<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tarım arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tarim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tarim</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 Nov 2019 08:15:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Sürdürülebilir tarım için tarihten dersler</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/surdurulebilir-tarim-icin-tarihten-dersler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Nov 2019 07:59:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15785</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yediklerimiz sadece kendi sağlığımıza değil, gezegenimize de zarar verebilir. Her yıl atmosfere salınan sera gazının yaklaşık dörtte biri gıda üretim faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Söz konusu gazların büyük kısmını büyükbaş hayvanların ürettiği metan, kimyasal gübrelerden gelen azot oksitler ve tarım veya hayvancılık için ormanların tahrip edilmesinden kaynaklanan karbondioksit oluşturuyor. Bu gazlar ısıyı atmosferde hapsediyor. Sel ve kuraklık gibi aşırı hava olayları, ısınan dünyamızda daha sık ve şiddetli görülür hale geliyor, mahsulleri yok edip mevsim düzenini bozuyor. Sonuç olarak, iklim değişikliği halihazırda sorunsuz olmayan gıda tedariğini tamamen alt üst edebilir. Tarım alanında karşı karşıya olunan güçlükler önemli boyutlarda ve dünya nüfusu arttıkça sorunların da büyüyeceği açık. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin iklim ve toprağa ilişkin yeni özel raporu, toprak kullanımında, tarımda ve beslenmede keskin değişiklikler olmazsa, küresel sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutma hedefine ulaşmanın oldukça güç olacağı uyarısında bulunuyor. Milyarlarca insanı biyoçeşitliliğe ve çevreye zarar vermeden besleyebilecek bir gıda üretim sistemine şiddetle ihtiyaç var. Eski tarım yöntemleri üzerine çalışan araştırmacı Kelly Reed (Oxford Üniversitesi), geleceğin sürdürülebilir tarım sistemlerini bulmada geçmişteki ziraat uygulamalarının katkı sunabileceğini düşünüyor. Günay Amerika&#8217;da Waru Waru kanal sistemi  Kadim tarım yöntemleri her zaman doğa ile uyum içerisinde değildi. İlk çiftçilerin yanlış sulama nedeniyle toprakta tuzlanmaya sebep olduğuna dair bulgular mevcut. Öte yandan, toprak kalitesini iyileştirmiş, mahsul verimini artırmış ve mahsulleri sel ve kuraklığa karşı korumuş eski yöntemler de var. Kelly Reed, İnka öncesi dönemde Güney Amerika’da ortaya çıkan ve MÖ 300 ile MS 1400 yılları arasında yaygın kullanılan bir su kanalı sisteminin başarılı tarım uygulamalarına iyi bir örnek olduğunu belirtiyor. Waru Waru sistemi olarak adlandırılan bu yöntemin başarısız örnekleri olsa da, uygulamaların çoğunluğunda çiftçilerin kimyasal ilaç kullanmadan mahsul ve toprak verimliliğini artırması sağlanmış. Yöntem, diğer yerel tarım yöntemleriyle karşılaştırıldığında sulama açısından önemli avantaj sağlıyor. Mahsulleri kuraklık ve aşırı yağıştan korumaya katkı sağlayan kanal sistemi, bitkileri dondan da koruyor. Kanallarda yaşayan balıklar da ek bir besin kaynağını oluşturuyor. Waru Waru kanal sistemi, dünyanın en büyük sulak alanlarından biri olan Llanos de Moxos (Bolivya) da dahil olmak üzere Gü İnka yöntemi veya çeltik tarlasına balık ney Amerika’daki çiftçiler tarafından günümüzde kullanılıyor. Reed, bu tarım yönteminin, iklim değişikliği nedeniyle artması beklenen sel ve kuraklıklara karşı mahsullerin daha dayanıklı olmasını sağlayabileceğini ifade ediyor. Waru Waru sistemi, mevcut yaygın yöntemler açısından tarıma elverişli olmayan arazilerde de tarım yapılmasını sağlayarak ormanların korunmasına yardımcı olabilir. Asya&#8217;da haşerelere karşı balık Günümüzde yaygın olan tarım yöntemlerinden biri de monokültür tarım. Bir tarım ürününün iklim, toprak şartları, kolaylık veya ekonomik nedenlerle diğer ürünlere göre baskın olarak yetiştirilmesi olan bu uygulama, toprak verimliliğini düşürebiliyor ve doğal yaşam alanlarına ve biyolojik çeşitliliği zarar verebiliyor. Monokültür tarım yapılan büyük ölçekli tarlalarda kullanılan kimyasal gübreler nehirlere ve okyanuslara sızıyor, zirai ilaçlar doğal yaşama zarar veriyor. Oysa birden fazla mahsulün yetiştirilmesi ve hayvancılığın çeşitlendirilmesi, gıdaların besin değerlerinin artırılmasını, gıda tedariğinin hava koşullarından daha az etkilenmesi ve biyoçeşitliliğin yeniden canlandırılmasını sağlayabilir. Oldukça basit yöntemlerle tarımda doğa ile uyumu sağlayan birçok kadim uygulamaya bir örnek de, Çin’de çiftçilerin bugün dahi uyguladığı, geçmişi Han Hanedanlığı’na (MS 25220) kadar uzanan bir yöntem olarak, çeltik tarlalarına balık bırakmak. İlave bir protein kaynağı oluşturan balıklar, çeltik tarlalarını daha verimli hale getiriyor. Bu uygulamanın pirinç monokültür tarımına kıyasla avantajı da, çiftçilerin kimyasal gübre ve böcek ilacı kullanımından tasarruf etmeleri. Zararlı otları ve haşereleri yiyen balıklar doğal bir haşere kontrolü sağlıyor. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/surdurulebilir-tarim-icin-tarihten-dersler">Sürdürülebilir tarım için tarihten dersler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yediklerimiz sadece kendi sağlığımıza değil, gezegenimize de zarar verebilir. Her yıl atmosfere salınan sera gazının yaklaşık dörtte biri gıda üretim faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Söz konusu gazların büyük kısmını büyükbaş hayvanların ürettiği metan, kimyasal gübrelerden gelen azot oksitler ve tarım veya hayvancılık için ormanların tahrip edilmesinden kaynaklanan karbondioksit oluşturuyor.</p>
<p>Bu gazlar ısıyı atmosferde hapsediyor. Sel ve kuraklık gibi aşırı hava olayları, ısınan dünyamızda daha sık ve şiddetli görülür hale geliyor, mahsulleri yok edip mevsim düzenini bozuyor. Sonuç olarak, iklim değişikliği halihazırda sorunsuz olmayan gıda tedariğini tamamen alt üst edebilir. Tarım alanında karşı karşıya olunan güçlükler önemli boyutlarda ve dünya nüfusu arttıkça sorunların da büyüyeceği açık.</p>
<p>Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin iklim ve toprağa ilişkin yeni özel raporu, toprak kullanımında, tarımda ve beslenmede keskin değişiklikler olmazsa, küresel sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutma hedefine ulaşmanın oldukça güç olacağı uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Milyarlarca insanı biyoçeşitliliğe ve çevreye zarar vermeden besleyebilecek bir gıda üretim sistemine şiddetle ihtiyaç var. Eski tarım yöntemleri üzerine çalışan araştırmacı Kelly Reed (Oxford Üniversitesi), geleceğin sürdürülebilir tarım sistemlerini bulmada geçmişteki ziraat uygulamalarının katkı sunabileceğini düşünüyor.</p>
<p><strong>Günay Amerika&#8217;da Waru Waru kanal sistemi </strong></p>
<p>Kadim tarım yöntemleri her zaman doğa ile uyum içerisinde değildi. İlk çiftçilerin yanlış sulama nedeniyle toprakta tuzlanmaya sebep olduğuna dair bulgular mevcut. Öte yandan, toprak kalitesini iyileştirmiş, mahsul verimini artırmış ve mahsulleri sel ve kuraklığa karşı korumuş eski yöntemler de var.</p>
<p>Kelly Reed, İnka öncesi dönemde Güney Amerika’da ortaya çıkan ve MÖ 300 ile MS 1400 yılları arasında yaygın kullanılan bir su kanalı sisteminin başarılı tarım uygulamalarına iyi bir örnek olduğunu belirtiyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-15786" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/waruwaru-300x147.jpeg" alt="" width="500" height="246" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/waruwaru-300x147.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/waruwaru.jpeg 790w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Waru Waru sistemi olarak adlandırılan bu yöntemin başarısız örnekleri olsa da, uygulamaların çoğunluğunda çiftçilerin kimyasal ilaç kullanmadan mahsul ve toprak verimliliğini artırması sağlanmış. Yöntem, diğer yerel tarım yöntemleriyle karşılaştırıldığında sulama açısından önemli avantaj sağlıyor. Mahsulleri kuraklık ve aşırı yağıştan korumaya katkı sağlayan kanal sistemi, bitkileri dondan da koruyor. Kanallarda yaşayan balıklar da ek bir besin kaynağını oluşturuyor.</p>
<p>Waru Waru kanal sistemi, dünyanın en büyük sulak alanlarından biri olan Llanos de Moxos (Bolivya) da dahil olmak üzere Gü İnka yöntemi veya çeltik tarlasına balık ney Amerika’daki çiftçiler tarafından günümüzde kullanılıyor. Reed, bu tarım yönteminin, iklim değişikliği nedeniyle artması beklenen sel ve kuraklıklara karşı mahsullerin daha dayanıklı olmasını sağlayabileceğini ifade ediyor. Waru Waru sistemi, mevcut yaygın yöntemler açısından tarıma elverişli olmayan arazilerde de tarım yapılmasını sağlayarak ormanların korunmasına yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Asya&#8217;da haşerelere karşı balık </strong></p>
<p>Günümüzde yaygın olan tarım yöntemlerinden biri de monokültür tarım. Bir tarım ürününün iklim, toprak şartları, kolaylık veya ekonomik nedenlerle diğer ürünlere göre baskın olarak yetiştirilmesi olan bu uygulama, toprak verimliliğini düşürebiliyor ve doğal yaşam alanlarına ve biyolojik çeşitliliği zarar verebiliyor. Monokültür tarım yapılan büyük ölçekli tarlalarda kullanılan kimyasal gübreler nehirlere ve okyanuslara sızıyor, zirai ilaçlar doğal yaşama zarar veriyor.</p>
<p>Oysa birden fazla mahsulün yetiştirilmesi ve hayvancılığın çeşitlendirilmesi, gıdaların besin değerlerinin artırılmasını, gıda tedariğinin hava koşullarından daha az etkilenmesi ve biyoçeşitliliğin yeniden canlandırılmasını sağlayabilir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-15787" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/pirincbalik-300x216.jpeg" alt="" width="500" height="360" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/pirincbalik-300x216.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/11/pirincbalik.jpeg 448w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Oldukça basit yöntemlerle tarımda doğa ile uyumu sağlayan birçok kadim uygulamaya bir örnek de, Çin’de çiftçilerin bugün dahi uyguladığı, geçmişi Han Hanedanlığı’na (MS 25220) kadar uzanan bir yöntem olarak, çeltik tarlalarına balık bırakmak.</p>
<p>İlave bir protein kaynağı oluşturan balıklar, çeltik tarlalarını daha verimli hale getiriyor. Bu uygulamanın pirinç monokültür tarımına kıyasla avantajı da, çiftçilerin kimyasal gübre ve böcek ilacı kullanımından tasarruf etmeleri. Zararlı otları ve haşereleri yiyen balıklar doğal bir haşere kontrolü sağlıyor.</p>
<p><strong><a href="https://www.weforum.org/agenda/2019/08/what-archaeology-can-teach-us-eating-sustainably">Kaynak</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/surdurulebilir-tarim-icin-tarihten-dersler">Sürdürülebilir tarım için tarihten dersler</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15785</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 181. Sayı – 13 Eylül 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-181-sayi-13-eylul-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Sep 2019 13:10:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[beyin araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimsel faaliyet]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[geometri]]></category>
		<category><![CDATA[gıda güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi doku]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[vitaminler]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15135</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin 2019 yılında bilim dünyasındaki yeri: Nature Index 2019 Neyi koruyalım, nasıl koruyalım? &#8211; Doğan Kuban Betona fatura çıkarmak &#8211; Erhan Karaesmen 2019 Küresel Gıda Krizleri Raporu üzerine&#8230; &#8211; Müfit Akyos 7 ve üzeri büyüklüğünde 8 yıllık deprem suskunluğu &#8211; Haluk Eyidoğan Geometri notları: Zarif, zaruri, zararsız, zamane zarları Tarımsal katma değerde büyük aşınma &#8211; Bayram Ali Eşiyok Sosyal medya stresi &#8211; Tanol Türkoğlu İnsan vücudunun bilinmeyenleri-10: Becerikli eller Eşcinsellik geni yok 3,8 milyon yıllık atamız En eski parazit DNA&#8217;sı bulundu Deney tüplerindeki mini beyinler Sinek beyninin bütün bağlantılarını çok yakında öğrenebileceğiz ABD&#8217;de 1 milyon gönüllüye genetik danışmanlık hizmeti Çin&#8217;de tartışmalı bir çalışma: İnsan-maymun melezleri Yapay Zekâ ve meslek seçimi Hindistan&#8217;ın Ay macerasında muammalı son Yanardağlara sahip ilk öte uydu Mustafa Kemal ve Sivas Kongresi &#8211; Ahmet Yavuz Kahve: Yararlı, ama doğru tüketirseniz! &#8211; 2 Yeniden vitaminler ve destek ürünleri üzerine&#8230; &#8211; Mustafa Çetiner Sporda karar verme ve performans nasıl geliştirilir? &#8211; Erkut Konter En uzun ömürlü canlılar Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-181-sayi-13-eylul-2019">HBT Dergi 181. Sayı – 13 Eylül 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15136" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/181-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/181-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/181-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/181.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Türkiye&#8217;nin 2019 yılında bilim dünyasındaki yeri: Nature Index 2019<br />
Neyi koruyalım, nasıl koruyalım? &#8211; Doğan Kuban<br />
Betona fatura çıkarmak &#8211; Erhan Karaesmen<br />
2019 Küresel Gıda Krizleri Raporu üzerine&#8230; &#8211; Müfit Akyos<br />
7 ve üzeri büyüklüğünde 8 yıllık deprem suskunluğu &#8211; Haluk Eyidoğan<br />
Geometri notları: Zarif, zaruri, zararsız, zamane zarları<br />
Tarımsal katma değerde büyük aşınma &#8211; Bayram Ali Eşiyok<br />
Sosyal medya stresi &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
İnsan vücudunun bilinmeyenleri-10: Becerikli eller<br />
Eşcinsellik geni yok<br />
3,8 milyon yıllık atamız<br />
En eski parazit DNA&#8217;sı bulundu<br />
Deney tüplerindeki mini beyinler<br />
Sinek beyninin bütün bağlantılarını çok yakında öğrenebileceğiz<br />
ABD&#8217;de 1 milyon gönüllüye genetik danışmanlık hizmeti<br />
Çin&#8217;de tartışmalı bir çalışma: İnsan-maymun melezleri<br />
Yapay Zekâ ve meslek seçimi<br />
Hindistan&#8217;ın Ay macerasında muammalı son<br />
Yanardağlara sahip ilk öte uydu<br />
Mustafa Kemal ve Sivas Kongresi &#8211; Ahmet Yavuz<br />
Kahve: Yararlı, ama doğru tüketirseniz! &#8211; 2<br />
Yeniden vitaminler ve destek ürünleri üzerine&#8230; &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Sporda karar verme ve performans nasıl geliştirilir? &#8211; Erkut Konter<br />
En uzun ömürlü canlılar</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-181-sayi-13-eylul-2019">HBT Dergi 181. Sayı – 13 Eylül 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15135</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yeni yöntemle bitkiler daha çok büyüyecek</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeni-yontemle-bitkiler-daha-cok-buyuyecek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2019 13:17:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[böcek ilacı]]></category>
		<category><![CDATA[fotosentez]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[sulama]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12808</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni yöntemle fotosenteze genetik ayar verilerek bitkinin %40 daha fazla büyümesi sağlanıyor. Fotosentezi daha verimli hale getirmek için yapılan genetik bir oynama, bazı bitkilerin tarımsal üretim randımanını artırdı. Söz konusu genetik mühendisliği, fotoresent olarak bilinen ve fotosentez sırasında birçok bitkinin gerçekleştirmesi gereken karmaşık ve enerji gerektiren bir işlemi kolaylaştırıyor. ABD Tarım Departmanı ile ortak bir araştırma yapan moleküler biyolog Paul South ve meslektaşları, tek bir hücre bölmesiyle sınırlandırılmış foto respirasyon için daha doğrudan bir kimyasal yol tasarladı. Saha testlerinde, bu şekilde genetiği değiştirilen tütün bitkilerinin büyümesinin %40’ın üzerinde arttığı saptandı. Araştırmacılar, 4 Ocak’ta yayımladıkları raporda, bu işlemin diğer mahsullerde de benzer sonuçlar üretmesi halinde artan küresel gıda talebinin karşılanmasında önemli bir avantaj elde edileceğini belirtiyorlar. Çalışmaya dahil olmayan ve Science News’e konuşan Canberra’daki Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden biyokimyacı Spencer Whitney, araştırmadaki yöntemi “fotosentezi geliştirme çabalarında atılmış büyük bir adım” olarak değerlendirdi. Farklı bitki türleriyle yapılan deneyler, bu fotorespirasyon fikrinin diğer ürünlerde, tütünde olduğu gibi aynı yararları yaratıp yaratmadığını ortaya çıkaracak. Şu anda yeni genetik modifikasyonlarla patateslerde sera denemeleri yapılıyor ve soya fasulyesi, börülce ve pirinçle benzer testler yapılması planlanıyor. Bu tür genetik modifikasyonların, ticari çiftliklerde kullanımı için onaylanmasının, daha fazla saha testiyle birlikte en az 5 ila 10 yıl daha süreceği belirtiliyor. Tarım endüstrisi; böcek ilacı, gübreler ve sulama gibi verim artırıcı araçların kullanımıyla üretimi optimize ederken araştırmacılar, fotosentezi daha verimli hale getirmenin yollarını tasarlayarak bitki büyümesini yönetmeye ve iyileştirmeye çalışıyorlar. Peki ama bunun ekolojik karşılığı ne? Söz konusu çalışmaların tütünün sürdürülebilirliği açısından ne gibi sonuçları olduğu ayrı bir tartışma konusu. Konuyla ilgili veriler kısıtlı olmakla birlikte GDO’lu tütünün olası zararlarıyla ilgili yapılan bazı çalışmalar var. Sözgelimi GDO’lu tütünün; bulunduğu bölgedeki akraba bitkilerin fotosentez dengesini değiştirebileceği, hızlı büyüyüp fazla mahsul vermesi sebebiyle daha fazla su kaynağına ihtiyaç duyacak olması (bölgesel kuraklık) ve geleneksel yollarla tütün üreten çiftçileri savunmasız bırakarak sürdürülebilirliği (yerel ekonomileri) tehlikeye atma gibi riskleri mevcut. Batuhan Sarıcan Kaynaklar: https://www.sciencenews.org/article/new-way-genetically-tweak-photosynthesis-boosts-plant-growth https://www.researchgate.net/publication/265737062_Genetically_Modified_Tobacco_-_Benefits_and_Risks https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18409340 https://www.sciencedaily.com/releases/2014/04/140414092002.htm</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeni-yontemle-bitkiler-daha-cok-buyuyecek">Yeni yöntemle bitkiler daha çok büyüyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yöntemle fotosenteze genetik ayar verilerek bitkinin %40 daha fazla büyümesi sağlanıyor.</p>
<p>Fotosentezi daha verimli hale getirmek için yapılan genetik bir oynama, bazı bitkilerin tarımsal üretim randımanını artırdı. Söz konusu genetik mühendisliği, fotoresent olarak bilinen ve fotosentez sırasında birçok bitkinin gerçekleştirmesi gereken karmaşık ve enerji gerektiren bir işlemi kolaylaştırıyor. ABD Tarım Departmanı ile ortak bir araştırma yapan moleküler biyolog Paul South ve meslektaşları, tek bir hücre bölmesiyle sınırlandırılmış foto respirasyon için daha doğrudan bir kimyasal yol tasarladı. Saha testlerinde, bu şekilde genetiği değiştirilen tütün bitkilerinin büyümesinin %40’ın üzerinde arttığı saptandı. Araştırmacılar, 4 Ocak’ta yayımladıkları raporda, bu işlemin diğer mahsullerde de benzer sonuçlar üretmesi halinde artan küresel gıda talebinin karşılanmasında önemli bir avantaj elde edileceğini belirtiyorlar.</p>
<p>Çalışmaya dahil olmayan ve Science News’e konuşan Canberra’daki Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden biyokimyacı Spencer Whitney, araştırmadaki yöntemi “fotosentezi geliştirme çabalarında atılmış büyük bir adım” olarak değerlendirdi. Farklı bitki türleriyle yapılan deneyler, bu fotorespirasyon fikrinin diğer ürünlerde, tütünde olduğu gibi aynı yararları yaratıp yaratmadığını ortaya çıkaracak. Şu anda yeni genetik modifikasyonlarla patateslerde sera denemeleri yapılıyor ve soya fasulyesi, börülce ve pirinçle benzer testler yapılması planlanıyor. Bu tür genetik modifikasyonların, ticari çiftliklerde kullanımı için onaylanmasının, daha fazla saha testiyle birlikte en az 5 ila 10 yıl daha süreceği belirtiliyor. Tarım endüstrisi; böcek ilacı, gübreler ve sulama gibi verim artırıcı araçların kullanımıyla üretimi optimize ederken araştırmacılar, fotosentezi daha verimli hale getirmenin yollarını tasarlayarak bitki büyümesini yönetmeye ve iyileştirmeye çalışıyorlar.</p>
<p>Peki ama bunun ekolojik karşılığı ne? Söz konusu çalışmaların tütünün sürdürülebilirliği açısından ne gibi sonuçları olduğu ayrı bir tartışma konusu. Konuyla ilgili veriler kısıtlı olmakla birlikte GDO’lu tütünün olası zararlarıyla ilgili yapılan bazı çalışmalar var. Sözgelimi GDO’lu tütünün; bulunduğu bölgedeki akraba bitkilerin fotosentez dengesini değiştirebileceği, hızlı büyüyüp fazla mahsul vermesi sebebiyle daha fazla su kaynağına ihtiyaç duyacak olması (bölgesel kuraklık) ve geleneksel yollarla tütün üreten çiftçileri savunmasız bırakarak sürdürülebilirliği (yerel ekonomileri) tehlikeye atma gibi riskleri mevcut.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.sciencenews.org/article/new-way-genetically-tweak-photosynthesis-boosts-plant-growth">https://www.sciencenews.org/article/new-way-genetically-tweak-photosynthesis-boosts-plant-growth</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.researchgate.net/publication/265737062_Genetically_Modified_Tobacco_-_Benefits_and_Risks">https://www.researchgate.net/publication/265737062_Genetically_Modified_Tobacco_-_Benefits_and_Risks</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18409340">https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/18409340</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.sciencedaily.com/releases/2014/04/140414092002.htm">https://www.sciencedaily.com/releases/2014/04/140414092002.htm</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/yeni-yontemle-bitkiler-daha-cok-buyuyecek">Yeni yöntemle bitkiler daha çok büyüyecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12808</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tarımsal ürünlere değer katmak</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/tarimsal-urunlere-deger-katmak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müfit Akyos]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Nov 2018 13:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[ürün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her yaz yaklaşık bir ayımızı geçirdiğimiz Yusufeli’nin (Artvin) yakın bir köyünde adeta zihinsel ve bedensel olarak arınmaktayız. Köy ne verirse onunla yetinerek geçirdiğimiz sürede sessizliğin, dinginliğin tadını çıkartıp, geceleri uzun uzun samanyolunu seyredip, karanlığın içinden gelen seslerden doğanın devinimini duyumsamaya çalışıyoruz. Yusufeli birkaç yıla kadar baraj suları altında kalacak. Önüne set çekilen Barhal Çayı ve Çoruh Nehri küskün, isteksiz akıyor izin verildiği oranda. Yusufeli şimdilik kamulaştırma bedellerinin telaşı ile köpürtülmüş bir ekonomik canlılık yaşıyor. Sanki birkaç yıla yok olmayacakmış, boşalan köyleri, yok olan doğası, bir daha tadılamayacak üzümleri, ballı incirleri, tesbih taneleri gibi dağılacak insanlarıyla yalnızlığa gömülmeyecekmiş gibi. Hiç olmayacak bir seçimle dağların tıraşlanmasıyla oluşturulmaya çalışılan alanda yeni bir Yusufeli kurulur, yaşam devam eder (mi?). Köyün uzun süre belediye olmasından kaynaklanan önemli bir geçmişi olsa da bugün giderek küçülmekte ve nüfusu azalmaktadır. Ekilecek geniş arazileri olmasa da sebze ve meyve yetiştirilmeye uygun bir iklimi var. Ancak birkaç arıcının ürettiği bal dışında pazara çıkartabildiği tarımsal bir ürünü yok.  Her aile kendisi için üretiyor. Tarım hemen bütünüyle doğaya bağımlı. Yaklaşık 100 baştan oluşan bir sürü yaylada çobanlara emanet, Anguslara direnmeye çalışıyor. Adeta yüzyıllar önceki yöntemlerle sürdürülen tarımda, sahip olunan ampirik bilgiler bile azalan nüfus nedeniyle aktarılamıyor yeni kuşaklara. Bu iktidarın idari düzenlemeleri ile mahalle konumuna gelen köy bunun bütün olumsuzluklarını yaşıyor. Genel görünüm sahipsizlik ve bakımsız bir çevre. Ancak son yıllarda köy dışından girdilerle iki-üç katlı her türlü estetikten ve çevre ile uyumdan yoksun betonarme binalar artmakta. Kaldığımız yüz yaşını aşmış iki katlı küçük konak yerel ustalara onartılarak yıkılmaktan kurtarılmış. Köyün tescil edilmiş tek yapısı. Köyün ekonomisi çoğunlukla hükümetin değişik adlar altında dağıttığı “sosyal yardımlarla” dönüyor. Bu durum yerel deyişle “mayişi var neden çalışsın ki” olarak özetleniyor. Özetle ülkemizde çok geniş coğrafyalarda yaşanan kırsal sorunların hemen hepsi bu köyde de var. Tarımın çok boyutlu sorunlarına karşı Genç Çiftçi Projelerinin Desteklenmesi Programı uygulamaya sokulan yeni bir proje. Kırsal alanda ikamet eden 18-40 yaş aralığında tarımsal faaliyet göstermek isteyen kişilere 30.000 TL hibe destek verilecek programa 378 bin genç çiftçi başvurmuş.  Başvuruların 370 bininin hayvansal üretim konusunda olduğu dikkate alındığında arıcılık, kanatlı, ipek böceği yetiştiriciliği, meyvecilik, seracılık ile tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği konularında başvuruların 8.000’le sınırlı olduğu anlaşılıyor. Bu yıl için 450 milyon liralık kaynak kullandırılacağına göre yaklaşık 15.000 kişinin bu hibeden yararlanacağı tahmin edilebilir. Yöntem bu iktidarın “sosyal yardımla” para dağıtma yaklaşımına çok uygun. Hemen hiçbir konuyu bilimsel yaklaşıma, teknolojik gelişmelere ve dünyadaki başarılı örneklere uygun olarak ele alma becerisi gösteremeyen iktidardan uygulaması beklenmese de kırsal kalkınmadaki önemi nedeniyle tarımsal ürünlere değer katılması konusuna değinmek istiyorum. Tarımsal ürünlere değer katmak  “Değer Kazandırılmış Tarım-DKT” tarımsal girişimciler ve kırsal kalkınma için önemli bir stratejidir. Değer katma, bir ürünü ilk halinden daha değerli bir biçime (temizleme, işleme, paketleme, pişirme, öğütme, kurutma gibi) değiştirmek veya dönüştürmek olarak tanımlanabilir. Günümüzde yerel ve ekolojik ürünler DKT’nin önemli bir bileşeni olup genişleyen bir pazara sahiptir.  Ürün çeşitleri veya üretim teknolojileri geliştirilmesi yoluyla yapılacak yeniliklerle değer katılabileceği gibi “tarladan pazara” kadar olan sürecin üretici yararına yeniden tasarımı ile de değer katılabilir. Aile boyutunda tarım işletmelerinde küçük işletme olarak başlamak, yüksek kaliteli ürün hedeflemek, pazarın talebini dikkate almak, planlama yapmak, yeterli sermayeyi oluşturmak, bilgilenmek başarı için zorunludur. Küçük işletmeler “tarladan pazara” sürecinin her aşamasından daha fazla pay alabilmek için doğrudan ve sipariş esaslı satış veya e-ticaret araçlarını kullanabilirler. Aile tarımının, “küçük işletme yönetim sistemi” ile yönetilmesi, ilaç ve kozmetik sanayisi için aromatik bitkilerin üretimine yönlendirilmesi, bölgesel “yenilikçi tarım/gıda merkezleri” oluşturularak desteklenmesi, kümeleşme ve kooperatifleşme (Amesia Çalışan Kadın Arılar Grubu http://www.amesia.com.tr/index.php, Merzifon, Gümüşhacıköy ve Suluova’da kurulan ve kadınların el emeği yerel tarımsal ürünlerini Amesia markası ile pazarladıkları kooperatif) ile organize edilmeleri değer katma sürecini destekleyecektir. Müfit Akyos</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/tarimsal-urunlere-deger-katmak">Tarımsal ürünlere değer katmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yaz yaklaşık bir ayımızı geçirdiğimiz Yusufeli’nin (Artvin) yakın bir köyünde adeta zihinsel ve bedensel olarak arınmaktayız. Köy ne verirse onunla yetinerek geçirdiğimiz sürede sessizliğin, dinginliğin tadını çıkartıp, geceleri uzun uzun samanyolunu seyredip, karanlığın içinden gelen seslerden doğanın devinimini duyumsamaya çalışıyoruz.</p>
<p>Yusufeli birkaç yıla kadar baraj suları altında kalacak. Önüne set çekilen Barhal Çayı ve Çoruh Nehri küskün, isteksiz akıyor izin verildiği oranda. Yusufeli şimdilik kamulaştırma bedellerinin telaşı ile köpürtülmüş bir ekonomik canlılık yaşıyor. Sanki birkaç yıla yok olmayacakmış, boşalan köyleri, yok olan doğası, bir daha tadılamayacak üzümleri, ballı incirleri, tesbih taneleri gibi dağılacak insanlarıyla yalnızlığa gömülmeyecekmiş gibi. Hiç olmayacak bir seçimle dağların tıraşlanmasıyla oluşturulmaya çalışılan alanda yeni bir Yusufeli kurulur, yaşam devam eder (mi?).</p>
<p>Köyün uzun süre belediye olmasından kaynaklanan önemli bir geçmişi olsa da bugün giderek küçülmekte ve nüfusu azalmaktadır. Ekilecek geniş arazileri olmasa da sebze ve meyve yetiştirilmeye uygun bir iklimi var. Ancak birkaç arıcının ürettiği bal dışında pazara çıkartabildiği tarımsal bir ürünü yok.  Her aile kendisi için üretiyor. Tarım hemen bütünüyle doğaya bağımlı. Yaklaşık 100 baştan oluşan bir sürü yaylada çobanlara emanet, Anguslara direnmeye çalışıyor. Adeta yüzyıllar önceki yöntemlerle sürdürülen tarımda, sahip olunan ampirik bilgiler bile azalan nüfus nedeniyle aktarılamıyor yeni kuşaklara.</p>
<p>Bu iktidarın idari düzenlemeleri ile mahalle konumuna gelen köy bunun bütün olumsuzluklarını yaşıyor. Genel görünüm sahipsizlik ve bakımsız bir çevre. Ancak son yıllarda köy dışından girdilerle iki-üç katlı her türlü estetikten ve çevre ile uyumdan yoksun betonarme binalar artmakta. Kaldığımız yüz yaşını aşmış iki katlı küçük konak yerel ustalara onartılarak yıkılmaktan kurtarılmış.</p>
<p>Köyün tescil edilmiş tek yapısı. Köyün ekonomisi çoğunlukla hükümetin değişik adlar altında dağıttığı “sosyal yardımlarla” dönüyor. Bu durum yerel deyişle “mayişi var neden çalışsın ki” olarak özetleniyor. Özetle ülkemizde çok geniş coğrafyalarda yaşanan kırsal sorunların hemen hepsi bu köyde de var.</p>
<p>Tarımın çok boyutlu sorunlarına karşı Genç Çiftçi Projelerinin Desteklenmesi Programı uygulamaya sokulan yeni bir proje. Kırsal alanda ikamet eden 18-40 yaş aralığında tarımsal faaliyet göstermek isteyen kişilere 30.000 TL hibe destek verilecek programa 378 bin genç çiftçi başvurmuş.  Başvuruların 370 bininin hayvansal üretim konusunda olduğu dikkate alındığında arıcılık, kanatlı, ipek böceği yetiştiriciliği, meyvecilik, seracılık ile tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği konularında başvuruların 8.000’le sınırlı olduğu anlaşılıyor. Bu yıl için 450 milyon liralık kaynak kullandırılacağına göre yaklaşık 15.000 kişinin bu hibeden yararlanacağı tahmin edilebilir.</p>
<p>Yöntem bu iktidarın “sosyal yardımla” para dağıtma yaklaşımına çok uygun. Hemen hiçbir konuyu bilimsel yaklaşıma, teknolojik gelişmelere ve dünyadaki başarılı örneklere uygun olarak ele alma becerisi gösteremeyen iktidardan uygulaması beklenmese de kırsal kalkınmadaki önemi nedeniyle tarımsal ürünlere değer katılması konusuna değinmek istiyorum.</p>
<p><strong>Tarımsal ürünlere değer katmak</strong><strong> </strong></p>
<p>“Değer Kazandırılmış Tarım-DKT” tarımsal girişimciler ve kırsal kalkınma için önemli bir stratejidir. Değer katma, bir ürünü ilk halinden daha değerli bir biçime (temizleme, işleme, paketleme, pişirme, öğütme, kurutma gibi) değiştirmek veya dönüştürmek olarak tanımlanabilir. Günümüzde yerel ve ekolojik ürünler DKT’nin önemli bir bileşeni olup genişleyen bir pazara sahiptir.  Ürün çeşitleri veya üretim teknolojileri geliştirilmesi yoluyla yapılacak yeniliklerle değer katılabileceği gibi “tarladan pazara” kadar olan sürecin üretici yararına yeniden tasarımı ile de değer katılabilir.</p>
<p>Aile boyutunda tarım işletmelerinde küçük işletme olarak başlamak, yüksek kaliteli ürün hedeflemek, pazarın talebini dikkate almak, planlama yapmak, yeterli sermayeyi oluşturmak, bilgilenmek başarı için zorunludur. Küçük işletmeler “tarladan pazara” sürecinin her aşamasından daha fazla pay alabilmek için doğrudan ve sipariş esaslı satış veya e-ticaret araçlarını kullanabilirler.</p>
<p>Aile tarımının, “küçük işletme yönetim sistemi” ile yönetilmesi, ilaç ve kozmetik sanayisi için aromatik bitkilerin üretimine yönlendirilmesi, bölgesel “yenilikçi tarım/gıda merkezleri” oluşturularak desteklenmesi, kümeleşme ve kooperatifleşme (Amesia Çalışan Kadın Arılar Grubu <a href="http://www.amesia.com.tr/index.php">http://www.amesia.com.tr/index.php</a>, Merzifon, Gümüşhacıköy ve Suluova’da kurulan ve kadınların el emeği yerel tarımsal ürünlerini Amesia markası ile pazarladıkları kooperatif) ile organize edilmeleri değer katma sürecini destekleyecektir.</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/tarimsal-urunlere-deger-katmak">Tarımsal ürünlere değer katmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12066</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yılmaz Zenger: Yüzyılın sürdürülemezliği &#8220;Sürdürülebilirlik&#8221;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zenger-yuzyilin-surdurulemezligi-surdurulebilirlik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2018 14:24:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[damla sulama]]></category>
		<category><![CDATA[devlet desteği]]></category>
		<category><![CDATA[enerji tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[hes]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kompost]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[mimar]]></category>
		<category><![CDATA[su tasarrufu]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz zenger]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yılmaz Zenger&#8217;in 29 Haziran 2018 tarihli 118. sayımızda yayınlanan yazısını sizlerle paylaşıyoruz: Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor. 60&#8217;larda ve 70&#8217;lerde, ABD&#8217;nin batısında kuraklığa karşı yağmur yağdırma hikâyeleri konuşulmaya başlanmıştı. O yıllarda Fütürist derneğine üyeydim, bu konularda bilgi edinmem kolay oldu. Zamanla bulut tohumlama yöntemleri gelişmiş ve bu işi yapanlar örgütlenip hava modifikasyon derneğini kurduklarında karşı çıkanlar da çoğalmıştı. Bu arada yaşananların adı da, küresel ısınma olarak konulmaya başlanmıştı. Bilim insanları ısınmayı tersine çevirecek uçuk projeler önermişlerse de hiçbiri inandırıcı bulunmamıştı. Hatta doğaya bu müdahalelere tepkiler öylesine güçlenmişti ki yağmur yağdırmakla başlayan bu eylemler 2005’te bir kanunla yasallaştırılmak istendiğinde Amerikan Senatosu reddetmişti. Yaşam biçimimizdeki sorumsuzluğumuzla bozduğumuzu, bu tür müdahalelerde bulunmadan, yaşam biçimimizi değiştirerek düzeltmemiz gerektiğini yeterince anlatamadık. Sürdürülebilirlik oyun kurallarını değiştirerek değil, toplum olarak kendimizi değiştirerek gerçekleşebilmeliydi. Sürdürebilirlik bir savaştır Yeni yüzyıl kendi kendine yeterliliği, sürdürülebilirliğin ön şartı olarak dayatıyor. Yeni bin yılla gündemin ön sıralarına oturmuş olmasına karşın, sürdürülebilirliğin yaşamımda yer alışı, eğitimin ve üretimin sürdürülebilirliği bağlamında Köy Enstitüleri&#8217;yle başladı. Türkiye’nin 50&#8217;lerde başlayan politik dönüşümü, sürdürülebilirlik umutlarımın da dönüşümüdür. Önce demiryollarının dönüşümünü birebir yaşadım. Gerisi ağırlıklı olarak barajları da içeren su, toprak, tarım politikalarıyla bugünkü duruma kadar geldi. Bugün durduğumuz yerde, ekoloji, sıfır karbon gibi lafların altı artık, doğrulanmış bilgilerle doldurulması gerekirken, giderek ticari saptırmaların ardında silikleşiyor. Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor. Su savaşları ve HES’ler Geçmişin petrol savaşlarının yerini, gelecekte su savaşlarının alacağı hemen hemen kesinleşti. Devlet, yaşamsal önemdeki suyu her birey için ulaşılabilir kılmak yerine, hem döngüsünün tahrip edilmesinin, hem de elde kalabilecek kısmının tekellerin elinde toplanarak geleceğin en pahalı ihtiyaç maddesi olarak pazarlanmasının önünü açtıkça, ‘toprak işleyenin su kullananın’ mottosu tümüyle gündemden düşebilir. Bu konularda kulak vermemiz gereken pek çok bilim insanı var. Tüm vadileri ve akarsuları doğayı katletme pahasına işgal edecek olan HES projeleriyle yapılmak istenen korkarım, sularımızın kullanım hakkının bölge halkının elinden alınıp, ciddi bir kazanç kapısı olarak uluslararası şirketlere kadar uzanacak bir yapıya aktarılmasıdır. Suyu elde etmenin küresel ısınmayla giderek zorlaşmasına karşın, enerjinin daha kolay elde edilebileceği tartışılmaz bir gerçektir. Ayrıca unutmamak gerekir ki su, ekonomik değeri yüksek olmasına karşın, herkesin yaşamını sürdürebilmek için ulaşma hakkı olan ekolojik sistemin bir parçasıdır ve yaşamsal değeri en önde geldiği içindir ki enerji uğruna feda edilmesi düşünülemez. Kısaca enerjinin geleceği, suyun geleceğinden daha çok önemseniyor. Oysa yaşamın sürdürülebilmesi suya bağlı. Ayrıca alternatif yenilenebilen enerji kaynakları, örneğin güneş enerjisi hızla gelişiyor ve suyu feda etmeden bu enerji seçeneklerini hızla devreye sokmalıyız. Evinizin çatısında metrekareye yüzlerce kilo yükleyen su deposu koysanız bile çatı taşır mı diye sormayan devlet kurumları, sıra, metrekareye sadece 10-15 kilo yük getiren güneş panellerine gelince, binanın statik projeleri, rüzgâra dayanıklılık raporları istemek gibi ciddi maliyet ve zaman kaybı yaratan ön şartlar koşuyorlar. Oysa hareketli insan yükü bile metrekarede sanırım 80 kilo civarında. Almanya’da bu süreç, yıllar önce iki konuda güvence verecek dilekçelerle, anında tamamlanabiliyordu. Görüntü kirliliği oluşturmamak ve sisteme vereceği enerjinin temizliğini sağlamak. Ayrıca devletin vereceği destek de cabasıydı. Güneş panelinde 1kw enerjinin maliyeti 10 cent’in altına doğru iniyor. Inverter, kablolama, taşıyıcı sistem, güvenlik gibi ek maliyetler ise, giderek azalıyor. Güneş dışında, toprakaltı enerji gibi pek çok yenilenebilir kaynak var, ama, içlerinde çok özel olanı, hidrojen idi yıllar önce. Hidrojen enerjisinde üretim ve depolama sıkıntılarının aşılmasıyla, kullanımının yaygınlaşma şansı yükselecek ve girdisi ve çıktısı su olan temiz bir enerji kaynağı kazanılacak. Ayrıca Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nde deniz yosunlarından hidrojen elde edilebildiği duyuruldu. Benzer başka yöntemler de konuşuluyor. Tarımda suyu azaltmak Biliyoruz ki dünyada suyun yüzde yetmişe yakını tarımda kullanılıyor. Korkulan o ki, susuzluk, tarımı bitirecek beslenmemizi zora sokacak. Bu nedenle tarımda 2 açılım gerekiyor, biri kentte tüketicinin kendi gereksinmesini, tabii yerli tohum ve kompost yöntemiyle gübresini sağlayıp kısmen de olsa karşılaması ve gri su kullanarak su gereksinmesini %90-95’e kadar düşürmek. Diğeri topraksız tarımla çok ufak alanlarda yüksek miktarda üretim yapabilmek ve aynı yüzdede su tasarrufu sağlamak. Kısa süreli aşırı yağışlar küresel iklim değişiminin yan ürünü. Gezegenimizin yüzeyinden yansıması gereken ısının bir kısmı sera gazlarının etkisi ile yüzeye geri yansıyıp hapsolduğunda, atmosfer ısısını artırıyor ve sıra dışı hava olayları tetikleniyor. Buna da iklim değişimi diyoruz. Örneğin bir bölge kuraklığı yaşarken, yakınındaki bir bölge şiddetli yağışlar alabiliyor. Hava ısındıkça, daha fazla nem tutacak hale geliyor ve tarım alanlarının üzerinden geçerken bu fazla nemi emmesi kuraklığı yaratıyor. Atmosferde biriken bu aşırı nem, bir soğuk hava akımıyla karşılaştığında aşırı yağmur ve sele sebep olacak yükünü aniden boşaltıyor. Aşırı yoğun kentleşme sürecinde kırsal alanlarla kent arasında önemli ısı farkları oluşuyor. Gelişmiş ülkelerde dikkate alınması zorunlu olan, rüzgar akışını engellemeyecek yapı blok biçimlendirme kurallarına uyulmaması, kontrolsüz oluşmuş kent dokusu sonucu yoğuşan ve kent nüfusuna bağlı olarak ısı, şehir ısı adaları oluşturuyor. Kirlilik partiküllerinin, bulut yoğunluğunu ve yağmur damlalarının büyüklüğünü arttırması gibi etkenler, fırtınaları ve aşırı yoğun yağmurları tetikliyor. Yağmur suyunun önemli bir bölümünün toprak tarafından emilmesi, kalanının da toprak yüzeyinden akarak dere yataklarına, oradan da denize ulaşıp, deniz yüzeyinden tekrar buharlaşmasıyla döngünün tamamlanması gerekirken, kent yüzeylerinin hızla betonlaşarak geçirimsiz kılınması, emilemeyen su kitlelerini, üstü örtülüp yapılanmaya açılmış dere yataklarına yığarak, oraları felaket alanlarına çeviriyor. Herkes elinden geleni yapmalı Devletin de, bireyin de yapması gerekenlerin gerektiğince yapılmadığı bu düzende, ilgili meslek kişileri, özellikle tasarımcılar, mimarlar olarak bizler, yapabileceklerimizi en azından sorgulamakla yükümlüyüz. BASF firması kent kaplaması olarak kullanılabilecek su geçirgen güçlü bir malzemeyi Hollanda için üretti. Benzer işlevli bir malzemeyi, ülkemiz şartlarında tasarlayıp üretip uygulamanın olanaksız olmadığını söyleyebilir miyiz? Yağmur suyunu düştüğü yerde bloke edip gri su olarak doğrudan ya da damıtarak arıtıp kullanıma açmak için çatılar, teraslar, bahçeler gereksinmelerimizi karşılar mı? Kısaca tasarımcılardan uygulamacılara bilim insanlarından teknisyenlere, bu alanın yetkin kişilerinin bu yeni teknolojik yapılanmada öncelikle sorumluluk almaları gerekmez mi? Solar sulama ve damlama sulama sistemi gibi pet şişelerin damacanaların atıklarıyla üretimi gibi ilkel fakat etkili çözümler bile, toplumsal duyarlılık ve yaratıcılık örnekleri olarak değerli değil mi? İmar yönetmelikleriyle yapılara en azından ek bir bodrum katını sarnıç olarak kullanılmak üzere ekleyip, bahçe ve sokak yüzey sularının depolanması sağlanamaz mı? Susuz pisuar ve benzeri ürünleri zorunlu kılıp hidrofobik (su itici) ve oleofobik (yağ itici) nano teknolojilerle de su kullanan cihazların, yoğun su kullanan endüstrilerin, su tüketimini azaltacak alternatifleri geliştirilemez mi? En önemlisi tarımın yüksek teknoloji kullanan tesislere doğru gelişmesi yanı sıra ev ölçeğinde üretime kadar inmesi yolunda önemli bir enstrüman olan ve ilerde hemen her evde yer alması beklenen, organik çöpleri bir tarım girdisi olan gübreye çeviren yukarda da sözünü ettiğimiz kompost yönteminde bokaşi kovası gibi önemli açılımlarla, evlere kadar yayılabilecek uygulamalar çeşitlendirilip yaygınlaştıralamaz mı? Tarımı, pencere önünde çiçek yetiştirircesine üretimden başlayarak, terasa, bahçeye, küçük aile işletmelerine yaymanın, eğitim ve profesyonel destekle geliştirilecek enstrümanlarla, bugünün keyfi ya da hobisi olan etkinliklerin, toplumu, geleceğin zorunluluklarına hazırlaması sağlanamaz mı? Bunlar benim tasarımcı birikimimle hayal edebildiklerim. Sürdürülebilirlik başlığından çok kendi kendine yeterlilik başlığının altını daha somut olarak dolduracak etkinlikler. Öte yandan mimarinin bu doğrultudaki değişiminin ilgi çekici örnekleri de ciddi sayıda yayınlarda da yer almaya başladı. Ne var ki toplumların çok ufak bir üst katmanının bu çabalarına karşın, geride kalan baskın çoğunluğun umursamazlığı süre gidiyor. Yılmaz Zenger</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zenger-yuzyilin-surdurulemezligi-surdurulebilirlik">Yılmaz Zenger: Yüzyılın sürdürülemezliği &#8220;Sürdürülebilirlik&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yılmaz Zenger&#8217;in 29 Haziran 2018 tarihli 118. sayımızda yayınlanan yazısını sizlerle paylaşıyoruz:</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-10664 " src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/srdrlebilirlik.jpg" alt="" width="474" height="225" /></p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor.</strong></p>
<p>60&#8217;larda ve 70&#8217;lerde, ABD&#8217;nin batısında kuraklığa karşı yağmur yağdırma hikâyeleri konuşulmaya başlanmıştı. O yıllarda Fütürist derneğine üyeydim, bu konularda bilgi edinmem kolay oldu. Zamanla bulut tohumlama yöntemleri gelişmiş ve bu işi yapanlar örgütlenip hava modifikasyon derneğini kurduklarında karşı çıkanlar da çoğalmıştı. Bu arada yaşananların adı da, <strong>küresel ısınma</strong> olarak konulmaya başlanmıştı.</p>
<p>Bilim insanları ısınmayı tersine çevirecek uçuk projeler önermişlerse de hiçbiri inandırıcı bulunmamıştı. Hatta doğaya bu müdahalelere tepkiler öylesine güçlenmişti ki yağmur yağdırmakla başlayan bu eylemler 2005’te bir kanunla yasallaştırılmak istendiğinde Amerikan Senatosu reddetmişti. Yaşam biçimimizdeki sorumsuzluğumuzla bozduğumuzu, bu tür müdahalelerde bulunmadan, yaşam biçimimizi değiştirerek düzeltmemiz gerektiğini yeterince anlatamadık.</p>
<p>Sürdürülebilirlik oyun kurallarını değiştirerek değil, toplum olarak kendimizi değiştirerek gerçekleşebilmeliydi.</p>
<p><strong>Sürdürebilirlik bir savaştır</strong></p>
<p>Yeni yüzyıl kendi kendine yeterliliği, sürdürülebilirliğin ön şartı olarak dayatıyor. Yeni bin yılla gündemin ön sıralarına oturmuş olmasına karşın, sürdürülebilirliğin yaşamımda yer alışı, eğitimin ve üretimin sürdürülebilirliği bağlamında Köy Enstitüleri&#8217;yle başladı. Türkiye’nin 50&#8217;lerde başlayan politik dönüşümü, sürdürülebilirlik umutlarımın da dönüşümüdür. Önce demiryollarının dönüşümünü birebir yaşadım. Gerisi ağırlıklı olarak barajları da içeren su, toprak, tarım politikalarıyla bugünkü duruma kadar geldi. Bugün durduğumuz yerde, <strong>ekoloji</strong>, <strong>sıfır karbon</strong> gibi lafların altı artık, doğrulanmış bilgilerle doldurulması gerekirken, giderek ticari saptırmaların ardında silikleşiyor.</p>
<p>Sürdürülebilirlik bir savaştır, ancak devletin çabalarının toplum desteğiyle çevre duyarlılığının ileri düzeylere taşınabildiği ortamlarda kazanılabilir. Oysa, devlet desteği yerine devlet kösteği olan bu ülkede, sürdürülebilirlik savaşına, fazla bir şans tanımak zor görünüyor.</p>
<p><strong>Su savaşları ve HES’ler</strong></p>
<p>Geçmişin petrol savaşlarının yerini, gelecekte su savaşlarının alacağı hemen hemen kesinleşti. Devlet, yaşamsal önemdeki suyu her birey için ulaşılabilir kılmak yerine, hem döngüsünün tahrip edilmesinin, hem de elde kalabilecek kısmının tekellerin elinde toplanarak geleceğin en pahalı ihtiyaç maddesi olarak pazarlanmasının önünü açtıkça, ‘toprak işleyenin su kullananın’ mottosu tümüyle gündemden düşebilir.</p>
<p>Bu konularda kulak vermemiz gereken pek çok bilim insanı var. Tüm vadileri ve akarsuları doğayı katletme pahasına işgal edecek olan HES projeleriyle yapılmak istenen korkarım, sularımızın kullanım hakkının bölge halkının elinden alınıp, ciddi bir kazanç kapısı olarak uluslararası şirketlere kadar uzanacak bir yapıya aktarılmasıdır.</p>
<p>Suyu elde etmenin küresel ısınmayla giderek zorlaşmasına karşın, enerjinin daha kolay elde edilebileceği tartışılmaz bir gerçektir. Ayrıca unutmamak gerekir ki su, ekonomik değeri yüksek olmasına karşın, herkesin yaşamını sürdürebilmek için ulaşma hakkı olan ekolojik sistemin bir parçasıdır ve yaşamsal değeri en önde geldiği içindir ki enerji uğruna feda edilmesi düşünülemez.</p>
<p>Kısaca enerjinin geleceği, suyun geleceğinden daha çok önemseniyor. Oysa yaşamın sürdürülebilmesi suya bağlı. Ayrıca alternatif yenilenebilen enerji kaynakları, örneğin güneş enerjisi hızla gelişiyor ve suyu feda etmeden bu enerji seçeneklerini hızla devreye sokmalıyız.</p>
<p>Evinizin çatısında metrekareye yüzlerce kilo yükleyen su deposu koysanız bile çatı taşır mı diye sormayan devlet kurumları, sıra, metrekareye sadece 10-15 kilo yük getiren güneş panellerine gelince, binanın statik projeleri, rüzgâra dayanıklılık raporları istemek gibi ciddi maliyet ve zaman kaybı yaratan ön şartlar koşuyorlar.</p>
<p>Oysa hareketli insan yükü bile metrekarede sanırım 80 kilo civarında. Almanya’da bu süreç, yıllar önce iki konuda güvence verecek dilekçelerle, anında tamamlanabiliyordu. Görüntü kirliliği oluşturmamak ve sisteme vereceği enerjinin temizliğini sağlamak. Ayrıca devletin vereceği destek de cabasıydı.</p>
<p>Güneş panelinde 1kw enerjinin maliyeti 10 cent’in altına doğru iniyor. Inverter, kablolama, taşıyıcı sistem, güvenlik gibi ek maliyetler ise, giderek azalıyor. Güneş dışında, toprakaltı enerji gibi pek çok yenilenebilir kaynak var, ama, içlerinde çok özel olanı, hidrojen idi yıllar önce.</p>
<p>Hidrojen enerjisinde üretim ve depolama sıkıntılarının aşılmasıyla, kullanımının yaygınlaşma şansı yükselecek ve girdisi ve çıktısı su olan temiz bir enerji kaynağı kazanılacak. Ayrıca Kaliforniya Üniversitesi&#8217;nde deniz yosunlarından hidrojen elde edilebildiği duyuruldu. Benzer başka yöntemler de konuşuluyor.</p>
<p><strong>Tarımda suyu azaltmak</strong></p>
<p>Biliyoruz ki dünyada suyun yüzde yetmişe yakını tarımda kullanılıyor. Korkulan o ki, susuzluk, tarımı bitirecek beslenmemizi zora sokacak. Bu nedenle tarımda 2 açılım gerekiyor, biri kentte tüketicinin kendi gereksinmesini, tabii yerli tohum ve kompost yöntemiyle gübresini sağlayıp kısmen de olsa karşılaması ve gri su kullanarak su gereksinmesini %90-95’e kadar düşürmek. Diğeri topraksız tarımla çok ufak alanlarda yüksek miktarda üretim yapabilmek ve aynı yüzdede su tasarrufu sağlamak.</p>
<p>Kısa süreli aşırı yağışlar küresel iklim değişiminin yan ürünü. Gezegenimizin yüzeyinden yansıması gereken ısının bir kısmı sera gazlarının etkisi ile yüzeye geri yansıyıp hapsolduğunda, atmosfer ısısını artırıyor ve sıra dışı hava olayları tetikleniyor.</p>
<p>Buna da <strong>iklim değişimi</strong> diyoruz. Örneğin bir bölge kuraklığı yaşarken, yakınındaki bir bölge şiddetli yağışlar alabiliyor. Hava ısındıkça, daha fazla nem tutacak hale geliyor ve tarım alanlarının üzerinden geçerken bu fazla nemi emmesi kuraklığı yaratıyor. Atmosferde biriken bu aşırı nem, bir soğuk hava akımıyla karşılaştığında aşırı yağmur ve sele sebep olacak yükünü aniden boşaltıyor.</p>
<p>Aşırı yoğun kentleşme sürecinde kırsal alanlarla kent arasında önemli ısı farkları oluşuyor. Gelişmiş ülkelerde dikkate alınması zorunlu olan, rüzgar akışını engellemeyecek yapı blok biçimlendirme kurallarına uyulmaması, kontrolsüz oluşmuş kent dokusu sonucu yoğuşan ve kent nüfusuna bağlı olarak ısı, şehir ısı adaları oluşturuyor. Kirlilik partiküllerinin, bulut yoğunluğunu ve yağmur damlalarının büyüklüğünü arttırması gibi etkenler, fırtınaları ve aşırı yoğun yağmurları tetikliyor.</p>
<p>Yağmur suyunun önemli bir bölümünün toprak tarafından emilmesi, kalanının da toprak yüzeyinden akarak dere yataklarına, oradan da denize ulaşıp, deniz yüzeyinden tekrar buharlaşmasıyla döngünün tamamlanması gerekirken, kent yüzeylerinin hızla betonlaşarak geçirimsiz kılınması, emilemeyen su kitlelerini, üstü örtülüp yapılanmaya açılmış dere yataklarına yığarak, oraları felaket alanlarına çeviriyor.</p>
<p><strong>Herkes elinden geleni yapmalı</strong></p>
<p>Devletin de, bireyin de yapması gerekenlerin gerektiğince yapılmadığı bu düzende, ilgili meslek kişileri, özellikle tasarımcılar, mimarlar olarak bizler, yapabileceklerimizi en azından sorgulamakla yükümlüyüz.</p>
<p>BASF firması kent kaplaması olarak kullanılabilecek su geçirgen güçlü bir malzemeyi Hollanda için üretti.</p>
<p>Benzer işlevli bir malzemeyi, ülkemiz şartlarında tasarlayıp üretip uygulamanın olanaksız olmadığını söyleyebilir miyiz?</p>
<p>Yağmur suyunu düştüğü yerde bloke edip gri su olarak doğrudan ya da damıtarak arıtıp kullanıma açmak için çatılar, teraslar, bahçeler gereksinmelerimizi karşılar mı?</p>
<p>Kısaca tasarımcılardan uygulamacılara bilim insanlarından teknisyenlere, bu alanın yetkin kişilerinin bu yeni teknolojik yapılanmada öncelikle sorumluluk almaları gerekmez mi?</p>
<p>Solar sulama ve damlama sulama sistemi gibi pet şişelerin damacanaların atıklarıyla üretimi gibi ilkel fakat etkili çözümler bile, toplumsal duyarlılık ve yaratıcılık örnekleri olarak değerli değil mi?</p>
<p>İmar yönetmelikleriyle yapılara en azından ek bir bodrum katını sarnıç olarak kullanılmak üzere ekleyip, bahçe ve sokak yüzey sularının depolanması sağlanamaz mı?</p>
<div id="attachment_11405" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-11405" class="wp-image-11405 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/zenger2-300x189.png" alt="" width="300" height="189" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/zenger2-300x189.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/08/zenger2.png 498w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-11405" class="wp-caption-text">Hidrofobik kaplama</p></div>
<p>Susuz pisuar ve benzeri ürünleri zorunlu kılıp hidrofobik (su itici) ve oleofobik (yağ itici) nano teknolojilerle de su kullanan cihazların, yoğun su kullanan endüstrilerin, su tüketimini azaltacak alternatifleri geliştirilemez mi?</p>
<p>En önemlisi tarımın yüksek teknoloji kullanan tesislere doğru gelişmesi yanı sıra ev ölçeğinde üretime kadar inmesi yolunda önemli bir enstrüman olan ve ilerde hemen her evde yer alması beklenen, organik çöpleri bir tarım girdisi olan gübreye çeviren yukarda da sözünü ettiğimiz kompost yönteminde bokaşi kovası gibi önemli açılımlarla, evlere kadar yayılabilecek uygulamalar çeşitlendirilip yaygınlaştıralamaz mı? Tarımı, pencere önünde çiçek yetiştirircesine üretimden başlayarak, terasa, bahçeye, küçük aile işletmelerine yaymanın, eğitim ve profesyonel destekle geliştirilecek enstrümanlarla, bugünün keyfi ya da hobisi olan etkinliklerin, toplumu, geleceğin zorunluluklarına hazırlaması sağlanamaz mı?</p>
<p>Bunlar benim tasarımcı birikimimle hayal edebildiklerim. Sürdürülebilirlik başlığından çok kendi kendine yeterlilik başlığının altını daha somut olarak dolduracak etkinlikler. Öte yandan mimarinin bu doğrultudaki değişiminin ilgi çekici örnekleri de ciddi sayıda yayınlarda da yer almaya başladı. Ne var ki toplumların çok ufak bir üst katmanının bu çabalarına karşın, geride kalan baskın çoğunluğun umursamazlığı süre gidiyor.</p>
<p><strong>Yılmaz Zenger</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yilmaz-zenger-yuzyilin-surdurulemezligi-surdurulebilirlik">Yılmaz Zenger: Yüzyılın sürdürülemezliği &#8220;Sürdürülebilirlik&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10662</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tarımda sürdürülebilirlik&#8230; Hollanda nasıl başarıyor? Türkiye neden başaramıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/tarimda-surdurulebilirlik-hollanda-nasil-basariyor-turkiye-basaramiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Oct 2017 13:14:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[organik tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[zeytin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8114</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden Türkiye’nin uzak olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hayır tam da kapımızda. Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu yönetiminde hazırlanan Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik Raporu bizi bekleyen tehlikeyi gözler önüne seriyor: Kuraklık, gıdaya erişim sıkıntısı ve susuzluk. Şunu unutmayalım iklim değişikliği diye de adlandırılan küresel ısınmanın sebebi doğa değil insan. Üstelik öyle bir şey ki bu, dünyanın bir yerinde yapılan tahribatın bedelini tamamen başka bir bölge ödeyebiliyor. Bu yüzden hem küresel ısınmaya yol açan CO2 salımı gibi etmenlerin azaltılması gerekiyor, hem de iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için önlemlerin alınması. Türkiye ise tam tersi bir uygulama içinde. Tarım ve orman alanlarının yok edilmesinden,  bilinçsiz sulamaya, doğal kaynakların sorumsuzca kirletilmesine kadar&#8230; Köylerin hızla boşalması, yerel üreticinin kentlere göçü de tarımın, dolayısıyla gıdaya erişimin önünde büyük bir tehdit. Bu, altın yumurtlayan tavuğun kesilmesi gibi. 783 bin kilometre karelik bir yüzölçümü, dört iklimde bereketli topraklar, akarsular, denizler&#8230; Doğru politikalarla neler yapılabilir? Türkiye’nin yapmadığını, yapamadığını Konya büyüklüğünde bir ülke, Hollanda nasıl başarıyor? Silikon Vadisi yerine “Tarım ve Gıda Vadisi” kurarak. “Tarımda yarı yarıya az girdi kullan, ama 2 kat fazla ürün al!” hedefini koyup, gerekli uygulamaları, arkasına bilimi alarak gerçekleştirerek. Sayfalarımızda hepsini bulacaksınız&#8230; Hazır tarım demişken, yazarımız Müfit Akyos konuya bir öneri ile yaklaşıyor: “Küçük üreticinin tarımsal değer zinciri içinde yer alması tarımdan kaçışı yavaşlatabilir” diyerek. Serhat Totan ise tam da zeytin hasadının yaşandığı bu günlerde bizi Anadolu zeytini ile tarihsel bir yolculuğa çıkartıyor. Bu hafta Antalya önemli bir kongreye ev sahipliği yapıyor. Hastanın yaşam ile ölüm arasındaki koruyucu melekleri olan anestezistler dünyada ve Türkiye’de anesteziyolojideki gelişmeleri tartışacaklar, bilgi paylaşımında bulunacaklar. Biz de HBT olarak yanlarında olacağız tabii ki&#8230; Sayfalarımızda yine yapay zeka ve robotlar var. Bundan sonra da bolca olacağa benziyor. Çünkü bilim ve teknoloji de bu yönde ilerlemesini sürdürüyor. Örneğin beyinde demansın erken belirtilerini yorumlayan yapay zekâ destekli bir algoritma geliştirildi. Bu sayede çağımızın hastalığı olan Alzheimer’a yakalanma  riskini taşıyanlar  2 yıllık bir zaman dilimi içinde tespit edilebilecek.  Yapay zekanın iş dünyasında  devrim yaratacağı kesin. Bu yüzden &#8220;robotlar korku değil, umut vermeli&#8221; başlıklı yazımızı okumanızı şiddetle öneririz. Türkiye’nin yüksek teknoloji üretiminde küresel ölçekteki yeri hayli gerilerde olsa da, önemli ve güzel şeyler de oluyor. Başarılı bilim insanlarımız önemli buluşlara da imza atıyorlar. Onlardan biri Prof. Ahmet Oral’ın ODTÜ Teknokent’te geliştirdiği ve dünya pazarlarına sunduğu atomik mikroskop. Yazarımız Tanol Türkoğlu bu hafta Dijital Kültür’de “Sorun Uber değil” diyerek taksicilik müessesinde hepimizin derdi olan kalite sorunsalına değiniyor. Mustafa Çetiner ise Akademi ve Bilim yazılarının 14.sünde bu hafta “Bilimsel bulgular ne sıklıkla değişime uğruyor ve nasıl güveneceğiz?” sorusuna yanıt arıyor. Doğan Hoca “Erbil Referandumu”ndan yola çıkarak yine bize büyük resmi olanca çıplaklığı ile özetliyor. Bilimsel ve akademik dergiler, bilim dünyasında bilginin dolaşımını sağlayan kılcal damarlar gibidir. Türkiye’de bu dergilerin yerini Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Nazmi Kozak yazdı. Eğer uçuş korkunuz varsa,  Dr. Ayça Can Uz’un yazısını okuyun deriz. Çünkü uçuş fobisi tedavisi mümkün bir hastalık. Kültür Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr saadet Uğurlu ise yeni medya ve tüketici davranışları üzerine ilginç bir yazı kaleme almış. HBT bu hafta da dopdolu. Haftaya dek, keyifli, sağlıklı okumalar…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/tarimda-surdurulebilirlik-hollanda-nasil-basariyor-turkiye-basaramiyor">Tarımda sürdürülebilirlik&#8230; Hollanda nasıl başarıyor? Türkiye neden başaramıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden Türkiye’nin uzak olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hayır tam da kapımızda. <strong>Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu</strong> yönetiminde hazırlanan <em>Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik Raporu</em> bizi bekleyen tehlikeyi gözler önüne seriyor: Kuraklık, gıdaya erişim sıkıntısı ve susuzluk.</p>
<p>Şunu unutmayalım iklim değişikliği diye de adlandırılan küresel ısınmanın sebebi doğa değil insan. Üstelik öyle bir şey ki bu, dünyanın bir yerinde yapılan tahribatın bedelini tamamen başka bir bölge ödeyebiliyor. Bu yüzden hem küresel ısınmaya yol açan CO2 salımı gibi etmenlerin azaltılması gerekiyor, hem de iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için önlemlerin alınması. Türkiye ise tam tersi bir uygulama içinde. Tarım ve orman alanlarının yok edilmesinden,  bilinçsiz sulamaya, doğal kaynakların sorumsuzca kirletilmesine kadar&#8230; Köylerin hızla boşalması, yerel üreticinin kentlere göçü de tarımın, dolayısıyla gıdaya erişimin önünde büyük bir tehdit.</p>
<p>Bu, altın yumurtlayan tavuğun kesilmesi gibi. 783 bin kilometre karelik bir yüzölçümü, dört iklimde bereketli topraklar, akarsular, denizler&#8230; Doğru politikalarla neler yapılabilir? Türkiye’nin yapmadığını, yapamadığını Konya büyüklüğünde bir ülke, Hollanda nasıl başarıyor? Silikon Vadisi yerine “Tarım ve Gıda Vadisi” kurarak. “Tarımda yarı yarıya az girdi kullan, ama 2 kat fazla ürün al!” hedefini koyup, gerekli uygulamaları, arkasına bilimi alarak gerçekleştirerek. Sayfalarımızda hepsini bulacaksınız&#8230;</p>
<p>Hazır tarım demişken, yazarımız <strong>Müfit Akyos</strong> konuya bir öneri ile yaklaşıyor: “Küçük üreticinin tarımsal değer zinciri içinde yer alması tarımdan kaçışı yavaşlatabilir” diyerek. <strong>Serhat Totan</strong> ise tam da zeytin hasadının yaşandığı bu günlerde bizi Anadolu zeytini ile tarihsel bir yolculuğa çıkartıyor.</p>
<p>Bu hafta Antalya önemli bir kongreye ev sahipliği yapıyor. Hastanın yaşam ile ölüm arasındaki koruyucu melekleri olan anestezistler dünyada ve Türkiye’de anesteziyolojideki gelişmeleri tartışacaklar, bilgi paylaşımında bulunacaklar. Biz de HBT olarak yanlarında olacağız tabii ki&#8230;</p>
<p>Sayfalarımızda yine yapay zeka ve robotlar var. Bundan sonra da bolca olacağa benziyor. Çünkü bilim ve teknoloji de bu yönde ilerlemesini sürdürüyor. Örneğin beyinde demansın erken belirtilerini yorumlayan yapay zekâ destekli bir algoritma geliştirildi. Bu sayede çağımızın hastalığı olan Alzheimer’a yakalanma  riskini taşıyanlar  2 yıllık bir zaman dilimi içinde tespit edilebilecek.  Yapay zekanın iş dünyasında  devrim yaratacağı kesin. Bu yüzden <em>&#8220;robotlar korku değil, umut vermeli&#8221;</em> başlıklı yazımızı okumanızı şiddetle öneririz.</p>
<p>Türkiye’nin yüksek teknoloji üretiminde küresel ölçekteki yeri hayli gerilerde olsa da, önemli ve güzel şeyler de oluyor. Başarılı bilim insanlarımız önemli buluşlara da imza atıyorlar. Onlardan biri Prof. <strong>Ahmet Oral</strong>’ın ODTÜ Teknokent’te geliştirdiği ve dünya pazarlarına sunduğu atomik mikroskop.</p>
<p>Yazarımız <strong>Tanol Türkoğlu</strong> bu hafta Dijital Kültür’de “Sorun Uber değil” diyerek taksicilik müessesinde hepimizin derdi olan kalite sorunsalına değiniyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong> ise Akademi ve Bilim yazılarının 14.sünde bu hafta “Bilimsel bulgular ne sıklıkla değişime uğruyor ve nasıl güveneceğiz?” sorusuna yanıt arıyor. <strong>Doğan Hoca</strong> “Erbil Referandumu”ndan yola çıkarak yine bize büyük resmi olanca çıplaklığı ile özetliyor.</p>
<p>Bilimsel ve akademik dergiler, bilim dünyasında bilginin dolaşımını sağlayan kılcal damarlar gibidir. Türkiye’de bu dergilerin yerini Anadolu Üniversitesi’nden <strong>Prof. Nazmi Kozak</strong> yazdı.</p>
<p>Eğer uçuş korkunuz varsa, <strong> Dr. Ayça Can Uz’</strong>un yazısını okuyun deriz. Çünkü uçuş fobisi tedavisi mümkün bir hastalık.</p>
<p>Kültür Üniversitesi’nden <strong>Yrd. Doç. Dr saadet Uğurlu</strong> ise yeni medya ve tüketici davranışları üzerine ilginç bir yazı kaleme almış.</p>
<p>HBT bu hafta da dopdolu. Haftaya dek, keyifli, sağlıklı okumalar…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/tarimda-surdurulebilirlik-hollanda-nasil-basariyor-turkiye-basaramiyor">Tarımda sürdürülebilirlik&#8230; Hollanda nasıl başarıyor? Türkiye neden başaramıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8114</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beklenen deprem ve Celal Şengör&#8217;ün önemli tahminleri&#8230; Ve HBT Dijital Abonelik bursları belli oldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/beklenen-deprem-celal-sengorun-onemli-tahminleri-hbt-dijital-abonelik-burslari-belli-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jun 2017 05:56:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[burs]]></category>
		<category><![CDATA[celal şengör]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dijital abone]]></category>
		<category><![CDATA[fas]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Özel Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Salih Murat Uzdilek]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[yerli otomobil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6910</guid>

					<description><![CDATA[<p>Televizyon gece haberlerini dinliyoruz, bir üniversiteden jeoloji profesörü, İstanbul’da çeşitli açılardan sıkça gündeme gelen deprem üzerine konuşuyor. Dikkatimizi en çok çeken, İstanbul için beklenen depremin en çok 6 büyüklüğünde olacağına ilişkin öngörüydü. Ne sevindirici haber dedik! 6 büyüklüğünde bir depremin yaratacağı tahribat, 6,5 veya 7 üzeri büyüklükte bir depremle kıyaslanamayacak kadar azdır. İstanbul bir büyük depremi kolay atlatır anlamına gelir! İyimser olalım! Tabii ki hemen eski bilgilerimiz ve şüphelerimiz devreye girdi. Marmara’da en ciddi ve uluslararası nitelikte araştırmaları yapan bilim insanlarına göre, beklenen depremin büyüklüğü daha fazlaydı. Bu işin has adamı, bahsettiğimiz tüm araştırmaların içinde olan Prof. Dr. Celal Şengör’e başvuralım dedik. Epeydir sesi çıkmıyordu, hem böylece kendisinden son durum hakkında da bilgi almış olurduk. Tabii ki meslektaşı Caner İmren ile birlikte makaleyi yazıp gönderdiler. İki önemli noktayı vurguluyorlardı, ilki zaman ile ilgili: “1939&#8217;dan beri olan büyük depremler arasındaki zaman aralığı 2 ila 32 yıl arasında değişmiştir. İstanbul depremi de 1999&#8217;dan sonraki 30 yıl içinde, yani 2029&#8216;da olabilir; 2030&#8217;da olabilir; 2031&#8217;de olabilir. Ama bunlar çok kaba, bilimsel olmayan tahminlerden öteye geçemez. Deprem bu yazıyı okuduğunuz gece de olabilir, 50 sene sonra da olabilir.” İkincisi ise, Şengör ve arkadaşları gerçekleşebilecek en kötü olasılığa dikkat çekiyorlar: 160 km’lik fay kırılırsa meydana gelecek depremin büyüklüğünün en çok 7,6 olması gerekiyor. Çok daha zengin ayrıntılar, harita ve resimler dergimizde… Hepimizi yakından ilgilendiriyor ve umarız en kötü olasılık hiçbir zaman gerçekleşmez! Doğan Kuban da İstanbul depremini yazdı. Ama bu kez, depremde suyolunun, yani denizlerin nasıl kullanılabileceği üzerinde durdu. Yazarlarımızdan çok önemli makaleler Bayram Ali Eşiyok, bu kez minicik bir ülke olan Hollanda’nın nasıl oluyor da, Türkiye’nin asla rüyasında bile göremeyeceği bir tarım üretimi ve kazancı elde ediyor. Karşılaştırmalar yapıyor. Bu yazıyı okuyunca, bizde tarımdan sorumlu bir iktidarın olmadığını veya pek çok şeyin tarımı yok etmek üzere hareket ettiğini düşüneceksiniz. Ali Akurgal, iktidarın epey bir süredir dayattığı yerli otomobil üretimine başta bir açıdan yaklaşıyor ve fark yaratacak ve rekabet üstünlüğü sağlayacak bir otomobil için bir yol haritası denemesi yapıyor! Dijital Kültür köşesi yazarımız Tanol Türkoğlu’nun konusu Dijital Bağış… Üniversite sayfalarımızda bakıyoruz: Özellikle bina yıkımları sonucu bir sağlık sorunu ortaya çıkartan aspestli binalar üzerine, aspest minerali anlatılıyor İKÜ sayfasında. Atılım’ın sayfasında çok önemli bir başka konu var: Düşünce, Dil ve Öğrenme üzerine&#8230; Üniversite ve Bilim sayfamızda: Sağlıkta dönüşüm ve Şehir Hastaneleri konusu ele alınıyor. Bu arada portalımızda ön haberini koyduğumuz Fas’ta bulunan fosillerin bizlerin geçmişini 100 bin yıl daha geriye götürdüğü ilginç haberini, tüm ayrıntısıyla hazırladık. Bizi çok sevindiren bir konu, liselerde gençleri bilime ve üretmeye yönelten gelişmeler. Bu kapsamda Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesi&#8217;nin dinamik öğrencileriyle bilim ve teknoloji üretimi üzerine konuşmaları okuyacaksınız: Bilime koşuyoruz! Gelelim bilim ve beslenme sayfamıza: kilo vermede en etkili olan nedir? Dergide okuyun lütfen… Salih Murat Uzdilek HBT Dijital Abonelik bursu: İki sayı önce ilan ettiğimiz, HBT yazarı ve okuru bir bilim insanımızın Uzdilek adına koyduğu 10 adet HBT Dijital Abonelik bursuna 45’in üzerinde başvuru oldu. Burs koyan bilim insanımız, başvurunun çokluğu karşısında, çevresinin imkânlarını da zorlayarak burs sayısını 20’ye çıkardı, “bu gençlerimizden bir veya iki tanesinin bilime yönelmesi bile bizim için büyük bir kazanç olacak” notuyla. Başka coşkulu cümleler de yazdı, ama biz sadece bu özveri için teşekkürlerimizi sunalım. 10 lise ve 10 üniversite öğrencimizi belirledik. İsimlerini dergimizde açıklıyoruz. Bu bilim insanımız başkalarına öncü oldu. İki HBT okuru da, toplamda 4 öğrenci için Uzdilek Bursu&#8217;na katıldıklarını açıkladı. Böylece Uzdilek bursu 24 öğrenciye verilecek. Şimdi elimizde başvurup da HBT bursu alamayan veya almak için bekleyen 20 öğrencimiz daha var. Onların da aboneliklerini gelecek burslarla kısa sürede gerçekleştireceğimize inanıyoruz. Sevgiyle kalın, HBT’de kalın, çünkü HBT yarınlar, yarınları inşa ve geleceğimiz demek.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/beklenen-deprem-celal-sengorun-onemli-tahminleri-hbt-dijital-abonelik-burslari-belli-oldu">Beklenen deprem ve Celal Şengör&#8217;ün önemli tahminleri&#8230; Ve HBT Dijital Abonelik bursları belli oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Televizyon gece haberlerini dinliyoruz, bir üniversiteden jeoloji profesörü, İstanbul’da çeşitli açılardan sıkça gündeme gelen deprem üzerine konuşuyor. Dikkatimizi en çok çeken, İstanbul için beklenen depremin en çok 6 büyüklüğünde olacağına ilişkin öngörüydü.</p>
<p>Ne sevindirici haber dedik! 6 büyüklüğünde bir depremin yaratacağı tahribat, 6,5 veya 7 üzeri büyüklükte bir depremle kıyaslanamayacak kadar azdır. İstanbul bir büyük depremi kolay atlatır anlamına gelir! İyimser olalım!</p>
<p>Tabii ki hemen eski bilgilerimiz ve şüphelerimiz devreye girdi. Marmara’da en ciddi ve uluslararası nitelikte araştırmaları yapan bilim insanlarına göre, beklenen depremin büyüklüğü daha fazlaydı.</p>
<p>Bu işin has adamı, bahsettiğimiz tüm araştırmaların içinde olan Prof. Dr. <strong>Celal Şengör</strong>’e başvuralım dedik. Epeydir sesi çıkmıyordu, hem böylece kendisinden son durum hakkında da bilgi almış olurduk.</p>
<p>Tabii ki meslektaşı Caner İmren ile birlikte makaleyi yazıp gönderdiler. İki önemli noktayı vurguluyorlardı, ilki zaman ile ilgili: “1939&#8217;dan beri olan büyük depremler arasındaki <strong>zaman aralığı 2 ila 32 yıl arasında</strong> değişmiştir. İstanbul depremi de 1999&#8217;dan sonraki 30 yıl içinde, yani <strong>2029</strong>&#8216;da olabilir; 2030&#8217;da olabilir; 2031&#8217;de olabilir. Ama bunlar çok kaba, bilimsel olmayan tahminlerden öteye geçemez. Deprem bu yazıyı okuduğunuz gece de olabilir, 50 sene sonra da olabilir.”</p>
<p>İkincisi ise, Şengör ve arkadaşları gerçekleşebilecek en kötü olasılığa dikkat çekiyorlar: 160 km’lik fay kırılırsa <strong>meydana gelecek depremin büyüklüğünün en çok 7,6 olması</strong> gerekiyor.</p>
<p>Çok daha zengin ayrıntılar, harita ve resimler dergimizde…</p>
<p>Hepimizi yakından ilgilendiriyor ve umarız en kötü olasılık hiçbir zaman gerçekleşmez!</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> da İstanbul depremini yazdı. Ama bu kez, depremde suyolunun, yani denizlerin nasıl kullanılabileceği üzerinde durdu.</p>
<p><strong>Yazarlarımızdan çok önemli makaleler</strong></p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong>, bu kez minicik bir ülke olan Hollanda’nın nasıl oluyor da, Türkiye’nin asla rüyasında bile göremeyeceği bir tarım üretimi ve kazancı elde ediyor. Karşılaştırmalar yapıyor. Bu yazıyı okuyunca, bizde tarımdan sorumlu bir iktidarın olmadığını veya pek çok şeyin tarımı yok etmek üzere hareket ettiğini düşüneceksiniz.</p>
<p><strong>Ali Akurgal, </strong>iktidarın epey bir süredir dayattığı yerli otomobil üretimine başta bir açıdan yaklaşıyor ve fark yaratacak ve rekabet üstünlüğü sağlayacak bir otomobil için bir yol haritası denemesi yapıyor! Dijital Kültür köşesi yazarımız Tanol Türkoğlu’nun konusu Dijital Bağış…</p>
<p>Üniversite sayfalarımızda bakıyoruz: Özellikle bina yıkımları sonucu bir sağlık sorunu ortaya çıkartan aspestli binalar üzerine, aspest minerali anlatılıyor İKÜ sayfasında. Atılım’ın sayfasında çok önemli bir başka konu var: Düşünce, Dil ve Öğrenme üzerine&#8230; Üniversite ve Bilim sayfamızda: Sağlıkta dönüşüm ve Şehir Hastaneleri konusu ele alınıyor.</p>
<p>Bu arada portalımızda ön haberini koyduğumuz Fas’ta bulunan fosillerin bizlerin geçmişini 100 bin yıl daha geriye götürdüğü ilginç haberini, tüm ayrıntısıyla hazırladık.</p>
<p>Bizi çok sevindiren bir konu, liselerde gençleri bilime ve üretmeye yönelten gelişmeler. Bu kapsamda Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesi&#8217;nin dinamik öğrencileriyle bilim ve teknoloji üretimi üzerine konuşmaları okuyacaksınız: Bilime koşuyoruz!</p>
<p>Gelelim bilim ve beslenme sayfamıza: kilo vermede en etkili olan nedir? Dergide okuyun lütfen…</p>
<p><strong>Salih Murat Uzdilek HBT Dijital Abonelik bursu:</strong></p>
<p>İki sayı önce ilan ettiğimiz, HBT yazarı ve okuru bir bilim insanımızın Uzdilek adına koyduğu 10 adet HBT Dijital Abonelik bursuna 45’in üzerinde başvuru oldu. Burs koyan bilim insanımız, başvurunun çokluğu karşısında, çevresinin imkânlarını da zorlayarak burs sayısını 20’ye çıkardı, “<strong>bu gençlerimizden bir veya iki tanesinin bilime yönelmesi bile bizim için büyük bir kazanç olacak</strong>” notuyla. Başka coşkulu cümleler de yazdı, ama biz sadece bu özveri için teşekkürlerimizi sunalım.</p>
<p>10 lise ve 10 üniversite öğrencimizi belirledik. İsimlerini dergimizde açıklıyoruz.</p>
<p>Bu bilim insanımız başkalarına öncü oldu. İki HBT okuru da, toplamda 4 öğrenci için Uzdilek Bursu&#8217;na katıldıklarını açıkladı. Böylece Uzdilek bursu 24 öğrenciye verilecek.</p>
<p>Şimdi elimizde başvurup da HBT bursu alamayan veya almak için bekleyen 20 öğrencimiz daha var. Onların da aboneliklerini gelecek burslarla kısa sürede gerçekleştireceğimize inanıyoruz.</p>
<p>Sevgiyle kalın, HBT’de kalın, çünkü HBT yarınlar, yarınları inşa ve geleceğimiz demek.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/beklenen-deprem-celal-sengorun-onemli-tahminleri-hbt-dijital-abonelik-burslari-belli-oldu">Beklenen deprem ve Celal Şengör&#8217;ün önemli tahminleri&#8230; Ve HBT Dijital Abonelik bursları belli oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6910</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Genetik mühendisliği ürünlerinde dünyada son durum</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/genetik-muhendisligi-urunlerinde-dunyada-son-durum</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aykut Göker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2017 13:24:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aykut Göker]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ekim]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[ISAAA]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4934</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tohum ve teknoloji başta olmak üzere bütün kritik girdilerinde dışa bağımlı olan Türkiye tarımının geleceği konusunda ulusal bir hedefimiz var mı, acaba? Genetik mühendisliğinin ürünü olan bitkilerin yem ve gıdalarda da kullanılmasının kamuoyunda yarattığı hassasiyet biliniyor. Genetik mühendisliği, canlıların genetik yapısı / kalıtımsal özellikleri değiştirilerek onlara yeni özellikler, yeni işlevler kazandırılmasını konu alan bir bilim, teknoloji ve mühendislik dalı&#8230; Kâr etme güdüsünün çoğu zaman kamu yararının önüne geçtiği pazar ekonomilerinde, genetik mühendisliği ürünleri konusundaki hassasiyet doğal karşılanmalı. Hele bir de kamunun denetim ve bilgilendirme mekanizmalarına karşı güvensizlik duyuluyorsa, bu hassasiyet daha da büyük olur. Ancak, konuyla ilgili bazı gelişmelerden de haberdar olmakta yarar var. Bir süre önce, ISAAA (International Service for the Acquisition of Agri-biotech Applications) ticarileştirilmiş biyoteknoloji ürünlerinde ya da daha açık bir deyişle, genetiği değiştirilmiş tarımsal ürünlerde dünyadaki son durumu ele alan bir rapor yayımladı. Rapora göre, bu tür ürünlerin yetiştirildiği tarım alanları 2013’e göre yaklaşık %3,6 artarak, 2014 yılında, 181,5 milyon hektara çıkmış. Bu, 1.815.000 km2 yâni Türkiye’nin yüzölçümünün yaklaşık 2,5 katı büyüklüğünde net ekim alanı demek&#8230; 2014, bu ürünlerin ticarileşmesinin 19’uncu yılı&#8230; Ekim yapan ülke sayısı da 2014’te 28’e çıkmış; 20’si gelişmekte olan ülke, 8’i ise sanayi ülkesi&#8230; 28 ülkede 18 milyon çiftçi bu işi yapıyor. Tablomuzdan da görülebileceği gibi, ekim alanının büyüklüğü açısından ABD başı çekiyor (%40). ABD’yi dört ülke takip ediyor: Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Kanada&#8230; Toplam ekim alanının %90’ı bu beş ülkeye ait&#8230; İlk 11’i kapsayan tablomuzda her ülkenin ağırlıklı olarak yetiştirdiği ürünlerin cinsleri de yer alıyor. Diğer 17 ülke ise sırasıyla, Filipinler, Avustralya, Burkina Faso, Myanmar, Meksika, İspanya, Kolombiya, Sudan, Honduras, Şili, Portekiz, Küba, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Slovakya, Kosta Rika, Bangladeş&#8230; Sayılan ülkeler dışında kalan pek çok ülke ise, kendisi ekim yapmamakla birlikte bu ürünleri ithal ederek yem ve gıda maddeleri üretiminde kullanıyor. Şimdilik ekim yapan ülkeler arasında gözükmeyen Türkiye kendi tarım politikasında bu konuda nasıl bir yol tutacağını bir an önce belirlemek durumunda&#8230; Aykut Göker *Aramızdan ayrılan Aykut Göker&#8217;in anısına saygıyla. Bu yazı, CBT sayı 1479&#8217;da yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/genetik-muhendisligi-urunlerinde-dunyada-son-durum">Genetik mühendisliği ürünlerinde dünyada son durum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tohum ve teknoloji başta olmak üzere bütün kritik girdilerinde dışa bağımlı olan Türkiye tarımının geleceği konusunda ulusal bir hedefimiz var mı, acaba?</p>
<p>Genetik mühendisliğinin ürünü olan bitkilerin yem ve gıdalarda da kullanılmasının kamuoyunda yarattığı hassasiyet biliniyor. Genetik mühendisliği, canlıların genetik yapısı / kalıtımsal özellikleri değiştirilerek onlara yeni özellikler, yeni işlevler kazandırılmasını konu alan bir bilim, teknoloji ve mühendislik dalı&#8230; Kâr etme güdüsünün çoğu zaman kamu yararının önüne geçtiği pazar ekonomilerinde, genetik mühendisliği ürünleri konusundaki hassasiyet doğal karşılanmalı. Hele bir de kamunun denetim ve bilgilendirme mekanizmalarına karşı güvensizlik duyuluyorsa, bu hassasiyet daha da büyük olur.</p>
<p>Ancak, konuyla ilgili bazı gelişmelerden de haberdar olmakta yarar var. Bir süre önce, <strong>ISAAA </strong>(International Service for the Acquisition of Agri-biotech Applications) ticarileştirilmiş biyoteknoloji ürünlerinde ya da daha açık bir deyişle, genetiği değiştirilmiş tarımsal ürünlerde dünyadaki son durumu ele alan bir rapor yayımladı.</p>
<p>Rapora göre, bu tür ürünlerin yetiştirildiği tarım alanları 2013’e göre yaklaşık %3,6 artarak, 2014 yılında, 181,5 milyon hektara çıkmış. Bu, 1.815.000 km<sup>2</sup> yâni Türkiye’nin yüzölçümünün yaklaşık 2,5 katı büyüklüğünde net ekim alanı demek&#8230; 2014, bu ürünlerin <strong>ticarileşmesinin 19’uncu yılı</strong>&#8230; Ekim yapan ülke sayısı da 2014’te 28’e çıkmış; 20’si gelişmekte olan ülke, 8’i ise sanayi ülkesi&#8230; <strong>28 ülkede 18 milyon çiftçi bu işi yapıyor.</strong></p>
<p>Tablomuzdan da görülebileceği gibi, ekim alanının büyüklüğü açısından ABD başı çekiyor (%40). ABD’yi dört ülke takip ediyor: Brezilya, Arjantin, Hindistan ve Kanada&#8230; Toplam ekim alanının %90’ı bu beş ülkeye ait&#8230; İlk 11’i kapsayan tablomuzda her ülkenin ağırlıklı olarak yetiştirdiği ürünlerin cinsleri de yer alıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-4936 " src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/trm.jpg" width="832" height="193" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/trm.jpg 697w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/01/trm-300x70.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 832px) 100vw, 832px" /></p>
<p><strong>Diğer 17 ülke ise sırasıyla</strong>, Filipinler, Avustralya, Burkina Faso, Myanmar, Meksika, İspanya, Kolombiya, Sudan, Honduras, Şili, Portekiz, Küba, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Slovakya, Kosta Rika, Bangladeş&#8230; Sayılan ülkeler dışında kalan pek çok ülke ise, kendisi ekim yapmamakla birlikte bu ürünleri ithal ederek yem ve gıda maddeleri üretiminde kullanıyor.</p>
<p>Şimdilik ekim yapan ülkeler arasında gözükmeyen Türkiye kendi tarım politikasında bu konuda nasıl bir yol tutacağını bir an önce belirlemek durumunda&#8230;</p>
<p><strong>Aykut Göker</strong></p>
<p><em>*Aramızdan ayrılan Aykut Göker&#8217;in anısına saygıyla. Bu yazı, CBT sayı 1479&#8217;da yayınlanmıştır.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/genetik-muhendisligi-urunlerinde-dunyada-son-durum">Genetik mühendisliği ürünlerinde dünyada son durum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4934</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uluslararası IPNI Bilim Ödülü’nün sahibi İsmail Çakmak oldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/uluslararasi-ipni-bilim-odulunun-sahibi-ismail-cakmak-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Dec 2016 13:10:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[doğa bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[IPNI]]></category>
		<category><![CDATA[ismail çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[ziraat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Bitki Beslenmesi Enstitüsü IPNI tarafından tarafından verilen, 2016 IPNI Bilim Ödülü’ne Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çakmak layık görüldü. Çakmak, geçtiğimiz ay Dünya Bilimler Akademisi’nin (TWAS) dokuz alanda verdiği ödüllerden, 2016 Tarım Bilimleri Ödülünün de sahibi olmuştu. Ziraat alanındaki yoğun çalışmalar yürüten Çakmak, 12 yıldır tarım alanında dünya çapında dikkat çeken bir projenin de ekip lideri. IPNI Başkanı Dr. Terry Roberts Çakmak’ı başarısından ötürü tebrik ederken, “Dr. Çakmak, gelişmekte olan ülkelerde gizli açlık sorununu gidermeye yönelik araştırmalarıyla  önemli bir rol oynamış ve bu alandaki bilgi birikimine büyük katkılarda bulunmuştur. Tahılların çinko bakımından zenginleştirilmesi  yönündeki çalışmaları uluslararası  düzeyde takdir toplamaktadır” diye konuştu. Çakmak&#8217;a plaketinin yanı sıra 5.000 USD tutarında nakit ödül takdim edilecek. IPNI ve IPNI Bilim Ödülü nedir? Uluslararası Bitki Besleme Enstitüsü (IPNI), insanlık yararına bitki beslemesinin sorumlu yönetimine adanmış kar amacı gütmeyen, bilim temelli bir organizasyonu. IPNI Küresel bir organizasyon olarak, dünyanın giderek artan gıda, yakıt, lif ve yem ihtiyacına yönelik girişimlerde bulunuyor ve araştırma programları yürütüyor. Araştırma, yaygınlaştırma ve eğitim alanlarında  üst düzeydeki  başarılara verilen IPNI Bilim Ödülü ise, bitki besinlerinin etkin kullanımı ve bitkisel verimi arttırma konularına odaklanıyor. Son dokuz yıldan beri her yıl  bir araştırıcıya verilen ödülü geçen yıl Kanada’dan  Dr. Cynthia Grant kazanmıştı. Kazananlar uluslararası uzmanlardan oluşan bir kurul tarafından seçiliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/uluslararasi-ipni-bilim-odulunun-sahibi-ismail-cakmak-oldu">Uluslararası IPNI Bilim Ödülü’nün sahibi İsmail Çakmak oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Bitki Beslenmesi Enstitüsü IPNI tarafından tarafından verilen, 2016 IPNI Bilim Ödülü’ne Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çakmak layık görüldü. Çakmak, geçtiğimiz ay Dünya Bilimler Akademisi’nin (TWAS) dokuz alanda verdiği ödüllerden, 2016 Tarım Bilimleri Ödülünün de sahibi olmuştu.</p>
<p>Ziraat alanındaki yoğun çalışmalar yürüten Çakmak, 12 yıldır tarım alanında dünya çapında dikkat çeken bir projenin de ekip lideri.</p>
<p>IPNI Başkanı Dr. Terry Roberts Çakmak’ı başarısından ötürü tebrik ederken, “Dr. Çakmak, gelişmekte olan ülkelerde gizli açlık sorununu gidermeye yönelik araştırmalarıyla  önemli bir rol oynamış ve bu alandaki bilgi birikimine büyük katkılarda bulunmuştur. Tahılların çinko bakımından zenginleştirilmesi  yönündeki çalışmaları uluslararası  düzeyde takdir toplamaktadır” diye konuştu.</p>
<p>Çakmak&#8217;a plaketinin yanı sıra 5.000 USD tutarında nakit ödül takdim edilecek.</p>
<p><strong>IPNI ve IPNI Bilim </strong><strong>Ö</strong><strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong> <strong>nedir?</strong></p>
<p>Uluslararası Bitki Besleme Enstitüsü (IPNI), insanlık yararına bitki beslemesinin sorumlu yönetimine adanmış kar amacı gütmeyen, bilim temelli bir organizasyonu. IPNI Küresel bir organizasyon olarak, dünyanın giderek artan gıda, yakıt, lif ve yem ihtiyacına yönelik girişimlerde bulunuyor ve araştırma programları yürütüyor.</p>
<p>Araştırma, yaygınlaştırma ve eğitim alanlarında  üst düzeydeki  başarılara verilen IPNI Bilim Ödülü ise, bitki besinlerinin etkin kullanımı ve bitkisel verimi arttırma konularına odaklanıyor. Son dokuz yıldan beri her yıl  bir araştırıcıya verilen ödülü geçen yıl Kanada’dan  Dr. Cynthia Grant kazanmıştı. Kazananlar uluslararası uzmanlardan oluşan bir kurul tarafından seçiliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/uluslararasi-ipni-bilim-odulunun-sahibi-ismail-cakmak-oldu">Uluslararası IPNI Bilim Ödülü’nün sahibi İsmail Çakmak oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4481</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir projenin trajik sonu ve Türkiye tarımının durumu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bir-projenin-trajik-sonu-turkiye-tariminin-durumu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müfit Akyos]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Jul 2016 14:51:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[fidanlık]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[tar-gel]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ziraat]]></category>
		<category><![CDATA[ziraat mühendisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3267</guid>

					<description><![CDATA[<p>2003 yılında Dünya Bankası kredisi ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kapsamında mikro projelerin fonlanmasıyla ilgili bir projede Erzurum ve Kars’ta çalışma yaparken Erzurum’un ilçesi Tortum’un bir köyünde, 2003 yılında “1000 Köye 1000 Ziraat Mühendisi Projesi” kapsamında sözleşmeli olarak işe alınan genç bir ziraat mühendisiyle karşılaştık. Kurduğu serada saksı çiçeği yetiştirmeye çalışıyordu. Köylüye de öğretip ekonomik değer yaratacaktı. Yalnızlığı, çaresizliği her halinden belliydi. İl Ziraat Müdürlüğü’nde yaptığımız görüşmelerde bu yeni atamaların pek de benimsenmediğini, desteklenmediğini anlamıştık. Dönemin Tarım ve Köy İşleri Bakanı Sami Güçlü projeyle ilgili olarak, ”köylerde görevlendirilecek ziraat mühendislerinin ve veterinerlerin, bulundukları bölgede çiftçi eğitimiyle ilgili çalışma yapacaklarını ve köyün sorunlarıyla ilgili çözüm önerileri üreteceklerini, köyün her türlü sorununu başta siyasiler olmak üzere (a.t.ç) vilayete ve özel idareye ileteceklerini” söylemekteydi. 1.1.2007’de ise tarımsal işletme sahiplerinin bilgi, beceri ve teknik yöntemler konusundaki ihtiyaçlarının zamanında ve yeterli düzeyde karşılanması amacıyla “Her Köye Bir Ziraat Mühendisi” olarak da anılan Tarımsal Yayımı Geliştirme Projesi &#8211; Tar-Gel, performansa dayalı  personel çalıştırılması (iş güvencesi olmayan olarak da okunabilir)  esasıyla uygulamaya konuldu. Ve 6 Şubat 2016 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki başlık, &#8220;10 bin kişinin çalıştığı Tar-Gel’i de bitirdiler”. Bir başka beceriksizlik örneği! Ülkemizin tarımsal başarımına genel olarak bakıldığında (artan tarım ve gıda ürünleri dış alımı, kırsaldan kentlere süregiden göç, küçülen tarım arazileri vb.) Tar-Gel’in ve tarım politikalarının başarısız olduğu görülmektedir. Görünen o ki pek çok alanda olduğu gibi ABD veya Avrupa’da uygulanan bir proje kes-yapıştır yöntemiyle uygulanmaya konulmuştur. Başarılı örneklerin uygulanmasında bir sakınca yok elbette. Ancak önce öğrenmek, özümsemek ve ülke koşullarına ve gereksinimlerine göre uyarlamak (bir üst düzeyde yeniden üretmek) koşuluyla. Tar-Gel’de otuz binden fazla yerleşkenin ekolojik durumunun göz önünde bulundurulmaması ve tarımsal üretim şekline uygun yeterli sayıda ziraat mühendisinin atanmaması, ihtiyaçla kaynağın ve çözümün buluşturulamaması sonucunu doğurmuştur. Böylesi büyük bir projenin başarısızlıkla sonlandırılmasında ana neden uygulayıcı kurumların kurumsal kapasitelerinin yetersizliğidir. Son on yılda hemen bütün kurumlarda görülen liyakatten uzak görevlendirmeler, öğrenmeyen, yaratıcılıktan uzak yapılar, önceki dönemlerin inkârına dayalı siyasalar Tar-Gel projesinin uygulayıcısı kurumlar için de geçerlidir. Cumhuriyetimizin öncelikle yapılandırdığı (tohum ıslah istasyonları, fidanlıklar, aşı enstitüleri, il-ilçe yapılanmaları, üniversiteler) alanlardan birisi de tarım olmuştur.  Bu sayededir ki ülkemiz 1980’lere kadar tarımda kendine yeterli sayılı ülkeler arasında yer alabilmiştir. Ancak özellikle son 13 yılda Cumhuriyetin kurumlarını reddederek amblemleri dahil değiştirme gayretine giren yönetimlerin çılgın proje merakı bu projede olduğu gibi hüsranla sonuçlanmaktadır. 2011 yılı verilerine göre köylerde yaşayan nüfus ülke nüfusunun %23&#8217;üdür ve bu nüfusun büyük bölümünü yaşlılar oluşturmaktadır. Sözleşmeleri gereği köyde yaşamaları zorunlu tarım danışmanlarının köylerde muhatap olacağı veya yenilikleri aktarabileceği nitelikte çiftçi de kalmamıştır. Bir de buna HES felaketi nedeniyle yok olan ekolojimiz ve inşaat rantına kurban edilen tarım alanları eklendiğinde projenin varlık nedeni kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Projenin tek çıktısı, okumuşu, aydını işlevsizleştirerek, itibarsızlaştırarak köylünün önüne atıp hiç bitmeyen aydın düşmanlığı hazzının yaşanması ve mutsuz 10.300 nitelikli insan. Mutsuzluğa boğulan ülkede 10.300 nitelikli insanın mutsuzluğunun lafı mı olur. Müfit Akyos</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bir-projenin-trajik-sonu-turkiye-tariminin-durumu">Bir projenin trajik sonu ve Türkiye tarımının durumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2003 yılında Dünya Bankası kredisi ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kapsamında mikro projelerin fonlanmasıyla ilgili bir projede Erzurum ve Kars’ta çalışma yaparken Erzurum’un ilçesi Tortum’un bir köyünde, 2003 yılında “1000 Köye 1000 Ziraat Mühendisi Projesi” kapsamında sözleşmeli olarak işe alınan genç bir ziraat mühendisiyle karşılaştık. Kurduğu serada saksı çiçeği yetiştirmeye çalışıyordu. Köylüye de öğretip ekonomik değer yaratacaktı. Yalnızlığı, çaresizliği her halinden belliydi. İl Ziraat Müdürlüğü’nde yaptığımız görüşmelerde bu yeni atamaların pek de benimsenmediğini, desteklenmediğini anlamıştık.</p>
<p>Dönemin Tarım ve Köy İşleri Bakanı <strong>Sami Güçlü</strong> projeyle ilgili olarak, ”köylerde görevlendirilecek ziraat mühendislerinin ve veterinerlerin, bulundukları bölgede çiftçi eğitimiyle ilgili çalışma yapacaklarını ve köyün sorunlarıyla ilgili çözüm önerileri üreteceklerini, köyün her türlü sorununu <u>başta siyasiler olmak üzere</u> (a.t.ç) vilayete ve özel idareye ileteceklerini” söylemekteydi.</p>
<p>1.1.2007’de ise tarımsal işletme sahiplerinin bilgi, beceri ve teknik yöntemler konusundaki ihtiyaçlarının zamanında ve yeterli düzeyde karşılanması amacıyla “Her Köye Bir Ziraat Mühendisi” olarak da anılan Tarımsal Yayımı Geliştirme Projesi &#8211; Tar-Gel, performansa dayalı  personel çalıştırılması (iş güvencesi olmayan olarak da okunabilir)  esasıyla uygulamaya konuldu.</p>
<p>Ve 6 Şubat 2016 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki başlık, <em>&#8220;10 bin kişinin çalıştığı Tar-Gel’i de bitirdiler</em>”. Bir başka beceriksizlik örneği!</p>
<p>Ülkemizin tarımsal başarımına genel olarak bakıldığında (artan tarım ve gıda ürünleri dış alımı, kırsaldan kentlere süregiden göç, küçülen tarım arazileri vb.) Tar-Gel’in ve tarım politikalarının başarısız olduğu görülmektedir.</p>
<p>Görünen o ki pek çok alanda olduğu gibi ABD veya Avrupa’da uygulanan bir proje kes-yapıştır yöntemiyle uygulanmaya konulmuştur. Başarılı örneklerin uygulanmasında bir sakınca yok elbette. Ancak önce öğrenmek, özümsemek ve ülke koşullarına ve gereksinimlerine göre uyarlamak (bir üst düzeyde yeniden üretmek) koşuluyla. Tar-Gel’de otuz binden fazla yerleşkenin ekolojik durumunun göz önünde bulundurulmaması ve tarımsal üretim şekline uygun yeterli sayıda ziraat mühendisinin atanmaması, ihtiyaçla kaynağın ve çözümün buluşturulamaması sonucunu doğurmuştur.</p>
<p>Böylesi büyük bir projenin başarısızlıkla sonlandırılmasında ana neden uygulayıcı kurumların kurumsal kapasitelerinin yetersizliğidir. Son on yılda hemen bütün kurumlarda görülen liyakatten uzak görevlendirmeler, öğrenmeyen, yaratıcılıktan uzak yapılar, önceki dönemlerin inkârına dayalı siyasalar Tar-Gel projesinin uygulayıcısı kurumlar için de geçerlidir.</p>
<p><strong>Cumhuriyetimizin öncelikle yapılandırdığı</strong> (tohum ıslah istasyonları, fidanlıklar, aşı enstitüleri, il-ilçe yapılanmaları, üniversiteler) alanlardan birisi de tarım olmuştur.  Bu sayededir ki ülkemiz 1980’lere kadar tarımda kendine yeterli sayılı ülkeler arasında yer alabilmiştir. Ancak özellikle son 13 yılda Cumhuriyetin kurumlarını reddederek amblemleri dahil değiştirme gayretine giren yönetimlerin çılgın proje merakı bu projede olduğu gibi hüsranla sonuçlanmaktadır.</p>
<p>2011 yılı verilerine göre köylerde yaşayan nüfus ülke nüfusunun %23&#8217;üdür ve bu nüfusun büyük bölümünü yaşlılar oluşturmaktadır. Sözleşmeleri gereği köyde yaşamaları zorunlu tarım danışmanlarının köylerde muhatap olacağı veya yenilikleri aktarabileceği nitelikte çiftçi de kalmamıştır. Bir de buna HES felaketi nedeniyle yok olan ekolojimiz ve inşaat rantına kurban edilen tarım alanları eklendiğinde projenin varlık nedeni kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.</p>
<p>Projenin tek çıktısı, okumuşu, aydını işlevsizleştirerek, itibarsızlaştırarak köylünün önüne atıp hiç bitmeyen aydın düşmanlığı hazzının yaşanması ve mutsuz 10.300 nitelikli insan. Mutsuzluğa boğulan ülkede 10.300 nitelikli insanın mutsuzluğunun lafı mı olur.</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bir-projenin-trajik-sonu-turkiye-tariminin-durumu">Bir projenin trajik sonu ve Türkiye tarımının durumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3267</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
