<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>fosil arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/fosil/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/fosil</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 03 Apr 2023 11:18:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Balık-atalarımızın bize mirası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/balik-atalarimizin-bize-mirasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 10:46:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[atalarımız]]></category>
		<category><![CDATA[ayaklar]]></category>
		<category><![CDATA[balık]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[eller]]></category>
		<category><![CDATA[elpistostegal]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[evrimsel biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[iskelet]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[paleontoloji]]></category>
		<category><![CDATA[parmaklar]]></category>
		<category><![CDATA[tetrapod]]></category>
		<category><![CDATA[yüzgeç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Parmaklarımızın gelişmesinde aranan eksik halka: 375 milyon yıllık canlının fosili Bilim insanları, balık-atadan karaya çıkan tetrapodlara (en altta açıklaması var) geçişi kanıtlayan bir fosilden yoksundu. Bir başka deyişle, parmakların ne zaman evrimleştiği bilinmiyordu. Yeni keşfedilen 375 milyon yıllık bir fosil, parmakların, omurgalıların karada kolonileşmek için sudan çıkmadan önce evrimleştiğini ortaya koyuyor. Avucunuzdan yayılan beş parmağınıza dikkatlice bir bakın! İki elinizde bulunan bu beşer parmak, esnekliğiyle tarihin ilk çağlarından bu yana bize güçlü bir organizasyon yetisi verdi. Düşününce, ateş yakmamızdan tutun, avlanıp yemek pişirmemize, duvar örmemize, giysilerimizi dokumamıza, kürek çekerek kıtalar aşmamıza ve daha nice yetisiyle medeniyeti kurmamıza ve yayılmamıza vesile oldular. (Tabii bugünlerde o medeniyeti yine bu uzvumuzla yıkıyoruz.) Ellerimiz bize sadece kaba ve temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için değil, aynı zamanda daha esnek ve hassas işlerde, iletişim kurmamızda da fayda sağladı. Piyano çalmaktan tutun da sevgimizi gösterebilmek için yaptığımız hassas dokunuşları bir düşünün… Peki ama ellerimizin gelişimi nasıl oldu? Evrimsel süreçte ellerimiz ne zaman ortaya çıktı? Dört ayaklı canlıların (tetropod) ellerinin, balık atalarının yüzgeçlerinden nasıl evrimleştiğine dair geçişi belgeleyen fosillerin olmaması, evrim bilimcilerin en büyük kanıt eksiklerinden biriydi. Ancak şimdi evrim tarihinin en büyük sorularından biri cevabını bulmuş olabilir! 375 milyon yıllık bir fosil balık-atanın tam iskeleti keşfedildi, ellerin kökeni ve tetrapodların “yükselişi” hakkında önemli kanıtlar elde edildi. Darwin haklıydı! Dört ayaklı canlıların, bilindiği gibi bizimkilerden çok farklı görünen ama benzer işlevler gören elleri var. Kuşlarda ve yarasalarda hassas kanatlar oluşturmaya yardımcı olurlar; fillerde ağaç gövdeleri kadar geniş yer tutarak koca bir gövdenin ayakta durmasını sağlarlar. Her ne kadar dört ayaklı olsalar da insanlarınkine benzer işlevler görürler. Bu benzerliği gören Charles Darwin, 1859’da yayımladığı devrim yaratan Türlerin Kökeni adlı eserinde bu benzerliklere şöyle dikkat çekmişti: “İnsan elindeki, yarasa kanadındaki, domuz balığı yüzgecindeki, at bacağındaki kemik çatılarının benzerliği, -zürafanın ve filin boyunlarındaki omurların eşit sayıda olması- ve bunlara benzer pek çok olgu yavaş, hafif ve ardışık değişiklikler geçirerek türeme teorisiyle açıklanıyor. Yarasanın pek farklı işlere yarayan kanatlarının ve bacaklarının -yengecin çene ve bacaklarının- çiçeğin taç yapraklarının, erkek ve dişi organlarının modellerindeki benzerlik, bu sınıfların ilk atalarından birinde kökende benzer olan parçaların ya da organların yavaş yavaş değişiklik geçirdiği görüşüyle büyük ölçüde aydınlanmaktadır.” Ortak bir yapı paylaşımı Darwin akılcı bir açıklama önermişti: Bu farklı hayvanlar, bir ortak modeli paylaşıyorlardı. Çünkü parmaklara sahip ortak bir atadan evrimleşmişti. Darwin’in bu devrimci fikrini geliştirmesinden bu yana 160 yıldan fazla bir süre geçti. Bu süreçte evrimsel biyologlar paleontoloji, genetik ve embriyoloji bilimlerinden yararlanarak bazı kanıtlar sundular. Bilim insanlarının çabaları, balık-atadan evrimleşen tetrapodların ortak soylarını aydınlattı; insan elini oluşturan kemiklerin kurbağalarda, kuşlarda ve balinalarda da bulunduğunu gösterdi ve diğer varyasyonların yanı sıra ellerin, kanatların ve paletlerin gelişimini kontrol eden bazı genleri tanımladı. Ancak bu bulgular, hikâyenin ilk bölümüydü. El ve bileğin, balık-ataların yüzgecindeki kemiklerden nasıl evrimleştiği, hep karanlıkta kalıyordu. Çünkü bilim insanları, balık-ata ile karaya çıkan tetrapodlar arasındaki geçişi kanıtlayan bir fosilden yoksundu. Ta ki bugüne kadar! Evrim tarihine ışık tutan keşif! Güney Avustralya’daki Flinder Üniversitesi’nden paleontolog Prof. John A. Long ve Quebec Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Prof. Richard Cloutier, Scientific American’ın Haziran 2020 sayısında kaleme aldıkları heyecan verici makalelerinde, geçtiğimiz mart ayında, 375 milyon yıllık bir balık olan Elpistostege watsoni’nin tam iskelet fosilini ortaya çıkardıklarını açıkladı. Evrimin karanlık noktasına ışık tutan bu olağanüstü fosilin yüzgeçleri, parmaklarımızı oluşturan kemiklerle karşılaştırılabilir şekilde korunmuştu. Bu fosil, omurgalıların karaya çıkmadan önce parmağı oluşturan kemikleri geliştirdiğini gösteriyordu. Bu nefes kesici keşif, elin ne zaman ve nasıl evrimleştiğine dair geleneksel bilgiyi yerle bir etti ve canlıların evrim tarihinde önemli bir olay olan tetrapodların yükselişine ışık tutarak derin bir karanlığı aydınlatmış oldu. Öncü keşifler Aslında bu büyük keşfin öncesinde, yakın zamana kadar bilim insanları, balıklar ve erken tetrapodlar arasındaki evrimsel geçişi kavramıştı. (Sadece kesin kanıt yoktu.) Esas olarak bu iki grup arasında köprü niteliğindeki birkaç muhteşem fosille bu kavrayışı edinmişlerdi. Orta ila Geç Devoniyen dönemine, yani yaklaşık 384 milyon ila 379 milyon yıl öncesine denk gelen Panderichthys rhombolepis adlı bir balık-ata fosili keşfi, bu kavrayışı edinmelerinde büyük rol oynamıştı. Uzun üst kol kemiği (humerus) ve geniş yarıçaplı ön kol kemiği (ulna) ile tetrapod benzeri kafatası kemik şekliyle Panderichthys, tetrapodlar ile balık-atalar arasındaki bağın ilk ipuçlarını sunuyordu. (Doğu Kanada’dan gelen bu gruba, elpistostegalians deniyor.) Tiktaalik 2006’da Chicago Üniversitesi’nden Neil Shubin ve meslektaşları ise, Kanada Arktik’inden 380 milyon yıllık bir başka elpistostegalian balık fosili olan Tiktaalik roseae fosili keşfettiğini açıklamıştı. Tiktaalik, hem iyi gelişmiş kol kemikleri hem de oynak bilek eklemleri ile bu balıklarda göğüs yüzgecinin bilinen herhangi bir fosilden çok daha ileri olduğunu gösteren çok sayıda yeni veri ortaya koyması açısından aydınlatıcı bir keşfe işaret ediyordu. Tetrapodlar tarafından paylaşılan başka özellikleri de vardı: Uzun, düz bir burun ve belirleyici kafatası da dahil olmak üzere birtakım ayırt edici özellikler. Bu ve bilinen diğer elpistostegal balık fosillerinin bulunuşu, kemikleri ve eklemleri de dahil olmak üzere, bir dizi ayırt edici tetrapod özellikleriyle özdeşleşen kanıtları öne sürüyordu. Ama bu balıkları, tetropotlar ile bağdaştıramayan tek şey parmaklardı. Mevcut kanıtlar, uzmanların, parmakların yüzgeçten uzva geçişin bir parçası olmadığı sonucuna varmasına neden olmuştu. Buna göre, tetrapodların parmakları daha sonra evrimleşmiş gibi görünüyordu. Ancak bilimde her şey bir keşifle değişebilirdi; yeni kanıtlar ışığında değişime tabiydi. Yeni keşif de bunu sağladı. Bulunan yeni fosil, ders kitaplarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirebilir. Zira yeni keşifle birlikte bu sefer elimizde tam ve mükemmel bir kanıt var. Ve bizi parmakların nasıl evrimleştiğine dair, insanlar da dahil olmak üzere günümüzde yaşayan 33.800’den fazla tetrapod türünde devam eden omurgalı el yapısına yol açan tamamlayıcı bir kanıta sahibiz! Tetrapod da ne demek? “Tetrapod” nedir diye soracak olursak Latince ve Yunanca&#8217;daki kelime karşılıklarını aklımıza getirerek basit bir tanıma ulaşabiliriz: “Tetra” Latince&#8217;de dört, “pod” ise Yunancadaki “pous”tan ayak anlamına gelir. Yani “tetrapod” kelimesi, “dört ayaklı” veya “dört uzuvlu” açıklamasında karşılığını bulur. Aklımızda basitçe böyle kalabilir. Tetrapodlar iki ana taksonomik gruba ayrılır: Günümüzde yaşayan yaklaşık 5.000 türü bulunan amfibiler (lissamfibia) ve amniyotlar (aminota). Amfibiler, yaşam döngülerinde iki farklı form aldıklarından onlara “çift yaşamlılar” da denir. Çünkü suda yaşayan bir larva olarak yaşam döngülerine başlar ve yetişkinliğe gelene kadar karmaşık bir metamorfoz süreci (başkalaşım) geçirirler. Bir diğer grup olan amniyotların ise bugün yaklaşık 25.000 türü vardır. Bu grubun üyeleri kuşlar, sürüngenler ve memelilerdir. Kısacası toplamda 30.000 tür ile amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler, “tetrapoda” üst sınıfının ana grupları olarak sıralanabilir. Büyüklükleri türden türe değişiklik gösterse de tüm tetrapodların birtakım morfolojik özellikleri ortaktır. Tetrapodların en önemli ve ayırıcı özelliklerinden biri, dört uzva sahip olmaları veya yılanlar gibi bugün dört “bacakları” olmasa da atalarının dört bacağının olmasıdır. Yaşayan en küçük tetrapod sadece 7,7 milimetre uzunluğundaki Paedophyrine kurbağasıyken (Paedophryne amauensis), yaşayan en büyüğü ise 30 metre uzunluğu aşabilen mavi balinalardır (Balaenoptera musculus). Buradan anlaşılacağı üzere tetrapodların tek bir yaşam alanı yoktur; ormanlardan otlaklara, çöllerden kutup bölgelerine kadar dünyanın dört bir yanındaki habitatlarda yaşayabilirler. Tetrapodlar genel olarak karasal habitatta yaşam sürseler de kısmen ya da tamamen sucul bir yaşam da sürebilirler. Balinalar, deniz salyangozları, deniz kaplumbağaları ve kurbağalar bunlara örnek olarak verilebilir. Bazı tetrapodlar ise ağaçta ve havada yaşayabilir; mesela kuşlar ve yarasa türleri. Evrimsel açıdan bakarsak tüm tetrapodlar esasen “bacaklı balıklardır” da denebilir. Çünkü bugünkü omurgalıların atalarının bir balık olduğu kabul edilir. Tetrapodların kökeni, Devoniyen Dönemi’ne, yani yaklaşık 370 milyon yıl öncesine kadar gider. Yaklaşık 372.2 ila 359 milyon yıl önce, Geç Devoniyen’de yaşayan soyu tükenmiş bir kök tetrapod cinsi olan Ventastega curonicanın uzuv ve kafatası anatomisi, erken tetrapodların karakteristik özelliklerinin çoğunu paylaşır. Fosil kayıtlarında tanımlanan bazı erken tetrapodlar arasında Acanthostega, Ichthyostega ve Nectridea bulunur. Ancak bugünkü tetrapodların hangi özelliklerin atalarına ait olduğu ve hangi özelliklerin bir grubun diğerinden ayrıldıktan sonra ortaya çıktığı gibi konulardaki belirsizlikler sebebiyle tetrapod soyunun kararlaştırılmasında zorluklar yaşanabilir. Dahası, erken tetrapodlar arasındaki iskelet anatomisi çeşitliliği, bu belirsizliği iyiden iyiye derinleştirir. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com *Bu yazı, HBT Dergi 224. sayıda yayınlanmıştır. Kaynak: Charles Darwin, Türlerin Kökeni. Çev: Ö.Ünalan, Evrensel Basım Yayın The Unexpected Origin of Fingers, Scientific American 322, 6, 46-53 (Haziran 2020) https://www.britannica.com/animal/tetrapod-animal https://ucmp.berkeley.edu/vertebrates/tetrapods/tetraintro.html https://www.thoughtco.com/tetrapods-facts-129452 https://www.nature.com/articles/nature06991</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/balik-atalarimizin-bize-mirasi">Balık-atalarımızın bize mirası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Parmaklarımızın gelişmesinde aranan eksik halka: 375 milyon yıllık canlının fosili</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29272 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp.png" alt="" width="400" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp.png 961w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp-300x169.png 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Bilim insanları, balık-atadan karaya çıkan tetrapodlara (en altta açıklaması var) geçişi kanıtlayan bir fosilden yoksundu. Bir başka deyişle, parmakların ne zaman evrimleştiği bilinmiyordu. Yeni keşfedilen 375 milyon yıllık bir fosil, parmakların, omurgalıların karada kolonileşmek için sudan çıkmadan önce evrimleştiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>Avucunuzdan yayılan beş parmağınıza dikkatlice bir bakın! İki elinizde bulunan bu beşer parmak, esnekliğiyle tarihin ilk çağlarından bu yana bize güçlü bir organizasyon yetisi verdi. Düşününce, ateş yakmamızdan tutun, avlanıp yemek pişirmemize, duvar örmemize, giysilerimizi dokumamıza, kürek çekerek kıtalar aşmamıza ve daha nice yetisiyle medeniyeti kurmamıza ve yayılmamıza vesile oldular. (Tabii bugünlerde o medeniyeti yine bu uzvumuzla yıkıyoruz.)</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-29259 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp1.png" alt="" width="350" height="503" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp1.png 451w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp1-209x300.png 209w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" /></p>
<p>Ellerimiz bize sadece kaba ve temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için değil, aynı zamanda daha esnek ve hassas işlerde, iletişim kurmamızda da fayda sağladı. Piyano çalmaktan tutun da sevgimizi gösterebilmek için yaptığımız hassas dokunuşları bir düşünün…</p>
<p>Peki ama ellerimizin gelişimi nasıl oldu? Evrimsel süreçte ellerimiz ne zaman ortaya çıktı? Dört ayaklı canlıların (tetropod) ellerinin, balık atalarının yüzgeçlerinden nasıl evrimleştiğine dair geçişi belgeleyen fosillerin olmaması, evrim bilimcilerin en büyük kanıt eksiklerinden biriydi. Ancak şimdi evrim tarihinin en büyük sorularından biri cevabını bulmuş olabilir! 375 milyon yıllık bir fosil balık-atanın tam iskeleti keşfedildi, ellerin kökeni ve tetrapodların “yükselişi” hakkında önemli kanıtlar elde edildi.</p>
<p><strong>Darwin haklıydı!</strong></p>
<p>Dört ayaklı canlıların, bilindiği gibi bizimkilerden çok farklı görünen ama benzer işlevler gören elleri var. Kuşlarda ve yarasalarda hassas kanatlar oluşturmaya yardımcı olurlar; fillerde ağaç gövdeleri kadar geniş yer tutarak koca bir gövdenin ayakta durmasını sağlarlar. Her ne kadar dört ayaklı olsalar da insanlarınkine benzer işlevler görürler.</p>
<p>Bu benzerliği gören Charles Darwin, 1859’da yayımladığı devrim yaratan Türlerin Kökeni adlı eserinde bu benzerliklere şöyle dikkat çekmişti:</p>
<p>“İnsan elindeki, yarasa kanadındaki, domuz balığı yüzgecindeki, at bacağındaki kemik çatılarının benzerliği, -zürafanın ve filin boyunlarındaki omurların eşit sayıda olması- ve bunlara benzer pek çok olgu yavaş, hafif ve ardışık değişiklikler geçirerek türeme teorisiyle açıklanıyor. Yarasanın pek farklı işlere yarayan kanatlarının ve bacaklarının -yengecin çene ve bacaklarının- çiçeğin taç yapraklarının, erkek ve dişi organlarının modellerindeki benzerlik, bu sınıfların ilk atalarından birinde kökende benzer olan parçaların ya da organların yavaş yavaş değişiklik geçirdiği görüşüyle büyük ölçüde aydınlanmaktadır.”</p>
<p><strong>Ortak bir yapı paylaşımı</strong></p>
<p>Darwin akılcı bir açıklama önermişti: Bu farklı hayvanlar, bir ortak modeli paylaşıyorlardı. Çünkü parmaklara sahip ortak bir atadan evrimleşmişti.</p>
<p>Darwin’in bu devrimci fikrini geliştirmesinden bu yana 160 yıldan fazla bir süre geçti. Bu süreçte evrimsel biyologlar paleontoloji, genetik ve embriyoloji bilimlerinden yararlanarak bazı kanıtlar sundular. Bilim insanlarının çabaları, balık-atadan evrimleşen tetrapodların ortak soylarını aydınlattı; insan elini oluşturan kemiklerin kurbağalarda, kuşlarda ve balinalarda da bulunduğunu gösterdi ve diğer varyasyonların yanı sıra ellerin, kanatların ve paletlerin gelişimini kontrol eden bazı genleri tanımladı.</p>
<div id="attachment_29263" style="width: 510px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29263" class="wp-image-29263" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp4.jpg" alt="" width="500" height="374" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp4.jpg 1500w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp4-300x224.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp4-1024x765.jpg 1024w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><p id="caption-attachment-29263" class="wp-caption-text">Quebec’teki Miguasha Milli Parkı’nda keşfedilen 375 milyon yıllık balık Elpistostege watsoni’nin tam iskeleti (1), göğüs yüzgecini koruyan balık-atadan tetrapoda geçişe dair ilk fosil kanıtı (2). Bu balık-atanın yüzgeçli parmakları, insan parmaklarını oluşturan kemiklere eşdeğerdir. (Richard Cloutier)</p></div>
<p>Ancak bu bulgular, hikâyenin ilk bölümüydü. El ve bileğin, balık-ataların yüzgecindeki kemiklerden nasıl evrimleştiği, hep karanlıkta kalıyordu. Çünkü bilim insanları, balık-ata ile karaya çıkan tetrapodlar arasındaki geçişi kanıtlayan bir fosilden yoksundu. Ta ki bugüne kadar!</p>
<p><strong>Evrim tarihine ışık tutan keşif!</strong></p>
<p>Güney Avustralya’daki Flinder Üniversitesi’nden paleontolog Prof. John A. Long ve Quebec Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Prof. Richard Cloutier, Scientific American’ın Haziran 2020 sayısında kaleme aldıkları heyecan verici makalelerinde, geçtiğimiz mart ayında, 375 milyon yıllık bir balık olan Elpistostege watsoni’nin tam iskelet fosilini ortaya çıkardıklarını açıkladı.</p>
<p>Evrimin karanlık noktasına ışık tutan bu olağanüstü fosilin yüzgeçleri, parmaklarımızı oluşturan kemiklerle karşılaştırılabilir şekilde korunmuştu. Bu fosil, omurgalıların karaya çıkmadan önce parmağı oluşturan kemikleri geliştirdiğini gösteriyordu.</p>
<p>Bu nefes kesici keşif, elin ne zaman ve nasıl evrimleştiğine dair geleneksel bilgiyi yerle bir etti ve canlıların evrim tarihinde önemli bir olay olan tetrapodların yükselişine ışık tutarak derin bir karanlığı aydınlatmış oldu.</p>
<p><strong>Öncü keşifler</strong></p>
<p>Aslında bu büyük keşfin öncesinde, yakın zamana kadar bilim insanları, balıklar ve erken tetrapodlar arasındaki evrimsel geçişi kavramıştı. (Sadece kesin kanıt yoktu.) Esas olarak bu iki grup arasında köprü niteliğindeki birkaç muhteşem fosille bu kavrayışı edinmişlerdi.</p>
<p>Orta ila Geç Devoniyen dönemine, yani yaklaşık 384 milyon ila 379 milyon yıl öncesine denk gelen Panderichthys rhombolepis adlı bir balık-ata fosili keşfi, bu kavrayışı edinmelerinde büyük rol oynamıştı. Uzun üst kol kemiği (humerus) ve geniş yarıçaplı ön kol kemiği (ulna) ile tetrapod benzeri kafatası kemik şekliyle Panderichthys, tetrapodlar ile balık-atalar arasındaki bağın ilk ipuçlarını sunuyordu. (Doğu Kanada’dan gelen bu gruba, elpistostegalians deniyor.)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-29260 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp2.png" alt="" width="430" height="424" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp2.png 542w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp2-300x296.png 300w" sizes="auto, (max-width: 430px) 100vw, 430px" /></p>
<p><strong>Tiktaalik</strong></p>
<p>2006’da Chicago Üniversitesi’nden Neil Shubin ve meslektaşları ise, Kanada Arktik’inden 380 milyon yıllık bir başka elpistostegalian balık fosili olan Tiktaalik roseae fosili keşfettiğini açıklamıştı. Tiktaalik, hem iyi gelişmiş kol kemikleri hem de oynak bilek eklemleri ile bu balıklarda göğüs yüzgecinin bilinen herhangi bir fosilden çok daha ileri olduğunu gösteren çok sayıda yeni veri ortaya koyması açısından aydınlatıcı bir keşfe işaret ediyordu. Tetrapodlar tarafından paylaşılan başka özellikleri de vardı: Uzun, düz bir burun ve belirleyici kafatası da dahil olmak üzere birtakım ayırt edici özellikler.</p>
<p>Bu ve bilinen diğer elpistostegal balık fosillerinin bulunuşu, kemikleri ve eklemleri de dahil olmak üzere, bir dizi ayırt edici tetrapod özellikleriyle özdeşleşen kanıtları öne sürüyordu. Ama bu balıkları, tetropotlar ile bağdaştıramayan tek şey parmaklardı. Mevcut kanıtlar, uzmanların, parmakların yüzgeçten uzva geçişin bir parçası olmadığı sonucuna varmasına neden olmuştu. Buna göre, tetrapodların parmakları daha sonra evrimleşmiş gibi görünüyordu.</p>
<p>Ancak bilimde her şey bir keşifle değişebilirdi; yeni kanıtlar ışığında değişime tabiydi. Yeni keşif de bunu sağladı. Bulunan yeni fosil, ders kitaplarının yeniden gözden geçirilmesini gerektirebilir. Zira yeni keşifle birlikte bu sefer elimizde tam ve mükemmel bir kanıt var. Ve bizi parmakların nasıl evrimleştiğine dair, insanlar da dahil olmak üzere günümüzde yaşayan 33.800’den fazla tetrapod türünde devam eden omurgalı el yapısına yol açan tamamlayıcı bir kanıta sahibiz!</p>
<p><strong>Tetrapod da ne demek?</strong></p>
<p>“Tetrapod” nedir diye soracak olursak Latince ve Yunanca&#8217;daki kelime karşılıklarını aklımıza getirerek basit bir tanıma ulaşabiliriz: “Tetra” Latince&#8217;de dört, “pod” ise Yunancadaki “pous”tan ayak anlamına gelir. Yani “tetrapod” kelimesi, “dört ayaklı” veya “dört uzuvlu” açıklamasında karşılığını bulur. Aklımızda basitçe böyle kalabilir.</p>
<p>Tetrapodlar iki ana taksonomik gruba ayrılır: Günümüzde yaşayan yaklaşık 5.000 türü bulunan amfibiler (lissamfibia) ve amniyotlar (aminota). Amfibiler, yaşam döngülerinde iki farklı form aldıklarından onlara “çift yaşamlılar” da denir. Çünkü suda yaşayan bir larva olarak yaşam döngülerine başlar ve yetişkinliğe gelene kadar karmaşık bir metamorfoz süreci (başkalaşım) geçirirler. Bir diğer grup olan amniyotların ise bugün yaklaşık 25.000 türü vardır. Bu grubun üyeleri kuşlar, sürüngenler ve memelilerdir. Kısacası toplamda 30.000 tür ile amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler, “tetrapoda” üst sınıfının ana grupları olarak sıralanabilir.</p>
<p>Büyüklükleri türden türe değişiklik gösterse de tüm tetrapodların birtakım morfolojik özellikleri ortaktır. Tetrapodların en önemli ve ayırıcı özelliklerinden biri, dört uzva sahip olmaları veya yılanlar gibi bugün dört “bacakları” olmasa da atalarının dört bacağının olmasıdır.</p>
<p>Yaşayan en küçük tetrapod sadece 7,7 milimetre uzunluğundaki Paedophyrine kurbağasıyken (Paedophryne amauensis), yaşayan en büyüğü ise 30 metre uzunluğu aşabilen mavi balinalardır (Balaenoptera musculus). Buradan anlaşılacağı üzere tetrapodların tek bir yaşam alanı yoktur; ormanlardan otlaklara, çöllerden kutup bölgelerine kadar dünyanın dört bir yanındaki habitatlarda yaşayabilirler.</p>
<div id="attachment_29261" style="width: 1290px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29261" class="wp-image-29261 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp3.jpg" alt="" width="1280" height="429" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp3.jpg 1280w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp3-300x101.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/trp3-1024x343.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><p id="caption-attachment-29261" class="wp-caption-text">Yaşayan en küçük ve en büyük tetrapodu yan yana görüyoruz. Paedophyrine kurbağası bir insanın neredeyse tırnak ucu büyüklüğündeyken mavi balinanın yanında bir dalgıç da neredeyse onun tırnağı kadardır.</p></div>
<p>Tetrapodlar genel olarak karasal habitatta yaşam sürseler de kısmen ya da tamamen sucul bir yaşam da sürebilirler. Balinalar, deniz salyangozları, deniz kaplumbağaları ve kurbağalar bunlara örnek olarak verilebilir. Bazı tetrapodlar ise ağaçta ve havada yaşayabilir; mesela kuşlar ve yarasa türleri.</p>
<p>Evrimsel açıdan bakarsak tüm tetrapodlar esasen “bacaklı balıklardır” da denebilir. Çünkü bugünkü omurgalıların atalarının bir balık olduğu kabul edilir. Tetrapodların kökeni, Devoniyen Dönemi’ne, yani yaklaşık 370 milyon yıl öncesine kadar gider. Yaklaşık 372.2 ila 359 milyon yıl önce, Geç Devoniyen’de yaşayan soyu tükenmiş bir kök tetrapod cinsi olan Ventastega curonicanın uzuv ve kafatası anatomisi, erken tetrapodların karakteristik özelliklerinin çoğunu paylaşır. Fosil kayıtlarında tanımlanan bazı erken tetrapodlar arasında Acanthostega, Ichthyostega ve Nectridea bulunur.</p>
<p>Ancak bugünkü tetrapodların hangi özelliklerin atalarına ait olduğu ve hangi özelliklerin bir grubun diğerinden ayrıldıktan sonra ortaya çıktığı gibi konulardaki belirsizlikler sebebiyle tetrapod soyunun kararlaştırılmasında zorluklar yaşanabilir. Dahası, erken tetrapodlar arasındaki iskelet anatomisi çeşitliliği, bu belirsizliği iyiden iyiye derinleştirir.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan /</strong> <a href="mailto:batusarican@gmail.com"><strong>batusarican@gmail.com</strong></a></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-224-10-temmuz-2020-dijital-pdf/">224. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong>Charles Darwin, Türlerin Kökeni.</strong> Çev: Ö.Ünalan, Evrensel Basım Yayın</p>
<p><strong>The Unexpected Origin of Fingers,</strong> Scientific American 322, 6, 46-53 (Haziran 2020)</p>
<p><a href="https://www.britannica.com/animal/tetrapod-animal">https://www.britannica.com/animal/tetrapod-animal</a></p>
<p><a href="https://ucmp.berkeley.edu/vertebrates/tetrapods/tetraintro.html">https://ucmp.berkeley.edu/vertebrates/tetrapods/tetraintro.html</a></p>
<p><a href="https://www.thoughtco.com/tetrapods-facts-129452">https://www.thoughtco.com/tetrapods-facts-129452</a></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/nature06991">https://www.nature.com/articles/nature06991</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/balik-atalarimizin-bize-mirasi">Balık-atalarımızın bize mirası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29257</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Mar 2020 13:44:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[açlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[Isaac Newton]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=17902</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korona sonrası: Adil bir sosyal düzen mümkün! Uyum sayesinde ayakta kaldık, koronalı günleri atlatırız &#8211; Nebi Sümer Toplum üzerine düşünceler &#8211; Doğan Kuban Sosyal mesafe salgını önlemede en etkili yöntem Koronavirüs üzerine önemli bir makale &#8211; Haluk Ertan COVID-19 ile mücadele stratejileri &#8211; Özlem Kayım Yıldız Uzaktan yaşam &#8211; Tanol Türkoğlu Eskiden Türkiye’de aşı yapılıyordu &#8211; Müfit Akyos Stresin kronikleşmesine izin vermeyin! &#8211; Olcay Yazıcı Koronavirüs aşısı: Aşı geliştirme çalışmaları tam gaz Koronavirüs&#8217;ün en önemli silahı: Sivri şapkası Başkan Trump’ın COVID-19 gafları &#8211; Mustafa Çetiner Newton: Keşiflerini karantinada yaptı Evde hem mutlu hem verimli çalışmanın 6 altın kuralı Abel Ödülü “kaosta düzen bulan” matematik öncülerinin Genç bilim insanları BİSEP Proje yarışmasıyla bilim dünyasına adım atıyor &#8211; Mümin Yıldırım, Hatice Yıldırım İyi bir vatandaş mısınız? Peki ya ne kadar iyi dijital vatandaşsınız? &#8211; Nurhan Yel Fareler de empati yapabiliyormuş Dinozorların günleri 30 dakika kısaymış Renk körlüğünü düzelten kontakt lens geliştirildi Müjde.. Denizin altında tatlı su bulundu Bebeklerde bile gramer algısı var Bulunan yeni fosil ve taş aletler, insan atalarının yaşantısına ışık tutuyor Sürekli aç mısınız? İşte size 11 neden Bunamak kaderiniz değil (3) &#8211; Bunamanın belirtileri Jeolojik çağlar arasındaki farkı nasıl anlarız? Darwin bir kez daha doğrulandı İnsan elinin evrimsel kökenini aydınlatan balık fosili Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020">HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-17903" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/03/209-856x1024.jpg 856w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Korona sonrası: Adil bir sosyal düzen mümkün!<br />
Uyum sayesinde ayakta kaldık, koronalı günleri atlatırız &#8211; Nebi Sümer<br />
Toplum üzerine düşünceler &#8211; Doğan Kuban<br />
Sosyal mesafe salgını önlemede en etkili yöntem<br />
Koronavirüs üzerine önemli bir makale &#8211; Haluk Ertan<br />
COVID-19 ile mücadele stratejileri &#8211; Özlem Kayım Yıldız<br />
Uzaktan yaşam &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Eskiden Türkiye’de aşı yapılıyordu &#8211; Müfit Akyos<br />
Stresin kronikleşmesine izin vermeyin! &#8211; Olcay Yazıcı<br />
Koronavirüs aşısı: Aşı geliştirme çalışmaları tam gaz<br />
Koronavirüs&#8217;ün en önemli silahı: Sivri şapkası<br />
Başkan Trump’ın COVID-19 gafları &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Newton: Keşiflerini karantinada yaptı<br />
Evde hem mutlu hem verimli çalışmanın 6 altın kuralı<br />
Abel Ödülü “kaosta düzen bulan” matematik öncülerinin<br />
Genç bilim insanları BİSEP Proje yarışmasıyla bilim dünyasına adım atıyor &#8211; Mümin Yıldırım, Hatice Yıldırım<br />
İyi bir vatandaş mısınız? Peki ya ne kadar iyi dijital vatandaşsınız? &#8211; Nurhan Yel<br />
Fareler de empati yapabiliyormuş<br />
Dinozorların günleri 30 dakika kısaymış<br />
Renk körlüğünü düzelten kontakt lens geliştirildi<br />
Müjde.. Denizin altında tatlı su bulundu<br />
Bebeklerde bile gramer algısı var<br />
Bulunan yeni fosil ve taş aletler, insan atalarının yaşantısına ışık tutuyor<br />
Sürekli aç mısınız? İşte size 11 neden<br />
Bunamak kaderiniz değil (3) &#8211; Bunamanın belirtileri<br />
Jeolojik çağlar arasındaki farkı nasıl anlarız?<br />
Darwin bir kez daha doğrulandı<br />
İnsan elinin evrimsel kökenini aydınlatan balık fosili</p>
<p><a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-209-sayi-27-mart-2020">HBT Dergi 209. Sayı – 27 Mart 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17902</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bir büyük insanlık felaketi virüsler dosyası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bir-buyuk-insanlik-felaketi-virusler-dosyasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2020 14:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[5G]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[buzul]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[lityum]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=17185</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhaba. Bu hafta ana konumuz yine koronavirüs. Daha doğrusu tarih boyunca insanlığı tehdit eden, büyük kitlesel ölümler yaşanmasına yol açan vebadan korona’ya ölümcül virüsler&#8230; Büyük bir mücadele yıllardır sürüyor insan ile virüs arasında. İnsanlar aşılar ve ilaçlar geliştirerek virüsleri yok etmeye çalışırken, virüsler de sürekli evrimleşerek hayatta kalıyorlar. Birkaç dosya halinde ele aldık konuları. İlk dosyada çocukların korona virüsünden neden etkilenmedikleri ve yakalansalar bile olayı çok hafif atlattıkları haberi var. Konu geliyor bağışıklık sisteminin güçlülüğüne dayanıyor! Reyhan Oksay derledi. Batuhan Sarıcan dünyanın en ölümcül 9 virüsünü anlattı: Ebola’dan AIDS’e, Rotavirüs’ten kuduz’a&#8230; Ayrıca bir diğer yazı da türler arasında geçiş yapan, yani hayvandan insana ve insandan hayvana bulaşan en ölümcül 7 hastalığı derledi. Yalancılar bilgisizler komplocular  Dördüncü bir dosya olarak da, bazı gazeteci-yazarların, bilimle zerre ilişkileri olmadıkları halde, bu son salgın üzerine döktürdükleri yalan-yanlışları ve komplo teorilerini ele alıyor. Bunu sorumlu bir bilim gazeteciliği çerçevesinde önemsedik, çünkü yarattıkları “otorite yazar kimliği” nedeniyle derhal yazdıkları yalanlara inanan müritler türüyor ve onlar bu yalanları doğru kabul ederek yayıyorlar. Mesela “SARS virüsünün insan yapısı olduğu biliniyor” lafını uyduruyorlar! Bilim kültürünün son derece eksik olduğu ülkemizde, bu komplolarla da en yazık ki mücadele görevi bize düşüyor. Bu konuyu biz yazmadık, Prof. Dr. Haluk Ertan’dan rica ettik, SARS ile gerçekleri araştırıp yazdı.. Mustafa Çetiner, koronavirüs konusunu bu hafta da sürdürerek dosya konusuna katkıda bulundu. “Ulusal hamlemiz yok”, “Toplum 5” “Modern bir savaşın içindeyiz; buna karşın bir ulusal hamlemiz kalmadı”. Doğan Kuban Hoca böyle diyerek, Türkiye’nin teknolojik kalkınmasını destekleyecek bir dizi öneride bulunuyor. Ali Akurgal, kapımıza gelip dayanan 5 G konusunu, yaşadığımız felaketlerde haberleşmenin önemiyle ve kesilmeyecek bir sistem ile bağdaştırarak yazdı. Çok önemli! Robert Frost’un “Yol İkiye Ayrıldı” şiiri şu dizelerle biter: “Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben&#8230; / Ben az gidilmiş olanı seçtim / Ve bütün farkı yaratan da bu oldu”.  Tanol Türkoğlu bu sözlerle başladığı yazısında “Türkiye için teknoloji yolu şu sıralarda dörde ayrılıyor” diyerek Sanayi 4.0’den dijital dönüşüme Japonların bir sonraki evreyi hedefleyerek ortaya attıkları Toplum 5 stratejisini özetliyor. Müthiş bir dedektiflik öyküsü İklim araştırmalarında yeni gelişmelere sayfalarımızda sıklıkla yer veririz. Bu hafta da 232 milyon yıl öncesini yağmurlarının bugünkü yaşamın yollarını açması ile ilgili. O dönemlerde tamamen kurak olan gezegendeki canlı yaşamında evrimsel değişiklikler yaptı. Araştırmacıları bulgulara kayalarda Triyas dönemine ilişkin izler sürerek ulaştılar. Çok güzel, dahası müthiş bir geçmişi anlamaya yönelik bilimsel dedektiflik öyküsü! Gezegenimize özgü koşullarda bir değişiklik olmadıkça günümüzün gıda sistemini yalnızca 3.4 milyar insanı beslemeye yetebiliyor. Peki, nüfus arttıkça ne olacak? Almanya Postdam İklim Araştırmaları Enstitüsü’nden Dieter Gerten ve ekibinin çözüm önerileri sayfalarımızda&#8230; Bekârlar daha başarılı, evliler ise daha huzurlu.. Yeni bir araştırmanın sonuçları sayfalarımızda. Otomobil büyüklüğünde kaplumbağa fosili En büyük kaplumbağa türlerinden birine ait 4 metre boyutunda fosiller keşfedildi. Kolombiya ve Venezüella’da keşfedilen kalıntılar, 13 ila 7 yıl öncesinde Güney Amerika&#8217;nın akarsu ve göllerinde yaşamış olan dev Stupendemys geographicus kaplumbağalarına dair şimdiye kadarki en kapsamlı bilgileri sunuyor. Hayvanlar Dünyası sayfamızda&#8230; Bilim ve beslenme sayfamızda ise dünyanın en güzel kokulu ağaçlarından biri olan iğde ağacının yemişi var. Küçük boyutuna karşın içindeki çok sayıda yağ asitleri ile, müthiş bir C vitamini deposu olması ile şaşırtıcı bilgiler okuyacaksınız. İstanbul Kültür Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nihal Sarıer 2019 Nobel Kimya Ödülü’nü 3 bilim insanına kazandıran lityum iyon pillerinin gelişim öyküsünü yazdı. Araştırma Gündemi’nde neler var, kısaca Yarasalardan bulaşan virüslerin neden bu kadar öldürücü olduğu.. Cep telefonları ile artık enfeksiyon testi bile yapılabilir hale geldiği&#8230; Deniz akıntılarının neden hızlandığı..  Plasebo’nun sırt ağrılarına iyi gelmesi&#8230; Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma gündemi son gelişmelerle dopdolu.. *** “HBT, bir çöl ortasında bulunan bir vaha” diye yazdı bir okurumuz. Ama henüz hak ettiği yerde ve satışta değil. Bayilerde dergi bırakmamamız gerekir. Yayalım lütfen, alalım, hediye edelim ve binlerce HBT-Bilim tiryakisi daha yaratalım.. Burada geleceğimizi konuşuyoruz! Gelecek Cuma yeniden birlikte olacağız. Sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bir-buyuk-insanlik-felaketi-virusler-dosyasi">Bir büyük insanlık felaketi virüsler dosyası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-17181" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/02/204-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/02/204-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/02/204-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/02/204.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Merhaba. Bu hafta ana konumuz yine koronavirüs. Daha doğrusu tarih boyunca insanlığı tehdit eden, büyük kitlesel ölümler yaşanmasına yol açan vebadan korona’ya ölümcül virüsler&#8230; Büyük bir mücadele yıllardır sürüyor insan ile virüs arasında. İnsanlar aşılar ve ilaçlar geliştirerek virüsleri yok etmeye çalışırken, virüsler de sürekli evrimleşerek hayatta kalıyorlar. Birkaç dosya halinde ele aldık konuları.</p>
<p>İlk dosyada çocukların korona virüsünden neden etkilenmedikleri ve yakalansalar bile olayı çok hafif atlattıkları haberi var. Konu geliyor bağışıklık sisteminin güçlülüğüne dayanıyor! <strong>Reyhan Oksay</strong> derledi. <strong>Batuhan Sarıcan</strong> dünyanın en ölümcül 9 virüsünü anlattı: Ebola’dan AIDS’e, Rotavirüs’ten kuduz’a&#8230; Ayrıca bir diğer yazı da türler arasında geçiş yapan, yani hayvandan insana ve insandan hayvana bulaşan en ölümcül 7 hastalığı derledi.</p>
<p><strong>Yalancılar bilgisizler komplocular</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Dördüncü</strong> bir dosya olarak da, bazı gazeteci-yazarların, bilimle zerre ilişkileri olmadıkları halde, bu son salgın üzerine döktürdükleri yalan-yanlışları ve komplo teorilerini ele alıyor. Bunu sorumlu bir bilim gazeteciliği çerçevesinde önemsedik, çünkü yarattıkları “otorite yazar kimliği” nedeniyle derhal yazdıkları yalanlara inanan müritler türüyor ve onlar bu yalanları doğru kabul ederek yayıyorlar. Mesela “SARS virüsünün insan yapısı olduğu biliniyor” lafını uyduruyorlar! Bilim kültürünün son derece eksik olduğu ülkemizde, bu komplolarla da en yazık ki mücadele görevi bize düşüyor. Bu konuyu biz yazmadık, Prof. Dr. <strong>Haluk Ertan</strong>’dan rica ettik, SARS ile gerçekleri araştırıp yazdı..</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong>, koronavirüs konusunu bu hafta da sürdürerek dosya konusuna katkıda bulundu.</p>
<p><strong>“Ulusal hamlemiz yok”, “Toplum 5”</strong></p>
<p>“Modern bir savaşın içindeyiz; buna karşın bir ulusal hamlemiz kalmadı”. <strong>Doğan Kuban</strong> Hoca böyle diyerek, Türkiye’nin teknolojik kalkınmasını destekleyecek bir dizi öneride bulunuyor.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong>, kapımıza gelip dayanan 5 G konusunu, yaşadığımız felaketlerde haberleşmenin önemiyle ve kesilmeyecek bir sistem ile bağdaştırarak yazdı. Çok önemli!</p>
<p><strong>Robert Frost’un </strong>“Yol İkiye Ayrıldı” şiiri şu dizelerle biter: “Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben&#8230; / Ben az gidilmiş olanı seçtim / Ve bütün farkı yaratan da bu oldu”.  <strong>Tanol Türkoğlu</strong> bu sözlerle başladığı yazısında “Türkiye için teknoloji yolu şu sıralarda dörde ayrılıyor” diyerek Sanayi 4.0’den dijital dönüşüme Japonların bir sonraki evreyi hedefleyerek ortaya attıkları <strong>Toplum 5</strong> stratejisini özetliyor.</p>
<p><strong>Müthiş bir dedektiflik öyküsü</strong></p>
<p>İklim araştırmalarında yeni gelişmelere sayfalarımızda sıklıkla yer veririz. Bu hafta da 232 milyon yıl öncesini yağmurlarının bugünkü yaşamın yollarını açması ile ilgili. O dönemlerde tamamen kurak olan gezegendeki canlı yaşamında evrimsel değişiklikler yaptı. Araştırmacıları bulgulara kayalarda Triyas dönemine ilişkin izler sürerek ulaştılar. Çok güzel, dahası müthiş bir geçmişi anlamaya yönelik bilimsel dedektiflik öyküsü!</p>
<p>Gezegenimize özgü koşullarda bir değişiklik olmadıkça günümüzün gıda sistemini yalnızca 3.4 milyar insanı beslemeye yetebiliyor. Peki, nüfus arttıkça ne olacak? Almanya Postdam İklim Araştırmaları Enstitüsü’nden <strong>Dieter Gerten</strong> ve ekibinin çözüm önerileri sayfalarımızda&#8230;</p>
<p>Bekârlar daha başarılı, evliler ise daha huzurlu.. Yeni bir araştırmanın sonuçları sayfalarımızda.</p>
<p><strong>Otomobil büyüklüğünde kaplumbağa fosili </strong></p>
<p>En büyük kaplumbağa türlerinden birine ait 4 metre boyutunda fosiller keşfedildi. Kolombiya ve Venezüella’da keşfedilen kalıntılar, 13 ila 7 yıl öncesinde Güney Amerika&#8217;nın akarsu ve göllerinde yaşamış olan dev <em>Stupendemys geographicus</em> kaplumbağalarına dair şimdiye kadarki en kapsamlı bilgileri sunuyor. Hayvanlar Dünyası sayfamızda&#8230;</p>
<p>Bilim ve beslenme sayfamızda ise dünyanın en güzel kokulu ağaçlarından biri olan iğde ağacının yemişi var. Küçük boyutuna karşın içindeki çok sayıda yağ asitleri ile, müthiş bir C vitamini deposu olması ile şaşırtıcı bilgiler okuyacaksınız.</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. <strong>Nihal Sarıer</strong> 2019 Nobel Kimya Ödülü’nü 3 bilim insanına kazandıran lityum iyon pillerinin gelişim öyküsünü yazdı.</p>
<p><strong>Araştırma Gündemi’nde neler var, kısaca</strong></p>
<p>Yarasalardan bulaşan virüslerin neden bu kadar öldürücü olduğu.. Cep telefonları ile artık enfeksiyon testi bile yapılabilir hale geldiği&#8230; Deniz akıntılarının neden hızlandığı..  Plasebo’nun sırt ağrılarına iyi gelmesi&#8230; <strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong>’nin hazırladığı Araştırma gündemi son gelişmelerle dopdolu..</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>“<strong>HBT, bir çöl ortasında bulunan bir vaha</strong>” diye yazdı bir okurumuz. Ama henüz hak ettiği yerde ve satışta değil. Bayilerde dergi bırakmamamız gerekir. Yayalım lütfen, alalım, hediye edelim ve binlerce HBT-Bilim tiryakisi daha yaratalım.. Burada geleceğimizi konuşuyoruz!</p>
<p>Gelecek Cuma yeniden birlikte olacağız. Sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bir-buyuk-insanlik-felaketi-virusler-dosyasi">Bir büyük insanlık felaketi virüsler dosyası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17185</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 204. Sayı – 21 Şubat 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-204-sayi-21-subat-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Feb 2020 11:43:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[5G]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kadınları]]></category>
		<category><![CDATA[buzul]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[lityum]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=17180</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın virüslerle ölümcül dansı Modern bir savaşın içindeyiz; buna karşın bir ulusal hamlemiz kalmadı! &#8211; Doğan Kuban Dördüncü yol &#8211; Tanol Türkoğlu 5G için politikalar, öneriler &#8211; Ali Akurgal SARS-CoV: Sınır tanımayan komplo virüsleri &#8211; Haluk Ertan İklimle birlikte yeryüzündeki hayat da kökten değişiyor Deniz akıntıları hızlandı. Peki neden? Endüstri devrimi Himalaya buzunda bile izler bırakmış 2 bin yıllık antik tohumlardan hurma yetiştirildi Cep telefonuyla enfeksiyon testi Plasebo, sırt ağrılarına iyi geliyor Bekarlar daha başarılı, evliler daha huzurlu Küresel servetin %85’i 15 ülkenin elinde Yarasalardan bulaşan virüsler niçin bu kadar öldürücü? 11 Şubat Bilimde Kadınlar Günü: Oyuncakçı dükkanından laboratuvara gide(meye)n yol &#8211; Meltem Lara Bilikmen Gıda sistemi yalnızca 3.4 milyar kişiyi besleyebiliyor Alışkanlıklarda küçük değişiklikler büyük yararlar (5): Yemeği yavaş yavaş ve başkalarıyla birlikte yiyin! İğde: Dünyanın en güzel kokusuna sahip ağaç Lityum iyon pilleri: Nobel 2019 Kimya Ödülü &#8211; Nihal Sarıer Koronavirüs dedikleri (3) &#8211; Mustafa Çetiner Otomobil büyüklüğünde kaplumbağa fosili bulundu Karadenizli istilacının sırrı bağışıklık sistemi mi? Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-204-sayi-21-subat-2020">HBT Dergi 204. Sayı – 21 Şubat 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-17181" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/02/204-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/02/204-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/02/204-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/02/204.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />İnsanlığın virüslerle ölümcül dansı<br />
Modern bir savaşın içindeyiz; buna karşın bir ulusal hamlemiz kalmadı! &#8211; Doğan Kuban<br />
Dördüncü yol &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
5G için politikalar, öneriler &#8211; Ali Akurgal<br />
SARS-CoV: Sınır tanımayan komplo virüsleri &#8211; Haluk Ertan<br />
İklimle birlikte yeryüzündeki hayat da kökten değişiyor<br />
Deniz akıntıları hızlandı. Peki neden?<br />
Endüstri devrimi Himalaya buzunda bile izler bırakmış<br />
2 bin yıllık antik tohumlardan hurma yetiştirildi<br />
Cep telefonuyla enfeksiyon testi<br />
Plasebo, sırt ağrılarına iyi geliyor<br />
Bekarlar daha başarılı, evliler daha huzurlu<br />
Küresel servetin %85’i 15 ülkenin elinde<br />
Yarasalardan bulaşan virüsler niçin bu kadar öldürücü?<br />
11 Şubat Bilimde Kadınlar Günü: Oyuncakçı dükkanından laboratuvara gide(meye)n yol &#8211; Meltem Lara Bilikmen<br />
Gıda sistemi yalnızca 3.4 milyar kişiyi besleyebiliyor<br />
Alışkanlıklarda küçük değişiklikler büyük yararlar (5): Yemeği yavaş yavaş ve başkalarıyla birlikte yiyin!<br />
İğde: Dünyanın en güzel kokusuna sahip ağaç<br />
Lityum iyon pilleri: Nobel 2019 Kimya Ödülü &#8211; Nihal Sarıer<br />
Koronavirüs dedikleri (3) &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Otomobil büyüklüğünde kaplumbağa fosili bulundu<br />
Karadenizli istilacının sırrı bağışıklık sistemi mi?</p>
<p><a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-204-sayi-21-subat-2020">HBT Dergi 204. Sayı – 21 Şubat 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">17180</post-id>	</item>
		<item>
		<title>En eski ağaç fosilleri ABD&#8217;de bulundu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/en-eski-agac-fosilleri-abdde-bulundu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Dec 2019 07:36:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16243</guid>

					<description><![CDATA[<p>New York&#8217;ta bulunan 386 milyon yıl öncesine ait ağaç fosilleri, şimdiye dek keşfedilenlerin en eskileri. Uzmanlar, fosilleşmiş ağaçların ait oldukları ormanın yaklaşık 300 km uzaklıktaki Pensilvanya&#8217;ya kadar uzandığını düşünüyor. Fosil ağaçların yaşadığı dönem, önce ormansız olan gezegenimizin, çoğu ormanlarla kaplı bir hale geldiği geçiş sürecine denk geliyor. Araştırmacılar, bölgedeki yapılacak incelemelerin ağaçların evrim yolculuğunu ve atmosferden karbondioksiti nasıl aldıklarını daha iyi anlamamıza katkı sağlayacağını ifade ediyor. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/en-eski-agac-fosilleri-abdde-bulundu">En eski ağaç fosilleri ABD&#8217;de bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>New York&#8217;ta bulunan 386 milyon yıl öncesine ait ağaç fosilleri, şimdiye dek keşfedilenlerin en eskileri.</p>
<p>Uzmanlar, fosilleşmiş ağaçların ait oldukları ormanın yaklaşık 300 km uzaklıktaki Pensilvanya&#8217;ya kadar uzandığını düşünüyor.</p>
<p>Fosil ağaçların yaşadığı dönem, önce ormansız olan gezegenimizin, çoğu ormanlarla kaplı bir hale geldiği geçiş sürecine denk geliyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bölgedeki yapılacak incelemelerin ağaçların evrim yolculuğunu ve atmosferden karbondioksiti nasıl aldıklarını daha iyi anlamamıza katkı sağlayacağını ifade ediyor.</p>
<p><a href="https://www.bbc.com/news/science-environment-50840134">Kaynak</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/en-eski-agac-fosilleri-abdde-bulundu">En eski ağaç fosilleri ABD&#8217;de bulundu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16243</post-id>	</item>
		<item>
		<title>En eski insan türü mü?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/en-eski-insan-turu-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Apr 2019 10:32:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Callao Mağarası]]></category>
		<category><![CDATA[diş]]></category>
		<category><![CDATA[eski insan]]></category>
		<category><![CDATA[Filipinler]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[hobbit]]></category>
		<category><![CDATA[homo floresiensis]]></category>
		<category><![CDATA[homo luzonensis]]></category>
		<category><![CDATA[homo sapiens]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[kemik]]></category>
		<category><![CDATA[luzon adası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13485</guid>

					<description><![CDATA[<p>ScienceAlert  sitesinde yer alan habere göre, araştırmacılar ve arkeologlar, Filipinler&#8217;in Luzon Adası&#8217;nın kuzeyinde yer alan Callao Mağarası&#8217;nda gün ışığına çıkarılan 13 fosil kemik ve dişlerin oldukça kısa boylu, şimdiye kadar bilinmeyen bir insanımsıya ait olduğunu belirtti. Callao Mağarası&#8217;nda 2007, 2011 ve 2015&#8217;te yapılan kazılar sırasında bulunan kemik ve dişlerin &#8220;Homo luzonensis&#8221; ismi verilen türden en az üç bireye ait olduğu ifade edildi. Araştırmacılar, fosil ve dişlerin ait olduğu düşünülen bireylerden birinin 67 bin, diğerinin 50 bin yıl önce yaşadığının tahmin edildiğini kaydetti. Arkeolog Florent Detroit, fosil ve dişlerin Filipinler&#8217;de şimdiye kadar bulunan en eski insan türüne ait olduğunu vurguladı. Araştırmacılar, dişlerin ait olduğu bireylerin insandan (Homo sapiens) daha kısa fakat Hobbit olarak anılan Homo floresiensis&#8217;ten daha uzun olduklarının tahmin edildiğini dile getirdi. Araştırmanın bulguları Nature dergisinde yayımlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/en-eski-insan-turu-mu">En eski insan türü mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="https://www.sciencealert.com/new-hominin-species-suggests-we-once-lived-alongside-several-types-of-humans">ScienceAlert</a></em>  sitesinde yer alan habere göre, araştırmacılar ve arkeologlar, Filipinler&#8217;in Luzon Adası&#8217;nın kuzeyinde yer alan Callao Mağarası&#8217;nda gün ışığına çıkarılan 13 fosil kemik ve dişlerin oldukça kısa boylu, şimdiye kadar bilinmeyen bir insanımsıya ait olduğunu belirtti.</p>
<p>Callao Mağarası&#8217;nda 2007, 2011 ve 2015&#8217;te yapılan kazılar sırasında bulunan kemik ve dişlerin &#8220;Homo luzonensis&#8221; ismi verilen türden en az üç bireye ait olduğu ifade edildi.</p>
<p>Araştırmacılar, fosil ve dişlerin ait olduğu düşünülen bireylerden birinin 67 bin, diğerinin 50 bin yıl önce yaşadığının tahmin edildiğini kaydetti.</p>
<p>Arkeolog Florent Detroit, fosil ve dişlerin Filipinler&#8217;de şimdiye kadar bulunan en eski insan türüne ait olduğunu vurguladı.</p>
<p>Araştırmacılar, dişlerin ait olduğu bireylerin insandan (Homo sapiens) daha kısa fakat Hobbit olarak anılan Homo floresiensis&#8217;ten daha uzun olduklarının tahmin edildiğini dile getirdi.</p>
<p>Araştırmanın bulguları <em>Nature</em> dergisinde yayımlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/en-eski-insan-turu-mu">En eski insan türü mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13485</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/gunesi-zapt-edecegiz-gunesin-zapti-yakin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2019 14:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[Abel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[güneş koruma faktörü]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[sherlock holmes]]></category>
		<category><![CDATA[telomer]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nazım Hikmet’in ünlü şiirinin analizini yapmayacağız veya günün mana ve önemine bir gönderme yapma niyetimiz yok. Güneş’in yeryüzündeki hayatın kaynağı olduğunu da yazmayacağız. Kapakta kullandığımız &#8216;güneş toplamak&#8217; ne güzel bir deyim! Ülkü Tamer’in ünlü şiiri ve Zülfü Livaneli’nin bestesi&#8230; Fakat derdimiz bu da değil, sadece güneş ile ilgili bilinen çağrışımlarla oynaşıyoruz giriş yapmak için. Herhalde güneş üzerine neler var! Güneş bir yıldız; 4,5 milyar yıllık yaşı daha kaldı, en sonunda küçük bir karbon yığına dönüşecek ve arkasında dev bir nebula bırakarak hayatını sona erdirecek. Veya kırmızı bir deve dönüşecek. Güneş Sistemi ile birlikte tüm gezegenlerin varlığı da değişecek&#8230; Ve yeryüzünün de… Tabii bu tahmin edilen doğal ölüm. 4,5 milyar yıl içinde neler olur, kestirilemeyen ne tür çarpışmalar gündeme gelir; Dünya, Güneş’in ömrüne bağlı olmadan, başka biçimlerde tükenir mi? Hepsi mümkün. Çünkü uzay pek de kestirilebilen sonuçlar üretmez. Güneş hayattır diyorsak, bedenimizin ona ihtiyacı var. Uzayı bırakalım ve biraz yararcı olalım. Bu yararın çok boyutlu bir dosyasını hazırladık, güneş ışınları üzerine yapılan son araştırmaları derleyip toparladı Batuhan Sarıcan. Neredeyse 100 faktöre yaklaşan kremler kullanmalı mıyız, yani güney ile temasımızı krem yardımıyla tamamen kesmeli miyiz? Kesinlikle hayır! Ayrıntılar orta sayfada. Kızıl ötesi gören insana doğru mu? Dev ilerlemelerle şaşırtıcı olaylar giderek artıyor. Bu kez de insanlara kızıl ötesi görüş sağlayabilecek bir gelişmenin önü açıldı: En gözde laboratuvar hayvanları fareler ve sıçanlardır. Son sayılarımızda kör farelerin tek bir gen ilavesiyle görebileceğini duyurmuştuk. Bu kez gözlerine nano parçacık enjekte edilen farelere gece görüş özelliği kazandırıldı. Öyle ki bu deney klinik aşamaya geldiğinde insanlar da kızılötesi dalga boyları görünür ışığa dönüştüren nano parçacıklar sayesinde geceleri herhangi bir aygıt kullanmadan çevresini görebilecek. Alzheimer, Parkinson, ALS gibi sinir sistemi hastalıklarının mekanizmalarını çözmeye çalışan bilim insanları şimdi klonlanmış maymunları yakından izlemeye hazırlanıyor. Küresel ısınmayı 1.5 °C dereceyle sınırlamak için neler yapılması gerektiği ile ilgili yazı dizisinde havadaki CO2’den kurtulma yöntemlerine dikkat çekiliyor.  Araştırma Gündemi’nde ketojenik diyetlerin yararından, gelmiş geçmiş en büyük T. rex fosiline, deniz suyundan hidrojen üretimine dek son günlerin dikkat çeken araştırmalarına yer veriyoruz. Doğan Kuban hocamız savaşı ancak sanayileşme ile kazanabiliriz diyor. Türk toplumu, en fakirinden en zenginine kadar gelecek kaygısı taşıyor. Geleceğin ancak ve ancak sanayileşme sayesinde kurtulacağına vurgu yapan Kuban, toplumun tümünü aynı program altında birleştirmek gerektiğini söylüyor. Ali Akurgal “geleceğin gazetesi” tanımından yola çıkarak son günlerde sık sık bahsi geçen “trol” gruplara ve bloglara gönderme yapıyor. Ancak en önemli “mecra” kişiselleşmiş gazete olarak nitelendirdiği küçük ekranlar olacak. Habercilik değişiyor, mecrası da… Yeni çıkan ürünlerin içinde “Laz mühendisten Lazca klavye”nin ilgi çekeceğinden eminiz. Dinozorların vatanı Arjantin’de bulunan olağandışı bir Saurus cinsine ait buluntular, bu dinozorun öteki dev dinozorlardan çok daha küçük bir bedene ve daha kısa boyunlara sahip olması paleontologları oldukça şaşırttı. İstanbul’un çarpık kentleşme sorunun temelindeki nedenleri araştıran Bilgehan Gürlek, plansız gelişen kentler grubunda yer alan kentimizin bu hale gelmesinden beş yıllık kalkınma planlarının ve Devlet Planlama Örgütü’nün rafa kaldırılmasını sorumlu tutuyor. Bağışıklık sistemimizi güçlendirmeyi kim istemez? Bunun için besin destekleri yerine ay çekirdeği, badem, turunçgiller gibi çoğunluğun sevdiği yiyeceklere yönelmenizi öneriyoruz. Bir başka yazıda: Karın yağları aynı zamanda beyninizi de küçültüyor olabilir mi? Tanol Türkoğlu, Dijitalem yazı dizisinde dijital alemdeki ilginç olaylara değiniyor. Örneğin Las Vegas’ta düzenlenen tüketici fuarında bütünüyle bitkisel malzemeden üretilen burgeri, etten ayırmak imkânsız&#8230; Mustafa Çetiner, bilim tarihinden ilginç bir isme köşesine taşıdı: Samuel Wilks. Sherlock Holmes dünyanın en ünlü hayali dedektif kahramanı. Bir polis köpeğinin de Sherlock kadar akıllı ve dikkatli olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Çin Polis Teşkilatı şimdi polis köpeği olarak yetiştirmek üzere cins köpek eğitimine zaman ve para ayırmaktan vazgeçiyor. Sherlock Holmes lakabını taktıkları akıllı bir polis köpeğini klonlayarak kestirmeden işi bitirmişler. Bu sayıda ayrıca Erhan Güzel, Abel Ödülü’nü kazanan ilk kadın Karen Keskulla Uhlenbeck’i ve matematik ödüllerini yazdı. Siren Sezer, uzun yaşamın bir göstergesi olan telomerleri yazdı, sizinki kısa mı? Meltem Bilikmen, yapay zekâ ile tıpta daha fazla empati ve daha az insancıl aşama umudunu yazdı. ***  HBT Konferansı 6 Nisan Cumartesi günü BAU&#8217;da Yarının harika çocukları insan mı, robot mu? Yoksa gün gelecek çocuğumuza dijital eğitim hapı mı yutturacağız? İnsan mı daha hızlı öğrenecek, robot mu? Yapay zekâ, eğitimi nasıl şekillendirecek? Bir robot ile bir insan yavrusunu öğrenme süreçlerine soksak, rekabet ve üstünlükleri, yetenek ve zekâları konusunda neler söyleyebiliriz? Tanol Türkoğlu, Türker Kılıç ve Cem Say konuyu farklı açılardan ele alacak ve tartışacaklar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/gunesi-zapt-edecegiz-gunesin-zapti-yakin">Güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-13430 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/158-k-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/158-k-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/158-k-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/158-k.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" /><strong>Nazım Hikmet</strong>’in ünlü şiirinin analizini yapmayacağız veya günün mana ve önemine bir gönderme yapma niyetimiz yok. Güneş’in yeryüzündeki hayatın kaynağı olduğunu da yazmayacağız. Kapakta kullandığımız &#8216;güneş toplamak&#8217; ne güzel bir deyim! <strong>Ülkü Tamer</strong>’in ünlü şiiri ve <strong>Zülfü Livaneli</strong>’nin bestesi&#8230; Fakat derdimiz bu da değil, sadece güneş ile ilgili bilinen çağrışımlarla oynaşıyoruz giriş yapmak için. Herhalde güneş üzerine neler var! Güneş bir yıldız; 4,5 milyar yıllık yaşı daha kaldı, en sonunda küçük bir karbon yığına dönüşecek ve arkasında dev bir nebula bırakarak hayatını sona erdirecek. Veya kırmızı bir deve dönüşecek. Güneş Sistemi ile birlikte tüm gezegenlerin varlığı da değişecek&#8230; Ve yeryüzünün de…</p>
<p>Tabii bu tahmin edilen doğal ölüm. 4,5 milyar yıl içinde neler olur, kestirilemeyen ne tür çarpışmalar gündeme gelir; Dünya, Güneş’in ömrüne bağlı olmadan, başka biçimlerde tükenir mi? Hepsi mümkün. Çünkü uzay pek de kestirilebilen sonuçlar üretmez.</p>
<p>Güneş hayattır diyorsak, bedenimizin ona ihtiyacı var. Uzayı bırakalım ve biraz yararcı olalım. Bu yararın çok boyutlu bir dosyasını hazırladık, güneş ışınları üzerine yapılan son araştırmaları derleyip toparladı Batuhan Sarıcan. Neredeyse 100 faktöre yaklaşan kremler kullanmalı mıyız, yani güney ile temasımızı krem yardımıyla tamamen kesmeli miyiz? Kesinlikle hayır! Ayrıntılar orta sayfada.</p>
<p><strong>Kızıl ötesi gören insana doğru mu?</strong></p>
<p>Dev ilerlemelerle şaşırtıcı olaylar giderek artıyor. Bu kez de insanlara kızıl ötesi görüş sağlayabilecek bir gelişmenin önü açıldı: En gözde laboratuvar hayvanları fareler ve sıçanlardır. Son sayılarımızda kör farelerin tek bir gen ilavesiyle görebileceğini duyurmuştuk. Bu kez gözlerine nano parçacık enjekte edilen farelere gece görüş özelliği kazandırıldı. Öyle ki bu deney klinik aşamaya geldiğinde insanlar da kızılötesi dalga boyları görünür ışığa dönüştüren nano parçacıklar sayesinde geceleri herhangi bir aygıt kullanmadan çevresini görebilecek.</p>
<p>Alzheimer, Parkinson, ALS gibi sinir sistemi hastalıklarının mekanizmalarını çözmeye çalışan bilim insanları şimdi klonlanmış maymunları yakından izlemeye hazırlanıyor. Küresel ısınmayı 1.5 °C dereceyle sınırlamak için neler yapılması gerektiği ile ilgili yazı dizisinde havadaki CO2’den kurtulma yöntemlerine dikkat çekiliyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Araştırma Gündemi</strong>’nde ketojenik diyetlerin yararından, gelmiş geçmiş en büyük <em>T. rex</em> fosiline, deniz suyundan hidrojen üretimine dek son günlerin dikkat çeken araştırmalarına yer veriyoruz.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hocamız savaşı ancak sanayileşme ile kazanabiliriz diyor. Türk toplumu, en fakirinden en zenginine kadar gelecek kaygısı taşıyor. Geleceğin ancak ve ancak sanayileşme sayesinde kurtulacağına vurgu yapan Kuban, toplumun tümünü aynı program altında birleştirmek gerektiğini söylüyor.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> “geleceğin gazetesi” tanımından yola çıkarak son günlerde sık sık bahsi geçen “trol” gruplara ve bloglara gönderme yapıyor. Ancak en önemli “mecra” kişiselleşmiş gazete olarak nitelendirdiği küçük ekranlar olacak. Habercilik değişiyor, mecrası da… Yeni çıkan ürünlerin içinde “Laz mühendisten Lazca klavye”nin ilgi çekeceğinden eminiz.</p>
<p>Dinozorların vatanı Arjantin’de bulunan olağandışı bir <em>Saurus</em> cinsine ait buluntular, bu dinozorun öteki dev dinozorlardan çok daha küçük bir bedene ve daha kısa boyunlara sahip olması paleontologları oldukça şaşırttı.</p>
<p>İstanbul’un çarpık kentleşme sorunun temelindeki nedenleri araştıran <strong>Bilgehan Gürlek</strong>, plansız gelişen kentler grubunda yer alan kentimizin bu hale gelmesinden beş yıllık kalkınma planlarının ve Devlet Planlama Örgütü’nün rafa kaldırılmasını sorumlu tutuyor.</p>
<p><strong>Bağışıklık sistemimizi güçlendirmeyi</strong> kim istemez? Bunun için besin destekleri yerine ay çekirdeği, badem, turunçgiller gibi çoğunluğun sevdiği yiyeceklere yönelmenizi öneriyoruz. Bir başka yazıda: Karın yağları aynı zamanda beyninizi de küçültüyor olabilir mi?</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu,</strong> <strong>Dijitalem</strong> yazı dizisinde dijital alemdeki ilginç olaylara değiniyor. Örneğin Las Vegas’ta düzenlenen tüketici fuarında bütünüyle bitkisel malzemeden üretilen burgeri, etten ayırmak imkânsız&#8230; <strong>Mustafa Çetiner</strong>, bilim tarihinden ilginç bir isme köşesine taşıdı: Samuel Wilks.</p>
<p>Sherlock Holmes dünyanın en ünlü hayali dedektif kahramanı. Bir polis köpeğinin de Sherlock kadar akıllı ve dikkatli olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Çin Polis Teşkilatı şimdi polis köpeği olarak yetiştirmek üzere cins köpek eğitimine zaman ve para ayırmaktan vazgeçiyor. Sherlock Holmes lakabını taktıkları akıllı bir polis köpeğini klonlayarak kestirmeden işi bitirmişler.</p>
<p>Bu sayıda ayrıca <strong>Erhan Güzel,</strong> Abel Ödülü’nü kazanan ilk kadın Karen Keskulla Uhlenbeck’i ve matematik ödüllerini yazdı. <strong>Siren Sezer</strong>, uzun yaşamın bir göstergesi olan telomerleri yazdı, sizinki kısa mı? <strong>Meltem Bilikmen</strong>, yapay zekâ ile tıpta daha fazla empati ve daha az insancıl aşama umudunu yazdı.</p>
<p><strong>***</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>HBT Konferansı 6 Nisan Cumartesi günü BAU&#8217;da</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/konferans-yarinin-harika-cocuklari-insan-mi-robot-mu">Yarının harika çocukları insan mı, robot mu</a>? Yoksa gün gelecek çocuğumuza dijital eğitim hapı mı yutturacağız? İnsan mı daha hızlı öğrenecek, robot mu? Yapay zekâ, eğitimi nasıl şekillendirecek? Bir robot ile bir insan yavrusunu öğrenme süreçlerine soksak, rekabet ve üstünlükleri, yetenek ve zekâları konusunda neler söyleyebiliriz? Tanol Türkoğlu, Türker Kılıç ve Cem Say konuyu farklı açılardan ele alacak ve tartışacaklar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/gunesi-zapt-edecegiz-gunesin-zapti-yakin">Güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13428</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Evrimi robotla açıklamak: OroBOT</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/evrimi-robotla-aciklamak-orobot</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Feb 2019 12:45:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[Orobates pabsti]]></category>
		<category><![CDATA[orobot]]></category>
		<category><![CDATA[robot]]></category>
		<category><![CDATA[robotik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12971</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacılar, OroBOT adı verilen bir tetrapod robot tasarladı. Bu robot, 290 milyon yıl önce yaşayan Orobates pabsti adındaki dört ayaklı bir canlının hareketlerini yeniden yaratarak yürüyüşünü taklit ediyor. Bilim insanlarının çok yönlü bir bilgisayar simülasyonu, yeniden yaratılmış iskelet ve fosil izlerinden yararlanarak tasarladıkları OroBOT, söz konusu canlının karnını yerden uzak tutarak istikrarlı ve şaşırtıcı derecede etkili bir yürüyüşe sahip olduğunu gösterdi. Çalışma, Nature’da yayımlandı. Bilim insanları, hem sürüngenleri hem de memelileri içeren en eski amniyotlardan biri olduğu için O. pabsti&#8217;nin nasıl hareket ettiğiyle yakından ilgileniyorlar. Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’nden paleontolog John Nyakatura, “Bu hikayedeki odak fosilimiz olan Orobates, memelilerin ve sürüngenlerin son ortak atalarına çok yakın bir kuzen” diyor. Nyakatura ayrıca, amniyotların karada ne kadar erken yürüdüklerini anlamanın, kökenlerini ve kıtalar arasında nasıl çeşitlilik gösterdiklerini daha iyi anlamalarına yardımcı olabileceğini söylüyor. Bir hayvanın attığı adımları, fosil üzerinden takip etmek yerine bu tip bir robot sayesinde hareketin görselleştirilmesi, evrimi robotikle birleştiriyor. Bu sayede uçmanın ve yürümenin evrimine yönelik ciddi bulgular elde edilebilir. Kaynaklar:  https://www.nature.com/articles/s41586-018-0851-2 https://www.sciencenews.org/article/four-legged-robot-hints-how-ancient-tetrapods-walked</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/evrimi-robotla-aciklamak-orobot">Evrimi robotla açıklamak: OroBOT</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-12972 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/tetrapod-robot.jpg" alt="" width="860" height="460" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/tetrapod-robot.jpg 860w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/tetrapod-robot-300x160.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 860px) 100vw, 860px" />Araştırmacılar, OroBOT adı verilen bir tetrapod robot tasarladı. Bu robot, 290 milyon yıl önce yaşayan <em>Orobates pabsti</em> adındaki dört ayaklı bir canlının hareketlerini yeniden yaratarak yürüyüşünü taklit ediyor.</p>
<p>Bilim insanlarının çok yönlü bir bilgisayar simülasyonu, yeniden yaratılmış iskelet ve fosil izlerinden yararlanarak tasarladıkları OroBOT, söz konusu canlının karnını yerden uzak tutarak istikrarlı ve şaşırtıcı derecede etkili bir yürüyüşe sahip olduğunu gösterdi. Çalışma, Nature’da yayımlandı.</p>
<p>Bilim insanları, hem sürüngenleri hem de memelileri içeren en eski amniyotlardan biri olduğu için O. pabsti&#8217;nin nasıl hareket ettiğiyle yakından ilgileniyorlar. Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’nden paleontolog John Nyakatura, “Bu hikayedeki odak fosilimiz olan Orobates, memelilerin ve sürüngenlerin son ortak atalarına çok yakın bir kuzen” diyor.</p>
<p>Nyakatura ayrıca, amniyotların karada ne kadar erken yürüdüklerini anlamanın, kökenlerini ve kıtalar arasında nasıl çeşitlilik gösterdiklerini daha iyi anlamalarına yardımcı olabileceğini söylüyor.</p>
<p>Bir hayvanın attığı adımları, fosil üzerinden takip etmek yerine bu tip bir robot sayesinde hareketin görselleştirilmesi, evrimi robotikle birleştiriyor. Bu sayede uçmanın ve yürümenin evrimine yönelik ciddi bulgular elde edilebilir.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/s41586-018-0851-2">https://www.nature.com/articles/s41586-018-0851-2</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/four-legged-robot-hints-how-ancient-tetrapods-walked">https://www.sciencenews.org/article/four-legged-robot-hints-how-ancient-tetrapods-walked</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/evrimi-robotla-aciklamak-orobot">Evrimi robotla açıklamak: OroBOT</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12971</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya neden kömür ve nükleeri bırakamıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dunya-komur-nukleeri-birakamiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jul 2018 15:11:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kömür]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[yakıt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10442</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyada bugün irili ufaklı birkaç bin kömürlü (linyit ve taş kömürlü) elektrik santraline ek olarak, 1600 kömürlü elektrik santrali daha yapılıyor ve bunlardan 93’ü ise ülkemizde planlanıyor. Bugün dünyada bulunan 448 nükleer santralden başka, yapımı süren 56, planlanan 158 ve önerilen ise 351 adet. Bunlar neden artıyor ya da dünya neden kömür ve nükleer santralleri bırakamıyor? Yanıtları bu yazımızda… Rüzgâr ve güneşten elektrik enerjisi üretimindeki bugün ve ileride beklenen büyük artışa rağmen, nüfusun aşırı artması, daha konforlu yaşam ve savurganlık sonucu, hem insanların hem de insanlara her şeyi yetiştirmekte olan endüstrinin/fabrikaların tüketeceği elektrik enerjisine, Yenilenebilir Enerjilerin (YE) yetmediği, yetmeyeceği, kömür ve nükleerin azalmadan hatta artarak süreceği, ilgili bilimsel araştırma raporlarında açıklanıyor /1,2/. 2050 yılında rüzgâr, güneş ve su (barajlar) kaynaklarıyla birlikte yenilenebilir enerjilerin dünya toplam elektrik enerjisi üretimine katkısı en çok %30 kadar olabilecek. Arta kalanının büyük bölümü (%65) ancak kömür, doğal gaz ve nükleer enerjilerden karşılanabilecek. Bunların ayrıntılı çizelge ve grafikleriyle açıklamaları bu yazımızda bulunuyor. Dünya nüfusu bugün 7,6 milyar ve her geçen gün artarak 2050’li yıllarda 10 milyarı aşacağı kestiriliyor. Dünyaya gelen her kişinin beslenmesi, giyimi, barınması gibi daha birçok ihtiyacının karşılanması, sağlık, okul, yol gibi alt yapıdan yararlanması gereği de açık. Nüfus gitgide artarken insanlar kuşkusuz daha iyi yaşama çabasında. Evlerimizde birkaç TV’den klima aletlerine kadar elektrikle çalışan çok çeşitli aygıt var. Artan nüfus için yeni evler yapılıyor, kentler yüksek evlerle dolup taşıyor. Bunların malzemelerinin üretiminde elektrik gerektiği gibi kentleri dolduran çok katlı binalara su basmak için de elektrik gerekiyor. Yoksul ülkelerde de fabrikaların daha çok üretim yapmasını, iç ve dış satımın artmasını, daha çok iş ve kazanç sağlanarak insanların gelişmiş ülkelerdeki gibi yaşam düzeylerinin yükseltilmesi gerekiyor. Öte yandan savurganlık da artıyor. Eve giren 3 torba yiyecekten birinin çöpe gittiği açıklanıyor. Tüm bunlar için ise gece gündüz kesintisiz elektrik gerekeceği açık. Elektriğin sağlanmasında dünyanın birçok ülkesinde son 20 yıldır özellikle rüzgâr ve güneşten elektrik üretilmesinde atılım yapıldı, yapılıyor. Bu ileride de sürecek. Ancak artan nüfus, daha olanaklı yaşam ve savurganlık nedenleriyle yenilenebilir enerjilerle üretilecek elektrik yeterli olamayacak. Bunları, ilgili kurumlarının uzmanları teknik raporlarında ayrıntılarıyla açıklıyorlar. Dünyada bugün üretilen toplam elektrik ne kadar ve hangi kaynaklardan üretiliyor? Şekil 1’de, 2017’de dünyada üretilen toplam elektrik enerjisinin hangi kaynaklardan ve ne oranlarda sağlandığı görülüyor (2016 IEA, EIA verileri /1,2/). En büyük pay %39 ile kömür ve %23 ile doğal gazdan. Su/barajlar %16 iken, rüzgâr ve güneşin toplam katkısı sadece %5. Nükleer enerjinin payı %11. 2017’de dünya toplam elektrik enerjisi miktarı ise 24.345 TWh (TeraWattSaat/Birimler için bkz.*). Bu miktarın, 2040 yılında %50 artacağı kestiriliyor (24345 x 1,5= 36517 TWh). Şekil 1: Elektrik üretiminde kaynakların dağılım oranları ve toplam (2017) Kömürlü santrallerde artış Dünyada irili ufaklı 5 bin adet kömürlü santral olduğu kestiriliyor. İşletim süresini doldurmuş ya da başka nedenlerle kapatılan az sayıda kömürlü santrala karşın, bugün dünyada yapım ya da planlama döneminde olan 1600 yeni kömürlü santral bulunuyor /3/. Yeni kömürlü santrallerden 93 adeti ve bugün işletilen 56’sı Türkiye’de. Şekil 2’de, 1600 yeni kömürlü santralin ilgili ülkelere dağılımı (mavi) ve bugün işletilen kömürlü santraller (kırmızı) gösteriliyor. Öte yandan Almanya‘da, rüzgâr ve güneş enerjilerinden elektrik üretimiyle ilgili büyük atılıma rağmen, ileride nükleer enerjinin tümüyle yokluğundan doğacak elektrik açığı kapatılamayacağı için, kömürlü ve doğal gazlı yeni santralların yapımı da sürüyor. Resmi bir raporda 1 linyitli (1100 MW), 2 taşkömürlü (toplam 2052 MW) ve 19 doğal gazlı (toplam 9500 MW) olmak üzere 2025 yılına kadar ve sonrasında, çeşitli yıllarda, işletmeye açılacak fosil yakıtlı santralların yapılmakta olduğu ya da planlandığı yer alıyor /1/. Şekil 2: 1600 yeni kömürlü elektrik santralinin ilgili ülkelerdeki sayıları (mavi) ve bugün çalışan kömürlü santral sayıları (kırmızı) gösteriliyor /3/. Dünyada büyük kömürlü santrallerin toplamı 5614 adet olacak (bugün 4000 adet kadar var). Küçük santrallerle birlikte dünyada 5000 adet kömürlü santralin çalıştığı kestirilebilir. Nükleer reaktörlerde artış Dünyadaki nükleer santraller eskidikçe ileride sırayla kapatılacaklar. Buna rağmen bunların sayısının ileride azalmayacağını hatta artacağını ilgili bilimsel çalışmalar gösteriyor. Bugün dünyada Nuclear Energy Agency (NEA) ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu&#8217;nun (IAEA) verilerine göre 30 ülkede bulunan 449 nükleer reaktörden başka, 15 ülkede 56 adetinin yapımı sürüyor, 158 adet planlanıyor ve 351 adet de öneriliyor (Şubat 2018) /4/. Planlanan nükleer reaktörlerin çoğu: Çin’de 41, Rusya’da 26, Hindistan’da 20, ABD’de 16 adet (Şekil 3) /4/. Nükleer enerjiden çıkan ülkeler ise sadece 4 adet: Almanya, İsviçre, Belçika ve İspanya. Avusturya ve İtalya’da ise nükleer santral bulunmuyor, yapılmaması kararı aldılar. &#160; Şekil 3: 15 ülkede yapımı süren 56 nükleer reaktörün ülkelere göre dağılımı  /1/. Çin (sarı), Hindistan ve Rusya en başlarda. Elektrik üretim ve tüketiminde yenilenebilir enerjilerin payı Dünyada üretilen toplam elektrik enerjisinin yaklaşık olarak %75’ini endüstri kullanıyor. Arta kalanı ise evlerde, iş yerlerinde ve aydınlanmada kullanılıyor. Endüstride yenilenebilir enerjilerin payı ise çok düşük. Nedeni sürekli ve endüstri için gerekli miktarda yüksek olmaması, ara ara kömürlü santrallerin devreye girmesi zorunluluğu. Kömürlü santrallerin ara ara devreye girmesini, santrallerin standby’da bekletilmesini işleten şirketlerin pek kabul etmemeleri ve bunların da standby’da boş yere enerji sarf etmeleri /6/. Şekil 4: Yenilenebilir enerjiler endüstride önemli değil /6/. Çizelge 1: Dünyada yenilenebilir enerjilerin yıllara göre, tüm enerji tüketiminde, sıvı yakıt üretiminde ve elektrik üretiminde payları gösteriliyor. (Bunların içinde sadece rüzgâr ve güneş enerjileri değil su/barajlar ve biyokütle enerji kaynakları da var.) 2015 2020 2035 2050 Tüm Enerji Tüketiminde YE payı 12.5% 13.7% 16.9% 18.0% Sıvı Yakıt Üretiminde YE payı  2.2%  2.4%  2.9%  2.8% Elektrik Üretiminde YE payı 21.0% 23.7% 28.9% 29.8% Gelecekte elektrik üretimi hangi kaynaklardan sağlanacak? Şekil 5’te 2012’den 2040 yıllarına doğru, kömür (coal) ve nükleerden elektrik üretiminde az miktarda artımın beklenmesine karşın, doğal gaz ve yenilenebilir enerjilerden (renewables) elektrik üretiminin büyük artış göstereceği, ancak YE’lerin %31’i pek geçemeyeceği kestiriliyor /1/. Şekil 5: Elektrik enerjisi üretiminin kaynaklarında 2012-2040 arası beklenen gelişme (Tera kWh) (Coal: Kömür, Renewables: Yenilenebilir enerjiler, YE). Hindistan’da bugün elektrik %2 nükleerden, %12 yenilenebilir ve %70 de fosil kaynaklardan üretiliyor. Hindistan dünyada, katı yakıtlı toryumlu reaktörlerin uzun erimli olarak planlandığı ve bunların bütçelerinin bulunduğu ve devletin desteklediği tek ülke. Hindistan 2050 yılına kadar elektrik enerjisinin %30’unu toryumlu nükleer santrallerden karşılamayı planlıyor. 62 planlanan nükleer santralden çoğunun toryumlu reaktörler olması ve 2025 yılında işletmeye açılması bekleniyor. Hindistan‘da bugün (Ocak 2018) uranyumla çalışan 22 ve yapımı süren 6 nükleer santral var. Çoğu toryumlu reaktörlerden oluşacak 19 santral planlanıyor ve 46 santral de öneriliyor. Ancak son yıllarda Hindistan, hızlı nötronlu-üretken Ergimiş Tuz Reaktörlerinin (ETR) çok daha verimli bir şekilde toryumu kullanacağını anladığından çok kapsamlı bir toryum-ETR programını yürürlüğe sokmuştur. Türkiye de AB araştırma projeleri çerçevesinde toryum ergimiş tuz reaktörlerinin geliştirilmesinde etkin katkıda bulunuyor /5/. Fransa ve Birleşik Kırallık’ın (Büyük Britanya) ileride benzin ve dizel kullanmamayı kararlaştırıp, bugün 2 milyon kadar olan elektrikli otomobil sayısını 2040’a kadar 280 milyona çıkaracağını açıklaması, Çin ve Hindistan’a yeni bir iş kapısı açacak. Bunu karşılayabilmek için ise Çin ve Hindistan‘ın kendi elektrik üretim sistemlerine 2040 yılına kadar Çin‘in ABD‘nin elektrik enerji üretim sistemi kadar, Hindistan’ın ise AB’ninki kadar ekleme yapmaları gerekiyor. Bu kadar büyük üretim için ise yeterli elektrik enerjisi ancak YE’lerin yanı sıra yine fosil ve nükleer yakıtlarla sağlanabilecek /1/. Sonuç Rüzgâr ve güneş enerjilerinin elektrik üretimine katkıları tüm dünyada her yıl gitgide artarak 2040/2050 yıllarında toplam elektrik üretimine %30 kadar olabilecek. Arta kalan %70’lik payın büyük bir bölümü yine kömür, doğal gaz ve nükleer enerjilerden karşılanabilecek. Sürekli artan nüfus için besin, giyim eşyası, bina yapımı, her türlü araç ve gereç gibi sayısız maddenin gereğinden çok daha fazla üretimi, endüstride birincil enerjilerin yanı sıra, aşırı elektrik kullanımını da zorunlu kılıyor. Bu nedenle aşırı elektrik kullanımını bir miktar durdurabilmek, ancak dünya ölçeğinde nüfus planlaması, daha az konforlu yaşam ve daha az savurganlıkla olabilir ama bunlar kişilerin yaşam tarzlarıyla uyuşmuyor. Hükümetler de bu büyük sorunu ele almak, bunlara çözümler getirmek yerine, sorunu daha ilerideki hükümetlere aktarıyor olmalılar. Savurganlığa bir örnek geçenlerde TV&#8217;lerde açıklandı: Türkiye’nin son 10 yılda satın aldığı cep telefonlarına giden dövizle, iki adet hava alanı kurulabiliyor! Yüksel Atakan, Dr., Fizik Y. Müh, Almanya / ybatakan3@gmail.com (*) Birimler Elektrik Güç Birimleri (Burada Kurulu Güç için): 1 Watt: Elektrik güç birimi 1 saniyede üretilen ya da tüketilen 1 Joule’lük enerji (= 100 gramlık çikolata paketini 1 m yukarıya kaldırmak için gereken enerji). 1000 W= 1 Kw(kiloWatt); 1000 kW= 1 MW(MegaWatt); 1000 MW= 1 GW(GigaWatt); 1000 GW= 1 TW (TeraWatt) Elektrik Enerji Birimleri (Burada üretilen ya da tüketilen elektrik enerjisi için): 1 kWh, örneğin 100 Watt’lık bir ampulün 10 saat yanmasıyla tükettiği enerji. Örneğin 1 milyar adet, 100 Watt”lok ampulü 10 saat yakabilmek için 1 milyar kWSaat (kWh)’lık ya da 1 TeraWh’lık enerji gerekecek. Kaynaklar /1/ EIA International Energy Outlook 2017 ve http://www.world-nuclear.org/information-library/current-and-future-generation/nuclear-power-in-the-world-today.aspx /2/ https://www.iea.org/weo2017/ (Tüm birincil enerjiler için, sadece elektrik üretimi değil) /3/ https://climatechangedispatch.com/1600-new-coal-power-plants-being-built-around-the-world/ /4/ http://www.world-nuclear.org/information-library/facts-and-figures/world-nuclear-power-reactors-and-uranium-requireme.aspx /5/ http://www.fmo.org.tr/wp-content/uploads/2018/01/Toryum-NGS-OCAK-2018-Atakan-14-Ocak-2018.pdf /6/ https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/nukleer-enerjiden-cikan-almanyada-ruzgar-gunes-enerjilerinden-elektrik-uretiminde-buyuk-atilim-ulkemizdeki-durumla-karsilastirma</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dunya-komur-nukleeri-birakamiyor">Dünya neden kömür ve nükleeri bırakamıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada bugün irili ufaklı birkaç bin kömürlü (linyit ve taş kömürlü) elektrik santraline ek olarak, 1600 kömürlü elektrik santrali daha yapılıyor ve bunlardan 93’ü ise ülkemizde planlanıyor. Bugün dünyada bulunan 448 nükleer santralden başka, yapımı süren 56, planlanan 158 ve önerilen ise 351 adet. Bunlar neden artıyor ya da dünya neden kömür ve nükleer santralleri bırakamıyor? Yanıtları bu yazımızda…</p>
<p>Rüzgâr ve güneşten elektrik enerjisi üretimindeki bugün ve ileride beklenen büyük artışa rağmen, nüfusun aşırı artması, daha konforlu yaşam ve savurganlık sonucu, hem insanların hem de insanlara her şeyi yetiştirmekte olan endüstrinin/fabrikaların tüketeceği elektrik enerjisine, Yenilenebilir Enerjilerin (YE) yetmediği, yetmeyeceği, kömür ve nükleerin azalmadan hatta artarak süreceği, ilgili bilimsel araştırma raporlarında açıklanıyor /1,2/.</p>
<p>2050 yılında rüzgâr, güneş ve su (barajlar) kaynaklarıyla birlikte yenilenebilir enerjilerin dünya toplam elektrik enerjisi üretimine katkısı en çok %30 kadar olabilecek. Arta kalanının büyük bölümü (%65) ancak kömür, doğal gaz ve nükleer enerjilerden karşılanabilecek. Bunların ayrıntılı çizelge ve grafikleriyle açıklamaları bu yazımızda bulunuyor.</p>
<p>Dünya nüfusu bugün 7,6 milyar ve her geçen gün artarak 2050’li yıllarda 10 milyarı aşacağı kestiriliyor. Dünyaya gelen her kişinin beslenmesi, giyimi, barınması gibi daha birçok ihtiyacının karşılanması, sağlık, okul, yol gibi alt yapıdan yararlanması gereği de açık. Nüfus gitgide artarken insanlar kuşkusuz daha iyi yaşama çabasında. Evlerimizde birkaç TV’den klima aletlerine kadar elektrikle çalışan çok çeşitli aygıt var. Artan nüfus için yeni evler yapılıyor, kentler yüksek evlerle dolup taşıyor. Bunların malzemelerinin üretiminde elektrik gerektiği gibi kentleri dolduran çok katlı binalara su basmak için de elektrik gerekiyor. Yoksul ülkelerde de fabrikaların daha çok üretim yapmasını, iç ve dış satımın artmasını, daha çok iş ve kazanç sağlanarak insanların gelişmiş ülkelerdeki gibi yaşam düzeylerinin yükseltilmesi gerekiyor. Öte yandan savurganlık da artıyor. Eve giren 3 torba yiyecekten birinin çöpe gittiği açıklanıyor. Tüm bunlar için ise gece gündüz kesintisiz elektrik gerekeceği açık. Elektriğin sağlanmasında dünyanın birçok ülkesinde son 20 yıldır özellikle rüzgâr ve güneşten elektrik üretilmesinde atılım yapıldı, yapılıyor. Bu ileride de sürecek. Ancak artan nüfus, daha olanaklı yaşam ve savurganlık nedenleriyle yenilenebilir enerjilerle üretilecek elektrik yeterli olamayacak. Bunları, ilgili kurumlarının uzmanları teknik raporlarında ayrıntılarıyla açıklıyorlar.</p>
<p><strong>Dünyada bugün üretilen toplam elektrik ne kadar ve hangi kaynaklardan üretiliyor?</strong></p>
<p>Şekil 1’de, 2017’de dünyada üretilen toplam elektrik enerjisinin hangi kaynaklardan ve ne oranlarda sağlandığı görülüyor (2016 IEA, EIA verileri /1,2/). En büyük pay %39 ile kömür ve %23 ile doğal gazdan. Su/barajlar %16 iken, rüzgâr ve güneşin toplam katkısı sadece %5. Nükleer enerjinin payı %11. 2017’de dünya toplam elektrik enerjisi miktarı ise 24.345 TWh (TeraWattSaat/Birimler için bkz.*). Bu miktarın, 2040 yılında %50 artacağı kestiriliyor (24345 x 1,5= 36517 TWh).</p>
<p><strong>Şekil 1:</strong> Elektrik üretiminde kaynakların dağılım oranları ve toplam (2017)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-10443 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb1.png" alt="" width="480" height="360" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb1.png 480w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb1-300x225.png 300w" sizes="auto, (max-width: 480px) 100vw, 480px" /></p>
<p><strong>Kömürlü santrallerde artış</strong></p>
<p>Dünyada irili ufaklı 5 bin adet kömürlü santral olduğu kestiriliyor.</p>
<p>İşletim süresini doldurmuş ya da başka nedenlerle kapatılan az sayıda kömürlü santrala karşın, bugün dünyada yapım ya da planlama döneminde olan 1600 yeni kömürlü santral bulunuyor /3/. Yeni kömürlü santrallerden 93 adeti ve bugün işletilen 56’sı Türkiye’de. Şekil 2’de, 1600 yeni kömürlü santralin ilgili ülkelere dağılımı (mavi) ve bugün işletilen kömürlü santraller (kırmızı) gösteriliyor.</p>
<p>Öte yandan Almanya‘da, rüzgâr ve güneş enerjilerinden elektrik üretimiyle ilgili büyük atılıma rağmen, ileride nükleer enerjinin tümüyle yokluğundan doğacak elektrik açığı kapatılamayacağı için, kömürlü ve doğal gazlı yeni santralların yapımı da sürüyor. Resmi bir raporda 1 linyitli (1100 MW), 2 taşkömürlü (toplam 2052 MW) ve 19 doğal gazlı (toplam 9500 MW) olmak üzere 2025 yılına kadar ve sonrasında, çeşitli yıllarda, işletmeye açılacak fosil yakıtlı santralların yapılmakta olduğu ya da planlandığı yer alıyor /1/.</p>
<p><strong>Şekil 2:</strong> 1600 yeni kömürlü elektrik santralinin ilgili ülkelerdeki sayıları (mavi) ve bugün çalışan kömürlü santral sayıları (kırmızı) gösteriliyor /3/. Dünyada büyük kömürlü santrallerin toplamı 5614 adet olacak (bugün 4000 adet kadar var). Küçük santrallerle birlikte dünyada 5000 adet kömürlü santralin çalıştığı kestirilebilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10445 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb2.png" alt="" width="520" height="295" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb2.png 520w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb2-300x170.png 300w" sizes="auto, (max-width: 520px) 100vw, 520px" /></p>
<p><strong>Nükleer reaktörlerde artış</strong></p>
<p>Dünyadaki nükleer santraller eskidikçe ileride sırayla kapatılacaklar. Buna rağmen bunların sayısının ileride azalmayacağını hatta artacağını ilgili bilimsel çalışmalar gösteriyor. Bugün dünyada Nuclear Energy Agency (NEA) ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu&#8217;nun (IAEA) verilerine göre 30 ülkede bulunan 449 nükleer reaktörden başka, 15 ülkede 56 adetinin yapımı sürüyor, 158 adet planlanıyor ve 351 adet de öneriliyor (Şubat 2018) /4/. Planlanan nükleer reaktörlerin çoğu: Çin’de 41, Rusya’da 26, Hindistan’da 20, ABD’de 16 adet (Şekil 3) /4/. Nükleer enerjiden çıkan ülkeler ise sadece 4 adet: Almanya, İsviçre, Belçika ve İspanya. Avusturya ve İtalya’da ise nükleer santral bulunmuyor, yapılmaması kararı aldılar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Şekil 3:</strong> 15 ülkede yapımı süren 56 nükleer reaktörün ülkelere göre dağılımı  /1/. Çin (sarı), Hindistan ve Rusya en başlarda.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10446" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb4-300x212.png" alt="" width="500" height="353" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb4-300x212.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb4.png 750w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Elektrik üretim ve tüketiminde yenilenebilir enerjilerin payı</strong></p>
<p>Dünyada üretilen toplam elektrik enerjisinin yaklaşık olarak %75’ini endüstri kullanıyor. Arta kalanı ise evlerde, iş yerlerinde ve aydınlanmada kullanılıyor. Endüstride yenilenebilir enerjilerin payı ise çok düşük. Nedeni sürekli ve endüstri için gerekli miktarda yüksek olmaması, ara ara kömürlü santrallerin devreye girmesi zorunluluğu. Kömürlü santrallerin ara ara devreye girmesini, santrallerin standby’da bekletilmesini işleten şirketlerin pek kabul etmemeleri ve bunların da standby’da boş yere enerji sarf etmeleri /6/.</p>
<p><strong>Şekil 4:</strong> Yenilenebilir enerjiler endüstride önemli değil /6/.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10447 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb5.png" alt="" width="480" height="360" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb5.png 480w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb5-300x225.png 300w" sizes="auto, (max-width: 480px) 100vw, 480px" /></p>
<p><strong>Çizelge 1:</strong> Dünyada yenilenebilir enerjilerin yıllara göre, tüm enerji tüketiminde, sıvı yakıt üretiminde ve elektrik üretiminde payları gösteriliyor. (Bunların içinde sadece rüzgâr ve güneş enerjileri değil su/barajlar ve biyokütle enerji kaynakları da var.)</p>
<table style="height: 231px;" width="464">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center;"></td>
<td style="text-align: center;">2015</td>
<td style="text-align: center;">2020</td>
<td style="text-align: center;">2035</td>
<td style="text-align: center;">2050</td>
</tr>
<tr>
<td>Tüm Enerji Tüketiminde YE payı</td>
<td>12.5%</td>
<td>13.7%</td>
<td>16.9%</td>
<td>18.0%</td>
</tr>
<tr>
<td>Sıvı Yakıt Üretiminde YE payı</td>
<td> 2.2%</td>
<td> 2.4%</td>
<td> 2.9%</td>
<td> 2.8%</td>
</tr>
<tr>
<td>Elektrik Üretiminde YE payı</td>
<td>21.0%</td>
<td>23.7%</td>
<td>28.9%</td>
<td>29.8%</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><br />
Gelecekte elektrik üretimi hangi kaynaklardan sağlanacak?</strong></p>
<p>Şekil 5’te 2012’den 2040 yıllarına doğru, kömür (coal) ve nükleerden elektrik üretiminde az miktarda artımın beklenmesine karşın, doğal gaz ve yenilenebilir enerjilerden (renewables) elektrik üretiminin büyük artış göstereceği, ancak YE’lerin %31’i pek geçemeyeceği kestiriliyor /1/.</p>
<p><strong>Şekil 5:</strong> Elektrik enerjisi üretiminin kaynaklarında 2012-2040 arası beklenen gelişme (Tera kWh) (Coal: Kömür, Renewables: Yenilenebilir enerjiler, YE).</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-10448" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb3-300x215.png" alt="" width="600" height="430" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb3-300x215.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/07/yb3.png 1000w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Hindistan’da bugün elektrik %2 nükleerden, %12 yenilenebilir ve %70 de fosil kaynaklardan üretiliyor. Hindistan dünyada, katı yakıtlı toryumlu reaktörlerin uzun erimli olarak planlandığı ve bunların bütçelerinin bulunduğu ve devletin desteklediği tek ülke. Hindistan 2050 yılına kadar elektrik enerjisinin %30’unu toryumlu nükleer santrallerden karşılamayı planlıyor. 62 planlanan nükleer santralden çoğunun toryumlu reaktörler olması ve 2025 yılında işletmeye açılması bekleniyor.</p>
<p>Hindistan‘da bugün (Ocak 2018) uranyumla çalışan 22 ve yapımı süren 6 nükleer santral var. Çoğu toryumlu reaktörlerden oluşacak 19 santral planlanıyor ve 46 santral de öneriliyor. Ancak son yıllarda Hindistan, hızlı nötronlu-üretken Ergimiş Tuz Reaktörlerinin (ETR) çok daha verimli bir şekilde toryumu kullanacağını anladığından çok kapsamlı bir toryum-ETR programını yürürlüğe sokmuştur. Türkiye de AB araştırma projeleri çerçevesinde toryum ergimiş tuz reaktörlerinin geliştirilmesinde etkin katkıda bulunuyor /5/.</p>
<p>Fransa ve Birleşik Kırallık’ın (Büyük Britanya) ileride benzin ve dizel kullanmamayı kararlaştırıp, bugün 2 milyon kadar olan elektrikli otomobil sayısını 2040’a kadar 280 milyona çıkaracağını açıklaması, Çin ve Hindistan’a yeni bir iş kapısı açacak. Bunu karşılayabilmek için ise Çin ve Hindistan‘ın kendi elektrik üretim sistemlerine 2040 yılına kadar Çin‘in ABD‘nin elektrik enerji üretim sistemi kadar, Hindistan’ın ise AB’ninki kadar ekleme yapmaları gerekiyor. Bu kadar büyük üretim için ise yeterli elektrik enerjisi ancak YE’lerin yanı sıra yine fosil ve nükleer yakıtlarla sağlanabilecek /1/.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Rüzgâr ve güneş enerjilerinin elektrik üretimine katkıları tüm dünyada her yıl gitgide artarak 2040/2050 yıllarında toplam elektrik üretimine %30 kadar olabilecek. Arta kalan %70’lik payın büyük bir bölümü yine kömür, doğal gaz ve nükleer enerjilerden karşılanabilecek. Sürekli artan nüfus için besin, giyim eşyası, bina yapımı, her türlü araç ve gereç gibi sayısız maddenin gereğinden çok daha fazla üretimi, endüstride birincil enerjilerin yanı sıra, aşırı elektrik kullanımını da zorunlu kılıyor. Bu nedenle aşırı elektrik kullanımını bir miktar durdurabilmek, ancak dünya ölçeğinde nüfus planlaması, daha az konforlu yaşam ve daha az savurganlıkla olabilir ama bunlar kişilerin yaşam tarzlarıyla uyuşmuyor. Hükümetler de bu büyük sorunu ele almak, bunlara çözümler getirmek yerine, sorunu daha ilerideki hükümetlere aktarıyor olmalılar. Savurganlığa bir örnek geçenlerde TV&#8217;lerde açıklandı: Türkiye’nin son 10 yılda satın aldığı cep telefonlarına giden dövizle, iki adet hava alanı kurulabiliyor!</p>
<p><strong>Yüksel Atakan</strong><strong>, Dr., Fizik Y. Müh, Almanya / </strong><a href="mailto:ybatakan3@gmail.com"><strong>ybatakan3@gmail.com</strong></a></p>
<p><strong>(*) Birimler</strong></p>
<p><strong>Elektrik Güç Birimleri (Burada Kurulu Güç için):</strong><br />
1 Watt: Elektrik güç birimi 1 saniyede üretilen ya da tüketilen 1 Joule’lük enerji (= 100 gramlık çikolata paketini 1 m yukarıya kaldırmak için gereken enerji). 1000 W= 1 Kw(kiloWatt); 1000 kW= 1 MW(MegaWatt); 1000 MW= 1 GW(GigaWatt); 1000 GW= 1 TW (TeraWatt)<br />
<strong>Elektrik Enerji Birimleri (Burada üretilen ya da tüketilen elektrik enerjisi için):</strong><br />
1 kWh, örneğin 100 Watt’lık bir ampulün 10 saat yanmasıyla tükettiği enerji. Örneğin 1 milyar adet, 100 Watt”lok ampulü 10 saat yakabilmek için 1 milyar kWSaat (kWh)’lık ya da 1 TeraWh’lık enerji gerekecek.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>/1/ EIA International Energy Outlook 2017 ve <a href="http://www.world-nuclear.org/information-library/current-and-future-generation/nuclear-power-in-the-world-today.aspx">http://www.world-nuclear.org/information-library/current-and-future-generation/nuclear-power-in-the-world-today.aspx</a></p>
<p>/2/ <a href="https://www.iea.org/weo2017/">https://www.iea.org/weo2017/</a> (Tüm birincil enerjiler için, sadece elektrik üretimi değil)</p>
<p>/3/ <a href="https://climatechangedispatch.com/1600-new-coal-power-plants-being-built-around-the-world/">https://climatechangedispatch.com/1600-new-coal-power-plants-being-built-around-the-world/</a></p>
<p>/4/ <a href="http://www.world-nuclear.org/information-library/facts-and-figures/world-nuclear-power-reactors-and-uranium-requireme.aspx">http://www.world-nuclear.org/information-library/facts-and-figures/world-nuclear-power-reactors-and-uranium-requireme.aspx</a></p>
<p>/5/ <a href="http://www.fmo.org.tr/wp-content/uploads/2018/01/Toryum-NGS-OCAK-2018-Atakan-14-Ocak-2018.pdf">http://www.fmo.org.tr/wp-content/uploads/2018/01/Toryum-NGS-OCAK-2018-Atakan-14-Ocak-2018.pdf</a></p>
<p>/6/ <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/nukleer-enerjiden-cikan-almanyada-ruzgar-gunes-enerjilerinden-elektrik-uretiminde-buyuk-atilim-ulkemizdeki-durumla-karsilastirma">https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/nukleer-enerjiden-cikan-almanyada-ruzgar-gunes-enerjilerinden-elektrik-uretiminde-buyuk-atilim-ulkemizdeki-durumla-karsilastirma </a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/dunya-komur-nukleeri-birakamiyor">Dünya neden kömür ve nükleeri bırakamıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10442</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2015&#8217;te yenilenebilir enerjilerde sıçrama yaşanmıştı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2015te-yenilenebilir-enerjilerde-sicrama-yasanmisti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jan 2018 08:55:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[COP21 iklim zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[doğal gaz]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[fosil]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kömür]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[rüzgar]]></category>
		<category><![CDATA[temiz enerji]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenebilir enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8958</guid>

					<description><![CDATA[<p>2015 yılında, küresel temiz enerji üretimi ve yatırımları açısından gerçek bir sıçrama yaşandı. Bu yazımızda bu önemli gelişmeyi ve gelecek için öngörüleri inceliyoruz. 2015 yılı sonunda küresel yenilenebilir enerji üretim kapasitesi bir önceki yıla göre %8.7 artışla 1849 gigawatt’a (GW, milyar watt) çıktı. Bu artışın en önemli bileşenleri, kurulu kapasitesi %17 artan ve 433 GW güce ulaşan rüzgar enerjisi santralleri (RES) ve bir yılda %28 gibi müthiş bir artışla 227 GW gücünde üretim kapasitesine ulaşan güneş enerjisi santralleri (GES) idi. Yine 2015 yılında küresel temiz enerji yatırımları 286 milyar dolara ulaşarak, kömür ve doğal gazla çalışan santrallere yapılan 130 milyar dolarlık yatırımların iki katını geçtiler. Ayrıca, yine ilk kez 2015&#8217;te, gelişmekte olan ülkeler, temiz enerjilerde, gelişmiş ülkeleri 130 milyara karşın 156 milyar dolar yatırım yaparak geçmeyi başardılar. Toplam küresel temiz enerji yatırımların %36&#8217;sını yaparak başı çeken ülke ise yıllık yatırımlarını %17 artırarak 103 milyar dolara çıkaran Çin oldu. Yatırım artışında Çin’in ardından gelen ülkeler ise Şili, Hindistan ve Güney Afrika. Türkiye ise geçen yıl temiz enerji yatırımı 1 milyar doları bulan ülkeler kulübüne girmeyi başardı. Önemli bir diğer gelişme de, ekonomik durgunluk yaşayan Avrupa Birliği’nin yatırımlarını %21 azaltarak 49 milyar dolara indirmesi oldu. ABD ise %19 artışla 2015 de 44 milyar dolar temiz enerji yatırımı gerçekleştirdi. Yatırım ve kapasite artışları nelerden kaynaklanıyor? Temiz enerji yatırımlarının artışının birinci nedeni maliyetlerin hızla düşerek fosil enerjilerle rekabet edecek düzeylere inmesi. Nükleer ve termik santrallerin ürettiği elektriğin MegaWatt-Saati (MWh) 100 dolarlarda iken GES’ler için bu, 2015 başında, 200 dolar/MWh idi. Söz konusu Güneş Enerjisi Santrallerinin ürettiği elektrik beş yıl önce ise 500 dolar/MWh’ya geliyordu. Bu maliyetin 2025&#8217;ten önce 100 dolar/MWh’ya inmesine kesin gözüyle bakılmakta. Yenilenebilir enerji maliyetlerinin düşüşü bir yandan pazarın büyümesi diğer yandan da giderek hızlanan teknolojik gelişmelerden kaynaklanmakta. Temiz enerji üretim sistemlerinin verimleri artmakta, akıllı elektrik şebekeleri (Smart Grid), temiz enerjilerin diğer enerji kaynakları ile interasyonunu sağlayan yazılım ve donanımlar, enerji depolama sistemleri de gelişmelerini sürdürmekteler. Bu arada, ülkemizin geliştirilmelerine öncelik verdiği kömür ile çalışan santrallerin, CO2 salınımı ve çevre kirletmelerini sınırlamak için uygulamaları gereken karbon filtreleme ve karbon saklama teknolojilerinin, enerji üretim maliyetlerini %70&#8217;e kadar artıracaklarını da eklemeyi unutmayalım! Temiz enerji yatırımlarında geçen yıl gerçekleşen sıçramanın bir diğer önemli nedeni de, pek çok ülkenin bu konudaki politikalarını ve hedeflerini güncellemeleridir. 2015&#8217;te Paris’te gerçekleştirilen COP21 iklim zirvesi toplantısında 173 ülke temiz enerjiler için yol haritalarını açıklamışlardır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, ‘Herkes için sürdürülebilir gelişme ve enerji hedefleri’nin kabulü de önemli bir faktördür. Ayrıca birçok ülkenin önemli bölge ve şehirleri, çok iddialı %100 temiz enerji politikaları uygulamaktadırlar. Fosil enerjilere destek sürüyor Üstelik bu gelişmeler fosil (kömür, doğal gaz ve petrol) enerji kaynaklarının fiyatlarının şimdiye kadar görülmedik derecede ucuz ve onlara verilen devlet desteklerinin (sübvansiyonların) artarak sürdüğü bir ortamda gerçekleşiyor. 2014&#8217;te fosil enerjilere, küresel olarak 490 milyar sübvansiyon verilmiş iken, yenilenebilir enerjiler için ancak bu miktarın dörtte biri civarında,135 milyar dolarlık destek sağlanmıştır. Temiz enerjiler 2014&#8217;te küresel tüketimin yalnızca %19.2&#8217;sini karşılıyor idi. Fosil enerjiler bunun %78.3&#8217;ünü, nükleer enerji ise sadece %2.5 ini karşılamakta idi. 2015&#8217;te ise temiz enerjiler küresel elektrik enerjisi üretiminin %23.7&#8217;sini karşılamalarına rağmen taşımacılıkta ve ısıtma &#38; soğutmada çok az ölçüde kullanılmakta idiler. Bütün bu sorun ve engellere rağmen temiz enerji üretiminin sağladığı iş gücü geçen yıl %5 artarak 8.1 milyon kişiyi bulmuştur. Bunun 2.8 milyonu GES’ler (güneş enerjisi &#8211; fotovoltaik enerji) dalındadır. Ülkemizde durum nasıldı? Ülkemizde elektrik enerjisi üretim kaynaklarının dağılımı ise şöyle olmuştur: Doğalgaz: %35, Kömür: %30, Hidrolik: %25, Rüzgar: %5, Diğerleri (Jeotermal, termik, biyogaz..): %5. Bu sayılar dünya ortalamalarının ne kadar gerisinde olduğumuzu ve alınacak ne kadar yolumuz olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, 2016 REN21 raporunda belirtildiği gibi (Kaynak 1), 2015&#8217;te Türkiye, jeotermal ısıtma kapasitesinde Çin’in arkasından dünya ikincisi, Güneş enerjisi ile su ısıtma sistemlerinde, Çin, ABD ve Almanyanın ardından dünya dördüncüsüdür. Ayrıca ülkemiz, tüm dünya ülkeleri arasında, 2015&#8217;te enerji üretim yatırımı ve kapasite artımında, jeotermalde birinci, güneş enerjisi ile su ısıtmada ikinci ve hidroelelektrik enerjide üçüncü durumdadır. Rekordan rekora koşanlar RES ve GES’lere büyük yatırım yapan Almanya, 2015&#8217;te elektrik tüketiminin %30&#8217;unun temiz enerjiden sağlamakta ve hava şartlarına bağlı olarak bu oran bazı günler birkaç saat boyunca %100 bulmaktadır. RES şampiyonu Danimarka, geçen yıl, bir gün boyunca tüm enerji gereksiniminin %140&#8217;ını rüzgar enerjisinden sağlamış ve %40 fazlasını komşu ülkelere satmıştır. Temiz enerjiler konusunda en gayretli ülkelerden Portekiz ise, hidroelektrik ve rüzgar enerjisi kaynakları sayesinde, tam dört gün boyunca enerji gereksiniminin %100&#8217;ünü temiz enerji kaynaklarından sağlamıştır! Erdal Musoğlu / emusoglu@gmail.com Kaynaklar: http://www.ren21.net/wp-content/uploads/2016/06/GSR_2016_Full_Report.pdf http://www.lefigaro.fr/conjoncture/2016/03/26/20002-20160326ARTFIG00005-qui-sont-les-nouveaux-champions-du-monde-des-energies-renouvelables.php http://www.clubic.com/mag/maison-connectee/actualite-806004-portugal-fonctionne-energie-renouvelable-4-jours.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2015te-yenilenebilir-enerjilerde-sicrama-yasanmisti">2015&#8217;te yenilenebilir enerjilerde sıçrama yaşanmıştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>2015 yılında, küresel temiz enerji üretimi ve yatırımları açısından gerçek bir sıçrama yaşandı. Bu yazımızda bu önemli gelişmeyi ve gelecek için öngörüleri inceliyoruz.</em></p>
<p>2015 yılı sonunda küresel yenilenebilir enerji üretim kapasitesi bir önceki yıla göre %8.7 artışla 1849 gigawatt’a (GW, milyar watt) çıktı. Bu artışın en önemli bileşenleri, kurulu kapasitesi %17 artan ve 433 GW güce ulaşan rüzgar enerjisi santralleri (RES) ve bir yılda %28 gibi müthiş bir artışla 227 GW gücünde üretim kapasitesine ulaşan güneş enerjisi santralleri (GES) idi.</p>
<p>Yine 2015 yılında küresel temiz enerji yatırımları 286 milyar dolara ulaşarak, kömür ve doğal gazla çalışan santrallere yapılan 130 milyar dolarlık yatırımların iki katını geçtiler. Ayrıca, yine ilk kez 2015&#8217;te, gelişmekte olan ülkeler, temiz enerjilerde, gelişmiş ülkeleri 130 milyara karşın 156 milyar dolar yatırım yaparak geçmeyi başardılar.</p>
<p>Toplam küresel temiz enerji yatırımların %36&#8217;sını yaparak başı çeken ülke ise yıllık yatırımlarını %17 artırarak 103 milyar dolara çıkaran Çin oldu. Yatırım artışında Çin’in ardından gelen ülkeler ise Şili, Hindistan ve Güney Afrika. Türkiye ise geçen yıl temiz enerji yatırımı 1 milyar doları bulan ülkeler kulübüne girmeyi başardı.</p>
<p>Önemli bir diğer gelişme de, ekonomik durgunluk yaşayan Avrupa Birliği’nin yatırımlarını %21 azaltarak 49 milyar dolara indirmesi oldu. ABD ise %19 artışla 2015 de 44 milyar dolar temiz enerji yatırımı gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Yatırım ve kapasite artışları nelerden kaynaklanıyor?</strong></p>
<p>Temiz enerji yatırımlarının artışının birinci nedeni maliyetlerin hızla düşerek fosil enerjilerle rekabet edecek düzeylere inmesi. Nükleer ve termik santrallerin ürettiği elektriğin MegaWatt-Saati (MWh) 100 dolarlarda iken GES’ler için bu, 2015 başında, 200 dolar/MWh idi. Söz konusu Güneş Enerjisi Santrallerinin ürettiği elektrik beş yıl önce ise 500 dolar/MWh’ya geliyordu. Bu maliyetin 2025&#8217;ten önce 100 dolar/MWh’ya inmesine kesin gözüyle bakılmakta.</p>
<p>Yenilenebilir enerji maliyetlerinin düşüşü bir yandan pazarın büyümesi diğer yandan da giderek hızlanan teknolojik gelişmelerden kaynaklanmakta. Temiz enerji üretim sistemlerinin verimleri artmakta, akıllı elektrik şebekeleri (Smart Grid), temiz enerjilerin diğer enerji kaynakları ile interasyonunu sağlayan yazılım ve donanımlar, enerji depolama sistemleri de gelişmelerini sürdürmekteler.</p>
<p>Bu arada, ülkemizin geliştirilmelerine öncelik verdiği kömür ile çalışan santrallerin, CO2 salınımı ve çevre kirletmelerini sınırlamak için uygulamaları gereken karbon filtreleme ve karbon saklama teknolojilerinin, enerji üretim maliyetlerini %70&#8217;e kadar artıracaklarını da eklemeyi unutmayalım!</p>
<p>Temiz enerji yatırımlarında geçen yıl gerçekleşen sıçramanın bir diğer önemli nedeni de, pek çok ülkenin bu konudaki politikalarını ve hedeflerini güncellemeleridir. 2015&#8217;te Paris’te gerçekleştirilen COP21 iklim zirvesi toplantısında 173 ülke temiz enerjiler için yol haritalarını açıklamışlardır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, ‘Herkes için sürdürülebilir gelişme ve enerji hedefleri’nin kabulü de önemli bir faktördür. Ayrıca birçok ülkenin önemli bölge ve şehirleri, çok iddialı %100 temiz enerji politikaları uygulamaktadırlar.</p>
<p><strong>Fosil enerjilere destek sürüyor</strong></p>
<p>Üstelik bu gelişmeler fosil (kömür, doğal gaz ve petrol) enerji kaynaklarının fiyatlarının şimdiye kadar görülmedik derecede ucuz ve onlara verilen devlet desteklerinin (sübvansiyonların) artarak sürdüğü bir ortamda gerçekleşiyor. 2014&#8217;te fosil enerjilere, küresel olarak 490 milyar sübvansiyon verilmiş iken, yenilenebilir enerjiler için ancak bu miktarın dörtte biri civarında,135 milyar dolarlık destek sağlanmıştır.</p>
<p>Temiz enerjiler 2014&#8217;te küresel tüketimin yalnızca %19.2&#8217;sini karşılıyor idi. Fosil enerjiler bunun %78.3&#8217;ünü, nükleer enerji ise sadece %2.5 ini karşılamakta idi. 2015&#8217;te ise temiz enerjiler küresel elektrik enerjisi üretiminin %23.7&#8217;sini karşılamalarına rağmen taşımacılıkta ve ısıtma &amp; soğutmada çok az ölçüde kullanılmakta idiler.</p>
<p>Bütün bu sorun ve engellere rağmen temiz enerji üretiminin sağladığı iş gücü geçen yıl %5 artarak 8.1 milyon kişiyi bulmuştur. Bunun 2.8 milyonu GES’ler (güneş enerjisi &#8211; fotovoltaik enerji) dalındadır.</p>
<p><strong>Ülkemizde durum nasıldı?</strong></p>
<p>Ülkemizde elektrik enerjisi üretim kaynaklarının dağılımı ise şöyle olmuştur: Doğalgaz: %35, Kömür: %30, Hidrolik: %25, Rüzgar: %5, Diğerleri (Jeotermal, termik, biyogaz..): %5. Bu sayılar dünya ortalamalarının ne kadar gerisinde olduğumuzu ve alınacak ne kadar yolumuz olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, 2016 REN21 raporunda belirtildiği gibi (Kaynak 1), 2015&#8217;te Türkiye, jeotermal ısıtma kapasitesinde Çin’in arkasından dünya ikincisi, Güneş enerjisi ile su ısıtma sistemlerinde, Çin, ABD ve Almanyanın ardından dünya dördüncüsüdür. Ayrıca ülkemiz, tüm dünya ülkeleri arasında, 2015&#8217;te enerji üretim yatırımı ve kapasite artımında, jeotermalde birinci, güneş enerjisi ile su ısıtmada ikinci ve hidroelelektrik enerjide üçüncü durumdadır.</p>
<p><strong>Rekordan rekora koşanlar</strong></p>
<p>RES ve GES’lere büyük yatırım yapan Almanya, 2015&#8217;te elektrik tüketiminin %30&#8217;unun temiz enerjiden sağlamakta ve hava şartlarına bağlı olarak bu oran bazı günler birkaç saat boyunca %100 bulmaktadır. RES şampiyonu Danimarka, geçen yıl, bir gün boyunca tüm enerji gereksiniminin %140&#8217;ını rüzgar enerjisinden sağlamış ve %40 fazlasını komşu ülkelere satmıştır. Temiz enerjiler konusunda en gayretli ülkelerden Portekiz ise, hidroelektrik ve rüzgar enerjisi kaynakları sayesinde, tam dört gün boyunca enerji gereksiniminin %100&#8217;ünü temiz enerji kaynaklarından sağlamıştır!</p>
<p><strong>Erdal Musoğlu / <a href="mailto:emusoglu@gmail.com">emusoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><a href="http://www.ren21.net/wp-content/uploads/2016/06/GSR_2016_Full_Report.pdf">http://www.ren21.net/wp-content/uploads/2016/06/GSR_2016_Full_Report.pdf</a></li>
<li><a href="http://www.lefigaro.fr/conjoncture/2016/03/26/20002-20160326ARTFIG00005-qui-sont-les-nouveaux-champions-du-monde-des-energies-renouvelables.php">http://www.lefigaro.fr/conjoncture/2016/03/26/20002-20160326ARTFIG00005-qui-sont-les-nouveaux-champions-du-monde-des-energies-renouvelables.php</a></li>
<li><a href="http://www.clubic.com/mag/maison-connectee/actualite-806004-portugal-fonctionne-energie-renouvelable-4-jours.html">http://www.clubic.com/mag/maison-connectee/actualite-806004-portugal-fonctionne-energie-renouvelable-4-jours.html</a></li>
</ul>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/2015te-yenilenebilir-enerjilerde-sicrama-yasanmisti">2015&#8217;te yenilenebilir enerjilerde sıçrama yaşanmıştı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8958</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
