<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tür arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tur/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/tur</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 14 May 2018 12:32:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Kumrulara yuva yapacak ağaç bırakmadık…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/kumrulara-yuva-yapacak-agac-birakmadik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 May 2018 12:27:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[kumru]]></category>
		<category><![CDATA[kuş]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<category><![CDATA[tür]]></category>
		<category><![CDATA[yuva]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10102</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;                         Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yeğenimin 6. kattaki dairesinin salondaki açık penceresinden içeri bir kumru giriyor ve kütüphanenin üzerindeki saksıyı yuva yapmaya uygun bulup, oturuyor ve yumurtluyor. Malum kumrular tek eşli. Gün boyu 6’şar saat arayla anne baba yer değiştiriyorlar. Yeğenim, kuşların rahatça girip çıkmaları için yuvalarına en yakın pencereyi 24 saat açık bırakıyor. Diğer pencereleri de perdeyle kapatıyor ki yanlışlıkla cama çarpmasınlar. Bu arada salonda her türlü aktivite normal olarak sürdürülüyor. Sohbet, muhabbet, çay, kahve, TV… Hiçbir şey anne baba kuşu etkilemiyor. Hiç kıpırdamadan, gözlerini kırpmadan büyük bir sabırla yumurtaların üzerinde oturuyorlar. Eve gelen misafirler kuşun canlı olduğuna inanmakta zorlanıyor. O denli hareketsizler. Doğa, bize derdini anlatmaya devam ediyor… Kuşlara yuva yapacak ağaç, kedilere dışkılayacak toprak, martılara denizde balık bırakmazsak; türlerini devam ettirebilmeleri için hayvanları evimizde misafir edeceğe benziyoruz.. Reyhan Oksay</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/kumrulara-yuva-yapacak-agac-birakmadik">Kumrulara yuva yapacak ağaç bırakmadık…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-10103" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/whatsapp-image-2018-05-14-at-15-03-49-300x284.jpeg" alt="" width="276" height="261" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/whatsapp-image-2018-05-14-at-15-03-49-300x284.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/whatsapp-image-2018-05-14-at-15-03-49.jpeg 449w" sizes="(max-width: 276px) 100vw, 276px" />                       <img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-10104" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/05/kumru-300x233.jpg" alt="" width="300" height="233" /></p>
<p>Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yeğenimin 6. kattaki dairesinin salondaki açık penceresinden içeri bir kumru giriyor ve kütüphanenin üzerindeki saksıyı yuva yapmaya uygun bulup, oturuyor ve yumurtluyor. Malum kumrular tek eşli. Gün boyu 6’şar saat arayla anne baba yer değiştiriyorlar. Yeğenim, kuşların rahatça girip çıkmaları için yuvalarına en yakın pencereyi 24 saat açık bırakıyor. Diğer pencereleri de perdeyle kapatıyor ki yanlışlıkla cama çarpmasınlar.</p>
<p>Bu arada salonda her türlü aktivite normal olarak sürdürülüyor. Sohbet, muhabbet, çay, kahve, TV… Hiçbir şey anne baba kuşu etkilemiyor. Hiç kıpırdamadan, gözlerini kırpmadan büyük bir sabırla yumurtaların üzerinde oturuyorlar.</p>
<p>Eve gelen misafirler kuşun canlı olduğuna inanmakta zorlanıyor. O denli hareketsizler.</p>
<p>Doğa, bize derdini anlatmaya devam ediyor… Kuşlara yuva yapacak ağaç, kedilere dışkılayacak toprak, martılara denizde balık bırakmazsak; türlerini devam ettirebilmeleri için hayvanları evimizde misafir edeceğe benziyoruz..</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/kumrulara-yuva-yapacak-agac-birakmadik">Kumrulara yuva yapacak ağaç bırakmadık…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye göllerindeki yaşam ile Mars’taki yaşam arasında benzerlik bulundu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-gollerindeki-yasam-ile-marstaki-yasam-arasinda-benzerlik-bulundu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Dec 2017 11:56:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[acı göl]]></category>
		<category><![CDATA[canlı]]></category>
		<category><![CDATA[itü]]></category>
		<category><![CDATA[izotop]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[magnezyum]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[mineral]]></category>
		<category><![CDATA[salda gölü]]></category>
		<category><![CDATA[tübitak]]></category>
		<category><![CDATA[tür]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[tuzlu göller]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8663</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜBİTAK ve İTÜ destekli projeden elde ettikleri sonuçları Viyana’da yapılan European Geosciences Union 2016’da sunan İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurgül Balcı ve doktora öğrencisi Cansu Demirel, dünyanın en önemli bilim dergilerinden olan New Scientist’e konuk oldular. İnsanlığın hâlâ cevap aradığı en önemli sorulardan biri, Dünya dışında bir yaşam olup olmadığıdır. İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. Nurgül Balcı ve doktora öğrencisi Cansu Demirel’in, Mars yüzeyi ile benzerlik gösteren stromatolitik (siyanobakteriler tarafından materyalin üst üste ince laminalar şeklinde toplanması ile oluşan yapılar) oluşumlara sahip Salda ve tuzlu su kimyasına sahip, Acıgöl ve Yarışlı göllerinde yaptığı akademik çalışma da bu soruya cevap arıyor. Araştırmanın, başta Mars olmak üzere yaşam potansiyeli taşıyan birçok farklı gezegen için önemli ipuçları vereceği düşünülüyor. Göller Bölgesi’nde yürütülen bu önemli çalışma sayesinde, mikrobiyal faaliyetlerin burada gelişen karbonat yapılarının oluşumuna etkilerinin ve jeolojik kayıtlardaki izlerinin tespit edilmesi hedefleniyor. Böylece, enerjilerini fotosentezle sağlayan bakteriler (siyanobakteriler) ile olağanüstü çevre koşullarında yaşayabilen organizmaların (ekstremofiller) tortul kayaçlar (sediman) üzerinde bıraktığı izlerin, Dünya dışı yaşam konusunda araştırmacılara yeni bir pencere açacağı düşünülüyor. Doç. Dr. Nurgül Balcı, bunun en büyük kanıtının ise Salda Gölü’nden alınan sedimanlarda görülen carnobacterium viridians türü bakteri olduğunu belirtiyor. Türkiye’nin göllerindeki yaşamın diğer gezegenlerdeki yaşama ışık tuttuğuna dikkat çeken New Scientist’te özetle şöyle deniliyor: “Mars’ta nasıl bir yaşam olduğunu merak edenlere Türkiye’deki aşırı tuzlu göllerdeki yaşam ipuçları sunabilir. Sularının aşırı tuzlu olması nedeniyle bir olasılıkla yalnızca Mars’ta da yaşayabilecek canlı türleri bu göllere barınıyor olabilir. Türk mikrobiyoloji uzmanları Acıgöl, Salda ve Yarışlı göllerinde yaşayan canlı türlerini bir süredir araştırıyorlar. Araştırmacılar incelemeler sonucunda bu canlı türlerinin kimilerinin Mars ya da yaşanabilir başka gezegen ve uydulardaki mikroskobik canlılarının biyolojik özelliklerine ilişkin bilgi sahibi olmayı umuyor. Örneğin, Satürn’ün uydusu Enceladus’tan elde edilen veriler suları aşırı tuzlu olan ve 9-12 arasında değişen pH değerleriyle alkali düzeylerine ulaşan okyanusları gözler önüne sererken, Türkiye’deki söz konusu üç gölde bu değerler 8.6 ile 9.5 arasında değişiyor. Göllerdeki Mars koşullarına uyumlu canlı türlerini araştıran ekibe önderlik eden İstanbul Teknik Üniversitesi uzmanlarından Nurgül Balcı, &#8216;Amacımız Mars’ta ya da dünya dışındaki başka gezegen ve uydularda yaşamın sürdürülmesini araştırmamıza olanak tanıyacak canlı türlerinin kimliklerini belirlemek&#8217; diyor. Balcı şimdi &#8216;Mars böceği&#8217; özelliklerine sahip başka canlı türlerinin de su yüzüne çıkarılabileceğini, böylelikle Marslı olmak için ne gibi koşulların gerekli olduğu konusunda çok daha fazla ipucuna ulaşılabileceğini düşünüyor. Uzmanlar söz konusu mineral yapıların göllerdeki çökellerin mikroplar tarafından salgılanan magnezyum ve kalsiyum karbonatlarla birleşmesi sonucunda meydana gelen garip bileşimler olduklarına dikkat çekiyor. Araştırmacılar, bu canlı türlerinin kimliklerini belirledikten sonra hem tek tek hem de toplu olarak sınamadan geçirerek bunların Mars benzeri koşullar karşısında nasıl bir direnç gösterecekleri konusunu aydınlığa kavuşturmayı umuyor. Balcı, &#8216;Söz gelimi, stromatolit üreten canlıların kayalıklar üzerinde, Mars’tan alınan kaya örneklerinin biyolojik kökenlerini gözler önüne serebilecek, sıra dışı magnezyum izotopları gibi birtakım parmak izleri bıraktıklarına tanık olabiliriz&#8217; diyor. Cornell Üniversitesi’nden Jonathan Lunine de, çalışmanın olağanüstü çevre koşullarında yaşayabilen canlı türlerini içinde barındıran göl ortamlarının araştırılması açısından önemli bir yer tuttuğuna inanıyor ve bunun Mars’ın ilk evrelerinde sulak ortamlarda yaşamış olabilecek canlı türlerinin aydınlığa kavuşturulmasına bir katkıda bulunup bulunmadığının zamanla kanıtlanacağına dikkat çekiyor.” Çeviri: Rita Urgan Kaynak: https://www.newscientist.com/article/2087612-super-salty-turkish-lakes-may-hold-key-to-spotting-life-on-mars/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-gollerindeki-yasam-ile-marstaki-yasam-arasinda-benzerlik-bulundu">Türkiye göllerindeki yaşam ile Mars’taki yaşam arasında benzerlik bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TÜBİTAK ve İTÜ destekli projeden elde ettikleri sonuçları Viyana’da yapılan European Geosciences Union 2016’da sunan İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nurgül Balcı ve doktora öğrencisi Cansu Demirel, dünyanın en önemli bilim dergilerinden olan New Scientist’e konuk oldular.<br />
</strong><br />
İnsanlığın hâlâ cevap aradığı en önemli sorulardan biri, Dünya dışında bir yaşam olup olmadığıdır. İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü akademisyenlerinden Doç. Dr. <strong>Nurgül Balcı</strong> ve doktora öğrencisi <strong>Cansu Demirel</strong>’in, Mars yüzeyi ile benzerlik gösteren stromatolitik <em>(siyanobakteriler tarafından materyalin üst üste ince laminalar şeklinde toplanması ile oluşan yapılar)</em> oluşumlara sahip <strong>Salda</strong> ve tuzlu su kimyasına sahip, <strong>Acıgöl</strong> ve <strong>Yarışlı</strong> göllerinde yaptığı akademik çalışma da bu soruya cevap arıyor.</p>
<p>Araştırmanın, başta Mars olmak üzere yaşam potansiyeli taşıyan birçok farklı gezegen için önemli ipuçları vereceği düşünülüyor. Göller Bölgesi’nde yürütülen bu önemli çalışma sayesinde, mikrobiyal faaliyetlerin burada gelişen karbonat yapılarının oluşumuna etkilerinin ve jeolojik kayıtlardaki izlerinin tespit edilmesi hedefleniyor. Böylece, enerjilerini fotosentezle sağlayan bakteriler (siyanobakteriler) ile olağanüstü çevre koşullarında yaşayabilen organizmaların (ekstremofiller) tortul kayaçlar (sediman) üzerinde bıraktığı izlerin, Dünya dışı yaşam konusunda araştırmacılara yeni bir pencere açacağı düşünülüyor. Doç. Dr. Nurgül Balcı, bunun en büyük kanıtının ise Salda Gölü’nden alınan sedimanlarda görülen <em>carnobacterium viridians</em> türü bakteri olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Türkiye’nin göllerindeki yaşamın diğer gezegenlerdeki yaşama ışık tuttuğuna dikkat çeken New Scientist’te özetle şöyle deniliyor:</p>
<p>“Mars’ta nasıl bir yaşam olduğunu merak edenlere Türkiye’deki aşırı tuzlu göllerdeki yaşam ipuçları sunabilir. Sularının aşırı tuzlu olması nedeniyle bir olasılıkla yalnızca Mars’ta da yaşayabilecek canlı türleri bu göllere barınıyor olabilir. Türk mikrobiyoloji uzmanları Acıgöl, Salda ve Yarışlı göllerinde yaşayan canlı türlerini bir süredir araştırıyorlar. Araştırmacılar incelemeler sonucunda bu canlı türlerinin kimilerinin Mars ya da yaşanabilir başka gezegen ve uydulardaki mikroskobik canlılarının biyolojik özelliklerine ilişkin bilgi sahibi olmayı umuyor.</p>
<p>Örneğin, Satürn’ün uydusu Enceladus’tan elde edilen veriler suları aşırı tuzlu olan ve 9-12 arasında değişen pH değerleriyle alkali düzeylerine ulaşan okyanusları gözler önüne sererken, Türkiye’deki söz konusu üç gölde bu değerler 8.6 ile 9.5 arasında değişiyor.</p>
<p>Göllerdeki Mars koşullarına uyumlu canlı türlerini araştıran ekibe önderlik eden İstanbul Teknik Üniversitesi uzmanlarından Nurgül Balcı, &#8216;Amacımız Mars’ta ya da dünya dışındaki başka gezegen ve uydularda yaşamın sürdürülmesini araştırmamıza olanak tanıyacak canlı türlerinin kimliklerini belirlemek&#8217; diyor.</p>
<p>Balcı şimdi &#8216;Mars böceği&#8217; özelliklerine sahip başka canlı türlerinin de su yüzüne çıkarılabileceğini, böylelikle Marslı olmak için ne gibi koşulların gerekli olduğu konusunda çok daha fazla ipucuna ulaşılabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Uzmanlar söz konusu mineral yapıların göllerdeki çökellerin mikroplar tarafından salgılanan magnezyum ve kalsiyum karbonatlarla birleşmesi sonucunda meydana gelen garip bileşimler olduklarına dikkat çekiyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bu canlı türlerinin kimliklerini belirledikten sonra hem tek tek hem de toplu olarak sınamadan geçirerek bunların Mars benzeri koşullar karşısında nasıl bir direnç gösterecekleri konusunu aydınlığa kavuşturmayı umuyor.</p>
<p>Balcı, &#8216;Söz gelimi, stromatolit üreten canlıların kayalıklar üzerinde, Mars’tan alınan kaya örneklerinin biyolojik kökenlerini gözler önüne serebilecek, sıra dışı magnezyum izotopları gibi birtakım parmak izleri bıraktıklarına tanık olabiliriz&#8217; diyor.</p>
<p>Cornell Üniversitesi’nden Jonathan Lunine de, çalışmanın olağanüstü çevre koşullarında yaşayabilen canlı türlerini içinde barındıran göl ortamlarının araştırılması açısından önemli bir yer tuttuğuna inanıyor ve bunun Mars’ın ilk evrelerinde sulak ortamlarda yaşamış olabilecek canlı türlerinin aydınlığa kavuşturulmasına bir katkıda bulunup bulunmadığının zamanla kanıtlanacağına dikkat çekiyor.”</p>
<p><strong>Çeviri:</strong> Rita Urgan</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="https://www.newscientist.com/article/2087612-super-salty-turkish-lakes-may-hold-key-to-spotting-life-on-mars/">https://www.newscientist.com/article/2087612-super-salty-turkish-lakes-may-hold-key-to-spotting-life-on-mars/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-gollerindeki-yasam-ile-marstaki-yasam-arasinda-benzerlik-bulundu">Türkiye göllerindeki yaşam ile Mars’taki yaşam arasında benzerlik bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8663</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Turizmin azı zarar: Çoğu da zarar&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmin-azi-zarar-cogu-da-zarar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Aug 2017 07:22:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[barcelona]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[tür]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7487</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barcelona’da Arran adlı bir turist-karşıtı grup, turistlerin kiraladıkları bisikletlerin lastiklerini şişledi. Turist otobüslerinin önünü kesip, camına “Turizm, şehri öldürüyor” yazdılar. Tarihi binaların cephelerine “Turistler, siz teröristsiniz. Turistler gitsin, sığınmacılar gelsin” yazdılar. Böyle saldırıların geleceği, İspanya’da yılbaşından beri görülen protestolardan belliydi. Barcelona’da “Şehrimiz satılık değil. Turizm adına istila ediyorlar” pankartlı yürüyüşler başlamıştı. Konu, zaten inci kadar güzel bu şehirle sınırlı değil. Özellikle kitlesel turizmin yığıldığı kuzey kıyı şehri San Sebastian, Akdeniz adası Mayorka gibi turizm cazibelerinde “bindiğin dalı kesmek” durumu yaşanıyor: Mayorka’da Arran aktivistleri, lokantalarda yemek yiyen turistlerin üzerine boyalı duman fişekleri, konfeti attılar. 17 Ağustos’ta San Sebastian Semana Grande festivali sırasında turizm karşıtı protesto gösterileri yapacaklar. Burası, Avrupa’nın Michelin yıldızlı gastronomi şehirlerinden. Komşusu Bilbao ile birlikte İspanya’nın gözde turizm adreslerinden biri. Turizm: Dertli gelir İspanya’nın nüfusu 46 milyon. Ama sadece 2016’da turist sayısı 75.6 milyon. Memleket, turizmden kazanıyor: GSYH’nin yüzde 11’i turizmden gelen 1.2 trilyon (trilyon!) euro. Sadece Barcelona, 1.6 milyon nüfusuna karşılık yılda 32 milyon turist çekiyor. Belediye Başkanı Ada Colau, bu büyümenin sürdürülemeyeceğini savunarak, 2015’te göreve geldikten sonra ilk iş olarak yeni otel yapımını, yeni ruhsatları durdurmuştu. Kitle turizminden kaynaklanan gürültü, kirlilik, kalabalık, vb sorunlar sadece İspanya’nın derdi değil. Örneğin, İspanya’ya göre çok daha sakin, huzurlu bir turizm yaşamı olan Kopenhag: Denizle içiçe bu şehirde yapılan kanal turları sırasında, meskûn bir bölgeden geçerken tur rehberi, teknedeki turistleri yüksek sesle konuşmama, bağırıp kahkaha atmama konusunda uyarıyor. Rehber de o bölgeden geçerken, mikrofonu kapatıp, sesli bilgi vermiyor. Çünkü, turistler uğruna şehir halkının huzuru bozulamaz. Venedik ve Cinque Terre Turizmin “mahvetmeye” doğru gittiği en tanınmış şehir: Venedik. Burada nüfusun gitgide azaldığı, yerini lokanta, otel, hizmet sektöründe çalışan bir nüfusun aldığı yazılır, söylenir. Geçen hafta New York Times, “Turist istilasına uğrayan Venedik, deniz kenarında bir Disneyland’a dönüşüyor” diye yazdı. Özgün nüfusu 50 yılda 175 binden 50 bine inen şehre yılda 25 milyon turist geliyor. Apartman cruise gemileri, Büyük Kanal’ın taa içine kadar giriyor. Oysa Venedik, çıt diye kırılacak, pek eski, temeli bataklığa saplı ahşap kazıklar üzerine oturan bir müze. Ayrıca, bir yıl mimarlık, ertesi yıl tasarım bienalleri ve her yıl film festivali yaptığı için çok paralı, seçkin bir üst-gelir grubu turist akınına da uğruyor. İtalya’nın bir başka güzelliği Cinque Terre (Beş Kasaba) da yıllık turist sayısını 2.5 milyondan 1.5 milyona indirmeye karar verdi. Birer kilometre arayla kurulu bu beş kasaba, denize dimdik inen coğrafyaları, buna uygun mimarileriyle Instagram, Pinterest, duvar takvimlerine malzeme olurken, olan, çevreye oluyor. Turizm, kayayı çatlattı Norveç’te dünyaca ünlü iki dev kaya parçası, turizm “akını” nedeniyle çatlama işaretleri vermeye başladığı için ziyaretçi sayısı azaltılacak. Denizden 600 metre yükseklikte tek parçadan oluşan Vaaz Kayası’na, en yakın şehir Preikestolen’den 2 saatlik bir yürüyüşle ulaşılabildiği halde, burası turistlerle dolup taşıyor. Üzerine yıllardır binen ağırlıktan, kayanın içinde çatlama saptandı&#8230; İkincisi, Troll Çıkıntısı (Skjeggedal yakınında), denizden 1,100 metre yüksekte dil gibi ileriye uzanan kayanın üzeri insan kaynıyor. Burada da çatlaklar saptandı. Norveç Turizm Kurumu, tırmanmanın yasaklanmasını istiyor. Dünyada başka yerlerde de turizmi sınırlayarak daha sürdürülebilir kılmak için önlemler alınıyor. Amaç, ille de sadece para kazanmak değil, çevreye ve kültüre saygılı bir turizm sunabilmek. Çünkü bu kavramlara, yeni kuşak turistler daha fazla önem veriyor. Edip Emil Öymen *Bu yazı, Barcelona’daki terör saldırısından önce yazıldı. 18.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmin-azi-zarar-cogu-da-zarar">Turizmin azı zarar: Çoğu da zarar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barcelona’da Arran adlı bir turist-karşıtı grup, turistlerin kiraladıkları bisikletlerin lastiklerini şişledi. Turist otobüslerinin önünü kesip, camına “Turizm, şehri öldürüyor” yazdılar. Tarihi binaların cephelerine “Turistler, siz teröristsiniz. Turistler gitsin, sığınmacılar gelsin” yazdılar. Böyle saldırıların geleceği, İspanya’da yılbaşından beri görülen protestolardan belliydi. Barcelona’da “Şehrimiz satılık değil. Turizm adına istila ediyorlar” pankartlı yürüyüşler başlamıştı. Konu, zaten inci kadar güzel bu şehirle sınırlı değil. Özellikle kitlesel turizmin yığıldığı kuzey kıyı şehri San Sebastian, Akdeniz adası Mayorka gibi turizm cazibelerinde “bindiğin dalı kesmek” durumu yaşanıyor: Mayorka’da Arran aktivistleri, lokantalarda yemek yiyen turistlerin üzerine boyalı duman fişekleri, konfeti attılar. 17 Ağustos’ta San Sebastian Semana Grande festivali sırasında turizm karşıtı protesto gösterileri yapacaklar. Burası, Avrupa’nın Michelin yıldızlı gastronomi şehirlerinden. Komşusu Bilbao ile birlikte İspanya’nın gözde turizm adreslerinden biri.</p>
<p><strong>Turizm: Dertli gelir </strong></p>
<p>İspanya’nın nüfusu 46 milyon. Ama sadece 2016’da turist sayısı 75.6 milyon. Memleket, turizmden kazanıyor: GSYH’nin yüzde 11’i turizmden gelen 1.2 trilyon (trilyon!) euro. Sadece Barcelona, 1.6 milyon nüfusuna karşılık yılda 32 milyon turist çekiyor. Belediye Başkanı Ada Colau, bu büyümenin sürdürülemeyeceğini savunarak, 2015’te göreve geldikten sonra ilk iş olarak yeni otel yapımını, yeni ruhsatları durdurmuştu.</p>
<p>Kitle turizminden kaynaklanan gürültü, kirlilik, kalabalık, vb sorunlar sadece İspanya’nın derdi değil. Örneğin, İspanya’ya göre çok daha sakin, huzurlu bir turizm yaşamı olan Kopenhag: Denizle içiçe bu şehirde yapılan kanal turları sırasında, meskûn bir bölgeden geçerken tur rehberi, teknedeki turistleri yüksek sesle konuşmama, bağırıp kahkaha atmama konusunda uyarıyor. Rehber de o bölgeden geçerken, mikrofonu kapatıp, sesli bilgi vermiyor. Çünkü, turistler uğruna şehir halkının huzuru bozulamaz.</p>
<p><strong>Venedik ve Cinque Terre </strong></p>
<p>Turizmin “mahvetmeye” doğru gittiği en tanınmış şehir: Venedik. Burada nüfusun gitgide azaldığı, yerini lokanta, otel, hizmet sektöründe çalışan bir nüfusun aldığı yazılır, söylenir. Geçen hafta New York Times, “Turist istilasına uğrayan Venedik, deniz kenarında bir Disneyland’a dönüşüyor” diye yazdı. Özgün nüfusu 50 yılda 175 binden 50 bine inen şehre yılda 25 milyon turist geliyor. Apartman cruise gemileri, Büyük Kanal’ın taa içine kadar giriyor. Oysa Venedik, çıt diye kırılacak, pek eski, temeli bataklığa saplı ahşap kazıklar üzerine oturan bir müze. Ayrıca, bir yıl mimarlık, ertesi yıl tasarım bienalleri ve her yıl film festivali yaptığı için çok paralı, seçkin bir üst-gelir grubu turist akınına da uğruyor.</p>
<p>İtalya’nın bir başka güzelliği Cinque Terre (Beş Kasaba) da yıllık turist sayısını 2.5 milyondan 1.5 milyona indirmeye karar verdi. Birer kilometre arayla kurulu bu beş kasaba, denize dimdik inen coğrafyaları, buna uygun mimarileriyle Instagram, Pinterest, duvar takvimlerine malzeme olurken, olan, çevreye oluyor.</p>
<p><strong>Turizm, kayayı çatlattı</strong></p>
<p>Norveç’te dünyaca ünlü iki dev kaya parçası, turizm “akını” nedeniyle çatlama işaretleri vermeye başladığı için ziyaretçi sayısı azaltılacak. Denizden 600 metre yükseklikte tek parçadan oluşan Vaaz Kayası’na, en yakın şehir Preikestolen’den 2 saatlik bir yürüyüşle ulaşılabildiği halde, burası turistlerle dolup taşıyor. Üzerine yıllardır binen ağırlıktan, kayanın içinde çatlama saptandı&#8230; İkincisi, Troll Çıkıntısı (Skjeggedal yakınında), denizden 1,100 metre yüksekte dil gibi ileriye uzanan kayanın üzeri insan kaynıyor. Burada da çatlaklar saptandı. Norveç Turizm Kurumu, tırmanmanın yasaklanmasını istiyor.</p>
<p>Dünyada başka yerlerde de turizmi sınırlayarak daha sürdürülebilir kılmak için önlemler alınıyor. Amaç, ille de sadece para kazanmak değil, çevreye ve kültüre saygılı bir turizm sunabilmek. Çünkü bu kavramlara, yeni kuşak turistler daha fazla önem veriyor.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, Barcelona’daki terör saldırısından önce yazıldı. 18.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı. </em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmin-azi-zarar-cogu-da-zarar">Turizmin azı zarar: Çoğu da zarar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7487</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anadolu’nun iki balığından biri tehlikede</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/anadolunun-iki-baligindan-biri-tehlikede</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2017 13:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[dünya devletleri]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sulak alanlar günü]]></category>
		<category><![CDATA[ramsar sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sazan]]></category>
		<category><![CDATA[tür]]></category>
		<category><![CDATA[yok olmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5207</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu’daki sulak alanlarda 316 balık türü yaşıyor. Doğa Derneği’nin son çalışmaları, bu balıkların yüzde 54’ünün yalnız Anadolu’da bulunduğunu ve %49’unun küresel ölçekte tehlike altında olduğunu ortaya koyuyor. Her keşifle bu listeye yeni türler ekleniyor. Rakamlara bakıldığında Anadolu iç su balıkları için tam bir cennet ve bu zenginliği buzul çağları sırasındaki konumuna ve coğrafi yapısına borçlu. 2 Şubat 2017 Dünya Sulak Alanlar Günü, yani 1971 yılında bugün İran’ın Ramsar kentinde imzalanan “Ramsar” Sözleşmesi’nin yıl dönümü. 46 sene önce bugün dünyanın pek çok ülkesi, sulak alanlarını koruyacaklarına ve geliştireceklerine söz verdi. Geç de olsa Türkiye Cumhuriyeti de bu devletler arasına katıldı. Bu sözün verilmesinin belki en önemli sebebi yaşamın ve insan medeniyetinin başından beri sulak alanlara bağlı olması ve binlerce canlı için sulak alanlar olmadan yaşamın devam edemeyeceği gerçeğiydi. Ancak son 60 yılda Anadolu’da yaklaşık 2 milyon hektar sulak alan, içinde yaşayan canlılarla birlikte yok oldu. Bu alanların toplamı Marmara Denizi’nden daha büyük. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan “Doğu Akdeniz’de Tatlısu Biyoçeşitliliğinin Durumu ve Dağılımı” raporuna göre Türkiye, en fazla tür yok oluşunun yaşandığı ülke. İç su balıklarını yanlış su politikaları yok ediyor Anadolu’da her biri küresel ölçekte bir panda ya da bir leopar kadar önemli 82 ayrı balık türü fark edilmeden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Pek çok iç su balığı, gölleri veya akarsuları besleyen pınarlarda ve kapalı göl havzalarında yaşıyor. Pınarlara moloz dökülmesi, zehirlenme, hidroelektrik santralleri, su sistemine yapılan diğer müdahaleler ile yaşam alanlarını yitiriyorlar. Dünya ölçeğinde tehlike altındaki bu 82 türe önümüzdeki yıllarda yeni araştırılan 21 türün daha eklenmesi bekleniyor. Aslında bu bilgi onlarca türün henüz keşfedilmeden yok olduğunu da anlatıyor. Balıklarla ilgili Türkiye’de çok az sayıda uzman var ve bu yüzden hiçbir projenin çevre etki değerlendirme (ÇED) çalışması balıklar açısından sağlıklı yapılamıyor. Hatta çoğu “küçük” proje bu süreçten dahi geçmiyor yani küçük balıkların varlığı göz ardı ediliyor. Örneğin dünyada sadece Salda Gölü’nde yaşayan dişli sazancığın (Aphanius saldae) yaşam alanını etkileyecek hatta yok edecek iki baraj projesi var. Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Beyşehir Gölü’nü besleyen akarsularda nesli küresel ölçekte tehlike altında olan 7 balık türü yaşıyor. Üstelik ulusal mevzuata ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre bu türleri korumakla yükümlüyüz. Dünya Sulak Alanlar Günü hakkında açıklama yapan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol “Dünyada sadece Anadolu’da yaşayan 54 iç su balığı var ve Anadolu’da yaşayan her iki balıktan birini kaybetmek üzereyiz. Balıklar bize yok olan sulak alanlarımızı, kirlenen su kaynaklarımızı, kurutulan sazlıklarımızı, ölen kuşlarımızı, bitkilerimizi, hayvanlarımızı anlatıyor. Bu yaşanan sadece balıkların değil, hepimizin kıyameti. Betonun kutsandığı ve insanın doğadan koptuğu bir çağ yaşıyoruz. Balıkların yaşayamadığı bir dünyada insan da barınamaz. Yaşam için suyun korunması gerçek önceliğimiz olmalı, bu yüzden küçük balıkların yanındayız” dedi.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/anadolunun-iki-baligindan-biri-tehlikede">Anadolu’nun iki balığından biri tehlikede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu’daki sulak alanlarda 316 balık türü yaşıyor. Doğa Derneği’nin son çalışmaları, bu balıkların yüzde 54’ünün yalnız Anadolu’da bulunduğunu ve %49’unun küresel ölçekte tehlike altında olduğunu ortaya koyuyor. Her keşifle bu listeye yeni türler ekleniyor. Rakamlara bakıldığında Anadolu iç su balıkları için tam bir cennet ve bu zenginliği buzul çağları sırasındaki konumuna ve coğrafi yapısına borçlu.</p>
<p>2 Şubat 2017 Dünya Sulak Alanlar Günü, yani 1971 yılında bugün İran’ın Ramsar kentinde imzalanan “Ramsar” Sözleşmesi’nin yıl dönümü. 46 sene önce bugün dünyanın pek çok ülkesi, sulak alanlarını koruyacaklarına ve geliştireceklerine söz verdi. Geç de olsa Türkiye Cumhuriyeti de bu devletler arasına katıldı. Bu sözün verilmesinin belki en önemli sebebi yaşamın ve insan medeniyetinin başından beri sulak alanlara bağlı olması ve binlerce canlı için sulak alanlar olmadan yaşamın devam edemeyeceği gerçeğiydi. Ancak son 60 yılda Anadolu’da yaklaşık 2 milyon hektar sulak alan, içinde yaşayan canlılarla birlikte yok oldu. Bu alanların toplamı Marmara Denizi’nden daha büyük. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan “Doğu Akdeniz’de Tatlısu Biyoçeşitliliğinin Durumu ve Dağılımı” raporuna göre Türkiye, en fazla tür yok oluşunun yaşandığı ülke.</p>
<p><strong>İç su balıklarını yanlış su politikaları yok ediyor</strong></p>
<p>Anadolu’da her biri küresel ölçekte bir panda ya da bir leopar kadar önemli 82 ayrı balık türü fark edilmeden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Pek çok iç su balığı, gölleri veya akarsuları besleyen pınarlarda ve kapalı göl havzalarında yaşıyor. Pınarlara moloz dökülmesi, zehirlenme, hidroelektrik santralleri, su sistemine yapılan diğer müdahaleler ile yaşam alanlarını yitiriyorlar. Dünya ölçeğinde tehlike altındaki bu 82 türe önümüzdeki yıllarda yeni araştırılan 21 türün daha eklenmesi bekleniyor. Aslında bu bilgi onlarca türün henüz keşfedilmeden yok olduğunu da anlatıyor.</p>
<p>Balıklarla ilgili Türkiye’de çok az sayıda uzman var ve bu yüzden hiçbir projenin çevre etki değerlendirme (ÇED) çalışması balıklar açısından sağlıklı yapılamıyor. Hatta çoğu “küçük” proje bu süreçten dahi geçmiyor yani küçük balıkların varlığı göz ardı ediliyor. Örneğin dünyada sadece Salda Gölü’nde yaşayan dişli sazancığın (Aphanius saldae) yaşam alanını etkileyecek hatta yok edecek iki baraj projesi var. Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Beyşehir Gölü’nü besleyen akarsularda nesli küresel ölçekte tehlike altında olan 7 balık türü yaşıyor. Üstelik ulusal mevzuata ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre bu türleri korumakla yükümlüyüz.</p>
<p>Dünya Sulak Alanlar Günü hakkında açıklama yapan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol “Dünyada sadece Anadolu’da yaşayan 54 iç su balığı var ve Anadolu’da yaşayan her iki balıktan birini kaybetmek üzereyiz. Balıklar bize yok olan sulak alanlarımızı, kirlenen su kaynaklarımızı, kurutulan sazlıklarımızı, ölen kuşlarımızı, bitkilerimizi, hayvanlarımızı anlatıyor. Bu yaşanan sadece balıkların değil, hepimizin kıyameti. Betonun kutsandığı ve insanın doğadan koptuğu bir çağ yaşıyoruz. Balıkların yaşayamadığı bir dünyada insan da barınamaz. Yaşam için suyun korunması gerçek önceliğimiz olmalı, bu yüzden küçük balıkların yanındayız” dedi.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/anadolunun-iki-baligindan-biri-tehlikede">Anadolu’nun iki balığından biri tehlikede</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5207</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
