<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bakteri arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bakteri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/bakteri</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Feb 2025 06:36:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Stanford Üniversitesi araştırmacıları cilde sürülen iğnesiz aşı geliştirdi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/stanford-universitesi-arastirmacilari-cilde-surulen-ignesiz-asi-gelistirdi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Feb 2025 06:31:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[cilde sürülen aşı]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[krem]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Fischbach]]></category>
		<category><![CDATA[Nature]]></category>
		<category><![CDATA[stanford üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Staphylococcus epidermidis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32078</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aşı olmanın cildinize bir krem ​​sürmek kadar kolay olduğu bir dünya hayal edin; iğne yok, acı yok ve ateş, şişlik veya ağrı gibi rahatsızlık verici yan etkiler de yok. Klinikte uzun kuyruklar beklemek mi? O da yok! Stanford Üniversitesi&#8217;ndeki araştırmacılar sayesinde, bu gelecek düşündüğümüzden daha yakın olabilir. Neredeyse herkeste bulunan, zararsız ve yaygın bir cilt bakterisini (Staphylococcus epidermidis) kullanarak, aşılamaya yönelik “devrim niteliğinde” bir yaklaşım geliştiren ekip, bu cilt bakterisinin güçlü bir bağışıklık tepkisini tetiklediğini keşfetti. Canlı bir aşı Bakterideki bir proteini değiştiren araştırmacılar, onu adeta “canlı” bir aşıya dönüştürdü ve bağışıklık sistemini tetanos ve difteri gibi hastalıklarla savaşması için eğitti. Çalışmanın bulgularını Nature’da yayımlayan araştırmacılar, bu kremin farelerde güçlü bir bağışıklık geliştirdiğini ve bu sayede ölümcül toksinlere dayanabildiklerini söyledi. Ufukta insan denemeleri var. Biyomühendislik profesörü Dr. Michael Fischbach, “Hepimiz iğnelerden nefret ederiz. Bir iğnenin kremle değiştirilebileceği fikrinden hoşlanmayan tek bir kişi bile bulamadım,” diye belirtti. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/stanford-universitesi-arastirmacilari-cilde-surulen-ignesiz-asi-gelistirdi">Stanford Üniversitesi araştırmacıları cilde sürülen iğnesiz aşı geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aşı olmanın cildinize bir krem ​​sürmek kadar kolay olduğu bir dünya hayal edin; iğne yok, acı yok ve ateş, şişlik veya ağrı gibi rahatsızlık verici yan etkiler de yok. Klinikte uzun kuyruklar beklemek mi? O da yok!</p>
<p>Stanford Üniversitesi&#8217;ndeki araştırmacılar sayesinde, bu gelecek düşündüğümüzden daha yakın olabilir.</p>
<p>Neredeyse herkeste bulunan, zararsız ve yaygın bir cilt bakterisini (<em>Staphylococcus epidermidis</em>) kullanarak, aşılamaya yönelik “devrim niteliğinde” bir yaklaşım geliştiren ekip, bu cilt bakterisinin güçlü bir bağışıklık tepkisini tetiklediğini keşfetti.</p>
<h4>Canlı bir aşı</h4>
<p>Bakterideki bir proteini değiştiren araştırmacılar, onu adeta “canlı” bir aşıya dönüştürdü ve bağışıklık sistemini tetanos ve difteri gibi hastalıklarla savaşması için eğitti.</p>
<p>Çalışmanın bulgularını Nature’da yayımlayan araştırmacılar, bu kremin farelerde güçlü bir bağışıklık geliştirdiğini ve bu sayede ölümcül toksinlere dayanabildiklerini söyledi. Ufukta insan denemeleri var.</p>
<p>Biyomühendislik profesörü Dr. Michael Fischbach, “Hepimiz iğnelerden nefret ederiz. Bir iğnenin kremle değiştirilebileceği fikrinden hoşlanmayan tek bir kişi bile bulamadım,” diye belirtti.</p>
<p><a href="https://scitechdaily.com/no-more-needles-stanford-scientists-create-a-painless-living-vaccine-you-rub-on-your-skin/" target="_blank" rel="noopener"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/stanford-universitesi-arastirmacilari-cilde-surulen-ignesiz-asi-gelistirdi">Stanford Üniversitesi araştırmacıları cilde sürülen iğnesiz aşı geliştirdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32078</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bakteri parçalarından minik motor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/bakteri-parcalarindan-minik-motor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Feb 2025 17:09:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[New South Wales Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32049</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çoğu bakteri türü, kuyruğa benzer kamçılarının dönüşünü sağlayan bir nevi “doğal motorlarla” hareket ediyor. “Stator” olarak bilinen ve mekanikte de karşılığı olan bu dönen mekanizma, milyarlarca yıl önce evrimleştiği düşünülen “dünyanın en eski ve en küçük tekerlekleri” olarak da nitelendiriliyor. Bu işlevselliğe sahip olan her bakteri türü, ortada adeta bir aks gibi davranan iki protein bileşiğinin etrafında bulunan ve beş küçük bileşenden oluşan doğal bir tasarıma sahip. Bu özelliklerden yola çıkan Avustralya, New South Wales Üniversitesi’nden Matthew Baker ve meslektaşları, gen düzenlemeyi kullanarak iki farklı bakteri türünün (Escherichia coli ve Vibrio alginolyticus) motor parçalarını birleştirerek önemli bir gelişmeye imza atmış durumda. CANLI MOTOR Öncelikle 14 farklı parça kombinasyonunu deneyen ekip, sonunda doğru kombinasyonu bularak bakteri parçalarından minik bir motor elde etti. Bakterilerin farklı parçalarının birleştirilmesi yoluyla meydana getirilen bu “canlı motor” şimdiye kadar yapılmış en küçük motorlardan birisi olma niteliği de taşıyor. Konuyla ilgilenen diğer araştırmacılar daha küçük ve molekül ölçeğinde motorlar üretirken Baker ve ekibi, bağımsız olarak çalıştırılan nano ölçekli bir motor tasarlayarak bir ilke imza atmış durumda. Bu tekniğin bir gün minik robotlara güç verebileceği düşünülürken Baker, “Aslında bakterinin motorunu hackledik,” diye belirtiyor. Kaynak Görsel: Ramon Andrade 3dCiencia/Science Photo Library</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/bakteri-parcalarindan-minik-motor">Bakteri parçalarından minik motor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çoğu bakteri türü, kuyruğa benzer kamçılarının dönüşünü sağlayan bir nevi “doğal motorlarla” hareket ediyor.</p>
<p>“Stator” olarak bilinen ve mekanikte de karşılığı olan bu dönen mekanizma, milyarlarca yıl önce evrimleştiği düşünülen “dünyanın en eski ve en küçük tekerlekleri” olarak da nitelendiriliyor.</p>
<p>Bu işlevselliğe sahip olan her bakteri türü, ortada adeta bir aks gibi davranan iki protein bileşiğinin etrafında bulunan ve beş küçük bileşenden oluşan doğal bir tasarıma sahip.</p>
<p>Bu özelliklerden yola çıkan Avustralya, New South Wales Üniversitesi’nden Matthew Baker ve meslektaşları, gen düzenlemeyi kullanarak iki farklı bakteri türünün (<em>Escherichia coli </em>ve<em> Vibrio alginolyticus</em>) motor parçalarını birleştirerek önemli bir gelişmeye imza atmış durumda.</p>
<h4>CANLI MOTOR</h4>
<p>Öncelikle 14 farklı parça kombinasyonunu deneyen ekip, sonunda doğru kombinasyonu bularak bakteri parçalarından minik bir motor elde etti.</p>
<p>Bakterilerin farklı parçalarının birleştirilmesi yoluyla meydana getirilen bu “canlı motor” şimdiye kadar yapılmış en küçük motorlardan birisi olma niteliği de taşıyor.</p>
<p>Konuyla ilgilenen diğer araştırmacılar daha küçük ve molekül ölçeğinde motorlar üretirken Baker ve ekibi, bağımsız olarak çalıştırılan nano ölçekli bir motor tasarlayarak bir ilke imza atmış durumda.</p>
<p>Bu tekniğin bir gün minik robotlara güç verebileceği düşünülürken Baker, “Aslında bakterinin motorunu hackledik,” diye belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.newscientist.com/article/2452327-motor-made-from-bacteria-parts-is-one-of-the-smallest-ever-built/" target="_blank" rel="noopener"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p><em><strong>Görsel:</strong> Ramon Andrade 3dCiencia/Science Photo Library</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/bakteri-parcalarindan-minik-motor">Bakteri parçalarından minik motor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32049</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Deniz yosunu bağırsaklardaki bakterilerin genetiğini değiştirebilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/deniz-yosunu-bagirsaklardaki-bakterilerin-genetigini-degistirebilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 10:03:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[deniz yosunu]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[gen transferi]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[genler]]></category>
		<category><![CDATA[mikrop]]></category>
		<category><![CDATA[suşi]]></category>
		<category><![CDATA[yosun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yosunlar, bağırsaklarımızdaki bakterilerin normalde sindiremeyeceği benzersiz diyet lifleri içerir. Örneğin, suşi için kullanılan nori sarıcılar, porfir bakımından zengindir. Son çalışmaya göre ise deniz yosunu yemek, bağırsaklarımızdaki bakterileri genetik olarak değiştirebilir. Çünkü deniz yosunlarına özgü maddeleri sindirirken deniz bakterilerinden gen alabilirler. Bunun insanların sağlığını etkileyip etkilemediği ise henüz bilinmiyor. Michigan Üniversitesi’nden Eric Martens ve meslektaşlarının 2012 yılında yaptıkları çalışmada bir bağırsak bakterisinin, porfiri sindirmek için gereken genleri, muhtemelen denizde yaşayan bir bakteriden aldığını bulmuştu. Martens, “Mikroplarımız doğal olarak kendi mühendisliklerini yapıyor” diyor. Martens liderliğindeki ekip, yeni çalışmada, Avrupa ve Asya’nın bazı bölgelerinde tüketilen İrlanda yosunlarından elde edilen karajenanları sindirebilen iki bağırsak bakterisi (Bacteroides) bulduğunu açıkladı. Bununla birlikte kerajenanların güvenli bir gıda maddesi olup olmadığı konusundaki tartışmalar da devam ediyor. Çünkü zehirli olan poligeenan adı verilen bir maddeye dönüşebiliyorlar. Yani bu yosun içeriğini sindirebilen bakterilere sahip insanların bağırsaklarında poligeenan üretebilir. Martens ve ekibi ayrıca porfirini sindirebilen Bacteroides bağırsak bakterilerinin birkaç suşunu daha buldu. Çoğu, ihtiyaç duyulan enzimler için aynı gen kümesine sahipti, bu da bağırsak bakterileri arasında bir transfer olduğunu gösteriyor. İnsanların bağırsaklarındaki DNA’ların sıralandığı çeşitli metagenomik çalışmalar, Japonya ve Çin’de yaşayan insanların, bu porfir sindirici bağırsak bakterilerine sahip olma olasılığının diğer bölgelerdeki insanlardan daha yüksek olduğunu gösteriyor. Gen transferlerinin nasıl gerçekleştiği ise şimdilik gizemini koruyor. Yaptıkları çalışmanın yüzeysel kaldığının altını çizen Martens, poligeenan üretilse bile bakterilerin içinde güvenle kalabileceğini, yani bir sorun yaratmayabileceğini ama konunun daha fazla araştırılması gerektiğini söylüyor. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) sözcüsü de bu yosun içeriği için eldeki mevcut güvenlik verilerinin yetersiz olduğunu belirtiyor. https://www.newscientist.com/article/2247750-eating-seaweed-can-genetically-modify-the-bacteria-in-our-guts/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/deniz-yosunu-bagirsaklardaki-bakterilerin-genetigini-degistirebilir">Deniz yosunu bağırsaklardaki bakterilerin genetiğini değiştirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yosunlar, bağırsaklarımızdaki bakterilerin normalde sindiremeyeceği benzersiz diyet lifleri içerir. Örneğin, suşi için kullanılan nori sarıcılar, porfir bakımından zengindir. Son çalışmaya göre ise deniz yosunu yemek, bağırsaklarımızdaki bakterileri genetik olarak değiştirebilir. Çünkü deniz yosunlarına özgü maddeleri sindirirken deniz bakterilerinden gen alabilirler. Bunun insanların sağlığını etkileyip etkilemediği ise henüz bilinmiyor.</p>
<p>Michigan Üniversitesi’nden Eric Martens ve meslektaşlarının 2012 yılında yaptıkları çalışmada bir bağırsak bakterisinin, porfiri sindirmek için gereken genleri, muhtemelen denizde yaşayan bir bakteriden aldığını bulmuştu. Martens, “Mikroplarımız doğal olarak kendi mühendisliklerini yapıyor” diyor.</p>
<p>Martens liderliğindeki ekip, yeni çalışmada, Avrupa ve Asya’nın bazı bölgelerinde tüketilen İrlanda yosunlarından elde edilen karajenanları sindirebilen iki bağırsak bakterisi (Bacteroides) bulduğunu açıkladı.</p>
<p>Bununla birlikte kerajenanların güvenli bir gıda maddesi olup olmadığı konusundaki tartışmalar da devam ediyor. Çünkü zehirli olan poligeenan adı verilen bir maddeye dönüşebiliyorlar. Yani bu yosun içeriğini sindirebilen bakterilere sahip insanların bağırsaklarında poligeenan üretebilir.</p>
<p>Martens ve ekibi ayrıca porfirini sindirebilen Bacteroides bağırsak bakterilerinin birkaç suşunu daha buldu. Çoğu, ihtiyaç duyulan enzimler için aynı gen kümesine sahipti, bu da bağırsak bakterileri arasında bir transfer olduğunu gösteriyor.</p>
<p>İnsanların bağırsaklarındaki DNA’ların sıralandığı çeşitli metagenomik çalışmalar, Japonya ve Çin’de yaşayan insanların, bu porfir sindirici bağırsak bakterilerine sahip olma olasılığının diğer bölgelerdeki insanlardan daha yüksek olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Gen transferlerinin nasıl gerçekleştiği ise şimdilik gizemini koruyor. Yaptıkları çalışmanın yüzeysel kaldığının altını çizen Martens, poligeenan üretilse bile bakterilerin içinde güvenle kalabileceğini, yani bir sorun yaratmayabileceğini ama konunun daha fazla araştırılması gerektiğini söylüyor. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (<a href="https://www.efsa.europa.eu/en">EFSA</a>) sözcüsü de bu yosun içeriği için eldeki mevcut güvenlik verilerinin yetersiz olduğunu belirtiyor.</p>
<p><a href="https://www.newscientist.com/article/2247750-eating-seaweed-can-genetically-modify-the-bacteria-in-our-guts/"><strong>https://www.newscientist.com/article/2247750-eating-seaweed-can-genetically-modify-the-bacteria-in-our-guts/</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/deniz-yosunu-bagirsaklardaki-bakterilerin-genetigini-degistirebilir">Deniz yosunu bağırsaklardaki bakterilerin genetiğini değiştirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29426</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Antimikrobiyal ilaçlara dirençli organizma sayısı artıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/antimikrobiyal-ilaclara-direncli-organizma-sayisi-artiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Dec 2019 14:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[antimikrobiyal]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[candida]]></category>
		<category><![CDATA[direnç]]></category>
		<category><![CDATA[dünya sağlık örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[mantar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16101</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağımızın belasından kurtuluş yok mu? Dünyada her yıl yaklaşık 500.000 kişi, antimikrobiyal ilaçlara direnç gösteren organizmalar yüzünden ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü 2050 yılında bu sayının 10 milyonu bulabileceğini söylüyor. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) ise yayınladığı yeni raporda halk sağlığını tehdit eden organizmalara, biri mantar diğeri bakteri olmak üzere iki yeni organizma eklendi: Tehlike büyük! Antimikrobiyal ilaçlar modern tıpta kritik bir rol oynuyor. Rutin olarak bulaşıcı hastalıkları tedavi etmek için ve ameliyat sonrası önleyici olarak uygulanan ilaçlar sayesinde ortalama yaşam beklentisinin ortalama 20 yıl arttığını biliyoruz. Ancak organizmalar bizden daha akıllı! Evrim sayesinde ilaçlara direnç göstermekte ustalaşıyorlar. Bu sebeple de antimikrobiyal ilaçlara direnç gösteren organizmalar tüm dünyada hızla yayılıyor. Öyle ki Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde 3 milyona yakın insan, ilaca dirençli bakteri ve mantarların neden olduğu enfeksiyonların tedavisine karşılık vermekte zorluk çekiyor. Ve yaklaşık 35.000 kişi yeni bir hükümet raporuna göre ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre bunun dünya genelindeki karşılığı yaklaşık 500.000 kişi! Üstelik 2050 yılında bu ölümlerin 10 milyonu bulabileceği WHO tarafından da teyit ediliyor. Ezcümle, antimikrobiyal ilaç direnciyle mücadele, bugün insanlığın karşılaştığı en acil sorunlardan biri. Antimikrobiyal ilaçlara direncin yayılmasında %18’lik azalma var, ama… Bu konuda yeni gelişmeler var. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) 2013’te hazırladığı son raporunu, 700’den fazla hastaneden gelen son altı yıllık elektronik sağlık kayıtlarını da kullanarak revize etti. Bu süreçte ilaca dirençli enfeksiyonlardan kaynaklanan yıllık ölüm sayısının yaklaşık 44.000 olduğu tahmin ediliyor. Daha önceki tahmin olan 23.000 ölümün neredeyse iki katı. Tehlike çok büyük! Hiçbir şeyin bir canlının yaşamından daha önemli olmamasıyla birlikte antibiyotik direncinin hasta başına 29.000$’a kadar maliyeti söz konusu. Sadece ABD’de toplamda yaklaşık 20 milyar dolarlık ekonomik kayıptan bahsediyoruz. Buna karşın CDC&#8217;den antimikrobiyal direnç konusunda kıdemli bir danışman olan Michael Craig, tipik olarak hastanelerle ilişkilendirilen ilaca dirençli mikropların yayılmasında %18’lik bir azalma olduğunu söylüyor. Ancak CDC’nin verilerinin yetersiz olduğunu savunanlar da var. Sözgelimi, St. Louis’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, Infection Control &#38; Hospital Epidemiology’de yayımladıkları bir makalede, farklı metodolojiler kullanarak 2010’da ABD’de 150 binden fazla insanın ilaca dirençli mikroplar yüzünden öldüğünü ortaya koydu. Washington&#8217;daki Biyoloji İnovasyon Organizasyonu’nun (BIO) bulaşıcı hastalık politikaları direktörü Greg Frank, “CDC&#8217;nin yeni rakamları, antibiyotik direnci yükünün değerlendirilmesinde mükemmel bir ilerlemeyi temsil ediyor, ancak halen büyük etkisi hafife alınıyor” dedi. Bunun arkasındaki savunu ise ilaca dirençli organizmalar çoğu zaman yetersiz bildirildiği için buna bağlı olarak gelişen enfeksiyonlara sahip birçok hastanın ölüm nedeni olarak başka sağlık sorunlarının gösterilmesi. İki yeni halk sağlığı tehdidi: Bir bakteri ve bir mantar Üstelik ilaca dirençli organizmalara yenileri ekleniyor. Son CDC raporunda, kurumun acil halk sağlığı tehditleri olarak gördüğü bakteri ve mantarlar listesine iki yeni dirençli organizma daha eklendiği görülüyor. Bir mantar suşu olan Candida auris ve karbapenem antibiyotiğine dirençli bir bakteri olan Acinetobacter. Listede daha önce karbapenemlere dirençli olan Clostridioides difficile ile ilaca dirençli Neisseria gonorrhoeae ve Enterobacteriaceae bakterileri vardı. Listeye yeni eklenen Acinetobacter bakterisinin çoğunlukla sağlık tesislerinde yayıldığı ve zatürree ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olduğu belirtiliyor. Bir de Candida auris mantarı var. Hastalarda ağır ve ölümcül enfeksiyonlara neden olan C. auris ile ilgili konuşan Craig, “2013&#8217;teki son raporumuzu yazarken adını bile bilmediğimiz bir patojen” dedi ve ekledi, “O zamandan beri dünyayı dolaştı ve birçok enfeksiyon ve ölüme neden oldu.” Bir teoriye göre, Candida’nın daha önce tıbbi olarak bilinmeyen bir mantardan dünya çapında sağlık tehdidine hızla geçişi, iklim değişikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Antimikrobiyal direnç nasıl artıyor? Doğal seleksiyonun yanı sıra yanlış tanı, gereksiz reçeteler, hastalar tarafından yanlış antibiyotik kullanımı ve hayvansal gıda üretiminde büyüme teşviki için antibiyotik kullanımı gibi durumlar, antibiyotik direncini bugün tıp tarihinin en büyük sorunlarından biri haline getiriyor. Bununla birlikte iklim değişikliğinin bu sorundaki etkisi de çeşitli çalışmalarla ortaya konmuş durumda. İlaçlarla organizmalar arasında savaş nasıl işliyor? Enfeksiyon kaptığımız an, vücudumuz akyuvar üreterek bakterilerle savaşmaya başlar. Genelde başarılı olsa da bazı durumlarda vücudumuz bakterilerle baş edemez. Bu noktada dışarıdan aldığımız antibiyotikler devreye girer. Penisilin bunlardan biridir. İçinde Beta lactam halkası adı verilen bir yapı bulunan penisilin, bakterinin hücre duvarına hücum ederek onu tahrip eder. Bakteri buna karşı koyarak bu tahribatı onarır. Bununla da kalmayıp penisilindeki Beta lactam halkasını yok edecek enzimler salgılar. Penisilin ise bu enzimlerin salgılanmasını önleyerek bakteriye üstün gelmeye çalışır. Bu savaşın galibi yaşam ya da ölümdür. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynakça https://www.sciencenews.org/article/cdc-drug-resistant-microbes-kill-about-35000-people-united-states-per-year https://www.livescience.com/microbe-spreads-antibiotic-resistance-to-bacteria.html https://www.sciencedaily.com/terms/antibiotic_resistance.htm https://www.cdc.gov/features/antibiotic-resistance-global/index.html https://www.sciencenews.org/article/climate-change-could-raise-risk-deadly-fungal-infections-humans</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/antimikrobiyal-ilaclara-direncli-organizma-sayisi-artiyor">Antimikrobiyal ilaçlara dirençli organizma sayısı artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Çağımızın belasından kurtuluş yok mu?</strong></h4>
<p><em>Dünyada her yıl yaklaşık 500.000 kişi, antimikrobiyal ilaçlara direnç gösteren organizmalar yüzünden ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü 2050 yılında bu sayının 10 milyonu bulabileceğini söylüyor. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) ise yayınladığı yeni raporda halk sağlığını tehdit eden organizmalara, biri mantar diğeri bakteri olmak üzere iki yeni organizma eklendi: Tehlike büyük!</em></p>
<p>Antimikrobiyal ilaçlar modern tıpta kritik bir rol oynuyor. Rutin olarak bulaşıcı hastalıkları tedavi etmek için ve ameliyat sonrası önleyici olarak uygulanan ilaçlar sayesinde ortalama yaşam beklentisinin ortalama 20 yıl arttığını biliyoruz. Ancak organizmalar bizden daha akıllı! Evrim sayesinde ilaçlara direnç göstermekte ustalaşıyorlar. Bu sebeple de antimikrobiyal ilaçlara direnç gösteren organizmalar tüm dünyada hızla yayılıyor.</p>
<p>Öyle ki Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde 3 milyona yakın insan, ilaca dirençli bakteri ve mantarların neden olduğu enfeksiyonların tedavisine karşılık vermekte zorluk çekiyor. Ve yaklaşık 35.000 kişi yeni bir hükümet raporuna göre ölüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre bunun dünya genelindeki karşılığı yaklaşık 500.000 kişi! Üstelik 2050 yılında bu ölümlerin 10 milyonu bulabileceği WHO tarafından da teyit ediliyor. Ezcümle, antimikrobiyal ilaç direnciyle mücadele, bugün insanlığın karşılaştığı en acil sorunlardan biri.</p>
<p><strong>Antimikrobiyal ilaçlara direncin yayılmasında %18’lik azalma var, ama…</strong></p>
<p>Bu konuda yeni gelişmeler var. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) 2013’te hazırladığı son raporunu, 700’den fazla hastaneden gelen son altı yıllık elektronik sağlık kayıtlarını da kullanarak revize etti. Bu süreçte ilaca dirençli enfeksiyonlardan kaynaklanan yıllık ölüm sayısının yaklaşık 44.000 olduğu tahmin ediliyor. Daha önceki tahmin olan 23.000 ölümün neredeyse iki katı. Tehlike çok büyük!</p>
<p>Hiçbir şeyin bir canlının yaşamından daha önemli olmamasıyla birlikte antibiyotik direncinin hasta başına 29.000$’a kadar maliyeti söz konusu. Sadece ABD’de toplamda yaklaşık 20 milyar dolarlık ekonomik kayıptan bahsediyoruz. Buna karşın CDC&#8217;den antimikrobiyal direnç konusunda kıdemli bir danışman olan Michael Craig, tipik olarak hastanelerle ilişkilendirilen ilaca dirençli mikropların yayılmasında %18’lik bir azalma olduğunu söylüyor.</p>
<p>Ancak CDC’nin verilerinin yetersiz olduğunu savunanlar da var. Sözgelimi, St. Louis’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, <em>Infection Control &amp; Hospital Epidemiology</em>’de yayımladıkları bir makalede, farklı metodolojiler kullanarak 2010’da ABD’de 150 binden fazla insanın ilaca dirençli mikroplar yüzünden öldüğünü ortaya koydu.</p>
<p>Washington&#8217;daki Biyoloji İnovasyon Organizasyonu’nun (BIO) bulaşıcı hastalık politikaları direktörü Greg Frank, “CDC&#8217;nin yeni rakamları, antibiyotik direnci yükünün değerlendirilmesinde mükemmel bir ilerlemeyi temsil ediyor, ancak halen büyük etkisi hafife alınıyor” dedi. Bunun arkasındaki savunu ise ilaca dirençli organizmalar çoğu zaman yetersiz bildirildiği için buna bağlı olarak gelişen enfeksiyonlara sahip birçok hastanın ölüm nedeni olarak başka sağlık sorunlarının gösterilmesi.</p>
<p><strong>İki yeni halk sağlığı tehdidi: Bir bakteri ve bir mantar</strong></p>
<p>Üstelik ilaca dirençli organizmalara yenileri ekleniyor. Son CDC raporunda, kurumun acil halk sağlığı tehditleri olarak gördüğü bakteri ve mantarlar listesine iki yeni dirençli organizma daha eklendiği görülüyor. Bir mantar suşu olan <em>Candida auris</em> ve karbapenem antibiyotiğine dirençli bir bakteri olan <em>Acinetobacter</em>. Listede daha önce karbapenemlere dirençli olan <em>Clostridioides difficile</em> ile ilaca dirençli <em>Neisseria gonorrhoeae</em> ve <em>Enterobacteriaceae </em>bakterileri vardı.</p>
<div id="attachment_16102" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-16102" class="wp-image-16102 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/12/antimikrobiyal-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /><p id="caption-attachment-16102" class="wp-caption-text">Bir teoriye göre, Candida’nın daha önce tıbbi olarak bilinmeyen bir mantardan dünya çapında sağlık tehdidine hızla geçişi, iklim değişikliğinden kaynaklanıyor olabilir.</p></div>
<p>Listeye yeni eklenen <em>Acinetobacter</em> bakterisinin çoğunlukla sağlık tesislerinde yayıldığı ve zatürree ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olduğu belirtiliyor. Bir de <em>Candida auris</em> mantarı var. Hastalarda ağır ve ölümcül enfeksiyonlara neden olan <em>C. auris</em> ile ilgili konuşan Craig, “2013&#8217;teki son raporumuzu yazarken adını bile bilmediğimiz bir patojen” dedi ve ekledi, “O zamandan beri dünyayı dolaştı ve birçok enfeksiyon ve ölüme neden oldu.” Bir teoriye göre, <em>Candida</em>’nın daha önce tıbbi olarak bilinmeyen bir mantardan dünya çapında sağlık tehdidine hızla geçişi, iklim değişikliğinden kaynaklanıyor olabilir.</p>
<p><strong><u>Antimikrobiyal direnç nasıl artıyor?</u></strong></p>
<p>Doğal seleksiyonun yanı sıra yanlış tanı, gereksiz reçeteler, hastalar tarafından yanlış antibiyotik kullanımı ve hayvansal gıda üretiminde büyüme teşviki için antibiyotik kullanımı gibi durumlar, antibiyotik direncini bugün tıp tarihinin en büyük sorunlarından biri haline getiriyor. Bununla birlikte iklim değişikliğinin bu sorundaki etkisi de çeşitli çalışmalarla ortaya konmuş durumda.</p>
<p><strong><u>İlaçlarla organizmalar arasında savaş nasıl işliyor?</u></strong></p>
<p>Enfeksiyon kaptığımız an, vücudumuz akyuvar üreterek bakterilerle savaşmaya başlar. Genelde başarılı olsa da bazı durumlarda vücudumuz bakterilerle baş edemez. Bu noktada dışarıdan aldığımız antibiyotikler devreye girer. Penisilin bunlardan biridir. İçinde <em>Beta lactam</em> halkası adı verilen bir yapı bulunan penisilin, bakterinin hücre duvarına hücum ederek onu tahrip eder. Bakteri buna karşı koyarak bu tahribatı onarır. Bununla da kalmayıp penisilindeki <em>Beta lactam </em>halkasını yok edecek enzimler salgılar. Penisilin ise bu enzimlerin salgılanmasını önleyerek bakteriye üstün gelmeye çalışır. Bu savaşın galibi yaşam ya da ölümdür.</p>
<p><strong>Yazı:</strong> <strong>Batuhan Sarıcan</strong> / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/cdc-drug-resistant-microbes-kill-about-35000-people-united-states-per-year">https://www.sciencenews.org/article/cdc-drug-resistant-microbes-kill-about-35000-people-united-states-per-year</a></p>
<p><a href="https://www.livescience.com/microbe-spreads-antibiotic-resistance-to-bacteria.html">https://www.livescience.com/microbe-spreads-antibiotic-resistance-to-bacteria.html</a></p>
<p><a href="https://www.sciencedaily.com/terms/antibiotic_resistance.htm">https://www.sciencedaily.com/terms/antibiotic_resistance.htm</a></p>
<p><a href="https://www.cdc.gov/features/antibiotic-resistance-global/index.html">https://www.cdc.gov/features/antibiotic-resistance-global/index.html</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/climate-change-could-raise-risk-deadly-fungal-infections-humans">https://www.sciencenews.org/article/climate-change-could-raise-risk-deadly-fungal-infections-humans</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/antimikrobiyal-ilaclara-direncli-organizma-sayisi-artiyor">Antimikrobiyal ilaçlara dirençli organizma sayısı artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16101</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 186. Sayı – 18 Ekim 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-186-sayi-18-ekim-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Oct 2019 13:04:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[5G]]></category>
		<category><![CDATA[asteroit]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bill gates]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[uygar yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[vejetaryen beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15598</guid>

					<description><![CDATA[<p>2019 Nobel Ödülleri açıklandı: Fizik, kimya ve tıpta yine kadının adı yok Uygarlaşma önündeki engeller &#8211; Doğan Kuban Gates&#8217;i nasıl bilirsiniz? &#8211; Tanol Türkloğlu İnternet 5G&#8217;ye taşınırsa&#8230; &#8211; Ali Akurgal Akademi ve Bilim (36): Onlar ve biz &#8211; Mustafa Çetiner Hem bilimsel hem de sosyal yararlılık nasıl gerçekleştirilir? &#8211; Kadircan Keskinbora Robotlar için &#8216;dokunma hissine sahip yapay deri&#8217; Türkiye&#8217;den Hindistan ve Pakistan arasında bir nükleer savaşının sonuçları ne olur? Bir göktaşını yörüngesinden çıkarmayı deneyeceğiz Parkinson hastalığının seyri cinsiyete göre değişiyor Bakteriler bilime karşı dayanışma içinde &#8216;Cennetin gözü&#8217; dünya bilimine açılıyor Sizin Erdös numaranız kaç acaba? &#8211; Ergun Akleman Işık kirliliği (2) &#8211; Dursun Koçer Veganlar ve vejetaryenler için en iyi protein kaynakları Normal kalp atış hızı nedir? Sıra dışı bir canlı: Aksolotl semenderi Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-186-sayi-18-ekim-2019">HBT Dergi 186. Sayı – 18 Ekim 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15604" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186.jpg 1654w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />2019 Nobel Ödülleri açıklandı: Fizik, kimya ve tıpta yine kadının adı yok<br />
Uygarlaşma önündeki engeller &#8211; Doğan Kuban<br />
Gates&#8217;i nasıl bilirsiniz? &#8211; Tanol Türkloğlu<br />
İnternet 5G&#8217;ye taşınırsa&#8230; &#8211; Ali Akurgal<br />
Akademi ve Bilim (36): Onlar ve biz &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Hem bilimsel hem de sosyal yararlılık nasıl gerçekleştirilir? &#8211; Kadircan Keskinbora<br />
Robotlar için &#8216;dokunma hissine sahip yapay deri&#8217; Türkiye&#8217;den<br />
Hindistan ve Pakistan arasında bir nükleer savaşının sonuçları ne olur?<br />
Bir göktaşını yörüngesinden çıkarmayı deneyeceğiz<br />
Parkinson hastalığının seyri cinsiyete göre değişiyor<br />
Bakteriler bilime karşı dayanışma içinde<br />
&#8216;Cennetin gözü&#8217; dünya bilimine açılıyor<br />
Sizin Erdös numaranız kaç acaba? &#8211; Ergun Akleman<br />
Işık kirliliği (2) &#8211; Dursun Koçer<br />
Veganlar ve vejetaryenler için en iyi protein kaynakları<br />
Normal kalp atış hızı nedir?<br />
Sıra dışı bir canlı: Aksolotl semenderi</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-186-sayi-18-ekim-2019">HBT Dergi 186. Sayı – 18 Ekim 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15598</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Probiyotikler herkes için güvenli olmayabilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/probiyotikler-herkes-icin-guvenli-olmayabilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Sep 2019 07:38:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[probiyotik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14998</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzmanlar probiyotikleri doğal olarak içermeyen besinlere probiyotik eklemenin ürünleri daha sağlıklı, daha yararlı kılmadığını ileri sürüyor. Oysa bugünlerde “İyi bakteriler” diş macunundan çikolataya, meyve sularından tahıllara uzanan çok çeşitli ürünlerde karşımıza çıkıyorlar. Boston’daki MassGeneral Çocuk Hastanesi pediatri ve genel sağlık uzmanlarından Dr. Patricia Hibberd, bu yararlı bakterileri doğal olarak içermeyen besinlere probiyotikler eklemenin ürünleri daha sağlıklı, daha nitelikli kılmadığını ve beslenme düzenine herhangi bir katkıda bulunmadığını belirtiyor. Hibberd, günümüzde probiyotikler konusundaki yanıltıcı söylemlerin bilimsel verilerden çok daha ağır bastığına dikkat çekiyor. Ne var ki, tüm bu gerçekler görünürde tüketicinin probiyotiklere olan ilgisini pek de etkilemiyor. Gerçeklerin yanıltıcı söylemlerden ayırt edilebilmesi için, tüketicilerin probiyotikli besinleri ya da destekleyici ürünleri satın alırlarken aşağıda belirtilen noktaları göz önünde bulundurmaları gerekiyor. Probiyotikler, ilaçlar gibi resmi bir denetime tabi değil Hibberd, destekleyici ürünlerdeki probiyotiklerin genelde oldukça güvenli olduklarını düşünüyor. Yine de, beslenmeyi destekleyici ürünler olarak satışa sunulan probiyotiklerin piyasaya sürülmeden önce herhangi bir onaydan geçmeleri gerekmiyor ve bu ürünler ilaçlar denli ciddi bir güvenlik testinden geçmiyorlar. Bu tür ürünlerin üreticileri resmi bir onay olmaksızın ürünlerin belli hastalıklara iyi geldiği yönünde herhangi bir iddiada bulunmasalar da, söz gelimi, bir ürünün “sindirime iyi geldiği” yönünde birtakım belirsiz savlar öne sürebiliyorlar. Dahası, besinlerin ve destekleyici  ürünlerin içermeleri gereken mikropların miktarı ya da en düşük düzeyi konusunda da herhangi bir ölçüt belirlenmiş değil. Hafif yan etkilerin yaşanması olası İnsanlar probiyotik içeren destekleyici ürünleri tüketmeye başladıklarında, ilk birkaç gün midede gaz ve şişkinlik gibi birtakım sorunlar yaşayabilirler. Hibberd, bu tür yan etkiler yaşansa bile, belirtilerin çoğu zaman hafif seyrettiğine ve bunların genellikle iki üç gün içinde yok olduklarına dikkat çekiyor. Probiyotikli yiyeceklerin tümü birbirinin aynısı değildir Probiyotik açısından zengin besinler arasında kefir, fermente süt ürünleri ve çedar, parmesan, gravyer gibi eski peynirler yer alıyor. Süt ürünlerinin dışında, salamura turşu, sauerkraut (Alman tipi lahana turşusu), bir Kore yemeği olan kimchi, soya fasulyesinden yapılan tempeh ve yine soya fasulyesinden yapılan Japonya’ya özgü bir çeşni olan miso gibi ürünler de probiyotikler içeriyorlar. Ayrıca, probiyotikler listesinde giderek ağırlık kazanan besinler var. Aralarında probiyotik katkılı meyve suları, tahıllar ve atıştırmalıkların yer aldığı bu tür besinler doğal olarak mayalanmış ya da kültüre edilmiş olmasalar da, bir miktar canlı organizma içerebiliyorlar. Hibberd, besinlerdeki probiyotiklerin büyük bir bölümünün çoğu insanlar için güvenli olduğuna, ancak asıl önemli sorunun kişinin bu besinleri tükettiğinde organizmanın gerçekten canlı olup olmamasından kaynaklandığına dikkat çekiyor. Kimi durumlarda organizma çürümüş olabiliyor ve bu da onun yeterince etkili olmayacağı ve sağlığa pek bir yarar sağlamayacağı anlamına geliyor. Probiyotikler herkes için güvenli olmayabilir Kimi insanların besinlerdeki ya da destekleyici ürünlerdeki probiyotiklerden kesinlikle kaçınmaları gerekiyor. Hibberd, bu kişiler arasında bağışıklık sistemleri güçsüzleşen ve kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarının olduğuna dikkat çekiyor. Organ nakli uygulanan ve bir hastalıktan ötürü sindirim borusunun bir bölümü alınan kişiler için de probiyotikler daha yüksek risk oluşturuyorlar. Hibberd, hastanede yatan ve damar yolları açılan kişilerin yanı sıra, kalp kapakçıklarında anormallikler olan ya da kalp kapakçığı ameliyatı olması gereken  kişilerin de enfeksiyon olasılığı nedeniyle probiyotiklerden kaçınmaları gerektiğini belirtiyor. Son kullanma tarihlerine dikkat edin Canlı organizmaların raf ömürleri sınırlı olduğundan, insanların probiyotiklerden olabildiğince yarar sağlayabilmeleri için bunları raf ömürleri sona ermeden önce tüketmeleri gerekiyor. Organizmaların güçlerini yitirmelerini önlemek amacıyla tüketiciler ürünlerin uygun bir biçimde saklanmaları konusunda  bilgilendirilebilirler; kimi destekleyici ürünlerin buzdolabında saklanmaları gerekirken, kimilerinin oda sıcaklığında ve ışıktan uzak bir yerde saklanmaları gerekebilir. Ürün etiketlerine dikkat edin Bir besin ürünündeki probiyotik miktarı genelde açıkça belirtilmez. İçerikle ilgili etiketlerde organizmanın grubu ve türü belirtilse de, bakteri  sayısına çoğu zaman yer verilmez. Destekleyici ürünler üzerindeki etiketlerde bakterinin sırasıyla soyu, türü ve suşu belirtilmelidir. Mikrop sayımı, tek bir dozdaki canlı organizma sayısını gösteren ve genellikle milyarlarla belirtilen, koloni oluşturan birim (CFU) olarak verilir. Ürünün uygun kullanım dozu, sıklığı ve saklama koşulları konusunda paket üzerindeki yönergelere uyulmalıdır. Hibberd tüketicilere destekleyici kapsülleri açıp içeriğini süte serpiştirerek  tüketmelerini öneriyor. Destekleyici ürünler genelde cep yakıyor Probiyotikler en pahalı destekleyici besin türlerinden birini oluşturuyorlar. Dahası, fiyatının yüksek olması her zaman ürünün daha nitelikli olduğu anlamına da gelmiyor. Sağlık durumunuza en uygun organizmaları seçin Uzmanlar, belli bir rahatsızlığa probiyotiklerle çözüm getirmek isteyenlere saygın bir tıp dergisinde yayımlanmış ve olumlu sonuçları kanıtlanmış araştırmaları gözden geçirmelerini öneriyor. Bu kişilerin önerilen ürünü araştırmada belirtilen dozda, sıklıkta ve zaman aralığında tüketmeleri gerekiyor. Kaynak: LiveScience</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/probiyotikler-herkes-icin-guvenli-olmayabilir">Probiyotikler herkes için güvenli olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Uzmanlar probiyotikleri doğal olarak içermeyen besinlere probiyotik eklemenin ürünleri daha sağlıklı, daha yararlı kılmadığını ileri sürüyor. Oysa bugünlerde “İyi bakteriler” diş macunundan çikolataya, meyve sularından tahıllara uzanan çok çeşitli ürünlerde karşımıza çıkıyorlar.</p></blockquote>
<p>Boston’daki MassGeneral Çocuk Hastanesi pediatri ve genel sağlık uzmanlarından <strong>Dr. Patricia Hibberd</strong>, bu yararlı bakterileri doğal olarak içermeyen besinlere probiyotikler eklemenin ürünleri daha sağlıklı, daha nitelikli kılmadığını ve beslenme düzenine herhangi bir katkıda bulunmadığını belirtiyor. Hibberd, günümüzde probiyotikler konusundaki yanıltıcı söylemlerin bilimsel verilerden çok daha ağır bastığına dikkat çekiyor. Ne var ki, tüm bu gerçekler görünürde tüketicinin probiyotiklere olan ilgisini pek de etkilemiyor.</p>
<p>Gerçeklerin yanıltıcı söylemlerden ayırt edilebilmesi için, tüketicilerin probiyotikli besinleri ya da destekleyici ürünleri satın alırlarken aşağıda belirtilen noktaları göz önünde bulundurmaları gerekiyor.</p>
<p><strong>Probiyotikler, ilaçlar gibi resmi bir denetime tabi değil</strong></p>
<p>Hibberd, destekleyici ürünlerdeki probiyotiklerin genelde oldukça güvenli olduklarını düşünüyor. Yine de, beslenmeyi destekleyici ürünler olarak satışa sunulan probiyotiklerin piyasaya sürülmeden önce herhangi bir onaydan geçmeleri gerekmiyor ve bu ürünler ilaçlar denli ciddi bir güvenlik testinden geçmiyorlar.</p>
<p>Bu tür ürünlerin üreticileri resmi bir onay olmaksızın ürünlerin belli hastalıklara iyi geldiği yönünde herhangi bir iddiada bulunmasalar da, söz gelimi, bir ürünün “sindirime iyi geldiği” yönünde birtakım belirsiz savlar öne sürebiliyorlar. Dahası, besinlerin ve destekleyici  ürünlerin içermeleri gereken mikropların miktarı ya da en düşük düzeyi konusunda da herhangi bir ölçüt belirlenmiş değil.</p>
<p><strong>Hafif yan etkilerin yaşanması olası</strong></p>
<p>İnsanlar probiyotik içeren destekleyici ürünleri tüketmeye başladıklarında, ilk birkaç gün midede gaz ve şişkinlik gibi birtakım sorunlar yaşayabilirler. Hibberd, bu tür yan etkiler yaşansa bile, belirtilerin çoğu zaman hafif seyrettiğine ve bunların genellikle iki üç gün içinde yok olduklarına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Probiyotikli yiyeceklerin tümü birbirinin aynısı değildir</strong></p>
<p>Probiyotik açısından zengin besinler arasında kefir, fermente süt ürünleri ve çedar, parmesan, gravyer gibi eski peynirler yer alıyor.</p>
<p>Süt ürünlerinin dışında, salamura turşu, sauerkraut (Alman tipi lahana turşusu), bir Kore yemeği olan kimchi, soya fasulyesinden yapılan tempeh ve yine soya fasulyesinden yapılan Japonya’ya özgü bir çeşni olan miso gibi ürünler de probiyotikler içeriyorlar.</p>
<p>Ayrıca, probiyotikler listesinde giderek ağırlık kazanan besinler var. Aralarında probiyotik katkılı meyve suları, tahıllar ve atıştırmalıkların yer aldığı bu tür besinler doğal olarak mayalanmış ya da kültüre edilmiş olmasalar da, bir miktar canlı organizma içerebiliyorlar.</p>
<p>Hibberd, besinlerdeki probiyotiklerin büyük bir bölümünün çoğu insanlar için güvenli olduğuna, ancak asıl önemli sorunun kişinin bu besinleri tükettiğinde organizmanın gerçekten canlı olup olmamasından kaynaklandığına dikkat çekiyor. Kimi durumlarda organizma çürümüş olabiliyor ve bu da onun yeterince etkili olmayacağı ve sağlığa pek bir yarar sağlamayacağı anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Probiyotikler herkes için güvenli olmayabilir</strong></p>
<p>Kimi insanların besinlerdeki ya da destekleyici ürünlerdeki probiyotiklerden kesinlikle kaçınmaları gerekiyor. Hibberd, bu kişiler arasında bağışıklık sistemleri güçsüzleşen ve kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarının olduğuna dikkat çekiyor. Organ nakli uygulanan ve bir hastalıktan ötürü sindirim borusunun bir bölümü alınan kişiler için de probiyotikler daha yüksek risk oluşturuyorlar.</p>
<p>Hibberd, hastanede yatan ve damar yolları açılan kişilerin yanı sıra, kalp kapakçıklarında anormallikler olan ya da kalp kapakçığı ameliyatı olması gereken  kişilerin de enfeksiyon olasılığı nedeniyle probiyotiklerden kaçınmaları gerektiğini belirtiyor.</p>
<p><strong>Son kullanma tarihlerine dikkat edin</strong></p>
<p>Canlı organizmaların raf ömürleri sınırlı olduğundan, insanların probiyotiklerden olabildiğince yarar sağlayabilmeleri için bunları raf ömürleri sona ermeden önce tüketmeleri gerekiyor. Organizmaların güçlerini yitirmelerini önlemek amacıyla tüketiciler ürünlerin uygun bir biçimde saklanmaları konusunda  bilgilendirilebilirler; kimi destekleyici ürünlerin buzdolabında saklanmaları gerekirken, kimilerinin oda sıcaklığında ve ışıktan uzak bir yerde saklanmaları gerekebilir.</p>
<p><strong>Ürün etiketlerine dikkat edin</strong></p>
<p>Bir besin ürünündeki probiyotik miktarı genelde açıkça belirtilmez. İçerikle ilgili etiketlerde organizmanın grubu ve türü belirtilse de, bakteri  sayısına çoğu zaman yer verilmez.</p>
<p>Destekleyici ürünler üzerindeki etiketlerde bakterinin sırasıyla soyu, türü ve suşu belirtilmelidir. Mikrop sayımı, tek bir dozdaki canlı organizma sayısını gösteren ve genellikle milyarlarla belirtilen, koloni oluşturan birim (CFU) olarak verilir.</p>
<p>Ürünün uygun kullanım dozu, sıklığı ve saklama koşulları konusunda paket üzerindeki yönergelere uyulmalıdır. Hibberd tüketicilere destekleyici kapsülleri açıp içeriğini süte serpiştirerek  tüketmelerini öneriyor.</p>
<p><strong>Destekleyici ürünler genelde cep yakıyor</strong></p>
<p>Probiyotikler en pahalı destekleyici besin türlerinden birini oluşturuyorlar. Dahası, fiyatının yüksek olması her zaman ürünün daha nitelikli olduğu anlamına da gelmiyor.</p>
<p><strong>Sağlık durumunuza en uygun organizmaları seçin</strong></p>
<p>Uzmanlar, belli bir rahatsızlığa probiyotiklerle çözüm getirmek isteyenlere saygın bir tıp dergisinde yayımlanmış ve olumlu sonuçları kanıtlanmış araştırmaları gözden geçirmelerini öneriyor. Bu kişilerin önerilen ürünü araştırmada belirtilen dozda, sıklıkta ve zaman aralığında tüketmeleri gerekiyor.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.livescience.com/56608-probiotic-safety-tips.html">LiveScience</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/probiyotikler-herkes-icin-guvenli-olmayabilir">Probiyotikler herkes için güvenli olmayabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14998</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Motor nöron hastalığı (ALS) ile bağırsaktaki bakteriler arasında bağlantı olabilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/motor-noron-hastaligi-als-ile-bagirsaktaki-bakteriler-arasindaki-baglanti-olabilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jul 2019 10:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ALS]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[mikrobiyota]]></category>
		<category><![CDATA[nikotinamid molekülü]]></category>
		<category><![CDATA[nörobilim]]></category>
		<category><![CDATA[nöroloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14492</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nörodejeneratif bir hastalık olan ve gizemini hala koruyan ALS üzerine yeni bir çalışma, ALS&#8217;nin mikrobiyotadaki değişikliklerle ilişkili olabileceğine işaret ediyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmada, Akkermansia muciniphila adı verilen bakterinin hasta farelerin sağlık durumunu iyileştirdiği ve ömürlerini uzattığı belirtildi. Araştırmacılar, söz konusu etkiyi doğrulamak için çok daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunun altını çiziyor. İsrail&#8217;deki Weizmann Bilim Enstitüsü&#8217;nden Eran Elinav&#8217;ın yürüttüğü çalışmada ilk olarak, hasta farelerdeki bağırsak mikrobiyotasının güçlü antibiyotikler nedeniyle yok olmasının farelerin sağlık durumlarını kötüleştirdiği tespit edildi. Araştırmada, Akkermansia muciniphila’nın ürettiği nikotinamid molekülünün etkileri dikkat çekti. Bu molekülün verildiği farelerde hastalığın seyrinde belirgin iyileşmeler görüldüğünü ifade eden Elinav, mikrobiyotaları ailelerindeki sağlıklı bireylerininkilerle karşılaştırılan 37 ALS hastası kişide, nikotinamid seviyesinin düşük olduğunun tespit edildiğini belirtiyor. Elinav, çalışmanın henüz erken bir aşamada olduğunu, söz konusu ön bulguların hiçbir şekilde bir tedavi tavsiyesi olmadığını özellikle vurguluyor. İngiltere&#8217;deki Motor Nöron Hastalıkları Derneği&#8217;nin araştırma direktörü Brian Dickie, bağırsaklarımızdaki bakterilerin çeşitli nörolojik hastalıklarda rol oynayabileceğini işaret eden çalışmaların sayısında artış görüldüğünü ve beslenme düzeni ile egzersizin ALS ile muhtemel ilişkisini aydınlatmaya yönelik devam eden çalışmalar olduğunu belirtti. Kaynak: The Guardian</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/motor-noron-hastaligi-als-ile-bagirsaktaki-bakteriler-arasindaki-baglanti-olabilir">Motor nöron hastalığı (ALS) ile bağırsaktaki bakteriler arasında bağlantı olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-14493" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/als-300x169.jpg" alt="" width="300" height="169" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/als-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/als.jpg 500w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Nörodejeneratif bir hastalık olan ve gizemini hala koruyan ALS üzerine yeni bir çalışma, ALS&#8217;nin mikrobiyotadaki değişikliklerle ilişkili olabileceğine işaret ediyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmada, <em>Akkermansia muciniphila </em>adı verilen bakterinin hasta farelerin sağlık durumunu iyileştirdiği ve ömürlerini uzattığı belirtildi. Araştırmacılar, söz konusu etkiyi doğrulamak için çok daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunun altını çiziyor.</p>
<p>İsrail&#8217;deki Weizmann Bilim Enstitüsü&#8217;nden Eran Elinav&#8217;ın yürüttüğü çalışmada ilk olarak, hasta farelerdeki bağırsak mikrobiyotasının güçlü antibiyotikler nedeniyle yok olmasının farelerin sağlık durumlarını kötüleştirdiği tespit edildi. Araştırmada, Akkermansia muciniphila’nın ürettiği <em>nikotinamid</em> molekülünün etkileri dikkat çekti. Bu molekülün verildiği farelerde hastalığın seyrinde belirgin iyileşmeler görüldüğünü ifade eden Elinav, mikrobiyotaları ailelerindeki sağlıklı bireylerininkilerle karşılaştırılan 37 ALS hastası kişide, nikotinamid seviyesinin düşük olduğunun tespit edildiğini belirtiyor.</p>
<p>Elinav, çalışmanın henüz erken bir aşamada olduğunu, söz konusu ön bulguların hiçbir şekilde bir tedavi tavsiyesi olmadığını özellikle vurguluyor.</p>
<p>İngiltere&#8217;deki Motor Nöron Hastalıkları Derneği&#8217;nin araştırma direktörü Brian Dickie, bağırsaklarımızdaki bakterilerin çeşitli nörolojik hastalıklarda rol oynayabileceğini işaret eden çalışmaların sayısında artış görüldüğünü ve beslenme düzeni ile egzersizin ALS ile muhtemel ilişkisini aydınlatmaya yönelik devam eden çalışmalar olduğunu belirtti.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.theguardian.com/society/2019/jul/22/motor-neurone-disease-researchers-find-link-to-microbes-in-ut">The Guardian</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/motor-noron-hastaligi-als-ile-bagirsaktaki-bakteriler-arasindaki-baglanti-olabilir">Motor nöron hastalığı (ALS) ile bağırsaktaki bakteriler arasında bağlantı olabilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14492</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bakteri kaynaklı zatürre kalbe daha zararlı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bakteri-kaynakli-zaturre-kalbe-daha-zararli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Dec 2018 12:37:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[felç]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[hasta]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp krizi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<category><![CDATA[zatürre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12500</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, bakteri kaynaklı zatürrenin kalbe, virüs kaynaklı zatürreden daha çok zarar verdiğine işaret ediyor. Söz konusu çalışma kapsamında araştırmacılar kendilerine bakteri kaynaklı zatürre tanısı konan hastalarda kalp krizi, inme, ya da ölüm çekincesinin virüs kaynaklı zatürre tanısı konanlara kıyasla daha yüksek olduğuna tanık oldular. Araştırmadan elde edilen bulgular ABD Kalp Birliği’nin her yıl düzenlediği bilimsel oturumlar kapsamında kamuya sunuldu. Akciğerlerdeki hava keseciklerinde meydana gelen yangıyla tanımlanan zatürre hastalığına hem bakteriler hem de virüsler yol açabiliyor. Bu son araştırmada ABD’nin Utah eyaletindeki bir hastanede 2007-2014 yılları arasında zatürre tanısı konan yaklaşık 4800 hastayla ilgili veriler gözden geçirildi. Bu hastaların yaklaşık %80’ine bakteri kaynaklı zatürre tanısı konduğuna tanık olan araştırmacılar daha sonra bu hastaların tanıyı izleyen 90 günle ilgili verilerini inceleyip kimlerin kalp krizi ya da inme geçirdiğini, kimlerde kalp yetmezliği yaşandığını ve kimlerin yaşamlarını yitirdiğini not ettiler. Neden daha tehlikeli? Araştırmacılar bakteri kaynaklı zatürre tanısı konan hastaların %34’ünde bu 90 günlük süre içinde ciddi kalp rahatsızlıklarının ortaya çıktığını, buna karşılık virüs kaynaklı zatürre hastalarında bu oranın %26 olduğunu gördüler. Peki, bakteri kaynaklı zatürre kalp açısından neden daha büyük bir tehlike oluşturuyor? Araştırmayı yürüten Utah Intermountain Kalp Enstitüsü kalp ve damar hastalıkları uzmanlarından Dr. Joseph Brent Muhlestein’e göre, bakteri ile virüs kaynaklı zatürre arasındaki bu farklılık bir olasılıkla bakteri kaynaklı zatürrenin -kalp hastalıkları açısından bir çekince oluşturan- atardamarlarda yangılara çok daha yoğun biçimde yol açıyor olmasından kaynaklanıyor. Muhlestein, virüslerin hücrelere girip onlara zarar verdiklerine, oysa bakterilerin hücrelerin dışında kalıp kana zehirli maddeler saldıklarına dikkat çekiyor. Bu ikinci düzenek kanda çok daha yoğun yangılara neden oluyor ve bu da atardamar zarlarına zarar verebiliyor. Dahası, bakteri kaynaklı zatürreler çoğu zaman yüksek ateşe, kandaki yangı ile ilgili değerlerin daha yüksek düzeylerde olmasına ve akyuvarların sayısında artışa neden olur. (Kandaki akyuvar sayısının yüksek olması bedenin bir enfeksiyonla savaşmakta olduğunun göstergesidir.) Ancak öyle olmakla birlikte, bakteri ve virüs kaynaklı zatürrelerin belirtileri çok da büyük farklılıklar göstermez ve çoğu zaman uzmanlar hastalığın bakteri kaynaklı olduğu sanısıyla hastalara antibiyotik vermeye başlarlar. Aşı ve yaşlılar Daha önceki araştırmalar grip aşısı olan ve zatürre belirtileri gösteren kişilerde bir sonraki yıl içinde kalp krizi geçirme olasılığının, grip aşısı olmayanlara kıyasla daha düşük olduğunu ortaya koymuştu. Bu bulgudan yola çıkıldığında, Muhlestein -grip gibi- virüs kaynaklı hastalıkların kalp ve damar sağlığı açısından bakteri kaynaklı enfeksiyonlara kıyasla çok daha ciddi bir çekince yaratabileceğini düşündü. Ne var ki, bu son araştırma sonuçları çok farklı bir durumu gözler önüne seriyor. Muhlestein, “Ne olursa olsun, hastalandığınızda bir hekime görünmeniz gerekir” diyor. Nitekim araştırma, virüs kaynaklı zatürreye yakalanan kişilerde de kalple ilgili birtakım olumsuzlukların ortaya çıktığına, ancak bu tür olumsuzluklara bakteri kaynaklı zatürreye kıyasla daha az tanık olunduğuna işaret ediyor. Hastalığın virüs kaynaklı olduğunu düşünseler bile, doktorların yaşlı ve birtakım sağlık sorunları olan hastalara yine de antibiyotik vermelerini öneriyor. Bunun nedeni, söz konusu kişilerin bağışıklık sistemlerinin daha güçsüz olması ve buna bağlı olarak da zatürreye dönüşebilecek bakteriyel enfeksiyonlara daha kolay yakalanabilme olasılıkları. Kaynak: https://www.livescience.com/64061-bacterial-pneumonia-heart-health.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bakteri-kaynakli-zaturre-kalbe-daha-zararli">Bakteri kaynaklı zatürre kalbe daha zararlı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, bakteri kaynaklı zatürrenin kalbe, virüs kaynaklı zatürreden daha çok zarar verdiğine işaret ediyor.</p>
<p>Söz konusu çalışma kapsamında araştırmacılar kendilerine bakteri kaynaklı zatürre tanısı konan hastalarda kalp krizi, inme, ya da ölüm çekincesinin virüs kaynaklı zatürre tanısı konanlara kıyasla daha yüksek olduğuna tanık oldular. Araştırmadan elde edilen bulgular ABD Kalp Birliği’nin her yıl düzenlediği bilimsel oturumlar kapsamında kamuya sunuldu.</p>
<p>Akciğerlerdeki hava keseciklerinde meydana gelen yangıyla tanımlanan zatürre hastalığına hem bakteriler hem de virüsler yol açabiliyor.</p>
<p>Bu son araştırmada ABD’nin Utah eyaletindeki bir hastanede 2007-2014 yılları arasında zatürre tanısı konan yaklaşık 4800 hastayla ilgili veriler gözden geçirildi. Bu hastaların yaklaşık %80’ine bakteri kaynaklı zatürre tanısı konduğuna tanık olan araştırmacılar daha sonra bu hastaların tanıyı izleyen 90 günle ilgili verilerini inceleyip kimlerin kalp krizi ya da inme geçirdiğini, kimlerde kalp yetmezliği yaşandığını ve kimlerin yaşamlarını yitirdiğini not ettiler.</p>
<p><strong>Neden daha tehlikeli?</strong></p>
<p>Araştırmacılar bakteri kaynaklı zatürre tanısı konan hastaların %34’ünde bu 90 günlük süre içinde ciddi kalp rahatsızlıklarının ortaya çıktığını, buna karşılık virüs kaynaklı zatürre hastalarında bu oranın %26 olduğunu gördüler.</p>
<p>Peki, bakteri kaynaklı zatürre kalp açısından neden daha büyük bir tehlike oluşturuyor?</p>
<p>Araştırmayı yürüten Utah Intermountain Kalp Enstitüsü kalp ve damar hastalıkları uzmanlarından Dr. Joseph Brent Muhlestein’e göre, bakteri ile virüs kaynaklı zatürre arasındaki bu farklılık bir olasılıkla bakteri kaynaklı zatürrenin -kalp hastalıkları açısından bir çekince oluşturan- atardamarlarda yangılara çok daha yoğun biçimde yol açıyor olmasından kaynaklanıyor.</p>
<p>Muhlestein, virüslerin hücrelere girip onlara zarar verdiklerine, oysa bakterilerin hücrelerin dışında kalıp kana zehirli maddeler saldıklarına dikkat çekiyor. Bu ikinci düzenek kanda çok daha yoğun yangılara neden oluyor ve bu da atardamar zarlarına zarar verebiliyor.</p>
<p>Dahası, bakteri kaynaklı zatürreler çoğu zaman yüksek ateşe, kandaki yangı ile ilgili değerlerin daha yüksek düzeylerde olmasına ve akyuvarların sayısında artışa neden olur. (Kandaki akyuvar sayısının yüksek olması bedenin bir enfeksiyonla savaşmakta olduğunun göstergesidir.) Ancak öyle olmakla birlikte, bakteri ve virüs kaynaklı zatürrelerin belirtileri çok da büyük farklılıklar göstermez ve çoğu zaman uzmanlar hastalığın bakteri kaynaklı olduğu sanısıyla hastalara antibiyotik vermeye başlarlar.</p>
<p><strong>Aşı ve yaşlılar</strong></p>
<p>Daha önceki araştırmalar grip aşısı olan ve zatürre belirtileri gösteren kişilerde bir sonraki yıl içinde kalp krizi geçirme olasılığının, grip aşısı olmayanlara kıyasla daha düşük olduğunu ortaya koymuştu. Bu bulgudan yola çıkıldığında, Muhlestein -grip gibi- virüs kaynaklı hastalıkların kalp ve damar sağlığı açısından bakteri kaynaklı enfeksiyonlara kıyasla çok daha ciddi bir çekince yaratabileceğini düşündü. Ne var ki, bu son araştırma sonuçları çok farklı bir durumu gözler önüne seriyor.</p>
<p>Muhlestein,<em> “Ne olursa olsun, hastalandığınızda bir hekime görünmeniz gerekir”</em> diyor. Nitekim araştırma, virüs kaynaklı zatürreye yakalanan kişilerde de kalple ilgili birtakım olumsuzlukların ortaya çıktığına, ancak bu tür olumsuzluklara bakteri kaynaklı zatürreye kıyasla daha az tanık olunduğuna işaret ediyor. Hastalığın virüs kaynaklı olduğunu düşünseler bile, doktorların yaşlı ve birtakım sağlık sorunları olan hastalara yine de antibiyotik vermelerini öneriyor. Bunun nedeni, söz konusu kişilerin bağışıklık sistemlerinin daha güçsüz olması ve buna bağlı olarak da zatürreye dönüşebilecek bakteriyel enfeksiyonlara daha kolay yakalanabilme olasılıkları.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.livescience.com/64061-bacterial-pneumonia-heart-health.html">https://www.livescience.com/64061-bacterial-pneumonia-heart-health.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bakteri-kaynakli-zaturre-kalbe-daha-zararli">Bakteri kaynaklı zatürre kalbe daha zararlı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12500</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Gereksiz antibiyotik kullanımında zirvedeyiz</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gereksiz-antibiyotik-kullaniminda-zirvedeyiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Nov 2018 13:27:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[eczane]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[hekim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12036</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, diğer OECD ülkelerine göre daha fazla antibiyotik kullanıyor. Antibiyotikli ilaçlara direnç oranımız ise %38. Basit bir soğuk algınlığı ya da grip tedavisinde bile antibiyotiklere başvurulması gibi bilinçsiz kullanımlar, bakterilerin antibiyotik ilaçlara yönelik dirençlerinin artmasına yol açıyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), gereksiz antibiyotik kullanımının engellenmesi bakımından mikroorganizma varlığını kanıtlayacak hızlı tanı testlerinin kullanılması öneriliyor. Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğr. Gör. Ahu Kürklü, gereksiz yere antibiyotik kullanılmasının bakteri direnci oluşturduğunu ve artık toplumda ciddi bir halk sağlığı problemi haline geldiğini belirtti. İnfeksiyon ve Epidemiyoloji Uzmanları Birliği’ne (APIC) göre, özellikle hastaneden evde bakım hizmetlerine taburcu olan hastalar, hastaneden aldıkları bakterileri evlerine, ailelerine ve hatta onlara bakım veren sağlık personeline bulaştırma riski taşıyor. Her antibiyotiği kullanmayın Ülkemizde antibiyotik kullanımı çok tehlikeli boyutlara ulaştı. Hastaların ısrarı ile hekimler gereksiz reçete yazar oldu. Eğitim seviyesinin yükselmesi, internet kullanımının artması, sağlık okur yazarlığı gibi etkenler de, gereksiz antibiyotik kullanımını azaltacak yerde artırdı; çünkü insanlar kendi kendilerinin doktoru olmaya başladı. Fakat, Ocak 2017 tarihinden itibaren Sağlık Bakanlığı’nın Akılcı Antibiyotik Kullanımı Projesiyle birlikte insanların hekim reçetesi olmadan eczaneden antibiyotik almasının önüne geçildi. Uygun dozda ve uygun zamanda kullanmak önemli Antibiyotik, üst solunum yolu gibi viral hastalıkların tedavisinde etkili değil. Yalnızca bakteriler üzerinde etkili olan bir ilaç ve laboratuvar ortamında mikrobiyolojik kültür çalışmaları yapıldıktan sonra uygun doz ve zaman aralığında kullanılması gerekiyor. Günümüzde hekimlerin, antibiyotik direnci sebebiyle, mikrobiyolojik kültür çalışmalarının yanı sıra mikrobiyologlardan duyarlılık incelemelerini de istediğini belirten Kürklü, “Bunun sebebi kültür sonucunda elde edilen bakterinin var olan tüm antibiyotiklere karşı direncinin olup olmadığının belirlenmesidir. Duyarlılık çalışması yapılmadan bireye antibiyotik reçete edilmişse ilacın kullanımını takiben 36 saat içinde var olan hastalık belirtilerinde gerileme olması beklenmektedir. Eğer bu gerileme gerçekleşmiyorsa yine antibiyotik direncinden şüphe edilmelidir. Antibiyotiklerin uygunsuz kullanımı, gereğinden fazla istenmeyen yan etkiye, ilaca dirençli mikroorganizmaların gelişimine ve sağlık giderlerinde artışa neden olmaktadır” dedi. Yaşlılar ve çocuklarda yan etkilerine dikkat edilmeli Çocuk ve yaşlılar için kullanılan antibiyotiklerin kullanım dozunun diğer bireylerinkinden farklı olduğunu belirten Kürklü, “Yanlış dozlarda antibiyotik kullanımı bu grupta yer alan bireylerde böbrek ve karaciğer yetmezliği gibi ciddi yan etkilere sebep olabilmektedir” dedi.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gereksiz-antibiyotik-kullaniminda-zirvedeyiz">Gereksiz antibiyotik kullanımında zirvedeyiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, diğer OECD ülkelerine göre daha fazla antibiyotik kullanıyor. Antibiyotikli ilaçlara direnç oranımız ise %38.</p>
<p>Basit bir soğuk algınlığı ya da grip tedavisinde bile antibiyotiklere başvurulması gibi bilinçsiz kullanımlar, bakterilerin antibiyotik ilaçlara yönelik dirençlerinin artmasına yol açıyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), gereksiz antibiyotik kullanımının engellenmesi bakımından mikroorganizma varlığını kanıtlayacak hızlı tanı testlerinin kullanılması öneriliyor.</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğr. Gör. Ahu Kürklü, gereksiz yere antibiyotik kullanılmasının bakteri direnci oluşturduğunu ve artık toplumda ciddi bir halk sağlığı problemi haline geldiğini belirtti. İnfeksiyon ve Epidemiyoloji Uzmanları Birliği’ne (APIC) göre, özellikle hastaneden evde bakım hizmetlerine taburcu olan hastalar, hastaneden aldıkları bakterileri evlerine, ailelerine ve hatta onlara bakım veren sağlık personeline bulaştırma riski taşıyor.</p>
<p><strong>Her antibiyotiği kullanmayın</strong></p>
<p>Ülkemizde antibiyotik kullanımı çok tehlikeli boyutlara ulaştı. Hastaların ısrarı ile hekimler gereksiz reçete yazar oldu. Eğitim seviyesinin yükselmesi, internet kullanımının artması, sağlık okur yazarlığı gibi etkenler de, gereksiz antibiyotik kullanımını azaltacak yerde artırdı; çünkü insanlar kendi kendilerinin doktoru olmaya başladı. Fakat, Ocak 2017 tarihinden itibaren Sağlık Bakanlığı’nın <strong>Akılcı Antibiyotik Kullanımı Projesi</strong>yle birlikte insanların hekim reçetesi olmadan eczaneden antibiyotik almasının önüne geçildi.</p>
<p><strong>Uygun dozda ve uygun zamanda kullanmak önemli</strong></p>
<p>Antibiyotik, üst solunum yolu gibi viral hastalıkların tedavisinde etkili değil. Yalnızca bakteriler üzerinde etkili olan bir ilaç ve laboratuvar ortamında mikrobiyolojik kültür çalışmaları yapıldıktan sonra uygun doz ve zaman aralığında kullanılması gerekiyor. Günümüzde hekimlerin, antibiyotik direnci sebebiyle, mikrobiyolojik kültür çalışmalarının yanı sıra mikrobiyologlardan duyarlılık incelemelerini de istediğini belirten Kürklü, <em>“Bunun sebebi kültür sonucunda elde edilen bakterinin var olan tüm antibiyotiklere karşı direncinin olup olmadığının belirlenmesidir. Duyarlılık çalışması yapılmadan bireye antibiyotik reçete edilmişse ilacın kullanımını takiben 36 saat içinde var olan hastalık belirtilerinde gerileme olması beklenmektedir. Eğer bu gerileme gerçekleşmiyorsa yine antibiyotik direncinden şüphe edilmelidir. Antibiyotiklerin uygunsuz kullanımı, gereğinden fazla istenmeyen yan etkiye, ilaca dirençli mikroorganizmaların gelişimine ve sağlık giderlerinde artışa neden olmaktadır”</em> dedi.</p>
<p><strong>Yaşlılar ve çocuklarda yan etkilerine dikkat edilmeli</strong></p>
<p>Çocuk ve yaşlılar için kullanılan antibiyotiklerin kullanım dozunun diğer bireylerinkinden farklı olduğunu belirten Kürklü, <em>“Yanlış dozlarda antibiyotik kullanımı bu grupta yer alan bireylerde böbrek ve karaciğer yetmezliği gibi ciddi yan etkilere sebep olabilmektedir”</em> dedi.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gereksiz-antibiyotik-kullaniminda-zirvedeyiz">Gereksiz antibiyotik kullanımında zirvedeyiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12036</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günümüz hastalıklarına geçmişten bir ilaç: Kefir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gunumuz-hastaliklarina-gecmisten-bir-ilac-kefir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 14:36:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kefir]]></category>
		<category><![CDATA[kefiran]]></category>
		<category><![CDATA[mikroorganizma]]></category>
		<category><![CDATA[Süt]]></category>
		<category><![CDATA[yoğurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalaşnikof, dünyada en çok kullanılan tüfektir. Hafiftir ve kullanımı kolaydır. Bu silah adını kaşifi Mihail Kalaşnikov’dan alır. Alman mühendis Rudolf Diesel de geliştirdiği motora kendi adını vermiştir. Buluşuna kendi adını vermek en fazla mikrobiyoloji dünyasında olmuştur: Daniel Salmon’un bulduğu bakteri Salmonella olarak adlandırılmıştır, bakterileri iki gruba ayıran boyama tekniğini geliştiren Christian Gram, bu yönteme “Gram boyama” adını vermiştir. Bakterileri koloniler halinde elde etmemize imkan veren düzeneği bulan Julius Richard Petri, bu yuvarlak kapaklı tabaklara petri adını vermiştir. Louis Pasteur, mikrop teorisi üzerinde çalışırken şarap, bira, yoğurt gibi gıdaların mikroorganizmaların etkileri sonucunda oluştuğunu anlamış, sütün bozulmasının bu mikroorganizmaların ısıtılarak ve sonra soğutularak öldürülmesiyle önlenebileceğini bulmuştur ve bu yöntem pastörizasyon olarak bilinegelmiştir. 6 bin yıllık bilgi Şarap, bira ve yoğurt  fermente gıdalardır. Fermentasyon işleminin uygulanması M.Ö. 6000 yıllarına dayanır. İnsanlar besinleri daha uzun sure bozulmadan saklayabilmek ve değişik aromalar kazandırmak için belirli bazı işlemlerden geçirmeyi öğrenmişlerdi. Değişik kültürler değişik fermente gıdalar üretmiştir ve bunlar halen tüketilmektedir. Biyokimyasal olarak, fermentasyon, şekerlerin oksijensiz ortamda enerji elde etmek için parçalanması olarak tanımlanabilir. İki çeşit fermentasyondan bahsedebiliriz: Etanol fermentasyonu ve laktat fermentasyonu. Etanol fermentasyonunda, mayalar glikozu etanol ve karbon diokside dönüştürürler. C6H12O6 (glikoz) -&#62; 2C2H5OH (etanol)+2CO2 (karbon dioksit) Bira, şarap ve ekmek yapımında etanol fermentasyonundan faydalanılır. Tek çeşit bir mayanın, genellikle Saccharomyces cerevisiae&#8217;nin fermentasyona uğratılacak gıdaya eklenmesi, optimum sıcaklıkta belirli sürede bekletilmesi istenilen fermente ürünün elde edilmesi için yeterlidir. Laktat fermentasyonunda glikoz bakteriler tarafından laktik aside dönüştürülür. C6H12O6 (glikoz) -&#62; 2CH3CHOHCOOH (laktik asit) Yoğurt yapımında laktat fermentasyonundan faydalanılır. Yoğurt yapımında iki bakteri sütle karıştırılır, Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus, yine optimum sıcaklıkta, gerekli olan sürede inkübasyon sağlandıktan sonra yoğurt elde edilmiş olur. Kefir: Daha zengin ve daha kompleks Kefir de sütün fermentasyonuyla elde edilen bir içecektir, fakat fermentasyonu yapan daha zengin, daha kompleks ve tarihi itibariyle daha gizemli bir mikroorganizmalar topluluğu bulunmaktadır. Bu mikroorganizmalar kefir tanesi adı verilen karnıbahar benzeri jelatinimsi yapılar içinde yaşamaktadır. Kefir tanesi kefiran adlı bir matriksle iç içe yaşayan mikroorganizmalar topluluğundan oluşmaktadır. Kefiran üç glikoz ve üç galaktozdan oluşan hekzasakaritin oluşturduğu polimerdir. Kefiranla içiçe yaşayan 30 kadar bakteri ve maya çeşidi bulunmaktadır. Kefir tanelerindeki başlıca bakteriler Lactobacillus casei, Lactobacillus brevis, Lactobacillus helveticus, Lactobacillus bulgaricus, Leuconostoc mesenteroides’dir, başlıca mayalar da Kluyveromyces marxianus, Torulaspora delbrueckii, Candida kefir ve Saccharomyces cerevicia’dır. Kefir tanelerin üretilmesi söz konusu değildir. Rivayete göre ilk kefir tanelerini Hz. Muhammed Kafkaslarda yaşayan Ortodoks Hristiyanlara vermiş, bunları kullanarak kefir yapmayı öğretmiştir (3). Bu taneler özenle saklanmış ve varlıkları dünyanın geri kalanından saklanmıştır, çünkü bilinirse bu içeceğin mucizevi özelliklerinin kaybolacağına inanılırmış. Yüzyıllar boyunca kefir Kafkaslarda üretilmiş ve tüketilmiştir ve kefir taneleri bu coğrafyada korunmuştur. Geleneksel kefir üretiminde deri torbalar içine kefir taneleri ve süt yerleştirilir bu torba bütün gün  güneş altında dolaştırılır ve akşama kefir içime hazır hale gelirmiş, torba yeniden sütle doldurulur ve bu böyle sürer gidermiş. Gün boyunca pıhtılaşmanın engellenmesi için torbanın sık sık sallanması da unutulmamış. Kefir, Rus bilim insanlarının bildiği ve kendilerinin de üretmek istediği, araştırmak istediği bir içecekti. Rus otoriteler, kefir tanelerini elde etmek için Moskova’da ve Kafkaslarda süt ürünleri yapan çiftliklere sahip Blandov kardeşleri görevlendirmişlerdir. Onlar da güzel bir çalışanı, İrina Sakharova’yı Kafkas prens Bek Mirza Barcharov’a göndermişlerdir ve kefir tanelerini ele geçirmeyi başarmışlardır. 1900’lü yılların başlarında piyasada satılmak üzere Rusya’da kefir üretmeye başlamışlardır. Kanıtlanmış yararları Günümüzde herkes kefiri marketten satın alabiliyor ama bu kefir geleneksel yöntemlerle üretilmiyor. Modern kefir üretiminde kefir tanelerinde bulunan mikroorganizmalar ayrı ayrı üretilir, liyofilize edilir ve “starter” adı verilen toz görünümünde, standart özellikte olması sağlanan bakteri toplulukları kullanılarak üretiliyor. Modern kefir üretimindeki diğer bir farklılık da, kullanılan sütün pastörize edilmesi ve homojenize edilmesidir. Kefirin faydaları da artık bilimsel kuralların belirlediği klinik araştırmalarla test edilmektedir. Kefir enzimatik olarak aktif bir içecektir ve bağırsaklardaki besinleri parçalayarak sindirime yardımcı olur ve bağırsak hareketlerini düzenler. Kefir triptofan açısından zengin bir gıdadır. Triptofan, serotonin adlı nörotransmitere dönüşür, serotonin mutluluk hormonu olarak da bilinir ve kesintisiz, sağlıklı bir gece uykusunun olmasını sağlar. Kefir ayrıca K ve B vitaminleri açısından da çok zengin bir gıdadır. Kefirin gastrointestinal hastalıklar ve alerji üzerindeki etkisi de çalışılmaya devam edilmektedir. Patojen bakteriler üzerindeki antimikrobiyal etkisiyse neredeyse kanıtlanmış durumdadır. Kefir ve diğer fermente gıdaların sağlıklı etkilerini gösterebilmeleri için nasıl tüketilmeleri gerektiği üzerinde çalışılan diğer bir konudur. Hangi mikroorganizma hangi etkiyi gösteriyor da çözümlenmesi gereken diğer bir konudur. Kafkasların zor yaşam şartlarına karşı koymayı kolaylaştırdığı düşünülen kefirin şüphesiz en çok merak edilen özelliği de bağışıklık sistemi üzerine nasıl bir etki gösteriyor olduğudur. Kefir, özellikle geleneksel anlamdaki kefir, çok kompleks ve bilimde bugün vardığımız nokta, elimizde bulundurduğumuz gelişmiş teknolojilere rağmen hem içeriği hem de insan vücudu üzerindeki etkileriyle az anlaşılmış bir fermente gıda ürünü. Yalnızca yiyip içtiklerimizle hastalıkları önleyebileceğimiz hayalimizdeki gelecekte yer alacağı muhakkak. Yrd. Doç. Dr. Filiz Yarımcan Sağlam / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobilyoloji Anabilim Dalı Kaynaklar Otles ve Cagindi, 2003, Kefir: A Probiotic Dairy Composition, Nutritional and Therapeutic Aspects Kooiman, 1968, The chemical structure of kefiran, the water soluble polysaccharide of the kefir grain, Carbohydrate Research 7: 200-211. Marguilis, 1997, From Kefir to death in Slanted Truths: Essays on Gaia, symbiosis and evolution, Margulis L and Sagan D Editors, Springer-Verlag New York</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gunumuz-hastaliklarina-gecmisten-bir-ilac-kefir">Günümüz hastalıklarına geçmişten bir ilaç: Kefir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalaşnikof, dünyada en çok kullanılan tüfektir. Hafiftir ve kullanımı kolaydır. Bu silah adını kaşifi <strong>Mihail Kalaşnikov</strong>’dan alır. Alman mühendis <strong>Rudolf Diesel</strong> de geliştirdiği motora kendi adını vermiştir. Buluşuna kendi adını vermek en fazla mikrobiyoloji dünyasında olmuştur: Daniel Salmon’un bulduğu bakteri Salmonella olarak adlandırılmıştır, bakterileri iki gruba ayıran boyama tekniğini geliştiren <strong>Christian Gram</strong>, bu yönteme “Gram boyama” adını vermiştir.</p>
<p>Bakterileri koloniler halinde elde etmemize imkan veren düzeneği bulan <strong>Julius Richard Petri</strong>, bu yuvarlak kapaklı tabaklara petri adını vermiştir.</p>
<p><strong>Louis Pasteur,</strong> mikrop teorisi üzerinde çalışırken şarap, bira, yoğurt gibi gıdaların mikroorganizmaların etkileri sonucunda oluştuğunu anlamış, sütün bozulmasının bu mikroorganizmaların ısıtılarak ve sonra soğutularak öldürülmesiyle önlenebileceğini bulmuştur ve bu yöntem <strong>pastörizasyon</strong> olarak bilinegelmiştir.</p>
<p><strong>6 bin yıllık bilgi</strong></p>
<p>Şarap, bira ve yoğurt  fermente gıdalardır. Fermentasyon işleminin uygulanması M.Ö. 6000 yıllarına dayanır. İnsanlar besinleri daha uzun sure bozulmadan saklayabilmek ve değişik aromalar kazandırmak için belirli bazı işlemlerden geçirmeyi öğrenmişlerdi.</p>
<p>Değişik kültürler değişik fermente gıdalar üretmiştir ve bunlar halen tüketilmektedir. Biyokimyasal olarak, fermentasyon, şekerlerin oksijensiz ortamda enerji elde etmek için parçalanması olarak tanımlanabilir. İki çeşit fermentasyondan bahsedebiliriz: <strong>Etanol fermentasyonu</strong> ve laktat fermentasyonu. Etanol fermentasyonunda, mayalar glikozu etanol ve karbon diokside dönüştürürler.</p>
<p>C<sub>6</sub>H<sub>12</sub>O<sub>6 </sub>(glikoz) -&gt; 2C<sub>2</sub>H<sub>5</sub>OH (etanol)+2CO<sub>2 </sub>(karbon dioksit)</p>
<p>Bira, şarap ve ekmek yapımında etanol fermentasyonundan faydalanılır. Tek çeşit bir mayanın, genellikle <em>Saccharomyces cerevisiae&#8217;nin </em>fermentasyona uğratılacak gıdaya eklenmesi, optimum sıcaklıkta belirli sürede bekletilmesi istenilen fermente ürünün elde edilmesi için yeterlidir.</p>
<p><strong>Laktat fermentasyonunda</strong> glikoz bakteriler tarafından laktik aside dönüştürülür.</p>
<p>C<sub>6</sub>H<sub>12</sub>O<sub>6 </sub>(glikoz) -&gt; 2CH<sub>3</sub>CHOHCOOH (laktik asit)</p>
<p>Yoğurt yapımında laktat fermentasyonundan faydalanılır. Yoğurt yapımında iki bakteri sütle karıştırılır, <em>Lactobacillus bulgaricus </em>ve <em>Streptococcus thermophilus, </em>yine optimum sıcaklıkta, gerekli olan sürede inkübasyon sağlandıktan sonra yoğurt elde edilmiş olur.</p>
<p><strong>Kefir: Daha zengin ve daha kompleks</strong></p>
<p>Kefir de sütün fermentasyonuyla elde edilen bir içecektir, fakat fermentasyonu yapan daha zengin, daha kompleks ve tarihi itibariyle daha gizemli bir mikroorganizmalar topluluğu bulunmaktadır. Bu mikroorganizmalar kefir tanesi adı verilen karnıbahar benzeri jelatinimsi yapılar içinde yaşamaktadır.</p>
<div id="attachment_8700" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-8700" class="wp-image-8700" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kfr-300x223.png" alt="" width="188" height="140" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kfr-300x223.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kfr.png 402w" sizes="auto, (max-width: 188px) 100vw, 188px" /><p id="caption-attachment-8700" class="wp-caption-text">Kefir taneleri</p></div>
<p>Kefir tanesi kefiran adlı bir matriksle iç içe yaşayan mikroorganizmalar topluluğundan oluşmaktadır. Kefiran üç glikoz ve üç galaktozdan oluşan hekzasakaritin oluşturduğu polimerdir.</p>
<div id="attachment_8701" style="width: 432px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-8701" class="wp-image-8701" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kim-300x66.png" alt="" width="422" height="93" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kim-300x66.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kim.png 622w" sizes="auto, (max-width: 422px) 100vw, 422px" /><p id="caption-attachment-8701" class="wp-caption-text">Kefiranın kimyasal formülü</p></div>
<p>Kefiranla içiçe yaşayan 30 kadar bakteri ve maya çeşidi bulunmaktadır. Kefir tanelerindeki başlıca bakteriler <em>Lactobacillus casei, Lactobacillus brevis, Lactobacillus helveticus, Lactobacillus bulgaricus, Leuconostoc mesenteroides’</em>dir, başlıca mayalar da <em>Kluyveromyces marxianus, Torulaspora delbrueckii, Candida kefir ve Saccharomyces cerevicia</em>’dır.</p>
<p>Kefir tanelerin üretilmesi söz konusu değildir. Rivayete göre ilk kefir tanelerini <strong>Hz. Muhammed</strong> Kafkaslarda yaşayan Ortodoks Hristiyanlara vermiş, bunları kullanarak kefir yapmayı öğretmiştir (3). Bu taneler özenle saklanmış ve varlıkları dünyanın geri kalanından saklanmıştır, çünkü bilinirse bu içeceğin mucizevi özelliklerinin kaybolacağına inanılırmış. Yüzyıllar boyunca kefir Kafkaslarda üretilmiş ve tüketilmiştir ve kefir taneleri bu coğrafyada korunmuştur.</p>
<p>Geleneksel kefir üretiminde deri torbalar içine kefir taneleri ve süt yerleştirilir bu torba bütün gün  güneş altında dolaştırılır ve akşama kefir içime hazır hale gelirmiş, torba yeniden sütle doldurulur ve bu böyle sürer gidermiş. Gün boyunca pıhtılaşmanın engellenmesi için torbanın sık sık sallanması da unutulmamış.</p>
<p>Kefir, Rus bilim insanlarının bildiği ve kendilerinin de üretmek istediği, araştırmak istediği bir içecekti. Rus otoriteler, kefir tanelerini elde etmek için Moskova’da ve Kafkaslarda süt ürünleri yapan çiftliklere sahip Blandov kardeşleri görevlendirmişlerdir. Onlar da güzel bir çalışanı, İrina Sakharova’yı Kafkas prens Bek Mirza Barcharov’a göndermişlerdir ve kefir tanelerini ele geçirmeyi başarmışlardır. 1900’lü yılların başlarında piyasada satılmak üzere Rusya’da kefir üretmeye başlamışlardır.</p>
<p><strong>Kanıtlanmış yararları</strong></p>
<p>Günümüzde herkes kefiri marketten satın alabiliyor ama bu kefir geleneksel yöntemlerle üretilmiyor. Modern kefir üretiminde kefir tanelerinde bulunan mikroorganizmalar ayrı ayrı üretilir, liyofilize edilir ve “starter” adı verilen toz görünümünde, standart özellikte olması sağlanan bakteri toplulukları kullanılarak üretiliyor. Modern kefir üretimindeki diğer bir farklılık da, kullanılan sütün pastörize edilmesi ve homojenize edilmesidir.</p>
<p><strong>Kefirin faydaları</strong> da artık bilimsel kuralların belirlediği klinik araştırmalarla test edilmektedir.</p>
<p>Kefir enzimatik olarak aktif bir içecektir ve bağırsaklardaki besinleri parçalayarak <strong>sindirime</strong> yardımcı olur ve bağırsak hareketlerini düzenler. Kefir triptofan açısından zengin bir gıdadır. Triptofan, serotonin adlı nörotransmitere dönüşür, serotonin <strong>mutluluk hormonu</strong> olarak da bilinir ve kesintisiz, sağlıklı bir gece uykusunun olmasını sağlar.</p>
<p>Kefir ayrıca <strong>K ve B vitaminleri</strong> açısından da çok zengin bir gıdadır. Kefirin gastrointestinal hastalıklar ve <strong>alerji üzerindeki</strong> etkisi de çalışılmaya devam edilmektedir. Patojen bakteriler üzerindeki antimikrobiyal etkisiyse neredeyse kanıtlanmış durumdadır.</p>
<p>Kefir ve diğer fermente gıdaların sağlıklı etkilerini gösterebilmeleri için nasıl tüketilmeleri gerektiği üzerinde çalışılan diğer bir konudur. Hangi mikroorganizma hangi etkiyi gösteriyor da çözümlenmesi gereken diğer bir konudur. Kafkasların zor yaşam şartlarına karşı koymayı kolaylaştırdığı düşünülen kefirin şüphesiz en çok merak edilen özelliği de <strong>bağışıklık sistemi</strong> üzerine nasıl bir etki gösteriyor olduğudur.</p>
<p>Kefir, özellikle geleneksel anlamdaki kefir, çok kompleks ve bilimde bugün vardığımız nokta, elimizde bulundurduğumuz gelişmiş teknolojilere rağmen hem içeriği hem de insan vücudu üzerindeki etkileriyle az anlaşılmış bir fermente gıda ürünü. Yalnızca yiyip içtiklerimizle hastalıkları önleyebileceğimiz hayalimizdeki gelecekte yer alacağı muhakkak.</p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr. Filiz Yarımcan Sağlam / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobilyoloji Anabilim Dalı</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ul>
<li>Otles ve Cagindi, 2003, Kefir: A Probiotic Dairy Composition, Nutritional and Therapeutic Aspects</li>
<li>Kooiman, 1968, The chemical structure of kefiran, the water soluble polysaccharide of the kefir grain, Carbohydrate Research 7: 200-211.</li>
<li>Marguilis, 1997, From Kefir to death in Slanted Truths: Essays on Gaia, symbiosis and evolution, Margulis L and Sagan D Editors, Springer-Verlag New York</li>
</ul>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gunumuz-hastaliklarina-gecmisten-bir-ilac-kefir">Günümüz hastalıklarına geçmişten bir ilaç: Kefir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8699</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
