<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>köle arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kole/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kole</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Sun, 04 Aug 2019 15:55:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bilim tarihinin karanlık yüzü: Köle ticareti</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilim-tarihinin-karanlik-yuzu-kole-ticareti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2019 10:30:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[afrika]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[botanik]]></category>
		<category><![CDATA[doğa tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Tarihi Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[James Petiver]]></category>
		<category><![CDATA[köle]]></category>
		<category><![CDATA[köle ticareti]]></category>
		<category><![CDATA[kölelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sir Hans Sloane]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret üçgeni]]></category>
		<category><![CDATA[zooloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14645</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim, bugün geldiği noktaya çok da temiz bir yolculukla ulaşmadı. Botanik, entomoloji, zooloji, fizik ve jeoloji gibi birçok disiplin, 10 milyonun üzerinde Afrikalı&#8217;nın köle olarak kullanıldığı ticaret üçgenine çok şey borçlu. 18. yüzyılın başında, Avrupa bilimi doğayı “fethetmeye” hazır görünüyordu: Isaac Newton kısa süre önce anıtsal yerçekimi teorisini yayınlamıştı. Hans Lippershey’in icat ettiği teleskopla gökyüzü, yeryüzüne indiriliyordu. Robert Hooke ve Antonie van Leeuwenhoek da benzer bir devrim gerçekleştirerek icat ettikleri mikroskopla mikro kozmosa pencere açıyordu. Bilim tarihine meraklı olanlar bu isimleri bir şekilde duymuştur. Ancak derinlerden gelen ve izini birkaç bilim tarihçisi hariç kimseye belli etmeyen ama bilime karanlık bir yoldan da olsa büyük katkıda bulunan birisi vardı: James Petiver. Kraliyet Cemiyeti üyesi bir Londra eczacı olan Petiver’in botanik ile entomoloji üzerine çalışmasına olanak tanıyan ve binlerce parçadan oluşan bir koleksiyonu vardı. Daha ilginci ise bu disiplinlerin gelişimi için köle ticareti ile bağlantı kurmuştu. Londra’dan dışarı pek de adım atmayan Petiver, sömürge kolonilerinde hayvan ve bitki örnekleri toplayan onlarca gemi cerrahı ve kaptanlarından oluşan küresel bir ağ kurmuştu. Petiver uzak diyarlardan getirilen bu örneklerle bir müze ve araştırma merkezi kurdu. Bu örneklerin toplanması, köle ticaretini araç olarak kullanmaktan başka bir şekilde yapılamazdı. Zira köle ticareti dışındaki çok az sayıda gemi Afrika ve Latin Amerika&#8217;daki kilit noktalara gidebiliyordu. Kaldı ki çoğu bilim insanının böyle bir seferi finanse etmesi de güçtü. Petiver, krallıkların finanse ettiği bu “kirli araç” sayesinde dünyadaki en büyük doğa tarihi koleksiyonunu oluşturdu ve bu koleksiyon, onu ziyaret eden bilim insanlarını (taksonominin babası Carl Linnaeus dahil) derinden etkiledi. Petiver’in evi birçok amaca yönelikti: fizik ve ilaç ticareti yapan bir dükkân, yarı halka açık bir merak müzesi, kendi araştırma ve yayınları için bir mekân, arkadaş ve meslektaşlar için girişken bir tatil yeri ve uluslararası bir yazışma ağının merkezi. Bilim kölelik sayesinde ilerledi Günümüzde bilim tarihçileri, doğa bilimcilerinin arasındaki yazışma ve köle şirketlerinin kayıtlarını inceleyerek, bilim ve kölelik arasındaki bağlantıları ortaya çıkarıyor ve bu bağların ne kadar derin ve iç içe geçtiklerini ortaya koyuyorlar. Tüm bunlar, geçmişte yaşanmış, yok olup gitmiş şeyler de değil. Zira köle ticareti sayesinde toplanan binlerce örnek halen doğa tarihi müzelerinde, üniversitelerde ve enstitülerde “varlıklarını” sürdürüyor. Bu örnekler bugün genetik ve taksonomi araştırmalarında kullanılıyor. Başka bir deyişle, bilim, köleliğin sırtına basarak basamak atladı ve bu kirli mirası kullanarak ilerlemeye devam ediyor. New Brunswick&#8217;teki Rutgers Üniversitesi&#8217;nde, kölelik ve bilim tarihi üzerine yazılar yazan New Jersey&#8217;li bir tarihçi olan James Delbourgo da bu görüşe katılanlardan yalnızca biri. “Bu başa çıkmamız için zor bir hikâye” diyor. Bilimin ilerici doğasına olan inancın, tarihçileri geçmişe eleştirel bir bakış atmakta isteksiz hale getirdiğini savunuyor. Kaliforniya Politeknik Eyalet Üniversitesi’nden bilim tarihçisi Kathleen Murphy ise “Genellikle köle gemilerinin sefil ve insanlık dışı alanlarını aynı anda doğa tarihinin alanı olarak düşünmüyoruz” diyor ve ekliyor, “Petiver&#8217;in müzesi, bunun tam karşılığıdır.&#8221; Uzak bölgelere erişimin yolu: Köleliğe dayanan ticaret üçgeni Kölelik medeniyet kadar eski, ancak 1500 ile 1800&#8217;ler arasındaki transatlantik köle ticareti dönemi özellikle acımasızdı. Tahminler değişkenlik göstermekle birlikte o dönemde en az 10 milyon Afrikalı köleleştirildi, kabaca yarısı köle limanlarına giderken ya da okyanus boyunca yolculuk yaparken ölüyordu. Ancak istatistikler, köle gemilerindeki acımasızlığı tam olarak yansıtmıyor. Sözgelimi, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere milyonlarca Afrikalı, hastalıkların yaygınlaştığı ve itaatsizlikten dolayı ağır cezaların verildiği kirli yerlerde haftalarca tutuluyordu. Köpekbalıklarının yolculuğa çıkan gemileri takip ettiği gibi korkunç bir gerçek söz konusu. Zira köpekbalıkları, kölelerin çeşitli sebeplerle denize atılacağını veya bu zor şartlara dayanamayanların kendiliğinden atlayacağını -intihar edeceğini- biliyorlardı. Canı alınan ve köleleştirilen yerliler de cabası. Bu ticaret üçgeninde tam olarak kaç köle ve köleleştirilen yerlinin öldürüldüğü bilinmiyor. Köle karşıtı görüşleriyle ilk insan hakları savunucusu olarak nitelendirilen, Kolomb’un katıldığı ilk seferi ve onun hayatını kaleme alan Dominiken keşiş Bartolomé de las Casas (1474-1566), bu sayının Amerika anakarasında 50 milyonu bulduğunu söyler. Latin Amerikalı tarihçi yazar-gazeteci Eduardo Galeano ise İspanyolların kıtaya ayak basmasından 100 yıl sonra kıtada 3,5 milyon yerli kaldığını yazar. Galeano, bir kıtanın yağma edilişinin “acı” tarihini sunma amacı taşıyan Latin Amerika’nın Kesik Damaları eserinde o dönemi şöyle anlatıyor: “Altın, gümüş ve şeker: Tüketici olmaktan çok, sağlayıp donatıcı bir karakter taşıyan sömürge ekonomisi, Avrupa pazarının taleplerine göre biçimlenecek ve onun hizmetine girecekti. Nitekim 16. yüzyılın büyük bir kısmı boyunca Latin Amerika&#8217;nın değerli madenler ihracatının tutarı, ithalat tutarından dört kat fazla olmuştur. İthalatın büyük bölümünü köleler, tuz, şarap, zeytinyağı, silah, kumaş ve çeşitli lüks maddeler meydana getiriyordu, Buna karşılık, okyanusun öbür yakasındaki genç Avrupalı ulusların birikim yapmalarını sağlayacak kaynaklar ardı arkası kesilmeksizin oraya akıyordu. Can çekişen yerlileri bir yandan kırbaçlarken bir yandan da Hıristiyanlaştıran fatihlerin temel görevi, bu kaynakların sürekli akışını sağlamaktı. İspanyol sömürgelerinin ekonomik yapısı, böylece, dış pazara bağımlılık çerçevesinde oluştu; dolayısıyla da temeli bakımından ihracat sektörüne bağlı kaldı.” Bu birikimden bilim de nasibini alacaktı tabii ki. Avrupa’da (Eski Dünya’da) krallıklar, bilimsel keşiflere sponsor oluyordu. Afrika ve Amerika’yı ziyaret eden çoğu gemi “ticaret üçgeni”nin bir parçasıydı. Bu üçgende Latin Amerika’ya getirilen Afrikalıların karşılıksız emeği üzerinden mal üretimi gerçekleştiriyordu; köleler üretiyor ve ürettiklerini Avrupa&#8217;ya götürüyordu. Bilim insanları da bu ticareti bir yol olarak kullanıyor ve Afrika ile Amerika’ya ulaşmak için köle gemilerine biniyorlardı. Veyahut Petiver gibi evlerinden çıkmayarak uzaktaki aracıları kullanıyorlardı. Medeniyet adı verilen tek dişi kalmış canavar, köleliğin sırtında yükseliyor; bilim insanları da uzak bölgelere erişim sağlamak için bundan faydalanıyorlardı. Sömürgeleştirme hareketlerinde bilim insanları İspanya’nın yanı sıra Portekiz, Fransa ve Hollanda köle ele geçirip satıyordu. Ancak, bilim tarihçilerinin çoğu, 1700&#8217;lerde dünyanın en büyük ve en güçlü filolarına sahip olan ve maceracı bilim insanlarına kol kanat geren Büyük Britanya&#8217;ya odaklanıyor. İngiliz köle gemileri Amerika&#8217;ya ulaştığında, mürettebatın limanda kalması ve etrafa dokunmaması emrediliyordu. Çünkü -özellikle- İspanya, bazı kazançlı doğal kaynaklar üzerindeki tekelini korumak istiyordu. Ancak Petiver gibi “kıvrak zekalı” bilimciler, İspanya&#8217;nın bu kuralı uygulamak için tam kontrolü olmadığını biliyordu. Böylece örnekleri toplamak için ekip üyelerini sinsice yetiştirdiler. Tarihçi Murphy&#8217;nin araştırması, Petiver&#8217;in çoğunlukla okyanus boyunca yolculuk yapan gemi cerrahlarını kullandığını gösteriyor. Petiver, genellikle böcekler için kavanozlar ve bitkileri preslemek için kitler tedarik etti. Dikkat çekici bir şekilde, bazı doğa bilimcileri, köleleri koleksiyoner olarak yetiştirmeleri için yurtdışındaki temaslarına direktif veriyordu. Çünkü köleler, Avrupalıların bilmediği, göremeyeceği alanları biliyordu. Bu köleler neredeyse hiçbir zaman çalışmaları için para alamadılar, ancak Petiver her düzine böcek için onlara eski bir İngiliz parası olan “half-a-crown” (bugün 18 dolar) ya da her düzine bitki için 12 peni (7 $) ödemeyi teklif etti. Köleliğin sırtında yükselen bilim Sonuç: İngiltere’ye gelen sayısız doğa tarihi örneği oldu. İngiltere&#8217;ye güvenli bir şekilde gelen eşyaların içinden neler çıkmıyordu ki? Devekuşu yumurtaları, Goliath böcekleri, kelebekler, tembel hayvanlar ve armadillolar gibi egzotik buluntular da dahil olmak üzere birçok örnek. Dönemin doğa tarihi koleksiyoncuları çok heyecanlandılar. Ancak gerçek hazineler, Murphy&#8217;nin yazdığı gibi, kinin içeren cinchona kabuğu, derin mavi çivit ve parlak kırmızı kokineal gibi boyalardı. Böceklerden elde edilen sonuncusu, ons başına gümüşten daha değerliydi. Botanik ve entomoloji başta olmak üzere birçok bilim alanı köle ticaretinden yararlandı. Sözgelimi Linnaeus&#8217;un bir öğrencisi, Sierra Leone&#8217;deki ilk gezisinde 15 dakika içinde bilime üç yeni tür kazandırdığını bildirdi. Köleliğe bağlı doktorlar da insan kalıntıları (kemik, polip, fetüs vb) topladı. Yale Üniversitesi’nde köle ticareti ve tıp hakkında bir kitap yazan Afrika’nın çalışmalarından sorumlu bilim insanı ve profesör yardımcısı Carolyn Roberts, vücut parçalarının da ticaret malı olduğunu söylüyor. Tıp biliminin yanı sıra fizikçiler de köle ticaretinden nasibini alıyordu. Edmond Halley gibi gökbilimciler, köle limanlarından ay ve yıldızların gözlemlerini istediler ve jeologlar bu ticaret ağı sayesinde kaya ve mineraller topluyordu. Bilimsel araştırmalar, o yıllarda yalnızca köleliğe dayanmakla kalmadı, onu mümkün kıldı ve erişimini genişletti. Geçmişle hesaplaşma Köle ticareti ile bağları olan pek çok doğa tarihi örneği, soluğu müzelerde aldı. Petiver 1718&#8217;de öldüğünde, Londra&#8217;da Hans Sloane adında bir doğa adamı, onun koleksiyonunu aldı. Sloane 1753&#8217;de öldüğünde ise Petiver&#8217;in elindeki örnekleri de içeren koleksiyonu İngiliz hükümetinin ilgisini çekti ve koleksiyon Londra&#8217;daki British Museum&#8217;un ve Doğa Tarihi Müzesi’nin kuruluşunu destekledi. Tarihçi Murphy, köle ticareti yoluyla toplanan örneklerin bugün sadece Doğal Tarih Müzesi’nde değil aynı zamanda Oxford Üniversitesi Herbaria, Royal Society ve Chelsea Physic Garden&#8217;da da bulunduğunu ifade ediyor. Bu kurumların temsilcileri, örneklerin kaçının kölelikle bağlantısı bulunduğu konusunda rakamlar ortaya koymanın zor olduğunu söylüyor. Ancak, 18. ve 19. yüzyıllara dayanan belgeler, bu örnekler için köleliği işaret ediyor. Örneğin İngiliz natüralist Henry Smeathman, kölelik ticareti sayesinde tek başına 600 tür bitki ve 710 tür böcek toplayarak İngiltere&#8217;ye geri dönüyordu. Ve bugün birçok eski örnek parçalanmış veya kaybolmuş olsa da en azından bazıları Avrupa’daki hemen hemen her enstitünün doğal tarih koleksiyonlarında “hayatta kalmaya” devam ediyor. Bu koleksiyonlar sadece antika merakından ileri gelmiyor. Bilim insanları bu örnekler üzerinden halen gen ve taksonomi çalışmaları yapıyor: Koleksiyonların çoğu, diğer tüm bireylerle karşılaştırıldığı türün tarif edilen ilk örneklerini içeriyor. Bu koleksiyonlar aynı zamanda bitkilerin evcilleştirilmesi, iklim değişikliğinin tarihi ve türlerin coğrafi dağılımlarındaki değişimlerin incelenmesi için de paha biçilmez. Bilim insanları, bitkilerin ve hayvanların yüzyıllar boyunca nasıl geliştiğini incelemek için örneklerden DNA bile elde etmiş durumdalar. Bu koleksiyonlardan birine sahip olan Oxford Üniversitesi Herbaria&#8217;nın küratörü Stephen Harris, “Çoğu bilim adamı, koleksiyonların kökenlerinden habersiz.” diyor. Şimdi, erken bilim ve kölelik arasındaki bağlantı, bir nebze de olsa gün ışığına çıktığına göre önemli bir soru kalıyor: Bilim insanları bu konuda ne yapmalı? Tarihçiler, “kirli” geçmişi kabul etmenin bir başlangıç ​​olduğunu söylüyor. İngiltere&#8217;deki bazı örgütlerin yanı sıra Yale, Georgetown ve Brown gibi ABD üniversiteleri de kölelikten nasıl faydalandıklarını kabul etmiş durumda. Araştırma raporlarında, bilim insanlarının örnekleri nasıl toplandığının açıkça belirtmesi öneriliyor. Çünkü numunelerin kökenini dikkate almak, özellikle bazı durumlarda kayıt toplama yetersizliği göz önüne alındığında, bugünkü araştırmaları iyileştirebilir. Ne olursa olsun bilim ve köle ticareti arasındaki bağlantıların, tazminatlar ve köleliğin tarihsel mirası hakkındaki tartışmaları büyüteceği de aşikâr. Derleyen: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynaklar: Eduardo Galeano, Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Çev: A.Tokatlı ve R.Hakmen, Çitlembik Yayınları, s.50 Bartolomé de las Casas, Yerlilerin Gözyaşları: Yerlilerin Yok Edilişinin Kısa Tarihi, Çev: Oktay Etiman, İmge Kitabevi, s.34 https://www.sciencemag.org/news/2019/04/historians-expose-early-scientists-debt-slave-trade https://blogs.royalsociety.org/history-of-science/2018/03/27/james-petiver/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilim-tarihinin-karanlik-yuzu-kole-ticareti">Bilim tarihinin karanlık yüzü: Köle ticareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bilim, bugün geldiği noktaya çok da temiz bir yolculukla ulaşmadı. Botanik, entomoloji, zooloji, fizik ve jeoloji gibi birçok disiplin, 10 milyonun üzerinde Afrikalı&#8217;nın köle olarak kullanıldığı ticaret üçgenine çok şey borçlu.</em></p>
<p>18. yüzyılın başında, Avrupa bilimi doğayı “fethetmeye” hazır görünüyordu: Isaac Newton kısa süre önce anıtsal yerçekimi teorisini yayınlamıştı. Hans Lippershey’in icat ettiği teleskopla gökyüzü, yeryüzüne indiriliyordu. Robert Hooke ve Antonie van Leeuwenhoek da benzer bir devrim gerçekleştirerek icat ettikleri mikroskopla mikro kozmosa pencere açıyordu. Bilim tarihine meraklı olanlar bu isimleri bir şekilde duymuştur. Ancak derinlerden gelen ve izini birkaç bilim tarihçisi hariç kimseye belli etmeyen ama bilime karanlık bir yoldan da olsa büyük katkıda bulunan birisi vardı: James Petiver.</p>
<p>Kraliyet Cemiyeti üyesi bir Londra eczacı olan Petiver’in botanik ile entomoloji üzerine çalışmasına olanak tanıyan ve binlerce parçadan oluşan bir koleksiyonu vardı. Daha ilginci ise bu disiplinlerin gelişimi için köle ticareti ile bağlantı kurmuştu. Londra’dan dışarı pek de adım atmayan Petiver, sömürge kolonilerinde hayvan ve bitki örnekleri toplayan onlarca gemi cerrahı ve kaptanlarından oluşan küresel bir ağ kurmuştu. Petiver uzak diyarlardan getirilen bu örneklerle bir müze ve araştırma merkezi kurdu. Bu örneklerin toplanması, köle ticaretini araç olarak kullanmaktan başka bir şekilde yapılamazdı. Zira köle ticareti dışındaki çok az sayıda gemi Afrika ve Latin Amerika&#8217;daki kilit noktalara gidebiliyordu. Kaldı ki çoğu bilim insanının böyle bir seferi finanse etmesi de güçtü. Petiver, krallıkların finanse ettiği bu “kirli araç” sayesinde dünyadaki en büyük doğa tarihi koleksiyonunu oluşturdu ve bu koleksiyon, onu ziyaret eden bilim insanlarını (taksonominin babası Carl Linnaeus dahil) derinden etkiledi.</p>
<p>Petiver’in evi birçok amaca yönelikti: fizik ve ilaç ticareti yapan bir dükkân, yarı halka açık bir merak müzesi, kendi araştırma ve yayınları için bir mekân, arkadaş ve meslektaşlar için girişken bir tatil yeri ve uluslararası bir yazışma ağının merkezi.</p>
<p><strong>Bilim kölelik sayesinde ilerledi</strong></p>
<p>Günümüzde bilim tarihçileri, doğa bilimcilerinin arasındaki yazışma ve köle şirketlerinin kayıtlarını inceleyerek, bilim ve kölelik arasındaki bağlantıları ortaya çıkarıyor ve bu bağların ne kadar derin ve iç içe geçtiklerini ortaya koyuyorlar. Tüm bunlar, geçmişte yaşanmış, yok olup gitmiş şeyler de değil. Zira köle ticareti sayesinde toplanan binlerce örnek halen doğa tarihi müzelerinde, üniversitelerde ve enstitülerde “varlıklarını” sürdürüyor. Bu örnekler bugün genetik ve taksonomi araştırmalarında kullanılıyor. Başka bir deyişle, bilim, köleliğin sırtına basarak basamak atladı ve bu kirli mirası kullanarak ilerlemeye devam ediyor.</p>
<p>New Brunswick&#8217;teki Rutgers Üniversitesi&#8217;nde, kölelik ve bilim tarihi üzerine yazılar yazan New Jersey&#8217;li bir tarihçi olan James Delbourgo da bu görüşe katılanlardan yalnızca biri. <em>“Bu başa çıkmamız için zor bir hikâye”</em> diyor. Bilimin ilerici doğasına olan inancın, tarihçileri geçmişe eleştirel bir bakış atmakta isteksiz hale getirdiğini savunuyor. Kaliforniya Politeknik Eyalet Üniversitesi’nden bilim tarihçisi Kathleen Murphy ise <em>“Genellikle köle gemilerinin sefil ve insanlık dışı alanlarını aynı anda doğa tarihinin alanı olarak düşünmüyoruz” </em>diyor ve ekliyor, <em>“Petiver&#8217;in müzesi, bunun tam karşılığıdır.&#8221;</em></p>
<div id="attachment_14646" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-14646" class="wp-image-14646 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/kle-ticareti-300x191.jpg" alt="" width="300" height="191" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/kle-ticareti-300x191.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/kle-ticareti.jpg 571w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-14646" class="wp-caption-text">16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar devam eden “ticaret üçgeni” sırasında milyonlarca Afrikalı, Amerika’ya köle olarak gönderildi. Avrupa’ya hammadde taşındı ve mamuller Afrika’ya gitti. Ticaret üçgeni, Avrupalı koleksiyonerler ve bilim insanlarına Afrika ve Amerika&#8217;dan gelen örneklere erişim sağladı.</p></div>
<p><strong>Uzak bölgelere erişimin yolu: Köleliğe dayanan ticaret üçgeni</strong></p>
<p>Kölelik medeniyet kadar eski, ancak 1500 ile 1800&#8217;ler arasındaki transatlantik köle ticareti dönemi özellikle acımasızdı. Tahminler değişkenlik göstermekle birlikte o dönemde en az 10 milyon Afrikalı köleleştirildi, kabaca yarısı köle limanlarına giderken ya da okyanus boyunca yolculuk yaparken ölüyordu. Ancak istatistikler, köle gemilerindeki acımasızlığı tam olarak yansıtmıyor. Sözgelimi, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere milyonlarca Afrikalı, hastalıkların yaygınlaştığı ve itaatsizlikten dolayı ağır cezaların verildiği kirli yerlerde haftalarca tutuluyordu. Köpekbalıklarının yolculuğa çıkan gemileri takip ettiği gibi korkunç bir gerçek söz konusu. Zira köpekbalıkları, kölelerin çeşitli sebeplerle denize atılacağını veya bu zor şartlara dayanamayanların kendiliğinden atlayacağını -intihar edeceğini- biliyorlardı.</p>
<p>Canı alınan ve köleleştirilen yerliler de cabası. Bu ticaret üçgeninde tam olarak kaç köle ve köleleştirilen yerlinin öldürüldüğü bilinmiyor. Köle karşıtı görüşleriyle ilk insan hakları savunucusu olarak nitelendirilen, Kolomb’un katıldığı ilk seferi ve onun hayatını kaleme alan Dominiken keşiş Bartolomé de las Casas (1474-1566), bu sayının Amerika anakarasında 50 milyonu bulduğunu söyler. Latin Amerikalı tarihçi yazar-gazeteci Eduardo Galeano ise İspanyolların kıtaya ayak basmasından 100 yıl sonra kıtada 3,5 milyon yerli kaldığını yazar. Galeano, bir kıtanın yağma edilişinin “acı” tarihini sunma amacı taşıyan Latin Amerika’nın Kesik Damaları eserinde o dönemi şöyle anlatıyor: <em>“</em><em>Altın, gümüş ve şeker: Tüketici olmaktan çok, sağlayıp donatıcı bir karakter taşıyan sömürge ekonomisi, Avrupa pazarının taleplerine göre biçimlenecek ve onun hizmetine girecekti. Nitekim 16. yüzyılın büyük bir kısmı boyunca Latin Amerika&#8217;nın değerli madenler ihracatının tutarı, ithalat tutarından dört kat fazla olmuştur. İthalatın büyük bölümünü köleler, tuz, şarap, zeytinyağı, silah, kumaş ve çeşitli lüks maddeler meydana getiriyordu, Buna karşılık, okyanusun öbür yakasındaki genç Avrupalı ulusların birikim yapmalarını sağlayacak kaynaklar ardı arkası kesilmeksizin oraya akıyordu. Can çekişen yerlileri bir yandan kırbaçlarken bir yandan da Hıristiyanlaştıran fatihlerin temel görevi, bu kaynakların sürekli akışını sağlamaktı. İspanyol sömürgelerinin ekonomik yapısı, böylece, dış pazara bağımlılık çerçevesinde oluştu; dolayısıyla da temeli bakımından ihracat sektörüne bağlı kaldı.”</em></p>
<p>Bu birikimden bilim de nasibini alacaktı tabii ki. Avrupa’da (Eski Dünya’da) krallıklar, bilimsel keşiflere sponsor oluyordu. Afrika ve Amerika’yı ziyaret eden çoğu gemi “ticaret üçgeni”nin bir parçasıydı. Bu üçgende Latin Amerika’ya getirilen Afrikalıların karşılıksız emeği üzerinden mal üretimi gerçekleştiriyordu; köleler üretiyor ve ürettiklerini Avrupa&#8217;ya götürüyordu. Bilim insanları da bu ticareti bir yol olarak kullanıyor ve Afrika ile Amerika’ya ulaşmak için köle gemilerine biniyorlardı. Veyahut Petiver gibi evlerinden çıkmayarak uzaktaki aracıları kullanıyorlardı. Medeniyet adı verilen tek dişi kalmış canavar, köleliğin sırtında yükseliyor; bilim insanları da uzak bölgelere erişim sağlamak için bundan faydalanıyorlardı.</p>
<p><strong>Sömürgeleştirme hareketlerinde bilim insanları</strong></p>
<p>İspanya’nın yanı sıra Portekiz, Fransa ve Hollanda köle ele geçirip satıyordu. Ancak, bilim tarihçilerinin çoğu, 1700&#8217;lerde dünyanın en büyük ve en güçlü filolarına sahip olan ve maceracı bilim insanlarına kol kanat geren Büyük Britanya&#8217;ya odaklanıyor. İngiliz köle gemileri Amerika&#8217;ya ulaştığında, mürettebatın limanda kalması ve etrafa dokunmaması emrediliyordu. Çünkü -özellikle- İspanya, bazı kazançlı doğal kaynaklar üzerindeki tekelini korumak istiyordu. Ancak Petiver gibi “kıvrak zekalı” bilimciler, İspanya&#8217;nın bu kuralı uygulamak için tam kontrolü olmadığını biliyordu. Böylece örnekleri toplamak için ekip üyelerini sinsice yetiştirdiler.</p>
<p>Tarihçi Murphy&#8217;nin araştırması, Petiver&#8217;in çoğunlukla okyanus boyunca yolculuk yapan gemi cerrahlarını kullandığını gösteriyor. Petiver, genellikle böcekler için kavanozlar ve bitkileri preslemek için kitler tedarik etti. Dikkat çekici bir şekilde, bazı doğa bilimcileri, köleleri koleksiyoner olarak yetiştirmeleri için yurtdışındaki temaslarına direktif veriyordu. Çünkü köleler, Avrupalıların bilmediği, göremeyeceği alanları biliyordu. Bu köleler neredeyse hiçbir zaman çalışmaları için para alamadılar, ancak Petiver her düzine böcek için onlara eski bir İngiliz parası olan “half-a-crown” (bugün 18 dolar) ya da her düzine bitki için 12 peni (7 $) ödemeyi teklif etti.</p>
<p><strong>Köleliğin sırtında yükselen bilim</strong></p>
<p>Sonuç: İngiltere’ye gelen sayısız doğa tarihi örneği oldu. İngiltere&#8217;ye güvenli bir şekilde gelen eşyaların içinden neler çıkmıyordu ki? Devekuşu yumurtaları, Goliath böcekleri, kelebekler, tembel hayvanlar ve armadillolar gibi egzotik buluntular da dahil olmak üzere birçok örnek. Dönemin doğa tarihi koleksiyoncuları çok heyecanlandılar. Ancak gerçek hazineler, Murphy&#8217;nin yazdığı gibi, kinin içeren cinchona kabuğu, derin mavi çivit ve parlak kırmızı kokineal gibi boyalardı. Böceklerden elde edilen sonuncusu, ons başına gümüşten daha değerliydi.</p>
<p>Botanik ve entomoloji başta olmak üzere birçok bilim alanı köle ticaretinden yararlandı. Sözgelimi Linnaeus&#8217;un bir öğrencisi, Sierra Leone&#8217;deki ilk gezisinde 15 dakika içinde bilime üç yeni tür kazandırdığını bildirdi. Köleliğe bağlı doktorlar da insan kalıntıları (kemik, polip, fetüs vb) topladı. Yale Üniversitesi’nde köle ticareti ve tıp hakkında bir kitap yazan Afrika’nın çalışmalarından sorumlu bilim insanı ve profesör yardımcısı Carolyn Roberts, vücut parçalarının da ticaret malı olduğunu söylüyor. Tıp biliminin yanı sıra fizikçiler de köle ticaretinden nasibini alıyordu. Edmond Halley gibi gökbilimciler, köle limanlarından ay ve yıldızların gözlemlerini istediler ve jeologlar bu ticaret ağı sayesinde kaya ve mineraller topluyordu. Bilimsel araştırmalar, o yıllarda yalnızca köleliğe dayanmakla kalmadı, onu mümkün kıldı ve erişimini genişletti.</p>
<div id="attachment_14647" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-14647" class="wp-image-14647 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/doa-tarihi-mzesi-300x222.jpg" alt="" width="300" height="222" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/doa-tarihi-mzesi-300x222.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/doa-tarihi-mzesi.jpg 800w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-14647" class="wp-caption-text">Doğa Tarihi müzesini resmeden bir gravür; Petiver’in koleksiyonu önce Sloane’in koleksiyonuna dahil olacak, ardından bugün bulunduğu Londra Doğa Tarihi Müzesi’ne taşınacaktı.</p></div>
<p><strong>Geçmişle hesaplaşma</strong></p>
<p>Köle ticareti ile bağları olan pek çok doğa tarihi örneği, soluğu müzelerde aldı. Petiver 1718&#8217;de öldüğünde, Londra&#8217;da Hans Sloane adında bir doğa adamı, onun koleksiyonunu aldı. Sloane 1753&#8217;de öldüğünde ise Petiver&#8217;in elindeki örnekleri de içeren koleksiyonu İngiliz hükümetinin ilgisini çekti ve koleksiyon Londra&#8217;daki British Museum&#8217;un ve Doğa Tarihi Müzesi’nin kuruluşunu destekledi. Tarihçi Murphy, köle ticareti yoluyla toplanan örneklerin bugün sadece Doğal Tarih Müzesi’nde değil aynı zamanda Oxford Üniversitesi Herbaria, Royal Society ve Chelsea Physic Garden&#8217;da da bulunduğunu ifade ediyor.</p>
<p>Bu kurumların temsilcileri, örneklerin kaçının kölelikle bağlantısı bulunduğu konusunda rakamlar ortaya koymanın zor olduğunu söylüyor. Ancak, 18. ve 19. yüzyıllara dayanan belgeler, bu örnekler için köleliği işaret ediyor. Örneğin İngiliz natüralist Henry Smeathman, kölelik ticareti sayesinde tek başına 600 tür bitki ve 710 tür böcek toplayarak İngiltere&#8217;ye geri dönüyordu. Ve bugün birçok eski örnek parçalanmış veya kaybolmuş olsa da en azından bazıları Avrupa’daki hemen hemen her enstitünün doğal tarih koleksiyonlarında “hayatta kalmaya” devam ediyor.</p>
<p>Bu koleksiyonlar sadece antika merakından ileri gelmiyor. Bilim insanları bu örnekler üzerinden halen gen ve taksonomi çalışmaları yapıyor: Koleksiyonların çoğu, diğer tüm bireylerle karşılaştırıldığı türün tarif edilen ilk örneklerini içeriyor. Bu koleksiyonlar aynı zamanda bitkilerin evcilleştirilmesi, iklim değişikliğinin tarihi ve türlerin coğrafi dağılımlarındaki değişimlerin incelenmesi için de paha biçilmez. Bilim insanları, bitkilerin ve hayvanların yüzyıllar boyunca nasıl geliştiğini incelemek için örneklerden DNA bile elde etmiş durumdalar. Bu koleksiyonlardan birine sahip olan Oxford Üniversitesi Herbaria&#8217;nın küratörü Stephen Harris, <em>“Çoğu bilim adamı, koleksiyonların kökenlerinden habersiz.”</em> diyor.</p>
<p>Şimdi, erken bilim ve kölelik arasındaki bağlantı, bir nebze de olsa gün ışığına çıktığına göre önemli bir soru kalıyor: Bilim insanları bu konuda ne yapmalı? Tarihçiler, “kirli” geçmişi kabul etmenin bir başlangıç ​​olduğunu söylüyor. İngiltere&#8217;deki bazı örgütlerin yanı sıra Yale, Georgetown ve Brown gibi ABD üniversiteleri de kölelikten nasıl faydalandıklarını kabul etmiş durumda. Araştırma raporlarında, bilim insanlarının örnekleri nasıl toplandığının açıkça belirtmesi öneriliyor. Çünkü numunelerin kökenini dikkate almak, özellikle bazı durumlarda kayıt toplama yetersizliği göz önüne alındığında, bugünkü araştırmaları iyileştirebilir. Ne olursa olsun bilim ve köle ticareti arasındaki bağlantıların, tazminatlar ve köleliğin tarihsel mirası hakkındaki tartışmaları büyüteceği de aşikâr.</p>
<div id="attachment_14648" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-14648" class="wp-image-14648 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/sloane-1024x235.png" alt="" width="730" height="168" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/sloane-1024x235.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/sloane-300x69.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/08/sloane.png 1670w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-14648" class="wp-caption-text">Sir Hans Sloane, 71.000 örnek toplayarak Londra&#8217;daki British Museum, British Library ve Doğa Tarihi Müzesi&#8217;nin kuruluşunu sağladı. İrlandalı bir doktor, doğa bilimci ve koleksiyoncuydu. 24 yaşındayken Kraliyet Cemiyeti&#8217;ne seçilen Sloane, kendi koleksiyonuna ek olarak, uzak mesafelere ulaşmak için köle gemilerini kullanan diğer doğa bilimcilerinin koleksiyonlarını satın aldı. Sloane 1753&#8217;de öldüğünde, örnekleri British Museum&#8217;un kurucu koleksiyonu oldu. Örnekler daha sonra Londra’nın Doğa Tarihi Müzesi’ne getirildi. Sloane&#8217;in bitki koleksiyonları, &#8220;on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda yapılan en kapsamlı botanik koleksiyon serisi&#8221; olarak tanımlanıyor ve 337 ciltten oluşuyor.</p></div>
<p><strong>Derleyen: Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong>Eduardo Galeano, Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Çev: A.Tokatlı ve R.Hakmen, Çitlembik Yayınları, s.50</strong></p>
<p><strong>Bartolomé de las Casas, Yerlilerin Gözyaşları: Yerlilerin Yok Edilişinin Kısa Tarihi, Çev: Oktay Etiman, İmge Kitabevi, s.34</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.sciencemag.org/news/2019/04/historians-expose-early-scientists-debt-slave-trade">https://www.sciencemag.org/news/2019/04/historians-expose-early-scientists-debt-slave-trade</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://blogs.royalsociety.org/history-of-science/2018/03/27/james-petiver/">https://blogs.royalsociety.org/history-of-science/2018/03/27/james-petiver/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilim-tarihinin-karanlik-yuzu-kole-ticareti">Bilim tarihinin karanlık yüzü: Köle ticareti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14645</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyada 45 milyon insan köle</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/dunyada-45-milyon-insan-kole</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2017 09:33:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk asker]]></category>
		<category><![CDATA[dilenci]]></category>
		<category><![CDATA[Global Slavery Index]]></category>
		<category><![CDATA[hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[hizmetçi]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[köle]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey kore]]></category>
		<category><![CDATA[modern köle]]></category>
		<category><![CDATA[pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[seks işçisi]]></category>
		<category><![CDATA[walk free]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avustralya’daki “Walk Free” vakfının “Global Slavery Index” raporuna göre dünya genelinde en az 45,8 milyon insan modern köle olarak yaşıyor. Bu sayı geçen yıl 35,8 milyon idi. Araştırmacılar bu artışın önemli ölçüde daha iyi hesaplama koşulları ve kalitesiyle ilişkili olduğunu söylüyor. Rapora göre kölelerin üçte birinden fazlası Hindistan’da yaşıyor. Buradaki 18,5 milyon insanın bedeni kendi kontrolünün dışında, ne tür işte çalışacağına kendisini karar veremiyor ve bu durumdan kurtulma şansı da yok. Araştırmada kölelik bu şekilde tanımlanıyor. Hindistan’daki köleler hizmetçi, dilenci, seks işçisi veya çocuk asker olarak çalışmak zorundalar. Bu insanların büyük bir kısmı ise kredi borçlarını silmek için zorunlu işçi olarak çalışanlar. 18,3 milyon kişi Hindistan nüfusunun %1,4’ünü oluşturuyor. İncelenen 167 ülkeden sadece üçünde nüfusa göre kölelik oranı daha yüksek. 3,4 milyon köle ile Çin ikinci sırada yer alıyor. Çin’i Pakistan (2,7 milyon), Bangladeş (1,5 milyon) ve Özbekistan (1,2 milyon) takip ediyor. Buna göre kölelikten etkilenenlerin %58’i (veya 26,6 milyon kişi) bu beş ülkede yaşıyor. Nüfusa göre en fazla köleye sahip ülke Kuzey Kore. Bu ülkedeki nüfusun %4,4’ü köle olarak yaşamakta. Özbekistan’da ise modern kölelerin oranı nüfusun %4&#8217;ü kadar. Vakıf araştırma çerçevesinde 25 ülkede 42.000 kişiyle yüz yüze görüşmüş. Bu 25 ülke için yapılan tahminler daha sonra uygun bir şekilde standartlaştırılmış ve diğer ülkelerin risk profiline aktarılmış. www.globalslaveryindex.org/findings/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/dunyada-45-milyon-insan-kole">Dünyada 45 milyon insan köle</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avustralya’daki “Walk Free” vakfının “<strong>Global Slavery Index</strong>” raporuna göre dünya genelinde en az 45,8 milyon insan modern köle olarak yaşıyor. Bu sayı geçen yıl 35,8 milyon idi. Araştırmacılar bu artışın önemli ölçüde daha iyi hesaplama koşulları ve kalitesiyle ilişkili olduğunu söylüyor.</p>
<p>Rapora göre kölelerin üçte birinden fazlası Hindistan’da yaşıyor. Buradaki 18,5 milyon insanın bedeni kendi kontrolünün dışında, ne tür işte çalışacağına kendisini karar veremiyor ve bu durumdan kurtulma şansı da yok. Araştırmada kölelik bu şekilde tanımlanıyor. Hindistan’daki köleler hizmetçi, dilenci, seks işçisi veya çocuk asker olarak çalışmak zorundalar. Bu insanların büyük bir kısmı ise kredi borçlarını silmek için zorunlu işçi olarak çalışanlar. 18,3 milyon kişi Hindistan nüfusunun %1,4’ünü oluşturuyor.</p>
<p>İncelenen 167 ülkeden sadece üçünde nüfusa göre kölelik oranı daha yüksek. 3,4 milyon köle ile Çin ikinci sırada yer alıyor. Çin’i Pakistan (2,7 milyon), Bangladeş (1,5 milyon) ve Özbekistan (1,2 milyon) takip ediyor. Buna göre kölelikten etkilenenlerin %58’i (veya 26,6 milyon kişi) bu beş ülkede yaşıyor. Nüfusa göre en fazla köleye sahip ülke Kuzey Kore. Bu ülkedeki nüfusun %4,4’ü köle olarak yaşamakta. Özbekistan’da ise modern kölelerin oranı nüfusun %4&#8217;ü kadar. Vakıf araştırma çerçevesinde 25 ülkede 42.000 kişiyle yüz yüze görüşmüş. Bu 25 ülke için yapılan tahminler daha sonra uygun bir şekilde standartlaştırılmış ve diğer ülkelerin risk profiline aktarılmış.</p>
<p><a href="http://www.globalslaveryindex.org/findings/">www.globalslaveryindex.org/findings/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/dunyada-45-milyon-insan-kole">Dünyada 45 milyon insan köle</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7199</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni efendilerimiz ve “yeni canlı türü” robotlar mı olacak?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yeni-efendilerimiz-yeni-canli-turu-robotlar-mi-olacak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2016 08:29:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[köle]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Adım adım, ama hızlanan bir ivmeyle işlerimizden tasfiye oluyoruz, farkında mısınız? Önce “Aaa ne büyük kolaylık, hesap işleri, iletişim, tasarım, banka işleri&#8230; Hemen her şey bunlar sayesinde çok kolay, güzel ve mükemmel&#8230;” Bilgisayarlar böyle şeker yüzleriyle hayatımıza girdiler, onları büyük bir memnuniyetle kabul ve buyur ettik. Zamanımız hızlandı! İş yapma olanakları bizle asla karşılaştırılmayacak bir mükemmeliyette idi. Mesela mikron ölçüsünde oturuyor her şey, gerisi senin becerine kalıyordu. Bilim en büyük mutluluğu gösterdi. Uzay, atmosfer, kozmoloji, evren, gök adalar, hesaplar kitaplar&#8230; Büyük ufka yelken açtı bilim bu sayede. Sadece o mu? Sanayi 4.0 neyin eseri? Bilgi Toplumu, hangi sayede? Her şey değişti hayatımızda. Kuşaklar dâhil. Biz nasılsa dahil olduk “yeni kuşağa”. Biraz dil ve yaşam farkımız olsa bile! Bilgisayar -kontrol- temelli hayat, şüphesiz ki elektronikte büyük devrim sayesinde, bizleri farklı bir dünyaya taşıdı. Biz aslında iki dünyada yaşıyoruz, iş yapma-iletişim becerimiz geleceğin dünyasında, ama beden ve ruhumuz -şüphesiz siyaset yapma dâhil- hala eski dünyada. Bu çelişki ileride çözülecek, şüpheniz olmasın. Sözün başında dedik ki, işlerimizi kaybediyoruz. Önümüzdeki 20 yıl içinde 702 meslekten yarısını daha devredeceğiz! Tamam da dünyadaki insanların çalışması gerekir. Robotların üstün verimlilikleri, insanlığa daha az çalışıp daha rahat yaşamak ve daha çok sevdikleri başka şeylerle uğraşacak büyük hobi zamanları ayırırsa mesele yok. Fakat robotlar bununla yetinecekler mi, çünkü bilim bir yandan da robotlara insan gibi düşünce, bilinç edinme vb gibi özellikler kazandırmanın peşinde. Böyle bir durum olursa, insanlığın asla baş edemeyeceği bir “canlı türü” yaratılmış olur. Zor bir aşama, ama dünyanın sayılı entelektüelleri endişeli. Siz en iyisi bu ilginç kapak konumuzu, Erdal Musoğlu’nun kaleminden okuyun. Ali Akurgal, konuya ilginç bir açıdan katkıda bulunuyor “robot demokrasisi kurmalıyız” diyor! Reyhan’ın konuyu tamamlayan derlemesi de cabası! Şunu da belirtelim: Derginizde daha sık bu konuyu irdeleyen yazılarla karşılaşacaksınız. Yığınla bilgi ve malzeme var, geleceğe bakacağız. Zaten “görevimiz”! Yazarlarımızın yetkinliği  Dolu dolu yeni bir HBT ile karşınızdayız yine. Büyük keyif alarak hazırlıyoruz derginizi, bunu duyumsamanızı dileriz. Yazarlarımızın eline kimse su dökemez diyeceğim, hepsi yetkinleşti, yazdıkça daha büyük bir yetkinlik kazanıyorlar. Dergimizi onlarsız düşünemeyiz. Kuban Hoca iletişim konusunda gerçekten özgün bir yazısıyla köşesinde size merhaba derken, Bozkurt Güvenç, bu Cumartesi, yani 5 Kasım’da yapılacak İki Bilge Konferansına hazırlıyor sizleri. Mustafa Çetiner “aydın olmak” üzerinde dururken, Profesör Namık Aras da daha önce iki yazı yazdığı bilimsel gelişme ve sanayileşme açısından Güney Kore-Türkiye konusuna, bu kez ODTÜ karşılaştırmasını-kıyaslamasını da ekleyerek sürdürüyor. “Bilimsel beslenme” sayfamızı her hafta çok özgün haberleriyle izlemelisiniz. Bilimin bu alanda ürettikleri o kadar çok ki&#8230; Bilim dünyasından son araştırma haberleri, üniversitelerimizin sayfalarından başarılı yazılar bir hafta boyunca sizi HBT’ye bağlayacak. Başka bir dünya mümkün Ve değişik bir yazı: “Türkülerde erkeklerin kadına bakışı”. Bir etnomüzik yazısı. Konunun uzmanı Yıldıray Erdeney imzalı! Erhan Güzel’in Hukuk ve Matematik yazısı “iyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur” deyişi ile başlıyor! Her zaman dediğimiz gibi: içine sıkıştığımız dar açılardan geniş açılara yolculuğun adıdır HBT. Başka bir dünya mümkün! Gelecek Cuma’ya kadar sevgi ve dostlukla kalın. *** İKİ BİLGE KONFERANSI: YAKIN GELECEĞE SAYGI 5 Kasım Cumartesi günü Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde Bozkurt Güvenç ve Doğan Kuban “Yakın Geleceği Saygı” başlıklı konferanslarına herkesi bekliyor. Ücretsizdir ve özellikle gençler davetlimizdir.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yeni-efendilerimiz-yeni-canli-turu-robotlar-mi-olacak">Yeni efendilerimiz ve “yeni canlı türü” robotlar mı olacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adım adım, ama hızlanan bir ivmeyle işlerimizden tasfiye oluyoruz, farkında mısınız?</p>
<p>Önce “<em>Aaa ne büyük kolaylık, hesap işleri, iletişim, tasarım, banka işleri&#8230; Hemen her şey bunlar sayesinde çok kolay, güzel ve mükemmel</em>&#8230;” Bilgisayarlar böyle şeker yüzleriyle hayatımıza girdiler, onları büyük bir memnuniyetle kabul ve buyur ettik. Zamanımız hızlandı! İş yapma olanakları bizle asla karşılaştırılmayacak bir mükemmeliyette idi. Mesela mikron ölçüsünde oturuyor her şey, gerisi senin becerine kalıyordu.</p>
<p>Bilim en büyük mutluluğu gösterdi. Uzay, atmosfer, kozmoloji, evren, gök adalar, hesaplar kitaplar&#8230; Büyük ufka yelken açtı bilim bu sayede.</p>
<p>Sadece o mu? Sanayi 4.0 neyin eseri? Bilgi Toplumu, hangi sayede?</p>
<p>Her şey değişti hayatımızda. Kuşaklar dâhil. Biz nasılsa dahil olduk “yeni kuşağa”. Biraz dil ve yaşam farkımız olsa bile!</p>
<p>Bilgisayar -kontrol- temelli hayat, şüphesiz ki elektronikte büyük devrim sayesinde, bizleri farklı bir dünyaya taşıdı.</p>
<p>Biz aslında iki dünyada yaşıyoruz, iş yapma-iletişim becerimiz geleceğin dünyasında, ama beden ve ruhumuz -şüphesiz siyaset yapma dâhil- hala eski dünyada.</p>
<p>Bu çelişki ileride çözülecek, şüpheniz olmasın.</p>
<p>Sözün başında dedik ki, işlerimizi kaybediyoruz.</p>
<p>Önümüzdeki 20 yıl içinde 702 meslekten yarısını daha devredeceğiz!</p>
<p>Tamam da dünyadaki insanların çalışması gerekir. Robotların üstün verimlilikleri, insanlığa daha az çalışıp daha rahat yaşamak ve daha çok sevdikleri başka şeylerle uğraşacak büyük hobi zamanları ayırırsa mesele yok.</p>
<p>Fakat robotlar bununla yetinecekler mi, çünkü bilim bir yandan da robotlara insan gibi düşünce, bilinç edinme vb gibi özellikler kazandırmanın peşinde. Böyle bir durum olursa, insanlığın asla baş edemeyeceği bir “canlı türü” yaratılmış olur.</p>
<p>Zor bir aşama, ama dünyanın sayılı entelektüelleri endişeli. Siz en iyisi bu ilginç kapak konumuzu, <strong>Erdal Musoğlu</strong>’nun kaleminden okuyun. <strong>Ali Akurgal,</strong> konuya ilginç bir açıdan katkıda bulunuyor “robot demokrasisi kurmalıyız” diyor! <strong>Reyhan</strong>’ın konuyu tamamlayan derlemesi de cabası! Şunu da belirtelim: Derginizde daha sık bu konuyu irdeleyen yazılarla karşılaşacaksınız. Yığınla bilgi ve malzeme var, geleceğe bakacağız. Zaten “görevimiz”!</p>
<p><strong>Yazarlarımızın yetkinliği</strong></p>
<p><strong> </strong>Dolu dolu yeni bir HBT ile karşınızdayız yine. Büyük keyif alarak hazırlıyoruz derginizi, bunu duyumsamanızı dileriz.</p>
<p>Yazarlarımızın eline kimse su dökemez diyeceğim, hepsi yetkinleşti, yazdıkça daha büyük bir yetkinlik kazanıyorlar. Dergimizi onlarsız düşünemeyiz. <strong>Kuban</strong> Hoca iletişim konusunda gerçekten özgün bir yazısıyla köşesinde size merhaba derken, <strong>Bozkurt Güvenç</strong>, bu Cumartesi, yani 5 Kasım’da yapılacak <strong>İki Bilge Konferansına </strong>hazırlıyor sizleri.<strong> Mustafa Çetiner “aydın olmak” </strong>üzerinde dururken, Profesör <strong>Namık Aras</strong> da daha önce iki yazı yazdığı bilimsel gelişme ve sanayileşme açısından Güney Kore-Türkiye konusuna, bu kez ODTÜ karşılaştırmasını-kıyaslamasını da ekleyerek sürdürüyor.</p>
<p>“Bilimsel beslenme” sayfamızı her hafta çok özgün haberleriyle izlemelisiniz. Bilimin bu alanda ürettikleri o kadar çok ki&#8230;</p>
<p>Bilim dünyasından son araştırma haberleri, üniversitelerimizin sayfalarından başarılı yazılar bir hafta boyunca sizi HBT’ye bağlayacak.</p>
<p><strong>Başka bir dünya mümkün</strong></p>
<p>Ve değişik bir yazı: “Türkülerde erkeklerin kadına bakışı”. Bir etnomüzik yazısı. Konunun uzmanı <strong>Yıldıray Erdeney</strong> imzalı! <strong>Erhan Güzel</strong>’in Hukuk ve Matematik yazısı “iyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet yoktur” deyişi ile başlıyor!</p>
<p>Her zaman dediğimiz gibi: içine sıkıştığımız dar açılardan geniş açılara yolculuğun adıdır HBT. Başka bir dünya mümkün!</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgi ve dostlukla kalın.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>İKİ BİLGE KONFERANSI: YAKIN GELECEĞE SAYGI</strong></p>
<p><strong>5 Kasım Cumartesi günü Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde Bozkurt Güvenç ve Doğan Kuban “Yakın Geleceği Saygı” başlıklı konferanslarına herkesi bekliyor. Ücretsizdir ve özellikle gençler davetlimizdir.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yeni-efendilerimiz-yeni-canli-turu-robotlar-mi-olacak">Yeni efendilerimiz ve “yeni canlı türü” robotlar mı olacak?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4197</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Robotlar “yeni” köle</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/robotlar-yeni-kole</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 08:51:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[bellek silme]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz adam]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[hbo]]></category>
		<category><![CDATA[ilkellik]]></category>
		<category><![CDATA[köle]]></category>
		<category><![CDATA[kovboy]]></category>
		<category><![CDATA[robotlar]]></category>
		<category><![CDATA[westworld]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4077</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dizi yaratıcısı HBO, Taht Oyunları ve Lost’u çok aşan yeni bir diziyi dünyaya yayınlıyor: Westworld. Konusu, Amerikalı romancı Michael Crichton’ın aynı isimli romanından 1973’te çekilen filmden esinlenen yenilikçi bir versiyon. Dizinin senaryosu Jonathan ve Lisa Nolan’ın. Yönetmen, Star Trek ve Yıldız Savaşları Güç Uyanıyor vb filmlerin yönetmeni J.J.Abrams. Bu isimler, ABD görsel eğlence sanayiinde liste başı. 100 milyon Dolara bir bilim kurgu dizisi yarattılar. ABD’de 2 Ekim’de başlayan dizi 10 hafta sürecek. Ön bilgilerin beklentisiyle orada ilk bölümünü 3.3 milyon kişi izledi. Bizde de yayınlanıyor. Dizide müşteriler ve insanlardan farksız robotlar bir tema parkında (Western stilinde) beraberler. Robotlar, müşterilerin akla hayale gelmeyecek veya gelecek bütün fantezilerini tatmin için varlar. Parktaki tema western olduğu için, müşteriler, insandan farksız robotları “öldürebiliyor.” Ama robotlar, o an ölseler bile, akşam park görevlileri tarafından toplanıp, parkın yönetildiği “yerdelen”e taşınıyor. Orada, yazılımları yenileniyor. Ertesi sabah, aynı rolü oynamak için “tamir” ediliyorlar. Yerdelen, yerin 100 kat altına inen süper-über bir ileri teknolojik üretim merkezi. Yöneticisi Anthony Hopkins. Bütün robotların (bindikleri atlar dahil) 3D imal edildiği, bakımının yapıldığı, yazılımlarının yüklendiği bir üs. Kovboy müşteri, robotları “öldürebilir” ama kovboy robotların silahı müşteriye işlemez. Öyle bir ileri teknolojik düzen kurulmuş ki müşteri, robota istediğini yapabilir. Müşteri, en ilkel duygu ve davranışlarını ortaya koymakta özgür. Bunun bir hukuksal, ahlaksal yaptırımı yok. Çünkü karşısındaki robot. Dünyadaki “Yüzde Bir”in oyun alanı burası. Westworld’de müşterinin en ahlaksız, en canice dürtülerini özgürce yaşamasına eleştirmenler, dizinin yaratıcılığını takdir etmekle birlikte, ırkçı, ayırımcı, hukuksuz bencilliğine, şiddetine dikkat çektiler: Robotlar, kölelik dönemindeki kölelerdi aslında. Beyaz “sahipler” köleyi mal gibi alıp satar, ona istediğini yapardı. Dizi sanki köleliğin (robotun), müşteri (sahip) için ne kadar da yararlı (!) olduğunu mu gösteriyor? Öte yandan, tecavüz, öldürme, aşağılama gibi eylemlerin insanlara özgü olduğunu, robotun ruhsuz bir yazılım olduğunu hatırlatanlar var. Yine de diziye, robotların nasılsa (“evrim”?) “bellek kazanıp” kendilerine yapılanların intikamını alacağına dair ipuçları serpilmiş: Bir Word dosyasını “silince” nasıl ana bellekte silinmiyorsa, öyle bir durum mu? Şimdilik bilmiyoruz. Bellek silme, insanlar için de bir gün mümkün olacak mı? Belleğimiz, beyinde tek bir adreste değil, türüne ve içeriğine göre çoklu adreslerde yaygın. Bu yüzden, insan belleği bilgisayar belleği ile aynı değil. Ama aynıymış sayarak, Westworld gibi bir öykü yazmak serbest. Çok başarılı başka bir öykü daha vardı: “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” (Pürüzsüz Zihnin Ebedi Güneşi. Bizdeki adıyla “Sil Baştan”), insan-bilgisayar belleği benzetmesinden yola çıkan, yaratıcı, yenilikçi bir filmdi. 2005’te en özgün senaryo Oscar’ını kazandı. Adını Latince, “boşluk, aralık” anlamına gelen “lacuna”dan alan Lacuna Inc., kötü her türlü anıyı bellekten siler. Bir türlü anlaşamadığı Joel (Jim Carrey) ile ilişkisinin çıkmaza girdiğini gören Clementine (Kate Winslet), bu şirkete gidip Joel ile ilgili bütün anılarını sildirir. Clementine, Joel ile tekrar karşılaştığında onu tanımaz. Durumu öğrenen Joel de aynı işlemle belleğini sildirmek ister. Ama Clementine’e meğerse o kadar büyük bir aşk duymuş, meğerse o kadar tutkuyla bağlanmıştır ki, bazı anıları silinemez. Bellek, silinmemek için direnir. Çünkü gerçek aşk unutulamaz. Edip Emil Öymen  *Bu yazı 24.10.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/robotlar-yeni-kole">Robotlar “yeni” köle</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dizi yaratıcısı HBO, Taht Oyunları ve Lost’u çok aşan yeni bir diziyi dünyaya yayınlıyor: Westworld.</p>
<p>Konusu, Amerikalı romancı Michael Crichton’ın aynı isimli romanından 1973’te çekilen filmden esinlenen yenilikçi bir versiyon. Dizinin senaryosu Jonathan ve Lisa Nolan’ın. Yönetmen, Star Trek ve Yıldız Savaşları Güç Uyanıyor vb filmlerin yönetmeni J.J.Abrams. Bu isimler, ABD görsel eğlence sanayiinde liste başı. 100 milyon Dolara bir bilim kurgu dizisi yarattılar. ABD’de 2 Ekim’de başlayan dizi 10 hafta sürecek. Ön bilgilerin beklentisiyle orada ilk bölümünü 3.3 milyon kişi izledi. Bizde de yayınlanıyor.</p>
<p>Dizide müşteriler ve insanlardan farksız robotlar bir tema parkında (Western stilinde) beraberler. Robotlar, müşterilerin akla hayale gelmeyecek veya gelecek bütün fantezilerini tatmin için varlar. Parktaki tema western olduğu için, müşteriler, insandan farksız robotları “öldürebiliyor.” Ama robotlar, o an ölseler bile, akşam park görevlileri tarafından toplanıp, parkın yönetildiği “yerdelen”e taşınıyor. Orada, yazılımları yenileniyor. Ertesi sabah, aynı rolü oynamak için “tamir” ediliyorlar. Yerdelen, yerin 100 kat altına inen süper-über bir ileri teknolojik üretim merkezi. Yöneticisi Anthony Hopkins. Bütün robotların (bindikleri atlar dahil) 3D imal edildiği, bakımının yapıldığı, yazılımlarının yüklendiği bir üs.</p>
<p>Kovboy müşteri, robotları “öldürebilir” ama kovboy robotların silahı müşteriye işlemez. Öyle bir ileri teknolojik düzen kurulmuş ki müşteri, robota istediğini yapabilir. Müşteri, en ilkel duygu ve davranışlarını ortaya koymakta özgür. Bunun bir hukuksal, ahlaksal yaptırımı yok. Çünkü karşısındaki robot. Dünyadaki “Yüzde Bir”in oyun alanı burası.</p>
<p>Westworld’de müşterinin en ahlaksız, en canice dürtülerini özgürce yaşamasına eleştirmenler, dizinin yaratıcılığını takdir etmekle birlikte, ırkçı, ayırımcı, hukuksuz bencilliğine, şiddetine dikkat çektiler: Robotlar, kölelik dönemindeki kölelerdi aslında. Beyaz “sahipler” köleyi mal gibi alıp satar, ona istediğini yapardı. Dizi sanki köleliğin (robotun), müşteri (sahip) için ne kadar da yararlı (!) olduğunu mu gösteriyor? Öte yandan, tecavüz, öldürme, aşağılama gibi eylemlerin insanlara özgü olduğunu, robotun ruhsuz bir yazılım olduğunu hatırlatanlar var. Yine de diziye, robotların nasılsa (“evrim”?) “bellek kazanıp” kendilerine yapılanların intikamını alacağına dair ipuçları serpilmiş: Bir Word dosyasını “silince” nasıl ana bellekte silinmiyorsa, öyle bir durum mu? Şimdilik bilmiyoruz.</p>
<p>Bellek silme, insanlar için de bir gün mümkün olacak mı? Belleğimiz, beyinde tek bir adreste değil, türüne ve içeriğine göre çoklu adreslerde yaygın. Bu yüzden, insan belleği bilgisayar belleği ile aynı değil. Ama aynıymış sayarak, Westworld gibi bir öykü yazmak serbest.</p>
<p>Çok başarılı başka bir öykü daha vardı: “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” (Pürüzsüz Zihnin Ebedi Güneşi. Bizdeki adıyla “Sil Baştan”), insan-bilgisayar belleği benzetmesinden yola çıkan, yaratıcı, yenilikçi bir filmdi. 2005’te en özgün senaryo Oscar’ını kazandı.</p>
<p>Adını Latince, “boşluk, aralık” anlamına gelen “lacuna”dan alan Lacuna Inc., kötü her türlü anıyı bellekten siler. Bir türlü anlaşamadığı Joel (Jim Carrey) ile ilişkisinin çıkmaza girdiğini gören Clementine (Kate Winslet), bu şirkete gidip Joel ile ilgili bütün anılarını sildirir. Clementine, Joel ile tekrar karşılaştığında onu tanımaz. Durumu öğrenen Joel de aynı işlemle belleğini sildirmek ister. Ama Clementine’e meğerse o kadar büyük bir aşk duymuş, meğerse o kadar tutkuyla bağlanmıştır ki, bazı anıları silinemez. Bellek, silinmemek için direnir. Çünkü gerçek aşk unutulamaz.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen </strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 24.10.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/robotlar-yeni-kole">Robotlar “yeni” köle</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4077</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
