<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>hayat arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hayat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/hayat</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Jul 2018 13:01:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Altın madalya için 7 olimpiyat sırrı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/altin-madalya-icin-7-olimpiyat-sirri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jul 2018 12:53:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[altın madalya]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[olimpiyat]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[rutin]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[sporcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Psikologlara göre yüzücüleri birkaç santim öne geçiren sırlar ile günlük hayatta başarı sağlayan sırlar aynı. Olimpiyat sporcuları elbette ki çok üstün yeteneklere sahip, ancak madalya sahipleri ile madalya alamayanları ayıran temel neden psikolojilerinde yatıyor. Spor psikoloğu Daniel Gould (Michigan Devlet Üniversitesi), Olimpiyat oyunlarında başarıya ulaştıran bazı özellik ve alışkanlıkları, sporcu olmayan ama başarılı olmak isteyen insanların da edinebileceğini ve uygulayabileceğini düşünüyor. Sınırları bilmek: Olimpiyat sporcularının güçlü bir çalışma disiplinine sahip olduğu bilinir. Çocukluktan itibaren madalya kazanmaya odaklanarak çalışırlar. Ancak bazen çok çalışmak ve yarattığı gerginlik ters tepebilir. Çoğu sporcu, aşırı çalışmak nedeniyle başarısızlığa uğramıştır. Buna, sakatlanmaya ve koordinasyon eksikliğine yol açan bir çeşit sürantrenman da denilebilir. Oysa dinlenmek, hazırlığın öncelikli bir parçası olarak görülmeli ve yeri geldiğinde uygulanmalıdır. İyimserlik: Popüler psikolojinin en gözde konularında biri olan iyimserlik sadece Olimpiyat&#8217;ta değil, günlük hayatta da başarı getirir. Aslında iyimserlik dünyayı toz pembe görmek demek değil, olaylara kötümser yaklaşan insanlara göre daha gerçekçi davranmaktır. İyimser insanlar, kötümserlere göre sorun çözmekte daha beceriklidir. Çünkü kötümserler boşa kürek çekildiğini düşünür. Öz farkındalık: İyimserliğin de öz farkındalık ile dengelenmesi gerekir. Kendimize dair şüpheler, bizi dürüst olmaya teşvik eder ve büyük hatalardan korur. Mesela aşırı çalışmak, konsantrasyon kaybı yaşamak ve tükenmişlik gibi yaygın tuzaklara düşmemizi önler. Ayrıca egoyu kontrol altında tutmaya yarar. Hiç kimsenin hata yapmayacak kadar büyük olmadığını hatırlatır. Motivasyon: Psikologlar motivasyonu ikiye ayırır: İç motivasyon ve dış motivasyon. Genel olarak içten gelen motivasyonun başarıya ulaşmada daha etkili olduğu görülmüştür. Dışarıdan gelen teşvikler bazen iç motivasyonu baskılar. Mesela, hobilerimiz için para ödenmeye başlandığında, bunlar işimiz olur ve ilgimizi kaybederiz. Aynı şekilde bazı kitapları sırf okumak için belirlersek okuma şevkimiz kaçabilir. Olimpiyat oyunlarındaki ödül de çok büyük olduğu için sporcular üzerinde baskı yaratabilir ve ilgilerini dağıtabilir. Gould bu zor durumu şöyle yorumluyor: “Masanın üzerine 1 milyon dolar koyacağım ve senin olacak. Ama onu düşünmemen lazım!” Sağlıklı mükemmeliyetçilik: Psikologlar bunu da ikiye ayırır: Uyumlu ve uyumsuz mükemmeliyetçilik. Uyumlusu başarıya ulaştırır ama uyumsuzu ciddi bir engeldir. Uyumlu mükemmeliyetçiler genelde vicdanlıdır, kendileri ve diğerleri için yüksek ölçütler isterler. İyi planlama ve organizasyon yaparlar. Böylece beklenmeyen durumlarla kolayca başa çıkabilirler. Uyumsuz mükemmeliyetçiler ise kontrol etmeye önem verir. Geçmişte olmuş ve gelecekte olabilecek hataları düşünmeden edemez, kendileri ve diğerleri hakkında yersiz düşüncelere kapılırlar. Beklenmeyen durumlarla baş edecek esnekliği gösteremezler. Dikkat dağıtan şeylerle mücadele: Medya ve ailenin baskısıyla bol miktarda promosyona boğulan sporcu, bu ürünlerle daha çok motive olması beklenirken tam tersi olabilir. Kararlılık ve daha da önemlisi dikkat dağıtan şeylerle nasıl mücadele edileceğini bilmek oyunlardaki başarının anahtarını oluşturur. Benzer yöntemler günlük hayatta önemli hedeflerimize ulaşırken de bize yardım edecektir. Rutin: Bir rutin oluşturmak ve karmaşanın ortasında bile bu rutine sıkıca bağlı kalmak, uzun dönemde başarıyı sağlayabilir. Birçok madalya sahibi, yarışma boyunca otomatiğe bağlamış gibi hareket ettiğini söyler. Rutin, sporcuya yapması gerekenleri hatırlatır ve en iyi performansını sergilemesini sağlar. Hareketin devamlılığı ve alışkanlık haline gelmesi önemlidir. Rutinler takımlara göre ve kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Kimisi yarışmadan önce meditasyon yaparken, kimisi de şakalaşır veya sosyalleşir. Gould, yarışma sırasında birçok değişkenle karşılaşılabildiğini ve bu nedenle rutinin sporcular için bir sığınak olduğunu söylüyor. Kaynak: https://www.livescience.com/20601-olympic-athletes-success-psychology.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/altin-madalya-icin-7-olimpiyat-sirri">Altın madalya için 7 olimpiyat sırrı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Psikologlara göre yüzücüleri birkaç santim öne geçiren sırlar ile günlük hayatta başarı sağlayan sırlar aynı. Olimpiyat sporcuları elbette ki çok üstün yeteneklere sahip, ancak madalya sahipleri ile madalya alamayanları ayıran temel neden psikolojilerinde yatıyor.</p>
<p>Spor psikoloğu Daniel Gould (Michigan Devlet Üniversitesi), Olimpiyat oyunlarında başarıya ulaştıran bazı özellik ve alışkanlıkları, sporcu olmayan ama başarılı olmak isteyen insanların da edinebileceğini ve uygulayabileceğini düşünüyor.</p>
<p><strong>Sınırları bilmek: </strong>Olimpiyat sporcularının güçlü bir çalışma disiplinine sahip olduğu bilinir. Çocukluktan itibaren madalya kazanmaya odaklanarak çalışırlar. Ancak bazen çok çalışmak ve yarattığı gerginlik ters tepebilir. Çoğu sporcu, aşırı çalışmak nedeniyle başarısızlığa uğramıştır. Buna, sakatlanmaya ve koordinasyon eksikliğine yol açan bir çeşit sürantrenman da denilebilir. Oysa dinlenmek, hazırlığın öncelikli bir parçası olarak görülmeli ve yeri geldiğinde uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>İyimserlik: </strong>Popüler psikolojinin en gözde konularında biri olan iyimserlik sadece Olimpiyat&#8217;ta değil, günlük hayatta da başarı getirir. Aslında iyimserlik dünyayı toz pembe görmek demek değil, olaylara kötümser yaklaşan insanlara göre daha gerçekçi davranmaktır. İyimser insanlar, kötümserlere göre sorun çözmekte daha beceriklidir. Çünkü kötümserler boşa kürek çekildiğini düşünür.</p>
<p><strong>Öz farkındalık: </strong>İyimserliğin de öz farkındalık ile dengelenmesi gerekir. Kendimize dair şüpheler, bizi dürüst olmaya teşvik eder ve büyük hatalardan korur. Mesela aşırı çalışmak, konsantrasyon kaybı yaşamak ve tükenmişlik gibi yaygın tuzaklara düşmemizi önler. Ayrıca egoyu kontrol altında tutmaya yarar. Hiç kimsenin hata yapmayacak kadar büyük olmadığını hatırlatır.</p>
<p><strong>Motivasyon: </strong>Psikologlar motivasyonu ikiye ayırır: İç motivasyon ve dış motivasyon. Genel olarak içten gelen motivasyonun başarıya ulaşmada daha etkili olduğu görülmüştür. Dışarıdan gelen teşvikler bazen iç motivasyonu baskılar. Mesela, hobilerimiz için para ödenmeye başlandığında, bunlar işimiz olur ve ilgimizi kaybederiz. Aynı şekilde bazı kitapları sırf okumak için belirlersek okuma şevkimiz kaçabilir. Olimpiyat oyunlarındaki ödül de çok büyük olduğu için sporcular üzerinde baskı yaratabilir ve ilgilerini dağıtabilir. Gould bu zor durumu şöyle yorumluyor: “Masanın üzerine 1 milyon dolar koyacağım ve senin olacak. Ama onu düşünmemen lazım!”</p>
<p><strong>Sağlıklı mükemmeliyetçilik: </strong>Psikologlar bunu da ikiye ayırır: Uyumlu ve uyumsuz mükemmeliyetçilik. Uyumlusu başarıya ulaştırır ama uyumsuzu ciddi bir engeldir. Uyumlu mükemmeliyetçiler genelde vicdanlıdır, kendileri ve diğerleri için yüksek ölçütler isterler. İyi planlama ve organizasyon yaparlar. Böylece beklenmeyen durumlarla kolayca başa çıkabilirler. Uyumsuz mükemmeliyetçiler ise kontrol etmeye önem verir. Geçmişte olmuş ve gelecekte olabilecek hataları düşünmeden edemez, kendileri ve diğerleri hakkında yersiz düşüncelere kapılırlar. Beklenmeyen durumlarla baş edecek esnekliği gösteremezler.</p>
<p><strong>Dikkat dağıtan şeylerle mücadele: </strong>Medya ve ailenin baskısıyla bol miktarda promosyona boğulan sporcu, bu ürünlerle daha çok motive olması beklenirken tam tersi olabilir. Kararlılık ve daha da önemlisi dikkat dağıtan şeylerle nasıl mücadele edileceğini bilmek oyunlardaki başarının anahtarını oluşturur. Benzer yöntemler günlük hayatta önemli hedeflerimize ulaşırken de bize yardım edecektir.</p>
<p><strong>Rutin: </strong>Bir rutin oluşturmak ve karmaşanın ortasında bile bu rutine sıkıca bağlı kalmak, uzun dönemde başarıyı sağlayabilir. Birçok madalya sahibi, yarışma boyunca otomatiğe bağlamış gibi hareket ettiğini söyler. Rutin, sporcuya yapması gerekenleri hatırlatır ve en iyi performansını sergilemesini sağlar. Hareketin devamlılığı ve alışkanlık haline gelmesi önemlidir. Rutinler takımlara göre ve kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Kimisi yarışmadan önce meditasyon yaparken, kimisi de şakalaşır veya sosyalleşir. Gould, yarışma sırasında birçok değişkenle karşılaşılabildiğini ve bu nedenle rutinin sporcular için bir sığınak olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>Kaynak:<a href="https://www.livescience.com/20601-olympic-athletes-success-psychology.html"> https://www.livescience.com/20601-olympic-athletes-success-psychology.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/altin-madalya-icin-7-olimpiyat-sirri">Altın madalya için 7 olimpiyat sırrı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10432</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşı karşıtlığı tüm toplumun sağlığını tehdit eder</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asi-karsitligi-tum-toplumun-sagligini-tehdit-eder</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 10:44:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[klimik derneği]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9743</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda sosyoekonomik düzeyi yüksek toplumlar dahil olmak üzere tüm dünyada bilimsel düşüncenin yerini metafizik görüşlerin, batıl inançların almasıyla birlikte aşı karşıtlığı da kendine çok sayıda taraftar bulabilmektedir. Aşı karşıtlarının gözden kaçırdıkları önemli bir konu aşıların sadece aşılanan kişiyi değil tüm toplumu koruduğu gerçeğidir. Aşılar sadece uygulandıkları kişiyi korumakla kalmazlar aşı yapılmayan veya yapılamayan kişileri de korurlar. Aşıyla bağışıklık kazanan kişiler enfekte olmayacakları için başkalarına da enfeksiyon bulaştıramazlar ve böylelikle enfeksiyonun toplumda yayılması da engellenmiş olur. Toplumda belli bir hastalığa karşı bağışık olan kişilerin oranı arttıkça hastalığın salgın yapma şansı da azalır ve bağışık kişi oranı belli bir eşiğin üstüne çıktığında salgın riski tamamen ortadan kalktığı gibi sporadik (tek) vakalar da çok azalır (milyonda 1’in altına düşmesi: eliminasyon) veya görülmez olur (eradikasyon). Hastalıklara göre değişmekle birlikte salgınların önlenebilmesi için sürü bağışıklığının %80’in üzerinde olması istenir ki bunun için toplumun %90’ının aşılanması gerekir. Tıbbi literatürde “sürü bağışıklığı” olarak adlandırılan bu durum nedeniyle, aşı olma veya olmama kararı bireysel olduğu kadar toplum üzerinde de etkisi olan, toplumsal sonuçları olan, bir karardır. Aşı olmayan kişiler sadece kendilerini değil tüm toplumu, çocuklarına aşı yaptırmayan anne babalar sadece kendi çocuklarını değil tüm çocukları riske atmış olurlar. Bir sahtekârlık öyküsü ve sonuçları: Wakefield ve otizm yalanı Öykümüz 1998 yılında İngiltere’de Andrew Wakefield ve arkadaşları tarafından, çok önemli ve prestijli bir tıp dergisi olan Lancet’te kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) aşısının bağırsaklarda enflamasyona ve bunun sonucunda otizme neden olduğuna dair 12 olguyu içeren bir makale yayınlaması ile başlar. Sonradan yapılan, 20’den fazla büyük ve kaliteli çalışma ile bu bulguların doğru olmadığı gösterilir (Gerber ve Offit, 2009). Dahası Wakefield’in, otistik çocukların aşı firmalarını dava etmiş olan avukatları ile para ilişkisi içinde olduğunun da anlaşılması ile Lancet Dergisi makaleyi 2010 yılında geri çeker ve İngiliz Tıp Konseyi Wakefield’i etik dışı araştırma ve yalan yayın yapma dahil olmak üzere 18 ayrı başlıkta suçlu bularak hekimlik yetkisini iptal eder (Eggertson L, 2010). Ancak makalenin yayınlandığı 1998’den 2000’li yılların ortalarına kadar konu tüm Birleşik Krallık’ta gündemde kalır, aşı karşıtı kampanyalara “bilimsel” bir malzeme olur ve çok sayıda aile otizm korkusu ile çocuklarına KKK aşısı yaptırmaz. İngiltere ve Galler’de KKK aşısı yaptırma oranları yıllarca düşük düzeyde kalır (Keenan A ve ark., 2017). Bunun sonucunda, 2003 yılında 2 yaşındaki çocuklar arasında aşı kapsayıcılık oranı %80’in altına düşer. Sürü bağışıklığının bu şekilde azalması İngiltere ve Galler’de kızamık olgu sayısında dramatik artışları da beraberinde getirir (Grafik). KKK Londra’dan Orta Avrupa’ya oradan Amerika’ya bulaşıyor Londra’da aşının otizme neden olduğuna ilişkin yalan haberler nedeniyle başlayan salgın onlarca kişinin hastanelerde tedavi edilmesi ve en az 4 kişinin ölümü ile sonuçlanır. Aynı dönemde bağışıklama oranlarının düşmesi ile kızamık salgını tüm Avrupa’ya yayılır. Türkiye de dahil çok sayıda Avrupa ülkesinde kızamık olgu sayısında hızlı artışlar yaşanır. Türkiye’de 2013 yılında olgu sayısı 7415 olarak gerçekleşir. Salgın, 2000 yılında kızamığı elimine etmiş olduğunu duyuran Amerika Birleşik Devletleri’ne de ulaşır. Avrupa’da salgının bütün hızıyla devam ettiği 2000’li yılların ortalarında Indiana’dan (ABD) 17 yaşında ve kızamık aşısı yaptırmamış bir genç Romanya ziyareti yapar. Dönüş yolculuğunda ateşi çıkar ama cilt döküntüleri henüz yoktur. Ertesi gün 500 kişilik bir pikniğe katılır ve sonuç: 500 kişi içinde kızamık aşısı olmayan 35 kişiden 31’i (%89) kızamık olur. Aşı yaptırmış olan 465 kişiden ise sadece 3’ü (%0.6) hastalanır. Benzer bir olay, Ocak 2008’de İsviçre ziyaretinden dönen 9 yaşındaki çocuk nedeniyle onlarca kişinin kızamık olduğu San Diego&#8217;da (Kaliforniya, ABD) yaşanır. Bu dönemde Kaliforniya’da 10 bin ailenin çocuklarına kızamık aşısı yaptırmadığı tespit edilmiştir. Kızamığı 2000 yılında elimine etmiş olan ABD’de 2014 yılına kadar 23 büyük kızamık salgını yaşanır. 2009 yılındaki Londra seyahatinde kabakulak olan 11 yaşındaki çocuk ise New York’ta katıldığı bir yaz kampında çok sayıda kişiyi enfekte eder. Bu kamptan başlayan salgın 3 ayda New York’ta 2000 kişinin kabakulak olması, en az 65 kişinin komplikasyonlara (yumurtalık iltihabı, menenjit, sağırlık, yüz felci, pankreas iltihabı) uğraması ile sonuçlanır. Wakefield’in yalanları ve aşı karşıtı hareketler nedeniyle KKK aşılanma oranlarının çok düşmüş olmasının bedelini farklı ülkelerden çok sayıda insan ödemiştir. Üstelik olay sadece KKK ile sınırlı kalmamış, diğer aşıların da yapılmaması nedeniyle boğmaca, difteri, çocuk felci gibi unutulmuş hastalıklar da salgınlar yaparak insanlığın başına tekrar bela olmuştur. Aşılar insanoğlunun en önemli buluşudur Aşılar, 20. yüzyılda halk sağlığı için yapılanlar arasında, içme suyunun klorlanması, tütünün zararlarının ortaya konması gibi çok önemli buluşların önüne geçerek birinci sırada yer almaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında insan sağlığını tehdit eden çok sayıda hastalık aşılar sayesinde artık neredeyse kaybolma (eliminasyon) noktasına gelmiştir (Tablo). Aşı karşıtı hareketler, gruplar bilimsel bilgiye uzak oldukları kadar tarih bilgisinden de yoksun olduklarından, bugün aşı olunmasına gerek olmadığını iddia ettikleri hastalıkların yakın geçmişte yüz binlerce insanı sakat bıraktığını ve öldürdüğünü bilmemektedir. Bunları bilseler aşı karşıtlığının insanlık karşıtlığı olduğunu da anlayabilirlerdi. Elbette bilimsel olarak aşılarla ilgili tartışılacak çok başlık var ve bilim insanları halen tartışıyorlar. Ancak bu tartışmalar sadece daha etkili, daha az yan etkisi olan daha ucuz ve pratik aşıların nasıl geliştirilebileceğine ve aşılanma oranlarının nasıl artırılabileceğine ilişkindir. Hiçbir bilimsel ortamda aşıların gerekli olup olmadığının tartışıldığını duyamazsınız. Aşıların çağımızın üretim ilişkileri içinde, kapitalist sistemin işleyişine tabi olarak büyük şirketler tarafından üretilmesi, satılması ve kullanılması da aşılara karşı olmak için bir gerekçe olmamalıdır. Yapılması gereken, insanların aşı olmaması için değil, tam tersine, aşıların gelişmiş gelişmemiş tüm ülkelere aynı miktarda ve kolaylıkla temin edilmesi, zengin fakir herkese ücretsiz şekilde yapılması için mücadele etmektir. Aşılar bütün insanlık içindir. Prof. Dr. Alpay Azap, KLİMİK Derneği Başkanı  http://www.klimik.org.tr/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asi-karsitligi-tum-toplumun-sagligini-tehdit-eder">Aşı karşıtlığı tüm toplumun sağlığını tehdit eder</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda sosyoekonomik düzeyi yüksek toplumlar dahil olmak üzere tüm dünyada bilimsel düşüncenin yerini metafizik görüşlerin, batıl inançların almasıyla birlikte aşı karşıtlığı da kendine çok sayıda taraftar bulabilmektedir. Aşı karşıtlarının gözden kaçırdıkları önemli bir konu aşıların sadece aşılanan kişiyi değil tüm toplumu koruduğu gerçeğidir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-9751 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/bebekasisi-300x187.jpg" alt="" width="300" height="187" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/bebekasisi-300x187.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/bebekasisi.jpg 858w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Aşılar sadece uygulandıkları kişiyi korumakla kalmazlar aşı yapılmayan veya yapılamayan kişileri de korurlar. Aşıyla bağışıklık kazanan kişiler enfekte olmayacakları için başkalarına da enfeksiyon bulaştıramazlar ve böylelikle enfeksiyonun toplumda yayılması da engellenmiş olur. Toplumda belli bir hastalığa karşı bağışık olan kişilerin oranı arttıkça hastalığın salgın yapma şansı da azalır ve bağışık kişi oranı belli bir eşiğin üstüne çıktığında salgın riski tamamen ortadan kalktığı gibi sporadik (tek) vakalar da çok azalır (milyonda 1’in altına düşmesi: eliminasyon) veya görülmez olur (eradikasyon).</p>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Hastalıklara göre değişmekle birlikte salgınların önlenebilmesi için sürü bağışıklığının %80’in üzerinde olması istenir ki bunun için toplumun %90’ının aşılanması gerekir. Tıbbi literatürde “sürü bağışıklığı” olarak adlandırılan bu durum nedeniyle, aşı olma veya olmama kararı bireysel olduğu kadar toplum üzerinde de etkisi olan, toplumsal sonuçları olan, bir karardır. Aşı olmayan kişiler sadece kendilerini değil tüm toplumu, çocuklarına aşı yaptırmayan anne babalar sadece kendi çocuklarını değil tüm çocukları riske atmış olurlar.</p>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Bir sahtekârlık öyküsü ve sonuçları: Wakefield ve otizm yalanı</strong></p>
<p>Öykümüz 1998 yılında İngiltere’de Andrew Wakefield ve arkadaşları tarafından, çok önemli ve prestijli bir tıp dergisi olan Lancet’te kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) aşısının bağırsaklarda enflamasyona ve bunun sonucunda otizme neden olduğuna dair 12 olguyu içeren bir makale yayınlaması ile başlar.</p>
<p>Sonradan yapılan, 20’den fazla büyük ve kaliteli çalışma ile bu bulguların doğru olmadığı gösterilir (Gerber ve Offit, 2009). Dahası Wakefield’in, otistik çocukların aşı firmalarını dava etmiş olan avukatları ile para ilişkisi içinde olduğunun da anlaşılması ile Lancet Dergisi makaleyi 2010 yılında geri çeker ve İngiliz Tıp Konseyi Wakefield’i etik dışı araştırma ve yalan yayın yapma dahil olmak üzere 18 ayrı başlıkta suçlu bularak hekimlik yetkisini iptal eder (Eggertson L, 2010).</p>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Ancak makalenin yayınlandığı 1998’den 2000’li yılların ortalarına kadar konu tüm Birleşik Krallık’ta gündemde kalır, aşı karşıtı kampanyalara “bilimsel” bir malzeme olur ve çok sayıda aile otizm korkusu ile çocuklarına KKK aşısı yaptırmaz. İngiltere ve Galler’de KKK aşısı yaptırma oranları yıllarca düşük düzeyde kalır (Keenan A ve ark., 2017).</p>
<p>Bunun sonucunda, 2003 yılında 2 yaşındaki çocuklar arasında aşı kapsayıcılık oranı %80’in altına düşer. Sürü bağışıklığının bu şekilde azalması İngiltere ve Galler’de kızamık olgu sayısında dramatik artışları da beraberinde getirir (Grafik).</p>
<div id="attachment_9745" style="width: 410px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-9745" class="wp-image-9745" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/asi2.png" alt="" width="400" height="183" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/asi2.png 679w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/asi2-300x137.png 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-9745" class="wp-caption-text">Grafik: İngiltere ve Galler’de kızamık tanısı laboratuvar ile doğrulanmış olgu sayısını gösteriyor. (http://vk.ovg.ox.ac.uk/measles)</p></div>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>KKK Londra’dan Orta Avrupa’ya oradan Amerika’ya bulaşıyor</strong></p>
<p>Londra’da aşının otizme neden olduğuna ilişkin yalan haberler nedeniyle başlayan salgın onlarca kişinin hastanelerde tedavi edilmesi ve en az 4 kişinin ölümü ile sonuçlanır. Aynı dönemde bağışıklama oranlarının düşmesi ile kızamık salgını tüm Avrupa’ya yayılır.</p>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Türkiye de dahil çok sayıda Avrupa ülkesinde kızamık olgu sayısında hızlı artışlar yaşanır. Türkiye’de 2013 yılında olgu sayısı 7415 olarak gerçekleşir.</p>
<p>Salgın, 2000 yılında kızamığı elimine etmiş olduğunu duyuran Amerika Birleşik Devletleri’ne de ulaşır. Avrupa’da salgının bütün hızıyla devam ettiği 2000’li yılların ortalarında Indiana’dan (ABD) 17 yaşında ve kızamık aşısı yaptırmamış bir genç Romanya ziyareti yapar. Dönüş yolculuğunda ateşi çıkar ama cilt döküntüleri henüz yoktur.</p>
<p>Ertesi gün 500 kişilik bir pikniğe katılır ve sonuç: 500 kişi içinde kızamık aşısı olmayan 35 kişiden 31’i (%89) kızamık olur. Aşı yaptırmış olan 465 kişiden ise sadece 3’ü (%0.6) hastalanır.</p>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Benzer bir olay, Ocak 2008’de İsviçre ziyaretinden dönen 9 yaşındaki çocuk nedeniyle onlarca kişinin kızamık olduğu San Diego&#8217;da (Kaliforniya, ABD) yaşanır. Bu dönemde Kaliforniya’da 10 bin ailenin çocuklarına kızamık aşısı yaptırmadığı tespit edilmiştir. Kızamığı 2000 yılında elimine etmiş olan ABD’de 2014 yılına kadar 23 büyük kızamık salgını yaşanır. 2009 yılındaki Londra seyahatinde kabakulak olan 11 yaşındaki çocuk ise New York’ta katıldığı bir yaz kampında çok sayıda kişiyi enfekte eder. Bu kamptan başlayan salgın 3 ayda New York’ta 2000 kişinin kabakulak olması, en az 65 kişinin komplikasyonlara (yumurtalık iltihabı, menenjit, sağırlık, yüz felci, pankreas iltihabı) uğraması ile sonuçlanır.</p>
<p>Wakefield’in yalanları ve aşı karşıtı hareketler nedeniyle KKK aşılanma oranlarının çok düşmüş olmasının bedelini farklı ülkelerden çok sayıda insan ödemiştir. Üstelik olay sadece KKK ile sınırlı kalmamış, diğer aşıların da yapılmaması nedeniyle boğmaca, difteri, çocuk felci gibi unutulmuş hastalıklar da salgınlar yaparak insanlığın başına tekrar bela olmuştur.</p>
<div class="page" title="Page 2">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Aşılar insanoğlunun en önemli buluşudur</strong></p>
<p>Aşılar, 20. yüzyılda halk sağlığı için yapılanlar arasında, içme suyunun klorlanması, tütünün zararlarının ortaya konması gibi çok önemli buluşların önüne geçerek birinci sırada yer almaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında insan sağlığını tehdit eden çok sayıda hastalık aşılar sayesinde artık neredeyse kaybolma (eliminasyon) noktasına gelmiştir (Tablo).</p>
<div id="attachment_9756" style="width: 410px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-9756" class="wp-image-9756" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/klim.jpg" alt="" width="400" height="427" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/klim.jpg 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/03/klim-281x300.jpg 281w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-9756" class="wp-caption-text">Tablo: ABD’de aşıyla önlenebilir hastalıkların aşı öncesi döneme kıyasla günümüzdeki sıklığı (2-4).</p></div>
<p>Aşı karşıtı hareketler, gruplar bilimsel bilgiye uzak oldukları kadar tarih bilgisinden de yoksun olduklarından, bugün aşı olunmasına gerek olmadığını iddia ettikleri hastalıkların yakın geçmişte yüz binlerce insanı sakat bıraktığını ve öldürdüğünü bilmemektedir. Bunları bilseler aşı karşıtlığının insanlık karşıtlığı olduğunu da anlayabilirlerdi. Elbette bilimsel olarak aşılarla ilgili tartışılacak çok başlık var ve bilim insanları halen tartışıyorlar. Ancak bu tartışmalar sadece daha etkili, daha az yan etkisi olan daha ucuz ve pratik aşıların nasıl geliştirilebileceğine ve aşılanma oranlarının nasıl artırılabileceğine ilişkindir.</p>
<p>Hiçbir bilimsel ortamda aşıların gerekli olup olmadığının tartışıldığını duyamazsınız. Aşıların çağımızın üretim ilişkileri içinde, kapitalist sistemin işleyişine tabi olarak büyük şirketler tarafından üretilmesi, satılması ve kullanılması da aşılara karşı olmak için bir gerekçe olmamalıdır. Yapılması gereken, insanların aşı olmaması için değil, tam tersine, aşıların gelişmiş gelişmemiş tüm ülkelere aynı miktarda ve kolaylıkla temin edilmesi, zengin fakir herkese ücretsiz şekilde yapılması için mücadele etmektir.<strong> Aşılar bütün insanlık içindir.</strong></p>
<div class="page" title="Page 1">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p><strong>Prof. Dr. Alpay Azap, KLİMİK Derneği Başkanı </strong></p>
<p><a href="http://www.klimik.org.tr/"><strong>http://www.klimik.org.tr/</strong></a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/asi-karsitligi-tum-toplumun-sagligini-tehdit-eder">Aşı karşıtlığı tüm toplumun sağlığını tehdit eder</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9743</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Dec 2017 12:12:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[acı]]></category>
		<category><![CDATA[arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağ kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[dostluk]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[egzersiz]]></category>
		<category><![CDATA[endorfin]]></category>
		<category><![CDATA[etkileşim]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8723</guid>

					<description><![CDATA[<p>İngiltere’de yapılan yeni bir araştırmaya göre çok arkadaşınız varsa kendinizi daha iyi hissedebiliyor ve daha az acı duyabiliyorsunuz. Bilimsel Raporlar isimli bültende yer alan bir yazıya göre, sosyal çevresi daha geniş olanların acıya dayanma gücü daha az arkadaşı olanlara oranla daha yüksek. Araştırmanın amacı, daha geniş sosyal çevreleri olan insanların beyinlerindeki endorfin kimyasalının diğer katılımcılardakine oranla daha yüksek seviyede olup olmadığını görmekti. Endorfinin, mutluluk hissi ile bağlantılı olduğundan daha düşük acı duymayla da ilintili olabileceği düşünülüyor (araştırmaya göre aslında endorfin, morfinden bile daha etkili bir ağrı kesici). Yüksek endorfin acıyı hafifletiyor Araştırmayı yürüten Oxford Üniversitesi Deneysel Psikolog Katerina Johnson’a göre önceki araştırmalarda hem insan hem de hayvanlarda görülen yüksek endorfin seviyesinin sosyal bağ kurma ile de yakından ilişkili olduğu ortaya konmuştu. Johnson bu yeni araştırma ile sosyal etkileşimlerin, endorfini artırdığı ve bunun da pozitif duygular uyandırdığı varsayımını test etmeyi amaçlıyordu. 101 genç yetişkinin katıldığı bu araştırmada katılımcılar öncelikle sosyal hayatlarıyla ilgili bir anket doldurdu. Ardından acı toleranslarını ölçmek üzere katılımcılardan, dizlerini bir sandalyede oturuyorlarmış gibi büküp sırtlarını duvara dayamaları ve durabildikleri kadar bu pozisyonda durmaları istendi. Araştırma sonuçlarına göre bu teste daha uzun süre dayanabilen insanlar genellikle geniş bir sosyal çevresi bulunan katılımcılardı. Geniş sosyal çevrenin etkisi Araştırmacılar, fiziksel olarak daha formda olan insanların sosyal çevrelerinin diğer katılımcılara göre daha küçük olduğunu da belirtti. Johnson’a göre bunun sebebi, daha çok egzersiz yapan insanların sosyalleşecek daha az vakit bulmasından kaynaklanıyor olabilir. Başka bir bakış açısına göre ise, sosyal etkileşimler de yapılan egzersizler de beyinde endorfin salgılanmasına sebep olduğundan bazı insanlar endorfin ihtiyaçlarını sosyalleşmekten ziyade egzersizden karşılamayı tercih ediyor olabilir. Araştırma esnasında yoğun stres altına giren insanların da yine daha küçük sosyal çevresi olan insanlar arasından çıktığı gözlemlendi. Araştırmacılara göre elbette bu testler acı toleransı ve sosyal çevre genişliği arasında bir etki-tepki bağlantısı kurmak için yetersiz. Bir insanın sosyal çevresinin genişliğinin o kişinin endorfin seviyelerini nasıl etkilediğini tam olarak anlayabilmek için daha birçok araştırmanın yürütülmesi gerekiyor. Johnson’a göre bu mekanizmaların anlaşılması çok önemli, zira insan türü, geniş sosyal çevrelerde gelişmek üzere evrimleşmiş; ancak yaşadığımız bu dijital çağda, sosyal etkileşimlerdeki azalma, modern toplumumuzun kötüleşen sağlığına etki eden önemli faktörlerden biri olabilir. Sevda Deniz Karali Kaynak: http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor">Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İngiltere’de yapılan yeni bir araştırmaya göre çok arkadaşınız varsa kendinizi daha iyi hissedebiliyor ve daha az acı duyabiliyorsunuz.</strong></p>
<p>Bilimsel Raporlar isimli bültende yer alan bir yazıya göre, sosyal çevresi daha geniş olanların acıya dayanma gücü daha az arkadaşı olanlara oranla daha yüksek.</p>
<p>Araştırmanın amacı, daha geniş sosyal çevreleri olan insanların beyinlerindeki endorfin kimyasalının diğer katılımcılardakine oranla daha yüksek seviyede olup olmadığını görmekti. Endorfinin, mutluluk hissi ile bağlantılı olduğundan daha düşük acı duymayla da ilintili olabileceği düşünülüyor (araştırmaya göre aslında endorfin, morfinden bile daha etkili bir ağrı kesici).</p>
<p><strong>Yüksek endorfin acıyı hafifletiyor </strong></p>
<p>Araştırmayı yürüten Oxford Üniversitesi Deneysel Psikolog Katerina Johnson’a göre önceki araştırmalarda hem insan hem de hayvanlarda görülen yüksek endorfin seviyesinin sosyal bağ kurma ile de yakından ilişkili olduğu ortaya konmuştu.</p>
<p>Johnson bu yeni araştırma ile sosyal etkileşimlerin, endorfini artırdığı ve bunun da pozitif duygular uyandırdığı varsayımını test etmeyi amaçlıyordu.</p>
<p>101 genç yetişkinin katıldığı bu araştırmada katılımcılar öncelikle sosyal hayatlarıyla ilgili bir anket doldurdu. Ardından acı toleranslarını ölçmek üzere katılımcılardan, dizlerini bir sandalyede oturuyorlarmış gibi büküp sırtlarını duvara dayamaları ve durabildikleri kadar bu pozisyonda durmaları istendi. Araştırma sonuçlarına göre bu teste daha uzun süre dayanabilen insanlar genellikle geniş bir sosyal çevresi bulunan katılımcılardı.</p>
<p><strong>Geniş sosyal çevrenin etkisi</strong></p>
<p>Araştırmacılar, fiziksel olarak daha formda olan insanların sosyal çevrelerinin diğer katılımcılara göre daha küçük olduğunu da belirtti. Johnson’a göre bunun sebebi, daha çok egzersiz yapan insanların sosyalleşecek daha az vakit bulmasından kaynaklanıyor olabilir. Başka bir bakış açısına göre ise, sosyal etkileşimler de yapılan egzersizler de beyinde endorfin salgılanmasına sebep olduğundan bazı insanlar endorfin ihtiyaçlarını sosyalleşmekten ziyade egzersizden karşılamayı tercih ediyor olabilir.</p>
<p>Araştırma esnasında yoğun stres altına giren insanların da yine daha küçük sosyal çevresi olan insanlar arasından çıktığı gözlemlendi.</p>
<p>Araştırmacılara göre elbette bu testler acı toleransı ve sosyal çevre genişliği arasında bir etki-tepki bağlantısı kurmak için yetersiz. Bir insanın sosyal çevresinin genişliğinin o kişinin endorfin seviyelerini nasıl etkilediğini tam olarak anlayabilmek için daha birçok araştırmanın yürütülmesi gerekiyor. Johnson’a göre bu mekanizmaların anlaşılması çok önemli, zira insan türü, geniş sosyal çevrelerde gelişmek üzere evrimleşmiş; ancak yaşadığımız bu dijital çağda, sosyal etkileşimlerdeki azalma, modern toplumumuzun kötüleşen sağlığına etki eden önemli faktörlerden biri olabilir.</p>
<p><strong>Sevda Deniz Karali</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html">http://www.livescience.com/54580-friendship-pain-tolerance.html</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/arkadaslik-aciya-dayanma-gucunu-artiriyor">Arkadaşlık, acıya dayanma gücünü artırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8723</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Evrim’i yasaklamak, düşünmeye ambargo koymak!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/evrimi-yasaklamak-dusunmeye-ambargo-koymak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jul 2017 12:52:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[ali demirsoy]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Patlama]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim politikası]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[Galileo Galilei]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[maymun]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[ortak ata]]></category>
		<category><![CDATA[pisa]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7320</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi’nden bir akademisyen &#8220;valla akademisyenler arasındaki haberleşmelerde en çok dua paylaşılıyor&#8230;&#8221;  demez mi! Ankara Üniversitesi’nden bir başka akademisyen dostumuzun, öğrencilerin bilgi kalitesi üzerine anlattıkları, ülkenin eğitimde daha diplere doğru yol alacağını gösteriyor. İki yıl sonraki PISA sonuçlarını izleyin. Diyor ki akademisyen dostumuz: 100 öğrenciden ancak 10’u geçer not alabiliyor. Filistin meselesinin nedenleri üzerine bir soruyu, peygamberler zamanındaki anlaşmazlıklara bağlayan öğrenciler var. Kafadaki bilgilerin büyük çoğunluğu çöp… “Milli Eğitim”deki egemen düşünce, evrim konusunu yasaklayarak, bu çöplüğü sadece çoğaltacak. Çünkü mesele salt biyoloji değil. Kimya, fizik, astro-fizik, evrenbilim, jeoloji gibi temel bilimlerin kendi alanlarındaki gelişmeyi ve değişimi anlamak da, ancak evrimsel gelişmelerini inceleyerek mümkün. Evrim, hayat ve evren için bir genel kavrama konseptidir. Yani hayatın tüm alanı “evrim” ile kuşatılmış durumda. Peki, biyolojide evrim nedir? Evrim, değişimi inceleme yöntemi Ali Demirsoy, &#8220;Evrim, Atom altı parçacıktan insana, türlerin görkemli yolculuğu&#8221; (Asi Kitap) kitabında çok yalın yanıtlıyor: &#8220;Evrim, -öncelikle zaman içinde- değişimin kurallarını inceleyen bir bilimdir. Bunun sadece organik, yani canlılarla ilgili olması gerekmiyor&#8230; 13,5 milyar yıl önce başka kuralların egemen olduğu bir evrenden, doğal yasaların egemen olduğu bir evrene geçişi ve olayları inceleyen bir bilimdir&#8230;” Yeni Evrim genel anlamda değişimi inceleyen bilim. Dünya 3 milyar yıl önce bugünkü gibi miydi? Peki, 10 milyon yıl, 5 milyon yıl, 1 milyon yıl önce? Şu eğitim politikasını bilimsel gerçeklere göre değil de, sabit (değişmeyen) inançlarına göre yönetenlerin, mesela değişim üzerine verecekler bir konferansta ne diyecekler! Buzul çağları yaşadığımıza, bu çağlar içinde canlıların pek çoğunun çeşitli nedenlerle yok olduğuna; Büyük Patlama’ya, canlıların adım adım değişerek geliştiğine inanmıyorsan, zaten 5 bin, 3 bin, hatta 500 yıl önceki toplumun bugüne nasıl değiştiğini de açıklayamazsın. Hastalıkları, bakterileri, virüsleri, canlılardaki değişimi, kanserin nasıl yayıldığını, antibiyotiklere nasıl direnç geliştiğini de… O zaman da dünya içinde aptal olarak kalırsın. Evrim’e inanmamak, bütün bilimleri de çöpe atmak olur. Kafayı, &#8220;ben nasıl olur da maymundan gelirim&#8221; e takmışlar. Hayır, maymundan değil, ortak atadan farklılaşarak geliyoruz. Sancar’dan öğrenin! Evrimi okutursanız, yine de “Allah’ın sevgili kulu” inancınızı terk etmeniz gerekmez. Pek çok parlak bilim insanı, hem inancıyla hem de bilimin gerçeğiyle iç içe yaşayabiliyor. Mesela Aziz Sancar: &#8220;Evrim vardır. Güneş balçıkla sıvanmaz&#8221; diyor. İnsanların bilimin sonuçlarıyla inancını nasıl bütünleştireceğini kendilerine bırakalım. Esas olan olgulardır. Bu olguları kabul etmez reddederseniz, bilim, bilgi, teknoloji, mal ve hizmet üretiminde nal toplarsınız; salt tüketici köle olursunuz. Bakın Kiliseye, Darwinci kesildi! Galileo’dan da özür diledi. Evrim vardır diyor. Yaratılış anlayışını farklı yorumluyor. Mecbur, çünkü kilise olarak varlığını sürdürmesi için bunu yapmak zorunda! Çünkü bilimsel bilgiyi ve sonuçlarını reddetse itibarı azalacak, insanları da kiliseden uzaklaştıracak! Bugünkü İslam ise, Hristiyanlığın orta çağını sahneye sürüyor. Şurası iyi burası kötü olmaz Bilimcilerin tüm insanı moleküler en küçük birimlerine ayırarak canlı yaratma noktasına gelmesine akıl sır erdiremeyecek bir ülke mi istiyorsunuz? O zaman yeni biyolojiye yeni tanrı mı diyeceğiz? Eğitime yön veren iktidar politikası böyle giderse ülkeyi çağdaşlıktan iyice uzaklaştıracak sonuçlar üretecek. Bilim, şurasını beğendim, burası kötü, hele hele şurası yok mu tu kaka, denecek bir konu değil. Bilime bütüncül yaklaşımınız olmazsa, ne teknoloji üretebilirsiniz ne de çağdaşlığı yakalayabilirsiniz. Bakın Aziz Sancar’a! Eğitim olarak, onun tutumundan öğreneceğiniz hiçbir şey yok mu? Sancar, eğer evrimi reddetseydi, bunları üretemezdi, anlamıyor musunuz? Orhan Bursalı *Bu yazı, 25 Temmuz 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/evrimi-yasaklamak-dusunmeye-ambargo-koymak">Evrim’i yasaklamak, düşünmeye ambargo koymak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Üniversitesi’nden bir akademisyen <em>&#8220;valla akademisyenler arasındaki haberleşmelerde en çok dua paylaşılıyor&#8230;&#8221;  </em>demez mi! Ankara Üniversitesi’nden bir başka akademisyen dostumuzun, öğrencilerin bilgi kalitesi üzerine anlattıkları, ülkenin eğitimde daha diplere doğru yol alacağını gösteriyor. İki yıl sonraki PISA sonuçlarını izleyin.</p>
<p>Diyor ki akademisyen dostumuz: 100 öğrenciden ancak 10’u geçer not alabiliyor. Filistin meselesinin nedenleri üzerine bir soruyu, peygamberler zamanındaki anlaşmazlıklara bağlayan öğrenciler var.</p>
<p>Kafadaki bilgilerin büyük çoğunluğu çöp…</p>
<p>“Milli Eğitim”deki egemen düşünce, evrim konusunu yasaklayarak, bu çöplüğü sadece çoğaltacak. Çünkü mesele salt biyoloji değil. Kimya, fizik, astro-fizik, evrenbilim, jeoloji gibi temel bilimlerin kendi alanlarındaki gelişmeyi ve değişimi anlamak da, ancak evrimsel gelişmelerini inceleyerek mümkün.</p>
<p>Evrim, hayat ve evren için bir genel kavrama konseptidir. Yani hayatın tüm alanı “evrim” ile kuşatılmış durumda. Peki, biyolojide evrim nedir?</p>
<p><strong>Evrim, değişimi inceleme yöntemi</strong></p>
<p><strong>Ali Demirsoy</strong>,<em> &#8220;Evrim, Atom altı parçacıktan insana, türlerin görkemli yolculuğu&#8221; </em>(Asi Kitap) kitabında çok yalın yanıtlıyor:</p>
<p><em>&#8220;Evrim, -öncelikle zaman içinde- değişimin kurallarını inceleyen bir bilimdir. Bunun sadece organik, yani canlılarla ilgili olması gerekmiyor&#8230; 13,5 milyar yıl önce başka kuralların egemen olduğu bir evrenden, doğal yasaların egemen olduğu bir evrene geçişi ve olayları inceleyen bir bilimdir</em>&#8230;”</p>
<p>Yeni Evrim <strong>genel anlamda değişimi inceleyen</strong> bilim. Dünya 3 milyar yıl önce bugünkü gibi miydi? Peki, 10 milyon yıl, 5 milyon yıl, 1 milyon yıl önce?</p>
<p>Şu eğitim politikasını bilimsel gerçeklere göre değil de, sabit (değişmeyen) inançlarına göre yönetenlerin, mesela değişim üzerine verecekler bir konferansta ne diyecekler! Buzul çağları yaşadığımıza, bu çağlar içinde canlıların pek çoğunun çeşitli nedenlerle yok olduğuna; <strong>Büyük Patlama</strong>’ya, canlıların adım adım değişerek geliştiğine inanmıyorsan, zaten 5 bin, 3 bin, hatta 500 yıl önceki toplumun bugüne nasıl değiştiğini de açıklayamazsın. Hastalıkları, bakterileri, virüsleri, canlılardaki değişimi, kanserin nasıl yayıldığını, antibiyotiklere nasıl direnç geliştiğini de…</p>
<p>O zaman da dünya içinde aptal olarak kalırsın. Evrim’e inanmamak, bütün bilimleri de çöpe atmak olur. Kafayı, <em>&#8220;ben nasıl olur da maymundan gelirim&#8221; </em>e<em> </em>takmışlar. Hayır, maymundan değil, ortak atadan farklılaşarak geliyoruz.</p>
<p><strong>Sancar’dan öğrenin!</strong></p>
<p>Evrimi okutursanız, yine de “Allah’ın sevgili kulu” inancınızı terk etmeniz gerekmez. Pek çok parlak bilim insanı, hem inancıyla hem de bilimin gerçeğiyle iç içe yaşayabiliyor.</p>
<p>Mesela <strong>Aziz Sancar</strong>: <em>&#8220;Evrim vardır. Güneş balçıkla sıvanmaz&#8221; </em>diyor. İnsanların bilimin sonuçlarıyla inancını nasıl bütünleştireceğini kendilerine bırakalım. Esas olan olgulardır. Bu olguları kabul etmez reddederseniz, bilim, bilgi, teknoloji, mal ve hizmet üretiminde nal toplarsınız; salt tüketici köle olursunuz.</p>
<p>Bakın <strong>Kilise</strong>ye, <strong>Darwinci</strong> kesildi! <strong>Galileo’</strong>dan da özür diledi. Evrim vardır diyor. Yaratılış anlayışını farklı yorumluyor. Mecbur, çünkü kilise olarak varlığını sürdürmesi için bunu yapmak zorunda! Çünkü bilimsel bilgiyi ve sonuçlarını reddetse itibarı azalacak, insanları da kiliseden uzaklaştıracak!</p>
<p>Bugünkü İslam ise, Hristiyanlığın orta çağını sahneye sürüyor.</p>
<p><strong>Şurası iyi burası kötü olmaz</strong></p>
<p>Bilimcilerin tüm insanı moleküler en küçük birimlerine ayırarak canlı yaratma noktasına gelmesine akıl sır erdiremeyecek bir ülke mi istiyorsunuz? O zaman yeni biyolojiye yeni tanrı mı diyeceğiz? Eğitime yön veren iktidar politikası böyle giderse ülkeyi çağdaşlıktan iyice uzaklaştıracak sonuçlar üretecek.</p>
<p>Bilim, <strong><em>şurasını beğendim, burası kötü, hele hele şurası yok mu tu kaka,</em></strong> denecek bir konu değil. Bilime bütüncül yaklaşımınız olmazsa, ne teknoloji üretebilirsiniz ne de çağdaşlığı yakalayabilirsiniz.</p>
<p>Bakın Aziz Sancar’a! Eğitim olarak, onun tutumundan öğreneceğiniz hiçbir şey yok mu? Sancar, eğer evrimi reddetseydi, bunları üretemezdi, anlamıyor musunuz?</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p class="p1"><em><strong><span class="s1">*Bu yazı, 25 Temmuz 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde  yayınlanmıştır.</span></strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/evrimi-yasaklamak-dusunmeye-ambargo-koymak">Evrim’i yasaklamak, düşünmeye ambargo koymak!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7320</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sosyal Bağış Hareketi Koruncuk Vakfı ile başlıyor!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/sosyal-bagis-hareketi-koruncuk-vakfi-ile-basliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2017 14:16:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru ve Etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[bağış]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[koruncuk vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[marjinalsosyal]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bağış günü]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bağış hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[urla çocuk köyü]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6121</guid>

					<description><![CDATA[<p>MarjinalSosyal’in girişimi ve Facebook’un katkılarıyla,Türkiye’de bireysel bağış ile sivil toplum kuruluşu (STK) bilincini uyandırmak, STK’ların ihtiyaçlarını karşılamak ve onları cesaretlendirmek adına yola çıkan Sosyal Bağış Hareketi başladı. Hareket kapsamında aralarında AÇEV, AKUT, ASHOKA, Bilim Kahramanları Derneği, ÇEKÜL, Darüşşafaka Cemiyeti, Hayata Destek Derneği, KAÇUV, KEDV, Koruncuk Vakfı, TEGV, TEMA, TOÇEV, Tohum Otizm Vakfı ve WWF’in bulunduğu 15 STK’ya Facebook üzerinden bağışlarla destek verilecek. Her ayın ikinci Perşembe günü bir STK’ya &#8220;Sosyal Bağış Günü&#8221; olarak adanacağı hareketin ilk STK’sı ise Koruncuk Vakfı oldu. 13 Nisan Perşembe günü bağışlar Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı (Koruncuk Vakfı) için vakfın Facebook sayfası üzerinden toplanacak. Koruncuk Vakfı herkesi 13 Nisan Perşembe günü bağışa davet ediyor! 38 yıldır korunma ihtiyacında olan çocuklara, yani Koruncuklara çocuk köyleri kuran, onlara çocuk köylerinde aile ve yuva olan, öz güven kazandıran; onları eğitim, spor, sanat ve sosyal anlamda destekleyip gelecekte mutlu ve başarılı bireyler olmasını sağlayan Koruncuk Vakfı, bugüne kadar 300 Koruncuk’u hayata kazandırdı. Vakıf aynı zamanda 28 Koruncuk’un üniversite mezunu olmasını sağladı, 8 spor dalında 141 Koruncuk’a lisans kazandırdı. Koruncuklar için her küçük bağışın büyük önemi olacağını ifade eden Koruncuk Vakfı Başkanı Figen Özbek, Sosyal Bağış Hareketi ile ilgili &#8220;Biz Koruncuk Vakfı olarak, Koruncuklar için aile, umut ve gelecek olmayı sürdürmek istiyoruz. Şu anda da en büyük hedefimiz, Urla Çocukköyü’müzü Sosyal Bağış Hareketi’nin desteği ile tamamlayabilmek. Küçücük bağışların bir araya gelerek Koruncukların dünyasında ne kadar büyük değişimler yaratacağını biliyoruz, bu nedenle herkesi en samimi dileklerimizle bu hareketi desteklemeye davet ediyoruz. El verin, hayata tutunsunlar!&#8221; çağrısında bulundu. Nasıl bağış yaparım? Facebook üzerinden Fonzip veya BKM chatbot altyapılarıyla ya da doğrudan Koruncuk’un internet sitesi üzerinden bağış yapabilirsiniz. Koruncuk Vakfı ve Sosyal Bağış Hareketi için kullanılacak hashtagler #sosyalbağışhareketi, #birinizhepimiziçin, #elverhayatatutunsun, #koruncuk, #koruncukköy, #herçocuksevgiylebüyümeli olacak. Sosyal Bağış Hareketi sosyal medya hesapları facebook.com/sosyalbagishareketi twitter.com/BagisHareketi instagram.com/koruncuk Sosyal Bağış Hareketi Hakkında Sosyal Bağış Hareketi, başta çocuklar, kadınlar, hayvanlar olmak üzere ihtiyaç sahibi herkese ve doğaya hak ettiği yaşamı sağlayabilmek için mücadele eden, ortaya koydukları ile hepimizin yüreklerini fetheden sivil toplum kuruluşlarını (STK) desteklemek ve sosyal medya dünyasını beğenilerden ve paylaşımlardan bir adım öteye taşımak hayali ile başlatılmıştır. Sosyal Barış Hareketi, dışarıdan bakıldığında çözümsüz görünen sorunlar karşısında &#8220;çaresi var!&#8221; diyen, çözüm için inisiyatif alan, çözümü üreten sivil toplum kuruluşlarını desteklemekte, herkesi de bu kampanyayı desteklemeye davet etmektedir. Türkiye’de bireysel bağış bilincini uyandırmak amacıyla her ayın ikinci perşembe gününü ayın sivil toplum kuruluşuna güç vermek, ihtiyaçlarını karşılamak ve onu cesaretlendirmek için &#8220;Sosyal Bağış Günü&#8221; ilan etmiştir. MarjinalSosyal Hakkında Marjinal Porter Novelli tarafından 2016 yılında kurulan MarjinalSosyal; nitelikli kurumsal sosyal sorumluluk hizmetleri üretmek için geliştirdiği özgün araçlarla şirketlerin sosyal ve çevresel yatırımlarına yön verecek sosyal stratejiler çıkarmakta, analizler yapmakta ve proje önerileri hazırlamaktadır. Bünyesinde Sivil Toplum Danışma Merkezi kuran MarjinalSosyal, iş sonucu odaklı yatırımlar planlaması ve uygulanması için tam kapsamlı destek hizmetleri üretmektedir.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/sosyal-bagis-hareketi-koruncuk-vakfi-ile-basliyor">Sosyal Bağış Hareketi Koruncuk Vakfı ile başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.marjinalsosyal.com/">MarjinalSosyal</a>’in girişimi ve Facebook’un katkılarıyla,Türkiye’de bireysel bağış ile sivil toplum kuruluşu (STK) bilincini uyandırmak, STK’ların ihtiyaçlarını karşılamak ve onları cesaretlendirmek adına yola çıkan <strong>Sosyal Bağış Hareketi</strong> başladı.</p>
<p>Hareket kapsamında aralarında AÇEV, AKUT, ASHOKA, Bilim Kahramanları Derneği, ÇEKÜL, Darüşşafaka Cemiyeti, Hayata Destek Derneği, KAÇUV, KEDV, Koruncuk Vakfı, TEGV, TEMA, TOÇEV, Tohum Otizm Vakfı ve WWF’in bulunduğu <strong>15 STK</strong>’ya Facebook üzerinden bağışlarla destek verilecek.</p>
<p>Her ayın ikinci Perşembe günü bir STK’ya &#8220;Sosyal Bağış Günü&#8221; olarak adanacağı hareketin ilk STK’sı ise<strong> Koruncuk Vakfı</strong> oldu. <strong>13 Nisan Perşembe</strong> günü bağışlar Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı (Koruncuk Vakfı) için vakfın <a href="https://www.facebook.com/KORUNCUKVAKFI/">Facebook sayfası</a> üzerinden toplanacak.</p>
<p><strong>Koruncuk Vakfı herkesi 13 Nisan Perşembe günü bağışa davet ediyor!</strong></p>
<p>38 yıldır korunma ihtiyacında olan çocuklara, yani Koruncuklara çocuk köyleri kuran, onlara çocuk köylerinde aile ve yuva olan, öz güven kazandıran; onları eğitim, spor, sanat ve sosyal anlamda destekleyip gelecekte mutlu ve başarılı bireyler olmasını sağlayan Koruncuk Vakfı, bugüne kadar 300 Koruncuk’u hayata kazandırdı. Vakıf aynı zamanda 28 Koruncuk’un üniversite mezunu olmasını sağladı, 8 spor dalında 141 Koruncuk’a lisans kazandırdı.</p>
<p>Koruncuklar için her küçük bağışın büyük önemi olacağını ifade eden Koruncuk Vakfı Başkanı Figen Özbek, Sosyal Bağış Hareketi ile ilgili &#8220;Biz Koruncuk Vakfı olarak, Koruncuklar için aile, umut ve gelecek olmayı sürdürmek istiyoruz. Şu anda da en büyük hedefimiz, Urla Çocukköyü’müzü Sosyal Bağış Hareketi’nin desteği ile tamamlayabilmek. Küçücük bağışların bir araya gelerek Koruncukların dünyasında ne kadar büyük değişimler yaratacağını biliyoruz, bu nedenle herkesi en samimi dileklerimizle bu hareketi desteklemeye davet ediyoruz. El verin, hayata tutunsunlar!&#8221; çağrısında bulundu.</p>
<p><strong>Nasıl bağış yaparım?</strong></p>
<p>Facebook üzerinden Fonzip veya BKM chatbot altyapılarıyla ya da doğrudan <a href="http://www.koruncuk.org/elverinhayatatutunsun/bagisyapin">Koruncuk’un internet sitesi</a> üzerinden bağış yapabilirsiniz. Koruncuk Vakfı ve Sosyal Bağış Hareketi için kullanılacak hashtagler <strong>#sosyalbağışhareketi</strong>, <strong>#birinizhepimiziçin</strong>, <strong>#elverhayatatutunsun</strong>, <strong>#koruncuk</strong>, <strong>#koruncukköy</strong>, <strong>#herçocuksevgiylebüyümeli</strong> olacak.</p>
<p><strong>Sosyal Bağış Hareketi sosyal medya hesapları</strong></p>
<p><a href="https://www.facebook.com/sosyalbagishareketi">facebook.com/sosyalbagishareketi </a><br />
<a href="https://twitter.com/BagisHareketi">twitter.com/BagisHareketi</a><br />
<a href="https://www.instagram.com/koruncuk/">instagram.com/koruncuk</a></p>
<p><strong>Sosyal Bağış Hareketi Hakkında </strong></p>
<p>Sosyal Bağış Hareketi, başta çocuklar, kadınlar, hayvanlar olmak üzere ihtiyaç sahibi herkese ve doğaya hak ettiği yaşamı sağlayabilmek için mücadele eden, ortaya koydukları ile hepimizin yüreklerini fetheden sivil toplum kuruluşlarını (STK) desteklemek ve sosyal medya dünyasını beğenilerden ve paylaşımlardan bir adım öteye taşımak hayali ile başlatılmıştır. Sosyal Barış Hareketi, dışarıdan bakıldığında çözümsüz görünen sorunlar karşısında &#8220;çaresi var!&#8221; diyen, çözüm için inisiyatif alan, çözümü üreten sivil toplum kuruluşlarını desteklemekte, herkesi de bu kampanyayı desteklemeye davet etmektedir. Türkiye’de bireysel bağış bilincini uyandırmak amacıyla her ayın ikinci perşembe gününü ayın sivil toplum kuruluşuna güç vermek, ihtiyaçlarını karşılamak ve onu cesaretlendirmek için &#8220;<strong>Sosyal Bağış Günü</strong>&#8221; ilan etmiştir.</p>
<p><strong>MarjinalSosyal Hakkında</strong></p>
<p><a href="http://www.marjinal.com.tr/">Marjinal Porter Novelli</a> tarafından 2016 yılında kurulan MarjinalSosyal; nitelikli kurumsal sosyal sorumluluk hizmetleri üretmek için geliştirdiği özgün araçlarla şirketlerin sosyal ve çevresel yatırımlarına yön verecek sosyal stratejiler çıkarmakta, analizler yapmakta ve proje önerileri hazırlamaktadır. Bünyesinde Sivil Toplum Danışma Merkezi kuran MarjinalSosyal, iş sonucu odaklı yatırımlar planlaması ve uygulanması için tam kapsamlı destek hizmetleri üretmektedir.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/duyurular/sosyal-bagis-hareketi-koruncuk-vakfi-ile-basliyor">Sosyal Bağış Hareketi Koruncuk Vakfı ile başlıyor!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6121</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Erkek saldırganlığını besleyen bir arkaik kültür üzerine</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/erkek-saldirganligini-besleyen-bir-arkaik-kultur-uzerine</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2017 11:45:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[arkaik]]></category>
		<category><![CDATA[aşiret]]></category>
		<category><![CDATA[cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[etnik]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[ilkel]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mutant]]></category>
		<category><![CDATA[namus]]></category>
		<category><![CDATA[saldırganlık]]></category>
		<category><![CDATA[tavla]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5240</guid>

					<description><![CDATA[<p>HBT’nin 45. sayısının ana konusu: namus kültürü. Kökenleri, bugünü ve ne yapılması gerektiği üzerine uzman görüşleri. Namus adına ne cinayetler işleniyor, ne ocaklar sönüyor&#8230; Yılda neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor namus uğruna, veya terk ettiği, boşanmak istediği için. Boşansa bile karısını hâlâ  “kendi malı” sanan bir erkek kültürünün dışa vurumu&#8230; Sonuçları mahvedici, hem bir canı ortadan kaldırıyor hem de kendini ve çocuklarını yakıp kül ediyor. Belki daha da vahimi: Toplum da bu ilkel kültürün sürmesine katkıda bulunuyor. En vahimi ve bu kültürün sürdürülmesinde ana etken, aile ve çevrenin “namusunu temizle” baskısı ve cinayeti işleyenin bu sayede “temize çıktığını” sanması! “Namusunu temizlemesi” adeta yaşamı, kendisi, varoluşu için olmazsa olmaz. Kendini yok edici nitelikte olmasına rağmen. Bu açıdan değerlendirildiğinde, namus kültürü cinayetlerine adeta intihara, canlı bomba eylemine denk gelen bir nitelik atfedebiliriz. Hikayesini, konu üzerinde çalışan uluslararası uzmanlar, ve şüphesiz ki Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın görüşlerinden okuyacaksınız. Kişinin “şerefi” ve bunu koruması ile yakından ilgili bu kültürün çeşitli tanımlarını veriyor Reyhan Oksay yaptığı derlemede. “Namus kültürü”nün katı ve yaygın olduğu toplumlarda, arkaik yapı güçlü bir şekilde ayakta. Yani ilk zamanlardan bugüne gelen ataerkil ve feodal ilişkilerin güçlü olduğu ve kapitalist ilişkilerin henüz yeterince tam parçalayamadığı, bireyselleşmeden çok aşiret diyebileceğimiz yapı içinde yaşamın sürdüğü bir yapı. Şüphesiz, kapitalizmin henüz iyi nüfuz edemediği, demokratik devrimlerin yapılamadığı etnik ve mezhepsel güçlü küçük toplumsal yapılar da namus kültürünü durmadan üretiyorlar. Kağıtçıbaşı diyor ki: “Namus cinayetlerini azaltmanın tek yolu geniş kapsamlı bir eğitim. Bu eğitim yalnızca okulla sınırlı kalmamalı. Çocuğun evde tanık olduğu ilişki örnekleri namus konusundaki görüşlerini şekillendirir.” Yani eşitlikçi bir ilişki egemen olmalı. Bir de, namus kültürü ile din kültürü arasında birebir ilişkinin görülmemesi de ilginç bir bulgu. Siz kimsiniz, yoksa hepimiz mutant mıyız?  Gökhan Oral ve Sema Sözer Dabanlıoğlu, toplumun ve insanlığın yaşadığı derin travmayı yazıyor. Ve diyorlar ki “Savaşlar, kitlesel çatışmalar, zorunlu göçler, katliamlar sadece buna maruz kalan nesillere değil, gelecek nesillere de çok zor yükler bindirir; açılan yaraların sarılması bazen yüz yıllar alabilir&#8230;” Travmasız bir toplum ve dünya, herhalde büyük ütopya bu olsa gerek! Sürekli köşelerimizde, geleceğe daha geniş açıdan bakan yazılara dikkatinizi çekeriz. Siz Kimsiniz? Bu köşede “siz bir mutantsınız” bölümü var. Yani siz salt siz değilsiniz! Biyolojik yapınız geçmişlerle, başka canlılarla dolu! “Diğer türlerden gelen genler ve akrabalarınızdan gelen hücreler vücudunuzun içinde yaşar&#8230;” Doğan Kuban, “Değişim de bir yaşam yasasıdır, buna evrim deniyor” diyor yazısında&#8230;  Müfit Akyos, Mustafa Çetiner, Bozkurt Güvenç, Tanol Türkoğlu yine ilginç konularla hepimize katkılarını sürdürüyorlar. Tabii bunların yanı sıra, geçen sayılarımızda yayınladığımız “Satranç ve 7 Hayat Dersi” yazısına, şimdi de “Tavladan Öğrenilecek 7 hayat Dersi” yazısıyla Kamil Karaali katkıda bulunuyor. Beslenme sayfamızı düzenli okuyunuz. Sağlıklı ve bilimsel beslenme üzerine gelişmeleri izliyorsunuz. Bu arada sadece nefesten tanınan 17 hastalık, son araştırma haberleri, evren kadar karmaşık bir yapıya sahip beyine ilk dokunanlardan Cushing’in öyküsü&#8230; Ve daha pek çok konu, hayata, bilime, geleceğe ve bize dair&#8230; Her Cuma geleceği kuruyoruz. Gelecek sayıda yine dolu dolu bilim, kültür ve eleştirel dünyamızda bir arada olmak üzere, hoşça kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/erkek-saldirganligini-besleyen-bir-arkaik-kultur-uzerine">Erkek saldırganlığını besleyen bir arkaik kültür üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HBT’nin 45. sayısının ana konusu: namus kültürü. Kökenleri, bugünü ve ne yapılması gerektiği üzerine uzman görüşleri.</p>
<p>Namus adına ne cinayetler işleniyor, ne ocaklar sönüyor&#8230; Yılda neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor namus uğruna, veya terk ettiği, boşanmak istediği için. Boşansa bile karısını hâlâ  “kendi malı” sanan bir erkek kültürünün dışa vurumu&#8230; Sonuçları mahvedici, hem bir canı ortadan kaldırıyor hem de kendini ve çocuklarını yakıp kül ediyor.</p>
<p>Belki daha da vahimi: Toplum da bu ilkel kültürün sürmesine katkıda bulunuyor. En vahimi ve bu kültürün sürdürülmesinde ana etken, aile ve çevrenin “namusunu temizle” baskısı ve cinayeti işleyenin bu sayede “temize çıktığını” sanması! “Namusunu temizlemesi” adeta yaşamı, kendisi, varoluşu için olmazsa olmaz. Kendini yok edici nitelikte olmasına rağmen. Bu açıdan değerlendirildiğinde, namus kültürü cinayetlerine adeta intihara, canlı bomba eylemine denk gelen bir nitelik atfedebiliriz. Hikayesini, konu üzerinde çalışan uluslararası uzmanlar, ve şüphesiz ki Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın görüşlerinden okuyacaksınız. Kişinin “şerefi” ve bunu koruması ile yakından ilgili bu kültürün çeşitli tanımlarını veriyor <strong>Reyhan Oksay</strong> yaptığı derlemede.</p>
<p>“Namus kültürü”nün katı ve yaygın olduğu toplumlarda, arkaik yapı güçlü bir şekilde ayakta. Yani ilk zamanlardan bugüne gelen ataerkil ve feodal ilişkilerin güçlü olduğu ve kapitalist ilişkilerin henüz yeterince tam parçalayamadığı, bireyselleşmeden çok aşiret diyebileceğimiz yapı içinde yaşamın sürdüğü bir yapı. Şüphesiz, kapitalizmin henüz iyi nüfuz edemediği, demokratik devrimlerin yapılamadığı etnik ve mezhepsel güçlü küçük toplumsal yapılar da namus kültürünü durmadan üretiyorlar.</p>
<p>Kağıtçıbaşı diyor ki: “Namus cinayetlerini azaltmanın tek yolu geniş kapsamlı bir eğitim. Bu eğitim yalnızca okulla sınırlı kalmamalı. Çocuğun evde tanık olduğu ilişki örnekleri namus konusundaki görüşlerini şekillendirir.” Yani eşitlikçi bir ilişki egemen olmalı. Bir de, namus kültürü ile din kültürü arasında birebir ilişkinin görülmemesi de ilginç bir bulgu.</p>
<p><strong>Siz kimsiniz, yoksa hepimiz mutant mıyız?</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Gökhan Oral </strong>ve <strong>Sema Sözer Dabanlıoğlu, </strong>toplumun ve insanlığın yaşadığı derin travmayı yazıyor. Ve diyorlar ki “Savaşlar, kitlesel çatışmalar, zorunlu göçler, katliamlar sadece buna maruz kalan nesillere değil, gelecek nesillere de çok zor yükler bindirir; açılan yaraların sarılması bazen yüz yıllar alabilir&#8230;” Travmasız bir toplum ve dünya, herhalde <strong>büyük ütopya </strong>bu olsa gerek!</p>
<p>Sürekli köşelerimizde, geleceğe daha geniş açıdan bakan yazılara dikkatinizi çekeriz. <strong>Siz Kimsiniz</strong>? Bu köşede “<strong>siz bir mutantsınız</strong>” bölümü var. Yani siz salt siz değilsiniz! Biyolojik yapınız geçmişlerle, başka canlılarla dolu! “<strong>Diğer türlerden gelen genler ve akrabalarınızdan gelen hücreler vücudunuzun içinde yaşar&#8230;”</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>, “Değişim de bir yaşam yasasıdır, buna evrim deniyor” diyor yazısında&#8230;  <strong>Müfit Akyos, Mustafa Çetiner, Bozkurt Güvenç, Tanol Türkoğlu</strong> yine ilginç konularla hepimize katkılarını sürdürüyorlar. Tabii bunların yanı sıra, geçen sayılarımızda yayınladığımız “Satranç ve 7 Hayat Dersi” yazısına, şimdi de “Tavladan Öğrenilecek 7 hayat Dersi” yazısıyla <strong>Kamil Karaali</strong> katkıda bulunuyor.</p>
<p><strong>Beslenme</strong> sayfamızı düzenli okuyunuz. Sağlıklı ve bilimsel beslenme üzerine gelişmeleri izliyorsunuz. Bu arada sadece nefesten tanınan 17 hastalık, son araştırma haberleri, evren kadar karmaşık bir yapıya sahip beyine ilk dokunanlardan Cushing’in öyküsü&#8230; Ve daha pek çok konu, hayata, bilime, geleceğe ve bize dair&#8230;</p>
<p>Her Cuma geleceği kuruyoruz. Gelecek sayıda yine dolu dolu bilim, kültür ve eleştirel dünyamızda bir arada olmak üzere, hoşça kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/erkek-saldirganligini-besleyen-bir-arkaik-kultur-uzerine">Erkek saldırganlığını besleyen bir arkaik kültür üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5240</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çivisi çıkınca dünyanın, korku mu egemen oluyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/civisi-cikinca-dunyanin-korku-mu-egemen-oluyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2016 10:22:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[21. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[esir almak]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[IPNI]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[paris]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[zeliha kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Derin bir bunalım çağında yaşıyoruz. Hayır, sadece ülkemizdeki terörü ile yaşattığı dehşeti ve siyasetin çıkmazlarını kastederek söylemiyoruz bunu. Terörün adeta egemenliği tüm toplumları belirli derecelerde etkiliyor, esir alıyor. Bunun adına, korku da diyebilirsiniz. Bir bunalım çağı. 21. yüzyıl yeni doğumlara gebe mi? Evet, bu sarsıntıdan yeni ve daha insani şeylerin çıkması zorunlu, yoksa bugünkü koşullarla yaşamın evrensel boyutta sürdürülmesi mümkün değil. Artık her ülke, evrensellik içinde bir parça. Dolayısıyla dünya ve tüm ülkeler büyük bir etkileşimde. Terör ve korku. Paris’ten İstanbul’a, Kayseri’ye… Tabii esas dehşet savaş alanlarında sürüyor. Terör mü evrensel bunalımı doğuruyor, yoksa terör evrensel bunalımın bir ürünü, sonucu mu? Bu derinlemesine tartışılması gerekiyor, tartışılıyor da. Terörün bir de toplumsal maliyeti var, insana, topluma, geniş kitlelere, tabii ki siyasete de. Psikiyatri profesörü Kemal Kuşçu ile konuştuk. Nasıl bir toplum olduk, nereye sürükleniyoruz, terör ve yarattığı korku nasıl bir mekanizmayı çalıştırıyor? Davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Siyaset toplumsal korkuyu nasıl kullanıyor? Bunlara yanıt almaya çalıştık. Bu söyleşinin yanında dünya nelerden korkuyor başlığı altındaki büyük grafikte, korku ve duyguların izini sürüyoruz. Ülkelerin en çok duyarlı oldukları korku ne? Google Translate’te Türkçe çeviri Bir de baktık ki Google daha güzel Türkçe konuşmaya başladı. 10 yıldır kullandığı çeviri algoritmasını değiştirince, kullanıcılar büyük bir başarıyla karşılaştılar. Ama hala sorunları büyük. Cem Say bu olayı yazdı. Aziz Sancar, kendi üniversitesinde doktora yapan Zeliha Kılıç’ın iyi bir ödül aldığını duyurunca, biz de Zeliha’ya sayfalarımıza taşıdık. Önemli, çünkü iyi bir matematikçi sivriliyor. Dünyada gizli açlığa çare üretecek çalışmalarıyla uluslararası IPNI ödülü alan bir bilimcimizi tanıtıyoruz: İsmail Çakmak. Başka bir ödüllü bilim insanımız da Melih Acar. Kök hücreler üzerinde derinlemesine çalışmalarıyla kendisinden bahsettiren Acar, şimdi yeni projesine Avrupa’dan önemli bir destek aldı. Melih Acar, BAU sayfasında çalışmalarını anlatıyor. Müfit Akyos, değerli araştırmacılarımızın ülke dışına çıkışını konu ettiği makalesine “Kelebeklerin göçü devam ediyor” başlığını koydu. Doğan Kuban, yine uygarlık ve çağdaşlık konusuna bu kez başka bir açıdan derinlemesine dalarken, Bozkurt Güvenç terör ve demokrasiyi irdeledi. Tanol Türkoğlu’nun “Global dijital isyan”ını mutlaka okuyun. Mustafa Çetiner de bilim dünyamızda çok ilginç bir bilim hırsızlığını gündeme getirdi. HBT kök salıyor. Dursun Kökatmış, mesajında “Yakında HBT okurları bir sivil toplum dayanışmasına dönüşürse, şaşırmayın” diye moral verirken, Amerika’dan Serdar Kıykıoğlu şöyle diyor: &#8220;Her yazıyı zevkle okuyorum&#8221; &#8220;HBT’ye geçen hafta abone oldum. Emin olunuz her yazıyı büyük zevkle okuyorum. Cumhuriyet’te BT ekinin nezih yaklaşımını, ruhunu HBT’ye artırarak taşımışsınız; minnettarım. Söyleyecek, yazacak çok şey var. İzin verirseniz, ileride kafama takılı kalan fikirlerimi sizinle paylaşmak isterim. Arzu ederim ki sizler gibi aydınlarımız sayesinde, ülkemiz bir gün müspet bilimleri benimser; her yere sinmiş olan aymazlık yok olur. İnsanımızı düşünerek, kanıt göstererek konuşmayı, araştırmayı, birbirlerini dinlemeyi öğrenir; doğruyu, bilimi arar, yaratır, uygular hale gelir. İsterim ki her konuda en kısa yoldan, kişisel çıkar aramak yerine, uzun vadeli, birlikte kazanç düşüncesi hâkim olur ve bir gün 1 + 1 = 3 olduğunu herkes fark eder&#8230;” Geleceği kuruyoruz: HBT ile böyle bir iddiamız var ve her Cuma’yı beyin besleme günü ilan edeli çok oldu. Haberiniz var mı? Gelecek Cuma’ya kadar sevgi, dostluk ve barışla kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/civisi-cikinca-dunyanin-korku-mu-egemen-oluyor">Çivisi çıkınca dünyanın, korku mu egemen oluyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Derin bir bunalım çağında yaşıyoruz. Hayır, sadece ülkemizdeki terörü ile yaşattığı dehşeti ve siyasetin çıkmazlarını kastederek söylemiyoruz bunu. Terörün adeta egemenliği tüm toplumları belirli derecelerde etkiliyor, esir alıyor. Bunun adına, korku da diyebilirsiniz.</p>
<p>Bir bunalım çağı. 21. yüzyıl yeni doğumlara gebe mi? Evet, bu sarsıntıdan yeni ve daha insani şeylerin çıkması zorunlu, yoksa bugünkü koşullarla yaşamın evrensel boyutta sürdürülmesi mümkün değil. Artık her ülke, evrensellik içinde bir parça. Dolayısıyla dünya ve tüm ülkeler büyük bir etkileşimde.</p>
<p>Terör ve korku. Paris’ten İstanbul’a, Kayseri’ye… Tabii esas dehşet savaş alanlarında sürüyor.</p>
<p>Terör mü evrensel bunalımı doğuruyor, yoksa terör evrensel bunalımın bir ürünü, sonucu mu?</p>
<p>Bu derinlemesine tartışılması gerekiyor, tartışılıyor da.</p>
<p>Terörün bir de toplumsal maliyeti var, insana, topluma, geniş kitlelere, tabii ki siyasete de. Psikiyatri profesörü Kemal Kuşçu ile konuştuk. Nasıl bir toplum olduk, nereye sürükleniyoruz, terör ve yarattığı korku nasıl bir mekanizmayı çalıştırıyor? Davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Siyaset toplumsal korkuyu nasıl kullanıyor? Bunlara yanıt almaya çalıştık.</p>
<p>Bu söyleşinin yanında dünya nelerden korkuyor başlığı altındaki büyük grafikte, korku ve duyguların izini sürüyoruz. Ülkelerin en çok duyarlı oldukları korku ne?</p>
<p><strong>Google Translate’te Türkçe çeviri</strong></p>
<p>Bir de baktık ki Google daha güzel Türkçe konuşmaya başladı. 10 yıldır kullandığı çeviri algoritmasını değiştirince, kullanıcılar büyük bir başarıyla karşılaştılar. Ama hala sorunları büyük. <strong>Cem Say</strong> bu olayı yazdı.</p>
<p><strong>Aziz Sancar</strong>, kendi üniversitesinde doktora yapan <strong>Zeliha Kılıç</strong>’ın iyi bir ödül aldığını duyurunca, biz de Zeliha’ya sayfalarımıza taşıdık. Önemli, çünkü iyi bir matematikçi sivriliyor.</p>
<p>Dünyada gizli açlığa çare üretecek çalışmalarıyla uluslararası IPNI ödülü alan bir bilimcimizi tanıtıyoruz: <strong>İsmail Çakmak</strong>.</p>
<p>Başka bir ödüllü bilim insanımız da <strong>Melih Acar</strong>. Kök hücreler üzerinde derinlemesine çalışmalarıyla kendisinden bahsettiren Acar, şimdi yeni projesine Avrupa’dan önemli bir destek aldı. Melih Acar, BAU sayfasında çalışmalarını anlatıyor.</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong>, değerli araştırmacılarımızın ülke dışına çıkışını konu ettiği makalesine “Kelebeklerin göçü devam ediyor” başlığını koydu. <strong>Doğan Kuban,</strong> yine uygarlık ve çağdaşlık konusuna bu kez başka bir açıdan derinlemesine dalarken, <strong>Bozkurt Güvenç</strong> terör ve demokrasiyi irdeledi. <strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nun “Global dijital isyan”ını mutlaka okuyun. <strong>Mustafa Çetiner</strong> de bilim dünyamızda çok ilginç bir bilim hırsızlığını gündeme getirdi.</p>
<p>HBT kök salıyor. <strong>Dursun Kökatmış</strong>, mesajında “Yakında HBT okurları bir sivil toplum dayanışmasına dönüşürse, şaşırmayın” diye moral verirken, Amerika’dan <strong>Serdar Kıykıoğlu</strong> şöyle diyor:</p>
<p><strong>&#8220;Her yazıyı zevkle okuyorum&#8221;</strong></p>
<p><em>&#8220;HBT’ye geçen hafta abone oldum. Emin olunuz her yazıyı büyük zevkle okuyorum. Cumhuriyet’te BT ekinin nezih yaklaşımını, ruhunu HBT’ye artırarak taşımışsınız; minnettarım. Söyleyecek, yazacak çok şey var. İzin verirseniz, ileride kafama takılı kalan fikirlerimi sizinle paylaşmak isterim. </em></p>
<p><em>Arzu ederim ki sizler gibi aydınlarımız sayesinde, ülkemiz bir gün müspet bilimleri benimser; her yere sinmiş olan aymazlık yok olur. İnsanımızı düşünerek, kanıt göstererek konuşmayı, araştırmayı, birbirlerini dinlemeyi öğrenir; doğruyu, bilimi arar, yaratır, uygular hale gelir. İsterim ki her konuda en kısa yoldan, kişisel çıkar aramak yerine, uzun vadeli, birlikte kazanç düşüncesi hâkim olur ve bir gün 1 + 1 = 3 olduğunu herkes fark eder&#8230;”</em></p>
<p>Geleceği kuruyoruz: HBT ile böyle bir iddiamız var ve her Cuma’yı beyin besleme günü ilan edeli çok oldu. Haberiniz var mı?</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgi, dostluk ve barışla kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/civisi-cikinca-dunyanin-korku-mu-egemen-oluyor">Çivisi çıkınca dünyanın, korku mu egemen oluyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4798</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hayatın laboratuvarı, üniversite…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/hayatin-laboratuvari-universite</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Sep 2016 08:57:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[laboratuvar]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birçok üniversitede akademik yıl başladı, başlayacak&#8230; ODTÜ’ye başladığım yılı hatırlıyorum. Üniversiteye gittiğim ilk günü. İlk derse girişi, ilk tanıştığım insanı, ilk kız arkadaşımı&#8230; Ring servisini sürekli kaçırdığımdan kış akşamlarının çoğunda rektörlükten A1 kapısına yürüyüşümü. Amerika’ya doktora başvurum kabul edilip de sermeye başladığım okulun son döneminde, saçlar jöleli, en arkada artist artist oturup not bile tutmadığım için, duyanın laboratuvarda atom bombası yaptığımızı zannettiği, “uygulamalı kuantum” dersi hocasının beni tahtada soru çözme düellosuna davet etmesini!.. Ama her şeyden önemlisi aşağı yukarı hayatın her konusunda yaptığım dünya kadar hatayı hatırlıyorum&#8230; Çünkü üniversite böyle bir yerdir arkadaşım. Mümkün mertebe elinden geldiğince her konuda her şeyi denediğin ve bol bol hata yaptığın bir yerdir&#8230; Ve böyle bir lüksü hayatının hiçbir döneminde bir daha bulamayacağın bir yerdir. Aşağı yukarı 12 yaşından beri girdiğin dünya kadar sınavın arasından sıyrılıp adımını attığın, özgürleştiğin bir yerdir. Hayat boyu devam edecek birçok dostluğunun temelinin atılacağı, hobilerinin şekilleneceği, limitlerini ilk keşfetmeye başlayacağın&#8230; Kısacası kendini keşfedeceğin yerdir. Artık yaptığın şeyin ders çalışmak falan olmadığı&#8230; Araştırdığın, öğrendiğin, sorguladığın, tartıştığın yani profesyonel hayata, mesleğine ilk adımı attığın yerdir. Demem o ki hayatın her alanında&#8230; Hem profesyonel hem de özel tarafında, her türlü deneysel çalışmayı, hatayı yapıp, yaşamın geneli düşünüldüğünde inan çok da büyük sonuçlar yaşamayacağın bir laboratuvar ortamıdır üniversite. Ve laboratuvar ortamındaki en büyük başarılar genelde çok fazla sayıda ve ısrarla yapılan denemeler sonucunda ortaya çıkar. O yüzden üniversite hayatına&#8230; Yani gerçek hayatın başlangıcına hoş geldin arkadaşım. Kalbin temiz, aklın açık, davranışların samimi olsun. Bol bol hata yap!.. Sen yeter ki doğru amaçlar için olduğunu bil. Yolun kendiliğinden açık olur. Can GÜRSES / @canitti / can.gurses@sinavuzmani.net www.sinavuzmani.net</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/hayatin-laboratuvari-universite">Hayatın laboratuvarı, üniversite…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok üniversitede akademik yıl başladı, başlayacak&#8230;</p>
<p>ODTÜ’ye başladığım yılı hatırlıyorum.<br />
Üniversiteye gittiğim ilk günü.<br />
İlk derse girişi, ilk tanıştığım insanı, ilk kız arkadaşımı&#8230;<br />
Ring servisini sürekli kaçırdığımdan kış akşamlarının çoğunda rektörlükten A1 kapısına yürüyüşümü.</p>
<p>Amerika’ya doktora başvurum kabul edilip de sermeye başladığım okulun son döneminde, saçlar jöleli, en arkada artist artist oturup not bile tutmadığım için, duyanın laboratuvarda atom bombası yaptığımızı zannettiği, “uygulamalı kuantum” dersi hocasının beni tahtada soru çözme düellosuna davet etmesini!..</p>
<p>Ama her şeyden önemlisi aşağı yukarı hayatın her konusunda yaptığım dünya kadar hatayı hatırlıyorum&#8230;</p>
<p>Çünkü üniversite böyle bir yerdir arkadaşım.</p>
<p>Mümkün mertebe elinden geldiğince her konuda her şeyi denediğin ve bol bol hata yaptığın bir yerdir&#8230; Ve böyle bir lüksü hayatının hiçbir döneminde bir daha bulamayacağın bir yerdir.</p>
<p>Aşağı yukarı 12 yaşından beri girdiğin dünya kadar sınavın arasından sıyrılıp adımını attığın, özgürleştiğin bir yerdir.</p>
<p>Hayat boyu devam edecek birçok dostluğunun temelinin atılacağı, hobilerinin şekilleneceği, limitlerini ilk keşfetmeye başlayacağın&#8230; Kısacası kendini keşfedeceğin yerdir.</p>
<p>Artık yaptığın şeyin ders çalışmak falan olmadığı&#8230; Araştırdığın, öğrendiğin, sorguladığın, tartıştığın yani profesyonel hayata, mesleğine ilk adımı attığın yerdir.</p>
<p>Demem o ki hayatın her alanında&#8230; Hem profesyonel hem de özel tarafında, her türlü deneysel çalışmayı, hatayı yapıp, yaşamın geneli düşünüldüğünde inan çok da büyük sonuçlar yaşamayacağın bir laboratuvar ortamıdır üniversite.</p>
<p>Ve laboratuvar ortamındaki en büyük başarılar genelde çok fazla sayıda ve ısrarla yapılan denemeler sonucunda ortaya çıkar.</p>
<p>O yüzden üniversite hayatına&#8230; Yani gerçek hayatın başlangıcına hoş geldin arkadaşım.</p>
<p>Kalbin temiz, aklın açık, davranışların samimi olsun.</p>
<p>Bol bol hata yap!.. Sen yeter ki doğru amaçlar için olduğunu bil.</p>
<p>Yolun kendiliğinden açık olur.</p>
<p><strong>Can GÜRSES /<a href="https://twitter.com/canitti"> @canitti</a> / <a href="mailto:can.gurses@sinavuzmani.net">can.gurses@sinavuzmani.net </a></strong><br />
<a href="http://www.sinavuzmani.net"><strong>www.sinavuzmani.net</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/hayatin-laboratuvari-universite">Hayatın laboratuvarı, üniversite…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3780</post-id>	</item>
		<item>
		<title>10 adımda akademik hayat</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/10-adimda-akademik-hayat</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Can Gürses]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Sep 2016 10:22:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Can Gürses]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[doktora]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3722</guid>

					<description><![CDATA[<p>İlkokul, lise, lisans, yüksek lisans ve doktora&#8230; Eğitim merdiveninin beş basamağı. Normal bir yaşama kavuşmak için ilk üçü yani ilkokul, lise ve lisans artık psikolojik bariyer zaten. Hatta herkesin o ya da bu şekilde master’lı olduğunu düşünürsek, master yapmak da günümüzde bu psikolojik sınırın içine giriyor. Daha 50 yıl önce herkesin ilkokul mezunu olması önemli bir amaçken artık günümüzde yüksek lisans yapmamış olmak eksiklik sebebi haline gelmiş durumda. Eğitim merdiveninin son basamağı, doktora ise kendini diğerlerinden ayırmış durumda! Çünkü ilkokulu bitir; liseyi, lisansı hatta yüksek lisansı bitir&#8230; Yaptığın şey sadece daha fazla öğrenmek. Doktora yapınca ise artık bilim insanısın! Üniversiteye girme aşamasında tercihlerini belirleme durumunda olan, üniversiteyi bitirip de kendini iş bulma cenderesinin içinde bulan dünya kadar genç insanın kafasından en az bir kez “Akademik hayata gireyim de kendimi garanti altına alayım” düşüncesi geçmiştir. Durun gençler! Kapalı bir kutu olan, hakkında pek bir şey bilmediğiniz doktora yaşamını size çok sevdiğim şu yazıdan (http://www.businessinsider.com/the-illustrated-guide-to-a-phd-2012-3) alıntılayarak basitçe anlatmaya çalışayım, kararınızı sonra verin: 1. İnsanoğlunun günümüze dek eriştiği bilgi seviyesini temsil eden bir daire düşünün: 2. İlkokulu bitirdiğinizde çok temel ancak çok da az şey biliyorsunuzdur: 3. Liseyi bitirdiğinizde biraz daha fazla şey biliyor olursunuz: 4. Üniversiteye girip lisans eğitimini bitirdiğinizde artık bir alanda özelleşirsiniz: 5. Yüksek lisans yapıp özelleştiğiniz alanda biraz daha derine inersiniz: 6. Bilimsel makaleler okumaya başlarsanız özelleştiğiniz alandaki bilgi seviyesinin en uç noktasına kadar ilerlersiniz: 7. Sınıra geldiğinizde artık odaklanmaya başlarsınız: 8. Yıllarınızı sınırı itmekle geçirirsiniz: 9. Ta ki sınırda ufak bir çıkıntı oluşturana dek: İşte sınırdaki bu çıkıntıya ‘doktora’ deniyor! 10. Hâlâ odaklı olduğunuz için kendinizi farklı bir dünyada gibi hissedebilirsiniz ancak geriye çekilip büyük resme tekrar bakarsak: Burası kırılma noktasıdır.Yaptığınız bu çalışmaya bakıp da insanoğlunun eriştiği sınıra kıyasla ne kadar ufak bir iş olduğunu gördüğünüzde, bu ufacık işi yapmak için hayatınızı verdiğinizi fark ettiğinizde, insanoğlunun geldiği sınırı genişletmenize rağmen halen kimse size para vermediğinde (!) ve en önemlisi de alabildiğine geniş bir dairenin sınırındaki ufacık bir noktaya odaklandığınızı anladığınızda&#8230; “Moralim bozulmaz” diyorsanız doktora yapmayı düşünmeye başlayabilirsiniz. Hayatta nereye yöneleceğinize dair tercihleriniz dairelerle açıklanacak kadar basit aslında: Ya dairenin içinde bir çok yöne doğru genişleyecek ancak hiçbir yönde sınıra ulaşmak gibi bir derdin olmayacak ya da kendine tek bir yön seçip o yönde sınırları zorlamak için uğraşacaksın. Tercih bu kadar basit. Can GÜRSES / @canitti / can.gurses@sinavuzmani.net       www.sinavuzmani.net &#160;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/10-adimda-akademik-hayat">10 adımda akademik hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İlkokul, lise, lisans, yüksek lisans ve doktora&#8230; <a href="http://www.radikal.com.tr/index/egitim"><strong>Eğitim</strong></a> merdiveninin beş basamağı. Normal bir yaşama kavuşmak için ilk üçü yani ilkokul, lise ve lisans artık psikolojik bariyer zaten.</p>
<p>Hatta herkesin o ya da bu şekilde master’lı olduğunu düşünürsek, master yapmak da günümüzde bu psikolojik sınırın içine giriyor. Daha 50 yıl önce herkesin ilkokul mezunu olması önemli bir amaçken artık günümüzde yüksek lisans yapmamış olmak eksiklik sebebi haline gelmiş durumda. Eğitim merdiveninin son basamağı, doktora ise kendini diğerlerinden ayırmış durumda! Çünkü ilkokulu bitir; liseyi, lisansı hatta yüksek lisansı bitir&#8230; Yaptığın şey sadece daha fazla öğrenmek.</p>
<p>Doktora yapınca ise artık bilim insanısın!</p>
<p>Üniversiteye girme aşamasında tercihlerini belirleme durumunda olan, üniversiteyi bitirip de kendini iş bulma cenderesinin içinde bulan <a href="http://www.radikal.com.tr/dunya"><strong>dünya</strong></a> kadar <a href="http://www.radikal.com.tr/index/genc"><strong>genç</strong></a> insanın kafasından en az bir kez “Akademik hayata gireyim de kendimi garanti altına alayım” düşüncesi geçmiştir.</p>
<p>Durun gençler! Kapalı bir kutu olan, hakkında pek bir şey bilmediğiniz doktora yaşamını size çok sevdiğim şu yazıdan (<a href="http://www.businessinsider.com/the-illustrated-guide-to-a-phd-2012-3">http://www.businessinsider.com/the-illustrated-guide-to-a-phd-2012-3</a>) alıntılayarak basitçe anlatmaya çalışayım, kararınızı sonra verin:</p>
<p>1. İnsanoğlunun günümüze dek eriştiği bilgi seviyesini temsil eden bir daire düşünün:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3723" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/1-300x226.png" alt="1" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/1-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/1.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /><br />
2. İlkokulu bitirdiğinizde çok temel ancak çok da az şey biliyorsunuzdur:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3724" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/2-300x226.png" alt="2" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/2-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/2.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /><br />
3. Liseyi bitirdiğinizde biraz daha fazla şey biliyor olursunuz:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3727" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/3-300x226.png" alt="3" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/3-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/3.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /><br />
4. Üniversiteye girip lisans eğitimini bitirdiğinizde artık bir alanda özelleşirsiniz:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3725" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/4-300x226.png" alt="4" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/4-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/4.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /><br />
5. Yüksek lisans yapıp özelleştiğiniz alanda biraz daha derine inersiniz:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3726" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/5-300x226.png" alt="5" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/5-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/5.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /><br />
6. Bilimsel makaleler okumaya başlarsanız özelleştiğiniz alandaki bilgi seviyesinin en uç noktasına kadar ilerlersiniz:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3728" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/6-300x226.png" alt="6" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/6-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/6.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /><br />
7. Sınıra geldiğinizde artık odaklanmaya başlarsınız:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3729" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/7-300x226.png" alt="7" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/7-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/7.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /><br />
8. Yıllarınızı sınırı itmekle geçirirsiniz:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3730" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/8-300x226.png" alt="8" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/8-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/8.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /><br />
9. Ta ki sınırda ufak bir çıkıntı oluşturana dek:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3731" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/9-300x226.png" alt="9" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/9-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/9.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /></p>
<p>İşte sınırdaki bu çıkıntıya ‘doktora’ deniyor!</p>
<p>10. Hâlâ odaklı olduğunuz için kendinizi farklı bir dünyada gibi hissedebilirsiniz ancak geriye çekilip büyük resme tekrar bakarsak:<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3732" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/10-300x226.png" alt="10" width="162" height="122" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/10-300x226.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/09/10.png 391w" sizes="auto, (max-width: 162px) 100vw, 162px" /></p>
<p><strong>Burası kırılma noktasıdır.</strong>Yaptığınız bu çalışmaya bakıp da insanoğlunun eriştiği sınıra kıyasla ne kadar ufak bir iş olduğunu gördüğünüzde, bu ufacık işi yapmak için hayatınızı verdiğinizi fark ettiğinizde, insanoğlunun geldiği sınırı genişletmenize rağmen halen kimse size para vermediğinde (!) ve en önemlisi de alabildiğine geniş bir dairenin sınırındaki ufacık bir noktaya odaklandığınızı anladığınızda&#8230; “Moralim bozulmaz” diyorsanız doktora yapmayı düşünmeye başlayabilirsiniz.</p>
<p>Hayatta nereye yöneleceğinize dair tercihleriniz dairelerle açıklanacak kadar basit aslında:</p>
<p>Ya dairenin içinde bir çok yöne doğru genişleyecek ancak hiçbir yönde sınıra ulaşmak gibi bir derdin olmayacak ya da kendine tek bir yön seçip o yönde sınırları zorlamak için uğraşacaksın.</p>
<p>Tercih bu kadar basit.</p>
<p><strong>Can GÜRSES / <a href="https://twitter.com/canitti">@canitti</a> / <a href="mailto:can.gurses@sinavuzmani.net">can.gurses@sinavuzmani.net</a>      </strong><br />
<strong><a href="http://www.sinavuzmani.net">www.sinavuzmani.net</a></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/can-gurses/10-adimda-akademik-hayat">10 adımda akademik hayat</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mitokondrisi bende kaldı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/hande-ozdinler/mitokondrisi-bende-kaldi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hande Özdinler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Aug 2016 10:31:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hande Özdinler]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[mitokondri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3431</guid>

					<description><![CDATA[<p>Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye’ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki bir tohum eker gibi nazikçe, dualarla bıraktık. Bir ömür bitti, annem gitti&#8230; Ama annemin mitokondrisi bende kaldı. Benim hücremde, benim her hücremde annemin mitokondrisi var. Her nefes alışımda, her kalp atışımda, her elimi uzatışımda, her düşüncemin başlangıcında, ne için enerji harcıyorsa bu vücudum işte orda annemin mitokondrisi var. Annem gitti belki ama mitokondrisi bende kaldı&#8230; Enerji santrali, kaynağı anne İnsanın başlangıcı olan o ilk iki hücrenin yumurta olanı büyük ve zengindir. İçinde bir hücrenin yaşaması, çoğalması, değişmesi için gerekli olan her şeye ve bir ömür gerekli olacak enerjiyi üretecek mitokondriye de sahiptir. Mitokondri, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organeldir ve babadan değil, anneden gelir. Anne her çocuğuna enerjisini verir, enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelir. Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez!!! Biz farkında olmadan annelerimizi gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam eder. Ben bunu yazarken ve siz bunu okurken annelerimizin bizlere miras bıraktıkları mitokondrinin ürettiği enerjiyi kullandık farkında mısınız&#8230; En karmaşık yapı Mitokondri hücre içindeki organellerin en karmaşık ve ilginç olanlarından biri. Kendine has DNAsı var, kendine özgü kişiliği var, kendisine has proteinleri var, çalışma mekanizması ve prensibi var. Hem enerji üretir hem hücreyi ölümlerden korur, bölünür, çoğalır, hücre içinde dolaşır, nerede enerji lazım oraya gider. Hücre içinde sanki annemizmiş gibi çalışmaya biz ölünceye kadar devam eder. Ve her kadın mitokondrisini çocuğuna armağan eder, dolayısıyla hayat enerjisi anneden anneye geçer. Bu yüzdendir ki kim nerden gelmiş, kim kimin atası diye insanlık tarihi araştırması yapıldığında erkeğe değil, kadına bakarlar. Analarımızın mitokondri DNA’sına, o DNA’nın nerelere gittiğine, kimlerden kimlere geçtiğine bakarak yaşam enerjisinin haritasını çıkararak bilirler kimiz ve nereden geldik&#8230; Ben bugün laboratuvarımda mikroskopumun başında annemi düşünüyorum. 15 Ağustos sabahı vefat etti annem, elimden bir su tanesi gibi kayıp gitti&#8230; Annem benim vefat etti ama ölmesi mümkün değil, çünkü mitokondrisi bende kaldı&#8230; NOT: Annem Selma Özdinler’in yaptığı hayırseverlikleri devam ettirmek adına 15 Ağustos günü SELMA isimli liseye, annemin de bana verdiği enerjiyi kullanarak uzun bir yol yürüyüp, koşup bağış toplayacağım ve annem adına bağışlayacağım. Eğer katkıda bulunmak isterseniz: https://www.crowdrise.com/remembering-selma-and-helping-selma-high-school Hande Özdinler</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/hande-ozdinler/mitokondrisi-bende-kaldi">Mitokondrisi bende kaldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-3432 alignright" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/08/anne-300x229.jpg" alt="anne" width="300" height="229" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/08/anne-300x229.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/08/anne.jpg 604w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Annem vefat etti, onu yıkadık, pakladık, demir tabuta koyup Türkiye’ye uçakla getirdik. Oğlunun üstüne, eşinin yanına, toprağın içine sanki bir tohum eker gibi nazikçe, dualarla bıraktık. Bir ömür bitti, annem gitti&#8230;</p>
<p>Ama annemin mitokondrisi bende kaldı. Benim hücremde, benim her hücremde annemin mitokondrisi var. Her nefes alışımda, her kalp atışımda, her elimi uzatışımda, her düşüncemin başlangıcında, ne için enerji harcıyorsa bu vücudum işte orda annemin mitokondrisi var. Annem gitti belki ama mitokondrisi bende kaldı&#8230;</p>
<p><strong>Enerji santrali, kaynağı anne</strong></p>
<p>İnsanın başlangıcı olan o ilk iki hücrenin yumurta olanı büyük ve zengindir. İçinde bir hücrenin yaşaması, çoğalması, değişmesi için gerekli olan her şeye ve bir ömür gerekli olacak enerjiyi üretecek mitokondriye de sahiptir.</p>
<p>Mitokondri, hücreye enerji veren, canlı olmasının temelini sağlayan organeldir ve babadan değil, anneden gelir. Anne her çocuğuna enerjisini verir, enerji üretme mekanizmasını verir. Harcanan her enerji annenin çocuğuna verdiği mitokondriden gelir.</p>
<p>Dolayısıyla anneler vefat edebilir ama anneler ölmez!!! Biz farkında olmadan annelerimizi gizli bir şifre gibi her hücremizin içinde taşırız. Annemiz vefat etse de bize enerji vermeye devam eder. Ben bunu yazarken ve siz bunu okurken annelerimizin bizlere miras bıraktıkları mitokondrinin ürettiği enerjiyi kullandık farkında mısınız&#8230;</p>
<p><strong>En karmaşık yapı</strong></p>
<p>Mitokondri hücre içindeki organellerin en karmaşık ve ilginç olanlarından biri. Kendine has DNAsı var, kendine özgü kişiliği var, kendisine has proteinleri var, çalışma mekanizması ve prensibi var. Hem enerji üretir hem hücreyi ölümlerden korur, bölünür, çoğalır, hücre içinde dolaşır, nerede enerji lazım oraya gider.</p>
<p>Hücre içinde sanki annemizmiş gibi çalışmaya biz ölünceye kadar devam eder. Ve her kadın mitokondrisini çocuğuna armağan eder, <strong>dolayısıyla hayat enerjisi anneden anneye geçer</strong>.</p>
<p>Bu yüzdendir ki kim nerden gelmiş, kim kimin atası diye insanlık tarihi araştırması yapıldığında erkeğe değil, kadına bakarlar. Analarımızın mitokondri DNA’sına, o DNA’nın nerelere gittiğine, kimlerden kimlere geçtiğine bakarak yaşam enerjisinin haritasını çıkararak bilirler kimiz ve nereden geldik&#8230;</p>
<p>Ben bugün laboratuvarımda mikroskopumun başında annemi düşünüyorum. 15 Ağustos sabahı vefat etti annem, elimden bir su tanesi gibi kayıp gitti&#8230;</p>
<p>Annem benim vefat etti ama ölmesi mümkün değil, çünkü mitokondrisi bende kaldı&#8230;</p>
<p><strong>NOT:</strong></p>
<p>Annem Selma Özdinler’in yaptığı hayırseverlikleri devam ettirmek adına 15 Ağustos günü SELMA isimli liseye, annemin de bana verdiği enerjiyi kullanarak uzun bir yol yürüyüp, koşup bağış toplayacağım ve annem adına bağışlayacağım. Eğer katkıda bulunmak isterseniz:</p>
<p><a href="https://www.crowdrise.com/remembering-selma-and-helping-selma-high-school">https://www.crowdrise.com/remembering-selma-and-helping-selma-high-school</a></p>
<p><strong>Hande Özdinler</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/hande-ozdinler/mitokondrisi-bende-kaldi">Mitokondrisi bende kaldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3431</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
