlar da&#8230;” Siyasal oy tercihlerinde bu gerekçeyi kullanan veya bu gerekçelerle üst yapıca teşvik edilmiş yolsuzlukları hoş gören seçmenlerin tümünün “yolsuzluk sarmalının içinde” olduğunu iddia etmek şüphesiz ki çok doğru olmaz, ama dikkate alınacak bir veridir. Şüphesiz ki, herkesin bir iktidara bu gerekçelerle oy verdiğini de söylemiyoruz. Ama yukarıda sıraladığımız gerekçelerin dile gelmesi, yolsuzluğun tabana yaygınlığı konusunda ciddi bir fikir verir. Yolsuzluğu sorgulayan dosyamızda çok yön var: Nasıl engellenir ve nasıl azaltılır; Türkiye’nin yıllar boyunca yolsuzluk göstergesindeki yeri, yolsuzlukların 6 temel nedeni&#8230; Eşitsizlik, çağlar boyu Geçen haftaki dergimizde size sunduğumuz eşitlik ve adalet üzerine dosya konumuzu, bu haftaki sayımızda sürdürüyoruz. Bu kez dünyada eşitlik- eşitsizlik konusu, yüzyılı aşkın süre içinde ele alınıyor&#8230; Bu konudaki fikri takibi sürdüreceğiz, çünkü kapitalizmin ve yeni liberalizmin tam çuvalladığı, dünyayı da çıkmaza soktuğu konunun odağındayız… Kuban ve Güvenç: İki Bilgemiz geçen Cumartesi günkü konferansları “gelişmenin dinamikleri” üzerineydi. Konuşmalarının bir özetini okuyacaksınız. Bozkurt Güvenç, yazısında bu konuyu ele alıyor. Kuban ise bu sayımızdaki yazısında değerlerin nasıl ticarileştirildiği, yüzeyselleştirildiği, kültürsüzlüğün yaygınlaştırıldığı konusunu, Konya’daki Mevlana üzerinden anlatıyor. Bir ek de biz yapalım: Geçen yıl İstanbul’da alt geçit üstlerine asılan pankartlarda, Mevlana törenlerinin İstanbul’da da gerçekleştirileceği belirtiliyordu…  Tam bir Mevlana ticareti demiştik. Millet, semazenlerin dönüşü ile ilgili ve seyir için buna para veriyor! Müfit Akyos “in vitro – in vivo – in silico” başlıklı yazısında “Teknolojik olarak gelişmiş bir toplumda eğitimli her kişinin matematik bilimlerinin değişik yönleriyle yakınlığı olması” konusunu çalışıyor. Tanol Türkoğlu Dijital Kültür köşesinde, Wikipedia ansiklopedisine getirilen akıl almaz yasaklama üzerine yazdı tabii ki… Üniversitelerimizin sayfalarında neler okuyacağız, bir bakalım: Atılım sayfasında, THE uluslararası üniversiteler endeksindeki hem Atılım’ın hem üniversitelerimizin başarısı konusu; Kültür Üniversitesi sayfasında insanları dinlemenin önemi üzerine düşünceler var. Bahçeşehirli tıp fakülteliler, bu kez bizlere hepimizin anlayacağı dilde kan ve önemini, içindekileri anlatırken, Amerikan Hastanesi’nden bilim insanlarının sayfasında da “çocuklarda ekran tehlikesi” konusu gündeme getiriliyor. Sağ olsunlar, hepsi HBT’ye ve okurlarımıza, bilim kültürümüze çok değerli katkılar sunuyorlar. Dergimizde “Türkiye’de araştırma ve ARGE sayfası”nda ilginç gelişmeleri okuyacaksınız. İki tek sütunluk ilginç köşelerimizde “Ya gerçekliğin büyük bir kısmı gizlenmişse” ve “Hayatta kalma içgüdümüz artı demode” başlıkları altındaki güzel yazıları okuyacaksınız. Her şeyi anlatmamız zor; en son araştırmalardan seçmeleri tutun, haftanın teknolojik haberlerini ve daha bir sürü ilginç konuyu gündeminize getiriyoruz. HBT geleceği kurmaya azimli. Her Cuma beyin besleme günü ilan ettik. Bizi izleyin, çağdaşlığı yaymamızda etkin olun ve&#8230; Sevgiyle kalın, gelecek Cuma yine beraberiz olacağız&#8230; *** HBT 1. YIL CİLTLERİ &#160; HBT’nin bir yıllık sayılarını iki cilt halinde hazırladık&#8230; İsteyen okurlarımız da bu ciltlere sahip olabilecekler. Fotoğrafını gördüğünüz cildi kendi arşivimiz için yaptırdık. Önce bir talebi ölçmek istiyoruz, edinmek isteyen okurlarımızın sayısını öğrenmek istiyoruz. Bazı sayılarımızın baskısını yeniden yaptıracağımız için, fiyatını tam belirleyemedik, ama 200 TL’nin altında bir fiyat olabilecek. Bilgi için 0216 449 99 42.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bir-ulkede-tum-halk-yolsuzluga-alistirilabilir-mi">Bir ülkede tüm halk yolsuzluğa alıştırılabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizi adeta bir kobay, bilimsel bir denek haline getirebilecek, ama en azından ciddi sorular sordurabilecek bir araştırmayı gündeme getiriyor HBT: Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki, bir ülkede siyaset ve devlet, yolsuzluğun ipini gevşetip bırakıyorsa ve bu uzun dönemli bir süreyi kapsıyorsa, ahlaki çöküntü, tepeden aşağıda doğru topluma yayılıyor. Ahlaki değerleri göz ardı ettiğinizde vatandaşlar da dürüstlükten taviz vermeye ve bu durumdan rahatsızlık da duymamaya başlıyorlar…</p>
<p>Yapısal ahlaksızlık, toplumda zaten var olan karşılığını bulduğu gibi, bu ahlaksızlığı resmileştiriyor, azdırıyor&#8230; Ve çembere giderek artan yeni ahlaksızları ekliyor. Yani giderek çoğalan ve büyüyen bir deniz dalgası!</p>
<p>Kapak konumuzla ilgili bu araştırma ve sonuçlarını okurken, şüphesiz ki aklımıza çok sık duyduğumuz, şunlar geliyor:</p>
<p>“Kim çalmıyor ki&#8230;”<br />
“Çalıyorlar ama çalışıyorlar da&#8230;”<br />
“Çalıyorlar ama çaldıklarından dağıtıyorlar da&#8230;”</p>
<p>Siyasal oy tercihlerinde bu gerekçeyi kullanan veya bu gerekçelerle üst yapıca teşvik edilmiş yolsuzlukları hoş gören seçmenlerin tümünün “yolsuzluk sarmalının içinde” olduğunu iddia etmek şüphesiz ki çok doğru olmaz, ama dikkate alınacak bir veridir. Şüphesiz ki, herkesin bir iktidara bu gerekçelerle oy verdiğini de söylemiyoruz.</p>
<p>Ama yukarıda sıraladığımız gerekçelerin dile gelmesi, yolsuzluğun tabana yaygınlığı konusunda ciddi bir fikir verir.</p>
<p>Yolsuzluğu sorgulayan dosyamızda çok yön var: Nasıl engellenir ve nasıl azaltılır; Türkiye’nin yıllar boyunca yolsuzluk göstergesindeki yeri, yolsuzlukların 6 temel nedeni&#8230;</p>
<p><strong>Eşitsizlik, çağlar boyu</strong></p>
<p>Geçen haftaki dergimizde size sunduğumuz eşitlik ve adalet üzerine dosya konumuzu, bu haftaki sayımızda sürdürüyoruz. Bu kez dünyada eşitlik- eşitsizlik konusu, yüzyılı aşkın süre içinde ele alınıyor&#8230; Bu konudaki fikri takibi sürdüreceğiz, çünkü kapitalizmin ve yeni liberalizmin tam çuvalladığı, dünyayı da çıkmaza soktuğu konunun odağındayız…</p>
<p><strong>Kuban ve Güvenç</strong>: İki Bilgemiz geçen Cumartesi günkü konferansları “gelişmenin dinamikleri” üzerineydi. Konuşmalarının bir özetini okuyacaksınız. Bozkurt Güvenç, yazısında bu konuyu ele alıyor. Kuban ise bu sayımızdaki yazısında değerlerin nasıl ticarileştirildiği, yüzeyselleştirildiği, kültürsüzlüğün yaygınlaştırıldığı konusunu, Konya’daki Mevlana üzerinden anlatıyor.</p>
<p>Bir ek de biz yapalım: Geçen yıl İstanbul’da alt geçit üstlerine asılan pankartlarda, Mevlana törenlerinin İstanbul’da da gerçekleştirileceği belirtiliyordu…  Tam bir Mevlana ticareti demiştik. Millet, semazenlerin dönüşü ile ilgili ve seyir için buna para veriyor!</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong> “in vitro – in vivo – in silico” başlıklı yazısında “Teknolojik olarak gelişmiş bir toplumda eğitimli her kişinin matematik bilimlerinin değişik yönleriyle yakınlığı olması” konusunu çalışıyor. <strong>Tanol Türkoğlu</strong> Dijital Kültür köşesinde, Wikipedia ansiklopedisine getirilen akıl almaz yasaklama üzerine yazdı tabii ki…</p>
<p>Üniversitelerimizin sayfalarında neler okuyacağız, bir bakalım: Atılım sayfasında, THE uluslararası üniversiteler endeksindeki hem <strong>Atılım</strong>’ın hem üniversitelerimizin başarısı konusu; <strong>Kültür Üniversitesi</strong> sayfasında insanları dinlemenin önemi üzerine düşünceler var. <strong>Bahçeşehirli </strong>tıp fakülteliler, bu kez bizlere hepimizin anlayacağı dilde kan ve önemini, içindekileri anlatırken, <strong>Amerikan Hastanesi’nden</strong> bilim insanlarının sayfasında da “çocuklarda ekran tehlikesi” konusu gündeme getiriliyor. Sağ olsunlar, hepsi HBT’ye ve okurlarımıza, bilim kültürümüze çok değerli katkılar sunuyorlar.</p>
<p>Dergimizde “Türkiye’de araştırma ve ARGE sayfası”nda ilginç gelişmeleri okuyacaksınız. İki tek sütunluk ilginç köşelerimizde “Ya gerçekliğin büyük bir kısmı gizlenmişse” ve “Hayatta kalma içgüdümüz artı demode” başlıkları altındaki güzel yazıları okuyacaksınız.</p>
<p>Her şeyi anlatmamız zor; en son araştırmalardan seçmeleri tutun, haftanın teknolojik haberlerini ve daha bir sürü ilginç konuyu gündeminize getiriyoruz.</p>
<p>HBT geleceği kurmaya azimli. Her Cuma beyin besleme günü ilan ettik. Bizi izleyin, çağdaşlığı yaymamızda etkin olun ve&#8230;</p>
<p>Sevgiyle kalın, gelecek Cuma yine beraberiz olacağız&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>HBT 1. YIL CİLTLERİ</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-6429 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/cilt-276x300.jpg" alt="" width="195" height="212" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/cilt-276x300.jpg 276w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/cilt-943x1024.jpg 943w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/05/cilt.jpg 1358w" sizes="(max-width: 195px) 100vw, 195px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>HBT’nin bir yıllık sayılarını iki cilt halinde hazırladık&#8230; İsteyen okurlarımız da bu ciltlere sahip olabilecekler. Fotoğrafını gördüğünüz cildi kendi arşivimiz için yaptırdık. Önce bir talebi ölçmek istiyoruz, edinmek isteyen okurlarımızın sayısını öğrenmek istiyoruz. Bazı sayılarımızın baskısını yeniden yaptıracağımız için, fiyatını tam belirleyemedik, ama 200 TL’nin altında bir fiyat olabilecek. Bilgi için 0216 449 99 42.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bir-ulkede-tum-halk-yolsuzluga-alistirilabilir-mi">Bir ülkede tüm halk yolsuzluğa alıştırılabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6428</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Köprüden önceki çıkış</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kopruden-onceki-cikis</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2017 14:35:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[bertrand russel]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[evrim kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[halifelik]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[köprü]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[son çıkış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4925</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Elbette hayır, belki yanılıyor olabilirim.”  Bertrand Russell, inançları uğruna ölmeye hazır olup olmadığı sorulduğunda. Asma köprülerimize yaklaşırken sağda oklu bir Son Çıkış uyarısı vardır: Nereye belli değildir. Geri dönmek için mi, yoksa karşı yakaya geçmemek için mi? Taksiler, dolmuşlar, geçiş üstünlüğü olanlar, son çıkış yolundan köprüye daha çabuk ulaşırlar. Erdal Atabek’in &#8220;Türkiye laikliği hatırladı” yazısı (Cumhuriyet 2 Mayıs), belleğimde bir Son Çıkış yankısı yaptı. Nereye: Başa mı, sona mı? Çıkış mı, çöküş mü? Önümüzdeki erken, ara veya genel seçimlerde AKP’nin seçim stratejileri gene başarılı olacak; Başkan Erdoğan’ın gönlünden geçtiği söylenen &#8220;Halifelik&#8221; kurulacak mı? Anılar birbirini çağrıştırdı. Başbakan Menderes’in dramatik sonu (Ş.S. Aydemir). Hemen aynı yıllarda, ABD’li gazeteci Edwin O’Connor’a çok satan ödülleri kazandıran kurgu romanı (The Last Hurrah, 1960). Ünlü yönetmen John Ford ile Spencer Tracy ikilisinin perdeye yansıttıkları öykü filmi ülkemizde gösterilmiş olabilir ama çevirisi yok. &#8220;Son Zafer Çığlığı” olarak çevirdiğim öykünün konusu, İrlanda asıllı ve seçim kazanma ustası olan bir eyalet valisinin zafer beklerken hayatına mal olacak bir yenilgiye uğraması. Filmi görmedim ama romandan aklımda kalan son sahne şöyle: Radyo başında ilk sonuçları izleyen valinin geçirdiği şok. Sonuçlar beklediği gibi gelmiyor. Seçim sandığından daima başarıyla çıkan, şampiyonun acılı sonu. Seçim sonuçlarını doğru okuyup kazanmıştı; ama bu kez Vali Steffington değil, değişen seçmenler kazanıyordu. Ford’un ve Tracy’nin güzelleme çabaları, uyanan ve değişim arayan seçmenlerin oylarına yenik düşmüştü. Hasta yatağının, okuyucu ve izleyicide yarattığı sempati duyguları, dramatik gerçeği değiştirmeyecekti. Kader son kartını oynamıştı, olacak olacaktı. Siyaset yapanların ünlü 1950 öyküsünden alacağı dersler vardır. Onun için sanatçılar, sahne oyunlarında ve yazılarında siyasilere, hep siyaset yapmak yerine, biraz roman veya şiir okumalarını önerirler. 2023 hedefine varmak için başarı vaat eden stratejiler hazır olabilir. Bilge Protagoras, evrensel ilkeyi şöyle dile getirmiş: “İnsan, her şeyin ölçüsüdür.” Hangi insan? Yüzüklerin değil, kendi yarattığı, &#8220;Zamanın efendisi, yani değişim kavramının mimarı olan insan.” Sistemleri yapanlar da insandır, yıkanlar da. (Gill, Systemantics 1975).  İsmet İnönü (1960 ertesi), kamu yönetimindeki başarısını soran muhabire, “Siyaset, iktidarda değil, itibarda kalma sanatıdır.” Buyurmuş. Cumhurbaşkanlığı ve CHP Genel Başkanlığı görevini bırakırken; “Halk bize muhalefet görevi verdi” diyerek, saygınlığını korumuştu. Erdal Atabek’in &#8220;Siyaset ahlaktır ” yazısına katılmamak elde değil, küçük bir değişiklikle: “Siyaset ahlaklı olmalı; yalnız rüşvet almak değil vermek de bir ahlak sorunudur. Adalet, Devletin yalnız temeli değil, başı, sonu ve çatısıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesiyle korunur. İnsan türü, Evrim kuramındaki güçlünün üstünlüğü yasasına, hukukun üstünlüğü inancıyla karşı çıkar. Değişmeye direnenler, sorunların çözümünü değişmezlikte arayan Don Kişot’lar, Sicilyalı Leopar’lar ve yakın komşularımız, er geç zamana yenik düştüler. Çünkü değişmemek için her şeyin değişmesi zorunlu. &#8220;Devletin başı sonu adalettir ama arada yöneticiler, üreticiler, vergi verenler, köylüler ve hepsini ayakta tutan bir düzen gereklidir ki işte o düzeni sağlamak devletin görevidir&#8221; diyor Kınalızade Ali Efendi. (Bkz. “Adalet Çemberi”, Naima Tarihi) Sonu iyi hepsi iyi olsun! Ne dersiniz? Bozkurt Güvenç</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kopruden-onceki-cikis">Köprüden önceki çıkış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Elbette hayır, belki yanılıyor olabilirim.”  </em>Bertrand Russell<em>,</em> inançları uğruna ölmeye hazır olup olmadığı sorulduğunda.</p>
<p>Asma köprülerimize yaklaşırken sağda oklu bir <strong>Son Çıkış</strong> uyarısı vardır: Nereye belli değildir. Geri dönmek için mi, yoksa karşı yakaya geçmemek için mi? Taksiler, dolmuşlar, geçiş üstünlüğü olanlar, son çıkış yolundan köprüye daha çabuk ulaşırlar.</p>
<p><strong>Erdal Atabek</strong>’in<em> &#8220;Türkiye laikliği hatırladı</em>” yazısı (<em>Cumhuriyet </em>2 Mayıs), belleğimde bir <strong>Son Çıkış </strong>yankısı yaptı.</p>
<p>Nereye: Başa mı, sona mı? Çıkış mı, çöküş mü? Önümüzdeki erken, ara veya genel seçimlerde AKP’nin seçim stratejileri gene başarılı olacak; Başkan Erdoğan’ın gönlünden geçtiği söylenen &#8220;Halifelik&#8221; kurulacak mı?</p>
<p>Anılar birbirini çağrıştırdı. Başbakan Menderes’in dramatik sonu (Ş.S. Aydemir). Hemen aynı yıllarda, ABD’li gazeteci Edwin O’Connor’a çok satan ödülleri kazandıran kurgu romanı (<em>The Last Hurrah,</em> 1960). Ünlü yönetmen John Ford ile Spencer Tracy ikilisinin perdeye yansıttıkları öykü filmi ülkemizde gösterilmiş olabilir ama çevirisi yok. <em>&#8220;Son Zafer Çığlığı”</em> olarak çevirdiğim öykünün konusu, İrlanda asıllı ve seçim kazanma ustası olan bir eyalet valisinin zafer beklerken hayatına mal olacak bir yenilgiye uğraması.</p>
<p>Filmi görmedim ama romandan aklımda kalan son sahne şöyle: Radyo başında ilk sonuçları izleyen valinin geçirdiği şok. Sonuçlar beklediği gibi gelmiyor. Seçim sandığından daima başarıyla çıkan, şampiyonun acılı sonu. Seçim sonuçlarını doğru okuyup kazanmıştı; ama bu kez Vali Steffington değil, değişen seçmenler kazanıyordu. Ford’un ve Tracy’nin güzelleme çabaları, uyanan ve değişim arayan seçmenlerin oylarına yenik düşmüştü. Hasta yatağının, okuyucu ve izleyicide yarattığı sempati duyguları, dramatik gerçeği değiştirmeyecekti. Kader son kartını oynamıştı, olacak olacaktı.</p>
<p>Siyaset yapanların ünlü 1950 öyküsünden alacağı dersler vardır. Onun için sanatçılar, sahne oyunlarında ve yazılarında siyasilere, hep siyaset yapmak yerine, biraz roman veya şiir okumalarını önerirler.</p>
<p>2023 hedefine varmak için başarı vaat eden stratejiler hazır olabilir. Bilge Protagoras, evrensel ilkeyi şöyle dile getirmiş: “<em>İnsan, her şeyin ölçüsüdür</em>.” Hangi insan? Yüzüklerin değil, kendi yarattığı, <em>&#8220;Zamanın efendisi, yani değişim kavramının mimarı olan insan.”</em></p>
<p>Sistemleri yapanlar da insandır, yıkanlar da. (Gill, <em>Systemantics </em>1975).  İsmet İnönü (1960 ertesi), kamu yönetimindeki başarısını soran muhabire, “<em>Siyaset,</em> <em>iktidarda değil, itibarda kalma sanatıdır</em>.” Buyurmuş. Cumhurbaşkanlığı ve CHP Genel Başkanlığı görevini bırakırken; <em>“Halk bize muhalefet görevi verdi”</em> diyerek, saygınlığını korumuştu.</p>
<p>Erdal Atabek’in <em>&#8220;Siyaset ahlaktır </em>” yazısına katılmamak elde değil, küçük bir değişiklikle: “Siyaset ahlaklı olmalı; yalnız <em>rüşvet almak</em> değil vermek de bir ahlak sorunudur.</p>
<p>Adalet, Devletin yalnız temeli değil, başı, sonu ve çatısıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesiyle korunur. İnsan türü, Evrim kuramındaki güçlünün üstünlüğü yasasına, hukukun üstünlüğü inancıyla karşı çıkar.</p>
<p>Değişmeye direnenler, sorunların çözümünü değişmezlikte arayan <em>Don Kişot’</em>lar, <em>Sicilyalı Leopar’lar</em> ve yakın komşularımız, er geç zamana yenik düştüler. Çünkü değişmemek için her şeyin değişmesi zorunlu. <em>&#8220;Devletin başı sonu adalettir</em> ama arada yöneticiler, üreticiler, vergi verenler, köylüler ve hepsini ayakta tutan bir düzen gereklidir ki işte o düzeni sağlamak devletin görevidir&#8221; diyor Kınalızade Ali Efendi. (Bkz. “Adalet Çemberi”, <em>Naima Tarihi</em>)</p>
<p>Sonu iyi hepsi iyi olsun! Ne dersiniz?</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kopruden-onceki-cikis">Köprüden önceki çıkış</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4925</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Matematik yenilik için neden önemlidir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/matematik-yenilik-icin-onemlidir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müfit Akyos]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2016 09:45:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[oyun teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[soyut]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4184</guid>

					<description><![CDATA[<p>“İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.” John Forbes Nash Jr. [1] İstanbul Matematiksel Bilimler Merkezi’nde [2], Maria Esteban (Universite Paris Dauphine) tarafından “İnovasyon İçin Önemli Bir Araç, Matematik” başlıklı bir seminer verildi (29 Mart 2016). Doğrusu beni bu seminere çeken öncelikle inovasyon sözcüğü oldu. Seminer duyurusunda yer alan özette “Birçok teknolojik problem matematik denklemler biçiminde ifade edilen modeller üzerine oturtulduğundan, matematik inovasyon için çok önemli bir araçtır. Matematik problemleri çözme için bir dil ve araçtır. Matematik aynı zamanda söz konusu problemler için önerilen çözümlere sağlamlık, kararlılık ve etkinlik de sağlar. Matematiğin endüstri ve hizmet sektörlerinde kullanılmasının önemi örneklerle tartışılacaktır.”  denilmekteydi. Sunuşta verilen örnekler matematiğin nitelikli yenilikler için ne denli önemli olduğunu göstermeye yeterliydi. Sunumu özetlemeye çalışacağım. Fizik, mekanik, ekonomi, finans hatta krimonolojide bütün denklemler matematik terimleriyle yazılabilir. Matematiği kullanarak sağlık, salgın hastalıklar, biyoloji, ekoloji, malzeme bilimi, taşıma ve ulaşım, enerji üretimi, depolaması ve dağıtımı alanlarında modelleme-benzetim (simülasyon)-optimizasyon yapılıyor. Matematik yalnızca bilimin ifade dili değil aynı zamanda yenilik ve yeni teknolojiler için de emsalsiz bir araçtır. Pek çok durumda bir ön-ürün (prototip) üretmek olanaksız veya çok pahalı olabilir. Örneğin bir uçağın farklı yüksekliklerde sürtünme nedeniyle farklı bölgelerinde oluşacak ısınmanın gerçek boyutta bir uçakla denenmesi nerede ise olanaksız ve çok pahalı bir işlemdir.  Bunun benzetim modellemesi ile uygun tasarım yapılması ve malzemelerin seçimi olanaklıdır. Ya da solunum sistemimizin benzetimi ile astım vb. hastalıkların çalışılması (REO; Biyolojik Akışların Matematik Modellenmesi ve Sayısal Benzetimi), sanal endoskopi ile üç boyutlu görüntü elde edilmesi örnekleri. Doğa en büyük optimize edicidir. Bizler de kurumlar da maliyet, zaman, biçim optimizasyonu için çabalarız. Şimdilerde Avrupa’da gaz taşıması konusundaki yeni düzenlemeler nedeniyle matematikçiler yeni ağyapılar tasarlamaya çalışırlarken akışkanlar mekaniği ve &#8220;graph theory&#8221; kullanarak optimizasyon sağlamaya çalışmaktadırlar. By-pass ameliyatında bağlantının dar açıyla yapılması kan akışında burgaca (türbülans) neden olmaktadır. “Bypass hesaplamaları” ve benzetim çalışmalarıyla hasta özelinde kan akışı modellenerek optimum bağlantı açısı bulunabilmektedir. Aligni Project kapsamında America Cup yelken yarışları için tamamı matematik analizle tasarlanan tekneler bu büyük yarışı kazanabilmektedir. Çektiğimiz fotoğraflarımızın görüntü kalitesini matematik kullanılarak geliştirilen yazılımlarla kolayca iyileştirebilmekteyiz (denoising of images). Matematikçi Maria Esteban, yaşamımızın hemen her alanında etkisi olan matematiğin önemini vurgulamak için geliştirilen makinelerin üzerine ‘matematik içerir! (math inside)’ damgası vurulmasını öneriyor. HBT Sayı 2 ve 3’te yer verilen yazılarında Doç. Dr. Serdar Durdağı bu konuda ilaç tasarımından örnekler vermektedir. Matematikten beslenen yenilikçi çalışmalar gücünü usavurma, yaratıcılık, soyut ya da uzamsal düşünme, eleştirel düşünme, problem çözme yeteneği ve hatta etkili iletişim becerilerinden almaktadır. Aslında bu saydıklarımızın hepsi yenilikçilerde bulunması gereken özelliklerdir. 2016 PISA Raporu’na göre 64 OECD ülkesi içinde ülkemizin matematikte 45. sırada yer alması “özgürlük ve adaletin” olmadığı yerde yeniliğin de olamayacağının matematiksel doğrulaması olmasın… [1] John Forbes Nash Jr. (1928 – 2015): Matematikçi. Oyun Teorisi’ni kullanılır duruma getirmesiyle (1949), Nobel Ekonomi Ödülü’nü (1994) kazandı. [2] İMBM, Boğaziçi Üniversitesi yerleşkesi içinde, matematiğin çeşitli alanlarında araştırma yapılması, araştırmacıların birlikte çalışacağı bir ortam yaratılması, lisansüstü seminerler ve doktora sonrası çalışmaları aracılığıyla genç matematikçilerin yetişmesine ve kamuda matematiksel bilincin gelişmesine katkıda bulunulması, toplumun matematik araştırmaları konusunda bilinçlenmesinin sağlanması amacıyla kurulmuş bir merkezdir. Müfit Akyos / mufita@ttmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/matematik-yenilik-icin-onemlidir">Matematik yenilik için neden önemlidir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur.” </em>John Forbes Nash Jr. <a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>İstanbul Matematiksel Bilimler Merkezi’nde <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>, Maria Esteban (Universite Paris Dauphine) tarafından “<strong>İnovasyon İçin Önemli Bir Araç, Matematik</strong>” başlıklı bir seminer verildi (29 Mart 2016). Doğrusu beni bu seminere çeken öncelikle inovasyon sözcüğü oldu. Seminer duyurusunda yer alan özette <em>“Birçok teknolojik problem matematik denklemler biçiminde ifade edilen modeller üzerine oturtulduğundan, matematik inovasyon için çok önemli bir araçtır. Matematik problemleri çözme için bir dil ve araçtır. Matematik aynı zamanda söz konusu problemler için önerilen çözümlere sağlamlık, kararlılık ve etkinlik de sağlar. Matematiğin endüstri ve hizmet sektörlerinde kullanılmasının önemi örneklerle tartışılacaktır.”</em>  denilmekteydi.</p>
<p>Sunuşta verilen örnekler matematiğin nitelikli yenilikler için ne denli önemli olduğunu göstermeye yeterliydi. <strong>Sunumu özetlemeye</strong> çalışacağım.</p>
<p>Fizik, mekanik, ekonomi, finans hatta krimonolojide bütün denklemler matematik terimleriyle yazılabilir. Matematiği kullanarak sağlık, salgın hastalıklar, biyoloji, ekoloji, malzeme bilimi, taşıma ve ulaşım, enerji üretimi, depolaması ve dağıtımı alanlarında modelleme-benzetim (simülasyon)-optimizasyon yapılıyor. Matematik yalnızca bilimin ifade dili değil aynı zamanda yenilik ve yeni teknolojiler için de emsalsiz bir araçtır.</p>
<p>Pek çok durumda bir ön-ürün (prototip) üretmek olanaksız veya çok pahalı olabilir. Örneğin bir uçağın farklı yüksekliklerde sürtünme nedeniyle farklı bölgelerinde oluşacak ısınmanın gerçek boyutta bir uçakla denenmesi nerede ise olanaksız ve çok pahalı bir işlemdir.  Bunun benzetim modellemesi ile uygun tasarım yapılması ve malzemelerin seçimi olanaklıdır. Ya da solunum sistemimizin benzetimi ile astım vb. hastalıkların çalışılması (REO; Biyolojik Akışların Matematik Modellenmesi ve Sayısal Benzetimi), sanal endoskopi ile üç boyutlu görüntü elde edilmesi örnekleri.</p>
<p>Doğa en büyük optimize edicidir. Bizler de kurumlar da maliyet, zaman, biçim optimizasyonu için çabalarız. Şimdilerde Avrupa’da gaz taşıması konusundaki yeni düzenlemeler nedeniyle matematikçiler yeni ağyapılar tasarlamaya çalışırlarken akışkanlar mekaniği ve &#8220;g<em>raph theory</em>&#8221; kullanarak optimizasyon sağlamaya çalışmaktadırlar. By-pass ameliyatında bağlantının dar açıyla yapılması kan akışında burgaca (türbülans) neden olmaktadır. “Bypass hesaplamaları” ve benzetim çalışmalarıyla hasta özelinde kan akışı modellenerek optimum bağlantı açısı bulunabilmektedir. Aligni Project kapsamında America Cup yelken yarışları için tamamı matematik analizle tasarlanan tekneler bu büyük yarışı kazanabilmektedir. Çektiğimiz fotoğraflarımızın görüntü kalitesini matematik kullanılarak geliştirilen yazılımlarla kolayca iyileştirebilmekteyiz (<em>denoising of images</em>).</p>
<p>Matematikçi Maria Esteban, yaşamımızın hemen her alanında etkisi olan matematiğin önemini vurgulamak için geliştirilen makinelerin üzerine ‘<em>matematik içerir! (math inside)’</em> damgası vurulmasını öneriyor.</p>
<p>HBT Sayı 2 ve 3’te yer verilen yazılarında Doç. Dr. Serdar Durdağı bu konuda ilaç tasarımından örnekler vermektedir.</p>
<p>Matematikten beslenen yenilikçi çalışmalar gücünü usavurma, yaratıcılık, soyut ya da uzamsal düşünme, eleştirel düşünme, problem çözme yeteneği ve hatta etkili iletişim becerilerinden almaktadır. Aslında bu saydıklarımızın hepsi yenilikçilerde bulunması gereken özelliklerdir.</p>
<p>2016 PISA Raporu’na göre 64 OECD ülkesi içinde ülkemizin matematikte 45. sırada yer alması “özgürlük ve adaletin” olmadığı yerde yeniliğin de olamayacağının matematiksel doğrulaması olmasın…</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> John Forbes Nash Jr. (1928 – 2015): Matematikçi. Oyun Teorisi’ni kullanılır duruma getirmesiyle (1949), Nobel Ekonomi Ödülü’nü (1994) kazandı.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> İMBM, Boğaziçi Üniversitesi yerleşkesi içinde, matematiğin çeşitli alanlarında araştırma yapılması, araştırmacıların birlikte çalışacağı bir ortam yaratılması, lisansüstü seminerler ve doktora sonrası çalışmaları aracılığıyla genç matematikçilerin yetişmesine ve kamuda matematiksel bilincin gelişmesine katkıda bulunulması, toplumun matematik araştırmaları konusunda bilinçlenmesinin sağlanması amacıyla kurulmuş bir merkezdir.</p>
<p><em><strong>Müfit Akyos / <a href="mailto:mufita@ttmail.com">mufita@ttmail.com</a></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/matematik-yenilik-icin-onemlidir">Matematik yenilik için neden önemlidir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4184</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
