<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ahlak arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ahlak/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ahlak</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Mar 2023 10:25:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Ahlaktan, etik değerlerden ödün vermeden yaşayabilmek!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/ahlaktan-etik-degerlerden-odun-vermeden-yasayabilmek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 09:58:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[etik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Etik fay hattı Görünen o ki depremle ile ilgili şu an iki pratik sorunumuz var: Birincisi günler sonra bile enkaz altından hala canlı insanların çıkıyor olması. İkincisi ise sağı-solu harabeye dönmüş kimi cadde ya da sokaklarda tek tük dahi olsa bir camı bile kırılmadan ayakta kalmış binaların varlığı. Hazırlıksızlık-beceriksizlik ve başka diğer olası sebepler sarmalı daha ilk günden itibaren kamuoyuna şu pratik mesajı verdi: Enkaz altında kaldıysan ve canlıysan 72 saatin var. Bu süre içinde ya öl ya da kendi imkanlarınla canını kurtar! Bu ilk engeli aşamayıp da kendini kurtaramadığı halde ölmemiş olan kazazedeler bu kez de birbiri ile mücadeleye giren, bu mücadeleyi molozların üstünde tekmeli-tokatlı kavgaya dek taşıyan, kameraların önünde ben kurtardım pozu verme derdine düşen ekiplerin eline kalma riskiyle karşılaştı. Öyle ki bazı ülkeler kendi ekiplerini bu sebeplerden dolayı geri çektiğini açıkladı. Ümit edilir ki enkaz altında saatlerce-günlerce canlı kalmayı başarmış olan her bir vatandaşımız kurtarıldıktan sonra da yaşamaya devam edebilmektedir! Hiçbir enkazın altında bir tane bir canlı vatandaş kalmadığından kesin emin olmak belki de (neye göre) çok uzun sürecektir. Öte yandan psikolojik olarak da yıkım görüntülerinin bir an evvel ortadan kaldırılması için enkaz temizlik çalışmalarının başlaması makul karşılanabilir. Ancak elde bu kadar dijital bilgi sistemi varken ölü ya da diri durumunu tespit edip, bir tane bile vatandaşın akıbetinin ne olduğunu ıskalamadan bu süreci tamamlamak her zamankinden çok daha kolay olmalıdır. Acaba çeşitli bilgi sistemleri kullanılarak, ikameti o bölgede olan her bir vatandaşın canlıysa nerede olduğu tespit edildi mi? Vefat ettiyse cansız bedeni bulundu mu, ailesine teslim edildi mi? Teslim edilemeyenler DNA örneği alınmak kaydıyla defnedildi mi? Tüm bunların bir an önce başlaması için sabırsızlıkla beklenen inşaat projeleriyle ne ilgisi var değil mi? Sanki alemler bina dikilsin diye yaratılmış! Tüm binalar yerle bir olmuş olsaydı doğaya-faya havale etmekle işin içinden sıyrılmak kolay olacaktı. Ancak işte her şeyi kitabına göre yapmış birkaç müteahhit, inşaat mühendisi, mimar, kontrolör, belediye ortalığı karıştırıyor. Bu kez insanlar madem doğa, bunlar niye yıkılmadı; bu tabaklardan bir tanesi kırılmamış, bardaklardan bir tanesi bile çatlamamış diye soruyor! Televizyonlardaki herbokologlara sorarsanız okullara deprem dersi koymakla, yönetmelikleri daha da sıkı hale getirmekle işin büyük bir kısmı çözülecek! Asıl eksikliğimizin ne olduğunu itiraf etmek yerine ikincil sorunlara çözüm üreterek bu tür büyük yıkımlardan kurtulabileceğimizi sanıyoruz. Asıl soruna dokunamamanın bir nedeni var elbette. Ona dokunduğumuzda hepimiz suçlu çıkacağız! Çünkü asıl sorun insan olarak ahlakımızdan, etik değerlerimizden ödün vermeden bu ülkede yaşayamaz hale gelmiş-getirilmiş olmamız! Vatandaşları buna iten şey ne? Cevap basit: Birilerinin kişisel arzularının ne pahasına olursa olsun gerçekleşmesi! Bu birileri yolda tehlike şeridini kullanarak trafik sıkışıklığından kendini kurtaranlardan başlıyor, siyasi çıkarları için liyakati, adaleti, yasaları hiçe sayan politikacılara kadar uzanıyor! Bu tür etik fay hatlarının başında ise hep aynı bakış açısı var: Bir tek ben istisna olayım! Öteki herkes kurallara uysun! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı 23.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/ahlaktan-etik-degerlerden-odun-vermeden-yasayabilmek">Ahlaktan, etik değerlerden ödün vermeden yaşayabilmek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Etik fay hattı</strong></p>
<p>Görünen o ki depremle ile ilgili şu an iki pratik sorunumuz var: Birincisi günler sonra bile enkaz altından hala canlı insanların çıkıyor olması. İkincisi ise sağı-solu harabeye dönmüş kimi cadde ya da sokaklarda tek tük dahi olsa bir camı bile kırılmadan ayakta kalmış binaların varlığı.</p>
<p>Hazırlıksızlık-beceriksizlik ve başka diğer olası sebepler sarmalı daha ilk günden itibaren kamuoyuna şu pratik mesajı verdi: Enkaz altında kaldıysan ve canlıysan 72 saatin var. Bu süre içinde ya öl ya da kendi imkanlarınla canını kurtar! Bu ilk engeli aşamayıp da kendini kurtaramadığı halde ölmemiş olan kazazedeler bu kez de birbiri ile mücadeleye giren, bu mücadeleyi molozların üstünde tekmeli-tokatlı kavgaya dek taşıyan, kameraların önünde ben kurtardım pozu verme derdine düşen ekiplerin eline kalma riskiyle karşılaştı. Öyle ki bazı ülkeler kendi ekiplerini bu sebeplerden dolayı geri çektiğini açıkladı. Ümit edilir ki enkaz altında saatlerce-günlerce canlı kalmayı başarmış olan her bir vatandaşımız kurtarıldıktan sonra da yaşamaya devam edebilmektedir!</p>
<p>Hiçbir enkazın altında bir tane bir canlı vatandaş kalmadığından kesin emin olmak belki de (neye göre) çok uzun sürecektir. Öte yandan psikolojik olarak da yıkım görüntülerinin bir an evvel ortadan kaldırılması için enkaz temizlik çalışmalarının başlaması makul karşılanabilir. Ancak elde bu kadar dijital bilgi sistemi varken ölü ya da diri durumunu tespit edip, bir tane bile vatandaşın akıbetinin ne olduğunu ıskalamadan bu süreci tamamlamak her zamankinden çok daha kolay olmalıdır. Acaba çeşitli bilgi sistemleri kullanılarak, ikameti o bölgede olan her bir vatandaşın canlıysa nerede olduğu tespit edildi mi? Vefat ettiyse cansız bedeni bulundu mu, ailesine teslim edildi mi? Teslim edilemeyenler DNA örneği alınmak kaydıyla defnedildi mi? Tüm bunların bir an önce başlaması için sabırsızlıkla beklenen inşaat projeleriyle ne ilgisi var değil mi? Sanki alemler bina dikilsin diye yaratılmış!</p>
<p>Tüm binalar yerle bir olmuş olsaydı doğaya-faya havale etmekle işin içinden sıyrılmak kolay olacaktı. Ancak işte her şeyi kitabına göre yapmış birkaç müteahhit, inşaat mühendisi, mimar, kontrolör, belediye ortalığı karıştırıyor. Bu kez insanlar madem doğa, bunlar niye yıkılmadı; bu tabaklardan bir tanesi kırılmamış, bardaklardan bir tanesi bile çatlamamış diye soruyor!</p>
<p>Televizyonlardaki herbokologlara sorarsanız okullara deprem dersi koymakla, yönetmelikleri daha da sıkı hale getirmekle işin büyük bir kısmı çözülecek! Asıl eksikliğimizin ne olduğunu itiraf etmek yerine ikincil sorunlara çözüm üreterek bu tür büyük yıkımlardan kurtulabileceğimizi sanıyoruz. Asıl soruna dokunamamanın bir nedeni var elbette. Ona dokunduğumuzda hepimiz suçlu çıkacağız! Çünkü asıl sorun insan olarak ahlakımızdan, etik değerlerimizden ödün vermeden bu ülkede yaşayamaz hale gelmiş-getirilmiş olmamız! Vatandaşları buna iten şey ne? Cevap basit: Birilerinin kişisel arzularının ne pahasına olursa olsun gerçekleşmesi! Bu birileri yolda tehlike şeridini kullanarak trafik sıkışıklığından kendini kurtaranlardan başlıyor, siyasi çıkarları için liyakati, adaleti, yasaları hiçe sayan politikacılara kadar uzanıyor! Bu tür etik fay hatlarının başında ise hep aynı bakış açısı var: Bir tek ben istisna olayım! Öteki herkes kurallara uysun!</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:tanolturkoglu@gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı 23.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/ahlaktan-etik-degerlerden-odun-vermeden-yasayabilmek">Ahlaktan, etik değerlerden ödün vermeden yaşayabilmek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29059</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depremin son ihtarı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 07:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[etik]]></category>
		<category><![CDATA[fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[nebi sümer]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem artık hepimizin hayatının merkezinde. Kahramanmaraş depreminde 40 bini aşkın can kaybı daima yaşadığımız ve hiçbir zaman yanıtını veremediğimiz şu soruyu yeniden gündeme getirdi: Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Yanıt aslında aşikar: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış̧ olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve isçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada! Peki neden hiç ders almıyoruz? Neler eksik? Belli ki uzun süre tartışacağız. Bu kez kendi alanlarında 3 yetkin isim; bir jeolog Prof. Dr. Naci Görür, bir inşaat ve çevre mühendisi Prof. Dr. Derin Orhon ve bir çevre mühendisi Prof. Dr. Seval Sözen Herkese Bilim Teknoloji için ortak bir makaleye imza attılar. Üçünün de üzerinde uzlaştığı nokta: Bu depremin son ihtarı. Bu hafta dergide yer alan isimlerin ısrarla vurgu yaptıkları bir nokta da yetkin mühendisliğin önemi. Yetkin mühendislik nedir? Ne yapılmalı? Depremin ilk yıktığı  Orhan Bursalı, ABD Mühendislik Akademisi’ne (National Academy of Engineering) “Depreme karşı binaların güvenliği ve sismik dayanıklılık konularında yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle” üye seçilen Prof. Dr. Polat Gülkan ile bir söyleşi yaptı. Gülkan bina içindekilerin rahat kurtarılabilecek bir inşaatın neden yapılamadığı konusundaki sorularımızı yanıtladı ve binalara ilave deprem perdeleri konulmasının önemine dikkat çekti. Yine yetkin bir isim, sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer bölgede depremzedelere psikososyal desteğin önemini anlattı. Sümer ‘Depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur’ diyor. Reyhan Oksay’ın söyleşisi. Doğan Kuban’ın ‘İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı?’ sorusuna yanıtı bulacaksınız eski tarihli bu yazısında. “İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?” Lale Akarun ‘depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir’ diyor. Tanol Türkoğlu’nun yazısı ‘Etik fay hattı’. Türkoğlu ‘asıl sorun insan olarak ahlakımızdan, etik değerlerimizden ödün vermeden bu ülkede yaşayamaz hale gelmiş-getirilmiş olmamız!’ diyor. Mustafa Çetiner’in vurgusu depremin nasıl bir turnosol kağıdı gibi gerçeklerle bizi yüzleştirdiği üzerine Sırada ihmal barışı var inşallah! Tayfun Akgül haftanın bilim karikatüründe noktayı koymuş&#8230; Muhalefetin manifestosu ve teknoloji   Ali Akurgal muhalefetin manifestosunu ele alıyor ve uygulaması basit ama nitelikli işlerden örnekler veriyor. Akılla, yaratıcılıkla ve hızla devreye sokulacak çözümlerle önemli ilerlemeler sağlamak mümkün. Yerbilimlerinin temel ilkesi “Levha Hareketleri”ne ışık tuttu. Depremlere anlam veren teorinin öncüsü Alfred Wegener bu hafta bilim tarihinde… Son 66 yılın en büyük depremleri Grafik Bilgi’de. Robotik fare tırmanan, ağırlık taşıyabilen ve en küçük deliklere girecek kadar küçülebilen robotik fareler&#8230; Duvarların arkasından depremzedelerin tespiti&#8230; Erken uyarı sistemi olarak fiber optik kablolar&#8230; Mobil solunum ve yaşam destek cihazları… Arama kurtarma ve önleme çalışmalarında yenilikçi teknolojileri Batuhan Sarıcan derledi. Hitit İmparatorluğu’nun çöküş sebebi, iklim değişimi Şiddetli bir kuraklık Geç Tunç çağı Anadolusu’nu üç yıl üst üste kasıp, kavurmuştu. Bu kuraklığın tam olarak ne zaman yaşandığı kesin olarak tarihlendirilebildi. Ve bu tarih Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle aynı zamana denk geliyor. Nilgün Özbaşaran Dede hazırladı. Uluslarası Enerji Ajansı (IEA &#8211; International Energy Agency) ‘2023 Enerji Endüstrisi Perspektifleri’ raporunu yayınladı. Rapor, temiz enerji sektörünün artık küresel endüstrinin önemli bir dalı olduğunu vurgulayarak, bu endüstrinin bileşenlerini ve tedarik zincirini inceliyor. Erdal Musoğlu’nun kaleminden. Dil Olmadan düşünce olur mu? Araştırmacılar dil ile dört farklı kognitif kapasite arasındaki ilişkileri inceleyerek dil-düşünce bağlantısını çözmeye çalışmaktadırlar. Söz konusu dört kognitif kapasite şunlar: Aritmetik işlem yapma, yürütücü işlevler, zihnin teorisi ve müzikal işleme. Bu hafta bunlardan ilk ikisini anlatıyoruz&#8230; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Mehmet Ozansoy yazdı. Yapay zeka tarafından yönetilmek istiyor muyuz? Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Deniz Elber Börü ve Kültür Üniversitesi’nden Mustafa Bekmezci ‘Bu yazıda yer alan metindeki cümlelerin bazıları ChatSonic adlı bir yapay zekâ tarafından yazıldı, hangi cümlelerin yapay zekâ tarafından yazıldığını ayırt edebiliyor musunuz? Eğer ayırt edemediyseniz yalnız değilsiniz&#8230; Yapay zeka artık her yerde. Peki yapay zeka tarafından yönetilmeye hazır mısınız?’ diye soruyorlar. Bir yiyeceğin ultra işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarız? Bilim ve Beslenme’de. İnsan bedeninin işe yaramaz diye bilenen 10 bölümü&#8230; Yoksa yanılıyor muyuz? Rita Urgan derledi. Yılanların duyma yetisinin sanılandan daha iyi olduğunu biliyor muydunuz? Ya da gözü olmayan kırkayakların gün ışığını nasıl algıladıklarını? Murat Altaş’ın hazırladığı Hayvanlar Dünyası’nda. DNA, parmak izimizi ve göz rengimizi nasıl etkiler? Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı. Atların niye nalı var? Meraklının Köşesi’nde. Amerika semalarında görülen esrarengiz UFO’lar ne olabilir? Ve daha pek çok haber, bulmaca, köşe dizi yazısı… *** Herkese Bilim Teknoloji, ailenizin, her bireyin içinde kendine özgü yazılar yorumlar bulacağı, doğru bilginin adresi. Bilim okur yazarlığını çoğaltmamız gerekir, daha güzel bir ülke için… Kötü yönetimin en büyük nedenlerinin başında gelen, siyasetin bilimle, bilimsel düşünceyle buluşmaması. Ve ülke yerine kendi çıkarını düşünmesi, yurt sevgisinin hamasi vatan millet nutuklarının ötesinde gerçekten olmaması… HBT bu çizgide aydınlatıcı yayınlarını sürdürecek. Yurt ve millet sevgisinde kalacağız, akılla ve bilimle.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-28951 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x.jpg 800w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Deprem artık hepimizin hayatının merkezinde. Kahramanmaraş depreminde 40 bini aşkın can kaybı daima yaşadığımız ve hiçbir zaman yanıtını veremediğimiz şu soruyu yeniden gündeme getirdi: <strong>Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz?</strong></p>
<p>Yanıt aslında aşikar: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış̧ olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve isçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada!</p>
<p>Peki neden hiç ders almıyoruz? Neler eksik?</p>
<p>Belli ki uzun süre tartışacağız. Bu kez kendi alanlarında 3 yetkin isim; bir jeolog<strong> Prof. Dr. Naci Görür</strong>, bir inşaat ve çevre mühendisi <strong>Prof. Dr. Derin Orhon</strong> ve bir çevre mühendisi <strong>Prof. Dr. Seval Sözen </strong>Herkese Bilim Teknoloji için ortak bir makaleye imza attılar. Üçünün de üzerinde uzlaştığı nokta: Bu depremin son ihtarı.</p>
<p>Bu hafta dergide yer alan isimlerin ısrarla vurgu yaptıkları bir nokta da yetkin mühendisliğin önemi. Yetkin mühendislik nedir? Ne yapılmalı?</p>
<p><strong>Depremin ilk yıktığı</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Orhan Bursalı,</strong> ABD Mühendislik Akademisi’ne (National Academy of Engineering) “Depreme karşı binaların güvenliği ve sismik dayanıklılık konularında yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle” üye seçilen <strong>Prof. Dr. Polat Gülkan</strong> ile bir söyleşi yaptı. Gülkan bina içindekilerin rahat kurtarılabilecek bir inşaatın neden yapılamadığı konusundaki sorularımızı yanıtladı ve binalara ilave deprem perdeleri konulmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p>Yine yetkin bir isim, sosyal psikolog <strong>Prof. Dr. Nebi Sümer</strong> bölgede depremzedelere psikososyal desteğin önemini anlattı. Sümer ‘<strong>Depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur</strong>’ diyor. <strong>Reyhan Oksay</strong>’ın söyleşisi.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>’ın ‘İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı?’ sorusuna yanıtı bulacaksınız eski tarihli bu yazısında. “İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?” <strong>Lale Akarun </strong>‘depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir’ diyor.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nu<strong>n</strong> yazısı ‘Etik fay hattı’. Türkoğlu ‘asıl sorun insan olarak ahlakımızdan, etik değerlerimizden ödün vermeden bu ülkede yaşayamaz hale gelmiş-getirilmiş olmamız!’ diyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong>’in vurgusu depremin nasıl bir turnosol kağıdı gibi gerçeklerle bizi yüzleştirdiği üzerine</p>
<p>Sırada ihmal barışı var inşallah! <strong>Tayfun Akgül</strong> haftanın bilim karikatüründe noktayı koymuş&#8230;</p>
<p><strong>Muhalefetin manifestosu ve teknoloji </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> muhalefetin manifestosunu ele alıyor ve uygulaması basit ama nitelikli işlerden örnekler veriyor. Akılla, yaratıcılıkla ve hızla devreye sokulacak çözümlerle önemli ilerlemeler sağlamak mümkün.</p>
<p>Yerbilimlerinin temel ilkesi “Levha Hareketleri”ne ışık tuttu. Depremlere anlam veren teorinin öncüsü <strong>Alfred Wegener</strong> bu hafta bilim tarihinde… Son 66 yılın en büyük depremleri Grafik Bilgi’de. Robotik fare tırmanan, ağırlık taşıyabilen ve en küçük deliklere girecek kadar küçülebilen robotik fareler&#8230; Duvarların arkasından depremzedelerin tespiti&#8230; Erken uyarı sistemi olarak fiber optik kablolar&#8230; Mobil solunum ve yaşam destek cihazları… Arama kurtarma ve önleme çalışmalarında yenilikçi teknolojileri <strong>Batuhan Sarıcan</strong> derledi.</p>
<p><strong>Hitit İmparatorluğu’nun çöküş sebebi, iklim değişimi</strong></p>
<p>Şiddetli bir kuraklık Geç Tunç çağı Anadolusu’nu üç yıl üst üste kasıp, kavurmuştu. Bu kuraklığın tam olarak ne zaman yaşandığı kesin olarak tarihlendirilebildi. Ve bu tarih Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle aynı zamana denk geliyor. <strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong> hazırladı.</p>
<p>Uluslarası Enerji Ajansı (IEA &#8211; International Energy Agency) ‘2023 Enerji Endüstrisi Perspektifleri’ raporunu yayınladı. Rapor, temiz enerji sektörünün artık küresel endüstrinin önemli bir dalı olduğunu vurgulayarak, bu endüstrinin bileşenlerini ve tedarik zincirini inceliyor. <strong>Erdal Musoğlu</strong>’nun kaleminden.</p>
<p>Dil Olmadan düşünce olur mu? Araştırmacılar dil ile dört farklı kognitif kapasite arasındaki ilişkileri inceleyerek dil-düşünce bağlantısını çözmeye çalışmaktadırlar. Söz konusu dört kognitif kapasite şunlar: Aritmetik işlem yapma, yürütücü işlevler, zihnin teorisi ve müzikal işleme. Bu hafta bunlardan ilk ikisini anlatıyoruz&#8230; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden <strong>Mehmet Ozansoy</strong> yazdı.</p>
<p><strong>Yapay zeka tarafından yönetilmek istiyor muyuz? </strong></p>
<p>Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. <strong>Deniz Elber Börü</strong> ve Kültür Üniversitesi’nden <strong>Mustafa Bekmezci</strong> ‘Bu yazıda yer alan metindeki cümlelerin bazıları ChatSonic adlı bir yapay zekâ tarafından yazıldı, hangi cümlelerin yapay zekâ tarafından yazıldığını ayırt edebiliyor musunuz? Eğer ayırt edemediyseniz yalnız değilsiniz&#8230; Yapay zeka artık her yerde. Peki yapay zeka tarafından yönetilmeye hazır mısınız?’ diye soruyorlar.</p>
<p>Bir yiyeceğin ultra işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarız? <strong>Bilim ve Beslenme’de</strong>. İnsan bedeninin işe yaramaz diye bilenen 10 bölümü&#8230; Yoksa yanılıyor muyuz? <strong>Rita Urgan</strong> derledi.</p>
<p>Yılanların duyma yetisinin sanılandan daha iyi olduğunu biliyor muydunuz? Ya da gözü olmayan kırkayakların gün ışığını nasıl algıladıklarını? <strong>Murat Altaş</strong>’ın hazırladığı <strong>Hayvanlar Dünyası’nda</strong>.</p>
<p>DNA, parmak izimizi ve göz rengimizi nasıl etkiler? <strong>Meraklı Çocuk</strong> sordu <strong>Mercan Bursalı</strong> yanıtladı. Atların niye nalı var? <strong>Meraklının Köşesi</strong>’nde.</p>
<p>Amerika semalarında görülen esrarengiz UFO’lar ne olabilir? Ve daha pek çok haber, bulmaca, köşe dizi yazısı…</p>
<p>***</p>
<p>Herkese Bilim Teknoloji, ailenizin, her bireyin içinde kendine özgü yazılar yorumlar bulacağı, doğru bilginin adresi. Bilim okur yazarlığını çoğaltmamız gerekir, daha güzel bir ülke için…</p>
<p>Kötü yönetimin en büyük nedenlerinin başında gelen, siyasetin bilimle, bilimsel düşünceyle buluşmaması. Ve ülke yerine kendi çıkarını düşünmesi, yurt sevgisinin hamasi vatan millet nutuklarının ötesinde gerçekten olmaması…</p>
<p>HBT bu çizgide aydınlatıcı yayınlarını sürdürecek. Yurt ve millet sevgisinde kalacağız, akılla ve bilimle.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28953</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Cipolla’nın aptalları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/cipollanin-aptallari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Aug 2017 11:42:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[aptal]]></category>
		<category><![CDATA[aptallık]]></category>
		<category><![CDATA[carlo cipolla]]></category>
		<category><![CDATA[din eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[haydut]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[peter sellers]]></category>
		<category><![CDATA[saf]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[tehlikeli]]></category>
		<category><![CDATA[tolumsal statü]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zararlı]]></category>
		<category><![CDATA[zeka]]></category>
		<category><![CDATA[zeki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7359</guid>

					<description><![CDATA[<p>Carlo Cipolla ünlü bir İtalyan ekonomi tarihçisidir. Avrupa sanayi öncesi çağının ekonomik tarihini yazmıştır. Aynı döneme ilişkin başka önemli yapıtları arasında, sömürülenler, cahiller ve aptallar bağlamında duyarlı olan bu entelektüel ve zeki yazarın &#8220;fatihler, korsanlar, tüccarlar&#8221;  üzerine de çok güzel bir kitabı var. 1988’de yayınlanan &#8220;Allegro ma non troppo&#8221; (Hızlıca, ama fazla hızlı değil) adlı küçük kitabının ikinci bölümünde aptallığın yasalarını anlatır. Bu küçük yapıt klinik araştırmaların sonuçları ve yazarın tarihi araştırmalarına dayanan ilginç bir toplumsal analizdir. Her toplumda genetik aptallık oranı %2 imiş. Okumuş, okumamış, zengin fakir, köyde kentte, üniversitede, ilkokulda, sarayda, zengin bir büroda, ortalama değişmiyor. Dünyada 150 milyon, Amerika’da 6,5 milyon, Türkiye’de 1,6 milyon genetik aptal var. Profesörler, iş adamları, doktorlar, mühendisler, öğretmenler, politikacılar işçiler, arasında da oran %2. Her mesleğin %10’u aptal Örneğin 60.000 mimar varsa 1.200’ü aptal. Bir hastanede 500 doktor varsa 10 tanesi aptal. Her kurum ya da özgün toplulukta aynı. Bu bilimsel bir saptama, kimseye hakaret değil. Çünkü kimin aptal olduğunu kimse bilmiyor. Bu araştırmaları yapan üniversitelerde birbirlerinden farklı konumlarda olan üyeleri, aynı ortamda olmalarına karşın, doktorlar, öğrenciler, hemşireler arasında da aynı aptal oranı var. Araştırmalar kadın ve erkekler arasında da bu oranın değişmediğini gösteriyor. Boş insanlarla üniversite profesörü, yazar, politikacı arasında yüzde iki oranı açısından fark yok. Şoförler, hamallar arasında da yok. Aynı elbiseleri giyip aynı işleri yaptıkça ve aynı yollarda yürüdükçe aptalla akıllıyı ayırmak olanaksız. Aristo’nun ‘sosyal hayvanlar’ kategorisindeyiz. Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar Birlikte yaşamak zorunda olan insanoğlunu Cipolla dört sınıfa ayırıyor: Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar. Pratik olarak tanımlarsak, birisi kazanmak için bir şey yapar ve kaybederse onu saflar arasına koyuyoruz. Fakat kazanır ve bu bir başkası aleyhine olursa onu haydutlar arasına koyuyoruz. Hem kendisine hem de başkalarına kaybettirirse aptal sayılıyor. Bu bilimsel bir sınıflandırma. Cipolla aptal insanlara ilişkin temel yasaları tanımlamış: Birinci Yasa: Bir toplumda herkes çevresindeki aptalların sayısını olduğundan daha az tahmin eder. İkinci yasa: Bir insanın aptallığı onun hiç bir başka özelliğiyle ilişkili ve orantılı değildir. Üçüncü Yasa: Aptal insan başkasına ya da başkalarına zarar veren ve bu arada kendisi de bir şey kazanmayan hatta ziyan edendir. Dördüncü Yasa: Aptal olmayanlar aptalların gücünü hep daha az sanırlar. Genellikle aptal olmayanlar herhangi koşulda da olursa olsun, bir aptalla işbirliği yapmanın neye mal olacağını hesaplayamazlar. Beşinci Yasa: En tehlikeli insan, aptal olandır. Benzer ve eşit değiliz İnsanlar, tarih boyunca, kendi aralarında benzer ve eşit olmadılar. Ulusal toplumlar da bu bağlamda aynı. Hayvanlar ve bitkiler gibi onlar da farklı. Renkleri bile aynı değil. Fiziksel yapıları, davranışları da. Ahlakın, dinin, eğitimin ve uygarlığın bu farklılığa karşı yapacağı bir şey yok. Fakat birlikte yaşamak ve çalışmak zorundalar. Sanayi devrimlerini hala gerçekleştirememiş ülkelerin aptal olmayanları için Cipolla’nın çok yararlı gözlemleri var. Toplum böyle ayrımları göz önüne almadan bütün olarak çalışan bir mekanizma olduğu için, her gün para, enerji, zaman kaybettiren olaylarda birbirimizle işbirliği yapıyoruz. Yaşam karmaşık ve anlaşılmaz olaylarla dolu. Örneğin büyük kentlerde diyelim İstanbul’da ulaşım gerçekten Arap saçına dönmüş otomobillerin yaşamı zehir ettiği, tümel bir düzensizliktir. Çirkinlik, tehlike, gürültü ve solunmayan bir havaya insanları mahkûm etmişler. Teneke ve cinayet egemenliği. Enerji kaybına neden olduğuna; saçınızı başınızı yoldurduğuna göre nedeninin aptallık olduğu belli bir olgudur. Aptalların tepkileri birbirine benziyor Ne var ki bu tek kişinin değil, grupların işidir. Aralarında aptallarla birlikte saflar, haydutlar ve zekiler birlikte olacaktır. Bu tür olaylar kişi, grup, köy, kent, toplum, ülke çapında yaşamın ortak belalarıdır. Bu olaylarda, etkinliklerde insan ve grupların tepkileri farklıdır. İnsanların tepkisi bazen zekice, bazen de safça olabilir. Fakat aptalların tepkilerinin her zaman çok homojen olduğu saptanmıştır. Çünkü her olayda aptalca karar verirler. Olan bitenin farkında oldukları söylenemez. Haydut tipi, başkasının hakkını tam yiyendir. Haydut tipinin en kötüsü hırsızdır; işin kötüsü, haydutun, aptal ve zeki parametreleri arasında yer değiştirmesidir. Başarılı haydutlar genelde zeki olurlar. Aptallıkla iktidar arasında bir ilişki de saptanmış. İnsanlar birbirlerini etkiledikleri ve kimse de ortaklık ettiğinin aptal olup olmadığını bilmediği için aptallık, toplumsal statüyle sınırlı değil. Peter Sellers’in filmi Ünlü İngiliz artisti Peter Sellers’in zekice sahnelenmiş bir filmi vardı: ‘Being There’ (Orada Olmak). Bu aptal bir uşağın, kimse yeterince kişiliğinin farkına varmadan, Amerikan Cumhurbaşkanı&#8217;nın çevresine çıkıp düşüncelerini dinlettiğini gösteren olağanüstü bir aptallık hikâyesiydi. Aptal bir insan hoşa giden, sevimli bir görünüşe sahip olabilir. Dünya tarihinde, krallar, aristokratlar, komutanlar, kilise adamları arasında %2 oranında aptal var. Bunlar Peter Sellers’in filminde olduğu gibi, kimsenin farkına varmadan ulaşabildikleri mevkilere göre, çok zararlı olabilirler. Sanayi öncesinde bunlara daha çok rastlanıyor. Tarihimizde Deli İbrahim gibi sultanları biliyoruz. Seçimler ve %2 Demokratik seçim %2 katsayısının neredeyse şaşmadan çalıştığı bir sistemdir. Oy veren ve oy alanlarıyla genel seçimlerde, Türkiye nüfusuna göre yüz binlerce genetik aptal özgürce oy kullanıyor. Tanımları gereği, hangi eyleme, hangi karara karışırlarsa hem kendilerini, hem de ortaklarını hiç hayal edilemeyecek zararlara sokabiliyorlar. Araştırmacılar için bu çok bereketli bir alandır. Schiller aptallara karşı Tanrının boşuna uğraştığını söylermiş. Bu, aptalın kendi varlığının bilincinden (selfconsciousness) haberi olmamasından kaynaklanır. Peter Sellers filmde sakin, sevimli, çevreye ve olan bitene karşı tepkisiz ve bahçıvan olduğu için, her olguyu bitki yaşamının bir ayrıntısıyla anlatan büyüleyici bir aptaldı. Biz bitkisel yaşamı fizyolojik olarak biliyoruz. Fakat bir aptalın beynindeki genetik ve görünüşte zararsız dejenerasyon, Cipolla’ya göre tarihte insanlara pahalıya mal olmuştur. Zeki haydutların topluma zararları pek yok. Kendileriyle birlikte toplumun dengesini de fazla değiştirmiyorlar. Fakat aptal haydutlar daha zararlı oluyormuş. Yine de hayduttan daha tehlikelidir aptallar. Türkler ve Amerikalıların esircilik tarihleri üzerinde karşılaştırmalı bir çalışma tarihimizi aydınlatma açısından yararlı olurdu. Afrika’dan esir kaçırmadık, ama esirlerden ordu ve padişah anası çıkardık. Başkalarına zarar verdik, ama kendimiz kazandık. Bu haydut tanımına giriyor, fakat aptal tanımına girmiyor. Türkler Amerikalılardan daha zeki davranıyorlar. Belki de daha insancıl.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/cipollanin-aptallari">Cipolla’nın aptalları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Carlo Cipolla ünlü bir İtalyan ekonomi tarihçisidir. Avrupa sanayi öncesi çağının ekonomik tarihini yazmıştır. Aynı döneme ilişkin başka önemli yapıtları arasında, sömürülenler, cahiller ve aptallar bağlamında duyarlı olan bu entelektüel ve zeki yazarın <em>&#8220;fatihler, korsanlar, tüccarlar&#8221;  </em>üzerine de çok güzel bir kitabı var.</p>
<p>1988’de yayınlanan <em>&#8220;</em><i>Allegro ma non troppo&#8221; (Hızlıca, ama fazla hızlı değil)</i><em> </em>adlı küçük kitabının ikinci bölümünde aptallığın yasalarını anlatır. Bu küçük yapıt klinik araştırmaların sonuçları ve yazarın tarihi araştırmalarına dayanan ilginç bir toplumsal analizdir.</p>
<p>Her toplumda genetik aptallık oranı %2 imiş. Okumuş, okumamış, zengin fakir, köyde kentte, üniversitede, ilkokulda, sarayda, zengin bir büroda, ortalama değişmiyor.</p>
<p>Dünyada 150 milyon, Amerika’da 6,5 milyon, Türkiye’de 1,6 milyon genetik aptal var. Profesörler, iş adamları, doktorlar, mühendisler, öğretmenler, politikacılar işçiler, arasında da oran %2.</p>
<p><strong>Her mesleğin %10’u aptal</strong></p>
<p>Örneğin 60.000 mimar varsa 1.200’ü aptal. Bir hastanede 500 doktor varsa 10 tanesi aptal. Her kurum ya da özgün toplulukta aynı. Bu bilimsel bir saptama, kimseye hakaret değil. Çünkü kimin aptal olduğunu kimse bilmiyor. Bu araştırmaları yapan üniversitelerde birbirlerinden farklı konumlarda olan üyeleri, aynı ortamda olmalarına karşın, doktorlar, öğrenciler, hemşireler arasında da aynı aptal oranı var.</p>
<p>Araştırmalar kadın ve erkekler arasında da bu oranın değişmediğini gösteriyor. Boş insanlarla üniversite profesörü, yazar, politikacı arasında yüzde iki oranı açısından fark yok. Şoförler, hamallar arasında da yok.</p>
<p>Aynı elbiseleri giyip aynı işleri yaptıkça ve aynı yollarda yürüdükçe aptalla akıllıyı ayırmak olanaksız. Aristo’nun ‘sosyal hayvanlar’ kategorisindeyiz.</p>
<p><strong>Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar </strong></p>
<p>Birlikte yaşamak zorunda olan insanoğlunu Cipolla dört sınıfa ayırıyor: Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar.</p>
<p>Pratik olarak tanımlarsak, birisi kazanmak için bir şey yapar ve kaybederse onu saflar arasına koyuyoruz. Fakat kazanır ve bu bir başkası aleyhine olursa onu haydutlar arasına koyuyoruz. Hem kendisine hem de başkalarına kaybettirirse aptal sayılıyor. Bu bilimsel bir sınıflandırma.</p>
<p>Cipolla aptal insanlara ilişkin temel yasaları tanımlamış:</p>
<p><strong>Birinci Yasa</strong>: Bir toplumda herkes çevresindeki aptalların sayısını olduğundan daha az tahmin eder.</p>
<p><strong>İkinci yasa</strong>: Bir insanın aptallığı onun hiç bir başka özelliğiyle ilişkili ve orantılı değildir.</p>
<p><strong>Üçüncü Yasa</strong>: Aptal insan başkasına ya da başkalarına zarar veren ve bu arada kendisi de bir şey kazanmayan hatta ziyan edendir.</p>
<p><strong>Dördüncü Yasa</strong>: Aptal olmayanlar aptalların gücünü hep daha az sanırlar. Genellikle aptal olmayanlar herhangi koşulda da olursa olsun, bir aptalla işbirliği yapmanın neye mal olacağını hesaplayamazlar.</p>
<p><strong>Beşinci Yasa</strong>: En tehlikeli insan, aptal olandır.</p>
<p><strong>Benzer ve eşit değiliz</strong></p>
<p>İnsanlar, tarih boyunca, kendi aralarında benzer ve eşit olmadılar. Ulusal toplumlar da bu bağlamda aynı. Hayvanlar ve bitkiler gibi onlar da farklı. Renkleri bile aynı değil. Fiziksel yapıları, davranışları da. Ahlakın, dinin, eğitimin ve uygarlığın bu farklılığa karşı yapacağı bir şey yok.</p>
<p>Fakat birlikte yaşamak ve çalışmak zorundalar. Sanayi devrimlerini hala gerçekleştirememiş ülkelerin aptal olmayanları için Cipolla’nın çok yararlı gözlemleri var.</p>
<p>Toplum böyle ayrımları göz önüne almadan bütün olarak çalışan bir mekanizma olduğu için, her gün para, enerji, zaman kaybettiren olaylarda birbirimizle işbirliği yapıyoruz.</p>
<p>Yaşam karmaşık ve anlaşılmaz olaylarla dolu. Örneğin büyük kentlerde diyelim İstanbul’da ulaşım gerçekten Arap saçına dönmüş otomobillerin yaşamı zehir ettiği, tümel bir düzensizliktir. Çirkinlik, tehlike, gürültü ve solunmayan bir havaya insanları mahkûm etmişler. Teneke ve cinayet egemenliği. Enerji kaybına neden olduğuna; saçınızı başınızı yoldurduğuna göre nedeninin aptallık olduğu belli bir olgudur.</p>
<p><strong>Aptalların tepkileri birbirine benziyor</strong></p>
<p>Ne var ki bu tek kişinin değil, grupların işidir. Aralarında aptallarla birlikte saflar, haydutlar ve zekiler birlikte olacaktır. Bu tür olaylar kişi, grup, köy, kent, toplum, ülke çapında yaşamın ortak belalarıdır. Bu olaylarda, etkinliklerde insan ve grupların tepkileri farklıdır. İnsanların tepkisi bazen zekice, bazen de safça olabilir. Fakat aptalların tepkilerinin her zaman çok homojen olduğu saptanmıştır. Çünkü her olayda aptalca karar verirler. Olan bitenin farkında oldukları söylenemez.</p>
<p>Haydut tipi, başkasının hakkını tam yiyendir. Haydut tipinin en kötüsü hırsızdır; işin kötüsü, haydutun, aptal ve zeki parametreleri arasında yer değiştirmesidir. Başarılı haydutlar genelde zeki olurlar.</p>
<p>Aptallıkla iktidar arasında bir ilişki de saptanmış. İnsanlar birbirlerini etkiledikleri ve kimse de ortaklık ettiğinin aptal olup olmadığını bilmediği için aptallık, toplumsal statüyle sınırlı değil.</p>
<p><strong>Peter Sellers’in filmi</strong></p>
<p>Ünlü İngiliz artisti Peter Sellers’in zekice sahnelenmiş bir filmi vardı: ‘Being There’ (Orada Olmak). Bu aptal bir uşağın, kimse yeterince kişiliğinin farkına varmadan, Amerikan Cumhurbaşkanı&#8217;nın çevresine çıkıp düşüncelerini dinlettiğini gösteren olağanüstü bir aptallık hikâyesiydi.</p>
<p>Aptal bir insan hoşa giden, sevimli bir görünüşe sahip olabilir. Dünya tarihinde, krallar, aristokratlar, komutanlar, kilise adamları arasında %2 oranında aptal var. Bunlar Peter Sellers’in filminde olduğu gibi, kimsenin farkına varmadan ulaşabildikleri mevkilere göre, çok zararlı olabilirler. Sanayi öncesinde bunlara daha çok rastlanıyor. Tarihimizde Deli İbrahim gibi sultanları biliyoruz.</p>
<p><strong>Seçimler ve %2</strong></p>
<p>Demokratik seçim %2 katsayısının neredeyse şaşmadan çalıştığı bir sistemdir. Oy veren ve oy alanlarıyla genel seçimlerde, Türkiye nüfusuna göre yüz binlerce genetik aptal özgürce oy kullanıyor.</p>
<p>Tanımları gereği, hangi eyleme, hangi karara karışırlarsa hem kendilerini, hem de ortaklarını hiç hayal edilemeyecek zararlara sokabiliyorlar. Araştırmacılar için bu çok bereketli bir alandır.</p>
<p><strong>Schiller</strong> aptallara karşı Tanrının boşuna uğraştığını söylermiş. Bu, aptalın kendi varlığının bilincinden (selfconsciousness) haberi olmamasından kaynaklanır.</p>
<p>Peter Sellers filmde sakin, sevimli, çevreye ve olan bitene karşı tepkisiz ve bahçıvan olduğu için, her olguyu bitki yaşamının bir ayrıntısıyla anlatan büyüleyici bir aptaldı. Biz bitkisel yaşamı fizyolojik olarak biliyoruz. Fakat bir aptalın beynindeki genetik ve görünüşte zararsız dejenerasyon, Cipolla’ya göre tarihte insanlara pahalıya mal olmuştur.</p>
<p>Zeki haydutların topluma zararları pek yok. Kendileriyle birlikte toplumun dengesini de fazla değiştirmiyorlar. <strong>Fakat aptal haydutlar daha zararlı oluyormuş</strong>. Yine de hayduttan daha tehlikelidir aptallar.</p>
<p>Türkler ve Amerikalıların <strong>esircilik tarihleri üzerinde karşılaştırmalı bir çalışma</strong> tarihimizi aydınlatma açısından yararlı olurdu. Afrika’dan esir kaçırmadık, ama esirlerden ordu ve padişah anası çıkardık. Başkalarına zarar verdik, ama kendimiz kazandık. Bu haydut tanımına giriyor, fakat aptal tanımına girmiyor.</p>
<p>Türkler Amerikalılardan daha zeki davranıyorlar. Belki de daha insancıl.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/cipollanin-aptallari">Cipolla’nın aptalları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7359</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 23:21:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[birikim]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[piksel]]></category>
		<category><![CDATA[Raymond Williams]]></category>
		<category><![CDATA[reddit]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel kapasite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü kültür kuramcısı Raymond Williams’a göre “kültür” kelimesi İngilizce’deki en karmaşık 2-3 kelimeden birisi ve 164 farklı tanıma sahip (1). Belki de Williams bu cümleyi sarf ettikten sonra yenileriyle birlikte 200&#8217;e dayanmıştır. Aslına bakarsanız ben de bir kültür tanımı yapsam çok eğlenebilirim (yazı sonuna doğru yapacağım da). Kültür kelimesinin kökeni tarıma dayanır. Bildiğiniz kültür mantarındaki kültür yani&#8230; Latince dilinde tarla sürmek anlamına gelen “cultura” kelimesinden Fransızca&#8217;ya “culture” olarak geçmiş, bu dilde “eğitim yoluyla insanın tarla gibi sürülmesi” gibi bir anlama kavuşmuş. 18. yüzyıl sonunda Almanca’da “insanın zihinsel kapasitesinin yarattığı değer” anlamında kullanılmış (2) ve nihayet 1805 yılında toplumun entelektüel birikimine bir karşılık olarak kullanılmaya başlanmış (3). Akademik tanımlardan kayda değer bulduğum ikisinden de bahsedeyim: E. B. Tylor’a göre kültür toplum üyelerinin kazandığı bilgi, sanat, ahlak, gelenek ve benzeri alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür (4). B. Parekh&#8217;e göreyse “Tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemi, ya da başka bir deyişle, bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları bir inançlar ve adetler sistemi, insan yaşamını anlamanın ve düzenlemenin bir yolu” (5). Bu tanımlardan gözümüzün seçtiği, aklımızın hemen çekip çıkardığı birkaç kavram olmuştur: Zihinsel kapasitenin yarattığı değer, bilgi, sanat, ahlak, gelenek, anlam, önem, inanç ve adet. Kültür hepsidir. İnsanı insan yapandır. Belki diğer canlılardan ayıran şey başlı başına kültürdür; çünkü kendi sembollerini böylesine yaratıp sonra onlara anlam ve değer yükleyerek başkalarına ve hatta sıradaki nesillere bu kadar aktarabilen başka bir canlı yoktur. Dil dahi başlı başına bir kültür öğesidir aslında. Bir uzaylı tür Dünya&#8217;yı ziyarete gelse, görecekleri ve algılayacakları şey biyolojik varlığımızdan önce kültürümüz olacaktır. Araçlar, binalar, festivaller, karnavallar, TV ve radyo yayınlarının içindekiler&#8230; Yani &#8216;kültür&#8217; içi geniş, çok ama çok geniş bir kavram&#8230; Bir toplumun, bir çağın kültürünü görüp algılamak istemek, büyük şey istemek değil midir? Ancak&#8230; Yine de&#8230; Belki  de&#8230; &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221; denen şeyi tamamıyla değil de, şöyle kolayca anlamanın, anlatmanın, bir çırpıda görmenin ya da göstermenin bir yolu vardır? Mesela bir zaman makinesine binip geçmişe gidip, bulduğunuz bir insan topluluğuna sınırsız boya ve silgi verdiğinizi ve büyükçe bir mağara duvarına istediklerini yazıp çizmelerini, isterlerse başkasının yazdıklarının üstüne yazabileceklerini söylesek? Eğer bunu dövüşmeden yapmayı başarırlarsa -yani aralarında zaman zaman anlaşmazlık çıksa da asgari bir müşterekte buluşabileceklerini varsayarsak- çıkacak büyük resim bize bulunduğumuz tarihteki insanların doğayı, dünyayı ve birbirlerini algılayış biçimleri ve bunları nasıl sembolize ettikleri hakkında muazzam bir fikir vermez miydi? Bana verirdi gibi geliyor. Birini karşımıza oturtup &#8220;anlat bakalım geçmişteki dostum, sizin kültürde neler var?&#8221; demekten ya da bir köşeye oturup farklı toplumların tek tek ne yaptıklarını izleyerek öğrenmekten çok daha pratik, verimli ve gerçekçi olabilirdi. Velhasıl&#8230; Bunun yapılmışı var! Hem de günümüzde. Sosyal medya platformlarından biri olan Reddit, 1 Nisan&#8217;da kullanıcılarına 1024 x 1024&#8217;lük bir alan açtı. Kullanıcılar bu alanda istedikleri bir yere her 5 dakikada bir nokta koyabilecekti. Bu noktanın rengini 16 renk arasından seçeceklerdi. Kısa sürede on binlerce Reddit kullanıcısı faaliyete iştirak etti ve 72 saat içerisinde ortaya kollektif bir desen çıktı. (Resmin tamamını görmek isteyenler için hemen yana koydum. Dileyenler oradan büyüğüne bakıp indirsinler.) Mağara örneğini ele alırsak, bu resim çağımızın &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221;nü yansıtmaktadır (Gerçi tam olarak böyle değil. Bu kadar kapsayıcı bir ifade kullanırsam haksızlık etmiş, hatta &#8216;etnosantrik&#8217; yaklaşmış olurum. Doğrusu &#8216;bilgisayar ve internet kullanabilen, bilgi çağı insanı kültürü&#8217; olmalı. Papua Yeni Gine ya da Güney Amerika yerlilerinin kültürü dahil değil maalesef.) Gerek nihai resim, gerekse yapılış sürecinde yaşananlar, bana göre oldukça büyüleyici. En azından bazı kültürlerin temsili açısından&#8230; İnternet kullanabilen, çoğunluğu batılı, bilgi çağı toplumu üyelerinin böylesine serbest atışla kendi sembollerini ortaya koyma süreci bence çok şey anlatıyor. Resimde oyun logoları, şahıslar, Mona Lisa tablosu, bazı anlamlı metinler, tarihler, pixel-art sanatının müthiş ürünleri, desenler, LGBTi&#8217;yi temsil eden köşeden köşeye uzanan gökkuşağı gibi kimlik sembolleri, futbol takımı armaları, anime karakterleri&#8230; Daha neler neler var. Üstelik bunlar tek bir kişinin kaleminden, fırçasından -ya da fare tıkından- değil, kolektif bir çalışma ürünü olarak ortaya çıkıyor. Şuradaki videoda, tüm süreç hızlandırılmış bir biçimde görülüyor. Bazı kayda değer oluşum ve mücadeleleri yakın pencereden izlemek içinse şu video. Detaylara ve kolektif çalışma biçimine hayran kalmak isterseniz ikinci videoyu özellikle öneririm. En çok göze çarpan, hemen gözlerimizin seçiverdiği şeyler elbette bayraklar. Bayrakların oluşma süreci ayrıca anlatmaya değer Gördüğünüz üzere resimde bayraklar var&#8230; Göze çarpan bayrakların gayrisafi milli hasılası yüksek ülkelerin bayrakları olması pek tesadüf değil bana kalırsa. Bazı bayraklar arasında etkileşim de mevcut. Mesela Türkiye ve Yunanistan bayrakları arasında iki ülkenin dostluğunu simgeleyen bir kalp var (ancak yapılış sürecinde Türk bayrağı yapılırken Yunan bayrağının Türk bayrağını silecek şekilde yapıldığı, daha sonra hemen yanına yeniden Türk bayrağı yapılıp, aradaki dostluk simgesi kalbin ortaya çıktığını belirtmem gerek&#8230; Sanırım ilk başta mücadele eden az sayıda birileri vardı. Katılımcılar arttıkça dostluk kazandı. Sadece tahmin&#8230;) Bayrak savaşı bize has değil. Fransız ve Alman bayrakları da kapıştılar. Ancak araya bir Avrupa Birliği bayrağı girdi ve mutabakat sağlandı. Bir diğer bayrak savaşı da, ilginçtir, Danimarka ve İsveç arasında yaşandı. Lakin onlar da nihayetinde anlaştılar; her ne kadar İsveç &#8216;daha çok anlaşmış&#8217; görünüyor olsa da. Peki Reddit&#8217;in bu uygulaması nasıl ve neden sona erdi dersiniz? Başlıca şüphelerden birisi şu: Birileri hemen, kendi diledikleri resmi emek harcamadan yapabilmek için script, yani hazır kod kullanmaya başlaması işin tadını kaçırmış. Örneğin Arjantin bayrağını yapan şahıs, bu bayrak üzerindeki her türlü değişikliği geri alan bir script yazmış (6). Bir süre sonra başkaları da böyle işlere girişmiş olmalı. Yani kolektif bir emekten doğabilecek güzellikler, bir kaç uyanığın hamlesiyle engellenmiş olabilir. Fakat böyle olması bile müthiş bir şey bence zira sona erme biçimi bile &#8220;insanı&#8221; ve çağımızın kültürünü birebir yansıtmıyor mu? ORTAK MALLARIN TRAJEDİSİ. Hoş geldin insan!. Her neyse&#8230; Şimdi vaat ettiğim üzere, kendi kültür tanımımı yapayım: Kültür, yeterince kalabalık bir insana üzerine yazıp çizebilecekleri ve birbirlerinin yazıp çizdiklerini silebilecekleri alan ve imkan verdiğinizde bir süre sonra ortaya çıkandır. Dil&#8230; Sanat&#8230; İnanç&#8230; Her türlü temsil&#8230; Son diyeceğimi de diyeyim: Bence tekrar Voyager plağı gönderilecek olursa içine bu resmi ve yapılış videosunu koysunlar. Herkese iyi haftalar Tevfik Uyar / @tevfik_uyar Kaynaklar:  1) Emre Gökalp, “Kültür ve Toplum”, Sosyolojiye Giriş. Ed. Nadir Suğur, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012) 2) Feyzullah Eroğlu, Davranış Bilimleri. (İstanbul: Beta Yayınevi, 2011) 3) Etymonline.com çevrimiçi etimoloji sözlüğü, “culture” maddesi. 5) Bozkurt Güvenç, Kültür ve Demokrasi. (Ankara: Gündoğan Yayınları, 1996) 5) Ali Ergur, “Kültür”, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar. Ed. Emre Gökalp, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012) 6) http://knowyourmeme.com/memes/events/rplace</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan">Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü kültür kuramcısı Raymond Williams’a göre “kültür” kelimesi İngilizce’deki en karmaşık 2-3 kelimeden birisi ve 164 farklı tanıma sahip (1). Belki de Williams bu cümleyi sarf ettikten sonra yenileriyle birlikte 200&#8217;e dayanmıştır. Aslına bakarsanız ben de bir kültür tanımı yapsam çok eğlenebilirim (yazı sonuna doğru yapacağım da).</p>
<p>Kültür kelimesinin kökeni tarıma dayanır. Bildiğiniz kültür mantarındaki kültür yani&#8230; Latince dilinde tarla sürmek anlamına gelen “cultura” kelimesinden Fransızca&#8217;ya “culture” olarak geçmiş, bu dilde “eğitim yoluyla insanın tarla gibi sürülmesi” gibi bir anlama kavuşmuş. 18. yüzyıl sonunda Almanca’da “insanın zihinsel kapasitesinin yarattığı değer” anlamında kullanılmış (2) ve nihayet 1805 yılında toplumun entelektüel birikimine bir karşılık olarak kullanılmaya başlanmış (3). Akademik tanımlardan kayda değer bulduğum ikisinden de bahsedeyim: E. B. Tylor’a göre kültür toplum üyelerinin kazandığı bilgi, sanat, ahlak, gelenek ve benzeri alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür (4). B. Parekh&#8217;e göreyse “Tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemi, ya da başka bir deyişle, bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları bir inançlar ve adetler sistemi, insan yaşamını anlamanın ve düzenlemenin bir yolu” (5).</p>
<p>Bu tanımlardan gözümüzün seçtiği, aklımızın hemen çekip çıkardığı birkaç kavram olmuştur: Zihinsel kapasitenin yarattığı değer, bilgi, sanat, ahlak, gelenek, anlam, önem, inanç ve adet. Kültür hepsidir. İnsanı insan yapandır. Belki diğer canlılardan ayıran şey başlı başına kültürdür; çünkü kendi sembollerini böylesine yaratıp sonra onlara anlam ve değer yükleyerek başkalarına ve hatta sıradaki nesillere bu kadar aktarabilen başka bir canlı yoktur. Dil dahi başlı başına bir kültür öğesidir aslında. Bir uzaylı tür Dünya&#8217;yı ziyarete gelse, görecekleri ve algılayacakları şey biyolojik varlığımızdan önce kültürümüz olacaktır. Araçlar, binalar, festivaller, karnavallar, TV ve radyo yayınlarının içindekiler&#8230;</p>
<p>Yani &#8216;kültür&#8217; içi geniş, çok ama çok geniş bir kavram&#8230; Bir toplumun, bir çağın kültürünü görüp algılamak istemek, büyük şey istemek değil midir?</p>
<p>Ancak&#8230; Yine de&#8230; Belki  de&#8230; &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221; denen şeyi tamamıyla değil de, şöyle kolayca anlamanın, anlatmanın, bir çırpıda görmenin ya da göstermenin bir yolu vardır?</p>
<p>Mesela bir zaman makinesine binip geçmişe gidip, bulduğunuz bir insan topluluğuna sınırsız boya ve silgi verdiğinizi ve büyükçe bir mağara duvarına istediklerini yazıp çizmelerini, isterlerse başkasının yazdıklarının üstüne yazabileceklerini söylesek? Eğer bunu dövüşmeden yapmayı başarırlarsa -yani aralarında zaman zaman anlaşmazlık çıksa da asgari bir müşterekte buluşabileceklerini varsayarsak- çıkacak büyük resim bize bulunduğumuz tarihteki insanların doğayı, dünyayı ve birbirlerini algılayış biçimleri ve bunları nasıl sembolize ettikleri hakkında muazzam bir fikir vermez miydi? Bana verirdi gibi geliyor. Birini karşımıza oturtup &#8220;anlat bakalım geçmişteki dostum, sizin kültürde neler var?&#8221; demekten ya da bir köşeye oturup farklı toplumların tek tek ne yaptıklarını izleyerek öğrenmekten çok daha pratik, verimli ve gerçekçi olabilirdi.</p>
<p>Velhasıl&#8230; Bunun yapılmışı var! Hem de günümüzde.</p>
<p>Sosyal medya platformlarından biri olan Reddit, 1 Nisan&#8217;da kullanıcılarına 1024 x 1024&#8217;lük bir alan açtı. Kullanıcılar bu alanda istedikleri bir yere her 5 dakikada bir nokta koyabilecekti. Bu noktanın rengini 16 renk arasından seçeceklerdi. Kısa sürede on binlerce Reddit kullanıcısı faaliyete iştirak etti ve 72 saat içerisinde ortaya kollektif bir desen çıktı.</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-6068 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-300x300.png" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-300x300.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-150x150.png 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a.png 1024w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>(Resmin tamamını görmek isteyenler için hemen yana koydum. Dileyenler oradan büyüğüne bakıp indirsinler.)</p>
<p>Mağara örneğini ele alırsak, bu resim çağımızın &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221;nü yansıtmaktadır (Gerçi tam olarak böyle değil. Bu kadar kapsayıcı bir ifade kullanırsam haksızlık etmiş, hatta &#8216;etnosantrik&#8217; yaklaşmış olurum. Doğrusu &#8216;bilgisayar ve internet kullanabilen, bilgi çağı insanı kültürü&#8217; olmalı. Papua Yeni Gine ya da Güney Amerika yerlilerinin kültürü dahil değil maalesef.)</p>
<p>Gerek nihai resim, gerekse yapılış sürecinde yaşananlar, bana göre oldukça büyüleyici. En azından bazı kültürlerin temsili açısından&#8230; İnternet kullanabilen, çoğunluğu batılı, bilgi çağı toplumu üyelerinin böylesine serbest atışla kendi sembollerini ortaya koyma süreci bence çok şey anlatıyor.</p>
<p>Resimde oyun logoları, şahıslar, Mona Lisa tablosu, bazı anlamlı metinler, tarihler, pixel-art sanatının müthiş ürünleri, desenler, LGBTi&#8217;yi temsil eden köşeden köşeye uzanan gökkuşağı gibi kimlik sembolleri, futbol takımı armaları, anime karakterleri&#8230; Daha neler neler var. Üstelik bunlar tek bir kişinin kaleminden, fırçasından -ya da fare tıkından- değil, kolektif bir çalışma ürünü olarak ortaya çıkıyor. Şuradaki <a href="https://www.youtube.com/watch?v=XnRCZK3KjUY" target="_blank" rel="noopener noreferrer">videoda</a>, tüm süreç hızlandırılmış bir biçimde görülüyor. Bazı kayda değer oluşum ve mücadeleleri yakın pencereden izlemek içinse <a href="https://www.youtube.com/watch?v=RCAsY8kjE3w" target="_blank" rel="noopener noreferrer">şu video</a>. Detaylara ve kolektif çalışma biçimine hayran kalmak isterseniz ikinci videoyu özellikle öneririm.</p>
<p>En çok göze çarpan, hemen gözlerimizin seçiverdiği şeyler elbette bayraklar. Bayrakların oluşma süreci ayrıca anlatmaya değer <img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-6069" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace-300x154.png" alt="" width="300" height="154" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace-300x154.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace.png 485w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Gördüğünüz üzere resimde bayraklar var&#8230; Göze çarpan bayrakların gayrisafi milli hasılası yüksek ülkelerin bayrakları olması pek tesadüf değil bana kalırsa. Bazı bayraklar arasında etkileşim de mevcut. Mesela Türkiye ve Yunanistan bayrakları arasında iki ülkenin dostluğunu simgeleyen bir kalp var (ancak yapılış sürecinde Türk bayrağı yapılırken Yunan bayrağının Türk bayrağını silecek şekilde yapıldığı, daha sonra hemen yanına yeniden Türk bayrağı yapılıp, aradaki dostluk simgesi kalbin ortaya çıktığını belirtmem gerek&#8230; Sanırım ilk başta mücadele eden az sayıda birileri vardı. Katılımcılar arttıkça dostluk kazandı. Sadece tahmin&#8230;) Bayrak savaşı bize has değil. Fransız ve Alman bayrakları da kapıştılar. Ancak araya bir Avrupa Birliği bayrağı girdi ve mutabakat sağlandı. Bir diğer bayrak savaşı da, ilginçtir, Danimarka ve İsveç arasında yaşandı. Lakin onlar da nihayetinde anlaştılar; her ne kadar İsveç &#8216;daha çok anlaşmış&#8217; görünüyor olsa da.</p>
<p>Peki Reddit&#8217;in bu uygulaması nasıl ve neden sona erdi dersiniz?</p>
<p>Başlıca şüphelerden birisi şu: Birileri hemen, kendi diledikleri resmi emek harcamadan yapabilmek için script, yani hazır kod kullanmaya başlaması işin tadını kaçırmış. Örneğin Arjantin bayrağını yapan şahıs, bu bayrak üzerindeki her türlü değişikliği geri alan bir script yazmış (6). Bir süre sonra başkaları da böyle işlere girişmiş olmalı. Yani kolektif bir emekten doğabilecek güzellikler, bir kaç uyanığın hamlesiyle engellenmiş olabilir. Fakat böyle olması bile müthiş bir şey bence zira sona erme biçimi bile &#8220;insanı&#8221; ve çağımızın kültürünü birebir yansıtmıyor mu? ORTAK MALLARIN TRAJEDİSİ. Hoş geldin insan!.</p>
<p>Her neyse&#8230; Şimdi vaat ettiğim üzere, kendi kültür tanımımı yapayım: Kültür, yeterince kalabalık bir insana üzerine yazıp çizebilecekleri ve birbirlerinin yazıp çizdiklerini silebilecekleri alan ve imkan verdiğinizde bir süre sonra ortaya çıkandır. Dil&#8230; Sanat&#8230; İnanç&#8230; Her türlü temsil&#8230;</p>
<p>Son diyeceğimi de diyeyim: Bence tekrar Voyager plağı gönderilecek olursa içine bu resmi ve yapılış videosunu koysunlar.</p>
<p>Herkese iyi haftalar</p>
<p><strong>Tevfik Uyar / <a href="https://twitter.com/tevfik_uyar" target="_blank" rel="noopener noreferrer">@tevfik_uyar</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_884" class="selectable">1) Emre Gökalp, “Kültür ve Toplum”, Sosyolojiye Giriş. Ed. Nadir Suğur, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012)</div>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_862">2) Feyzullah Eroğlu, Davranış Bilimleri. (İstanbul: Beta Yayınevi, 2011)</div>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_859">3) Etymonline.com çevrimiçi etimoloji sözlüğü, “culture” maddesi.</div>
<div>5) Bozkurt Güvenç, Kültür ve Demokrasi. (Ankara: Gündoğan Yayınları, 1996)</div>
<div>5) Ali Ergur, “Kültür”, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar. Ed. Emre Gökalp, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012)</div>
<div>6) http://knowyourmeme.com/memes/events/rplace</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan">Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6067</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Biz yaşam için öğreniriz” veya Bilim ve Etik</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/biz-yasam-icin-ogreniriz-veya-bilim-ve-etik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Çetiner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2016 12:31:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mustafa Çetiner]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Claude Bernard]]></category>
		<category><![CDATA[Einstein]]></category>
		<category><![CDATA[etik]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4781</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilimin serüveninin ilk kilometre taşı belki de eski Yunan okullarının kapısında yazan “Non scholae, sed vitae discimus” cümlesidir, yani “biz yaşam için öğreniriz”. Bu cümlenin açıklaması şudur, ne yapıyorsak bu dünya için yapıyoruz, bu dünyayı anlamak için yapıyoruz, bunun ötesinde hiç bir şey için uğraşmıyoruz. Bu inanış dünya biliminin en önemli aktörlerinden biri olan Albert Einstein’ın şu sözleriyle tam bir bütünlük sağlar. “Bilim, bilebileceğimiz inancı üzerine kuruludur” Bilim tarihinde Isaac Newton çok önemli bir yere sahiptir. Onun 1687 yılında basılan ünlü kitabı “Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica” dogmalara bir meydan okumadır. Principia, çatallanan yollar, yani yol ayrımı anlamına gelmektedir. Bilimin temel felsefesi nettir. “Dogmalarla işim yok, esas olan değişim, akıl ve bilgidir.” Dünyada bilimsel üretim arttıkça doğal olarak etik konusu da daha çok gündeme geliyor. Tabii, ilk bakışta bizim gibi aslında “bilim toplumu olmanın çok uzağında” toplumlar için bu çok da öncelikli bir konu gibi görünmeyebilir. Ancak benim inancım bunun tam tersidir. Bu ülkede bilime inancı arttırmak, bilimsel düşünceyi yaygınlaştırmak, beyinlerimizi dogmaların, inanç sistemlerinin prangalarından kurtarmak çok önemli. Yıllarca öğrencilerime şu öğüdü verdim. &#8220;İnanışlarınız, yaşama bakışınız ne olursa olsun, eğer bilimsel düşünceye inanıyorsanız en azından işinizi yaparken inanışlarınızı bir kenara bırakın.&#8221; Hep Claude Bernard’ın o ünlü sözünü hatırlamak gerekir. “Ben her pazar kiliseye giderim ama laboratuvarda üzerime beyaz önlüğümü giydiğimde Tanrı dahil kimseyi tanımam.” Bu yaklaşım insan beynini özgürleştirir. Orhan Bursalı Aziz Sancar’ı anlatırken diyor ki; “Olayların sonuçlarıyla ilgilenmeyen, nedenlerinin peşinde koşan adam.” Yani yaptıklarının kendini nereye götüreceğini bilmeyen, aslında ona da çok takılmayan biri. Ne kadar da Einstein’ın kafa yapısıyla aynı. Bakın ne diyor Einstein; “Eğer ne yaptığımı bilseydim, buna araştırma demezdim.” Etik sözcüğü Yunanca “Ethos” yani “iyi, güzel” anlamına geliyor. “Ahlak” ayrı bir sözcük, Arapça “halak”, “huy” sözcüğünden geliyor. Kullanıldığı anlamıyla iyiyi istemek, tercih etmek, iyi niyet, iyi eylem gibi. Yani daha çok bir “iyi olma” hali. Etik belki de “Teorik Ahlak” olabilir, bir anlamda ahlak kurallarının sistematiği. Biyoetik veya daha dar anlamda tıp etiği daha da özel bir alan. Klinik etik, araştırma etiği, meslek etiği, hasta hakları, ülkemiz gibi hekime şiddetinin kışkırtıldığı bir ülkede elbette hekim hakları, bunların tümü biyo-etik konusu. Deontoloji etik konusunun içinde, onun bir parçası gibi. Yükümlülük bilgisi anlamına geliyor. Etik ile karşılaştırıldığında daha zorlayıcı, yazılı olması da gerekmiyor her zaman. Bir bakıma hekimlerin uygulamak zorunda oldukları varsayılan kurallar bütünü. Uygulamak zorunda oldukları diyoruz ama uyguluyorlar mı, buna “evet” demek o kadar kolay değil, en azından her hekim için “evet” diyemeyiz. Geçtiğimiz günlerde Kayseri’de 3. Deneysel Hematoloji Kongresi yapıldı. Kongrenin açılış oturumunda “Bilim ve Etik” konulu bir konuşma yaptım. Çok dinamik bir dinleyici kitlesi vardı. Belmont raporundan, Helsinki Deklarasyonundan, Lizbon Hasta Hakları Bildirgesinden söz ettim. Bilimsel sahtekarlık yöntemlerini anlattım. Toplantıda bilim etiğinin ders olarak okutulması gerektiğini söyleyenler oldu. Belki haklılar, ama yeter mi? Hukuksuz, adaletsiz, yapanın yanına kar kaldığı, bilime sırtını dönmüş bir toplumda “tıp etiği” dersi ne kadar ikna edicidir. Toplantıda “az kitap okumuş, tek kitap referanslı konuşan insanlardan korkarım ben” dedi bir bilim insanı. Bence haklı. Bence sorunu çözmeye buradan başlamak gerekir. Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/biz-yasam-icin-ogreniriz-veya-bilim-ve-etik">“Biz yaşam için öğreniriz” veya Bilim ve Etik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilimin serüveninin ilk kilometre taşı belki de eski Yunan okullarının kapısında yazan “<strong>Non scholae, sed vitae discimus</strong>” cümlesidir, yani “biz yaşam için öğreniriz”.</p>
<p>Bu cümlenin açıklaması şudur, ne yapıyorsak bu dünya için yapıyoruz, bu dünyayı anlamak için yapıyoruz, bunun ötesinde hiç bir şey için uğraşmıyoruz.</p>
<p>Bu inanış dünya biliminin en önemli aktörlerinden biri olan <strong>Albert Einstein</strong>’ın şu sözleriyle tam bir bütünlük sağlar.</p>
<p>“<strong>Bilim, bilebileceğimiz inancı üzerine kuruludur</strong>”</p>
<p>Bilim tarihinde <strong>Isaac Newton</strong> çok önemli bir yere sahiptir. Onun 1687 yılında basılan ünlü kitabı “<strong><em>Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica</em></strong><strong>”</strong> dogmalara bir meydan okumadır.</p>
<p>Principia, çatallanan yollar, yani yol ayrımı anlamına gelmektedir.</p>
<p>Bilimin temel felsefesi nettir.</p>
<p>“Dogmalarla işim yok, esas olan değişim, akıl ve bilgidir.”</p>
<p>Dünyada bilimsel üretim arttıkça doğal olarak etik konusu da daha çok gündeme geliyor.</p>
<p>Tabii, ilk bakışta bizim gibi aslında “bilim toplumu olmanın çok uzağında” toplumlar için bu çok da öncelikli bir konu gibi görünmeyebilir. Ancak benim inancım bunun tam tersidir.</p>
<p>Bu ülkede bilime inancı arttırmak, bilimsel düşünceyi yaygınlaştırmak, beyinlerimizi dogmaların, inanç sistemlerinin prangalarından kurtarmak çok önemli.</p>
<p>Yıllarca öğrencilerime şu öğüdü verdim.</p>
<p>&#8220;İnanışlarınız, yaşama bakışınız ne olursa olsun, eğer bilimsel düşünceye inanıyorsanız en azından işinizi yaparken inanışlarınızı bir kenara bırakın.&#8221;</p>
<p>Hep <strong>Claude Bernard</strong>’ın o ünlü sözünü hatırlamak gerekir.</p>
<p><strong>“Ben her pazar kiliseye giderim ama laboratuvarda üzerime beyaz önlüğümü giydiğimde Tanrı dahil kimseyi tanımam.”</strong></p>
<p>Bu yaklaşım insan beynini özgürleştirir.</p>
<p>Orhan Bursalı Aziz Sancar’ı anlatırken diyor ki;</p>
<p>“<strong>Olayların sonuçlarıyla ilgilenmeyen, nedenlerinin peşinde koşan adam.</strong>”</p>
<p>Yani yaptıklarının kendini nereye götüreceğini bilmeyen, aslında ona da çok takılmayan biri.</p>
<p>Ne kadar da Einstein’ın kafa yapısıyla aynı. Bakın ne diyor Einstein;</p>
<p>“<strong>Eğer ne yaptığımı bilseydim, buna araştırma demezdim</strong>.”</p>
<p>Etik sözcüğü Yunanca “Ethos” yani “iyi, güzel” anlamına geliyor.</p>
<p>“Ahlak” ayrı bir sözcük, Arapça “halak”, “huy” sözcüğünden geliyor. Kullanıldığı anlamıyla iyiyi istemek, tercih etmek, iyi niyet, iyi eylem gibi. Yani daha çok bir “iyi olma” hali.</p>
<p>Etik belki de “Teorik Ahlak” olabilir, bir anlamda ahlak kurallarının sistematiği.</p>
<p>Biyoetik veya daha dar anlamda tıp etiği daha da özel bir alan. Klinik etik, araştırma etiği, meslek etiği, hasta hakları, ülkemiz gibi hekime şiddetinin kışkırtıldığı bir ülkede elbette hekim hakları, bunların tümü biyo-etik konusu.</p>
<p>Deontoloji etik konusunun içinde, onun bir parçası gibi. Yükümlülük bilgisi anlamına geliyor. Etik ile karşılaştırıldığında daha zorlayıcı, yazılı olması da gerekmiyor her zaman. Bir bakıma hekimlerin uygulamak zorunda oldukları varsayılan kurallar bütünü. Uygulamak zorunda oldukları diyoruz ama uyguluyorlar mı, buna “evet” demek o kadar kolay değil, en azından her hekim için “evet” diyemeyiz.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Kayseri’de 3. Deneysel Hematoloji Kongresi yapıldı. Kongrenin açılış oturumunda “Bilim ve Etik” konulu bir konuşma yaptım. Çok dinamik bir dinleyici kitlesi vardı.</p>
<p>Belmont raporundan, Helsinki Deklarasyonundan, Lizbon Hasta Hakları Bildirgesinden söz ettim. Bilimsel sahtekarlık yöntemlerini anlattım.</p>
<p>Toplantıda bilim etiğinin ders olarak okutulması gerektiğini söyleyenler oldu. Belki haklılar, ama yeter mi?</p>
<p>Hukuksuz, adaletsiz, yapanın yanına kar kaldığı, bilime sırtını dönmüş bir toplumda “tıp etiği” dersi ne kadar ikna edicidir.</p>
<p>Toplantıda “az kitap okumuş, tek kitap referanslı konuşan insanlardan korkarım ben” dedi bir bilim insanı.</p>
<p>Bence haklı. Bence sorunu çözmeye buradan başlamak gerekir.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner / <a href="mailto:dr.m.cetiner@gmail.com">dr.m.cetiner@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mustafa-cetiner/biz-yasam-icin-ogreniriz-veya-bilim-ve-etik">“Biz yaşam için öğreniriz” veya Bilim ve Etik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4781</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
