<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kalp arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kalp/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kalp</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 11 Feb 2025 14:43:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Anne karnında klasik müzik dinletilen bebeklerin kalp ritimleri düzene giriyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/anne-karninda-klasik-muzik-dinletilen-bebeklerin-kalp-ritimleri-duzene-giriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Feb 2025 14:42:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[fetal]]></category>
		<category><![CDATA[fetüs]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32042</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bebeğe anne karnındayken müzik dinletmek, farklı kültür ve nesiller boyunca sürdürülen bir uygulama. Yeni bir araştırma ise klasik müziğin anne karnındaki kalp atış hızı üzerinde sakinleştirici bir etkiye sahip olabileceğini ortaya koydu. Meksika&#8217;da farklı üniversite ve enstitülerden bir araya gelen araştırma ekibi, klasik müzik ile 3. gebelik ayı başından doğuma kadarki devredeki (fetal) kalp atış hızı değişkenliğini araştırdı. FARKLI KLASİK MÜZİK PARÇALARI İLE DENEME YAPILDI 36 hamile kadın ile çalışan araştırmacılar, çalışma kapsamında anne ve bebeğe Fransız besteci Camille Saint-Saëns&#8217;in &#8220;The Swan&#8221; ve Meksika besteci Abundio Martínez&#8217;in &#8220;Arpa de Oro&#8221; parçalarını dinletti. Harici kalp atış hızı monitörleri kullanarak fetüslerin kalp atış hızlarının sakinleştirici müziğe nasıl tepki verdiğini ölçen araştırmacılar, genel olarak, sakin müziğe maruz kalmanın, fetal kalp atış hızı kalıplarının daha istikrarlı hale gelmesiyle sonuçlandığını keşfetti. Araştırmacılar, rahatlatıcı müzikler, özellikle de klasik müzik dinlemenin, sağlıklı fetal gelişimi desteklemenin basit ve etkili bir yolu olabileceğini kaydetti. Rahatlatıcı müzik dinletilen bebeklerin otonom sinir sisteminin bundan fayda sağlayabileceğini söyleyen araştırmacı Eric Alonso Abarca-Castro, ebeveynlere, bebeklerini sakin klasik müzik dinletme önerisinde bulundu. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/anne-karninda-klasik-muzik-dinletilen-bebeklerin-kalp-ritimleri-duzene-giriyor">Anne karnında klasik müzik dinletilen bebeklerin kalp ritimleri düzene giriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bebeğe anne karnındayken müzik dinletmek, farklı kültür ve nesiller boyunca sürdürülen bir uygulama.</p>
<p>Yeni bir araştırma ise klasik müziğin anne karnındaki kalp atış hızı üzerinde sakinleştirici bir etkiye sahip olabileceğini ortaya koydu.</p>
<p>Meksika&#8217;da farklı üniversite ve enstitülerden bir araya gelen araştırma ekibi, klasik müzik ile 3. gebelik ayı başından doğuma kadarki devredeki (fetal) kalp atış hızı değişkenliğini araştırdı.</p>
<h4>FARKLI KLASİK MÜZİK PARÇALARI İLE DENEME YAPILDI</h4>
<p>36 hamile kadın ile çalışan araştırmacılar, çalışma kapsamında anne ve bebeğe Fransız besteci Camille Saint-Saëns&#8217;in &#8220;The Swan&#8221; ve Meksika besteci Abundio Martínez&#8217;in &#8220;Arpa de Oro&#8221; parçalarını dinletti.</p>
<p>Harici kalp atış hızı monitörleri kullanarak fetüslerin kalp atış hızlarının sakinleştirici müziğe nasıl tepki verdiğini ölçen araştırmacılar, genel olarak, sakin müziğe maruz kalmanın, fetal kalp atış hızı kalıplarının daha istikrarlı hale gelmesiyle sonuçlandığını keşfetti.</p>
<p>Araştırmacılar, rahatlatıcı müzikler, özellikle de klasik müzik dinlemenin, sağlıklı fetal gelişimi desteklemenin basit ve etkili bir yolu olabileceğini kaydetti.</p>
<p>Rahatlatıcı müzik dinletilen bebeklerin otonom sinir sisteminin bundan fayda sağlayabileceğini söyleyen araştırmacı Eric Alonso Abarca-Castro, ebeveynlere, bebeklerini sakin klasik müzik dinletme önerisinde bulundu.</p>
<p><a href="https://interestingengineering.com/health/fetuses-understand-classical-music" target="_blank" rel="noopener"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/anne-karninda-klasik-muzik-dinletilen-bebeklerin-kalp-ritimleri-duzene-giriyor">Anne karnında klasik müzik dinletilen bebeklerin kalp ritimleri düzene giriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32042</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fazla proteinli beslenme damarları sertleştirebilir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/fazla-proteinli-beslenme-damarlari-sertlestirebilir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Apr 2024 08:45:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[damar sertliği]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kalp damar]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[Süt]]></category>
		<category><![CDATA[yumurta]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=31199</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacıları, beslenmede aşırı düzeyde protein tüketiminin, halk arasında “damar sertliği” olarak bilinen ateroskleroz riskini arttırabilecek moleküler bir düzeneği ortaya çıkardı. Araştırma bulguları 19 Şubat tarihinde Nature Metabolism dergisinde yayımlandı. İnsanlar ile fareler üzerinde yapılan deneylerin bir araya getirildiği çalışmada, beslenmede kalori alımının %22’sinden fazlasının proteinden oluşmasının, “aterosklerotik plak” oluşumunda rol oynayan bağışıklık hücrelerinin etkinliğinde bir artışa yol açabileceği ve buna bağlı olarak hastalığa yakalanma olasılığını arttırabileceği görüldü. Araştırmanın baş yazarı olan Pittsburgh Üniversitesi kalp damar hastalıkları uzmanlarından Babak Razani, “Çalışmamız, metabolik sağlığın iyileştirilmesi amacıyla protein alımını arttırmanın her derde deva olmadığını, tam tersine atardamarlara ciddi bir zarar verebileceğini gösteriyor,” diye belirtti. Bu bulgularla beslenme düzenlerinde hastalığa yakalanma riskini azaltacak kesin değişiklikler yapmanın yollarıyla ilgili bir tartışma başlatmayı umduklarını ifade eden Razani, aşırı proteine bel bağlamanın uzun vadede sağlığımız açısından pek de iyi olmayabileceğinin çeşitli araştırmalarla ortaya konduğunun da altını çizdi. Çalışmaya dahil olan Missouri Üniversitesi metabolizma uzmanlarından Bettina Mittendorfen ise damarların düzenindeki “makrofaj” adlı küçük bağışıklık hücrelerinin aterosklerozu tetikleyebileceğini ifade etti. Yapılan çalışma, günlük kalori alımının %22’sinden fazlasının proteinden sağlanmasının, hücresel kalıntıların temizlenmesinden sorumlu olan makrofajları olumsuz yönde etkileyerek zamanla aterosklerotik plak oluşumunu körükleyebileceğini gösterdi. Dolaşımdaki amino asitlerin incelenmesi ise sığır eti, yumurta ve süt gibi hayvansal besinlerde bol miktarda bulunan “lösin” adlı amino asidin anormal makrofaj etkinliğinin ve damar sertliği çekincesinin öncelikli sorumlusu olduğunu ortaya koydu. Buna karşın Razani, proteinin kasları geliştirme gibi yararlarından en üst düzeyde yararlanmamızı sağlayacak gündelik tüketim oranının henüz tam olarak bilinemediğinin altını çizdi. Derleyen: Rita Urgan Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/fazla-proteinli-beslenme-damarlari-sertlestirebilir">Fazla proteinli beslenme damarları sertleştirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacıları, beslenmede aşırı düzeyde protein tüketiminin, halk arasında “damar sertliği” olarak bilinen ateroskleroz riskini arttırabilecek moleküler bir düzeneği ortaya çıkardı. Araştırma bulguları 19 Şubat tarihinde <em>Nature Metabolism</em> dergisinde yayımlandı.</p>
<p>İnsanlar ile fareler üzerinde yapılan deneylerin bir araya getirildiği çalışmada, beslenmede kalori alımının %22’sinden fazlasının proteinden oluşmasının, “aterosklerotik plak” oluşumunda rol oynayan bağışıklık hücrelerinin etkinliğinde bir artışa yol açabileceği ve buna bağlı olarak hastalığa yakalanma olasılığını arttırabileceği görüldü.</p>
<p>Araştırmanın baş yazarı olan Pittsburgh Üniversitesi kalp damar hastalıkları uzmanlarından Babak Razani, “Çalışmamız, metabolik sağlığın iyileştirilmesi amacıyla protein alımını arttırmanın her derde deva olmadığını, tam tersine atardamarlara ciddi bir zarar verebileceğini gösteriyor,” diye belirtti.</p>
<p>Bu bulgularla beslenme düzenlerinde hastalığa yakalanma riskini azaltacak kesin değişiklikler yapmanın yollarıyla ilgili bir tartışma başlatmayı umduklarını ifade eden Razani, aşırı proteine bel bağlamanın uzun vadede sağlığımız açısından pek de iyi olmayabileceğinin çeşitli araştırmalarla ortaya konduğunun da altını çizdi.</p>
<p>Çalışmaya dahil olan Missouri Üniversitesi metabolizma uzmanlarından Bettina Mittendorfen ise damarların düzenindeki “makrofaj” adlı küçük bağışıklık hücrelerinin aterosklerozu tetikleyebileceğini ifade etti.</p>
<p>Yapılan çalışma, günlük kalori alımının %22’sinden fazlasının proteinden sağlanmasının, hücresel kalıntıların temizlenmesinden sorumlu olan makrofajları olumsuz yönde etkileyerek zamanla aterosklerotik plak oluşumunu körükleyebileceğini gösterdi.</p>
<p>Dolaşımdaki amino asitlerin incelenmesi ise sığır eti, yumurta ve süt gibi hayvansal besinlerde bol miktarda bulunan “lösin” adlı amino asidin anormal makrofaj etkinliğinin ve damar sertliği çekincesinin öncelikli sorumlusu olduğunu ortaya koydu.</p>
<p>Buna karşın Razani, proteinin kasları geliştirme gibi yararlarından en üst düzeyde yararlanmamızı sağlayacak gündelik tüketim oranının henüz tam olarak bilinemediğinin altını çizdi.</p>
<p><strong>Derleyen: Rita Urgan</strong></p>
<p><a href="https://scitechdaily.com/leucine-exposed-how-your-high-protein-diet-could-be-hardening-your-arteries/" target="_blank" rel="noopener"><strong>Kaynak </strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/fazla-proteinli-beslenme-damarlari-sertlestirebilir">Fazla proteinli beslenme damarları sertleştirebilir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">31199</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı oturma biçimimizde</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/uzun-ve-saglikli-yasamin-sirri-oturma-bicimimizde</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jun 2023 17:31:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[çömelmek]]></category>
		<category><![CDATA[dinlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[hadza kabilesi]]></category>
		<category><![CDATA[iskelet]]></category>
		<category><![CDATA[kalkmak]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[oturmak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>
		<category><![CDATA[uzanmak]]></category>
		<category><![CDATA[uzun yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29593</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalp, şeker ve kanser hastalıklarına bağlı ölümleri araştıran Harvard Üniversitesi salgın hastalıklar uzmanı I-Min Lee, ortak suçlunun oturmak olduğunu saptamıştı. Son araştırmalar ise işin sırrının oturma biçimimizde olduğunu ortaya koyuyor. İnsanoğlunun önemli icatlarından biri olan sandalye, çekici olduğu kadar tehlikeli mi? Hadza kabilesinin insanları, ne kalp krizi geçiriyor ne de benzeri hastalıkları. Oysa onlar da oturup dinleniyor, hem de bizlerle hemen hemen aynı süreyi dinlenmek için harcıyorlar. Öyleyse işin sırrı ne? Tanzanya’daki Hadza kabilesi gezegenimizdeki son avcı-toplayıcı topluluklardan biri. Hadza insanlarının bir özelliği de, sanayileşmiş ülkelerde yaygın görülen kalp hastalığı ve benzeri rahatsızlıkların onlarda görülmüyor olması. Bu durum bir grup araştırmacıyı Hadzalılar&#8217;ın yaşam biçimini yakından incelemeye yöneltti. Zira kalp krizi, insanoğlunun ölüm nedenleri arasında hala ilk sırada. Ve 2012 yılında sonuçları açıklanan geniş çaplı bir araştırmaya göre suçlu, hareketsizlikti. The Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada, uzun süreli hareketsizliğin dünyada her yıl 5 milyonu aşkın kişinin ölümüne neden olduğuna dikkat çekiliyordu. Bu da, uyuşuk bir yaşamın tıpkı sigara ve obezite gibi sağlığa zarar verebileceği anlamına geliyordu. Saatler boyunca oturmak beden alıştırmalarını hiç aksatmadan yapanların bile yaşamlarını kısaltıyordu. Peki, devinimsizlik, beden alıştırmaları yapsak bile sağlığımıza neden zarar veriyor? Evrim dinlenmeye böylesine kötü tepki veren bir canlıyı neden üretmiş olabilir ki? İşte bu ve benzeri sorulara yanıt arayan bilim insanları Tanzanya’nın kuzeyindeki bu küçük köye giderek kapsamlı bir çalışma ve gözlemler yaptılar. Sonuç şaşırtıcıydı: Avcı-toplayıcıların, sanayileşmiş toplumlardaki insanlardan daha aktif olduğu varsayımına rağmen, Hadza topluluğundakilerin de oturmak ve dinlenmek için ayırdıkları süre diğerlerinden çok da farklı değildi. En belirgin fark oturma biçimlerindeydi. Hadzalılar, avlanma sonrasında evlerine döndüklerinde gölgede oturup bir yandan da ateş yakıp yemeklerini pişiriyor ve dostlarıyla sohbet ediyorlar. Ancak sanayileşmiş ülkelerdeki insanların tersine, oturmak onları hasta etmiyor. Hadzalılar&#8217;ın sırrı ne olabilirdi? Sanayileşmiş ülkelerde uzun süre oturmanın hastalığa neden olduğu yönünde ilk ipuçları 1953 yılında yayımlanan Londra taşıma işçileriyle ilgili bir araştırmadan geldi. Salgın hastalıklar uzmanı Jerry Morris ve arkadaşları günün büyük bir bölümünü oturarak geçiren otobüs sürücüleriyle kentin ünlü çift katlı otobüslerinde merdivenleri inip çıkan biletçileri iki yıl boyunca izledikleri 31,000 denekli araştırmada, sürücülerde kalp ve damar hastalıklarına yakalanma olasılığının biletçilere kıyasla %30 daha yüksek olduğuna ve bu hastalıkların daha genç yaşta ortaya çıkıp, daha kötü sonuçlar doğurduğuna tanık oldular. Postacılarla posta ofisinde masa başı çalışanların kıyaslandığı bir başka araştırma da benzer sonuçları ortaya koyuyordu. Morris kalp hastalığının önlenmesinde fiziksel aktivitenin önemini vurgulayarak beden alıştırmaları çağını başlatmış olsa da, 1990’larda araştırmacılar oturmanın kendi başına sorunlara neden olup olamayacağını merak etmeye başladılar. Nitekim, o dönemde araştırmalar uzun süre oturduklarını belirten insanlarda kalp hastalığına yakalanma ve daha genç yaşta ölme olasılığının daha yüksek olduğuna işaret ediyorlardı. Kütleçekimden yoksun bir ortamın astronotları nasıl etkileyebileceğini araştıran NASA’nın 1950’lerde yaptığı ve deneklerin kimi zaman iki ayı aşkın bir süre boyunca uzandıkları çalışmalar da aynı görüşü destekliyor, bu kişilerin kemiklerinin inceldiğine ve kaslarının güçsüzleştiğine işaret ediyordu. Ancak kandaki trigliserit adı verilen yağların daha yüksek düzeylerde olması gibi, kalp damar hastalıklarını tetikleyebilecek başka beklenmedik etkilere de tanık olunmaktaydı. Uyuşukluğun tehlikeleriyle ilgili kanıtlar ortaya çıktıkça, bunun neden öylesine zararlı olduğu yönünde bir sav da öne sürüldü. Ayakta dururken ve yürürken bacak ve göbek kasları bedenin dik durmasını sağlıyor, sandalye ve yataklar bu kasların devre dışı kalmalarına ve kendilerini salmalarına neden oluyordu. İşin püf noktası kasların etkinliği olabilir mi? Tıp araştırmalarında görüşler genelde kemirgenlerle yapılan deneylerle kanıtlanır. Ancak bir fareden uzun süre oturup TV izlemesi istenemeyeceğinden, Missouri Üniversitesi’nden Marc Hamilton ve arkadaşları farelerin kuyruklarını kafesin tepesindeki bir halkaya bağlayıp arka bacaklarını askıya aldılar. Gövdeyi desteklemek zorunda olmadıklarında arka bacak kaslarının devreden çıktıkları ve kaslara yakıt sağlayan lipoprotein lipaz adlı enzimi daha az ürettikleri görüldü. Bu enzim, molekülleri kaslarda yakılabilen yağlı asitlere dönüştüren ve böylelikle kandan temizleyen, bir trigliserit emicisi işlevini görür. Hamilton’un sıçanlarında kandaki trigliserit düzeyleri kaslar onlara gerek duymadıklarından ve lipoprotein lipaz üretmediklerinden yükseldi. Bunun insanlardaki yansıması da, uzun süre oturmanın kasları devre dışı bırakıp, trigliserit düzeylerinde artışa neden olmasıydı. İnsanlarla yapılan araştırmalar da bu düzeneği destekliyor, daha da önemlisi, oturma süresi kısa bir yürüyüşle kesintiye uğrasa bile, trigliserit düzeylerinin büyük ölçüde azaldığına işaret ediyordu. Uzun süre kesintisiz oturmak kan damarlarının sertleşmesine ve kalp damar hastalıklarına daha duyarlı duruma gelmelerine de neden oluyor, ancak hafif bir etkinlikle oturmaya ara verilmesi damar işlevini yeniden canlandırıyordu. Hadzalılar gün içinde daha az dinlenerek, ya da dinlenme sürelerini ayakta durmak ve yürümek gibi eylemlerle daha sık kesintiye uğratarak uyuşukluğun zararlarından kendilerini koruyor olabilirlerdi. Ne var ki, bu topluluk üyeleriyle yapılan deneyler bir başka olası açıklamayı akla getirmekteydi: Belki de sorun, karşı konulması güç bir çekiciliği olan, sandalyelerdi. Malzemelerin evrimi ilginçtir. Basit çözümler incelikli tasarımların yolunu açarlar. Ancak kimi yeniliklerin ortaya çıkması binlerce yıl alır. Bunun bir örneği olan sandalye de, 5000 yıldan kısa bir geçmişe sahip. Yontma taş dönemindeki avcı-toplayıcı atalarımız sandalye ile hiç tanışmamışlardı. Hadzalılar&#8217;ın bugün de sandalyeleri yok. Ustalıklı oklar, yaylar, su geçirmez evler yapabilen bu insanların ürettikleri eşya, yerde uyumak için oluşturdukları hayvan derisi şilteler. Peki, insanlar kanepe ve koltuksuz nasıl dinlenir? Bu konuyu merak eden ve 1950’lerde seiza adlı geleneksel oturma biçiminin egemen olduğu Tokyo’da eğitmenlik yapan antropolog Gordon Hewes, dünyada uygulanan yaklaşık 1000 insan duruşunu incelediği çalışmasında az eşyalı toplumlarda insanların genelde çömelerek ya da diz çökerek dinlendiklerini ortaya koydu. İnsan evriminin bir parçasını oluşturan çömelme ayağın yukarıya doğru bükülmesine, aşık kemiğinin ve ardından kaval kemiğinin bastırılmasına neden olur. Sıklıkla yinelendiğinde kaval kemiğinde iz bırakır. Paleoantropoloji uzmanları yaklaşık 2 milyon yıl öncesine uzanan Homo erectus fosillerinde bu izlere tanık oldular. Çömelerek dinlenmek Hadzalılar&#8217;da her yaştan insanların çoğunlukla çömelerek dinlendikleri görüldü. Bu da, Hadzalılar&#8217;ın, uyuşukluğun tehlikelerinden nasıl korundukları konusunda, asıl püf noktanın oturma biçimi olabileceği yönünde üçüncü bir varsayımı beraberinde getiriyordu. Tüm bu verilerden yola çıkarak Hadzalılar&#8217;ın kas etkinliği ve beden konumlarını duyarlı aygıtlarla yeniden inceleyen ve birtakım deneyler yapan araştırmacılar, bu insanların -ABD, Hollanda ve Avustralya’dakilerle hemen hemen eşit oranda- her gün yaklaşık 10 saatlerini dinlenerek geçirdiklerine ve dinlenme aralarının da benzerlikler sergilediğine tanık oldular. Gelgelelim, kan profilleri ve kan basınçları onların masa başına bağımlı akranlarından çok daha sağlıklı olduklarını gösteriyordu. Aralarındaki bu fark dinlenme sırasındaki kas etkinliğinden kaynaklanıyordu. Çömelmek ya da diz çökmek, iskemlede oturmaya kıyasla, kasları 5-10 kat daha fazla çalıştırıyor, trigliserit birikimini ve buna bağlı olarak hastalığı önlüyordu. İskemle insanlar için çekici, bir o kadar da tehlikeli bir yenilikti. Bu durumda iskemle ve koltuklardan kurtulmak mı gerekiyor? Çocukluktan beri çömelme alışkanlığına sahip olmayan birinin bunu yapmaya başlaması son derece sancılı ve sıkıntılı olabilir. Hadzalılar da oturarak ya da uzanarak epey bir zaman geçirdiklerinden, oturmaktan tümden kaçınmamız gerekmiyor. Ancak araştırma daha az oturarak ve oturmayı kas devinimini devreye sokacak kısa aralarla keserek kalp ve damar sağlığımızı koruyabileceğimizi gözler önüne seriyor. Bu durumda, evden çalıştığımız ve ekran başında çok daha uzun bir zaman harcadığımız şu günlerde oturma sürelerini daha kısa parçalara bölüp, onlar gibi aktif bir dinlenme duruşuyla çömelmeye çalışarak kalbimizi mutlu edebiliriz. Rita Urgan How changing the way you sit could add years to your life / New Scientist, 15 Temmuz 2020</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/uzun-ve-saglikli-yasamin-sirri-oturma-bicimimizde">Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı oturma biçimimizde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_29595" style="width: 410px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29595" class="wp-image-29595" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/hz.png" alt="" width="400" height="299" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/hz.png 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/06/hz-300x224.png 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><p id="caption-attachment-29595" class="wp-caption-text">Görsel: hadzafund</p></div>
<p>Kalp, şeker ve kanser hastalıklarına bağlı ölümleri araştıran Harvard Üniversitesi salgın hastalıklar uzmanı I-Min Lee, ortak suçlunun oturmak olduğunu saptamıştı. Son araştırmalar ise işin sırrının oturma biçimimizde olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>İnsanoğlunun önemli icatlarından biri olan sandalye, çekici olduğu kadar tehlikeli mi?</p>
<p>Hadza kabilesinin insanları, ne kalp krizi geçiriyor ne de benzeri hastalıkları. Oysa onlar da oturup dinleniyor, hem de bizlerle hemen hemen aynı süreyi dinlenmek için harcıyorlar.</p>
<p><strong>Öyleyse işin sırrı ne?</strong></p>
<p>Tanzanya’daki Hadza kabilesi gezegenimizdeki son avcı-toplayıcı topluluklardan biri. Hadza insanlarının bir özelliği de, sanayileşmiş ülkelerde yaygın görülen kalp hastalığı ve benzeri rahatsızlıkların onlarda görülmüyor olması. Bu durum bir grup araştırmacıyı Hadzalılar&#8217;ın yaşam biçimini yakından incelemeye yöneltti. Zira kalp krizi, insanoğlunun ölüm nedenleri arasında hala ilk sırada. Ve 2012 yılında sonuçları açıklanan geniş çaplı bir araştırmaya göre suçlu, hareketsizlikti.</p>
<p>The Lancet dergisinde yayımlanan araştırmada, uzun süreli hareketsizliğin dünyada her yıl 5 milyonu aşkın kişinin ölümüne neden olduğuna dikkat çekiliyordu. Bu da, uyuşuk bir yaşamın tıpkı sigara ve obezite gibi sağlığa zarar verebileceği anlamına geliyordu. Saatler boyunca oturmak beden alıştırmalarını hiç aksatmadan yapanların bile yaşamlarını kısaltıyordu.</p>
<p>Peki, devinimsizlik, beden alıştırmaları yapsak bile sağlığımıza neden zarar veriyor? Evrim dinlenmeye böylesine kötü tepki veren bir canlıyı neden üretmiş olabilir ki?</p>
<p>İşte bu ve benzeri sorulara yanıt arayan bilim insanları Tanzanya’nın kuzeyindeki bu küçük köye giderek kapsamlı bir çalışma ve gözlemler yaptılar.</p>
<p>Sonuç şaşırtıcıydı: Avcı-toplayıcıların, sanayileşmiş toplumlardaki insanlardan daha aktif olduğu varsayımına rağmen, Hadza topluluğundakilerin de oturmak ve dinlenmek için ayırdıkları süre diğerlerinden çok da farklı değildi. En belirgin fark oturma biçimlerindeydi.</p>
<p>Hadzalılar, avlanma sonrasında evlerine döndüklerinde gölgede oturup bir yandan da ateş yakıp yemeklerini pişiriyor ve dostlarıyla sohbet ediyorlar. Ancak sanayileşmiş ülkelerdeki insanların tersine, oturmak onları hasta etmiyor.</p>
<p><strong>Hadzalılar&#8217;ın sırrı ne olabilirdi?</strong></p>
<p>Sanayileşmiş ülkelerde uzun süre oturmanın hastalığa neden olduğu yönünde ilk ipuçları 1953 yılında yayımlanan Londra taşıma işçileriyle ilgili bir araştırmadan geldi. Salgın hastalıklar uzmanı Jerry Morris ve arkadaşları günün büyük bir bölümünü oturarak geçiren otobüs sürücüleriyle kentin ünlü çift katlı otobüslerinde merdivenleri inip çıkan biletçileri iki yıl boyunca izledikleri 31,000 denekli araştırmada, sürücülerde kalp ve damar hastalıklarına yakalanma olasılığının biletçilere kıyasla %30 daha yüksek olduğuna ve bu hastalıkların daha genç yaşta ortaya çıkıp, daha kötü sonuçlar doğurduğuna tanık oldular. Postacılarla posta ofisinde masa başı çalışanların kıyaslandığı bir başka araştırma da benzer sonuçları ortaya koyuyordu.</p>
<p>Morris kalp hastalığının önlenmesinde fiziksel aktivitenin önemini vurgulayarak beden alıştırmaları çağını başlatmış olsa da, 1990’larda araştırmacılar oturmanın kendi başına sorunlara neden olup olamayacağını merak etmeye başladılar. Nitekim, o dönemde araştırmalar uzun süre oturduklarını belirten insanlarda kalp hastalığına yakalanma ve daha genç yaşta ölme olasılığının daha yüksek olduğuna işaret ediyorlardı.</p>
<p>Kütleçekimden yoksun bir ortamın astronotları nasıl etkileyebileceğini araştıran NASA’nın 1950’lerde yaptığı ve deneklerin kimi zaman iki ayı aşkın bir süre boyunca uzandıkları çalışmalar da aynı görüşü destekliyor, bu kişilerin kemiklerinin inceldiğine ve kaslarının güçsüzleştiğine işaret ediyordu. Ancak kandaki trigliserit adı verilen yağların daha yüksek düzeylerde olması gibi, kalp damar hastalıklarını tetikleyebilecek başka beklenmedik etkilere de tanık olunmaktaydı.</p>
<p>Uyuşukluğun tehlikeleriyle ilgili kanıtlar ortaya çıktıkça, bunun neden öylesine zararlı olduğu yönünde bir sav da öne sürüldü. Ayakta dururken ve yürürken bacak ve göbek kasları bedenin dik durmasını sağlıyor, sandalye ve yataklar bu kasların devre dışı kalmalarına ve kendilerini salmalarına neden oluyordu.</p>
<p><strong>İşin püf noktası kasların etkinliği olabilir mi?</strong></p>
<p>Tıp araştırmalarında görüşler genelde kemirgenlerle yapılan deneylerle kanıtlanır. Ancak bir fareden uzun süre oturup TV izlemesi istenemeyeceğinden, Missouri Üniversitesi’nden Marc Hamilton ve arkadaşları farelerin kuyruklarını kafesin tepesindeki bir halkaya bağlayıp arka bacaklarını askıya aldılar. Gövdeyi desteklemek zorunda olmadıklarında arka bacak kaslarının devreden çıktıkları ve kaslara yakıt sağlayan lipoprotein lipaz adlı enzimi daha az ürettikleri görüldü. Bu enzim, molekülleri kaslarda yakılabilen yağlı asitlere dönüştüren ve böylelikle kandan temizleyen, bir trigliserit emicisi işlevini görür.</p>
<p>Hamilton’un sıçanlarında kandaki trigliserit düzeyleri kaslar onlara gerek duymadıklarından ve lipoprotein lipaz üretmediklerinden yükseldi. Bunun insanlardaki yansıması da, uzun süre oturmanın kasları devre dışı bırakıp, trigliserit düzeylerinde artışa neden olmasıydı.</p>
<p>İnsanlarla yapılan araştırmalar da bu düzeneği destekliyor, daha da önemlisi, oturma süresi kısa bir yürüyüşle kesintiye uğrasa bile, trigliserit düzeylerinin büyük ölçüde azaldığına işaret ediyordu. Uzun süre kesintisiz oturmak kan damarlarının sertleşmesine ve kalp damar hastalıklarına daha duyarlı duruma gelmelerine de neden oluyor, ancak hafif bir etkinlikle oturmaya ara verilmesi damar işlevini yeniden canlandırıyordu.</p>
<p>Hadzalılar gün içinde daha az dinlenerek, ya da dinlenme sürelerini ayakta durmak ve yürümek gibi eylemlerle daha sık kesintiye uğratarak uyuşukluğun zararlarından kendilerini koruyor olabilirlerdi. Ne var ki, bu topluluk üyeleriyle yapılan deneyler bir başka olası açıklamayı akla getirmekteydi: Belki de sorun, karşı konulması güç bir çekiciliği olan, sandalyelerdi.</p>
<p>Malzemelerin evrimi ilginçtir. Basit çözümler incelikli tasarımların yolunu açarlar. Ancak kimi yeniliklerin ortaya çıkması binlerce yıl alır. Bunun bir örneği olan sandalye de, 5000 yıldan kısa bir geçmişe sahip. Yontma taş dönemindeki avcı-toplayıcı atalarımız sandalye ile hiç tanışmamışlardı. Hadzalılar&#8217;ın bugün de sandalyeleri yok. Ustalıklı oklar, yaylar, su geçirmez evler yapabilen bu insanların ürettikleri eşya, yerde uyumak için oluşturdukları hayvan derisi şilteler.</p>
<p><strong>Peki, insanlar kanepe ve koltuksuz nasıl dinlenir?</strong></p>
<p>Bu konuyu merak eden ve 1950’lerde seiza adlı geleneksel oturma biçiminin egemen olduğu Tokyo’da eğitmenlik yapan antropolog Gordon Hewes, dünyada uygulanan yaklaşık 1000 insan duruşunu incelediği çalışmasında az eşyalı toplumlarda insanların genelde çömelerek ya da diz çökerek dinlendiklerini ortaya koydu.</p>
<p>İnsan evriminin bir parçasını oluşturan çömelme ayağın yukarıya doğru bükülmesine, aşık kemiğinin ve ardından kaval kemiğinin bastırılmasına neden olur. Sıklıkla yinelendiğinde kaval kemiğinde iz bırakır. Paleoantropoloji uzmanları yaklaşık 2 milyon yıl öncesine uzanan Homo erectus fosillerinde bu izlere tanık oldular.</p>
<p><strong>Çömelerek dinlenmek</strong></p>
<p>Hadzalılar&#8217;da her yaştan insanların çoğunlukla çömelerek dinlendikleri görüldü. Bu da, Hadzalılar&#8217;ın, uyuşukluğun tehlikelerinden nasıl korundukları konusunda, asıl püf noktanın oturma biçimi olabileceği yönünde üçüncü bir varsayımı beraberinde getiriyordu.</p>
<p>Tüm bu verilerden yola çıkarak Hadzalılar&#8217;ın kas etkinliği ve beden konumlarını duyarlı aygıtlarla yeniden inceleyen ve birtakım deneyler yapan araştırmacılar, bu insanların -ABD, Hollanda ve Avustralya’dakilerle hemen hemen eşit oranda- her gün yaklaşık 10 saatlerini dinlenerek geçirdiklerine ve dinlenme aralarının da benzerlikler sergilediğine tanık oldular. Gelgelelim, kan profilleri ve kan basınçları onların masa başına bağımlı akranlarından çok daha sağlıklı olduklarını gösteriyordu. Aralarındaki bu fark dinlenme sırasındaki kas etkinliğinden kaynaklanıyordu. Çömelmek ya da diz çökmek, iskemlede oturmaya kıyasla, kasları 5-10 kat daha fazla çalıştırıyor, trigliserit birikimini ve buna bağlı olarak hastalığı önlüyordu. İskemle insanlar için çekici, bir o kadar da tehlikeli bir yenilikti.</p>
<p><strong>Bu durumda iskemle ve koltuklardan kurtulmak mı gerekiyor?</strong></p>
<p>Çocukluktan beri çömelme alışkanlığına sahip olmayan birinin bunu yapmaya başlaması son derece sancılı ve sıkıntılı olabilir. Hadzalılar da oturarak ya da uzanarak epey bir zaman geçirdiklerinden, oturmaktan tümden kaçınmamız gerekmiyor. Ancak araştırma daha az oturarak ve oturmayı kas devinimini devreye sokacak kısa aralarla keserek kalp ve damar sağlığımızı koruyabileceğimizi gözler önüne seriyor. Bu durumda, evden çalıştığımız ve ekran başında çok daha uzun bir zaman harcadığımız şu günlerde oturma sürelerini daha kısa parçalara bölüp, onlar gibi aktif bir dinlenme duruşuyla çömelmeye çalışarak kalbimizi mutlu edebiliriz.</p>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p><a href="https://www.newscientist.com/article/mg24732913-000-how-changing-the-way-you-sit-could-add-years-to-your-life/"><strong>How changing the way you sit could add years to your life / New Scientist, 15 Temmuz 2020</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/uzun-ve-saglikli-yasamin-sirri-oturma-bicimimizde">Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı oturma biçimimizde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29593</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2023 05:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[çöp]]></category>
		<category><![CDATA[drone]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[İBB]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[karınca]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kronik ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[meraklı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[metro]]></category>
		<category><![CDATA[raylı sistem]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[trafik uygulamaları]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29326</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul, dünyada bugün en çok metro/raylı sistemin yapıldığı kent. Önceki yönetimin durdurduğu veya iptal ettiği 12 şantiye aktifleştirildi, Yıldız-Mahmutbey, Bostancı-Dudullu metro hatları, Cibali-Alibeyköy Cep Otogarı Tramvay Hattı ve Boğaziçi Ü./Hisarüstü-Aşiyan Füniküler Hattı tamamlandı. 8 tanesinde çalışmalar devam ediyor. İstanbulkart’la yapılan yolculuklar içinde raylı sistemlerin payı %40’ın üzerinde. Taksi, dolmuş ve minibüsler de eklendiğinde raylı sistemlerin toplam içindeki payı %25’lere düşüyor. İstanbul Metrosu Avrupa’da 5. sırada, yapımı süren hatlar tamamlandığında İstanbul’un raylı sistemlerinin toplam uzunluğu 685,26 km’ye ulaşacak ve Paris’i geçerek Avrupa’da 3. sırayı alacak. Peki İstanbul’un ulaşım sorunu çözülecek mi? Raylı sistemlerin kalbi Metro-İstanbul. Peki orada geleceğe yönelik neler planlanıyor? Her şey eskisi gibi dışarıdan mı alınıyor? Metro ARGE-de “yerli ve milli” ne üretiliyor? Trafiği çözmek mi, ulaşımı sağlamak mı? Metro-İstanbul sinyalizasyonda bir dünya markası yolunda ilerliyor mu? Kendi vagonlarını inşada nerede? Bu ve benzeri soruların peşine düştük İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden Metro İstanbul’un karargâhında… Orhan Bursalı, Metro Genel Müdürü Özgür Soy ile konuştu. Konuyu kapağa taşıdık. Kapak fotoğrafı, aynı zamanda fotoğrafçı olan Soy’a ait. Bilişsel yanlılıklarla baş edilebilir mi? Güzel bir soru ve hayli önemli. Politik seçimleri de içeren kritik karar verme süreçlerinde bilinçsiz biçimde başvurduğumuz bilişsel yanlılıklar konusunda literatürde çok sayıda veri olmasına karşın, bu yanlılıkların etkin biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayacak yöntemlere ilişkin bilgiler sınırlı. Özlem Kayım Yıldız ‘Bilişsel çarpıtmaları ortadan kaldırmak için aktif bir çaba ile dürtüsel ve hızlı karar verme süreci baskılanmalı, inançlarımız ve görüşlerimize kuşkuyla yaklaşmalı, kanıtları kritik biçimde değerlendirmeli ve hızlı karar verme dürtümüze direnmeliyiz’ diyor. Benzer bir konuyu Tanol Türkoğlu da işlemiş. Türkoğlu “Bilinci tahrip etmek için iki koldan saldırı-gayret var. Birincisi yoğun bir şekilde nesnel gerçekliği tam yansıtmayan enformasyon bombardımanı. İkincisi de cesurun cesaretini kıracak, çekingeni korkutacak bir söylem modeli. Birkaç hafta sonra yapılacak seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan Z Kuşağı mensuplarına yönelik samimi olmaktan uzak politikacıların yaptıkları da benzer’ diye yazıyor. Doğan Kuban&#8217;ın bu eski yazısı &#8220;Kaya Sınıfı&#8221;. Kuban kaya sınıfını anlatıyor: ‘Cumhuriyeti yok etme zorbalığını durduracak umudun taşıyıcısı kaya sınıfı olacak. Proletarya değil”. Geçen hafta Müfit Akyos’un ‘Demokrasileri otokrasiye taşıyan üçlü: Yolsuzluk, Cezasızlık, Suçluluk” başlıklı yazısını kapağa taşımıştık. Akyos bu hafta Türkiye değerlendirmesini bu bağlamda yaptı: ‘Seçim karar sürecinde en önemli konularımızdan birisi Yolsuzluk-Cezasızlık-Suçluluk olmalıdır’ diyor. Mustafa Çetiner ise sağlıklı olmak için ne tür beslenmemiz gerektiği üzerine bir seri yazının ilkine başladı. Strese giren bitkiler, ses sinyalleri yayıyor Strese giren bitkilerin özel sesler çıkardıkları ortaya çıktı. Bu sesleri biz duyamasak da birçok hayvan işitebiliyor. Üstelik her stres türü ve her bitki türüne ait belli bir ses var. Peki bu sesler nasıl çıkıyor? Dergimizde. ‘İnsanlığa en çok somut katkıda bulunan’ çalışmalara verilen Nobel’lerin tersine, Abel ödüllerinde saf matematiğe, yani uygulama gözetmeden matematiksel zarafet gösteren kanıtlara önem verilmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Dr. Alper Devrim Özkan Abel ödülünü alan Dr. Carafelli’nin öyküsünü yazdı. Beytü’l Hikme, Abbasi halifesi Harun Reşid ve yerine geçen oğlu El-Memun tarafından 800&#8217;lu yıllarda Bağdat’ta kurulan, kütüphane ve çeviri merkezinden oluşan bir bilim merkezi. Eğer 8. yy’da böyle bir merkez kurulmamış olsaydı acaba Antik Mısır, Mezopotamya, Çin, Yunan ve Hindistan’ın bilimsel birikimleri günümüze ulaşır mıydı? Veya ne kadarlık bir kısmı bize ulaşırdı? Kültür Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ogün Öge’nin kaleminden. Çözülebilir bir küresel sorun: Kronik ağrı Kronik ağrıya multidisipliner bir bakış açısıyla yaklaşmak ve tıp fakültelerinde ağrı konusunda daha kapsamlı eğitim ve öğretim verilmesi büyük önem taşıyor. Çöplerimizi uzaya mı atacağız? Sanayi Devrimi’nden bu yana 30 trilyon tonluk öteberi üretmişiz: Gökdelenlerden tutun da köprüler, giysiler, plastik poşetlere varana kadar. Çöpe atınca yok olduğunu sandığımız şeylerin hepsi aslında var olmaya devam ediyor. Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı… Meraklı Köşe’de büyüklere ipucu: Çocuklar yorulunca neden huysuzlaşır? Biliyor muydunuz: 14.000’den fazla türde 4 katrilyon karınca yaşadığı tahmin ediliyor. Peki dünyayı istila eden karıncalar bu derece büyük bir popülasyona ve yaygınlığa ulaşabilmeyi hangi evrimsel süreçlere borçlu? Murat Altaş derledi. Modern dronlar yeni bir çağ başlattı! Dron teknolojisi sadece savunma alanında değil, çeşitli bilimsel gözlemler, afet yönetimi, taşımacılık ve tarım gibi kritik alanlarda da çok önemli roller üstleniyor. Dronların dikkat çeken kullanım alanlarını Batuhan Sarıcan hazırladı. Dev adım: Eşitsizliği azaltırsan küresel nüfus düşer. 2050’de 8.6 milyar ama önlem alınırsa 2100’da 6 milyara düşebilir. Roma Kulübü adı verilen örgütün geliştirdiği 2100 yılı için küresel nüfus tahminleri, Birleşmiş Milletler’in yaptığı tahminlerden daha düşük. Roma Kulübü’nün çalışmasına göre eşitsizliği ve yoksulluğu hafifletmeye yönelik yatırımlar artıkça nüfus artışı daha da azalıyor. Reyhan Oksay derledi. Bilim ve Beslenme’de bu hafta bamya çiçeği var. Kilo düzenleyici ilaçlar yerine bir alternatif olabilir. Bağışıklık sisteminizin güçlü olup olmadığını nasıl anlarsınız? Rita Urgan’ın hazırladığı yazı dizisinde bu hafta&#8230; Kalbimizin kontak anahtarı nedir? Dünyadaki yaşam neden çok küçükleri ve aşırı büyükleri tercih ediyor? Aç bakterilerin daha fazla zehir ürettiğini biliyor muydunuz? Nilgün Özbaşaran Dede’nin Araştırma Gündemi’nde. *** Birbirinden ilginç haberlerle bilim dünyasında bir geziye çıkartıyoruz sizi. Ayrıca ufuk açıcı, başka bir yerde okuyamayacağınız yorum ve değerlendirmelerle, ailenin her bireyinin kendine ilişkin de okuyabileceği yazılar bulacağı bir dergi. Şüphesiz ki daha iyisini yapmaya çalışacağız. Sizlerin desteğiyle! Bilimde ve sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz">İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-29322 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/04/vb.jpg 900w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />İstanbul, dünyada bugün en çok metro/raylı sistemin yapıldığı kent. Önceki yönetimin durdurduğu veya iptal ettiği 12 şantiye aktifleştirildi, Yıldız-Mahmutbey, Bostancı-Dudullu metro hatları, Cibali-Alibeyköy Cep Otogarı Tramvay Hattı ve Boğaziçi Ü./Hisarüstü-Aşiyan Füniküler Hattı tamamlandı. 8 tanesinde çalışmalar devam ediyor. İstanbulkart’la yapılan yolculuklar içinde raylı sistemlerin payı %40’ın üzerinde. Taksi, dolmuş ve minibüsler de eklendiğinde raylı sistemlerin toplam içindeki payı %25’lere düşüyor. İstanbul Metrosu Avrupa’da 5. sırada, yapımı süren hatlar tamamlandığında İstanbul’un raylı sistemlerinin toplam uzunluğu 685,26 km’ye ulaşacak ve Paris’i geçerek Avrupa’da 3. sırayı alacak.</p>
<p>Peki İstanbul’un ulaşım sorunu çözülecek mi? Raylı sistemlerin kalbi Metro-İstanbul. Peki orada geleceğe yönelik neler planlanıyor? Her şey eskisi gibi dışarıdan mı alınıyor? Metro ARGE-de “yerli ve milli” ne üretiliyor? Trafiği çözmek mi, ulaşımı sağlamak mı? Metro-İstanbul sinyalizasyonda bir dünya markası yolunda ilerliyor mu? Kendi vagonlarını inşada nerede? Bu ve benzeri soruların peşine düştük İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraklerinden Metro İstanbul’un karargâhında… Orhan Bursalı, Metro Genel Müdürü Özgür Soy ile konuştu. Konuyu kapağa taşıdık. Kapak fotoğrafı, aynı zamanda fotoğrafçı olan Soy’a ait.</p>
<p><strong>Bilişsel yanlılıklarla baş edilebilir mi?</strong></p>
<p>Güzel bir soru ve hayli önemli. Politik seçimleri de içeren kritik karar verme süreçlerinde bilinçsiz biçimde başvurduğumuz bilişsel yanlılıklar konusunda literatürde çok sayıda veri olmasına karşın, bu yanlılıkların etkin biçimde ortadan kaldırılmasını sağlayacak yöntemlere ilişkin bilgiler sınırlı. Özlem Kayım Yıldız ‘Bilişsel çarpıtmaları ortadan kaldırmak için aktif bir çaba ile dürtüsel ve hızlı karar verme süreci baskılanmalı, inançlarımız ve görüşlerimize kuşkuyla yaklaşmalı, kanıtları kritik biçimde değerlendirmeli ve hızlı karar verme dürtümüze direnmeliyiz’ diyor.</p>
<p>Benzer bir konuyu Tanol Türkoğlu da işlemiş. Türkoğlu “Bilinci tahrip etmek için iki koldan saldırı-gayret var. Birincisi yoğun bir şekilde nesnel gerçekliği tam yansıtmayan enformasyon bombardımanı. İkincisi de cesurun cesaretini kıracak, çekingeni korkutacak bir söylem modeli. Birkaç hafta sonra yapılacak seçimlerde ilk kez oy kullanacak olan Z Kuşağı mensuplarına yönelik samimi olmaktan uzak politikacıların yaptıkları da benzer’ diye yazıyor.</p>
<p>Doğan Kuban&#8217;ın bu eski yazısı &#8220;Kaya Sınıfı&#8221;. Kuban kaya sınıfını anlatıyor: ‘Cumhuriyeti yok etme zorbalığını durduracak umudun taşıyıcısı kaya sınıfı olacak. Proletarya değil”.</p>
<p>Geçen hafta Müfit Akyos’un ‘Demokrasileri otokrasiye taşıyan üçlü: Yolsuzluk, Cezasızlık, Suçluluk” başlıklı yazısını kapağa taşımıştık. Akyos bu hafta Türkiye değerlendirmesini bu bağlamda yaptı: ‘Seçim karar sürecinde en önemli konularımızdan birisi Yolsuzluk-Cezasızlık-Suçluluk olmalıdır’ diyor.</p>
<p>Mustafa Çetiner ise sağlıklı olmak için ne tür beslenmemiz gerektiği üzerine bir seri yazının ilkine başladı.</p>
<p><strong>Strese giren bitkiler, ses sinyalleri yayıyor</strong></p>
<p>Strese giren bitkilerin özel sesler çıkardıkları ortaya çıktı. Bu sesleri biz duyamasak da birçok hayvan işitebiliyor. Üstelik her stres türü ve her bitki türüne ait belli bir ses var. Peki bu sesler nasıl çıkıyor? Dergimizde.</p>
<p>‘İnsanlığa en çok somut katkıda bulunan’ çalışmalara verilen Nobel’lerin tersine, Abel ödüllerinde saf matematiğe, yani uygulama gözetmeden matematiksel zarafet gösteren kanıtlara önem verilmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Dr. Alper Devrim Özkan Abel ödülünü alan Dr. Carafelli’nin öyküsünü yazdı.</p>
<p>Beytü’l Hikme, Abbasi halifesi Harun Reşid ve yerine geçen oğlu El-Memun tarafından 800&#8217;lu yıllarda Bağdat’ta kurulan, kütüphane ve çeviri merkezinden oluşan bir bilim merkezi. Eğer 8. yy’da böyle bir merkez kurulmamış olsaydı acaba Antik Mısır, Mezopotamya, Çin, Yunan ve Hindistan’ın bilimsel birikimleri günümüze ulaşır mıydı? Veya ne kadarlık bir kısmı bize ulaşırdı? Kültür Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Ogün Öge’nin kaleminden.</p>
<p><strong>Çözülebilir bir küresel sorun: Kronik ağrı</strong></p>
<p>Kronik ağrıya multidisipliner bir bakış açısıyla yaklaşmak ve tıp fakültelerinde ağrı konusunda daha kapsamlı eğitim ve öğretim verilmesi büyük önem taşıyor. Çöplerimizi uzaya mı atacağız? Sanayi Devrimi’nden bu yana 30 trilyon tonluk öteberi üretmişiz: Gökdelenlerden tutun da köprüler, giysiler, plastik poşetlere varana kadar. Çöpe atınca yok olduğunu sandığımız şeylerin hepsi aslında var olmaya devam ediyor. Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı… Meraklı Köşe’de büyüklere ipucu: Çocuklar yorulunca neden huysuzlaşır?</p>
<p>Biliyor muydunuz: 14.000’den fazla türde 4 katrilyon karınca yaşadığı tahmin ediliyor. Peki dünyayı istila eden karıncalar bu derece büyük bir popülasyona ve yaygınlığa ulaşabilmeyi hangi evrimsel süreçlere borçlu? Murat Altaş derledi.</p>
<p><strong>Modern dronlar yeni bir çağ başlattı!</strong></p>
<p>Dron teknolojisi sadece savunma alanında değil, çeşitli bilimsel gözlemler, afet yönetimi, taşımacılık ve tarım gibi kritik alanlarda da çok önemli roller üstleniyor. Dronların dikkat çeken kullanım alanlarını Batuhan Sarıcan hazırladı.</p>
<p>Dev adım: Eşitsizliği azaltırsan küresel nüfus düşer. 2050’de 8.6 milyar ama önlem alınırsa 2100’da 6 milyara düşebilir. Roma Kulübü adı verilen örgütün geliştirdiği 2100 yılı için küresel nüfus tahminleri, Birleşmiş Milletler’in yaptığı tahminlerden daha düşük. Roma Kulübü’nün çalışmasına göre eşitsizliği ve yoksulluğu hafifletmeye yönelik yatırımlar artıkça nüfus artışı daha da azalıyor. Reyhan Oksay derledi.</p>
<p>Bilim ve Beslenme’de bu hafta bamya çiçeği var. Kilo düzenleyici ilaçlar yerine bir alternatif olabilir. Bağışıklık sisteminizin güçlü olup olmadığını nasıl anlarsınız? Rita Urgan’ın hazırladığı yazı dizisinde bu hafta&#8230;</p>
<p>Kalbimizin kontak anahtarı nedir? Dünyadaki yaşam neden çok küçükleri ve aşırı büyükleri tercih ediyor? Aç bakterilerin daha fazla zehir ürettiğini biliyor muydunuz? Nilgün Özbaşaran Dede’nin Araştırma Gündemi’nde.</p>
<p>***</p>
<p>Birbirinden ilginç haberlerle bilim dünyasında bir geziye çıkartıyoruz sizi. Ayrıca ufuk açıcı, başka bir yerde okuyamayacağınız yorum ve değerlendirmelerle, ailenin her bireyinin kendine ilişkin de okuyabileceği yazılar bulacağı bir dergi. Şüphesiz ki daha iyisini yapmaya çalışacağız. Sizlerin desteğiyle! Bilimde ve sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulda-ulasim-yarin-nasil-bir-kentte-yasayacagiz">İstanbul’da ulaşım: Yarın nasıl bir kentte yaşayacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29326</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 05:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ahtapot]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[fare]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[meraklı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[mitokondri]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[peynir]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanmayı yavaşlatacak yepyeni bir yaklaşım! Otomobilinizin motorunun zaman içinde eskisi gibi verimli çalışmadığını fark etmek için mühendis olmanıza gerek yok. Aracın kilometresi arttıkça aynı mesafeyi gitmek için her gün daha fazla yakıt tükettiğinizi görüyor ve hafif bir yokuşta bile aracınızın tık nefes hale geldiğini fark ediyorsanız, motoru yenilemeniz gerektiğini biliyor olmalısınız. İnsan beyni de aynı otomobil motorunda olduğu gibi zamanla yıpranıyor. Beyindeki tüm hücrelerde bulunan ve mitokondri denilen mikroskobik yapılar, duygu ve düşüncelerimizin motoru. Yaşlandıkça mitokondriler zihinsel faaliyetleri sürdürmek için gerekli enerjiyi üretmekte yetersiz kalıyorlar. Yaşlı ve hasarlı beyin hücrelerindeki mitokondrilerin enerji üretiminde yetersiz kaldığını keşfeden nörologlar, sağlıklı mitokondri nakli ile beyin hücrelerinin enerji açlığını gidererek beyni gençleştirmeye çalışıyor. Kalp, inme, hatta kısırlık tedavilerinde mitokondri nakli yapıldı ve başarı sağlandı. Şimdi sıra beyinde&#8230; Konu ilginç, kapağa taşıdık. Reyhan Oksay hazırladı. Ve deprem&#8230; Depremin acıları hala taze. Yıkım çok büyük oldu. Ve önümüzde zamanı belli olmasa da daha yaşayacağımız yeni depremler var. Hatalardan ders almak ve bu acıların yeniden yaşanmaması için yapılacaklar da çok. İTÜ eski rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan acil güçlendirmeler konusunda en acil en yapılması gerektiğini yazdı. Evinize yıkım kararı mı alındı? Yeni inşaat öncesi bilmeniz gerekenleri İnşaat Yüksek Mühendisi Necdet Ersoy kaleme aldı. Ersoy bir konut inşaatının yapım aşamalarını, kullanılan malzemeleri, rol alan aktörleri ve çözüm önerilerini basitçe anlatıyor. Türkiye depremi dünyaya ne öğretti? Saygın bilim dergisi Nature’ın 16 Mart tarihli sayısında yer alan “Türkiye’deki deprem bize sismik tahmin konusunda neler söylüyor?” başlıklı makale, depremlerin ne zaman olacağı ile ilgili tahminlerinin hala bilim kurgu malzemesi olduğuna, ama jeologların öngördüğü riski azaltacak önlemlerin alınmasının şart olduğuna dikkat çekiyor. Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz? “Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?” Lale Akarun, Tuğba Tekerek’in Taşra Üniversiteleri kitabından yola çıkarak yazdığı yazısında “Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkar ve kanaatkar çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor” diyor. Doğan Kuban eskimeyen yazısında “Osmanlı’da yokların toplamı, Türkiye’nin bugünkü cehaletine aşağı yukarı eşittir” diyor. Osman Bahadır, Osmanlı aydınlanmasının neden bu kadar yavaş ve sınırlı olmasının nedenlerini sorguluyor. Tanol Türkoğlu Yapay Lüditler başlıklı yazısında yapay zekâ insanları işşiz-işlevsiz bırakacak mı konusunu irdeliyor. Ali Akurgal’ın yazısı hayli ilginç. Akurgal ‘Değerli okurlar; birkaç yazıdır bir devlet yönetiminin nasıl teşviklerle ekonomiye katkıda bulunabileceğini sizlerle tartışıp durdum. Şimdi daha nokta atışı ile sizin nasıl para kazanabileceğinize dair bir bilgi aktaracağım&#8230;’ diyor ve enerji konusundaki deneyimlerini yazıyor. Kanserin küresel maliyeti korkunç 204 ülkede 29 kanser türü üzerine yapılan bir araştırma, kanserin küresel ekonomiye toplam maliyetinin, 2020’den 2050’ye 25,2 trilyon dolara ulaşacağını gösterdi. Özellikle beş kanser türünün, bu maliyetin kabaca yarısını oluşturacağını ortaya koydu. Dünya genelinde diyabet ve obezite hızla artıyor. Ve bundan en fazla sağlıksız ve yetersiz beslenen yoksul ülkeler muzdarip. Batuhan Sarıcan hazırladı. Karanlık madde tartışması Karanlık maddenin peşine düşen bilim insanları, bir ipucu yakalayabilmek için toprağın altına sıvı ksenon tankları gömmek, Antarktika üzerinde balon uçurtmak gibi çok sayıda yaratıcı yöntemler geliştirdi. Ne var ki bugüne dek somut bir kanıta ulaşamadılar. Peki karanlık madde niçin bulunamıyor? Bilim insanları bu gizemli maddeyi bulabilecek mi? Ne zaman bu arayışa son verilecek? Dergimizde. Dronlar artık her yerde. Çekim yapıyor, güzel görüntüler alıyor, hatta taşımacılıkta da kullanılıyor. Ama&#8230; Evet ‘ama’sı da var. Örneğin ABD Hava Kuvvetleri, otonom dronlar için yüz tanıma yazılımı geliştirmeye yönelik bir projeye imza attı. Bu da bireylerin hedef gözetilerek öldürülebileceği konusundaki endişelere yol açıyor. Bir diğer haber kuş doldurma sanatı ile dronlar bir araya getiriyor. İçine dron yerleştirilmiş bir kuş hiç dikkat çekmeden gözetlemede kullanılabilir. 2046’da Dünya’ya çarpma olasılığı yüksek bir asteroit var ve yakından takip ediliyor.  Prostatımı nasıl küçülttüm? Oktay Kaynak ilginç biri. Evrimle ilgili dünyada da izlenen yeni tezleri ile tanıyoruz onu. Bu kez farklı bir deneyimini aktarıyor. Beslenme düzenini değiştirerek prostatını nasıl küçülttüğünü… Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, Bilim Tarihçisi Adrian Berry’nin Scientific Anecdotes kitabından yola çıkarak, ünlü bilim insanı Isaac Newton’un bu kez bilimsel başarılarını değil bilinmeyen yönlerini yazıyor. Yazısının başlığı ‘Isaac Newton’un Kötülükleri”. Dünyayı mizah kurtaracak. Kültür Üniversitesi’nden Elif Kaleli mizahın sosyal ilişkilerdeki rolü üzerine yazdı. Bilim ve Beslenme’de bu hafta tarçının öyküsünü okuyacaksınız. Kalp, diyabet, iltihap, kilo verme, beyin&#8230;Tarçın hepsinde de faydalı. Peki neden? Ve esmer pirinç&#8230; Neden daha sağlıklı? Ahtapotların kaç kalbi var? Hemen söylemeyelim. Yazı çok ilginç. Hayvanlar Dünyası’nda Murat Altaş derledi. Müzik neden anıları çağrıştırır? Müzik, insanların geçmişte yaşadıkları duygusal açıdan olumlu anlarla yeniden bağ kurmalarını sağlayan son derece etkili bir unsur. Bu da, müziğin özellikle sağaltıcı anlamda son derece yararlı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi. Yetersiz uyku beynimizde nelere yol açar? Meraklının Köşesi’nde. Fare peynir sever mi? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. Su dünyamıza nasıl geldi? Yenilenebilir enerjiye yeni bir aday daha..Tatlı insanı olumlu davranışa yöneltiyor… Perm toprağında yeni zombi virüsler&#8230;Ve diğerleri&#8230; Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde. Tayfun Akgül ve Ergun Akleman da mizahlarıyla, çizgileri ile dergimizi her hafta zenginleştiriyorlar. Akleman da Tayfun Akgül gibi Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de bant çiziyordu. Sonra Teksas Üniversitesi&#8217;ne gitti, görsel-grafik sanatlarda profesör oldu. Böylece mizahımız, iki profesöre emanet! Bu özelliği başka bir yayında bulamazsınız! HBT’yi ayrıcalıklı kılan da bunlar&#8230; *** Her hafta yoğun emek ve titizlikle hazırlıyoruz dergiyi, sizlere bir yandan bilim ve teknoloji gündeminden haberler verirken bir yandan da yazarlarımız ve katkıda bulunanlarla yeni görüşleri aktarıyor, tartışma ortamı sağlamaya çalışıyoruz. Herkese keyifli okumalar&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli">Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-29197 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x.jpg 1000w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" /><span style="color: #000000;">Yaşlanmayı yavaşlatacak yepyeni bir yaklaşım!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Otomobilinizin motorunun zaman içinde eskisi gibi verimli çalışmadığını fark etmek için mühendis olmanıza gerek yok. Aracın kilometresi arttıkça aynı mesafeyi gitmek için her gün daha fazla yakıt tükettiğinizi görüyor ve hafif bir yokuşta bile aracınızın tık nefes hale geldiğini fark ediyorsanız, motoru yenilemeniz gerektiğini biliyor olmalısınız. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan beyni de aynı otomobil motorunda olduğu gibi zamanla yıpranıyor. Beyindeki tüm hücrelerde bulunan ve mitokondri denilen mikroskobik yapılar, duygu ve düşüncelerimizin motoru. Yaşlandıkça mitokondriler zihinsel faaliyetleri sürdürmek için gerekli enerjiyi üretmekte yetersiz kalıyorlar. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yaşlı ve hasarlı beyin hücrelerindeki mitokondrilerin enerji üretiminde yetersiz kaldığını keşfeden nörologlar, sağlıklı mitokondri nakli ile beyin hücrelerinin enerji açlığını gidererek beyni gençleştirmeye çalışıyor. Kalp, inme, hatta kısırlık tedavilerinde mitokondri nakli yapıldı ve başarı sağlandı. Şimdi sıra beyinde&#8230; Konu ilginç, kapağa taşıdık. Reyhan Oksay hazırladı.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Ve deprem&#8230;</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Depremin acıları hala taze. Yıkım çok büyük oldu. Ve önümüzde zamanı belli olmasa da daha yaşayacağımız yeni depremler var. Hatalardan ders almak ve bu acıların yeniden yaşanmaması için yapılacaklar da çok. İTÜ eski rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan acil güçlendirmeler konusunda en acil en yapılması gerektiğini yazdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Evinize yıkım kararı mı alındı? Yeni inşaat öncesi bilmeniz gerekenleri İnşaat Yüksek Mühendisi Necdet Ersoy kaleme aldı. Ersoy bir konut inşaatının yapım aşamalarını, kullanılan malzemeleri, rol alan aktörleri ve çözüm önerilerini basitçe anlatıyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Türkiye depremi dünyaya ne öğretti? Saygın bilim dergisi <em>Nature</em>’ın 16 Mart tarihli sayısında yer alan “Türkiye’deki deprem bize sismik tahmin konusunda neler söylüyor?” başlıklı makale, depremlerin ne zaman olacağı ile ilgili tahminlerinin hala bilim kurgu malzemesi olduğuna, ama jeologların öngördüğü riski azaltacak önlemlerin alınmasının şart olduğuna dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz?</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"> “Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?” Lale Akarun, Tuğba Tekerek’in <em>Taşra Üniversiteleri</em> kitabından yola çıkarak yazdığı yazısında “Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkar ve kanaatkar çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor” diyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Doğan Kuban eskimeyen yazısında “Osmanlı’da yokların toplamı, Türkiye’nin bugünkü cehaletine aşağı yukarı eşittir” diyor. Osman Bahadır, Osmanlı aydınlanmasının neden bu kadar yavaş ve sınırlı olmasının nedenlerini sorguluyor. Tanol Türkoğlu <em>Yapay Lüditler</em> başlıklı yazısında yapay zekâ insanları işşiz-işlevsiz bırakacak mı konusunu irdeliyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ali Akurgal’ın yazısı hayli ilginç. Akurgal ‘Değerli okurlar; birkaç yazıdır bir devlet yönetiminin nasıl teşviklerle ekonomiye katkıda bulunabileceğini sizlerle tartışıp durdum. Şimdi daha nokta atışı ile sizin nasıl para kazanabileceğinize dair bir bilgi aktaracağım&#8230;’ diyor ve enerji konusundaki deneyimlerini yazıyor.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Kanserin küresel maliyeti korkunç</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">204 ülkede 29 kanser türü üzerine yapılan bir araştırma, kanserin küresel ekonomiye toplam maliyetinin, 2020’den 2050’ye 25,2 trilyon dolara ulaşacağını gösterdi. Özellikle beş kanser türünün, bu maliyetin kabaca yarısını oluşturacağını ortaya koydu.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünya genelinde diyabet ve obezite hızla artıyor. Ve bundan en fazla sağlıksız ve yetersiz beslenen yoksul ülkeler muzdarip. Batuhan Sarıcan hazırladı. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Karanlık madde tartışması</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Karanlık maddenin peşine düşen bilim insanları, bir ipucu yakalayabilmek için toprağın altına sıvı ksenon tankları gömmek, Antarktika üzerinde balon uçurtmak gibi çok sayıda yaratıcı yöntemler geliştirdi. Ne var ki bugüne dek somut bir kanıta ulaşamadılar. Peki karanlık madde niçin bulunamıyor? Bilim insanları bu gizemli maddeyi bulabilecek mi? Ne zaman bu arayışa son verilecek? Dergimizde. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dronlar artık her yerde. Çekim yapıyor, güzel görüntüler alıyor, hatta taşımacılıkta da kullanılıyor. Ama&#8230; Evet ‘ama’sı da var. Örneğin ABD Hava Kuvvetleri, otonom dronlar için yüz tanıma yazılımı geliştirmeye yönelik bir projeye imza attı. Bu da bireylerin hedef gözetilerek öldürülebileceği konusundaki endişelere yol açıyor. Bir diğer haber kuş doldurma sanatı ile dronlar bir araya getiriyor. İçine dron yerleştirilmiş bir kuş hiç dikkat çekmeden gözetlemede kullanılabilir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">2046’da Dünya’ya çarpma olasılığı yüksek bir asteroit var ve yakından takip ediliyor. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Prostatımı nasıl küçülttüm?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Oktay Kaynak ilginç biri. Evrimle ilgili dünyada da izlenen yeni tezleri ile tanıyoruz onu. Bu kez farklı bir deneyimini aktarıyor. Beslenme düzenini değiştirerek prostatını nasıl küçülttüğünü… </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, Bilim Tarihçisi Adrian Berry’nin Scientific Anecdotes kitabından yola çıkarak, ünlü bilim insanı Isaac Newton’un bu kez bilimsel başarılarını değil bilinmeyen yönlerini yazıyor. Yazısının başlığı ‘Isaac Newton’un Kötülükleri”. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünyayı mizah kurtaracak. Kültür Üniversitesi’nden Elif Kaleli mizahın sosyal ilişkilerdeki rolü üzerine yazdı. Bilim ve Beslenme’de bu hafta tarçının öyküsünü okuyacaksınız. Kalp, diyabet, iltihap, kilo verme, beyin&#8230;Tarçın hepsinde de faydalı. Peki neden? Ve esmer pirinç&#8230; Neden daha sağlıklı? Ahtapotların kaç kalbi var? Hemen söylemeyelim. Yazı çok ilginç. Hayvanlar Dünyası’nda Murat Altaş derledi. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Müzik neden anıları çağrıştırır?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Müzik, insanların geçmişte yaşadıkları duygusal açıdan olumlu anlarla yeniden bağ kurmalarını sağlayan son derece etkili bir unsur. Bu da, müziğin özellikle sağaltıcı anlamda son derece yararlı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yetersiz uyku beynimizde nelere yol açar? Meraklının Köşesi’nde. Fare peynir sever mi? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Su dünyamıza nasıl geldi? Yenilenebilir enerjiye yeni bir aday daha..Tatlı insanı olumlu davranışa yöneltiyor… Perm toprağında yeni zombi virüsler&#8230;Ve diğerleri&#8230; Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tayfun Akgül ve Ergun Akleman da mizahlarıyla, çizgileri ile dergimizi her hafta zenginleştiriyorlar. Akleman da Tayfun Akgül gibi Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de bant çiziyordu. Sonra Teksas Üniversitesi&#8217;ne gitti, görsel-grafik sanatlarda profesör oldu. Böylece mizahımız, iki profesöre emanet! Bu özelliği başka bir yayında bulamazsınız! HBT’yi ayrıcalıklı kılan da bunlar&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">***</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Her hafta yoğun emek ve titizlikle hazırlıyoruz dergiyi, sizlere bir yandan bilim ve teknoloji gündeminden haberler verirken bir yandan da yazarlarımız ve katkıda bulunanlarla yeni görüşleri aktarıyor, tartışma ortamı sağlamaya çalışıyoruz. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Herkese keyifli okumalar&#8230;</span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli">Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29200</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Selfie ile kalp rahatsızlığı tespiti</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/selfie-ile-kalp-rahatsizligi-tespiti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2020 08:03:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çad]]></category>
		<category><![CDATA[CHD]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[European Heart Journal]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kardiyovasküler]]></category>
		<category><![CDATA[selfie]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=19761</guid>

					<description><![CDATA[<p>European Heart Journal’da yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, doktorunuza bir “selfie” göndermek, kalp hastalığını saptamanın ucuz ve basit bir yolu olabilir. Bu çalışma bir ilk. Çünkü bir insanın dört adet yüz fotoğrafını analiz ederek koroner arter hastalığını (CAD) tespit etmek için derin öğrenme algoritması kullanmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Yine de algoritmanın daha fazla geliştirilmesi ve farklı etnik kökenlere sahip daha büyük insan gruplarında test edilmesi gerekiyor. Ancak araştırmacılar, bu teknolojinin genel popülasyon veya yüksek risk grubundaki insanlarda olası kalp hastalığını belirleyebilecek bir tarama aracı olarak kullanılma potansiyeli olduğunu söylüyor. Buradaki bir ön tanı veya şüphe, hastanın ileri klinik araştırmalar için sevk edilebilmesini sağlayabilir. Araştırmayı, Ulusal Kardiyovasküler Hastalıklar Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Zhe Zheng yürütüyor. Zheng, “Bildiğimiz kadarıyla bu, bir kalp hastalığını tespit etmek için yapay zekânın kullanılabileceğini gösteren ilk çalışma. Kalp hastalığı riskini değerlendirmek için kullanılabilecek derin öğrenmeye dayalı bir aracın geliştirilmesine doğru bir adım. Bu teknoloji, daha ileri teşhis testlerine veya klinik çalışmalara rehberlik edebilir.” ifadelerini kullandı. Ne yapıldı? Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi Otomasyon Bölümü Beyin ve Biliş Enstitüsü Direktörü Prof. Xiang-Yang Ji ve meslektaşları, Temmuz 2017 ve Mart 2019 tarihleri ​​arasında Çin’deki sekiz hastaneden 5.796 hastayı araştırmaya kaydederek hastaların koroner anjiyografi veya koroner bilgisayarlı tomografi anjiyografi (CCTA) gibi kan damarları görüntüleme verilerini bilgisayara öğretti. Hastaların %90’ı rastgele eğitim, %10’u ise doğrulama gruplarına ayrıldı. Her bir hastanın dört adet yüz fotoğrafı çekildi: bir önden, iki profil ve bir başın üst görüntüsü. Ayrıca sosyoekonomik durum, yaşam tarzı ve tıbbi geçmiş hakkında veri toplamak için hastalarla görüşüldü. Araştırmacılar, hastaların anjiyogramlarını gözden geçirerek kalp hastalığının derecesini değerlendirdiler. Bu bilgi, derin öğrenme algoritmasını oluşturmak, eğitmek ve doğrulamak için kullanıldı. Araştırmacılar daha sonra algoritmayı, Nisan 2019 ile Temmuz 2019 arasında kayıtlı olan Çin’deki dokuz hastaneden 1.013 hasta üzerinde test etti. Sonuç olarak algoritmanın, kalp hastalığı riskini tahmin etmek için mevcut yöntemleri geride bıraktığını buldular. Algoritma, doğrulama grubundaki vakaların % 80’inde kalp hastalığını doğru bir şekilde tespit etmişti. Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2020/08/200821103853.htm</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/selfie-ile-kalp-rahatsizligi-tespiti">Selfie ile kalp rahatsızlığı tespiti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>European Heart Journal’da yayımlanan yeni bir çalışmaya göre, doktorunuza bir “selfie” göndermek, kalp hastalığını saptamanın ucuz ve basit bir yolu olabilir.</p>
<p>Bu çalışma bir ilk. Çünkü bir insanın dört adet yüz fotoğrafını analiz ederek koroner arter hastalığını (CAD) tespit etmek için derin öğrenme algoritması kullanmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Yine de algoritmanın daha fazla geliştirilmesi ve farklı etnik kökenlere sahip daha büyük insan gruplarında test edilmesi gerekiyor.</p>
<p>Ancak araştırmacılar, bu teknolojinin genel popülasyon veya yüksek risk grubundaki insanlarda olası kalp hastalığını belirleyebilecek bir tarama aracı olarak kullanılma potansiyeli olduğunu söylüyor. Buradaki bir ön tanı veya şüphe, hastanın ileri klinik araştırmalar için sevk edilebilmesini sağlayabilir.</p>
<p>Araştırmayı, Ulusal Kardiyovasküler Hastalıklar Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Zhe Zheng yürütüyor. Zheng, “Bildiğimiz kadarıyla bu, bir kalp hastalığını tespit etmek için yapay zekânın kullanılabileceğini gösteren ilk çalışma. Kalp hastalığı riskini değerlendirmek için kullanılabilecek derin öğrenmeye dayalı bir aracın geliştirilmesine doğru bir adım. Bu teknoloji, daha ileri teşhis testlerine veya klinik çalışmalara rehberlik edebilir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Ne yapıldı?</strong></p>
<p>Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi Otomasyon Bölümü Beyin ve Biliş Enstitüsü Direktörü Prof. Xiang-Yang Ji ve meslektaşları, Temmuz 2017 ve Mart 2019 tarihleri ​​arasında Çin’deki sekiz hastaneden 5.796 hastayı araştırmaya kaydederek hastaların koroner anjiyografi veya koroner bilgisayarlı tomografi anjiyografi (CCTA) gibi kan damarları görüntüleme verilerini bilgisayara öğretti. Hastaların %90’ı rastgele eğitim, %10’u ise doğrulama gruplarına ayrıldı.</p>
<p>Her bir hastanın dört adet yüz fotoğrafı çekildi: bir önden, iki profil ve bir başın üst görüntüsü. Ayrıca sosyoekonomik durum, yaşam tarzı ve tıbbi geçmiş hakkında veri toplamak için hastalarla görüşüldü. Araştırmacılar, hastaların anjiyogramlarını gözden geçirerek kalp hastalığının derecesini değerlendirdiler. Bu bilgi, derin öğrenme algoritmasını oluşturmak, eğitmek ve doğrulamak için kullanıldı.</p>
<p>Araştırmacılar daha sonra algoritmayı, Nisan 2019 ile Temmuz 2019 arasında kayıtlı olan Çin’deki dokuz hastaneden 1.013 hasta üzerinde test etti. Sonuç olarak algoritmanın, kalp hastalığı riskini tahmin etmek için mevcut yöntemleri geride bıraktığını buldular. Algoritma, doğrulama grubundaki vakaların % 80’inde kalp hastalığını doğru bir şekilde tespit etmişti.</p>
<p><strong>Kaynak: </strong><a href="https://www.sciencedaily.com/releases/2020/08/200821103853.htm">https://www.sciencedaily.com/releases/2020/08/200821103853.htm</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/selfie-ile-kalp-rahatsizligi-tespiti">Selfie ile kalp rahatsızlığı tespiti</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19761</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Belalar ve kötülüklerle nasıl yaşayacağız?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/belalar-ve-kotu%cc%88lu%cc%88klerle-nasil-yasayacagiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 14:00:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dijital devrim]]></category>
		<category><![CDATA[hipersonik]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[neandertal]]></category>
		<category><![CDATA[pancar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16768</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın, milletlerin ve haliyle ülkemizin başından bela eksik değil, hem güncel belalar (en son bizdeki deprem ve Çin’den dünyaya yayılan koronavirüs salgını gibi) hem de devler arasında büyük silahlanma yarışının şimdi tırmandığı hipersonik savaş olasılığı&#8230; Güncel iki konudan başlarsak, daha yakın ve acısı içimizi yakan deprem, ülkemizde ağır can ve mal kaybına neden oluyor her zaman. Elazığ depremi için ancak şunu söyleyebiliriz, iyi ki depremin büyüklüğü 6,8’de kaldı. Bir veya iki rakam daha yukarıda gerçekleşseydi (6,9 veya 7), kuşkunuz olmasın hem insan sayısı hem hem yıkılan bina sayısı geometrik olarak katlanarak artardı. Depremlerin bize, topluma ve siyasete öğretemediği tek şey var: Binalar mutlaka en sağlam biçimde yapılmak zorunda. Depremin zarar vereceği, yıkacağı kesin olan ev tipleri öncelikle hemen yıkılmalı ve yeniden inşa edilmeli. Fakat ülkemizde bilimin yol göstericiliğine kulak veren bugüne kadar herhangi bir iktidar tipi biliyor musunuz? Koronavirüs salgınına gelince, üçüncü sayfamızda, eldeki tüm bilgileri derleyip toparladık&#8230; Şunu da belirtelim: Bilinmezliğin olduğu her olayda derhal komplo teorileri ortalığı kaplar. Bu aşağılık teoriler ciddi hiç bir yayında yer bulamaz ama sosyal medyayı en kullanışlı alan olarak kullanır ve sanki dünyadan çok önemli şeyler saklanıyor diye, okur bulur, panik havasını kullanır. Bundan en çok bilim okur yazarlığı az olan ülkeler etkilenir. Ülkemiz bunlardan biridir. En entelektüeller bile bu komplolara iltifat gösterir, çünkü bizde entelektüelliğin bilimsel altyapısı zayıftır. HBT’nin onbinlerce satmamasının nedeni de budur. Bilim altyapısız entelektüellik olmaz. Hipersonik savaş Son yıllarda hipersonik silah yarışı büyük ivme kazandı. Balistik füzeler, ramjet adı verilen aero-termodinamik jet motorları&#8230; Amaç rakiplerin savunma sistemlerine yakalanmayacak, ve büyük hızlarda manevra yapabilme yeteneğine sahip silahlar ve hava taşıtları geliştirmek. Tabii Çin, Rusya ve ABD başı çekiyor. Peki bunlar ne anlama geliyor? Yeni bir “Dehşet dengesi’ mi? Yoksa büyük bir savaş tehlikesi mi? Hangi ülke ne yapıyor? Bu konudaki gelişmeleri kapağa taşıdık. İçinde bulunduğumuz kaygan küresel zeminde kim nerede duruyor biraz anlamak istedik. Reyhan Oksay’ın kaleminden okuyun. Yerküre şu aralar hayli hareketli. Depremlerin yanı sıra volkanik hareketlilik de kaygı yaratıyor. Filipinler’de volkanik Taal adasındaki volkanik hareketliliğin büyük volkanik patlamalarla sürmesinden korkuluyor. Kuban’dan çağrı Doğan Kuban hoca “Tüm vatanseverler ülkenin yakın geleceğini acilen çözüme kavuşturmak üzere düşünmek zorundalar. Günümüzde eşitsizlik derinleşmiş durumda. Dünya tarihi de bu olguyu toplumun temel çekişmesi olarak anlatıyor. Bu, insanın doğal bencilliğinin bir sonucudur. Nüfus artıkça bu kavga daha da büyüyebilir. Acaba insanoğlu sıcaktan kavrulmadan, bencilliğinden vazgeçecek mi?  Bence hayır” diyerek bugünkü hali sorguluyor. Artırılmış İnsan, Hiper Otomasyon, İşlemsel Blok Zinciri, Güçlendirilmiş Sınır Bilişim, Dağıtık Yapılı Bulut Bilişim, Özerk Nesneler&#8230; Şu sıraladıklarımız çok yabancı geliyor değil mi? Hazırlayın kendinizi zira önümüzdeki 10 yıl içinde şu saydığımız bilişim teknolojileri ile dijital dünyamız yeniden alt üst olacak. Erdal Musoğlu’nun kaleminden&#8230; Müfit Akyos da “Bilimin Bütünselliği” başlıklı yazısında insanın kendi yarattığı sorunların çözümünü bilim ve teknolojide aradığını ancak sorunların sadece fen bilimleri ile çözülmesinin mümkün olmadığını sosyal bilimlerle bir bütünsellik içinde ilerlenmesi gerektiğini vurguluyor. Mustafa Çetiner, 200’ncü sayımızla ilgili yazdı. Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de başlayan büyük serüveni anlatıyor. Tanol Türkoğlu, Dijital Adem’in Yaratılışı başlığı altında soruyor: İnsanlaşan makine ile makineleşen insan, 30 yıl sonra karşı karşıya gelip yeni bir yaratılışın öncülüğünü yapabilir mi? Bilgisayarla Yaratılmış Görüntü kısaca CGI teknolojisi artık film endüstrisinin içinde. Onlarca yıl önce hayatını kaybetmiş ünlü aktörleri yeni çekilen filmlerde görmeye başladık. Örneğin James Dean, Audrey Hepburn&#8230; Bu teknoloji nedir? Sayfalarımızda.. İstanbul Kültür Üniversitesi İktisadi ve İdari İlimler Fakültesi’nde Dr. Hasan Bakır giderek yaygınlaşan Bitcoin üzerine yazdı. BAU Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, 40 yılı aşkın hekimlik hekimlik yaşamının bazı özelliklerini yazmaya başladı. İlgiyle okuyacaksınız. Tınaz Titiz sorunların çözümünde karşılaştığımız tıkanıklıkları, direnç noktalarına aşmanın yollarını yazdı 8 maddede.. Bilim ve Beslenme sayfamızda bu hafta antioksidan deposu Pancar var. Kadınların kalp damarlarının erkeklerden daha erken yaşlandığı; ısınan deniz suyunun martıları nasıl öldürdüğü, Neandertal insanının Akdeniz’de istiridye topladığı&#8230; Araştırma Gündemi&#8217;nde.. Hayvanlar Dünyası sayfamızda bu hafta yok olma noktasında olan bir gergedan türünü kurtarma çabalarını okuyacaksınız. Bir de balinaların kimi zaman karaya vurmalarının nedenini&#8230; HBT, bilim okuryazarlığının haftalık güncesi.. Okuyacağız, yayacağız.. Geleceğimizi kuracağız.. Sevgi ve dostlukla ve bilimde kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/belalar-ve-kotu%cc%88lu%cc%88klerle-nasil-yasayacagiz">Belalar ve kötülüklerle nasıl yaşayacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-16764" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/201-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/201-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/201-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/201.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Dünyanın, milletlerin ve haliyle ülkemizin başından bela eksik değil, hem güncel belalar (en son bizdeki deprem ve Çin’den dünyaya yayılan koronavirüs salgını gibi) hem de devler arasında büyük silahlanma yarışının şimdi tırmandığı hipersonik savaş olasılığı&#8230;</p>
<p>Güncel iki konudan başlarsak, daha yakın ve acısı içimizi yakan deprem, ülkemizde ağır can ve mal kaybına neden oluyor her zaman. Elazığ depremi için ancak şunu söyleyebiliriz, iyi ki depremin büyüklüğü 6,8’de kaldı. Bir veya iki rakam daha yukarıda gerçekleşseydi (6,9 veya 7), kuşkunuz olmasın hem insan sayısı hem hem yıkılan bina sayısı geometrik olarak katlanarak artardı.</p>
<p><strong>Deprem</strong>lerin bize, topluma ve siyasete öğretemediği tek şey var: Binalar mutlaka en sağlam biçimde yapılmak zorunda. Depremin zarar vereceği, yıkacağı kesin olan ev tipleri öncelikle hemen yıkılmalı ve yeniden inşa edilmeli. Fakat ülkemizde bilimin yol göstericiliğine kulak veren bugüne kadar herhangi bir iktidar tipi biliyor musunuz?</p>
<p><strong>Koronavirüs</strong> salgınına gelince, üçüncü sayfamızda, eldeki tüm bilgileri derleyip toparladık&#8230; Şunu da belirtelim: Bilinmezliğin olduğu her olayda derhal komplo teorileri ortalığı kaplar. Bu aşağılık teoriler ciddi hiç bir yayında yer bulamaz ama sosyal medyayı en kullanışlı alan olarak kullanır ve sanki dünyadan çok önemli şeyler saklanıyor diye, okur bulur, panik havasını kullanır.</p>
<p>Bundan en çok bilim okur yazarlığı az olan ülkeler etkilenir. Ülkemiz bunlardan biridir. En entelektüeller bile bu komplolara iltifat gösterir, çünkü bizde entelektüelliğin bilimsel altyapısı zayıftır. HBT’nin onbinlerce satmamasının nedeni de budur. Bilim altyapısız entelektüellik olmaz.</p>
<p><strong>Hipersonik savaş</strong></p>
<p>Son yıllarda hipersonik silah yarışı büyük ivme kazandı. Balistik füzeler, ramjet adı verilen aero-termodinamik jet motorları&#8230; Amaç rakiplerin savunma sistemlerine yakalanmayacak, ve büyük hızlarda manevra yapabilme yeteneğine sahip silahlar ve hava taşıtları geliştirmek. Tabii Çin, Rusya ve ABD başı çekiyor.</p>
<p>Peki bunlar ne anlama geliyor? Yeni bir “Dehşet dengesi’ mi? Yoksa büyük bir savaş tehlikesi mi? Hangi ülke ne yapıyor? Bu konudaki gelişmeleri kapağa taşıdık. İçinde bulunduğumuz kaygan küresel zeminde kim nerede duruyor biraz anlamak istedik. <strong>Reyhan Oksay</strong>’ın kaleminden okuyun.</p>
<p>Yerküre şu aralar hayli hareketli. Depremlerin yanı sıra volkanik hareketlilik de kaygı yaratıyor. Filipinler’de volkanik Taal adasındaki volkanik hareketliliğin büyük volkanik patlamalarla sürmesinden korkuluyor.</p>
<p><strong>Kuban’dan çağrı</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca “Tüm vatanseverler ülkenin yakın geleceğini acilen çözüme kavuşturmak üzere düşünmek zorundalar. Günümüzde eşitsizlik derinleşmiş durumda. Dünya tarihi de bu olguyu toplumun temel çekişmesi olarak anlatıyor. Bu, insanın doğal bencilliğinin bir sonucudur. Nüfus artıkça bu kavga daha da büyüyebilir. Acaba insanoğlu sıcaktan kavrulmadan, bencilliğinden vazgeçecek mi?  Bence hayır” diyerek bugünkü hali sorguluyor.</p>
<p>Artırılmış İnsan, Hiper Otomasyon, İşlemsel Blok Zinciri, Güçlendirilmiş Sınır Bilişim, Dağıtık Yapılı Bulut Bilişim, Özerk Nesneler&#8230; Şu sıraladıklarımız çok yabancı geliyor değil mi? Hazırlayın kendinizi zira önümüzdeki 10 yıl içinde şu saydığımız bilişim teknolojileri ile dijital dünyamız yeniden alt üst olacak. <strong>Erdal Musoğlu</strong>’nun kaleminden&#8230;</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong> da “Bilimin Bütünselliği” başlıklı yazısında insanın kendi yarattığı sorunların çözümünü bilim ve teknolojide aradığını ancak sorunların sadece fen bilimleri ile çözülmesinin mümkün olmadığını sosyal bilimlerle bir bütünsellik içinde ilerlenmesi gerektiğini vurguluyor.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong>, 200’ncü sayımızla ilgili yazdı. Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de başlayan büyük serüveni anlatıyor. <strong>Tanol Türkoğlu, </strong>Dijital Adem’in Yaratılışı başlığı altında soruyor: İnsanlaşan makine ile makineleşen insan, 30 yıl sonra karşı karşıya gelip yeni bir yaratılışın öncülüğünü yapabilir mi?</p>
<p>Bilgisayarla Yaratılmış Görüntü kısaca CGI teknolojisi artık film endüstrisinin içinde. Onlarca yıl önce hayatını kaybetmiş ünlü aktörleri yeni çekilen filmlerde görmeye başladık. Örneğin <strong>James Dean, Audrey Hepburn</strong>&#8230; Bu teknoloji nedir? Sayfalarımızda..</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi İktisadi ve İdari İlimler Fakültesi’nde <strong>Dr. Hasan Bakır</strong> giderek yaygınlaşan Bitcoin üzerine yazdı. BAU Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, 40 yılı aşkın hekimlik hekimlik yaşamının bazı özelliklerini yazmaya başladı. İlgiyle okuyacaksınız.</p>
<p><strong>Tınaz Titiz</strong> sorunların çözümünde karşılaştığımız tıkanıklıkları, direnç noktalarına aşmanın yollarını yazdı 8 maddede.. Bilim ve Beslenme sayfamızda bu hafta antioksidan deposu Pancar var. Kadınların kalp damarlarının erkeklerden daha erken yaşlandığı; ısınan deniz suyunun martıları nasıl öldürdüğü, Neandertal insanının Akdeniz’de istiridye topladığı&#8230; Araştırma Gündemi&#8217;nde..</p>
<p>Hayvanlar Dünyası sayfamızda bu hafta yok olma noktasında olan bir gergedan türünü kurtarma çabalarını okuyacaksınız. Bir de balinaların kimi zaman karaya vurmalarının nedenini&#8230;</p>
<p>HBT, bilim okuryazarlığının haftalık güncesi.. Okuyacağız, yayacağız.. Geleceğimizi kuracağız..</p>
<p>Sevgi ve dostlukla ve bilimde kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/belalar-ve-kotu%cc%88lu%cc%88klerle-nasil-yasayacagiz">Belalar ve kötülüklerle nasıl yaşayacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16768</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 201. Sayı – 31 Ocak 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-201-sayi-31-ocak-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jan 2020 12:29:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dijital devrim]]></category>
		<category><![CDATA[hipersonik]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[neandertal]]></category>
		<category><![CDATA[pancar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlanmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16763</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hipersonik silahlar: Yeni bir dehşet dengesi mi, yoksa büyük savaş tehlikesi mi? Koronavirüs küresel bir salgına dönüşebilir mi? Sağ-Sol &#8211; Doğan Kuban Dijital “Adem’in yaratılışı” &#8211; Tanol Türkoğlu Bilimin bütünselliği &#8211; Müfit Akyos On yılda dijital hayatımız yeniden değişecek &#8211; Erdal Musoğlu 200. sayımız &#8211; Mustafa Çetiner Toprak Dede’nin ardından&#8230; &#8211; Özlem Yüzak Suskun fayın kırılması, bu KAF ve DAF nereden çıktı? &#8211; Orhan Bursalı Çözüme ulaşmada 8 sağlam nokta &#8211; Tınaz Titiz Özel bir meslek, yitik bir sanat, düşünmeye davet (1) &#8211; Kadircan Keskinbora Ekonomi, Teknoloji ve Bitcoin &#8211; Hasan Bakır Demir takviyesi için doğru adres: Pancar Kadınların beyni aynı yaştaki erkeklerden daha genç Kadının kalp damarları daha erken yaşlanıyor Neandertaller, Akdeniz’de istiridye toplamışlar Isınan deniz suyu, martıları öldürdü Kanser kaynaklı ölüm oranları düşüyor Filipinler’de büyük volkanik patlamalardan korkuluyor Ozon tabakasını incelten gazlar Arktik’teki ısınmayı tetiklemiş olabilir Alışkanlıklarda küçük değişiklikler büyük yararlar (2): Tuvalet alışkanlıklarında küçük değişiklikler Meslek başarısında şansın payı %50 Üretilen embriyolarla bir gergedan türünü kurtarma çabası Balinaların karaya vurmasının nedeni Güneş fırtınaları olabilir Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-201-sayi-31-ocak-2020">HBT Dergi 201. Sayı – 31 Ocak 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-16764" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/201-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/201-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/201-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/01/201.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Hipersonik silahlar: Yeni bir dehşet dengesi mi, yoksa büyük savaş tehlikesi mi?<br />
Koronavirüs küresel bir salgına dönüşebilir mi?<br />
Sağ-Sol &#8211; Doğan Kuban<br />
Dijital “Adem’in yaratılışı” &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Bilimin bütünselliği &#8211; Müfit Akyos<br />
On yılda dijital hayatımız yeniden değişecek &#8211; Erdal Musoğlu<br />
200. sayımız &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Toprak Dede’nin ardından&#8230; &#8211; Özlem Yüzak<br />
Suskun fayın kırılması, bu KAF ve DAF nereden çıktı? &#8211; Orhan Bursalı<br />
Çözüme ulaşmada 8 sağlam nokta &#8211; Tınaz Titiz<br />
Özel bir meslek, yitik bir sanat, düşünmeye davet (1) &#8211; Kadircan Keskinbora<br />
Ekonomi, Teknoloji ve Bitcoin &#8211; Hasan Bakır<br />
Demir takviyesi için doğru adres: Pancar<br />
Kadınların beyni aynı yaştaki erkeklerden daha genç<br />
Kadının kalp damarları daha erken yaşlanıyor<br />
Neandertaller, Akdeniz’de istiridye toplamışlar<br />
Isınan deniz suyu, martıları öldürdü<br />
Kanser kaynaklı ölüm oranları düşüyor<br />
Filipinler’de büyük volkanik patlamalardan korkuluyor<br />
Ozon tabakasını incelten gazlar Arktik’teki ısınmayı tetiklemiş olabilir<br />
Alışkanlıklarda küçük değişiklikler büyük yararlar (2): Tuvalet alışkanlıklarında küçük değişiklikler<br />
Meslek başarısında şansın payı %50<br />
Üretilen embriyolarla bir gergedan türünü kurtarma çabası<br />
Balinaların karaya vurmasının nedeni Güneş fırtınaları olabilir</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-201-sayi-31-ocak-2020">HBT Dergi 201. Sayı – 31 Ocak 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16763</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2019 Nobel Ödülleri: Fizik, kimya ve tıp ödüllerinde yine kadın yok</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/2019-nobel-odulleri-fizik-kimya-ve-tip-odullerinde-yine-kadin-yok</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Oct 2019 14:00:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[5G]]></category>
		<category><![CDATA[asteroit]]></category>
		<category><![CDATA[bill gates]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[uygar yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vejetaryen beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15610</guid>

					<description><![CDATA[<p>2019 Nobel ödüllerini kazananların isimleri geçen hafta açıkladı. Edebiyat Ödülü’nü Avusturyalı yazar Peter Handke ile paylaşan Polonyalı yazar Olga Tokarczuk ve Ekonomi Ödülü’nü kazanan üç ekonomistten bir olan Esther Duflo’nun dışında fizik, kimya ve tıp dallarında yine kadın yok. Bu kimseyi şaşırtmadı. Zira 1901’den bu yana ödül alan 900’den fazla kişinin içerisinde yalnızca 50’si kadın. Cinsiyet eşitliği konusunda Nobel Komitesi’nin karnesi zayıf. Geçen yıl Donna Strickland fizik ödülüne layık görüldüğünde fizik dalında 54 yıllık erkek egemenliğini yıkmış ve 188 yıl boyunca ödüle uzanan üçüncü kadın fizikçi olma şansına kavuşmuştu. Kaldı ki kimya ödülü yalnızca 5 kadın kimyacıya verilmiş, ekonomide ise bu yılki Duflo ile yalnızca iki kadın bu şerefe nail oldu. Nobel ödülleri ile ilgi bir diğer eleştiri de başta ABD, Kanada ve Batı Avrupa olmak üzere Batı ülkelerinden gelen bilim insanlarına öncelik tanındığı iddiası. 1901’den bu yana ödül kazanan Batılı bilim insanlarının toplam içindeki oranı % 81. Afrika kıtası 17 bilim insanı ile en düşük orana sahip. Kaldı ki 17 kişinin de 10’u Güney Afrika, 7’si diğer Afrika ülkelerinden. Bu arada Benito Mussolini (1935), Adolf Hitler (1939) ve Joseph Stalin’in de (1945 ve 1949) Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildiğini hatırlayalım. Bu ödülü en fazla hak ettiği düşünülen Gandhi hiçbir zaman ödüllendirilmedi; oysa tam 5 kez aday gösterilmişti. Bu yıl Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan üç bilim insanından biri olan 97 yaşındaki John B. Goodenough, ödül alan en yaşlı bilim insanı oldu. Gazetecilere verdiği demeçte emekli olmaya hiç niyetli olmadığını, laboratuvarında yeni polimerler ve katı-hal bataryaları üzerinde çalışmaya devam ettiğini söyledi. Osmanlı bilim trenini kaçırmasaydı… Doğan Kuban Hocamız uygarlaşma konusunda Hıristiyan ve Müslüman toplumları karşılaştırıyor. 12. yüzyıldan sonra Müslüman toplumlarda bilim insanı yetişmediğine dikkat çeken Kuban, Osmanlı devletinin çağdaşlaşma trenini kaçırdığını, Cumhuriyet’in tüm kazanımlarının da teker teker elimizden kaçtığını söylüyor. Çözüm, Kuban’a göre bilim ve teknoloji üretimi açığını anlayıp peşine düşmekte. Mustafa Çetiner Akademi ve Bilim dizisinin 36.sında kongrelerde tanık olduğu iki tartışma modelini birbiri ile karşılaştırıyor. Birinde tepkisini kişiselleştirerek ortaya koyan bir bilim insanı, ikincisinde karşısındakine değer veren, dikkatle dinleyen, soru soranın kendisini değerli hissetmesini sağlayan başka bilim insanı… Tanol Türkoğlu, Melinda ve Bill Gates Vakfı’nın üç şey üzerinde çalıştığını söylüyor. Bu projeler insan dışkısını yakıta çevirmek, çocuk felcini sıfırlamak, güvenilir nükleer santral kurmak! Ama eğer Trump ve terör örgütleri izin verirse… İnsan hakları kimsenin umurunda değil… İnsan haklarının geleceği açısından en büyük tehlike yine insanlar. Zira dünya genelinde insanlar için insan hakları konusu öncelikli değil; refah düzeyi, güvenlik ve çocuklarının geleceği her şeyden daha önemli. Dünya’ya yakın gökcisimlerinden biri olan Ryugu asteroidinin araştırmacıları şaşırtan özelliği ve Dünya’ya çarpma olasılığı olan bir göktaşıyla başa çıkmada sahip olduğumuz teknolojilerin işe yarayıp yaramayacağını test etmek için planlanan NASA görevi bu haftaki sayımızda. İnsanların başları dertten kurtulamıyor. Bir Hindistan-Pakistan savaşı çıksa en az 100 milyon insan ölebilir diyor bilim insanları. Bölgesel bir nükleer savaş yalnızca ilgili ülkeleri değil, tüm Dünya’yı felakete sürükleyebilir. Herkesin bir kalbi olduğuna göre ‘normal kalp atış hızı ne olmalıdır’ sorusu hepimizi ilgilendiriyor. Ama önce kalp atış hızının nasıl ölçülmesi gerektiğine, maksimum hızın ne olduğuna, hedef hızın nasıl hesaplandığına bir bakalım. Dünyanın en sevimli hayvanı: Aksolotl Aksolotl semenderi bölgemizde görülmediği için bizlere yabancı bir hayvan. Ancak son derece sevimli olmasının yanı sıra insanoğlunun sonsuzluk özlemine de yanıt verebilecek özellikleri vücudunda barındırıyor. Çin bilimin her dalında liderliği ele geçirmeye çabalıyor. 171 milyon dolara mal olan teleskop (FAST) dünyanın en büyük tek çanak antenli radyo gözlemcisi. Dünyadaki tüm bilim insanları bu teleskoptan yararlanabilecek. Bakterilerle insanların arasındaki mücadeleyi kimin kazanacağı merak konusu. Bakterilerin mutasyon geçirme becerileri ve antibiyotiklere direnç kazanmaları insanları zora sokuyor. Bu konuda kötü bir haber daha: Araştırmacılar antibiyotik direncini diğer canlı bakterilere aktaran bir organizmanın varlığını ortaya çıkardı. Ergun Akleman yazısında Erdös numarasını nasıl öğrendiğini muzip bir üslup ile anlatıyor. Sahi sizin Erdös numaranız kaç? Akleman, Prof. Erdös’ü Tenten dizisindeki Profesör Turnusol’a benzetiyor. Hem bilimsel, hem de sosyal yararlılık nasıl gerçekleştirilir? Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, özerklik gibi temel bir insanlık niteliği üzerinden tıp etiğini tartışmaya açıyor. Veganlar ve vejeteryanlar yeterince protein alamadıklarını düşünüp kaygılanmasınlar. Pek çok tahıl ve sebze ihtiyaç duydukları proteini içeriyor. Haftaya Cuma tekrar görüşmek üzere bilimle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/2019-nobel-odulleri-fizik-kimya-ve-tip-odullerinde-yine-kadin-yok">2019 Nobel Ödülleri: Fizik, kimya ve tıp ödüllerinde yine kadın yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15604" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" /></strong>2019 Nobel ödüllerini kazananların isimleri geçen hafta açıkladı. Edebiyat Ödülü’nü Avusturyalı yazar <strong>Peter Handke</strong> ile paylaşan Polonyalı yazar <strong>Olga Tokarczuk </strong>ve Ekonomi Ödülü’nü kazanan üç ekonomistten bir olan <strong>Esther Duflo</strong>’nun dışında fizik, kimya ve tıp dallarında yine kadın yok. Bu kimseyi şaşırtmadı. Zira 1901’den bu yana ödül alan 900’den fazla kişinin içerisinde yalnızca 50’si kadın. Cinsiyet eşitliği konusunda Nobel Komitesi’nin karnesi zayıf. Geçen yıl <strong>Donna Strickland</strong> fizik ödülüne layık görüldüğünde fizik dalında 54 yıllık erkek egemenliğini yıkmış ve 188 yıl boyunca ödüle uzanan üçüncü kadın fizikçi olma şansına kavuşmuştu. Kaldı ki kimya ödülü yalnızca 5 kadın kimyacıya verilmiş, ekonomide ise bu yılki <strong>Duflo</strong> ile yalnızca iki kadın bu şerefe nail oldu.</p>
<p>Nobel ödülleri ile ilgi bir diğer eleştiri de başta ABD, Kanada ve Batı Avrupa olmak üzere Batı ülkelerinden gelen bilim insanlarına öncelik tanındığı iddiası. 1901’den bu yana ödül kazanan Batılı bilim insanlarının toplam içindeki oranı % 81. Afrika kıtası 17 bilim insanı ile en düşük orana sahip. Kaldı ki 17 kişinin de 10’u Güney Afrika, 7’si diğer Afrika ülkelerinden.</p>
<p>Bu arada <strong>Benito Mussolini</strong> (1935), <strong>Adolf Hitler</strong> (1939) ve <strong>Joseph Stalin</strong>’in de (1945 ve 1949) Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildiğini hatırlayalım. Bu ödülü en fazla hak ettiği düşünülen Gandhi hiçbir zaman ödüllendirilmedi; oysa tam 5 kez aday gösterilmişti.</p>
<p>Bu yıl Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan üç bilim insanından biri olan 97 yaşındaki John B. Goodenough, ödül alan en yaşlı bilim insanı oldu. Gazetecilere verdiği demeçte emekli olmaya hiç niyetli olmadığını, laboratuvarında yeni polimerler ve katı-hal bataryaları üzerinde çalışmaya devam ettiğini söyledi.</p>
<p><strong>Osmanlı bilim trenini kaçırmasaydı…</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban </strong>Hocamız uygarlaşma konusunda Hıristiyan ve Müslüman toplumları karşılaştırıyor. 12. yüzyıldan sonra Müslüman toplumlarda bilim insanı yetişmediğine dikkat çeken Kuban, Osmanlı devletinin çağdaşlaşma trenini kaçırdığını, Cumhuriyet’in tüm kazanımlarının da teker teker elimizden kaçtığını söylüyor. Çözüm, Kuban’a göre bilim ve teknoloji üretimi açığını anlayıp peşine düşmekte.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong> Akademi ve Bilim dizisinin 36.sında kongrelerde tanık olduğu iki tartışma modelini birbiri ile karşılaştırıyor. Birinde tepkisini kişiselleştirerek ortaya koyan bir bilim insanı, ikincisinde karşısındakine değer veren, dikkatle dinleyen, soru soranın kendisini değerli hissetmesini sağlayan başka bilim insanı…</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu,</strong> Melinda ve Bill Gates Vakfı’nın üç şey üzerinde çalıştığını söylüyor. Bu projeler insan dışkısını yakıta çevirmek, çocuk felcini sıfırlamak, güvenilir nükleer santral kurmak! Ama eğer Trump ve terör örgütleri izin verirse…</p>
<p><strong>İnsan hakları kimsenin umurunda değil…</strong></p>
<p>İnsan haklarının geleceği açısından en büyük tehlike yine insanlar. Zira dünya genelinde insanlar için insan hakları konusu öncelikli değil; refah düzeyi, güvenlik ve çocuklarının geleceği her şeyden daha önemli.</p>
<p>Dünya’ya yakın gökcisimlerinden biri olan <strong>Ryugu asteroidi</strong>nin araştırmacıları şaşırtan özelliği ve Dünya’ya çarpma olasılığı olan bir göktaşıyla başa çıkmada sahip olduğumuz teknolojilerin işe yarayıp yaramayacağını test etmek için planlanan NASA görevi bu haftaki sayımızda.</p>
<p>İnsanların başları dertten kurtulamıyor. Bir Hindistan-Pakistan savaşı çıksa en az 100 milyon insan ölebilir diyor bilim insanları. Bölgesel bir nükleer savaş yalnızca ilgili ülkeleri değil, tüm Dünya’yı felakete sürükleyebilir.</p>
<p>Herkesin bir kalbi olduğuna göre ‘normal kalp atış hızı ne olmalıdır’ sorusu hepimizi ilgilendiriyor. Ama önce kalp atış hızının nasıl ölçülmesi gerektiğine, maksimum hızın ne olduğuna, hedef hızın nasıl hesaplandığına bir bakalım.</p>
<p><strong>Dünyanın en sevimli hayvanı: Aksolotl</strong></p>
<p>Aksolotl semenderi bölgemizde görülmediği için bizlere yabancı bir hayvan. Ancak son derece sevimli olmasının yanı sıra insanoğlunun sonsuzluk özlemine de yanıt verebilecek özellikleri vücudunda barındırıyor.</p>
<p>Çin bilimin her dalında liderliği ele geçirmeye çabalıyor. 171 milyon dolara mal olan teleskop (FAST) dünyanın en büyük tek çanak antenli radyo gözlemcisi. Dünyadaki tüm bilim insanları bu teleskoptan yararlanabilecek.</p>
<p>Bakterilerle insanların arasındaki mücadeleyi kimin kazanacağı merak konusu. Bakterilerin mutasyon geçirme becerileri ve antibiyotiklere direnç kazanmaları insanları zora sokuyor. Bu konuda kötü bir haber daha: Araştırmacılar antibiyotik direncini diğer canlı bakterilere aktaran bir organizmanın varlığını ortaya çıkardı.</p>
<p><strong>Ergun Akleman</strong> yazısında Erdös numarasını nasıl öğrendiğini muzip bir üslup ile anlatıyor. Sahi sizin Erdös numaranız kaç? Akleman, Prof. Erdös’ü Tenten dizisindeki Profesör Turnusol’a benzetiyor.</p>
<p>Hem bilimsel, hem de sosyal yararlılık nasıl gerçekleştirilir? <strong>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora</strong>, özerklik gibi temel bir insanlık niteliği üzerinden tıp etiğini tartışmaya açıyor.</p>
<p>Veganlar ve vejeteryanlar yeterince protein alamadıklarını düşünüp kaygılanmasınlar. Pek çok tahıl ve sebze ihtiyaç duydukları proteini içeriyor.</p>
<p>Haftaya Cuma tekrar görüşmek üzere bilimle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/2019-nobel-odulleri-fizik-kimya-ve-tip-odullerinde-yine-kadin-yok">2019 Nobel Ödülleri: Fizik, kimya ve tıp ödüllerinde yine kadın yok</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15610</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 186. Sayı – 18 Ekim 2019</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-186-sayi-18-ekim-2019</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Oct 2019 13:04:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[5G]]></category>
		<category><![CDATA[asteroit]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[bill gates]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[uygar yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[vejetaryen beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15598</guid>

					<description><![CDATA[<p>2019 Nobel Ödülleri açıklandı: Fizik, kimya ve tıpta yine kadının adı yok Uygarlaşma önündeki engeller &#8211; Doğan Kuban Gates&#8217;i nasıl bilirsiniz? &#8211; Tanol Türkloğlu İnternet 5G&#8217;ye taşınırsa&#8230; &#8211; Ali Akurgal Akademi ve Bilim (36): Onlar ve biz &#8211; Mustafa Çetiner Hem bilimsel hem de sosyal yararlılık nasıl gerçekleştirilir? &#8211; Kadircan Keskinbora Robotlar için &#8216;dokunma hissine sahip yapay deri&#8217; Türkiye&#8217;den Hindistan ve Pakistan arasında bir nükleer savaşının sonuçları ne olur? Bir göktaşını yörüngesinden çıkarmayı deneyeceğiz Parkinson hastalığının seyri cinsiyete göre değişiyor Bakteriler bilime karşı dayanışma içinde &#8216;Cennetin gözü&#8217; dünya bilimine açılıyor Sizin Erdös numaranız kaç acaba? &#8211; Ergun Akleman Işık kirliliği (2) &#8211; Dursun Koçer Veganlar ve vejetaryenler için en iyi protein kaynakları Normal kalp atış hızı nedir? Sıra dışı bir canlı: Aksolotl semenderi Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-186-sayi-18-ekim-2019">HBT Dergi 186. Sayı – 18 Ekim 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15604" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/186.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />2019 Nobel Ödülleri açıklandı: Fizik, kimya ve tıpta yine kadının adı yok<br />
Uygarlaşma önündeki engeller &#8211; Doğan Kuban<br />
Gates&#8217;i nasıl bilirsiniz? &#8211; Tanol Türkloğlu<br />
İnternet 5G&#8217;ye taşınırsa&#8230; &#8211; Ali Akurgal<br />
Akademi ve Bilim (36): Onlar ve biz &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Hem bilimsel hem de sosyal yararlılık nasıl gerçekleştirilir? &#8211; Kadircan Keskinbora<br />
Robotlar için &#8216;dokunma hissine sahip yapay deri&#8217; Türkiye&#8217;den<br />
Hindistan ve Pakistan arasında bir nükleer savaşının sonuçları ne olur?<br />
Bir göktaşını yörüngesinden çıkarmayı deneyeceğiz<br />
Parkinson hastalığının seyri cinsiyete göre değişiyor<br />
Bakteriler bilime karşı dayanışma içinde<br />
&#8216;Cennetin gözü&#8217; dünya bilimine açılıyor<br />
Sizin Erdös numaranız kaç acaba? &#8211; Ergun Akleman<br />
Işık kirliliği (2) &#8211; Dursun Koçer<br />
Veganlar ve vejetaryenler için en iyi protein kaynakları<br />
Normal kalp atış hızı nedir?<br />
Sıra dışı bir canlı: Aksolotl semenderi</p>
<p><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/1-abonelik">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-186-sayi-18-ekim-2019">HBT Dergi 186. Sayı – 18 Ekim 2019</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15598</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
