<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>davranış arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/davranis/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/davranis</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Feb 2023 10:44:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Hayvanlar depremi önceden sezebilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/hayvanlar-depremi-onceden-sezebilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Feb 2023 10:45:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmek]]></category>
		<category><![CDATA[öncü sarsıntı]]></category>
		<category><![CDATA[sezmek]]></category>
		<category><![CDATA[tahmin etmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=24368</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem sırasında hepimiz çevremizdeki hayvanların tuhaf hareketler yapıp yapmadığını merak ederiz. Acaba kedim, köpeğim ya da kuşum depremleri önceden sezmiş olabilir mi? Söylemesi zor! Çünkü yeterli bilimsel kanıtımız yok. Alman sismolog Heiko Woith insanların bu tür iddialara şüpheyle yaklaşması gerektiğini düşünüyor. Woith’e göre hayvanların tuhaf hareketleri yaklaşan bir depreme işaret etmek zorunda değil. Yani, hayvanlar depremi öngörmekten çok, öncü sarsıntılara tepki gösteriyor olabilir. Bilimsel olarak kanıtlanmış değil Güçlü depremlerden sonra insanların yerbilim merkezini arayarak “Siz de depremi önceden tahmin edebilir misiniz, internette hayvanların bunu yapabildiği yazıyor” gibi sorular sorduğunu söyleyen Woith, ekibiyle beraber bu iddiayı araştırmaya başlamış. Ekip, aralarında kuşlar, balıklar, böcekler ve memelilerin (çoğunlukla kedi, köpek ve büyükbaşlar) olduğu 130 hayvan türünün depremlerde sergilediği tuhaflıkları inceleyen 700’den fazla raporu değerlendirdi. Woith, raporlarda her türlü davranışın yer aldığını, mesela bir kaplanın deprem olmadan önce oldukça keyifsiz göründüğünü belirtti. Yetersiz gözlemler Rastlantısal onca olaya rağmen, ekibin karşılaştığı en büyük sürpriz şu olmuş: Yayınlanan iddiaların büyük çoğunluğunun, zayıf ve yetersiz gözlemlere dayandığını anlamışlar. Yani birçok insan hayvanları deprem olmadan önce, deprem esnasında ve depremden sonra doğru dürüst gözlemlememiş. Dolayısıyla, Woith’e göre bu raporların istatistiklere dayanan bilimsel bir kanıt olma özellikleri yok. Bildirilen olayların %90’ının merkez üssüne 100 km mesafede ve depremden sonraki 60 gün içerisinde gerçekleştiğini fark eden araştırmacılar, daha sonra, öncü sarsıntıların ne zaman ve bölgenin neresinde meydana geldiğini araştırdı. Benzerlik şaşırtıcıydı. Öncü sarsıntılar tetikliyor olabilir Hayvanların, öncü sarsıntılarla bağlantılı tuhaf davranışları ile öncü sarsıntıların meydana gelmesi arasındaki zaman-mekân örüntüsü şaşırtıcı bir benzerlik taşıyor. Bundan yola çıkarak, hayvanların yaptığı tuhaf hareketler ile öncü sarsıntılar arasında bir bağ kurmak mümkün olabilir. Hayvanların depremleri önceden bilip bilemeyeceğinin daha iyi araştırılması için Woith ileri araştırmaların yapılmasını, en azından yapılacak deneylerin tekrarlanabilir bir nitelik taşıması gerektiğini söylüyor. Woith’in hazırladığı rapor Amerikan Sismoloji Cemiyeti dergisinde 17 Nisan’da yayınlandı. Bu arada, bilim insanları depremler olmadan önce tespit edecek teknolojiler üzerinde durmadan çalışıyor. Mesela, Quake Alert adı verilen bir akıllı telefon uygulaması, 5 Nisan’da deprem Los Angeles’ı vurmadan yarım dakika kadar önce insanları uyararak büyük fayda sağladı. Uygulama, hafif P dalgalarını tespit eden sismik sensör ağına bağlı olarak çalışıyor. Arkasından gelen güçlü S dalgaları ulaşmadan önce insanları uyarıyor. Mercan Bursalı Kaynak: https://www.livescience.com/32156-can-animals-predict-earthquakes.html *Bu yazı HBT&#8217;nin 117. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/hayvanlar-depremi-onceden-sezebilir-mi">Hayvanlar depremi önceden sezebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-24369 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2021/08/1-27-300x194.jpg" alt="" width="300" height="194" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2021/08/1-27-300x194.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2021/08/1-27.jpg 830w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Deprem sırasında hepimiz çevremizdeki hayvanların tuhaf hareketler yapıp yapmadığını merak ederiz. Acaba kedim, köpeğim ya da kuşum depremleri önceden sezmiş olabilir mi?</p>
<p>Söylemesi zor! Çünkü yeterli bilimsel kanıtımız yok. Alman sismolog Heiko Woith insanların bu tür iddialara şüpheyle yaklaşması gerektiğini düşünüyor. Woith’e göre hayvanların tuhaf hareketleri yaklaşan bir depreme işaret etmek zorunda değil. Yani, hayvanlar depremi öngörmekten çok, öncü sarsıntılara tepki gösteriyor olabilir.</p>
<p><strong>Bilimsel olarak kanıtlanmış değil </strong></p>
<p>Güçlü depremlerden sonra insanların yerbilim merkezini arayarak “Siz de depremi önceden tahmin edebilir misiniz, internette hayvanların bunu yapabildiği yazıyor” gibi sorular sorduğunu söyleyen Woith, ekibiyle beraber bu iddiayı araştırmaya başlamış.</p>
<p>Ekip, aralarında kuşlar, balıklar, böcekler ve memelilerin (çoğunlukla kedi, köpek ve büyükbaşlar) olduğu 130 hayvan türünün depremlerde sergilediği tuhaflıkları inceleyen 700’den fazla raporu değerlendirdi. Woith, raporlarda her türlü davranışın yer aldığını, mesela bir kaplanın deprem olmadan önce oldukça keyifsiz göründüğünü belirtti.</p>
<p><strong>Yetersiz gözlemler </strong></p>
<p>Rastlantısal onca olaya rağmen, ekibin karşılaştığı en büyük sürpriz şu olmuş: Yayınlanan iddiaların büyük çoğunluğunun, zayıf ve yetersiz gözlemlere dayandığını anlamışlar. Yani birçok insan hayvanları deprem olmadan önce, deprem esnasında ve depremden sonra doğru dürüst gözlemlememiş. Dolayısıyla, Woith’e göre bu raporların istatistiklere dayanan bilimsel bir kanıt olma özellikleri yok.</p>
<p>Bildirilen olayların %90’ının merkez üssüne 100 km mesafede ve depremden sonraki 60 gün içerisinde gerçekleştiğini fark eden araştırmacılar, daha sonra, öncü sarsıntıların ne zaman ve bölgenin neresinde meydana geldiğini araştırdı. Benzerlik şaşırtıcıydı.</p>
<p><strong>Öncü sarsıntılar tetikliyor olabilir </strong></p>
<p>Hayvanların, öncü sarsıntılarla bağlantılı tuhaf davranışları ile öncü sarsıntıların meydana gelmesi arasındaki zaman-mekân örüntüsü şaşırtıcı bir benzerlik taşıyor. Bundan yola çıkarak, hayvanların yaptığı tuhaf hareketler ile öncü sarsıntılar arasında bir bağ kurmak mümkün olabilir.</p>
<p>Hayvanların depremleri önceden bilip bilemeyeceğinin daha iyi araştırılması için Woith ileri araştırmaların yapılmasını, en azından yapılacak deneylerin tekrarlanabilir bir nitelik taşıması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Woith’in hazırladığı rapor Amerikan Sismoloji Cemiyeti dergisinde 17 Nisan’da yayınlandı.</p>
<p>Bu arada, bilim insanları depremler olmadan önce tespit edecek teknolojiler üzerinde durmadan çalışıyor. Mesela, Quake Alert adı verilen bir akıllı telefon uygulaması, 5 Nisan’da deprem Los Angeles’ı vurmadan yarım dakika kadar önce insanları uyararak büyük fayda sağladı. Uygulama, hafif P dalgalarını tespit eden sismik sensör ağına bağlı olarak çalışıyor. Arkasından gelen güçlü S dalgaları ulaşmadan önce insanları uyarıyor.</p>
<p><strong>Mercan Bursalı</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.livescience.com/32156-can-animals-predict-earthquakes.html">https://www.livescience.com/32156-can-animals-predict-earthquakes.html</a></strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı HBT&#8217;nin 117. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/hayvanlar-depremi-onceden-sezebilir-mi">Hayvanlar depremi önceden sezebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">24368</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanın kendisine karşı anlayışlı ve sevecen olması, özgüvenden önemli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/insanin-kendisine-karsi-anlayisli-ve-sevecen-olmasi-ozguvenden-onemli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 09:53:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[anlayış]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[anne baba]]></category>
		<category><![CDATA[baba]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[ebeveyn]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eleştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[örnek]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven]]></category>
		<category><![CDATA[özsaygı]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[tavır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8720</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kimileri çocuklara aşılanabilecek en güzel duygunun özgüven olduğunu söylerken, kimileri de kendine anlayışlı, merhametli ve sevecen olma duygusunun daha önemli olduğuna işaret ediyor. İngilizce’deki “self-compassion” kavramı Türkçe’ye öz-anlayış, öz-duyarlık, öz-merhamet gibi farklı şekillerde çevrilmiş ve çeşitli araştırmacılar tarafından bu farklı sözcüklerle anlatılmıştır. Ancak özünde benzer şeyleri ifade ediyor. Peki, nedir kendine karşı anlayışlı, duyarlı, merhametli olmak? Genel olarak kişinin zor zamanlarda, hata yaptığı durumlarda, sıkıntı yaşadığında ya da zayıf anlarında kendisine karşı duygusal anlamda destekleyici ve anlayışlı olmasını içerir. Kendimize karşı duyarlı olmak, sevdiklerimiz zor zamanlardan geçerken onlara gösterdiğimiz ilgi, destek ve nezaketin benzerini gerektiğinde kendimize de gösterebilmektir aslında. Çoğu zaman kendine düşkünlükle karıştırılan öz-anlayış başlıklı bir kitabı da kaleme alan Teksas Üniversitesi’nden Kristin Neff’in tanımıyla, üç farklı unsurdan oluşuyor: Kişinin kendi düşünce ve duygularının bilincinde olması İnsanlığa özgü ortak bir vicdan duygusu Kişinin kendine sevecen bir tutumla yaklaşması Araştırmalar yapay yollarla geliştirilen öz-saygının, özseverlik (narsisizm) ve duygusal kırılganlık gibi, çeşitli ruhsal rahatsızlıklarla bağlantılı olduğunu ortaya koyarken, öz-anlayış esneklik, gelişkin enerji düzeyleri, yaratıcılık ve genel yaşam başarısı gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor. Aşağıda yaşamsal bir önem taşıyan öz-anlayış duygusunun çocuklara aşılanmasına yardımcı olabilecek beş yöntem yer alıyor. Çocuklarınıza “nitelikli ve iyi bir yaşam” ile ilgili doğruları öğretin Neff, yaşlılık ve hastalıkta bile, acı çekmeyi genelde bir tür başarısızlık olarak yorumladığımıza dikkat çekiyor. Bu son derece mantık dışı bir davranış olmakla birlikte, acı çekmeyi başarısızlıkla yaftalamak kişide bu durumdan tümüyle kaçınılabileceği yanılsamasını doğurur. İnsanlar olup biten her şeyi denetleyemeyeceklerini, kimi zaman iplerin kendi kontrollerinde olmadığını kabullenmekte zorlanırlar. Oysa bu kaçınılmaz bir gerçektir. Çocuklar yaşamın inişli çıkışlı bir süreç olduğunu, her zaman da öyle olacağını tüm açıklığıyla anlamak zorundadır. Öyle ki, yaşamda hoşlukların tadına varmak kadar, olumsuzlukları da sineye çekmeyi öğrenmek, büyüme sürecinin bir parçasıdır. Derby Üniversitesi araştırmacılarından Paul Gilbert, “İyi bir anne ya da baba olmanın yolu çocuklara duygularıyla nasıl baş edebileceklerini öğrenmelerine olanak sağlamak, çocuğun kendisini toplumsal bir varlık olarak algılamasına yardımcı olmaktan geçiyor” diyor. Bir başka deyişle, Gilbert, çocukların başarılı birer erişkine dönüşebilmeleri için kendilerine ve başkalarına özen göstermeyi öğrenmenin yanı sıra, başkalarından yardım istemeyi de öğrenmeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Destek vererek öz-anlayış duygusunu yaratmaya çalışın Araştırmacılar, mutlu ve başarılı bir yaşamın anahtarının esneklik, bir başka deyişle, güçlükler karşısında yeniden toparlanma gücünü bulmak olduğunu giderek çok daha somut bir biçimde gözler önüne seriyor. Esnekliğin temelini de öz-anlayış oluşturuyor. Anne ve babalar, çocuklara ve ergenlere öz-anlayış duygusunu aşılama yolunda ilk adımı, öncelikle onların kendi duygu ve tepkilerinin bilincine varmalarına yardımcı olarak atabilir. Bu süreç, çocukların duygularına kulak verip onları anlamaya çalışmayı ve onların bu duygularını tanımlamalarına yardımcı olmayı içerir. Uzmanlar, çocuk kendini kötü hissettiğinde, ebeveynlerin bu duruma onunla aynı duyguları paylaştığını belirten sözcüklerle tepki vermesinin yararlı olacağına dikkat çekiyor. Son olarak, anne babalar çocuğu o anda rahatlatabilecek (kucaklaşma, yürüyüşe çıkma, yastığı yumruklama gibi), ya da uzun erimde ona yararlı olabilecek (gelecekle ilgili tasarılar yapmak, sabretmeyi öğrenmek, paylaşmayı önermek gibi) stratejiler önerebilir. Çocuğu değil, davranışlarını yargılayın Bir anne ya da babaya düşen en önemli görev, başarısı ya da başarısızlığı ne olursa olsun, çocuğunun kendisinin değerli olduğuna inanmasını sağlamaktır. Neff, “Anne babalar çocuklarını olmasını istedikleri kişi olarak kabul etmek yerine, oldukları gibi kabullenmek ister. Ancak bunu yaparken tatsız durumların üstünü örtmekten kaçınmalı ve onların kendilerini tüm çıplaklığıyla görmelerine yardımcı olmalıdırlar” diyor. Bunun için de, anne babaların çocuklarının kişiliklerini değil, davranışlarını dürüstlükle eleştirmelerini öneriyor. Bu ayırım çocuğun davranışları ya da başarılarını öz-değerliliğiyle karıştırma olasılığını azaltıyor. Örneğin, “Bu davranışın son derece kırıcıydı” demek çocuğun daha iyi davranışlar sergilemesine olanak tanıyor. Benzer biçimde, “amma da zekisin” demek yerine “bu zekice bir düşünce” demenin de daha yararlı olacağı ve böylelikle de çocuğun, elinde olmadan aptalca bir davranışta bulunması durumunda,  anne ya da babasının kendisiyle ilgili olumlu izlenimlerine leke sürdüğü duygusuna kapılmayacağı belirtiliyor. Geçmişi cezalandırmak yerine, gelecekle ilgili davranışlara biçim verin Anne babanın, çocuğun başarısına ve başarısızlığına nasıl bir tepki gösterdiği, çocuğun kendisiyle ilgili olarak geliştirdiği içsel örneği etkiliyor. Duke Üniversitesi’nden psikolog Mark Leary çocukların bu tepkileri geri sarmaya başladıklarına dikkat çekiyor. Leary, dayak atmak ya da belli bir süre yasaklar koymak gibi sert cezaların çocukta yanlış bir davranış sonucunda kendisine acımasızca davranması gerektiği algısını doğuracağını ve bunun yeniden benzer bir durum yaşandığında çocuğun ne yapması gerektiği konusunda pek de eğitici bir tavır olmadığını dile getiriyor. Böyle bir tavır sergilendiğinde çocuk sonuçta kendisini acımasız bir biçimde eleştirmeyi öğrenerek yetişiyor ve bu da çocuğun enerjisini ve motivasyonunu azaltarak, yaşamını olumsuz yönde etkiliyor. Tam tersine, çocukta sevecenlikle disiplini sağlamanın yolu çocuğun bakış açısını anlamaktan ve olumsuz davranışlarını değiştirmesine yardımcı olmaktan geçiyor. Bu bağlamda ebeveynlerin çocuğa uzun erimde yardımcı olacak alışkanlıkları ve toplumsal becerileri kazandırmaları hedefleniyor. Söz gelimi, çocuk bir arkadaşının duygularını zedeleyici davranışlarda bulunduğunda bundan rahatsızlık duyması, neden olduğu bu sıkıntının üzerine kafa yorması ve gelecekte bu türde davranışlardan kaçınmanın yollarını araştırması gerekiyor. İyi örnek olun Neff, çocukların yaşamla baş edebilme sürecinde anne babalarını izlediğinden yola çıkarak, öz eleştiriden çok öz-anlayış konusunda iyi örnek oluşturmanın önemine dikkat çekiyor. Leary de öz-anlayış duygusu ağır basan kişilerin çok daha dingin, çok daha sevilen, çok daha çalışkan ve kendilerini sürekli eleştiren kişilerden çok daha olumlu özelliklere sahip olduğunu belirtiyor. Rita Urgan Kaynak: http://www.livescience.com/14144-parenting-tips-compassion-esteem.html http://kortopsikoloji.com/dergi/kendinize-karsi-biraz-anlayis-ve-sefkate-ne-dersiniz</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/insanin-kendisine-karsi-anlayisli-ve-sevecen-olmasi-ozguvenden-onemli">İnsanın kendisine karşı anlayışlı ve sevecen olması, özgüvenden önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kimileri çocuklara aşılanabilecek en güzel duygunun özgüven olduğunu söylerken, kimileri de kendine anlayışlı, merhametli ve sevecen olma duygusunun daha önemli olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>İngilizce’deki “self-compassion” kavramı Türkçe’ye öz-anlayış, öz-duyarlık, öz-merhamet gibi farklı şekillerde çevrilmiş ve çeşitli araştırmacılar tarafından bu farklı sözcüklerle anlatılmıştır. Ancak özünde benzer şeyleri ifade ediyor. Peki, nedir kendine karşı anlayışlı, duyarlı, merhametli olmak?</p>
<p>Genel olarak kişinin zor zamanlarda, hata yaptığı durumlarda, sıkıntı yaşadığında ya da zayıf anlarında kendisine karşı duygusal anlamda destekleyici ve anlayışlı olmasını içerir. Kendimize karşı duyarlı olmak, sevdiklerimiz zor zamanlardan geçerken onlara gösterdiğimiz ilgi, destek ve nezaketin benzerini gerektiğinde kendimize de gösterebilmektir aslında.</p>
<p>Çoğu zaman kendine düşkünlükle karıştırılan öz-anlayış başlıklı bir kitabı da kaleme alan Teksas Üniversitesi’nden <strong>Kristin Neff</strong>’in tanımıyla, üç farklı unsurdan oluşuyor:</p>
<ul>
<li>Kişinin kendi düşünce ve duygularının bilincinde olması</li>
<li>İnsanlığa özgü ortak bir vicdan duygusu</li>
<li>Kişinin kendine sevecen bir tutumla yaklaşması</li>
</ul>
<p>Araştırmalar yapay yollarla geliştirilen öz-saygının, özseverlik (narsisizm) ve duygusal kırılganlık gibi, çeşitli ruhsal rahatsızlıklarla bağlantılı olduğunu ortaya koyarken, öz-anlayış esneklik, gelişkin enerji düzeyleri, yaratıcılık ve genel yaşam başarısı gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor.</p>
<p>Aşağıda yaşamsal bir önem taşıyan öz-anlayış duygusunun çocuklara aşılanmasına yardımcı olabilecek beş yöntem yer alıyor.</p>
<p><strong>Çocuklarınıza “nitelikli ve iyi bir yaşam” ile ilgili doğruları öğretin</strong></p>
<p>Neff, yaşlılık ve hastalıkta bile, acı çekmeyi genelde bir tür başarısızlık olarak yorumladığımıza dikkat çekiyor. Bu son derece mantık dışı bir davranış olmakla birlikte, acı çekmeyi başarısızlıkla yaftalamak kişide bu durumdan tümüyle kaçınılabileceği yanılsamasını doğurur. İnsanlar olup biten her şeyi denetleyemeyeceklerini, kimi zaman iplerin kendi kontrollerinde olmadığını kabullenmekte zorlanırlar. Oysa bu kaçınılmaz bir gerçektir.</p>
<p>Çocuklar yaşamın inişli çıkışlı bir süreç olduğunu, her zaman da öyle olacağını tüm açıklığıyla anlamak zorundadır. Öyle ki, yaşamda hoşlukların tadına varmak kadar, olumsuzlukları da sineye çekmeyi öğrenmek, büyüme sürecinin bir parçasıdır.</p>
<p>Derby Üniversitesi araştırmacılarından <strong>Paul Gilbert</strong>, “İyi bir anne ya da baba olmanın yolu çocuklara duygularıyla nasıl baş edebileceklerini öğrenmelerine olanak sağlamak, çocuğun kendisini toplumsal bir varlık olarak algılamasına yardımcı olmaktan geçiyor” diyor. Bir başka deyişle, Gilbert, çocukların başarılı birer erişkine dönüşebilmeleri için kendilerine ve başkalarına özen göstermeyi öğrenmenin yanı sıra, başkalarından yardım istemeyi de öğrenmeleri gerektiğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Destek vererek öz-anlayış duygusunu yaratmaya çalışın</strong></p>
<p>Araştırmacılar, mutlu ve başarılı bir yaşamın anahtarının esneklik, bir başka deyişle, güçlükler karşısında yeniden toparlanma gücünü bulmak olduğunu giderek çok daha somut bir biçimde gözler önüne seriyor. Esnekliğin temelini de öz-anlayış oluşturuyor.</p>
<p>Anne ve babalar, çocuklara ve ergenlere öz-anlayış duygusunu aşılama yolunda ilk adımı, öncelikle onların kendi duygu ve tepkilerinin bilincine varmalarına yardımcı olarak atabilir. Bu süreç, çocukların duygularına kulak verip onları anlamaya çalışmayı ve onların bu duygularını tanımlamalarına yardımcı olmayı içerir. Uzmanlar, çocuk kendini kötü hissettiğinde, ebeveynlerin bu duruma onunla aynı duyguları paylaştığını belirten sözcüklerle tepki vermesinin yararlı olacağına dikkat çekiyor.</p>
<p>Son olarak, anne babalar çocuğu o anda rahatlatabilecek (kucaklaşma, yürüyüşe çıkma, yastığı yumruklama gibi), ya da uzun erimde ona yararlı olabilecek (gelecekle ilgili tasarılar yapmak, sabretmeyi öğrenmek, paylaşmayı önermek gibi) stratejiler önerebilir.</p>
<p><strong>Çocuğu değil, davranışlarını yargılayın</strong></p>
<p>Bir anne ya da babaya düşen en önemli görev, başarısı ya da başarısızlığı ne olursa olsun, çocuğunun kendisinin değerli olduğuna inanmasını sağlamaktır.</p>
<p>Neff, “Anne babalar çocuklarını olmasını istedikleri kişi olarak kabul etmek yerine, oldukları gibi kabullenmek ister. Ancak bunu yaparken tatsız durumların üstünü örtmekten kaçınmalı ve onların kendilerini tüm çıplaklığıyla görmelerine yardımcı olmalıdırlar” diyor.</p>
<p>Bunun için de, anne babaların çocuklarının kişiliklerini değil, <em>davranışlarını</em> dürüstlükle eleştirmelerini öneriyor. Bu ayırım çocuğun davranışları ya da başarılarını öz-değerliliğiyle karıştırma olasılığını azaltıyor. Örneğin, “Bu davranışın son derece kırıcıydı” demek çocuğun daha iyi davranışlar sergilemesine olanak tanıyor. Benzer biçimde, “amma da zekisin” demek yerine “bu zekice bir düşünce” demenin de daha yararlı olacağı ve böylelikle de çocuğun, elinde olmadan aptalca bir davranışta bulunması durumunda,  anne ya da babasının kendisiyle ilgili olumlu izlenimlerine leke sürdüğü duygusuna kapılmayacağı belirtiliyor.</p>
<p><strong>Geçmişi cezalandırmak yerine, gelecekle ilgili davranışlara biçim verin</strong></p>
<p>Anne babanın, çocuğun başarısına ve başarısızlığına nasıl bir tepki gösterdiği, çocuğun kendisiyle ilgili olarak geliştirdiği içsel örneği etkiliyor. Duke Üniversitesi’nden psikolog <strong>Mark Leary</strong> çocukların bu tepkileri geri sarmaya başladıklarına dikkat çekiyor.</p>
<p>Leary, dayak atmak ya da belli bir süre yasaklar koymak gibi sert cezaların çocukta yanlış bir davranış sonucunda kendisine acımasızca davranması gerektiği algısını doğuracağını ve bunun yeniden benzer bir durum yaşandığında çocuğun ne yapması gerektiği konusunda pek de eğitici bir tavır olmadığını dile getiriyor. Böyle bir tavır sergilendiğinde çocuk sonuçta kendisini acımasız bir biçimde eleştirmeyi öğrenerek yetişiyor ve bu da çocuğun enerjisini ve motivasyonunu azaltarak, yaşamını olumsuz yönde etkiliyor.</p>
<p>Tam tersine, çocukta sevecenlikle disiplini sağlamanın yolu çocuğun bakış açısını anlamaktan ve olumsuz davranışlarını değiştirmesine yardımcı olmaktan geçiyor. Bu bağlamda ebeveynlerin çocuğa uzun erimde yardımcı olacak alışkanlıkları ve toplumsal becerileri kazandırmaları hedefleniyor. Söz gelimi, çocuk bir arkadaşının duygularını zedeleyici davranışlarda bulunduğunda bundan rahatsızlık duyması, neden olduğu bu sıkıntının üzerine kafa yorması ve gelecekte bu türde davranışlardan kaçınmanın yollarını araştırması gerekiyor.</p>
<p><strong>İyi örnek olun</strong></p>
<p>Neff, çocukların yaşamla baş edebilme sürecinde anne babalarını izlediğinden yola çıkarak, öz eleştiriden çok öz-anlayış konusunda iyi örnek oluşturmanın önemine dikkat çekiyor.</p>
<p>Leary de öz-anlayış duygusu ağır basan kişilerin çok daha dingin, çok daha sevilen, çok daha çalışkan ve kendilerini sürekli eleştiren kişilerden çok daha olumlu özelliklere sahip olduğunu belirtiyor.</p>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong><a href="http://www.livescience.com/14144-parenting-tips-compassion-esteem.html">http://www.livescience.com/14144-parenting-tips-compassion-esteem.html<br />
</a><a href="http://kortopsikoloji.com/dergi/kendinize-karsi-biraz-anlayis-ve-sefkate-ne-dersiniz">http://kortopsikoloji.com/dergi/kendinize-karsi-biraz-anlayis-ve-sefkate-ne-dersiniz</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/insanin-kendisine-karsi-anlayisli-ve-sevecen-olmasi-ozguvenden-onemli">İnsanın kendisine karşı anlayışlı ve sevecen olması, özgüvenden önemli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8720</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HAYIR’ın yaşam ve davranışlarımızdaki yeri</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/hayirin-yasam-davranislarimizdaki-yeri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Mar 2017 06:12:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[CERN]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[evre]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayırlı]]></category>
		<category><![CDATA[orta kütleli kara delik]]></category>
		<category><![CDATA[times higher education]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5899</guid>

					<description><![CDATA[<p>HBT, kuruluşundan itibaren günlük siyasete bulaşmamayı ilke edindi. Bilim için, teknoloji için, eğitim için, daha iyi ve üretken üniversite için siyaset evet. Eleştirel düşünce için evet. Ama şu siyaset, bu siyaset hayır. Günlük siyaset gelecek ve geçecek. Biz tüm partilerin, ülkemizin ihtiyaçları ve gerçekleri ışığında, programlarına asli unsur olarak bilim ve teknoloji politikalarını da dâhil etmesini isteriz. Bu iktidara gönül verenlerin de bizimle bu temelde birleşmelerine ancak seviniriz, hatta onlara çağrı da yapıyoruz, HBT’yi okuyun, bırakın günlük politikayı, düşmanlığı, ötekileştirmeleri… Biz ülkemizin önde savaşan bilim yurtseverleriyiz! Politikamız budur. HBT’den öğreneceğiniz çok şey var kendiniz, çocuklarınız, ülkemiz ve geleceğimiz için&#8230; Dünyanın gücü ve refahı bunun üzerinde yükseliyor, gelecek budur. Bu düşünce, bilim yurtseverliği ülkemizin birleştirici çimentosu olmak zorundadır. Bu davet bizim, herkese tüm ülkeye! Şüphesiz ki hepimiz bir yönümüzle Homo politicus’larız. Şüphesiz görüşlerimiz var. Fakat bu tartışmalar başka platformlarda bol bol yapılıyor ve sürdürülüyor. HBT bunların üzerinde ve dışında! Diyeceksiniz ki, peki ama kapak konunuzla güncel tartışmanın içine girmiyor musunuz? Öyle düşünmüyoruz. Belirtelim: Burada açıkça ve öncelikle bir fırsatçılık yapıyoruz. EVET’in de araştırılması gerekir davranışlarımızdaki yerinin, fakat EVET’in HAYIR kadar hayatımızda farklı ve değişik, yol açıcı ve değiştirici rolünün güçlü olmadığı görüşü ağırlık kazanınca, HAYIR’ı ön plana aldık. İnsanoğlunun çeşitli dönemlerinde HAYIR’ın yerini ve önemini merakla okuyacağınızı düşünüyoruz! Böylece güçlü bir kapak konusu sunuyoruz sizlere! İki yeni köşeyi başlattık İki yeni köşeyi geçen hafta başlattığımızı fark etmişsinizdir. İlki &#8220;Ben normal miyim&#8221;  başlığı altında, önce, belleğiniz normal mi sorusunu inceliyordu. Bu hafta ise dikkatim normal mi &#8216;yi okuyacaksınız&#8230; İkinci köşe ise &#8220;Ya gerçekten&#8230;&#8221;  başlığı altında uzaydan gelmişsek  konusunu işliyor&#8230; Ben daha önce de yayınladığımız bu tür köşelerin tiryakisiyim. Yazı tiryakisi olmaktan daha iyi ne var? Deneyin siz de seveceksiniz! Teorik olarak varlığı ileri sürülen orta kütleli kara deliği bulan Türk astrofizikçi Bülent Kızıltan ile yaptığımız bir söyleşiyi sunuyoruz. Bakın neler diyor bu konuda; ilginç bir dünyanın penceresini açıyor bize&#8230; Bir de Bilgi Üniversitesi’nde bugün açılan “Bilimi Hızlandırıyoruz” başlıklı CERN sergisi üzerine, parçacık fizikçisi ve sergi düzenleyicisi Prof. Serkant Ali Çetin ile söyleşi de dergimizde. Ufuk açıcı bir söyleşi! Şüphesiz Doğan Kuban’ın &#8220;Bugünden yarına uygar olunmaz&#8221; başlığı altında zor bir yolculuğu anlatan yazısını anımsatacağım. Yanında Bozkurt Güvenç’in &#8220;Türkiye Nereye&#8221; uzun siyasal soluklu yazısını okuyacaksınız. Diğer düzenli yazarlarımızı, Ali Akurgal ve Tanol Türkoğlu’nu sürprizler içeren konularıyla okuyacaksınız. Arka sayfamızda boy gösteren ve genellikle hayvan dostlarımızı ele alan yazıları okuyor musunuz? Bu sayımızda “Bu kediler çok tuhaf” var&#8230; Düzenli konularımızdan olan bilim ve beslenme sayfamızda bu hafta &#8220;Hem tok tutan, hem de sağlıklı bir öğün nasıl olmalı&#8221; işleniyor. Daha bir sürü konu ve başlıkla size çok iyi bir HBT hazırlamak için çalıştığımızı bilin. Yükseköğretim Derecelendirme Kuruluşu Times Higher Education (THE) 300 üniversitenin araştırıldığı Asya’nın En İyi Üniversiteleri Sıralamasına Türkiye’den toplam 17 üniversite girmiş&#8230; İlk 50&#8217;de Koç (27), Sabancı (33) ve Bilkent (46) var. Geçen yıl sıralamada toplam 11 Türk üniversitesi bulunuyordu. Bu yıl listeye İzmir Teknoloji Enstitüsü, Atılım, Ankara, Gazi, Marmara, TOBB Ekonomi ve Teknoloji üniversiteleri de girdi. Haberini portalda okuyabilirsiniz: http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/asyanin-en-iyi-universiteleri-aciklandi-17-turk-universitesi-listede . İyi bir uyku için 4 ipucu yazımız da ilginizi çekecektir. HBT ile geleceği kuruyoruz ve her cuma beyinleri besliyoruz. Bizi izleyin, okuyun, okutun; merkez bayilerde ve zincir marketlerde bize bulacaksınız. Dergimizi marketlerde görünür kılın, tavsiye edin… Portalımızdan dijital abone de olabilirsiniz! Tüm sayılarımıza da ulaşmış olursunuz! Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve dostlukla…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/hayirin-yasam-davranislarimizdaki-yeri">HAYIR’ın yaşam ve davranışlarımızdaki yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HBT, kuruluşundan itibaren günlük siyasete bulaşmamayı ilke edindi. Bilim için, teknoloji için, eğitim için, daha iyi ve üretken üniversite için siyaset evet. Eleştirel düşünce için evet. Ama şu siyaset, bu siyaset hayır. Günlük siyaset gelecek ve geçecek. Biz tüm partilerin, ülkemizin ihtiyaçları ve gerçekleri ışığında, programlarına asli unsur olarak bilim ve teknoloji politikalarını da dâhil etmesini isteriz. Bu iktidara gönül verenlerin de bizimle bu temelde birleşmelerine ancak seviniriz, hatta onlara çağrı da yapıyoruz, HBT’yi okuyun, bırakın günlük politikayı, düşmanlığı, ötekileştirmeleri…</p>
<p>Biz ülkemizin <strong>önde savaşan bilim yurtseverleriyiz!</strong> Politikamız budur. HBT’den öğreneceğiniz çok şey var kendiniz, çocuklarınız, ülkemiz ve geleceğimiz için&#8230; Dünyanın gücü ve refahı bunun üzerinde yükseliyor, gelecek budur. Bu düşünce, bilim yurtseverliği ülkemizin birleştirici çimentosu olmak zorundadır. Bu davet bizim, herkese tüm ülkeye! Şüphesiz ki hepimiz bir yönümüzle Homo politicus’larız.</p>
<p>Şüphesiz görüşlerimiz var. Fakat bu tartışmalar başka platformlarda bol bol yapılıyor ve sürdürülüyor. HBT bunların üzerinde ve dışında! Diyeceksiniz ki, peki ama kapak konunuzla güncel tartışmanın içine girmiyor musunuz? Öyle düşünmüyoruz.</p>
<p>Belirtelim: Burada açıkça ve öncelikle bir fırsatçılık yapıyoruz. EVET’in de araştırılması gerekir davranışlarımızdaki yerinin, fakat EVET’in HAYIR kadar hayatımızda farklı ve değişik, yol açıcı ve değiştirici rolünün güçlü olmadığı görüşü ağırlık kazanınca, HAYIR’ı ön plana aldık. İnsanoğlunun çeşitli dönemlerinde HAYIR’ın yerini ve önemini merakla okuyacağınızı düşünüyoruz!</p>
<p>Böylece güçlü bir kapak konusu sunuyoruz sizlere!</p>
<p><strong>İki yeni köşeyi başlattık</strong></p>
<p>İki yeni köşeyi geçen hafta başlattığımızı fark etmişsinizdir. İlki <strong>&#8220;Ben normal miyim&#8221; <em> </em></strong>başlığı altında, önce, <em>belleğiniz normal mi </em>sorusunu inceliyordu. Bu hafta ise <em>dikkatim normal mi</em> &#8216;yi okuyacaksınız&#8230; İkinci köşe ise <strong>&#8220;Y<strong>a</strong> gerçekten&#8230;&#8221;</strong>  başlığı altında <em>uzaydan gelmişsek  </em>konusunu işliyor&#8230; Ben daha önce de yayınladığımız bu tür köşelerin tiryakisiyim. Yazı tiryakisi olmaktan daha iyi ne var? Deneyin siz de seveceksiniz!</p>
<p>Teorik olarak varlığı ileri sürülen orta kütleli kara deliği bulan Türk astrofizikçi <strong>Bülent Kızıltan</strong> ile yaptığımız bir söyleşiyi sunuyoruz. Bakın neler diyor bu konuda; ilginç bir dünyanın penceresini açıyor bize&#8230; Bir de Bilgi Üniversitesi’nde bugün açılan <strong>“Bilimi Hızlandırıyoruz”</strong> başlıklı<strong> CERN</strong> sergisi üzerine, parçacık fizikçisi ve sergi düzenleyicisi Prof. <strong>Serkant Ali Çetin</strong> ile söyleşi de dergimizde. Ufuk açıcı bir söyleşi!</p>
<p>Şüphesiz <strong>Doğan Kuban</strong>’ın &#8220;Bugünden yarına uygar olunmaz&#8221; başlığı altında zor bir yolculuğu anlatan yazısını anımsatacağım. Yanında <strong>Bozkurt Güvenç</strong>’in &#8220;Türkiye Nereye&#8221; uzun siyasal soluklu yazısını okuyacaksınız. Diğer düzenli yazarlarımızı, <strong>Ali Akurgal</strong> ve <strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nu sürprizler içeren konularıyla okuyacaksınız.</p>
<p>Arka sayfamızda boy gösteren ve genellikle hayvan dostlarımızı ele alan yazıları okuyor musunuz? Bu sayımızda “Bu kediler çok tuhaf” var&#8230; Düzenli konularımızdan olan <strong>bilim ve beslenme</strong> sayfamızda bu hafta &#8220;Hem tok tutan, hem de sağlıklı bir öğün nasıl olmalı&#8221; işleniyor.</p>
<p>Daha bir sürü konu ve başlıkla size çok iyi bir HBT hazırlamak için çalıştığımızı bilin.</p>
<p>Yükseköğretim Derecelendirme Kuruluşu <em>Times Higher Education</em> (THE) 300 üniversitenin araştırıldığı <em>Asya’nın En İyi Üniversiteleri Sıralamasına </em>Türkiye’den toplam 17 üniversite girmiş&#8230; <strong>İlk 50&#8217;de </strong>Koç (27), Sabancı (33) ve Bilkent (46) var. Geçen yıl sıralamada toplam 11 Türk üniversitesi bulunuyordu. Bu yıl listeye İzmir Teknoloji Enstitüsü, Atılım, Ankara, Gazi, Marmara, TOBB Ekonomi ve Teknoloji üniversiteleri de girdi. Haberini portalda okuyabilirsiniz:<br />
<a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/asyanin-en-iyi-universiteleri-aciklandi-17-turk-universitesi-listede">http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/asyanin-en-iyi-universiteleri-aciklandi-17-turk-universitesi-listede</a> . İyi bir uyku için 4 ipucu yazımız da ilginizi çekecektir.</p>
<p>HBT ile geleceği kuruyoruz ve her cuma beyinleri besliyoruz. Bizi izleyin, okuyun, okutun; merkez bayilerde ve zincir marketlerde bize bulacaksınız. Dergimizi marketlerde görünür kılın, tavsiye edin…</p>
<p>Portalımızdan dijital abone de olabilirsiniz! Tüm sayılarımıza da ulaşmış olursunuz!</p>
<p><strong>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve dostlukla…</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/hayirin-yasam-davranislarimizdaki-yeri">HAYIR’ın yaşam ve davranışlarımızdaki yeri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5899</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yemekte seçici davranan çocukların sorunu ne?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yemekte-secici-davranan-cocuklarin-sorunu-ne</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2017 12:31:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[davranış]]></category>
		<category><![CDATA[tepki]]></category>
		<category><![CDATA[yemek]]></category>
		<category><![CDATA[yemek seçmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5110</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalar seçicilikte dört farklı davranış biçiminin olduğunu ve konunun salt yemekle ilintili olmadığını ortaya koyuyor. Yemekte seçiciliğin bilimsel bir tanımı yok, ama ana babalar bunu görür görmez fark edebildiklerini söylüyor; galiba haklılar. Yemekte seçici davranan çocukların tümünü aynı kefeye koymak da yanlış. Araştırmaya göre, anababaların yemekte seçicilik olarak nitelendirdikleri durum gerçekte farklı davranış biçimlerinden oluşan geniş bir yelpaze ve çocuğunun hangi davranış biçimini sergilediğini bilmek de anababaların çok daha yapıcı tepkiler geliştirmelerine yardımcı olabiliyor. Farklı davranış biçimleri Araştırmacılar yaşları iki ile dört arasında değişen 170 çocuğu biraraya topladı. Bu çocukların yaklaşık yarısı anababaları tarafından yemekte mızmızlandıkları ve yemek seçtikleri söylenen çocuklardan oluşmaktaydı. İki hafta boyunca anababalar aileyi araştırmacılar tarafından sağlanan tek tip öğünlerle beslediler ve bu arada çocuklarında gözlemledikleri davranış biçimlerini kayda geçirdiler. Yemekte seçici davranmayan çocukların daha çok yedikleri ve yemek yeme konusunda hiçbir sıkıntı yaratmadıkları, ancak anababaları tarafından seçici olarak nitelendirilen çocukların yemek öncesinde ve yemek sırasında çok farklı davranışlar sergiledikleri görüldü: masaya oturmamaktan tutun da, belli yiyeceklere kuşkuyla bakmak, köşeye sinmek ve öğürmek gibi davranışlar. 4 farklı neden Araştırmayı yürüten Illinois Üniversitesi beslenme uzmanlarından Sharon M. Donovan ve arkadaşları hedef grupta bir olasılıkla birbirleriyle örtüşen ve anababaların çocuklarını yemekte seçici olarak değerlendirmelerine yol açan dört farklı davranış biçimine tanık oldular. Donovan, brokoliden uzak durmak gibi, kimi seçici davranış biçimlerinin doğuştan kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor. Kimi çocuklar genetik olarak acı tatlara ötekilerden daha duyarlılar ve bu nedenle kimi sebzelerin tadına alışmaları çok daha uzun bir süre alabiliyor. Araştırmaya göre, yemek saatlerinde yaşanan yüzünü ekşitme ve hatta öğürme gibi başkaca garip davranışlar, yiyecekle hiç ilişkili olmayabilir. Yine Illinois Üniversitesi beslenme uzmanı Soo-Yeun Lee’ye göre, örneğin, çocuk oyunu bırakıp masaya gitmekten hoşnut kalmayabilir, ama bu isteğini yemek yemeyi redderek dışa vurmaya çalışıyor olabilir. Yemekte seçicilik sıra dışı bir durum değil: Bu durumun doruk noktasına ulaştığı, iki yaşına dek çocukların yüzde 19 ile 50’si arasında bir bölümü, yeme konusunda mızmızlanan çocuklar olarak değerlendiriliyor. Bir güç savaşı haline gelmemeli Çocukların yemek saatlerinde verdikleri tepkiler, her zaman yemek yeme ya da yedikleriyle ilgili olmayabilir, ana baba bunun farkına varabilmeli. Bunu ayırt ederseniz, durumu çözüme kavuşturabilirsiniz. Öyle ki, anababaların çocuklarına yemek yedirme konusunda bir güç savaşı vermeleri boşuna olabilir. Çünkü özellikle de çocuklarda bu tür davranışlar genelde beş yaşından sonra yok oluyor, ya da giderek azalıyor. Beslenme uzmanları hedefe çok daha odaklı yaklaşımlar geliştirilinceye dek ana babalara zaman içinde doğruluğu kanıtlanmış bir kaç taktik öneriyorlar. Karışık yiyeceklerden hoşlanmayan çocuklara bu tür yiyecekler ilk kez sunulduğunda, içindeki malzemeleri onlara tek tek göstermeleri öneriliyor. Ana babalar, çocuklarının belli yiyecekleri yeğlediklerini kabullenmeli ve istemedikleri yiyecekleri, sevdikleri yiyeceklerle birlikte sunmaları gerekiyor. Alışık olmadıkları bir yemeği yedirme konusunda çocukları zorlamamak, ancak onları bir lokma alıp tadına bakmaya özendirmek gerekiyor. Çocuklar yeni bir yiyeceği yemeyi kabul etmeden önce onunla en az 10 kez karşı karşıya gelmek zorunda kalabilirler. Ana babalar çoğu zaman bu sürecin çok öncesinde pes ediyorlar. Kılı kırk yaran davranış biçimleri Duyulara bağımlı olarak yiyenler bir yiyeceği dokusu ya da kokusundan ötürü (“Böö, iğrenç!”) yemeyi reddederler. Belirli yiyecekleri yeğleyenler yeni tatlardan ya da karışık yiyeceklerden uzak dururlar. Genelde her şeyin kusursuz olmasını isteyenlerin kendilerine özgü gereksinimleri olur. Söz gelimi, farklı yiyeceklerin birbirlerine temas etmesinden hoşlanmazlar. Davranışsal tepkiler verenler kendi doğrularında bir “sapma” söz konusu olduğunda (jambon ile peynir beyaz ekmeğin üzerine konmalı, esmer ekmeğin üzerine değil!) mızmızlanıp, burun kıvırabilirler ya da yemekte ne olduğunu bilseler bile masaya oturmamakta diretebilirler. Derleyen: Rita Urgan</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yemekte-secici-davranan-cocuklarin-sorunu-ne">Yemekte seçici davranan çocukların sorunu ne?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmalar seçicilikte dört farklı davranış biçiminin olduğunu ve konunun salt yemekle ilintili olmadığını ortaya koyuyor.</strong></p>
<p>Yemekte seçiciliğin bilimsel bir tanımı yok, ama ana babalar bunu görür görmez fark edebildiklerini söylüyor; galiba haklılar. Yemekte seçici davranan çocukların tümünü aynı kefeye koymak da yanlış.</p>
<p>Araştırmaya göre, anababaların yemekte seçicilik olarak nitelendirdikleri durum gerçekte farklı davranış biçimlerinden oluşan geniş bir yelpaze ve çocuğunun hangi davranış biçimini sergilediğini bilmek de anababaların çok daha yapıcı tepkiler geliştirmelerine yardımcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Farklı davranış biçimleri</strong></p>
<p>Araştırmacılar yaşları iki ile dört arasında değişen 170 çocuğu biraraya topladı. Bu çocukların yaklaşık yarısı anababaları tarafından yemekte mızmızlandıkları ve yemek seçtikleri söylenen çocuklardan oluşmaktaydı. İki hafta boyunca anababalar aileyi araştırmacılar tarafından sağlanan tek tip öğünlerle beslediler ve bu arada çocuklarında gözlemledikleri davranış biçimlerini kayda geçirdiler.</p>
<p>Yemekte <strong>seçici davranmayan</strong> çocukların daha çok yedikleri ve yemek yeme konusunda hiçbir sıkıntı yaratmadıkları, ancak anababaları tarafından seçici olarak nitelendirilen çocukların yemek öncesinde ve yemek sırasında çok farklı davranışlar sergiledikleri görüldü: masaya oturmamaktan tutun da, belli yiyeceklere kuşkuyla bakmak, köşeye sinmek ve öğürmek gibi davranışlar.</p>
<p><strong>4 farklı neden</strong></p>
<p>Araştırmayı yürüten Illinois Üniversitesi beslenme uzmanlarından <strong>Sharon M. Donovan</strong> ve arkadaşları hedef grupta bir olasılıkla birbirleriyle örtüşen ve anababaların çocuklarını yemekte seçici olarak değerlendirmelerine yol açan dört farklı davranış biçimine tanık oldular.</p>
<p>Donovan, <strong>brokoliden</strong> uzak durmak gibi, kimi seçici davranış biçimlerinin doğuştan kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor. Kimi çocuklar genetik olarak acı tatlara ötekilerden daha duyarlılar ve bu nedenle kimi sebzelerin tadına alışmaları çok daha uzun bir süre alabiliyor.</p>
<p>Araştırmaya göre, yemek saatlerinde yaşanan yüzünü ekşitme ve hatta öğürme gibi başkaca garip davranışlar, yiyecekle hiç ilişkili olmayabilir. Yine Illinois Üniversitesi beslenme uzmanı <strong>Soo-Yeun Lee’</strong>ye göre, örneğin, çocuk oyunu bırakıp masaya gitmekten hoşnut kalmayabilir, ama bu isteğini yemek yemeyi redderek dışa vurmaya çalışıyor olabilir.</p>
<p>Yemekte seçicilik sıra dışı bir durum değil: Bu durumun doruk noktasına ulaştığı, iki yaşına dek çocukların yüzde 19 ile 50’si arasında bir bölümü, yeme konusunda mızmızlanan çocuklar olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>Bir güç savaşı haline gelmemeli</strong></p>
<p>Çocukların yemek saatlerinde verdikleri tepkiler, her zaman yemek yeme ya da yedikleriyle ilgili olmayabilir, ana baba bunun farkına varabilmeli. Bunu ayırt ederseniz, durumu çözüme kavuşturabilirsiniz.</p>
<p>Öyle ki, anababaların çocuklarına yemek yedirme konusunda bir güç savaşı vermeleri boşuna olabilir. Çünkü özellikle de çocuklarda bu tür davranışlar genelde beş yaşından sonra yok oluyor, ya da giderek azalıyor.</p>
<p>Beslenme uzmanları hedefe çok daha odaklı yaklaşımlar geliştirilinceye dek ana babalara zaman içinde doğruluğu kanıtlanmış bir kaç taktik öneriyorlar.</p>
<ul>
<li>Karışık yiyeceklerden hoşlanmayan çocuklara bu tür yiyecekler ilk kez sunulduğunda, içindeki malzemeleri onlara tek tek göstermeleri öneriliyor.</li>
<li>Ana babalar, çocuklarının belli yiyecekleri yeğlediklerini kabullenmeli ve istemedikleri yiyecekleri, sevdikleri yiyeceklerle birlikte sunmaları gerekiyor.</li>
<li>Alışık olmadıkları bir yemeği yedirme konusunda çocukları zorlamamak, ancak onları bir lokma alıp tadına bakmaya özendirmek gerekiyor.</li>
<li>Çocuklar yeni bir yiyeceği yemeyi kabul etmeden önce onunla en az 10 kez karşı karşıya gelmek zorunda kalabilirler. Ana babalar çoğu zaman bu sürecin çok öncesinde pes ediyorlar.</li>
</ul>
<p><strong>Kılı kırk yaran davranış biçimleri</strong></p>
<p>Duyulara bağımlı olarak yiyenler bir yiyeceği dokusu ya da kokusundan ötürü (“Böö, iğrenç!”) yemeyi reddederler.</p>
<p>Belirli yiyecekleri yeğleyenler yeni tatlardan ya da karışık yiyeceklerden uzak dururlar.</p>
<p>Genelde her şeyin kusursuz olmasını isteyenlerin kendilerine özgü gereksinimleri olur. Söz gelimi, farklı yiyeceklerin birbirlerine temas etmesinden hoşlanmazlar.</p>
<p>Davranışsal tepkiler verenler kendi doğrularında bir “sapma” söz konusu olduğunda (jambon ile peynir beyaz ekmeğin üzerine konmalı, esmer ekmeğin üzerine değil!) mızmızlanıp, burun kıvırabilirler ya da yemekte ne olduğunu bilseler bile masaya oturmamakta diretebilirler.</p>
<p><strong>Derleyen: Rita Urgan</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yemekte-secici-davranan-cocuklarin-sorunu-ne">Yemekte seçici davranan çocukların sorunu ne?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5110</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
