<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yoksulluk arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yoksulluk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/yoksulluk</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Feb 2024 09:54:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İnsan sağlığına 2 önemli tehdit: İklim değişikliği ve antibiyotik direnci</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/insan-sagligina-2-onemli-tehdit-iklim-degisikligi-ve-antibiyotik-direnci</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2024 09:46:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik direnci]]></category>
		<category><![CDATA[bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[DSÖ]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[gelişmekte olan ülkeler]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[mikroplar]]></category>
		<category><![CDATA[temiz su]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<category><![CDATA[zenginlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30941</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim değişikliği ve antibiyotik direnci insan sağlığı için iki temel tehdit. Bu ikisinin kesişmesi riskleri katlıyor. Minimum ortalama sıcaklığın artması, antibiyotik direnci ile bağlantılı. Bu iki tehdit birleştiğinde bakteriler çok daha kolay ve hızlı evrim geçiriyorlar. Ayrıca aşırı sıcaklar insanların kapalı mekanlarda daha uzun zaman geçirmelerine yol açtığı için enfeksiyon daha kolay yayılıyor. Çözüm için ulusların tek tek çaba harcaması yerine küresel işbirliği daha etkili. Kaliforniya Üniversitesi’nden (LA) evrimsel biyolog Pamela Yeh, iklim değişikliğinin antibiyotik direncinin artmasında oynadığı rolü uzun zamandır bildiklerini, ancak bunun altında yatan mekanizmayı son yıllarda daha iyi anlamaya başladıklarını söylüyor. Direnç artışı İlaçların etkisinden kaçmayı başaran bakteriler her geçen gün güçleniyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2022 yılında yayımladığı raporda, Neisseria gonorrhea, Escherichia coli ve Salmonella bakterilerinin 2020 yılında 2017 ile karşılaştırıldığında %15 oranında daha fazla yayıldığı belirtiliyor. Bu oranın artması durumunda, doğum yapmak veya basit bir ameliyat gibi sıradan vakalar ölümle sonuçlanabilir. Böyle bir gelecek de bu gidişle engellenemeyebilir. En önemli sorun, antibiyotiklerin aşırı veya yanlış kullanımı. Bakteriler DNA mutasyonları vasıtasıyla ilaçlara direnç geliştirebiliyor. Bu mutasyonlar bakterilerin hücre duvarlarını değiştirerek antibiyotiklerin işlevsiz kalmasına yol açıyor veya antibiyotikleri parçalama veya hücrenin dışına atma yeteneği kazandırıyor. Direnç kazanan bakteri suşları diğer bakterilerle dirençli genlerini paylaşıyor. Enfeksiyon tedavisi için yanlış antibiyotik verildiyse veya doğru ilaç yetersiz dozlarda verildiyse, mikroplar çoğalmak için zaman kazanıyor ve evrim geçiriyor. Ancak iklim değişikliği de bakterilerin çoğalması için uygun koşulları yaratıyor. Sel, kuraklık, hortum ve orman yangınları gibi aşırı hava olayları, temiz suya erişim ve hijyen koşullarının sağlanamaması gibi etmenler vasıtasıyla mikropların çoğalmasını kolaylaştırıyor. Yaralanmalar ve enfeksiyonlar ortaya çıktıkça daha fazla insan antibiyotik kullanıyor. Böylece direncin gelişme olasılığı yükseliyor. Sıcaklık artışı Aşırı hava olaylarının neden olduğu fiziksel hasarların dışında, bilim insanları iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının antibiyotik direncini nasıl artırdığını araştırıyor. Kasım 2022’de Guangzhou’da bulunan Sun Yat-sen Üniversitesi’nden mikrobiyolog Lianping Yang ve ekibi üç bakterinin yaygınlık derecesini (prevalans) araştırdılar: Acinetobacter baumannii, Klebsiella pneumaniae ve Pseudomonas aeruginosa isimli bu bakteriler çoğu zaman ağır ve ölümcül vakalara neden olabiliyor. Araştırmacılar daha sonra bakteriyel verileri birbirleriyle karşılaştırarak sıcaklık ve antibiyotik direnci arasında bir bağ olup olmadığını araştırdılar. Ortalama hava sıcaklığındaki her 1 derecelik artışta K. pneumaniae içeren örnekte Carbapenem denilen antibiyotik tipine %14 oranında direnç geliştiğini buldular. Bu ilaçlar genellikle tüm antibiyotiklere dirençli olan bakterilerin tedavisinde kullanılır. Yang ve ekibi ayrıca ortalama hava sıcaklığındaki her 1 derecelik artışta P. aeruginosa içeren örnekte Carbapenem antibiyotik tipine %6 oranında direnç geliştiğini buldular. Fakat sıcaklık ilaçlara dirençli A. baumannii örneğinde etki yaratmadı. Bu bulgular 2018 ve 2020 yıllarında Ottawa Üniversitesi’nden mikrobiyolog MacFadden ve ekibinin çalışmalarını destekler nitelikteydi. MacFadden’e göre hava sıcaklığındaki tedrici artışların antibiyotik direncini artırmasının bir nedeni de bakterilerin büyüme hızlarını artırıp evrimini kolaylaştırmalarıydı. Ayrıca bakterilerin genlerini paylaştıkları yönünde de iddialar var. Bu paylaşım genellikle sıcak havalarda daha az engelle karşılaşıyor. Aşırı koşullar Bir diğer iddia da çok yüksek sıcaklıklar &#8211; ortalama sıcaklıklardaki artış çok az olsa bile &#8211; bakterilerde genetik değişiklikler yaratabiliyor. Yang’a göre bu değişiklikler antibiyotiklere direnmelerini sağlıyor. Bakterilerin aşırı sıcaklıklara (aşırı soğuk veya sıcak) maruz bırakıldığı denemelerde, bunların bazı antibiyotiklere karşı daha dirençli oldukları görüldü. Yeh’e göre ise sıcaklık ve direnç arasındaki bağlantı öngörülenden daha karmaşık. Aşırı sıcaklıklar ayrıca insanların sosyal ilişkilerindeki değişiklikler vasıtası ile de antibiyotik direncini artırıyor. Kore Pasteur Enstitüsü’nden mikrobiyolog Soojin Jang, “İnsanlar sıcaklıklardaki aşırı değişikliklerde genellikle iç mekanlarda kalmayı tercih eder. Bu nedenle kalabalıkların toplandığı yerlerde daha fazla insan bakterilerin daha hızlı çoğalmasına ve dirençli suşların artmasına yol açar” diyor. Direnç nasıl kırılır? Maryland Üniversitesi’nden mikrobiyolog Rita Colwell ve ekibi geçen Şubat ayında yayımladıkları bir çalışmada, sularda yaşayan kolera bakterisi Vibrio cholerae’nın kolera salgınına nerede yol açabileceğine ilişkin tahminlerde bulunmak için uydulardan sıcaklık ve yağış verilerinden yararlandılar. Makine öğrenmesi modeli, Yemen’in çeşitli bölgelerinde %72 doğruluk payı ile kolera salgınlarının başlayacağını saptadı. Ve bu tahminleri olaydan dört hafta önce yaptı. Ekip şimdi gelecekteki tahminler üzerinde çalışıyor. Ortam izlemesininin yanı sıra bilim insanları antibiyotik dirençli bakterileri azaltmak için neler yapılması gerektiğini biliyor: Temiz suya erişim Sağlık önlemleri Antibiyotiklerin doğru kullanımı konusunda farkındalık Küresel eylem Toronto’daki York Üniversitesi’nden halk sağlığı uzmanı Steven Hoffman, antibiyotik direnciyle mücadelede iklim değişikliği politikalarından alınacak dersler olduğunu söylüyor. Böylece iklim değişikliği ile aralarında bir koşutluk kurarak, küresel bir anlaşmanın antibiyotik direncinin kırılmasında önemli bir adım olacağına dikkat çekiyor. 2015 yılında DSÖ, Küresel Antimikrobiyel Direnç ve İzleme Sistemi Kullanımı (GLASS-Global Antimikrobial Resistance and Use Surveillance System) adı verilen sistemi devreye aldı. Bu sistem, dünyada antibiyotik tüketiminin izini sürerken aynı anda antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların yayılma örüntüsünü de kaydediyor. Bu veriler Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde belirteç olarak kullanılıyor. Ancak Hoffman bunu yeterli bulmuyor ve daha güçlü eylemlerin gerekli olduğunu işaret ediyor 2022 yılındaki bir çalışmada Hoffman ve ekibi ilaca dirençli patojenlerle mücadelede bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Bu amaca yönelik tüm ülkelerin tek bir birleştirici hedef saptamaları çağrısında bulundu. Örneğin 2035 yılında ilaca dirençli enfeksiyonlarda %35 düşüş sağlamak gibi. Birleşmiş Milletler, antimikrobiyel direnç konusunda Eylül ayında toplandığında bir ilerleme kaydedilmesi umut ediliyor. Ve zengin ülkelerin yoksul ülkelere iklim değişikliğinin yarattığı etkilerle mücadelede finansal yardımda bulunmayı kabul etmeleri gibi, Hoffman, bu zengin ülkelerin yoksul ülkeleri antibiyotik direncinin yayılmasını önlemede de desteklemeleri gerektiğini söylüyor. Dirençli mikroplara karşı yepyeni bir antibiyotik Bilim insanlarının keşfettiği yeni bir antibiyotik sınıfı, bakterileri kendine özgü bir yöntemle öldürüyor. Antibiyotiklere direnç geliştirmiş mikroplar bu yeni antibiyotiğe karşı direnemiyor. Bu yeni ilaç, CRAB veya Carbapenem-resistant Acinetobacter baumannii olarak tanınan ve bilinen tüm antibiyotiklere karşı direnç gösteren bir mikrobu hedefe koyuyor. Bu ilacın en önemli özelliği CRAB’i başka hiçbir antibakteriyel ilaçta bulunmayan bir saldırı stratejisi ile öldürmesi. Ve bu strateji tek bir hedefe yönelik; bakterilerin yalnızca tek bir türünü öldürüyor. “Bu tümüyle sentetik antibiyotiğin avantajı bakterilerin bununla daha önce karşılaşmamış olması” diye konuşan Roche İlaç Araştırma’dan ilacı geliştiren ekibin lideri Kenneth Bradley, “Böylece CRAB’in antibiyotikleri savuşturmak için kullandığı kalkanlar yeni ilacın saldırılarına karşı etkisiz” diyor. Roche ve Harvard Üniversitesi’nin işbirliği sonucu geliştirilen antibiyotiğin keşfi ve mekanizmasıyla ilgili makaleler 3 Ocak tarihinde Nature’da yayımlandı. Zosurabalpin adı verilen bu ilaç, halihazırda insan denemelerinin erken fazında. Yepyeni bir sentetik antibiyotik CRAB bugün “acil” bir tehdit unsuru olarak ele alınıyor. Mikrop, kan, idrar yolları, akciğer ve yara enfeksiyonlarına yol açıyor. Özellikle hastanelerde yatan, bağışıklık sistemi zayıf düşmüş veya kateter ve ventilatöre ihtiyaç duyan hastalarda görülüyor. Bu, “gram negative” bir bakteri. Gram negatif, zarla çevrili bir hücre duvarına sahip bakteriler sınıfına dahil. Bu yeni ilaç 50 yıldan beri gram negatif bakterilere karşı geliştirilmiş ilk antibiyotik olma özelliğine sahip. Bu gecikmenin nedenlerinden biri, mikrobun dış zarını geçip içeri girecek güçte bir ilacın geliştirilmesinin ve içeride işini görebilecek kadar uzun süre kalmasının zor olması. Araştırma ekibi bu zorlukları aşabilmek için varolan antibiyotiklerin yeni bir versiyonunu yaratmak yerine tamamiyle farklı bir bir girişimde bulundu. Fare ve sıçan çalışmalarında kullanılan sentetik bileşimler, yalnızca A. baumannii bakterisini yok etmekle kalmayıp, yan etki açısından da oldukça zararsız hale getirildi. Bakterinin dış zarını aşmak için bazı özellikler kazandırılan Zosurabalpin, ayrıca bağırsak mikrobiyomuna da geniş spektrumlu antibiyotikler kadar zarar vermiyor. İlacın insanlarda nasıl bir etki yaratacağı konusunda ileri çalışmalar devam ediyor. Reyhan Oksay Kaynaklar: https://www.nature.com/articles/d41586-023-04077-0 https://impact.economist.com/perspectives/health/tackling-antimicrobial-resistance-healthcare-significance-robust-health-and-economic-data https://www.who.int/initiatives/glass https://www.livescience.com/health/medicine-drugs/brand-new-class-of-antibiotic-kills-drug-resistant-superbug</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/insan-sagligina-2-onemli-tehdit-iklim-degisikligi-ve-antibiyotik-direnci">İnsan sağlığına 2 önemli tehdit: İklim değişikliği ve antibiyotik direnci</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-30946 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/iklim-300x200.png" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/iklim-300x200.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/iklim.png 658w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>İklim değişikliği ve antibiyotik direnci insan sağlığı için iki temel tehdit. Bu ikisinin kesişmesi riskleri katlıyor. Minimum ortalama sıcaklığın artması, antibiyotik direnci ile bağlantılı. Bu iki tehdit birleştiğinde bakteriler çok daha kolay ve hızlı evrim geçiriyorlar.</p>
<p>Ayrıca aşırı sıcaklar insanların kapalı mekanlarda daha uzun zaman geçirmelerine yol açtığı için enfeksiyon daha kolay yayılıyor. Çözüm için ulusların tek tek çaba harcaması yerine küresel işbirliği daha etkili.</p>
<p>Kaliforniya Üniversitesi’nden (LA) evrimsel biyolog <strong>Pamela Yeh</strong>, iklim değişikliğinin antibiyotik direncinin artmasında oynadığı rolü uzun zamandır bildiklerini, ancak bunun altında yatan mekanizmayı son yıllarda daha iyi anlamaya başladıklarını söylüyor.</p>
<p><strong>Direnç artışı</strong></p>
<p>İlaçların etkisinden kaçmayı başaran bakteriler her geçen gün güçleniyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2022 yılında yayımladığı raporda,<em> Neisseria gonorrhea</em>, <em>Escherichia coli</em> ve <em>Salmonella</em> bakterilerinin 2020 yılında 2017 ile karşılaştırıldığında %15 oranında daha fazla yayıldığı belirtiliyor. Bu oranın artması durumunda, doğum yapmak veya basit bir ameliyat gibi sıradan vakalar ölümle sonuçlanabilir. Böyle bir gelecek de bu gidişle engellenemeyebilir.</p>
<p>En önemli sorun, antibiyotiklerin aşırı veya yanlış kullanımı. Bakteriler DNA mutasyonları vasıtasıyla ilaçlara direnç geliştirebiliyor. Bu mutasyonlar bakterilerin hücre duvarlarını değiştirerek antibiyotiklerin işlevsiz kalmasına yol açıyor veya antibiyotikleri parçalama veya hücrenin dışına atma yeteneği kazandırıyor. Direnç kazanan bakteri suşları diğer bakterilerle dirençli genlerini paylaşıyor. Enfeksiyon tedavisi için yanlış antibiyotik verildiyse veya doğru ilaç yetersiz dozlarda verildiyse, mikroplar çoğalmak için zaman kazanıyor ve evrim geçiriyor.</p>
<p>Ancak iklim değişikliği de bakterilerin çoğalması için uygun koşulları yaratıyor. Sel, kuraklık, hortum ve orman yangınları gibi aşırı hava olayları, temiz suya erişim ve hijyen koşullarının sağlanamaması gibi etmenler vasıtasıyla mikropların çoğalmasını kolaylaştırıyor. Yaralanmalar ve enfeksiyonlar ortaya çıktıkça daha fazla insan antibiyotik kullanıyor. Böylece direncin gelişme olasılığı yükseliyor.</p>
<p><strong>Sıcaklık artışı</strong></p>
<p>Aşırı hava olaylarının neden olduğu fiziksel hasarların dışında, bilim insanları iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının antibiyotik direncini nasıl artırdığını araştırıyor. Kasım 2022’de Guangzhou’da bulunan Sun Yat-sen Üniversitesi’nden mikrobiyolog <strong>Lianping Yang</strong> ve ekibi üç bakterinin yaygınlık derecesini (prevalans) araştırdılar: <em>Acinetobacter baumannii</em>, <em>Klebsiella pneumaniae</em> ve <em>Pseudomonas aeruginosa</em> isimli bu bakteriler çoğu zaman ağır ve ölümcül vakalara neden olabiliyor.</p>
<p>Araştırmacılar daha sonra bakteriyel verileri birbirleriyle karşılaştırarak sıcaklık ve antibiyotik direnci arasında bir bağ olup olmadığını araştırdılar. Ortalama hava sıcaklığındaki her 1 derecelik artışta <em>K. pneumaniae</em> içeren örnekte <em>Carbapenem</em> denilen antibiyotik tipine %14 oranında direnç geliştiğini buldular. Bu ilaçlar genellikle tüm antibiyotiklere dirençli olan bakterilerin tedavisinde kullanılır.</p>
<p>Yang ve ekibi ayrıca ortalama hava sıcaklığındaki her 1 derecelik artışta <em>P. aeruginosa</em> içeren örnekte<em> Carbapenem</em> antibiyotik tipine %6 oranında direnç geliştiğini buldular. Fakat sıcaklık ilaçlara dirençli <em>A. baumannii</em> örneğinde etki yaratmadı.</p>
<p>Bu bulgular 2018 ve 2020 yıllarında Ottawa Üniversitesi’nden mikrobiyolog <strong>MacFadden</strong> ve ekibinin çalışmalarını destekler nitelikteydi.</p>
<p>MacFadden’e göre hava sıcaklığındaki tedrici artışların antibiyotik direncini artırmasının bir nedeni de bakterilerin büyüme hızlarını artırıp evrimini kolaylaştırmalarıydı. Ayrıca bakterilerin genlerini paylaştıkları yönünde de iddialar var. Bu paylaşım genellikle sıcak havalarda daha az engelle karşılaşıyor.</p>
<p><strong>Aşırı koşullar</strong></p>
<p>Bir diğer iddia da çok yüksek sıcaklıklar &#8211; ortalama sıcaklıklardaki artış çok az olsa bile &#8211; bakterilerde genetik değişiklikler yaratabiliyor. Yang’a göre bu değişiklikler antibiyotiklere direnmelerini sağlıyor.</p>
<p>Bakterilerin aşırı sıcaklıklara (aşırı soğuk veya sıcak) maruz bırakıldığı denemelerde, bunların bazı antibiyotiklere karşı daha dirençli oldukları görüldü. Yeh’e göre ise sıcaklık ve direnç arasındaki bağlantı öngörülenden daha karmaşık.</p>
<p>Aşırı sıcaklıklar ayrıca insanların sosyal ilişkilerindeki değişiklikler vasıtası ile de antibiyotik direncini artırıyor. Kore Pasteur Enstitüsü’nden mikrobiyolog <strong>Soojin Jang</strong>, “İnsanlar sıcaklıklardaki aşırı değişikliklerde genellikle iç mekanlarda kalmayı tercih eder. Bu nedenle kalabalıkların toplandığı yerlerde daha fazla insan bakterilerin daha hızlı çoğalmasına ve dirençli suşların artmasına yol açar” diyor.</p>
<p><strong>Direnç nasıl kırılır?</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-30949 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/antibi-300x187.jpeg" alt="" width="300" height="187" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/antibi-300x187.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/antibi.jpeg 750w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Maryland Üniversitesi’nden mikrobiyolog <strong>Rita Colwell</strong> ve ekibi geçen Şubat ayında yayımladıkları bir çalışmada, sularda yaşayan kolera bakterisi <em>Vibrio cholerae</em>’nın kolera salgınına nerede yol açabileceğine ilişkin tahminlerde bulunmak için uydulardan sıcaklık ve yağış verilerinden yararlandılar. Makine öğrenmesi modeli, Yemen’in çeşitli bölgelerinde %72 doğruluk payı ile kolera salgınlarının başlayacağını saptadı. Ve bu tahminleri olaydan dört hafta önce yaptı. Ekip şimdi gelecekteki tahminler üzerinde çalışıyor.</p>
<p>Ortam izlemesininin yanı sıra bilim insanları antibiyotik dirençli bakterileri azaltmak için neler yapılması gerektiğini biliyor:</p>
<ul>
<li>Temiz suya erişim</li>
<li>Sağlık önlemleri</li>
<li>Antibiyotiklerin doğru kullanımı konusunda farkındalık</li>
</ul>
<p><strong>Küresel eylem</strong></p>
<p>Toronto’daki York Üniversitesi’nden halk sağlığı uzmanı <strong>Steven Hoffman</strong>, antibiyotik direnciyle mücadelede iklim değişikliği politikalarından alınacak dersler olduğunu söylüyor. Böylece iklim değişikliği ile aralarında bir koşutluk kurarak, küresel bir anlaşmanın antibiyotik direncinin kırılmasında önemli bir adım olacağına dikkat çekiyor.</p>
<p>2015 yılında DSÖ, Küresel Antimikrobiyel Direnç ve İzleme Sistemi Kullanımı (GLASS-Global Antimikrobial Resistance and Use Surveillance System) adı verilen sistemi devreye aldı. Bu sistem, dünyada antibiyotik tüketiminin izini sürerken aynı anda antibiyotiğe dirençli enfeksiyonların yayılma örüntüsünü de kaydediyor. Bu veriler Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde belirteç olarak kullanılıyor.</p>
<p>Ancak Hoffman bunu yeterli bulmuyor ve daha güçlü eylemlerin gerekli olduğunu işaret ediyor 2022 yılındaki bir çalışmada Hoffman ve ekibi ilaca dirençli patojenlerle mücadelede bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Bu amaca yönelik tüm ülkelerin tek bir birleştirici hedef saptamaları çağrısında bulundu. Örneğin 2035 yılında ilaca dirençli enfeksiyonlarda %35 düşüş sağlamak gibi. Birleşmiş Milletler, antimikrobiyel direnç konusunda Eylül ayında toplandığında bir ilerleme kaydedilmesi umut ediliyor.</p>
<p>Ve zengin ülkelerin yoksul ülkelere iklim değişikliğinin yarattığı etkilerle mücadelede finansal yardımda bulunmayı kabul etmeleri gibi, Hoffman, bu zengin ülkelerin yoksul ülkeleri antibiyotik direncinin yayılmasını önlemede de desteklemeleri gerektiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Dirençli mikroplara karşı yepyeni bir antibiyotik</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-30950 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/zosur.jpeg" alt="" width="300" height="334" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/zosur.jpeg 1401w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/zosur-269x300.jpeg 269w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/zosur-919x1024.jpeg 919w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Bilim insanlarının keşfettiği yeni bir antibiyotik sınıfı, bakterileri kendine özgü bir yöntemle öldürüyor. Antibiyotiklere direnç geliştirmiş mikroplar bu yeni antibiyotiğe karşı direnemiyor.</p>
<p>Bu yeni ilaç, <em>CRAB</em> veya <em>Carbapenem-resistant</em> <em>Acinetobacter baumannii</em> olarak tanınan ve bilinen tüm antibiyotiklere karşı direnç gösteren bir mikrobu hedefe koyuyor. Bu ilacın en önemli özelliği CRAB’i başka hiçbir antibakteriyel ilaçta bulunmayan bir saldırı stratejisi ile öldürmesi. Ve bu strateji tek bir hedefe yönelik; bakterilerin yalnızca tek bir türünü öldürüyor.</p>
<p>“Bu tümüyle sentetik antibiyotiğin avantajı bakterilerin bununla daha önce karşılaşmamış olması” diye konuşan Roche İlaç Araştırma’dan ilacı geliştiren ekibin lideri <strong>Kenneth Bradley</strong>, “Böylece CRAB’in antibiyotikleri savuşturmak için kullandığı kalkanlar yeni ilacın saldırılarına karşı etkisiz” diyor.</p>
<p>Roche ve Harvard Üniversitesi’nin işbirliği sonucu geliştirilen antibiyotiğin keşfi ve mekanizmasıyla ilgili makaleler 3 Ocak tarihinde<em> Nature</em>’da yayımlandı. <em>Zosurabalpin</em> adı verilen bu ilaç, halihazırda insan denemelerinin erken fazında.</p>
<p><strong>Yepyeni bir sentetik antibiyotik</strong></p>
<p>CRAB bugün “acil” bir tehdit unsuru olarak ele alınıyor. Mikrop, kan, idrar yolları, akciğer ve yara enfeksiyonlarına yol açıyor. Özellikle hastanelerde yatan, bağışıklık sistemi zayıf düşmüş veya kateter ve ventilatöre ihtiyaç duyan hastalarda görülüyor.</p>
<p>Bu, “gram negative” bir bakteri. Gram negatif, zarla çevrili bir hücre duvarına sahip bakteriler sınıfına dahil. Bu yeni ilaç 50 yıldan beri gram negatif bakterilere karşı geliştirilmiş ilk antibiyotik olma özelliğine sahip. Bu gecikmenin nedenlerinden biri, mikrobun dış zarını geçip içeri girecek güçte bir ilacın geliştirilmesinin ve içeride işini görebilecek kadar uzun süre kalmasının zor olması.</p>
<p>Araştırma ekibi bu zorlukları aşabilmek için varolan antibiyotiklerin yeni bir versiyonunu yaratmak yerine tamamiyle farklı bir bir girişimde bulundu. Fare ve sıçan çalışmalarında kullanılan sentetik bileşimler, yalnızca<em> A. baumannii</em> bakterisini yok etmekle kalmayıp, yan etki açısından da oldukça zararsız hale getirildi.</p>
<p>Bakterinin dış zarını aşmak için bazı özellikler kazandırılan <em>Zosurabalpin</em>, ayrıca bağırsak mikrobiyomuna da geniş spektrumlu antibiyotikler kadar zarar vermiyor. İlacın insanlarda nasıl bir etki yaratacağı konusunda ileri çalışmalar devam ediyor.</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-023-04077-0">https://www.nature.com/articles/d41586-023-04077-0</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://impact.economist.com/perspectives/health/tackling-antimicrobial-resistance-healthcare-significance-robust-health-and-economic-data">https://impact.economist.com/perspectives/health/tackling-antimicrobial-resistance-healthcare-significance-robust-health-and-economic-data</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.who.int/initiatives/glass">https://www.who.int/initiatives/glass</a></strong></p>
<p><strong><a href="https://www.livescience.com/health/medicine-drugs/brand-new-class-of-antibiotic-kills-drug-resistant-superbug">https://www.livescience.com/health/medicine-drugs/brand-new-class-of-antibiotic-kills-drug-resistant-superbug</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/insan-sagligina-2-onemli-tehdit-iklim-degisikligi-ve-antibiyotik-direnci">İnsan sağlığına 2 önemli tehdit: İklim değişikliği ve antibiyotik direnci</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30941</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sosyal devlet yok. Yoksulluğu yöneten iktidar var!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/sosyal-devlet-yok-yoksullugu-yoneten-iktidar-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Feb 2023 20:42:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[rem uykusu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal devlet]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28888</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin ulusal gelirden toplam sosyal koruma harcamalarına ayırdığı kaynak AB ortalamasının %10’u kadar. Yoksullara yönelik sosyal yardım ve hizmetlerin GSYH içerisindeki payı da AB ortalamasının altında. Sosyal yardımlar yoksulluğu telafi etmede yetersiz kalırken, sürekli bir muhtaç/bağımlı kitlesi de yaratıyor. Diğer taraftan sosyal yardımlar ile eşzamanlı bir istihdam politikası ve bölüşüme duyarlı iktisat politikaları oluşturulmuyor.  Ve yoksulluğun yönetilmesine dayalı bir stratejide ısrar ediliyor. Bayram Ali Eşiyok hazırladı. Seçim gündemi içindeyken önemi dolayısıyla kapağa taşıdık. Geçtiğimiz hafta başı Altılı Masa, Ortak Politikalar Mutabakat Metnini açıkladılar. Tanol Türkoğlu yazısında metnin dijital dönüşüm başlığından seçtiği önemli noktaları paylaştı. Doğan Kuban ‘Çağdaşlık Kapısı Tektir’ başlıklı eski yazısında &#8220;Çağdaş uygarlığın vardığı en üst düzeyde bir Türk toplumu yaratırsak ulaşabileceğimiz tek bir gelecek var!&#8221; diyor. Sohbet robotu ChatGPT tüm dünyada yeri göğü birbirine kattı: Üniversite öğretim üyeleri sınav sorularını ona hazırlattı, öğrenciler ödevlerini ona yaptırdı; firmalar çalışanlarımızın yarısını işten çıkarıp onların yaptığı işi yapay zekaya yaptırsak hevesine kapıldı. Bazı okullar yapay zeka kullanımını yasakladı; bazıları da acaba tüm eğitimimizi buna göre değiştirsek mi diye düşünmeye başladı. Lale Akarun’un bir savı var: “İnsanlar yapay zekadan daha zeki olmayı öğrenmek zorunda” diyor ve eğitimde yapay zekayı nasıl kullanmamız gerektiğini anlatıyor. Ali Akurgal belki hatırlarsınız milli ve yerli araç üretimi için oluşturulan TOGG ilk kurulduğunda onlara önerdiği tekerlek ile ilgili hatta ulusal patentini de aldığı buluşunu kapağa taşımıştık. TOGG tabii hiç oralı olmadı ama dünyaca ünlü Fransız tekerlek devi Michelin hemen üzerine atlamış. Öyküyü Akurgal’ın ağzından dinleyelim. ‘Çığır açan’ bilim neden geriliyor? Yeni bir çalışma, bilim ve teknoloji alanlarında yayımlanan araştırmaların sayısında son birkaç on yıldır hızlı bir yükselişe tanık olunduğunu, ancak var olan dinamikleri değiştiren ‘yıkıcılık ve çığır açıcılık’ bağlamında ciddi bir düşüş olduğunu gösteriyor. Peki bunu nedenleri nedir? Rita Urgan derledi. İTÜ’nün efsane hocası Prof. Dr. Yusuf Yağcı’yı zamansız yitirdik. Yol açıcı makalelere imza attı. Evrensel bilimin temel kuralını çok açık bir şekilde görmüştü: Bilimsel işbirliği. Ve bunu yıllarca başarı ile sürdürdü. Yusuf gençler için önemli bir rol modeli idi. Çoğunluğunun sadece seyirci olduğu bir bilim camiasında Yusuf oyuncu idi. Yakın arkadaşı Prof. Dr. Burak Erman onu anlattı. Mutluluğun anahtarı nedir sizce? Harvard Üniversitesi’nden psikiyatrist ve psikoanalist Prof. Dr. Robert Waldinger’in başında bulunduğu, 80 yıldan uzun süren ve yüzlerce kişinin izlendiği bir çalışmada, anlamlı ve mutlu bir yaşama nelerin yol açtığı araştırıldı. Waldinger, mutluluğun kaynağının güvenilir ve samimi insan ilişkilerinde yattığını söylüyor. Araştırma önemli. Bizler sosyal hayvanlar olarak evrildik. Tür olarak evrim geçirirken daha sosyal olan insanların hayatta kalma ve üreme şansı daha yüksekti ve buna bağlı olarak genlerini sürdürmeyi başardılar… Araştırmalara göre kişisel mutluluk düzeyimizin %50’si genetiğimiz tarafından belirleniyor. Yaklaşık %10’u  yaşam koşullarına bağlıdır. Mutluluğun geride kalan %40’ı ise değişebilir. Bu da, %40’ının bizim kontrolümüzde olduğu anlamına geliyor. Konu ilginç; Reyhan Oksay hazırladı. Tabii bir de işin farklı bir yönü var. Birçok koşulda mutluluğu yakalamak hiç de kolay değil. Grafik Bilgi’de çalışmasına rağmen aşırı yoksul olanları göreceksiniz. Yoksulluk genellikle işsizlikle ilişkilendirilse de çalışıp para kazanmasına rağmen aşırı yoksul olan milyonlarca insan var. Peki onlar kim, nerelerde yaşıyorlar? Kapitalizmin saldırganlığını dizginleyebilir miyiz? Kapitalizmin sonunu, doğanın mı getirmesini bekleyeceğiz? Bu çok tehlikeli bir bekleyiş olmaz mı? Çünkü doğa kapitalizmi öldürmeden, kapitalizm doğayı öldürebilir. O halde en doğru yol, kapitalizm doğayı öldürmeden (çünkü bugünkü durum o noktaya doğru büyük bir hızla gidildiğini gösteriyor) toplumsal güçlerin kapitalizmin sonunu getirmesidir. Peki, bu nasıl olacak? Osman Bahadır üç şartlı bir hedef koyuyor önümüze. Bu arada gezegen için ümit verici yenilikler de olmuyor değil. Batuhan Sarıcan bunlardan üçünü özetledi. Biri; fotosentezle çalışan canlı bir “Biyo-Güneş Pili” geliştirilmesi. İkincisi, enerji maliyetlerini düşürecek yeni pil teknolojisi. Üçüncüsü ile CO2’yi azaltmak için çözüm: Okyanus gübreleme. Bilim tarihinde bu hafta tekstil dünyasını ve pamuk işçilerini “kurtaran” bir kimyagerin öyküsünü okuyacaksınız. Ruth Benerito Güne zinde başlamak elinizde. Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları üç anahtar unsura odaklanarak güne yenilenmiş ve zinde başlayabileceğinizi ileri sürüyor. Dergimizde&#8230; Sağlıklı bitki bazlı beslenme erkeklerde kolon kanseri riskini düşürebilir&#8230; Yüksek tuz, düşük potasyum alımı bilişsel gerileme riskini artırıyor&#8230; Bilim ve Beslenme sayfasında. Murat Altaş hazırladı. Peki çevre dostu beslenmeye geçmeye ne dersiniz? Kültür Üniversitesi’nden Pelin Baltacı’nın yazısı önemli. Rüyalar Diyarının Yeni Kahramanı Dopamin dalgalanması insanlarda REM uykusu döngüsünde araştırılabilir mi? Bu dalgalanma düzenlenirse rüyaları da düzenleyebilir miyiz? Örneğin dopamin dalgalanmasının boyunu veya enini değiştirebilirsek rüyaları da değiştirebilir miyiz? Bahçeşehir Üniversitesi’nden Doç. Dr. Zülfiye Gül’ün yazısı. Meraklının Köşesi’nde Evrim geriye gider mi, sorusunun yanıtını bulacaksınız. Meraklı Çocuk da ışık hızından 2 kat hızlı gidersek ne olur sorusunu yöneltmiş. Mercan Bursalı hazırladı. Yepyeni ve çok ilginizi çekecek yeni bir köşe dizisine başladık. Konu bilginin sınırları ve ötesi. Önemli çünkü bilim ve mantık, içinde yaşadığımız dünya ile ilgili güvenilir bilgilere ulaşmamızı sağlar&#8230; Rita Urgan hazırladı. Maymunların işaret dilini anlıyoruz. Peki bu ne anlama geliyor? Yosunlar da dallanıyor ama ağaçlardan farklı. Neden? İklim değişimi karıncaları neden agresifleştirdi? Ve diğerleri&#8230; Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde. *** Bir haftayı daha geride bıraktık. HBT’yi geniş bir okur kitlesine ulaştırabildiğimiz ölçüde, bilimsel düşünen ve aydınlanmış bir toplumun oluşmasına katkıda bulunacağız.. Burada hepimize görev düşüyor. HBT TV yayınını da bu amaçla devreye soktuk. Küçükten başladık, giderek daha iyi, daha kapsamlı olacak. Bizimle kalın, bilimde ve sevgiyle kalın…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/sosyal-devlet-yok-yoksullugu-yoneten-iktidar-var">Sosyal devlet yok. Yoksulluğu yöneten iktidar var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-28881 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/358-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/358-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/358.jpg 501w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Türkiye&#8217;nin ulusal gelirden toplam sosyal koruma harcamalarına ayırdığı kaynak AB ortalamasının %10’u kadar. Yoksullara yönelik sosyal yardım ve hizmetlerin GSYH içerisindeki payı da AB ortalamasının altında. Sosyal yardımlar yoksulluğu telafi etmede yetersiz kalırken, sürekli bir muhtaç/bağımlı kitlesi de yaratıyor. Diğer taraftan sosyal yardımlar ile eşzamanlı bir istihdam politikası ve bölüşüme duyarlı iktisat politikaları oluşturulmuyor.  Ve yoksulluğun yönetilmesine dayalı bir stratejide ısrar ediliyor. <strong>Bayram Ali Eşiyok</strong> hazırladı. Seçim gündemi içindeyken önemi dolayısıyla kapağa taşıdık.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta başı Altılı Masa, Ortak Politikalar Mutabakat Metnini açıkladılar. <strong>Tanol Türkoğlu</strong> yazısında metnin dijital dönüşüm başlığından seçtiği önemli noktaları paylaştı. <strong>Doğan Kuban</strong> ‘Çağdaşlık Kapısı Tektir’ başlıklı eski yazısında &#8220;Çağdaş uygarlığın vardığı en üst düzeyde bir Türk toplumu yaratırsak ulaşabileceğimiz tek bir gelecek var!&#8221; diyor.</p>
<p>Sohbet robotu ChatGPT tüm dünyada yeri göğü birbirine kattı: Üniversite öğretim üyeleri sınav sorularını ona hazırlattı, öğrenciler ödevlerini ona yaptırdı; firmalar çalışanlarımızın yarısını işten çıkarıp onların yaptığı işi yapay zekaya yaptırsak hevesine kapıldı. Bazı okullar yapay zeka kullanımını yasakladı; bazıları da acaba tüm eğitimimizi buna göre değiştirsek mi diye düşünmeye başladı. <strong>Lale Akarun</strong>’un bir savı var: “İnsanlar yapay zekadan daha zeki olmayı öğrenmek zorunda” diyor ve eğitimde yapay zekayı nasıl kullanmamız gerektiğini anlatıyor.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> belki hatırlarsınız milli ve yerli araç üretimi için oluşturulan TOGG ilk kurulduğunda onlara önerdiği tekerlek ile ilgili hatta ulusal patentini de aldığı buluşunu kapağa taşımıştık. TOGG tabii hiç oralı olmadı ama dünyaca ünlü Fransız tekerlek devi Michelin hemen üzerine atlamış. Öyküyü Akurgal’ın ağzından dinleyelim.</p>
<p>‘<strong>Çığır açan’ bilim neden geriliyor?</strong></p>
<p>Yeni bir çalışma, bilim ve teknoloji alanlarında yayımlanan araştırmaların sayısında son birkaç on yıldır hızlı bir yükselişe tanık olunduğunu, ancak var olan dinamikleri değiştiren ‘yıkıcılık ve çığır açıcılık’ bağlamında ciddi bir düşüş olduğunu gösteriyor. Peki bunu nedenleri nedir? <strong>Rita Urgan</strong> derledi.</p>
<p>İTÜ’nün efsane hocası <strong>Prof. Dr. Yusuf Yağcı</strong>’yı zamansız yitirdik. Yol açıcı makalelere imza attı. Evrensel bilimin temel kuralını çok açık bir şekilde görmüştü: Bilimsel işbirliği. Ve bunu yıllarca başarı ile sürdürdü. Yusuf gençler için önemli bir rol modeli idi. Çoğunluğunun sadece seyirci olduğu bir bilim camiasında Yusuf oyuncu idi. Yakın arkadaşı <strong>Prof. Dr. Burak Erman</strong> onu anlattı.</p>
<p><strong>Mutluluğun anahtarı nedir sizce? </strong></p>
<p>Harvard Üniversitesi’nden psikiyatrist ve psikoanalist Prof. Dr. <strong>Robert Waldinger</strong>’in başında bulunduğu, 80 yıldan uzun süren ve yüzlerce kişinin izlendiği bir çalışmada, anlamlı ve mutlu bir yaşama nelerin yol açtığı araştırıldı. Waldinger, mutluluğun kaynağının güvenilir ve samimi insan ilişkilerinde yattığını söylüyor. Araştırma önemli. Bizler sosyal hayvanlar olarak evrildik. Tür olarak evrim geçirirken daha sosyal olan insanların hayatta kalma ve üreme şansı daha yüksekti ve buna bağlı olarak genlerini sürdürmeyi başardılar… Araştırmalara göre kişisel mutluluk düzeyimizin %50’si genetiğimiz tarafından belirleniyor. Yaklaşık %10’u  yaşam koşullarına bağlıdır. Mutluluğun geride kalan %40’ı ise değişebilir. Bu da, %40’ının bizim kontrolümüzde olduğu anlamına geliyor. Konu ilginç; <strong>Reyhan Oksay</strong> hazırladı.</p>
<p>Tabii bir de işin farklı bir yönü var. Birçok koşulda mutluluğu yakalamak hiç de kolay değil. <strong>Grafik Bilgi</strong>’de çalışmasına rağmen aşırı yoksul olanları göreceksiniz. Yoksulluk genellikle işsizlikle ilişkilendirilse de çalışıp para kazanmasına rağmen aşırı yoksul olan milyonlarca insan var. Peki onlar kim, nerelerde yaşıyorlar?</p>
<p><strong>Kapitalizmin saldırganlığını dizginleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Kapitalizmin sonunu, doğanın mı getirmesini bekleyeceğiz? Bu çok tehlikeli bir bekleyiş olmaz mı? Çünkü doğa kapitalizmi öldürmeden, kapitalizm doğayı öldürebilir. O halde en doğru yol, kapitalizm doğayı öldürmeden (çünkü bugünkü durum o noktaya doğru büyük bir hızla gidildiğini gösteriyor) toplumsal güçlerin kapitalizmin sonunu getirmesidir. Peki, bu nasıl olacak? <strong>Osman Bahadır</strong> üç şartlı bir hedef koyuyor önümüze.</p>
<p>Bu arada gezegen için ümit verici yenilikler de olmuyor değil. <strong>Batuhan Sarıcan</strong> bunlardan üçünü özetledi. Biri; fotosentezle çalışan canlı bir “Biyo-Güneş Pili” geliştirilmesi. İkincisi, enerji maliyetlerini düşürecek yeni pil teknolojisi. Üçüncüsü ile CO2’yi azaltmak için çözüm: Okyanus gübreleme.</p>
<p>Bilim tarihinde bu hafta tekstil dünyasını ve pamuk işçilerini “kurtaran” bir kimyagerin öyküsünü okuyacaksınız. <strong>Ruth Benerito </strong></p>
<p><strong>Güne zinde başlamak elinizde</strong>.</p>
<p>Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları üç anahtar unsura odaklanarak güne yenilenmiş ve zinde başlayabileceğinizi ileri sürüyor. Dergimizde&#8230;</p>
<p>Sağlıklı bitki bazlı beslenme erkeklerde kolon kanseri riskini düşürebilir&#8230; Yüksek tuz, düşük potasyum alımı bilişsel gerileme riskini artırıyor&#8230; Bilim ve Beslenme sayfasında. <strong>Murat Altaş</strong> hazırladı.</p>
<p>Peki çevre dostu beslenmeye geçmeye ne dersiniz? Kültür Üniversitesi’nden <strong>Pelin Baltacı</strong>’nın yazısı önemli.</p>
<p><strong>Rüyalar Diyarının Yeni Kahramanı</strong></p>
<p>Dopamin dalgalanması insanlarda REM uykusu döngüsünde araştırılabilir mi? Bu dalgalanma düzenlenirse rüyaları da düzenleyebilir miyiz? Örneğin dopamin dalgalanmasının boyunu veya enini değiştirebilirsek rüyaları da değiştirebilir miyiz? Bahçeşehir Üniversitesi’nden <strong>Doç. Dr. Zülfiye Gül’ün</strong> yazısı.</p>
<p><strong>Meraklının Köşesi</strong>’nde Evrim geriye gider mi, sorusunun yanıtını bulacaksınız. <strong>Meraklı Çocuk</strong> da ışık hızından 2 kat hızlı gidersek ne olur sorusunu yöneltmiş. <strong>Mercan Bursalı</strong> hazırladı.</p>
<p>Yepyeni ve çok ilginizi çekecek yeni bir köşe dizisine başladık. Konu <strong>bilginin sınırları ve ötesi</strong>. Önemli çünkü bilim ve mantık, içinde yaşadığımız dünya ile ilgili güvenilir bilgilere ulaşmamızı sağlar&#8230; <strong>Rita Urgan</strong> hazırladı.</p>
<p>Maymunların işaret dilini anlıyoruz. Peki bu ne anlama geliyor? Yosunlar da dallanıyor ama ağaçlardan farklı. Neden? İklim değişimi karıncaları neden agresifleştirdi? Ve diğerleri&#8230; <strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong>’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde.</p>
<p>***</p>
<p>Bir haftayı daha geride bıraktık. HBT’yi geniş bir okur kitlesine ulaştırabildiğimiz ölçüde, bilimsel düşünen ve aydınlanmış bir toplumun oluşmasına katkıda bulunacağız.. Burada hepimize görev düşüyor. HBT TV yayınını da bu amaçla devreye soktuk. Küçükten başladık, giderek daha iyi, daha kapsamlı olacak.</p>
<p>Bizimle kalın, bilimde ve sevgiyle kalın…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/sosyal-devlet-yok-yoksullugu-yoneten-iktidar-var">Sosyal devlet yok. Yoksulluğu yöneten iktidar var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28888</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünyadaki adaletsizlik canlı yaşamına nefes aldırmıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyadaki-adaletsizlik-canli-yasamina-nefes-aldirmiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2020 10:03:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[adaletsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik çeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Eduardo Galeano]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando Birri]]></category>
		<category><![CDATA[George Floyd]]></category>
		<category><![CDATA[GINI katsayısı]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[yokoluş]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=19327</guid>

					<description><![CDATA[<p>George Floyd’un “nefes alamıyorum” çığlıkları halen kulağımızda ve protestolar sürerken elinde kutsal kitapla poz veren yöneticiler dünyayı adaletsizce yönetmeye devam ediyor. Küresel adaletsizliğin sürdüğü bir dünyada tüm canlılar tehdit altında! “Lütfen! Boynum… acıyor… lütfen! Nefes alamıyorum.” Irkçı polis memuru Derek Chauvin, yaklaşık 9 dakika boyunca George Floyd’un boynuna diziyle bastırırken Floyd’un canhıraş söyleyebildikleri sadece bunlardan ibaretti. Polis memuru ise silahsız bir adama uyguladığı bu orantısız güç sırasında, Floyd’dan kalkıp ekip otosuna girmesini istiyor, videoda açıkça görülebileceği üzere Floyd, ne isterse yapacağını, sadece boynuna bastırmaması gerektiğini söylüyordu. Ne ki ırkçı polisin karanlığı, dakikalarca George Floyd’un üstüne çöküyor; polis memurunun ego şovu sırasında bir insan, oracıkta yaşamını yitiriyordu. Yaşama hakkı elinden alınıyordu! Resmi otopsi raporunda “boynuna yapılan sürekli baskıdan dolayı boğulma” sebebiyle yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Ne kadar korkunç olduğunu söylemeye lüzum yok. Polis memurunun açığa alınıp hapsi boylaması da hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Cinayetin ardından on binlerce insan, George Floyd’un ölümünü protesto etmek ve yaşama hakkını savunmak için sadece Minneapolis’te değil, ülkenin dört bir yanında sokaklara inecekti. Buna karşın Başkan Donald Trump, bu cinayetten ötürü sorumluluk alması gerekirken “eğer ki valiler, eyaletlerindeki protestoları bastıramazlarsa ağır silahlı askerleri yönlendireceği” tehdidinde bulunuyor. Bu da yetmezmiş gibi St. John’s Kilisesi’nin önüne giderek elinde İncil’le poz veriyordu. Bir başka ego şovu. Yaşamın karşısına dogmayı, ırk üstünlüğünü ve parayı koyan kötülük timsali siluetler, insanın içindeki karanlığı ortaya koyan sembolik figürler adeta… NEFES ALAMIYORUZ! Dünyanın dört bir yanında bilim ve aklıselimin yerine dogma ve açgözlülüğe hizmet eden politikalar, bir gece karanlığı gibi çöküyor üstümüze. Eşitsizliğe neden olan adaletsizlikler, doğanın ranta peşkeş çekilmesi, dünyanın her bir yanında insanından en küçük canlısına kadar yaşama hakkını boğmaya devam ediyor. Peki ama ne uğruna? Burada kilit kavramımız servetin dağılımındaki eşitsizlik: Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre dünyanın en zengin %1’lik kesimi, 1980’den bu yana büyümeden, en alttaki %50’nin aldığının iki katı kazanç elde ediyor. Dahası 1980’den 2016’ya, %1’lik kesimin servetten aldığı pay, %28’den %33’e yükselirken en alttaki %75’in elde ettiği payın %10 civarında dalgalandığını görüyoruz. Bu rakam, söz konusu cinayetin yaşandığı ABD’de daha da yüksek; en üstteki %1’lik kesimin servetten aldığı pay, 1980’den 2014’e %22’den %39’a fırlamış durumda. Bu seyir devam ederse 2050’de 9 milyarı geçmiş olması beklenen dünya nüfusunu, su ve gıda kıtlığından devasa göçlere, buzulların daha hızlı erimesinden mercanların yok olmasına kadar bir dizi felaketler zinciri bekliyor. Her şey, en zengin %1’in küresel servetten aldığı payın daha fazla olması ve Derek Chauvin’in dizinin, geride kalan %99’un boynuna inerek boğmasını meşru kılmak için! Servet adaletsizliği Küresel servetin dağılımındaki adalet düzeyini ölçmek için elimizdeki anlaşılır araçlardan olan GINI katsayısı, söz konusu adaletsizliği ekonomi bilimi açısından açıklamanın basit ve etkili bir yolu. GINI katsayısı, milli gelirlerinin bir gecede yükseldiğini iddia eden ülkelerde, gelirin herkes için aynı oranda artmadığını göstermek için de iyi bir gösterge. Bu açıdan kişi başına düşen milli gelir rakamlarının tek başına refah göstergesi olamayacağını da söyleyebiliriz. Kısaca açıklamak gerekirse 0 ile 1 arasında tanımlanan GINI katsayısı, bir ülkenin milli gelirinin ne kadar adaletsizce dağıtıldığını göstermeye yarıyor. 0 en adaletli, 1 ise en adaletsiz durumu gösteriyor. GINI katsayısı 0 (sıfır) olan bir ülke yok ki bu, 0.25 ile 0.27 puan aralığında yer alan ilk üçteki Ukrayna, Slovenya ve Norveç’te dahi gelir dağılımının eşitsiz olduğunu gösteriyor. Ancak birçok ülke daha da kötü durumda. Türkiye ise ortalarda; Türkiye’nin GINI katsayısı, son veri yılı olan 2016 itibariyle 0.41&#8230; Küresel ortalamaya bakalım: GINI katsayısı, endüstriyelleşmenin yaşandığı 19.yüzyılın ilk yarısında 0.50’den başlayarak 1990’lara kadar -ufak dalgalanmalar hariç- sürekli artan bir seyir izlemiş durumda. 2008’den 2014’e kadar 0.66’dan 0.62’ye kadar indi. Yine de endüstri öncesi döneme göre halen çok yüksek. İnsanlık nefes alamıyor! Basit bir ekonomik araçla servet dağılımındaki adaletsizliğe dair üstünkörü bir fikrimiz oldu. Ancak insanlığın nasıl can çekiştiğini anlayabilmek için bu yeterli değil. Dünya nüfusu, nefes alamadığını yıllardır haykırıyor. Bu haykırışı, insan ihtiyaçları için önemli ve tutarlı bir taslak sunan Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ni ele alarak anlatacağız. Bu tablonun en alt basamağında bir insanın, karşılanması gereken temel ihtiyaçları bulunuyor; nefes alma, yemek, su, seks, uyuma ve boşaltım gibi fiziksel ihtiyaçlar. İlk sırada nefes almanın bulunması, yazının temel izleği açısından kayda değer. Ancak bu yazıda daha çok, küresel servetin dağılımındaki adaletsizliğin neden olduğu yemek ve su ihtiyaçlarındaki yoksunluğa değinecek ve doğanın durumunu da gözler önüne sererek yazıyı sonlandıracağız. Dünya nüfusu hızla tırmanırken gıda ve su meselesi, dünyanın çözülmeyi bekleyen en büyük sorunlarında başı çekiyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 53 ülkeden 113 milyon insan, acil gıda ihtiyaçları karşılanamadığı için akut açlıkla mücadele ediyor. Covid-19 salgını da bu yangına körükle gitmiş durumda. Sözgelimi, Gıda Krizleri Küresel Raporu’na (GRFC 2020) göre, açlık riski altındaki insan sayısı, salgından önce 135 milyonken, bu sayının bu yıl sonuna kadar 265 milyona yükselmesi bekleniyor. İşin daha da acı tarafı çocukların yaşadığı beslenme sorunları: Beş yaşın altında 150 milyondan fazla çocuk, yetersiz gelişimden mustarip. Salgın sonrası bu sayının giderek artacağı tahmin ediliyor. Toplamda ise yaklaşık 3 milyar insan, yani dünyanın %40’ı yetersiz besleniyor. Buna karşın yaklaşık 2 milyar insanın aşırı kilolu ve bunların 650 milyonunun obez olması oldukça ironik. Dahası her yıl aşırı kilo ve obeziteden ölen insan sayısı 3,4 milyon: Kelimenin tam anlamıyla bir dengesizlik söz konusu. Sorunun, dünyada yeterince kaynak olmaması değil, yukarıda bahsettiğimiz üzere servetin dağılımdaki adaletsizlik olduğu gün gibi ortada. Vücudumuzun olduğu gibi dünyanın da üçte ikisinden fazlasını oluşturan, temel ihtiyaçlardan su konusunda da benzer bir sorun var. BM’nin 2018 verilerine göre yüksek su stresi yaşayan ülkelerde 2 milyardan fazla insan yaşıyor. Hollanda, Twente Üniversitesi’nden Mekonnen ve Hoekstra’nın çalışmasına göreyse dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisi, yani yaklaşık 4 milyar insan, yılın en az bir ayında şiddetli su kıtlığı yaşıyor. Gelecek tahminleri ise daha “nefes kesici”! Global Water Institute’a göre, dünya çapında 700 milyon kişi, 2030 yılına kadar yoğun su kıtlığı sebebiyle kitlesel olarak göç etmek zorunda kalabilir. Çocuklar yine tablonun vahim tarafında yer alıyor: UNICEF, 2040 yılına kadar her dört çocuktan birinin, yani yaklaşık 600 milyon çocuğun aşırı yüksek su stresi olan bölgelerde yaşayacağı tahmin ediyor. Üstelik iklim değişikliği kaynaklı aşırı sıcaklıkların, 70-80 yıl erken gelmiş olması da su meselesini daha vahim bir hale getiriyor. Gün itibariyle küresel nüfusun neredeyse yarısı yılda en az bir ay potansiyel su sıkıntısı çeken bölgelerde yaşıyor ve bu sıkıntıyla karşılaşan insan sayısının söz konusu sıcaklık artışlarıyla doğru orantılı olarak yükselmesi bekleniyor. Avusturya’daki Uluslararası Uygulamalı Sistem Analizi Enstitüsü’ne (IIASA) göre bu sıkıntıyı çeken insan sayısı 2050’de yaklaşık 4.8-5.7 milyara yükselebilir. UNESCO’ya göre ise mevcut iklim değişikliği senaryosunda (bugünkü seyirde giderse), 2030’a kadar bazı kurak ve yarı kurak yerlerdeki su kıtlığı artışı, 24 milyon ila 700 milyon insanı göç etmeye zorlayabilir. Doğa nefes alamıyor! Bu yoksunluklarda zincirleme bir etki söz konusu. İnsanı etkileyen bu yoksunluklar, doğadan geliyor ve doğaya dönüyor. Sözgelimi, dünyanın en büyük yeraltı suyu kaynaklarının üçte biri halihazırda sıkıntı yaşıyor. “Dünya nüfusunu besleyebilmek için” daha fazla tarımsal üretim yapılması gerektiğine dayalı sürdürülebilir olmayan açgözlü üretim politikaları, iklim değişikliğini tetikleyen sera gazı emisyonlarının da %40’ından sorumlu. Serveti artırmaya dayalı tek tip (monokültürel) tarım, toprağı çoraklaştırıyor; hayvancılık ve tarım için yapılan ormansızlaştırma, sadece su kaynaklarını tüketmekle kalmayıp biyoçeşitliliğe de zarar vererek canlı yaşamına ekolojik stres yaşatıyor, plastik kirliliği okyanusun asiditesini artırarak nefes kaynağımız olan mercan resiflerini yok ediyor ve buna benzer ilk çırpıda aklımıza gelmeyen onlarca etki söz konusu. George Floyd’u öldüren ırkçı polis memuru, onun yaşam hakkına nasıl saygı duymuyorsa uluslararası sermaye de canlıların yaşam hakkına öyle saygı duymuyor. Ve canlılar çığlık atıyor: NEFES ALAMIYORUZ! Burada vereceğimiz birkaç istatistik, insanın doğayı ne hale getirdiğine dair kafamızda bir resim oluşmasını sağlayabilir. BM çatısı altında araştırma yürüten 50 ülkeden 145 uzmana göre, son yüzyılda 1 milyon hayvan ve bitki türü, insan faaliyetleri sebebiyle yok oldu. Bir daha geri gelmeyecekler. Bununla birlikte karasal ekolojide yaşayan türlerin üçte biri, deniz ekolojisinde yaşayan canlıların ise %66’ı azaldı. Bu vahim tablonun içinde, amfibi türlerinin %40’ından fazlası, okyanuslardaki mercan resiflerinin %33’ü ve en az 680 omurgalı hayvanın yok oluşu da var. Dahası, gıda ve tarım kaynaklı olarak memeli türlerinin %9’u yok oldu ve 1.000’den fazla tür de stres altında. The Guardian’da yer alan bir çalışmaya göre ise böcek türlerinin %40’ı azaldı. Bu rakam, memeliler, kuşlar ve sürüngenlerin yok oluşundan 8 kat daha hızlı ve böceklerin olmadığı bir dünyada ne tarım ne de nefes almak mümkün olabilecek. Doğayı ekolojik stres altına sokan zihniyet ile George Floyd’u boğan zihniyet arasında hiçbir fark yok. Hepsi de kendi türünü (insanı) veya ırkını (beyaz) üstün görme kibrini, politika haline getirmeyi ve bundan çıkar sağlamayı kendine hak görüyor. Ve bundan kurtulmanın yolu da eşitlikçi servet dağılımına dayanan; insanın, canlı yaşamının “sadece bir parçası” olduğunu kabul eden (geçtiğimiz haftalarda Prof. Türker Kılıç’ın da bahsettiği gibi) yaşamdaşlığı savunmaktan geçiyor. Çünkü eşitliğin ve yaşamdaşlığın olduğu yerde gücü elinde bulunduran %1’in kibrinden söz etmek mümkün olamayacak. Ütopya ne işe yarar? Servetin dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesinin, daha önce bahsettiğimiz Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde tabandan tavana daha eşitlikçi bir hak dağılımını ve beraberinde sevgiyi de getirebileceğini düşünebiliriz. Bu bir ütopya olarak da görülebilir. Ancak burada Uruguaylı yazar ve gazeteci Eduardo Galeano’nun bir anısını paylaşmak gerek. Galeano, Arjantinli yönetmen arkadaşı Fernando Birri’yle birlikte katıldıkları bir konferans sırasında bir öğrenciden şu soru gelir: “Ütopya ne işe yarar?” Birri biraz düşünür ve cevabı şu olur: “Ütopya ufuk gibidir. Onu asla yakalayamam. On adım atsam, o da on adım uzaklaşır. Onu ne kadar arasam o kadar az bulurum. Çünkü ben yaklaştıkça o uzaklaşır. Ütopya işte bu işe yarar: İlerlememize&#8230;” İnsanlığa ve bilime karşı kutsal kitapları ve ırkçılığı kullanan %1’in zulmü, gelir dağılımındaki adaletsizliğin net sonuçlarından birisi. Ve bu adaletsizlik ortadan kalkmadıkça; ölüme karşı yaşamı, şiddete karşı sevgiyi savunan insanların sözü geçmedikçe nefes alamamaya devam edeceğiz. George Floyd ne ilk ne de son polis kurbanı olacak; 2014’teki Ferguson protestolarını tetikleyen Michael Brown cinayeti ve yine “nefes alamıyorum” çığlıkları atarken yaşamını yitiren Eric Garner ve daha nicesi “nefes alamıyorum” çığlıkları arasında hayatlarını kaybedecek; milyonlarca canlı, insanın açgözlülüğü yüzünden yok olup gidecek ve biz, fildişi kulelerimizde oturup ses çıkarmadıkça en temel hakkımız olan nefesimizden mahrum kalacağız… Yazı: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com) (Not: Bu yazı, dergimizin 12 Haziran tarihli 220. sayısında yayımlanmıştır.) Kaynakça: Facundo Alvaredo vd, Dünya Eşitsizlik Raporu 2018. Çev: H.K. Cimitoğlu, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2019 Jeffrey D. Sachs, Sürdürülebilir Kalkınma. Çev: B. Gönülşen, Yeditepe Üniversitesi Yayınevi, s.296 https://edition.cnn.com/2020/06/01/us/george-floyd-independent-autopsy/index.html http://www.fsinplatform.org/sites/default/files/resources/files/GRFC_2019-Full_Report.pdf https://igad.int/2410-the-global-report-on-food-crises-grfc-2020 https://data.worldbank.org/indicator/SI.POV.GINI https://openknowledge.worldbank.org/bitstream/handle/10986/25078/9781464809583.pdf https://advances.sciencemag.org/content/2/2/e1500323/tab-figures-data https://www.unwater.org/water-facts/scarcity/ https://www.un.org/sustainabledevelopment/blog/2019/05/nature-decline-unprecedented-report/ https://www.theguardian.com/environment/2019/feb/10/plummeting-insect-numbers-threaten-collapse-of-nature</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyadaki-adaletsizlik-canli-yasamina-nefes-aldirmiyor">Dünyadaki adaletsizlik canlı yaşamına nefes aldırmıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><em style="color: #767676; font-size: 19px; font-weight: 300;">George Floyd’un “nefes alamıyorum” çığlıkları halen kulağımızda ve protestolar sürerken elinde kutsal kitapla poz veren yöneticiler dünyayı adaletsizce yönetmeye devam ediyor. Küresel adaletsizliğin sürdüğü bir dünyada tüm canlılar tehdit altında!</em></h4>
<p><em>“Lütfen! Boynum… acıyor… lütfen! Nefes alamıyorum.”</em></p>
<p>Irkçı polis memuru Derek Chauvin, yaklaşık 9 dakika boyunca George Floyd’un boynuna diziyle bastırırken Floyd’un canhıraş söyleyebildikleri sadece bunlardan ibaretti.</p>
<p>Polis memuru ise silahsız bir adama uyguladığı bu orantısız güç sırasında, Floyd’dan kalkıp ekip otosuna girmesini istiyor, videoda açıkça görülebileceği üzere Floyd, ne isterse yapacağını, sadece boynuna bastırmaması gerektiğini söylüyordu. Ne ki ırkçı polisin karanlığı, dakikalarca George Floyd’un üstüne çöküyor; polis memurunun ego şovu sırasında bir insan, oracıkta yaşamını yitiriyordu. Yaşama hakkı elinden alınıyordu!</p>
<p>Resmi otopsi raporunda “boynuna yapılan sürekli baskıdan dolayı boğulma” sebebiyle yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Ne kadar korkunç olduğunu söylemeye lüzum yok. Polis memurunun açığa alınıp hapsi boylaması da hiçbir şeyi değiştirmeyecek.</p>
<p>Cinayetin ardından on binlerce insan, George Floyd’un ölümünü protesto etmek ve yaşama hakkını savunmak için sadece Minneapolis’te değil, ülkenin dört bir yanında sokaklara inecekti. Buna karşın Başkan Donald Trump, bu cinayetten ötürü sorumluluk alması gerekirken “eğer ki valiler, eyaletlerindeki protestoları bastıramazlarsa ağır silahlı askerleri yönlendireceği” tehdidinde bulunuyor. Bu da yetmezmiş gibi St. John’s Kilisesi’nin önüne giderek elinde İncil’le poz veriyordu. Bir başka ego şovu. Yaşamın karşısına dogmayı, ırk üstünlüğünü ve parayı koyan kötülük timsali siluetler, insanın içindeki karanlığı ortaya koyan sembolik figürler adeta…</p>
<p><strong>NEFES ALAMIYORUZ!</strong></p>
<p>Dünyanın dört bir yanında bilim ve aklıselimin yerine dogma ve açgözlülüğe hizmet eden politikalar, bir gece karanlığı gibi çöküyor üstümüze. Eşitsizliğe neden olan adaletsizlikler, doğanın ranta peşkeş çekilmesi, dünyanın her bir yanında insanından en küçük canlısına kadar yaşama hakkını boğmaya devam ediyor. Peki ama ne uğruna?</p>
<p>Burada kilit kavramımız servetin dağılımındaki eşitsizlik: Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre dünyanın en zengin %1’lik kesimi, 1980’den bu yana büyümeden, en alttaki %50’nin aldığının iki katı kazanç elde ediyor. Dahası 1980’den 2016’ya, %1’lik kesimin servetten aldığı pay, %28’den %33’e yükselirken en alttaki %75’in elde ettiği payın %10 civarında dalgalandığını görüyoruz. Bu rakam, söz konusu cinayetin yaşandığı ABD’de daha da yüksek; en üstteki %1’lik kesimin servetten aldığı pay, 1980’den 2014’e %22’den %39’a fırlamış durumda. Bu seyir devam ederse 2050’de 9 milyarı geçmiş olması beklenen dünya nüfusunu, su ve gıda kıtlığından devasa göçlere, buzulların daha hızlı erimesinden mercanların yok olmasına kadar bir dizi felaketler zinciri bekliyor. Her şey, en zengin %1’in küresel servetten aldığı payın daha fazla olması ve Derek Chauvin’in dizinin, geride kalan %99’un boynuna inerek boğmasını meşru kılmak için!</p>
<p><strong>Servet adaletsizliği </strong></p>
<p>Küresel servetin dağılımındaki adalet düzeyini ölçmek için elimizdeki anlaşılır araçlardan olan GINI katsayısı, söz konusu adaletsizliği ekonomi bilimi açısından açıklamanın basit ve etkili bir yolu. GINI katsayısı, milli gelirlerinin bir gecede yükseldiğini iddia eden ülkelerde, gelirin herkes için aynı oranda artmadığını göstermek için de iyi bir gösterge. Bu açıdan kişi başına düşen milli gelir rakamlarının tek başına refah göstergesi olamayacağını da söyleyebiliriz.</p>
<p>Kısaca açıklamak gerekirse 0 ile 1 arasında tanımlanan GINI katsayısı, bir ülkenin milli gelirinin ne kadar adaletsizce dağıtıldığını göstermeye yarıyor. 0 en adaletli, 1 ise en adaletsiz durumu gösteriyor. GINI katsayısı 0 (sıfır) olan bir ülke yok ki bu, 0.25 ile 0.27 puan aralığında yer alan ilk üçteki Ukrayna, Slovenya ve Norveç’te dahi gelir dağılımının eşitsiz olduğunu gösteriyor. Ancak birçok ülke daha da kötü durumda. Türkiye ise ortalarda; Türkiye’nin GINI katsayısı, son veri yılı olan 2016 itibariyle 0.41&#8230;</p>
<p>Küresel ortalamaya bakalım: GINI katsayısı, endüstriyelleşmenin yaşandığı 19.yüzyılın ilk yarısında 0.50’den başlayarak 1990’lara kadar -ufak dalgalanmalar hariç- sürekli artan bir seyir izlemiş durumda. 2008’den 2014’e kadar 0.66’dan 0.62’ye kadar indi. Yine de endüstri öncesi döneme göre halen çok yüksek.</p>
<div id="attachment_19328" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19328" class="wp-image-19328 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/yoksulluk-1024x768.jpg" alt="" width="730" height="548" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/yoksulluk-1024x768.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/yoksulluk-300x225.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-19328" class="wp-caption-text">Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre dünyanın en zengin %1’lik kesimi, 1980’den bu yana büyümeden, en alttaki %50’nin aldığının iki katı kazanç elde ediyor.</p></div>
<p><strong>İnsanlık nefes alamıyor!</strong></p>
<p>Basit bir ekonomik araçla servet dağılımındaki adaletsizliğe dair üstünkörü bir fikrimiz oldu. Ancak insanlığın nasıl can çekiştiğini anlayabilmek için bu yeterli değil. Dünya nüfusu, nefes alamadığını yıllardır haykırıyor. Bu haykırışı, insan ihtiyaçları için önemli ve tutarlı bir taslak sunan Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ni ele alarak anlatacağız. Bu tablonun en alt basamağında bir insanın, karşılanması gereken temel ihtiyaçları bulunuyor; nefes alma, yemek, su, seks, uyuma ve boşaltım gibi fiziksel ihtiyaçlar. İlk sırada nefes almanın bulunması, yazının temel izleği açısından kayda değer. Ancak bu yazıda daha çok, küresel servetin dağılımındaki adaletsizliğin neden olduğu yemek ve su ihtiyaçlarındaki yoksunluğa değinecek ve doğanın durumunu da gözler önüne sererek yazıyı sonlandıracağız.</p>
<p>Dünya nüfusu hızla tırmanırken gıda ve su meselesi, dünyanın çözülmeyi bekleyen en büyük sorunlarında başı çekiyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 53 ülkeden 113 milyon insan, acil gıda ihtiyaçları karşılanamadığı için akut açlıkla mücadele ediyor. Covid-19 salgını da bu yangına körükle gitmiş durumda. Sözgelimi, Gıda Krizleri Küresel Raporu’na (GRFC 2020) göre, açlık riski altındaki insan sayısı, salgından önce 135 milyonken, bu sayının bu yıl sonuna kadar 265 milyona yükselmesi bekleniyor. İşin daha da acı tarafı çocukların yaşadığı beslenme sorunları: Beş yaşın altında 150 milyondan fazla çocuk, yetersiz gelişimden mustarip. Salgın sonrası bu sayının giderek artacağı tahmin ediliyor. Toplamda ise yaklaşık 3 milyar insan, yani dünyanın %40’ı yetersiz besleniyor. Buna karşın yaklaşık 2 milyar insanın aşırı kilolu ve bunların 650 milyonunun obez olması oldukça ironik. Dahası her yıl aşırı kilo ve obeziteden ölen insan sayısı 3,4 milyon: Kelimenin tam anlamıyla bir dengesizlik söz konusu. Sorunun, dünyada yeterince kaynak olmaması değil, yukarıda bahsettiğimiz üzere servetin dağılımdaki adaletsizlik olduğu gün gibi ortada.</p>
<p>Vücudumuzun olduğu gibi dünyanın da üçte ikisinden fazlasını oluşturan, temel ihtiyaçlardan su konusunda da benzer bir sorun var. BM’nin 2018 verilerine göre yüksek su stresi yaşayan ülkelerde 2 milyardan fazla insan yaşıyor. Hollanda, Twente Üniversitesi’nden Mekonnen ve Hoekstra’nın çalışmasına göreyse dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisi, yani yaklaşık 4 milyar insan, yılın en az bir ayında şiddetli su kıtlığı yaşıyor.</p>
<p>Gelecek tahminleri ise daha “nefes kesici”! Global Water Institute’a göre, dünya çapında 700 milyon kişi, 2030 yılına kadar yoğun su kıtlığı sebebiyle kitlesel olarak göç etmek zorunda kalabilir. Çocuklar yine tablonun vahim tarafında yer alıyor: UNICEF, 2040 yılına kadar her dört çocuktan birinin, yani yaklaşık 600 milyon çocuğun aşırı yüksek su stresi olan bölgelerde yaşayacağı tahmin ediyor.</p>
<p>Üstelik iklim değişikliği kaynaklı aşırı sıcaklıkların, 70-80 yıl erken gelmiş olması da su meselesini daha vahim bir hale getiriyor. Gün itibariyle küresel nüfusun neredeyse yarısı yılda en az bir ay potansiyel su sıkıntısı çeken bölgelerde yaşıyor ve bu sıkıntıyla karşılaşan insan sayısının söz konusu sıcaklık artışlarıyla doğru orantılı olarak yükselmesi bekleniyor. Avusturya’daki Uluslararası Uygulamalı Sistem Analizi Enstitüsü’ne (IIASA) göre bu sıkıntıyı çeken insan sayısı 2050’de yaklaşık 4.8-5.7 milyara yükselebilir. UNESCO’ya göre ise mevcut iklim değişikliği senaryosunda (bugünkü seyirde giderse), 2030’a kadar bazı kurak ve yarı kurak yerlerdeki su kıtlığı artışı, 24 milyon ila 700 milyon insanı göç etmeye zorlayabilir.</p>
<div id="attachment_19329" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19329" class="wp-image-19329 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/su-ve-gda-yoksunluu-1024x644.jpg" alt="" width="730" height="459" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/su-ve-gda-yoksunluu-1024x644.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/su-ve-gda-yoksunluu-300x189.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/su-ve-gda-yoksunluu.jpg 1250w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-19329" class="wp-caption-text">Görsel altı: Önümüzdeki on yıllarda su ve gıda kıtlığı nedeniyle en az 700 milyon insan, kitlesel olarak göç etmek zorunda kalabilir. Milyonlarca canlının yok olması da cabası…</p></div>
<p><strong>Doğa nefes alamıyor!</strong></p>
<p>Bu yoksunluklarda zincirleme bir etki söz konusu. İnsanı etkileyen bu yoksunluklar, doğadan geliyor ve doğaya dönüyor. Sözgelimi, dünyanın en büyük yeraltı suyu kaynaklarının üçte biri halihazırda sıkıntı yaşıyor. “Dünya nüfusunu besleyebilmek için” daha fazla tarımsal üretim yapılması gerektiğine dayalı sürdürülebilir olmayan açgözlü üretim politikaları, iklim değişikliğini tetikleyen sera gazı emisyonlarının da %40’ından sorumlu. Serveti artırmaya dayalı tek tip (monokültürel) tarım, toprağı çoraklaştırıyor; hayvancılık ve tarım için yapılan ormansızlaştırma, sadece su kaynaklarını tüketmekle kalmayıp biyoçeşitliliğe de zarar vererek canlı yaşamına ekolojik stres yaşatıyor, plastik kirliliği okyanusun asiditesini artırarak nefes kaynağımız olan mercan resiflerini yok ediyor ve buna benzer ilk çırpıda aklımıza gelmeyen onlarca etki söz konusu.</p>
<p>George Floyd’u öldüren ırkçı polis memuru, onun yaşam hakkına nasıl saygı duymuyorsa uluslararası sermaye de canlıların yaşam hakkına öyle saygı duymuyor. Ve canlılar çığlık atıyor: NEFES ALAMIYORUZ! Burada vereceğimiz birkaç istatistik, insanın doğayı ne hale getirdiğine dair kafamızda bir resim oluşmasını sağlayabilir. BM çatısı altında araştırma yürüten 50 ülkeden 145 uzmana göre, son yüzyılda 1 milyon hayvan ve bitki türü, insan faaliyetleri sebebiyle yok oldu. Bir daha geri gelmeyecekler. Bununla birlikte karasal ekolojide yaşayan türlerin üçte biri, deniz ekolojisinde yaşayan canlıların ise %66’ı azaldı. Bu vahim tablonun içinde, amfibi türlerinin %40’ından fazlası, okyanuslardaki mercan resiflerinin %33’ü ve en az 680 omurgalı hayvanın yok oluşu da var. Dahası, gıda ve tarım kaynaklı olarak memeli türlerinin %9’u yok oldu ve 1.000’den fazla tür de stres altında. The Guardian’da yer alan bir çalışmaya göre ise böcek türlerinin %40’ı azaldı. Bu rakam, memeliler, kuşlar ve sürüngenlerin yok oluşundan 8 kat daha hızlı ve böceklerin olmadığı bir dünyada ne tarım ne de nefes almak mümkün olabilecek.</p>
<p>Doğayı ekolojik stres altına sokan zihniyet ile George Floyd’u boğan zihniyet arasında hiçbir fark yok. Hepsi de kendi türünü (insanı) veya ırkını (beyaz) üstün görme kibrini, politika haline getirmeyi ve bundan çıkar sağlamayı kendine hak görüyor. Ve bundan kurtulmanın yolu da eşitlikçi servet dağılımına dayanan; insanın, canlı yaşamının “sadece bir parçası” olduğunu kabul eden (geçtiğimiz haftalarda Prof. Türker Kılıç’ın da bahsettiği gibi) yaşamdaşlığı savunmaktan geçiyor. Çünkü eşitliğin ve yaşamdaşlığın olduğu yerde gücü elinde bulunduran %1’in kibrinden söz etmek mümkün olamayacak.</p>
<div id="attachment_19330" style="width: 668px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19330" class="wp-image-19330 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/galeano-ve-birri.jpg" alt="" width="658" height="412" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/galeano-ve-birri.jpg 658w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/07/galeano-ve-birri-300x188.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 658px) 100vw, 658px" /><p id="caption-attachment-19330" class="wp-caption-text">Uruguaylı gazeteci-yazar Eduardo Galeano (solda) ve Arjantinli yönetmen-eleştirmen Fernando Birri (sağda)</p></div>
<p><strong>Ütopya ne işe yarar?</strong></p>
<p>Servetin dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesinin, daha önce bahsettiğimiz Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde tabandan tavana daha eşitlikçi bir hak dağılımını ve beraberinde sevgiyi de getirebileceğini düşünebiliriz. Bu bir ütopya olarak da görülebilir. Ancak burada Uruguaylı yazar ve gazeteci Eduardo Galeano’nun bir anısını paylaşmak gerek. Galeano, Arjantinli yönetmen arkadaşı Fernando Birri’yle birlikte katıldıkları bir konferans sırasında bir öğrenciden şu soru gelir: <strong>“</strong><strong>Ü</strong><strong>topya ne işe yarar?” </strong>Birri biraz düşünür ve cevabı şu olur:<strong> “</strong><strong>Ü</strong><strong>topya ufuk gibidir. Onu asla yakalayamam. On adım atsam, o da on adım uzaklaşır. Onu ne kadar arasam o kadar az bulurum. </strong><strong>Çü</strong><strong>nk</strong><strong>ü</strong><strong> ben yaklaştık</strong><strong>ç</strong><strong>a o uzaklaşır. </strong><strong>Ü</strong><strong>topya işte bu işe yarar: İlerlememize&#8230;”</strong></p>
<p>İnsanlığa ve bilime karşı kutsal kitapları ve ırkçılığı kullanan %1’in zulmü, gelir dağılımındaki adaletsizliğin net sonuçlarından birisi. Ve bu adaletsizlik ortadan kalkmadıkça; ölüme karşı yaşamı, şiddete karşı sevgiyi savunan insanların sözü geçmedikçe nefes alamamaya devam edeceğiz. George Floyd ne ilk ne de son polis kurbanı olacak; 2014’teki Ferguson protestolarını tetikleyen Michael Brown cinayeti ve yine “nefes alamıyorum” çığlıkları atarken yaşamını yitiren Eric Garner ve daha nicesi “nefes alamıyorum” çığlıkları arasında hayatlarını kaybedecek; milyonlarca canlı, insanın açgözlülüğü yüzünden yok olup gidecek ve biz, fildişi kulelerimizde oturup ses çıkarmadıkça en temel hakkımız olan nefesimizden mahrum kalacağız…</p>
<h5><strong>Yazı:</strong> <strong>Batuhan Sarıcan</strong> (<a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a>)</h5>
<p><strong>(Not:</strong> Bu yazı, dergimizin 12 Haziran tarihli 220. sayısında yayımlanmıştır.)</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p>Facundo Alvaredo vd<strong>, Dünya Eşitsizlik Raporu 2018</strong>. Çev: H.K. Cimitoğlu, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2019</p>
<p>Jeffrey D. Sachs, <strong>Sürdürülebilir Kalkınma</strong>. Çev: B. Gönülşen, Yeditepe Üniversitesi Yayınevi, s.296</p>
<p><a href="https://edition.cnn.com/2020/06/01/us/george-floyd-independent-autopsy/index.html">https://edition.cnn.com/2020/06/01/us/george-floyd-independent-autopsy/index.html</a></p>
<p><a href="http://www.fsinplatform.org/sites/default/files/resources/files/GRFC_2019-Full_Report.pdf">http://www.fsinplatform.org/sites/default/files/resources/files/GRFC_2019-Full_Report.pdf</a></p>
<p><a href="https://igad.int/2410-the-global-report-on-food-crises-grfc-2020">https://igad.int/2410-the-global-report-on-food-crises-grfc-2020</a></p>
<p><a href="https://data.worldbank.org/indicator/SI.POV.GINI">https://data.worldbank.org/indicator/SI.POV.GINI</a></p>
<p><a href="https://openknowledge.worldbank.org/bitstream/handle/10986/25078/9781464809583.pdf">https://openknowledge.worldbank.org/bitstream/handle/10986/25078/9781464809583.pdf</a></p>
<p><a href="https://advances.sciencemag.org/content/2/2/e1500323/tab-figures-data">https://advances.sciencemag.org/content/2/2/e1500323/tab-figures-data</a></p>
<p><a href="https://www.unwater.org/water-facts/scarcity/">https://www.unwater.org/water-facts/scarcity/</a></p>
<p><a href="https://www.un.org/sustainabledevelopment/blog/2019/05/nature-decline-unprecedented-report/">https://www.un.org/sustainabledevelopment/blog/2019/05/nature-decline-unprecedented-report/</a></p>
<p><a href="https://www.theguardian.com/environment/2019/feb/10/plummeting-insect-numbers-threaten-collapse-of-nature">https://www.theguardian.com/environment/2019/feb/10/plummeting-insect-numbers-threaten-collapse-of-nature</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/dunyadaki-adaletsizlik-canli-yasamina-nefes-aldirmiyor">Dünyadaki adaletsizlik canlı yaşamına nefes aldırmıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19327</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eşitsizliğin yarattığı sorunlara yeni bir bakış, mesele çok daha vahim!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizligin-yarattigi-sorunlara-yeni-bir-bakis-mesele-cok-daha-vahim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Mar 2019 14:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[canan dagdeviren]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<category><![CDATA[zenginlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşitsizlik dünyasında yaşadığımız kimsenin tartışmadığı, hatta patronların bile yer yer şikâyet ettiği bir konu. Fakat nedense en çok parayı kazanmak, en büyük zengin olmak ekonominin itici gücü olarak kabul ediliyor, yanlışlık burada başlıyor. Zenginliğin sonu yok, ama doyuruculuğu da bir yere kadar. Bill Gates bile kendini pek çok hastalık meselesinin çözümüne vurmuş durumda! Oysa toplumda büyük eşitsizliklerin, sınıflar arasındaki uçurumların giderek artmasının, yoksullaşmalara ve büyük sağlık sorunlarına yol açtığı gerçeğinin ötesinde bir tablo ile karşı karşıyayız. Çok sayıda bilimsel çalışma durmadan önümüze olumsuz kanıtlar koyuyor. Yoksulluk, önemli ve büyük gelir farklılıkları, stres yaratıyor. İnsanları üç önemli sağlık konusunda vuruyor: Beyin fonksiyonunu zedeliyor, kronik iltihaplanmaya yol açıyor ve kromozomal yaşlanmaya neden oluyor. Biz eşitsizliğe yakın zamana kadar, toplumda fırsat eşitsizliği yarattığı, yoksul insanların iyi beslenemediği gibi açılardan bakıyorduk. Oysa durum daha vahim: Eşitsizlik insanları hasta ediyor, sağlığını bozuyor ve çok daha büyük bir toplumsal tablo ortaya çıkartıyor. Bu durum, düşünme yetisinden tutun, insanları zekâ ile ilgili yeteneklerine varıncaya kadar derinden etkileyen bir tablo. Bizce Bill Gates ve benzerleri, tamam hastalıklara tedaviler bulunması için araştırmalara para akıtsın, ama toplumsal eşitsizliklerin adım adım azaltılması için, yeni bir düzenin yaratılmasında çalışanlara da destek versin ve sözcülerinden biri olsun. Çok mu iyimseriz?! Dolu bir dergi  Dergimizi her zamanki gibi ilginç öykülerle, bilim haberleriyle ve yazarlarımızın başka yerlerde okuyamayacağınız yazılarıyla size sunuyoruz. Doğan Kuban dünyanın bugünkü haline kuşbakışı bakıyor ve içine Türkiye’yi de katıyor. Yazısının başlığı “Dünya ile bütünleşmek”, ama nasıl bir dünya ile ve Türkiye’ye yönelik hangi tehditlerle? Dünyayı değiştiren bir büyük olayın ilginç öyküsünü merakla okuyacaksınız. Konu internet, 30. yılını bu Mart’ta kutluyoruz. CERN’e dışarıdan kiralanan bir mühendis, Tim Berners &#8211; Lee, bir küçük ve basit yazılım hazırlıyor. Bilgisayarların bir ağ üzerinde dosya-bilgi alışverişini gerçekleştiriyor. Erdal Musoğlu çok güzel yazmış! Müfit Akyos yerel yönetimler üzerine yazılarını sürdürüyor. Bu kez konu kalkınma ajansları ve bölgesel kalkınmada akıllı uzmanlaşma. Mustafa Çetiner ise geçen hafta katıldığı Tıp Eğitiminde Program Yeterlilikleri Çalıştayı hakkındaki izlenimlerini paylaşıyor. Haber başlıklarımızdan bazıları: 10 saniyelik bir el sıkışma ile etrafınızı DNA’larınızı saçtığınızı biliyor muydunuz? Geceleri geç yatma alışkanlığı beyni nasıl etkiliyor? Bu iki ilginç konu üzerine yapılan yeni araştırmaları ve sonuçları sizinle paylaşıyoruz. Bilim ve Beslenme’de bu kez konu sakatatlar. Faydaları ve zararları ile ilginç bir yazı. Kedi sahibi misiniz? Kedinizi daha iyi tanımak ister misiniz? Arka sayfada sizi 6 ipucu bekliyor. Türkiye’de yöneylem araştırması disiplinin bir numaralı ismi Prof. Dr. Halim Doğrusöz’ü 9 Mart’ta 97 yaşında kaybettik. Öğrencileri Halim hocayı anlattılar. Bahçeşehir Üniversitesi’nden Meltem Bilikmen ise geçen hafta başlattığı Bilim İnsanı Yetiştirme Programı BİSEP ve Ortaöğretim öğrencileri arasında düzenlenen bilim yarışması hakkındaki yazısının devamını ve ödül kazananların projelerini yazdı. Gerçekten de gençlerimizin ilham verici projeleri son derece ilginç. Atılım Üniversitesi’nden Öğretim Görevlisi Dr. Günseli Gümüşel’in yazısı “Erken Cumhuriyet Döneminde Spor ve Gençlik üzerine. Kültür Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi Özge Özkök ise Pazarlamanın Dönüşümü ve Chatbotlar üzerine yazdı. Kadir Has Üniversitesi’nin her yıl verdiği Kadir Has Üstün Başarı Ödülü bu yıl Prof. İvet Bahar’a verildi. Hesaplamalı biyolojinin dünyada önce ismi Bahar, Batuhan Sarıcan’a verdiği söyleşide diyor ki: “En büyük mutluluğum yetiştirdiğim genç bilim insanları, onların öğrencileriyle de birlikte çalışıyorum onlar benim akademik torunlarım.” Bir ödül de bu program çerçevesinde Canan Dağdeviren’e verildi. Her ikisine kucak dolusu başardı ve sevgi. HBT bilimin güncel kalbinin attığı yer. İzleyin, izletin ve yeni bir Türkiye’nin kapısını hep birlikte açılmasına yardımcı olun. Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve dostlukla kalın. *** Öğretmenlerimize abonelik hediye edenlere teşekkür Gazeteci meslektaşımız Emin Çapa’nın çağrısı üzerine başlattığımız öğretmenlere basılı dergi aboneliği kampanyasından çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Gerek öğretmenlerimizden gelen talep gerekse siz okurlarımızın desteği herkesi umutlandırıyor. Kamu görevleri nedeniyle öğretmenlerimizin isimlerini paylaşmıyoruz. 10 öğretmene abonelik hediye eden sayın Burak Güç’e, 5 öğretmene dergi aboneliğini üstlenen sayın Yaşar Çerik’e, birer öğretmene abonelik hediye eden sayın Barış Yıldız, Erdal Başeren, B. Sevgi Kocaçimen, Cem Tirumtay, Umut Karaman, Ömer Gün, Arzu Gelgeç ve Ayşe Gözcelioğlu ile Canpa Holding’e Türkiye’nin aydınlanma yolculuğuna yaptıkları katkılardan ötürü sonsuz teşekkürler.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizligin-yarattigi-sorunlara-yeni-bir-bakis-mesele-cok-daha-vahim">Eşitsizliğin yarattığı sorunlara yeni bir bakış, mesele çok daha vahim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-13387 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/157-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/157-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/157-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/157.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Eşitsizlik dünyasında yaşadığımız kimsenin tartışmadığı, hatta patronların bile yer yer şikâyet ettiği bir konu. Fakat nedense en çok parayı kazanmak, en büyük zengin olmak ekonominin itici gücü olarak kabul ediliyor, yanlışlık burada başlıyor. Zenginliğin sonu yok, ama doyuruculuğu da bir yere kadar. <strong>Bill Gates</strong> bile kendini pek çok hastalık meselesinin çözümüne vurmuş durumda!</p>
<p>Oysa toplumda büyük eşitsizliklerin, sınıflar arasındaki uçurumların giderek artmasının, yoksullaşmalara ve büyük sağlık sorunlarına yol açtığı gerçeğinin ötesinde bir tablo ile karşı karşıyayız. Çok sayıda bilimsel çalışma durmadan önümüze olumsuz kanıtlar koyuyor.</p>
<p>Yoksulluk, önemli ve büyük gelir farklılıkları, stres yaratıyor. İnsanları üç önemli sağlık konusunda vuruyor: Beyin fonksiyonunu zedeliyor, kronik iltihaplanmaya yol açıyor ve kromozomal yaşlanmaya neden oluyor.</p>
<p>Biz eşitsizliğe yakın zamana kadar, toplumda fırsat eşitsizliği yarattığı, yoksul insanların iyi beslenemediği gibi açılardan bakıyorduk. Oysa durum daha vahim: Eşitsizlik insanları hasta ediyor, sağlığını bozuyor ve çok daha büyük bir toplumsal tablo ortaya çıkartıyor. Bu durum, düşünme yetisinden tutun, insanları zekâ ile ilgili yeteneklerine varıncaya kadar derinden etkileyen bir tablo. Bizce Bill Gates ve benzerleri, tamam hastalıklara tedaviler bulunması için araştırmalara para akıtsın, ama toplumsal eşitsizliklerin adım adım azaltılması için, yeni bir düzenin yaratılmasında çalışanlara da destek versin ve sözcülerinden biri olsun. Çok mu iyimseriz?!</p>
<p><strong>Dolu bir dergi</strong><strong> </strong></p>
<p>Dergimizi her zamanki gibi ilginç öykülerle, bilim haberleriyle ve yazarlarımızın başka yerlerde okuyamayacağınız yazılarıyla size sunuyoruz. <strong>Doğan Kuban</strong> dünyanın bugünkü haline kuşbakışı bakıyor ve içine Türkiye’yi de katıyor. Yazısının başlığı “Dünya ile bütünleşmek”, ama nasıl bir dünya ile ve Türkiye’ye yönelik hangi tehditlerle?</p>
<p><strong>Dünyayı değiştiren bir büyük olayın ilginç öyküsünü </strong>merakla okuyacaksınız. Konu internet, 30. yılını bu Mart’ta kutluyoruz. CERN’e dışarıdan kiralanan bir mühendis, <strong>Tim Berners &#8211; Lee</strong>, bir küçük ve basit yazılım hazırlıyor. Bilgisayarların bir ağ üzerinde dosya-bilgi alışverişini gerçekleştiriyor.<strong> Erdal Musoğlu çok güzel yazmış!</strong></p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong> yerel yönetimler üzerine yazılarını sürdürüyor. Bu kez konu kalkınma ajansları ve bölgesel kalkınmada akıllı uzmanlaşma. <strong>Mustafa Çetiner</strong> ise geçen hafta katıldığı Tıp Eğitiminde Program Yeterlilikleri Çalıştayı hakkındaki izlenimlerini paylaşıyor.</p>
<p>Haber başlıklarımızdan bazıları: 10 saniyelik bir el sıkışma ile etrafınızı DNA’larınızı saçtığınızı biliyor muydunuz? Geceleri geç yatma alışkanlığı beyni nasıl etkiliyor? Bu iki ilginç konu üzerine yapılan yeni araştırmaları ve sonuçları sizinle paylaşıyoruz.</p>
<p>Bilim ve Beslenme’de bu kez konu sakatatlar. Faydaları ve zararları ile ilginç bir yazı. Kedi sahibi misiniz? Kedinizi daha iyi tanımak ister misiniz? Arka sayfada sizi 6 ipucu bekliyor.</p>
<p>Türkiye’de yöneylem araştırması disiplinin bir numaralı ismi Prof. Dr. <strong>Halim Doğrusöz</strong>’ü 9 Mart’ta 97 yaşında kaybettik. Öğrencileri Halim hocayı anlattılar.</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi’nden <strong>Meltem Bilikmen</strong> ise geçen hafta başlattığı Bilim İnsanı Yetiştirme Programı BİSEP ve Ortaöğretim öğrencileri arasında düzenlenen bilim yarışması hakkındaki yazısının devamını ve ödül kazananların projelerini yazdı. Gerçekten de gençlerimizin ilham verici projeleri son derece ilginç. Atılım Üniversitesi’nden Öğretim Görevlisi Dr. <strong>Günseli Gümüşel</strong>’in yazısı “Erken Cumhuriyet Döneminde Spor ve Gençlik üzerine. Kültür Üniversitesi’nden Araştırma Görevlisi <strong>Özge Özkök</strong> ise Pazarlamanın Dönüşümü ve Chatbotlar üzerine yazdı.</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi’nin her yıl verdiği <strong>Kadir Has Üstün Başarı Ödülü</strong> bu yıl Prof. <strong>İvet Bahar’a</strong> verildi. Hesaplamalı biyolojinin dünyada önce ismi Bahar, <strong>Batuhan Sarıcan</strong>’a verdiği söyleşide diyor ki: “En büyük mutluluğum yetiştirdiğim genç bilim insanları, onların öğrencileriyle de birlikte çalışıyorum onlar benim akademik torunlarım.” Bir ödül de bu program çerçevesinde <strong>Canan Dağdeviren</strong>’e verildi. Her ikisine kucak dolusu başardı ve sevgi.</p>
<p>HBT bilimin güncel kalbinin attığı yer. İzleyin, izletin ve yeni bir Türkiye’nin kapısını hep birlikte açılmasına yardımcı olun.</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle ve dostlukla kalın.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Öğretmenlerimize abonelik hediye edenlere teşekkür </strong></p>
<p>Gazeteci meslektaşımız Emin Çapa’nın çağrısı üzerine başlattığımız öğretmenlere basılı dergi aboneliği kampanyasından çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Gerek öğretmenlerimizden gelen talep gerekse siz okurlarımızın desteği herkesi umutlandırıyor. Kamu görevleri nedeniyle öğretmenlerimizin isimlerini paylaşmıyoruz. 10 öğretmene abonelik hediye eden sayın <strong>Burak Güç</strong>’e, 5 öğretmene dergi aboneliğini üstlenen sayın <strong>Yaşar Çerik</strong>’e, birer öğretmene abonelik hediye eden sayın <strong>Barış Yıldız, Erdal Başeren, B. Sevgi Kocaçimen, Cem Tirumtay, Umut Karaman, Ömer Gün, Arzu Gelgeç ve Ayşe Gözcelioğlu </strong>ile<strong> Canpa Holding</strong>’e Türkiye’nin aydınlanma yolculuğuna yaptıkları katkılardan ötürü sonsuz teşekkürler.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizligin-yarattigi-sorunlara-yeni-bir-bakis-mesele-cok-daha-vahim">Eşitsizliğin yarattığı sorunlara yeni bir bakış, mesele çok daha vahim!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13389</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eşitsizlik, nükleer silah ve nefretten daha tehlikeli. Peki, eşitliğin sınırları nedir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizlik-nukleer-silah-nefretten-daha-tehlikeli-peki-esitligin-sinirlari-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 May 2017 05:44:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[adaletsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[adil]]></category>
		<category><![CDATA[adil dağıtım]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı giysi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[homo sapiens]]></category>
		<category><![CDATA[kasaba]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentlilik]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[köylü]]></category>
		<category><![CDATA[neandertal]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus bilim]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6384</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşitsizlik günümüzün en derin sorunlarından biri. Hatta yeni yayınlanan bir rapora göre eşitsizlik dünya için nükleer silahlanma, kirlilik, etnik ve dini nefretten bile daha büyük bir tehdit. Ama mutlak eşitlik söz konusu olamayacağına göre şu soru karşımıza çıkıyor: “Ne kadar eşitlik?” İnsanoğlu, tamam eşitliği istiyor, ama eşitliğin sınırları yok mudur? İnsanoğlu, hangi noktada eşitlik isteğinin yanına başka ölçütler koyuyor? Bilim dünyası bu konuda farklı araştırmalarla yıllardan beri yol almaya çalışıyor. Deney koşullarında şu ortaya çıkıyor: Az sayıda kişi arasındaki paylaştırmada eşitlik için ısrar eden insanlar, iş gerçek yaşamda kaynakları kalabalık bir grup insana dağıtmaya gelince, eşit dağılıma yanaşmayıp bile bile bir miktar eşitsizliği tercih ediyorlar. Çünkü dağıtımda işin içine adalet duygusu, “adil dağıtım” giriyor. Bilimciler bu çelişkiyi, eşitlik ile adaletin bir görülmediğiyle açıklıyor. Herkese Bilim Teknoloji, bu sayıda eşitlik ve adalet arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Sinan Kayalıgil araştırmaları incelediği makalesinde “belli ki görünüşte eşitlik kaygısı taşıyan insanlar, gerçekte eşitliğin kendisi için değil de, eşitsizliğin yol açtığını düşündükleri demokratik ideallerin aşınması, yoksulluk ve -hepsinden önemlisi- adaletsizlikler yüzünden endişelenmekteler” gibi saptamaların altını çiziyor. Konuya destek çıkan ikinci bir araştırma yazısı da, eşitsizliğin azaltılması konusunda devletlere hükümetlere 8 somut öneriye yer veriyoruz. Ayrıca Tanol Türkoğlu, eşitsizliğe başka bir boyuttan bakıyor ve dijital dünyadaki büyüt eşitsizliği yazıyor. Bir diğer konu, insanın evrimsel yolculuğu. Şempanze insan ayırımı 6-7 milyon yıl önce gerçekleşmişti; ama biz Homo sapienslerin Neandertallerden ne zaman ayrıldığı sorusunun yanıtı uzun süredir aranıyor. Bilim dünyası bunu belirlemek üzere DNA araştırmalarına yöneldi ve mutasyon hızı hesaplamalarıyla yol ayırımında belli bir noktaya kadar ilerledi&#8230; Bununla ilgili gelişmeleri bu sayımızda bulabilirsiniz. Çok ilginç bulguları sunuyoruz… Güçlü bir sav Doğa ve insan arasındaki yaşamsal denge son derece önemli. Hatta uygarlığın asıl tanımının burada yattığını da söyleyebiliriz. Vahşi kentleşme, kültürel yozlaşma, dünya kaynaklarının nasıl insan eliyle yok edildiğini bilmek bu dengeyi daha da önemli kılıyor. Doğan Kuban yıllardan beri Anadolu Hisarı’nda yaşayan ve semtin değişimini yakından izleyen biri olarak, bu kez “1946’da neden daha uygardık?” sorusunu yöneltiyor ve yanıtını bu bağlamda arıyor. Yaşamları boyunca bu ülkede bilimsel anlayış ve davranışın yerleşmesine çaba harcayan güzel insanlar da oldu. Ancak ne yazık ki içlerinde çok azı tanınıyor. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’ne yıllarını vermiş 5 bilim insanının yaşam öyküleri 5 ayrı kitapta toplandı ve güzel bir vefa örneği göstererek ‘Armağan’ adı altında yayınlandı. Kim bunlar: Profesörler, Ziya Bursalıoğlu, Fatma Varış, İbrahim Ethem Başaran, Mahmut Adem ve Cahit Kavcar. Sağlık her zaman olduğu gibi yine gündemimizde. Bu kez, konu insanların gerçekten obez olup olmadıklarını nasıl anlayacakları&#8230; Bugüne kadar kitle beden endeksi üzerinde duruluyordu, ama bu kez ezber bozuluyor. Sağlık ile ilgili bir diğer haber, ağzımızdaki bakterilerin özellikle pankreas ve yemek borusu kanseri gibi sinsi hastalıkların erken tanısında önemli bir rol üstlendikleri konusunda. İlgiyle okuyacağınızdan eminiz. Yazarımız Erdal Musoğlu Silikon Vadisi’nin Nöro-teknolojilere odaklandığına dikkat çekiyor. Yakın bir gelecekte birbirimizle ve bilgisayarlarla doğrudan beynimizle konuşacağımız üzerine ilginç bir yazı daha. Mümtaz Peker, nüfus bilimci, çok önemli bir konuyu gündeme getiriyor: Kağıt üzerinde köylü nüfusumuz %8’e indirildi, ama nasıl? Köylü nasıl kentli yapılır? Yazarımız Ali Akurgal’in bir meslek edinmek için herkesin çırpındığı günümüzde, artık her şeyin değişmekte olduğunu belirten “Meslek yok, insanda yetenek kümeleri aranacak” yazısı, bugünden gerçekleşmekte olan geleceği yazıyor. Mustafa Çetiner hemşire haklarını konu edinirken, akıllı giyilebilir teknolojiler ve hijyen eksikliğinin yol açtığı içimizi kemiren bağırsak kurtları konuları da ilginizi çekecektir. Her Cuma beyin besleme günü. HBT ile geleceği yeniden kuruyoruz ve herkesi HBT’yi desteklemeye, bulamıyorsanız bayilerde, dijital ve basılı abone olmaya çağırıyoruz… Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın ve bize yazın… *** BU CUMARTESİ İKİ BİLGE: Toplumu Değiştiren Dinamikler Bu Cumartesi, 6 Mayıs saat 17.00’de, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş yerleşkesinde, Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç ile Toplumu Değiştiren Dinamikler”i tartışacağız. Herkesi bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizlik-nukleer-silah-nefretten-daha-tehlikeli-peki-esitligin-sinirlari-nedir">Eşitsizlik, nükleer silah ve nefretten daha tehlikeli. Peki, eşitliğin sınırları nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eşitsizlik günümüzün en derin sorunlarından biri. Hatta yeni yayınlanan bir rapora göre eşitsizlik dünya için nükleer silahlanma, kirlilik, etnik ve dini nefretten bile daha büyük bir tehdit. Ama mutlak eşitlik söz konusu olamayacağına göre şu soru karşımıza çıkıyor: “Ne kadar eşitlik?” İnsanoğlu, tamam eşitliği istiyor, ama eşitliğin sınırları yok mudur? İnsanoğlu, hangi noktada eşitlik isteğinin yanına başka ölçütler koyuyor?</p>
<p>Bilim dünyası bu konuda farklı araştırmalarla yıllardan beri yol almaya çalışıyor. Deney koşullarında şu ortaya çıkıyor: Az sayıda kişi arasındaki paylaştırmada eşitlik için ısrar eden insanlar,<strong> </strong>iş gerçek yaşamda kaynakları kalabalık bir grup insana dağıtmaya gelince, eşit dağılıma yanaşmayıp bile bile bir miktar eşitsizliği tercih ediyorlar. Çünkü dağıtımda işin içine adalet duygusu, “adil dağıtım” giriyor. Bilimciler bu çelişkiyi, eşitlik ile adaletin bir görülmediğiyle açıklıyor.</p>
<p>Herkese Bilim Teknoloji, bu sayıda eşitlik ve adalet arasındaki ilişkiyi irdeliyor. <strong>Sinan Kayalıgil</strong> araştırmaları incelediği makalesinde “belli ki görünüşte eşitlik kaygısı taşıyan insanlar, gerçekte eşitliğin kendisi için değil de, eşitsizliğin yol açtığını düşündükleri demokratik ideallerin aşınması, yoksulluk ve -hepsinden önemlisi- adaletsizlikler yüzünden endişelenmekteler” gibi saptamaların altını çiziyor.</p>
<p>Konuya destek çıkan ikinci bir araştırma yazısı da, eşitsizliğin azaltılması konusunda devletlere hükümetlere 8 somut öneriye yer veriyoruz. Ayrıca <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, eşitsizliğe başka bir boyuttan bakıyor ve dijital dünyadaki büyüt eşitsizliği yazıyor.</p>
<p>Bir diğer konu, insanın evrimsel yolculuğu. Şempanze insan ayırımı 6-7 milyon yıl önce gerçekleşmişti; ama biz Homo sapienslerin Neandertallerden ne zaman ayrıldığı sorusunun yanıtı uzun süredir aranıyor. Bilim dünyası bunu belirlemek üzere DNA araştırmalarına yöneldi ve mutasyon hızı hesaplamalarıyla yol ayırımında belli bir noktaya kadar ilerledi&#8230; Bununla ilgili gelişmeleri bu sayımızda bulabilirsiniz. Çok ilginç bulguları sunuyoruz…</p>
<p><strong>Güçlü bir sav</strong></p>
<p>Doğa ve insan arasındaki yaşamsal denge son derece önemli. Hatta uygarlığın asıl tanımının burada yattığını da söyleyebiliriz. Vahşi kentleşme, kültürel yozlaşma, dünya kaynaklarının nasıl insan eliyle yok edildiğini bilmek bu dengeyi daha da önemli kılıyor. <strong>Doğan Kuban</strong> yıllardan beri Anadolu Hisarı’nda yaşayan ve semtin değişimini yakından izleyen biri olarak, bu kez “1946’da neden daha uygardık?” sorusunu yöneltiyor ve yanıtını bu bağlamda arıyor.</p>
<p>Yaşamları boyunca bu ülkede bilimsel anlayış ve davranışın yerleşmesine çaba harcayan güzel insanlar da oldu. Ancak ne yazık ki içlerinde çok azı tanınıyor.</p>
<p>Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’ne yıllarını vermiş 5 bilim insanının yaşam öyküleri 5 ayrı kitapta toplandı ve güzel bir vefa örneği göstererek ‘Armağan’ adı altında yayınlandı. Kim bunlar: Profesörler, Ziya Bursalıoğlu, Fatma Varış, İbrahim Ethem Başaran, Mahmut Adem ve Cahit Kavcar.</p>
<p>Sağlık her zaman olduğu gibi yine gündemimizde. Bu kez, konu insanların gerçekten obez olup olmadıklarını nasıl anlayacakları&#8230; Bugüne kadar kitle beden endeksi üzerinde duruluyordu, ama bu kez ezber bozuluyor.</p>
<p>Sağlık ile ilgili bir diğer haber, ağzımızdaki bakterilerin özellikle pankreas ve yemek borusu kanseri gibi sinsi hastalıkların erken tanısında önemli bir rol üstlendikleri konusunda. İlgiyle okuyacağınızdan eminiz.</p>
<p>Yazarımız <strong>Erdal Musoğlu</strong> Silikon Vadisi’nin Nöro-teknolojilere odaklandığına dikkat çekiyor. Yakın bir gelecekte birbirimizle ve bilgisayarlarla doğrudan beynimizle konuşacağımız üzerine ilginç bir yazı daha.</p>
<p><strong>Mümtaz Peker</strong>, nüfus bilimci, çok önemli bir konuyu gündeme getiriyor: Kağıt üzerinde köylü nüfusumuz %8’e indirildi, ama nasıl? Köylü nasıl kentli yapılır? Yazarımız <strong>Ali Akurgal</strong>’in bir meslek edinmek için herkesin çırpındığı günümüzde, artık her şeyin değişmekte olduğunu belirten “Meslek yok, insanda yetenek kümeleri aranacak” yazısı, bugünden gerçekleşmekte olan geleceği yazıyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong> hemşire haklarını konu edinirken, akıllı giyilebilir teknolojiler ve hijyen eksikliğinin yol açtığı içimizi kemiren bağırsak kurtları konuları da ilginizi çekecektir.</p>
<p>Her Cuma beyin besleme günü. HBT ile geleceği yeniden kuruyoruz ve herkesi HBT’yi desteklemeye, bulamıyorsanız bayilerde, dijital ve basılı abone olmaya çağırıyoruz…</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın ve bize yazın…</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>BU CUMARTESİ İKİ BİLGE: Toplumu Değiştiren Dinamikler</strong></p>
<p><strong>Bu Cumartesi, 6 Mayıs saat 17.00’de, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş yerleşkesinde, Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç ile Toplumu Değiştiren Dinamikler”i tartışacağız. Herkesi bekliyoruz.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizlik-nukleer-silah-nefretten-daha-tehlikeli-peki-esitligin-sinirlari-nedir">Eşitsizlik, nükleer silah ve nefretten daha tehlikeli. Peki, eşitliğin sınırları nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6384</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
