<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>göçmen arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/gocmen/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/gocmen</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Jul 2019 07:30:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Ah şu sivrisinekler&#8230; Neden seni değil de beni sokuyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ah-su-sivrisinekler-neden-seni-degil-de-beni-sokuyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jul 2019 13:51:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ÇYDD]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[GDO]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<category><![CDATA[sivrisinek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14336</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sıcaklar bastırdı. Tabii sivrisinekler de&#8230; Özellikle biraz yeşil, ağaçlıklı bir mekânda iseniz&#8230; Bir anda güzel bir mekânı, derin bir uykuyu bir kâbusa dönüştürebilen bu canlılar, yaz aylarının baş belası aynı zamanda. Dünyada 3 bin 500’ü aşkın sivrisinek türü bulunuyor. Ve her bir türün doğada kendine özgü bir rolü olduğuna şüphe yok. Örneğin erkek sivrisineklerin nektar yemesi, bazı sivrisinek türlerini tahılların ve orkide dahil çiçeklerin başlıca polen yayıcısı durumuna getiriyor. Aynı şekilde, farklı yaşlarda dişi ve erkek sivrisinekler balık, kaplumbağa, yusufçuk, göçmen kuşlar ve yarasalar gibi bir sürü hayvana gıda kaynağı oluşturuyor. Ama büyük bir iştahla biz insanlara da saldırıyorlar. Ve işin ilginci bu konuda hayli seçiciler. Kimilerini daha çok sokarken kimilerine de zorunlu olmadıkça pek yaklaşmıyorlar. Peki neden? Bilim dünyası da bu sorunun yanıtını arıyor. Biz de bu hafta dergimizin kapağına sivrisinekleri taşıdık. Sivrisinekler nasıl ortamları seviyor? İnsanlar arasındaki tercihlerini etkileyen faktörler nedir? İlgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz&#8230; İnsanın evrimi tabi ki sürüyor! Doğan Kuban diyor ki: “Bu ülkenin geleceği hakkında halkın bilinçlenmesi ve dünyanın ne yöne doğru gittiğinden haberdar olması gerekir.” Uygar yaşam biz insanların hayatını atalarımıza kıyasla çok daha kolaylaştırmış durumda. Peki, başta sağlık, barınma, beslenme, ısınma olmak üzere pek çok yaşamsal gereksinime büyük çabalar sarf etmeden sahip olmak, insanın evrimsel sürecini nasıl etkiliyor? Hangi genlerin doğal seçilimden geçtiğini belirlemek amacıyla başlatılan iki proje var: Uluslararası HapMap Projesi ve 1000 Genom Projesi. Buradaki genetik araştırmalar insanların günümüzde de evrilmeyi sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Bu bağlamda laktoz toleransından, HIV’e, Kaspaz-12 genine kadar ilginç bilgiler ve detaylar dergimizin bu haftaki sayısında. Dünya genelinde depresyon oranlarında ciddi bir artış var. Hatta intihar oranlarında da&#8230;Ekonomik güvenceden yoksun olmak başta olmak üzere bunun çeşitli nedenleri var. Ancak ilginç bir araştırma, insanların sindirim sistemlerindeki bakterilerin (mikrobiyom) ruhsal sağlıklarında da ciddi rol oynadığını ortaya koyuyor. Ve sıkın durun… Burada giderek daha fazla hayatımıza giden GDO’lu ürünlerin ve bu ürünlerdeki glifosat kullanımının payı bulunuyor. Geçen hafta 6 Temmuz Dünya Zoonozlar Günü idi. Bu ne demek sorunuzu duyar gibiyiz&#8230; Dünya’nın çok karmaşık sağlık sorununa bir bütüncül bakış: Tek sağlık! Rüştü Taştan’ın yazısı. Batı dünyasındaki göçmen korkusu sürüyor. Ama istatistikler bambaşka bir tabloyu ortaya koyuyor. Örneğin Avrupa’ya göç aslında Afrika’nın kendi içinde ve kimi Asya ülkelerine göçten sayı olarak çok daha az. Arkadaşımız Murat Altaş göç hareketliğindeki değişiklikleri farklı kaynaklardan derledi. Yazarımız Ali Akurgal ODTÜ mezunu ve bu yıl mezuniyetinin 50. yılı. Bu bağlamda ODTÜ’yü ve önemini yazdı. Mustafa Çetiner Güncel Tıp köşesinde bu hafta post-truth yani gerçek sonrası üzerine yazdı ve konuyu tıpta süregelen safsatalara bağladı. Bayram Ali Eşiyok’un son derece önemli yazısı da neo-klasik yaklaşımın nasıl 1980’li yıllardan itibaren adım adım iktisat eğitiminin merkezine yerleştirildiği ve üniversitelerin pazarın bir parçası haline getirildiği üzerine. Öneri: İktisat eğitiminde köklü değişiklikler… Ahmet Yavuz, Kurtuluş Savaşı başlangıcının izlerini sürmeye Amasya ile devam ediyor. Atılım Üniversitesi’nden Prof. Dr. Meltem Huri Baturay, dijital oyun bağımlılığı üzerine yazdı. Kültür Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Arş. Gör. Gamze Ertürk Uzunoğlu’nun yazısı ise Parkinson Hastalığı üzerine&#8230; Meltem Bilikmen ünlü filozof David Chalmers ile yapay zekâ ve geleceğin toplumu üzerine söyleşinin ikinci bölümünü derledi: Yoksa sanal gerçeklik içinde miyiz? Bilinen bir felsefi söylemin ilginç bir çeşitlemesi… Bu hafta ikinci bir köşe dizisine başladık: İnsan vücudunun bilinmeyenleri… İki alanda hayvanlardan daha üstünüz&#8230; Hangileri? Uzaya fırlatılan atomik saat gelecek yolculuklarda navigasyon sorununu çözecek… Bazı ilaçlar bunamaya mı yol açıyor? Dev bir ilkel kuş fosili, bazı kısa haberlerimizden&#8230; Teknoloji vitrini, ilginç sorular, bulmaca sayfası ve daha pek çok haber sizleri bekliyor. Bugünün ve geleceğin haberlerini taşıyor sizlere HBT… Yeni Aydınlanma’yı izleyeceğiz ve ülkemize yayacağız. Gelecek Cuma yeniden birlikte olmak üzere, sevgi ve dostlukla kalın. *** ÇYDD’li 40 gence daha dijital abonelik ÇYDD’den burs alan 100 öğrenciye dijital abonelik çağrımıza güzel destekler gelmeye devam ediyor. Geçen hafta siz okurlarımızın katkısı ile 25 öğrenciyi dergimize abone yapmıştık. Bu hafta bunlara 40 öğrenci daha eklendi. Okurlarımızdan Burak Güç 6 öğrenciye, Prof. Dr. Coşkun Özdemir 3 öğrenciye, Güler Kızıltün ve Oğulcan Alpsan 2’şer öğrenciye, Tülay Üstündağ, Nursel Çelik ve Arzu Gelgeç ise birer öğrenciye dijital abonelik hediye ettiler. İsminin açıklanmasını istemeyen bir okurumuz 10 öğrenciye, 3 okurumuz ikişer, 3 okurumuz da birer öğrenciye abonelik hediye ettiler. Kendilerine teşekkür ediyoruz. 35 ÇYDD’li öğrencimiz kaldı geriye. İlgilenenler için e-posta adresimizi tekrar edelim: info@herkesebilimteknoloji.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ah-su-sivrisinekler-neden-seni-degil-de-beni-sokuyor">Ah şu sivrisinekler&#8230; Neden seni değil de beni sokuyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright wp-image-14326 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/172-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/172-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/172-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/172.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Sıcaklar bastırdı. Tabii sivrisinekler de&#8230; Özellikle biraz yeşil, ağaçlıklı bir mekânda iseniz&#8230; Bir anda güzel bir mekânı, derin bir uykuyu bir kâbusa dönüştürebilen bu canlılar, yaz aylarının baş belası aynı zamanda. Dünyada 3 bin 500’ü aşkın sivrisinek türü bulunuyor. Ve her bir türün doğada kendine özgü bir rolü olduğuna şüphe yok. Örneğin erkek sivrisineklerin nektar yemesi, bazı sivrisinek türlerini tahılların ve orkide dahil çiçeklerin başlıca polen yayıcısı durumuna getiriyor. Aynı şekilde, farklı yaşlarda dişi ve erkek sivrisinekler balık, kaplumbağa, yusufçuk, göçmen kuşlar ve yarasalar gibi bir sürü hayvana gıda kaynağı oluşturuyor.</p>
<p>Ama büyük bir iştahla biz insanlara da saldırıyorlar. Ve işin ilginci bu konuda hayli seçiciler. Kimilerini daha çok sokarken kimilerine de zorunlu olmadıkça pek yaklaşmıyorlar. Peki neden? Bilim dünyası da bu sorunun yanıtını arıyor. Biz de bu hafta dergimizin kapağına sivrisinekleri taşıdık. Sivrisinekler nasıl ortamları seviyor? İnsanlar arasındaki tercihlerini etkileyen faktörler nedir?</p>
<p>İlgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz&#8230;</p>
<p><strong>İ</strong><strong>nsanın evrimi tabi ki sürüyor!</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban </strong>diyor ki: “Bu ülkenin geleceği hakkında halkın bilinçlenmesi ve dünyanın ne yöne doğru gittiğinden haberdar olması gerekir.”</p>
<p>Uygar yaşam biz insanların hayatını atalarımıza kıyasla çok daha kolaylaştırmış durumda. Peki, başta sağlık, barınma, beslenme, ısınma olmak üzere pek çok yaşamsal gereksinime büyük çabalar sarf etmeden sahip olmak, insanın evrimsel sürecini nasıl etkiliyor? Hangi genlerin doğal seçilimden geçtiğini belirlemek amacıyla başlatılan iki proje var: Uluslararası <strong>HapMap Projesi</strong> ve <strong>1000 Genom Projesi</strong>. Buradaki genetik araştırmalar insanların günümüzde de evrilmeyi sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Bu bağlamda laktoz toleransından, HIV’e, Kaspaz-12 genine kadar ilginç bilgiler ve detaylar dergimizin bu haftaki sayısında.</p>
<p>Dünya genelinde depresyon oranlarında ciddi bir artış var. Hatta intihar oranlarında da&#8230;Ekonomik güvenceden yoksun olmak başta olmak üzere bunun çeşitli nedenleri var. Ancak ilginç bir araştırma, insanların sindirim sistemlerindeki bakterilerin (mikrobiyom) ruhsal sağlıklarında da ciddi rol oynadığını ortaya koyuyor. Ve sıkın durun… Burada giderek daha fazla hayatımıza giden GDO’lu ürünlerin ve bu ürünlerdeki glifosat kullanımının payı bulunuyor.</p>
<p>Geçen hafta 6 Temmuz Dünya Zoonozlar Günü idi. Bu ne demek sorunuzu duyar gibiyiz&#8230; Dünya’nın çok karmaşık sağlık sorununa bir bütüncül bakış: Tek sağlık! <strong>Rüştü Taştan</strong>’ın yazısı.</p>
<p>Batı dünyasındaki göçmen korkusu sürüyor. Ama istatistikler bambaşka bir tabloyu ortaya koyuyor. Örneğin Avrupa’ya göç aslında Afrika’nın kendi içinde ve kimi Asya ülkelerine göçten sayı olarak çok daha az. Arkadaşımız <strong>Murat Altaş</strong> göç hareketliğindeki değişiklikleri farklı kaynaklardan derledi.</p>
<p>Yazarımız <strong>Ali Akurgal</strong> ODTÜ mezunu ve bu yıl mezuniyetinin 50. yılı. Bu bağlamda ODTÜ’yü ve önemini yazdı. <strong>Mustafa Çetiner</strong> Güncel Tıp köşesinde bu hafta post-truth yani gerçek sonrası üzerine yazdı ve konuyu tıpta süregelen safsatalara bağladı.</p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong>’un son derece önemli yazısı da neo-klasik yaklaşımın nasıl 1980’li yıllardan itibaren adım adım iktisat eğitiminin merkezine yerleştirildiği ve üniversitelerin pazarın bir parçası haline getirildiği üzerine. Öneri: İktisat eğitiminde köklü değişiklikler…</p>
<p><strong>Ahmet Yavuz</strong>, Kurtuluş Savaşı başlangıcının izlerini sürmeye Amasya ile devam ediyor.</p>
<p>Atılım Üniversitesi’nden Prof. Dr. <strong>Meltem Huri Baturay</strong>, dijital oyun bağımlılığı üzerine yazdı. Kültür Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Arş. Gör. <strong>Gamze Ertürk Uzunoğlu</strong>’nun yazısı ise Parkinson Hastalığı üzerine&#8230;</p>
<p><strong>Meltem Bilikmen</strong> ünlü filozof David Chalmers ile yapay zekâ ve geleceğin toplumu üzerine söyleşinin ikinci bölümünü derledi: Yoksa sanal gerçeklik içinde miyiz? Bilinen bir felsefi söylemin ilginç bir çeşitlemesi…</p>
<p>Bu hafta ikinci bir köşe dizisine başladık: İnsan vücudunun bilinmeyenleri… İki alanda hayvanlardan daha üstünüz&#8230; Hangileri?</p>
<p>Uzaya fırlatılan atomik saat gelecek yolculuklarda navigasyon sorununu çözecek… Bazı ilaçlar bunamaya mı yol açıyor? Dev bir ilkel kuş fosili, bazı kısa haberlerimizden&#8230; Teknoloji vitrini, ilginç sorular, bulmaca sayfası ve daha pek çok haber sizleri bekliyor.</p>
<p>Bugünün ve geleceğin haberlerini taşıyor sizlere HBT… Yeni Aydınlanma’yı izleyeceğiz ve ülkemize yayacağız.</p>
<p>Gelecek Cuma yeniden birlikte olmak üzere, sevgi ve dostlukla kalın.</p>
<p>***</p>
<p><strong>ÇYDD’li 40 gence daha dijital abonelik</strong></p>
<p>ÇYDD’den burs alan 100 öğrenciye dijital abonelik çağrımıza güzel destekler gelmeye devam ediyor. Geçen hafta siz okurlarımızın katkısı ile 25 öğrenciyi dergimize abone yapmıştık. Bu hafta bunlara 40 öğrenci daha eklendi. Okurlarımızdan <strong>Burak Güç </strong>6 öğrenciye, Prof. Dr. <strong>Coşkun Özdemir</strong> 3 öğrenciye, <strong>Güler Kızıltün</strong> ve <strong>Oğulcan Alpsan</strong> 2’şer öğrenciye, <strong>Tülay Üstündağ, Nursel Çelik </strong>ve<strong> Arzu Gelgeç</strong> ise birer öğrenciye dijital abonelik hediye ettiler. İsminin açıklanmasını istemeyen bir okurumuz 10 öğrenciye, 3 okurumuz ikişer, 3 okurumuz da birer öğrenciye abonelik hediye ettiler. Kendilerine teşekkür ediyoruz. 35 ÇYDD’li öğrencimiz kaldı geriye. İlgilenenler için e-posta adresimizi tekrar edelim: <a href="mailto:info@herkesebilimteknoloji.com">info@herkesebilimteknoloji.com</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/ah-su-sivrisinekler-neden-seni-degil-de-beni-sokuyor">Ah şu sivrisinekler&#8230; Neden seni değil de beni sokuyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14336</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2017 08:37:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ajan]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa birliği]]></category>
		<category><![CDATA[brexit]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[ışid]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[obama]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[politikacı]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Brexit referandumunun sonuçlarını değerlendiren sosyal psikologlar, insanların uzmanların ve aklın sesine niçin kulak vermediğini araştırdı. Psikologlara göre korku gibi duyguları harekete geçiren siyasi kampanyalar daha etkili. 2016 Haziran ayında İngiltere, çok sayıda uzmanın karşı çıkmasına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı. Sonuçlar açıklandığında görüldü ki, nüfusun sadece %48’i uzmanların uyarılarını dikkate almıştı. Hatta Brexit yanlısı politikacı Micheal Gove, “Bu ülkenin vatandaşları uzmanlardan bıktı usandı artık” demişti. Ne de olsa, uzmanlar ne bilebilir ki? Tarihe geçen bu referandumda nüfusun %52’si AB’den ayrılmaya onay verdi ve bunun sonuçları gelmekte gecikmedi. Uzmanların tahmin ettiği gibi, referandumun hemen ardından ülkede para birimi düştü, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma olasılığı arttı ve çoğu insan ülkeleri tarafından ihanete uğramış hissetti. Hatta AB’den ayrılmaya onay verenlerin bazılarının oylamadan hemen sonra pişmanlık duyduğu gözlendi. Brexit referandumu ne anlama geliyor?  Peki bu oylama niçin bu kadar önemli? Bir kere Brexit yanlısı politikacılar, Trump’ın seçim taktiklerini kullanarak başarılı oldular. Brexit kampanyası, siyaset şemsiyesi altında mantıklı bir tartışma yerine, göçmenler karşıtı diyalog, yalanlar ve hiç yaşanmamış bir geçmişi yeniden canlandırma gayreti ile kazanıldı. Basın ise “İngiltere’nin eski görkemine kavuşma” ihtiyacı duyduğunu iddia etti. Elbette “kalma” kampanyası da korkudan faydalandı. Bunlar da özellikle de çökmek üzere olan bir ekonomiye karşı duyulan korkuyu kullanarak İngiltere’yi AB’de kalmaya ikna etmeye uğraşmış olsalar da, bu taktik Brexit kampanyası kadar etkili bir kampanya asla değildi. Bu taktikler eğer İngiltere’de başarılı oluyorsa, ABD’de de olabilir, bu da Trump’ın kazanma olasılığının yüksekliğini gösterir. Obama’nınki gibi geleceğe pozitif bir bakış açısıyla yaklaşan ve mantığa dayalı bir kampanyanın tekrar başarılı olması artık olası değil. Korkunun cazibesi Brexit yanlıları ve Trump gibileri tarafından kullanılan propagandaya  argumentum and metum, ya da “korkunun çekiciliği” adı verilir. Bu, bilgilerin mantığa dayanmayan bir şekilde sunulmasıdır ve şu argümanı savunur: P ya da Q doğru Q korkutucu Bu nedenle de P doğru Bu argüman hatalı ve mantıksız olsa da, yüzeysel olarak çok etkili, çünkü korku karar mekanizması ve hafıza söz konusu olduğunda çok güçlü bir motivasyon kaynağı. Korku neden kazanıyor? Duygular ve hafıza arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, duygusal açıdan yoğun bir açıklamayı, duygu yükü hafif olan bir açıklamaya göre daha kolay hatırlarız. Bunun nedeni ise iddialara duyguları eklediğimiz zaman, beynimiz iki şeyi bünyesine alıyor: duygu ve iddia. Hafıza söz konusu olduğunda, bu bilgi deposu daha karmaşık bir hal alıyor; bellek ağı genişlediğinden daha sonra hatırlanma olasılığı artıyor. Duyguların, özellikle de korkunun karar alma yetisi üstünde büyük bir etkiye sahip olduğunu da biliyoruz. Korkuya dayalı bir sorunla karşılaştığımızda ya da korktuğumuzda, “çevresel işlem” denilen bir sürece giriyoruz. Çevresel işlem, bir sorunun çevresinde bulunan ipuçlarına dayalı bir fikir oluşturduğumuzda devreye giriyor. Yani, konuşan kişinin cazibesi veya duygusal yükü gibi, çevresel işlem mesajın kendisinden çok, nasıl aktarıldığına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle de AB’nin İngiltere’ye zorbalık yaptığı, ABD’deki göçmenlerin gizli IŞİD ajanları olduğu gibi iddialar sağlam bir temele dayanmayan kararlara yol açar. Neden “sıradan insanlar” uzmanlara güvenmiyor Çevresel işlem,  aynı zamanda insanların neden uzmanların tavsiyelerine kulak asmadığını da açıklıyor. İnsanlar, duygularına ve argümanın mantığına katkısı olmayan başka şeylere odaklanmayı tercih ediyor. Çevresel işlem, merkezi işlemin tam tersini oluşturuyor. İnsanların bir argümanın kanıtlarını ve mantığını göz önüne alarak karar almalarına “merkezi işleme” denir. Uzmanların da genelde yaptıkları budur. Bu iki kavram da, “Detaylandırma Olasılık Modeli”nin parçalarıdır. Bu model,  karar alma yönteminin iki türünün de aynı anda kullanılmasının çok nadir olduğunu söyler.  Yani eğer önümüze sunulan bilgiyle yüzeysel bir bağ kurmamız sağlanırsa, bilgiyi derinlemesine işleme olasılığımız ortadan kalkar. Duygular ve mantık bir araya gelmiyor Yani birisi size insanların uzmanlara ihtiyaç duymadığını savunuyorsa, sizin merkezi işleme yöntemini kullanmanızı engellemeye çalışıyor demektir. Yani bir nevi sizden mantığınızı kapatmanızı ve duygularınızı açmanızı isterler,  çünkü bir kere duygularınız devreye girdi mi mantıklı kararlar olmanız zorlaşır. Trump ve Brexit yandaşlarının “sıradan insanları” temsil ettiklerini söylemeleri de bu yüzden. Sıradan insan diye bir şey kuşkusuz yok. Bu çeşit iddiaları ortaya atanlar, sizin hayali bir rakibe (aslında varolmayan “elitler” gibi) karşı negatif duygular besleyerek mantıklı  ve somut dayanakları  göz ardı etmenizi  sağlamaya çalışıyor olabilirler. Burda altı çizilmesi gereken nokta şu: Duygulara dayalı kampanyalar oldukça çekicidir, karar alma mekanizmalarınızı ve hafızanızı bulanıklaştırabilir. Brexit karşıtı kampanyanın yaptığı gibi, kanıtların ve uzmanların insanlar üzerindeki etkisini abartma hatasını yapmamak gferekir. Etkili bir kampanya için kanıt ve mantığın yanı sıra temel duygulara da hitap etmeniz  gerekir. Tabi Trump gibi bir başkan istemiyorsanız. Deniz Şahintürk Kaynak: http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor">Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Brexit referandumunun sonuçlarını değerlendiren sosyal psikologlar, insanların uzmanların ve aklın sesine niçin kulak vermediğini araştırdı. Psikologlara göre korku gibi duyguları harekete geçiren siyasi kampanyalar daha etkili.</strong></p>
<p>2016 Haziran ayında İngiltere, çok sayıda uzmanın karşı çıkmasına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı. Sonuçlar açıklandığında görüldü ki, nüfusun sadece %48’i uzmanların uyarılarını dikkate almıştı.</p>
<p>Hatta Brexit yanlısı politikacı <strong>Micheal Gove</strong>, “Bu ülkenin vatandaşları uzmanlardan bıktı usandı artık” demişti. Ne de olsa, uzmanlar ne bilebilir ki?</p>
<p>Tarihe geçen bu referandumda nüfusun %52’si AB’den ayrılmaya onay verdi ve bunun sonuçları gelmekte gecikmedi. Uzmanların tahmin ettiği gibi, referandumun hemen ardından ülkede para birimi düştü, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma olasılığı arttı ve çoğu insan ülkeleri tarafından ihanete uğramış hissetti. Hatta AB’den ayrılmaya onay verenlerin bazılarının oylamadan hemen sonra pişmanlık duyduğu gözlendi.</p>
<p><strong>Brexit referandumu ne anlama geliyor?  </strong></p>
<p>Peki bu oylama niçin bu kadar önemli? Bir kere Brexit yanlısı politikacılar, Trump’ın seçim taktiklerini kullanarak başarılı oldular. Brexit kampanyası, siyaset şemsiyesi altında mantıklı bir tartışma yerine, göçmenler karşıtı diyalog, yalanlar ve hiç yaşanmamış bir geçmişi yeniden canlandırma gayreti ile kazanıldı. Basın ise “İngiltere’nin eski görkemine kavuşma” ihtiyacı duyduğunu iddia etti. Elbette “kalma” kampanyası da korkudan faydalandı. Bunlar da özellikle de çökmek üzere olan bir ekonomiye karşı duyulan korkuyu kullanarak İngiltere’yi AB’de kalmaya ikna etmeye uğraşmış olsalar da, bu taktik Brexit kampanyası kadar etkili bir kampanya asla değildi.</p>
<p>Bu taktikler eğer İngiltere’de başarılı oluyorsa, ABD’de de olabilir, bu da Trump’ın kazanma olasılığının yüksekliğini gösterir. Obama’nınki gibi geleceğe pozitif bir bakış açısıyla yaklaşan ve mantığa dayalı bir kampanyanın tekrar başarılı olması artık olası değil.</p>
<p><strong>Korkunun cazibesi</strong></p>
<p>Brexit yanlıları ve Trump gibileri tarafından kullanılan propagandaya  <em>argumentum and metum</em>, ya da “korkunun çekiciliği” adı verilir. Bu, bilgilerin mantığa dayanmayan bir şekilde sunulmasıdır ve şu argümanı savunur:</p>
<p>P ya da Q doğru</p>
<p>Q korkutucu</p>
<p>Bu nedenle de P doğru</p>
<p>Bu argüman hatalı ve mantıksız olsa da, yüzeysel olarak çok etkili, çünkü korku karar mekanizması ve hafıza söz konusu olduğunda çok güçlü bir motivasyon kaynağı.</p>
<p><strong>Korku neden kazanıyor?</strong></p>
<p>Duygular ve hafıza arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, duygusal açıdan yoğun bir açıklamayı, duygu yükü hafif olan bir açıklamaya göre daha kolay hatırlarız.</p>
<p>Bunun nedeni ise iddialara duyguları eklediğimiz zaman, beynimiz iki şeyi bünyesine alıyor: duygu ve iddia. Hafıza söz konusu olduğunda, bu bilgi deposu daha karmaşık bir hal alıyor; bellek ağı genişlediğinden daha sonra hatırlanma olasılığı artıyor.</p>
<p>Duyguların, özellikle de korkunun karar alma yetisi üstünde büyük bir etkiye sahip olduğunu da biliyoruz. Korkuya dayalı bir sorunla karşılaştığımızda ya da korktuğumuzda, “çevresel işlem” denilen bir sürece giriyoruz.</p>
<p>Çevresel işlem, bir sorunun çevresinde bulunan ipuçlarına dayalı bir fikir oluşturduğumuzda devreye giriyor. Yani, konuşan kişinin cazibesi veya duygusal yükü gibi, çevresel işlem mesajın kendisinden çok, nasıl aktarıldığına bağlı olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle de AB’nin İngiltere’ye zorbalık yaptığı, ABD’deki göçmenlerin gizli IŞİD ajanları olduğu gibi iddialar sağlam bir temele dayanmayan kararlara yol açar.</p>
<p><strong>Neden “sıradan insanlar” uzmanlara güvenmiyor</strong></p>
<p>Çevresel işlem,  aynı zamanda insanların neden uzmanların tavsiyelerine kulak asmadığını da açıklıyor. İnsanlar, duygularına ve argümanın mantığına katkısı olmayan başka şeylere odaklanmayı tercih ediyor.</p>
<p>Çevresel işlem, merkezi işlemin tam tersini oluşturuyor. İnsanların bir argümanın kanıtlarını ve mantığını göz önüne alarak karar almalarına “merkezi işleme” denir. Uzmanların da genelde yaptıkları budur.</p>
<p>Bu iki kavram da, “Detaylandırma Olasılık Modeli”nin parçalarıdır. Bu model,  karar alma yönteminin iki türünün de aynı anda kullanılmasının çok nadir olduğunu söyler.  Yani eğer önümüze sunulan bilgiyle yüzeysel bir bağ kurmamız sağlanırsa, bilgiyi derinlemesine işleme olasılığımız ortadan kalkar.</p>
<p><strong>Duygular ve mantık bir araya gelmiyor</strong></p>
<p>Yani birisi size insanların uzmanlara ihtiyaç duymadığını savunuyorsa, sizin merkezi işleme yöntemini kullanmanızı engellemeye çalışıyor demektir. Yani bir nevi sizden mantığınızı kapatmanızı ve duygularınızı açmanızı isterler,  çünkü bir kere duygularınız devreye girdi mi mantıklı kararlar olmanız zorlaşır.</p>
<p>Trump ve Brexit yandaşlarının “sıradan insanları” temsil ettiklerini söylemeleri de bu yüzden. Sıradan insan diye bir şey kuşkusuz yok. Bu çeşit iddiaları ortaya atanlar, sizin hayali bir rakibe (aslında varolmayan “elitler” gibi) karşı negatif duygular besleyerek mantıklı  ve somut dayanakları  göz ardı etmenizi  sağlamaya çalışıyor olabilirler.</p>
<p>Burda altı çizilmesi gereken nokta şu: Duygulara dayalı kampanyalar oldukça çekicidir, karar alma mekanizmalarınızı ve hafızanızı bulanıklaştırabilir. Brexit karşıtı kampanyanın yaptığı gibi, kanıtların ve uzmanların insanlar üzerindeki etkisini abartma hatasını yapmamak gferekir.</p>
<p>Etkili bir kampanya için kanıt ve mantığın yanı sıra temel duygulara da hitap etmeniz  gerekir. Tabi Trump gibi bir başkan istemiyorsanız.</p>
<p><strong>Deniz Şahintürk</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629">http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor">Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8345</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2017 Sakıp Sabancı Jüri Özel Ödülü Nermin Abadan Unat’a verildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2017-sakip-sabanci-juri-ozel-odulu-nermin-abadan-unata-verildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 13:54:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet kadını]]></category>
		<category><![CDATA[göç hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[gündelik yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Nermin Abadan Unat]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sığınmacı]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ulusötesi]]></category>
		<category><![CDATA[vatandaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[yurttaşlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6097</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü’nde bu yıl, Jüri Özel Ödülü’ne 96 yaşındaki gerçek bir Cumhuriyet kadını olan Nermin Abadan-Unat layık görüldü. Eşit ağırlıklı verilen üç Makale Ödülü&#8217;ne bağımsız araştırmacı Defne Kadıoğlu Polat, City University of New York’tan Zeynep Selen Artan-Bayhan ve Florida Üniversitesi’nden Tolga Tezcan layık görüldüler. Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı merhum Sakıp Sabancı’nın vasiyeti üzerine verilen ve bu yıl ki konunun &#8220;Gündelik Yaşamda Türkiye Kökenli Avrupalılar&#8221; olarak belirlendiği &#8220;Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü&#8221;nün Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Unat konuşmasına göç hareketlerinin insanlık tarihi kadar uzun olduğuna vurgu yaparak başladı. Abadan-Unat, özellikle emek göçü denilen toplumsal hareketin, Türkiye’de ancak İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen 50’li yıllarda önce bireysel sonra daha geniş çaplı gruplar halinde ortaya çıktığını ifade etti. Nermin Abadan-Unat Türk dış göçünü iki aşamada değerlendirdi. Birinci aşamada, 1950’lerde bireysel göçün, sadece kişisel temas ve özel aracılar ile gerçekleştirilebildiğini söyledi. Türklerin, 1961 Anayasası’nın kabulü ile ülkeden serbestçe çıkıp girmek gibi bir temel hak kazanmaları ile durumun çok değiştiğine dikkat çekti. İkinci aşamada önemli iki değişiklik olduğunu belirten Nermin Abadan-Unat, &#8220;Demokratik Alman Cumhuriyeti batıya kaçmak isteyenleri engellerken, Türkiye ilk Beş Yıllık Kalkınma Planı (1962-67) hazırlayanlar hakim işsizlik nedeni ile &#8216;artan iş gücü ihracını&#8217; gerçekleştirmeyi kararlaştırdılar&#8221; dedi. &#8220;1961’de Türkiye ve Almanya arasında imzalanan anlaşmaya göre ilk önce sadece erkeklerden oluşan işçi kontenjanları bir yıllığına yurt dışına gidecek ve &#8216;dönüşümlük&#8217; ilkesine dayanarak yeni bilgilerle donatılmış olarak dönüp ulusal endüstrileşmeye katkıda bulunacaklardı. Gerçekte şunlar oldu: İşçilerimize nereye gideceklerini bilmeden 3 dakikalık süre içinde mukaveleler imzalattılar, yaptıkları işi 1-3 saatte öğrendiler, %40 hiçbir alet kullanmadan işlerini yaptılar, medenî durumlarına bakılmaksızın &#8216;Heim-kolektif yatakhane&#8217;lerde barındırıldılar&#8221; diye devam etti. Unat, Türkiye’nin yeni kuşaklara sunulan eğitim fırsatlarından faydalanacağı ve var olan nüfus açığı aranan nitelliklere sahip bir işgücü oluşturacağı konusunda beslenen ümitlerin gerçekleşmemesinde her şeyden önce kabul eden ülkelerin güttükleri göç politikasında aranması gerektiğini söyledi. &#8220;Türkleri en yüksek oranda kabul eden Almanya’da yeni işçi alımına son verdikten sonra Türk göçmenlerin ülkelerine döneceklerini sanıldı. Beklentileri gerçekleşmeyince özellikle CDU dönemin başbakanlığı boyunca göçmenlerin ülkelerine dönmeleri için özendirici yasalar kabul edilmiştir. Aile başkanına 10.500 DM, her çocuk için 1.500 DM ödenmiştir. Bu özendirici yasa sonucu olarak yaklaşık 250.000 Türk yurttaşı anayurda dönmüştür&#8221; diyerek devam etti. Nermin Abadan-Unat, 2007’den bu yana internet yoluyla ülkeleri ve çevreleriyle sürekli iletişim halinde bulunan yurttaşların “Ulus ötesi” bir kimlikle iki taraflı bağlılıklar içinde bulunduklarını söyledi. Ulus ötesi alanların genişlemesinin Türk kökenli yeni Avrupalıları kamusal hayatta daha görünür yaptığını belirten Abadan-Unat, bu gelişmenin 1990’dan sonra iki Almanya’nın birleşmesi ve Ortadoğu’daki savaşların yayılması, IŞİD gibi radikal İslamcı örgütlerin terör eylemleriyle Avrupa’nın birçok ülkesinde yoğun bir İslamafobi yarattığına dikkat çekti. Son üç yıl çok yüksek sayılarla Avrupa’ya akın eden sığınmacıların çoğunluğunun Müslüman olmalarının da durumu daha da keskinleştirdiğini ve daha önce göçmen kabul eden ülkeler tarafından uygulanmak istenen &#8216;çok kültürlülük&#8217; politikası terk edildiğine dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerin karmaşıklığı sonucunda AB devletlerinde giderek artan bir &#8216;aşırı ulusçuluk&#8217; hareketi gözlendiğini ifade eden Abadan-Unat, Thomas Faist’in belirttiği &#8216;ulusötesi alanların genişlemesi ve aktörlerin etkinliğinin artması&#8217;nın, Türk kökenli Yeni Avrupalıların bütünleşme süreci boyunca iki taraflı bir sorumluluk yarattığını söyledi. Nermin Abadan-Unat &#8220;Kabul eden ve yollayan devletler açısından &#8216;asimetrik-bakışımsız&#8217; bir durum yansıtan bu soruna altmış yıldan bu yana gereken önemi gösterilmemiştir&#8221; dedi. Nermin Abadan-Unat &#8220;İletişim alanında dünyayı saran ağlar çoğaldıkça yeni vatandaşların gereksinmelerine öncelik tanımak şart. Günümüzde illegal hareketler, yatırımcı göç, emekli göçü, iklime bağlı göç, dairesel göç hareketleri ortaya çıktıkça yurttaşlık kimliklerinde ortaya çıkan önemli farklılıkları sürekli bilimsel yöntemlerle izlenmesi şarttır. Ulusal ötesi toplumsal kimlikleri görmemezlikten gelemeyiz&#8221; diyerek sözlerine son verdi. Eşit ağırlıklı verilen üç “Makale Ödülü” &#8220;Hiç olmazsa bir evimiz var: Soylulaştırılan Bir Berlin Mahallesinde Yaşayan Türkiyeli Göçmenlerin Gündelik Deneyimleri&#8221; başlıklı makalesiyle bağımsız araştırmacı Defne Kadıoğlu Polat &#8220;Yurtdışında İbadet: Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki Türkiyeli Göçmenlerin Dinsel Sınırları ve Deneyimleri&#8221; başlıklı makalesiyle City University of New York’tan Zeynep Selen Artan-Bayhan &#8220;Köprü Kurmak mı, Yakmak mı? Gurbetçilerin Geriye Dönüş Niyetleri&#8221; başlıklı makalesiyle Florida Üniversitesi’nden Tolga Tezcan layık görüldü. Nermin Abadan Unat ödülünü; Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu’ndan aldı. Makale ödülleri sahipleri ise ödüllerini Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Sevil Sabancı ve Rektör Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu’ndan aldılar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2017-sakip-sabanci-juri-ozel-odulu-nermin-abadan-unata-verildi">2017 Sakıp Sabancı Jüri Özel Ödülü Nermin Abadan Unat’a verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü’nde bu yıl, Jüri Özel Ödülü’ne 96 yaşındaki gerçek bir Cumhuriyet kadını olan Nermin Abadan-Unat layık görüldü. Eşit ağırlıklı verilen üç Makale Ödülü&#8217;ne bağımsız araştırmacı Defne Kadıoğlu Polat, City University of New York’tan Zeynep Selen Artan-Bayhan ve Florida Üniversitesi’nden Tolga Tezcan layık görüldüler.</strong></p>
<p>Sabancı Üniversitesi Onursal Başkanı merhum Sakıp Sabancı’nın vasiyeti üzerine verilen ve bu yıl ki konunun &#8220;Gündelik Yaşamda Türkiye Kökenli Avrupalılar&#8221; olarak belirlendiği &#8220;Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülü&#8221;nün Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Unat konuşmasına göç hareketlerinin insanlık tarihi kadar uzun olduğuna vurgu yaparak başladı. Abadan-Unat, özellikle emek göçü denilen toplumsal hareketin, Türkiye’de ancak İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen 50’li yıllarda önce bireysel sonra daha geniş çaplı gruplar halinde ortaya çıktığını ifade etti.</p>
<p>Nermin Abadan-Unat Türk dış göçünü iki aşamada değerlendirdi. Birinci aşamada, 1950’lerde bireysel göçün, sadece kişisel temas ve özel aracılar ile gerçekleştirilebildiğini söyledi. Türklerin, 1961 Anayasası’nın kabulü ile ülkeden serbestçe çıkıp girmek gibi bir temel hak kazanmaları ile durumun çok değiştiğine dikkat çekti. İkinci aşamada önemli iki değişiklik olduğunu belirten Nermin Abadan-Unat, &#8220;Demokratik Alman Cumhuriyeti batıya kaçmak isteyenleri engellerken, Türkiye ilk Beş Yıllık Kalkınma Planı (1962-67) hazırlayanlar hakim işsizlik nedeni ile &#8216;artan iş gücü ihracını&#8217; gerçekleştirmeyi kararlaştırdılar&#8221; dedi. &#8220;1961’de Türkiye ve Almanya arasında imzalanan anlaşmaya göre ilk önce sadece erkeklerden oluşan işçi kontenjanları bir yıllığına yurt dışına gidecek ve &#8216;dönüşümlük&#8217; ilkesine dayanarak yeni bilgilerle donatılmış olarak dönüp ulusal endüstrileşmeye katkıda bulunacaklardı. Gerçekte şunlar oldu: İşçilerimize nereye gideceklerini bilmeden 3 dakikalık süre içinde mukaveleler imzalattılar, yaptıkları işi 1-3 saatte öğrendiler, %40 hiçbir alet kullanmadan işlerini yaptılar, medenî durumlarına bakılmaksızın &#8216;Heim-kolektif yatakhane&#8217;lerde barındırıldılar&#8221; diye devam etti.</p>
<p>Unat, Türkiye’nin yeni kuşaklara sunulan eğitim fırsatlarından faydalanacağı ve var olan nüfus açığı aranan nitelliklere sahip bir işgücü oluşturacağı konusunda beslenen ümitlerin gerçekleşmemesinde her şeyden önce kabul eden ülkelerin güttükleri göç politikasında aranması gerektiğini söyledi. &#8220;Türkleri en yüksek oranda kabul eden Almanya’da yeni işçi alımına son verdikten sonra Türk göçmenlerin ülkelerine döneceklerini sanıldı. Beklentileri gerçekleşmeyince özellikle CDU dönemin başbakanlığı boyunca göçmenlerin ülkelerine dönmeleri için özendirici yasalar kabul edilmiştir. Aile başkanına 10.500 DM, her çocuk için 1.500 DM ödenmiştir. Bu özendirici yasa sonucu olarak yaklaşık 250.000 Türk yurttaşı anayurda dönmüştür&#8221; diyerek devam etti.</p>
<p>Nermin Abadan-Unat, 2007’den bu yana internet yoluyla ülkeleri ve çevreleriyle sürekli iletişim halinde bulunan yurttaşların “Ulus ötesi” bir kimlikle iki taraflı bağlılıklar içinde bulunduklarını söyledi. Ulus ötesi alanların genişlemesinin Türk kökenli yeni Avrupalıları kamusal hayatta daha görünür yaptığını belirten Abadan-Unat, bu gelişmenin 1990’dan sonra iki Almanya’nın birleşmesi ve Ortadoğu’daki savaşların yayılması, IŞİD gibi radikal İslamcı örgütlerin terör eylemleriyle Avrupa’nın birçok ülkesinde yoğun bir İslamafobi yarattığına dikkat çekti. Son üç yıl çok yüksek sayılarla Avrupa’ya akın eden sığınmacıların çoğunluğunun Müslüman olmalarının da durumu daha da keskinleştirdiğini ve daha önce göçmen kabul eden ülkeler tarafından uygulanmak istenen &#8216;çok kültürlülük&#8217; politikası terk edildiğine dikkat çekti.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerin karmaşıklığı sonucunda AB devletlerinde giderek artan bir &#8216;aşırı ulusçuluk&#8217; hareketi gözlendiğini ifade eden Abadan-Unat, Thomas Faist’in belirttiği &#8216;ulusötesi alanların genişlemesi ve aktörlerin etkinliğinin artması&#8217;nın, Türk kökenli Yeni Avrupalıların bütünleşme süreci boyunca iki taraflı bir sorumluluk yarattığını söyledi. Nermin Abadan-Unat &#8220;Kabul eden ve yollayan devletler açısından &#8216;asimetrik-bakışımsız&#8217; bir durum yansıtan bu soruna altmış yıldan bu yana gereken önemi gösterilmemiştir&#8221; dedi.</p>
<p>Nermin Abadan-Unat &#8220;İletişim alanında dünyayı saran ağlar çoğaldıkça yeni vatandaşların gereksinmelerine öncelik tanımak şart. Günümüzde illegal hareketler, yatırımcı göç, emekli göçü, iklime bağlı göç, dairesel göç hareketleri ortaya çıktıkça yurttaşlık kimliklerinde ortaya çıkan önemli farklılıkları sürekli bilimsel yöntemlerle izlenmesi şarttır. Ulusal ötesi toplumsal kimlikleri görmemezlikten gelemeyiz&#8221; diyerek sözlerine son verdi.</p>
<p><strong>Eşit ağırlıklı verilen üç “Makale Ödülü”</strong></p>
<ul>
<li>&#8220;Hiç olmazsa bir evimiz var: Soylulaştırılan Bir Berlin Mahallesinde Yaşayan Türkiyeli Göçmenlerin Gündelik Deneyimleri&#8221; başlıklı makalesiyle bağımsız araştırmacı Defne Kadıoğlu Polat</li>
<li>&#8220;Yurtdışında İbadet: Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ndeki Türkiyeli Göçmenlerin Dinsel Sınırları ve Deneyimleri&#8221; başlıklı makalesiyle City University of New York’tan Zeynep Selen Artan-Bayhan</li>
<li>&#8220;Köprü Kurmak mı, Yakmak mı? Gurbetçilerin Geriye Dönüş Niyetleri&#8221; başlıklı makalesiyle Florida Üniversitesi’nden Tolga Tezcan layık görüldü.</li>
</ul>
<p>Nermin Abadan Unat ödülünü; Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı ve Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu’ndan aldı. Makale ödülleri sahipleri ise ödüllerini Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Sevil Sabancı ve Rektör Prof. Dr. Ayşe Kadıoğlu’ndan aldılar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/2017-sakip-sabanci-juri-ozel-odulu-nermin-abadan-unata-verildi">2017 Sakıp Sabancı Jüri Özel Ödülü Nermin Abadan Unat’a verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6097</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
