<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>dünya sağlık örgütü arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/dunya-saglik-orgutu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/dunya-saglik-orgutu</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 26 Feb 2025 07:24:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Afrika’da tanımlanamayan hastalık: 5 haftada 50&#8217;den fazla kişi öldü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/afrikada-tanimlanmayan-hastalik-5-haftada-50den-fazla-kisi-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 06:48:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Kongo Cumhuriyeti']]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[ebola]]></category>
		<category><![CDATA[epidemi]]></category>
		<category><![CDATA[Marburg virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32125</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne (WHO) göre, henüz tanımlanamayan bir hastalık, Ocak ortasından bu yana Demokratik Kongo Cumhuriyeti&#8217;nde 50&#8217;den fazla kişinin ölümüne neden oldu. Sağlık yetkilileri, kuzeybatıdaki Boloko köyünde gizemli bir hastalığın ilk vakalarını bildirdi. Buna göre 10-13 Ocak tarihleri ​​arasında 3 çocuk bu sebeple yaşamını yitirdi. WHO&#8217;nun Afrika Bölge Ofisi&#8217;nin bildirdiğine göre, çocukların ateş, baş ağrısı, ishal ve yorgunluk olarak başlayan ve daha sonra kan kusma gibi şiddetli semptomlar geliştirmeden önce yarasa yediği öğrenildi. 431 vaka, 53 ölüm Hastalık vakaları sonraki günlerde yakındaki Danda köyüne ve ardından Bomate’ye ulaştı. Raporda, 15 Şubat itibarıyla iki bölgede 431 vaka ve 53 ölüm belirlendi. Verilere göre, ölüm oranı %12&#8217;nin biraz üzerinde ve ölümlerin neredeyse yarısı, semptomların gelişmesinden sonraki 48 saat içinde gerçekleşmiş durumda. Bu arada uzmanlar, Boloko, Danda ve Bomate arasında oluşan iki salgın kümesinin potansiyel olarak ayrı hastalıklar olabileceğini bildiriyor. Yaygın bir virüs değil Bununla birlikte yetkililerin, bu bölgelerden alarak inceledikleri örnekler, ilgili virüsün, Ebola ve Marburg virüslerinin arkasındaki yaygın virüslerden birisi olmadığını gösterdi. Şu anda Bomate, Boloko ve Danda&#8217;daki hastalıklar hakkında çok az bilgi var. Ancak DSÖ soruşturması devam ediyor. Bildirilen vakalarda görülen ana belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, vücut ağrıları, terleme, boyun sertliği, öksürük, kusma, ishal ve karın krampları yer alıyor. 1 yılda %63 arttı 2022 tarihli DSÖ raporuna göre, 2012 ve 2022 yılları arasında Afrika&#8217;da hayvanlardan insanlara yayılan hastalık salgınlarının sayısında %63&#8217;lük bir artış yaşandı. Uzmanlar, insanlar ile yabani yaşam alanları arasındaki sınırları muğlaklaştıran nüfus artışı ve kentsel genişlemenin barındırdığı tehlikeye işaret ediyor. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/afrikada-tanimlanmayan-hastalik-5-haftada-50den-fazla-kisi-oldu">Afrika’da tanımlanamayan hastalık: 5 haftada 50&#8217;den fazla kişi öldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü&#8217;ne (WHO) göre, henüz tanımlanamayan bir hastalık, Ocak ortasından bu yana Demokratik Kongo Cumhuriyeti&#8217;nde 50&#8217;den fazla kişinin ölümüne neden oldu.</p>
<p>Sağlık yetkilileri, kuzeybatıdaki Boloko köyünde gizemli bir hastalığın ilk vakalarını bildirdi. Buna göre 10-13 Ocak tarihleri ​​arasında 3 çocuk bu sebeple yaşamını yitirdi.</p>
<p>WHO&#8217;nun Afrika Bölge Ofisi&#8217;nin bildirdiğine göre, çocukların ateş, baş ağrısı, ishal ve yorgunluk olarak başlayan ve daha sonra kan kusma gibi şiddetli semptomlar geliştirmeden önce yarasa yediği öğrenildi.</p>
<h4><strong>431 vaka, 53 ölüm</strong></h4>
<p>Hastalık vakaları sonraki günlerde yakındaki Danda köyüne ve ardından Bomate’ye ulaştı. Raporda, 15 Şubat itibarıyla iki bölgede 431 vaka ve 53 ölüm belirlendi.</p>
<p>Verilere göre, ölüm oranı %12&#8217;nin biraz üzerinde ve ölümlerin neredeyse yarısı, semptomların gelişmesinden sonraki 48 saat içinde gerçekleşmiş durumda.</p>
<p>Bu arada uzmanlar, Boloko, Danda ve Bomate arasında oluşan iki salgın kümesinin potansiyel olarak ayrı hastalıklar olabileceğini bildiriyor.</p>
<h4><strong>Yaygın bir virüs değil</strong></h4>
<p>Bununla birlikte yetkililerin, bu bölgelerden alarak inceledikleri örnekler, ilgili virüsün, Ebola ve Marburg virüslerinin arkasındaki yaygın virüslerden birisi olmadığını gösterdi.</p>
<p>Şu anda Bomate, Boloko ve Danda&#8217;daki hastalıklar hakkında çok az bilgi var. Ancak DSÖ soruşturması devam ediyor.</p>
<p>Bildirilen vakalarda görülen ana belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, vücut ağrıları, terleme, boyun sertliği, öksürük, kusma, ishal ve karın krampları yer alıyor.</p>
<h4><strong>1 yılda %63 arttı</strong></h4>
<p>2022 tarihli DSÖ raporuna göre, 2012 ve 2022 yılları arasında Afrika&#8217;da hayvanlardan insanlara yayılan hastalık salgınlarının sayısında %63&#8217;lük bir artış yaşandı.</p>
<p>Uzmanlar, insanlar ile yabani yaşam alanları arasındaki sınırları muğlaklaştıran nüfus artışı ve kentsel genişlemenin barındırdığı tehlikeye işaret ediyor.</p>
<p><a href="https://www.livescience.com/health/viruses-infections-disease/unidentified-illnesses-have-killed-over-50-people-in-congo-in-last-5-weeks-who-reports" target="_blank" rel="noopener"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/afrikada-tanimlanmayan-hastalik-5-haftada-50den-fazla-kisi-oldu">Afrika’da tanımlanamayan hastalık: 5 haftada 50&#8217;den fazla kişi öldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32125</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hava kirliliği, günlük işlere odaklanma yeteneğimizi azaltıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hava-kirliligi-gunluk-islere-odaklanma-yetenegimizi-azaltiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Feb 2025 15:03:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Birmingham Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[insan sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[odaklanma]]></category>
		<category><![CDATA[pm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava kirliliği, dünyanın dört bir yanında halk sağlığı için en büyük çevresel risk faktörlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğinin dünya çapında yılda yaklaşık 4,2 milyon erken ölüme neden olduğunu tahmin ediyor. Hava kirliliğini yaratan partikül maddeler (PM) kalp veya akciğer rahatsızlığından kaynaklanan hastalıklar ve ölümlerle ilişkilendirilmiş durumda. Maalesef Türkiye’deki şehirlerde hava kirliliği oldukça yüksek. Öyle ki 2020’de, Türkiye’de sadece 2 ilde (Bitlis ve Hakkâri) Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün önerdiği kılavuz değerlerin altında temiz hava solunmuş durumda. DİKKAT DAĞITIYOR Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalar devam ederken, Birmingham Üniversitesi&#8217;nde gönüllü katılımcılar üzerinde yapılan bir çalışma, hava kirliliği ile insan sağlığı ilişkisinin farklı bir boyutunu ortaya koyuyor. Bulguları Nature Communications dergisinde yayınlanan çalışmaya göre, partikül maddelere kısa süreli maruz kalmak bile kişinin günlük işlerine odaklanma yeteneğini olumsuz etkiliyor. Araştırmacılar, bu durumda bireyin görevlere konsantre olma, dikkat dağıtıcı şeylerden kaçınma ve topluma uygun şekilde davranma yeteneklerini negatif yönde etkileyebileceğini bildiriyor. SOSYAL İLİŞKİLERİ ETKİLEYEBİLİYOR Çalışmanın ortak yazarlarından Birmingham Üniversitesi&#8217;nden Dr. Thomas Faherty, günlük hayattan bir örnek veriyor: “Süpermarket alışverişini ele alalım. Hava kirliliği sebebiyle ilginizin dağınık olduğu bir gün, alışveriş sırasında gerekli olanlara odaklanmak yerine dürtüsel alışveriş yaparsınız.&#8221; Bu da haliyle evin ihtiyaçlarını almadığınız gibi fazla para harcamanızla sonuçlanır. Araştırmacılar ayrıca katılımcıların hava kirliliğine maruz kaldıktan sonra yüzden duygu tanıma konusunda da kötü performans gösterdiklerini söylüyor. Faherty, “Bir yüzün korku içinde mi yoksa mutlu mu olduğunu algılamada daha kötüydüler ve bunun diğer insanlara davranışlar konusunda etkileri olabilir,&#8221; diyor. Ekip, araştırma bulgularının eğitim ve iş verimliliği de dahil olmak üzere önemli toplumsal ve ekonomik etkileri olabileceğini vurguluyor. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hava-kirliligi-gunluk-islere-odaklanma-yetenegimizi-azaltiyor">Hava kirliliği, günlük işlere odaklanma yeteneğimizi azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hava kirliliği, dünyanın dört bir yanında halk sağlığı için en büyük çevresel risk faktörlerinden birisi olarak kabul ediliyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğinin dünya çapında yılda yaklaşık 4,2 milyon erken ölüme neden olduğunu tahmin ediyor.</p>
<p>Hava kirliliğini yaratan partikül maddeler (PM) kalp veya akciğer rahatsızlığından kaynaklanan hastalıklar ve ölümlerle ilişkilendirilmiş durumda.</p>
<p>Maalesef Türkiye’deki şehirlerde hava kirliliği oldukça yüksek. Öyle ki 2020’de, Türkiye’de sadece 2 ilde (Bitlis ve Hakkâri) Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün önerdiği kılavuz değerlerin altında temiz hava solunmuş durumda.</p>
<h2><strong>DİKKAT DAĞITIYOR</strong></h2>
<p>Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen çalışmalar devam ederken, Birmingham Üniversitesi&#8217;nde gönüllü katılımcılar üzerinde yapılan bir çalışma, hava kirliliği ile insan sağlığı ilişkisinin farklı bir boyutunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Bulguları <em>Nature Communications</em> dergisinde yayınlanan çalışmaya göre, partikül maddelere kısa süreli maruz kalmak bile kişinin günlük işlerine odaklanma yeteneğini olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bu durumda bireyin görevlere konsantre olma, dikkat dağıtıcı şeylerden kaçınma ve topluma uygun şekilde davranma yeteneklerini negatif yönde etkileyebileceğini bildiriyor.</p>
<h2><strong>SOSYAL İLİŞKİLERİ ETKİLEYEBİLİYOR</strong></h2>
<p>Çalışmanın ortak yazarlarından Birmingham Üniversitesi&#8217;nden Dr. Thomas Faherty, günlük hayattan bir örnek veriyor:</p>
<p>“Süpermarket alışverişini ele alalım. Hava kirliliği sebebiyle ilginizin dağınık olduğu bir gün, alışveriş sırasında gerekli olanlara odaklanmak yerine dürtüsel alışveriş yaparsınız.&#8221; Bu da haliyle evin ihtiyaçlarını almadığınız gibi fazla para harcamanızla sonuçlanır.</p>
<p>Araştırmacılar ayrıca katılımcıların hava kirliliğine maruz kaldıktan sonra yüzden duygu tanıma konusunda da kötü performans gösterdiklerini söylüyor.</p>
<p>Faherty, “Bir yüzün korku içinde mi yoksa mutlu mu olduğunu algılamada daha kötüydüler ve bunun diğer insanlara davranışlar konusunda etkileri olabilir,&#8221; diyor.</p>
<p>Ekip, araştırma bulgularının eğitim ve iş verimliliği de dahil olmak üzere önemli toplumsal ve ekonomik etkileri olabileceğini vurguluyor.</p>
<p><a href="https://www.theguardian.com/environment/2025/feb/06/air-pollution-affects-peoples-ability-to-focus-on-everyday-tasks-study-finds" target="_blank" rel="noopener"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hava-kirliligi-gunluk-islere-odaklanma-yetenegimizi-azaltiyor">Hava kirliliği, günlük işlere odaklanma yeteneğimizi azaltıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32031</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Antimikrobiyal ilaçlara dirençli organizma sayısı artıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/antimikrobiyal-ilaclara-direncli-organizma-sayisi-artiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Dec 2019 14:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[antimikrobiyal]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[candida]]></category>
		<category><![CDATA[direnç]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağımızın belasından kurtuluş yok mu? Dünyada her yıl yaklaşık 500.000 kişi, antimikrobiyal ilaçlara direnç gösteren organizmalar yüzünden ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü 2050 yılında bu sayının 10 milyonu bulabileceğini söylüyor. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) ise yayınladığı yeni raporda halk sağlığını tehdit eden organizmalara, biri mantar diğeri bakteri olmak üzere iki yeni organizma eklendi: Tehlike büyük! Antimikrobiyal ilaçlar modern tıpta kritik bir rol oynuyor. Rutin olarak bulaşıcı hastalıkları tedavi etmek için ve ameliyat sonrası önleyici olarak uygulanan ilaçlar sayesinde ortalama yaşam beklentisinin ortalama 20 yıl arttığını biliyoruz. Ancak organizmalar bizden daha akıllı! Evrim sayesinde ilaçlara direnç göstermekte ustalaşıyorlar. Bu sebeple de antimikrobiyal ilaçlara direnç gösteren organizmalar tüm dünyada hızla yayılıyor. Öyle ki Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde 3 milyona yakın insan, ilaca dirençli bakteri ve mantarların neden olduğu enfeksiyonların tedavisine karşılık vermekte zorluk çekiyor. Ve yaklaşık 35.000 kişi yeni bir hükümet raporuna göre ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre bunun dünya genelindeki karşılığı yaklaşık 500.000 kişi! Üstelik 2050 yılında bu ölümlerin 10 milyonu bulabileceği WHO tarafından da teyit ediliyor. Ezcümle, antimikrobiyal ilaç direnciyle mücadele, bugün insanlığın karşılaştığı en acil sorunlardan biri. Antimikrobiyal ilaçlara direncin yayılmasında %18’lik azalma var, ama… Bu konuda yeni gelişmeler var. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) 2013’te hazırladığı son raporunu, 700’den fazla hastaneden gelen son altı yıllık elektronik sağlık kayıtlarını da kullanarak revize etti. Bu süreçte ilaca dirençli enfeksiyonlardan kaynaklanan yıllık ölüm sayısının yaklaşık 44.000 olduğu tahmin ediliyor. Daha önceki tahmin olan 23.000 ölümün neredeyse iki katı. Tehlike çok büyük! Hiçbir şeyin bir canlının yaşamından daha önemli olmamasıyla birlikte antibiyotik direncinin hasta başına 29.000$’a kadar maliyeti söz konusu. Sadece ABD’de toplamda yaklaşık 20 milyar dolarlık ekonomik kayıptan bahsediyoruz. Buna karşın CDC&#8217;den antimikrobiyal direnç konusunda kıdemli bir danışman olan Michael Craig, tipik olarak hastanelerle ilişkilendirilen ilaca dirençli mikropların yayılmasında %18’lik bir azalma olduğunu söylüyor. Ancak CDC’nin verilerinin yetersiz olduğunu savunanlar da var. Sözgelimi, St. Louis’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, Infection Control &#38; Hospital Epidemiology’de yayımladıkları bir makalede, farklı metodolojiler kullanarak 2010’da ABD’de 150 binden fazla insanın ilaca dirençli mikroplar yüzünden öldüğünü ortaya koydu. Washington&#8217;daki Biyoloji İnovasyon Organizasyonu’nun (BIO) bulaşıcı hastalık politikaları direktörü Greg Frank, “CDC&#8217;nin yeni rakamları, antibiyotik direnci yükünün değerlendirilmesinde mükemmel bir ilerlemeyi temsil ediyor, ancak halen büyük etkisi hafife alınıyor” dedi. Bunun arkasındaki savunu ise ilaca dirençli organizmalar çoğu zaman yetersiz bildirildiği için buna bağlı olarak gelişen enfeksiyonlara sahip birçok hastanın ölüm nedeni olarak başka sağlık sorunlarının gösterilmesi. İki yeni halk sağlığı tehdidi: Bir bakteri ve bir mantar Üstelik ilaca dirençli organizmalara yenileri ekleniyor. Son CDC raporunda, kurumun acil halk sağlığı tehditleri olarak gördüğü bakteri ve mantarlar listesine iki yeni dirençli organizma daha eklendiği görülüyor. Bir mantar suşu olan Candida auris ve karbapenem antibiyotiğine dirençli bir bakteri olan Acinetobacter. Listede daha önce karbapenemlere dirençli olan Clostridioides difficile ile ilaca dirençli Neisseria gonorrhoeae ve Enterobacteriaceae bakterileri vardı. Listeye yeni eklenen Acinetobacter bakterisinin çoğunlukla sağlık tesislerinde yayıldığı ve zatürree ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olduğu belirtiliyor. Bir de Candida auris mantarı var. Hastalarda ağır ve ölümcül enfeksiyonlara neden olan C. auris ile ilgili konuşan Craig, “2013&#8217;teki son raporumuzu yazarken adını bile bilmediğimiz bir patojen” dedi ve ekledi, “O zamandan beri dünyayı dolaştı ve birçok enfeksiyon ve ölüme neden oldu.” Bir teoriye göre, Candida’nın daha önce tıbbi olarak bilinmeyen bir mantardan dünya çapında sağlık tehdidine hızla geçişi, iklim değişikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Antimikrobiyal direnç nasıl artıyor? Doğal seleksiyonun yanı sıra yanlış tanı, gereksiz reçeteler, hastalar tarafından yanlış antibiyotik kullanımı ve hayvansal gıda üretiminde büyüme teşviki için antibiyotik kullanımı gibi durumlar, antibiyotik direncini bugün tıp tarihinin en büyük sorunlarından biri haline getiriyor. Bununla birlikte iklim değişikliğinin bu sorundaki etkisi de çeşitli çalışmalarla ortaya konmuş durumda. İlaçlarla organizmalar arasında savaş nasıl işliyor? Enfeksiyon kaptığımız an, vücudumuz akyuvar üreterek bakterilerle savaşmaya başlar. Genelde başarılı olsa da bazı durumlarda vücudumuz bakterilerle baş edemez. Bu noktada dışarıdan aldığımız antibiyotikler devreye girer. Penisilin bunlardan biridir. İçinde Beta lactam halkası adı verilen bir yapı bulunan penisilin, bakterinin hücre duvarına hücum ederek onu tahrip eder. Bakteri buna karşı koyarak bu tahribatı onarır. Bununla da kalmayıp penisilindeki Beta lactam halkasını yok edecek enzimler salgılar. Penisilin ise bu enzimlerin salgılanmasını önleyerek bakteriye üstün gelmeye çalışır. Bu savaşın galibi yaşam ya da ölümdür. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynakça https://www.sciencenews.org/article/cdc-drug-resistant-microbes-kill-about-35000-people-united-states-per-year https://www.livescience.com/microbe-spreads-antibiotic-resistance-to-bacteria.html https://www.sciencedaily.com/terms/antibiotic_resistance.htm https://www.cdc.gov/features/antibiotic-resistance-global/index.html https://www.sciencenews.org/article/climate-change-could-raise-risk-deadly-fungal-infections-humans</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/antimikrobiyal-ilaclara-direncli-organizma-sayisi-artiyor">Antimikrobiyal ilaçlara dirençli organizma sayısı artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Çağımızın belasından kurtuluş yok mu?</strong></h4>
<p><em>Dünyada her yıl yaklaşık 500.000 kişi, antimikrobiyal ilaçlara direnç gösteren organizmalar yüzünden ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü 2050 yılında bu sayının 10 milyonu bulabileceğini söylüyor. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) ise yayınladığı yeni raporda halk sağlığını tehdit eden organizmalara, biri mantar diğeri bakteri olmak üzere iki yeni organizma eklendi: Tehlike büyük!</em></p>
<p>Antimikrobiyal ilaçlar modern tıpta kritik bir rol oynuyor. Rutin olarak bulaşıcı hastalıkları tedavi etmek için ve ameliyat sonrası önleyici olarak uygulanan ilaçlar sayesinde ortalama yaşam beklentisinin ortalama 20 yıl arttığını biliyoruz. Ancak organizmalar bizden daha akıllı! Evrim sayesinde ilaçlara direnç göstermekte ustalaşıyorlar. Bu sebeple de antimikrobiyal ilaçlara direnç gösteren organizmalar tüm dünyada hızla yayılıyor.</p>
<p>Öyle ki Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde 3 milyona yakın insan, ilaca dirençli bakteri ve mantarların neden olduğu enfeksiyonların tedavisine karşılık vermekte zorluk çekiyor. Ve yaklaşık 35.000 kişi yeni bir hükümet raporuna göre ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre bunun dünya genelindeki karşılığı yaklaşık 500.000 kişi! Üstelik 2050 yılında bu ölümlerin 10 milyonu bulabileceği WHO tarafından da teyit ediliyor. Ezcümle, antimikrobiyal ilaç direnciyle mücadele, bugün insanlığın karşılaştığı en acil sorunlardan biri.</p>
<p><strong>Antimikrobiyal ilaçlara direncin yayılmasında %18’lik azalma var, ama…</strong></p>
<p>Bu konuda yeni gelişmeler var. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) 2013’te hazırladığı son raporunu, 700’den fazla hastaneden gelen son altı yıllık elektronik sağlık kayıtlarını da kullanarak revize etti. Bu süreçte ilaca dirençli enfeksiyonlardan kaynaklanan yıllık ölüm sayısının yaklaşık 44.000 olduğu tahmin ediliyor. Daha önceki tahmin olan 23.000 ölümün neredeyse iki katı. Tehlike çok büyük!</p>
<p>Hiçbir şeyin bir canlının yaşamından daha önemli olmamasıyla birlikte antibiyotik direncinin hasta başına 29.000$’a kadar maliyeti söz konusu. Sadece ABD’de toplamda yaklaşık 20 milyar dolarlık ekonomik kayıptan bahsediyoruz. Buna karşın CDC&#8217;den antimikrobiyal direnç konusunda kıdemli bir danışman olan Michael Craig, tipik olarak hastanelerle ilişkilendirilen ilaca dirençli mikropların yayılmasında %18’lik bir azalma olduğunu söylüyor.</p>
<p>Ancak CDC’nin verilerinin yetersiz olduğunu savunanlar da var. Sözgelimi, St. Louis’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, <em>Infection Control &amp; Hospital Epidemiology</em>’de yayımladıkları bir makalede, farklı metodolojiler kullanarak 2010’da ABD’de 150 binden fazla insanın ilaca dirençli mikroplar yüzünden öldüğünü ortaya koydu.</p>
<p>Washington&#8217;daki Biyoloji İnovasyon Organizasyonu’nun (BIO) bulaşıcı hastalık politikaları direktörü Greg Frank, “CDC&#8217;nin yeni rakamları, antibiyotik direnci yükünün değerlendirilmesinde mükemmel bir ilerlemeyi temsil ediyor, ancak halen büyük etkisi hafife alınıyor” dedi. Bunun arkasındaki savunu ise ilaca dirençli organizmalar çoğu zaman yetersiz bildirildiği için buna bağlı olarak gelişen enfeksiyonlara sahip birçok hastanın ölüm nedeni olarak başka sağlık sorunlarının gösterilmesi.</p>
<p><strong>İki yeni halk sağlığı tehdidi: Bir bakteri ve bir mantar</strong></p>
<p>Üstelik ilaca dirençli organizmalara yenileri ekleniyor. Son CDC raporunda, kurumun acil halk sağlığı tehditleri olarak gördüğü bakteri ve mantarlar listesine iki yeni dirençli organizma daha eklendiği görülüyor. Bir mantar suşu olan <em>Candida auris</em> ve karbapenem antibiyotiğine dirençli bir bakteri olan <em>Acinetobacter</em>. Listede daha önce karbapenemlere dirençli olan <em>Clostridioides difficile</em> ile ilaca dirençli <em>Neisseria gonorrhoeae</em> ve <em>Enterobacteriaceae </em>bakterileri vardı.</p>
<div id="attachment_16102" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-16102" class="wp-image-16102 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/12/antimikrobiyal-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /><p id="caption-attachment-16102" class="wp-caption-text">Bir teoriye göre, Candida’nın daha önce tıbbi olarak bilinmeyen bir mantardan dünya çapında sağlık tehdidine hızla geçişi, iklim değişikliğinden kaynaklanıyor olabilir.</p></div>
<p>Listeye yeni eklenen <em>Acinetobacter</em> bakterisinin çoğunlukla sağlık tesislerinde yayıldığı ve zatürree ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olduğu belirtiliyor. Bir de <em>Candida auris</em> mantarı var. Hastalarda ağır ve ölümcül enfeksiyonlara neden olan <em>C. auris</em> ile ilgili konuşan Craig, “2013&#8217;teki son raporumuzu yazarken adını bile bilmediğimiz bir patojen” dedi ve ekledi, “O zamandan beri dünyayı dolaştı ve birçok enfeksiyon ve ölüme neden oldu.” Bir teoriye göre, <em>Candida</em>’nın daha önce tıbbi olarak bilinmeyen bir mantardan dünya çapında sağlık tehdidine hızla geçişi, iklim değişikliğinden kaynaklanıyor olabilir.</p>
<p><strong><u>Antimikrobiyal direnç nasıl artıyor?</u></strong></p>
<p>Doğal seleksiyonun yanı sıra yanlış tanı, gereksiz reçeteler, hastalar tarafından yanlış antibiyotik kullanımı ve hayvansal gıda üretiminde büyüme teşviki için antibiyotik kullanımı gibi durumlar, antibiyotik direncini bugün tıp tarihinin en büyük sorunlarından biri haline getiriyor. Bununla birlikte iklim değişikliğinin bu sorundaki etkisi de çeşitli çalışmalarla ortaya konmuş durumda.</p>
<p><strong><u>İlaçlarla organizmalar arasında savaş nasıl işliyor?</u></strong></p>
<p>Enfeksiyon kaptığımız an, vücudumuz akyuvar üreterek bakterilerle savaşmaya başlar. Genelde başarılı olsa da bazı durumlarda vücudumuz bakterilerle baş edemez. Bu noktada dışarıdan aldığımız antibiyotikler devreye girer. Penisilin bunlardan biridir. İçinde <em>Beta lactam</em> halkası adı verilen bir yapı bulunan penisilin, bakterinin hücre duvarına hücum ederek onu tahrip eder. Bakteri buna karşı koyarak bu tahribatı onarır. Bununla da kalmayıp penisilindeki <em>Beta lactam </em>halkasını yok edecek enzimler salgılar. Penisilin ise bu enzimlerin salgılanmasını önleyerek bakteriye üstün gelmeye çalışır. Bu savaşın galibi yaşam ya da ölümdür.</p>
<p><strong>Yazı:</strong> <strong>Batuhan Sarıcan</strong> / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/cdc-drug-resistant-microbes-kill-about-35000-people-united-states-per-year">https://www.sciencenews.org/article/cdc-drug-resistant-microbes-kill-about-35000-people-united-states-per-year</a></p>
<p><a href="https://www.livescience.com/microbe-spreads-antibiotic-resistance-to-bacteria.html">https://www.livescience.com/microbe-spreads-antibiotic-resistance-to-bacteria.html</a></p>
<p><a href="https://www.sciencedaily.com/terms/antibiotic_resistance.htm">https://www.sciencedaily.com/terms/antibiotic_resistance.htm</a></p>
<p><a href="https://www.cdc.gov/features/antibiotic-resistance-global/index.html">https://www.cdc.gov/features/antibiotic-resistance-global/index.html</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/climate-change-could-raise-risk-deadly-fungal-infections-humans">https://www.sciencenews.org/article/climate-change-could-raise-risk-deadly-fungal-infections-humans</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/antimikrobiyal-ilaclara-direncli-organizma-sayisi-artiyor">Antimikrobiyal ilaçlara dirençli organizma sayısı artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16101</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Obezite beyni olumsuz etkiliyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/obezite-beyni-olumsuz-etkiliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 May 2019 12:58:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yapılan son çalışmaya göre vücut yağlanması, vücudun diğer noktalarında olduğu gibi beynin merkezindeki yapıları da olumsuz etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre 700 milyona yakın yetişkin obezite sorunu yaşıyor. Obezitenin yaygınlığı ise 1975’ten günümüze 3 katı artmış durumda. Obezitenin başlı başına bir sağlık sorunu olmasının yanında ölümcül hastalıkları tetikleme gibi de bir riski var. Kanserin bu risklerden biri olduğu zaten biliniyordu. Yapılan yeni bir çalışma ise yağlanma ile beyin sağlığı arasında ilişki kurdu; Radiology dergisinde yayımlanan araştırmada yüksek vücut yağ seviyeleri, düşük beyin hacimleriyle ilişkilendirildi. Araştırmacılar, Birleşik Krallık&#8217;ta yaşayan ve yaş ortalaması 62 yaş olan 12.087 kişiden gelen bilgileri analiz etti. Katılımcılara beyinlerinin gri ve beyaz yapılarını değerlendirmek için bir MRI uygulandı. Araştırmacılar ayrıca, bir kişinin vücut yağ yüzdesini tahmin etmek için vücutta küçük elektrik akımları gönderen, biyoelektrik empedans adı verilen bir yöntem kullanarak katılımcıların vücut yağ seviyelerini de ölçtü. Bu analize göre erkeklerdeki yüksek vücut yağ seviyelerinin, genel olarak daha düşük gri madde hacmine ve beynin merkezindeki belirli gri madde alanlarında daha düşük hacimlere bağlı olduğunu buldular. Bunlar arasında talamus, kaudat çekirdek, hipokampus, globus pallidus, putamen ve beynin ödüllendirme merkezi bulunuyor. Bu alanların bir kısmı beynin ödül devresine katılırken diğerleri ise vücut hareketlerini düzenlemeye yardımcı oluyor. Araştırmacılar, kadınlar arasında ise sadece vücut yağları ile globus pallidus’un azalan hacmi arasında bir bağlantı buldular. Fakat hem erkekler hem de kadınlar arasında, vücut yağ seviyelerinin yüksek olmasını, vücut yağ seviyelerinin düşük olduğu diğer insanlarla karşılaştırıldığında, beyaz maddenin mikroskobik yapısındaki farklılıklarla ilişkilendirildi. Hollanda&#8217;daki Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi&#8217;nden araştırmacılar, beynin bölgeleri arasında iletişimi sağlayan beyin beyaz maddesinde de vücut yağına bağlı uzun sinir liflerinde de değişiklikler gördü. Obezite ve beyin ilişkisi Araştırmacılar, daha önceki bazı çalışmalarda da obezite ile beyin hastalıkları arasında bağlantı bulunduğunu; obezite ile düşük beyin hacimleri ve beyaz maddedeki değişiklikler arasında bir bağlantı bulmuşlardı. Ancak bu çalışmalar daha küçük çaplıydı. Mesela geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan bir çalışmada, araştırmacılar göbek yağı ile düşük beyin hacimleri arasında bir bağlantı buldular, ancak bu çalışmada başka bir dolaylı obezite ölçüsü olan bel-kalça oranı da kullanılmıştı. Vücut yağ seviyelerinin neden azalmış beyin hacmi veya beyaz maddedeki farklılıklar ile bağlantılı olduğu halen tam olarak bilinmiyor. Bir fikir, yüksek seviyelerdeki vücut yağının beyin dokusuna zarar veren iltihap üretebileceğini öne sürüyor. Araştırmacılar, çalışmada görülen daha küçük beyin hacimlerinin, bu bölgelerdeki nöron kaybını da gösterebileceğini belirtiyor. Yine de şişmanlığın beyni değiştirip değiştiremediği veya belirli alanlarda daha düşük miktarda gri madde olan kişilerin obezite riski altında olup olmadığı net değil. Yeni çalışmanın sadece vücut yağları ile düşük beyin hacmi arasında bir ilişki olduğunu gösterdiği ifade edilirken çok fazla vücut yağının beynin büzülmesine neden olduğunu kanıtlayan ya da yanlışlayan bir çalışma olmadığı ifade ediliyor. Çalışma, obeziteyi, düşük beyin hacimleri veya beyin büzülmesi de dahil olmak üzere beyindeki değişikliklerle ilişkilendiren büyüyen bir araştırma grubuna katkıda bulunuyor. Araştırmacılar, bu bağlantıyı araştırmak ve kilo kaybının beyne fayda sağlayıp sağlayamayacağını belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor. Derleyen: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynakça: https://www.livescience.com/65292-high-body-fat-brain-volume.html https://www.livescience.com/64454-belly-fat-brain-shrinkage.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/obezite-beyni-olumsuz-etkiliyor">Obezite beyni olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yapılan son çalışmaya göre vücut yağlanması, vücudun diğer noktalarında olduğu gibi beynin merkezindeki yapıları da olumsuz etkiliyor.</em></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre 700 milyona yakın yetişkin obezite sorunu yaşıyor. Obezitenin yaygınlığı ise 1975’ten günümüze 3 katı artmış durumda. Obezitenin başlı başına bir sağlık sorunu olmasının yanında ölümcül hastalıkları tetikleme gibi de bir riski var. Kanserin bu risklerden biri olduğu zaten biliniyordu.</p>
<p>Yapılan yeni bir çalışma ise yağlanma ile beyin sağlığı arasında ilişki kurdu; <em>Radiology</em> dergisinde yayımlanan araştırmada yüksek vücut yağ seviyeleri, düşük beyin hacimleriyle ilişkilendirildi.</p>
<p>Araştırmacılar, Birleşik Krallık&#8217;ta yaşayan ve yaş ortalaması 62 yaş olan 12.087 kişiden gelen bilgileri analiz etti. Katılımcılara beyinlerinin gri ve beyaz yapılarını değerlendirmek için bir MRI uygulandı. Araştırmacılar ayrıca, bir kişinin vücut yağ yüzdesini tahmin etmek için vücutta küçük elektrik akımları gönderen, biyoelektrik empedans adı verilen bir yöntem kullanarak katılımcıların vücut yağ seviyelerini de ölçtü.</p>
<p>Bu analize göre erkeklerdeki yüksek vücut yağ seviyelerinin, genel olarak daha düşük gri madde hacmine ve beynin merkezindeki belirli gri madde alanlarında daha düşük hacimlere bağlı olduğunu buldular. Bunlar arasında talamus, kaudat çekirdek, hipokampus, globus pallidus, putamen ve beynin ödüllendirme merkezi bulunuyor. Bu alanların bir kısmı beynin ödül devresine katılırken diğerleri ise vücut hareketlerini düzenlemeye yardımcı oluyor.</p>
<p>Araştırmacılar, kadınlar arasında ise sadece vücut yağları ile globus pallidus’un azalan hacmi arasında bir bağlantı buldular. Fakat hem erkekler hem de kadınlar arasında, vücut yağ seviyelerinin yüksek olmasını, vücut yağ seviyelerinin düşük olduğu diğer insanlarla karşılaştırıldığında, beyaz maddenin mikroskobik yapısındaki farklılıklarla ilişkilendirildi.</p>
<p>Hollanda&#8217;daki Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi&#8217;nden araştırmacılar, beynin bölgeleri arasında iletişimi sağlayan beyin beyaz maddesinde de vücut yağına bağlı uzun sinir liflerinde de değişiklikler gördü.</p>
<p><strong>Obezite ve beyin ilişkisi</strong></p>
<div id="attachment_13909" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-13909" class="wp-image-13909 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/beyaz-ve-gri-madde-300x147.jpg" alt="" width="300" height="147" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/beyaz-ve-gri-madde-300x147.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/beyaz-ve-gri-madde-1024x502.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/beyaz-ve-gri-madde.jpg 1181w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-13909" class="wp-caption-text">Araştırmacılar, yaş ortalamaları 62 yaş olan 12.087 kişiden gelen bilgileri analiz etti. Katılımcılara, beyinlerinin gri (grey) ve beyaz (white) madde (matter) yapılarını değerlendirmek için bir MRI uygulandı. Bu analizde, vücut yağ seviyelerinin yüksek olması, vücut yağ seviyelerinin düşük olduğu diğer insanlarla karşılaştırıldığında, beyaz maddenin mikroskobik yapısındaki farklılıklarla ilişkilendirildi.</p></div>
<p>Araştırmacılar, daha önceki bazı çalışmalarda da obezite ile beyin hastalıkları arasında bağlantı bulunduğunu; obezite ile düşük beyin hacimleri ve beyaz maddedeki değişiklikler arasında bir bağlantı bulmuşlardı. Ancak bu çalışmalar daha küçük çaplıydı.</p>
<p>Mesela geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan bir çalışmada, araştırmacılar göbek yağı ile düşük beyin hacimleri arasında bir bağlantı buldular, ancak bu çalışmada başka bir dolaylı obezite ölçüsü olan bel-kalça oranı da kullanılmıştı.</p>
<p>Vücut yağ seviyelerinin neden azalmış beyin hacmi veya beyaz maddedeki farklılıklar ile bağlantılı olduğu halen tam olarak bilinmiyor. Bir fikir, yüksek seviyelerdeki vücut yağının beyin dokusuna zarar veren iltihap üretebileceğini öne sürüyor. Araştırmacılar, çalışmada görülen daha küçük beyin hacimlerinin, bu bölgelerdeki nöron kaybını da gösterebileceğini belirtiyor.</p>
<p>Yine de şişmanlığın beyni değiştirip değiştiremediği veya belirli alanlarda daha düşük miktarda gri madde olan kişilerin obezite riski altında olup olmadığı net değil.</p>
<p>Yeni çalışmanın sadece vücut yağları ile düşük beyin hacmi arasında bir ilişki olduğunu gösterdiği ifade edilirken çok fazla vücut yağının beynin büzülmesine neden olduğunu kanıtlayan ya da yanlışlayan bir çalışma olmadığı ifade ediliyor. Çalışma, obeziteyi, düşük beyin hacimleri veya beyin büzülmesi de dahil olmak üzere beyindeki değişikliklerle ilişkilendiren büyüyen bir araştırma grubuna katkıda bulunuyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bu bağlantıyı araştırmak ve kilo kaybının beyne fayda sağlayıp sağlayamayacağını belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Derleyen:</strong> Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><a href="https://www.livescience.com/65292-high-body-fat-brain-volume.html">https://www.livescience.com/65292-high-body-fat-brain-volume.html</a></p>
<p><a href="https://www.livescience.com/64454-belly-fat-brain-shrinkage.html">https://www.livescience.com/64454-belly-fat-brain-shrinkage.html</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/obezite-beyni-olumsuz-etkiliyor">Obezite beyni olumsuz etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13906</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gençlerde obezite kanser riskini artırıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/genclerde-obezite-kanser-riskini-artiriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2019 14:27:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[milenyum kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[obezite]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13520</guid>

					<description><![CDATA[<p>Obezite, çağımızın en büyük problemlerinden birisi. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre 700 milyona yakın yetişkin obezite sorunu yaşıyor. Obezitenin yaygınlığı ise 1975’ten günümüze 3 katı artmış durumda. Obezitenin başlı başına bir sağlık sorunu olmasının yanında ölümcül hastalıkları tetikleme gibi de bir riski var. Görünen o ki kanser de bu risklerden birisi. Yapılan son çalışmaya göre, milenyum çağında obeziteyle ilişkili olarak kansere yakalanma riski artış gösterdi. Kolorektal, böbrek ve pankreas kanserleri bu bulguda başı çekiyor. Sözgelişi, 1995’ten 2014’e kadar 25 ile 49 yaş arasında obezite ilişkili kansere yakalananların sayısında keskin bir artış yaşandı. Öyle ki 1980-2000 yılları arasında doğmuş olan Y kuşağı, doğum patlaması yaşanan II. Dünya Savaşı sonrası (baby boom) kuşağına (aynı yaşta yakalanılan kansere) göre iki katı daha fazla kanser riski altında. Amerikan Kanser Derneği’ndeki gözetim ve sağlık hizmetleri araştırmaları bilimsel başkan yardımcısı Dr. Ahmedin Jemal, bu bulguların gelecekte kanser vakalarının artacağına yönelik bir işaret olabileceğini kaydetti. Çalışmanın baş yazarı da olan Jemal ayrıca, bu artış potansiyelinin, son birkaç on yılda kanser sebepli ölümlerinin azalmasında kaydedilen ilerlemeyi tersine çevirebileceğinin de altını çizdi. Araştırmaya göre Y kuşağındaki genç yetişkinlerin kansere yakalanma riski, daha ileri yaşlardakilere kıyasla daha az. Ancak risk yine de var. Örneğin, 2010-14 yılları arasında pankreas kanseri oranı, 25-49 yaş arasında 100 bin kişi başına 2 vaka iken 50-84 yaşları arasında bu oran 100 bin kişide 37 vakaya karşılık geliyor. Obeziteye bağlı bazı kanser türlerinin Y kuşağındaki genç yetişkinlerde artış göstermesine dikkat çeken Dr. Jamal, genç erişkinler yaşlı erişkinlere göre daha düşük bir risk grubunda olmasına rağmen yaşanan artışlar konusunda uyardı. Obezitenin kanserle bağlantısı araştırılıyor Aşırı vücut yağlanmasının bazı kanser risklerini artırdığı zaten biliniyordu. Zira Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı olarak çalışan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı, obezitenin 12 farklı kansere yakalanma riskini artırdığına yönelik bir raporu 2016 yılında yayımlamıştı. Söz konusu kanser riskleri, bu haberde adı geçen kolorektal, böbrek ve pankreas kanserlerinin yanı sıra özofagus (yemek borusu), safra kesesi, gastrik kardiyak (bir tür mide kanseri), karaciğer, safra kanalı, çoklu miyelom (bir çeşit kemik iliği kanseri) ve tiroid kanseri olarak sıralanıyor. Bununla birlikte kadınlarda görülen meme, yumurtalık ve endometriyal kanserler de obezite kaynaklı kanser riskleri arasında gösteriliyor. Obezitenin akciğer ve cilt kanseriyle ilişkisi ise henüz tam olarak kanıtlanamadı. Obezitenin genç yetişkinlerin kansere yakalanmasındaki tek neden olup olmadığı konusundaki araştırmalar devam ediyor. Kaynakça: https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/obesity-and-overweight https://www.livescience.com/64668-obesity-cancer-young-adults.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/genclerde-obezite-kanser-riskini-artiriyor">Gençlerde obezite kanser riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obezite, çağımızın en büyük problemlerinden birisi. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre 700 milyona yakın yetişkin obezite sorunu yaşıyor. Obezitenin yaygınlığı ise 1975’ten günümüze 3 katı artmış durumda. Obezitenin başlı başına bir sağlık sorunu olmasının yanında ölümcül hastalıkları tetikleme gibi de bir riski var. Görünen o ki kanser de bu risklerden birisi.</p>
<p>Yapılan son çalışmaya göre, milenyum çağında obeziteyle ilişkili olarak kansere yakalanma riski artış gösterdi. Kolorektal, böbrek ve pankreas kanserleri bu bulguda başı çekiyor. Sözgelişi, 1995’ten 2014’e kadar 25 ile 49 yaş arasında obezite ilişkili kansere yakalananların sayısında keskin bir artış yaşandı. Öyle ki 1980-2000 yılları arasında doğmuş olan Y kuşağı, doğum patlaması yaşanan II. Dünya Savaşı sonrası (baby boom) kuşağına (aynı yaşta yakalanılan kansere) göre iki katı daha fazla kanser riski altında.</p>
<p>Amerikan Kanser Derneği’ndeki gözetim ve sağlık hizmetleri araştırmaları bilimsel başkan yardımcısı Dr. Ahmedin Jemal, bu bulguların gelecekte kanser vakalarının artacağına yönelik bir işaret olabileceğini kaydetti. Çalışmanın baş yazarı da olan Jemal ayrıca, bu artış potansiyelinin, son birkaç on yılda kanser sebepli ölümlerinin azalmasında kaydedilen ilerlemeyi tersine çevirebileceğinin de altını çizdi.</p>
<p>Araştırmaya göre Y kuşağındaki genç yetişkinlerin kansere yakalanma riski, daha ileri yaşlardakilere kıyasla daha az. Ancak risk yine de var. Örneğin, 2010-14 yılları arasında pankreas kanseri oranı, 25-49 yaş arasında 100 bin kişi başına 2 vaka iken 50-84 yaşları arasında bu oran 100 bin kişide 37 vakaya karşılık geliyor.</p>
<p>Obeziteye bağlı bazı kanser türlerinin Y kuşağındaki genç yetişkinlerde artış göstermesine dikkat çeken Dr. Jamal, genç erişkinler yaşlı erişkinlere göre daha düşük bir risk grubunda olmasına rağmen yaşanan artışlar konusunda uyardı.</p>
<p><strong>Obezitenin kanserle bağlantısı araştırılıyor</strong></p>
<p>Aşırı vücut yağlanmasının bazı kanser risklerini artırdığı zaten biliniyordu. Zira Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı olarak çalışan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı, obezitenin 12 farklı kansere yakalanma riskini artırdığına yönelik bir raporu 2016 yılında yayımlamıştı.</p>
<p>Söz konusu kanser riskleri, bu haberde adı geçen kolorektal, böbrek ve pankreas kanserlerinin yanı sıra özofagus (yemek borusu), safra kesesi, gastrik kardiyak (bir tür mide kanseri), karaciğer, safra kanalı, çoklu miyelom (bir çeşit kemik iliği kanseri) ve tiroid kanseri olarak sıralanıyor. Bununla birlikte kadınlarda görülen meme, yumurtalık ve endometriyal kanserler de obezite kaynaklı kanser riskleri arasında gösteriliyor. Obezitenin akciğer ve cilt kanseriyle ilişkisi ise henüz tam olarak kanıtlanamadı.</p>
<p>Obezitenin genç yetişkinlerin kansere yakalanmasındaki tek neden olup olmadığı konusundaki araştırmalar devam ediyor.</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><a href="https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/obesity-and-overweight">https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/obesity-and-overweight</a></p>
<p><a href="https://www.livescience.com/64668-obesity-cancer-young-adults.html?utm_source=ls-newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=20190204-ls">https://www.livescience.com/64668-obesity-cancer-young-adults.html</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/genclerde-obezite-kanser-riskini-artiriyor">Gençlerde obezite kanser riskini artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13520</post-id>	</item>
		<item>
		<title>DSÖ: 10 büyük tehdidin başında aşıyı red var</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/dso-10-buyuk-tehdidin-basinda-asiyi-red-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2019 14:20:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[DSÖ]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[HIV]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[mikrop]]></category>
		<category><![CDATA[WHO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12710</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2019 yılında küresel anlamda sağlığı etkileyecek en büyük 10 tehlikeleyi sıraladı. Listeye göre, hava kirliliği, insani krizler ve aşı olmayı reddeden insanlar 2019’da küresel anlamda insan sağlığını tehlikeye düşerecek tehditler arasında yer alıyor. WHO, her yıl hazırladığı raporda bu tehditlere yönelik 5 yıllık plan ve çözüm önerileri sunuyor. Örgütün 2019 raporunda, bulaşıcı hastalıklar, ilaca dayanıklı virüsler ve yaygın görülen ancak önlenebilir kalp ve akciğer hastalıkları listede yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 1.6 milyardan fazla insan, kuraklık, açlık ve savaşın baş gösterdiği yerlerde yaşam mücadelesi veriyor ve bu insanlar temel gereksinimlerine bile ulaşamıyor. WHO’ya göre, 2030-2050 yılları arasında küresel ısınma nedeniyle ortaya çıkan yetersiz besin, ishal, aşırı sıcaklık ve sıtma gibi rahatsızlıklar yılda fazladan 250 bin kişinin daha ölümüne neden olabilir. Diyabet, kanser ve kalp rahatsızlıkları dünya genelinde ölüm nedenlerinin ortalama yüzde 70’ini oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 yılı için insan sağlığını tehdit edecek tehlikeler şöyle: Aşı olmaya karşı direnç Küresel grip salgını Hava kirliliği ve küresel ısınma Bulaşıcı olmayan hastalıklar Sağlıklı ve kaliteli yaşam koşullarından mahrum kalmak Mikroplara karşı dayanıklılık Ebola ve diğer ölümcül bulaşıcı hastalıklar Yetersiz temel sağlık hizmetleri Dang (eklem ağrılı ateşli bulaşıcı hastalık) Aids (HIV) Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/dso-10-buyuk-tehdidin-basinda-asiyi-red-var">DSÖ: 10 büyük tehdidin başında aşıyı red var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="news-short">Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2019 yılında küresel anlamda sağlığı etkileyecek en büyük 10 tehlikeleyi sıraladı.</div>
<div id="share-bar" class="with-no-overflow"></div>
<div>
<p>Listeye göre, hava kirliliği, insani krizler ve aşı olmayı reddeden insanlar 2019’da küresel anlamda insan sağlığını tehlikeye düşerecek tehditler arasında yer alıyor.</p>
<p>WHO, her yıl hazırladığı raporda bu tehditlere yönelik 5 yıllık plan ve çözüm önerileri sunuyor.</p>
<p>Örgütün 2019 raporunda, bulaşıcı hastalıklar, ilaca dayanıklı virüsler ve yaygın görülen ancak önlenebilir kalp ve akciğer hastalıkları listede yer alıyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 1.6 milyardan fazla insan, kuraklık, açlık ve savaşın baş gösterdiği yerlerde yaşam mücadelesi veriyor ve bu insanlar temel gereksinimlerine bile ulaşamıyor.</p>
<p>WHO’ya göre, 2030-2050 yılları arasında küresel ısınma nedeniyle ortaya çıkan yetersiz besin, ishal, aşırı sıcaklık ve sıtma gibi rahatsızlıklar yılda fazladan 250 bin kişinin daha ölümüne neden olabilir.</p>
<p>Diyabet, kanser ve kalp rahatsızlıkları dünya genelinde ölüm nedenlerinin ortalama yüzde 70’ini oluşturuyor.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 yılı için insan sağlığını tehdit edecek tehlikeler şöyle:</p>
<ol>
<li>Aşı olmaya karşı direnç</li>
<li>Küresel grip salgını</li>
<li>Hava kirliliği ve küresel ısınma</li>
<li>Bulaşıcı olmayan hastalıklar</li>
<li>Sağlıklı ve kaliteli yaşam koşullarından mahrum kalmak</li>
<li>Mikroplara karşı dayanıklılık</li>
<li>Ebola ve diğer ölümcül bulaşıcı hastalıklar</li>
<li>Yetersiz temel sağlık hizmetleri</li>
<li>Dang (eklem ağrılı ateşli bulaşıcı hastalık)</li>
<li>Aids (HIV)</li>
</ol>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/saglik/1204731/WHO_2019_da_sagligi_tehdit_edecek_10_tehlikeyi_yayinladi.html">Cumhuriyet Gazetesi</a></strong></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/dso-10-buyuk-tehdidin-basinda-asiyi-red-var">DSÖ: 10 büyük tehdidin başında aşıyı red var</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12710</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyada temiz su kaynakları azalıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyada-temiz-su-kaynaklari-azaliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2017 10:39:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[atık su]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya su forumu]]></category>
		<category><![CDATA[dünya su günü]]></category>
		<category><![CDATA[dünya su konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[su kıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[susuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5865</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil.&#8221;  Mahatma Gandhi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1993 yılında, dünya genelinde giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek için 22 Mart tarihini &#8220;Dünya Su Günü&#8221; olarak ilan etti. İçilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasını teşvik etmek amacıyla ilan edilen “Dünya Su Günü” bugün 24 yaşına girdi. 1996 yılında kurulan Dünya Su Konseyi, var olan su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, adil kullanılması ve küresel sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla Dünya Su Forumu düzenliyor. Her üç yılda bir farklı bir ülkede toplanan konsey, çözüm odaklı öneriler sunarak kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyor. 5. Dünya Su Forumu 2009 yılında İstanbul&#8217;da gerçekleştirilmişti. 2017’nin teması ‘atık su’ Birleşmiş Milletler, bu yıl ‘Dünya Su Günü’nün temasını “atık su” olarak belirledi. Bunun nedeni, atık suları arıtma ve geri kazanma konularına dikkat çekmek, bu oranın artırılmasını sağlamak. Şu anda dünya üzerinde atık suların yaklaşık %80’i hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan doğaya geri veriliyor. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre yılda yaklaşık 843 bin insan güvenli olmayan su kullanımı nedeniyle yaşamını yitiriyor. Halen 663 milyon insan güvenli suya ulaşamıyor ve başta kolera, dizanteri, tifo gibi birçok hastalık riski ile karşı karşıya. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin büyük kentlerinde su sıkıntısı yaşanıyor, çözüm ise atık suların tekrar kullanımı. Yine Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, suları arıtarak güvenli su haline getirmenin maliyeti, güvenli olmayan su kullanımdan kaynaklanan sağlık sorunlarının maliyetinden daha düşük. Dünyanın beşte biri ciddi su sıkıntısıyla karşı karşıya Dünya yüzeyindeki mevcut suyun %1’inden daha az bir kısmı ekosistem ve insan kullanımına elverişli olan tatlı su kaynaklarından oluşuyor. Su kaynaklarının yaklaşık %70’i tarımda, %19’u sanayide kullanılıyor. Evsel kullanım ise %11. Şu an 1,4 milyar insan temiz su kaynaklarından yoksun. Hızlı nüfus artışı, iklim değişikliğine bağlı olarak değişen yağış modelleri ve küresel ısınma gibi nedenlerle tatlı su kaynakları her geçen yıl azalıyor. 2030 yılında, dünyada su ihtiyacının yaklaşık %50 oranında artacağı tahmin ediliyor. Türkiye’nin yıllık ortalama yağış miktarı dünya ortalamasının oldukça altında olduğu içini Türkiye gelecekte su kıtlığı yaşayabilecek ülkeler kategorisinde yer alıyor. Bu bakımdan Türkiye&#8217;de su kaynaklarının planlı kullanılması ve sektörel önlemler alınması için ulusal ve uluslararası alanda çalışmalar yapılması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyada-temiz-su-kaynaklari-azaliyor">Dünyada temiz su kaynakları azalıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Dünyada herkese yetecek kadar kaynak var, ancak herkesin hırsını karşılamaya yetecek kadar değil.&#8221; </em><strong> Mahatma Gandhi</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1993 yılında, dünya genelinde giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek için 22 Mart tarihini <strong>&#8220;Dünya Su Günü&#8221;</strong> olarak ilan etti. İçilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasını teşvik etmek amacıyla ilan edilen “Dünya Su Günü” bugün 24 yaşına girdi.</p>
<p>1996 yılında kurulan Dünya Su Konseyi, var olan su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, adil kullanılması ve küresel sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla <strong>Dünya Su Forumu</strong> düzenliyor. Her üç yılda bir farklı bir ülkede toplanan konsey, çözüm odaklı öneriler sunarak kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyor. 5. Dünya Su Forumu 2009 yılında İstanbul&#8217;da gerçekleştirilmişti.</p>
<p><strong>2017’nin teması ‘atık su’</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler, bu yıl ‘Dünya Su Günü’nün temasını “atık su” olarak belirledi. Bunun nedeni, atık suları arıtma ve geri kazanma konularına dikkat çekmek, bu oranın artırılmasını sağlamak.</p>
<p>Şu anda dünya üzerinde atık suların yaklaşık %80’i hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan doğaya geri veriliyor. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre yılda yaklaşık 843 bin insan güvenli olmayan su kullanımı nedeniyle yaşamını yitiriyor. Halen 663 milyon insan güvenli suya ulaşamıyor ve başta kolera, dizanteri, tifo gibi birçok hastalık riski ile karşı karşıya.</p>
<p>Özellikle gelişmekte olan ülkelerin büyük kentlerinde su sıkıntısı yaşanıyor, çözüm ise atık suların tekrar kullanımı. Yine Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, suları arıtarak güvenli su haline getirmenin maliyeti, güvenli olmayan su kullanımdan kaynaklanan sağlık sorunlarının maliyetinden daha düşük.</p>
<p><strong>Dünyanın beşte biri ciddi su sıkıntısıyla karşı karşıya</strong></p>
<p>Dünya yüzeyindeki mevcut suyun %1’inden daha az bir kısmı ekosistem ve insan kullanımına elverişli olan tatlı su kaynaklarından oluşuyor. Su kaynaklarının yaklaşık %70’i tarımda, %19’u sanayide kullanılıyor. Evsel kullanım ise %11. Şu an 1,4 milyar insan temiz su kaynaklarından yoksun.</p>
<p>Hızlı nüfus artışı, iklim değişikliğine bağlı olarak değişen yağış modelleri ve küresel ısınma gibi nedenlerle tatlı su kaynakları her geçen yıl azalıyor. 2030 yılında, dünyada su ihtiyacının yaklaşık %50 oranında artacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Türkiye’nin yıllık ortalama yağış miktarı dünya ortalamasının oldukça altında olduğu içini Türkiye gelecekte su kıtlığı yaşayabilecek ülkeler kategorisinde yer alıyor. Bu bakımdan Türkiye&#8217;de su kaynaklarının planlı kullanılması ve sektörel önlemler alınması için ulusal ve uluslararası alanda çalışmalar yapılması gerekiyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyada-temiz-su-kaynaklari-azaliyor">Dünyada temiz su kaynakları azalıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5865</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
