<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>burun arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/burun/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/burun</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 04 Apr 2023 20:24:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Beyin, kokuları bir ezginin notaları gibi yorumluyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/beyin-kokulari-bir-ezginin-notalari-gibi-yorumluyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2023 20:24:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[ezgi]]></category>
		<category><![CDATA[koku]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[nota]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çürük deniz ürünlerinin kokusuyla, bir hanımelinin baş döndürücü kokusunu nasıl ayırt ederiz? NYU Langone Health tarafından gerçekleştirilen yeni bir araştırmada bilim insanları bir kokuyu bir başkasından ayırt etmemize olanak tanıyan karmaşık olaylar zincirini açıklığa kavuşturmak amacıyla laboratuvarda ürettikleri yapay kokulardan yararlandılar. Burun boşluğunun derinliklerinde, gözler ve kulakların yanı sıra, çevremizde olup bitenleri algılamamıza yardımcı olan milyonlarca duyu siniri hücresi vardır. Bu hücreler kokulu bir kimyasal ya da koku maddesi tarafından uyarıldıklarında, beynin koku merkezi olarak bilinen koku soğancığını oluşturan ve glomerül adı verilen yumak biçiminde oluşumlardaki binlerce sinir hücresine sinyaller gönderirler. Bir dizi glomerül devreye girdiğinde ananas kokusuyla ilintili bir algı oluşurken, bir başka dizi turşu kokusunu çağrıştırır. Görme ve işitme duyularından farklı olarak, beynin belli kokuları algılarken onun hangi niteliklerinden yararlandığı henüz bilinmiyor. Bir kişinin yüzünü gördüğünüzde, gözlerini anımsamanız gelecekte o kişiyi tanımanıza yardımcı olabilir. Oysa, beynin o kişiyi tanıması açısından kulaklar ve burunun önemi daha az olabilir. Fareler üzerinde yapılan bu son çalışmada beyinde kokuların temsil edilmesiyle ilgili ayırt edici özellikleri bulmaya çalışan araştırmacılar, glomerülleri etkin kılmak amacıyla optogenetik adı verilen bir yöntemden yararlandılar. Işık aracılığıyla beyindeki sinir hücrelerinin uyarılmasına yarayan bu yöntem aynı zamanda beynin belirli bölgelerinin işlevini belirlemeye de yardımcı olabiliyor. Araştırmacılar glomerüllerdeki belli etkinlik örüntülerini devinime geçirmek suretiyle farelerin gerçek olarak algıladıkları “yapay kokular” ürettiler. Belirledikleri altı glomerülü etkinleştirip fareleri kendilerinin bilmedikleri bir kokuyu tanımak üzere eğiten araştırmacılar, doğru kokuyu algıladıklarında içebildikleri su ile fareleri ödüllendirdiler. Ardından etkinleştirilen glomerüllerin zamanlama ve karışımında değişiklikler yaparak bunun farelerin davranışları üzerindeki etkilerini gözlemlediler. Araştırmanın bu aşaması her bir glomerülün kokunun doğru bir biçimde tanınmasındaki önemini belirlemeye olanak tanımaktaydı. Gerçekte, koku soğancığı içindeki her bir glomerül minik birer duyu organı işlevini görüyordu. Araştırmacılar glomerüllerin etkinleşme sıralamasının da koku algısı açısından can alıcı bir önem taşıdığına tanık oldular. İlk etkin kılınan glomerülü değiştirdiklerinde, farelerin doğru kokuyu algılama becerilerinde %30’luk bir düşüş olduğunu, son olarak etkinleştirilen glomerülü değiştirdiklerinde de yalnızca %5’lik bir düşüş meydana geldiğini gördüler. Araştırmayı yürüten sinirbilimci Dmitry Ringberg ve arkadaşları, glomerüllerdeki etkinleşme sıralamasının tıpkı “bir ezginin notaları gibi” birlikte işlev gördüklerine dikkat çekiyorlar. Bu durumda nota işlevi gören glomerüllerin önemli bir yere sahip olduklarını, ezginin, bir başka deyişle algısal deneyimin, doğru zamanlama olmadığında kesintiye uğradığını belirtiyorlar. Bir ezginin yedinci notasını değiştirmek algılanabilir bir fark yaratmazken, ilk iki notanın yerini değiştirmenin tümden farklı bir ezgiyle sonuçlanabileceğini dile getiren araştırmacılar, koku almanın yalnızca hangi glomerülün etkin duruma gelmesiyle ilintili olmayıp, zamanlamasıyla da bağlantılı bir durum olduğuna parmak basıyorlar. Ezgi benzetmesine dönecek olursak, görünüşe bakılırsa ilk birkaç nota parçanın tanınması açısından can alıcı bir önem taşıyor. Beethoven’in 5. Senfonisi&#8217;ni düşünün! Bilim insanları araştırmayı daha kapsamlı bir biçimde sürdürüp, koku alma soğancığından gelen bilgileri alır almaz beynin başka bölgelerinin koku ve nesnelerin algılanmasına nasıl katkıda bulunduğunu açıklığa kavuşturmayı umuyorlar. Ringberg “Matrix filmine ufacık bir adım daha yaklaştık. Bir bakıma, bu filmi koku bağlamında yeniden oluşturduk” diyor. Rita Urgan Kaynak: The Brain Interprets Smell Like the Notes of a Song, Scientific American / Haziran 2020</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/beyin-kokulari-bir-ezginin-notalari-gibi-yorumluyor">Beyin, kokuları bir ezginin notaları gibi yorumluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #000000;">Çürük deniz ürünlerinin kokusuyla, bir hanımelinin baş döndürücü kokusunu nasıl ayırt ederiz?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">NYU Langone Health tarafından gerçekleştirilen yeni bir araştırmada bilim insanları bir kokuyu bir başkasından ayırt etmemize olanak tanıyan karmaşık olaylar zincirini açıklığa kavuşturmak amacıyla laboratuvarda ürettikleri yapay kokulardan yararlandılar. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"> <span lang="tr-TR">Burun boşluğunun derinliklerinde, gözler ve kulakların yanı sıra, çevremizde olup bitenleri algılamamıza yardımcı olan milyonlarca duyu siniri hücresi vardır. Bu hücreler kokulu bir kimyasal ya da koku maddesi tarafından uyarıldıklarında, beynin koku merkezi olarak bilinen koku soğancığını oluşturan ve glomerül adı verilen yumak biçiminde oluşumlardaki binlerce sinir hücresine sinyaller gönderirler. Bir dizi glomerül devreye girdiğinde ananas kokusuyla ilintili bir algı oluşurken, bir başka dizi turşu kokusunu çağrıştırır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"> <span lang="tr-TR">Görme ve işitme duyularından farklı olarak, beynin belli kokuları algılarken onun hangi niteliklerinden yararlandığı henüz bilinmiyor. Bir kişinin yüzünü gördüğünüzde, gözlerini anımsamanız gelecekte o kişiyi tanımanıza yardımcı olabilir. Oysa, beynin o kişiyi tanıması açısından kulaklar ve burunun önemi daha az olabilir. Fareler üzerinde yapılan bu son çalışmada beyinde kokuların temsil edilmesiyle ilgili ayırt edici özellikleri bulmaya çalışan araştırmacılar, glomerülleri etkin kılmak amacıyla optogenetik adı verilen bir yöntemden yararlandılar. Işık aracılığıyla beyindeki sinir hücrelerinin uyarılmasına yarayan bu yöntem aynı zamanda beynin belirli bölgelerinin işlevini belirlemeye de yardımcı olabiliyor. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"> <span lang="tr-TR">Araştırmacılar glomerüllerdeki belli etkinlik örüntülerini devinime geçirmek suretiyle farelerin gerçek olarak algıladıkları “yapay kokular” ürettiler. Belirledikleri altı glomerülü etkinleştirip fareleri kendilerinin bilmedikleri bir kokuyu tanımak üzere eğiten araştırmacılar, doğru kokuyu algıladıklarında içebildikleri su ile fareleri ödüllendirdiler. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Ardından etkinleştirilen glomerüllerin zamanlama ve karışımında değişiklikler yaparak bunun farelerin davranışları üzerindeki etkilerini gözlemlediler. Araştırmanın bu aşaması her bir glomerülün kokunun doğru bir biçimde tanınmasındaki önemini belirlemeye olanak tanımaktaydı. Gerçekte, koku soğancığı içindeki her bir glomerül minik birer duyu organı işlevini görüyordu. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"> <span lang="tr-TR">Araştırmacılar glomerüllerin etkinleşme sıralamasının da koku algısı açısından can alıcı bir önem taşıdığına tanık oldular. İlk etkin kılınan glomerülü değiştirdiklerinde, farelerin doğru kokuyu algılama becerilerinde %30’luk bir düşüş olduğunu, son olarak etkinleştirilen glomerülü değiştirdiklerinde de yalnızca %5’lik bir düşüş meydana geldiğini gördüler. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"> <span lang="tr-TR">Araştırmayı yürüten sinirbilimci Dmitry Ringberg ve arkadaşları, glomerüllerdeki etkinleşme sıralamasının tıpkı “bir ezginin notaları gibi” birlikte işlev gördüklerine dikkat çekiyorlar. Bu durumda nota işlevi gören glomerüllerin önemli bir yere sahip olduklarını, ezginin, bir başka deyişle algısal deneyimin, doğru zamanlama olmadığında kesintiye uğradığını belirtiyorlar. Bir ezginin yedinci notasını değiştirmek algılanabilir bir fark yaratmazken, ilk iki notanın yerini değiştirmenin tümden farklı bir ezgiyle sonuçlanabileceğini dile getiren araştırmacılar, koku almanın yalnızca hangi glomerülün etkin duruma gelmesiyle ilintili olmayıp, zamanlamasıyla da bağlantılı bir durum olduğuna parmak basıyorlar. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Ezgi benzetmesine dönecek olursak, görünüşe bakılırsa ilk birkaç nota parçanın tanınması açısından can alıcı bir önem taşıyor. Beethoven’in 5. Senfonisi&#8217;ni düşünün!</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Bilim insanları araştırmayı daha kapsamlı bir biçimde sürdürüp, koku alma soğancığından gelen bilgileri alır almaz beynin başka bölgelerinin koku ve nesnelerin algılanmasına nasıl katkıda bulunduğunu açıklığa kavuşturmayı umuyorlar. Ringberg “Matrix filmine ufacık bir adım daha yaklaştık. Bir bakıma, bu filmi koku bağlamında yeniden oluşturduk” diyor. </span></span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Rita Urgan</span></span></strong></p>
<p><strong>Kaynak: <span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">The Brain Interprets Smell Like the Notes of a Song, </span></span><span style="color: #000000;"><span lang="tr-TR">Scientific American / Haziran 2020</span></span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/beyin-kokulari-bir-ezginin-notalari-gibi-yorumluyor">Beyin, kokuları bir ezginin notaları gibi yorumluyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29275</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Daha iyi hafıza ve kaliteli uykunun anahtarı: Doğru nefes</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/daha-iyi-hafiza-ve-kaliteli-uykunun-anahtari-dogru-nefes</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jan 2020 08:37:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16579</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ortalama bir insan olarak dakikada 12-20, günde ise 17.000 ila 30.000 kere nefes alıp veriyoruz. Ancak birçoğumuz yanlış nefes alıp veriyor ve bu da bizi kaliteli bir yaşamdan alıkoyuyor. Bu açıdan nefesi doğru bir şekilde alıp almamak, düşündüğümüzden çok daha önemli. Çoğu zaman, nefes alıp vermenin doğru yolu burnumuzdan geçer. Burnumuz, dışarıdan gelen toz ve diğer yabancı cisimleri, tüylerinde ve sümük olarak bildiğimiz yapışkan sıvıda tutmak için zarif bir şekilde tasarlanmıştır. Burada, burnumuzun görünmeyen kısmı (burun boşluğu) önemli bir görev üstlenir. Bu boşluk, havayı vücut sıcaklığıyla dengeli bir hale getirmek (ısıtmak veya soğutmak) nem eklemek ve patojenleri mukusta daha iyi tutmak için tasarlanmış bir zarla kaplıdır. Sinüslerimiz, havayı çevirir ve bakteri ile virüsleri öldüren ve solunum yolundaki kan damarlarını gevşeterek daha fazla oksijenin kana geçmesine izin veren nitrik oksit ekler. Tüm bunların sonucunda burun solunumu, ağızdan nefes almaktan yüzde 50 daha fazla hava direnci sağlar. Bu, kalbiniz ile akciğerlerinizi daha iyi çalıştırır ve akciğerlerinizdeki vakumu arttırır, bu da ağızdan nefes almaya göre yüzde 20 daha fazla oksijen çekmenizi sağlar. Dahası, burun solunumu beyin işlevini de artırır. Hiroşima Üniversitesi Biyomedikal ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nden araştırmacıların, ağızdan nefes alan genç kobaylar üzerinde yaptığı deneyde, ağızdan soluyan genç kobayların, burundan soluyanlara göre labirenti daha yavaş tamamladığı ortaya çıktı. Ve bu kobaylar yetişkinliğe ulaştıklarında, beynin öğrenme ve hafızasından sorumlu hipokampuslarında daha az nöron vardı. İnsanlardaki çalışmalar da bu bulguyla örtüşüyor; burundan soluduğumuzda hafıza testlerinde daha iyi sonuçlar alıyoruz. Bunun arkasındaki mekanizma şu: Burun boşluğunun, beynin koku alma ampulüne bağlanan duyusal nöronlar aracılığıyla beynin duygusal ve hafıza işleme merkezlerine doğrudan bir bağlantısı var. Bu nöronlar, kokuyla ilgili mesajlar taşımanın yanı sıra havayı burun boşluğuna girip çıkarken algılar ve beyin dalgalarını aynı ritme sabitler. Senkronize beyin dalgaları, daha sonra koku işleyen beyin alanlarının ötesine; hafıza, duygu ve bilişten sorumlu bölgelere yayılır. Ağızdan nefes alıp vermenin riskleri var Yani ağzımızdan nefes alarak vücudumuz için birçok faydayı elimizin tersiyle itiyoruz. Buna karşın Brezilya’daki bilim insanlarının Scielo’da yayımladıkları ortak yazarlı makaleye göre, çocukların yüzde 50’sinden fazlası, ilaç firması GSK’nin araştırmasına göreyse yetişkinlerin yüzde 61’i ağızlarından nefes almayı tercih ediyor. Bununla birlikte ağızdan nefes almak, ağız kokusu, kötü uyku, öğrenme güçlükleri, diş çürümesi ve hatta çene malformasyonu riskini de beraberinde getiriyor. Siz de ağızdan nefes alanlardansanız, gün boyunca nasıl nefes aldığınızı kontrol etmenizi hatırlatmak için bir alarm kurabilirsiniz. Geceleri ağzınızı kapatmak için şeritler satın alabilirsiniz. Bunun işe yaradığına dair kanıtlar, hafif obstrüktif uyku apnesi olan kişilerde horlamayı ve uykuyu azalttığını tespit eden küçük bir çalışmalarla sınırlı. Bu önlemleri almadan önce ve neler yapabileceğinizi öğrenmek için doktorunuza danışınız. Ne kadar hızlı nefes alıp vereceğinize gelince, dakikada yaklaşık altı nefese kadar yavaşlatmayı deneyin. Bu, kan damarlarını genişleten ve kalp atış hızını azaltan bir refleksi tetikler. Uzun ve yavaş bir nefes alıp vermeye konsantre olmak, sindirim tepkisinden sorumlu olan vagus sinirini de uyarır. Daha yavaş nefes almak sizi yatıştırılmış bir bilinç durumuna sokar. Dakikada üç nefesle, teta beyin dalgaları, yavaş dalga uykusuna benzeyen bölgelere ayrılmış bir durumla birlikte derin bir uyku hali sağlar. Oranı ne olursa olsun, burun solunumu nefes alıp vermenin doğru yoludur. Burundan nefes, tüm bağışıklık ve kardiyovasküler faydaları ile sinüslerde nitrik oksit üretimini 15 kat artıran hava girdapları oluşturur. Ancak ağızdan nefes alıp vermek tümüyle gereksiz değildir. Akciğerlerinizin havayla dolması gereken acil bir durumda, ağızdan soluk almak harikalar yaratır. Sadece alışkanlık haline getirmemeye çalışın. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/daha-iyi-hafiza-ve-kaliteli-uykunun-anahtari-dogru-nefes">Daha iyi hafıza ve kaliteli uykunun anahtarı: Doğru nefes</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortalama bir insan olarak dakikada 12-20, günde ise 17.000 ila 30.000 kere nefes alıp veriyoruz. Ancak birçoğumuz yanlış nefes alıp veriyor ve bu da bizi kaliteli bir yaşamdan alıkoyuyor. Bu açıdan nefesi doğru bir şekilde alıp almamak, düşündüğümüzden çok daha önemli.</p>
<p>Çoğu zaman, nefes alıp vermenin doğru yolu burnumuzdan geçer. Burnumuz, dışarıdan gelen toz ve diğer yabancı cisimleri, tüylerinde ve sümük olarak bildiğimiz yapışkan sıvıda tutmak için zarif bir şekilde tasarlanmıştır. Burada, burnumuzun görünmeyen kısmı (burun boşluğu) önemli bir görev üstlenir. Bu boşluk, havayı vücut sıcaklığıyla dengeli bir hale getirmek (ısıtmak veya soğutmak) nem eklemek ve patojenleri mukusta daha iyi tutmak için tasarlanmış bir zarla kaplıdır. Sinüslerimiz, havayı çevirir ve bakteri ile virüsleri öldüren ve solunum yolundaki kan damarlarını gevşeterek daha fazla oksijenin kana geçmesine izin veren nitrik oksit ekler.</p>
<p>Tüm bunların sonucunda burun solunumu, ağızdan nefes almaktan yüzde 50 daha fazla hava direnci sağlar. Bu, kalbiniz ile akciğerlerinizi daha iyi çalıştırır ve akciğerlerinizdeki vakumu arttırır, bu da ağızdan nefes almaya göre yüzde 20 daha fazla oksijen çekmenizi sağlar.</p>
<p>Dahası, burun solunumu beyin işlevini de artırır. Hiroşima Üniversitesi Biyomedikal ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nden araştırmacıların, ağızdan nefes alan genç kobaylar üzerinde yaptığı deneyde, ağızdan soluyan genç kobayların, burundan soluyanlara göre labirenti daha yavaş tamamladığı ortaya çıktı. Ve bu kobaylar yetişkinliğe ulaştıklarında, beynin öğrenme ve hafızasından sorumlu hipokampuslarında daha az nöron vardı. İnsanlardaki çalışmalar da bu bulguyla örtüşüyor; burundan soluduğumuzda hafıza testlerinde daha iyi sonuçlar alıyoruz.</p>
<p>Bunun arkasındaki mekanizma şu: Burun boşluğunun, beynin koku alma ampulüne bağlanan duyusal nöronlar aracılığıyla beynin duygusal ve hafıza işleme merkezlerine doğrudan bir bağlantısı var. Bu nöronlar, kokuyla ilgili mesajlar taşımanın yanı sıra havayı burun boşluğuna girip çıkarken algılar ve beyin dalgalarını aynı ritme sabitler. Senkronize beyin dalgaları, daha sonra koku işleyen beyin alanlarının ötesine; hafıza, duygu ve bilişten sorumlu bölgelere yayılır.</p>
<p><strong>Ağızdan nefes alıp vermenin riskleri var</strong></p>
<p>Yani ağzımızdan nefes alarak vücudumuz için birçok faydayı elimizin tersiyle itiyoruz. Buna karşın Brezilya’daki bilim insanlarının Scielo’da yayımladıkları ortak yazarlı makaleye göre, çocukların yüzde 50’sinden fazlası, ilaç firması GSK’nin araştırmasına göreyse yetişkinlerin yüzde 61’i ağızlarından nefes almayı tercih ediyor. Bununla birlikte ağızdan nefes almak, ağız kokusu, kötü uyku, öğrenme güçlükleri, diş çürümesi ve hatta çene malformasyonu riskini de beraberinde getiriyor.</p>
<p>Siz de ağızdan nefes alanlardansanız, gün boyunca nasıl nefes aldığınızı kontrol etmenizi hatırlatmak için bir alarm kurabilirsiniz. Geceleri ağzınızı kapatmak için şeritler satın alabilirsiniz. Bunun işe yaradığına dair kanıtlar, hafif obstrüktif uyku apnesi olan kişilerde horlamayı ve uykuyu azalttığını tespit eden küçük bir çalışmalarla sınırlı. Bu önlemleri almadan önce ve neler yapabileceğinizi öğrenmek için doktorunuza danışınız.</p>
<p>Ne kadar hızlı nefes alıp vereceğinize gelince, dakikada yaklaşık altı nefese kadar yavaşlatmayı deneyin. Bu, kan damarlarını genişleten ve kalp atış hızını azaltan bir refleksi tetikler. Uzun ve yavaş bir nefes alıp vermeye konsantre olmak, sindirim tepkisinden sorumlu olan vagus sinirini de uyarır. Daha yavaş nefes almak sizi yatıştırılmış bir bilinç durumuna sokar. Dakikada üç nefesle, teta beyin dalgaları, yavaş dalga uykusuna benzeyen bölgelere ayrılmış bir durumla birlikte derin bir uyku hali sağlar.</p>
<p>Oranı ne olursa olsun, burun solunumu nefes alıp vermenin doğru yoludur. Burundan nefes, tüm bağışıklık ve kardiyovasküler faydaları ile sinüslerde nitrik oksit üretimini 15 kat artıran hava girdapları oluşturur. Ancak ağızdan nefes alıp vermek tümüyle gereksiz değildir. Akciğerlerinizin havayla dolması gereken acil bir durumda, ağızdan soluk almak harikalar yaratır. Sadece alışkanlık haline getirmemeye çalışın.</p>
<p><em><a href="https://www.newscientist.com/article/mg24532640-600-how-to-breathe-your-way-to-better-memory-and-sleep/">Kaynak</a></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/daha-iyi-hafiza-ve-kaliteli-uykunun-anahtari-dogru-nefes">Daha iyi hafıza ve kaliteli uykunun anahtarı: Doğru nefes</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16579</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Olağanüstü bir bilimci, doğacı, araştırmacı ve bilimsel düzen kurucu: Humboldt</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/olaganustu-bir-bilimci-dogaci-arastirmaci-ve-bilimsel-duzen-kurucu-humboldt</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 15:54:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[adria kıtası]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander von Humboldt]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[rita levi-montalcini]]></category>
		<category><![CDATA[sivrisinek]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15326</guid>

					<description><![CDATA[<p>250 yıl önce doğdu. Ona selam göndermek boynumuzun borcu, ne de olsa kurduğu bilim düzeninin bir parçası olarak izinden gidiyoruz. Büyük doğa bilimci Alexander von Humboldt pek çok bilim konusuna derinlemesine el atmaktan kendini alamamış, bütün bu bilim alanlarının da kendilerini sahiplenecek üstün insanlara ihtiyacı olduğu zamanlarda! Bitki biliminden bitki illüstrasyonculuğuna, coğrafyadan jeolojiye ve jeofiziğe, okyanus biliminden volkanolojiye kadar, dahası iktisattan etnolojiye uzanan çok yönlü bir araştırmacı merakı.. Hepsinin toplamıdır Humboldt. Bu kadar değil. En önemli özelliğin unutmayalım: Araştırmacı üniversite fikrinin temelini atan adam.. Bugün üniversiteler ne kadar Humboldt’un özelliğini taşıyor, çok tartışmalı. Ekvador’da kubbe şeklindeki yanardağ Chimborazo’ya yanında ölçüm aletleri, defteri kalemi ile kan ter içinde tırmanan bir bilim insanının günümüzde yeri yok. Humboldt hatta ilk çevrebilimci-ekolog olarak bile tanımlanıyor. Batuhan Sarıcan anlamlı bir yazı derledi. Bir parça: “Rastladığı herhangi bir canlıyı; kuşu, böceği veya bitkiyi defterine ayrıntılarıyla not alıp çiziktiriyor. Yerçekimi, sıcaklık ve basınç ölçümleri yapmak için ekibi zaman zaman durduruyor. 5.400 metre rakıma ulaştıklarında bir kayada gördüğü yosun parçası, bildiği anlamda canlılığın son belirtisiydi. Tırmanmaya devam ettiler. Buzul yarığını aşarak zirveye ulaştığında Humboldt, ayakları kanlar içinde, sislerin arasından önce yere, ardından göğe baktı. Resmen bulutların arasındaydı ve işte o anda büyük bir&#8230;” Nilgün Özbaşaran Dede, bilim dünyasındaki son gelişmeleri derledi: K2-18b olarak bilinen bir öte gezegende bulunan su, dev karadeliğin hiç olmadığı kadar parlak olduğunun bulunması, cesetlerin ölüm sonrasında bile hareket ediyor olması gibi ilginç haber ve gelişmeler, Araştırma Gündemi’nde sizi bekliyor&#8230; Tekno Vitrin köşesinde de yine kullanıcıları bekleyen yeni teknoloji ürünleri var: Dünyanın ilk doldurulabilir lazer yazıcısı, 16K çözünürlüğünde sinema ekranı ve yaşlılar için akıllı saat bunlardan birkaçı. Üçüncü sayfamızda ise Reyhan Oksay’ın derlediği ilginç bir konu sizi bekliyor; milyonlarca yıl önce Avrupa kıtasının altına gömülen Büyük Adria. Bilim insanları, o zamanlar var olan süper kıta Gondwana’dan ayrılan bu kayıp kıtayı en ince ayrıntısına kadar yeniden tasarlamayı başardılar. Hemen yanında insan vücudunun bilinmeyenleri dizisini okuyacaksınız. İklim değişikliği çağımızın en büyük sorunu olarak medyada da geniş yer bulurken Erdal Musoğlu, Küresel Uyum Komisyonu’nun “Şimdi Uyum Sağla: İklim Direnci İçin Küresel bir Önderlik Çağrısı” raporuna mercek tuttu. İlkleri yaşatan kadın: Rita Levi-Montalcini! Bir Nobel başarı öyküsüne devam ediyoruz. 200’den fazla bilimsel makaleyle bilim dünyasında ilklerin kadını olan ve 102 yaşına kadar araştıran Rita Levi-Montalcini’yi Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora’nın kaleminden okumanızı tavsiye ediyoruz. Doğan Kuban hoca, ülkemizin teknoloji geliştirmede eksik ve başarısız kaldığını, oysa Türkiye’nin çok zengin olanaklara sahip olduğuna dikkat çekiyor. Müfit Akyos ise Bilim-Teknoloji-Yenilik (B-T-Y) sisteminin yeniden yapılandırılmasının gereği üzerine eğilerek, B-T-Y firmalar dünyasındaki sektörel tekelleşmeleri ve ülkeler düzeyinde yeni yapılanmaları gündeme getiriyor. Mustafa Çetiner geçtiğimiz hafta başlattığı “E-sigara” yazı dizisine devam ediyor. Çetiner, e-sigara tüketiminin sağlığa olan zararlarını, FDA’nın e-sigara hakkında görüş ve istatistikleriyle ilişkilendirilerek anlatılıyor. Beslenme sayfalarımız da yine sağlığına önem veren okurları bekliyor. Buzlukta, buzdolabında ve buzdolabının dışında etin nasıl saklanması gerektiğini işledik. İnsan, Teknoloji ve Yapay Zekâ yazısında ise Bilgehan Gürlek, “Acaba kapitalizm, insanın üretim sürecinde devre dışı bırakıldığı yeni bir ekonomik aşamaya mı geçmek istemektedir?” sorusunu soruyor. Dijital Kültür köşesinde Tanol Türkoğlu ise geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden Neslican Tay’ı andığı yazısında, talihsiz bir açıklamada bulunan Nevzat Tarhan’ı eleştirerek, “Bu aşağılık yer (dünya) seküler olduğu için aşağılık bir hale gelmemiştir. Ontolojik olarak aşağılıktır.” yorumunu yapıyor. Özlem Yüzak, Girişimcilik Vakfı Girvak Genel Müdürü Mehru Aygül ile konuştu: “Gençlerde değişimin anahtarı oluyoruz.” Gençlere, ana babalara şiddetle tavsiye ediyoruz. Bahçeşehir Koleji Metodbox yapay zeka programını eğitime adapte etti. Hikayesi sayfalarımızda. Yanında ilginç bir haber okuyacaksınız: Beyin, atık ve zehirleri nasıl temizliyor? Evrenin yaşı ve büyüklüğü sanıldığı gibi değil mi? Fizikçi ve gökbilimciler, bugün Hubble Sabiti konusunda anlaşmazlıkta. Astrofizik meraklıları için büyük önem taşıyan bir tartışmayı Batuhan Sarıcan derledi: Yoksa evrenin yaşı ve büyüklüğü sandığımızdan daha mı farklı? İstanbul Kültür Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Doç. Dr. Mehmet Toran, yeni öğretim yılı başlarken oldukça önemli bir konu olan çocuğun katılım hakkını savunmak üzerine yazdı. Tartışma sayfamızda ise Texas Üniversitesi’nden Yıldıray Erdener, müzikte Ortaçağ anlayışlarını irdeleyerek Ortaçağ piskoposları ile modern Türkiye ilahiyatçılarının müzik hakkında örtüşen görüşlerine yer verdi. Önemle üzerinde duruyoruz! İbrahim Gedik’in ise görsellerle evrimi anlatan yazısını kaçırmayın: Kozmolojik, jeolojik, biyolojik toplumsal süreç, iletişim, TV ve havacılıkta evrim başlıkları altında geniş anlamda evrimsel gelişmeyi anlattı. *** HBT, bilginin ışığına doğru sürekli koşuyor. Sizin için her hafta dopdolu ve anlaşılır içerikler sunmaya çalışıyor. Bilginin yayılması ve ülkemizde bilim ve teknolojinin gelişmesi umuduyla. Yayacağız, okuyacağız ve geleceği elbirliğiyle kuracağız. Gelecek Cumaya kadar iyi okumalar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/olaganustu-bir-bilimci-dogaci-arastirmaci-ve-bilimsel-duzen-kurucu-humboldt">Olağanüstü bir bilimci, doğacı, araştırmacı ve bilimsel düzen kurucu: Humboldt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15320" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" /></strong>250 yıl önce doğdu. Ona selam göndermek boynumuzun borcu, ne de olsa kurduğu bilim düzeninin bir parçası olarak izinden gidiyoruz. Büyük doğa bilimci Alexander von Humboldt pek çok bilim konusuna derinlemesine el atmaktan kendini alamamış, bütün bu bilim alanlarının da kendilerini sahiplenecek üstün insanlara ihtiyacı olduğu zamanlarda! Bitki biliminden bitki illüstrasyonculuğuna, coğrafyadan jeolojiye ve jeofiziğe, okyanus biliminden volkanolojiye kadar, dahası iktisattan etnolojiye uzanan çok yönlü bir araştırmacı merakı.. Hepsinin toplamıdır Humboldt.</p>
<p>Bu kadar değil. En önemli özelliğin unutmayalım: Araştırmacı üniversite fikrinin temelini atan adam.. Bugün üniversiteler ne kadar Humboldt’un özelliğini taşıyor, çok tartışmalı.</p>
<p>Ekvador’da kubbe şeklindeki yanardağ Chimborazo’ya yanında ölçüm aletleri, defteri kalemi ile kan ter içinde tırmanan bir bilim insanının günümüzde yeri yok. Humboldt hatta ilk çevrebilimci-ekolog olarak bile tanımlanıyor.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan</strong> anlamlı bir yazı derledi. Bir parça: “<em>Rastladığı herhangi bir canlıyı; kuşu, böceği veya bitkiyi defterine ayrıntılarıyla not alıp çiziktiriyor. Yerçekimi, sıcaklık ve basınç ölçümleri yapmak için ekibi zaman zaman durduruyor. 5.400 metre rakıma ulaştıklarında bir kayada gördüğü yosun parçası, bildiği anlamda canlılığın son belirtisiydi. Tırmanmaya devam ettiler. Buzul yarığını aşarak zirveye ulaştığında Humboldt, ayakları kanlar içinde, sislerin arasından önce yere, ardından göğe baktı. Resmen bulutların arasındaydı ve işte o anda büyük bir</em>&#8230;”</p>
<p><strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong>, bilim dünyasındaki son gelişmeleri derledi: K2-18b olarak bilinen bir öte gezegende bulunan su, dev karadeliğin hiç olmadığı kadar parlak olduğunun bulunması, cesetlerin ölüm sonrasında bile hareket ediyor olması gibi ilginç haber ve gelişmeler, <strong>Araştırma Gündemi</strong>’nde sizi bekliyor&#8230; <strong>Tekno Vitrin</strong> köşesinde de yine kullanıcıları bekleyen yeni teknoloji ürünleri var: Dünyanın ilk doldurulabilir lazer yazıcısı, 16K çözünürlüğünde sinema ekranı ve yaşlılar için akıllı saat bunlardan birkaçı.</p>
<p>Üçüncü sayfamızda ise <strong>Reyhan Oksay</strong>’ın derlediği ilginç bir konu sizi bekliyor; milyonlarca yıl önce Avrupa kıtasının altına gömülen <strong>Büyük Adria</strong>. Bilim insanları, o zamanlar var olan süper kıta Gondwana’dan ayrılan bu kayıp kıtayı en ince ayrıntısına kadar yeniden tasarlamayı başardılar. Hemen yanında <strong>insan vücudunun bilinmeyenleri</strong> dizisini okuyacaksınız.</p>
<p>İklim değişikliği çağımızın en büyük sorunu olarak medyada da geniş yer bulurken <strong>Erdal Musoğlu</strong>, Küresel Uyum Komisyonu’nun “Şimdi Uyum Sağla: İklim Direnci İçin Küresel bir Önderlik Çağrısı” raporuna mercek tuttu.</p>
<p><strong>İlkleri yaşatan kadın: Rita Levi-Montalcini!</strong></p>
<p>Bir Nobel başarı öyküsüne devam ediyoruz. 200’den fazla bilimsel makaleyle bilim dünyasında ilklerin kadını olan ve 102 yaşına kadar araştıran <strong>Rita Levi-Montalcini</strong>’yi Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden <strong>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora</strong>’nın kaleminden okumanızı tavsiye ediyoruz.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca, ülkemizin teknoloji geliştirmede eksik ve başarısız kaldığını, oysa Türkiye’nin çok zengin olanaklara sahip olduğuna dikkat çekiyor. <strong>Müfit Akyos</strong> ise Bilim-Teknoloji-Yenilik (B-T-Y) sisteminin yeniden yapılandırılmasının gereği üzerine eğilerek, B-T-Y firmalar dünyasındaki sektörel tekelleşmeleri ve ülkeler düzeyinde yeni yapılanmaları gündeme getiriyor.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong> geçtiğimiz hafta başlattığı “E-sigara” yazı dizisine devam ediyor. Çetiner, e-sigara tüketiminin sağlığa olan zararlarını, FDA’nın e-sigara hakkında görüş ve istatistikleriyle ilişkilendirilerek anlatılıyor.<strong> Beslenme </strong>sayfalarımız da yine sağlığına önem veren okurları bekliyor. Buzlukta, buzdolabında ve buzdolabının dışında <strong>etin nasıl saklanması </strong>gerektiğini işledik.</p>
<p>İnsan, Teknoloji ve Yapay Zekâ yazısında ise <strong>Bilgehan Gürlek</strong>, “Acaba kapitalizm, insanın üretim sürecinde devre dışı bırakıldığı yeni bir ekonomik aşamaya mı geçmek istemektedir?” sorusunu soruyor.</p>
<p><strong>Dijital Kültür</strong> köşesinde <strong>Tanol Türkoğlu</strong> ise geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden <strong>Neslican Tay</strong>’ı andığı yazısında, talihsiz bir açıklamada bulunan <strong>Nevzat Tarhan</strong>’ı eleştirerek, “Bu aşağılık yer (dünya) seküler olduğu için aşağılık bir hale gelmemiştir. Ontolojik olarak aşağılıktır.” yorumunu yapıyor.</p>
<p><strong>Özlem Yüza</strong>k, Girişimcilik Vakfı Girvak Genel Müdürü <strong>Mehru Aygül</strong> ile konuştu: “Gençlerde değişimin anahtarı oluyoruz.” Gençlere, ana babalara şiddetle tavsiye ediyoruz.</p>
<p>Bahçeşehir Koleji Metodbox yapay zeka programını eğitime adapte etti. Hikayesi sayfalarımızda. Yanında ilginç bir haber okuyacaksınız: Beyin, atık ve zehirleri nasıl temizliyor?</p>
<p><strong>Evrenin yaşı ve büyüklüğü sanıldığı gibi değil mi?</strong></p>
<p>Fizikçi ve gökbilimciler, bugün Hubble Sabiti konusunda anlaşmazlıkta. Astrofizik meraklıları için büyük önem taşıyan bir tartışmayı <strong>Batuhan Sarıcan</strong> derledi: Yoksa evrenin yaşı ve büyüklüğü sandığımızdan daha mı farklı?</p>
<p><strong>İstanbul Kültür Üniversitesi Eğitim Fakültesi’</strong>nden<strong> Doç. Dr. Mehmet Toran</strong>, yeni öğretim yılı başlarken oldukça önemli bir konu olan <strong>çocuğun katılım hakkını</strong> savunmak üzerine yazdı.</p>
<p>Tartışma sayfamızda ise <strong>Texas Üniversitesi’nden Yıldıray Erdener</strong>, müzikte Ortaçağ anlayışlarını irdeleyerek Ortaçağ piskoposları ile modern Türkiye ilahiyatçılarının müzik hakkında örtüşen görüşlerine yer verdi. Önemle üzerinde duruyoruz! <strong>İbrahim Gedik’in</strong> ise görsellerle evrimi anlatan yazısını kaçırmayın: Kozmolojik, jeolojik, biyolojik toplumsal süreç, iletişim, TV ve havacılıkta evrim başlıkları altında geniş anlamda evrimsel gelişmeyi anlattı.</p>
<p>***</p>
<p>HBT, bilginin ışığına doğru sürekli koşuyor. Sizin için her hafta dopdolu ve anlaşılır içerikler sunmaya çalışıyor. Bilginin yayılması ve ülkemizde bilim ve teknolojinin gelişmesi umuduyla. Yayacağız, okuyacağız ve geleceği elbirliğiyle kuracağız.</p>
<p>Gelecek Cumaya kadar iyi okumalar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/olaganustu-bir-bilimci-dogaci-arastirmaci-ve-bilimsel-duzen-kurucu-humboldt">Olağanüstü bir bilimci, doğacı, araştırmacı ve bilimsel düzen kurucu: Humboldt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15326</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 183. Sayı – 27 Eylül 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-183-sayi-27-eylul-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 15:29:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[adria kıtası]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander von Humboldt]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[e-sigara]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[sivrisinek]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15322</guid>

					<description><![CDATA[<p>Büyük dahi Humboldt: Kâşif, bilimlerin kurucusu, ilk ekolog İklim değişikliğine uyum için küresel çağrı Yaşam &#8211; Doğan Kuban Bir Nobel başarı öyküsü: Dr. Rita Levi-Montalcini (2) Bir ötegezegende su bulundu Avrupa&#8217;nın altında kayıp bir kıta var! Grafiklerle beşeri evrim Burun sanılandan çok daha fazlasını bilir Brezilya&#8217;da genetiği değiştirilmiş sivrisinekler yayılıyor Yoksa evrenin yaşı ve büyüklüğü düşündüğümüzden farklı mı? Sol bacaklarımız için &#8211; Tanol Türkoğlu B-T-Y sisteminin yeniden yapılandırılması gereği &#8211; Müfit Akyos İnsan, teknoloji ve yapay zekâ &#8211; Bilgehan Gürlek Bahçeşehir Koleji eğitime yapay zekâyı adapte ediyor E-sigara (2) &#8211; Mustafa Çetiner Etleri nasıl saklamalıyız? Çocuğun katılım hakkını savunmak! &#8211; Mehmet Toran Müzik: Ortaçağ anlayışları &#8211; Yıldıray Erdener Narvallar: Denizin gizemli &#8216;Tekboynuzları&#8217; Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-183-sayi-27-eylul-2019">HBT Dergi 183. Sayı – 27 Eylül 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15320" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/183.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Büyük dahi Humboldt: Kâşif, bilimlerin kurucusu, ilk ekolog<br />
İklim değişikliğine uyum için küresel çağrı<br />
Yaşam &#8211; Doğan Kuban<br />
Bir Nobel başarı öyküsü: Dr. Rita Levi-Montalcini (2)<br />
Bir ötegezegende su bulundu<br />
Avrupa&#8217;nın altında kayıp bir kıta var!<br />
Grafiklerle beşeri evrim<br />
Burun sanılandan çok daha fazlasını bilir<br />
Brezilya&#8217;da genetiği değiştirilmiş sivrisinekler yayılıyor<br />
Yoksa evrenin yaşı ve büyüklüğü düşündüğümüzden farklı mı?<br />
Sol bacaklarımız için &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
B-T-Y sisteminin yeniden yapılandırılması gereği &#8211; Müfit Akyos<br />
İnsan, teknoloji ve yapay zekâ &#8211; Bilgehan Gürlek<br />
Bahçeşehir Koleji eğitime yapay zekâyı adapte ediyor<br />
E-sigara (2) &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Etleri nasıl saklamalıyız?<br />
Çocuğun katılım hakkını savunmak! &#8211; Mehmet Toran<br />
Müzik: Ortaçağ anlayışları &#8211; Yıldıray Erdener<br />
Narvallar: Denizin gizemli &#8216;Tekboynuzları&#8217;</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-183-sayi-27-eylul-2019">HBT Dergi 183. Sayı – 27 Eylül 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15322</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sinüzit tedavi edilebilir bir hastalıktır</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sinuzit-tedavi-edilebilir-bir-hastaliktir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 May 2019 14:18:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[boğaz]]></category>
		<category><![CDATA[burun]]></category>
		<category><![CDATA[kulak]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[sinüzit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinüzit pek çoğumuzun birkaç kez geçirdiği sık görülen bir hastalıktır. Bireylerin yaşam kalitesine olan olumsuz etkilerinin yanında, iş gücü kaybı ve tedavi masrafları gibi ekonomik yönleri de göz önüne alındığında önemli bir toplumsal sağlık sorunu olarak da karşımıza çıkar.  Nedir bu sinüzit? Günlük konuşmalarımızda, burun ya da geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, baş ağrısı gibi basit bir üst solunum yolu enfeksiyonundan migrene dek pek çok hastalıkta görülebilen çok çeşitli şikâyetlerimize sinüzit tanısını çoğunlukla kendimiz koyuyoruz. Peki, ama hemen hepimizin kendimiz ya da yakınlarımızda hep bende de var diye bahsettiğimiz, pek çok şeye benzeyen kafa karıştırıcı bu hastalık hekim gözüyle nedir? Burnun çevresinde, yani yanaklarda, alında ve burun arka kısımlarında yer alan, kemik duvarlı, içi hava dolu boşluklara sinüsler denir. Sinüslerden her gün yaklaşık 1 su bardağı salgı yani mukus salgılanır ve bu mukus sinus mukozasındaki aktif taşıma sistemi ile sinüslerin boşalma kanallarına taşınıp buradan burun içine aktarıldıktan sonra,  kişi varlığını bile genellikle fark etmeden yutulur. Sinüzit en yalın hali ile sinüslerin içini döşeyen örtünün yani mukozanın iltihaplanmasıdır. Bu duruma ise en sık sinüslerden salgılanan salgının yani mukusun burun içine boşalmasını engelleyen hastalıklar neden olur. Kimler, ne zaman risk altında? Sinüsleri salgı yapan birer havuz, buruna açıldıkları ve salgılarını boşalttıkları ostium dediğimiz yapıları bu havuzları boşaltan musluklar olarak düşünürsek, muslukların tıkanmasına yol açan nedenlere maruz kalan ya da sahip olan herkes risk grubudur. Detaylandıracak olursak ilk grubu burun mukozasında şişmeye yol açan üst solunum yolu enfeksiyonları ya da alerjisi olan kişiler oluşturur. İkinci grupta ise burnu tıkayan, mukus akışını engelleyen çeşitli burun içi eğrilikleri olanları; yani septum deviasyonları ya da burun etlerindeki büyümeye bağlı darlıkları olanları sayabiliriz. Sık sık üst solunum yolu enfeksiyonuna maruz kalan öğretmenlerde, öğrencilerde, sağlık çalışanlarında ve hem mukozal hem de doğal direnç mekanizmasını bozan sigara kullanıcılarında da sinüzite sık rastlanır. Kışın soğuk ve kuru havanın yol açtığı sinüs mukozası tahrişleri, özellikle günümüzün önemli bir sorunu olan hava kirliliği ile birlikte daha da belirginleşerek sinüzit oluşumunu kolaylaştıran bir diğer neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha nadir olarak diş enfeksiyonları ya da yüz kemiklerindeki delici yaralanmalar sonucunda da sinüzit oluşabilmektedir. Akut? Kronik? Baş ağrısı? Sinüzitle ilgili kafa karışıklığı yaratan konulardan birisi akut yani yeni oluşan sinüzit ve kronik yani müzmin sinüzit kavramlarıdır. Akut hastalık sıklıkla yüzde, göz çevresinde özellikle öne eğilmekle artan ağrı ve basınç hissi, şişme ve dolgunluk, burun tıkanıklığı, burundan ya da genizden iltihaplı akıntı, koku alamama ve ateş şikâyetleri ile ortaya çıkar. Bunların yanı sıra baş ağrısı, ağız kokusu, düşkünlük, diş ağrısı, öksürük, kulak ağrısı gibi farklı şikâyetlerle başvuran hastaların sayısı da oldukça fazladır. Uzun süren, yaklaşık 3 ayı geçen yani kronikleşen iltihaplarda ise genellikle şikâyetlerin şiddeti azalmakta ve sadece hikâye ile tanı koymak zorlaşmaktadır. Bu gruptaki hastalarda en sık şikâyetler burun gerisinde, genizden boğaza doğru koyu kıvamlı akıntı, öksürük ve yüz kemiklerinde sinüs üzerinde görülebilen hassasiyet hissidir. Baş ağrıları genellikle ilk olarak sinüzite bağlantılanır. Ancak beraberinde burun akıntısı, geniz akıntısı ya da burun tıkanıklığı gibi şikâyetler yok iken baş ağrılarının nedeni nadiren tek başlarına sinüzite olmaktadır. Diğer sinüzit bulguları olmayan durumlarda akla öncelikli olarak migren ya da gerilim tipi ağrılar gelmelidir. Sinüzit tablosu belirgin olmayan durumlarda ayırıcı tanı için nörolojik değerlendirmeler ya da görüntüleme yöntemlerine başvurmak gerekebilir. Nasıl anlaşılır?  Sinüs iltihaplarının tanısında muayene sırasında burnun arka kısmında koyu, iltihaplı akıntı görülmesi önemlidir. Özellikle son 20 yılda gelişen tanı ve tedavi metotları sayesinde sinüzit artık hem çok daha iyi anlaşılmıştır, hem de bilgili ve tecrübeli ellerde ilaçla ve gerekli hallerde cerrahi ile başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir. Bu alandaki en önemli gelişme kameralı ışık sistemleri olarak tarif edebileceğimiz endoskopların yaygın şekilde kullanıma girmiş olmasıdır. Endoskoplar sayesinde karmaşık bir yapıya sahip olan burun içi ve sinüs açılma bölgeleri, basit muayene odası koşulları altında kolayca ve detaylı şekilde muayene edilebilmekte, böylece basit ve hızlı bir biçimde tanı konulabilmektedir. Muayene ile tanının kolaylaşması sonucunda, endoskoplar yaygın kullanıma girmeden önce sıklıkla başvurulan ve sinüsler hakkında genellikle yeterli bilgi vermeyen röntgen filmlerine çok daha nadir başvurulmaktadır.  Neden şimdi tomografi?  Sinüzit tanınızın konulmasına rağmen ilaçlarla düzelme sağlanamadığında, 3 aydan uzun zamandır süren kronik hal almış bir hastalığınız olduğunda ya da sinüzite bağlı olarak komşu doku ya da organlarda, örneğin gözlerde ya da göz çevresinde hastalık ortaya çıkması gibi durumlarda hekiminiz tam adıyla “paranazal sinüs tomografisi” olarak adlandırılan görüntüleme yöntemine başvuracaktır. Basit, kolay ve hızlı bir yöntem olan sinüs tomografisi yeni teknolojiler sayesinde çok düşük radyasyon dozlarıyla yapılabilmekte ve günümüzde sinüzitin tanı ve tedavi planlamasında altın standart olarak kabul edilmektedir. Sinüzitle yaşamaya alışmak zorunda mıyım? Elbette hayır. Tanısında ciddi ilerlemeler kaydedilen sinüzitin tedavisinde de önemli gelişmeler söz konusudur. *Sinüzitin en öncelikli tedavisi ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinin en önemli parçası ise genellikle 10-14 günlük ya da ihtiyaç halinde daha uzun süre ile kullanılabilen antibiyotiklerdir. Antibiyotiklerle beraber burun mukozasının şişliğini azaltan sprey ve tabletler ve burun içini yıkamak amacı ile özel tuzlu solüsyonlar ya da sık kullanılan adıyla deniz suyu spreyler kullanılmaktadır. *Bol sıvı alımı ve istirahat tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi sinüzitte de vücut direncini güçlendirerek iyileşmeyi hızlandırır. Tüm bu tedavilerin önerilen süre boyunca düzenli biçimde kullanılması olası tekrarların ve kronikleşmelerin önlenmesinde faydalıdır. Yani sonuçta her sinüzit kronikleşmez ve çoğu hasta akut dönemde iyi bir tedavi ile tamamen iyileşir. *İlaç tedavisine yanıt vermeyen ya da çeşitli komşu organlara yayılan hastalık hallerinde cerrahi tedaviye başvurulur. *Hastalarımızın bu konudaki en büyük çekinceleri “sinüzit ameliyattan sonra tekrarlıyormuş” şeklindeki kanıdır. *Sinüs ve burun cerrahisi son 20 yılda dramatik bir şekilde değişmiş ve gelişmiştir. Günümüzde sinüs ameliyatlarında kullanılan ve çeşitli açılarla çok yüksek kalitede görüntü sağlayan endoskopi sistemlerinin geliştirilmiş olmasının bunda payı büyüktür. Burun ve sinüslerin yerleşim olarak beyin, gözler gibi hayati organlara olan yakınlığı da düşünüldüğünde gelişmiş teknolojik donanımla birlikte cerrahiye hakim bir hekimin uygulayacağı ameliyat sonrası başarı oranı oldukça yüksektir. *Son yıllarda sinüs cerrahisinde kullanıma giren bir diğer teknolojik yenilik ise cerrahi navigasyon sistemleridir. Hastaya ameliyat öncesi dönemde çekilen paranazal sinüs tomografisi görüntülerini kullanan navigasyon sistemleri ameliyat sırasında hekime nerede çalıştığı, çevre dokulara olan mesafesi ya da hastalığın devamlılığı hakkında bilgi vermektedir. Ameliyat sırasında hekime yol gösteren navigasyon sistemleri ile birlikte karmaşık yapılı bu bölgede daha güvenli ve ihtiyaç olduğu ölçüde kapsamlı ameliyatlar yapmak çok kolaylaşmıştır. *Ameliyat sonrası dönemde hastalığa neden olabilecek etkenleri ortadan kaldırmak bazen uygulanan cerrahi kadar önem taşımaktadır. Özellikle alerjik hastalarda uygun alerji tedavisinin ameliyattan sonra düzenli olarak kullanılması ya da sigara kullanımının bırakılması önemlidir. Başarısızlığın en önemli nedenleri Sonuç olarak eyvah sinüzit oldum, artık onunla yaşamak zorundayım cümlesinin kaynağı genellikle karşılaşılan başarısız tedavi örnekleridir. Sinüzit tedavisindeki başarısızlığın en önemli nedenleri ise tedavi uyumsuzluğu, tedavinin erken bırakılması, yetersiz tedavi, uygun olmayan cerrahi müdahaleler ya da altta yatan nedenlerin yeterince kontrol altına alınamamasıdır. Hekim cephesinden bakıldığında ise, sinüs cerrahisi kolay gözükse de, gerekli tecrübe, teknik ve bilimsel altyapı oluşmadan yapıldığında başarısız sonuç ve olumsuz geri dönüşlere neden olabileceği bilinciyle yapılmalıdır. Bu koşullar gerçekleştiğinde, uygun koşullarda ve doğru gerekçelerle yapılan başarılı ameliyatlar arttıkça sinüzit tedavisinde mutlu sonuçlar da yüksek oranlarda mümkün olabilecektir. Dr. Seçil Bahar, Amerikan Hastanesi KBB, Baş ve Boyun Cerrahisi Bölümü</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sinuzit-tedavi-edilebilir-bir-hastaliktir">Sinüzit tedavi edilebilir bir hastalıktır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sinüzit pek çoğumuzun birkaç kez geçirdiği sık görülen bir hastalıktır. Bireylerin yaşam kalitesine olan olumsuz etkilerinin yanında, iş gücü kaybı ve tedavi masrafları gibi ekonomik yönleri de göz önüne alındığında önemli bir toplumsal sağlık sorunu olarak da karşımıza çıkar.<strong> </strong></p>
<p><strong>Nedir bu sinüzit?</strong></p>
<p>Günlük konuşmalarımızda, burun ya da geniz akıntısı, burun tıkanıklığı, baş ağrısı gibi basit bir üst solunum yolu enfeksiyonundan migrene dek pek çok hastalıkta görülebilen çok çeşitli şikâyetlerimize sinüzit tanısını çoğunlukla kendimiz koyuyoruz. Peki, ama hemen hepimizin kendimiz ya da yakınlarımızda hep bende de var diye bahsettiğimiz, pek çok şeye benzeyen kafa karıştırıcı bu hastalık hekim gözüyle nedir?</p>
<p>Burnun çevresinde, yani yanaklarda, alında ve burun arka kısımlarında yer alan, kemik duvarlı, içi hava dolu boşluklara sinüsler denir. Sinüslerden her gün yaklaşık 1 su bardağı salgı yani mukus salgılanır ve bu mukus sinus mukozasındaki aktif taşıma sistemi ile sinüslerin boşalma kanallarına taşınıp buradan burun içine aktarıldıktan sonra,  kişi varlığını bile genellikle fark etmeden yutulur. Sinüzit en yalın hali ile sinüslerin içini döşeyen örtünün yani mukozanın iltihaplanmasıdır. Bu duruma ise en sık sinüslerden salgılanan salgının yani mukusun burun içine boşalmasını engelleyen hastalıklar neden olur.</p>
<p><strong>Kimler, ne zaman risk altında?</strong></p>
<p>Sinüsleri salgı yapan birer havuz, buruna açıldıkları ve salgılarını boşalttıkları <em>ostium</em> dediğimiz yapıları bu havuzları boşaltan musluklar olarak düşünürsek, muslukların tıkanmasına yol açan nedenlere maruz kalan ya da sahip olan herkes risk grubudur.</p>
<p>Detaylandıracak olursak ilk grubu burun mukozasında şişmeye yol açan üst solunum yolu enfeksiyonları ya da alerjisi olan kişiler oluşturur. İkinci grupta ise burnu tıkayan, mukus akışını engelleyen çeşitli burun içi eğrilikleri olanları; yani <em>septum deviasyonları </em>ya da burun etlerindeki büyümeye bağlı darlıkları olanları sayabiliriz. Sık sık üst solunum yolu enfeksiyonuna maruz kalan öğretmenlerde, öğrencilerde, sağlık çalışanlarında ve hem mukozal hem de doğal direnç mekanizmasını bozan sigara kullanıcılarında da sinüzite sık rastlanır.</p>
<p>Kışın soğuk ve kuru havanın yol açtığı sinüs mukozası tahrişleri, özellikle günümüzün önemli bir sorunu olan hava kirliliği ile birlikte daha da belirginleşerek sinüzit oluşumunu kolaylaştıran bir diğer neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha nadir olarak diş enfeksiyonları ya da yüz kemiklerindeki delici yaralanmalar sonucunda da sinüzit oluşabilmektedir.</p>
<p><strong>Akut? Kronik? Baş ağrısı?</strong></p>
<p>Sinüzitle ilgili kafa karışıklığı yaratan konulardan birisi akut yani yeni oluşan sinüzit ve kronik yani müzmin sinüzit kavramlarıdır. Akut hastalık sıklıkla yüzde, göz çevresinde özellikle öne eğilmekle artan ağrı ve basınç hissi, şişme ve dolgunluk, burun tıkanıklığı, burundan ya da genizden iltihaplı akıntı, koku alamama ve ateş şikâyetleri ile ortaya çıkar. Bunların yanı sıra baş ağrısı, ağız kokusu, düşkünlük, diş ağrısı, öksürük, kulak ağrısı gibi farklı şikâyetlerle başvuran hastaların sayısı da oldukça fazladır.</p>
<p>Uzun süren, yaklaşık 3 ayı geçen yani kronikleşen iltihaplarda ise genellikle şikâyetlerin şiddeti azalmakta ve sadece hikâye ile tanı koymak zorlaşmaktadır. Bu gruptaki hastalarda en sık şikâyetler burun gerisinde, genizden boğaza doğru koyu kıvamlı akıntı, öksürük ve yüz kemiklerinde sinüs üzerinde görülebilen hassasiyet hissidir.</p>
<p>Baş ağrıları genellikle ilk olarak sinüzite bağlantılanır. Ancak beraberinde burun akıntısı, geniz akıntısı ya da burun tıkanıklığı gibi şikâyetler yok iken baş ağrılarının nedeni nadiren tek başlarına sinüzite olmaktadır. Diğer sinüzit bulguları olmayan durumlarda akla öncelikli olarak migren ya da gerilim tipi ağrılar gelmelidir. Sinüzit tablosu belirgin olmayan durumlarda ayırıcı tanı için nörolojik değerlendirmeler ya da görüntüleme yöntemlerine başvurmak gerekebilir.</p>
<p><strong>Nasıl anlaşılır?</strong><strong> </strong></p>
<p>Sinüs iltihaplarının tanısında muayene sırasında burnun arka kısmında koyu, iltihaplı akıntı görülmesi önemlidir.</p>
<p>Özellikle son 20 yılda gelişen tanı ve tedavi metotları sayesinde sinüzit artık hem çok daha iyi anlaşılmıştır, hem de bilgili ve tecrübeli ellerde ilaçla ve gerekli hallerde cerrahi ile başarılı şekilde tedavi edilebilmektedir.</p>
<p>Bu alandaki en önemli gelişme kameralı ışık sistemleri olarak tarif edebileceğimiz endoskopların yaygın şekilde kullanıma girmiş olmasıdır. Endoskoplar sayesinde karmaşık bir yapıya sahip olan burun içi ve sinüs açılma bölgeleri, basit muayene odası koşulları altında kolayca ve detaylı şekilde muayene edilebilmekte, böylece basit ve hızlı bir biçimde tanı konulabilmektedir.</p>
<p>Muayene ile tanının kolaylaşması sonucunda, endoskoplar yaygın kullanıma girmeden önce sıklıkla başvurulan ve sinüsler hakkında genellikle yeterli bilgi vermeyen röntgen filmlerine çok daha nadir başvurulmaktadır.<strong> </strong></p>
<p><strong>Neden şimdi tomografi?</strong><strong> </strong></p>
<p>Sinüzit tanınızın konulmasına rağmen ilaçlarla düzelme sağlanamadığında, 3 aydan uzun zamandır süren kronik hal almış bir hastalığınız olduğunda ya da sinüzite bağlı olarak komşu doku ya da organlarda, örneğin gözlerde ya da göz çevresinde hastalık ortaya çıkması gibi durumlarda hekiminiz tam adıyla “<em>paranazal sinüs tomografisi</em>” olarak adlandırılan görüntüleme yöntemine başvuracaktır. Basit, kolay ve hızlı bir yöntem olan sinüs tomografisi yeni teknolojiler sayesinde çok düşük radyasyon dozlarıyla yapılabilmekte ve günümüzde sinüzitin tanı ve tedavi planlamasında altın standart olarak kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Sinüzitle yaşamaya alışmak zorunda mıyım?</strong></p>
<p>Elbette hayır. Tanısında ciddi ilerlemeler kaydedilen sinüzitin tedavisinde de önemli gelişmeler söz konusudur.</p>
<p>*Sinüzitin en öncelikli tedavisi ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinin en önemli parçası ise genellikle 10-14 günlük ya da ihtiyaç halinde daha uzun süre ile kullanılabilen antibiyotiklerdir. Antibiyotiklerle beraber burun mukozasının şişliğini azaltan sprey ve tabletler ve burun içini yıkamak amacı ile özel tuzlu solüsyonlar ya da sık kullanılan adıyla deniz suyu spreyler kullanılmaktadır.</p>
<p>*Bol sıvı alımı ve istirahat tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu gibi sinüzitte de vücut direncini güçlendirerek iyileşmeyi hızlandırır. Tüm bu tedavilerin önerilen süre boyunca düzenli biçimde kullanılması olası tekrarların ve kronikleşmelerin önlenmesinde faydalıdır. Yani sonuçta her sinüzit kronikleşmez ve çoğu hasta akut dönemde iyi bir tedavi ile tamamen iyileşir.</p>
<p>*İlaç tedavisine yanıt vermeyen ya da çeşitli komşu organlara yayılan hastalık hallerinde cerrahi tedaviye başvurulur.</p>
<p>*Hastalarımızın bu konudaki en büyük çekinceleri “sinüzit ameliyattan sonra tekrarlıyormuş” şeklindeki kanıdır.</p>
<p>*Sinüs ve burun cerrahisi son 20 yılda dramatik bir şekilde değişmiş ve gelişmiştir. Günümüzde sinüs ameliyatlarında kullanılan ve çeşitli açılarla çok yüksek kalitede görüntü sağlayan endoskopi sistemlerinin geliştirilmiş olmasının bunda payı büyüktür. Burun ve sinüslerin yerleşim olarak beyin, gözler gibi hayati organlara olan yakınlığı da düşünüldüğünde gelişmiş teknolojik donanımla birlikte cerrahiye hakim bir hekimin uygulayacağı ameliyat sonrası başarı oranı oldukça yüksektir.</p>
<p>*Son yıllarda sinüs cerrahisinde kullanıma giren bir diğer teknolojik yenilik ise cerrahi navigasyon sistemleridir. Hastaya ameliyat öncesi dönemde çekilen paranazal sinüs tomografisi görüntülerini kullanan navigasyon sistemleri ameliyat sırasında hekime nerede çalıştığı, çevre dokulara olan mesafesi ya da hastalığın devamlılığı hakkında bilgi vermektedir. Ameliyat sırasında hekime yol gösteren navigasyon sistemleri ile birlikte karmaşık yapılı bu bölgede daha güvenli ve ihtiyaç olduğu ölçüde kapsamlı ameliyatlar yapmak çok kolaylaşmıştır.</p>
<p>*Ameliyat sonrası dönemde hastalığa neden olabilecek etkenleri ortadan kaldırmak bazen uygulanan cerrahi kadar önem taşımaktadır. Özellikle alerjik hastalarda uygun alerji tedavisinin ameliyattan sonra düzenli olarak kullanılması ya da sigara kullanımının bırakılması önemlidir.</p>
<p><strong>Başarısızlığın en önemli nedenleri</strong></p>
<p>Sonuç olarak eyvah sinüzit oldum, artık onunla yaşamak zorundayım cümlesinin kaynağı genellikle karşılaşılan başarısız tedavi örnekleridir. Sinüzit tedavisindeki başarısızlığın en önemli nedenleri ise tedavi uyumsuzluğu, tedavinin erken bırakılması, yetersiz tedavi, uygun olmayan cerrahi müdahaleler ya da altta yatan nedenlerin yeterince kontrol altına alınamamasıdır.</p>
<p>Hekim cephesinden bakıldığında ise, sinüs cerrahisi kolay gözükse de, gerekli tecrübe, teknik ve bilimsel altyapı oluşmadan yapıldığında başarısız sonuç ve olumsuz geri dönüşlere neden olabileceği bilinciyle yapılmalıdır. Bu koşullar gerçekleştiğinde, uygun koşullarda ve doğru gerekçelerle yapılan başarılı ameliyatlar arttıkça sinüzit tedavisinde mutlu sonuçlar da yüksek oranlarda mümkün olabilecektir.</p>
<p><strong>Dr. Seçil Bahar, Amerikan Hastanesi KBB, Baş ve Boyun Cerrahisi Bölümü</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/sinuzit-tedavi-edilebilir-bir-hastaliktir">Sinüzit tedavi edilebilir bir hastalıktır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13940</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
