<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hatay arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hatay/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hatay</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Mar 2023 12:29:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Depremin son ihtarı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 12:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derin orhon]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[ihtar]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sorsanız yetkili der ki: &#8220;Artık gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız. Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada… Yetkin mühendislik sistemi acilen getirilmeli: Türkiye’deki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Bu, yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verilmesinden farksızdır. Türkiye yine büyük bir deprem olayı yaşadı. Kahramanmaraş merkezli geniş bir bölge art arda gelen çok şiddetli iki depreme maruz kaldı. Bilinmesine ve defalarca ikaz edilmesine karşın, birincisinde 60, ikincisinde 45 saniye sarsıntı neticesinde bir afete, yüreğimizi yakan bir felakete dönüştü. Zaman içinde akıllarda ne kalacak? (1) İnsanımızın tek yürek halinde uzanan yardım, destek ve şefkat eli. Bu çok az millete nasip olabilen bir haslet ve Gazi Paşa’nın oluşturduğu Kuva-yi Milliye ruhunun açık bir göstergesi. (2) Tüm arama-kurtarma ekiplerinin olağan üstü çabası ve isimsiz kahramanlar olarak verdikleri insanlık dersi. (3) Yöre halkının çaresizliği ve feryadı! Gerisi sayılarla ifade edilemeyecek bir insanlık dramı idi ve bu dram yüreklerimizi parçalayarak günlerdir devam ediyor. Çürük düzeni değiştirmeliyiz Afetin perdesini aralayarak baktığımızda, ortaya yetkililerin ve halkın üzerini kaplamış olan büyük bir bilmezlik örtüsü ortaya çıkıyor. Depremden korunma olgusunun çok boyutlu bir bilimsel yaklaşım gerektirdiği, deprem mühendisliği, afet yönetimi ve çevre bilimleri alanlarının da en az jeoloji kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam kavranmış değil. Felaketin gelişme boyutu “Konuya ne kadar hazırlıklıyız?” sorusunun çok anlamsız kaldığını açıkça gösterdi. Şu anda bir yetkiliye sorsak eminiz şu cevabı alırız &#8220;Gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız. Bu yaklaşımın ilk adımında vizyonumuzu yeniden tanımlamak gerekir: Bizler herhangi bir çalışmayı çoğunlukla “Ağaca bakmaktan ormanı görmüyorsunuz” ifadesi ile eleştiririz. Deprem felaketinde bu ifadeyi tersine çevirerek işe başlamak gerekir: “Ormana bakmaktan ağacı göz ardı ediyoruz”, yani felaketi sayılarla tanımlarken bir canın değerini görmüyoruz. O halde, bizim için deprem bir bina olacak; o bina içine çok sevdiğimiz bir insanı yerleştirerek binaya hayat kazandıracağız ve o hayatı koruyacağız: Dolayısıyla, bu vizyon içinde amacımız “bir canı kurtarmak” olacak! Enkaz altında kaybettiği kızının elini saatlerce bırakamayan baba, bu felaketin yüreğimizi sızlatan simge görüntüsü idi. Irmak kızımızın elini hepimiz gönlümüzde hissedersek, belki de bu umursamazlık perdesini yırtabiliriz. Gelin birlikte o canı kurtaralım!.. Neden yıkımlar bu denli büyük oluyor? Nerelerde yanlış yaptık? sorusuna yapılarla ilgili aşağıdaki temel bir bilgi ile yaklaşalım: Her proje bir risk taşır; yapılarda da can kaybı riski ve yapısal hasar riski söz konusudur. Ülkemizdeki bilgi birikimi yapılarımızı can kaybı riskini ortadan kaldıracak ve hasar riskini en aza indirecek şekilde projelendirmeye ve inşa etmeye yeterlidir. Daha basit bir tanımla, bina ayakta kalır can kaybı olmaz. Depreme dirençli yerleşim bölgeleri bu şekilde oluşmalıdır. O halde neden bunu sağlayamıyoruz? Hangi eksikliklerimiz bu depremde olduğu gibi, kentsel alanların yıkılmasına, yok olmasına yol açıyor? Cevap son derece basit: Ya proje yanlış, ya inşaat sırasında çalıyoruz, ya kaçak bölümler yapıyoruz, ya kullanırken kolon kesiyoruz ve kesinlikle bu süreci denetlemiyoruz. Şimdi bu yanlışlıklar dizisini adım adım inceleyelim. Mevzuat tamam, ama… Mevzuat ve projelendirme yöntemi bakımından ülkemiz şu anda tüm gelişmiş ülkelerle yarışabilecek durumda: İlk deprem yönetmeliği, hepimizde iz bırakmış olan 1999 Gölcük depreminden iki yıl önce 1997’de düzenlendi; 2007’de güçlendirme ve performans değerlendirmesi esaslarını da içerecek şekilde yenilendi; 2018’de “deprem bölgeleri tehlike haritası” ile birlikte daha da gelişti; bu harita projelendirme adımı için hayati bir önem taşıyor çünkü koordinatları ile belirlenecek her mevki için deprem (spektral) ivmeleri veriyor; haritadan bulunan ivme, seçilen mevki için geçerli zemin sınıflandırmasını yansıtan bir katsayı ile çarpılarak, tasarımda kullanılacak ivmenin değeri elde ediliyor. Bu nedenle zemin etüdü her yapı projesi öncesinde zorunlu. Tüm projeler için sorumlu bir mühendis (proje müellifi) ya da aynı sorumluluğu üstenmiş olan bir müteahhit var. Yönetmelik ayrıca tescilli firmalar tarafından yürütülen bir yapı denetim zorunluluğu getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar denetim firması müteahhit tarafından seçilebiliyordu (komik ama gerçek); şu anda Çevre Bakanlığı tarafından kura ile tespit edilmeye başlandı. 2000 öncesi binalar kötü mü? Yönetmelik denince, yöneticiler de dahil herkesin aklına sadece yukarıda sözü edilen 2018 yönetmeliği geliyor; hatta değişik çevrelerde 2000 yılı öncesi ve sonrası yapılmış olan binalar tartışılıyor: Bu yanlış bir yaklaşım. Ülkemizdeki deprem yönetmeliklerin geçmişi çok eskidir: 1939 Erzincan depremi ile birlikte yayınlanan talimatnamelerden sonra, 1947 de “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmeliği daha sonra 1953, 1961, 1968, 1975 ve bildiğimiz 1997, 2007, 2018 deprem yönetmelikleri izlemiştir. Bu durumda, yapımız 2000 yılından önce yapılmıştır; bu nedenle depreme dayanır mı? endişesi çok anlam taşımaz, çünkü iyi mühendislik görmüş ve özenli inşa edilmiş bir bina büyük bir olasılıkla ayakta kalır ve can kaybına neden olmaz. O halde, neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü, tekrar edelim: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Yıkılanların yarısı yeni bina Bu noktada, “2000 yılından sonra yapılan binalar hasar görmedi” iddia ve tartışmasına geri dönelim: TÜİK verilerine göre depremden etkilenen 10 ilin dokuzunda binaların en az %50’si bu tarihten sonra inşa edilmiş olduğu görülüyor; bu oran Şanlıurfa’da %61, büyük hasar gören Hatay’da %50. Yıkılan binaların kimliği ve yaşı, tespiti çok kolay olmasına karşın, henüz açıklanmadı. Ancak yaşanan yıkımın mertebesine bu veriler ışığında bakıldığında iddianın geçersiz olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) ön değerlendirme raporunda şu tespite yer verilmiştir: “Ancak daha sonraki yıllarda yapılan, hatta birkaç yıl önce yapılan bazı binaların da ne yazık ki göçtüğü veya ağır hasar aldığı tespit edilmiştir. Yeni deprem yönetmelikleri ile tasarlanmış, hazır beton ve nervürlü inşaat demiri kullanılmış, diğer taraftan yapı denetim hizmeti görmüş olması gereken bu binaların yıkılması kamuoyunda da hayretle karşılanmış ve herkeste başka bir travma yaratmıştır” [1]. Bu tür gözlemler 2000 yılından sonraki yapılaşma ile yeni enkazlar mı yaratıyoruz? endişe ve kaygısına yol açmaktadır. Yetkin mühendislik şart Gelelim konunun bel kemiğini teşkil eden yapı projelendirme ve denetim adımlarında sorun var mı sorusuna: Ülkemizdeki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Dünyada bu uygulamanın benzerini bulmak mümkün değildir: A.B.D.’de bu yetki sadece “professional engineering” İngiltere’de de “chartered engineering” adları altında “bilgi ve deneyimlerini sınavla ispatlamış yetkin mühendisler”e verilmektedir. Uygulamanın vahametini gözümüzde canlandırabilmek için yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verildiğini düşünelim. Proje ve yapım denetimini üstlenen firmalar da çoğunlukla bilgi düzeyi yetersiz ve deneyimsiz mühendis tabanı ile çalıştıkları için, genellikle “teftiş fırçası” olarak iş yapar görünürler. “Bu doğru değil” diyebilecek olanların yaşadığımız depremin görüntülerine bakmaları yeterlidir. 23 yıl önce gündemdeydi ama uygulanmadı Aslında, yetkin/uzman mühendislik konusu tam 23 yıl önce gündeme gelmiştir: 2000 yılında yayınlanan 595 ve 601 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile, yeni yapı denetim sisteminin insan kaynağı altyapısını oluşturmak üzere, “uzman mühendislik” sistemi getirilmiştir. Ancak bu kararnameler hukuki nedenlerle AYM tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra, 2011 yılında yürürlüğe giren “UDSEP-Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda” [2] en geç 2017 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, “Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır” ifadesine yer verilerek “sorumlu kuruluş” olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev yerine getirilmemiştir. Halkımızın çok haklı olarak acı içinde sorguladığı “yerel yönetim ve merkezi yönetim yaşadığımız felaketin neresinde, konusunun cevabı maalesef bilgi yetersizliğinin getirdiği çaresizlik duygusunun ötesine gidememektedir. Bu bölümün sonucu olarak, konunun duayeni Prof.Dr. Nuray Aydınoğlu’nun ifadesi ile [3]: “Bu ülkede özellikle konut inşaatı süreci ezelden beri, işi bilsin bilmesin herkesin el attığı, rekor sayıda müteahhidin cirit attığı, hiçbir kalifikasyonu olmayan deneyimsiz mühendisliğin, en ucuz işçiliğin kullanıldığı, depreme direnecek taşıyıcı sistemin inşaatına ironik olarak “kaba inşaat” dediğimiz, yapı denetimi dâhil her şeyin usulüne göre yapıldığı varsayımına dayalı bir umursamazlıkla, herkesin dışarıdan izlediği “kaba” bir faaliyet olagelmiştir. Bir başucu kitabı değerindeki bu belgeyi herkesin okumasını şiddetle öneririz. Konunun benzer önemi haiz diğer önemli yönlerine müteakip yazılarımızda değineceğiz. Derin Orhon, İTÜ İnşaat Fakültesi eski Dekanı, orhon@itu.edu.tr Seval Sözen, İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, sozens@itu.edu.tr Naci Görür, İTÜ Maden Fakültesi eski Dekanı, gorurna@gmail.com Kaynak: [1] İMO’dan depreme ilişkin “ön değerlendirme” raporu: Denetimsizlik asıl sorun. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imodan-depreme-iliskin-on-degerlendirme-raporu-yikimlarin-baslica-etkeni-imar-affi-2051730. 16.02.2023 erişim. [2]Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı. https://www.afad.gov.tr/kurumlar/afad.gov.tr/2403/files/udsep_1402013_kitap.pdf. [3] Aydınoğlu, M. N.(2021). Deprem ve Binalarımız. İstanbul’un Deprem Gerçeği. İBB Kültür A.Ş. ısbn 978-625-7288-57-6. *Bu yazı, 23 Şubat 2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="tr-TR">Sorsanız yetkili der ki: &#8220;Artık gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız.</span></p>
<p><span lang="da-DK">Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada…</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Yetkin mühendislik sistemi acilen getirilmeli: Türkiye’deki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu </span><span lang="da-DK">inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendisler</span><span lang="tr-TR">in yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Bu, yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verilmesinden farksızdır.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Türkiye yine büyük bir deprem olayı yaşadı. Kahramanmaraş merkezli geniş bir bölge art arda gelen çok şiddetli iki depreme maruz kaldı. Bilinmesine ve defalarca ikaz edilmesine karşın, birincisinde 60, ikincisinde 45 saniye sarsıntı neticesinde bir afete, yüreğimizi yakan bir felakete dönüştü. Zaman içinde akıllarda ne kalacak?</span></p>
<p><span lang="tr-TR">(1) İnsanımızın tek yürek halinde uzanan yardım, destek ve şefkat eli. Bu çok az millete nasip olabilen bir haslet ve Gazi Paşa’nın oluşturduğu Kuva-yi Milliye ruhunun açık bir göstergesi.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">(2) Tüm arama-kurtarma ekiplerinin olağan üstü çabası ve isimsiz kahramanlar olarak verdikleri insanlık dersi. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">(3) Yöre halkının çaresizliği ve feryadı! Gerisi sayılarla ifade edilemeyecek bir insanlık dramı idi ve bu dram yüreklerimizi parçalayarak günlerdir devam ediyor.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Çürük düzeni değiştirmeliyiz</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Afetin perdesini aralayarak baktığımızda, ortaya yetkililerin ve halkın üzerini kaplamış olan büyük bir bilmezlik örtüsü ortaya çıkıyor. Depremden korunma olgusunun çok boyutlu bir bilimsel yaklaşım gerektirdiği, deprem mühendisliği, afet yönetimi ve çevre bilimleri alanlarının da en az jeoloji kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam kavranmış değil. Felaketin gelişme boyutu “Konuya ne kadar hazırlıklıyız?” sorusunun çok anlamsız kaldığını açıkça gösterdi. Şu anda bir yetkiliye sorsak eminiz şu cevabı alırız &#8220;Gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu yaklaşımın ilk adımında vizyonumuzu yeniden tanımlamak gerekir: Bizler herhangi bir çalışmayı çoğunlukla “Ağaca bakmaktan ormanı görmüyorsunuz” ifadesi ile eleştiririz. Deprem felaketinde bu ifadeyi tersine çevirerek işe başlamak gerekir: “Ormana bakmaktan ağacı göz ardı ediyoruz”, yani felaketi sayılarla tanımlarken bir canın değerini görmüyoruz. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">O halde, bizim için deprem bir bina olacak; o bina içine çok sevdiğimiz bir insanı yerleştirerek binaya hayat kazandıracağız ve o hayatı koruyacağız: Dolayısıyla, bu vizyon içinde amacımız “bir canı kurtarmak” olacak! Enkaz altında kaybettiği kızının elini saatlerce bırakamayan baba, bu felaketin yüreğimizi sızlatan simge görüntüsü idi. Irmak kızımızın elini hepimiz gönlümüzde hissedersek, belki de bu umursamazlık perdesini yırtabiliriz. Gelin birlikte o canı kurtaralım!.. </span></p>
<p><span lang="tr-TR"><strong>Neden yıkımlar bu denli büyük oluyor?</strong> </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Nerelerde yanlış yaptık? sorusuna yapılarla ilgili aşağıdaki temel bir bilgi ile yaklaşalım: Her proje bir risk taşır; yapılarda da can kaybı riski ve yapısal hasar riski söz konusudur. Ülkemizdeki bilgi birikimi yapılarımızı can kaybı riskini ortadan kaldıracak ve hasar riskini en aza indirecek şekilde projelendirmeye ve inşa etmeye yeterlidir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Daha basit bir tanımla, bina ayakta kalır can kaybı olmaz. Depreme dirençli yerleşim bölgeleri bu şekilde oluşmalıdır.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">O halde neden bunu sağlayamıyoruz? Hangi eksikliklerimiz bu depremde olduğu gibi, kentsel alanların yıkılmasına, yok olmasına yol açıyor? Cevap son derece basit: Ya proje yanlış, ya inşaat sırasında çalıyoruz, ya kaçak bölümler yapıyoruz, ya kullanırken kolon kesiyoruz ve kesinlikle bu süreci denetlemiyoruz. Şimdi bu yanlışlıklar dizisini adım adım inceleyelim.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Mevzuat tamam, ama…</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Mevzuat ve projelendirme yöntemi bakımından ülkemiz şu anda tüm gelişmiş ülkelerle yarışabilecek durumda: İlk deprem yönetmeliği, hepimizde iz bırakmış olan 1999 Gölcük depreminden iki yıl önce 1997’de düzenlendi; 2007’de güçlendirme ve performans değerlendirmesi esaslarını da içerecek şekilde yenilendi; 2018’de “deprem bölgeleri tehlike haritası” ile birlikte daha da gelişti; bu harita projelendirme adımı için hayati bir önem taşıyor çünkü koordinatları ile belirlenecek her mevki için deprem (spektral) ivmeleri veriyor; haritadan bulunan ivme, seçilen mevki için geçerli zemin sınıflandırmasını yansıtan bir katsayı ile çarpılarak, tasarımda kullanılacak ivmenin değeri elde ediliyor. Bu nedenle zemin etüdü her yapı projesi öncesinde zorunlu. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Tüm projeler için sorumlu bir mühendis (proje müellifi) ya da aynı sorumluluğu üstenmiş olan bir müteahhit var. Yönetmelik ayrıca tescilli firmalar tarafından yürütülen bir yapı denetim zorunluluğu getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar denetim firması müteahhit tarafından seçilebiliyordu (komik ama gerçek); şu anda Çevre Bakanlığı tarafından kura ile tespit edilmeye başlandı. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">2000 öncesi binalar kötü mü?</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Yönetmelik denince, yöneticiler de dahil herkesin aklına sadece yukarıda sözü edilen 2018 yönetmeliği geliyor; hatta değişik çevrelerde 2000 yılı öncesi ve sonrası yapılmış olan binalar tartışılıyor: Bu yanlış bir yaklaşım. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ülkemizdeki deprem yönetmeliklerin geçmişi çok eskidir: 1939 Erzincan depremi ile birlikte yayınlanan talimatnamelerden sonra, 1947 de “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmeliği daha sonra 1953, 1961, 1968, 1975 ve bildiğimiz 1997, 2007, 2018 deprem yönetmelikleri izlemiştir.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu durumda, yapımız 2000 yılından önce yapılmıştır; bu nedenle depreme dayanır mı? endişesi çok anlam taşımaz, çünkü iyi mühendislik görmüş ve özenli inşa edilmiş bir bina büyük bir olasılıkla ayakta kalır ve can kaybına neden olmaz. O halde, neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü, tekrar edelim:</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yıkılanların yarısı yeni bina</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu noktada, “2000 yılından sonra yapılan binalar hasar görmedi” iddia ve tartışmasına geri dönelim: TÜİK verilerine göre depremden etkilenen 10 ilin dokuzunda binaların en az %50’si bu tarihten sonra inşa edilmiş olduğu görülüyor; bu oran Şanlıurfa’da %61, büyük hasar gören Hatay’da %50. Yıkılan binaların kimliği ve yaşı, tespiti çok kolay olmasına karşın, henüz açıklanmadı. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak yaşanan yıkımın mertebesine bu veriler ışığında bakıldığında iddianın geçersiz olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) ön değerlendirme raporunda şu tespite yer verilmiştir: “Ancak daha sonraki yıllarda yapılan, hatta birkaç yıl önce yapılan bazı binaların da ne yazık ki göçtüğü veya ağır hasar aldığı tespit edilmiştir. Yeni deprem yönetmelikleri ile tasarlanmış, hazır beton ve nervürlü inşaat demiri kullanılmış, diğer taraftan yapı denetim hizmeti görmüş olması gereken bu binaların yıkılması kamuoyunda da hayretle karşılanmış ve herkeste başka bir travma yaratmıştır” [1]. Bu tür gözlemler 2000 yılından sonraki yapılaşma ile yeni enkazlar mı yaratıyoruz? endişe ve kaygısına yol açmaktadır.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yetkin mühendislik şart</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Gelelim konunun bel kemiğini teşkil eden yapı projelendirme ve denetim adımlarında sorun var mı sorusuna: Ülkemizdeki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu dehşet verici bir uygulamadır. Dünyada bu uygulamanın benzerini bulmak mümkün değildir: A.B.D.’de bu yetki sadece “professional engineering” İngiltere’de de “chartered engineering” adları altında “bilgi ve deneyimlerini sınavla ispatlamış yetkin mühendisler”e verilmektedir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Uygulamanın vahametini gözümüzde canlandırabilmek için yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verildiğini düşünelim. Proje ve yapım denetimini üstlenen firmalar da çoğunlukla bilgi düzeyi yetersiz ve deneyimsiz mühendis tabanı ile çalıştıkları için, genellikle “teftiş fırçası” olarak iş yapar görünürler. “Bu doğru değil” diyebilecek olanların yaşadığımız depremin görüntülerine bakmaları yeterlidir. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">23 yıl önce gündemdeydi ama uygulanmadı</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Aslında, yetkin/uzman mühendislik konusu tam 23 yıl önce gündeme gelmiştir: 2000 yılında yayınlanan 595 ve 601 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile, yeni yapı denetim sisteminin insan kaynağı altyapısını oluşturmak üzere, “uzman mühendislik” sistemi getirilmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak bu kararnameler hukuki nedenlerle AYM tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra, 2011 yılında yürürlüğe giren “UDSEP-Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda” [2] en geç 2017 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, “Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır” ifadesine yer verilerek “sorumlu kuruluş” olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev yerine getirilmemiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Halkımızın çok haklı olarak acı içinde sorguladığı “yerel yönetim ve merkezi yönetim yaşadığımız felaketin neresinde, konusunun cevabı maalesef bilgi yetersizliğinin getirdiği çaresizlik duygusunun ötesine gidememektedir.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu bölümün sonucu olarak, konunun duayeni Prof.Dr. Nuray Aydınoğlu’nun ifadesi ile [3]: </span></p>
<p>“<span lang="tr-TR">Bu ülkede özellikle konut inşaatı süreci ezelden beri, işi bilsin bilmesin herkesin el attığı, rekor sayıda müteahhidin cirit attığı, hiçbir kalifikasyonu olmayan deneyimsiz mühendisliğin, en ucuz işçiliğin kullanıldığı, depreme direnecek taşıyıcı sistemin inşaatına ironik olarak “kaba inşaat” dediğimiz, yapı denetimi dâhil her şeyin usulüne göre yapıldığı varsayımına dayalı bir umursamazlıkla, herkesin dışarıdan izlediği “kaba” bir faaliyet olagelmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bir başucu kitabı değerindeki bu belgeyi herkesin okumasını şiddetle öneririz. Konunun benzer önemi haiz diğer önemli yönlerine müteakip yazılarımızda değineceğiz.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Derin Orhon, İTÜ İnşaat Fakültesi eski Dekanı, <a href="mailto:orhon@itu.edu.tr">orhon@itu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Seval Sözen, İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, <a href="mailto:sozens@itu.edu.tr">sozens@itu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Naci Görür, İTÜ Maden Fakültesi eski Dekanı, <a href="mailto:gorurna@gmail.com">gorurna@gmail.com</a></span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><span lang="tr-TR">[1] İMO’dan depreme ilişkin “ön değerlendirme” raporu: Denetimsizlik asıl sorun. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imodan-depreme-iliskin-on-degerlendirme-raporu-yikimlarin-baslica-etkeni-imar-affi-2051730. 16.02.2023 erişim.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">[2]Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı. https://www.afad.gov.tr/kurumlar/afad.gov.tr/2403/files/udsep_1402013_kitap.pdf.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">[3] Aydınoğlu, M. N.(2021). Deprem ve Binalarımız. İstanbul’un Deprem Gerçeği. İBB Kültür A.Ş. ısbn 978-625-7288-57-6.</span></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 23 Şubat 2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29081</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bölgede psikososyal destek ücretsiz ve kalıcı olmalı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bolgede-psikososyal-destek-ucretsiz-ve-kalici-olmali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2023 08:42:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[çadırkent]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[debriefing]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp]]></category>
		<category><![CDATA[nebi sümer]]></category>
		<category><![CDATA[norm]]></category>
		<category><![CDATA[oyun]]></category>
		<category><![CDATA[oyun terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[psikolog]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal destek]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<category><![CDATA[TSSB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29051</guid>

					<description><![CDATA[<p>‘Aslında depremin insanlarda ilk yıktığı şey kontrol duygusu oluyor’ diyen sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) denilen psikolojik sorunların üstesinden gelinmesi için psikososyal desteğin yaşamsal olduğunu söylüyor. Ancak Sümer’in ısrarla vurguladığı bir konu daha var: ‘Depremzedeleri mağdur olarak görmeyin; onlar hayata tutunmaya çalışan savaşçılar’. 6 Şubat Pazartesi günü iki büyük depremle sarsılan Türkiye yaralarını sarmaya çalışırken depremzedelerin psikolojik sorunları hafifletmek ve gidermek için bölgede Türk Psikologlar Derneği ekibi saha çalışması ve ön değerlendirme yapıyor ve destek için başvuran 8000’in üzerinde gönüllü psikolog ile desteğe hazırlanıyor. Depremler gibi beklenmedik doğa olayları, kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik yaratan ruhsal travmalar yaratma potansiyeline sahip. Ruhsal travmaları uzun süre atlatamayan kişilerde uzayan yas süreçleri ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) denilen psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler çoğu kişide travmayı izleyen günlerde görülüyor ve genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden düzeliyor, ancak bazı kişilerde aylarca, hatta yıllarca sürebiliyor. Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim görevlisi psikolog/sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer’e depremzedelerin bu ruhsal travmaları nasıl atlatabileceklerini sorduk. Sümer ilk günden bugüne dek bölge insanının yaşamış olduğu psikolojik travmalara ışık tuttu: Deprem sonrası insanlardaki ilk tepki ne oluyor? İlk tepki hayatta kalma güdüsü oluyor. Bu evrede bireysel farklılıklar görülür. Alt beynimiz bize ‘kaç-kendini koru’ emrini verir. Bu son derece anormal bir duruma verilen normal bir tepkidir. İnsanları, içinde bulundukları bu durumda mağdur gözüyle bakmamak gerekir. Bu kişiler hayatta kalma dürtüsüyle hareket ettikleri için aşırı tepki göstermeleri normaldir. Kendisini, korkusunu, kaygısını kontrol edemeyenlerin yaşadıkları normaldir. Herkes aynı durumdadır. “Bende bir gariplik mi var” sorusunu kendilerine sormamaları ve kendilerine öz-şefkat göstermeleri, zaman tanımları gerekir. Aslında depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur. Belirsizlik rahatsız edicidir. Barınma sorununun halledilmesi ve temel ihtiyaçların karşılanması bu belirsizliğin giderilmesinde kritik ilk adımdır ve hızla yapılmalıdır. Maraş depreminde bu tepkilere nasıl yanıt verildi? Bizde o çok değerli iki gün kaybedildi. Bu da şoku ve belirsizliği büyüttü. &#160; Psikolojik destek ne zaman verilmeye başlanmalı? İlk aşamada depremzedenin elini tutmak bile psikolojik bir destektir. İlk günlerde bu desteği vermek için uzman olmaya gerek yok; temel anlayışa sahip olmak yeterli. Kısa bir süre sonra zaten insanlar kendini toparlar. Büyük çoğunluğu için uzun sürecek bir psikolojik desteğe ihtiyaç kalmaz. TSSB bazı kişilerde 4-5 ay sonra ortaya çıkabilir. Önceden de benzer şoklar, travmalar yaşamış veya çok kırılgan bir yapıya sahip olanlar daha fazla risk altında olabilir. Bu kırılgan kişilere “güçlü ol” demek yanlış. Zira bu, “sen zayıfsın” mesajı vermek anlamına gelir. Hangi yöntemler uygulanmalı? Psikolojide “debriefing”, travmaya maruz kalan kişileri duygu/düşüncelerini anlatma, dinleme, bilgilenme ve paylaşım yolu ile fark etmeleri, düzene sokmaları, anlamlandırmaları ve yeniden yapılandırmaları olarak tanımlanabilir. Debriefing iyileştirici bir etkiye sahiptir. Çünkü kişi olayın üzerinde hakimiyet kurduğu izlenimini edinir. TSSB durumunda debrief’ingi uzmanlar yapmalı. En önemli başa çıkma desteği depremzedelerin rutinlerine geri dönmelerini sağlamaktır. Çalışan kişilerin yapabiliyorsa işlerine, öğrencilerin eğitime geri dönmeleri gerekir. Sağlıklı olanların kurtarma/enkaz kaldırma, gönüllülere her işte destek sağlamaları kendilerini kısa zamanda toparlamalarına yardımcı olur. Çocuklar için ne yapılabilir? Çocuklar hassastır ama bazen bizden daha güçlü olabiliyorlar. Oyun oynamaları bu süreci daha kolay atlatmalarını sağlar. Çadır kentlerde oyun alanları kurulmalı. Onlar için de rutin çok önemli. Kısa zamanda okullarına geri dönerlerse yaşadıklarının yıkıcı etkisi ortadan kalkar. Ancak öğretmenler çocukları çok dikkatli izlemeli. Çocukta ani davranış bozuklukları, ani farklılıklar, daha önce görülmeyen öfke patlamaları, saldırganlık ya da içe kapanma vb işaretler görülüyorsa uzmana danışmak gerekebilir. Bölgede şiddet olaylarının yaşanma riski yüksek mi? Ne yazık ki sosyal medya karamsarlık pompalıyor. Yağma olaylarını, ırkçılığı sürekli öne çıkartıyor. Önyargıları besliyor. Bu görüntüleri izleyenlerde güven duygusu sarsılıyor. Sonuçta öfke ve kızgınlık başat hale geliyor. Seçkincilik, ayrımcılık, yukarıdan bakma, farklı olanı küçümseme gibi yıkıcı tutum ve davranışlar yardımlaşma ve dayanışmaya çok zarar veriyor. Bundan sonra bölgede nasıl bir psikososyal destek gerekli? Bölgede psikososyal desteğin kalıcı hale gelmesi ve ücretsiz olması gerekir. Klinik destek de bu evrede önemli. Bakanlıklar nezdinde kurulacak olan kalıcı sistemler ve psikososyal destek ekipleri konteynırlarda kurulacak birimlerle, çadır kentlerde, deprem bölgelerine erişimi kolay diğer mekanlarda çalışmalarını kesintisiz sürdürmeli. İnsanları kanun korumaz norm korur Biz inşaat işlerinde, yapılaşmada, depreme dayanıklı bina yapmada maalesef yaptırımı yüksek, ahlaki ve vicdani yüke dayalı sosyal norm yaratamadık. Bu depremin bu kadar yıkıcı olmasını neye bağlıyorsunuz? Bir ülkenin insanlarını kanun korumaz norm korur. Norm bir anlamda mahalle baskısı demektir. İlgili paydaşları kendiliğinden içine ele siyaset üstü bir süreçtir. Gönüllü bir harekettir. Biz inşaat işlerinde, yapılaşmada, depreme dayanıklı bina yapmada maalesef yaptırımı yüksek, ahlaki ve vicdani yüke dayalı sosyal norm yaratamadık. Yani utanma duygusu ve vicdanı içeren yazılı olmayan kurallara dayalı bir norm oluşturamadık. Trafik ölümlerinde, ihlallerindeki durum gibi.. Aslında yapılan cezai yaptırımı olan tehlikeli bir davranış olmasına karşın insanlar yaptıkları trafik ihlallerini, son surat araba kullanmayı her yerde utanmadan, hatta böbürlenerek anlatır. Çünkü aşırı süratli araba sürmek utanılacak bir hareket olarak algılanmaz. Ama hırsız yaptığı hırsızlığı anlatamaz çünkü hırsızlık utanma duygusu yaratır. Trafik ahlaki bir norm yaratamamıştır. Aynı şekilde inşaatlarda da vicdani yükümlülük yok. Normal zamanda sokakta dokunsan yıkılacak bina görsek, kimse “bunu kim yaptı ya deprem olursa yapanın hiç mi vicdani yok” diye düşünmez. Normlar sosyal psikolojiyi ilgilendiren bir konudur. Depremlerde yıkılma riski taşıyan binalar yapma konusu, imar affı ile ödüllendirileceğine, hırsızlık gibi utanılması ve kınanmasını gereken bir mahalle baskısı yaratmadıkça engellenemez. Gelecekte deprem bölgesinde ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz? Benim bir hayalim var. Oraların yeni bir cazibe merkezi haline getirilmesi. Göçleri engelleyecek, azınlıklarla barış içinde yaşanabilecek yerleşim alanları kurmalıyız. Konut yapmakla bu sonuca ulaşamayız. Oralarda insanların verimli olabilecekleri, her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, çatışmaların yaşanmadığı kentler kurulmalı. TSSB’nin olası belirtileri şunlardır: uykusuzluk, kabuslar, olayla ilgili anıların rahatsız edici biçimde sık sık hatırlanması, sürekli olarak olayın tekrarlanacağı korkusu ve bu nedenle diken üstünde hissetme, kolay irkilme, çabuk sinirlenme, gelecekle ilgili plan yapamama, yabancılaşma (başkaları beni veya yaşadıklarımı anlamıyor hissi), olayı hatırlatan durumlarda huzursuz olma ve bu durumlardan kaçınma görülür Psikolojik debriefing şu amaçlarla yapılır : a) Duygu ve düşünceleri birbirinden ayırt ederek tanımak ve dışa vurmak, b) Bozulan anlamlandırma sistemini yeniden toparlamak, c) Travmatik bir durumu takip eden düşünceleri, izlenimleri ve tepkileri detaylı bir şekilde gözden geçirmek, d) Benzer tepkileri görerek kendi tepkilerini de normal olarak algılamak, e) Farklı başa çıkma yolları öğrenmek, f) Yaşama sevincinin desteklenerek korunmasına yardımcı olmak, g) İyileşme sürecini hızlandırmak, h) Karşılaşılabilecek başka felaketler için daima hazırlıklı olmayı sağlamak Reyhan Oksay https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/28/travma-sonrasi-stres-bozuklugu https://arkabahcepsikoloji.com.tr/hizmetlerimiz/psikolojik-travmada-yardim/kullanilan-psikolojik-yardim-teknikleri/psikolojik-debriefing-yontemi/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bolgede-psikososyal-destek-ucretsiz-ve-kalici-olmali">Bölgede psikososyal destek ücretsiz ve kalıcı olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘Aslında depremin insanlarda ilk yıktığı şey kontrol duygusu oluyor’ diyen sosyal psikolog <strong>Prof. Dr. Nebi Sümer</strong>, travma sonrası stres bozukluğu (<strong>TSSB</strong>) denilen psikolojik sorunların üstesinden gelinmesi için psikososyal desteğin yaşamsal olduğunu söylüyor. Ancak Sümer’in ısrarla vurguladığı bir konu daha var: ‘Depremzedeleri mağdur olarak görmeyin; onlar hayata tutunmaya çalışan savaşçılar’.</p>
<p>6 Şubat Pazartesi günü iki büyük depremle sarsılan Türkiye yaralarını sarmaya çalışırken depremzedelerin psikolojik sorunları hafifletmek ve gidermek için bölgede <strong>Türk Psikologlar Derneği</strong> ekibi saha çalışması ve ön değerlendirme yapıyor ve destek için başvuran 8000’in üzerinde gönüllü psikolog ile desteğe hazırlanıyor. Depremler gibi beklenmedik doğa olayları, kişiyi aşırı korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik yaratan ruhsal travmalar yaratma potansiyeline sahip. Ruhsal travmaları uzun süre atlatamayan kişilerde uzayan yas süreçleri ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) denilen psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu belirtiler çoğu kişide travmayı izleyen günlerde görülüyor ve genellikle birkaç hafta içinde kendiliğinden düzeliyor, ancak bazı kişilerde aylarca, hatta yıllarca sürebiliyor.</p>
<p>Sabancı Üniversitesi, Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim görevlisi psikolog/sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer’e depremzedelerin bu ruhsal travmaları nasıl atlatabileceklerini sorduk. Sümer ilk günden bugüne dek bölge insanının yaşamış olduğu psikolojik travmalara ışık tuttu:</p>
<p><strong>Deprem sonrası insanlardaki ilk tepki ne oluyor?</strong></p>
<p>İlk tepki hayatta kalma güdüsü oluyor. Bu evrede bireysel farklılıklar görülür. Alt beynimiz bize ‘kaç-kendini koru’ emrini verir. Bu son derece anormal bir duruma verilen normal bir tepkidir. İnsanları, içinde bulundukları bu durumda mağdur gözüyle bakmamak gerekir. Bu kişiler hayatta kalma dürtüsüyle hareket ettikleri için aşırı tepki göstermeleri normaldir. Kendisini, korkusunu, kaygısını kontrol edemeyenlerin yaşadıkları normaldir. Herkes aynı durumdadır. “Bende bir gariplik mi var” sorusunu kendilerine sormamaları ve kendilerine öz-şefkat göstermeleri, zaman tanımları gerekir.</p>
<p>Aslında depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur. Belirsizlik rahatsız edicidir. Barınma sorununun halledilmesi ve temel ihtiyaçların karşılanması bu belirsizliğin giderilmesinde kritik ilk adımdır ve hızla yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Maraş depreminde bu tepkilere nasıl yanıt verildi?</strong></p>
<p>Bizde o çok değerli iki gün kaybedildi. Bu da şoku ve belirsizliği büyüttü.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright wp-image-29056 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/elele-300x169.jpeg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/elele-300x169.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/elele.jpeg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik destek ne zaman verilmeye başlanmalı?</strong></p>
<p>İlk aşamada depremzedenin elini tutmak bile psikolojik bir destektir. İlk günlerde bu desteği vermek için uzman olmaya gerek yok; temel anlayışa sahip olmak yeterli. Kısa bir süre sonra zaten insanlar kendini toparlar. Büyük çoğunluğu için uzun sürecek bir psikolojik desteğe ihtiyaç kalmaz. TSSB bazı kişilerde 4-5 ay sonra ortaya çıkabilir. Önceden de benzer şoklar, travmalar yaşamış veya çok kırılgan bir yapıya sahip olanlar daha fazla risk altında olabilir. Bu kırılgan kişilere “güçlü ol” demek yanlış. Zira bu, “sen zayıfsın” mesajı vermek anlamına gelir.</p>
<p><strong>Hangi yöntemler uygulanmalı?</strong></p>
<p>Psikolojide “debriefing”, travmaya maruz kalan kişileri duygu/düşüncelerini anlatma, dinleme, bilgilenme ve paylaşım yolu ile fark etmeleri, düzene sokmaları, anlamlandırmaları ve yeniden yapılandırmaları olarak tanımlanabilir. Debriefing iyileştirici bir etkiye sahiptir. Çünkü kişi olayın üzerinde hakimiyet kurduğu izlenimini edinir. TSSB durumunda debrief’ingi uzmanlar yapmalı.</p>
<p>En önemli başa çıkma desteği depremzedelerin rutinlerine geri dönmelerini sağlamaktır. Çalışan kişilerin yapabiliyorsa işlerine, öğrencilerin eğitime geri dönmeleri gerekir. Sağlıklı olanların kurtarma/enkaz kaldırma, gönüllülere her işte destek sağlamaları kendilerini kısa zamanda toparlamalarına yardımcı olur.</p>
<p><strong>Çocuklar için ne yapılabilir?</strong></p>
<p>Çocuklar hassastır ama bazen bizden daha güçlü olabiliyorlar. Oyun oynamaları bu süreci daha kolay atlatmalarını sağlar. Çadır kentlerde oyun alanları kurulmalı. Onlar için de rutin çok önemli. Kısa zamanda okullarına geri dönerlerse yaşadıklarının yıkıcı etkisi ortadan kalkar. Ancak öğretmenler çocukları çok dikkatli izlemeli. Çocukta ani davranış bozuklukları, ani farklılıklar, daha önce görülmeyen öfke patlamaları, saldırganlık ya da içe kapanma vb işaretler görülüyorsa uzmana danışmak gerekebilir.</p>
<p><strong>Bölgede şiddet olaylarının yaşanma riski yüksek mi?</strong></p>
<p>Ne yazık ki sosyal medya karamsarlık pompalıyor. Yağma olaylarını, ırkçılığı sürekli öne çıkartıyor. Önyargıları besliyor. Bu görüntüleri izleyenlerde güven duygusu sarsılıyor. Sonuçta öfke ve kızgınlık başat hale geliyor. Seçkincilik, ayrımcılık, yukarıdan bakma, farklı olanı küçümseme gibi yıkıcı tutum ve davranışlar yardımlaşma ve dayanışmaya çok zarar veriyor.</p>
<p><strong>Bundan sonra bölgede nasıl bir psikososyal destek gerekli?</strong></p>
<p>Bölgede psikososyal desteğin kalıcı hale gelmesi ve ücretsiz olması gerekir. Klinik destek de bu evrede önemli. Bakanlıklar nezdinde kurulacak olan kalıcı sistemler ve psikososyal destek ekipleri konteynırlarda kurulacak birimlerle, çadır kentlerde, deprem bölgelerine erişimi kolay diğer mekanlarda çalışmalarını kesintisiz sürdürmeli.</p>
<p><strong>İnsanları kanun korumaz norm korur</strong></p>
<p>Biz inşaat işlerinde, yapılaşmada, depreme dayanıklı bina yapmada maalesef yaptırımı yüksek, ahlaki ve vicdani yüke dayalı sosyal norm yaratamadık.</p>
<p><strong>Bu depremin bu kadar yıkıcı olmasını neye bağlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir ülkenin insanlarını kanun korumaz norm korur. Norm bir anlamda mahalle baskısı demektir. İlgili paydaşları kendiliğinden içine ele siyaset üstü bir süreçtir. Gönüllü bir harekettir. Biz inşaat işlerinde, yapılaşmada, depreme dayanıklı bina yapmada maalesef yaptırımı yüksek, ahlaki ve vicdani yüke dayalı sosyal norm yaratamadık. Yani utanma duygusu ve vicdanı içeren yazılı olmayan kurallara dayalı bir norm oluşturamadık. Trafik ölümlerinde, ihlallerindeki durum gibi.. Aslında yapılan cezai yaptırımı olan tehlikeli bir davranış olmasına karşın insanlar yaptıkları trafik ihlallerini, son surat araba kullanmayı her yerde utanmadan, hatta böbürlenerek anlatır. Çünkü aşırı süratli araba sürmek utanılacak bir hareket olarak algılanmaz. Ama hırsız yaptığı hırsızlığı anlatamaz çünkü hırsızlık utanma duygusu yaratır. Trafik ahlaki bir norm yaratamamıştır. Aynı şekilde inşaatlarda da vicdani yükümlülük yok. Normal zamanda sokakta dokunsan yıkılacak bina görsek, kimse “bunu kim yaptı ya deprem olursa yapanın hiç mi vicdani yok” diye düşünmez. Normlar sosyal psikolojiyi ilgilendiren bir konudur. Depremlerde yıkılma riski taşıyan binalar yapma konusu, imar affı ile ödüllendirileceğine, hırsızlık gibi utanılması ve kınanmasını gereken bir mahalle baskısı yaratmadıkça engellenemez.</p>
<p><strong>Gelecekte deprem bölgesinde ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz?</strong></p>
<p>Benim bir hayalim var. Oraların yeni bir cazibe merkezi haline getirilmesi. Göçleri engelleyecek, azınlıklarla barış içinde yaşanabilecek yerleşim alanları kurmalıyız. Konut yapmakla bu sonuca ulaşamayız. Oralarda insanların verimli olabilecekleri, her türlü ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, çatışmaların yaşanmadığı kentler kurulmalı.</p>
<p><strong>TSSB’nin olası belirtileri şunlardır:</strong></p>
<ul>
<li>uykusuzluk,</li>
<li>kabuslar,</li>
<li>olayla ilgili anıların rahatsız edici biçimde sık sık hatırlanması,</li>
<li>sürekli olarak olayın tekrarlanacağı korkusu ve bu nedenle diken üstünde hissetme,</li>
<li>kolay irkilme,</li>
<li>çabuk sinirlenme,</li>
<li>gelecekle ilgili plan yapamama,</li>
<li>yabancılaşma (başkaları beni veya yaşadıklarımı anlamıyor hissi),</li>
<li>olayı hatırlatan durumlarda huzursuz olma ve bu durumlardan kaçınma görülür</li>
</ul>
<p><strong>Psikolojik debriefing şu amaçlarla yapılır :</strong></p>
<p>a) Duygu ve düşünceleri birbirinden ayırt ederek tanımak ve dışa vurmak,</p>
<p>b) Bozulan anlamlandırma sistemini yeniden toparlamak,</p>
<p>c) Travmatik bir durumu takip eden düşünceleri, izlenimleri ve tepkileri detaylı bir şekilde gözden geçirmek,</p>
<p>d) Benzer tepkileri görerek kendi tepkilerini de normal olarak algılamak,</p>
<p>e) Farklı başa çıkma yolları öğrenmek,</p>
<p>f) Yaşama sevincinin desteklenerek korunmasına yardımcı olmak,</p>
<p>g) İyileşme sürecini hızlandırmak,</p>
<p>h) Karşılaşılabilecek başka felaketler için daima hazırlıklı olmayı sağlamak</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong><a href="https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/28/travma-sonrasi-stres-bozuklugu">https://psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/28/travma-sonrasi-stres-bozuklugu</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://arkabahcepsikoloji.com.tr/hizmetlerimiz/psikolojik-travmada-yardim/kullanilan-psikolojik-yardim-teknikleri/psikolojik-debriefing-yontemi/">https://arkabahcepsikoloji.com.tr/hizmetlerimiz/psikolojik-travmada-yardim/kullanilan-psikolojik-yardim-teknikleri/psikolojik-debriefing-yontemi/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bolgede-psikososyal-destek-ucretsiz-ve-kalici-olmali">Bölgede psikososyal destek ücretsiz ve kalıcı olmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29051</post-id>	</item>
		<item>
		<title>NASA paylaştı: Antakya karanlığa gömüldü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/nasa-paylasti-antakya-karanliga-gomuldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2023 10:06:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[antakya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[gece]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[maraş]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antakya, 4 Şubat 2023 Antakya, 8 Şubat 2023  6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen 7.8 ve 7.5 şiddetindeki depremlerin ardından Hatay&#8217;ın büyük bir bölümünde elektrik kesintileri yaşanmaya başladı. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Hatay&#8217;ın deprem öncesi ve sonrasına ait yeni uydu görüntüleri paylaştı. Haritalar, NASA-NOAA Suomi NPP uydusundaki &#8216;Visible Infrared Imaging Radiometer Suite&#8217; (VIIRS) sensöründen alınan verilere dayanmaktadır. Kaynak: https://earthobservatory.nasa.gov/images/151029/dark-nights-in-antakya</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/nasa-paylasti-antakya-karanliga-gomuldu">NASA paylaştı: Antakya karanlığa gömüldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Antakya, 4 Şubat 2023</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-29015" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/nasa1.jpeg" alt="" width="720" height="650" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/nasa1.jpeg 720w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/nasa1-300x271.jpeg 300w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></p>
<p><strong>Antakya, 8 Şubat 2023 </strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-29014" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/nasa2.jpeg" alt="" width="720" height="650" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/nasa2.jpeg 720w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/nasa2-300x271.jpeg 300w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></p>
<p>6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen 7.8 ve 7.5 şiddetindeki depremlerin ardından Hatay&#8217;ın büyük bir bölümünde elektrik kesintileri yaşanmaya başladı.</p>
<p>Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Hatay&#8217;ın deprem öncesi ve sonrasına ait yeni uydu görüntüleri paylaştı. Haritalar, NASA-NOAA Suomi NPP uydusundaki &#8216;Visible Infrared Imaging Radiometer Suite&#8217; (VIIRS) sensöründen alınan verilere dayanmaktadır.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://earthobservatory.nasa.gov/images/151029/dark-nights-in-antakya">https://earthobservatory.nasa.gov/images/151029/dark-nights-in-antakya</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/nasa-paylasti-antakya-karanliga-gomuldu">NASA paylaştı: Antakya karanlığa gömüldü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29013</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye büyük depremlerle 3 metre kaydı; 13,5 milyon insan doğrudan etkilendi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-buyuk-depremlerle-3-metre-kaydi-135-milyon-insan-dogrudan-etkilendi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Feb 2023 07:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[antakya]]></category>
		<category><![CDATA[celal şengör]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28991</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, önce 7.8 ardından 7.6’lık iki büyük depremle sarsıldı; Cumhuriyet tarihinin en büyük afetini yaşadı. Etkisi, merkez üssü Kahramanmaraş’ın yanı sıra Hatay, Adıyaman, Adana, Gaziantep, Malatya, Batman, Bingöl, Elâzığ, Kilis, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Van, Muş, Bitlis, Hakkâri ve Osmaniye’de de yoğun bir şekilde hissedildi. 20.000&#8217;i aşan can kaybı, on binlerce yaralı, 50 milyara yakın ekonomik kayıp var. Yiten her bir can, bizim canımız; her insan birinin annesi, babası, kardeşiydi, canıydı kanıydı… Bu yıkım göz göre göre geldi. Bilim insanları yıllardır haykırıyordu, “Bu noktalara dikkat! Bu noktalara dikkat!” diye. Ancak hiçbir yönetici buna karşı önlem almadı. Sonuç ortada! Türkiye, 1999’dan sonra büyük bir deprem felaketi daha yaşadı. Hem de depreme karşı bir arpa boyu daha yol almadan! On binlerce hayatı karartarak… Bu deprem bekleniyor muydu? Dünyaca ünlü yer bilimci, Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Dr. Dan McKenzie’yle 2018’de İTÜ’de bir araya gelmiş ve bir söyleşi yapmıştık. Kenzie, dergimizin 136. sayısında yer alan söyleşide şu ifadeleri kullanmıştı: “1939’dan bu yana Erzincan bölgesinde 7.5 ile 8 arasındaki bir büyüklükte depreme neden olabilecek 2,4 metrelik bir hareket birikti.” Ertesi yıl ise Collège de France’den saygın bilim insanı Prof. Dr. Xavier LePichon’la İTÜ’ye gelmesi vesilesiyle konuştuğumuzda (HBT Sayı 193), sorunun sadece Ana Marmara Fayı’nda olmadığını, diğer fayların da tehlikeli olduğunu savunmuş ve “Sürpriz büyük depremler de olabilir” demişti. Yani bu deprem(ler) bekleniyordu. “Beklenmeyen bir deprem değildi” Yer bilimci profesörümüz Celal Şengör de Kahramanmaraş’ta 1910 ve 1941’de bu boyutta olmasa da büyük depremler yaşandığını ancak 1513’ten beri (500 yılı aşkın süredir) çok büyük bir depremin olmadığı ifade ederek bu deprem için “Beklenmeyen bir deprem değildi” demişti Fatih Altaylı’nın programında. Şengör “Eğer Elâzığ’daki depremden sonra bu faylar üzerinde devamının gelmesi gerekiyordu. Bu büyüklükte bir deprem de bekleniyordu. Çünkü uzun süredir böyle bir deprem olmamıştı. Bu deprem, büyüklük olarak 1939 Erzincan Depremi’ne yakın geliyor.” Deprem hangi faylarda oldu? Bu deprem, Arap, Anadolu ve Adana levhalarının kesiştiği, üçlü eklemin olduğu Kahramanmaraş’ta gerçekleşti. İki fay arasındaki çökmüş alana graben deniyor. Hatay’da da böyle bir üçlü eklem noktası var. Yani depremlerin olduğu noktalarda iki ayrı kavşak noktası vardı. Depremler buradaki fayların kırılmasıyla gerçekleşecekti. Bu depremin ilginçliğinin, üçlü eklem etrafında iki büyük depremi tetiklemesi olduğunu söyleyen Şengör, programda basit bir modelle iki büyük depremi anlattı. Yeşil levha Anadolu, mavi olan Anadolu ve kırmızı olan iki parçalık Arap levhası. 6 Şubat’ta ilk olarak Arap levhası aşağıya doğru kaydı, 7.8’lik deprem oldu. Anadolu levhası da oluşan boşluğun kapatmak için batıya doğru kaydı. 7.6’lık deprem meydana geldi. Yani söz konusu levha hareketleri iki büyük depreme neden oldu. Solda Altaylı’nın parmağıyla işaret ettiği nokta Kahramanmaraş Ovası. Sarı olarak işaret koyduğumuz kısım ise 3 metrelik yanal atımı gösteriyor. Şengör, bu depremlerin, üçlü eklem açısından ders kitaplık bir örnek olduğunu dile getirdi. Yeni tehlike var mı Bölgedeki büyük deprem tehlikesi, maalesef bitmiş değil. Bu depremlerin, Akdeniz boyundaki fayları da etkileyebileceğini düşünen Şengör’e göre bu son hareketler, Doğu Anadolu fayının üzerine yeni bir yük bindirmiş oldu. Arap levhasındaki hareket devam ettiği için de Adana bu hareket yüzünden hem sıkışıyor hem Doğu-Batı yönünde açılıyor. Adana ve Akkuyu (Mersin) taraflarında tehlike var! Hatta Şengör’ün bir modeline göre bu Antalya’yı bile etkileyebilir. Sonraki büyük depremlere önlem almak için ne yapılmalı? “Şimdiden önlem almak lazım; binaları, altyapıları kontrol edip sağlamlaştırmak lazım. Kurtarma ekiplerin kifayetli midir? Bir deprem olduğunda hastalara ve çocuklara nasıl ulaşacaksın, en önemlisi milleti nasıl doyuracaksın? Müteharrik (yer değiştirebilen) fırınlar, sahra hastaneleri bunların hazır olması lazım. Bunların yapılabilmesi için de planlama olmalı. Bir de şu unutulmamalı; önlem alabilmek için önce bu olayların ne olduğunu bilmek lazım. Bu doğal bir olay. Tabiatı tanıman lazım. Tabiatı tanımak ilkokuldan başlar. Liselerden coğrafya dersini kaldırırsan karşına bu facialar çıkar. Coğrafya dersini kaldırmak cinayettir. Eskiden lisede jeoloji dersi vardı. Onu da kaldırdılar. Niçin kaldırıyorsun jeolojiyi? Üzerinde yaşadığın gezegen yahu! Kısacası bu cehalet sürdükçe bizim depremlere karşı etkin tedbir almamız mümkün değil. Ben Japonya’ya gittiğimde orada bir alışveriş merkezinde çocuklara uygulamalı deprem eğitimi verilen kocaman bir alan vardı; daha 7-8 yaşında çocuklar sallama makinesinin içine giriyor, depreme dayanıklı ev ve maket volkan yapıyorlardı… Çocuk orada başlıyor eğitilmeye. Bunlar pahalı şeyler değil, Türkiye’de de rahatlıkla yapılabilir!” Bunlar da Şengör’ün sözleri. Sığ depremler neden daha yıkıcı oluyor? 21 Kasım 2022’de Endonezya, Batı Java’da 268 kişinin ölümü ve 22.000 binanın hasar görmesiyle sonuçlanan 5.6 büyüklüğündeki depremin en ilginç yanlarından biri, son birkaç on yılda Endonezya’da daha az ölüm ve maddi hasara neden olan diğer birçok depremden çok daha düşük büyüklükte olmasıydı. Peki ama nispeten düşük büyüklükteki bir deprem neden bu kadar yıkıcı olmuştu? Uzmanlara göre bu kadar yıkıcı olmasının ana nedenlerinden biri, 10 kilometrelik sığ derinliğiydi. Bunların yeryüzü üzerindeki yıkıcı etkisi çok çok fazla. Derinliği 50 km ve daha fazla olan büyük depremlerde ise sismik dalgalar, insanlara ulaşmadan en az 50 km yol aldığı için sarsıntının yoğunluğu da azalıyor. Bu tür depremler, nadiren büyük ölümlere neden oluyor. USGS’e göre 6 Şubat’ta Türkiye’de yaşanan son büyük depremlerin derinlikleri: 7.8’lik depreminki 17.9 kilometre; 7.6’lık depreminki ise 10 kilometre. Yani bunlar da sığ depremlerdi ve zaten büyüklükleri de çok fazlaydı. 17 Ağustos 1999 tarihli ve merkez üssü Gölcük olan depremin büyüklüğü 7.8 olarak ölçülürken derinliği 17 kilometreydi. Resmi rakamlara göre, bu depremde 18.373 kişi hayatını kaybetti, 48.901 kişi de yaralandı. 5.840 kişi ise kaybolmuştu. Ardından 12 Kasım 1999’da yaşanan Düzce Depremi’nde ise büyüklük 7.2 ve odak derinlik 14 kilometreydi. Toplam 782 kişi hayatını kaybederken 2.678 kişi de yaralanmıştı. Bu depremlerin hem büyüklükleri fazla hem de derinlikleri yeryüzüne yakındı. Bu yüzden büyük tahribat yarattılar. Büyüklüğü bu depremlere göre düşük olan 23 Ekim 2011 tarihli Van Depremi ise 6.6 büyüklüğe sahipti ve 5 kilometre kadar yakın bir derinlikteydi. Bu yüzden bu deprem de yıkıcı olmuş, 644 canımız yitmişti. Erken uyarı sistemi örnekleri: Meksika ve ABD Meksika, 1985’te 8.1 büyüklüğündeki depremle sarsılmış ve 9.000’den fazla insan hayatını kaybetmişti. Aradan 30 yılı aşkın bir süre geçti ve Meksika bu sefer de 2017’deki iki büyük depremle sarsıldı. Biri Puebla’da 7.1 diğeri de Chiapas açıklarında meydana gelen 8.2 büyüklüğündeki depremlerdi. Can kaybı ise 30 yıl öncekine göre çok azdı. Birinde 98 diğerinde 370 can kaybı yaşanmıştı. Peki ama ölüm sayısındaki bu çarpıcı düşüş nasıl olmuştu? Ülkenin sismoloji otoritesi Centro de Instrumentación y Registro Sísmico (CIRES), etkili bir deprem erken uyarı sistemi (EEW) geliştirdi. 5.0’ın üzerindeki büyüklükleri bildiren sistem, okullardaki, devlet dairelerindeki ve TV ile radyo istasyonlarındaki özel alıcıların, yaklaşan sarsıntı uyarısını alması ve yayması yoluyla işliyor. Bu uyarı sistemi, deprem bölgesindeki insanlara, önce 10 saniyelik bir zaman tanırken bugün geldiği noktada 60 saniye önceden haber verebiliyor. Bu da depremin yıkıcı etkilerinden kurtulabilmek için kritik önemde bir süre. Buna benzer sistem ABD’de de var. MyShake ve ShakeAlert gibi telefon aplikasyonları, 5.0 büyüklüğünün üzerinde bir deprem gerçekleşmeden 20 saniye kadar önceden uyarı gönderebiliyor. Veriler, West Coast’un yukarısında ve aşağısında yer sensörleri bulunan ABD Jeolojik Etütleri ağından alınıyor. Tabi bu önceden bildirme süresi, deprem odağının yakınlığı ve uzaklığı vb ile ilişkili olarak artıp eksiliyor. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com *Bu yazı 16.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 359. sayısında yayınlanmıştır. Kaynak: https://www.bbc.com/news/world-europe-64533851 https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/cambridge-profesoru-dan-mckenzie-beklenen-depremin-buyuklugu-en-az-75 https://theconversation.com/why-are-shallow-earthquakes-more-destructive-the-disaster-in-java-is-a-devastating-example-195110 https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49322860 https://www.duzce.gov.tr/12-kasim-duzce-depremi http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/deprem-bilgileri/buyuk-depremler/ https://web.archive.org/web/20111024031243/http://www.koeri.boun.edu.tr/scripts/lst7.asp https://eos.org/features/lessons-from-mexicos-earthquake-early-warning-system</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-buyuk-depremlerle-3-metre-kaydi-135-milyon-insan-dogrudan-etkilendi">Türkiye büyük depremlerle 3 metre kaydı; 13,5 milyon insan doğrudan etkilendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-29005 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/trkaydi.png" alt="" width="400" height="223" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/trkaydi.png 843w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/trkaydi-300x168.png 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Türkiye, önce 7.8 ardından 7.6’lık iki büyük depremle sarsıldı; Cumhuriyet tarihinin en büyük afetini yaşadı. Etkisi, merkez üssü Kahramanmaraş’ın yanı sıra Hatay, Adıyaman, Adana, Gaziantep, Malatya, Batman, Bingöl, Elâzığ, Kilis, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Van, Muş, Bitlis, Hakkâri ve Osmaniye’de de yoğun bir şekilde hissedildi. 20.000&#8217;i aşan can kaybı, on binlerce yaralı, 50 milyara yakın ekonomik kayıp var.</p>
<p>Yiten her bir can, bizim canımız; her insan birinin annesi, babası, kardeşiydi, canıydı kanıydı… Bu yıkım göz göre göre geldi. Bilim insanları yıllardır haykırıyordu, “Bu noktalara dikkat! Bu noktalara dikkat!” diye. Ancak hiçbir yönetici buna karşı önlem almadı. Sonuç ortada! Türkiye, 1999’dan sonra büyük bir deprem felaketi daha yaşadı. Hem de depreme karşı bir arpa boyu daha yol almadan! On binlerce hayatı karartarak…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28997 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1b-251x300.png" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1b-251x300.png 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1b.png 378w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28998 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/2b-250x300.png" alt="" width="250" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/2b-250x300.png 250w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/2b.png 383w" sizes="auto, (max-width: 250px) 100vw, 250px" /></p>
<p><strong>Bu deprem bekleniyor muydu?</strong></p>
<p>Dünyaca ünlü yer bilimci, Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Dr. Dan McKenzie’yle 2018’de İTÜ’de bir araya gelmiş ve bir söyleşi yapmıştık. Kenzie, dergimizin 136. sayısında yer alan söyleşide şu ifadeleri kullanmıştı: “1939’dan bu yana Erzincan bölgesinde 7.5 ile 8 arasındaki bir büyüklükte depreme neden olabilecek 2,4 metrelik bir hareket birikti.”</p>
<p>Ertesi yıl ise Collège de France’den saygın bilim insanı Prof. Dr. Xavier LePichon’la İTÜ’ye gelmesi vesilesiyle konuştuğumuzda (HBT Sayı 193), sorunun sadece Ana Marmara Fayı’nda olmadığını, diğer fayların da tehlikeli olduğunu savunmuş ve “Sürpriz büyük depremler de olabilir” demişti. Yani bu deprem(ler) bekleniyordu.</p>
<p><strong>“Beklenmeyen bir deprem değildi”</strong></p>
<p>Yer bilimci profesörümüz Celal Şengör de Kahramanmaraş’ta 1910 ve 1941’de bu boyutta olmasa da büyük depremler yaşandığını ancak 1513’ten beri (500 yılı aşkın süredir) çok büyük bir depremin olmadığı ifade ederek bu deprem için “Beklenmeyen bir deprem değildi” demişti Fatih Altaylı’nın programında.</p>
<p>Şengör “Eğer Elâzığ’daki depremden sonra bu faylar üzerinde devamının gelmesi gerekiyordu. Bu büyüklükte bir deprem de bekleniyordu. Çünkü uzun süredir böyle bir deprem olmamıştı. Bu deprem, büyüklük olarak 1939 Erzincan Depremi’ne yakın geliyor.”</p>
<p><strong>Deprem hangi faylarda oldu?</strong></p>
<p>Bu deprem, Arap, Anadolu ve Adana levhalarının kesiştiği, üçlü eklemin olduğu Kahramanmaraş’ta gerçekleşti. İki fay arasındaki çökmüş alana graben deniyor. Hatay’da da böyle bir üçlü eklem noktası var. Yani depremlerin olduğu noktalarda iki ayrı kavşak noktası vardı. Depremler buradaki fayların kırılmasıyla gerçekleşecekti.</p>
<div id="attachment_29000" style="width: 410px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29000" class="wp-image-29000" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/3b.png" alt="" width="400" height="206" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/3b.png 866w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/3b-300x155.png 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-29000" class="wp-caption-text">(A: Anadolu levhası; B: Arabistan levhası; C: Afrika levhası. Sağdaki harita Ölü Deniz fayı). C ve B levhaları arasında Ölü Deniz fayı var. Anadolu levhası, Arap levhasına oranla yanal atımla hareket ediyor. Doğu Anadolu fayı oluşuyor. Afrika ise Arap levhasına nazaran Ölü Deniz boyunca gidiyor. Bunların ikisi birlikte çalıştıkları zaman Adana’da kaçınılmaz olarak bir Kuzey-Güney daralma, Doğu-Batu açılma oluyor.</p></div>
<p>Bu depremin ilginçliğinin, üçlü eklem etrafında iki büyük depremi tetiklemesi olduğunu söyleyen Şengör, programda basit bir modelle iki büyük depremi anlattı. Yeşil levha Anadolu, mavi olan Anadolu ve kırmızı olan iki parçalık Arap levhası.</p>
<p>6 Şubat’ta ilk olarak Arap levhası aşağıya doğru kaydı, 7.8’lik deprem oldu. Anadolu levhası da oluşan boşluğun kapatmak için batıya doğru kaydı. 7.6’lık deprem meydana geldi. Yani söz konusu levha hareketleri iki büyük depreme neden oldu.</p>
<p>Solda Altaylı’nın parmağıyla işaret ettiği nokta Kahramanmaraş Ovası. Sarı olarak işaret koyduğumuz kısım ise 3 metrelik yanal atımı gösteriyor. Şengör, bu depremlerin, üçlü eklem açısından ders kitaplık bir örnek olduğunu dile getirdi.</p>
<div id="attachment_29002" style="width: 410px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29002" class="wp-image-29002" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/b4.png" alt="" width="400" height="254" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/b4.png 720w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/b4-300x190.png 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-29002" class="wp-caption-text">Şengör’ün Kandilli’yi kaynak gösterdiği bu haritadaki iki siyah-beyaz top, aynı günde yaşanan iki yıkıcı depremi ve renkli noktalar da Ölü Deniz fayının neden olduğu artçıları gösteriyor. İki merkez üssü arasında yaklaşık 130 km var. 7,6’lık deprem üstteki (Doğu Anadolu fayı), 7,8’lik alttaki (Ölü Deniz fayı). İki topun beyaz kısımları ve artçı dağılımları, akslarını gösteriyor. Kısacası iki deprem aynı fay üzerinde gerçekleşmedi.</p></div>
<p><strong>Yeni tehlike var mı</strong></p>
<p>Bölgedeki büyük deprem tehlikesi, maalesef bitmiş değil. Bu depremlerin, Akdeniz boyundaki fayları da etkileyebileceğini düşünen Şengör’e göre bu son hareketler, Doğu Anadolu fayının üzerine yeni bir yük bindirmiş oldu.</p>
<p>Arap levhasındaki hareket devam ettiği için de Adana bu hareket yüzünden hem sıkışıyor hem Doğu-Batı yönünde açılıyor. Adana ve Akkuyu (Mersin) taraflarında tehlike var! Hatta Şengör’ün bir modeline göre bu Antalya’yı bile etkileyebilir.</p>
<p><strong>Sonraki büyük depremlere önlem almak için ne yapılmalı?</strong></p>
<p>“Şimdiden önlem almak lazım; binaları, altyapıları kontrol edip sağlamlaştırmak lazım. Kurtarma ekiplerin kifayetli midir? Bir deprem olduğunda hastalara ve çocuklara nasıl ulaşacaksın, en önemlisi milleti nasıl doyuracaksın? Müteharrik (yer değiştirebilen) fırınlar, sahra hastaneleri bunların hazır olması lazım. Bunların yapılabilmesi için de planlama olmalı.</p>
<p>Bir de şu unutulmamalı; önlem alabilmek için önce bu olayların ne olduğunu bilmek lazım. Bu doğal bir olay. Tabiatı tanıman lazım. Tabiatı tanımak ilkokuldan başlar. Liselerden coğrafya dersini kaldırırsan karşına bu facialar çıkar. Coğrafya dersini kaldırmak cinayettir. Eskiden lisede jeoloji dersi vardı. Onu da kaldırdılar. Niçin kaldırıyorsun jeolojiyi? Üzerinde yaşadığın gezegen yahu!</p>
<p>Kısacası bu cehalet sürdükçe bizim depremlere karşı etkin tedbir almamız mümkün değil. Ben Japonya’ya gittiğimde orada bir alışveriş merkezinde çocuklara uygulamalı deprem eğitimi verilen kocaman bir alan vardı; daha 7-8 yaşında çocuklar sallama makinesinin içine giriyor, depreme dayanıklı ev ve maket volkan yapıyorlardı… Çocuk orada başlıyor eğitilmeye. Bunlar pahalı şeyler değil, Türkiye’de de rahatlıkla yapılabilir!”</p>
<p>Bunlar da Şengör’ün sözleri.</p>
<p><strong>Sığ depremler neden daha yıkıcı oluyor? </strong></p>
<p>21 Kasım 2022’de Endonezya, Batı Java’da 268 kişinin ölümü ve 22.000 binanın hasar görmesiyle sonuçlanan 5.6 büyüklüğündeki depremin en ilginç yanlarından biri, son birkaç on yılda Endonezya’da daha az ölüm ve maddi hasara neden olan diğer birçok depremden çok daha düşük büyüklükte olmasıydı. Peki ama nispeten düşük büyüklükteki bir deprem neden bu kadar yıkıcı olmuştu?</p>
<p>Uzmanlara göre bu kadar yıkıcı olmasının ana nedenlerinden biri, 10 kilometrelik sığ derinliğiydi. Bunların yeryüzü üzerindeki yıkıcı etkisi çok çok fazla. Derinliği 50 km ve daha fazla olan büyük depremlerde ise sismik dalgalar, insanlara ulaşmadan en az 50 km yol aldığı için sarsıntının yoğunluğu da azalıyor. Bu tür depremler, nadiren büyük ölümlere neden oluyor.</p>
<p>USGS’e göre 6 Şubat’ta Türkiye’de yaşanan son büyük depremlerin derinlikleri: 7.8’lik depreminki 17.9 kilometre; 7.6’lık depreminki ise 10 kilometre. Yani bunlar da sığ depremlerdi ve zaten büyüklükleri de çok fazlaydı.</p>
<p>17 Ağustos 1999 tarihli ve merkez üssü Gölcük olan depremin büyüklüğü 7.8 olarak ölçülürken derinliği 17 kilometreydi. Resmi rakamlara göre, bu depremde 18.373 kişi hayatını kaybetti, 48.901 kişi de yaralandı. 5.840 kişi ise kaybolmuştu.</p>
<p>Ardından 12 Kasım 1999’da yaşanan Düzce Depremi’nde ise büyüklük 7.2 ve odak derinlik 14 kilometreydi. Toplam 782 kişi hayatını kaybederken 2.678 kişi de yaralanmıştı. Bu depremlerin hem büyüklükleri fazla hem de derinlikleri yeryüzüne yakındı. Bu yüzden büyük tahribat yarattılar. Büyüklüğü bu depremlere göre düşük olan 23 Ekim 2011 tarihli Van Depremi ise 6.6 büyüklüğe sahipti ve 5 kilometre kadar yakın bir derinlikteydi. Bu yüzden bu deprem de yıkıcı olmuş, 644 canımız yitmişti.</p>
<p><strong>Erken uyarı sistemi örnekleri: Meksika ve ABD</strong></p>
<p>Meksika, 1985’te 8.1 büyüklüğündeki depremle sarsılmış ve 9.000’den fazla insan hayatını kaybetmişti. Aradan 30 yılı aşkın bir süre geçti ve Meksika bu sefer de 2017’deki iki büyük depremle sarsıldı.</p>
<p>Biri Puebla’da 7.1 diğeri de Chiapas açıklarında meydana gelen 8.2 büyüklüğündeki depremlerdi. Can kaybı ise 30 yıl öncekine göre çok azdı. Birinde 98 diğerinde 370 can kaybı yaşanmıştı. Peki ama ölüm sayısındaki bu çarpıcı düşüş nasıl olmuştu?</p>
<p>Ülkenin sismoloji otoritesi Centro de Instrumentación y Registro Sísmico (CIRES), etkili bir deprem erken uyarı sistemi (EEW) geliştirdi. 5.0’ın üzerindeki büyüklükleri bildiren sistem, okullardaki, devlet dairelerindeki ve TV ile radyo istasyonlarındaki özel alıcıların, yaklaşan sarsıntı uyarısını alması ve yayması yoluyla işliyor.</p>
<p>Bu uyarı sistemi, deprem bölgesindeki insanlara, önce 10 saniyelik bir zaman tanırken bugün geldiği noktada 60 saniye önceden haber verebiliyor. Bu da depremin yıkıcı etkilerinden kurtulabilmek için kritik önemde bir süre.</p>
<p>Buna benzer sistem ABD’de de var. MyShake ve ShakeAlert gibi telefon aplikasyonları, 5.0 büyüklüğünün üzerinde bir deprem gerçekleşmeden 20 saniye kadar önceden uyarı gönderebiliyor. Veriler, West Coast’un yukarısında ve aşağısında yer sensörleri bulunan ABD Jeolojik Etütleri ağından alınıyor. Tabi bu önceden bildirme süresi, deprem odağının yakınlığı ve uzaklığı vb ile ilişkili olarak artıp eksiliyor.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı 16.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 359. sayısında yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><a href="https://www.bbc.com/news/world-europe-64533851">https://www.bbc.com/news/world-europe-64533851</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/cambridge-profesoru-dan-mckenzie-beklenen-depremin-buyuklugu-en-az-75">https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/cambridge-profesoru-dan-mckenzie-beklenen-depremin-buyuklugu-en-az-75</a></p>
<p><a href="https://theconversation.com/why-are-shallow-earthquakes-more-destructive-the-disaster-in-java-is-a-devastating-example-195110">https://theconversation.com/why-are-shallow-earthquakes-more-destructive-the-disaster-in-java-is-a-devastating-example-195110</a></p>
<p><a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49322860">https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49322860</a></p>
<p><a href="https://www.duzce.gov.tr/12-kasim-duzce-depremi">https://www.duzce.gov.tr/12-kasim-duzce-depremi</a></p>
<p><a href="http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/deprem-bilgileri/buyuk-depremler/">http://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/deprem-bilgileri/buyuk-depremler/</a></p>
<p><a href="https://web.archive.org/web/20111024031243/http://www.koeri.boun.edu.tr/scripts/lst7.asp">https://web.archive.org/web/20111024031243/http://www.koeri.boun.edu.tr/scripts/lst7.asp</a></p>
<p><a href="https://eos.org/features/lessons-from-mexicos-earthquake-early-warning-system">https://eos.org/features/lessons-from-mexicos-earthquake-early-warning-system</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-buyuk-depremlerle-3-metre-kaydi-135-milyon-insan-dogrudan-etkilendi">Türkiye büyük depremlerle 3 metre kaydı; 13,5 milyon insan doğrudan etkilendi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28991</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye ve Suriye&#8217;deki depremler neden bu kadar yıkıcı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turkiye-ve-suriyedeki-depremler-neden-bu-kadar-yikici</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2023 11:39:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[sismik sarsıntı]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28869</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki atom bombası düşmüş gibi! 6 Şubat&#8217;ın erken saatlerinde Türkiye ve Suriye&#8217;de meydana gelen depremler, Avrupa&#8217;da onlarca yıldır görülmeyen ölçekte korkunç bir yıkıma yol açtı. 13 bine yaklaşan ölü sayısı önümüzdeki günlerde ve haftalarda artmaya devam edecek. Yüz binlercesi evlerini kaybetti. Ölüm ve yıkımın bu kadar korkunç olmasının birçok nedeni var. Birincisi ve en önemlisi, iki ana olayın ve bunlarla ilişkili artçı şokların büyüklüğü. Moment büyüklüğü ölçeğinde 7,8 ve 7,5 olarak ölçülen bu depremlerin her biri, kabaca Soğuk Savaş sırasında gerçekleştirilen en büyük atom bombası testi kadar enerji açığa çıkardı -1961&#8217;de eski Sovyetler Birliği tarafından yaklaşık 50 megaton. Ve aynı bölgede bu olaylardan birkaç saat arayla iki tane oldu. Buna, ana olayları takip eden artçı şok kümelerini eklemeliyiz. Bunlar daha küçüktür (çoğunlukla 5 büyüklüğünden daha düşük), ancak yoğunluk ve düzenlilik açısından artçı şoklar kademeli azalarak birkaç gün devam edecektir. Yine de tehlikelidirler, çünkü zaten ciddi şekilde zayıflamış binalar yıkılabilir. Bu da kaçınılmaz olarak bölgedeki kurtarma girişimlerini daha da zorlaştırıyor. Diğer bir faktör de ilk büyük depremin sabah 4.17&#8217;de, çoğu insanın evlerinde uyuduğu sırada meydana gelmesi. Bir deprem sırasında can kayıplarının büyük bir çoğunluğu sarsıntıdan değil, binaların çökmesinden kaynaklanır. Bu olayın zamanlaması olabildiğince kötüydü -birçok insanın zamanında evlerinden kaçmak için çok az fırsatı oldu. Bu muhtemelen çok yüksek sayıda ölüm ve yaralanmada önemli bir faktördür. Sığ derinlik Ancak yıkıma önemli bir jeolojik katkı, deprem odaklarının nispeten sığ derinliğiydi: ilk 7,8 şoku için 18 km ve sonraki 7,5 şoku için 10 km. Odak noktası fayın derinlikte kırılmaya başladığı noktadır. Küresel anlamda, bunlar nispeten yüzeye yakın şoklardır. Bunun daha büyük bir yıkıma yol açmasının iki nedeni var: Basitçe söylemek gerekirse, birinci sebep, bir deprem ne kadar sığsa, yüzeye o kadar yakındır ve depremin etkisi daha çoktur. Bu, yer sarsıntısının daha yoğun ve yıkıcı olduğu anlamına gelir. Bir depremin odak merkezi, tektonik fayın kırılmasının başladığı yerdir ve genellikle yer yüzeyinin altında belirli bir derinlikte bulunur. Bir deprem meydana geldiğinde, odak merkezinden her yöne bir dizi sismik dalga yayılır. Genişleyen sismik dalgalar, saniyede birkaç kilometre hızla hareket eder ve bilim adamlarının odak merkezinin yerini belirlemesine olanak tanır. Yüzeye ne kadar yakınsa, deprem dalgalarının yayılma hızı ve dolayısıyla etkisi o kadar fazla olur. Depremler Dünya&#8217;nın daha derinlerinde meydana geldiğinde ve onlarca kilometrelik kayaların içinden geçerken, şok dalgaları daha dağınık olur ve etkisinde azalma olur. İkinci neden ise 5,5&#8217;ten büyük depremler oluşturan fayların yüzeye çıkma ihtimalinin daha yüksek olmasıdır. Bu, neredeyse anında, bir kısım zemin birkaç metre hareket eder ve bir zemin yer değiştirmesi oluşur. Bu yüzey kırılmaları inanılmaz derecede zarar vericidir. Su şebekeleri, elektrik kabloları, gaz boru hatları ve tüneller dahil olmak üzere büyük yer altı ve yerüstü altyapılarının kesilmesine yol açabilirler. 6 Şubat olaylarının ardından Türkiye&#8217;deki boru hatlarında hasar olduğuna dair raporlar var. Hatay’da petrol boru hattında olduğu gibi. Muhteşem uydu görüntüleri ve yer tabanlı fotoğraflar da ofset yolların ve demiryolu hatlarının yanı sıra çatlakları aşan binalarda ciddi hasarlar ortaya çıkıyor. Bütün bunlar, vadilerdeki yumuşak sedimanların sallanması, sıvılaşması ve heyelanların neden olduğu hasara ek olarak meydana gelir. &#160; &#160; Kahramanmaraş-Gaziantep karayolunda, deprem bölgesinde bulunan Tevekkelli köyü yakınlarında 3 metrelik kopukluk meydana geldi. Hasan Sözbilir / Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (Sağda, görseli yazar sağladı.) &#160; &#160; Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi&#8217;nden de akademisyenler yüzey kırığının toplam uzunluğu 500 km&#8217;yi aştığını belirtiyor. Peki bu olaylar neden bu bölgede nispeten sığdı? Gerçekleştiği bilinen en büyük depremlerden bazıları “Pasifik Ateş Çemberi” ile ilişkili (https://education.nationalgeographic.org/resource/ring-fire). Bu depremler genellikle 700 km derinliğe kadar, güçlü, yoğun okyanus levhaları çevresindeki kıtaların altından Dünya&#8217;ya doğru dalarken meydana gelir. Bununla birlikte, Türkiye, kabuğun yalnızca yaklaşık 30 km kalınlığında olduğu ve üç tektonik plakanın (Afrika, Arabistan ve Anadolu) bir araya geldiği bir noktaya yakın, daha zayıf, çoğunlukla kıtasal litosfer bölgesinde yer almaktadır (https://education.nationalgeographic.org/resource/lithosphere). Arap levhasının yakınsaması, kama benzeri Anadolu levhasını batıya doğru sıkıştırarak, 7.8 büyüklüğündeki olay sırasında yıkılan Doğu Anadolu Fayı gibi bir dizi yarı dikey, doğrultu atımlı fay üretiyor. &#160; &#160; &#160; Birbirine rakip üç tektonik levhanın hareketi bu bölgede sık sık sismik aktiviteye neden olur. Meng, J., Sinoplu, O., Zhou, Z. ve ark. Yunanistan ve Türkiye Afrika tektoniğinin geri çekilmesiyle sarsıldı. Sci Rep 11, 6486 (2021). https://doi.org/10.1038/s41598-021-86063-y , CC BY-NC &#160; &#160; &#160; Bu tür kıta kabuğunda, en güçlü kısım &#8211; ve büyük depremlerin doğması için en muhtemel nokta &#8211; tipik olarak 10 km ile 20 km derinlik arasında yer alır. Bu tür ortamlarda, sığ, yüzeyi parçalayan fayların oluşması daha olasıdır. Yanlış zaman, yanlış yer Üçüncü bir faktör, basitçe, depremlerin meydana geldiği bölgenin yoğun nüfuslu olmasıdır. Deprem zamanı göz önüne alındığında, bu büyüklükteki bir olayın -veya olayların- ardından önemli bir can kaybı neredeyse kaçınılmazdır. Ölümcül depremler Türkiye&#8217;de iyi bilinmektedir. Son 50 yılda, önemli can kayıplarına yol açan en az dört büyük olay oldu: 1975, 1983, 1999 ve 2020. 1999&#8217;daki İzmit depreminin ardından, Türk makamları bina standartlarını iyileştirmek için ciddi çabalar sarf etti. Ancak, bu boyuttaki etkinliklerin olduğu oldukça kalabalık bir alanda yapabileceklerinizin sınırları vardır. Ve iki ana sismik şokun, bu bölgedeki bilinen en büyük tarihi depremin belki de iki katından daha büyük olduğunu unutmamalıyız. Ayrıca, Suriye&#8217;de yıllardır devam eden iç çatışmanın bina altyapısını önemli ölçüde bozduğu ve bölgeyi sismik sarsıntının etkilerine karşı daha az dayanıklı hale getirdiği gerçeğini de eklemeliyiz. Bu, muhtemelen yardım ve yardım sağlama ve uzun vadede yeniden inşa etme çabalarını da engelleyecektir. Kaynak: http://bitly.ws/zZrr Not: Bob Holdsworth&#8217;ün (Yapısal Jeoloji Profesörü, Durham Üniversitesi) yazısını kısmen sadeleştirerek ve güncel açıklamalar eklenerek yayınlıyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turkiye-ve-suriyedeki-depremler-neden-bu-kadar-yikici">Türkiye ve Suriye&#8217;deki depremler neden bu kadar yıkıcı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İki atom bombası düşmüş gibi!</strong></p>
<p>6 Şubat&#8217;ın erken saatlerinde Türkiye ve Suriye&#8217;de meydana gelen <a href="https://bbcgossip.com/news/timeline-turkey-hit-by-most-devastating-earthquake-since-1999/">depremler,</a> Avrupa&#8217;da onlarca yıldır görülmeyen ölçekte korkunç bir yıkıma yol açtı. 13 bine yaklaşan ölü sayısı önümüzdeki günlerde ve haftalarda artmaya devam edecek. Yüz binlercesi evlerini kaybetti.</p>
<p>Ölüm ve yıkımın bu kadar korkunç olmasının birçok nedeni var. Birincisi ve en önemlisi, iki ana olayın ve bunlarla ilişkili artçı şokların büyüklüğü. <a href="https://www.usgs.gov/faqs/moment-magnitude-richter-scale-what-are-different-magnitude-scales-and-why-are-there-so-many">Moment büyüklüğü ölçeğinde </a><a href="https://theconversation.com/turkey-syria-earthquakes-a-seismologist-explains-what-has-happened-199340">7,8 ve 7,5</a> olarak ölçülen bu depremlerin her biri, kabaca Soğuk Savaş sırasında gerçekleştirilen en büyük atom bombası testi kadar enerji açığa çıkardı -1961&#8217;de eski Sovyetler Birliği tarafından <a href="https://www.nationalww2museum.org/war/articles/tsar-bomba-largest-atomic-test-world-history">yaklaşık 50 megaton. </a>Ve aynı bölgede bu olaylardan birkaç saat arayla iki tane oldu.</p>
<p>Buna, ana olayları takip eden <a href="https://www.dw.com/en/earthquake-in-turkey-whats-going-on-with-the-aftershocks/a-64632843">artçı şok</a> kümelerini eklemeliyiz. Bunlar daha küçüktür (çoğunlukla 5 büyüklüğünden daha düşük), ancak yoğunluk ve düzenlilik açısından artçı şoklar kademeli azalarak birkaç gün devam edecektir. Yine de tehlikelidirler, çünkü zaten ciddi şekilde zayıflamış binalar yıkılabilir. Bu da kaçınılmaz olarak bölgedeki kurtarma girişimlerini daha da zorlaştırıyor.</p>
<p>Diğer bir faktör de ilk büyük depremin sabah 4.17&#8217;de, çoğu insanın evlerinde uyuduğu sırada meydana gelmesi. Bir deprem sırasında can kayıplarının büyük bir çoğunluğu sarsıntıdan değil, binaların çökmesinden kaynaklanır. Bu olayın zamanlaması olabildiğince kötüydü -birçok insanın zamanında evlerinden kaçmak için çok az fırsatı oldu. Bu muhtemelen çok yüksek sayıda ölüm ve yaralanmada önemli bir faktördür.</p>
<p><strong>Sığ derinlik</strong></p>
<p>Ancak yıkıma önemli bir jeolojik katkı, deprem odaklarının nispeten <a href="https://www.usgs.gov/programs/earthquake-hazards/determining-depth-earthquake">sığ derinliğiydi</a>: ilk 7,8 şoku için 18 km ve sonraki 7,5 şoku için 10 km.</p>
<p>Odak noktası fayın derinlikte kırılmaya başladığı noktadır. Küresel anlamda, bunlar nispeten yüzeye yakın şoklardır. Bunun daha büyük bir yıkıma yol açmasının iki nedeni var:</p>
<p>Basitçe söylemek gerekirse, birinci sebep, bir deprem ne kadar sığsa, yüzeye o kadar yakındır ve depremin etkisi daha çoktur. Bu, yer sarsıntısının daha yoğun ve yıkıcı olduğu anlamına gelir. Bir depremin odak merkezi, tektonik fayın kırılmasının başladığı yerdir ve genellikle yer yüzeyinin altında belirli bir derinlikte bulunur. Bir deprem meydana geldiğinde, odak merkezinden her yöne bir dizi sismik dalga yayılır. Genişleyen sismik dalgalar, saniyede birkaç kilometre hızla hareket eder ve bilim adamlarının odak merkezinin yerini belirlemesine olanak tanır. Yüzeye ne kadar yakınsa, deprem dalgalarının yayılma hızı ve dolayısıyla etkisi o kadar fazla olur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-28870 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm.jpg" alt="" width="322" height="372" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm.jpg 396w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm-259x300.jpg 259w" sizes="auto, (max-width: 322px) 100vw, 322px" /></p>
<p>Depremler Dünya&#8217;nın daha derinlerinde meydana geldiğinde ve onlarca kilometrelik kayaların içinden geçerken, şok dalgaları daha dağınık olur ve etkisinde azalma olur.</p>
<p>İkinci neden ise 5,5&#8217;ten büyük depremler oluşturan fayların yüzeye çıkma ihtimalinin daha yüksek olmasıdır. Bu, neredeyse anında, bir kısım zemin birkaç metre hareket eder ve bir <a href="https://www.seismicresilience.org.nz/topics/seismic-science-and-site-influences/earthquake-hazards/ground-shaking-2/#:%7E:text=Ground%20displacement%20is%20how%20far,other%20areas%20of%20land%20nearby.">zemin yer değiştirmesi oluşur.</a></p>
<p>Bu yüzey kırılmaları inanılmaz derecede zarar vericidir. Su şebekeleri, elektrik kabloları, gaz boru hatları ve tüneller dahil olmak üzere büyük yer altı ve yerüstü altyapılarının kesilmesine yol açabilirler.</p>
<p>6 Şubat olaylarının ardından Türkiye&#8217;deki <a href="https://www.offshore-technology.com/news/turkey-earthquake-damages-gas-pipeline/">boru hatlarında hasar olduğuna dair raporlar</a> var. Hatay’da petrol boru hattında olduğu gibi. Muhteşem uydu görüntüleri ve yer tabanlı fotoğraflar da ofset yolların ve demiryolu hatlarının yanı sıra çatlakları aşan binalarda ciddi hasarlar ortaya çıkıyor. <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Soil_liquefaction">Bütün bunlar, vadilerdeki yumuşak sedimanların sallanması, sıvılaşması</a> ve heyelanların neden olduğu hasara ek olarak meydana gelir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-28871 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm2.jpg" alt="" width="453" height="255" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm2.jpg 453w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm2-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 453px) 100vw, 453px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kahramanmaraş-Gaziantep karayolunda, deprem bölgesinde bulunan Tevekkelli köyü yakınlarında 3 metrelik kopukluk meydana geldi. Hasan Sözbilir / Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (Sağda, görseli yazar sağladı.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi&#8217;nden de akademisyenler yüzey kırığının toplam uzunluğu 500 km&#8217;yi aştığını belirtiyor.</p>
<p>Peki bu olaylar neden bu bölgede nispeten sığdı? Gerçekleştiği bilinen en büyük depremlerden bazıları “<a href="https://education.nationalgeographic.org/resource/ring-fire">Pasifik Ateş Çemberi</a>” ile ilişkili (https://education.nationalgeographic.org/resource/ring-fire). Bu depremler genellikle 700 km derinliğe kadar, güçlü, yoğun okyanus levhaları çevresindeki kıtaların altından Dünya&#8217;ya doğru dalarken meydana gelir.</p>
<p>Bununla birlikte, Türkiye, kabuğun yalnızca yaklaşık 30 km kalınlığında olduğu ve üç tektonik plakanın (Afrika, Arabistan ve Anadolu) bir araya geldiği bir noktaya yakın, daha zayıf, çoğunlukla kıtasal</p>
<p><a href="litosfer%20bölgesinde%20yer%20almaktadır%20(https:/education.nationalgeographic.org/resource/lithosphere).%20">litosfer bölgesinde yer almaktadır (https://education.nationalgeographic.org/resource/lithosphere). </a>Arap levhasının yakınsaması, kama benzeri Anadolu levhasını batıya doğru sıkıştırarak, 7.8 büyüklüğündeki olay sırasında yıkılan Doğu Anadolu Fayı gibi bir dizi yarı dikey, <a href="https://www.usgs.gov/faqs/what-fault-and-what-are-different-types#:%7E:text=strike%2Dslip%20fault%20%2D%20a%20fault,of%20a%20right%20lateral%20fault.">doğrultu atımlı fay üretiyor.</a></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-28873 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm3.png" alt="" width="400" height="373" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm3.png 400w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/rsm3-300x280.png 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birbirine rakip üç tektonik levhanın hareketi bu bölgede sık sık sismik aktiviteye neden olur. <a href="https://www.nature.com/articles/s41598-021-86063-y">Meng, J., Sinoplu, O., Zhou, Z. ve ark. Yunanistan ve Türkiye Afrika tektoniğinin geri çekilmesiyle sarsıldı. Sci Rep 11, 6486 (2021). https://doi.org/10.1038/s41598-021-86063-y</a> , <a href="http://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0/">CC BY-NC</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tür kıta kabuğunda, en güçlü kısım &#8211; ve büyük depremlerin doğması için en muhtemel nokta &#8211; tipik olarak 10 km ile 20 km derinlik arasında yer alır. Bu tür ortamlarda, sığ, yüzeyi parçalayan fayların oluşması daha olasıdır.</p>
<p><strong>Yanlış zaman, yanlış yer</strong></p>
<p>Üçüncü bir faktör, basitçe, depremlerin meydana geldiği bölgenin yoğun nüfuslu olmasıdır. Deprem zamanı göz önüne alındığında, bu büyüklükteki bir olayın -veya olayların- ardından önemli bir can kaybı neredeyse kaçınılmazdır.</p>
<p>Ölümcül depremler Türkiye&#8217;de iyi bilinmektedir. Son 50 yılda, önemli can kayıplarına yol açan en az <a href="https://www.ibtimes.sg/turkey-earthquake-2023-timeline-biggest-tremors-hit-country-recent-decades-68925">dört büyük olay</a> oldu: 1975, 1983, 1999 ve 2020. 1999&#8217;daki İzmit depreminin ardından, Türk makamları bina standartlarını iyileştirmek için ciddi çabalar sarf etti.</p>
<p>Ancak, bu boyuttaki etkinliklerin olduğu oldukça kalabalık bir alanda yapabileceklerinizin sınırları vardır. Ve iki ana sismik şokun, bu bölgedeki bilinen en büyük tarihi depremin belki de iki katından daha büyük olduğunu unutmamalıyız.</p>
<p><a href="https://theconversation.com/turkey-syria-earthquake-how-disaster-diplomacy-can-bring-warring-countries-together-to-save-lives-199329">Ayrıca, Suriye&#8217;de yıllardır devam eden iç çatışmanın</a> bina altyapısını önemli ölçüde bozduğu ve bölgeyi sismik sarsıntının etkilerine karşı daha az dayanıklı hale getirdiği gerçeğini de eklemeliyiz. Bu, muhtemelen yardım ve yardım sağlama ve uzun vadede yeniden inşa etme çabalarını da engelleyecektir.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://bitly.ws/zZrr">http://bitly.ws/zZrr</a></strong></p>
<p><em><strong>Not: Bob Holdsworth&#8217;ün (Yapısal Jeoloji Profesörü, Durham Üniversitesi) yazısını kısmen sadeleştirerek ve güncel açıklamalar eklenerek yayınlıyoruz.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/turkiye-ve-suriyedeki-depremler-neden-bu-kadar-yikici">Türkiye ve Suriye&#8217;deki depremler neden bu kadar yıkıcı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28869</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bina değil çöp yığını! 24 yıldır konuşuyoruz, neredeyiz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bina-degil-cop-yigini-24-yildir-konusuyoruz-neredeyiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2023 07:27:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28847</guid>

					<description><![CDATA[<p>TV’yi erken saatte ilk açtığımda karşıma çıkan bir çöp dağı oldu. Acının büyüğü ülkeyi kaplarken, o gökdelen gibi yığılmış çöplüğün altından herhangi bir kimsenin kurtuluyor olması asla mümkün değil. Bu çöp yığını nedir? Yıllarını depreme dayanıklı güvenilir binalar yapımına, İstanbul deprem senaryoları hazırlanmasına, yapı stoğunun durumunu saptamaya hazırlamış Prof. Dr. Mustafa Erdik’e sordum yine, her zamanki gibi! Boğaziçi’nden emekli olduktan sonra şu sırada Türkiye Deprem Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi. Çöp binalar ne? Diyor ki “Bu manzara çöp yığınına dönüşmüş binaları taşıyan elemanların ve kolonların çok zayıf olduğunu gösteriyor, esneme kabiliyeti yok, dolayısıyla bir çöp yığına halinde kendi üzerine çökmüş her şeyiyle. Yassı kadayıf bile olamamış.” Bölgede kaç bina çöp yığınına dönüşmüş sayılmalı. 5776’ya yakın bina yıkıldı. Bunlar nasıl yıkıldılar, kaçı yan yattı, kaçı yassı kadayıf oldu, kaçı ağır hasarlı-orta hasarlı hasarsız. Tüm bu istatistikler tutuluyor umarım. Erdik diyor ki, apartmanlar kurala göre yapılırsa, böyle bir depremde 10 ağır hasarlı, 100 orta hasarlı ve 1000 de hafif hasarlı binalar olur istatistiki olarak. Ama bizde orta hasarlı bina az oluyor veya hiç olmuyor, ya yıkılıyor ya az hasarlı oluyor. Bu yıkılan binalara biz gevşek yapı diyoruz, hiç esnemiyorlar. Şüphesiz bu durum zeminden çok yapının kalitesizliği ile ilgili. Sanırım Adana’da 14 katlı 3 bloktan iki ayakta, birinin ise çöpe dönüştüğünü görüyoruz. Erdik’e yorumunu soruyorum: Burada deprem bina yapım şartnamesinin üzerinde hareket üretmiş. Binalardan birinde temel bir yanlışlık, bir hata var ve deprem bunu affetmiyor, binayı götürüyor. Binada depreme karşı dayanıklılık için birinci, ikinci üçüncü savunma hatları öngörülür. Bunlardan biri eksikse veya önemli hatalıysa, böyle bir deprem hatayı affetmez. Esas can kaybını önlemeli Bölgede hastanelerin durumuna gelince. Malatya’da 3 hastane yıkılmış. İskenderun ve Hatay’da yıkılan hastaneler var. Devlet hastanesi ve özel hastane karışık. Mersin’de yeni şehir hastanesi ikiye bölünmüş. Deprem mutlaka ayakta kalması gereken hastaneler şüphesiz. Sismik izolasyonlu yapılması bina yapım maliyetini ne kadar artırır? Yüzde 1-10 arası diyor ve ekliyor: Bizim için önemli olan can kaybının olmaması. Binalar buna göre yapılmalı. Öyle ki vatandaş kurtulmalı, sigortadan alacağı para ile binasını tekrar yapabilmeli. Böyle bir sistem kimseye yük olmaz. Bu deprem bu büyüklükle İstanbul’da gerçekleşse, nasıl bir manzara ile karşılaşırız? Erdik: Gaziantep’teki manzara ile karşılaşırız. İstanbul çok büyük bir metropol. Nerede depremlerin çok etkili olacağını biliyoruz, ama hangi binaları yıkacağını bilemiyoruz. Ama büyük hasar yapar. İstanbul’u etkileyecek deprem büyük hasar yapar. Tabii İstanbul’da kırılmaya aday 3 segment var. Teki mi kırılır, ikisi mi, yoksa üçü mü bilmiyoruz. İkisi veya üçü birden kırılırsa, yıkımı çok büyük olur. Hep aynı terane 1999 Kocaeli depremiyle birlikte ülkemizde önemli bir uyanış oldu. O zamandan beri depremle ve yapıyla ilgili bilimcilerimiz 24 yıla yakın uyarıyor. Deprem planlaması yapılmalı diye. İstanbul hala plansız. Bazı güçlendirmeler yapılıyor ama bekleyen felaketin boyutları çok büyük. Tabii öncelikle para lazım, ama paradan önce bir ciddi planlama gerekir tüm İstanbul ve çevresi için. Bu planlamanın maliyetleri ve adım adım uygulamaya konması gerek. Erdik diyor ki, iyi yapılmış binalara yeşil deprem sertifikası verilip apartmanlara asılmalı. Özetlersek: Ülkesini deprem gerçeğine göre planlayamamış, evlerini buna göre yapamamış, yapmasını sağlayamamış bir millet, bir ülke, bir devlet ve bir siyasal yönetim manzarasıyla karşı karşıyayız, yine ve yeniden. Orhan Bursalı *Bu yazı, 7 Şubat 2023 tarihli Cumhuriyet, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bina-degil-cop-yigini-24-yildir-konusuyoruz-neredeyiz">Bina değil çöp yığını! 24 yıldır konuşuyoruz, neredeyiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TV’yi erken saatte ilk açtığımda karşıma çıkan bir çöp dağı oldu. Acının büyüğü ülkeyi kaplarken, o gökdelen gibi yığılmış çöplüğün altından herhangi bir kimsenin kurtuluyor olması asla mümkün değil.</p>
<p>Bu çöp yığını nedir? Yıllarını depreme dayanıklı güvenilir binalar yapımına, İstanbul deprem senaryoları hazırlanmasına, yapı stoğunun durumunu saptamaya hazırlamış Prof. Dr. <strong>Mustafa Erdik</strong>’e sordum yine, her zamanki gibi! Boğaziçi’nden emekli olduktan sonra şu sırada <strong>Türkiye Deprem Vakfı Yönetim Kurulu</strong> Üyesi.</p>
<p><strong>Çöp binalar ne?</strong></p>
<p>Diyor ki “<strong><em>Bu manzara çöp yığınına dönüşmüş binaları taşıyan elemanların ve kolonların çok zayıf olduğunu gösteriyor, esneme kabiliyeti yok, dolayısıyla bir çöp yığına halinde kendi üzerine çökmüş her şeyiyle. Yassı kadayıf bile olamamış.”</em></strong></p>
<p>Bölgede kaç bina çöp yığınına dönüşmüş sayılmalı. 5776’ya yakın bina yıkıldı. Bunlar nasıl yıkıldılar, kaçı yan yattı, kaçı yassı kadayıf oldu, kaçı ağır hasarlı-orta hasarlı hasarsız. Tüm bu istatistikler tutuluyor umarım.</p>
<p>Erdik diyor ki, <em>apartmanlar kurala göre yapılırsa, böyle bir depremde 10 ağır hasarlı, 100 orta hasarlı ve 1000 de hafif hasarlı binalar olur istatistiki olarak. Ama bizde orta hasarlı bina az oluyor veya hiç olmuyor, ya yıkılıyor ya az hasarlı oluyor. Bu yıkılan binalara biz gevşek yapı diyoruz, hiç esnemiyorlar. Şüphesiz bu durum zeminden çok yapının kalitesizliği ile ilgili</em>.</p>
<p>Sanırım Adana’da 14 katlı 3 bloktan iki ayakta, birinin ise çöpe dönüştüğünü görüyoruz. Erdik’e yorumunu soruyorum: <em>Burada deprem bina yapım şartnamesinin üzerinde hareket üretmiş. Binalardan birinde temel bir yanlışlık, bir hata var ve deprem bunu affetmiyor, binayı götürüyor</em>. <em>Binada depreme karşı dayanıklılık için birinci, ikinci üçüncü savunma hatları öngörülür. Bunlardan biri eksikse veya önemli hatalıysa, böyle bir deprem hatayı affetmez</em>.</p>
<p><strong>Esas can kaybını önlemeli</strong></p>
<p>Bölgede hastanelerin durumuna gelince. Malatya’da 3 hastane yıkılmış. İskenderun ve Hatay’da yıkılan hastaneler var. Devlet hastanesi ve özel hastane karışık. Mersin’de yeni şehir hastanesi ikiye bölünmüş.</p>
<p>Deprem mutlaka ayakta kalması gereken hastaneler şüphesiz. Sismik izolasyonlu yapılması bina yapım maliyetini ne kadar artırır?</p>
<p>Yüzde 1-10 arası diyor ve ekliyor: <strong><em>Bizim için önemli olan can kaybının olmaması. Binalar buna göre yapılmalı. Öyle ki vatandaş kurtulmalı, sigortadan alacağı para ile binasını tekrar yapabilmeli.</em></strong> Böyle bir sistem kimseye yük olmaz.</p>
<p>Bu deprem bu büyüklükle İstanbul’da gerçekleşse, nasıl bir manzara ile karşılaşırız?</p>
<p><strong>Erdik</strong>: Gaziantep’teki manzara ile karşılaşırız. İstanbul çok büyük bir metropol. Nerede depremlerin çok etkili olacağını biliyoruz, ama hangi binaları yıkacağını bilemiyoruz. Ama büyük hasar yapar. İstanbul’u etkileyecek deprem büyük hasar yapar. Tabii İstanbul’da kırılmaya aday 3 segment var. Teki mi kırılır, ikisi mi, yoksa üçü mü bilmiyoruz. İkisi veya üçü birden kırılırsa, yıkımı çok büyük olur.</p>
<p><strong>Hep aynı terane</strong></p>
<p>1999 Kocaeli depremiyle birlikte ülkemizde önemli bir uyanış oldu. O zamandan beri depremle ve yapıyla ilgili bilimcilerimiz 24 yıla yakın uyarıyor. Deprem planlaması yapılmalı diye.</p>
<p><strong>İstanbul hala plansız</strong>. Bazı güçlendirmeler yapılıyor ama bekleyen felaketin boyutları çok büyük. Tabii öncelikle para lazım, ama paradan önce bir ciddi planlama gerekir tüm İstanbul ve çevresi için. Bu planlamanın maliyetleri ve adım adım uygulamaya konması gerek. Erdik diyor ki, iyi yapılmış binalara yeşil deprem sertifikası verilip apartmanlara asılmalı.</p>
<p><strong>Özetlersek:</strong> Ülkesini deprem gerçeğine göre planlayamamış, evlerini buna göre yapamamış, yapmasını sağlayamamış bir millet, bir ülke, bir devlet ve bir siyasal yönetim manzarasıyla karşı karşıyayız, yine ve yeniden.</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, 7 Şubat 2023 tarihli Cumhuriyet, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bina-degil-cop-yigini-24-yildir-konusuyoruz-neredeyiz">Bina değil çöp yığını! 24 yıldır konuşuyoruz, neredeyiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28847</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
