depresyon arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/depresyon Türkiye'nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı Wed, 05 Feb 2025 09:01:47 +0000 tr hourly 1 UCL araştırmacıları: İnsanlar, geceleri ve pazar günleri kendilerini daha kötü hissediyor https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/ucl-arastirmacilari-insanlar-geceleri-ve-pazar-gunleri-kendilerini-daha-kotu-hissediyor Wed, 05 Feb 2025 09:01:47 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32013 Ruhsal sağlığımız dinamik bir yapıya sahip, kısa ve uzun vadede değişime uğrayabiliyor. Buna karşın çok az sayıda çalışma, ruh halimizin gün içerisinde nasıl değişebileceğini inceliyor. Bugüne kadar yapılan araştırmalar ise genellikle sadece belirli veya çok küçük sayıda insan gruplarına odaklanıyordu. University College London’dan bilim insanları, günün saatlerinin ruh sağlığı, mutluluk, yaşam doyumu ve hayatı yaşamaya değer bulma duygusu ile ilişkisini bulmak istedi. Bu kapsamda iki yıl boyunca yaklaşık 50.000 yetişkine, “Geçtiğimiz hafta kendinizi ne kadar mutlu hissettiniz?”, “Hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?” ve “Hayatınızda yaptığınız şeylerin ne kadar değerli olduğunu düşünüyorsunuz?” gibi sorular soruldu. YAKLAŞIK 1 MİLYON KİŞİYE SORULDU Bu şekilde yaklaşık 1 milyon anket yanıtını değerlendiren “alanının en kapsamlı” araştırmasına göre, genel olarak “uyandığımızda dünyaya daha olumlu baktığımız ve kendimizi daha iyi hissettiğimiz” ortaya çıktı. BMJ Mental Health dergisinde yayınlanan bulgular, en iyi ruh halinin sabah uyandığımızdaki ruh halimiz olmasına karşın gece yarısı civarında karamsarlaştığımızı gösterdi. Araştırma ayrıca ruh sağlığımızın hafta sonları daha değişken olurken hafta içinde ise daha istikrarlı olma eğiliminde olduğunu ortaya koydu. Elde edilen bulgular mutluluk, yaşam memnuniyeti ve değerli hissetmenin “pazartesi ve cuma günleri, pazar günlerine göre daha yüksek” olduğunu da gösterdi. MEVSİMLER DE ETKİLİYOR Çalışma kapsamında mevsimsel faktörlerin de ruh halimiz üzerinde belirgin bir etkisi olduğu görüldü. Buna göre, kış mevsiminde diğer üç mevsim ile karşılaştırıldığında daha yüksek seviyelerde depresif duygu durumu, kaygı belirtileri ve yalnız hissetme hali görüldü. Yaz aylarında ise ruh sağlığı daha iyi sonuçlar veriyordu. “Genellikle sabahları her şey daha iyi görünüyor,” diyen araştırmacılar, bunu hormonlara bağladı: “Ruh halini, motivasyonu ve korkuyu düzenleyen bir hormon olan kortizol, uyandıktan kısa bir süre sonra zirveye ve yatma vakti civarında en düşük seviyelerine ulaşır.” Kaynak

UCL araştırmacıları: İnsanlar, geceleri ve pazar günleri kendilerini daha kötü hissediyor yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Ruhsal sağlığımız dinamik bir yapıya sahip, kısa ve uzun vadede değişime uğrayabiliyor.

Buna karşın çok az sayıda çalışma, ruh halimizin gün içerisinde nasıl değişebileceğini inceliyor. Bugüne kadar yapılan araştırmalar ise genellikle sadece belirli veya çok küçük sayıda insan gruplarına odaklanıyordu.

University College London’dan bilim insanları, günün saatlerinin ruh sağlığı, mutluluk, yaşam doyumu ve hayatı yaşamaya değer bulma duygusu ile ilişkisini bulmak istedi.

Bu kapsamda iki yıl boyunca yaklaşık 50.000 yetişkine, “Geçtiğimiz hafta kendinizi ne kadar mutlu hissettiniz?”, “Hayatınızdan ne kadar memnunsunuz?” ve “Hayatınızda yaptığınız şeylerin ne kadar değerli olduğunu düşünüyorsunuz?” gibi sorular soruldu.

YAKLAŞIK 1 MİLYON KİŞİYE SORULDU

Bu şekilde yaklaşık 1 milyon anket yanıtını değerlendiren “alanının en kapsamlı” araştırmasına göre, genel olarak “uyandığımızda dünyaya daha olumlu baktığımız ve kendimizi daha iyi hissettiğimiz” ortaya çıktı.

BMJ Mental Health dergisinde yayınlanan bulgular, en iyi ruh halinin sabah uyandığımızdaki ruh halimiz olmasına karşın gece yarısı civarında karamsarlaştığımızı gösterdi.

Araştırma ayrıca ruh sağlığımızın hafta sonları daha değişken olurken hafta içinde ise daha istikrarlı olma eğiliminde olduğunu ortaya koydu.

Elde edilen bulgular mutluluk, yaşam memnuniyeti ve değerli hissetmenin “pazartesi ve cuma günleri, pazar günlerine göre daha yüksek” olduğunu da gösterdi.

MEVSİMLER DE ETKİLİYOR

Çalışma kapsamında mevsimsel faktörlerin de ruh halimiz üzerinde belirgin bir etkisi olduğu görüldü.

Buna göre, kış mevsiminde diğer üç mevsim ile karşılaştırıldığında daha yüksek seviyelerde depresif duygu durumu, kaygı belirtileri ve yalnız hissetme hali görüldü. Yaz aylarında ise ruh sağlığı daha iyi sonuçlar veriyordu.

“Genellikle sabahları her şey daha iyi görünüyor,” diyen araştırmacılar, bunu hormonlara bağladı: “Ruh halini, motivasyonu ve korkuyu düzenleyen bir hormon olan kortizol, uyandıktan kısa bir süre sonra zirveye ve yatma vakti civarında en düşük seviyelerine ulaşır.”

Kaynak

UCL araştırmacıları: İnsanlar, geceleri ve pazar günleri kendilerini daha kötü hissediyor yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
32013
Heyecan verici 7 sağlık gelişmesi https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/heyecan-verici-7-saglik-gelismesi Tue, 09 May 2023 10:59:01 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29443 Sağlıkta paradigma değişimi yaşanıyor Sağlık teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, eskiden tedavisi imkânsız olarak nitelendirilen hastalıklar için artık çözüm var. Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı Küresel Gelecek Konseyi’nin “Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği” üzerine yayımladığı yeni rapor, sağlıktaki paradigma değişimini haber veriyor. Sağlık teknolojilerinde büyük bir paradigma değişimi yaşanıyor. Geldiğimiz noktada yapay zekâ içeren kimi sağlık teknolojileri, doktorların hata payını azaltıyor. Kimindeyse kendini yenileyen vücut parçaları gibi bugüne kadar sadece bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz teknolojilerin artık mümkün olduğunu görüyoruz. Örneğin 1970’lerin ünlü TV şovu Altı Milyon Dolarlık Adam’da ciddi yaralanmanın ardından vücudunun parçaları kendini yenileyen bir “süper insan” vardı. Bu da bize daha o günden tıbbın geleceğini göstermişti. “Biyonik bir adam” fikri, bugün bilim kurgu olarak anılmaya devam ediyor, ancak tıptaki hızlı teknolojik ilerlemeler şaşırtıcı sonuçlar veriyor. Dolayısıyla o TV şovundaki, “Onu yeniden yapabiliriz, çünkü o teknolojiye sahibiz” ifadesi artık bir zamanlar göründüğü kadar imkânsız değil. Gen mühendisliğini kullanarak vücudun kanseri yenmesi, nakil için yapay organlar üretilmesi ve ihtiyacınıza tam olarak karşılık verebilecek haplar… Bunların hepsi Endüstri 4.0’ın fiziksel, dijital ve biyolojik unsurlar arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak tıbbi tedavilerin nasıl radikal bir şekilde değiştireceğini gösteriyor. Yani büyük bir paradigma değişiminin içinde olduğumuzu gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı Küresel Gelecek Konseyi’nin “Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği” üzerine yayımladığı yeni raporda, Endüstri 4.0 için genom ve genetik mühendisliği, sentetik biyoloji, nanoteknoloji, veri bilimi, yapay zekâ ve robotik gibi alanlarda yıldırım hızında yaşanan gelişmelerin “sağlığımızı ve tıbbı dönüştürdüğü” belirtildi. Raporun bazı önemli kısımlarını özet olarak sunuyoruz. 1. Hasar gören vücut parçalarının yenilenmesi (Rejeneratif tıp) Dizimizdeki eklemlerin düzgün hareket etmesine yardımcı olan bağ dokusu (kıkırdak) yaş aldıkça harap olur ve maalesef yenilenemez, bu durumda sadece iki seçenek vardır: ağrı kesiciler veya eklemi değiştirmek için cerrahi bir işlem. İyi haber şu ki kök hücre teknolojisi sayesinde yakın gelecekte kıkırdak ve vücudun diğer kısımlarının yenilenmesi mümkün olabilir. Bu, çok sayıda insana yardımcı olabilir. Zira 2030 yılına kadar şiddetli kireçlenmenin yetişkin nüfusun % 25’inden fazlasını etkilemesi bekleniyor. Rejeneratif tıp, hasar görmüş veya hastalıklı hücreleri, organları veya dokuları yeniden büyütme, onarma veya değiştirme yöntemleri geliştiren tıp dalını ifade ediyor. Bu alanın geniş bir uygulama alanı var. Bu da rejeneratif tıp alanını, hasarlı doku ve organları tamamen iyileştirme potansiyeli olan “çığır açıcı bir alan” haline getiriyor. Bu alan aynı zamanda kriz sebebiyle hasar gören kalplerin onarımına yardımcı olabilir ve vücut dokularının veya nakil organlarının laboratuvarlarda yetiştirilebileceği anlamına geliyor. 2. Akıllı ilaçlar Düzenli ilaç kullanan hastalar doğru dozu doğru zamanda alıp almadıklarını hatırlamakta zorlanabilirler. Üretilen yeni akıllı haplar, mikro sensörleri sayesinde, vücuda alındığında kayıt yapıyor ve bu bilgi, akıllı telefonunuza gönderiliyor. Bu da doğal olarak hasta ve doktorların, ilacı gerektiği gibi kullanmalarını sağlıyor. Şizofreni ve diğer akıl hastalıklarının tedavisinde zaten bir yenilik olarak kullanılan bu teknoloji, Tıbbi Nesnelerin İnterneti (IoMT) olarak biliniyor. Yani, hayati verileri gerçek zamanlı olarak algılamak için bağlı cihazların ağını kullanan bir teknoloji. Bu konudaki diğer uygulamalar arasında “teletıp” var. Bir başka deyişle, telefon ve bilişim (IT) aracılığıyla sağlık hizmetlerinin artık uzaktan sağlanabilmesi. Hastalar, kan basıncını ölçmek, glikoz seviyelerini izlemek ve kan örneklerinden anlık durumlarını test etmek için cihazları kullanabiliyor ve sonuçları doktorlarına gerçek zamanlı olarak gönderebiliyorlar. IoMT sayesinde artık kişisel dijital cihazlar ile bağlı tıbbi cihazlar, implantlar ve diğer sensörler arasında iletişim kurmak mümkün. 3. Yapay zekâ cilt kanserini bir doktordan daha iyi tespit edebiliyor Melanom cilt kanserleri, çıplak gözle kolayca tanımlanamaz ve yüksek eğitimli klinisyenler bile bazen hata yapabilir. Annals of Oncology’de yayımlanan bir araştırmaya göre, cilt kanseri görüntüleri ve ilgili teşhisler kullanılarak eğitilen bir bilgisayar, bu konuda %87 başarı sağlayan doktorlara karşın % 95’lik bir başarılı tespit oranı elde etti. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, her yıl küresel olarak 2 ila 3 milyon melanom olmayan cilt kanseri ve 132.000 melanom cilt kanseri ortaya çıkıyor. WHO, tanımlanan her üç kanserden birinin cilt kanseri olduğunu söylerken Cilt Kanserigenom  Vakfı istatistiklerine göre her beş kişiden biri, yaşamları boyunca cilt kanseri geliştiriyor. Raporda yer alan ifade göre, “büyük miktarda bilgiyi eleme yeteneği sayesinde” yapay zekâ, sağlık uzmanlarına karar verme konusunda yardımcı olabilir ve kaçırmış olabilecekleri klinik nüansları gösterebilir. 4. Telefonunuz depresyonda olup olmadığınızı bilecek Kaliforniya merkezli bir şirket, akıllı telefonların, insanların bilişsel özellikleri ve ruh hali durumlarını tahmin edebilen dokunma, kaydırma ve tıklama davranışlarını analiz ederek zihinsel sağlık sorunlarını teşhis edebileceğini söylüyor. Telefonlar ayrıca uygulamalar aracılığıyla akıl hastalarına destek de sağlayabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya genelinde 300 milyondan fazla insan, depresyondan muzdarip ve her yıl yaklaşık 800.000 insan intihar nedeniyle ölüyor. Buna karşın depresyondan etkilenenlerin yarısından daha azı tedavi görüyor. Hatta bu rakam birçok ülkede % 10’dan daha az. Yapay zekâ, depresyonu tespit etmenin yanı sıra onu hafifletmeye de yardımcı olabiliyor. Raporda, bilişsel davranışçı terapi ilkelerine göre tasarlanmış bir sohbet uygulaması olan Woebot’un kullanıldığı bir çalışma, depresyonun tedavisinde etkili olduğunu gösterdi. 5. Bağışıklık sisteminin kanserle savaşmasına yardımcı olmak İmmünoterapi, kanser tedavisinde bir sonraki büyük atılım olarak gösteriliyor. Rapora göre bu teknoloji, “onkolojinin temel taşı olacak” ve etkileyici bir şekilde neredeyse tüm kanser türleri için geçerli olacak. Bu terapi yoluyla bağışıklık tepkisini uyararak veya baskılayarak hastalıkla savaşmak için vücudun kendi bağışıklık sistemi kullanılıyor. Bu sayede lenfoma ve lösemi, kanser hücreleri üzerindeki belirli proteinlere bağlanan antikorlar kullanılarak tedavi ediliyor. Bu da bağışıklık sisteminin bu hücreleri daha kolay tanımasını ve yok etmesini sağlıyor. Raporda, “Hücre biyolojisi ve kanserinin anlaşılmasındaki ilerleme, bağışıklık sisteminde doğal olarak meydana gelen kanser hücrelerini immüno-gözetim adı verilen bir fenomenle ortadan kaldırma yeteneğini açıkça göstermiştir.” ifadeleri kullanıldı. 6. Hassas tıp Kişilerin genetik ve biyolojik özelliklerini temel alan “hassas” veya “kişiselleştirilmiş” tıp, her bireyin çevresini ve yaşam tarzını göz önünde bulunduracak şekilde tasarlanarak aynı ilaçların aynı miktarlarda olduğu terapilerin (tek beden herkese uyar) anlayışının yerini alıyor. Bu, özellikle genetik yapısını büyük ölçüde değiştiren kanserlerin tedavisinde umut verici bir nitelik taşıyor. Genom haritalamasındaki hızlı ilerlemeler, tıbbi tedavilerin her hastanın genetik yapısına uyacak şekilde uyarlanabileceği anlamına geliyor. Raporda, “Teknolojik gelişmeler genom haritalamasının süresini (birkaç saat içinde mümkün) ve maliyetini (genom başına 1.000 dolardan az) önemli ölçüde azalttı.” ifadeleri yer aldı. 7. Hatalı genetik bilgilerin düzeltilmesi (Gen terapisi) Genetik mutasyonlar, insanlarda 10.000’den fazla hastalığın nedeni olarak biliniyor. Bu nedenle de hatalı genetik bilgileri düzeltmek için kullanılan teknikler, daha önce tedavi edilemez olduğu düşünülen hastalıklarla başa çıkmanın önemli bir yolu olabilir. Kırmızı kan hücrelerinin içindeki genetik bir mutasyonun, kan hücrelerinin dolaşımını önlediği (bu sebeple inmeye ve hatta ölüme neden olabilecek) orak hücreli anemi, bu tür gen terapisiyle tedavi edilebilen bir hastalık olarak biliniyor. Bu yaklaşım, bir hastanın kök hücrelerini almayı, onları laboratuvarda genetik olarak değiştirmeyi ve daha sonra sağlıklı kan hücreleri oluşturmak için onları vücuda geri koymayı içeriyor. Gen terapisi, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen bu hastalığı tedavi edebilir. Öyle ki her yıl 300.000’den fazla bebek Sahra altı Afrika’da bu hastalıkla doğuyor. Raporda, “Şu anda devam etmekte olan üçüncü faz klinik araştırmalar, gen terapisini klinik uygulamaya doğru ilerletmek için fayda/risk/maliyet oranlarının belirlenmesine yardımcı olmalıdır.” ifadeleri kullanıldı. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2019/05/healthcare-technology-precision-medicine-breakthroughs *Bu yazı HBT Dergi 225. sayıda yayınlanmıştır.

Heyecan verici 7 sağlık gelişmesi yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sağlıkta paradigma değişimi yaşanıyor

Sağlık teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, eskiden tedavisi imkânsız olarak nitelendirilen hastalıklar için artık çözüm var. Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı Küresel Gelecek Konseyi’nin “Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği” üzerine yayımladığı yeni rapor, sağlıktaki paradigma değişimini haber veriyor.

Sağlık teknolojilerinde büyük bir paradigma değişimi yaşanıyor. Geldiğimiz noktada yapay zekâ içeren kimi sağlık teknolojileri, doktorların hata payını azaltıyor. Kimindeyse kendini yenileyen vücut parçaları gibi bugüne kadar sadece bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz teknolojilerin artık mümkün olduğunu görüyoruz.

Örneğin 1970’lerin ünlü TV şovu Altı Milyon Dolarlık Adam’da ciddi yaralanmanın ardından vücudunun parçaları kendini yenileyen bir “süper insan” vardı. Bu da bize daha o günden tıbbın geleceğini göstermişti. “Biyonik bir adam” fikri, bugün bilim kurgu olarak anılmaya devam ediyor, ancak tıptaki hızlı teknolojik ilerlemeler şaşırtıcı sonuçlar veriyor. Dolayısıyla o TV şovundaki, “Onu yeniden yapabiliriz, çünkü o teknolojiye sahibiz” ifadesi artık bir zamanlar göründüğü kadar imkânsız değil.

Gen mühendisliğini kullanarak vücudun kanseri yenmesi, nakil için yapay organlar üretilmesi ve ihtiyacınıza tam olarak karşılık verebilecek haplar… Bunların hepsi Endüstri 4.0’ın fiziksel, dijital ve biyolojik unsurlar arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak tıbbi tedavilerin nasıl radikal bir şekilde değiştireceğini gösteriyor. Yani büyük bir paradigma değişiminin içinde olduğumuzu gösteriyor.

Dünya Ekonomik Forumu’na bağlı Küresel Gelecek Konseyi’nin “Sağlık ve Sağlık Hizmetlerinin Geleceği” üzerine yayımladığı yeni raporda, Endüstri 4.0 için genom ve genetik mühendisliği, sentetik biyoloji, nanoteknoloji, veri bilimi, yapay zekâ ve robotik gibi alanlarda yıldırım hızında yaşanan gelişmelerin “sağlığımızı ve tıbbı dönüştürdüğü” belirtildi. Raporun bazı önemli kısımlarını özet olarak sunuyoruz.

1. Hasar gören vücut parçalarının yenilenmesi (Rejeneratif tıp)

Dizimizdeki eklemlerin düzgün hareket etmesine yardımcı olan bağ dokusu (kıkırdak) yaş aldıkça harap olur ve maalesef yenilenemez, bu durumda sadece iki seçenek vardır: ağrı kesiciler veya eklemi değiştirmek için cerrahi bir işlem. İyi haber şu ki kök hücre teknolojisi sayesinde yakın gelecekte kıkırdak ve vücudun diğer kısımlarının yenilenmesi mümkün olabilir. Bu, çok sayıda insana yardımcı olabilir. Zira 2030 yılına kadar şiddetli kireçlenmenin yetişkin nüfusun % 25’inden fazlasını etkilemesi bekleniyor.

Rejeneratif tıp, hasar görmüş veya hastalıklı hücreleri, organları veya dokuları yeniden büyütme, onarma veya değiştirme yöntemleri geliştiren tıp dalını ifade ediyor. Bu alanın geniş bir uygulama alanı var. Bu da rejeneratif tıp alanını, hasarlı doku ve organları tamamen iyileştirme potansiyeli olan “çığır açıcı bir alan” haline getiriyor. Bu alan aynı zamanda kriz sebebiyle hasar gören kalplerin onarımına yardımcı olabilir ve vücut dokularının veya nakil organlarının laboratuvarlarda yetiştirilebileceği anlamına geliyor.

2. Akıllı ilaçlar

Düzenli ilaç kullanan hastalar doğru dozu doğru zamanda alıp almadıklarını hatırlamakta zorlanabilirler. Üretilen yeni akıllı haplar, mikro sensörleri sayesinde, vücuda alındığında kayıt yapıyor ve bu bilgi, akıllı telefonunuza gönderiliyor. Bu da doğal olarak hasta ve doktorların, ilacı gerektiği gibi kullanmalarını sağlıyor. Şizofreni ve diğer akıl hastalıklarının tedavisinde zaten bir yenilik olarak kullanılan bu teknoloji, Tıbbi Nesnelerin İnterneti (IoMT) olarak biliniyor. Yani, hayati verileri gerçek zamanlı olarak algılamak için bağlı cihazların ağını kullanan bir teknoloji.

Bu konudaki diğer uygulamalar arasında “teletıp” var. Bir başka deyişle, telefon ve bilişim (IT) aracılığıyla sağlık hizmetlerinin artık uzaktan sağlanabilmesi. Hastalar, kan basıncını ölçmek, glikoz seviyelerini izlemek ve kan örneklerinden anlık durumlarını test etmek için cihazları kullanabiliyor ve sonuçları doktorlarına gerçek zamanlı olarak gönderebiliyorlar. IoMT sayesinde artık kişisel dijital cihazlar ile bağlı tıbbi cihazlar, implantlar ve diğer sensörler arasında iletişim kurmak mümkün.

3. Yapay zekâ cilt kanserini bir doktordan daha iyi tespit edebiliyor

Melanom cilt kanserleri, çıplak gözle kolayca tanımlanamaz ve yüksek eğitimli klinisyenler bile bazen hata yapabilir. Annals of Oncology’de yayımlanan bir araştırmaya göre, cilt kanseri görüntüleri ve ilgili teşhisler kullanılarak eğitilen bir bilgisayar, bu konuda %87 başarı sağlayan doktorlara karşın % 95’lik bir başarılı tespit oranı elde etti.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, her yıl küresel olarak 2 ila 3 milyon melanom olmayan cilt kanseri ve 132.000 melanom cilt kanseri ortaya çıkıyor. WHO, tanımlanan her üç kanserden birinin cilt kanseri olduğunu söylerken Cilt Kanserigenom  Vakfı istatistiklerine göre her beş kişiden biri, yaşamları boyunca cilt kanseri geliştiriyor. Raporda yer alan ifade göre, “büyük miktarda bilgiyi eleme yeteneği sayesinde” yapay zekâ, sağlık uzmanlarına karar verme konusunda yardımcı olabilir ve kaçırmış olabilecekleri klinik nüansları gösterebilir.

4. Telefonunuz depresyonda olup olmadığınızı bilecek

Kaliforniya merkezli bir şirket, akıllı telefonların, insanların bilişsel özellikleri ve ruh hali durumlarını tahmin edebilen dokunma, kaydırma ve tıklama davranışlarını analiz ederek zihinsel sağlık sorunlarını teşhis edebileceğini söylüyor. Telefonlar ayrıca uygulamalar aracılığıyla akıl hastalarına destek de sağlayabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya genelinde 300 milyondan fazla insan, depresyondan muzdarip ve her yıl yaklaşık 800.000 insan intihar nedeniyle ölüyor. Buna karşın depresyondan etkilenenlerin yarısından daha azı tedavi görüyor. Hatta bu rakam birçok ülkede % 10’dan daha az. Yapay zekâ, depresyonu tespit etmenin yanı sıra onu hafifletmeye de yardımcı olabiliyor. Raporda, bilişsel davranışçı terapi ilkelerine göre tasarlanmış bir sohbet uygulaması olan Woebot’un kullanıldığı bir çalışma, depresyonun tedavisinde etkili olduğunu gösterdi.

5. Bağışıklık sisteminin kanserle savaşmasına yardımcı olmak

İmmünoterapi, kanser tedavisinde bir sonraki büyük atılım olarak gösteriliyor. Rapora göre bu teknoloji, “onkolojinin temel taşı olacak” ve etkileyici bir şekilde neredeyse tüm kanser türleri için geçerli olacak. Bu terapi yoluyla bağışıklık tepkisini uyararak veya baskılayarak hastalıkla savaşmak için vücudun kendi bağışıklık sistemi kullanılıyor. Bu sayede lenfoma ve lösemi, kanser hücreleri üzerindeki belirli proteinlere bağlanan antikorlar kullanılarak tedavi ediliyor. Bu da bağışıklık sisteminin bu hücreleri daha kolay tanımasını ve yok etmesini sağlıyor.

Raporda, “Hücre biyolojisi ve kanserinin anlaşılmasındaki ilerleme, bağışıklık sisteminde doğal olarak meydana gelen kanser hücrelerini immüno-gözetim adı verilen bir fenomenle ortadan kaldırma yeteneğini açıkça göstermiştir.” ifadeleri kullanıldı.

6. Hassas tıp

Kişilerin genetik ve biyolojik özelliklerini temel alan “hassas” veya “kişiselleştirilmiş” tıp, her bireyin çevresini ve yaşam tarzını göz önünde bulunduracak şekilde tasarlanarak aynı ilaçların aynı miktarlarda olduğu terapilerin (tek beden herkese uyar) anlayışının yerini alıyor. Bu, özellikle genetik yapısını büyük ölçüde değiştiren kanserlerin tedavisinde umut verici bir nitelik taşıyor.

Genom haritalamasındaki hızlı ilerlemeler, tıbbi tedavilerin her hastanın genetik yapısına uyacak şekilde uyarlanabileceği anlamına geliyor. Raporda, “Teknolojik gelişmeler genom haritalamasının süresini (birkaç saat içinde mümkün) ve maliyetini (genom başına 1.000 dolardan az) önemli ölçüde azalttı.” ifadeleri yer aldı.

7. Hatalı genetik bilgilerin düzeltilmesi (Gen terapisi)

Genetik mutasyonlar, insanlarda 10.000’den fazla hastalığın nedeni olarak biliniyor. Bu nedenle de hatalı genetik bilgileri düzeltmek için kullanılan teknikler, daha önce tedavi edilemez olduğu düşünülen hastalıklarla başa çıkmanın önemli bir yolu olabilir.

Kırmızı kan hücrelerinin içindeki genetik bir mutasyonun, kan hücrelerinin dolaşımını önlediği (bu sebeple inmeye ve hatta ölüme neden olabilecek) orak hücreli anemi, bu tür gen terapisiyle tedavi edilebilen bir hastalık olarak biliniyor. Bu yaklaşım, bir hastanın kök hücrelerini almayı, onları laboratuvarda genetik olarak değiştirmeyi ve daha sonra sağlıklı kan hücreleri oluşturmak için onları vücuda geri koymayı içeriyor. Gen terapisi, dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen bu hastalığı tedavi edebilir. Öyle ki her yıl 300.000’den fazla bebek Sahra altı Afrika’da bu hastalıkla doğuyor.

Raporda, “Şu anda devam etmekte olan üçüncü faz klinik araştırmalar, gen terapisini klinik uygulamaya doğru ilerletmek için fayda/risk/maliyet oranlarının belirlenmesine yardımcı olmalıdır.” ifadeleri kullanıldı.

Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com

Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2019/05/healthcare-technology-precision-medicine-breakthroughs

*Bu yazı HBT Dergi 225. sayıda yayınlanmıştır.

Heyecan verici 7 sağlık gelişmesi yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
29443
200. sayımız, yol göstericilerimiz, sırtımızı dayadıklarımız, sizler… Ve sürpriz bir sayı… https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/200-sayimiz-yol-gostericilerimiz-sirtimizi-dayadiklarimiz-sizler-ve-surpriz-bir-sayi Thu, 23 Jan 2020 14:00:35 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16656 Ve 200. sayımızla karşınızdayız. İşin açıkçası biz de şaşırdık. 1 Nisan 2016 yılında ilk sayımızı hazırlarken yaşadığımız heyecanı, hatta dışa vurmadığımız kaygıyı anımsadık: Herkese Bilim Teknoloji adını verdiğimiz dergimiz umduğumuz ilgiyi görecek ve okurlar bu derginin ekonomik olarak ayakları üzerinde kalmasını sağlayacak mı? Türkiye’nin çağdaşlaşma, refah içinde kalkınma, aydınlanma yolunun bilim ve teknolojiden geçtiğini düşünerek, dünyada ve ülkemizde bu alanlardaki gelişmeleri herkesin anlayabileceği bir dilde aktaracağız, ülkemizde bilim ve teknoloji güçlerinin gelişmesine destek sağlayacağız diye yola çıkmıştık. Arkamızda da 30 yıllık Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji deneyimimiz, birikimimiz vardı. Bir de baktık ki göz açıp kapayıncaya kadar 200 haftayı geride bırakmışız. Siz okurlarımızdan gelen katkılarla kocaman bir aile olmuşuz… Yeterli mi? Hayır tabii ki… 80 milyonluk Türkiye’de daha içine girmek istediğimiz çok ev, çok kurum, çok okul var. Çünkü yaptığımız yayıncılığa inanıyoruz. Ekibimiz büyük bir özveri ile çalışıyor: Reyhan Oksay, Tüles Hasdemir, Batuhan Sarıcan, Murat Altaş, Meral Doğan, Mercan Bursalı, Nilgün Özbaşaran Dede, Rita Urgan, Sevda Deniz Karali HBT’nin küçük ofisinde… Yazarlarımız var, başta dev çınarımız Doğan Kuban; Müfit Akyos, Ali Akurgal, Tanol Türkoğlu, Mustafa Çetiner, Erdal Musoğlu, Ahmet Yavuz, Tevfik Uyar, Cem Say, karikatürleriye dergimize farklı bir renk katan Tayfun Akgül… Sıklıkla katkı veren dostlarımız var: Tınaz Titiz, Erhan Karaesmen, Oktay Kaynak, Bilgehan Gürlek, Haluk Ertan, Coşkun Özdemir ve diğerleri… Kaybettiğimiz var, diğer bir dev çınar Bozkurt Güvenç.. Ve daha önceki dergiden ve ruhu bizimle berber olan Aykut Göker… Büyüyerek ve çoğalarak geleceğe doğru Türkiye için, bilim için, güzellik için yürümeyi sürdüreceğiz.. El ele ve hep beraber! İçeriğe katkıda bulunanlar kadar, okurlarımızın da bugünlere ulaşmamızda ana kaynak olduğunu hiç bir zaman unutmadık… Hele bu dergiye yazılarıyla düzenli destek veren üniversitelerimize gönül borcumuz çok büyük.. Hepsi sağ olsunlar, hep beraber daha güzel bir ülke için çalıştığımızın farkındayız.. Bu yıla yön verecek bilimsel gelişmeler Henüz yeni adım attığımız 2020 yılında sağlıktan uzaya, fizikten mikrobiyolojiye kadar bilimin her dalından birçok olay, proje ve bulgu geleceğe yön verecek. Biz de bu yıla damga vurması beklenen bilimsel gelişme ve çalışmalardan bir demeti sizlerin gündemine getirelim dedik. 2020 yılının bir özelliği de tarihsel süreç içinde önemli keşiflerin, başarıların ama bir yandan da felaketlerin yıl dönümlerine denk gelmesi. Florence Nightingale’in 100. yaşı, Bacon’ın 800., Rosalind Franklin’in 100. doğum günleri… Elektromanyetizmanın keşfinin, X-ray ışınlarının, nöronun keşfinin de yıldönümleri… Bu yıldönümlerini, yıl içine yayarak daha geniş hacimde sizlerle paylaşacağız. Şimdi başka neleri sunuyoruz sizlere kısaca bir göz atalım. Kadın, dul ve bekârlarda, eğitim seviyesi düşüklerde, ekonomik durumu kötü olanlarda ruhsal rahatsızlıkların daha çok olduğuna ilişkin raporu değerlendirmeyi sürdürüyor Bahçeşehir Üniversitesi’nden Fırat Kara bu haftaki yazısında da. Para yerine kakao çekirdeği Bilim ve beslenme sayfamızda çok severek ve sıkça tükettiğimiz çok uzaklardan gelen bir ürün var: Kakao. Mayalar ve Aztekler için kakao çekirdeği o kadar değerliydi ki bir dönem alışverişlerinde para yerine kakao kullanmışlardı. Önce içecek olarak başlayan kakaonun yolculuğu kakao yağının bulunması ile bize çikolatanın yolunu açtı. Faydaları, yan etkileri ve ilginç yönleri ile kakao sayfalarımızda… Bilgehan Gürlek “Döngüsel ekonomi ve yeşil büyüme ne kadar mümkün” diye soruyor, ekolojik ve kapitalist krizin kapıya dayandığı günümüzde… Ünlü arkeolog Halet Çambel’in aramızdan ayrılışının 6. yılında İstanbul Üniversitesi tarih Öncesi Arkeoloji Bilim Dalı hocalarının ardından bir buluşma konferansı düzenlediler ve Prof. Çambel’in topluma yetirince anlatılmayan yönlerini tartıştılar. Gülçin Gülan izledi ve yazdı. Coşkun Özdemir de anılarını yazdı. 200 milyon yıldır var olan bir balık türünün soyu tükendi. Psephurus gladius dinozorları ortadan kaldıran kitlesel yok oluş da dahil birçok zorlu koşulda varlığını devam ettirmişti. Murat Altaş’ın Hayvanlar Dünyası sayfasında… Nobelli bilimcilerle görüşme Kültür Üniversitesi Beslenme ve Diyabetik Bölümü’nden Pelin Cin depresyonun alternatif tedavilerinden biri olan Optimal Beslenme üzerine yazdı. İlginç bir yazı da lityum piller üzerine. Kullanım alanı giderek artıyor; hatta taşımacılığın geleceği lityum piller olacak deniyor. Öte yandan bir tartışmada süre gidiyor. Bu hafif metal gerçekten temiz bir alternatif mi, yoksa çevre için yeni bir tehdit mi? Biliyorsunuz, bu yıl Nobel Tıp Ödülü bedenin oksijene tepkisini araştıran ve mekanizmasını çözen 3 bilim insanına verildi. Kültür Koleji öğrencileri bir gelenek haline getirdikleri Nobel Ödül törenini izlemeyi bu yıl da sürdürdüler ve Tıp Nobel Ödülü’nü kazanan üç bilim insanından Prof. Dr. Peter Ratcliffe ile söyleşi yaptılar. Ratcliffe gençlere şöyle diyor: “Bilim dünyasındaki moda eğilimlere kapılmayın, farklı bir şey yapın ve bu işe odaklanın..” Lityum iyon bataryayı keşfeden Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan Akira Yoshino ise “İcadımın bu kadar yaygın kullanılacağını hayal bile edemezdim” diyor. Buyurun sayfalarımıza! 21. Yüzyılın Cehaleti Doğan Kuban Hocamız ‘21.Yüzyılın Cehaleti’ni yazdı. Çağımızın en önemli sorunu olarak, Hocamız “bilimsel okumamışlık”tır diyor. Mükemmel bir yazı topluma, bize ve dünyaya ışık tutuyor. Mustafa Çetiner, acı yemek iyidir derken, Ali Akurgal Kanal İstanbul üzerine değişik bir yazı kaleme aldı. Tanol Türkoğlu ülkemizde yıllar sonra yeniden açılan Wikipedia’yı konu aldı. Siz de oraya nasıl katkıda bulunursunuz? Üçüncü sayfamızda yeni bir buluş var: Çimentonun yerini alacak “canlı” beton! Sürekli köşemizde ise hijyen alışkanlıklarımızı değiştirmeye çağıran yazı var. Ve daha pek çok yazı haber fotoğraf grafik. Hafta boyunca size eşlik edecek. Bilimde kalın, sevgiyle kalın, HBT’yi daha yukarılara yükseltelim.  

200. sayımız, yol göstericilerimiz, sırtımızı dayadıklarımız, sizler… Ve sürpriz bir sayı… yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Ve 200. sayımızla karşınızdayız. İşin açıkçası biz de şaşırdık. 1 Nisan 2016 yılında ilk sayımızı hazırlarken yaşadığımız heyecanı, hatta dışa vurmadığımız kaygıyı anımsadık: Herkese Bilim Teknoloji adını verdiğimiz dergimiz umduğumuz ilgiyi görecek ve okurlar bu derginin ekonomik olarak ayakları üzerinde kalmasını sağlayacak mı?

Türkiye’nin çağdaşlaşma, refah içinde kalkınma, aydınlanma yolunun bilim ve teknolojiden geçtiğini düşünerek, dünyada ve ülkemizde bu alanlardaki gelişmeleri herkesin anlayabileceği bir dilde aktaracağız, ülkemizde bilim ve teknoloji güçlerinin gelişmesine destek sağlayacağız diye yola çıkmıştık. Arkamızda da 30 yıllık Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji deneyimimiz, birikimimiz vardı.

Bir de baktık ki göz açıp kapayıncaya kadar 200 haftayı geride bırakmışız. Siz okurlarımızdan gelen katkılarla kocaman bir aile olmuşuz… Yeterli mi? Hayır tabii ki… 80 milyonluk Türkiye’de daha içine girmek istediğimiz çok ev, çok kurum, çok okul var. Çünkü yaptığımız yayıncılığa inanıyoruz.

Ekibimiz büyük bir özveri ile çalışıyor: Reyhan Oksay, Tüles Hasdemir, Batuhan Sarıcan, Murat Altaş, Meral Doğan, Mercan Bursalı, Nilgün Özbaşaran Dede, Rita Urgan, Sevda Deniz Karali HBT’nin küçük ofisinde… Yazarlarımız var, başta dev çınarımız Doğan Kuban; Müfit Akyos, Ali Akurgal, Tanol Türkoğlu, Mustafa Çetiner, Erdal Musoğlu, Ahmet Yavuz, Tevfik Uyar, Cem Say, karikatürleriye dergimize farklı bir renk katan Tayfun Akgül… Sıklıkla katkı veren dostlarımız var: Tınaz Titiz, Erhan Karaesmen, Oktay Kaynak, Bilgehan Gürlek, Haluk Ertan, Coşkun Özdemir ve diğerleri… Kaybettiğimiz var, diğer bir dev çınar Bozkurt Güvenç.. Ve daha önceki dergiden ve ruhu bizimle berber olan Aykut Göker…

Büyüyerek ve çoğalarak geleceğe doğru Türkiye için, bilim için, güzellik için yürümeyi sürdüreceğiz.. El ele ve hep beraber!

İçeriğe katkıda bulunanlar kadar, okurlarımızın da bugünlere ulaşmamızda ana kaynak olduğunu hiç bir zaman unutmadık…

Hele bu dergiye yazılarıyla düzenli destek veren üniversitelerimize gönül borcumuz çok büyük.. Hepsi sağ olsunlar, hep beraber daha güzel bir ülke için çalıştığımızın farkındayız..

Bu yıla yön verecek bilimsel gelişmeler

Henüz yeni adım attığımız 2020 yılında sağlıktan uzaya, fizikten mikrobiyolojiye kadar bilimin her dalından birçok olay, proje ve bulgu geleceğe yön verecek. Biz de bu yıla damga vurması beklenen bilimsel gelişme ve çalışmalardan bir demeti sizlerin gündemine getirelim dedik.

2020 yılının bir özelliği de tarihsel süreç içinde önemli keşiflerin, başarıların ama bir yandan da felaketlerin yıl dönümlerine denk gelmesi. Florence Nightingale’in 100. yaşı, Bacon’ın 800., Rosalind Franklin’in 100. doğum günleri… Elektromanyetizmanın keşfinin, X-ray ışınlarının, nöronun keşfinin de yıldönümleri… Bu yıldönümlerini, yıl içine yayarak daha geniş hacimde sizlerle paylaşacağız. Şimdi başka neleri sunuyoruz sizlere kısaca bir göz atalım.

Kadın, dul ve bekârlarda, eğitim seviyesi düşüklerde, ekonomik durumu kötü olanlarda ruhsal rahatsızlıkların daha çok olduğuna ilişkin raporu değerlendirmeyi sürdürüyor Bahçeşehir Üniversitesi’nden Fırat Kara bu haftaki yazısında da.

Para yerine kakao çekirdeği

Bilim ve beslenme sayfamızda çok severek ve sıkça tükettiğimiz çok uzaklardan gelen bir ürün var: Kakao. Mayalar ve Aztekler için kakao çekirdeği o kadar değerliydi ki bir dönem alışverişlerinde para yerine kakao kullanmışlardı. Önce içecek olarak başlayan kakaonun yolculuğu kakao yağının bulunması ile bize çikolatanın yolunu açtı. Faydaları, yan etkileri ve ilginç yönleri ile kakao sayfalarımızda…

Bilgehan Gürlek “Döngüsel ekonomi ve yeşil büyüme ne kadar mümkün” diye soruyor, ekolojik ve kapitalist krizin kapıya dayandığı günümüzde…

Ünlü arkeolog Halet Çambel’in aramızdan ayrılışının 6. yılında İstanbul Üniversitesi tarih Öncesi Arkeoloji Bilim Dalı hocalarının ardından bir buluşma konferansı düzenlediler ve Prof. Çambel’in topluma yetirince anlatılmayan yönlerini tartıştılar. Gülçin Gülan izledi ve yazdı. Coşkun Özdemir de anılarını yazdı.

200 milyon yıldır var olan bir balık türünün soyu tükendi. Psephurus gladius dinozorları ortadan kaldıran kitlesel yok oluş da dahil birçok zorlu koşulda varlığını devam ettirmişti. Murat Altaş’ın Hayvanlar Dünyası sayfasında…

Nobelli bilimcilerle görüşme

Kültür Üniversitesi Beslenme ve Diyabetik Bölümü’nden Pelin Cin depresyonun alternatif tedavilerinden biri olan Optimal Beslenme üzerine yazdı.

İlginç bir yazı da lityum piller üzerine. Kullanım alanı giderek artıyor; hatta taşımacılığın geleceği lityum piller olacak deniyor. Öte yandan bir tartışmada süre gidiyor. Bu hafif metal gerçekten temiz bir alternatif mi, yoksa çevre için yeni bir tehdit mi?

Biliyorsunuz, bu yıl Nobel Tıp Ödülü bedenin oksijene tepkisini araştıran ve mekanizmasını çözen 3 bilim insanına verildi. Kültür Koleji öğrencileri bir gelenek haline getirdikleri Nobel Ödül törenini izlemeyi bu yıl da sürdürdüler ve Tıp Nobel Ödülü’nü kazanan üç bilim insanından Prof. Dr. Peter Ratcliffe ile söyleşi yaptılar. Ratcliffe gençlere şöyle diyor: “Bilim dünyasındaki moda eğilimlere kapılmayın, farklı bir şey yapın ve bu işe odaklanın..” Lityum iyon bataryayı keşfeden Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan Akira Yoshino ise “İcadımın bu kadar yaygın kullanılacağını hayal bile edemezdim” diyor. Buyurun sayfalarımıza!

21. Yüzyılın Cehaleti

Doğan Kuban Hocamız ‘21.Yüzyılın Cehaleti’ni yazdı. Çağımızın en önemli sorunu olarak, Hocamız “bilimsel okumamışlık”tır diyor. Mükemmel bir yazı topluma, bize ve dünyaya ışık tutuyor.

Mustafa Çetiner, acı yemek iyidir derken, Ali Akurgal Kanal İstanbul üzerine değişik bir yazı kaleme aldı. Tanol Türkoğlu ülkemizde yıllar sonra yeniden açılan Wikipedia’yı konu aldı. Siz de oraya nasıl katkıda bulunursunuz? Üçüncü sayfamızda yeni bir buluş var: Çimentonun yerini alacak “canlı” beton! Sürekli köşemizde ise hijyen alışkanlıklarımızı değiştirmeye çağıran yazı var. Ve daha pek çok yazı haber fotoğraf grafik. Hafta boyunca size eşlik edecek.

Bilimde kalın, sevgiyle kalın, HBT’yi daha yukarılara yükseltelim.

 

200. sayımız, yol göstericilerimiz, sırtımızı dayadıklarımız, sizler… Ve sürpriz bir sayı… yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
16656
HBT Dergi 200. Sayı – 24 Ocak 2020 https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-200-sayi-24-ocak-2020 Thu, 23 Jan 2020 12:52:09 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16653 Bizi bekleyen sürprizler: Büyük bilimsel atılım yılındayız Döngüsel Ekonomi ve Yeşil Büyüme ne kadar mümkün? – Bilgehan Gürlek Ormanların yok olması, insan türünün de sonu demek! Türk öğrenciler sordu Nobelli bilimciler yanıtladı 21. yüzyılın cehaleti – Doğan Kuban Wikipedia bitleri – Tanol Türkoğlu Kanal – Ali Akurgal HALET ÇAMBEL, büyük arkeoloğumuzun ardından – Coşkun Özdemir Kültürel mirası korumada bir öncü: Halet Çambel – Gülçin Gülan Çimentonun yerini alabilecek “canlı” beton Çin’de yayılan akciğer hastalığından yeni bir virüs sorumlu 100 milyon yıllık cıvık mantar bulundu Zaman kapsülünde 7 milyar yıllık yıldız tozu Beden sıcaklığımız 150 yıldan beri düşüyor Uykusuzluk kan testiyle tespit edilebilecek Acı yemek iyidir! – Mustafa Çetiner Maya ve Azteklerden bize kalan en değerli miras: Kakao Alışkanlıklarda küçük değişiklikler büyük yararlar – 1: Hijyen ile ilgili alışkanlıklarımıza ufak dokunuşlar Kadınlarda, dul ve bekarlarda, eğitim seviyesi düşüklerde ve ekonomik durumu kötü olanlarda ruhsal rahatsızlık daha çok – Fırat Kara Depresyonun alternatif tedavisi: Optimal beslenme – Pelin Cin Çevresel sürdürülebilirlik finansmanı için ilk Türk uluslararası tahvil ihracı – Neslihan Turguttopbaş 200 milyon yıldır var olan balığın soyu tükendi Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 200. Sayı – 24 Ocak 2020 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bizi bekleyen sürprizler: Büyük bilimsel atılım yılındayız
Döngüsel Ekonomi ve Yeşil Büyüme ne kadar mümkün? – Bilgehan Gürlek
Ormanların yok olması, insan türünün de sonu demek!
Türk öğrenciler sordu Nobelli bilimciler yanıtladı
21. yüzyılın cehaleti – Doğan Kuban
Wikipedia bitleri – Tanol Türkoğlu
Kanal – Ali Akurgal
HALET ÇAMBEL, büyük arkeoloğumuzun ardından – Coşkun Özdemir
Kültürel mirası korumada bir öncü: Halet Çambel – Gülçin Gülan
Çimentonun yerini alabilecek “canlı” beton
Çin’de yayılan akciğer hastalığından yeni bir virüs sorumlu
100 milyon yıllık cıvık mantar bulundu
Zaman kapsülünde 7 milyar yıllık yıldız tozu
Beden sıcaklığımız 150 yıldan beri düşüyor
Uykusuzluk kan testiyle tespit edilebilecek
Acı yemek iyidir! – Mustafa Çetiner
Maya ve Azteklerden bize kalan en değerli miras: Kakao
Alışkanlıklarda küçük değişiklikler büyük yararlar – 1: Hijyen ile ilgili alışkanlıklarımıza ufak dokunuşlar
Kadınlarda, dul ve bekarlarda, eğitim seviyesi düşüklerde ve ekonomik durumu kötü olanlarda ruhsal rahatsızlık daha çok – Fırat Kara
Depresyonun alternatif tedavisi: Optimal beslenme – Pelin Cin
Çevresel sürdürülebilirlik finansmanı için ilk Türk uluslararası tahvil ihracı – Neslihan Turguttopbaş
200 milyon yıldır var olan balığın soyu tükendi

Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 200. Sayı – 24 Ocak 2020 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
16653
Yalnızlık başa bela https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yalnizlik-basa-bela Thu, 14 Nov 2019 14:00:46 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15894 Yalnızlık, belki de dünyanın en kötü hissi. Bilim insanları, yalnızlığa bilim çerçevesinden bakarak bazı veriler ortaya koyuyor. Ülkeden ülkeye değişen oranlar söz konusu; Azerbaycan’da yetişkinler arasında %4,4 gibi düşük oranlarda seyreden yalnızlık hissi, Danimarka’da %20’lere yükseliyor. Gençler yetişkinlere göre daha yalnız hissediyor! Üstelik duygusal yalnızlık, bilişsel sorunlara da kapı açıyor. Dahası: Günden güne daha çok yalnızlaşıyoruz. Murat Altaş derledi. Nilgün Özbaşaran Dede, bilim dünyasındaki son gelişmeleri bir araya getirdi: Asprin’in depresyona karşı etkisi, Çinli bilim insanlarından Alzheimer ilacı atağı, Buz adam Ötzi’nin son yolculuğu. Bu haberle birlikte Japonya’nın 2020 Olimpiyatları öncesi aldığı salgın önlemini Araştırma Gündemi’nde okuyacaksınız. Priz sorununa akılcı çözüm, oyun meraklılarına özel fare altlığı, katlanabilir telefon ve daha nice yeni teknoloji, Tekno Vitrin köşesinde. Doğan Kuban Hoca, bu sayıdaki yazısında Osmanlı Devleti’ni göçerlik kavramı üzerinden irdeliyor. Bu bağlamda Osmanlı Tarihi’nin yeniden yazılması gerektiğini savunuyor. Çünkü diyor, Osmanlı hanedanlığı dünyada görülmemiş özellikler, yönetim biçimleri taşıyor. Nedir bunlar ve Hocanın iddialı sözlerinin içeriği? Bildiğiniz bütün robotları unutun! Sabancı Üniversitesi’nde dinlediğimiz Prof. Jamie Paik, kafamızdaki klasik robot anlayışını yerle bir ediyor. Yumuşak robotlar, tıptan uzay bilimlerine kadar birçok alanda fayda sağlıyor. Ali Akurgal, Politikbilim köşesinde birlikte düşünmeye davet ediyor. Trafik ve Araçlar başlığıyla yakın geleceğin otomobillerine ve kent trafiğine zihin açıcı bir bakış atıyor. Bilim ve Beslenme bölümümüzde gıda ve sağlığımıza bilimin penceresinden bakmaya devam ediyoruz. Bu haftaki konumuz: 100 milyon bakterili elma. Yanlış duymadınız 100 milyon! Ve bu bakteriler, sağlığınız için çok faydalı. Nedeni, nasılı sayfamızda. Bilim ve Beslenme demişken sağlığımıza yönelik de önemli gelişmelerin ardı arkası kesilmiyor. Geliştirilen yeni diyabet ilacı hem diyabete hem de obeziteye iyi geliyor. Bu arada ülkemizde yaşanan ıspanak zehirlenmesi konusunda şeffaflıktan uzak gelişmeleri Prof. Dr. Çoşkun Bakar farklı açılardan değerlendiriyor. Uzmanlık mı, çok yönlülük mü? Seri devam ediyor! Monomat mı polimat mı? Robert Twigger’ın zihin açıcı yazısını Lara Meltem Bilikmen’in çevirisiyle sunmaya devam ediyoruz: Uzmanlık mı yoksa çok yönlülük mü? Yüksek teknoloji savaşı devam ediyor! Bir yanda 2000-2017 yılları arasında 500 milyar doları aşan yüksek teknoloji ihracatı yapan Çin, diğer yanda ihracat rakamları düşüşte olan ABD. Bayram Ali Eşiyok, HBT okurları için hegemonya mücadelesinin iktisadi temellerini inceledi. Yazarımız Tanol Türkoğlu ise, Dijital Kültür köşesinde bu sefer Bitcoin’de dolandırıcılık sorununu ele alarak, sakınan göze batan çöpe işaret ediyor. Feryal Özer’den kara deliğin hikâyesi Ekibiyle birlikte elde ettiği kara delik fotoğrafıyla bir anda dünyanın gündemine oturan Prof. Feryal Özel’i Boğaziçi Üniversitesi’nde dinledik. Kara delik fotoğrafının hikâyesini, çalışma arkadaşımız Batuhan Sarıcan aktarıyor. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Arş. Gör. Özge Özkök, sosyal medya ve kimlik kavramı üzerinden sanal maske ve popüler kültüre yönelik faydalı bir okuma sunuyor. Bir de güzel bir haberimiz var: Irmak Okulları’nın robotik takımı River Robotics ilk ödülünü kazandı. İlgiyle okunan Güncel Tıp köşesinde Mustafa Çetiner ise son dönemde fazlasıyla gündeme gelen glütensiz yaşamla ilgili düşüncelerini dile getirmek üzere Glüten Çılgınlığı yazı dizisine başlamıştı. Seri devam ediyor. Önemli bilgiler var. Ahmet Yavuz AY Işığı’nda gündeme aldığı Mustafa Kemal’in Suriye tasavvuru yazısına devam ediyor. Hayvanlar Dünyası’nda ise Murat Altaş yine ilgi çekici bir içerik hazırladı. Örümcek ağlarına yönelik bu ilginç yazıda örümceklerin ağlarını çürümekten nasıl koruduğunu öğreneceksiniz. HBT, herkes için her hafta yeni, dopdolu ve anlaşılır bilim ve teknoloji içerikleri sunmaya devam ediyor. Ülkemizin bilimin ışığıyla aydınlanması dileğiyle. İyi okumalar. Ve gelecek Cumaya kadar bilimde ve HBT’de kalın. *** HBT konferansları başlıyor HBT Konferansları yeni bir ana konuyla başlıyor… 8 ay boyunca Merak’ı çok yönlü işleyeceğiz. Merak uykuda mı, yaşıyor mu, ölü mü? Dijital Hayat Merakı köreltiyor mu? Hayatın her alanını giderek kapsayan dijital dünya meraksız, sağır ve dilsiz, yaratıcılığı körelten bir toplum mu yaratıyor? Twitter Facebook ile nereye, artık her şey bize hazır mı sunulacak? Orhan Bursalı’nın sunumuyla Prof. Cem Say, Tanol Türkoğlu ve Dr. Tevfik Uyar tartışacak. Bahçeşehir Üniversitesi işbirliğiyle, 16 Kasım Cumartesi 17.00’de BAU Beşiktaş yerleşkesinde.

Yalnızlık başa bela yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yalnızlık, belki de dünyanın en kötü hissi. Bilim insanları, yalnızlığa bilim çerçevesinden bakarak bazı veriler ortaya koyuyor. Ülkeden ülkeye değişen oranlar söz konusu; Azerbaycan’da yetişkinler arasında %4,4 gibi düşük oranlarda seyreden yalnızlık hissi, Danimarka’da %20’lere yükseliyor. Gençler yetişkinlere göre daha yalnız hissediyor! Üstelik duygusal yalnızlık, bilişsel sorunlara da kapı açıyor. Dahası: Günden güne daha çok yalnızlaşıyoruz. Murat Altaş derledi.

Nilgün Özbaşaran Dede, bilim dünyasındaki son gelişmeleri bir araya getirdi: Asprin’in depresyona karşı etkisi, Çinli bilim insanlarından Alzheimer ilacı atağı, Buz adam Ötzi’nin son yolculuğu. Bu haberle birlikte Japonya’nın 2020 Olimpiyatları öncesi aldığı salgın önlemini Araştırma Gündemi’nde okuyacaksınız.

Priz sorununa akılcı çözüm, oyun meraklılarına özel fare altlığı, katlanabilir telefon ve daha nice yeni teknoloji, Tekno Vitrin köşesinde.

Doğan Kuban Hoca, bu sayıdaki yazısında Osmanlı Devleti’ni göçerlik kavramı üzerinden irdeliyor. Bu bağlamda Osmanlı Tarihi’nin yeniden yazılması gerektiğini savunuyor. Çünkü diyor, Osmanlı hanedanlığı dünyada görülmemiş özellikler, yönetim biçimleri taşıyor. Nedir bunlar ve Hocanın iddialı sözlerinin içeriği?

Bildiğiniz bütün robotları unutun!

Sabancı Üniversitesi’nde dinlediğimiz Prof. Jamie Paik, kafamızdaki klasik robot anlayışını yerle bir ediyor. Yumuşak robotlar, tıptan uzay bilimlerine kadar birçok alanda fayda sağlıyor.

Ali Akurgal, Politikbilim köşesinde birlikte düşünmeye davet ediyor. Trafik ve Araçlar başlığıyla yakın geleceğin otomobillerine ve kent trafiğine zihin açıcı bir bakış atıyor.

Bilim ve Beslenme bölümümüzde gıda ve sağlığımıza bilimin penceresinden bakmaya devam ediyoruz. Bu haftaki konumuz: 100 milyon bakterili elma. Yanlış duymadınız 100 milyon! Ve bu bakteriler, sağlığınız için çok faydalı. Nedeni, nasılı sayfamızda.

Bilim ve Beslenme demişken sağlığımıza yönelik de önemli gelişmelerin ardı arkası kesilmiyor. Geliştirilen yeni diyabet ilacı hem diyabete hem de obeziteye iyi geliyor. Bu arada ülkemizde yaşanan ıspanak zehirlenmesi konusunda şeffaflıktan uzak gelişmeleri Prof. Dr. Çoşkun Bakar farklı açılardan değerlendiriyor.

Uzmanlık mı, çok yönlülük mü?

Seri devam ediyor! Monomat mı polimat mı? Robert Twigger’ın zihin açıcı yazısını Lara Meltem Bilikmen’in çevirisiyle sunmaya devam ediyoruz: Uzmanlık mı yoksa çok yönlülük mü?

Yüksek teknoloji savaşı devam ediyor! Bir yanda 2000-2017 yılları arasında 500 milyar doları aşan

yüksek teknoloji ihracatı yapan Çin, diğer yanda ihracat rakamları düşüşte olan ABD. Bayram Ali Eşiyok, HBT okurları için hegemonya mücadelesinin iktisadi temellerini inceledi.

Yazarımız Tanol Türkoğlu ise, Dijital Kültür köşesinde bu sefer Bitcoin’de dolandırıcılık sorununu ele alarak, sakınan göze batan çöpe işaret ediyor.

Feryal Özer’den kara deliğin hikâyesi

Ekibiyle birlikte elde ettiği kara delik fotoğrafıyla bir anda dünyanın gündemine oturan Prof. Feryal Özel’i Boğaziçi Üniversitesi’nde dinledik. Kara delik fotoğrafının hikâyesini, çalışma arkadaşımız Batuhan Sarıcan aktarıyor.

İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Arş. Gör. Özge Özkök, sosyal medya ve kimlik kavramı üzerinden sanal maske ve popüler kültüre yönelik faydalı bir okuma sunuyor. Bir de güzel bir haberimiz var: Irmak Okulları’nın robotik takımı River Robotics ilk ödülünü kazandı.

İlgiyle okunan Güncel Tıp köşesinde Mustafa Çetiner ise son dönemde fazlasıyla gündeme gelen glütensiz yaşamla ilgili düşüncelerini dile getirmek üzere Glüten Çılgınlığı yazı dizisine başlamıştı. Seri devam ediyor. Önemli bilgiler var.

Ahmet Yavuz AY Işığı’nda gündeme aldığı Mustafa Kemal’in Suriye tasavvuru yazısına devam ediyor.

Hayvanlar Dünyası’nda ise Murat Altaş yine ilgi çekici bir içerik hazırladı. Örümcek ağlarına yönelik bu ilginç yazıda örümceklerin ağlarını çürümekten nasıl koruduğunu öğreneceksiniz.

HBT, herkes için her hafta yeni, dopdolu ve anlaşılır bilim ve teknoloji içerikleri sunmaya devam ediyor.

Ülkemizin bilimin ışığıyla aydınlanması dileğiyle. İyi okumalar.

Ve gelecek Cumaya kadar bilimde ve HBT’de kalın.

***

HBT konferansları başlıyor

HBT Konferansları yeni bir ana konuyla başlıyor… 8 ay boyunca Merak’ı çok yönlü işleyeceğiz. Merak uykuda mı, yaşıyor mu, ölü mü? Dijital Hayat Merakı köreltiyor mu? Hayatın her alanını giderek kapsayan dijital dünya meraksız, sağır ve dilsiz, yaratıcılığı körelten bir toplum mu yaratıyor? Twitter Facebook ile nereye, artık her şey bize hazır mı sunulacak?

Orhan Bursalı’nın sunumuyla Prof. Cem Say, Tanol Türkoğlu ve Dr. Tevfik Uyar tartışacak.

Bahçeşehir Üniversitesi işbirliğiyle, 16 Kasım Cumartesi 17.00’de BAU Beşiktaş yerleşkesinde.

Yalnızlık başa bela yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
15894
HBT Dergi 190. Sayı – 15 Kasım 2019 https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-190-sayi-15-kasim-2019 Thu, 14 Nov 2019 12:44:14 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15887 Yalnızlık başa bela: En kötüsü duygusal yalnızlık İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nin ilk Bilim Madalyası Doç. Dr. Tamer Önder’e Kara delik fotoğrafının hikayesi: 20 yıllık sıkı çalışma Yumuşak ve etkileşimli robotlar: Robogamiler – Jamie Paik ile söyleşi Osmanlılar: Göçerler – Doğan Kuban Bitcoin dolandırıcılığı – Tanol Türkoğlu Birlikte düşünelim: Trafik ve araçlar – Ali Akurgal Sosyal medya ve kimlik: Sanal maske – Özge Özkök ABD-Çin hegemonya savaşının iktisadi temelleri – Bayram Ali Eşiyok M. Kemal’in Suriye tasavvuru üzerine (2) – Ahmet Yavuz Tek alanda uzmanlaşmak mı, çok yönlü hezarfen olmak mı? (2) Aspirin depresyona karşı da etkili Çin’de geliştirilen Alzheimer ilacı yakında piyasada Hem diyabete, hem de obeziteye karşı etkili yeni bir ilaç geliyor Glüten çılgınlığı (2) – Mustafa Çetiner Ispanak krizi ve şeffaflık – Coşkun Bakar İnsan beyninin 8 harikası (3): Daha zeki insanların beyinleri farklı mı? Örümcek ağlarında çürümeye karşı mekanizma Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 190. Sayı – 15 Kasım 2019 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yalnızlık başa bela: En kötüsü duygusal yalnızlık
İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nin ilk Bilim Madalyası Doç. Dr. Tamer Önder’e
Kara delik fotoğrafının hikayesi: 20 yıllık sıkı çalışma
Yumuşak ve etkileşimli robotlar: Robogamiler – Jamie Paik ile söyleşi
Osmanlılar: Göçerler – Doğan Kuban
Bitcoin dolandırıcılığı – Tanol Türkoğlu
Birlikte düşünelim: Trafik ve araçlar – Ali Akurgal
Sosyal medya ve kimlik: Sanal maske – Özge Özkök
ABD-Çin hegemonya savaşının iktisadi temelleri – Bayram Ali Eşiyok
M. Kemal’in Suriye tasavvuru üzerine (2) – Ahmet Yavuz
Tek alanda uzmanlaşmak mı, çok yönlü hezarfen olmak mı? (2)
Aspirin depresyona karşı da etkili
Çin’de geliştirilen Alzheimer ilacı yakında piyasada
Hem diyabete, hem de obeziteye karşı etkili yeni bir ilaç geliyor
Glüten çılgınlığı (2) – Mustafa Çetiner
Ispanak krizi ve şeffaflık – Coşkun Bakar
İnsan beyninin 8 harikası (3): Daha zeki insanların beyinleri farklı mı?
Örümcek ağlarında çürümeye karşı mekanizma

Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 190. Sayı – 15 Kasım 2019 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
15887
Bir ulus nasıl süper güç haline geldi? https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bir-ulus-nasil-super-guc-haline-geldi Thu, 31 Oct 2019 14:00:41 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15769 Günümüzde Çin, bilim sayesinde dünyanın süper güçlerinden biri haline geldi. Peki, birçok ülkenin isteyip de başaramadığını Çin nasıl başardı? Arkadaşımız Reyhan Oksay pusula, matbaa, kâğıt ve barut gibi devrim yaratan buluşları dünyaya kazandıran Çin’in son 150 yıllık tarihinde bilimin inişli çıkışlı yolculuğunu yazdı. Çin’i bilimle kurtarmak deyimi nasıl popüler hale geldi? Yurtdışına eğitime giden öğrencilerin geri dönüşlerinin önemli rolü ne? Çin’de bilim insanın sayısının nasıl büyük bir hızla arttığı, alınan patentler, yayımlanan makaleler… Büyük olasılıkla gelişmekte olan bütün ülkelerin çıkaracağı dersler vardır sanırız. Türkiye’de de ilgili kişi ve kurumların Çin’in bilime uzun yürüyüşünü ilgiyle okuyacaklarını umuyoruz. Neden bilim insanı olarak hekimleri ihtiyaç var? Geçen sayımızda ilkini yayınladığımız yazının bu bölümünde Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç araştırmacı tıp bilimcilerin sayısının ve temel bilimlerle ilişkilerinin giderek zayıfladığına dikkat çekiyor. “Eğer tıp biliminde ilerleme kaydedilmesi isteniyorsa bunun üzerine düşünmeli; devlet, akademi ve özel sektör arasında işbirliği yapılmalı” diyerek. Uluğbey Rasathanesi Özlem Yüzak ve Orhan Bursalı Özbekistan’a kısa bir gezi yaptılar. Türklerin ata yurduna yapılan bu hoş kültür ve tarih gezisinden ilk izlenimlerini Uluğbey Rasathanesi ile yazmaya başladılar. Tüm dünyada astronominin altın çağını başlatan bu rasathanenin kalıntıları ve tam karşısına kurulan müze kadar Uluğbey’in kişiliği de son derece önemli. Doğan Kuban hoca ‘geleceği özgür bir düşünce ortamında aramazsanız, bulacağınız başka bir pazar yok. Türkiye’nin 21. yüzyıla ortaklığı, özgür bir bilimsel ve teknolojik ortam gerektiriyor’ diyor “Matematiksiz teknoloji” başlıklı yazısı ile. Çernobil faciasında bitkiler, hayvanlar ve insanlar kadar zarar görmedi. Bunun nedeni bitki fizyolojisinin daha gelişmiş bir uyum yeteneğine sahip olması. Üstelik bugün bölgede devasa bir ekosistem oluşmuş durumda.  Bu da insanların doğaya nükleer radyasyondan daha fazla zarar verdiğini kanıtlıyor. Nasıl mı? Ayrıntılar dergimizde… IBM Google’u nasıl açığa düşürdü?  Geçen hafta teknoloji dünyasına bomba gibi düştü Google’un “Kuantum üstünlüğüne sahip bir bilgisayar geliştirdik” haberi. Google bu en hızlı süper bilgisayarlarla 10 bin yıl sürecek hesaplamaların 200 saniyede yapılabildiğini açıkladı. En büyük rakibi IBM’in yanıtı gecikmedi: Google hiçbir şey bulamadı. Kuantum bilgisayarlarda dönüm noktası olacağı düşünülen veriler gerçek değil. Peki, IBM Google’u nasıl açığa düşürdü? Neler oluyor iki rakip arasında? Bilim dünyasında eşine az rastlanan bu sızıntı skandalının perde arkasını Prof. Cem Say HBT okurları için yazdı. Geçen hafta düzenlenen siber saldırı bu konuyu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye ne yazık ki en fazla saldırıya uğrayan ülkeler arasında. Güvenlik açıklarını ve saldırı türlerini özetledik. Medyanın görevi kamuoyunu gerçeklerle, doğru bilgi ile aydınlatmak. Ama ne yazık ki bu çizginin çok çok dışına taşmış durumda günümüz medyası. Tanol Türkoğlu çeşitli örneklerle günümüz medyacılığını değerlendirdi. Dijitalem ise kuşak çatışmasından, Godwin Yasası’na kadar farklı konularla yine dopdolu. Ali Akurgal “Birlikte düşünelim” yazı serisini sürdürüyor. Bu hafta bir öneri ortaya attı: Bizde günümüzde karşılaştığı sorunlara bilimi kullanarak çözüm getiren bir karaktere çok ama çok ihtiyaç var. Böyle bir karakter yaratılarak bir rol model haline neden dönüştürülmesin ki? Tartışma sayfasında Bekir Onur’un öğretme ve öğrenme kavramlarını yeniden düşünmek başlıklı yazısına da dikkatinizi çekmek isteriz. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nihal Sarıer pediyodik tablonun keşfedilmesinin 150. Yılı üzerine son derece bilgilendirici bir yazı yazarken Atılım Üniversitesi’nden Doğuş Kaya iş yaşam kalitesine etki eden unsurlar yazısını bu hafta da sürdürdü. Yağmur Kan, bu yıl Lasker Temel Tıp Araştırma Ödülü’nü kazanan iki bilim insanının, Cooper ve Miller’ın bağışıklık sistemini anlamak için yaptıkları çalışmalarının harika öyküsünü anlattı bize. Beslenme ve Bilim sayfamızda sağlıklı beslenerek depresyonu engelleyebilir miyiz diye soruyoruz. Ve bir soru daha: Kahve, bal ile tatlandırılabilir mi? Araştırma Gündemi sayfalarımızda Alzheimer’ı teşhiste önemli bir ilerleme sağlanmasından tutun saniyede 47 adım atan dünyanın en hızlı karınca türüne, Avrupa’daki hava kirliliğine kadar ilginç haberler hazırladık sizlere. Murat Altaş’ın hazırladığı Hayvanlar Dünyası’nın bu haftaki konuğu ise dışkıları karbon salımını engelleyen görünümü karidese benzeyen bir deniz canlısı olan kril. Gelecek hafta yine ilginç konularla, tartışmalarla karşınızda olacağız. Hepinize keyifli okumalar.  

Bir ulus nasıl süper güç haline geldi? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Günümüzde Çin, bilim sayesinde dünyanın süper güçlerinden biri haline geldi. Peki, birçok ülkenin isteyip de başaramadığını Çin nasıl başardı?

Arkadaşımız Reyhan Oksay pusula, matbaa, kâğıt ve barut gibi devrim yaratan buluşları dünyaya kazandıran Çin’in son 150 yıllık tarihinde bilimin inişli çıkışlı yolculuğunu yazdı. Çin’i bilimle kurtarmak deyimi nasıl popüler hale geldi? Yurtdışına eğitime giden öğrencilerin geri dönüşlerinin önemli rolü ne? Çin’de bilim insanın sayısının nasıl büyük bir hızla arttığı, alınan patentler, yayımlanan makaleler… Büyük olasılıkla gelişmekte olan bütün ülkelerin çıkaracağı dersler vardır sanırız. Türkiye’de de ilgili kişi ve kurumların Çin’in bilime uzun yürüyüşünü ilgiyle okuyacaklarını umuyoruz.

Neden bilim insanı olarak hekimleri ihtiyaç var? Geçen sayımızda ilkini yayınladığımız yazının bu bölümünde Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç araştırmacı tıp bilimcilerin sayısının ve temel bilimlerle ilişkilerinin giderek zayıfladığına dikkat çekiyor. “Eğer tıp biliminde ilerleme kaydedilmesi isteniyorsa bunun üzerine düşünmeli; devlet, akademi ve özel sektör arasında işbirliği yapılmalı” diyerek.

Uluğbey Rasathanesi

Özlem Yüzak ve Orhan Bursalı Özbekistan’a kısa bir gezi yaptılar. Türklerin ata yurduna yapılan bu hoş kültür ve tarih gezisinden ilk izlenimlerini Uluğbey Rasathanesi ile yazmaya başladılar. Tüm dünyada astronominin altın çağını başlatan bu rasathanenin kalıntıları ve tam karşısına kurulan müze kadar Uluğbey’in kişiliği de son derece önemli.

Doğan Kuban hoca ‘geleceği özgür bir düşünce ortamında aramazsanız, bulacağınız başka bir pazar yok. Türkiye’nin 21. yüzyıla ortaklığı, özgür bir bilimsel ve teknolojik ortam gerektiriyor’ diyor “Matematiksiz teknoloji” başlıklı yazısı ile.

Çernobil faciasında bitkiler, hayvanlar ve insanlar kadar zarar görmedi. Bunun nedeni bitki fizyolojisinin daha gelişmiş bir uyum yeteneğine sahip olması. Üstelik bugün bölgede devasa bir ekosistem oluşmuş durumda.  Bu da insanların doğaya nükleer radyasyondan daha fazla zarar verdiğini kanıtlıyor. Nasıl mı? Ayrıntılar dergimizde…

IBM Google’u nasıl açığa düşürdü? 

Geçen hafta teknoloji dünyasına bomba gibi düştü Google’un “Kuantum üstünlüğüne sahip bir bilgisayar geliştirdik” haberi. Google bu en hızlı süper bilgisayarlarla 10 bin yıl sürecek hesaplamaların 200 saniyede yapılabildiğini açıkladı. En büyük rakibi IBM’in yanıtı gecikmedi: Google hiçbir şey bulamadı. Kuantum bilgisayarlarda dönüm noktası olacağı düşünülen veriler gerçek değil.

Peki, IBM Google’u nasıl açığa düşürdü? Neler oluyor iki rakip arasında? Bilim dünyasında eşine az rastlanan bu sızıntı skandalının perde arkasını Prof. Cem Say HBT okurları için yazdı.

Geçen hafta düzenlenen siber saldırı bu konuyu yeniden gündeme taşıdı. Türkiye ne yazık ki en fazla saldırıya uğrayan ülkeler arasında. Güvenlik açıklarını ve saldırı türlerini özetledik.

Medyanın görevi kamuoyunu gerçeklerle, doğru bilgi ile aydınlatmak. Ama ne yazık ki bu çizginin çok çok dışına taşmış durumda günümüz medyası. Tanol Türkoğlu çeşitli örneklerle günümüz medyacılığını değerlendirdi. Dijitalem ise kuşak çatışmasından, Godwin Yasası’na kadar farklı konularla yine dopdolu.

Ali Akurgal “Birlikte düşünelim” yazı serisini sürdürüyor. Bu hafta bir öneri ortaya attı: Bizde günümüzde karşılaştığı sorunlara bilimi kullanarak çözüm getiren bir karaktere çok ama çok ihtiyaç var. Böyle bir karakter yaratılarak bir rol model haline neden dönüştürülmesin ki?

Tartışma sayfasında Bekir Onur’un öğretme ve öğrenme kavramlarını yeniden düşünmek başlıklı yazısına da dikkatinizi çekmek isteriz.

İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nihal Sarıer pediyodik tablonun keşfedilmesinin 150. Yılı üzerine son derece bilgilendirici bir yazı yazarken Atılım Üniversitesi’nden Doğuş Kaya iş yaşam kalitesine etki eden unsurlar yazısını bu hafta da sürdürdü.

Yağmur Kan, bu yıl Lasker Temel Tıp Araştırma Ödülü’nü kazanan iki bilim insanının, Cooper ve Miller’ın bağışıklık sistemini anlamak için yaptıkları çalışmalarının harika öyküsünü anlattı bize.

Beslenme ve Bilim sayfamızda sağlıklı beslenerek depresyonu engelleyebilir miyiz diye soruyoruz. Ve bir soru daha: Kahve, bal ile tatlandırılabilir mi?

Araştırma Gündemi sayfalarımızda Alzheimer’ı teşhiste önemli bir ilerleme sağlanmasından tutun saniyede 47 adım atan dünyanın en hızlı karınca türüne, Avrupa’daki hava kirliliğine kadar ilginç haberler hazırladık sizlere.

Murat Altaş’ın hazırladığı Hayvanlar Dünyası’nın bu haftaki konuğu ise dışkıları karbon salımını engelleyen görünümü karidese benzeyen bir deniz canlısı olan kril.

Gelecek hafta yine ilginç konularla, tartışmalarla karşınızda olacağız. Hepinize keyifli okumalar.

 

Bir ulus nasıl süper güç haline geldi? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
15769
HBT Dergi 188. Sayı – 1 Kasım 2019 https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-188-sayi-1-kasim-2019 Thu, 31 Oct 2019 12:56:21 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15764 Çin’in bilime uzun yürüyüşü: Bir ulus nasıl süper güç haline geldi? IBM Google’ı nasıl açığa düşürdü? – Cem Say Çağımızın kâbusu: Siber saldırı Matematiksiz teknoloji – Doğan Kuban Uluğbey Rasathanesi’ni gezdik – Özlem Yüzak Hikâyenin aslı – Tanol Türkoğlu Birlikte düşünelim (4) : Eğitim, öğretim – Ali Akurgal Öğretme ve öğrenme kavramlarını yeniden düşünmek – Bekir Onur Neden bilim insanı olan hekimlere ihtiyacımız var? (2) – Türker Kılıç, Lara Meltem Bilikmen Sağlıklı beslenme depresyonu önler mi? Alzheimer’ı erken teşhiste önemli gelişme İnsanların doğaya verdiği zarar radyasyondan daha fazla Periyodik tablonun keşfedilmesinin 150. yıldönümü – Nihal Sarıer İş yaşam kalitesine etki eden unsurlar (2) – Doğuş Kaya 2019 Lasker Ödülü: Bağışıklık sistemini anlamada harika bir öykü Antarktika krilleri: Dışkıları karbon salımını engelliyor Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 188. Sayı – 1 Kasım 2019 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Çin’in bilime uzun yürüyüşü: Bir ulus nasıl süper güç haline geldi?
IBM Google’ı nasıl açığa düşürdü? – Cem Say
Çağımızın kâbusu: Siber saldırı
Matematiksiz teknoloji – Doğan Kuban
Uluğbey Rasathanesi’ni gezdik – Özlem Yüzak
Hikâyenin aslı – Tanol Türkoğlu
Birlikte düşünelim (4) : Eğitim, öğretim – Ali Akurgal
Öğretme ve öğrenme kavramlarını yeniden düşünmek – Bekir Onur
Neden bilim insanı olan hekimlere ihtiyacımız var? (2) – Türker Kılıç, Lara Meltem Bilikmen
Sağlıklı beslenme depresyonu önler mi?
Alzheimer’ı erken teşhiste önemli gelişme
İnsanların doğaya verdiği zarar radyasyondan daha fazla
Periyodik tablonun keşfedilmesinin 150. yıldönümü – Nihal Sarıer
İş yaşam kalitesine etki eden unsurlar (2) – Doğuş Kaya
2019 Lasker Ödülü: Bağışıklık sistemini anlamada harika bir öykü
Antarktika krilleri: Dışkıları karbon salımını engelliyor

Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız

HBT Dergi 188. Sayı – 1 Kasım 2019 yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
15764
Bilimin yeni gözdesi: Hint keneviri https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/bilimin-yeni-gozdesi-hint-keneviri Sun, 25 Aug 2019 09:12:05 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14944 Zehir mi? Mucize mi? Tartışmalı bitki Cannabis, diğer adıyla Hint keneviri, dünya genelinde büyük tartışmalara neden oluyor. Hint keneviri ismiyle de bilinen bu bitkinin tıbbi kullanımı, kanserin yanı sıra mental hastalıkların tedavisi açısından da önem taşıyor. Her türlü tütün ve uyuşturucu kullanımının sağlığa zararlı olduğunu belirterek başlamak zorunda olduğumuz bu yazıda, cannabis bitkisinin tıbbi kullanımı üzerine tarihi ve bilimsel kısa bir yolculuğa çıkacağız. Marijuana, halk arasında Hint keneviri adını verdiğimiz Cannabis sativa bitkisinin çiçek veya yapraklarının kurutulmasıyla elde edilen ve ülkemizde kullanımının ve izinsiz ekiminin “yasa dışı” olduğu bir bitki. İçeriğinde %1-5 oranında Δ9-tetrahydrocannabinol (THC) bulunduran cannabis’in etken maddeleri, kullanımıyla birlikte vücudun yağ dokusunda depolanıyor. Bu sayede ara sıra kullanan kişilerin kullanımlarının ertesindeki birkaç gün, kronik içicilerinse daha uzun bir süre içinde idrarlarında tespit edilebiliyor. Hatta pasif içicilik durumunda bile testlerde pozitif sonuç alındığı biliniyor. Bununla birlikte düzenli kullanımda fiziksel bağımlılık geliştirebiliyor. Solunması durumunda birkaç saniye veya dakika, çeşitli yollarla yenmesi durumunda ise 30-60 dakikada etkisini gösteren marijuana; rahatlama, iştahta artış ve öforiye (zindelik ve mutluluk hissine) neden olabilmenin yanı sıra görme, duyma ve tat alma duyularını da keskinleştirebildiği gibi panik, anksiyete, hezeyan, paranoya, delüzyon, halüsinasyon (sanrı, varsanım) ve hareketlerin (motor) koordinasyonunda problemlere de neden olabiliyor. Bununla birlikte düşünme, öğrenme ve problem çözmede yavaşlama da yaşatabiliyor. 200 milyon kişi kullanıyor Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) son (2016) verilerine göre, dünya çapında en yaygın olarak kullanılan “uyuşturucu madde” olan cannabis’i, yaklaşık 200 milyon kişinin kullandığı tahmin ediliyor. Bu kadar yaygın olarak kullanım sebebi, Cannabis sativa bitkisinin neredeyse her iklime uyum sağlayabilmesi olarak gösteriliyor. Yasa dışı ticaret için Fas, Tunus, Sudan gibi Afrika ülkelerinin yanı sıra Avrupa’da Makedonya ve Arnavutluk ile Güneydoğu ve Güneybatı Asya ülkelerinde de üretiliyor. Tabii Latin Amerika ülkelerinin payı da büyük. Keyif veren maddelerin zararlarıyla ilgili “Drug Harms in the UK: A Multicriteria Decision Analysis” başlığıyla, danışman psikiyatristlerin yanı sıra kimya, adli bilimler ve farmakoloji gibi alanlarda uzmanlaşan bilim insanlarıyla bir araştırma yapan The Lancet’e göre alkol ve tütün, marijuana’dan daha zararlı. Ancak yazımızın asıl konusu tıbbi amaçlı olmayan marijuana kullanımını kapsamıyor. Şimdi tıbbi amaçlı kullanımın tarihsel gelişim sürecine bir göz atalım. Eski çağlardan bugüne tedavi amaçlı kullanımı Literatürde tedavi amaçlı marijuana kullanımı için günümüzden yaklaşık 5 bin yıl öncesine gitmemiz gerekiyor. M.Ö.2737 yılında Çin hükümdarı Shen Nung, bitkilerle ilgili yazdığı eserinde marijuana’yı romatizma, gut hastalığı ve hafıza bozukluklarının da arasında bulunduğu 100’den fazla hastalığa tedavi olarak önerirken, marijuana’nın daha sonraki çağlarda Çin halk geleneklerinde kusma, parazit enfeksiyonları, ishal ve dizanteriye çare olarak kullanılmasının yanı sıra iştah açmak amacıyla çay olarak veya yenerek tüketildiği biliniyor. Buna ek olarak Hindistan halk kültüründe ise uykuya yardımcı ve hazmı kolaylaştırıcı olduğu düşünüldüğü için de kullanılırken ağrı kesici ve afrodizyak etkilerinin de kullanımı yaygınlaştırdığı aktarılıyor. Marijuana kullanımının tıbbi literatürdeki diğer kritik örnekleri için 19. yüzyıla kadar gelmemiz gerekiyor. Kimya ve adli toksikoloji üzerine uzmanlaşmış olan William Brooke O’Shaughnessy (1809-1889) adında İrlandalı bir doktorun, kas spazmlarını tedavi etmek için ham Hint kenevirinin kullanıldığı bir preparat (ilaç) önerip Hindistan’da bulunan bu bitkinin numunelerini Londra’ya göndererek bu bitkinin Britanya ve Birleşik Devletler ilaç kitabına (pharmacopeia) girmesine ön ayak olduğunu görüyoruz. O’Shaughnessy, 1839 yılında “Transactions of Medical and Physical Society of Bengal” isimli bir çalışmaya katkıda bulunarak koleranın neden olduğu kusma ve ishale de benzer bir tedavi öneriyor. Fransız doktor Louis Aubert-Roche (1818-1874) ise Kuzey Afrika üzerine yaptığı çalışmaların ardından 1840 yılında yayımladığı kitabında veba ve tifo belirtilerini tedavi için marijuana kullanımının uygun olduğunu savunurken, 1890 yılında -Kraliçe Victoria’nın da doktoru olan- Sir John Russell Reynolds’ın yanı sıra modern tıbbın babası sayılan Sir William Osler de 1915 yılında yayımladığı ders kitabında migren, nevralji ve uykusuzluk gibi sağlık sorunları için marijuana kullanımını tedavi yöntemi olarak öneriyor. Günümüzdeki çalışmalara gelecek olursak marijuana, yatıştırıcı ve antikonvülzan olduğu düşünülen etkileri sebebiyle 19. yüzyılda Birleşik Krallık ve ABD’de ilaçlar kitabına (pharmacopeia) dahil edilse de 20. yüzyılın ilk yarısında bu kitaptan çıkarıldığını söylemek gerek. Öyle sanıyorum ki toplumun konuyla ilgili eğitimsizliğiyle birlikte tıp dışı kullanımın suistimal edilmesi sebebiyle işin riskli yönü, tıbbi yönünü geride bırakmış ve klinik çalışmaların da yeterli olmaması sebebiyle hastalar riske edilmek istenmemiş, bununla birlikte sert yasal düzenlemeler getirilmiş. Günümüzde de bu çekince ve ağır cezai yaptırımları bulunan yasaların devam ettiğini görüyoruz. Günümüzde tıbbi amaçlı cannabis Tıbbi cannabis bugünlerde THC türevi olan dronabinol ve nabilone içerikli ilaçların belirli hastalıklar için tedavi olarak doktorlar tarafından reçete edilmesi anlamına geliyor. Bunlarla birlikte cannabidiol de THC etken maddesi taşıyan tıbbi bir sprey. (dronabinol, nabilone ve cannabidiol THC’li tıbbi ilaçların isimleridir.) Bilimsel makalelerden derlediğim teknik bilgilere bakacak olursak -farmakolojik olarak- cannabis’in temel aktif elementi cannabinoid ismini alıyor. Hint kenevirinde bulunan psiko-aktif bileşen olan Δ9-tetrahydrocannabinol (THC) ve cannabidiol (sprey) doğal birer cannabinoid iken; dronabinol ve nabilone gibileri sentetik cannabinoid olarak karşımıza çıkıyor. Uygulama alanı örneklerine geçecek olursak da tıbbi cannabis; Kanser hastalarının ağrılarını dindirmek için uygulanan bilimsel bir tedavi yöntemi. Etken madde THC’nin ağrı kesici etkisi göstermesine dair ön kanıtların yanı sıra, AIDS hastaları ve kemoterapi görenler için ağrı kesici, bulantı önleyici ve iştah arttırıcı etkileriyle birlikte Depresyon, hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gibi duygu durumu ve psikotik bozukluklar için tedavi yöntemi olabileceğine dair bilimsel çalışmalar bulunuyor. Buna karşın şizofreni, bipolar bozukluk, anksiyete ve panik atak hastaları içinse cannabis içerikli madde kullanımının sıkıntı yaratabileceği savunuluyor. PubMed tarafından 2005 yılında yayımlanan hakemli bir çalışmada ise marijuana ve diğer cannabinoid’lerin, kanser kemoterapisinin neden olduğu mide bulantısı ve kusmaya, acı ve iştah kaybına, bunun yanı sıra omurilik yaralanmaları, Tourette sendromu ve glokom gibi hastalıklar için de tedavi etkisi yaratabileceğine vurgu yapılıyor. Harvard Tıp Okulu Psikiyatri Bölümü Psikobiyoloji Profesörü Bertha Madras’ın Dünya Sağlık Örgütü için hazırladığı raporda aktardığı üzere, 953 katılımcı üzerinde yapılan uluslararası bir anket çalışmasında, cannabis içerikli madde kullananların oranları: %11,9’unun sırt ağrısı, %6,9’unun uyku bozuklukları, %6,7’sinin depresyon, %6,2’sinin yaralanma ve kaza kaynaklı ağrı, %4,1’inin ise çoklu doku sertleşmesi (MS). Bununla birlikte Alzheimer, glokom, artrit (eklem iltihabı), Hepatit C, sabah bulantısı, kanser, HIV/AIDS gibi hastalıkların tedavisinde de ağrı kesici ve bulantı önleyici olarak kullanılabileceğine dair birçok farklı çalışma bulunuyor. Madalyonun öteki yüzü Tüm bunlara karşın bağımlılık potansiyeli taşıyan THC içerikli bu bitkinin, kısa erimli bellek, motor koordinasyonu ve karar verme süreçlerini olumsuz etkilediği ve düzenli kullanımının anksiyete, depresyon ve psikotik hastalıkların daha da kötüye gitmesiyle bağlantılı olabileceği de belirtiliyor. Tabii ki bu çalışmaların kliniklerde yapılan bilimsel çalışmalar olduğunu bilsek de çalışma ve kanıt sayısının yetersiz olması sebebiyle bilimsel bir reçete niteliği taşıdıklarını söyleyemeyiz. Bahsi geçen THC etken maddesinin fayda ve riskleriyle ilgili daha çok sayıda klinik çalışmaya ihtiyaç olduğu aşikâr. Öyle ki bazı çalışmalar aynı anda hem olumlu hem de olumsuz örnekleri bir arada sunabiliyor. Society for Neuroscience‘da yayımlanan bir çalışma bunun güzel bir örneği. Çalışmaya göre, ana rahminde ve ergenlik döneminde maruz kalınan cannabis, çocukların öğrenme ve bellek işlevlerini bozarken aktif maddesi THC olan aynı bitkinin Alzheimer tedavisindeki kullanımı, belleğin iyileşmesi ve hastalık semptomlarını azaltmada fayda sağlayabileceği savunuluyor. Uluslararası Psikiyatri Dergisi de cannabis ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi “karmaşık” olarak tanımlıyor. Anlaşılan cannabis’in medikal kullanımına yönelik tartışmalar, büyüyeyerek devam edecek gibi. İlaç firmaları ile devletleri karşı karşıya getiriyor Konuyla ilgili yurt dışında büyük mücadeleler veriliyor. Bu mücadelelerin verilme sebebi, hastaların tıbbi cannabis sayesinde yaklaşık 10’da 1 gibi bir oranında daha az maliyetle acılarını azalttıklarını savunmaları. Yani bir kanser hastası ağrı kesici ilaçlara (kaba bir hesapla) 1.000$ veriyorsa, daha etkili olduğunu iddia ettiği tıbbi amaçlı cannabis’e 100$ gibi bir rakam veriyor. İşte tam olarak burada devletler ile büyük ilaç firmalarının karşı karşıya ya da yan yana geldiğiniz görüyoruz. İlaç firmaları, marijuana’nın ot halinde kullanımının yasal hale getirilmesinden ziyade -en azından- kendi bandrollerini bastıkları THC ve cannabidiol etken maddeli dronabinol ve nabilone gibi ilaçların satılmasını istiyor. Konuyla ilgili konuşan biyokimya ve patoloji doktoru Paul Hornby’nin “ilaç firmalarının insanların kendi ilaçlarını yetiştireceği bir durumdan rahatsız olacaklarını” belirtmesi bu açmazı gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor. Yayıncı notu: Kaleme almış olduğumuz bu yazı, cannabis’in tıbbi kullanımına yönelik bilimsel çalışmaların dünya çapında ne düzeyde olduğunu göstermekten başka bir amaç taşımamaktadır. Not: Bu yazı, 151.sayımızda yayımlanmıştır. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com   Kaynakça: Amar’dan aktaran Miron, J.A & Varela, Gladys. Medical Marijuana: A Status Report (2011), The Harvard Clinical and Translational Science Center, p.3-4 Hazekamp ve diğerlerinden aktaran Madras, B.K. Update of Cannabis and Its Medical Use, World Health Organisation, p.19 http://www.who.int/medicines/access/controlled-substances/6_2_cannabis_update.pdf http://hub.jhu.edu/2015/05/15/secondhand-marijuana-smoke-study http://medicalmarijuana.procon.org/view.resource.php?resourceID=004477 http://www.ibtimes.com/%E2%80%98medical%E2%80%99-marijuana-10-health-benefits-legitimize-legalization-742456 https://blogs.scientificamerican.com/observations/is-cannabis-good-or-bad-for-mental-health/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=weekly-review&utm_content=link&utm_term=2019-01-23_top-stories https://dataunodc.un.org/drugs/prevalence_regional#cannabis https://www.newscientist.com/article/2174448-medical-cannabis-what-you-really-need-to-know/ https://www.nlm.nih.gov/medlineplus/ency/article/001945.htm https://www.sciencedaily.com/releases/2018/11/181106150418.htm Kalant, Harold & Porath-Waller, A.J. . Clearing the Smoke on Cannabis: Medical Use of Cannabis and Cannabinoids (2014), Canadian Centre on Substance Abuse, p.2, http://www.ccsa.ca/Resource%20Library/CCSA-Medical-Use-of-Cannabis-2012-en.pdf Kevin, P.H. Medical Marijuana for Treatment of Chronic Pain and Other Medical and Psychiatric Problems, June 23/30, 2015, Volume 313, Number 24, p.2478, http://africanhemp.co.za/images/research/JAMA_Chronic_Pain.pdf Linszen D. & Amelsvoort T.’den aktaran Yedekçi, Aysun & Onur, Ece. Bağımlılık Yapıcı İlaçlar ve Tayin Yöntemleri, Türk Klinik Biyokimya Dergisi, 2010, 8(3), ss.125-131, s.128, http://tkb.dergisi.org/pdf/pdf_TKB_143.pdf Mack, Alison & Joy, Janet. Marijuana As Medicine?:  The Science Beyond the Controversy (2000), http://www.nap.edu/read/9586/chapter/3#p200047c2nnn00001 Madras, B.K. Update of Cannabis and Its Medical Use, World Health Organisation, p.4, http://www.who.int/medicines/access/controlled-substances/6_2_cannabis_update.pdf Tellioğlu, Tahir ve Tellioğlu, Zuhal. Tıbbi Esrar Psikiyatrik Bozuklukların Tedavisinde Kullanılabilir mi?, Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, Cilt: 22, Sayı: 1, 2012, s.101, http://www.psikofarmakoloji.org/pdf/22_1_15.pdf Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Yurt Dışı İlaç Kullanımı Listesi, T.C.Sağlık Bakanlığı, https://titck.gov.tr/storage/Archive/2019/dynamicModulesAttachment/bf3c0f97-b9fc-4523-9b6b-88cbb886494a.xls

Bilimin yeni gözdesi: Hint keneviri yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Zehir mi? Mucize mi? Tartışmalı bitki Cannabis, diğer adıyla Hint keneviri, dünya genelinde büyük tartışmalara neden oluyor. Hint keneviri ismiyle de bilinen bu bitkinin tıbbi kullanımı, kanserin yanı sıra mental hastalıkların tedavisi açısından da önem taşıyor. Her türlü tütün ve uyuşturucu kullanımının sağlığa zararlı olduğunu belirterek başlamak zorunda olduğumuz bu yazıda, cannabis bitkisinin tıbbi kullanımı üzerine tarihi ve bilimsel kısa bir yolculuğa çıkacağız.

Marijuana, halk arasında Hint keneviri adını verdiğimiz Cannabis sativa bitkisinin çiçek veya yapraklarının kurutulmasıyla elde edilen ve ülkemizde kullanımının ve izinsiz ekiminin “yasa dışı” olduğu bir bitki. İçeriğinde %1-5 oranında Δ9-tetrahydrocannabinol (THC) bulunduran cannabis’in etken maddeleri, kullanımıyla birlikte vücudun yağ dokusunda depolanıyor. Bu sayede ara sıra kullanan kişilerin kullanımlarının ertesindeki birkaç gün, kronik içicilerinse daha uzun bir süre içinde idrarlarında tespit edilebiliyor. Hatta pasif içicilik durumunda bile testlerde pozitif sonuç alındığı biliniyor. Bununla birlikte düzenli kullanımda fiziksel bağımlılık geliştirebiliyor.

Solunması durumunda birkaç saniye veya dakika, çeşitli yollarla yenmesi durumunda ise 30-60 dakikada etkisini gösteren marijuana; rahatlama, iştahta artış ve öforiye (zindelik ve mutluluk hissine) neden olabilmenin yanı sıra görme, duyma ve tat alma duyularını da keskinleştirebildiği gibi panik, anksiyete, hezeyan, paranoya, delüzyon, halüsinasyon (sanrı, varsanım) ve hareketlerin (motor) koordinasyonunda problemlere de neden olabiliyor. Bununla birlikte düşünme, öğrenme ve problem çözmede yavaşlama da yaşatabiliyor.

200 milyon kişi kullanıyor

Türkiye’de Hint keneviri üretimi 19 ilde devletten izinli olarak yapılıyor. 1960’lı yıllarda 20 bin hektarda lif ve tohum olarak 15 bin tonu aşkın üretim yapılırken, 2017 yılında bu rakam 13 hektarlık alanda 9 tona kadar düştü. Kenevir, medikal kullanımının yanı sıra halat ve kâğıt yapımı için de kullanılabiliyor.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) son (2016) verilerine göre, dünya çapında en yaygın olarak kullanılan “uyuşturucu madde” olan cannabis’i, yaklaşık 200 milyon kişinin kullandığı tahmin ediliyor. Bu kadar yaygın olarak kullanım sebebi, Cannabis sativa bitkisinin neredeyse her iklime uyum sağlayabilmesi olarak gösteriliyor. Yasa dışı ticaret için Fas, Tunus, Sudan gibi Afrika ülkelerinin yanı sıra Avrupa’da Makedonya ve Arnavutluk ile Güneydoğu ve Güneybatı Asya ülkelerinde de üretiliyor. Tabii Latin Amerika ülkelerinin payı da büyük.

Keyif veren maddelerin zararlarıyla ilgili “Drug Harms in the UK: A Multicriteria Decision Analysis” başlığıyla, danışman psikiyatristlerin yanı sıra kimya, adli bilimler ve farmakoloji gibi alanlarda uzmanlaşan bilim insanlarıyla bir araştırma yapan The Lancet’e göre alkol ve tütün, marijuana’dan daha zararlı. Ancak yazımızın asıl konusu tıbbi amaçlı olmayan marijuana kullanımını kapsamıyor. Şimdi tıbbi amaçlı kullanımın tarihsel gelişim sürecine bir göz atalım.

Eski çağlardan bugüne tedavi amaçlı kullanımı

Literatürde tedavi amaçlı marijuana kullanımı için günümüzden yaklaşık 5 bin yıl öncesine gitmemiz gerekiyor. M.Ö.2737 yılında Çin hükümdarı Shen Nung, bitkilerle ilgili yazdığı eserinde marijuana’romatizma, gut hastalığı ve hafıza bozukluklarının da arasında bulunduğu 100’den fazla hastalığa tedavi olarak önerirken, marijuana’nın daha sonraki çağlarda Çin halk geleneklerinde kusma, parazit enfeksiyonları, ishal ve dizanteriye çare olarak kullanılmasının yanı sıra iştah açmak amacıyla çay olarak veya yenerek tüketildiği biliniyor. Buna ek olarak Hindistan halk kültüründe ise uykuya yardımcı ve hazmı kolaylaştırıcı olduğu düşünüldüğü için de kullanılırken ağrı kesici ve afrodizyak etkilerinin de kullanımı yaygınlaştırdığı aktarılıyor.

Marijuana kullanımının tıbbi literatürdeki diğer kritik örnekleri için 19. yüzyıla kadar gelmemiz gerekiyor. Kimya ve adli toksikoloji üzerine uzmanlaşmış olan William Brooke O’Shaughnessy (1809-1889) adında İrlandalı bir doktorun, kas spazmlarını tedavi etmek için ham Hint kenevirinin kullanıldığı bir preparat (ilaç) önerip Hindistan’da bulunan bu bitkinin numunelerini Londra’ya göndererek bu bitkinin Britanya ve Birleşik Devletler ilaç kitabına (pharmacopeia) girmesine ön ayak olduğunu görüyoruz. O’Shaughnessy, 1839 yılında Transactions of Medical and Physical Society of Bengal” isimli bir çalışmaya katkıda bulunarak koleranın neden olduğu kusma ve ishale de benzer bir tedavi öneriyor.

Fransız doktor Louis Aubert-Roche (1818-1874) ise Kuzey Afrika üzerine yaptığı çalışmaların ardından 1840 yılında yayımladığı kitabında veba ve tifo belirtilerini tedavi için marijuana kullanımının uygun olduğunu savunurken, 1890 yılında -Kraliçe Victoria’nın da doktoru olan- Sir John Russell Reynolds’ın yanı sıra modern tıbbın babası sayılan Sir William Osler de 1915 yılında yayımladığı ders kitabında migren, nevralji ve uykusuzluk gibi sağlık sorunları için marijuana kullanımını tedavi yöntemi olarak öneriyor.

Günümüzdeki çalışmalara gelecek olursak marijuana, yatıştırıcı ve antikonvülzan olduğu düşünülen etkileri sebebiyle 19. yüzyılda Birleşik Krallık ve ABD’de ilaçlar kitabına (pharmacopeia) dahil edilse de 20. yüzyılın ilk yarısında bu kitaptan çıkarıldığını söylemek gerek. Öyle sanıyorum ki toplumun konuyla ilgili eğitimsizliğiyle birlikte tıp dışı kullanımın suistimal edilmesi sebebiyle işin riskli yönü, tıbbi yönünü geride bırakmış ve klinik çalışmaların da yeterli olmaması sebebiyle hastalar riske edilmek istenmemiş, bununla birlikte sert yasal düzenlemeler getirilmiş. Günümüzde de bu çekince ve ağır cezai yaptırımları bulunan yasaların devam ettiğini görüyoruz.

Günümüzde tıbbi amaçlı cannabis

01.02.2019 tarihinden itibaren geçerli olan T.C. Sağlık Bakanlığı Yurt Dışı İlaç Kullanımı listesinde etken madde kısmında tetrahydrocannabinol veya cannabidiol yazan 3 adet sprey bulunuyor. Bu ürünler, Türkiye’de yasal olan kullanılabilen yegâne cannabis içerikli ilaçlar olarak göze çarpıyor. Ancak ilaçların hepsi kırmızı reçete gerektiriyor.

Tıbbi cannabis bugünlerde THC türevi olan dronabinol ve nabilone içerikli ilaçların belirli hastalıklar için tedavi olarak doktorlar tarafından reçete edilmesi anlamına geliyor. Bunlarla birlikte cannabidiol de THC etken maddesi taşıyan tıbbi bir sprey. (dronabinol, nabilone ve cannabidiol THC’li tıbbi ilaçların isimleridir.)

Bilimsel makalelerden derlediğim teknik bilgilere bakacak olursak -farmakolojik olarak- cannabis’in temel aktif elementi cannabinoid ismini alıyor. Hint kenevirinde bulunan psiko-aktif bileşen olan Δ9-tetrahydrocannabinol (THC) ve cannabidiol (sprey) doğal birer cannabinoid iken; dronabinol ve nabilone gibileri sentetik cannabinoid olarak karşımıza çıkıyor.

Uygulama alanı örneklerine geçecek olursak da tıbbi cannabis;

  • Kanser hastalarının ağrılarını dindirmek için uygulanan bilimsel bir tedavi yöntemi. Etken madde THC’nin ağrı kesici etkisi göstermesine dair ön kanıtların yanı sıra,
  • AIDS hastaları ve kemoterapi görenler için ağrı kesici, bulantı önleyici ve iştah arttırıcı etkileriyle birlikte
  • Depresyon, hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) gibi duygu durumu ve psikotik bozukluklar için tedavi yöntemi olabileceğine dair bilimsel çalışmalar bulunuyor.
  • Buna karşın şizofreni, bipolar bozukluk, anksiyete ve panik atak hastaları içinse cannabis içerikli madde kullanımının sıkıntı yaratabileceği savunuluyor.

PubMed tarafından 2005 yılında yayımlanan hakemli bir çalışmada ise marijuana ve diğer cannabinoid’lerin, kanser kemoterapisinin neden olduğu mide bulantısı ve kusmaya, acı ve iştah kaybına, bunun yanı sıra omurilik yaralanmaları, Tourette sendromu ve glokom gibi hastalıklar için de tedavi etkisi yaratabileceğine vurgu yapılıyor.

Harvard Tıp Okulu Psikiyatri Bölümü Psikobiyoloji Profesörü Bertha Madras’ın Dünya Sağlık Örgütü için hazırladığı raporda aktardığı üzere, 953 katılımcı üzerinde yapılan uluslararası bir anket çalışmasında, cannabis içerikli madde kullananların oranları:

  • %11,9’unun sırt ağrısı,
  • %6,9’unun uyku bozuklukları,
  • %6,7’sinin depresyon,
  • %6,2’sinin yaralanma ve kaza kaynaklı ağrı,
  • %4,1’inin ise çoklu doku sertleşmesi (MS).

Medikal cannabis kullanımı yıldan yıla artış gösteriyor. 2016 yılı verilerine göre medikal kullanım amaçlı en fazla cannabis üretimi yapan ülke, 95 ton ile Birleşik Krallık. Onu Kanada (81 ton) ve Portekiz (21 ton) takip ediyor. Medikal amaçlı en çok cannabis ithalatı yapan ülkelerse 57 ton ile ABD, 1,6 ton ile Almanya ve 0,7 ton ile İtalya.

Bununla birlikte Alzheimer, glokom, artrit (eklem iltihabı), Hepatit C, sabah bulantısı, kanser, HIV/AIDS gibi hastalıkların tedavisinde de ağrı kesici ve bulantı önleyici olarak kullanılabileceğine dair birçok farklı çalışma bulunuyor.

Madalyonun öteki yüzü

Tüm bunlara karşın bağımlılık potansiyeli taşıyan THC içerikli bu bitkinin, kısa erimli bellek, motor koordinasyonu ve karar verme süreçlerini olumsuz etkilediği ve düzenli kullanımının anksiyete, depresyon ve psikotik hastalıkların daha da kötüye gitmesiyle bağlantılı olabileceği de belirtiliyor.

Tabii ki bu çalışmaların kliniklerde yapılan bilimsel çalışmalar olduğunu bilsek de çalışma ve kanıt sayısının yetersiz olması sebebiyle bilimsel bir reçete niteliği taşıdıklarını söyleyemeyiz. Bahsi geçen THC etken maddesinin fayda ve riskleriyle ilgili daha çok sayıda klinik çalışmaya ihtiyaç olduğu aşikâr. Öyle ki bazı çalışmalar aynı anda hem olumlu hem de olumsuz örnekleri bir arada sunabiliyor.

Society for Neuroscience‘da yayımlanan bir çalışma bunun güzel bir örneği. Çalışmaya göre, ana rahminde ve ergenlik döneminde maruz kalınan cannabis, çocukların öğrenme ve bellek işlevlerini bozarken aktif maddesi THC olan aynı bitkinin Alzheimer tedavisindeki kullanımı, belleğin iyileşmesi ve hastalık semptomlarını azaltmada fayda sağlayabileceği savunuluyor. Uluslararası Psikiyatri Dergisi de cannabis ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi “karmaşık” olarak tanımlıyor. Anlaşılan cannabis’in medikal kullanımına yönelik tartışmalar, büyüyeyerek devam edecek gibi.

Harita, ülkelere göre cannabis kullanımının yasallık durumunu gösteriyor. Türkiye, hem medikal hem de medikal kullanımının yasak olduğu ülkeler arasında gösteriliyor. ABD’nin bazı eyaletlerinin yanı sıra İspanya, Kanada, Kuzey Kore ve Uruguay’da her iki kullanımı da yasal. Bangladeş, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, İtalya, Jamaika, Hollanda ve Rusya gibi ülkelerde ise cezai yaptırım söz konusu değil ya da yasada yer almıyor. Belirli bir grama kadar bulundurmanın legal olduğu ülkeler ise: Belçika (5 gram), Şili (5 gram), Kolombiya (20 gram), Ekvador (10 gram), Meksika, Paraguay (2 gram), Peru (8 gram), Portekiz (25 gram), İsviçre (10 gram).

İlaç firmaları ile devletleri karşı karşıya getiriyor

Konuyla ilgili yurt dışında büyük mücadeleler veriliyor. Bu mücadelelerin verilme sebebi, hastaların tıbbi cannabis sayesinde yaklaşık 10’da 1 gibi bir oranında daha az maliyetle acılarını azalttıklarını savunmaları. Yani bir kanser hastası ağrı kesici ilaçlara (kaba bir hesapla) 1.000$ veriyorsa, daha etkili olduğunu iddia ettiği tıbbi amaçlı cannabis’e 100$ gibi bir rakam veriyor.

İşte tam olarak burada devletler ile büyük ilaç firmalarının karşı karşıya ya da yan yana geldiğiniz görüyoruz. İlaç firmaları, marijuana’nın ot halinde kullanımının yasal hale getirilmesinden ziyade -en azından- kendi bandrollerini bastıkları THC ve cannabidiol etken maddeli dronabinol ve nabilone gibi ilaçların satılmasını istiyor. Konuyla ilgili konuşan biyokimya ve patoloji doktoru Paul Hornby’nin “ilaç firmalarının insanların kendi ilaçlarını yetiştireceği bir durumdan rahatsız olacaklarını” belirtmesi bu açmazı gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Yayıncı notu: Kaleme almış olduğumuz bu yazı, cannabis’in tıbbi kullanımına yönelik bilimsel çalışmaların dünya çapında ne düzeyde olduğunu göstermekten başka bir amaç taşımamaktadır.

Not: Bu yazı, 151.sayımızda yayımlanmıştır.

Yazı: Batuhan Sarıcanbatusarican@gmail.com

 

Kaynakça:

Amar’dan aktaran Miron, J.A & Varela, Gladys. Medical Marijuana: A Status Report (2011), The Harvard Clinical and Translational Science Center, p.3-4

Hazekamp ve diğerlerinden aktaran Madras, B.K. Update of Cannabis and Its Medical Use, World Health Organisation, p.19

http://www.who.int/medicines/access/controlled-substances/6_2_cannabis_update.pdf

http://hub.jhu.edu/2015/05/15/secondhand-marijuana-smoke-study

http://medicalmarijuana.procon.org/view.resource.php?resourceID=004477

http://www.ibtimes.com/%E2%80%98medical%E2%80%99-marijuana-10-health-benefits-legitimize-legalization-742456

https://blogs.scientificamerican.com/observations/is-cannabis-good-or-bad-for-mental-health/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=weekly-review&utm_content=link&utm_term=2019-01-23_top-stories

https://dataunodc.un.org/drugs/prevalence_regional#cannabis

https://www.newscientist.com/article/2174448-medical-cannabis-what-you-really-need-to-know/

https://www.nlm.nih.gov/medlineplus/ency/article/001945.htm

https://www.sciencedaily.com/releases/2018/11/181106150418.htm

Kalant, Harold & Porath-Waller, A.J. . Clearing the Smoke on Cannabis: Medical Use of Cannabis and Cannabinoids (2014), Canadian Centre on Substance Abuse, p.2,

http://www.ccsa.ca/Resource%20Library/CCSA-Medical-Use-of-Cannabis-2012-en.pdf

Kevin, P.H. Medical Marijuana for Treatment of Chronic Pain and Other Medical and Psychiatric Problems, June 23/30, 2015, Volume 313, Number 24, p.2478, http://africanhemp.co.za/images/research/JAMA_Chronic_Pain.pdf

Linszen D. & Amelsvoort T.’den aktaran Yedekçi, Aysun & Onur, Ece. Bağımlılık Yapıcı İlaçlar ve Tayin Yöntemleri, Türk Klinik Biyokimya Dergisi, 2010, 8(3), ss.125-131, s.128, http://tkb.dergisi.org/pdf/pdf_TKB_143.pdf

Mack, Alison & Joy, Janet. Marijuana As Medicine?:  The Science Beyond the Controversy (2000), http://www.nap.edu/read/9586/chapter/3#p200047c2nnn00001

Madras, B.K. Update of Cannabis and Its Medical Use, World Health Organisation, p.4, http://www.who.int/medicines/access/controlled-substances/6_2_cannabis_update.pdf

Tellioğlu, Tahir ve Tellioğlu, Zuhal. Tıbbi Esrar Psikiyatrik Bozuklukların Tedavisinde Kullanılabilir mi?, Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, Cilt: 22, Sayı: 1, 2012, s.101, http://www.psikofarmakoloji.org/pdf/22_1_15.pdf

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Yurt Dışı İlaç Kullanımı Listesi, T.C.Sağlık Bakanlığı, https://titck.gov.tr/storage/Archive/2019/dynamicModulesAttachment/bf3c0f97-b9fc-4523-9b6b-88cbb886494a.xls

Bilimin yeni gözdesi: Hint keneviri yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
14944
Uykusuzluk ve depresyonun nedeni aynı genler mi? https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/uykusuzluk-ve-depresyonun-nedeni-ayni-genler-mi Mon, 18 Mar 2019 14:45:07 +0000 https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13334 Çağımızın en önemli ve yaygın hastalıklarından birisi “insomnia” adıyla da bilinen uykusuzluk hastalığı. Öyle ki dünya nüfusun üçte biri, herhangi bir zamanda uykusuzlukla ilgili semptomlardan şikayetçi. Bu hastalık için genellikle stres veya düzensiz uyku alışkanlıkları sorumlu tutuluyor. Ancak insan genomları üzerinde yapılan son araştırmalar, bu hastalığın depresyon, kalp hastalığı ve diğer fizyolojik bozukluklarla yakından ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. Nature Genetics‘te yayımlanan yeni bir makalede, Amsterdam’daki Vrije Üniversitesi’nden genetikçi Danielle Posthuma öncülüğündeki araştırmacılar, paylaşılan DNA dizileriyle belirli davranışlar veya klinik semptomlar arasındaki bağlantıları arayan genom bazında bir çalışma (GWAS) yürüttüler. Grup, yazarların bugüne kadarki en büyük GWAS çalışması olduğunu söylediği üzere 1 milyondan fazla insanın genomunu analiz etti. Çalışma, büyük bir genetik araştırma merkezi olan UK Biobank ve özel genetik firması 23andMe’den alınan verilerle yürütüldü. Her iki veritabanından alınan verilere göre, uykusuzluk prevalansı (tekrarlanma sıklığı), genel nüfus için yapılan tahminler doğrultusunda %30 civarındaydı. Bunun sonucunda bilim insanları, bazı uykusuzluk risklerini öngören 956 gen ortaya çıkardılar. Birçoğu daha önce depresyon, nevrotiklik, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilendirilmişti, ancak uyku kalitesi ve sabah ya da gece insanı olmak gibi diğer uyku özellikleriyle de zayıf bir şekilde bağlantılılardı. Ekip ayrıca, uykusuzluk ve daha önce huzursuz bacak sendromuna bağlı bir gen olan MEIS1 arasında da bir bağlantı buldu. Nature Genetics‘te yayınlanan başka bir çalışmada ise farklı bir ekip, uykusuzluk konusunda bir başka GWAS çalışması yürüttü. Boston’daki Massachusetts Genel Hastanesi’nden genetikçi Richa Saxena’nın liderliğindeki araştırmacılar 453.379 genomu inceledi. Uykusuzluk semptomlarıyla ilişkili yaklaşık 236 gen içeren 57 kromozomal lokasyon buldular. MEIS1 de onlardan biriydi ve yine uykusuzluk ve depresyonla ilgili genlerin, koroner arter hastalığı ve bildirilen kötü yaşam kalitesi arasında bir bağlantısı olduğu ortaya çıktı. Ekibin analizi, uykusuzluğun bazı insanlarda depresyon ve kalp hastalığı semptomlarına da neden olabileceğini gösteriyor. Saxena, “Uykusuzluk hem yaşam kalitesi hem de gelecekteki depresyon ve kalp hastalıkları üzerindeki etkisi nedeniyle ciddiye alınması gereken önemli bir uyku bozukluğudur” diye belirtiyor. İlk çalışmadan Danielle Posthuma ise “İlaç üreticileri, bu genlerin bazılarının aktivitesini engelleyen molekülleri araştırabilir. Alternatif olarak antidepresanlar veya bilişsel davranışçı terapi gibi depresyon için mevcut tedaviler de uykusuzluk semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir” diyor. Kaynak: https://www.sciencemag.org/news/2019/02/insomnia-tied-depression-cardiovascular-disease?utm_campaign=news_daily_2019-02-25&et_rid=391118738&et_cid=2686057

Uykusuzluk ve depresyonun nedeni aynı genler mi? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Çağımızın en önemli ve yaygın hastalıklarından birisi “insomnia” adıyla da bilinen uykusuzluk hastalığı. Öyle ki dünya nüfusun üçte biri, herhangi bir zamanda uykusuzlukla ilgili semptomlardan şikayetçi. Bu hastalık için genellikle stres veya düzensiz uyku alışkanlıkları sorumlu tutuluyor. Ancak insan genomları üzerinde yapılan son araştırmalar, bu hastalığın depresyon, kalp hastalığı ve diğer fizyolojik bozukluklarla yakından ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor.

Nature Genetics‘te yayımlanan yeni bir makalede, Amsterdam’daki Vrije Üniversitesi’nden genetikçi Danielle Posthuma öncülüğündeki araştırmacılar, paylaşılan DNA dizileriyle belirli davranışlar veya klinik semptomlar arasındaki bağlantıları arayan genom bazında bir çalışma (GWAS) yürüttüler. Grup, yazarların bugüne kadarki en büyük GWAS çalışması olduğunu söylediği üzere 1 milyondan fazla insanın genomunu analiz etti. Çalışma, büyük bir genetik araştırma merkezi olan UK Biobank ve özel genetik firması 23andMe’den alınan verilerle yürütüldü. Her iki veritabanından alınan verilere göre, uykusuzluk prevalansı (tekrarlanma sıklığı), genel nüfus için yapılan tahminler doğrultusunda %30 civarındaydı.

Bunun sonucunda bilim insanları, bazı uykusuzluk risklerini öngören 956 gen ortaya çıkardılar. Birçoğu daha önce depresyon, nevrotiklik, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilendirilmişti, ancak uyku kalitesi ve sabah ya da gece insanı olmak gibi diğer uyku özellikleriyle de zayıf bir şekilde bağlantılılardı. Ekip ayrıca, uykusuzluk ve daha önce huzursuz bacak sendromuna bağlı bir gen olan MEIS1 arasında da bir bağlantı buldu.

Nature Genetics‘te yayınlanan başka bir çalışmada ise farklı bir ekip, uykusuzluk konusunda bir başka GWAS çalışması yürüttü. Boston’daki Massachusetts Genel Hastanesi’nden genetikçi Richa Saxena’nın liderliğindeki araştırmacılar 453.379 genomu inceledi. Uykusuzluk semptomlarıyla ilişkili yaklaşık 236 gen içeren 57 kromozomal lokasyon buldular. MEIS1 de onlardan biriydi ve yine uykusuzluk ve depresyonla ilgili genlerin, koroner arter hastalığı ve bildirilen kötü yaşam kalitesi arasında bir bağlantısı olduğu ortaya çıktı. Ekibin analizi, uykusuzluğun bazı insanlarda depresyon ve kalp hastalığı semptomlarına da neden olabileceğini gösteriyor.

Saxena, “Uykusuzluk hem yaşam kalitesi hem de gelecekteki depresyon ve kalp hastalıkları üzerindeki etkisi nedeniyle ciddiye alınması gereken önemli bir uyku bozukluğudur” diye belirtiyor. İlk çalışmadan Danielle Posthuma ise “İlaç üreticileri, bu genlerin bazılarının aktivitesini engelleyen molekülleri araştırabilir. Alternatif olarak antidepresanlar veya bilişsel davranışçı terapi gibi depresyon için mevcut tedaviler de uykusuzluk semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir” diyor.

Kaynak: https://www.sciencemag.org/news/2019/02/insomnia-tied-depression-cardiovascular-disease?utm_campaign=news_daily_2019-02-25&et_rid=391118738&et_cid=2686057

Uykusuzluk ve depresyonun nedeni aynı genler mi? yazısı ilk önce Herkese Bilim Teknoloji üzerinde ortaya çıktı.

]]>
13334