<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>blockchain arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/blockchain/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/blockchain</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 20 Sep 2019 09:45:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Liechtenstein 300 yaşında</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/liechtenstein-300-yasinda</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Sep 2019 07:54:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[blok zinciri]]></category>
		<category><![CDATA[Liechtenstein]]></category>
		<category><![CDATA[yenilikçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15095</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsviçre ile Avusturya arasında sandviç gibi bir ülke. Hepi topu 162 kilometre kare. Nüfus sadece 38 bin 380. Bunun yüzde 40’ı yabancılar: Alman, Avusturyalı, İsviçreli, İtalyan v.d. Her sefer Liechtenstein demek yerine, kısaca “L”, o kadar ufak ki kuzey-güney uzunluğu 25 kilometre. Doğu-batı eni 9.4 kilometre. İsviçre ile Avusturya arasına sıkışsa da, önemli bütün işbirliklerini İsviçre ile yapar. Öyle ki, iki ülke arasında “sınır” Ren Nehri, ama sınır yok. Havaalanı da yok. Karayolu İsviçre’ye (Ren üzerindeki köprüyle), demiryolu Avusturya’ya bağlar. Bu köprüde bir küçük tabela, L’a “girdiğinizi” gösterir: Fürstentum Liechtenstein. Avusturya tarafından gelirseniz, “sınırdaki” hep açık gümrük kapısındaki memurlar İsviçreli. L, Şengen Bölgesi’nde, ama AB üyesi değil. Pasaportunuza damga isterseniz, “başkent” Vaduz’da (nüfus 5,200) postanede 3 Euro karşılığı L damgası bastırabilirsiniz. İşte böyle bir L burası: Almanya, Avusturya ve İtalya’nın büyük kısmını kaplayan Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’ndan günümüze kalanbir tarihi miras. Bankacılık ve para saklama konusunda üstad İsviçre’nin bu gayet zengin “yeğeni” 15 Ağustos’ta 300’üncü kuruluş yıldönümünü kutladı. 1719’da L, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı bir prenslik olarak kabul edilmişti. 1806’da “bağımsız” olmuş. 1918’de İsviçre ile ittifak. 1924’te iki ülke arasında gümrük birliği. 1984’te kadınlara seçme-seçilme hakkı tanıyor. 1990’da Birleşmiş Milletler’e üye. Ülke nüfusundan çok şirket Yabancılara sağladığı vergi kolaylıkları sayesinde burayı 74 bin şirket “adres” olarak gösteriyor. Bunların arasında ak olanlar kadar, “gri” olanlar da var elbette. OECD, bu yüzden 2007’de L’yi “Gri Listeye” aldı: Finansal saydamlıkta sorunlu, ama bunu düzeltmeyi vaad eden ülke sınıfına… L, bu arada ödevini yaptı, 2009’da Gri Liste’den çıktı. Bu konularda OECD ile daha yakın işbirliği yapmayı ise henüz 2015’te kabul etti. (https://bit.ly/2kuusGH) Finans sektörü L için pek mühim: Yurt içi gelirinin (GSYİH) dörtte biri. Nüfusun yüzde 16’sı finansta çalışıyor. Finans demişken, Yönetici Prens Hans-Adam’ın maddi varlığı da öyle böyle değil: 4.4 milyar dolar. Ailesinin 12’inci yüzyıldan beri sahip olduğu menkul ve gayrımenkulün tutarı. Bloomberg’e göre İngiltere Kraliçesi bile, 500 milyon dolarlık servetiyle “epey dar gelirli”. (https://bloom.bg/2lgYQ7d) Blok zincirine yasa yaptılar Prens ile Veliaht Prens’in ve hükümetin girişimiyle şimdilerde L, İsviçre’nin desteğiyle, blok zincirine (blockchain) hukuksal bir çerçeve çizmeye girişiyor: 6 Haziran’da L Parlamentosu, ülkede bir “token ekonomisi” kurulmasını sağlayacak yasayı onayladı. Başkent Vaduz’daki “pasaport postanesi” nakit parayı Bitcoin’e çevirmeye başladı: Bitcoin dijital para olduğu için, fiziksel varlığı yok. Postane, size onun değeri kadar bir “elektronik cüzdan” veriyor. (https://bit.ly/2ktfUY2) İşte bu eski ama yenilikçi ülkenin 300’üncü doğumgünü özellikle Germen komşularını ilgilendirdi: Almanya, Avusturya, İsviçre’nin Almanca konuşulan kuzey bölgesini. Ve tabii, diğer ülkeler, L’nin tarihindeki tuhaflıkları sıralayarak anmaya katıldılar. Askeri tarihi olmayan ülke Ülkenin tarihindeki “son” seferberlik 1866’da Prusya’nın Avusturya’yı yendiği 7 Hafta Savaşı sırasında yaşanmış. L’nin tamamı 80 (yazıyla: Seksen) kişilik “ordusu”, sınırda bir hafta beklemiş. Gelen giden olmamış. Üstelik, dağda tam da Ağustos ortasında kar fırtınasına yakalanmışlar. Evlerine dönerken Avusturyalı bir subay da onlara katılmış. Böylece birlik, başkentte 81 kişi olarak karşılanmış. İki yıl sonra L, bu askerleri terhis edip, tarafsızlığını ilan etmiş. Birinci ve İkinci Savaşlarda kimse (Hitler bile) ilişmemiş. Ama ummadık taş baş yarar misali, ülkeye iki “saldırı” komşusu ve koruyucusu İsviçre’den “yanlışlıkla” gelmiş (günümüzün moda sözcüğü ile: “sehven”). 1992 Ekim ayında İsviçreli askerler sınırdan girip Triesenberg köyünün orada bir nöbetçi barınağı yapmaya başlamışlar. Hayatında asker görmemiş bir köylü kadın, eline sopayı alıp onları Ren’in öte yakasına kovalamış. İsviçre daha sonra bu sınır “ihlalinden” dolayı L’den özür dilemiş. Benzer bir olay 2007’de de var. İsviçre’den 170 asker “karanlıkta yollarını kaybedip” L’e girip dolaşmışlar. Durum anlaşılınca İsviçre’den yine bir özür. (https://bit.ly/2ks8X9u) Stalin’e kafa tutmak? L, istila görmediği için askeri tarihi de yok. Ama öyle bir askeri olayı var ki gerçekten ibretlik. L, bir zamanlar devlerin en kocamanı Sovyetler Birliği’ne ve onun karanlık suratlı diktatörü Stalin’e kafa tutmuş. (https://bit.ly/2lP7KpQ) Yıl 1945. İkinci Dünya Savaşı’nın son günleri. 2 Mayıs gecesi Alman ordusunda görevli 500 Rus askeri Avusturya &#8211; L sınırını geçer, siyasal sığınma ister. Alman ordusunda görevli Rus askeri ne demek? Almanların safına geçen, komünizm karşıtı Ruslar. Bu askerlerin orada ne işi var? Çünkü Avusturya, savaşta Sovyet işgaline uğramıştı. Rus askerler Batı’ya sığınmak istiyor. Prens Franz Joseph II hepsine siyasal sığınma hakkını tanır. Ama Stalin, bu askerleri cezalandırmayı kafaya koymuş. Prensten ister. Prens vermez. Oysa 1945 Yalta Konferansı’nda kararlaştırıldığı gibi, İngiltere, ABD ve Fransa, bu askerleri Ruslara hemen verdiler. Stalin de onlara neler yaptı kim bilir? L, ise Stalin’e kafa tutar. Bir Sovyet heyeti gelip sığınmacılarla görüşür. İçlerinden 300’ü geri dönmeyi kabul eder. Her halde, ölümüne? 200’ü kalır. Sonradan çoğu Arjantine gider. Sokhin adlı bir asker ise L’li bir kıza tutulur, evlenip L’de kalır. 1990’lara kadar sakin bir yaşam sürmüş. Şimdi L’de bu olayı ölümsüzleştiren gösterişsiz bir anıt var, Avusturya sınırına yakın. (https://bit.ly/2lxsVzY) İsviçre ile Avusturya arasında kendi halinde memnun mesut bir sandviç olarak yaşayan L, onurlu ve cesur olduğunu göstermiş: İngiltere, Fransa, ABD’nin aksine. Edip Emil Öymen *Bu yazı 06.09.2019 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/liechtenstein-300-yasinda">Liechtenstein 300 yaşında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsviçre ile Avusturya arasında sandviç gibi bir ülke. Hepi topu 162 kilometre kare. Nüfus sadece 38 bin 380. Bunun yüzde 40’ı yabancılar: Alman, Avusturyalı, İsviçreli, İtalyan v.d.</p>
<p>Her sefer Liechtenstein demek yerine, kısaca “L”, o kadar ufak ki kuzey-güney uzunluğu 25 kilometre. Doğu-batı eni 9.4 kilometre. İsviçre ile Avusturya arasına sıkışsa da, önemli bütün işbirliklerini İsviçre ile yapar. Öyle ki, iki ülke arasında “sınır” Ren Nehri, ama sınır yok.</p>
<p>Havaalanı da yok. Karayolu İsviçre’ye (Ren üzerindeki köprüyle), demiryolu Avusturya’ya bağlar. Bu köprüde bir küçük tabela, L’a “girdiğinizi” gösterir: Fürstentum Liechtenstein. Avusturya tarafından gelirseniz, “sınırdaki” hep açık gümrük kapısındaki memurlar İsviçreli. L, Şengen Bölgesi’nde, ama AB üyesi değil. Pasaportunuza damga isterseniz, “başkent” Vaduz’da (nüfus 5,200) postanede 3 Euro karşılığı L damgası bastırabilirsiniz. İşte böyle bir</p>
<p>L burası: Almanya, Avusturya ve İtalya’nın büyük kısmını kaplayan Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’ndan günümüze kalanbir tarihi miras.</p>
<p>Bankacılık ve para saklama konusunda üstad İsviçre’nin bu gayet zengin “yeğeni” 15 Ağustos’ta 300’üncü kuruluş yıldönümünü kutladı. 1719’da L, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı bir prenslik olarak kabul edilmişti. 1806’da “bağımsız” olmuş. 1918’de İsviçre ile ittifak. 1924’te iki ülke arasında gümrük birliği. 1984’te kadınlara seçme-seçilme hakkı tanıyor. 1990’da Birleşmiş Milletler’e üye.</p>
<p><strong>Ülke nüfusundan çok şirket</strong></p>
<p>Yabancılara sağladığı vergi kolaylıkları sayesinde burayı 74 bin şirket “adres” olarak gösteriyor. Bunların arasında ak olanlar kadar, “gri” olanlar da var elbette. OECD, bu yüzden 2007’de L’yi “Gri Listeye” aldı: Finansal saydamlıkta sorunlu, ama bunu düzeltmeyi vaad eden ülke sınıfına… L, bu arada ödevini yaptı, 2009’da Gri Liste’den çıktı. Bu konularda OECD ile daha yakın işbirliği yapmayı ise henüz 2015’te kabul etti. (<a href="https://bit.ly/2kuusGH">https://bit.ly/2kuusGH</a>)</p>
<p>Finans sektörü L için pek mühim: Yurt içi gelirinin (GSYİH) dörtte biri. Nüfusun yüzde 16’sı finansta çalışıyor. Finans demişken, Yönetici Prens Hans-Adam’ın maddi varlığı da öyle böyle değil: 4.4 milyar dolar. Ailesinin 12’inci yüzyıldan beri sahip olduğu menkul ve gayrımenkulün tutarı. Bloomberg’e göre İngiltere Kraliçesi bile, 500 milyon dolarlık servetiyle “epey dar gelirli”. (<a href="https://bloom.bg/2lgYQ7d">https://bloom.bg/2lgYQ7d</a>)</p>
<p><strong>Blok zincirine yasa yaptılar</strong></p>
<p>Prens ile Veliaht Prens’in ve hükümetin girişimiyle şimdilerde L, İsviçre’nin desteğiyle, blok zincirine (blockchain) hukuksal bir çerçeve çizmeye girişiyor: 6 Haziran’da L Parlamentosu, ülkede bir “token ekonomisi” kurulmasını sağlayacak yasayı onayladı. Başkent Vaduz’daki “pasaport postanesi” nakit parayı Bitcoin’e çevirmeye başladı: Bitcoin dijital para olduğu için, fiziksel varlığı yok. Postane, size onun değeri kadar bir “elektronik cüzdan” veriyor. (<a href="https://bit.ly/2ktfUY2">https://bit.ly/2ktfUY2</a>)</p>
<p>İşte bu eski ama yenilikçi ülkenin 300’üncü doğumgünü özellikle Germen komşularını ilgilendirdi: Almanya, Avusturya, İsviçre’nin Almanca konuşulan kuzey bölgesini. Ve tabii, diğer ülkeler, L’nin tarihindeki tuhaflıkları sıralayarak anmaya katıldılar.</p>
<p><strong>Askeri tarihi olmayan ülke</strong></p>
<p>Ülkenin tarihindeki “son” seferberlik 1866’da Prusya’nın Avusturya’yı yendiği 7 Hafta Savaşı sırasında yaşanmış. L’nin tamamı 80 (yazıyla: Seksen) kişilik “ordusu”, sınırda bir hafta beklemiş. Gelen giden olmamış. Üstelik, dağda tam da Ağustos ortasında kar fırtınasına yakalanmışlar. Evlerine dönerken Avusturyalı bir subay da onlara katılmış. Böylece birlik, başkentte 81 kişi olarak karşılanmış. İki yıl sonra L, bu askerleri terhis edip, tarafsızlığını ilan etmiş. Birinci ve İkinci Savaşlarda kimse (Hitler bile) ilişmemiş.</p>
<p>Ama ummadık taş baş yarar misali, ülkeye iki “saldırı” komşusu ve koruyucusu İsviçre’den “yanlışlıkla” gelmiş (günümüzün moda sözcüğü ile: “sehven”). 1992 Ekim ayında İsviçreli askerler sınırdan girip Triesenberg köyünün orada bir nöbetçi barınağı yapmaya başlamışlar. Hayatında asker görmemiş bir köylü kadın, eline sopayı alıp onları Ren’in öte yakasına kovalamış. İsviçre daha sonra bu sınır “ihlalinden” dolayı L’den özür dilemiş. Benzer bir olay 2007’de de var. İsviçre’den 170 asker “karanlıkta yollarını kaybedip” L’e girip dolaşmışlar. Durum anlaşılınca İsviçre’den yine bir özür. (<a href="https://bit.ly/2ks8X9u">https://bit.ly/2ks8X9u</a>)</p>
<p><strong>Stalin’e kafa tutmak?</strong></p>
<p>L, istila görmediği için askeri tarihi de yok. Ama öyle bir askeri olayı var ki gerçekten ibretlik. L, bir zamanlar devlerin en kocamanı Sovyetler Birliği’ne ve onun karanlık suratlı diktatörü Stalin’e kafa tutmuş. (<a href="https://bit.ly/2lP7KpQ">https://bit.ly/2lP7KpQ</a>)</p>
<p>Yıl 1945. İkinci Dünya Savaşı’nın son günleri. 2 Mayıs gecesi Alman ordusunda görevli 500 Rus askeri Avusturya &#8211; L sınırını geçer, siyasal sığınma ister. Alman ordusunda görevli Rus askeri ne demek? Almanların safına geçen, komünizm karşıtı Ruslar. Bu askerlerin orada ne işi var? Çünkü Avusturya, savaşta Sovyet işgaline uğramıştı. Rus askerler Batı’ya sığınmak istiyor.</p>
<p>Prens Franz Joseph II hepsine siyasal sığınma hakkını tanır. Ama Stalin, bu askerleri cezalandırmayı kafaya koymuş. Prensten ister. Prens vermez. Oysa 1945 Yalta Konferansı’nda kararlaştırıldığı gibi, İngiltere, ABD ve Fransa, bu askerleri Ruslara hemen verdiler. Stalin de onlara neler yaptı kim bilir?</p>
<p>L, ise Stalin’e kafa tutar. Bir Sovyet heyeti gelip sığınmacılarla görüşür. İçlerinden 300’ü geri dönmeyi kabul eder. Her halde, ölümüne? 200’ü kalır. Sonradan çoğu Arjantine gider. Sokhin adlı bir asker ise L’li bir kıza tutulur, evlenip L’de kalır. 1990’lara kadar sakin bir yaşam sürmüş. Şimdi L’de bu olayı ölümsüzleştiren gösterişsiz bir anıt var, Avusturya sınırına yakın. (<a href="https://bit.ly/2lxsVzY">https://bit.ly/2lxsVzY</a>)</p>
<p>İsviçre ile Avusturya arasında kendi halinde memnun mesut bir sandviç olarak yaşayan L, onurlu ve cesur olduğunu göstermiş: İngiltere, Fransa, ABD’nin aksine.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><em>*Bu yazı 06.09.2019 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı. </em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/liechtenstein-300-yasinda">Liechtenstein 300 yaşında</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15095</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Plastik atık, elmas olur mu?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/plastik-atik-elmas-olur-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 09:51:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[atık]]></category>
		<category><![CDATA[bienal]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[büyük okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[çevrecilik]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[kirlilik]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[plastik]]></category>
		<category><![CDATA[plastik atık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Plastik atıkların yarattığı sorunlar hakkında o kadar çok yazıldı, konuşuldu ki, bu sorunun muazzam bir çevre felaketi haline geldiği, daha da geleceğini duymayan bilmeyen kalmadı. Ama nasıl çare bulunacağı belirsiz. Anlık ve yerel çözüm arayışları, küresel boyuttaki bu sorunu çözmeye yetmeyecek. Bunun da bilincine varanlar, çözüm için yenilikçi, daha önce düşünülmemiş buluşçu çözümler önermeye başladılar. Aralarında Türkiye’den TAGES şirketinin de olduğu, Yunanistan/Aristoteles Selanik Üniversitesi’nin eşgüdümünde bir araya gelen İsviçre, Fransa, Almanya, Hollanda, İspanya’dan katılımcılar, PlasticTwist projesiyle “farklı” bir çözüm öneriyorlar: Acaba plastik atığı “katma değeri olacak” bir metaya dönüştürebilir miyiz? Ve bunun için, blockchain sistemini kullanabilir miyiz? Plastiğe bilişimle değer kazandıracak bir yenilikçilik yapabilir miyiz? Avrupa Birliği’nin Ufuk 2020 Programı çerçevesinde maddi olarak desteklenen bu ilginç inovasyon projesinde yer alan TAGES CEO’su Leyla Arsan soruyu e-posta ile yanıtladı: “Projedeki esas inovasyon, şirketleri, kurumları plastik atığı ve asıl plastiğin kendisini bir değer olarak görmelerini sağlatacak ‘token’ adı verilen dijital bir teşvik aracı kullanacak olmaları. Token, blockchain üzerinden çalışacak, atığa değer yaratacak bir araç. Örneğin X Şirketi, piyasada geri dönüştürülmüş plastik satın aldığında -diyelim- 100 token kazandı. Dönüştüren de 100 token kazandı. Bu sistem içinde olan şirketler, sistem içinde olmayanlara göre daha avantajlı olacaklar. Çünkü, gezegene ve çevreye daha fazla değer katan, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik bilinci yüksek kurum ve vatandaş olarak görülecekler. Token kullanımı, blockchain’in sağladığı saydamlık, ölçülebilirlik, izlenebilirlikle bu sürecin güvenirliğini artıracak. Artık, ‘tokenomics’ diye bir kavram var. Çevreye verilen önemin, atıkların geri dönüşümünün, bunun bir değer yaratmasının, kısacası döngüsel ekonomiye katkının ölçüsü ‘tokenomics’ ile ölçeklenecek.” “Böyle bir öneri, devletin uygulamayı planladığı depozito sistemi için de ideal. Örneğin, plastik şişe atığının takibi, kurumlararası muhasebeleşmesi, hem atanların hem de toplayanların, dönüştürenlerin token kazanmasıyla, teşvikler ya da buna bağlı başka hizmetler ve ürünler de sunulabilir. Böylece amaç, pazarda hareket yaratıp arz/talep dengesini değiştirmek. Şu anda çok ucuz olan ve en çok da tek kullanımlık tüketimi en kolay olan plastiğin bu cazibesini “elmas kadar pahalı ve değerli” bir hale dönüştürerek, erişimi zorlaştırmak, sadece gereği olduğunda daha kritik amaçlar için kullanmak. Herkesi bu pazara çekip, mevcut plastiğin yeniden kullanımını artırmak. Bunun en iyi ölçümü de token ile gerçekleşebilir. Tek cümleyle: Blockchain ile süreç izlenebilir, token ile pazar değeri ölçülebilir.” Bu fikirlerin nasıl hayata geçirilebileceğini denemek üzere İstanbul’da bir atölye çalışması yapıldı: Plastik atığın değer kazanacak bir metaya dönüşmesi için neler yapılabilir tartışıldı. Projenin lansmanı 14 Eylül 2019’da açılacak İstanbul Bienali’nin kapanış günü olan 10 Kasım 2019’da yapılacak. PlasticTwist’in Bienal’le ilişkisi ironik bir tesadüf: Bienalin ana teması, insan eliyle dünyanın sonunun nasıl hızlandırıldığını gösteren en somut kanıtın, 3,4 milyon kilometre kare büyüklüğünde, 7 milyon ton ağırlığında bir plastik atığının Büyük Okyanus’taki varlığı. Bienal’in başlığı da bu felaketi yansıtıyor: “Yedinci Kıta”. Böylece İstanbul Bienali, bu yılki temasına çok uygun bir bilimsel toplantıyla, PlasticTwist’in soruna blockchain’li inovasyon önerisiyle “umutlu” sona erecek. Edip Emil Öymen *Bu yazı 29.07.2019 tarihli BTHaber’de yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/plastik-atik-elmas-olur-mu">Plastik atık, elmas olur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Plastik atıkların yarattığı sorunlar hakkında o kadar çok yazıldı, konuşuldu ki, bu sorunun muazzam bir çevre felaketi haline geldiği, daha da geleceğini duymayan bilmeyen kalmadı. Ama nasıl çare bulunacağı belirsiz. Anlık ve yerel çözüm arayışları, küresel boyuttaki bu sorunu çözmeye yetmeyecek. Bunun da bilincine varanlar, çözüm için yenilikçi, daha önce düşünülmemiş buluşçu çözümler önermeye başladılar.</p>
<p>Aralarında Türkiye’den TAGES şirketinin de olduğu, Yunanistan/Aristoteles Selanik Üniversitesi’nin eşgüdümünde bir araya gelen İsviçre, Fransa, Almanya, Hollanda, İspanya’dan katılımcılar, PlasticTwist projesiyle “farklı” bir çözüm öneriyorlar: Acaba plastik atığı “katma değeri olacak” bir metaya dönüştürebilir miyiz? Ve bunun için, blockchain sistemini kullanabilir miyiz? Plastiğe bilişimle değer kazandıracak bir yenilikçilik yapabilir miyiz?</p>
<p>Avrupa Birliği’nin Ufuk 2020 Programı çerçevesinde maddi olarak desteklenen bu ilginç inovasyon projesinde yer alan TAGES CEO’su Leyla Arsan soruyu e-posta ile yanıtladı:</p>
<p>“Projedeki esas inovasyon, şirketleri, kurumları plastik atığı ve asıl plastiğin kendisini bir değer olarak görmelerini sağlatacak ‘token’ adı verilen dijital bir teşvik aracı kullanacak olmaları. Token, blockchain üzerinden çalışacak, atığa değer yaratacak bir araç. Örneğin X Şirketi, piyasada geri dönüştürülmüş plastik satın aldığında -diyelim- 100 token kazandı. Dönüştüren de 100 token kazandı. Bu sistem içinde olan şirketler, sistem içinde olmayanlara göre daha avantajlı olacaklar. Çünkü, gezegene ve çevreye daha fazla değer katan, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilirlik bilinci yüksek kurum ve vatandaş olarak görülecekler. Token kullanımı, blockchain’in sağladığı saydamlık, ölçülebilirlik, izlenebilirlikle bu sürecin güvenirliğini artıracak. Artık, ‘tokenomics’ diye bir kavram var. Çevreye verilen önemin, atıkların geri dönüşümünün, bunun bir değer yaratmasının, kısacası döngüsel ekonomiye katkının ölçüsü ‘tokenomics’ ile ölçeklenecek.”</p>
<p>“Böyle bir öneri, devletin uygulamayı planladığı depozito sistemi için de ideal. Örneğin, plastik şişe atığının takibi, kurumlararası muhasebeleşmesi, hem atanların hem de toplayanların, dönüştürenlerin token kazanmasıyla, teşvikler ya da buna bağlı başka hizmetler ve ürünler de sunulabilir. Böylece amaç, pazarda hareket yaratıp arz/talep dengesini değiştirmek. Şu anda çok ucuz olan ve en çok da tek kullanımlık tüketimi en kolay olan plastiğin bu cazibesini “elmas kadar pahalı ve değerli” bir hale dönüştürerek, erişimi zorlaştırmak, sadece gereği olduğunda daha kritik amaçlar için kullanmak. Herkesi bu pazara çekip, mevcut plastiğin yeniden kullanımını artırmak. Bunun en iyi ölçümü de token ile gerçekleşebilir. Tek cümleyle: Blockchain ile süreç izlenebilir, token ile pazar değeri ölçülebilir.”</p>
<div id="attachment_14615" style="width: 510px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-14615" class="wp-image-14615" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/deniz-300x223.png" alt="" width="500" height="372" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/deniz-300x223.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/deniz.png 764w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><p id="caption-attachment-14615" class="wp-caption-text">Fransız karikatürünün üzerinde “çöplüğe dönüşmüş okyanus” yazıyor. Müşteri, garsona: “Ama bunun tadı plastik gibi”. Garsonun cevabı: “Eh, deniz ürünü olduğunun kanıtı.”</p></div>
<p>Bu fikirlerin nasıl hayata geçirilebileceğini denemek üzere İstanbul’da bir atölye çalışması yapıldı: Plastik atığın değer kazanacak bir metaya dönüşmesi için neler yapılabilir tartışıldı. Projenin lansmanı 14 Eylül 2019’da açılacak İstanbul Bienali’nin kapanış günü olan 10 Kasım 2019’da yapılacak. PlasticTwist’in Bienal’le ilişkisi ironik bir tesadüf: Bienalin ana teması, insan eliyle dünyanın sonunun nasıl hızlandırıldığını gösteren en somut kanıtın, 3,4 milyon kilometre kare büyüklüğünde, 7 milyon ton ağırlığında bir plastik atığının Büyük Okyanus’taki varlığı. Bienal’in başlığı da bu felaketi yansıtıyor: “Yedinci Kıta”. Böylece İstanbul Bienali, bu yılki temasına çok uygun bir bilimsel toplantıyla, PlasticTwist’in soruna blockchain’li inovasyon önerisiyle “umutlu” sona erecek.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 29.07.2019 tarihli BTHaber’de yayınlandı. </em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/plastik-atik-elmas-olur-mu">Plastik atık, elmas olur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14614</post-id>	</item>
		<item>
		<title>5 soruda blok zinciri &#8211; 2: Blok zinciri nedir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/5-soruda-blok-zinciri-2-blok-zinciri-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2019 13:53:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[blok zinciri]]></category>
		<category><![CDATA[data]]></category>
		<category><![CDATA[kriptopara]]></category>
		<category><![CDATA[veritabanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13694</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir önceki yazımızda birçok kişiyi ilgilendiren (mesela kimin kime kaç Bitcoin havale ettiği gibi) hassas bilgiler içeren bir kütüğün kopyalarının internet üzerinde on binlerce farklı kişinin bilgisayarlarında açık ve güncel olarak tutulmasını öngören “blok zinciri” fikrini anlatmaya başlamış ve bu senaryoda kişilerin modern şifreleme teknikleri yardımıyla gerçek kimliklerini açık etmeden yapmak istedikleri işlem bilgilerini ağdaki herkese duyurabileceklerini görmüştük. Bu ağın her üyesinin veri tabanının aynı kopyasını tutmasını sağlamamız gerek. Bu zor bir problem, çünkü sadece sabotajcılar filan değil, sıradan uyanıklar da bu tekdüzeliği bozarak çıkar elde etmeye çalışabilir: Diyelim Ali ve Veli adında iki kötü kalpli kardeş, Saffet adında saf bir otomobil satıcısını dolandırmaya niyetlendiler. 10 Bitcoin’i olan Ali, “Saffet’e 10 Bitcoin yolladım” mesajını ağa duyurur. Bunu gören ve artık o paranın kendisine ait olduğunu düşünen Saffet, Ali’ye bunun karşılığında güzel bir araba satar. Fakat Ali tam o sırada bir de “Veli’ye 10 Bitcoin yolladım” mesajı yayınlar. Hatlardaki farklı iletişim süreleri nedeniyle ağdaki bilgisayarlar bu iki mesajı farklı sıralarda alabilir. Sistemin mantığı, ağdaki her bilgisayarın kendindeki kütük kopyasına duyurulan yeni Bitcoin işleminin bilgilerini eklemeden önce işlemi denetlemesi, yani Ali’nin ilk kaydından bu yana yaptığı bütün alışverişleri tarayarak şu anda bu harcamayı yapacak parası olup olmadığını kontrol etmesini gerektirir. Olayımızda Veli’ye yapılan transfere ilişkin mesajı önce alan bilgisayarlar bunu kayda geçirirlerse, daha sonra ellerine geçen Saffet’e yönelik transfer işlemini “Ali’nin artık bu kadar parası yok” diye reddedeceklerdir, yani Saffet arabayı vermiş ve karşılığında bir şey alamamış olacaktır. Zaten kayıt defterimizin birbiriyle tutarsız birden farklı kopyasının olması bütün projeyi berbat edecektir. İşte bu problemin çözümü blok zinciri dediğimiz yapıya bağlı: Şimdiye dek “kütük”, “veri tabanı” veya “kayıt defteri” diye andığımız ortak bilgi kümesini, belirli boylarda bloklardan oluşan bir zincir şeklinde yapılandıracağız. Ezelden (daha doğrusu, kayıt tutmaya başladığımız andan) beri yapılan tüm işlemler, böyle blokların içine gruplanıp zincire eklenecek. Blokları A4 kağıtları gibi düşünün. Önce bir kağıda ilk yapılan birkaç işlem yazılıyor. Ayrıca bu kağıdın “adı” diyebileceğimiz özel bir sayı (detayını sonra göreceğimiz şekilde) hesaplanıp üstüne yazılıyor. (Blokları neden basitçe 1, 2, 3,&#8230; diye adlandırmadığımızı göreceksiniz, bu adlandırmanın kolay bir iş olmasını istemiyoruz.) Bu şekilde hazırlanmış ilk sayfanın kopyaları tüm ağa dağıtılıyor. Sonraki birkaç işlem başka bir kağıda kaydedilip, bu yeni kağıdın üzerine “bu sayfadan önceki sayfa şuydu” etiketiyle bir önceki sayfanın adı yazılıyor. Tabii bu yeni hazırladığımız sayfanın kendi adı da hesaplanıyor. Bu sayfa da dünya aleme duyuruluyor. Böyle böyle, veri tabanımız art arda (Bitcoin sisteminde yaklaşık 10 dakika aralıklarla) o arada sistemin kullanıcıları tarafından yayınlanan işlem bildirimlerinden birkaçının bir araya getirilmesiyle hazırlanıp yine tüm sisteme duyurulan sayfaların eklenmesiyle gelişiyor. Hiçbir işlem daha önce hazırlanıp yayınlanmış bir sayfada değişiklik yapmıyor, yeni havaleler vs. hep yeni sayfalara ekleniyor. Yani veri tabanı geçmişin tüm bilgisini içeriyor. Hâlâ her bilgisayarı her zaman blok zincirinin hep aynı kopyasını tutmaya nasıl zorlayacağımızı söylemedik. Yerimiz kalmadı. Bir sonraki yazıya kadar sabır lütfen. Cem Say / sayster@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/5-soruda-blok-zinciri-2-blok-zinciri-nedir">5 soruda blok zinciri &#8211; 2: Blok zinciri nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Bir önceki yazımızda birçok kişiyi ilgilendiren (mesela kimin kime kaç Bitcoin havale ettiği gibi) hassas bilgiler içeren bir kütüğün kopyalarının internet üzerinde on binlerce farklı kişinin bilgisayarlarında açık ve güncel olarak tutulmasını öngören “blok zinciri” fikrini anlatmaya başlamış ve bu senaryoda kişilerin modern şifreleme teknikleri yardımıyla gerçek kimliklerini açık etmeden yapmak istedikleri işlem bilgilerini ağdaki herkese duyurabileceklerini görmüştük.</p>
<p class="p1">Bu ağın her üyesinin veri tabanının aynı kopyasını tutmasını sağlamamız gerek. Bu zor bir problem, çünkü sadece sabotajcılar filan değil, sıradan<strong> uyanık</strong>lar da bu tekdüzeliği bozarak çıkar elde etmeye çalışabilir: Diyelim Ali ve Veli adında iki kötü kalpli kardeş, Saffet adında saf bir otomobil satıcısını dolandırmaya niyetlendiler. 10 Bitcoin’i olan Ali, “Saffet’e 10 Bitcoin yolladım” mesajını ağa duyurur. Bunu gören ve artık o paranın kendisine ait olduğunu düşünen Saffet, Ali’ye bunun karşılığında güzel bir araba satar. Fakat Ali tam o sırada bir de “Veli’ye 10 Bitcoin yolladım” mesajı yayınlar. Hatlardaki farklı iletişim süreleri nedeniyle ağdaki bilgisayarlar bu iki mesajı farklı sıralarda alabilir.</p>
<p class="p1">Sistemin mantığı, ağdaki her bilgisayarın kendindeki kütük kopyasına duyurulan yeni Bitcoin işleminin bilgilerini eklemeden önce işlemi denetlemesi, yani Ali’nin ilk kaydından bu yana yaptığı bütün alışverişleri tarayarak şu anda bu harcamayı yapacak parası olup olmadığını kontrol etmesini gerektirir. Olayımızda Veli’ye yapılan transfere ilişkin mesajı önce alan bilgisayarlar bunu kayda geçirirlerse, daha sonra ellerine geçen Saffet’e yönelik transfer işlemini “Ali’nin artık bu kadar parası yok” diye reddedeceklerdir, yani Saffet arabayı vermiş ve karşılığında bir şey alamamış olacaktır. Zaten kayıt defterimizin birbiriyle tutarsız birden farklı kopyasının olması bütün projeyi berbat edecektir.</p>
<p class="p1">İşte bu problemin çözümü blok zinciri dediğimiz yapıya bağlı: Şimdiye dek “kütük”, “veri tabanı” veya “kayıt defteri” diye andığımız ortak bilgi kümesini, belirli boylarda <strong>blok</strong>lardan oluşan bir zincir şeklinde yapılandıracağız. Ezelden (daha doğrusu, kayıt tutmaya başladığımız andan) beri yapılan tüm işlemler, böyle blokların içine gruplanıp zincire eklenecek. Blokları A4 kağıtları gibi düşünün. Önce bir kağıda ilk yapılan birkaç işlem yazılıyor. Ayrıca bu kağıdın “adı” diyebileceğimiz özel bir sayı (detayını sonra göreceğimiz şekilde) hesaplanıp üstüne yazılıyor. (Blokları neden basitçe 1, 2, 3,&#8230; diye adlandırmadığımızı göreceksiniz, bu adlandırmanın kolay bir iş olmasını istemiyoruz.)</p>
<p class="p1">Bu şekilde hazırlanmış ilk sayfanın kopyaları tüm ağa dağıtılıyor. Sonraki birkaç işlem başka bir kağıda kaydedilip, bu yeni kağıdın üzerine “bu sayfadan önceki sayfa şuydu” etiketiyle bir önceki sayfanın adı yazılıyor. Tabii bu yeni hazırladığımız sayfanın kendi adı da hesaplanıyor. Bu sayfa da dünya aleme duyuruluyor. Böyle böyle, veri tabanımız art arda (Bitcoin sisteminde yaklaşık 10 dakika aralıklarla) o arada sistemin kullanıcıları tarafından yayınlanan işlem bildirimlerinden birkaçının bir araya getirilmesiyle hazırlanıp yine tüm sisteme duyurulan sayfaların eklenmesiyle gelişiyor.</p>
<p class="p1">Hiçbir işlem daha önce hazırlanıp yayınlanmış bir sayfada değişiklik yapmıyor, yeni havaleler vs. hep yeni sayfalara ekleniyor. Yani veri tabanı geçmişin tüm bilgisini içeriyor. Hâlâ her bilgisayarı her zaman blok zincirinin hep aynı kopyasını tutmaya nasıl zorlayacağımızı söylemedik. Yerimiz kalmadı. Bir sonraki yazıya kadar sabır lütfen.</p>
<p><strong>Cem Say / <a href="mailto:sayster@gmail.com">sayster@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/5-soruda-blok-zinciri-2-blok-zinciri-nedir">5 soruda blok zinciri &#8211; 2: Blok zinciri nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13694</post-id>	</item>
		<item>
		<title>5 soruda blok zinciri &#8211; 1: Merkezden nasıl kurtuluruz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/5-soruda-blok-zinciri-1-merkezden-nasil-kurtuluruz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Apr 2019 12:36:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[blok zincir]]></category>
		<category><![CDATA[kriptopara]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13666</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda ekonomi haberlerinin izleyicileri kriptoparalarla ve bu yeni para cinsinin en ünlü örneği olan “Bitcoin” ile karşı karşıya geldiler. Herhalde çoğu kişinin bu gerçekten karmaşık kavramı ilk seferde anlamadığını söylemek yanlış olmaz. Kriptoparaların nasıl çalıştığını açıklamak için üstüne kuruldukları devrimci bilgisayar bilimi fikrinin, yani blok zincirinin ne olduğunu anlatmak gerek, o da tek yazıda olacak iş değil. Yeni bir yazı dizisine hoş geldiniz! Sanırım en kolayı, blok zincirinin çözmeyi amaçladığı sorunun ne olduğunu ortaya koyarak başlamak. Önemli bilgilerin (sözgelimi kimin kime ne kadar para havale ettiğine ilişkin kayıtların, tapu sicillerinin, vatandaşların farklı hastanelerde yaptırdıkları tahlil sonuçlarının, vs.) tutulduğu bir kütük (bilgisayarcılıktaki deyimiyle, “veri tabanı”) düşünün. Bu veri tabanının kimin kontrolünde olduğu çok önemli, değil mi? Ali Veli’ye 1000 TL havale gönderdiğini, Veli ise bu parayı almadığını iddia ederse kimin haklı olduğu Ali veya Veli’nin defterlerine değil, bankadaki merkezî kayda bakılarak anlaşılıyor. Peki ya bu merkezî merciyi aradan kaldırmak istiyorsak? “Bunu neden isteyelim?” mi dediniz? Bir dizi nedenimiz olabilir: Bilgi güç demektir, bilginin tek muteber kopyasına sahip bir aracının bu gücü haksız şekilde kullanması (mesela bankanın havale edilen paradan “nakil ücreti” adında büyük bir kesinti yapması, veya yolsuzluğa batmış bir iktidarın yönettiği hayali bir ülkede yaşıyorsanız bir sabah uyandığınızda tapu kayıtlarıyla oynandığını ve evinizin bir yandaşın malı olarak göründüğünü görüvermeniz) ihtimalinden kaygılanıyor olabilirsiniz. Peki ama bu veriler “merkezde” tutulmazsa nerede tutulacak? Her yerde! Daha doğrusu, dünyanın her köşesinde, birbirini tanımayan kişilere ait on binlerce bilgisayarda! Böylece kötü kalpli bir müdahalecinin verinin tek kopyasını değiştirerek indireceği bir darbeden kurtulabiliriz. O kadar bilgisayarın hepsini birden ele geçirecek halleri yok ya bu kötülerin! Yapılan her yeni işlem, kütüğe eklenen her yeni kayıt, işlemi yapan kişinin bilgisayarından diğer tüm bilgisayarlara duyurulsun, her bilgisayar kendi kütük kopyasını güncellesin. Teknik adıyla bir “eş düzeyliler ağı” olan bu düzende herkes bilgilerini herkesle paylaşır (aslında, herkes duyduğu her şeyi komşularına söyler, o komşular da kendi komşularına&#8230;), yani habire her yönde iletişim olur, merkezi yok etmek için ödediğimiz bedel budur. Ama bir dakika, o zaman karşımıza başka bir dizi sorun çıkıyor: Kimi hassas bilgilerimizi, örneğin bankada ne kadar paramız olduğunu tüm bu bilgisayarların sahibi olan yabancıların görmesini ister miyiz? Kötü niyetli kişilerin müdahalesiyle, veya kütüğe yasal değişiklikler (mesela yeni havaleler) yapıldığına ilişkin mesajların iletişim koşulları nedeniyle değişik bilgisayarlara değişik sırada ulaşmasından ötürü farklı bilgisayarlarda kütüğün farklı kopyaları oluşursa işin tadı kaçmaz mı? Bu çok sayıda bağımsız bilgisayarda tutulan veri tabanlarının tıpatıp aynı içerikte olmasını nasıl garanti edeceğiz? Merkeze güvenmiyorsak bu bilgisayarların hiç tanımadığımız sahiplerine neden güvenelim? Zaten birbirini tanımayan on binlerce kişi neden tüm bu zahmete girsin ki? Başka işleri yok mu? Sırayla bu problemlerin çarelerini ele alacağız. Birinci sorun, açık anahtarlı şifrelemeyle çözülüyor: Her kullanıcının bir (herkese duyurduğu) “açık”, bir de (kimselere söylemediği) “gizli” anahtarı oluyor. (Bu anahtarları kolayca üretebildiğiniz iki sayı olarak düşünün.) Gizli anahtar, bu iş için geliştirilmiş özel bir program aracılığıyla, istenen herhangi bir metni “imzalamak” (yani o metnin altına sadece sizin üretmiş olabileceğiniz bir başka metin eklemek) için kullanılıyor. En ünlü blok zinciri uygulaması olan Bitcoin ağındaki diğer kişiler sizin adınızı değil, açık anahtarınızı biliyorlar örneğin. Açık anahtarınız, başka bir program yardımıyla, sizin imzalamış olduğunuz iddia edilen bir metni kontrol etmek için kullanılabiliyor. Bir açık anahtar, sadece kendisine karşılık gelen gizli anahtarla imzalanmış bir metni onaylayabiliyor, başka imzalarla karşılaştığında alarm veriyor. Böylece hem gerçek kimliğinizi gizli tutabiliyor, hem de “Açık anahtarı filanca olan kişiye kendi hesabımdan 10 Bitcoin yolluyorum” gibi mesajları (gizli anahtarınızı bilmeyenlerce) sahtesi yapılamaz şekilde imzalayıp duyurabiliyorsunuz. Cem Say / sayster@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/5-soruda-blok-zinciri-1-merkezden-nasil-kurtuluruz">5 soruda blok zinciri &#8211; 1: Merkezden nasıl kurtuluruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">S</span>on yıllarda ekonomi haberlerinin izleyicileri <strong>kriptopara</strong>larla ve bu yeni para cinsinin en ünlü örneği olan “Bitcoin” ile karşı karşıya geldiler. Herhalde çoğu kişinin bu gerçekten karmaşık kavramı ilk seferde anlamadığını söylemek yanlış olmaz. Kriptoparaların nasıl çalıştığını açıklamak için üstüne kuruldukları devrimci bilgisayar bilimi fikrinin, yani <strong>blok zinciri</strong>nin ne olduğunu anlatmak gerek, o da tek yazıda olacak iş değil. Yeni bir yazı dizisine hoş geldiniz!</p>
<p class="p1">Sanırım en kolayı, blok zincirinin çözmeyi amaçladığı sorunun ne olduğunu ortaya koyarak başlamak. Önemli bilgilerin (sözgelimi kimin kime ne kadar para havale ettiğine ilişkin kayıtların, tapu sicillerinin, vatandaşların farklı hastanelerde yaptırdıkları tahlil sonuçlarının, vs.) tutulduğu bir kütük (bilgisayarcılıktaki deyimiyle, “veri tabanı”) düşünün. Bu veri tabanının kimin kontrolünde olduğu çok önemli, değil mi? Ali Veli’ye 1000 TL havale gönderdiğini, Veli ise bu parayı almadığını iddia ederse kimin haklı olduğu Ali veya Veli’nin defterlerine değil, bankadaki merkezî kayda bakılarak anlaşılıyor. Peki ya bu merkezî merciyi aradan kaldırmak istiyorsak?</p>
<p class="p1">“Bunu neden isteyelim?” mi dediniz? Bir dizi nedenimiz olabilir: Bilgi güç demektir, bilginin tek muteber kopyasına sahip bir aracının bu gücü haksız şekilde kullanması (mesela bankanın havale edilen paradan “nakil ücreti” adında büyük bir kesinti yapması, veya yolsuzluğa batmış bir iktidarın yönettiği hayali bir ülkede yaşıyorsanız bir sabah uyandığınızda tapu kayıtlarıyla oynandığını ve evinizin bir yandaşın malı olarak göründüğünü görüvermeniz) ihtimalinden kaygılanıyor olabilirsiniz. Peki ama bu veriler “merkezde” tutulmazsa nerede tutulacak?</p>
<p class="p1">Her yerde! Daha doğrusu, dünyanın her köşesinde, birbirini tanımayan kişilere ait on binlerce bilgisayarda! Böylece kötü kalpli bir müdahalecinin verinin tek kopyasını değiştirerek indireceği bir darbeden kurtulabiliriz. O kadar bilgisayarın hepsini birden ele geçirecek halleri yok ya bu kötülerin! Yapılan her yeni işlem, kütüğe eklenen her yeni kayıt, işlemi yapan kişinin bilgisayarından diğer tüm bilgisayarlara duyurulsun, her bilgisayar kendi kütük kopyasını güncellesin. Teknik adıyla bir “eş düzeyliler ağı” olan bu düzende herkes bilgilerini herkesle paylaşır (aslında, herkes duyduğu her şeyi komşularına söyler, o komşular da kendi komşularına&#8230;), yani habire her yönde iletişim olur, merkezi yok etmek için ödediğimiz bedel budur. Ama bir dakika, o zaman karşımıza başka bir dizi sorun çıkıyor: Kimi hassas bilgilerimizi, örneğin bankada ne kadar paramız olduğunu tüm bu bilgisayarların sahibi olan yabancıların görmesini ister miyiz?</p>
<p class="p1">Kötü niyetli kişilerin müdahalesiyle, veya kütüğe yasal değişiklikler (mesela yeni havaleler) yapıldığına ilişkin mesajların iletişim koşulları nedeniyle değişik bilgisayarlara değişik sırada ulaşmasından ötürü farklı bilgisayarlarda kütüğün farklı kopyaları oluşursa işin tadı kaçmaz mı? Bu çok sayıda bağımsız bilgisayarda tutulan veri tabanlarının tıpatıp aynı içerikte olmasını nasıl garanti edeceğiz? Merkeze güvenmiyorsak bu bilgisayarların hiç tanımadığımız sahiplerine neden güvenelim?</p>
<p class="p1">Zaten birbirini tanımayan on binlerce kişi neden tüm bu zahmete girsin ki? Başka işleri yok mu? Sırayla bu problemlerin çarelerini ele alacağız.</p>
<p class="p1">Birinci sorun, açık anahtarlı şifrelemeyle çözülüyor: Her kullanıcının bir (herkese duyurduğu) “açık”, bir de (kimselere söylemediği) “gizli” anahtarı oluyor. (Bu anahtarları kolayca üretebildiğiniz iki sayı olarak düşünün.) Gizli anahtar, bu iş için geliştirilmiş özel bir program aracılığıyla, istenen herhangi bir metni “imzalamak” (yani o metnin altına sadece sizin üretmiş olabileceğiniz bir başka metin eklemek) için kullanılıyor. En ünlü blok zinciri uygulaması olan Bitcoin ağındaki diğer kişiler sizin adınızı değil, açık anahtarınızı biliyorlar örneğin. Açık anahtarınız, başka bir program yardımıyla, sizin imzalamış olduğunuz iddia edilen bir metni kontrol etmek için kullanılabiliyor. Bir açık anahtar, sadece kendisine karşılık gelen gizli anahtarla imzalanmış bir metni onaylayabiliyor, başka imzalarla karşılaştığında alarm veriyor. Böylece hem gerçek kimliğinizi gizli tutabiliyor, hem de “Açık anahtarı filanca olan kişiye kendi hesabımdan 10 Bitcoin yolluyorum” gibi mesajları (gizli anahtarınızı bilmeyenlerce) sahtesi yapılamaz şekilde imzalayıp duyurabiliyorsunuz.</p>
<p><strong>Cem Say / <a href="mailto:sayster@gmail.com">sayster@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/5-soruda-blok-zinciri-1-merkezden-nasil-kurtuluruz">5 soruda blok zinciri &#8211; 1: Merkezden nasıl kurtuluruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13666</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sentetik DNA: Sanata elektronik imza</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sentetik-dna-sanata-elektronik-imza</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Dec 2017 09:25:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[blok zincir]]></category>
		<category><![CDATA[CERN]]></category>
		<category><![CDATA[dijital sanat]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[e-imza]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[louvre müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[sahtecilik]]></category>
		<category><![CDATA[sanat eseri]]></category>
		<category><![CDATA[sanatçı]]></category>
		<category><![CDATA[sentetik dna]]></category>
		<category><![CDATA[tablo]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8589</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanatçı, tablosunu tamamladı. Boyası kururken, tablonun bir kenarına Sentetik DNA yapıştıracak. Bu, kendi DNA’sı değil: Adı üstünde, yapay bir DNA. Bunu bir laboratuvar hazırlıyor. Nasıl ki her insanın farklı görünümünü DNA’sı sağlıyorsa, bu tablo da “kendi” DNA’sı ile özgün olacak. Başkası aynısını kopyalasa bile DNA’sını kopyalaması mümkün değil. En azından, “şimdilik” değil. Çünkü sanat dünyasında sahtecilik, son derece olağan. Piyasası 55 milyar dolar hesaplanıyor: Burada bir eserin sahte olduğunun anlaşılması, alana da satana da zarar ziyan. Ayrıca, parayla ölçülemeyecek prestij kaybı. Şimdilik mükemmel bir önlem gibi görünen bu yenilikçiliği, New York Eyalet Üniversitesi (NYSU) Küresel İnovasyon Merkezi (GCI) sundu. Dünyanın en aktif, en büyük sanat piyasasının bulunduğu New York’ta sahteciliğe karşı önlem olarak Sentetik DNA projesini geliştirdi. Buna 2 milyon dolar desteği, sigorta şirketi ARIS hemen verdi. Böyle bir şeyin işe yarayacağı anlaşılınca ARIS, bu teknolojiyi üniversiteden satın aldı. Ve bu konuyla ilgilenecek kendi şirketini kurdu. Tablonun e-imzası var Sentetik DNA sadece tablolar için değil, seramikten heykele bütün sanat eserleri için kullanılabilecek. Bu, tıpkı otomobilin şasi numarası gibi bir şey. Ya da kredi kartındaki güvenlik numarası gibi. Kağıt parada özel ışıkla görülebilen işaretler gibi. Bir tür e-imza. Sentetik DNA bir laboratuvarda hazırlanan bir biyomühendislik ürünü. Esere zarar vermeyecek. Çevresel koşullardan etkilenmeyecek. Üzerinde oynanamayacak. O eser ile “gerçek” sanat eserlerini sıralayan veri tabanı arasındaki bağ. Gerektiğinde bu sentetik imza, özel bir tarayıcıyla okunabilir. Birisi bu pul kadar küçük DNA’yı oradan kazımaya kalksa bile, iz bırakmadan bunu başaramaz. İnovasyon, hemen ticarileşti Yenilikçiliği düşünmek, ortaya çıkartmak 1 numaralı gerek, ama 2 numaralı gerek, o inovasyondan bir fayda sağlamak. ABD’deki girişimin biraz daha farklısını bir İngiliz şirketi yapıyor: Sanat eserine, sadece o esere özgü, üzerinde oynanamayan bir özel yapım etiket basıyor. Bu etikette kullanılan boya, işaretler, şekiller, rakamlar tamamen ve sadece o eser için. Etiketin inceliği 8-30 mikron arasında değişiyor. Örneğin, 8 mikronluk alüminyum etiketi yerinden çıkartmaya çalışınca etiket sıvaşıyor, bunu yapanın foyası ortaya çıkıyor. Esere konulan etiket, şirketin kataloğunda kayıtlı. Ama elbette bütün bu güvenlik önlemleri aşılamaz diye bir şey de yok. Zaten bu tür yenilikçi önlemler, yeni eserler için geçerli. Blok zinciri çare mi? Bitcoin’le yakından uzaktan akraba şifreli paraların işletim sistemi Blok Zinciri (Block chain) de acaba sanat sahteciliğine karşı bir önlem olabilir mi? Hele de dijital sanat eserlerinin korunmasına karşı? Dijital sanat da çünkü pek hızla değer kazanan bir alan. Sahteciliğe de en uygun sanat dalı: Bilgisayar destekli tasarımla (CAD) taklit edilemeyecek bir şey kaldı mı acaba? Üstelik, dijital sanat zaten internette yaşıyor. İnternet, haklanmaya hep açık. Bütün bu sorunlara rağmen, dijital sanat eserinin orijinalliğini korumak isteyen galeriler, tıpkı noter veya banka işlemi gibi çalışan Blok Zinciri’ni kullanmaya başladı. Bir dijital esere, “şimdilik” kırılamayacak kadar karışık 34 – 67 haneli karman çorman bir şifre -otomatik ve gelişigüzel- veriliyor. Eser, bu şifreyle izleniyor. Eserin el değiştirmesi sırasında bu şifre sürekli yenilendiği için, eskisinin hükmü kalmıyor. Louvre’da mini CERN Sahteciliğe karşı Paris/Louvre Müzesi ise, 2.1 milyon euro’ya yeni satın aldığı, 37 metre uzunluğunda parçacık hızlandırıcısını (CERN benzeri) kullanmaya başladı. Cihaz, parçacıkları saniyede 20 bin km hızla esere yollayacak, oluşacak radyasyon ölçülecek. Eserin gerçekliğini saptamak için&#8230; Louvre’un 15 metre altındaki laboratuvarda benzer bir cihaz 1989’dan beri çalışıyordu. Ancak günde 8-10 saat işleyebiliyordu. Zamanla sahtecilik bağlantılı sorunlar arttığı için daha ileri teknolojik yeni bir cihaz gerekti. Şimdi 24 saat çalışacak. Edip Emil Öymen *Bu yazı 15.12.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sentetik-dna-sanata-elektronik-imza">Sentetik DNA: Sanata elektronik imza</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatçı, tablosunu tamamladı. Boyası kururken, tablonun bir kenarına Sentetik DNA yapıştıracak. Bu, kendi DNA’sı değil: Adı üstünde, yapay bir DNA. Bunu bir laboratuvar hazırlıyor. Nasıl ki her insanın farklı görünümünü DNA’sı sağlıyorsa, bu tablo da “kendi” DNA’sı ile özgün olacak. Başkası aynısını kopyalasa bile DNA’sını kopyalaması mümkün değil. En azından, “şimdilik” değil. Çünkü sanat dünyasında sahtecilik, son derece olağan. Piyasası 55 milyar dolar hesaplanıyor: Burada bir eserin sahte olduğunun anlaşılması, alana da satana da zarar ziyan. Ayrıca, parayla ölçülemeyecek prestij kaybı.</p>
<p>Şimdilik mükemmel bir önlem gibi görünen bu yenilikçiliği, New York Eyalet Üniversitesi (NYSU) Küresel İnovasyon Merkezi (GCI) sundu. Dünyanın en aktif, en büyük sanat piyasasının bulunduğu New York’ta sahteciliğe karşı önlem olarak Sentetik DNA projesini geliştirdi. Buna 2 milyon dolar desteği, sigorta şirketi ARIS hemen verdi. Böyle bir şeyin işe yarayacağı anlaşılınca ARIS, bu teknolojiyi üniversiteden satın aldı. Ve bu konuyla ilgilenecek kendi şirketini kurdu.</p>
<p><strong>Tablonun e-imzası var </strong></p>
<p>Sentetik DNA sadece tablolar için değil, seramikten heykele bütün sanat eserleri için kullanılabilecek. Bu, tıpkı otomobilin şasi numarası gibi bir şey. Ya da kredi kartındaki güvenlik numarası gibi. Kağıt parada özel ışıkla görülebilen işaretler gibi. Bir tür e-imza.</p>
<p>Sentetik DNA bir laboratuvarda hazırlanan bir biyomühendislik ürünü. Esere zarar vermeyecek. Çevresel koşullardan etkilenmeyecek. Üzerinde oynanamayacak. O eser ile “gerçek” sanat eserlerini sıralayan veri tabanı arasındaki bağ. Gerektiğinde bu sentetik imza, özel bir tarayıcıyla okunabilir. Birisi bu pul kadar küçük DNA’yı oradan kazımaya kalksa bile, iz bırakmadan bunu başaramaz.</p>
<p><strong>İnovasyon, hemen ticarileşti</strong></p>
<p>Yenilikçiliği düşünmek, ortaya çıkartmak 1 numaralı gerek, ama 2 numaralı gerek, o inovasyondan bir fayda sağlamak. ABD’deki girişimin biraz daha farklısını bir İngiliz şirketi yapıyor: Sanat eserine, sadece o esere özgü, üzerinde oynanamayan bir özel yapım etiket basıyor. Bu etikette kullanılan boya, işaretler, şekiller, rakamlar tamamen ve sadece o eser için. Etiketin inceliği 8-30 mikron arasında değişiyor. Örneğin, 8 mikronluk alüminyum etiketi yerinden çıkartmaya çalışınca etiket sıvaşıyor, bunu yapanın foyası ortaya çıkıyor. Esere konulan etiket, şirketin kataloğunda kayıtlı. Ama elbette bütün bu güvenlik önlemleri aşılamaz diye bir şey de yok. Zaten bu tür yenilikçi önlemler, yeni eserler için geçerli.</p>
<p><strong>Blok zinciri çare mi?</strong></p>
<p>Bitcoin’le yakından uzaktan akraba şifreli paraların işletim sistemi Blok Zinciri (Block chain) de acaba sanat sahteciliğine karşı bir önlem olabilir mi? Hele de dijital sanat eserlerinin korunmasına karşı? Dijital sanat da çünkü pek hızla değer kazanan bir alan. Sahteciliğe de en uygun sanat dalı: Bilgisayar destekli tasarımla (CAD) taklit edilemeyecek bir şey kaldı mı acaba? Üstelik, dijital sanat zaten internette yaşıyor. İnternet, haklanmaya hep açık.</p>
<p>Bütün bu sorunlara rağmen, dijital sanat eserinin orijinalliğini korumak isteyen galeriler, tıpkı noter veya banka işlemi gibi çalışan Blok Zinciri’ni kullanmaya başladı. Bir dijital esere, “şimdilik” kırılamayacak kadar karışık 34 – 67 haneli karman çorman bir şifre -otomatik ve gelişigüzel- veriliyor. Eser, bu şifreyle izleniyor. Eserin el değiştirmesi sırasında bu şifre sürekli yenilendiği için, eskisinin hükmü kalmıyor.</p>
<p><strong>Louvre’da mini CERN</strong></p>
<p>Sahteciliğe karşı Paris/Louvre Müzesi ise, 2.1 milyon euro’ya yeni satın aldığı, 37 metre uzunluğunda parçacık hızlandırıcısını (CERN benzeri) kullanmaya başladı. Cihaz, parçacıkları saniyede 20 bin km hızla esere yollayacak, oluşacak radyasyon ölçülecek. Eserin gerçekliğini saptamak için&#8230;</p>
<p>Louvre’un 15 metre altındaki laboratuvarda benzer bir cihaz 1989’dan beri çalışıyordu. Ancak günde 8-10 saat işleyebiliyordu. Zamanla sahtecilik bağlantılı sorunlar arttığı için daha ileri teknolojik yeni bir cihaz gerekti. Şimdi 24 saat çalışacak.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 15.12.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sentetik-dna-sanata-elektronik-imza">Sentetik DNA: Sanata elektronik imza</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8589</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimde İran nerede, Türkiye nerede? İran’da Evrim&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimde-iran-turkiye-iranda-evrim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 05:20:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[burs]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[ilkokul]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[islam devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. bülent epir]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7357</guid>

					<description><![CDATA[<p>İran’ın bilimde gelişmesini öteden beri merakla izleriz ve haber yaparız. Humeyni’nin “İslam devrimi” İran’ın bilimsel çalışmalarını dibe vurdurduktan sonra, 10 yıldır büyük bir toparlanma içine girdi bu ülke ve bugün bilimsel araştırma-makale sayısını birkaç yıldır dünyada hızla artıran ülke konumuna yükseldi. 10-15 yıl önce de Türkiye, İran’ın konumundaydı. Bilimsel araştırma-makale sayısını dünyada en hızlı artıran ülke konumu şunu anlatıyor: Ülkenin akademik bilim güçleri yoğun olarak bilimsel araştırmaya odaklanmış durumda. Şüphesiz arka planda da çalıştıkları bilimsel kurumların desteklerinin yoğunluğunu ve daha da üstünde siyasi desteğin sürekliliğini&#8230; Olayın bir başka yönü de, İran’ın açık kapattığıdır. Yüklenirseniz bir olayın üzerine, hızla yol alırsınız. İran, Amerikan ambargosuna karşı ihtiyacı olan malzemeleri bizzat üretmek için kolları sıvamıştı, piyasada bulamayacağınız veya zor bulabileceğiniz veya size satılmayan bir cihaz, ilaç vb. üretebilmek için, bilimsel altyapınızın belirli bir düzeye -kritik eşik- gelmesi gerekir. Bu, öğrenme ve giderek üretmeye hazır olmak demektir. Türkiye mesela 1990’lı yıllarda Savunma Sanayi alanında ihtiyacı olan malzemeleri ve silahları üretebilmek için stratejik plan yaptı. Aselsan, TAİ, Havelsan, Roketsan vb. gibi kurumlarının temellerini attı ve bugün gerçekten de ülke ihtiyaçlarının %50’den fazlasını bizzat karşılayabilecek duruma geldi. Bu alandaki başarı doğrudan bugünkü iktidarın değildir. AKP bunu sahiplendi ve devamlılığını sağladı. Ama bu konuya siyaset karıştırdığını da görüyoruz. Demek ki bir hedefiniz varsa, büyük sıçramalar yapabilirsiniz. İç sayfalarımızda İran ile Türkiye’nin yıllar içinde bilimsel başarımda gelişmelerini izleyeceksiniz. Şunu belirtelim, İran fen bilimlerinde Türkiye’den başarılı; Türkiye ise tıp alanında İran’dan başarılı&#8230; İran net bilimsel makale sayısında bizi geçti. İran’da okullarda Evrim Size bir şey daha anımsatalım: İran’da Evrim Teorisi ilkokul 5. sınıftan itibaren var var. İlköğretim beşinci sınıftan itibaren dünya tarihi bölümünde fosiller okutuluyor. Ortaokul son sınıfta Yaşamın Kökeni bölümünde Türleşme ve Evrim, Popülasyon Genetiği, Popülasyon Dinamikleri konularında, 60 sayfa Evrim ile ilgili bütünlüklü ve kapsamlı bilgiler var. Darwin’in Evrim Kuramı’na ayrılan sayfa sayısı 11&#8230; Bizim müfredattan Evrim başlığı çıkartıldı, ama Evrim’le ilgili, ama Evrim adı verilmeden küçük parçacıkları okutuluyor. Şüphesiz ki, İran’da siyasal baskı, köktenci görüşler egemen, kadınlar baskı altında&#8230; Ama Evrim ilkokuldan itibaren okutuluyor. Çünkü Evrim, sadece insanın kökeni ve gelişimi ile ilgili değil, yerkürenin 3,5 milyar yıllık oluşumunun tarihine bakıyor aynı zamanda. Bu perspektif içinde insanın 300 bin yıllık tarihi ne ki! Merak edip İranlı bakanlara baktık, ikisi-üçü dışında ezici çoğunluğu doktora sahibi. Çoğu da ABD ve İngiltere’den iyi üniversitelerde bilim eğitimi görmüşler. Bizim hükümette ise 20’de 7 doktoralı bakan var&#8230; Çok özgün bir yazı, müzik ve matematik&#8230; Öyle bir iddia ile HBT’yi yayına başladık. 71. sayıdayız ve büyük bir keyifle dergiyi hazırlıyoruz. Ülkemiz ve insanımızın geleceğinin ancak bilim, demokrasi, özgürlük, tartışma, bilim ve teknoloji üretiminde çağdaş dünyaya eklemlenme, doğa sevgisi üzerinde yükselebileceğine olan inançla&#8230; Bu sayımız da öyle! Size mesela müzik konusunda olağanüstü özgün bir Doğan Kuban yazısı sunuyoruz. Müzik matematiktir! İçinde uygarlık var çağdaşlık var, yetenek var&#8230; Bu arada Kuban hocamıza yeniden geçmiş olsun diyoruz, kalçasına bir protez takıldı ve yürüme talimlerinde şu sıralarda. Ziyaretimizde tüm okurlarına, herkese sevgilerini gönderdi! Dijital para Bitcoin üzerine Tanol Türkoğlu’nun geçmişteki yazılarının üzerine daha ayrıntılı bir yazı daha sunuyoruz. Bu paralar sistemi kökten değiştirebilir. Şüphesiz çok önemli bir gelişme. İnsan embriyosuna ilk kez başarılı bir müdahale yapıldı, embriyodaki bozuk genler düzeltildi. CRISPR yöntemi sağ olsun… Acaba bu yöntemle yapılan çalışmalara küçük bir köşe mi açsak? Daha bir sürü çok değerli köşe yazısı, haber, değerlendirme ve ayrıntı&#8230; Gençlere dijital abonelikler Okurlar bizi gördüklerinde, çantalarında taşıdıkları ve hafta boyunca okudukları HBT’yi çıkartıp gösteriyorlar. Bir HBT tutkunluğu giderek artıyor. Yazarımız Erdal Musoğlu da son gönderdiği notta “Derginin her sayısı birbirinden dolu ve öğretici. Ben de Cuma günlerini iple çekiyor ve okumaya doyamıyorum” diyor. ODTÜ Bilgisayar Bölümü’nün kuruluşuna yapmış olduğu büyük katkılar nedeniyle, Prof. Dr. Bülent Epir adına HBT Dijital Abonelik bursu verdiğimiz 42 öğrencimiz de belli oldu. İçeride isimlerini görebilirsiniz. Gençlere yönelik yeni abonelikler de var ve önümüzdeki sayıda bir bir ardına ilan edeceğiz. İstanbul’da Perşembe, Türkiye’de Cuma günlerinden itibaren HBT okuma zamanı&#8230; Sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimde-iran-turkiye-iranda-evrim">Bilimde İran nerede, Türkiye nerede? İran’da Evrim&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran’ın bilimde gelişmesini öteden beri merakla izleriz ve haber yaparız. Humeyni’nin “İslam devrimi” İran’ın bilimsel çalışmalarını dibe vurdurduktan sonra, 10 yıldır büyük bir toparlanma içine girdi bu ülke ve bugün bilimsel araştırma-makale sayısını birkaç yıldır dünyada hızla artıran ülke konumuna yükseldi. 10-15 yıl önce de Türkiye, İran’ın konumundaydı.</p>
<p>Bilimsel araştırma-makale sayısını dünyada en hızlı artıran ülke konumu şunu anlatıyor: Ülkenin akademik bilim güçleri yoğun olarak bilimsel araştırmaya odaklanmış durumda. Şüphesiz arka planda da çalıştıkları bilimsel kurumların desteklerinin yoğunluğunu ve daha da üstünde siyasi desteğin sürekliliğini&#8230;</p>
<p>Olayın bir başka yönü de, İran’ın açık kapattığıdır. Yüklenirseniz bir olayın üzerine, hızla yol alırsınız.</p>
<p>İran, Amerikan ambargosuna karşı ihtiyacı olan malzemeleri bizzat üretmek için kolları sıvamıştı, piyasada bulamayacağınız veya zor bulabileceğiniz veya size satılmayan bir cihaz, ilaç vb. üretebilmek için, bilimsel altyapınızın belirli bir düzeye -kritik eşik- gelmesi gerekir. Bu, öğrenme ve giderek üretmeye hazır olmak demektir.</p>
<p>Türkiye mesela 1990’lı yıllarda Savunma Sanayi alanında ihtiyacı olan malzemeleri ve silahları üretebilmek için stratejik plan yaptı. Aselsan, TAİ, Havelsan, Roketsan vb. gibi kurumlarının temellerini attı ve bugün gerçekten de ülke ihtiyaçlarının %50’den fazlasını bizzat karşılayabilecek duruma geldi.</p>
<p>Bu alandaki başarı doğrudan bugünkü iktidarın değildir. AKP bunu sahiplendi ve devamlılığını sağladı. Ama bu konuya siyaset karıştırdığını da görüyoruz.</p>
<p>Demek ki bir hedefiniz varsa, büyük sıçramalar yapabilirsiniz.</p>
<p>İç sayfalarımızda İran ile Türkiye’nin yıllar içinde bilimsel başarımda gelişmelerini izleyeceksiniz. Şunu belirtelim, İran fen bilimlerinde Türkiye’den başarılı; Türkiye ise tıp alanında İran’dan başarılı&#8230; İran net bilimsel makale sayısında bizi geçti.</p>
<p><strong>İran’da okullarda Evrim</strong></p>
<p>Size bir şey daha anımsatalım: İran’da Evrim Teorisi ilkokul 5. sınıftan itibaren var var. İlköğretim beşinci sınıftan itibaren dünya tarihi bölümünde fosiller okutuluyor. Ortaokul son sınıfta Yaşamın Kökeni bölümünde Türleşme ve Evrim, Popülasyon Genetiği, Popülasyon Dinamikleri konularında, 60 sayfa Evrim ile ilgili bütünlüklü ve kapsamlı bilgiler var. Darwin’in Evrim Kuramı’na ayrılan sayfa sayısı 11&#8230; Bizim müfredattan Evrim başlığı çıkartıldı, ama Evrim’le ilgili, ama Evrim adı verilmeden küçük parçacıkları okutuluyor.</p>
<p>Şüphesiz ki, İran’da siyasal baskı, köktenci görüşler egemen, kadınlar baskı altında&#8230; Ama Evrim ilkokuldan itibaren okutuluyor. Çünkü Evrim, sadece insanın kökeni ve gelişimi ile ilgili değil, yerkürenin 3,5 milyar yıllık oluşumunun tarihine bakıyor aynı zamanda. Bu perspektif içinde insanın 300 bin yıllık tarihi ne ki!</p>
<p>Merak edip İranlı bakanlara baktık, ikisi-üçü dışında ezici çoğunluğu doktora sahibi. Çoğu da ABD ve İngiltere’den iyi üniversitelerde bilim eğitimi görmüşler. Bizim hükümette ise 20’de 7 doktoralı bakan var&#8230;</p>
<p><strong>Çok özgün bir yazı, müzik ve matematik&#8230;</strong></p>
<p>Öyle bir iddia ile HBT’yi yayına başladık. 71. sayıdayız ve büyük bir keyifle dergiyi hazırlıyoruz. Ülkemiz ve insanımızın geleceğinin ancak bilim, demokrasi, özgürlük, tartışma, bilim ve teknoloji üretiminde çağdaş dünyaya eklemlenme, doğa sevgisi üzerinde yükselebileceğine olan inançla&#8230;</p>
<p>Bu sayımız da öyle! Size mesela müzik konusunda olağanüstü özgün bir <strong>Doğan Kuban</strong> yazısı sunuyoruz. Müzik matematiktir! İçinde uygarlık var çağdaşlık var, yetenek var&#8230; Bu arada Kuban hocamıza yeniden geçmiş olsun diyoruz, kalçasına bir protez takıldı ve yürüme talimlerinde şu sıralarda. Ziyaretimizde tüm okurlarına, herkese sevgilerini gönderdi!</p>
<p>Dijital para Bitcoin üzerine <strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nun geçmişteki yazılarının üzerine daha ayrıntılı bir yazı daha sunuyoruz. Bu paralar sistemi kökten değiştirebilir. Şüphesiz çok önemli bir gelişme. İnsan embriyosuna ilk kez başarılı bir müdahale yapıldı, embriyodaki bozuk genler düzeltildi. CRISPR yöntemi sağ olsun… Acaba bu yöntemle yapılan çalışmalara küçük bir köşe mi açsak?</p>
<p>Daha bir sürü çok değerli köşe yazısı, haber, değerlendirme ve ayrıntı&#8230;</p>
<p><strong>Gençlere dijital abonelikler</strong></p>
<p>Okurlar bizi gördüklerinde, çantalarında taşıdıkları ve hafta boyunca okudukları HBT’yi çıkartıp gösteriyorlar. Bir HBT tutkunluğu giderek artıyor. Yazarımız <strong>Erdal Musoğlu</strong> da son gönderdiği notta “Derginin her sayısı birbirinden dolu ve öğretici. Ben de Cuma günlerini iple çekiyor ve okumaya doyamıyorum” diyor.</p>
<p>ODTÜ Bilgisayar Bölümü’nün kuruluşuna yapmış olduğu büyük katkılar nedeniyle, Prof. Dr. Bülent Epir adına HBT Dijital Abonelik bursu verdiğimiz 42 öğrencimiz de belli oldu. İçeride isimlerini görebilirsiniz. Gençlere yönelik yeni abonelikler de var ve önümüzdeki sayıda bir bir ardına ilan edeceğiz.</p>
<p>İstanbul’da Perşembe, Türkiye’de Cuma günlerinden itibaren HBT okuma zamanı&#8230;</p>
<p>Sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimde-iran-turkiye-iranda-evrim">Bilimde İran nerede, Türkiye nerede? İran’da Evrim&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7357</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
