<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>inanç arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/inanc/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/inanc</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 Jun 2018 08:28:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Aşı karşıtlığı &#038; AIDS inkârcılığı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/asi-karsitligi-aids-inkarciligi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2018 07:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[AIDS]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[HIV]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[inkar]]></category>
		<category><![CDATA[komplo]]></category>
		<category><![CDATA[komplo teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[tercih]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9774</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşı karşıtlığı ile ilgili “fazla liberal” yaklaşımlara rastlıyorum: “Bu bir tercihtir, karar verenler de sonuçta okuyup karar veriyorlar” gibi argümanlar sunuyorlar. Bunun neden böyle olamayacağını “AIDS inkârcılığı” adı verilen bir başka olgu üzerinden açıklamak istiyorum. Belki hiç duymadınız ama “AIDS inkârcılığı” denen bir akım da mevcut. Bu kişilerin temel argümanı, AIDS hastalığının HIV’den kaynaklanmadığı, AIDS ile ilgili bilgilerin uydurma olduğu, insanlar üzerinde kontrol uygulamak için icat edildiği gibi komplovari argümanlar. Özellikle 1990&#8217;larda ABD’de bazı popüler figürler ortaya çıktı. Bunlardan birisi Christie Joy Maggiore’du. “Ya AIDS hakkında bildiğinizi sandığınız her şey yanlışsa” gibi bir kitap bile yazdı. Tıbbi uzmanlığı olmadan tabii. 1992&#8217;de HIV kaptığını öğrenmişti. Bir inkârcı olarak ilaç almayı reddetti. Kızını emzirmeye devam etti. Kendisine sonsuz itimat eden eşiyle korunmasız ilişkiye girmeye devam etti. Peki ne oldu? 17 Mayıs 2005&#8217;te kızı (3.5 yaşındayken), Aralık 2008&#8217;de de kendisi öldü. Magiore’nin destekçilerinden, sözdebilim içerikleriyle ön plana çıkan, AIDS inkârcılığının merkezi haline gelen Continuum dergisinin editörleri de AIDS inkârcısıydı. Bütün editörleri AIDS kaynaklı nedenlerden öldüler. Kuşkusuz en kötüsü, Güney Afrika başkanı Thabo Mbeki’nin yaptığıdır. O da AIDS/HIV bağlantısının “batı oyunu” olduğunu düşündüğü için AIDS ilaçlarını ve araştırmacılarını ülkesine sokmadı. “Afrika’da ve Afrika için” sloganıyla kendi dandik ilacını üretti. Sonuç: 300.000 ölü. Hükümeti düşüp başkanlıktan çekildikten sonra tabut üreticilerinin dörtte bir iflas etti. Varın siz düşünün adamın yarattığı vahşeti. Neyse… Şimdi gelelim esas konumuza. Sevgili aşırı liberal yaklaşımcı arkadaşlara soruyorum: Aşı yaptırmamak bir tercihse, AIDS tedavisi olmadan korunmasız ilişkiye girmek de bir tercih midir? Buna saygı duyabilir miyiz? Kendi inancınızla başkasının hayatını tehlikeye atmak kabul edilebilir mi? “Korunmadan ilişkiye girmek” kısmına takılanlar için hemen şunu söyleyeyim: HIV cinsel yolla bulaşıyor. Aşıların korumayı amaçladığı bulaşıcı diğer hastalıklar solunum ya da temas yoluyla. Bir çocuk başka bir çocukla oyun oynarken “korunmasız temasa geçmiş” oluyor. AIDS inkârcılarının AIDS tedavisini reddetmeleri kendi tercihleri olsun peki… Ama korunmasız ilişkiye girmelerinin cinayete eşdeğer olabileceğinde mutabıkız öyle değil mi? O halde çocuğunuzu aşılatmamanızı bir tercih olarak kabul edersek, onu asla evden çıkarmamanız gerekir. İki konu arasındaki bağlantıyı şu şekilde özetleyeyim: Bilimde %99 konsensüs olan bir konu var (Aşı / AIDS-HIV bağı ve tedavisi). Birey aykırı inanca sahip (komplo teorilerine itibar ediyor). Bu inancına dayalı olarak üzerine düşeni yapmıyor. Yapmadığı için başkalarını riske atıyor. “Hayatta en hakiki yol gösterici, bilimdir, fendir.”</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/asi-karsitligi-aids-inkarciligi">Aşı karşıtlığı &#038; AIDS inkârcılığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşı karşıtlığı ile ilgili “fazla liberal” yaklaşımlara rastlıyorum: “Bu bir tercihtir, karar verenler de sonuçta okuyup karar veriyorlar” gibi argümanlar sunuyorlar. Bunun neden böyle olamayacağını “AIDS inkârcılığı” adı verilen bir başka olgu üzerinden açıklamak istiyorum.</p>
<p>Belki hiç duymadınız ama “AIDS inkârcılığı” denen bir akım da mevcut. Bu kişilerin temel argümanı, AIDS hastalığının HIV’den kaynaklanmadığı, AIDS ile ilgili bilgilerin uydurma olduğu, insanlar üzerinde kontrol uygulamak için icat edildiği gibi komplovari argümanlar.</p>
<p>Özellikle 1990&#8217;larda ABD’de bazı popüler figürler ortaya çıktı. Bunlardan birisi Christie Joy Maggiore’du. “Ya AIDS hakkında bildiğinizi sandığınız her şey yanlışsa” gibi bir kitap bile yazdı. Tıbbi uzmanlığı olmadan tabii. 1992&#8217;de HIV kaptığını öğrenmişti. Bir inkârcı olarak ilaç almayı reddetti. Kızını emzirmeye devam etti. Kendisine sonsuz itimat eden eşiyle korunmasız ilişkiye girmeye devam etti. Peki ne oldu? 17 Mayıs 2005&#8217;te kızı (3.5 yaşındayken), Aralık 2008&#8217;de de kendisi öldü. Magiore’nin destekçilerinden, sözdebilim içerikleriyle ön plana çıkan, AIDS inkârcılığının merkezi haline gelen Continuum dergisinin editörleri de AIDS inkârcısıydı. Bütün editörleri AIDS kaynaklı nedenlerden öldüler.</p>
<p>Kuşkusuz en kötüsü, Güney Afrika başkanı Thabo Mbeki’nin yaptığıdır. O da AIDS/HIV bağlantısının “batı oyunu” olduğunu düşündüğü için AIDS ilaçlarını ve araştırmacılarını ülkesine sokmadı. “Afrika’da ve Afrika için” sloganıyla kendi dandik ilacını üretti. Sonuç: 300.000 ölü. Hükümeti düşüp başkanlıktan çekildikten sonra tabut üreticilerinin dörtte bir iflas etti. Varın siz düşünün adamın yarattığı vahşeti.</p>
<p>Neyse… Şimdi gelelim esas konumuza.</p>
<p>Sevgili aşırı liberal yaklaşımcı arkadaşlara soruyorum: Aşı yaptırmamak bir tercihse, AIDS tedavisi olmadan korunmasız ilişkiye girmek de bir tercih midir? Buna saygı duyabilir miyiz? Kendi inancınızla başkasının hayatını tehlikeye atmak kabul edilebilir mi?</p>
<p>“Korunmadan ilişkiye girmek” kısmına takılanlar için hemen şunu söyleyeyim: HIV cinsel yolla bulaşıyor. Aşıların korumayı amaçladığı bulaşıcı diğer hastalıklar solunum ya da temas yoluyla. Bir çocuk başka bir çocukla oyun oynarken “korunmasız temasa geçmiş” oluyor.</p>
<p>AIDS inkârcılarının AIDS tedavisini reddetmeleri kendi tercihleri olsun peki… Ama korunmasız ilişkiye girmelerinin cinayete eşdeğer olabileceğinde mutabıkız öyle değil mi? O halde çocuğunuzu aşılatmamanızı bir tercih olarak kabul edersek, onu asla evden çıkarmamanız gerekir.</p>
<p>İki konu arasındaki bağlantıyı şu şekilde özetleyeyim:</p>
<ul>
<li>Bilimde %99 konsensüs olan bir konu var (Aşı / AIDS-HIV bağı ve tedavisi).</li>
<li>Birey aykırı inanca sahip (komplo teorilerine itibar ediyor).</li>
<li>Bu inancına dayalı olarak üzerine düşeni yapmıyor.</li>
<li>Yapmadığı için başkalarını riske atıyor.</li>
</ul>
<p>“Hayatta en hakiki yol gösterici, bilimdir, fendir.”</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/asi-karsitligi-aids-inkarciligi">Aşı karşıtlığı &#038; AIDS inkârcılığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9774</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki ilkeller ve ölüm eşiğinde yaşamını sürdüren 2 milyar insan</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/icimizdeki-ilkeller-olum-esiginde-yasamini-surduren-2-milyar-insan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jul 2017 06:00:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ateist]]></category>
		<category><![CDATA[burs]]></category>
		<category><![CDATA[çağdaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[ilkellik]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[mitokondri]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm eşiği]]></category>
		<category><![CDATA[otomotiv sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. bülent epir]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7154</guid>

					<description><![CDATA[<p>Evet, uygarlık ve çağdaşlık konularını biraz daha derinleştiriyor ve fotoğrafı netleştiriyor Doğan Kuban. Çağdaşlığı ve uygarlığı nasıl tarif edeceğiz: &#8220;Dünya bir kapalı hayvanat bahçesi değil, açık bir insan müzesidir. Bu müzenin insanları, ehli hayvanlar gibi, çağdaş insanlarla birlikte yaşarlar. Çağdaş toplum denen, aslında bu akıl almaz çeşitliliğin yarattığı karmaşadır.&#8221; Şimdi gelin bu müzedeki veya bahçedeki ilkelliklerden mesela Sakarya’da kavga ettiği çalışma arkadaşının karısını ve çocuğunu kaçırıp her ikisini de öldüren iki kişiyi düşünün… Yok yok, mesele sadece o iki kişi mi, 200 milyon kişinin II. Dünya Savaşı’ndan sonra öldürülmesine neden olanlar? Yılda 7 bin kişi ülkemizde ve 1 milyon kişi dünyada trafik kazalarında ölüyor! Yaşasın Otomotiv sanayi! Kuban’ın yazısını kaçırmayın. 76 derecede tüm canlılar ölecek: Ölüm eşiği Camilo Mora ve arkadaşları, son 35 yıl içinde yayınlanan en az 1900 araştırmayı inceleyerek çok önemli saptamalarda bulundu. En önemlisi iklim değişikliğinin öncelikle etkilediği ve 2 milyar insanın yaşadığı bölgelerde “ölüm eşiği” kavramı. Mora, Hawaii’li bilim insanı. Biz Hawaii’yi tatil cenneti, sahil, kum, güneş, palmiye olarak biliriz. Ama iklimin de etkileyeceği bölgelerden biri. Hele deniz seviyesi yükselince… Ölümcül sıcak dalgaları, bir vuruşta en az 70 bin kişiyi götürmüştü. 2010’da Moskova’da 10 bin kişiyi, Fransa’da, Berlin’de&#8230; Türkiye’de “sıcaktan öldü&#8230;” tekil haberlerini biliyoruz. Ama sıcak dalgalarının beyin, kalp krizi ve diğer nedenlere yol açarak kaç bin kişiyi götürdüğünün kayıtları yoktur bizde. Tahran’da geçen yıl 54 derece kaydedildi, bu dünyadaki en yüksek kayıt&#8230; Yanı başımızda ve büyük risk altındayız&#8230; 76 derecede tüm hayat duruyor! Kapsamlı ve çok önemli bir iklimin hayatı nasıl öldüreceği konusunda kapsamlı bir rapor sunuyoruz. Ve biz hiçbir şeye hazır değiliz! HBT’nin sayfalarında haberler arasında dolaşıyoruz: Kilo vermede bilimsel olarak kanıtlanmış en etkili kahvaltılık önerisi var. Bizi de ilgilendiren bir Kafkas bölgesi araştırması: İpek Yolu üzerinde Batı ile Doğu arasında bir köprü olmasına rağmen, “Tam 8.000 yıldır değişim yok gibi, Güney Kafkasya bölgesinde yaşayan halkların eski çağlara ait mitokondriyal DNA’lar incelendiğinde bölgede çok uzun süredir hiç büyük değişimin yaşanmamış olduğu görüldü!” Tabii, bilim yeni bir ufuk buldu kendine: Hücre kümelerinden tek hücre biyolojisine&#8230; Bu alan başlı başına bir dala evriliyor. Tüm sırlar orada! “Ateistler, inançlı kişilerden daha mı zeki”, tartışma yaratacak bir araştırma&#8230;  Bu arada Cem Say Deha Nedir’i, Ali Akurgal bilim ve teknoloji üretiminde eksik halka olarak sanat ve kültür yokluğunu yazıyor. Tanol Türkoğlu “Dijital Para”yı sürdürüyor. Mustafa Çetiner “Yaşam bir turnusol kağıdıdır” yazısını paylaşıyor. Bu arada, ilginç konuları her hafta ileten iki köşenin başlıklarını duyuralım: Bilgi nedir neden bilgiyi ararız ve susayınca ne içmeli? Ve daha onlarca ilginç konuyla bir “sıcak HBT” sizlerle. Unutmayın her Cuma beyin besleme günü ve uğraşımız geleceği kurmaya çalışmak. *** &#160; Prof. Dr. Bülent Epir Bursu ODTÜ Bilgisayar Bölümü mezunlarından yazarımız Tanol Türkoğlu’nun öncülüğüyle, bölüm kurucusu Prof. Dr. Bülent Epir adına 42 adet “HBT Dijital Abonelik Bursu” oluşturuldu. Lise ve üniversite öğrencileri başvuruyor. Derginin iç sayfalarında ayrıntıları bulacaksınız&#8230; Gelecek sayıya kadar sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/icimizdeki-ilkeller-olum-esiginde-yasamini-surduren-2-milyar-insan">İçimizdeki ilkeller ve ölüm eşiğinde yaşamını sürdüren 2 milyar insan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evet, uygarlık ve çağdaşlık konularını biraz daha derinleştiriyor ve fotoğrafı netleştiriyor <strong>Doğan Kuban</strong>. Çağdaşlığı ve uygarlığı nasıl tarif edeceğiz: <em>&#8220;Dünya bir kapalı hayvanat bahçesi değil, açık bir insan müzesidir. Bu müzenin insanları, ehli hayvanlar gibi, çağdaş insanlarla birlikte yaşarlar. Çağdaş toplum denen, aslında bu akıl almaz çeşitliliğin yarattığı karmaşadır.&#8221;</em></p>
<p><strong>Şimdi gelin bu müzedeki veya bahçedeki ilkelliklerden mesela Sakarya’da kavga ettiği çalışma arkadaşının karısını ve çocuğunu kaçırıp her ikisini de öldüren iki kişiyi düşünün…</strong></p>
<p><strong>Yok yok, mesele sadece o iki kişi mi, 200 milyon kişinin II. Dünya Savaşı’ndan sonra öldürülmesine neden olanlar? Yılda 7 bin kişi ülkemizde ve 1 milyon kişi dünyada trafik kazalarında ölüyor! Yaşasın Otomotiv sanayi! </strong></p>
<p>Kuban’ın yazısını kaçırmayın.</p>
<p><strong>76 derecede tüm canlılar ölecek: Ölüm eşiği</strong></p>
<p><strong>Camilo Mora</strong> ve arkadaşları, son 35 yıl içinde yayınlanan en az 1900 araştırmayı inceleyerek çok önemli saptamalarda bulundu. En önemlisi iklim değişikliğinin öncelikle etkilediği ve 2 milyar insanın yaşadığı bölgelerde “<strong>ölüm eşiği</strong>” kavramı.</p>
<p>Mora, Hawaii’li bilim insanı. Biz Hawaii’yi tatil cenneti, sahil, kum, güneş, palmiye olarak biliriz. Ama iklimin de etkileyeceği bölgelerden biri. Hele deniz seviyesi yükselince…</p>
<p>Ölümcül sıcak dalgaları, bir vuruşta en az 70 bin kişiyi götürmüştü. 2010’da Moskova’da 10 bin kişiyi, Fransa’da, Berlin’de&#8230; Türkiye’de “sıcaktan öldü&#8230;” tekil haberlerini biliyoruz. Ama sıcak dalgalarının beyin, kalp krizi ve diğer nedenlere yol açarak kaç bin kişiyi götürdüğünün kayıtları yoktur bizde.</p>
<p>Tahran’da geçen yıl 54 derece kaydedildi, bu dünyadaki en yüksek kayıt&#8230; Yanı başımızda ve büyük risk altındayız&#8230; 76 derecede tüm hayat duruyor! Kapsamlı ve çok önemli bir iklimin hayatı nasıl öldüreceği konusunda kapsamlı bir rapor sunuyoruz. Ve biz hiçbir şeye hazır değiliz!</p>
<p>HBT’nin sayfalarında haberler arasında dolaşıyoruz: Kilo vermede bilimsel olarak kanıtlanmış <strong>en etkili kahvaltılık</strong> önerisi var. Bizi de ilgilendiren bir Kafkas bölgesi araştırması: İpek Yolu üzerinde Batı ile Doğu arasında bir köprü olmasına rağmen, “<strong>Tam 8.000 yıldır değişim yok gibi, Güney Kafkasya bölgesinde yaşayan halkların eski çağlara ait mitokondriyal DNA’lar incelendiğinde bölgede çok uzun süredir hiç büyük değişimin yaşanmamış olduğu görüldü!”</strong></p>
<p>Tabii, bilim yeni bir ufuk buldu kendine: Hücre kümelerinden tek hücre biyolojisine&#8230; Bu alan başlı başına bir dala evriliyor. Tüm sırlar orada! “<strong>Ateistler, inançlı kişilerden daha mı zeki”, </strong>tartışma yaratacak bir araştırma&#8230;  Bu arada <strong>Cem Say</strong> Deha Nedir’i, <strong>Ali Akurgal</strong> bilim ve teknoloji üretiminde eksik halka olarak sanat ve kültür yokluğunu yazıyor. <strong>Tanol Türkoğlu</strong> “Dijital Para”yı sürdürüyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong> “Yaşam bir turnusol kağıdıdır” yazısını paylaşıyor.</p>
<p>Bu arada, ilginç konuları her hafta ileten iki köşenin başlıklarını duyuralım: Bilgi nedir neden bilgiyi ararız ve susayınca ne içmeli? Ve daha onlarca ilginç konuyla bir “sıcak HBT” sizlerle.</p>
<p>Unutmayın her Cuma beyin besleme günü ve uğraşımız geleceği kurmaya çalışmak.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Bülent Epir Bursu</strong></p>
<p>ODTÜ Bilgisayar Bölümü mezunlarından yazarımız Tanol Türkoğlu’nun öncülüğüyle, bölüm kurucusu Prof. Dr. Bülent Epir adına <strong>42 </strong>adet “HBT Dijital Abonelik Bursu” oluşturuldu. Lise ve üniversite öğrencileri başvuruyor. Derginin iç sayfalarında ayrıntıları bulacaksınız&#8230;</p>
<p>Gelecek sayıya kadar sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/icimizdeki-ilkeller-olum-esiginde-yasamini-surduren-2-milyar-insan">İçimizdeki ilkeller ve ölüm eşiğinde yaşamını sürdüren 2 milyar insan</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7154</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar: Evrim gerçektir…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-evrim-gercektir-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jun 2017 08:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fotoliyaz]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yurtseverlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7079</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Aziz Sancar evrime inanmıyor, diyor ki: ben Allah’a inanırım, isteyen evrime isteyen Allah’a inansın&#8230;” Bu sözler Türkiye’de yankılanınca, inanmadım. Sancar, evrim konusunu bir “inanç meselesi” asla yapmaz. Bir çarpıtma vardı. Bu sözler ona ait olamaz, dedim. Çünkü Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim &#8211; değişime bizzat tanık olmuş bir bilim insanı. Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı “Evrime inanmıyorum” demez. Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar.. Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye &#8211; değişime tanık olmuş bir insan. Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı. Bilim insanları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri “Fotoliyaz” diye isimlendirdiler. Nobel’in Öyküsü kitabı Sancar ise, Fotoliyaz geninin &#8211; proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını kanıtladı. Ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene &#8211; proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni Kriptokrom adıyla tescilledi! Bu 40 yıllık muhteşem öyküyü ve Aziz Sancar’ı “Aziz Sancar ve Nobel’inÖyküsü” kitabımda anlattım. Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla olası değil. Bunları bildiğim için Sancar’a sordum, nedir bu? Nihayet Gürcistan’dan önceki gün döndü ve yanıtladı: Evrim gerçektir! Sancar konuşuyor Aziz Hoca ile birbirimize güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle. Verdiği yanıtı yayımlama izni de verdi ama şunu da yazmak koşuluyla: “Aziz’i en çok üzen Türkiye’de üstümüze aptal tozu serpilmiş gibidurmadan akla mantığa sığmayacak sebepler bulup, tüm enerjimizi bu suni kavgalara harcıyor ve ülkemize zarar veriyoruz, bu büyük bir günahtır&#8230;” Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye. Peki, gerçek neydi? “Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu. Ona şu yanıtıverdim: ‘Ben Müslümanım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir.” Aziz Hoca: “Suni kavgalar çıkarıp ülkemizi krizlere sürüklüyoruz&#8230; Bence bu suni kavga başka şeylerde olduğu gibi maalesef Amerika’dan ithaldir. Dünyanın en albenili ‘yaratılış müzesi’ benim eyaletimin batısındaki Tennessee’dedir ve Türkiye’deki birçok ‘creationist’ buradaki yobazlardan ithal malı fikirlerle maalesef ülkemizi fuzuli işlerle mesgul ediyor”. İlk evrimciler Müslüman bilimciler Sancar şunları da ekledi: “En eski evrimciler İslamın Altın Çağı denen dönemde şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı; bunu evrim fikrinin tarihçesi üzerine bir kitapta okudum.”  Aziz Hoca, kimya profesörü eşi Gwen’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor. Nedeni, Gwen’in okuduğu yıllarda Teksas’ta ortaeğitimde evrim okutulmamasıydı. Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitede okudu. Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki, “Şimdi ikimiz de evrim ve Allah hakkında benzer fikirdeyiz. Amerikalıların dediği gibi ‘you can’t cover the sun with mud’ (Güneşi balçıkla sıvayamazsın). Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır.” ‘Bilerek yanlış yansıtıldı’ Aziz Hoca, Azerbaycan’daki konuşmasının Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor. Medyaya hiç de çıkmak istemediğini biliyorum. Kendisine gelen görüşme, söyleşi vb. taleplerine yok diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor.  Şu sözleri ne kadar doğru: “Bu gibi abes işlerle uğraşsaydım sigaranın DNA’da kanserojen tahribatının haritasını, &#8216;Piri Reis Haritası&#8217;nı yapabilir miydim..”   Sigaranın etkisi üzerine dünyada büyük ses getiren araştırmasını, Herkese Bilim Teknoloji dergisinde okuyabilirsiniz.  Orhan Bursalı *Bu yazı, 29 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-evrim-gercektir-2">Aziz Sancar: Evrim gerçektir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="large"><strong><em>“Aziz Sancar</em></strong> <em>evrime</em> <em>inanmıyor, diyor</em> <em>ki: ben Allah’a inanırım,</em> <em>isteyen evrime isteyen</em> <em>Allah’a inansın&#8230;” </em>Bu sözler Türkiye’de yankılanınca, inanmadım. Sancar, evrim konusunu bir <em>“inanç</em> <em>meselesi” </em>asla yapmaz. Bir çarpıtma vardı. <em>Bu sözler</em> <em>ona ait olamaz, </em>dedim.<br />
</span><br />
<span class="large">Çünkü Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim &#8211; değişime bizzat tanık olmuş bir bilim insanı. Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı <em>“Evrime inanmıyorum”</em> demez. Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar..<br />
</span><br />
<span class="large">Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye &#8211; değişime tanık olmuş bir insan. Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı. Bilim insanları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri <em>“Fotoliyaz” </em>diye isimlendirdiler.</span></p>
<div id="attachment_7082" style="width: 398px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7082" class=" wp-image-7082" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/aziz-sancar-kimdir.jpg" alt="" width="388" height="229" /><p id="caption-attachment-7082" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Aziz Sancar</p></div>
<p><span class="large"><strong>Nobel’in Öyküsü kitabı</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Sancar ise, Fotoliyaz geninin &#8211; proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını kanıtladı. Ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene &#8211; proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni <strong>Kriptokrom </strong>adıyla tescilledi! </span><span class="large">Bu 40 yıllık muhteşem öyküyü ve Aziz Sancar’ı “<strong>Aziz Sancar ve Nobel’in</strong><strong>Öyküsü</strong>” kitabımda anlattım.<br />
</span><br />
<span class="large">Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla olası değil. Bunları bildiğim için Sancar’a sordum, <em>nedir</em> <em>bu?</em> Nihayet Gürcistan’dan önceki gün döndü ve yanıtladı: <strong>Evrim gerçektir</strong>!</span></p>
<p><span class="large"><strong>Sancar konuşuyor</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca ile birbirimize güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle. Verdiği yanıtı yayımlama izni de verdi ama şunu da yazmak koşuluyla:<br />
</span><br />
<span class="large"><strong><em>“Aziz’i en çok üzen</em> <em>Türkiye’de üstümüze</em> <em>aptal tozu serpilmiş gibi</em><em>durmadan akla mantığa</em> <em>sığmayacak sebepler</em> <em>bulup, tüm enerjimizi bu </em><em>suni kavgalara harcıyor ve</em> <em>ülkemize zarar veriyoruz,</em> <em>bu büyük bir günahtır</em>&#8230;”</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye.<br />
</span><br />
<span class="large">Peki, gerçek neydi?<br />
</span><br />
<span class="large"><strong><em>“Bir gencimiz bilim ve</em> <em>inanç konusunda soru</em> <em>sordu. Ona şu yanıtı</em><em>verdim: ‘Ben Müslümanım</em> <em>ve Allah’a inanıyorum.</em> <em>Evrime inanmak gibi </em><em>bir şey yoktur, Evrim</em> <em>bir gerçektir ve inanç</em> <em>meselesi değildir</em>.”</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca: <em>“Suni kavgalar</em> <em>çıkarıp ülkemizi krizlere</em> <em>sürüklüyoruz&#8230; Bence bu </em><em>suni kavga başka şeylerde</em> <em>olduğu gibi maalesef</em> <em>Amerika’dan ithaldir. </em><em>Dünyanın en albenili</em> ‘yaratılış müzesi’ <em>benim</em> <em>eyaletimin batısındaki </em><em>Tennessee’dedir ve</em> <em>Türkiye’deki birçok</em> ‘creationist’ <em>buradaki</em> <em>yobazlardan ithal malı</em> <em>fikirlerle maalesef ülkemizi</em> <em>fuzuli işlerle mesgul ediyor</em>”.</span></p>
<p><span class="large"><strong>İlk evrimciler Müslüman bilimciler</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Sancar şunları da ekledi: <em>“En eski evrimciler İslamın</em> <em>Altın Çağı denen dönemde</em> <em>şimdiki Irak’taki Müslüman</em> <em>bilim adamlarıydı; bunu</em> <em>evrim fikrinin tarihçesi</em> <em>üzerine bir kitapta okudum.”</em> </span><br />
<span class="large">Aziz Hoca, kimya profesörü eşi <strong>Gwen</strong>’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor. Nedeni, Gwen’in okuduğu yıllarda Teksas’ta ortaeğitimde evrim okutulmamasıydı. Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitede okudu. Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki, <strong>“<em>Şimdi ikimiz de</em> <em>evrim ve Allah hakkında</em> <em>benzer fikirdeyiz. </em><em>Amerikalıların dediği</em> <em>gibi ‘you can’t cover the</em> <em>sun with mud’ (Güneşi </em><em>balçıkla sıvayamazsın).</em> <em>Evrim vardır ve kim ne</em> <em>derse desin bu gerçek </em><em>ortadadır</em>.”</strong></span></p>
<p><span class="large"><strong>‘Bilerek yanlış yansıtıldı’</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca, Azerbaycan’daki konuşmasının Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor. Medyaya hiç de çıkmak istemediğini biliyorum. Kendisine gelen görüşme, söyleşi vb. taleplerine yok diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor. </span><br />
<span class="large">Şu sözleri ne kadar doğru:<br />
</span><br />
<span class="large"><em>“<strong>Bu gibi abes işlerle</strong> <strong>uğraşsaydım sigaranın</strong> <strong>DNA’da kanserojen </strong><strong>tahribatının haritasını,</strong> &#8216;<strong>Piri Reis Haritası&#8217;nı</strong> <strong>yapabilir miydim</strong>..”  </em><br />
</span><br />
<span class="large">Sigaranın etkisi üzerine dünyada büyük ses getiren <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aziz-sancar-sigaranin-dnaya-verdigi-zararin-haritasini-cikardi">araştırmasını</a>, <strong>Herkese </strong><strong>Bilim Teknoloji </strong>dergisinde okuyabilirsiniz. </span></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p class="p1"><em><strong><span class="s1">*Bu yazı, 29 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</span></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aziz-sancar-evrim-gercektir-2">Aziz Sancar: Evrim gerçektir…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7079</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aziz Sancar: Evrim gerçektir&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/aziz-sancar-evrim-gercektir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jun 2017 18:08:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fotoliyaz]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nobel'in öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[yurtseverlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7068</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Aziz Sancar evrime inanmıyor, diyor ki: ben Allah’a inanırım, isteyen evrime isteyen Allah’a inansın&#8230;” Bu sözler Türkiye’de yankılanınca, inanmadım. Sancar, evrim konusunu bir “inanç meselesi” asla yapmaz. Bir çarpıtma vardı. Bu sözler ona ait olamaz, dedim. Çünkü Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim &#8211; değişime bizzat tanık olmuş bir bilim insanı. Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı “Evrime inanmıyorum” demez. Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar.. Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye &#8211; değişime tanık olmuş bir insan. Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı. Bilim insanları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri “Fotoliyaz” diye isimlendirdiler. Nobel’in Öyküsü kitabı Sancar ise, Fotoliyaz geninin &#8211; proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını kanıtladı. Ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene &#8211; proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni Kriptokrom adıyla tescilledi! Bu 40 yıllık muhteşem öyküyü ve Aziz Sancar’ı “Aziz Sancar ve Nobel’inÖyküsü” kitabımda anlattım. Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla olası değil. Bunları bildiğim için Sancar’a sordum, nedir bu? Nihayet Gürcistan’dan önceki gün döndü ve yanıtladı: Evrim gerçektir! Sancar konuşuyor Aziz Hoca ile birbirimize güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle. Verdiği yanıtı yayımlama izni de verdi ama şunu da yazmak koşuluyla: “Aziz’i en çok üzen Türkiye’de üstümüze aptal tozu serpilmiş gibidurmadan akla mantığa sığmayacak sebepler bulup, tüm enerjimizi bu suni kavgalara harcıyor ve ülkemize zarar veriyoruz, bu büyük bir günahtır&#8230;” Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye. Peki, gerçek neydi? “Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu. Ona şu yanıtıverdim: ‘Ben Müslümanım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir.” Aziz Hoca: “Suni kavgalar çıkarıp ülkemizi krizlere sürüklüyoruz&#8230; Bence bu suni kavga başka şeylerde olduğu gibi maalesef Amerika’dan ithaldir. Dünyanın en albenili ‘yaratılış müzesi’ benim eyaletimin batısındaki Tennessee’dedir ve Türkiye’deki birçok ‘creationist’ buradaki yobazlardan ithal malı fikirlerle maalesef ülkemizi fuzuli işlerle mesgul ediyor”. İlk evrimciler Müslüman bilimciler Sancar şunları da ekledi: “En eski evrimciler İslamın Altın Çağı denen dönemde şimdiki Irak’taki Müslüman bilim adamlarıydı; bunu evrim fikrinin tarihçesi üzerine bir kitapta okudum.”  Aziz Hoca, kimya profesörü eşi Gwen’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor. Nedeni, Gwen’in okuduğu yıllarda Teksas’ta ortaeğitimde evrim okutulmamasıydı. Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitede okudu. Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki, “Şimdi ikimiz de evrim ve Allah hakkında benzer fikirdeyiz. Amerikalıların dediği gibi ‘you can’t cover the sun with mud’ (Güneşi balçıkla sıvayamazsın). Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır.” ‘Bilerek yanlış yansıtıldı’ Aziz Hoca, Azerbaycan’daki konuşmasının Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor. Medyaya hiç de çıkmak istemediğini biliyorum. Kendisine gelen görüşme, söyleşi vb. taleplerine yok diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor.  Şu sözleri ne kadar doğru: “Bu gibi abes işlerle uğraşsaydım sigaranın DNA’da kanserojen tahribatının haritasını, &#8216;Piri Reis Haritası&#8217;nı yapabilir miydim..”   Sigaranın etkisi üzerine dünyada büyük ses getiren araştırmasını, Herkese Bilim Teknoloji dergisinde okuyabilirsiniz.  Orhan Bursalı *Bu yazı, 29 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/aziz-sancar-evrim-gercektir">Aziz Sancar: Evrim gerçektir&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span class="large"><strong><em>“Aziz Sancar</em></strong> <em>evrime</em> <em>inanmıyor, diyor</em> <em>ki: ben Allah’a inanırım,</em> <em>isteyen evrime isteyen</em> <em>Allah’a inansın&#8230;” </em>Bu sözler Türkiye’de yankılanınca, inanmadım. Sancar, evrim konusunu bir <em>“inanç</em> <em>meselesi” </em>asla yapmaz. Bir çarpıtma vardı. <em>Bu sözler</em> <em>ona ait olamaz, </em>dedim.<br />
</span><br />
<span class="large">Çünkü Aziz Hoca, yaptığı araştırmalarda evrimsel gelişim &#8211; değişime bizzat tanık olmuş bir bilim insanı. Ayrıca bilim dünyasında ciddi bir bilim insanı <em>“Evrime inanmıyorum”</em> demez. Aziz Hoca inançla bilimi her zaman ayrı tutar..<br />
</span><br />
<span class="large">Sancar, bizzat kendi araştırmalarında canlılardaki evrimsel gelişmeye &#8211; değişime tanık olmuş bir insan. Örneğin, bitkilerde ve bazı canlılarda ışıkla harekete geçerek DNA bozulmalarını onaran Fotoliyaz enzimi üzerine neredeyse 40 yıl çalıştı. Bilim insanları bu enzimi insanlarda çok aradılar, hatta buldukları bazı genleri <em>“Fotoliyaz” </em>diye isimlendirdiler.</span></p>
<p><span class="large"><strong>Nobel’in Öyküsü kitabı</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Sancar ise, Fotoliyaz geninin &#8211; proteininin insanlarda tam karşılığı olmadığını kanıtladı. Ama bu enzimin insanda başkalaşarak yine ışığa duyarlı, 24 saatlik biyolojik saatimizi ayarlayan bir başka gene &#8211; proteine dönüştüğünü gösterdi ve bu geni <strong>Kriptokrom </strong>adıyla tescilledi! </span><span class="large">Bu 40 yıllık muhteşem öyküyü ve Aziz Sancar’ı “<strong>Aziz Sancar ve Nobel’in</strong><strong>Öyküsü</strong>” kitabımda anlattım.<br />
</span><br />
<span class="large">Sancar araştırma makalelerinde evrimsel gelişmeye göndermeler yapan bir insan. Biyolojik varlığımızı evrimsel gelişmeden ayrı tutmak asla olası değil. Bunları bildiğim için Sancar’a sordum, <em>nedir</em> <em>bu?</em> Nihayet Gürcistan’dan önceki gün döndü ve yanıtladı: <strong>Evrim gerçektir</strong>!</span></p>
<p><span class="large"><strong>Sancar konuşuyor</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca ile birbirimize güveniriz. Bizi derin yurtseverlik ve bilim bağlar öncelikle. Verdiği yanıtı yayımlama izni de verdi ama şunu da yazmak koşuluyla:<br />
</span><br />
<span class="large"><strong><em>“Aziz’i en çok üzen</em> <em>Türkiye’de üstümüze</em> <em>aptal tozu serpilmiş gibi</em><em>durmadan akla mantığa</em> <em>sığmayacak sebepler</em> <em>bulup, tüm enerjimizi bu </em><em>suni kavgalara harcıyor ve</em> <em>ülkemize zarar veriyoruz,</em> <em>bu büyük bir günahtır</em>&#8230;”</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Tamamen katılıyorum. Yazıktır, günahtır bu ülkeye.<br />
</span><br />
<span class="large">Peki, gerçek neydi?<br />
</span><br />
<span class="large"><strong><em>“Bir gencimiz bilim ve</em> <em>inanç konusunda soru</em> <em>sordu. Ona şu yanıtı</em><em>verdim: ‘Ben Müslümanım</em> <em>ve Allah’a inanıyorum.</em> <em>Evrime inanmak gibi </em><em>bir şey yoktur, Evrim</em> <em>bir gerçektir ve inanç</em> <em>meselesi değildir</em>.”</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca: <em>“Suni kavgalar</em> <em>çıkarıp ülkemizi krizlere</em> <em>sürüklüyoruz&#8230; Bence bu </em><em>suni kavga başka şeylerde</em> <em>olduğu gibi maalesef</em> <em>Amerika’dan ithaldir. </em><em>Dünyanın en albenili</em> ‘yaratılış müzesi’ <em>benim</em> <em>eyaletimin batısındaki </em><em>Tennessee’dedir ve</em> <em>Türkiye’deki birçok</em> ‘creationist’ <em>buradaki</em> <em>yobazlardan ithal malı</em> <em>fikirlerle maalesef ülkemizi</em> <em>fuzuli işlerle mesgul ediyor</em>”.</span></p>
<p><span class="large"><strong>İlk evrimciler Müslüman bilimciler</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Sancar şunları da ekledi: <em>“En eski evrimciler İslamın</em> <em>Altın Çağı denen dönemde</em> <em>şimdiki Irak’taki Müslüman</em> <em>bilim adamlarıydı; bunu</em> <em>evrim fikrinin tarihçesi</em> <em>üzerine bir kitapta okudum.”</em> </span><br />
<span class="large">Aziz Hoca, kimya profesörü eşi <strong>Gwen</strong>’den önce evrim fikrini öğrendiğini söylüyor. Nedeni, Gwen’in okuduğu yıllarda Teksas’ta ortaeğitimde evrim okutulmamasıydı. Evrimi yine reddeden bir Methodist üniversitede okudu. Teksas’ta evrime karşı savaş açanlar o zaman başarı kazanmışlardı. Hoca diyor ki, <strong>“<em>Şimdi ikimiz de</em> <em>evrim ve Allah hakkında</em> <em>benzer fikirdeyiz. </em><em>Amerikalıların dediği</em> <em>gibi ‘you can’t cover the</em> <em>sun with mud’ (Güneşi </em><em>balçıkla sıvayamazsın).</em> <em>Evrim vardır ve kim ne</em> <em>derse desin bu gerçek </em><em>ortadadır</em>.”</strong></span></p>
<p><span class="large"><strong>‘Bilerek yanlış yansıtıldı’</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Aziz Hoca, Azerbaycan’daki konuşmasının Türkiye’ye bilerek yanlış yansıtıldığını düşünüyor. Medyaya hiç de çıkmak istemediğini biliyorum. Kendisine gelen görüşme, söyleşi vb. taleplerine yok diyor. Çünkü bu anlamsız tartışmaların içine çekilmek istemediğini belirtiyor. </span><br />
<span class="large">Şu sözleri ne kadar doğru:<br />
</span><br />
<span class="large"><em>“<strong>Bu gibi abes işlerle</strong> <strong>uğraşsaydım sigaranın</strong> <strong>DNA’da kanserojen </strong><strong>tahribatının haritasını,</strong> &#8216;<strong>Piri Reis Haritası&#8217;nı</strong> <strong>yapabilir miydim</strong>..”  </em><br />
</span><br />
<span class="large">Sigaranın etkisi üzerine dünyada büyük ses getiren <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/aziz-sancar-sigaranin-dnaya-verdigi-zararin-haritasini-cikardi">araştırmasını</a>, <strong>Herkese </strong><strong>Bilim Teknoloji </strong>dergisinde okuyabilirsiniz. </span></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p class="p1"><em><strong><span class="s1">*Bu yazı, 29 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</span></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/aziz-sancar-evrim-gercektir">Aziz Sancar: Evrim gerçektir&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7068</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tevfik Uyar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2017 23:21:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tevfik Uyar]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[birikim]]></category>
		<category><![CDATA[entelektüel]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[önem]]></category>
		<category><![CDATA[piksel]]></category>
		<category><![CDATA[Raymond Williams]]></category>
		<category><![CDATA[reddit]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel kapasite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ünlü kültür kuramcısı Raymond Williams’a göre “kültür” kelimesi İngilizce’deki en karmaşık 2-3 kelimeden birisi ve 164 farklı tanıma sahip (1). Belki de Williams bu cümleyi sarf ettikten sonra yenileriyle birlikte 200&#8217;e dayanmıştır. Aslına bakarsanız ben de bir kültür tanımı yapsam çok eğlenebilirim (yazı sonuna doğru yapacağım da). Kültür kelimesinin kökeni tarıma dayanır. Bildiğiniz kültür mantarındaki kültür yani&#8230; Latince dilinde tarla sürmek anlamına gelen “cultura” kelimesinden Fransızca&#8217;ya “culture” olarak geçmiş, bu dilde “eğitim yoluyla insanın tarla gibi sürülmesi” gibi bir anlama kavuşmuş. 18. yüzyıl sonunda Almanca’da “insanın zihinsel kapasitesinin yarattığı değer” anlamında kullanılmış (2) ve nihayet 1805 yılında toplumun entelektüel birikimine bir karşılık olarak kullanılmaya başlanmış (3). Akademik tanımlardan kayda değer bulduğum ikisinden de bahsedeyim: E. B. Tylor’a göre kültür toplum üyelerinin kazandığı bilgi, sanat, ahlak, gelenek ve benzeri alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür (4). B. Parekh&#8217;e göreyse “Tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemi, ya da başka bir deyişle, bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları bir inançlar ve adetler sistemi, insan yaşamını anlamanın ve düzenlemenin bir yolu” (5). Bu tanımlardan gözümüzün seçtiği, aklımızın hemen çekip çıkardığı birkaç kavram olmuştur: Zihinsel kapasitenin yarattığı değer, bilgi, sanat, ahlak, gelenek, anlam, önem, inanç ve adet. Kültür hepsidir. İnsanı insan yapandır. Belki diğer canlılardan ayıran şey başlı başına kültürdür; çünkü kendi sembollerini böylesine yaratıp sonra onlara anlam ve değer yükleyerek başkalarına ve hatta sıradaki nesillere bu kadar aktarabilen başka bir canlı yoktur. Dil dahi başlı başına bir kültür öğesidir aslında. Bir uzaylı tür Dünya&#8217;yı ziyarete gelse, görecekleri ve algılayacakları şey biyolojik varlığımızdan önce kültürümüz olacaktır. Araçlar, binalar, festivaller, karnavallar, TV ve radyo yayınlarının içindekiler&#8230; Yani &#8216;kültür&#8217; içi geniş, çok ama çok geniş bir kavram&#8230; Bir toplumun, bir çağın kültürünü görüp algılamak istemek, büyük şey istemek değil midir? Ancak&#8230; Yine de&#8230; Belki  de&#8230; &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221; denen şeyi tamamıyla değil de, şöyle kolayca anlamanın, anlatmanın, bir çırpıda görmenin ya da göstermenin bir yolu vardır? Mesela bir zaman makinesine binip geçmişe gidip, bulduğunuz bir insan topluluğuna sınırsız boya ve silgi verdiğinizi ve büyükçe bir mağara duvarına istediklerini yazıp çizmelerini, isterlerse başkasının yazdıklarının üstüne yazabileceklerini söylesek? Eğer bunu dövüşmeden yapmayı başarırlarsa -yani aralarında zaman zaman anlaşmazlık çıksa da asgari bir müşterekte buluşabileceklerini varsayarsak- çıkacak büyük resim bize bulunduğumuz tarihteki insanların doğayı, dünyayı ve birbirlerini algılayış biçimleri ve bunları nasıl sembolize ettikleri hakkında muazzam bir fikir vermez miydi? Bana verirdi gibi geliyor. Birini karşımıza oturtup &#8220;anlat bakalım geçmişteki dostum, sizin kültürde neler var?&#8221; demekten ya da bir köşeye oturup farklı toplumların tek tek ne yaptıklarını izleyerek öğrenmekten çok daha pratik, verimli ve gerçekçi olabilirdi. Velhasıl&#8230; Bunun yapılmışı var! Hem de günümüzde. Sosyal medya platformlarından biri olan Reddit, 1 Nisan&#8217;da kullanıcılarına 1024 x 1024&#8217;lük bir alan açtı. Kullanıcılar bu alanda istedikleri bir yere her 5 dakikada bir nokta koyabilecekti. Bu noktanın rengini 16 renk arasından seçeceklerdi. Kısa sürede on binlerce Reddit kullanıcısı faaliyete iştirak etti ve 72 saat içerisinde ortaya kollektif bir desen çıktı. (Resmin tamamını görmek isteyenler için hemen yana koydum. Dileyenler oradan büyüğüne bakıp indirsinler.) Mağara örneğini ele alırsak, bu resim çağımızın &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221;nü yansıtmaktadır (Gerçi tam olarak böyle değil. Bu kadar kapsayıcı bir ifade kullanırsam haksızlık etmiş, hatta &#8216;etnosantrik&#8217; yaklaşmış olurum. Doğrusu &#8216;bilgisayar ve internet kullanabilen, bilgi çağı insanı kültürü&#8217; olmalı. Papua Yeni Gine ya da Güney Amerika yerlilerinin kültürü dahil değil maalesef.) Gerek nihai resim, gerekse yapılış sürecinde yaşananlar, bana göre oldukça büyüleyici. En azından bazı kültürlerin temsili açısından&#8230; İnternet kullanabilen, çoğunluğu batılı, bilgi çağı toplumu üyelerinin böylesine serbest atışla kendi sembollerini ortaya koyma süreci bence çok şey anlatıyor. Resimde oyun logoları, şahıslar, Mona Lisa tablosu, bazı anlamlı metinler, tarihler, pixel-art sanatının müthiş ürünleri, desenler, LGBTi&#8217;yi temsil eden köşeden köşeye uzanan gökkuşağı gibi kimlik sembolleri, futbol takımı armaları, anime karakterleri&#8230; Daha neler neler var. Üstelik bunlar tek bir kişinin kaleminden, fırçasından -ya da fare tıkından- değil, kolektif bir çalışma ürünü olarak ortaya çıkıyor. Şuradaki videoda, tüm süreç hızlandırılmış bir biçimde görülüyor. Bazı kayda değer oluşum ve mücadeleleri yakın pencereden izlemek içinse şu video. Detaylara ve kolektif çalışma biçimine hayran kalmak isterseniz ikinci videoyu özellikle öneririm. En çok göze çarpan, hemen gözlerimizin seçiverdiği şeyler elbette bayraklar. Bayrakların oluşma süreci ayrıca anlatmaya değer Gördüğünüz üzere resimde bayraklar var&#8230; Göze çarpan bayrakların gayrisafi milli hasılası yüksek ülkelerin bayrakları olması pek tesadüf değil bana kalırsa. Bazı bayraklar arasında etkileşim de mevcut. Mesela Türkiye ve Yunanistan bayrakları arasında iki ülkenin dostluğunu simgeleyen bir kalp var (ancak yapılış sürecinde Türk bayrağı yapılırken Yunan bayrağının Türk bayrağını silecek şekilde yapıldığı, daha sonra hemen yanına yeniden Türk bayrağı yapılıp, aradaki dostluk simgesi kalbin ortaya çıktığını belirtmem gerek&#8230; Sanırım ilk başta mücadele eden az sayıda birileri vardı. Katılımcılar arttıkça dostluk kazandı. Sadece tahmin&#8230;) Bayrak savaşı bize has değil. Fransız ve Alman bayrakları da kapıştılar. Ancak araya bir Avrupa Birliği bayrağı girdi ve mutabakat sağlandı. Bir diğer bayrak savaşı da, ilginçtir, Danimarka ve İsveç arasında yaşandı. Lakin onlar da nihayetinde anlaştılar; her ne kadar İsveç &#8216;daha çok anlaşmış&#8217; görünüyor olsa da. Peki Reddit&#8217;in bu uygulaması nasıl ve neden sona erdi dersiniz? Başlıca şüphelerden birisi şu: Birileri hemen, kendi diledikleri resmi emek harcamadan yapabilmek için script, yani hazır kod kullanmaya başlaması işin tadını kaçırmış. Örneğin Arjantin bayrağını yapan şahıs, bu bayrak üzerindeki her türlü değişikliği geri alan bir script yazmış (6). Bir süre sonra başkaları da böyle işlere girişmiş olmalı. Yani kolektif bir emekten doğabilecek güzellikler, bir kaç uyanığın hamlesiyle engellenmiş olabilir. Fakat böyle olması bile müthiş bir şey bence zira sona erme biçimi bile &#8220;insanı&#8221; ve çağımızın kültürünü birebir yansıtmıyor mu? ORTAK MALLARIN TRAJEDİSİ. Hoş geldin insan!. Her neyse&#8230; Şimdi vaat ettiğim üzere, kendi kültür tanımımı yapayım: Kültür, yeterince kalabalık bir insana üzerine yazıp çizebilecekleri ve birbirlerinin yazıp çizdiklerini silebilecekleri alan ve imkan verdiğinizde bir süre sonra ortaya çıkandır. Dil&#8230; Sanat&#8230; İnanç&#8230; Her türlü temsil&#8230; Son diyeceğimi de diyeyim: Bence tekrar Voyager plağı gönderilecek olursa içine bu resmi ve yapılış videosunu koysunlar. Herkese iyi haftalar Tevfik Uyar / @tevfik_uyar Kaynaklar:  1) Emre Gökalp, “Kültür ve Toplum”, Sosyolojiye Giriş. Ed. Nadir Suğur, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012) 2) Feyzullah Eroğlu, Davranış Bilimleri. (İstanbul: Beta Yayınevi, 2011) 3) Etymonline.com çevrimiçi etimoloji sözlüğü, “culture” maddesi. 5) Bozkurt Güvenç, Kültür ve Demokrasi. (Ankara: Gündoğan Yayınları, 1996) 5) Ali Ergur, “Kültür”, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar. Ed. Emre Gökalp, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012) 6) http://knowyourmeme.com/memes/events/rplace</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan">Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü kültür kuramcısı Raymond Williams’a göre “kültür” kelimesi İngilizce’deki en karmaşık 2-3 kelimeden birisi ve 164 farklı tanıma sahip (1). Belki de Williams bu cümleyi sarf ettikten sonra yenileriyle birlikte 200&#8217;e dayanmıştır. Aslına bakarsanız ben de bir kültür tanımı yapsam çok eğlenebilirim (yazı sonuna doğru yapacağım da).</p>
<p>Kültür kelimesinin kökeni tarıma dayanır. Bildiğiniz kültür mantarındaki kültür yani&#8230; Latince dilinde tarla sürmek anlamına gelen “cultura” kelimesinden Fransızca&#8217;ya “culture” olarak geçmiş, bu dilde “eğitim yoluyla insanın tarla gibi sürülmesi” gibi bir anlama kavuşmuş. 18. yüzyıl sonunda Almanca’da “insanın zihinsel kapasitesinin yarattığı değer” anlamında kullanılmış (2) ve nihayet 1805 yılında toplumun entelektüel birikimine bir karşılık olarak kullanılmaya başlanmış (3). Akademik tanımlardan kayda değer bulduğum ikisinden de bahsedeyim: E. B. Tylor’a göre kültür toplum üyelerinin kazandığı bilgi, sanat, ahlak, gelenek ve benzeri alışkanlıkları kapsayan karmaşık bir bütündür (4). B. Parekh&#8217;e göreyse “Tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemi, ya da başka bir deyişle, bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları bir inançlar ve adetler sistemi, insan yaşamını anlamanın ve düzenlemenin bir yolu” (5).</p>
<p>Bu tanımlardan gözümüzün seçtiği, aklımızın hemen çekip çıkardığı birkaç kavram olmuştur: Zihinsel kapasitenin yarattığı değer, bilgi, sanat, ahlak, gelenek, anlam, önem, inanç ve adet. Kültür hepsidir. İnsanı insan yapandır. Belki diğer canlılardan ayıran şey başlı başına kültürdür; çünkü kendi sembollerini böylesine yaratıp sonra onlara anlam ve değer yükleyerek başkalarına ve hatta sıradaki nesillere bu kadar aktarabilen başka bir canlı yoktur. Dil dahi başlı başına bir kültür öğesidir aslında. Bir uzaylı tür Dünya&#8217;yı ziyarete gelse, görecekleri ve algılayacakları şey biyolojik varlığımızdan önce kültürümüz olacaktır. Araçlar, binalar, festivaller, karnavallar, TV ve radyo yayınlarının içindekiler&#8230;</p>
<p>Yani &#8216;kültür&#8217; içi geniş, çok ama çok geniş bir kavram&#8230; Bir toplumun, bir çağın kültürünü görüp algılamak istemek, büyük şey istemek değil midir?</p>
<p>Ancak&#8230; Yine de&#8230; Belki  de&#8230; &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221; denen şeyi tamamıyla değil de, şöyle kolayca anlamanın, anlatmanın, bir çırpıda görmenin ya da göstermenin bir yolu vardır?</p>
<p>Mesela bir zaman makinesine binip geçmişe gidip, bulduğunuz bir insan topluluğuna sınırsız boya ve silgi verdiğinizi ve büyükçe bir mağara duvarına istediklerini yazıp çizmelerini, isterlerse başkasının yazdıklarının üstüne yazabileceklerini söylesek? Eğer bunu dövüşmeden yapmayı başarırlarsa -yani aralarında zaman zaman anlaşmazlık çıksa da asgari bir müşterekte buluşabileceklerini varsayarsak- çıkacak büyük resim bize bulunduğumuz tarihteki insanların doğayı, dünyayı ve birbirlerini algılayış biçimleri ve bunları nasıl sembolize ettikleri hakkında muazzam bir fikir vermez miydi? Bana verirdi gibi geliyor. Birini karşımıza oturtup &#8220;anlat bakalım geçmişteki dostum, sizin kültürde neler var?&#8221; demekten ya da bir köşeye oturup farklı toplumların tek tek ne yaptıklarını izleyerek öğrenmekten çok daha pratik, verimli ve gerçekçi olabilirdi.</p>
<p>Velhasıl&#8230; Bunun yapılmışı var! Hem de günümüzde.</p>
<p>Sosyal medya platformlarından biri olan Reddit, 1 Nisan&#8217;da kullanıcılarına 1024 x 1024&#8217;lük bir alan açtı. Kullanıcılar bu alanda istedikleri bir yere her 5 dakikada bir nokta koyabilecekti. Bu noktanın rengini 16 renk arasından seçeceklerdi. Kısa sürede on binlerce Reddit kullanıcısı faaliyete iştirak etti ve 72 saat içerisinde ortaya kollektif bir desen çıktı.</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a.png"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-6068 size-medium" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-300x300.png" alt="" width="300" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-300x300.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a-150x150.png 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/a1a.png 1024w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a>(Resmin tamamını görmek isteyenler için hemen yana koydum. Dileyenler oradan büyüğüne bakıp indirsinler.)</p>
<p>Mağara örneğini ele alırsak, bu resim çağımızın &#8220;İnsanlık Kültürü&#8221;nü yansıtmaktadır (Gerçi tam olarak böyle değil. Bu kadar kapsayıcı bir ifade kullanırsam haksızlık etmiş, hatta &#8216;etnosantrik&#8217; yaklaşmış olurum. Doğrusu &#8216;bilgisayar ve internet kullanabilen, bilgi çağı insanı kültürü&#8217; olmalı. Papua Yeni Gine ya da Güney Amerika yerlilerinin kültürü dahil değil maalesef.)</p>
<p>Gerek nihai resim, gerekse yapılış sürecinde yaşananlar, bana göre oldukça büyüleyici. En azından bazı kültürlerin temsili açısından&#8230; İnternet kullanabilen, çoğunluğu batılı, bilgi çağı toplumu üyelerinin böylesine serbest atışla kendi sembollerini ortaya koyma süreci bence çok şey anlatıyor.</p>
<p>Resimde oyun logoları, şahıslar, Mona Lisa tablosu, bazı anlamlı metinler, tarihler, pixel-art sanatının müthiş ürünleri, desenler, LGBTi&#8217;yi temsil eden köşeden köşeye uzanan gökkuşağı gibi kimlik sembolleri, futbol takımı armaları, anime karakterleri&#8230; Daha neler neler var. Üstelik bunlar tek bir kişinin kaleminden, fırçasından -ya da fare tıkından- değil, kolektif bir çalışma ürünü olarak ortaya çıkıyor. Şuradaki <a href="https://www.youtube.com/watch?v=XnRCZK3KjUY" target="_blank" rel="noopener noreferrer">videoda</a>, tüm süreç hızlandırılmış bir biçimde görülüyor. Bazı kayda değer oluşum ve mücadeleleri yakın pencereden izlemek içinse <a href="https://www.youtube.com/watch?v=RCAsY8kjE3w" target="_blank" rel="noopener noreferrer">şu video</a>. Detaylara ve kolektif çalışma biçimine hayran kalmak isterseniz ikinci videoyu özellikle öneririm.</p>
<p>En çok göze çarpan, hemen gözlerimizin seçiverdiği şeyler elbette bayraklar. Bayrakların oluşma süreci ayrıca anlatmaya değer <img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-6069" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace-300x154.png" alt="" width="300" height="154" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace-300x154.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/rplace.png 485w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Gördüğünüz üzere resimde bayraklar var&#8230; Göze çarpan bayrakların gayrisafi milli hasılası yüksek ülkelerin bayrakları olması pek tesadüf değil bana kalırsa. Bazı bayraklar arasında etkileşim de mevcut. Mesela Türkiye ve Yunanistan bayrakları arasında iki ülkenin dostluğunu simgeleyen bir kalp var (ancak yapılış sürecinde Türk bayrağı yapılırken Yunan bayrağının Türk bayrağını silecek şekilde yapıldığı, daha sonra hemen yanına yeniden Türk bayrağı yapılıp, aradaki dostluk simgesi kalbin ortaya çıktığını belirtmem gerek&#8230; Sanırım ilk başta mücadele eden az sayıda birileri vardı. Katılımcılar arttıkça dostluk kazandı. Sadece tahmin&#8230;) Bayrak savaşı bize has değil. Fransız ve Alman bayrakları da kapıştılar. Ancak araya bir Avrupa Birliği bayrağı girdi ve mutabakat sağlandı. Bir diğer bayrak savaşı da, ilginçtir, Danimarka ve İsveç arasında yaşandı. Lakin onlar da nihayetinde anlaştılar; her ne kadar İsveç &#8216;daha çok anlaşmış&#8217; görünüyor olsa da.</p>
<p>Peki Reddit&#8217;in bu uygulaması nasıl ve neden sona erdi dersiniz?</p>
<p>Başlıca şüphelerden birisi şu: Birileri hemen, kendi diledikleri resmi emek harcamadan yapabilmek için script, yani hazır kod kullanmaya başlaması işin tadını kaçırmış. Örneğin Arjantin bayrağını yapan şahıs, bu bayrak üzerindeki her türlü değişikliği geri alan bir script yazmış (6). Bir süre sonra başkaları da böyle işlere girişmiş olmalı. Yani kolektif bir emekten doğabilecek güzellikler, bir kaç uyanığın hamlesiyle engellenmiş olabilir. Fakat böyle olması bile müthiş bir şey bence zira sona erme biçimi bile &#8220;insanı&#8221; ve çağımızın kültürünü birebir yansıtmıyor mu? ORTAK MALLARIN TRAJEDİSİ. Hoş geldin insan!.</p>
<p>Her neyse&#8230; Şimdi vaat ettiğim üzere, kendi kültür tanımımı yapayım: Kültür, yeterince kalabalık bir insana üzerine yazıp çizebilecekleri ve birbirlerinin yazıp çizdiklerini silebilecekleri alan ve imkan verdiğinizde bir süre sonra ortaya çıkandır. Dil&#8230; Sanat&#8230; İnanç&#8230; Her türlü temsil&#8230;</p>
<p>Son diyeceğimi de diyeyim: Bence tekrar Voyager plağı gönderilecek olursa içine bu resmi ve yapılış videosunu koysunlar.</p>
<p>Herkese iyi haftalar</p>
<p><strong>Tevfik Uyar / <a href="https://twitter.com/tevfik_uyar" target="_blank" rel="noopener noreferrer">@tevfik_uyar</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_884" class="selectable">1) Emre Gökalp, “Kültür ve Toplum”, Sosyolojiye Giriş. Ed. Nadir Suğur, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012)</div>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_862">2) Feyzullah Eroğlu, Davranış Bilimleri. (İstanbul: Beta Yayınevi, 2011)</div>
<div id="yui_3_14_1_1_1491862568060_859">3) Etymonline.com çevrimiçi etimoloji sözlüğü, “culture” maddesi.</div>
<div>5) Bozkurt Güvenç, Kültür ve Demokrasi. (Ankara: Gündoğan Yayınları, 1996)</div>
<div>5) Ali Ergur, “Kültür”, Sosyal Bilimlerde Temel Kavramlar. Ed. Emre Gökalp, (Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2012)</div>
<div>6) http://knowyourmeme.com/memes/events/rplace</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tevfikuyar/kultur-ne-tuhaf-pikseller-filan">Kültür ne tuhaf, pikseller filan&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6067</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anayasa’da Laiklik tartışması</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Oct 2016 12:19:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[laik]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yarın, HBT-BAU konferansında yapacağım “Demokrasi ve Laiklik” konuşmamda konuyu noktalamayı tasarlıyordum ki&#8230; 27 Mayıs 1960 devrimi veya darbesinin 56. yıl dönümünde 27 Mayıs tarihli Cumhuriyet Gazetesi “laiklik” manşetleriyle dolup taşıyor: ABD merkezli PEW araştırmasına göre “Türkiye’de son 3 yılda anlamlı değişmeler oluyor”muş. Nuray Mert, “Kapatmayalım, Laikliği tartışalım” diyor, Güray Öz, “Görevinizi yaptınız artık dağılabilirsiniz!” Semih İdiz, Kahraman’ın [kişisel] sözleri yararlı oldu.” Tayfun Atay, Seyir Defteri’nde “Türkiye laiktir, laik kalacaktır!” Başkan Erdoğan, “Kişiler dini inançlarına göre özgür yaşıyorsa, İslam vurgusuna gerek yok. Bırakın laiklik yerli yerinde kalsın” deyip, son noktayı koydu. Ancak, tartışma bitmedi, yeni başlıyor. Kapandığını sandığım konuya geri dönüyorum. Çünkü laiklik ya bilinmiyor ya da çarpıtılıyor. Laiklik, demokrasinin önkoşulu Laiklik, yalnız dinle, devlet işlerinin ayrılması; devletin dinlere eşit mesafede olması; yalnız Müslüman Kardeşler eğitimi görmüşlerin din ve inançlarını özgürce yaşaması değil; insan sayılmayan, eğitimden yoksun olduğu için hak ve özgürlüklerini kullanamayan, Atinalı “laikos”, Romalı “laicus,” Parisli “laique”lerin (yani kadın ve yoksulların) eşit yurttaşlık haklarına kavuşmasını sağlayan bütün demokrasinin ön koşuludur. Ortaçağ devletlerinin iktidar ortağı olan Kilise, laiklere eşit yurttaşlık vadeden devrimcileri dinsizlik ve “laikçilik”le itham etti. “Laiklik dinsizlik”tir yargılaması Fransa’dan gelmişti. CHP’nin Altı Oku’ndan beşinin sonu “çilik”(izm) ile bittiği halde, sonunda “çilik” olmayan yegane ok, Türkçeye çeviremediğimiz için doğru anlayamadığımız, sağa sola çekiştirip durduğumuz “laiklik”tir. Yaygın “Laiklik dinsizliktir!” söylemini hoş gören L a i k l i k: Anayasa&#8217;ya gerek yok; Kur’an-ı Kerim neyimize yetmiyorsa? Devlet, kulların günah işleme özgürlüğüne sınır koymuyorsa? Soygun ve yağmanın hesabı ancak ahirette sorulacaksa? Dinimiz, 8 yaşındaki kızlara nikah kıyıyor, laik kim oluyorsa? Parlamento yerine Başkanlık sistemini isteme hakkımız baki? Diyorsa&#8230; Başkan Erdoğan, laik bir Anayasa’ya neden karşı çıksın ki? Çoğunluğu Müslüman olan başka hangi ülkede, din, inanç ve ifade özgürlüğü yasal güvence altındadır? Bırakınız laiklik kalsın, Yeni Anayasa’da İslami güvenceye ihtiyaç yoktur*. Son yıllarda sayıları hızla artan İmam Hatipliler çoğunluk olunca, laikliği savunanlar azalacak ve susacaklardır. Belki o zaman geldiğinde düşünür, gereğini yaparız. Diyalektik mantık, ‘kendini bil’emeyen” şaşkın bireylerden oluşan, paralel cemaatlerle, bilgisayar destekli satranç oynuyor. Az daha yanılıp Sayın Başkanımızı, laiklik konusunda tarihi gerçeği görüp “Halife Sultanlık” tutkusundan kurtulmasını kutlayacaktım. Neyse ki, Yüce Tanrı ya da koruyucu meleğim beni uyardı da aklım başıma geldi. Derin bir gaflet uykusundan uyandım. Çok şükürler olsun. Darısı, benim gibi hayatı boyunca “ortak inanç” yerine, Ortak Aklı bilimde arayan; ama bulamayan laik okurlarımın başına. Hoşçakalın, inançla kalın. Aman, karamsarlığa kapılmayın. Gün doğmadan neler doğar, o gizemli DOĞA Ana&#8217;dan. *Not: Başkan Kahraman’ın başkanı bulunduğu Birlik Vakfı’nın “Anayasa Teklifi’nde “muğlak laiklik” ilkesi yoktu ama başkanlık sistemi vardı (2008). Bozkurt Güvenç *Bu yazı, 06 Mayıs 2016 tarihli Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi">Anayasa’da Laiklik tartışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yarın, HBT-BAU konferansında yapacağım “Demokrasi ve Laiklik” konuşmamda konuyu noktalamayı tasarlıyordum ki&#8230; 27 Mayıs 1960 devrimi veya darbesinin 56. yıl dönümünde 27 Mayıs tarihli <em>Cumhuriyet</em> Gazetesi “laiklik” manşetleriyle dolup taşıyor:</p>
<ul>
<li>ABD merkezli <em>PEW</em> araştırmasına göre “Türkiye’de son 3 yılda anlamlı değişmeler oluyor”muş.</li>
<li>Nuray Mert, “Kapatmayalım, Laikliği tartışalım” diyor,</li>
<li>Güray Öz, “Görevinizi yaptınız artık dağılabilirsiniz!”</li>
<li>Semih İdiz, Kahraman’ın [kişisel] sözleri yararlı oldu.”</li>
<li>Tayfun Atay, Seyir Defteri’nde <em>“Türkiye laiktir, laik kalacaktır!”</em></li>
<li>Başkan Erdoğan, “Kişiler dini inançlarına göre özgür yaşıyorsa, İslam vurgusuna gerek yok. Bırakın laiklik yerli yerinde kalsın” deyip, son noktayı koydu.</li>
</ul>
<p>Ancak, tartışma bitmedi, yeni başlıyor. Kapandığını sandığım konuya geri dönüyorum. Çünkü laiklik ya bilinmiyor ya da çarpıtılıyor.</p>
<p><strong>Laiklik, demokrasinin önkoşulu</strong></p>
<p><em>Laiklik</em>, yalnız <em>dinle, devlet işlerinin ayrılması</em>; devletin dinlere <em>eşit mesafede olması;</em> yalnız Müslüman Kardeşler eğitimi görmüşlerin din ve inançlarını özgürce yaşaması değil; insan sayılmayan, eğitimden yoksun olduğu için hak ve özgürlüklerini kullanamayan, Atinalı “laikos”, Romalı “laicus,” Parisli “<em>laique</em>”lerin (<u>yani kadın ve yoksulların)</u> eşit yurttaşlık haklarına kavuşmasını sağlayan bütün demokrasinin ön koşuludur.</p>
<p>Ortaçağ devletlerinin iktidar ortağı olan Kilise, laiklere eşit yurttaşlık vadeden devrimcileri <strong>dinsizlik ve “<em>laikçilik</em>”le itham</strong> etti. “<em>Laiklik dinsizlik</em>”tir yargılaması Fransa’dan gelmişti. CHP’nin Altı Oku’ndan beşinin sonu “çilik”(<em>izm</em>) ile bittiği halde, sonunda “çilik” olmayan yegane ok, Türkçeye çeviremediğimiz için doğru anlayamadığımız, sağa sola çekiştirip durduğumuz “<em>laiklik</em>”tir.</p>
<ul>
<li>Yaygın “<em>Laiklik dinsizliktir</em>!” söylemini hoş gören <strong>L a i k l i k:</strong></li>
<li>Anayasa&#8217;ya gerek yok; <em>Kur’an-ı Kerim</em> neyimize yetmiyorsa?</li>
<li>Devlet, kulların günah işleme özgürlüğüne sınır koymuyorsa?</li>
<li>Soygun ve yağmanın hesabı ancak ahirette sorulacaksa?</li>
<li>Dinimiz, 8 yaşındaki kızlara nikah kıyıyor, laik kim oluyorsa?</li>
<li>Parlamento yerine Başkanlık sistemini isteme hakkımız baki?</li>
</ul>
<p>Diyorsa&#8230;</p>
<p><strong>Başkan Erdoğan, <em>laik bir Anayasa’ya</em> neden karşı çıksın ki? </strong></p>
<p>Çoğunluğu Müslüman olan başka hangi ülkede, <em>din, inanç ve ifade özgürlüğü</em> yasal güvence altındadır? <em>Bırakınız laiklik kalsın, Yeni Anayasa’da İslami güvenceye ihtiyaç yoktur<strong>*</strong>. S</em>on yıllarda sayıları hızla artan İmam Hatipliler çoğunluk olunca, laikliği savunanlar azalacak ve susacaklardır. Belki o zaman geldiğinde düşünür, gereğini yaparız.</p>
<p>Diyalektik mantık, ‘<em>kendini bil’</em>emeyen” şaşkın bireylerden oluşan, paralel cemaatlerle, bilgisayar destekli satranç oynuyor.</p>
<p>Az daha yanılıp Sayın Başkanımızı, laiklik konusunda tarihi gerçeği görüp “<em>Halife Sultanlık</em>” tutkusundan kurtulmasını kutlayacaktım.</p>
<p>Neyse ki, Yüce Tanrı ya da koruyucu meleğim beni uyardı da aklım başıma geldi. Derin bir gaflet uykusundan uyandım. Çok şükürler olsun. Darısı, benim gibi hayatı boyunca “ortak inanç” yerine, Ortak Aklı bilimde arayan; ama bulamayan laik okurlarımın başına.</p>
<p>Hoşçakalın, inançla kalın. Aman, karamsarlığa kapılmayın.</p>
<p><em>Gün doğmadan neler doğar, o gizemli DOĞA Ana&#8217;dan</em>.</p>
<p>*<strong>Not</strong>: Başkan Kahraman’ın başkanı bulunduğu Birlik Vakfı’nın “<em>Anayasa Teklifi’</em>nde “muğlak laiklik” ilkesi yoktu ama başkanlık sistemi vardı (2008).</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><em>*Bu yazı, 06 Mayıs 2016 tarihli Herkese Bilim Teknoloji dergisinde yayınlanmıştır.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/anayasada-laiklik-tartismasi">Anayasa’da Laiklik tartışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4137</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnanç nedir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/inanc-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2016 09:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3605</guid>

					<description><![CDATA[<p>4 “çerçeve çizgisi” ile bir anlatma denemesi Bir şeyin ne olduğunu anlamak için kısa yol onu tanımlamaya çalışmak ise de, bu her zaman kolay olmayabilir. Özellikle de zaman içinde farklı anlamlar yüklene yüklene –hatta anlam yüklenmeksizin –  iyice buğulu hale gelmişse. Demokrasi, egemenlik, eğitim, laiklik bunlardan sadece birkaçı. Hele bu sis içindeki kavram dini içerikli olduğu için sorgulanamazlık (ezber) zırhı ile de korunmuşsa, her isteyenin istediği anlama çekebileceği bir joker kavram ortaya çıkıyor. “İnanç” böylesi çok yönlü bir sözcük.  Tüm siyasal İslamcı örgütler her ne yapıyorlarsa inançları gereğince yapıyorlar.  Başlarını örtenler, burkaya bürünenler, açanlar ya da hiç giyinmeyenlerin de gerekçesi yine inançları.  Hak-hukuk gözetenin de yiyenin de gerekçesi inanç. Liste uzatılabilir. Eğer bir şey bu denli farklı tutum ve eylemlere, hiçbir açıklamaya ihtiyaç duyulmaksızın referans olabiliyorsa bu, o şeyin tanımlanması gerektiğinin bir kanıtı sayılabilir. Ama bu denli likit hale gelmiş bir kavramı doğrudan tanımlamaya çalışmak yerine, ancak birkaç kenar çizgisini çizmeye çalışıp olabildiğince dar bir alana sıkıştırmakla işe girişilebilir.  Çerçeve çizgisi 1 İnanç özneldir. Her kişi için tanımı, farklı olabilir. Her kişinin kendi özelindeki evren tasavvuru içinde “cevabının öyle olduğundan” emin olduğu sorular bulunduğu, hatta evren tasavvuru çerçevesinin bu soruların yanıtlarıyla sınırlı olduğu söylenebilir. Serbest bırakılan cismin niçin yere doğru hareket ettiği, yeni çağın başlangıcının hangi olay olduğu, Batı ülkelerinin niçin geliştiği, ölen bir kimsenin daha sonra ne olacağı, yapılan – iyi ya da kötü –  bir eylemin karşılığının ne olduğu ve binlerce soru. Çerçeve çizgisi 2 Evren tasavvurunu oluşturan soruların cevaplandırılması için iki yoldan birisi, aracı, gözlemlere dayalı akıl yürütme olan müspet bilim yolu; diğeri ise daha önceki bilgi, gözlem, akıl yürütmelerinin de eşliğindeki sezgilere dayalı inanç yolu. Müspet bilimin tanımlayabildiği evren tasavvurunun sınırları sabit olmayıp giderek genişlemektedir. Ama bunun nereye kadar varacağı, vardığı yerin gerçeğin ne kadarını kapsadığı, hatta gerçek diye bir şeyin olup olmadığına bilimin verebildiği alçak gönüllü yanıt “bilmiyorum”dan ibarettir. Sınırları dışındaki tüm olasılıklar için verebildiği cevap budur. Hatta, sınırları içinde bulunup da bilindiği varsayılanların mutlak doğru olup olmadığı konusundaki cevabı da aynıdır. Serbest bırakılan cismin (bir gezegen üzerinde) yere doğru hareket etmesinin nedeninin adına “yer çekimi” denilen ve fakat ne olduğu bilinmeyen bir etki olduğu, düne kadar bilimin cevabı idi. Bugün, sınır biraz genişlemiş ve her cismin, çevresindeki uzayı –kütlesiyle orantılı biçimde- büktüğü, bu nedenle de bırakılan cisimleri yokuş aşağı iten bir kuvvetin (yer çekimi) oluştuğu noktasına gelmiştir. Ama bu defa da bilim, cisimlerin çevresindeki uzayı niçin büktüğüne “bilmiyorum” cevabını veriyor. İnanç yolu ile verilen cevaplar çok çeşitli olabilir. Tüm cisimlerin kaynağının tek (ve Allah) olduğu ve bu nedenle tüm cisimlerin kendi kaynaklarına dönme eğilimi içinde oldukları gibi bir cevap olabileceği gibi, “bilmiyorum ve merak ediyorum” ya da “bilmiyorum ve Allah’ın işlerine karışmayı doğru bulmuyorum” da olabilir. Çerçeve çizgisi 3  Sezgilerimizin doğası tam olarak bilinmiyor. Çeşitli seperator tavırlar [1] aracılığı ile, kendimizi, parçası olduğumuz evrenden –çeşitli sızdırmazlık derecelerinde- yalıtmadığımız takdirde, oluşan ‘duru zihin ortamı’na bazı sızıntılar olabilir. Bu sızıntıların gerçekliğin bir parçası mı yoksa kuruntudan mı ibaret olduğunu gösterebilecek araç “gözlem ve akla dayalı” bilim yoludur. Akıl ve sezginin bu şekilde bir döngü içinde birbirini besleyip denetlemesi halinde [2] evren tasavvurlarına ek bir girdi gelebilir. Bu yapılmayıp, akla geliverenler denetimsiz kullanılarak inşa edilen evren tasavvurlarına ancak hezeyan denilebilir. Bu tür hezeyanlar kişi sayısı kadar çok olabileceği için, hemen her konudaki kargaşaların kaynağını oluştururlar. İslam da dahil hemen tüm dinlerde görülen bu parçalanma (http://tinaztitiz.com/7486/inanc-nedir/) ancak o dinlere ait öğretilerin temel ilkelerine dönüş yoluyla önlenebilir. Çerçeve çizgisi 4 Zaman içinde inanç kavramının dokunulmazlık (sorgulanamazlık) kazanması, her tür keyfiliğe, hatta eğriliğe kılıf olarak kullanılabilmesine yol açmıştır. Bu şekildeki (yani sorgulamaya kapalı) inançların siyaset, ticaret ve sosyal alanlarda istismarı yoluyla çeşitli eğri amaçların gerçekleştirilebilmesi için son derece kullanışlı bir alet ortaya çıkmıştır. Buradan çıkarılabilecek bir sonuç, inançların birer keyfilik örtme aracı olmadığı, belirli akli süreçlerin sonunda ortaya çıkmış olabilecekleridir. Bu çizgilerin arasında kalan alan yine de özneldir, ama keyfi değildir. Herkesin, kendi kapasitesi uyarınca çaba harcayarak yürütmesi gereken süreçlerin sonunda oluşturacağı evren tasavvurları içinde neyi nasıl açıkladığı ve hangi nedenle “sorularının cevaplarının öyle olduğuna” inandığını açıklayabilmelidir. O halde, cevaplamak istediği soruları olmayanın inancı olabilir mi? [1] Bkz. “dir aşısı &#8221; ve “övünme aşısı ”, http://wp.me/p2t6mi-1W0 [2] “Akıl ve Sezgi Sarmalı ”, http://wp.me/p2t6mi-Zu Tınaz Titiz, tinaztitiz@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/inanc-nedir">İnanç nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>4 “çerçeve çizgisi” ile bir anlatma denemesi</strong></p>
<p>Bir şeyin ne olduğunu anlamak için kısa yol onu tanımlamaya çalışmak ise de, bu her zaman kolay olmayabilir. Özellikle de zaman içinde farklı anlamlar yüklene yüklene –hatta anlam yüklenmeksizin –  iyice buğulu hale gelmişse<strong>. </strong><a href="http://tinaztitiz.com/5923/cumhuriyet-nedir/"><strong><em>Demokrasi, egemenlik</em></strong></a><strong><em>, </em></strong><a href="http://tinaztitiz.com/3708/egitim-sistemimizbasarilidir-2/"><strong><em>eğitim</em></strong></a><strong><em>, </em></strong><a href="http://tinaztitiz.com/3838/laiklik-bu-tanimla-nicin-satmadi-ve-de-satmaz/"><strong><em>laiklik</em></strong></a> bunlardan sadece birkaçı.</p>
<p>Hele bu sis içindeki kavram dini içerikli olduğu için <em>sorgulanamazlık</em> (ezber) zırhı ile de korunmuşsa, her isteyenin istediği anlama çekebileceği bir <em>joker kavram</em> ortaya çıkıyor. “İnanç” böylesi çok yönlü bir sözcük.</p>
<ul>
<li> Tüm siyasal İslamcı örgütler her ne yapıyorlarsa inançları gereğince yapıyorlar.</li>
<li> Başlarını örtenler, burkaya bürünenler, açanlar ya da hiç giyinmeyenlerin de gerekçesi yine inançları.</li>
<li> Hak-hukuk gözetenin de yiyenin de gerekçesi inanç. Liste uzatılabilir.</li>
</ul>
<p>Eğer bir şey bu denli farklı tutum ve eylemlere, hiçbir açıklamaya ihtiyaç duyulmaksızın referans olabiliyorsa bu, o şeyin tanımlanması gerektiğinin bir kanıtı sayılabilir. Ama bu denli likit hale gelmiş bir kavramı doğrudan tanımlamaya çalışmak yerine, ancak birkaç kenar çizgisini çizmeye çalışıp olabildiğince dar bir alana sıkıştırmakla işe girişilebilir.</p>
<p><strong> </strong><strong>Çerçeve çizgisi 1</strong></p>
<p>İnanç özneldir. Her kişi için tanımı, farklı olabilir. Her kişinin kendi özelindeki <em>evren tasavvuru</em> içinde “cevabının <em>öyle olduğundan</em>” emin olduğu sorular bulunduğu, hatta evren tasavvuru çerçevesinin bu soruların yanıtlarıyla sınırlı olduğu söylenebilir.</p>
<p><em>Serbest bırakılan cismin niçin yere doğru hareket ettiği, yeni çağın başlangıcının hangi olay olduğu, Batı ülkelerinin niçin geliştiği, ölen bir kimsenin daha sonra ne olacağı, yapılan – iyi ya da kötü –  bir eylemin karşılığının ne olduğu</em> ve binlerce soru.</p>
<p><strong>Çerçeve çizgisi 2</strong></p>
<p>Evren tasavvurunu oluşturan soruların cevaplandırılması için iki yoldan birisi, aracı, <em>gözlemlere dayalı akıl yürütme</em> olan müspet bilim yolu; diğeri ise daha önceki bilgi, gözlem, akıl yürütmelerinin de eşliğindeki sezgilere dayalı inanç yolu.</p>
<p>Müspet bilimin tanımlayabildiği evren tasavvurunun sınırları sabit olmayıp giderek genişlemektedir. Ama bunun nereye kadar varacağı, vardığı yerin gerçeğin ne kadarını kapsadığı, hatta gerçek diye bir şeyin olup olmadığına bilimin verebildiği alçak gönüllü yanıt “<em>bilmiyorum</em>”dan ibarettir. Sınırları dışındaki tüm olasılıklar için verebildiği cevap budur. Hatta, sınırları içinde bulunup da bilindiği varsayılanların mutlak doğru olup olmadığı konusundaki cevabı da aynıdır.</p>
<p>Serbest bırakılan cismin (bir gezegen üzerinde) yere doğru hareket etmesinin nedeninin adına “yer çekimi” denilen ve fakat ne olduğu bilinmeyen bir etki olduğu, düne kadar bilimin cevabı idi. Bugün, sınır biraz genişlemiş ve her cismin, çevresindeki uzayı –kütlesiyle orantılı biçimde- büktüğü, bu nedenle de bırakılan cisimleri yokuş aşağı iten bir kuvvetin (yer çekimi) oluştuğu noktasına gelmiştir.</p>
<p>Ama bu defa da bilim, <strong>cisimlerin çevresindeki uzayı niçin büktüğüne</strong> “bilmiyorum” cevabını veriyor.</p>
<p>İnanç yolu ile verilen cevaplar çok çeşitli olabilir. Tüm cisimlerin kaynağının tek (ve Allah) olduğu ve bu nedenle <em>tüm cisimlerin kendi kaynaklarına dönme eğilimi içinde oldukları</em> gibi bir cevap olabileceği gibi, “<em>bilmiyorum ve merak ediyorum</em>” ya da “<em>bilmiyorum ve Allah’ın işlerine karışmayı doğru bulmuyorum</em>” da olabilir.</p>
<p><strong>Çerçeve çizgisi 3 </strong></p>
<p>Sezgilerimizin doğası tam olarak bilinmiyor. Çeşitli <em>seperator tavırlar <strong>[1]</strong></em> aracılığı ile, kendimizi, parçası olduğumuz evrenden –çeşitli sızdırmazlık derecelerinde- yalıtmadığımız takdirde, oluşan ‘<em>duru zihin ortamı</em>’na bazı sızıntılar olabilir.</p>
<p>Bu sızıntıların gerçekliğin bir parçası mı yoksa kuruntudan mı ibaret olduğunu gösterebilecek araç “<em>gözlem ve akla dayalı</em>” bilim yoludur. Akıl ve sezginin bu şekilde bir döngü içinde birbirini besleyip denetlemesi halinde [2] evren tasavvurlarına ek bir girdi gelebilir.</p>
<p>Bu yapılmayıp, akla geliverenler denetimsiz kullanılarak inşa edilen evren tasavvurlarına ancak <em>hezeyan</em> denilebilir. Bu tür hezeyanlar kişi sayısı kadar çok olabileceği için, hemen her konudaki kargaşaların kaynağını oluştururlar. İslam da dahil hemen tüm dinlerde görülen bu parçalanma (http://tinaztitiz.com/7486/inanc-nedir/) ancak o dinlere ait öğretilerin <a href="http://wp.me/p2t6mi-1Gk"><em>temel ilkelerine dönüş</em></a> yoluyla önlenebilir.</p>
<p><strong>Çerçeve çizgisi 4</strong></p>
<p>Zaman içinde inanç kavramının <strong><em>dokunulmazlık</em></strong> (sorgulanamazlık) kazanması, her tür keyfiliğe, hatta eğriliğe kılıf olarak kullanılabilmesine yol açmıştır. Bu şekildeki (yani sorgulamaya kapalı) inançların siyaset, ticaret ve sosyal alanlarda istismarı yoluyla çeşitli eğri amaçların gerçekleştirilebilmesi için son derece kullanışlı bir alet ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Buradan çıkarılabilecek bir sonuç, inançların birer keyfilik örtme aracı olmadığı, belirli akli süreçlerin sonunda ortaya çıkmış olabilecekleridir.</p>
<p>Bu çizgilerin arasında kalan alan yine de özneldir, ama keyfi değildir. Herkesin, kendi kapasitesi uyarınca çaba harcayarak yürütmesi gereken süreçlerin sonunda oluşturacağı evren tasavvurları içinde neyi nasıl açıkladığı ve hangi nedenle “sorularının cevaplarının öyle olduğuna” inandığını açıklayabilmelidir.</p>
<p>O halde, cevaplamak istediği soruları olmayanın inancı olabilir mi?</p>
<p>[1] Bkz. “<em>dir aşısı</em> &#8221; ve “<em>övünme aşısı </em>”, <a href="http://wp.me/p2t6mi-1W0">http://wp.me/p2t6mi-1W0</a></p>
<p>[2] “<em>Akıl ve Sezgi Sarmalı </em>”, <a href="http://wp.me/p2t6mi-Zu">http://wp.me/p2t6mi-Zu</a></p>
<p><strong><em>Tınaz Titiz, </em></strong><a href="mailto:tinaztitiz@gmail.com"><strong><em>tinaztitiz@gmail.com</em></strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/inanc-nedir">İnanç nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3605</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
