<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kimya arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kimya/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/kimya</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 May 2023 20:00:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Bilim tarihinin yalnız kadını: Lise Meitner</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/bilim-tarihinin-yalniz-kadini-lise-meitner</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 May 2023 09:00:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[1. dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[atom]]></category>
		<category><![CDATA[atom altı]]></category>
		<category><![CDATA[atom çekirdeği]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kadını]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[Lise Meitner]]></category>
		<category><![CDATA[Meitnerium]]></category>
		<category><![CDATA[naziler]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer fisyon]]></category>
		<category><![CDATA[otto hahn]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29487</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nükleer fisyon keşfinin gerçek hikayesi ve Nobel’den dışlanan kadın&#8230; Otto Hahn ile Lise Meitner bundan 82 yıl önce, nükleer fisyon keşfini birlikte gerçekleştirdi. Ancak Meitner hem Yahudi hem de bir kadın bilimci olduğu için tarihin tozlu raflarında kalırken Otto Hahn, 1944’te tek başına Nobel’e layık görüldü. Yüzleşmeleri ise yıllar sonra gerçekleşti. Bilim tarihinin karanlık sayfalarından birini daha aralıyoruz. Bilim tarihi hikayeleri, perde arkasında kalan isimlerle dolu. 1944’te “Nükleer fisyonu keşfettiği için” Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülen kimyacı Otto Hahn’ı, ölüm yıl dönümünde, onun bu başarısını mümkün kılan başka bir isimle birlikte anıyoruz. Tarihin tozlu raflarında kalan bir isim, fizikçi Lise Meitner’le… Lise Meitner (solda), okul öğretmeni olmasına yönelik tüm baskılara rağmen bilim kadını olmak istiyordu. Tutkusunun peşinden koştu, Naziler ve yalnızlık dahil tüm zorluklara göğüs gerdi ve bugün fiziğin saygın isimlerinden biri olarak tanınıyor. İkiliyi bir araya getiren süreç 1878’de satranç ustası avukat bir baba ve yetenekli bir müzisyen olan annenin sekiz çocuğunun üçüncüsü olarak dünyaya gelen Lise’ye, piyanoya yeteneği olmasına karşın okul öğretmeni olması tavsiye edildi. Ancak Lise, bilimi büyüleyici bulacak ve Viyana Üniversitesi’nin kapılarını 1897’de kadın öğrencilere açmasıyla birlikte kabul edilmek için yoğun bir eğitim alacaktı.1905’te bilim doktorası yapan Lise’nin tezi, çeşitli ortamlarda termal iletim üzerineydi, ancak onun asıl ilgisi radyoaktiviteydi. Ertesi yıl Meitner, fizikteki son gelişmeleri incelemek için Berlin’e gitti. Max Planck’ın kuantum teorisi derslerine katıldı. Bir kadın olduğu için ne yazık ki üniversite laboratuvarlarına erişimi engellendi. Neyse ki bilim tutkusu yasak dinlemedi ve radyokimya laboratuvarına dönüştürülmüş bir mahzende çalışmalarını sürdürdü. Peki ama Otto Hahn? Mimar olmasını isteyen Frankfurt bir iş adamının oğlu olan Hahn ise Marburg Üniversitesi’nde kimya tutkusunun peşinden gitmişti. Buradan mezun olduktan sonra bir yıl zorunlu askerlik hizmetinde bulundu ve Eylül 1904’te, yabancı dil becerilerini geliştirmek için gittiği Birleşik Krallık’taki University College London’da radyokimyanın öncü isimlerinden William Ramsay’in araştırma merkezinde asistan olarak çalıştı. Hahn’ın tezi organik kimya üzerine olmasına karşın Ramsay ona organik radyum bileşikleri hazırlama talimatı verdi. Hahn bu sırada “toryum izotopu”nu keşfetti. Ramsay’in tavsiyesi ile Hahn, Kanada Montreal’deki McGill Üniversitesi’nde yine önemli bir bilim insanı olan Ernest Rutherford’un yanında bir yıl kadar radyokimya çalışmalarında bulundu. 1906’da Berlin Üniversitesi’ne döndüğünde ise organik kimyager Emil Fischer’e asistanlık yaptı. 1907’de lisansını aldı ve o yılın kasım ayında Meitner ile karşılaştı; uzun yıllar sürecek hikaye başlamış oldu. Kimyacı Otto Hahn (solda) ve fizikçi Lise Meitner (sağda) 30 yıl bir arada çalıştı ve birbirlerini tamamladılar. Tüm hayatını fiziğe ve belki de daha fazlasını Otto’ya adayan ve hiç evlenmeyen Lise, akademik ilişkileri için “Bir madalyonun iki yüzü gibiydik. Bir tarafta fizik bir tarafta kimya vardı” ifadelerini kullanacaktı. 30 yıllık çalışma arkadaşları 1910’da profesör unvanı alan Hahn, 1912’de, Berlin banliyösündeki bağımsız bir araştırma enstitüsü olan ve Alman sanayicileri tarafından finanse edilen Kaiser Wilhelm Gesellschaft’ta (KWG) radyokimya bölümünün başına atandı. Meitner’le bir fizik kolokyumunda tanışmalarından sonra Hahn, kendi yaşı ondan küçük olmasına rağmen akademik açıdan daha üst bir unvana sahip olarak Meitner’e asistanı olması için teklifte bulundu. Lise, bilime olan tutkusuyla bu teklifi kabul etti. Lise Meitner ile Otto Hahn, Almanlar&#8217;ın bilim ve teknolojideki ilerlemelerinde tam bir okul misyonu üstlenen Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nde 1907’den 1938’e kadar, dile kolay 30 yılı aşkın bir süre birlikte çalışacaktı. Yazar Cyril Gély’nin bilim tarihine ışık tutan Ödül (Timaş Yayınları) kitabında da bu birlikteliği çok iyi özetleyen bir ifade var: Tüm hayatını fiziğe ve belki de daha fazlasını Otto’ya adayan ve hiç evlenmeyen Lise, “Bir madalyonun iki yüzü gibiydik. Bir tarafta fizik bir tarafta kimya vardı” diyecekti. Alanlarında çalışan diğerleri gibi Hahn ve Meitner de yakın zamanda keşfedilen çok sayıda radyoaktif maddeye düzen getirmek için iş birliği içinde mücadele etti. Yeni bulunduğu iddia edilen elementlerden bazılarının kimliği belirsizliğini korurken, Hahn’ın “adayları” element olarak tanımlamak için izole etme ve kimyasal olarak karakterize etme becerisi, Meitner’in radyasyon imzalarını tespit etme ve yorumlama yeteneğiyle bir araya geliyordu. Birbirlerini tamamlıyorlardı. 1. Dünya Savaşı onlara başka öncelikler verene kadar önemli birtakım araştırma makaleleri yayımladılar. Berlin’in ilk kadın profesörü İlk Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Hahn, 1914’te askere alındı. İ​steksiz olmasına rağmen zehirli gazlar üzerinde çalışmak zorunda bırakıldı. Meitner ise Avusturya ordusunda bir radyografi uzmanı olarak gönüllü hizmette bulundu. 1918’de savaş bitip yeniden barış ortamı sağlandığında iş birlikleri yeni bir temelde yeniden başladı. Meitner artık Hahn’ın asistanı değil, KWG’nin fizik bölümünün başındaydı. Meitner, 1926’da Berlin Üniversitesi’nin ilk kadın profesörü olma başarını gösterdi. Bu Almanya için bir ilkti. Ancak bu başarı, enstitüden yorgun argın çıktığı bir gün, sırf bilimle uğraşan bir kadın olduğu için yüzüne tükürülmesini engelleyemedi. Meitner güçlü bir kadındı, yılmadı. Bu süreçte, yani 1920’lerde Schrödinger, Heisenberg ve diğerlerinin şaşırtıcı teorik yenilikleriyle atomaltı fizik devrimi yaşanıyordu. Bu arada, radyoaktif elementlerin özelliklerinin araştırılması çok da önemli değil gibi görünüyordu. Fakat Hahn ve Meitner, dipten gelen dalgaydı. Zira ilerleyen on yıl içinde, Fritz Strassman ve Meitner’in yeğeni Otto Frisch’in de desteğiyle sadece fizik değil dünyadaki siyasi ve stratejik dengeleri değiştirecek devasa bir atılım yapacaklardı. Naziler bilime sekte vuruyor Ancak bu dönem sıkıntılı bir dönemdi. Meitner’in önüne taş koyacak bir süreç yaşanıyor, Yahudiler “hiçbir yerin vatandaşı” damgası yiyerek vasıfsızlaştırılıyordu; Nazi karanlığı bilimin üzerine de çöküyordu. Yahudi kökenli meslektaşına bir şey olmasından korkan Hahn, üniversite yönetiminin baskısına rağmen pasif direnişi seçerek Nazi partisine katılmayı ve Lise’in enstitüdeki görevine son vermeyi de reddedecekti. Aynı zamanda diğer Yahudi meslektaşlarının işten çıkarılmasını protesto etmek için de istifa edecekti. Avusturya vatandaşı olan Meitner, ülkesi 1938’de Alman devletine dahil olduktan bir süre sonra pasaportunun geçersiz hale getirilmesiyle zor günler yaşamaya başladı. Albert Einstein’ın “Bizim Marie Curie’miz” dediği Meitner, Nazi tehdidi dayanılmaz bir hal alınca -Otto Hahn’ın da baskısıyla &#8211; 12 Temmuz 1938 gecesi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Hatta Otto, Lise’in yurt dışına kaçabilmesi için annesinin elmas yüzüğünü bir sınır muhafızına rüşvet olarak verecekti. Lise, Hollanda’daki bilim insanlarının da yardımıyla sınırı güvenli bir şekilde geçerek Stockholm’e iltica etti. Ancak Lise için asıl sarsıntı bundan sonra gerçekleşecekti. Lise Meitner’in yalnızlaştırılması Meitner’in gidişinin ardından Hahn çalışmalarını sürdürdü. Atılımının anahtarı ise ilk kez 1932’de İngiliz fizikçi James Chadwick tarafından tanımlanan nötron olacaktı. İtalya’da Enrico Fermi, uranyumun nötronlarla bombardıman edilmesiyle daha önce bilinmeyen daha ağır elementler yarattığını açıkladı. İddiaları Alman fizikçi Ida Noddack tarafından tartışılsa da atom çekirdeğinin genel olarak kabul edilen modeliyle uyumlu olduğu için bu fikir geniş destek gördü. Bilim dünyasını değiştirecek keşfe “bir” kalmıştı. Meitner’in gidişinden tam beş ay sonra Hahn ile asistanı Fritz Strassmann, uranyum çekirdeğinin nötron bombardımanına tutulması sonucunda baryum çekirdeğinin ortaya çıktığını gözlemledi. Fakat sonucun tam olarak ne olduğunu açıklayamadılar. Neden sonra yeğeni Otto Robert Frisch’le birlikte sürecin ayrıntılarını açıklayan Lise Meitner oldu. Meitner’in açıklamasına göre uranyum ikiye ayrılarak baryum ve kripton olmak üzere iki atomun oluşmasına neden oluyordu. Bu sırada açığa çıkan enerji ise döneme adını verecekti: Nükleer fisyon çağı! Kim ne derse desin Meitner ile Otto, ayrı yerlerde olsalar da nükleer fisyonu birlikte bulmuştu. Bu buluş, ikilinin yıllardır birlikte çalışmasının eseri olmasına rağmen Nobel Komitesi sadece Otto Hahn’ı ödüle layık görecekti. Meitner, otuz yıl birlikte çalıştığı “dostu” Hahn’ı zamanının en alçak radyokimyacısı olarak görüyordu artık. &#8220;Çekirdeğin sıvı damlacığı&#8221; modeli Hahn’ın kimyadaki, Meitner’in ise fizikteki uzmanlığının bir araya gelmesi, nükleer fisyonun kapısını açmıştı. Onların çalışmalarına taban oluşturan ise Niels Bohr’un çalışmalarıydı. 1920’lerde atomların periyodik cetveline dair tutarlı bir kavrayış elde etme çalışmaları kapsamında farklı hallerdeki elektronları geliştirecek tekniklere öncülük yapan Bohr, 1930’larda nükleer fizik çalışmalarına yoğunlaşmasının bir sonucu olarak Hahn ve Meitner’in nükleer fisyon keşfine temel oluşturacak “çekirdeğin sıvı damlacığı” modelini oluşturmuştu. Her nasıl ki bir su damlacığı ortadan ikiye ayrılıyorsa atom çekirdeği de bir boğaz oluşturup ikiye ayrılabiliyordu. Bohr, keşfi Ocak 1939’da ABD&#8217;de bir fizik konferansında duyurdu ve kısa süre sonra diğerleri, Hahn ile Strassman’ın elde ettiği sonuçları ve Meitner ile Frisch’in hesaplamalarını doğruladı. Uranyumun 235 izotop fisyonunun, muhtemelen bir zincir reaksiyonu başlatarak daha fazla nötron sağlayacağı hemen anlaşıldı. Başka bir savaşın arifesinde, nükleer çağ başlamıştı. Uranyumun zenginleştirilmesi çalışmaları, atom bombasında ve nükleer enerji üretiminde kritik bir rol oynayacaktı. Bilim tarihinin karanlıkta kalan sayfaları Bu buluşta Lise Meitner’in anahtar niteliğindeki rolünün göz ardı edilmesi, bilim tarihinin gölgede kalan hikayelerinden biridir. Bu durumun iki büyük nedeni vardı. İlki Lise Meitner’in Yahudi olması, bir diğeri ise bir kadın olmasıydı. Hahn, laboratuvarı Müttefik bombalaması sonucu yıkılana kadar radyokimyasal araştırmalar yapmaya devam etti. Almanya’nın nükleer bomba projesine katılmak istemedi ve bir süreliğine İngiltere’ye gitti. Hahn “Ruslar tarafından kaçırılacağı” şüphesiyle gözaltındayken, Nobel Kimya Ödülü&#8217;nü yeni kazandığını duysa da ödül bir yıl ertelenmek zorunda kaldı. 1946’da Berlin’e döndükten sonra, yeni kurulan Max Planck Gesellschaft’ın başına getirildi. Burası, işgalci güçlerin Nazi rejimi ile bağlantıları nedeniyle dağıtılan KWG’nin yerini alacaktı. Yetkililer, Hahn’ın 10 Aralık 1946’da ödülü almak için Stockholm’e gitmesine izin verse de Otto Hahn’ın ödül alacağı gün, otel odasının kapısında iki İngiliz askeri nöbet tutacaktı. Hahn’ın ödül alacağı sabahki ziyaretçisi, daha doğrusu yüzleşeceği isimse tam sekiz yıldır yüz yüze görüşmedikleri Lise Meitner’den başkası değildi. Hahn ve Meitner (solda), çok büyük keşiflere birlikte ulaşsalar da her ikisi de farklı şekillerde tanındı; Nobel Ödülü Hahn’ın olsa da Meitner, 109. elemente adı verilerek onurlandırıldı. (© American Institute of Physics / Science Photo Library) Büyük yüzleşme Yine Gély’nin eserinde, “Atom çekirdeği gün geçtikçe bütün sırlarını açığa çıkarıyordu” sözü, ikili arasındaki o günkü yüzleşmeyi en iyi anlatan ifadelerden biridir. Hahn ise hatıralarında o günü şöyle anacaktı: “Lise Meitner’le aramızda tatsız bir konuşma geçti. Bu tartışmanın sebebi büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğramış olmasıydı. Çünkü ödülü tek başıma alıyordum.” Lise ise bir arkadaşına yazdığı bir mektupta o yüzleşme ile ilgili şunları dile getirecekti: “Hahn’ın söyleşilerde benim hakkımda tek kelime etmemesi, birlikte çalıştığımız 30 yıldan bahsetmemesi çok acı veriyor.” Daha sonra Hahn nükleer silahların yayılmasına karşı kampanya yürüttü ve birkaç kez Nobel Barış Ödülü için de aday gösterildi. Hahn, özellikle Nobel’den sonra tüm dünyada ün kazanarak atom bombasının teorik anlamda yaratıcısı olarak tarihe geçse de Otto’nun hayatında o yüzleşmenin büyük bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Otto, zaten Hiroşima ve Nagazaki’de binlerce insanı öldüren bir bombanın teknik gelişimine büyük katkısı olması sebebiyle intihar etmeye kalkışırken, belki de onun için en yıkıcı darbe, Lise tarafından bencillik ve alçaklıkla suçlanmasıydı. Meitner ise emekli olana kadar İsveç’te kaldı ve sonra İngiltere’ye yerleşti. Asla bir Nobel ödülü almamış, ancak 109. element olan Meitnerium’a (Mt) onun adı verilmişti. Otto Hahn ile Lise Meitner’in perde arkasında kalan bu hikayesi, 2. Dünya Savaşı ve sonrasında bilim insanlarının nasıl kullanıldığını, özellikle de kadın bilimcilerin nasıl göz ardı edildiğini ve yalnızlaştırıldığını açıkça gösteriyor. Ve tarih, birçok şeyi açığa çıkarıyor. Meitner ile Hahn’ın 1968 yılında birkaç ay arayla ölmesi, oldukça manidar olmakla beraber bugün Lise’in mezar taşında şöyle yazıyor: “Lise Meitner, insanlığını hiç kaybetmemiş bir fizikçidir.” Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynaklar: Andrew Robinson, Bilim İnsanları: Bir Keşif Destanı. Çev: Y. Türedi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2014, s.170 Cyril Gély, Ödül. Çev: E. F. Güçlü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2020 https://www.chemistryworld.com/features/hahn-meitner-and-the-discovery-of-nuclear-fission/3009604.article</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/bilim-tarihinin-yalniz-kadini-lise-meitner">Bilim tarihinin yalnız kadını: Lise Meitner</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nükleer fisyon keşfinin gerçek hikayesi ve Nobel’den dışlanan kadın&#8230;</p>
<p>Otto Hahn ile Lise Meitner bundan 82 yıl önce, nükleer fisyon keşfini birlikte gerçekleştirdi. Ancak Meitner hem Yahudi hem de bir kadın bilimci olduğu için tarihin tozlu raflarında kalırken Otto Hahn, 1944’te tek başına Nobel’e layık görüldü. Yüzleşmeleri ise yıllar sonra gerçekleşti. Bilim tarihinin karanlık sayfalarından birini daha aralıyoruz.</p>
<p>Bilim tarihi hikayeleri, perde arkasında kalan isimlerle dolu. 1944’te “Nükleer fisyonu keşfettiği için” Nobel Kimya Ödülü’ne layık görülen kimyacı Otto Hahn’ı, ölüm yıl dönümünde, onun bu başarısını mümkün kılan başka bir isimle birlikte anıyoruz. Tarihin tozlu raflarında kalan bir isim, fizikçi Lise Meitner’le…</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29489 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/lise-192x300.png" alt="" width="192" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/lise-192x300.png 192w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/lise.png 480w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" /></p>
<p>Lise Meitner (solda), okul öğretmeni olmasına yönelik tüm baskılara rağmen bilim kadını olmak istiyordu. Tutkusunun peşinden koştu, Naziler ve yalnızlık dahil tüm zorluklara göğüs gerdi ve bugün fiziğin saygın isimlerinden biri olarak tanınıyor.</p>
<p><strong>İkiliyi bir araya getiren süreç</strong></p>
<p>1878’de satranç ustası avukat bir baba ve yetenekli bir müzisyen olan annenin sekiz çocuğunun üçüncüsü olarak dünyaya gelen Lise’ye, piyanoya yeteneği olmasına karşın okul öğretmeni olması tavsiye edildi. Ancak Lise, bilimi büyüleyici bulacak ve Viyana Üniversitesi’nin kapılarını 1897’de kadın öğrencilere açmasıyla birlikte kabul edilmek için yoğun bir eğitim alacaktı.1905’te bilim doktorası yapan Lise’nin tezi, çeşitli ortamlarda termal iletim üzerineydi, ancak onun asıl ilgisi radyoaktiviteydi.</p>
<p>Ertesi yıl Meitner, fizikteki son gelişmeleri incelemek için Berlin’e gitti. Max Planck’ın kuantum teorisi derslerine katıldı. Bir kadın olduğu için ne yazık ki üniversite laboratuvarlarına erişimi engellendi. Neyse ki bilim tutkusu yasak dinlemedi ve radyokimya laboratuvarına dönüştürülmüş bir mahzende çalışmalarını sürdürdü.</p>
<p><strong>Peki ama Otto Hahn?</strong></p>
<p>Mimar olmasını isteyen Frankfurt bir iş adamının oğlu olan Hahn ise Marburg Üniversitesi’nde kimya tutkusunun peşinden gitmişti. Buradan mezun olduktan sonra bir yıl zorunlu askerlik hizmetinde bulundu ve Eylül 1904’te, yabancı dil becerilerini geliştirmek için gittiği Birleşik Krallık’taki University College London’da radyokimyanın öncü isimlerinden William Ramsay’in araştırma merkezinde asistan olarak çalıştı.</p>
<p>Hahn’ın tezi organik kimya üzerine olmasına karşın Ramsay ona organik radyum bileşikleri hazırlama talimatı verdi. Hahn bu sırada “toryum izotopu”nu keşfetti. Ramsay’in tavsiyesi ile Hahn, Kanada Montreal’deki McGill Üniversitesi’nde yine önemli bir bilim insanı olan Ernest Rutherford’un yanında bir yıl kadar radyokimya çalışmalarında bulundu. 1906’da Berlin Üniversitesi’ne döndüğünde ise organik kimyager Emil Fischer’e asistanlık yaptı. 1907’de lisansını aldı ve o yılın kasım ayında Meitner ile karşılaştı; uzun yıllar sürecek hikaye başlamış oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-29490 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/otto-231x300.png" alt="" width="231" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/otto-231x300.png 231w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/otto.png 773w" sizes="(max-width: 231px) 100vw, 231px" /></p>
<p>Kimyacı Otto Hahn (solda) ve fizikçi Lise Meitner (sağda) 30 yıl bir arada çalıştı ve birbirlerini tamamladılar. Tüm hayatını fiziğe ve belki de daha fazlasını Otto’ya adayan ve hiç evlenmeyen Lise, akademik ilişkileri için “Bir madalyonun iki yüzü gibiydik. Bir tarafta fizik bir tarafta kimya vardı” ifadelerini kullanacaktı.</p>
<p><strong>30 yıllık çalışma arkadaşları</strong></p>
<p>1910’da profesör unvanı alan Hahn, 1912’de, Berlin banliyösündeki bağımsız bir araştırma enstitüsü olan ve Alman sanayicileri tarafından finanse edilen Kaiser Wilhelm Gesellschaft’ta (KWG) radyokimya bölümünün başına atandı. Meitner’le bir fizik kolokyumunda tanışmalarından sonra Hahn, kendi yaşı ondan küçük olmasına rağmen akademik açıdan daha üst bir unvana sahip olarak Meitner’e asistanı olması için teklifte bulundu. Lise, bilime olan tutkusuyla bu teklifi kabul etti.</p>
<p>Lise Meitner ile Otto Hahn, Almanlar&#8217;ın bilim ve teknolojideki ilerlemelerinde tam bir okul misyonu üstlenen Kaiser Wilhelm Enstitüsü’nde 1907’den 1938’e kadar, dile kolay 30 yılı aşkın bir süre birlikte çalışacaktı. Yazar Cyril Gély’nin bilim tarihine ışık tutan Ödül (Timaş Yayınları) kitabında da bu birlikteliği çok iyi özetleyen bir ifade var: Tüm hayatını fiziğe ve belki de daha fazlasını Otto’ya adayan ve hiç evlenmeyen Lise, “Bir madalyonun iki yüzü gibiydik. Bir tarafta fizik bir tarafta kimya vardı” diyecekti.</p>
<p>Alanlarında çalışan diğerleri gibi Hahn ve Meitner de yakın zamanda keşfedilen çok sayıda radyoaktif maddeye düzen getirmek için iş birliği içinde mücadele etti. Yeni bulunduğu iddia edilen elementlerden bazılarının kimliği belirsizliğini korurken, Hahn’ın “adayları” element olarak tanımlamak için izole etme ve kimyasal olarak karakterize etme becerisi, Meitner’in radyasyon imzalarını tespit etme ve yorumlama yeteneğiyle bir araya geliyordu. Birbirlerini tamamlıyorlardı. 1. Dünya Savaşı onlara başka öncelikler verene kadar önemli birtakım araştırma makaleleri yayımladılar.</p>
<p><strong>Berlin’in ilk kadın profesörü</strong></p>
<p>İlk Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Hahn, 1914’te askere alındı. İ​steksiz olmasına rağmen zehirli gazlar üzerinde çalışmak zorunda bırakıldı. Meitner ise Avusturya ordusunda bir radyografi uzmanı olarak gönüllü hizmette bulundu. 1918’de savaş bitip yeniden barış ortamı sağlandığında iş birlikleri yeni bir temelde yeniden başladı. Meitner artık Hahn’ın asistanı değil, KWG’nin fizik bölümünün başındaydı.</p>
<p>Meitner, 1926’da Berlin Üniversitesi’nin ilk kadın profesörü olma başarını gösterdi. Bu Almanya için bir ilkti. Ancak bu başarı, enstitüden yorgun argın çıktığı bir gün, sırf bilimle uğraşan bir kadın olduğu için yüzüne tükürülmesini engelleyemedi. Meitner güçlü bir kadındı, yılmadı.</p>
<p>Bu süreçte, yani 1920’lerde Schrödinger, Heisenberg ve diğerlerinin şaşırtıcı teorik yenilikleriyle atomaltı fizik devrimi yaşanıyordu. Bu arada, radyoaktif elementlerin özelliklerinin araştırılması çok da önemli değil gibi görünüyordu. Fakat Hahn ve Meitner, dipten gelen dalgaydı. Zira ilerleyen on yıl içinde, Fritz Strassman ve Meitner’in yeğeni Otto Frisch’in de desteğiyle sadece fizik değil dünyadaki siyasi ve stratejik dengeleri değiştirecek devasa bir atılım yapacaklardı.</p>
<p><strong>Naziler bilime sekte vuruyor</strong></p>
<p>Ancak bu dönem sıkıntılı bir dönemdi. Meitner’in önüne taş koyacak bir süreç yaşanıyor, Yahudiler “hiçbir yerin vatandaşı” damgası yiyerek vasıfsızlaştırılıyordu; Nazi karanlığı bilimin üzerine de çöküyordu. Yahudi kökenli meslektaşına bir şey olmasından korkan Hahn, üniversite yönetiminin baskısına rağmen pasif direnişi seçerek Nazi partisine katılmayı ve Lise’in enstitüdeki görevine son vermeyi de reddedecekti. Aynı zamanda diğer Yahudi meslektaşlarının işten çıkarılmasını protesto etmek için de istifa edecekti.</p>
<p>Avusturya vatandaşı olan Meitner, ülkesi 1938’de Alman devletine dahil olduktan bir süre sonra pasaportunun geçersiz hale getirilmesiyle zor günler yaşamaya başladı. Albert Einstein’ın “Bizim Marie Curie’miz” dediği Meitner, Nazi tehdidi dayanılmaz bir hal alınca -Otto Hahn’ın da baskısıyla &#8211; 12 Temmuz 1938 gecesi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Hatta Otto, Lise’in yurt dışına kaçabilmesi için annesinin elmas yüzüğünü bir sınır muhafızına rüşvet olarak verecekti. Lise, Hollanda’daki bilim insanlarının da yardımıyla sınırı güvenli bir şekilde geçerek Stockholm’e iltica etti. Ancak Lise için asıl sarsıntı bundan sonra gerçekleşecekti.</p>
<p><strong>Lise Meitner’in yalnızlaştırılması</strong></p>
<p>Meitner’in gidişinin ardından Hahn çalışmalarını sürdürdü. Atılımının anahtarı ise ilk kez 1932’de İngiliz fizikçi James Chadwick tarafından tanımlanan nötron olacaktı. İtalya’da Enrico Fermi, uranyumun nötronlarla bombardıman edilmesiyle daha önce bilinmeyen daha ağır elementler yarattığını açıkladı. İddiaları Alman fizikçi Ida Noddack tarafından tartışılsa da atom çekirdeğinin genel olarak kabul edilen modeliyle uyumlu olduğu için bu fikir geniş destek gördü. Bilim dünyasını değiştirecek keşfe “bir” kalmıştı.</p>
<p>Meitner’in gidişinden tam beş ay sonra Hahn ile asistanı Fritz Strassmann, uranyum çekirdeğinin nötron bombardımanına tutulması sonucunda baryum çekirdeğinin ortaya çıktığını gözlemledi. Fakat sonucun tam olarak ne olduğunu açıklayamadılar. Neden sonra yeğeni Otto Robert Frisch’le birlikte sürecin ayrıntılarını açıklayan Lise Meitner oldu.</p>
<p>Meitner’in açıklamasına göre uranyum ikiye ayrılarak baryum ve kripton olmak üzere iki atomun oluşmasına neden oluyordu. Bu sırada açığa çıkan enerji ise döneme adını verecekti: <strong>Nükleer fisyon çağı!</strong></p>
<p>Kim ne derse desin Meitner ile Otto, ayrı yerlerde olsalar da nükleer fisyonu birlikte bulmuştu. Bu buluş, ikilinin yıllardır birlikte çalışmasının eseri olmasına rağmen Nobel Komitesi sadece Otto Hahn’ı ödüle layık görecekti. Meitner, otuz yıl birlikte çalıştığı “dostu” Hahn’ı zamanının en alçak radyokimyacısı olarak görüyordu artık.</p>
<p><strong>&#8220;Çekirdeğin sıvı damlacığı&#8221; modeli</strong></p>
<p>Hahn’ın kimyadaki, Meitner’in ise fizikteki uzmanlığının bir araya gelmesi, nükleer fisyonun kapısını açmıştı. Onların çalışmalarına taban oluşturan ise Niels Bohr’un çalışmalarıydı. 1920’lerde atomların periyodik cetveline dair tutarlı bir kavrayış elde etme çalışmaları kapsamında farklı hallerdeki elektronları geliştirecek tekniklere öncülük yapan Bohr, 1930’larda nükleer fizik çalışmalarına yoğunlaşmasının bir sonucu olarak Hahn ve Meitner’in nükleer fisyon keşfine temel oluşturacak “çekirdeğin sıvı damlacığı” modelini oluşturmuştu. Her nasıl ki bir su damlacığı ortadan ikiye ayrılıyorsa atom çekirdeği de bir boğaz oluşturup ikiye ayrılabiliyordu.</p>
<p>Bohr, keşfi Ocak 1939’da ABD&#8217;de bir fizik konferansında duyurdu ve kısa süre sonra diğerleri, Hahn ile Strassman’ın elde ettiği sonuçları ve Meitner ile Frisch’in hesaplamalarını doğruladı. Uranyumun 235 izotop fisyonunun, muhtemelen bir zincir reaksiyonu başlatarak daha fazla nötron sağlayacağı hemen anlaşıldı. Başka bir savaşın arifesinde, nükleer çağ başlamıştı. Uranyumun zenginleştirilmesi çalışmaları, atom bombasında ve nükleer enerji üretiminde kritik bir rol oynayacaktı.</p>
<p><strong>Bilim tarihinin karanlıkta kalan sayfaları</strong></p>
<p>Bu buluşta Lise Meitner’in anahtar niteliğindeki rolünün göz ardı edilmesi, bilim tarihinin gölgede kalan hikayelerinden biridir. Bu durumun iki büyük nedeni vardı. İlki Lise Meitner’in Yahudi olması, bir diğeri ise bir kadın olmasıydı.</p>
<p>Hahn, laboratuvarı Müttefik bombalaması sonucu yıkılana kadar radyokimyasal araştırmalar yapmaya devam etti. Almanya’nın nükleer bomba projesine katılmak istemedi ve bir süreliğine İngiltere’ye gitti. Hahn “Ruslar tarafından kaçırılacağı” şüphesiyle gözaltındayken, Nobel Kimya Ödülü&#8217;nü yeni kazandığını duysa da ödül bir yıl ertelenmek zorunda kaldı.</p>
<p>1946’da Berlin’e döndükten sonra, yeni kurulan Max Planck Gesellschaft’ın başına getirildi. Burası, işgalci güçlerin Nazi rejimi ile bağlantıları nedeniyle dağıtılan KWG’nin yerini alacaktı. Yetkililer, Hahn’ın 10 Aralık 1946’da ödülü almak için Stockholm’e gitmesine izin verse de Otto Hahn’ın ödül alacağı gün, otel odasının kapısında iki İngiliz askeri nöbet tutacaktı. Hahn’ın ödül alacağı sabahki ziyaretçisi, daha doğrusu yüzleşeceği isimse tam sekiz yıldır yüz yüze görüşmedikleri Lise Meitner’den başkası değildi.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-29491 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/lh-244x300.png" alt="" width="244" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/lh-244x300.png 244w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/lh.png 480w" sizes="(max-width: 244px) 100vw, 244px" /></p>
<p>Hahn ve Meitner (solda), çok büyük keşiflere birlikte ulaşsalar da her ikisi de farklı şekillerde tanındı; Nobel Ödülü Hahn’ın olsa da Meitner, 109. elemente adı verilerek onurlandırıldı. (© American Institute of Physics / Science Photo Library)</p>
<p><strong>Büyük yüzleşme</strong></p>
<p>Yine Gély’nin eserinde, “Atom çekirdeği gün geçtikçe bütün sırlarını açığa çıkarıyordu” sözü, ikili arasındaki o günkü yüzleşmeyi en iyi anlatan ifadelerden biridir. Hahn ise hatıralarında o günü şöyle anacaktı:</p>
<p>“Lise Meitner’le aramızda tatsız bir konuşma geçti. Bu tartışmanın sebebi büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğramış olmasıydı. Çünkü ödülü tek başıma alıyordum.” Lise ise bir arkadaşına yazdığı bir mektupta o yüzleşme ile ilgili şunları dile getirecekti: “Hahn’ın söyleşilerde benim hakkımda tek kelime etmemesi, birlikte çalıştığımız 30 yıldan bahsetmemesi çok acı veriyor.”</p>
<p>Daha sonra Hahn nükleer silahların yayılmasına karşı kampanya yürüttü ve birkaç kez Nobel Barış Ödülü için de aday gösterildi. Hahn, özellikle Nobel’den sonra tüm dünyada ün kazanarak atom bombasının teorik anlamda yaratıcısı olarak tarihe geçse de Otto’nun hayatında o yüzleşmenin büyük bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Otto, zaten Hiroşima ve Nagazaki’de binlerce insanı öldüren bir bombanın teknik gelişimine büyük katkısı olması sebebiyle intihar etmeye kalkışırken, belki de onun için en yıkıcı darbe, Lise tarafından bencillik ve alçaklıkla suçlanmasıydı. Meitner ise emekli olana kadar İsveç’te kaldı ve sonra İngiltere’ye yerleşti. Asla bir Nobel ödülü almamış, ancak 109. element olan Meitnerium’a (Mt) onun adı verilmişti.</p>
<p>Otto Hahn ile Lise Meitner’in perde arkasında kalan bu hikayesi, 2. Dünya Savaşı ve sonrasında bilim insanlarının nasıl kullanıldığını, özellikle de kadın bilimcilerin nasıl göz ardı edildiğini ve yalnızlaştırıldığını açıkça gösteriyor. Ve tarih, birçok şeyi açığa çıkarıyor.</p>
<p>Meitner ile Hahn’ın 1968 yılında birkaç ay arayla ölmesi, oldukça manidar olmakla beraber bugün Lise’in mezar taşında şöyle yazıyor: “Lise Meitner, insanlığını hiç kaybetmemiş bir fizikçidir.”</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong>Andrew Robinson, Bilim İnsanları: Bir Keşif Destanı. Çev: Y. Türedi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2014, s.170</strong></p>
<p><strong>Cyril Gély, Ödül. Çev: E. F. Güçlü, Timaş Yayınları, İstanbul, 2020</strong></p>
<p><strong>https://www.chemistryworld.com/features/hahn-meitner-and-the-discovery-of-nuclear-fission/3009604.article</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/bilim-tarihinin-yalniz-kadini-lise-meitner">Bilim tarihinin yalnız kadını: Lise Meitner</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29487</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lityum piller, dünyada lityum avı başlattı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/lityum-piller-dunyada-lityum-avi-baslatti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2023 10:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal sızıntı]]></category>
		<category><![CDATA[küresel pazar]]></category>
		<category><![CDATA[lityum]]></category>
		<category><![CDATA[maden]]></category>
		<category><![CDATA[mineral]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel 2019]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[pil]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[talep]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<category><![CDATA[zehir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29377</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim değişikliğine yönelik yeşil çözümler aranırken yenilenebilir enerjinin depolanmasına olanak tanıyan bir hafif metal, işin rengini değiştirecek gibi. Fosil yakıtların yerine lityum pillerle çalışan taşıtlar, taşımacılığın geleceği olarak anılıyor. Fakat başka bir tartışma daha var: Temiz bir alternatif mi, yoksa çevre için yeni bir tehdit mi? Hatırlayacağımız üzere 2019 Nobel Kimya Ödülü, lityum iyon pillerin geliştirilmesine katkı yapan araştırmacılara verilmişti. Ödül Texas Üniversitesi’nden John B. Goodenough, New York Eyalet Üniversitesi’nden M. Stanley Whittingham ve Meijo Üniversitesinden Akira Yoshino arasında paylaştırılmıştı. Bu ödülle birlikte bilim dünyasında gözler, bu hafif metalin sağlayabileceği olanaklara çevrildi. Lityum, heyecan verici olduğu kadar tehlikeleri de beraberinde getiriyor. İklim değişikliğinin etkileri, dünyanın dört bir yanında hissedilirken fosil yakıtların yerine lityum pillerle çalışan taşıtlar, taşımacılığın geleceği olarak anılıyor. Şarj edilebilir lityum pillerin gelişimi, güneş ve rüzgâr gücünün ürettiği enerjiyle temiz enerji kaynaklarını depolamayı mümkün kılması açısından hayli önemli. Daha hafif ve şarj edilebilir olan lityum piller, elektrikli araçlardan cep telefonlarına, dizüstü bilgisayarlardan yenilenebilir enerji depolama tesislerine kadar birçok avantaj sağlıyor. Deutsche Bank tarafından yapılan analizlere göre, 2018 yılında bu ürünler, küresel lityum talebinin neredeyse yarısına denk geliyor. Cep telefonu ve dizüstü bilgisayar gibi tüketici elektroniği pilleri bu talebin %25&#8217;ini, elektrikli araçlar ise geri kalan talebin çoğunu oluşturuyor. Lityum talebinin yükselişi 2025 yılına kadar lityum talebinin yarısının elektrikli araç endüstrisinden geleceğine yönelik tahminler var. Bununla birlikte önümüzdeki 10 ila 15 yıl içinde elektrikli araç satışlarındaki çarpıcı artışla birlikte lityum için küresel talebin en az %300 artması bekleniyor. Şu anda dünya çapında yaklaşık 2 milyon elektrikli araç var; Bloomberg New Energy Finance&#8217;a göre, 2030 yılında bu rakamın 24 milyonu geçecek. Elektrikli araç devi Tesla’nın ABD, Meksika, Kanada ve Avustralya&#8217;daki madencilik firmalarından lityum tedariği arayışlarını sürdürdüğü biliniyor. Yükselen talebin doğal sonucu olarak, son birkaç yılda küresel pazarlardaki lityum fiyatları, yeterli miktarda bulunamayacağı korkusuyla 2018&#8217;deki keskin bir yükseliş yaşamıştı. Ancak ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nden jeolog Lisa Stilling, bu kıyamet senaryolarının biraz abartıldığı kanaatinde. Stilling, lityumun Dünya kabuğunun %0.002’sini oluşturduğu, ancak jeolojik olarak çok da nadir olmadığını, sadece nerede konsantre olarak bulunduğunu bilmenin mesele olduğunu söylüyor. Araştırmacılar, bu soruyu cevaplamak için bu metalin zengin tortularının, rüzgâr gücü, su, ısı ve zamanla nasıl ve nerede birleştiklerini inceliyor. Bu yerler arasında Şili, Arjantin ve Bolivya’yı içeren Lityum Üçgeni’nin bulunduğu düz çöl havzalarının yanı sıra, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada&#8217;da pegmatit denilen volkanik kayalar ve kil oluşum bölgeleri var. Bir “beyaz altın” avı sürüyor&#8230; En ucuz nereden çıkarılır? Aralık 2017&#8217;de, Beyaz Saray, lityum içeren cevherler de dahil olmak üzere bazı “kritik” minerallerin yeni kaynakları üzerinde araştırmaları artırmaya yönelik yeni bir emir çıkarmıştı. Çin başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri de yeni kaynak arayışı içinde. AB araştırma konsorsiyumu, lityum pazarında rekabet edebilmek için Avrupa Lityum Enstitüsü kurdu. Lityum araştırmaları, lityum bakımından zengin birikintilerin nerede olduğunu bulmak amacıyla yeraltı suyunun dolaşımını izlemek için hidroloji çalışmalarına hız verdi. Ancak ortada çok büyük bir sorun var: Lityum madenciliği için göze çarpan en önemli sorun, “temiz” enerjinin bile tamamen temiz olmaması. Zira lityumun cevherinden çıkarılması ve lityum karbonat veya lityum hidroksit gibi ticari olarak kullanılabilir bir forma dönüştürülmesi, çevreye sızabilecek zehirli atıklar üretebiliyor. Örneğin, Çin’in Tibet Platosu’ndaki bir lityum madeninden çıkan kimyasal sızıntılar, 2009’dan bu yana çevreye zarar vermeye devam ediyor ve yakındaki bir nehirden gelen balıkları ve diğer hayvanları öldürüyor. Lityum madenciliği suyu tüketiyor Latin Amerika’nın en büyük sorunlarının başında su geliyor. Arjantin, Bolivya ve Şili’nin bazı kısımlarını kapsayan kıtanın Lityum Üçgeni, dünyadaki diğer tuz dairelerinin altındaki metal arzının yarısından fazlasını elinde tutuyor. Burası aynı zamanda dünyadaki en kurak yerlerden biri. Bu büyük bir mesele, çünkü lityum çıkarmak için madenciler tuz dairelerindeki operasyona, delik açtıkları yüzeye mineral bakımından zengin tuzlu su pompalayarak başlıyorlar. Burası daha sonra aylarca buharlaşmaya bırakıyor. Nispeten ucuz ve etkili bir süreç ancak çok fazla su tüketiliyor; ton lityum başına yaklaşık yaklaşık 2.000 ton sudan bahsediyoruz. Şili’deki Salar de Atacama’da, maden faaliyetleri bölgenin suyunun yüzde 65’ini tüketiyor. Bu tüketim, bazı toplulukların zaten su sıkıntısı yaşadığı bir alanda, kinoa ve lama yetiştiren yerel çiftçiler üzerinde de büyük bir etkiye sahip. Lityum üretim süreçlerinde çevredeki doğal yaşam da ekolojik stres yaşıyor. Nesli tükenme tehdidi altında olan flamingolar da bu tehdidi yaşayan canlılardan yalnızca biri. Bu noktada lityumun pek de çevreci bir alternatif olmadığı sonucuna varılabilir. Nature’da yayımlanan bir makalede, Georgia Üniversitesi’nden malzeme mühendisi Gleb Yushin ve ortak yazarlar, pil üretmek için daha yaygın, daha ucuz ve çevre dostu malzemeler kullanan yeni pil teknolojisinin geliştirilmesi gerektiğini savunuyor. Araştırmacılar, daha yaygın ve daha az toksik malzemelerle kobalt ve lityumun yerini alan yeni pil kimyaları üzerinde çalışıyor. Lityumun başka kullanım alanları Bipolar bozukluk için duygudurum dengeleyici: Lityum, 19. yüzyılın ortasından beri guttan zihinsel bozukluklara kadar değişen durumlar için bir ilaç olarak kullanılıyor. Lityum karbonat veya lityum sitrat olarak alındığında lityum, 1970&#8217;lerden bu yana, bipolar bozukluğun bir yönü olan akut maniyi tedavi etmek için yaygın olarak kullanılıyor. Kozmetikler: Lityum stearat, emülsiyonlaştırıcı olarak işlev görüyor; yağların ve sıvıların temelinde, allık, göz farı ve ruj gibi kozmetik ürünlerinde ayrılmayı önlüyor. Yüz kremlerine eklendiğinde, hektorit adı verilen yumuşak ve yağlı, lityum içeren bir mineral, ürünü pürüzsüz ve yayılabilir tutuyor. Askeri, endüstriyel, otomotiv, uçak ve denizcilik uygulamaları: Petrolün içine eklendiğinde, lityum stearat su geçirmiyor ve yüksek ve düşük sıcaklıklara toleranslı kalın bir yağlama gresi oluşturuyor. Darbelere dayanıklı pişirme kabı ve alüminyum folyo: Diğer alkali metallerle karşılaştırıldığında, lityum atomları özellikle şarj durumlarında küçüktür. Lityum iyonları ısındıkça nispeten az büyürler, bu nedenle cama veya seramiklere bir miktar lityum karbonat ilave etmek, bu ürünleri sıcakken daha güçlü ve daha az kırılgan hale getirebiliyor. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynaklar: https://www.sciencenews.org/article/search-new-geologic-sources-lithium-could-power-clean-future https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2019/press-release/ https://www.sciencenews.org/article/periodic-table-elements-chemistry-fun-facts-history https://www.nature.com/articles/d41586-018-05752-3 https://www.wired.co.uk/article/lithium-batteries-environment-impact</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/lityum-piller-dunyada-lityum-avi-baslatti">Lityum piller, dünyada lityum avı başlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İklim değişikliğine yönelik yeşil çözümler aranırken yenilenebilir enerjinin depolanmasına olanak tanıyan bir hafif metal, işin rengini değiştirecek gibi. Fosil yakıtların yerine lityum pillerle çalışan taşıtlar, taşımacılığın geleceği olarak anılıyor. Fakat başka bir tartışma daha var: <strong>Temiz bir alternatif mi, yoksa çevre için yeni bir tehdit mi?</strong></p>
<p>Hatırlayacağımız üzere<strong> 2019 Nobel Kimya Ödülü</strong>, lityum iyon pillerin geliştirilmesine katkı yapan araştırmacılara verilmişti. Ödül Texas Üniversitesi’nden <strong>John B. Goodenough</strong>, New York Eyalet Üniversitesi’nden <strong>M. Stanley Whittingham</strong> ve Meijo Üniversitesinden <strong>Akira Yoshino</strong> arasında paylaştırılmıştı. Bu ödülle birlikte bilim dünyasında gözler, bu hafif metalin sağlayabileceği olanaklara çevrildi. Lityum, heyecan verici olduğu kadar tehlikeleri de beraberinde getiriyor.</p>
<p>İklim değişikliğinin etkileri, dünyanın dört bir yanında hissedilirken fosil yakıtların yerine lityum pillerle çalışan taşıtlar, taşımacılığın geleceği olarak anılıyor. Şarj edilebilir lityum pillerin gelişimi, güneş ve rüzgâr gücünün ürettiği enerjiyle temiz enerji kaynaklarını depolamayı mümkün kılması açısından hayli önemli.</p>
<p>Daha hafif ve şarj edilebilir olan lityum piller, elektrikli araçlardan cep telefonlarına, dizüstü bilgisayarlardan yenilenebilir enerji depolama tesislerine kadar birçok avantaj sağlıyor. Deutsche Bank tarafından yapılan analizlere göre, 2018 yılında bu ürünler, küresel lityum talebinin neredeyse yarısına denk geliyor. Cep telefonu ve dizüstü bilgisayar gibi tüketici elektroniği pilleri bu talebin %25&#8217;ini, elektrikli araçlar ise geri kalan talebin çoğunu oluşturuyor.</p>
<div id="attachment_29383" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29383" class="wp-image-29383 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/rs1-300x183.png" alt="" width="300" height="183" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/rs1-300x183.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/rs1.png 900w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-29383" class="wp-caption-text">Bugün 2 milyon olan elektrikli araç sayısının 2030’da 24 milyona çıkması bekleniyor. Bu artış, lityuma olan talebi de artırıyor.</p></div>
<p><strong>Lityum talebinin yükselişi</strong></p>
<p>2025 yılına kadar lityum talebinin yarısının elektrikli araç endüstrisinden geleceğine yönelik tahminler var. Bununla birlikte önümüzdeki 10 ila 15 yıl içinde elektrikli araç satışlarındaki çarpıcı artışla birlikte lityum için küresel talebin en az %300 artması bekleniyor.</p>
<p>Şu anda dünya çapında yaklaşık 2 milyon elektrikli araç var; Bloomberg New Energy Finance&#8217;a göre, 2030 yılında bu rakamın 24 milyonu geçecek. Elektrikli araç devi Tesla’nın ABD, Meksika, Kanada ve Avustralya&#8217;daki madencilik firmalarından lityum tedariği arayışlarını sürdürdüğü biliniyor.</p>
<p>Yükselen talebin doğal sonucu olarak, son birkaç yılda küresel pazarlardaki lityum fiyatları, yeterli miktarda bulunamayacağı korkusuyla 2018&#8217;deki keskin bir yükseliş yaşamıştı. Ancak ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nden jeolog Lisa Stilling, bu kıyamet senaryolarının biraz abartıldığı kanaatinde. Stilling, lityumun Dünya kabuğunun %0.002’sini oluşturduğu, ancak jeolojik olarak çok da nadir olmadığını, sadece nerede konsantre olarak bulunduğunu bilmenin mesele olduğunu söylüyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bu soruyu cevaplamak için bu metalin zengin tortularının, rüzgâr gücü, su, ısı ve zamanla nasıl ve nerede birleştiklerini inceliyor. Bu yerler arasında Şili, Arjantin ve Bolivya’yı içeren Lityum Üçgeni’nin bulunduğu düz çöl havzalarının yanı sıra, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada&#8217;da pegmatit denilen volkanik kayalar ve kil oluşum bölgeleri var. Bir “beyaz altın” avı sürüyor&#8230;</p>
<div id="attachment_29385" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29385" class="wp-image-29385 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/resiki-300x200.png" alt="" width="300" height="200" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/resiki-300x200.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/resiki.png 800w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-29385" class="wp-caption-text">Latin Amerika’daki Lityum Üçgeni’nde bulunan Bolivya’daki lityum üretim havzalarından birisi</p></div>
<p><strong>En ucuz nereden çıkarılır?</strong></p>
<p>Aralık 2017&#8217;de, Beyaz Saray, lityum içeren cevherler de dahil olmak üzere bazı “kritik” minerallerin yeni kaynakları üzerinde araştırmaları artırmaya yönelik yeni bir emir çıkarmıştı. Çin başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri de yeni kaynak arayışı içinde. AB araştırma konsorsiyumu, lityum pazarında rekabet edebilmek için Avrupa Lityum Enstitüsü kurdu. Lityum araştırmaları, lityum bakımından zengin birikintilerin nerede olduğunu bulmak amacıyla yeraltı suyunun dolaşımını izlemek için hidroloji çalışmalarına hız verdi.</p>
<p>Ancak ortada çok büyük bir sorun var: Lityum madenciliği için göze çarpan en önemli sorun, “temiz” enerjinin bile tamamen temiz olmaması. Zira lityumun cevherinden çıkarılması ve lityum karbonat veya lityum hidroksit gibi ticari olarak kullanılabilir bir forma dönüştürülmesi, çevreye sızabilecek zehirli atıklar üretebiliyor. Örneğin, Çin’in Tibet Platosu’ndaki bir lityum madeninden çıkan kimyasal sızıntılar, 2009’dan bu yana çevreye zarar vermeye devam ediyor ve yakındaki bir nehirden gelen balıkları ve diğer hayvanları öldürüyor.</p>
<p><strong>Lityum madenciliği suyu tüketiyor</strong></p>
<p>Latin Amerika’nın en büyük sorunlarının başında su geliyor. Arjantin, Bolivya ve Şili’nin bazı kısımlarını kapsayan kıtanın Lityum Üçgeni, dünyadaki diğer tuz dairelerinin altındaki metal arzının yarısından fazlasını elinde tutuyor. Burası aynı zamanda dünyadaki en kurak yerlerden biri. Bu büyük bir mesele, çünkü lityum çıkarmak için madenciler tuz dairelerindeki operasyona, delik açtıkları yüzeye mineral bakımından zengin tuzlu su pompalayarak başlıyorlar. Burası daha sonra aylarca buharlaşmaya bırakıyor.</p>
<p>Nispeten ucuz ve etkili bir süreç ancak çok fazla su tüketiliyor; ton lityum başına yaklaşık yaklaşık 2.000 ton sudan bahsediyoruz. Şili’deki Salar de Atacama’da, maden faaliyetleri bölgenin suyunun yüzde 65’ini tüketiyor. Bu tüketim, bazı toplulukların zaten su sıkıntısı yaşadığı bir alanda, kinoa ve lama yetiştiren yerel çiftçiler üzerinde de büyük bir etkiye sahip.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-29387 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/resuc.png" alt="" width="800" height="500" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/resuc.png 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/05/resuc-300x188.png 300w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>Lityum üretim süreçlerinde çevredeki doğal yaşam da ekolojik stres yaşıyor. Nesli tükenme tehdidi altında olan flamingolar da bu tehdidi yaşayan canlılardan yalnızca biri. Bu noktada lityumun pek de çevreci bir alternatif olmadığı sonucuna varılabilir. Nature’da yayımlanan bir makalede, Georgia Üniversitesi’nden malzeme mühendisi Gleb Yushin ve ortak yazarlar, pil üretmek için daha yaygın, daha ucuz ve çevre dostu malzemeler kullanan yeni pil teknolojisinin geliştirilmesi gerektiğini savunuyor. Araştırmacılar, daha yaygın ve daha az toksik malzemelerle kobalt ve lityumun yerini alan yeni pil kimyaları üzerinde çalışıyor.</p>
<p><strong>Lityumun başka kullanım alanları</strong></p>
<p><strong>Bipolar bozukluk için duygudurum dengeleyici:</strong> Lityum, 19. yüzyılın ortasından beri guttan zihinsel bozukluklara kadar değişen durumlar için bir ilaç olarak kullanılıyor. Lityum karbonat veya lityum sitrat olarak alındığında lityum, 1970&#8217;lerden bu yana, bipolar bozukluğun bir yönü olan akut maniyi tedavi etmek için yaygın olarak kullanılıyor.</p>
<p><strong>Kozmetikler:</strong> Lityum stearat, emülsiyonlaştırıcı olarak işlev görüyor; yağların ve sıvıların temelinde, allık, göz farı ve ruj gibi kozmetik ürünlerinde ayrılmayı önlüyor. Yüz kremlerine eklendiğinde, hektorit adı verilen yumuşak ve yağlı, lityum içeren bir mineral, ürünü pürüzsüz ve yayılabilir tutuyor.</p>
<p><strong>Askeri, endüstriyel, otomotiv, uçak ve denizcilik uygulamaları:</strong> Petrolün içine eklendiğinde, lityum stearat su geçirmiyor ve yüksek ve düşük sıcaklıklara toleranslı kalın bir yağlama gresi oluşturuyor.</p>
<p><strong>Darbelere dayanıklı pişirme kabı ve alüminyum folyo:</strong> Diğer alkali metallerle karşılaştırıldığında, lityum atomları özellikle şarj durumlarında küçüktür. Lityum iyonları ısındıkça nispeten az büyürler, bu nedenle cama veya seramiklere bir miktar lityum karbonat ilave etmek, bu ürünleri sıcakken daha güçlü ve daha az kırılgan hale getirebiliyor.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong><a href="https://www.sciencenews.org/article/search-new-geologic-sources-lithium-could-power-clean-future">https://www.sciencenews.org/article/search-new-geologic-sources-lithium-could-power-clean-future</a></strong><br />
<strong><a href="https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2019/press-release/">https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2019/press-release/</a></strong><br />
<strong><a href="https://www.sciencenews.org/article/periodic-table-elements-chemistry-fun-facts-history">https://www.sciencenews.org/article/periodic-table-elements-chemistry-fun-facts-history</a></strong><br />
<strong><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-018-05752-3">https://www.nature.com/articles/d41586-018-05752-3</a></strong><br />
<strong><a href="https://www.wired.co.uk/article/lithium-batteries-environment-impact">https://www.wired.co.uk/article/lithium-batteries-environment-impact</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/lityum-piller-dunyada-lityum-avi-baslatti">Lityum piller, dünyada lityum avı başlattı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29377</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimsel araştırmaları dans yoluyla açıklayan en iyi videolar</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/bilimsel-arastirmalari-dans-yoluyla-aciklayan-en-iyi-videolar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 12:30:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[dance your phd]]></category>
		<category><![CDATA[dans]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29135</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Dance Your Ph.D.&#8221; bilim insanlarının araştırmalarını, karmaşık teorileri dans yoluyla ifade ettikleri bir yarışma. American Association for the Advancement of Science (AAAS), Science dergisi ve bir yapay zeka teknolojisi şirketi olan Primer.ai tarafından desteklenen yarışma 2008&#8217;den bu yana her yıl düzenleniyor. Yarışmanın bu yılki kazananı dönen ve uçan el yelpazeleri, Yüzüklerin Efendisi serisine referansları ve mavi kartonpiyer balonlarıyla Oregon Üniversitesi&#8217;nden kimyager Checkers Marshall&#8217;ın hazırladığı video oldu. Laboratuvar ve bir evin arka bahçesinde çekilen videoda, moleküllere bağlı metal iyonlarından oluşan kristal malzemeler olan metal-organik çerçeveler (MOFs) hakkındaki doktora tezi açıklanıyor. Bu malzemelerin gözenekli yapısı nedeniyle, MOFs bir sünger gibi işlev görebilir ve karbondioksit gibi gazların tutulmasına imkan verebilir. Dans videosundaki mavi balonlar, metal-organik çerçeveleri daha küçük, daha etkili ve su filtrasyonundan sinir gazı detoksifikasyonuna kadar çeşitli uygulamalar için daha kullanışlı hale getirmek için kullanılan iyonları temsil ediyor. Videoda, bu kristallerin büyümesini durdurmak için başka bir molekül eklemek veya elektronların yapı boyunca daha serbestçe akmasına izin vermek için bir elektronu çıkarmak gibi farklı modifikasyon stratejileri de dansla anlatılıyor. 15. yılına ulaşan yarışmaya bu yıl 12 ülkeden 28 başvuru geldi. Biyoloji, kimya, fizik ve sosyal bilimler kategorilerinde dans videolarının bu yılki kazanları şöyle: Genel birinci ve kimya kategori birincisi Checkers Marshall, Oregon Üniversitesi, &#8220;Metal-Organik Çerçevelerin Nanopartikülleri: Genel Bir Sentetik Yöntem ve Boyuta Bağlı Özellikler&#8221; Biyoloji kategorisi birincisi Israel Sampaio Filho, Ulusal Amazon Araştırmaları Enstitüsü, &#8220;Yaprak absisik asit (ABA) biyosentezi: Amazon yağmur ormanlarının ısınmaya tepkisinin ana kaynağı&#8221; Fizik kategorisi birincisi Dr. Evgenii Glushkov, Swiss Federal Institute of Technology Lozan, &#8220;Floresan mikroskobu kullanarak geniş bant aralıklı malzemelerdeki optik olarak aktif kusurları keşfetme&#8221; Sosyal bilimler kategorisi birincisi Huy Vu, Stony Brook Üniversitesi, &#8220;Kişiliğe Sahip Yapay Zeka&#8221;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/bilimsel-arastirmalari-dans-yoluyla-aciklayan-en-iyi-videolar">Bilimsel araştırmaları dans yoluyla açıklayan en iyi videolar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8220;Dance Your Ph.D.&#8221;</strong></em> bilim insanlarının araştırmalarını, karmaşık teorileri dans yoluyla ifade ettikleri bir yarışma. <em>American Association for the Advancement of Science (AAAS)</em>, <em>Science</em> dergisi ve bir yapay zeka teknolojisi şirketi olan <em>Primer.ai</em> tarafından desteklenen yarışma 2008&#8217;den bu yana her yıl düzenleniyor. Yarışmanın bu yılki kazananı dönen ve uçan el yelpazeleri, <em>Yüzüklerin Efendisi</em> serisine referansları ve mavi kartonpiyer balonlarıyla Oregon Üniversitesi&#8217;nden kimyager Checkers Marshall&#8217;ın hazırladığı video oldu.</p>
<p>Laboratuvar ve bir evin arka bahçesinde çekilen videoda, moleküllere bağlı metal iyonlarından oluşan kristal malzemeler olan metal-organik çerçeveler (MOFs) hakkındaki doktora tezi açıklanıyor.</p>
<p>Bu malzemelerin gözenekli yapısı nedeniyle, MOFs bir sünger gibi işlev görebilir ve karbondioksit gibi gazların tutulmasına imkan verebilir. Dans videosundaki mavi balonlar, metal-organik çerçeveleri daha küçük, daha etkili ve su filtrasyonundan sinir gazı detoksifikasyonuna kadar çeşitli uygulamalar için daha kullanışlı hale getirmek için kullanılan iyonları temsil ediyor.</p>
<p>Videoda, bu kristallerin büyümesini durdurmak için başka bir molekül eklemek veya elektronların yapı boyunca daha serbestçe akmasına izin vermek için bir elektronu çıkarmak gibi farklı modifikasyon stratejileri de dansla anlatılıyor.</p>
<p>15. yılına ulaşan yarışmaya bu yıl 12 ülkeden 28 başvuru geldi. Biyoloji, kimya, fizik ve sosyal bilimler kategorilerinde dans videolarının bu yılki kazanları şöyle:</p>
<p><strong>Genel birinci ve kimya kategori birincisi</strong><br />
Checkers Marshall, Oregon Üniversitesi, &#8220;Metal-Organik Çerçevelerin Nanopartikülleri: Genel Bir Sentetik Yöntem ve Boyuta Bağlı Özellikler&#8221;</p>
<p><iframe loading="lazy" width="730" height="411" src="https://www.youtube.com/embed/R8XAFFPhz8Q?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen title="Dance Your PhD 2023 OVERALL WINNER: nanoMOFs"></iframe></p>
<p><strong>Biyoloji kategorisi birincisi</strong><br />
Israel Sampaio Filho, Ulusal Amazon Araştırmaları Enstitüsü, &#8220;Yaprak absisik asit (ABA) biyosentezi: Amazon yağmur ormanlarının ısınmaya tepkisinin ana kaynağı&#8221;</p>
<p><iframe loading="lazy" width="730" height="411" src="https://www.youtube.com/embed/DvDjj5nIOm4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen title="Dance your PhD 2023:  Abscisic Acid (ABA) at the Heart of Amazon rainforest Response to Warming"></iframe></p>
<p><strong>Fizik kategorisi birincisi</strong><br />
Dr. Evgenii Glushkov, Swiss Federal Institute of Technology Lozan, &#8220;Floresan mikroskobu kullanarak geniş bant aralıklı malzemelerdeki optik olarak aktif kusurları keşfetme&#8221;</p>
<p><iframe loading="lazy" width="730" height="411" src="https://www.youtube.com/embed/yzhfg2uGvR8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen title="Tango Of The Protons"></iframe></p>
<p><strong>Sosyal bilimler kategorisi birincisi</strong><br />
Huy Vu, Stony Brook Üniversitesi, &#8220;Kişiliğe Sahip Yapay Zeka&#8221;</p>
<p><iframe loading="lazy" width="730" height="411" src="https://www.youtube.com/embed/A50Q3t4TIvw?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen title="Dance your PhD 2023 - WINNERS of Social Science - The PsychGenerator | Choreography by Huy Vu"></iframe></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/bilimsel-arastirmalari-dans-yoluyla-aciklayan-en-iyi-videolar">Bilimsel araştırmaları dans yoluyla açıklayan en iyi videolar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29135</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2021 13:35:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=24941</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim dünyasının merakla beklediği Nobel Ödülleri sahiplerini bulmaya devam ediyor. Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün ardından kimya ve fizik dallarında da ödüle layık görülen bilim insanları belli oldu. 2021 Nobel Fizik Ödülü’nü üç bilim insanı kazandı. Nobel Komitesi, Dünya’nın ikliminin fiziksel modellemesini yapan, küresel ısınmayı öngören ve değişkenliğini ölçen Princeton Üniversitesi’nden Syukuro Manabe ve Max Planck Meteoroloji Enstitüsü’nden Klaus Hasselmann’ın yanı sıra karmaşık sistemler teorisindeki çalışmaları nedeniyle Roma Sapienza Üniversitesi’nden teorik fizikçi Giorgio Parisi’yi ödüle layık gördü. Syukuro Manabe ve Klaus Hasselmann, 10 milyon İsveç kronu (1.15 milyon ABD Doları) değerindeki ödülün yarısını paylaşırken Giorgio Parisi, diğer yarısını aldı. İklim bilimcilere verilen ilk ödül olarak tarihe geçen bu gelişmenin, bu yıl Glasgow’da gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı’ndan hemen önce gelmesi de dikkat çekti. 2021 Nobel Kimya Ödülü’nü ise iki kimyager paylaştı. Max Plack Enstitüsü’nden Benjamin List ve Princeton Universitesi’nden David W.C. MacMillan ödüle layık görüldü. Komite, ödülün verilme sebebi olarak bu iki bilim insanının, “asimetrik organokataliz” olarak bilinen molekülleri oluşturmak için geliştirdikleri yeni yönteme dair çalışmaları gösterildi. Bunlar ucuz ve çevre dostu organik katalizörler olarak biliniyor. İki kimyagerin geliştirdiği bu aracın, farmasötik araştırmalarında büyük etki yarattığı ve kimyayı daha çevre dostu hale getirdiği ifade edildi. Böylelikle hem kimya hem de fizikte verilen bu ödüllerde “çevre” temasının ön plana çıktığı söylenebilir. Kaynak: https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/ https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu">Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyasının merakla beklediği Nobel Ödülleri sahiplerini bulmaya devam ediyor. Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün ardından kimya ve fizik dallarında da ödüle layık görülen bilim insanları belli oldu.</p>
<p>2021 Nobel Fizik Ödülü’nü üç bilim insanı kazandı. Nobel Komitesi, Dünya’nın ikliminin fiziksel modellemesini yapan, küresel ısınmayı öngören ve değişkenliğini ölçen Princeton Üniversitesi’nden Syukuro Manabe ve Max Planck Meteoroloji Enstitüsü’nden Klaus Hasselmann’ın yanı sıra karmaşık sistemler teorisindeki çalışmaları nedeniyle Roma Sapienza Üniversitesi’nden teorik fizikçi Giorgio Parisi’yi ödüle layık gördü.</p>
<p>Syukuro Manabe ve Klaus Hasselmann, 10 milyon İsveç kronu (1.15 milyon ABD Doları) değerindeki ödülün yarısını paylaşırken Giorgio Parisi, diğer yarısını aldı. İklim bilimcilere verilen ilk ödül olarak tarihe geçen bu gelişmenin, bu yıl Glasgow’da gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı’ndan hemen önce gelmesi de dikkat çekti.</p>
<p>2021 Nobel Kimya Ödülü’nü ise iki kimyager paylaştı. Max Plack Enstitüsü’nden Benjamin List ve Princeton Universitesi’nden David W.C. MacMillan ödüle layık görüldü.</p>
<p>Komite, ödülün verilme sebebi olarak bu iki bilim insanının, “asimetrik organokataliz” olarak bilinen molekülleri oluşturmak için geliştirdikleri yeni yönteme dair çalışmaları gösterildi. Bunlar ucuz ve çevre dostu organik katalizörler olarak biliniyor.</p>
<p>İki kimyagerin geliştirdiği bu aracın, farmasötik araştırmalarında büyük etki yarattığı ve kimyayı daha çevre dostu hale getirdiği ifade edildi. Böylelikle hem kimya hem de fizikte verilen bu ödüllerde “çevre” temasının ön plana çıktığı söylenebilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><a href="https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/">https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/</a></p>
<p><a href="https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/">https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu">Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">24941</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimlerin kurucusu ve büyük kâşif: Alexander von Humboldt</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bilimlerin-kurucusu-ve-buyuk-kasif-alexander-von-humboldt</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Oct 2019 15:59:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander von Humboldt]]></category>
		<category><![CDATA[bilim tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[botanik]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Darwin]]></category>
		<category><![CDATA[doğa illüstratörü]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[etnoloji]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadi coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[okyanusbilimi]]></category>
		<category><![CDATA[volkanoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15532</guid>

					<description><![CDATA[<p>İklim değişikliğini bilim tarihinde ilk defa dile getiren Alexander von Humboldt 250 yaşında! (1769-1859). Humboldt adını özel kılan, ileride “Gaia” ismi verilecek (gezegeni, en küçük mikroorganizmadan en büyük canlı organizmasına kadar birbiriyle etkileşim içinde, nefes alan bir organizma olarak gören) felsefeyi temel alarak, ekolojiyi ilk defa bir bilim dalı olarak ortaya koymasıydı. Coğrafyadan jeolojiye, ekolojiden jeofiziğe birçok disiplin, onun sırtında bir çantayla çıktığı doğa gezilerine çok şey borçlu.  Alexander von Humboldt ve ona refakat eden üç kişi, Ekvador’da bulunan kubbe şeklindeki yanardağ Chimborazo’ya tırmanıyor. Dar bir geçitte, düşe kalka, elleri ve dizleri kanaya kanaya ilerliyor ve yanı başlarındaki uçuruma bakmamak için kendilerini zor tutuyorlar. Humboldt’un yanında, Avrupa’dan getirdiği ekipmanlar var; atmosfer basıncını ölçmek için barometre, sıcaklığı ölçmek için termometre, enlemi belirlemek için sekstant, gökyüzünün maviliğini ölçmek için siyanometre ve suni ufuk. Rakım yükseldikçe artan buz gibi rüzgâr, hareketlerini kısıtlasa da tırmanışlarına devam ediyorlar. Humboldt, rastladığı herhangi bir canlıyı; kuşu, böceği veya bitkiyi defterine ayrıntılarıyla not alıp çiziktiriyor. Yerçekimi, sıcaklık ve basınç ölçümleri yapmak için ekibi zaman zaman durduruyor. 5.400 metre rakıma ulaştıklarında bir kayada gördüğü yosun parçası, bildiği anlamda canlılığın son belirtisiydi. Tırmanmaya devam ettiler. Buzul yarığını aşarak zirveye ulaştığında Humboldt, ayakları kanlar içinde, sislerin arasından önce yere, ardından göğe baktı. Resmen bulutların arasındaydı. O an fark ettiği tek şey, ince havada zar zor soluk alması değildi. Bir aydınlanma anı yaşıyordu. Humboldt o an, yeryüzündeki her şeyin birbirine bağlı, yaşayan devasa bir organizma olduğunun farkına varıyordu. Daha sonraları bu görüş James Lovelock tarafından geliştirilerek “Gaia Teorisi” olarak ortaya atılsa da fikrin çıkış noktası Humboldt’un bu keşfiydi. Yeryüzündeki her şeyin birbirine bağlı olduğunu keşfetti Humboldt’un bilgiyi sentezleme yetisi çok iyiydi. Bu da ona doğadaki her şeyin birbirine bağlı olduğu konusundaki temel teorisini geliştirmesine izin vermişti. Dahası, bu muhteşem örüntüdeki herhangi bir unsurunun zarar görmesinin sistemde kötü etki yaratacağını savunuyordu. Örneğin ormansızlaşmanın, iklime ve çevreye zarar verebileceği konusunda daha o günden uyarmıştı. Çünkü ormanlar atmosferi nemlendirir, soğutur ve toprak erozyonunu önlerdi. Humboldt’a göre mikroskobik bir canlıdan insana, havadan toprağa her şey bir bütündü. Doğa, soluk alıp veren bir bütündü, biz de bu bütünün sadece bir parçasıydık. İşte bilim tarihindeki belki de en bütüncül keşifti bu. Humboldt, doğayı keşfetmişti: “Bu muazzam sebep sonuç zinciri içerisinde hiçbir gerçeklik, diğer şeylerden soyutlanarak değerlendirilemez.” Buna bağlı olarak, 1800 yılında Venezuela’daki Valencia Gölü’ndeki sömürge çiftliklerinin çevreye yıkıcı etkisini gördükten sonra insan kaynaklı iklim değişikliğini ortaya atan ilk bilim insanı olacaktı. Humboldt olmasaydı Darwin olmazdı  Humboldt, ömrünü adadığı keşfini 1802 yılında gerçekleştirdiğinde doğal seleksiyona dayalı “Evrim Teorisi” fikrinin sahibi Darwin, daha portakalda vitamindi. Darwin, otobiyografisinde anlattığı üzere her ne kadar Humboldt’la ilk karşılaşmasında pek de iyi bir izlenime kapılmamış olsa da sonradan sonraya Darwin&#8217;i Darwin yapan kişinin Alexander von Humboldt olduğu anlaşılacaktı. Darwin, Humboldt’un notlarını okuduktan sonra şunları söyleyecekti: “Humboldt’un Kişisel Anlatısı’nı okumak kadar hiçbir şey benim gayretimi kamçılamamıştı.” Darwin ayrıca, Humboldt olmasaydı ne Beagle’a bineceğini ne de Türlerin Kökeni’nin ortaya çıkacağını itiraf edecekti. Bilim uğruna ayrıcalıklı bir hayatı reddetti Hikâye aslında, “18.yüzyıl Berlin’inin ılık bir Eylül akşamında Prusya Kralı II.Wilhelm’in yaverinin oğlu olarak hayata gözlerini açan Friedrich Wilhelm Karl Heinrich Alexander von Humboldt…” tarzında sıkıcı bir başlangıca sahip. Ancak bu hikâyeyi sıkıcı olmaktan uzaklaştıran, Humboldt’un varlıklı ve saygın ailesinin sağladığı imkânları bir kenara itip doğayı keşfetmesini sağlayan “merak hastalığı”nın peşinden gitmesiydi. Şüphesiz ailesinden kendi kalan büyük mirasın da yardım ve katkısıyla.. Zira daha çocukluğunda akranları bez bebekleriyle oynarken küçük Alex, Berlin’deki büyük bahçeli evlerinin sağladığı imkânla doğayı kendisine “oyun alanı” bellemişti. Küçük yaşında çiçek, kelebek, arı ve çeşitli taşların koleksiyonunu yapıyor ve onları kendine göre sınıflandırıyordu. Bu sebeple ona “küçük eczacı” diye hitap ediliyordu. Kaptan James Cook gibi gezginlerle ilgili okuduğu kitaplar onu büyülerken, gezintiye çıktığı ormanın sınırlarını aşmak, onun en büyük hayali haline geliyordu. Alex büyüdü. O dönemin şartlarına bağlı olarak ailesi ve çevresi tarafından “Ekonomi” eğitimi alması dikte edildi. Bunun üzerine eğitimini bu yönde almaya başlasa da fizik, kimya ve botanik gibi derslere ilgi duyuyor ve kendini o yönde yetiştiriyordu. Ticaret Akademisi&#8217;ne kaydolmasının ardından ailesinin memur ol dayatmasıyla Maden Bakanlığı bünyesinde işe girmesiyle, Prusya’nın en başarılı maden mühendislerinden biri olarak anılmaya çoktan başlamıştı. Merakına yenik düşen adam Ancak onun gönlü başka yerdeydi; vaktini daha çok doğa üzerine çizimler ve okumalar yaparak geçiriyor, botanik üzerine kafa yoruyor ve hatta kitaplar yazıyordu. Ve bir seyyah ve bir doğabilimciye dönüşecekti. Bir yaşama birçok yaşam sığdıran Humboldt’u nasıl tanımlarsanız tanımlayın, onu “merakına yenik düşen adam” olarak tanımlamak mümkündü. Fransa, İspanya, Amerika’nın güneyi ve Rusya başta olmak üzere Avrupa, Asya ve özellikle de Latin Amerika’da yaptığı geziler sırasında topladığı numuneleri sınıflandıran, bunlarla ilgili yazılar yazan, çizimler yapan ve tüm bu çalışmalarını yayımlayarak bilim dünyasına kazandıran bir isme dönüştü. Humboldt, yerkürenin altını ve üstünü, işleyen bir sistemin parçası ve bir laboratuvar olarak görüyordu. Bu açıdan tüm hayatını gözlemlere ve bilimsel veri toplayıp bunları bilim dünyasına kazandırmaya adamış bir bilim insanıydı. Bugün hava durumu haritalarında gördüğümüz ısı ve basınç çizgileriyle manyetik Ekvatoru bile o keşfedecekti. Bilimlerin Shakespeare’i Yaptığı bazı çizim ve sınıflandırmalar, bilim dünyasında ilk defa tanımlanıyordu. (Sırf Latin Amerika’dan getirdiklerinin arasında bilim dünyasında ilk kez tanımlanan numune sayısı 60.000’di) Botanik, zooloji, fizyoloji, mineraloji ve özellikle de “Kosmos” isimli eseriyle astronomiye yaptığı katkılarla ismi bugün çok sayıda bitki ile hayvan türüne, birçok sokağa, bilimsel burslara, üniversitelere verilen bir deha o; ekoloji, coğrafya, jeofizik ve jeomorfoloji bilim dallarının modern anlamda kurucusu. Bu haliyle ona “Bilimlerin Shakespeare’i” lakabı bile takıldı. Uzak coğrafyalarda ve ıssız doğada olmayı tercih etse de hayatı boyunca alıp gönderdiği on binlerce mektupla, bilim dünyasıyla irtibat halindeki bir bilim insanıydı aynı zamanda. Bilgiyi alıyor ve paylaşmayı seviyordu. Doğayı kesin yasalarla belirlemenin yetersiz kalacağını düşünerek doğanın hissedilmesi gerektiğini düşünüyordu. ABD’li yazar ve şair Ralph Waldo Emerson, onun için “Gözleri doğal bir mikroskop ve teleskop” diyerek hayranlığını dile getiriyordu. Dünyada kaç bilim insanı, kendi vücudunu deney tahtası olarak kullanırdı ki? Ondaki bu doğa tutkusu olmasa, nefessiz kalıp bayılmasına rağmen 6.310 rakımlı Chimborazo’nun zirvesine tırmanmayı başarabilir miydi? Ondaki bu merak olmasa ailesinden miras kalan bütün zenginliği doğa keşfi için seyahatlere ve diğer bilim insanlarına destek olmak amacıyla harcayıp mezara girerken meteliksiz bir adam olur muydu hiç? O, doğduğu Prusya malikanesinin uçsuz bucaksız bahçeleri veya Paris ile Berlin’deki devasa saraylarda değil Orinoco Nehri’nin uzak kollarındaki tropikal cangıllarda, Moğolistan sınırındaki ıssız Kazak bozkırlarında veya zar zor nefes aldığı Chimborazo’nun zirvesinde kendisini daha iyi hissediyordu. Çünkü doğayı sevmek ve keşfetmek bunu gerektiriyordu. Alexander von Humboldt&#8217;un Maceraları   Dört yıl önce, tarihçi Andrea Wulf, Prusyalı doğabilimci Alexander von Humboldt&#8217;un biyografisi (Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçeye de kazandırılan) Doğanın Keşfi’ni yazarak bu al andaki açığı kapattı. Bu kitaba kadar Humboldt’a yönelik eserler, sadece dolaylı anlatılardan, kısa yazı ve makalelerden ibaretti. Bu yıl ise Humboldt’un doğumunun 250. yıldönümünü kutlamak için Andrea Wulf ile illüstratör Lillian Melcher, Humboldt’un beş yıl boyunca Latin Amerika’yı keşfini görselleştiren bir çizgi roman hazırladı. Tarihi bilgilere dayanarak hazırlanan ve Humboldt’un kişiliğine de ayna tutan eserde, hayati tehlikenin bile veri toplama yolunda onu durduramadığını görüyorsunuz: Timsahlarla dolu nehirler, ölümcül sivrisineklerden geçilmeyen yağmur ormanları ve bir yanlışın bütün hayatınıza mal olacağı yanardağlar onu hiçbir zaman durdurmamıştı. Kitapta bu anlardan kesitler sunan canlandırmalar mevcut. Her türlü flora ve fauna türüne rastlayan Humboldt’un her ölçümü titizlikle kaydetmesi sayesinde bugün birçok disiplinin önü açıldı. Humboldt’un ekipmanları sayesinde yaptığı gözlem ve çıkarımlar, gittiği yerlerdeki çevreye yönelik aldığı not ve yaptığı çizimlerden ilham alınarak çizilen illüstrasyonlar da oldukça aydınlatıcı. Yazıda Humboldt’un bilim insanı yönünü ele alsak da Humboldt, köleliğe tamamıyla karşı çıkan bir liberaldi. Fransız Devrimi’nin ateşli bir savunucusuydu. Alexander von Humboldt&#8217;un Maceraları, onun sadece bilimsel katkılarını değil, onu her yönüyle tanımaya başlamak için de güzel bir başlangıç. Ancak henüz Türkçeye çevrilmedi. Yayınevlerine duyurulur. Yazı: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Not: Bu yazı, dergimizin 183. sayısında yayımlanmıştır. Kaynakça Andrea Wulf, Doğanın Keşfi: Alexander von Humboldt’un Yeni Dünyası, Çev: Emrullah Ataseven, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2017 Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, Doğabilimci Alexander Von Humboldt&#8217;un (1769-1859) Yaşamı ve Bilimsel Çalışmaları, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Yıl: 1993, Sayı: 9, Sayfa: 281-300 Alison Abbott, Alexander von Humboldt: the graphic novel, Nature, https://www.nature.com/articles/d41586-019-00958-5 Charles Darwin, Yaşamım. Çev: Ozan Karakaş, ALFA Yayıncılık, İstanbul, 2018</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bilimlerin-kurucusu-ve-buyuk-kasif-alexander-von-humboldt">Bilimlerin kurucusu ve büyük kâşif: Alexander von Humboldt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>İklim değişikliğini bilim tarihinde ilk defa dile getiren Alexander von Humboldt 250 yaşında! </em><strong>(1769-1859). </strong><em>Humboldt adını özel kılan, ileride “Gaia” ismi verilecek (gezegeni, en küçük mikroorganizmadan en büyük canlı organizmasına kadar birbiriyle etkileşim içinde, nefes alan bir organizma olarak gören) felsefeyi temel alarak, ekolojiyi ilk defa bir bilim dalı olarak ortaya koymasıydı. Coğrafyadan jeolojiye, ekolojiden jeofiziğe birçok disiplin, onun sırtında bir çantayla çıktığı doğa gezilerine çok şey borçlu. </em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-15537 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/von-humboldt-259x300.jpg" alt="" width="259" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/von-humboldt-259x300.jpg 259w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/von-humboldt-886x1024.jpg 886w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/von-humboldt.jpg 934w" sizes="auto, (max-width: 259px) 100vw, 259px" />Alexander von Humboldt ve ona refakat eden üç kişi, Ekvador’da bulunan kubbe şeklindeki yanardağ Chimborazo’ya tırmanıyor. Dar bir geçitte, düşe kalka, elleri ve dizleri kanaya kanaya ilerliyor ve yanı başlarındaki uçuruma bakmamak için kendilerini zor tutuyorlar. Humboldt’un yanında, Avrupa’dan getirdiği ekipmanlar var; atmosfer basıncını ölçmek için barometre, sıcaklığı ölçmek için termometre, enlemi belirlemek için sekstant, gökyüzünün maviliğini ölçmek için siyanometre ve suni ufuk.</p>
<p>Rakım yükseldikçe artan buz gibi rüzgâr, hareketlerini kısıtlasa da tırmanışlarına devam ediyorlar. Humboldt, rastladığı herhangi bir canlıyı; kuşu, böceği veya bitkiyi defterine ayrıntılarıyla not alıp çiziktiriyor. Yerçekimi, sıcaklık ve basınç ölçümleri yapmak için ekibi zaman zaman durduruyor. 5.400 metre rakıma ulaştıklarında bir kayada gördüğü yosun parçası, bildiği anlamda canlılığın son belirtisiydi. Tırmanmaya devam ettiler.</p>
<p>Buzul yarığını aşarak zirveye ulaştığında Humboldt, ayakları kanlar içinde, sislerin arasından önce yere, ardından göğe baktı. Resmen bulutların arasındaydı. O an fark ettiği tek şey, ince havada zar zor soluk alması değildi. Bir aydınlanma anı yaşıyordu. Humboldt o an, yeryüzündeki her şeyin birbirine bağlı, yaşayan devasa bir organizma olduğunun farkına varıyordu. Daha sonraları bu görüş James Lovelock tarafından geliştirilerek “Gaia Teorisi” olarak ortaya atılsa da fikrin çıkış noktası Humboldt’un bu keşfiydi.</p>
<p><strong>Yeryüzündeki her şeyin birbirine bağlı olduğunu keşfetti</strong></p>
<p>Humboldt’un bilgiyi sentezleme yetisi çok iyiydi. Bu da ona doğadaki her şeyin birbirine bağlı olduğu konusundaki temel teorisini geliştirmesine izin vermişti. Dahası, bu muhteşem örüntüdeki herhangi bir unsurunun zarar görmesinin sistemde kötü etki yaratacağını savunuyordu. Örneğin ormansızlaşmanın, iklime ve çevreye zarar verebileceği konusunda daha o günden uyarmıştı. Çünkü ormanlar atmosferi nemlendirir, soğutur ve toprak erozyonunu önlerdi.</p>
<p>Humboldt’a göre mikroskobik bir canlıdan insana, havadan toprağa her şey bir bütündü. Doğa, soluk alıp veren bir bütündü, biz de bu bütünün sadece bir parçasıydık. İşte bilim tarihindeki belki de en bütüncül keşifti bu. Humboldt, doğayı keşfetmişti: <em>“Bu muazzam sebep sonuç zinciri içerisinde hiçbir gerçeklik, diğer şeylerden soyutlanarak değerlendirilemez.”</em> Buna bağlı olarak, 1800 yılında Venezuela’daki Valencia Gölü’ndeki sömürge çiftliklerinin çevreye yıkıcı etkisini gördükten sonra <strong>insan kaynaklı iklim değişikliğini ortaya atan ilk bilim</strong> insanı olacaktı.</p>
<p><strong>Humboldt olmasaydı Darwin olmazdı </strong></p>
<p>Humboldt, ömrünü adadığı keşfini 1802 yılında gerçekleştirdiğinde doğal seleksiyona dayalı “Evrim Teorisi” fikrinin sahibi Darwin, daha portakalda vitamindi. Darwin, otobiyografisinde anlattığı üzere her ne kadar Humboldt’la ilk karşılaşmasında pek de iyi bir izlenime kapılmamış olsa da sonradan sonraya Darwin&#8217;i Darwin yapan kişinin Alexander von Humboldt olduğu anlaşılacaktı. Darwin, Humboldt’un notlarını okuduktan sonra şunları söyleyecekti: <em>“Humboldt’un Kişisel Anlatısı’nı okumak kadar hiçbir şey benim gayretimi kamçılamamıştı.” </em>Darwin ayrıca, Humboldt olmasaydı ne <em>Beagle</em>’a bineceğini ne de <em>Türlerin Kökeni</em>’nin ortaya çıkacağını itiraf edecekti.</p>
<div id="attachment_15533" style="width: 264px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15533" class="wp-image-15533 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/andlar-humboldt-254x300.jpg" alt="" width="254" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/andlar-humboldt-254x300.jpg 254w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/andlar-humboldt.jpg 850w" sizes="auto, (max-width: 254px) 100vw, 254px" /><p id="caption-attachment-15533" class="wp-caption-text">Humboldt’un beş yıllık Latin Amerika gezisi sırasında bölgenin flora ve faunasından topladığı yaklaşık 60.000 numune, bilim dünyasında ilk defa tanımlanıyordu. Görselde And dağlarının bitki örtüsü ve coğrafyasına dair çizimleri görüyorsunuz.</p></div>
<p><strong>Bilim uğruna ayrıcalıklı bir hayatı reddetti</strong></p>
<p>Hikâye aslında, <em>“18.yüzyıl Berlin’inin ılık bir Eylül akşamında Prusya Kralı II.Wilhelm’in yaverinin oğlu olarak hayata gözlerini açan Friedrich Wilhelm Karl Heinrich Alexander von Humboldt…”</em> tarzında sıkıcı bir başlangıca sahip. Ancak bu hikâyeyi sıkıcı olmaktan uzaklaştıran, Humboldt’un varlıklı ve saygın ailesinin sağladığı imkânları bir kenara itip doğayı keşfetmesini sağlayan “merak hastalığı”nın peşinden gitmesiydi. Şüphesiz ailesinden kendi kalan büyük mirasın da yardım ve katkısıyla..</p>
<p>Zira daha çocukluğunda akranları bez bebekleriyle oynarken küçük Alex, Berlin’deki büyük bahçeli evlerinin sağladığı imkânla <strong>doğayı kendisine “oyun alanı”</strong> bellemişti. Küçük yaşında çiçek, kelebek, arı ve çeşitli taşların koleksiyonunu yapıyor ve onları kendine göre sınıflandırıyordu. Bu sebeple ona “<strong>küçük eczacı</strong>” diye hitap ediliyordu. Kaptan James Cook gibi gezginlerle ilgili okuduğu kitaplar onu büyülerken, gezintiye çıktığı ormanın sınırlarını aşmak, onun en büyük hayali haline geliyordu.</p>
<p>Alex büyüdü. O dönemin şartlarına bağlı olarak ailesi ve çevresi tarafından “Ekonomi” eğitimi alması dikte edildi. Bunun üzerine eğitimini bu yönde almaya başlasa da fizik, kimya ve botanik gibi derslere ilgi duyuyor ve kendini o yönde yetiştiriyordu. Ticaret Akademisi&#8217;ne kaydolmasının ardından ailesinin memur ol dayatmasıyla Maden Bakanlığı bünyesinde işe girmesiyle, Prusya’nın en başarılı maden mühendislerinden biri olarak anılmaya çoktan başlamıştı.</p>
<p><strong>Merakına yenik düşen adam</strong></p>
<p>Ancak onun gönlü başka yerdeydi; vaktini daha çok doğa üzerine çizimler ve okumalar yaparak geçiriyor, <strong>botanik</strong> üzerine kafa yoruyor ve hatta kitaplar yazıyordu. Ve bir seyyah ve bir doğabilimciye dönüşecekti. Bir yaşama birçok yaşam sığdıran Humboldt’u nasıl tanımlarsanız tanımlayın, onu “merakına yenik düşen adam” olarak tanımlamak mümkündü.</p>
<p>Fransa, İspanya, Amerika’nın güneyi ve Rusya başta olmak üzere Avrupa, Asya ve özellikle de Latin Amerika’da yaptığı geziler sırasında topladığı numuneleri sınıflandıran, bunlarla ilgili yazılar yazan, çizimler yapan ve tüm bu çalışmalarını yayımlayarak bilim dünyasına kazandıran bir isme dönüştü.</p>
<p>Humboldt, yerkürenin altını ve üstünü, işleyen bir sistemin parçası ve bir laboratuvar olarak görüyordu. Bu açıdan tüm hayatını gözlemlere ve bilimsel veri toplayıp bunları bilim dünyasına kazandırmaya adamış bir bilim insanıydı. Bugün hava durumu haritalarında gördüğümüz ısı ve basınç çizgileriyle manyetik Ekvatoru bile o keşfedecekti.</p>
<div id="attachment_15536" style="width: 227px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15536" class="wp-image-15536 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/alexander-von-humboldt-217x300.jpg" alt="" width="217" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/alexander-von-humboldt-217x300.jpg 217w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/alexander-von-humboldt-741x1024.jpg 741w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/alexander-von-humboldt.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 217px) 100vw, 217px" /><p id="caption-attachment-15536" class="wp-caption-text">Ekoloji, jeoloji, kimya, fizik, volkanoloji, botanik, okyanusbilimi, iktisadi coğrafya, etnoloji alanlarının kurucusu ve doğa illüstratörü; Alexander von Humboldt&#8217;un bilim tarihindeki yerini tarif etmeye kelimeler yetmez.</p></div>
<p><strong>Bilimlerin Shakespeare’i</strong></p>
<p>Yaptığı bazı çizim ve sınıflandırmalar, bilim dünyasında ilk defa tanımlanıyordu. (Sırf Latin Amerika’dan getirdiklerinin arasında bilim dünyasında ilk kez tanımlanan numune sayısı 60.000’di) Botanik, zooloji, fizyoloji, mineraloji ve özellikle de “Kosmos” isimli eseriyle astronomiye yaptığı katkılarla ismi bugün çok sayıda bitki ile hayvan türüne, birçok sokağa, bilimsel burslara, üniversitelere verilen bir deha o; ekoloji, coğrafya, jeofizik ve jeomorfoloji bilim dallarının modern anlamda kurucusu. Bu haliyle ona “Bilimlerin Shakespeare’i” lakabı bile takıldı.</p>
<p>Uzak coğrafyalarda ve ıssız doğada olmayı tercih etse de hayatı boyunca alıp gönderdiği on binlerce mektupla, bilim dünyasıyla irtibat halindeki bir bilim insanıydı aynı zamanda. Bilgiyi alıyor ve paylaşmayı seviyordu. Doğayı kesin yasalarla belirlemenin yetersiz kalacağını düşünerek doğanın hissedilmesi gerektiğini düşünüyordu. ABD’li yazar ve şair <strong>Ralph Waldo Emerson</strong>, onun için “<em>Gözleri doğal bir mikroskop ve teleskop</em>” diyerek hayranlığını dile getiriyordu.</p>
<p>Dünyada kaç bilim insanı, kendi vücudunu deney tahtası olarak kullanırdı ki? Ondaki bu doğa tutkusu olmasa, nefessiz kalıp bayılmasına rağmen 6.310 rakımlı Chimborazo’nun zirvesine tırmanmayı başarabilir miydi? Ondaki bu merak olmasa ailesinden miras kalan bütün zenginliği doğa keşfi için seyahatlere ve diğer bilim insanlarına destek olmak amacıyla harcayıp mezara girerken meteliksiz bir adam olur muydu hiç?</p>
<p>O, doğduğu Prusya malikanesinin uçsuz bucaksız bahçeleri veya Paris ile Berlin’deki devasa saraylarda değil Orinoco Nehri’nin uzak kollarındaki tropikal cangıllarda, Moğolistan sınırındaki ıssız Kazak bozkırlarında veya zar zor nefes aldığı Chimborazo’nun zirvesinde kendisini daha iyi hissediyordu. Çünkü doğayı sevmek ve keşfetmek bunu gerektiriyordu.</p>
<div id="attachment_15535" style="width: 233px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15535" class="wp-image-15535 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/the-adventures-of-alexander-von-humboldt-223x300.jpeg" alt="" width="223" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/the-adventures-of-alexander-von-humboldt-223x300.jpeg 223w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/the-adventures-of-alexander-von-humboldt-762x1024.jpeg 762w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/the-adventures-of-alexander-von-humboldt.jpeg 804w" sizes="auto, (max-width: 223px) 100vw, 223px" /><p id="caption-attachment-15535" class="wp-caption-text">Yazar Andrea Wulf ile illüstratör Lillian Melcher, Humboldt’un beş yıl boyunca Latin Amerika’yı keşfini görselleştiren bir çizgi roman hazırladı.</p></div>
<p><strong>Alexander von Humboldt&#8217;un Maceraları  </strong></p>
<p>Dört yıl önce, tarihçi Andrea Wulf, Prusyalı doğabilimci Alexander von Humboldt&#8217;un biyografisi (Ayrıntı Yayınları tarafından Türkçeye de kazandırılan) Doğanın Keşfi’ni yazarak bu al andaki açığı kapattı. Bu kitaba kadar Humboldt’a yönelik eserler, sadece dolaylı anlatılardan, kısa yazı ve makalelerden ibaretti. Bu yıl ise Humboldt’un doğumunun 250. yıldönümünü kutlamak için Andrea Wulf ile illüstratör Lillian Melcher, Humboldt’un beş yıl boyunca Latin Amerika’yı keşfini görselleştiren bir çizgi roman hazırladı.</p>
<p>Tarihi bilgilere dayanarak hazırlanan ve Humboldt’un kişiliğine de ayna tutan eserde, hayati tehlikenin bile veri toplama yolunda onu durduramadığını görüyorsunuz: Timsahlarla dolu nehirler, ölümcül sivrisineklerden geçilmeyen yağmur ormanları ve bir yanlışın bütün hayatınıza mal olacağı yanardağlar onu hiçbir zaman durdurmamıştı. Kitapta bu anlardan kesitler sunan canlandırmalar mevcut.</p>
<p>Her türlü flora ve fauna türüne rastlayan Humboldt’un her ölçümü titizlikle kaydetmesi sayesinde bugün birçok disiplinin önü açıldı. Humboldt’un ekipmanları sayesinde yaptığı gözlem ve çıkarımlar, gittiği yerlerdeki çevreye yönelik aldığı not ve yaptığı çizimlerden ilham alınarak çizilen illüstrasyonlar da oldukça aydınlatıcı.</p>
<p>Yazıda Humboldt’un bilim insanı yönünü ele alsak da Humboldt, köleliğe tamamıyla karşı çıkan bir liberaldi. Fransız Devrimi’nin ateşli bir savunucusuydu. Alexander von Humboldt&#8217;un Maceraları, onun sadece bilimsel katkılarını değil, onu her yönüyle tanımaya başlamak için de güzel bir başlangıç. Ancak henüz Türkçeye çevrilmedi. Yayınevlerine duyurulur.</p>
<p><strong>Yazı: </strong>Batuhan Sarıcan<strong> / </strong><a href="mailto:batusarican@gmail.com"><strong>batusarican@gmail.com</strong></a></p>
<p><strong>Not:</strong> Bu yazı, dergimizin 183. sayısında yayımlanmıştır.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>Andrea Wulf, <strong>Doğanın Keşfi: Alexander von Humboldt’un Yeni Dünyası</strong>, Çev: Emrullah Ataseven, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2017</p>
<p>Prof. Dr. İlhami Kiziroğlu, <strong>Doğabilimci Alexander Von Humboldt&#8217;un (1769-1859) Yaşamı ve Bilimsel Çalışmaları</strong>, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Yıl: 1993, Sayı: 9, Sayfa: 281-300</p>
<p>Alison Abbott, <strong>Alexander von Humboldt: the graphic novel</strong>, Nature, <a href="https://www.nature.com/articles/d41586-019-00958-5">https://www.nature.com/articles/d41586-019-00958-5</a></p>
<p>Charles Darwin, <strong>Yaşamım</strong>. Çev: Ozan Karakaş, ALFA Yayıncılık, İstanbul, 2018</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bilimlerin-kurucusu-ve-buyuk-kasif-alexander-von-humboldt">Bilimlerin kurucusu ve büyük kâşif: Alexander von Humboldt</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15532</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kültür Koleji’nde Nobel Haftası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kultur-kolejinde-nobel-haftasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 15:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biriz Kutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[fizyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[K12]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kültür koleji]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15485</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nobel Ödülleri sahiplerini teker teker buluyor. Fizik ve kimyadan fizyoloji ve tıp alanına kadar birkaç dalda verilen Nobel Ödülleri; bilim ve teknoloji dünyasında bugünü anlamak ve geleceğe adım atan çalışmaları ödüllendirmek adına çok önemli. Nobel Ödülleri, çığır açıcı bilimsel çalışmaları ödüllendirirken geleceğin bilim insanlarını bugünden kazanmak/heveslendirmek gibi de bir avantaj sağlıyor. Anaokulundan üniversiteye nitelik açısından zengin ve bütünlüklü bir eğitim sunan Kültür Koleji, bu yıl da eğitim öğretime adapte ettikleri Nobel etkinliklerine devam ediyor. Daha anaokulundan bilim teknoloji merakı uyandırma gayretinde olan eğitim sistemlerinde Nobel Ödülleri’nin büyük bir önemi var. K12’de düzenlenen Nobel Haftası da bunun en önemli göstergesi. Daha önce kendisiyle görüştüğümüz Kültür Koleji (K12) Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, öğrencilerin merak duygusunu beslemek ve onları bilim ve teknoloji konusunda heveslendirmek için Nobel Ödülleri’ne ilişkin eğitim sistemlerini ve 2017’deki ödül törenine öğrencilerle birlikte yaptıkları çıkarmayı anlatmıştı. Bu hafta ise K12 Anadolu ve Fen Liseleri için Nobel Haftası etkinlikleri düzenleniyor. Etkinlikler kapsamında Stockholm ve Oslo’dan canlı yayınlar yapılıyor. Fizyoloji ve Tıp, Fizik, Kimya ve Barış dallarında verilen ödüller sınıflardan canlı yayınlanıyor. 2017’deki Ödül Töreni’ne katılan öğrenciler, deneyimlerini paylaşıyor. Kültür Koleji’nin Bilim Merkezi’nde Nobel değerlendirmesi, Radyo Kültür’de ise Nobel Özel yayını yapılıyor. Geleceğin bilim insanlarını bugünden yetiştirme amacı güden Kültür Koleji’nde ayrıca, 9. sınıfların tarih, fizik, kimya ve biyoloji derslerinde Nobel Ödülleri’nin hikâyesi, Alfred Nobel’in vasiyeti, ilk Nobel Ödülü sahipleri ve Nobel Ödülü’nü kazananların nasıl seçildiği gibi konularda eğitimler veriliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kultur-kolejinde-nobel-haftasi">Kültür Koleji’nde Nobel Haftası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nobel Ödülleri sahiplerini teker teker buluyor. Fizik ve kimyadan fizyoloji ve tıp alanına kadar birkaç dalda verilen Nobel Ödülleri; bilim ve teknoloji dünyasında bugünü anlamak ve geleceğe adım atan çalışmaları ödüllendirmek adına çok önemli. Nobel Ödülleri, çığır açıcı bilimsel çalışmaları ödüllendirirken geleceğin bilim insanlarını bugünden kazanmak/heveslendirmek gibi de bir avantaj sağlıyor.</p>
<p>Anaokulundan üniversiteye nitelik açısından zengin ve bütünlüklü bir eğitim sunan Kültür Koleji, bu yıl da eğitim öğretime adapte ettikleri Nobel etkinliklerine devam ediyor. Daha anaokulundan bilim teknoloji merakı uyandırma gayretinde olan eğitim sistemlerinde Nobel Ödülleri’nin büyük bir önemi var. K12’de düzenlenen Nobel Haftası da bunun en önemli göstergesi.</p>
<div id="attachment_15487" style="width: 310px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-15487" class="wp-image-15487 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/nobel-dl-treni_sve1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/nobel-dl-treni_sve1-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/nobel-dl-treni_sve1-1024x768.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/10/nobel-dl-treni_sve1.jpg 2000w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-15487" class="wp-caption-text">Kültür Koleji (K12) Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu ve öğrenciler, 2017 yılında İsveç&#8217;teki Nobel Ödülleri Töreni&#8217;ne katılmıştı.</p></div>
<p>Daha önce kendisiyle görüştüğümüz Kültür Koleji (K12) Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, öğrencilerin merak duygusunu beslemek ve onları bilim ve teknoloji konusunda heveslendirmek için Nobel Ödülleri’ne ilişkin eğitim sistemlerini ve 2017’deki ödül törenine öğrencilerle birlikte yaptıkları çıkarmayı anlatmıştı.</p>
<p>Bu hafta ise K12 Anadolu ve Fen Liseleri için Nobel Haftası etkinlikleri düzenleniyor. Etkinlikler kapsamında Stockholm ve Oslo’dan canlı yayınlar yapılıyor. Fizyoloji ve Tıp, Fizik, Kimya ve Barış dallarında verilen ödüller sınıflardan canlı yayınlanıyor. 2017’deki Ödül Töreni’ne katılan öğrenciler, deneyimlerini paylaşıyor. Kültür Koleji’nin Bilim Merkezi’nde Nobel değerlendirmesi, Radyo Kültür’de ise Nobel Özel yayını yapılıyor.</p>
<p>Geleceğin bilim insanlarını bugünden yetiştirme amacı güden Kültür Koleji’nde ayrıca, 9. sınıfların tarih, fizik, kimya ve biyoloji derslerinde Nobel Ödülleri’nin hikâyesi, Alfred Nobel’in vasiyeti, ilk Nobel Ödülü sahipleri ve Nobel Ödülü’nü kazananların nasıl seçildiği gibi konularda eğitimler veriliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/kultur-kolejinde-nobel-haftasi">Kültür Koleji’nde Nobel Haftası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15485</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2019 Nobel Kimya Ödülü lityum iyon pil çalışmalarına</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/2019-nobel-kimya-odulu-lityum-iyon-pil-calismalarina</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Oct 2019 10:02:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[lityum]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15465</guid>

					<description><![CDATA[<p>2019 Nobel Kimya Ödülü, lityum iyon pillerin geliştirilmesine yönelik çalışmalarıyla John B. Goodenough, M. Stanley Whittingham ve Akira Yoshino&#8217;ya verildi. Nobel Kurulu&#8217;nun açıklamasında, lityum iyon pillerin hayatımızda bir devrim yarattığı ve cep telefonlarından dizüstü bilgisayarlara, elektrikli araçlara kadar her şeyde kullanıldığı belirtilerek, ödülü kazanan bilim insanlarının kablosuz, fosil yakıtın kullanılmadığı bir toplum için temelleri attıkları ifade edildi. Stanley Whittingham (Binghamton Üniversitesi, ABD), 1970&#8217;lerin başında ilk işlevsel lityum pilini geliştirdi. John Goodenough (Austin Teksas Üniversitesi, ABD), 1980&#8217;de pilin potansiyelini iki katına çıkararak çok daha güçlü ve kullanışlı bataryalar elde edilmesini sağladı. Akira Yoshino (Meijo Üniversitesi, Japonya) 1985 yılındaki çalışmasıyla, pillerde saf lityum yerine lityum iyonlarının kullanılmasını mümkün hale getirerek lityum pilleri daha güvenli ve kullanışlı hale getirdi. Lityum iyon piller dizüstü bilgisayarların, cep telefonlarının, elektrikli araçların üretilmesini, güneş ve rüzgar enerjisi ile üretilen elektriğin depolanmasını mümkün hale getirerek insanlığa oldukça önemli katkıda bulundular. 97 yaşındaki John B. Goodenough, Nobel ödülü alan en yaşlı bilim insanı oldu. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/2019-nobel-kimya-odulu-lityum-iyon-pil-calismalarina">2019 Nobel Kimya Ödülü lityum iyon pil çalışmalarına</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2019 Nobel Kimya Ödülü, lityum iyon pillerin geliştirilmesine yönelik çalışmalarıyla John B. Goodenough, M. Stanley Whittingham ve Akira Yoshino&#8217;ya verildi.</p>
<p>Nobel Kurulu&#8217;nun açıklamasında, lityum iyon pillerin hayatımızda bir devrim yarattığı ve cep telefonlarından dizüstü bilgisayarlara, elektrikli araçlara kadar her şeyde kullanıldığı belirtilerek, ödülü kazanan bilim insanlarının kablosuz, fosil yakıtın kullanılmadığı bir toplum için temelleri attıkları ifade edildi.</p>
<p>Stanley Whittingham (Binghamton Üniversitesi, ABD), 1970&#8217;lerin başında ilk işlevsel lityum pilini geliştirdi. John Goodenough (Austin Teksas Üniversitesi, ABD), 1980&#8217;de pilin potansiyelini iki katına çıkararak çok daha güçlü ve kullanışlı bataryalar elde edilmesini sağladı. Akira Yoshino (Meijo Üniversitesi, Japonya) 1985 yılındaki çalışmasıyla, pillerde saf lityum yerine lityum iyonlarının kullanılmasını mümkün hale getirerek lityum pilleri daha güvenli ve kullanışlı hale getirdi. Lityum iyon piller dizüstü bilgisayarların, cep telefonlarının, elektrikli araçların üretilmesini, güneş ve rüzgar enerjisi ile üretilen elektriğin depolanmasını mümkün hale getirerek insanlığa oldukça önemli katkıda bulundular.</p>
<p>97 yaşındaki John B. Goodenough, Nobel ödülü alan en yaşlı bilim insanı oldu.</p>
<p><a href="https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2019/press-release/">Kaynak</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/2019-nobel-kimya-odulu-lityum-iyon-pil-calismalarina">2019 Nobel Kimya Ödülü lityum iyon pil çalışmalarına</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15465</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Curie ailesi: Bilim hayalinin peşinde</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/curie-ailesi-bilim-hayalinin-pesinde</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 06:18:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[marie curie]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[pierre curie]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15370</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim insanlarını bilime bağlayan şey, dünyanın en zor zamanlarında sekteye uğrasa da terk edemediği doğuştan gelen bir merak, bir aşk belki de. Bilim insanı bir problemi çözmeye ya da bir olguyu açıklamaya çalışırken sorular sorar ve sorularına yanıtlar arar. Bazen son derece uzun soluklu olabilen bu süreçte kendi bilgi birikimini, gözlem gücünü ve mantıksal çıkarım yeteneğini kullanmanın yanı sıra, bazı bilim insanları takım çalışmasının verdiği destekten de faydalanmıştır. Sonuçta bilim insanı kendini, küçücük bir kar topundan, devasa bir çığ yığınına dönüşebilen bir işe adamıştır. İşte bilimde adanmışlığın ve iş birliğinin en güzel örneğini bir aile ancak bu kadar güzel anlatabilir. Bilimden ve insancıllıktan başka bir hayali olmayan Curie ailesi. Marie Salomea Sklodowska (1867-1934) Polonya’da doğmuştu. Temel eğitimden sonra Varşova’da Endüstri ve Tarım Müzesi adı altında, gizli eğitim veren bir okula gitti. Bu müze, o dönem Rus işgalinde olan Polonya’da genç Polonyalıların zorunlu Rusça eğitim yerine Lehçe eğitim alabildiği ve bilim öğrenebildiği gizli bir yerdi. O dönemde Polonya’da kadınların üniversiteye gitmesi mümkün değildi ve bu isteğini gerçekleştirebilmesi için Marie’nin yurt dışına çıkması gerekiyordu. Bu nedenle, Fransa Sorbonne’da tıp eğitimi alan ablası Bronya’nın yardımıyla Fransa’ya giderek fizik ve matematik alanlarında eğitim aldı. Önce sınıf birincisi olarak fizik, ardından da matematik diploması sahibi oldu. 1894 yılında, 27 yaşındayken Marie’nin bir sonraki hedefi öğretmenlik diploması almaktı. Aynı yıl bir arkadaşı vasıtasıyla Pierre Curie ile tanıştırıldı. Aslen Fransız olan Pierre Curie (1859-1906), tıp doktoru babasının verdiği eğitim sırasında erken yaşlarda matematik ve geometriye ilgi duymaya başladı. Öyle ki, 16 yaşına geldiğinde matematik derecesini eline almış, 18 yaşında yüksek lisansını tamamlamıştı. 1880’de ağabeyi ile beraber bazı kristallere mekanik basınç uygulanmasıyla kristallerin elektrik potansiyelinde meydana gelen değişimi (piezoelektrik kavramı) keşfetti. Henüz 20’li yaşlarındayken Fizik alanında ünü çoktan Fransa’yı aşmıştı. Fransa’da tanışan Marie ve Pierre 1895 yılında evlendiler. Bu dönemde Marie’nin desteğiyle Pierre Curie ferromanyetizm ve paramanyetizmi konu alan doktora tezinde, şimdi Curie yasası olarak bilinen manyetizma ile sıcaklık arasındaki bağıntıyı gösterdi. Bir sonraki yıl Marie öğretmenlik diplomasını aldı. 1897’de kızları Irene’in doğmasından sonra Pierre başkanlık yaptığı Endüstriyel Fizik ve Kimya okulunun laboratuvarına Marie’yi aldırdı. O sıralar Henri Becquerel’in uranyum tuzlarının ışın (radyoaktivite) yaydığına dair yaptığı gözlemler Marie’nin dikkatini çekti ve bu konu üzerine araştırma yapmaya koyuldu. Bunun için de Pierre’in ağabeyi ile bulduğu piezoelektrik etkisine dayanan zayıf elektrik akımı ölçümünde kullanılabilen elektrometreyi ölçüm aracı olarak kullandı. 1898’e kadar uranyum bilinen tek radyoaktif maddeydi ancak önce uranyumun bozunmasıyla ortaya çıkan polonyumun ve sonrasında toryumun radyoaktif olduğunu keşfetti. Oysa Gerhard Schmidt isimli Alman fizikçi toryum bulgusunu çoktan yayımlamıştı. Bir sonraki hedefleri uraninit doğal cevherinden, bilinen tüm radyoaktif maddeleri çıkartmaktı. İşlem sonunda kalan maddeye radyum diyerek izolasyona başladılar. Büyük ölçekli uraninit kullanma ihtiyacını Avusturya-Macaristan’daki Joachimsthal madenlerinden çıkarılan uranyumun istenmeyen kalıntılarından sağladılar ve dört ton malzeme kullandılar. İzolasyon için uyguladıkları işlemler gözle görülür radyoaktif işaretler gösteriyordu. 1902’de bir gramın onda biri kadar radyum klorür ayrıştırdıklarında Fransa ve Britanya’da meşhur olmuşlardı. Bu araştırmayla doktora unvanı alan Marie eşiyle beraber ağır sağlık sorunları yaşamaya başladı. 1903’te radyasyon çalışmalarından ötürü Curie çiftine ve Henri Becquerel’e Nobel Fizik Ödülü verildi. Böylece Marie Curie, Nobel ödülü alan ilk kadın oldu. Ödülle gelen ün yerine, her daim mütevazı hayatı tercih eden Pierre, Sorbonne’da fizik öğretmenliğine başladı ve çiftin ikinci kızları Eve dünyaya geldi. 1906’da Pierre Curie at arabası çarpması sonucu öldü. Zor zamanlar geçiren Marie, Pierre’e ait çalışmaları yayımladı. 1908 yılında Sorbonne’a ilk kadın profesör olarak atandı. 1911 yılında polonyum ve radyumun keşfinden ötürü Nobel Kimya Ödülüne layık görüldü ve ödülü iki kez alan ilk bilim insanı oldu. 1914’te Radyum Enstitüsü kuruldu ve Marie müdür olarak atandı. I. Dünya Savaşı yıllarında 200’den fazla taşınabilir röntgen cihazıyla ve kızı Irene ile X-ışını teknolojisini genç kadınlara ve uzmanlara öğretti. Bu süreçte radyoaktif ışından çokça etkilendi. Sağlık sorunları git gide artsa da öğrenmekten ve öğretmekten vazgeçmedi. 1934 yılında yüksek enerjili radyasyona maruz kalmaktan kaynaklanan kan kanserinden öldü. Marie Curie’nin not defterleri de maruz kaldığı yüksek doz radyasyon sebebiyle kurşun kaplarda korunmaktadır. Büyük kızları Irene Curie (1897-1956) Sorbonne Bilim Fakültesinde lisans eğitimi aldı. I. Dünya Savaşı sırasında annesiyle beraber yaralıların vücutlarındaki şarapnel parçalarının yerlerini bulmaya yardım eden radyograf hemşiresiydi. Bu süreçte annesiyle çokça radyoaktif ışınına maruz kaldı. 1925 yılında ebeveynlerinin keşfi olan polonyumun alfa ışınları üzerine bir doktora tezi hazırladı. Bu dönemde Kimya mühendisi Frederic Juliot’a radyokimya araştırmalarında laboratuvar yöntemlerini öğretti. 1926 yılında evlenen çift çalışmalarını atom çekirdeği üzerine yoğunlaştırdı. Alüminyumun doğal kararlı izotopuna alfa ışınları gönderildiğinde kararsız fosfor izotopunun elde edildiğini buldukları çalışmayla tıpta radyoaktif maddelere hızlı ve kolay ulaşılmasını sağladılar. Bu çalışmalarıyla çift 1935’te Nobel Kimya ödülü aldı. Irene Juliot-Curie bu ödül sonrası bilim fakültesinde profesör oldu ve nükleer füzyon çalışmalarına öncülük etti. Kan kanseri teşhisinin ardından hayata veda etti. Küçük kızları Eve Curie ise felsefe ve bilim lisansını tamamladıktan sonra bilim yerine gazeteciliği seçti. Annesinin ölümünden sonra Madame Curie isimli bir biyografi hazırladı. 1960 yılında UNICEF ile çalışmaya başladı. UNICEF adına Nobel Barış Ödülünü alan Henry Richardson Labouisse ile evlendi. Beş Nobel ödülü sahibi ailenin Nobel Ödülü almamış tek üyesidir ve 102 yaşında hayata veda etmiştir. İrem YILMAZ, ODTÜ Fizik Bölümü Filiz KORKMAZ, Atılım Üniversitesi, Biyofizik Laboratuvarı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/curie-ailesi-bilim-hayalinin-pesinde">Curie ailesi: Bilim hayalinin peşinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanlarını bilime bağlayan şey, dünyanın en zor zamanlarında sekteye uğrasa da terk edemediği doğuştan gelen bir merak, bir aşk belki de. Bilim insanı bir problemi çözmeye ya da bir olguyu açıklamaya çalışırken sorular sorar ve sorularına yanıtlar arar. Bazen son derece uzun soluklu olabilen bu süreçte kendi bilgi birikimini, gözlem gücünü ve mantıksal çıkarım yeteneğini kullanmanın yanı sıra, bazı bilim insanları takım çalışmasının verdiği destekten de faydalanmıştır. Sonuçta bilim insanı kendini, küçücük bir kar topundan, devasa bir çığ yığınına dönüşebilen bir işe adamıştır. İşte bilimde adanmışlığın ve iş birliğinin en güzel örneğini bir aile ancak bu kadar güzel anlatabilir. Bilimden ve insancıllıktan başka bir hayali olmayan Curie ailesi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-15371 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/maria.png" alt="" width="154" height="218" />Marie Salomea Sklodowska (1867-1934) Polonya’da doğmuştu. Temel eğitimden sonra Varşova’da Endüstri ve Tarım Müzesi adı altında, gizli eğitim veren bir okula gitti. Bu müze, o dönem Rus işgalinde olan Polonya’da genç Polonyalıların zorunlu Rusça eğitim yerine Lehçe eğitim alabildiği ve bilim öğrenebildiği gizli bir yerdi. O dönemde Polonya’da kadınların üniversiteye gitmesi mümkün değildi ve bu isteğini gerçekleştirebilmesi için Marie’nin yurt dışına çıkması gerekiyordu. Bu nedenle, Fransa Sorbonne’da tıp eğitimi alan ablası Bronya’nın yardımıyla Fransa’ya giderek fizik ve matematik alanlarında eğitim aldı. Önce sınıf birincisi olarak fizik, ardından da matematik diploması sahibi oldu. 1894 yılında, 27 yaşındayken Marie’nin bir sonraki hedefi öğretmenlik diploması almaktı. Aynı yıl bir arkadaşı vasıtasıyla Pierre Curie ile tanıştırıldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright  wp-image-15373" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/pierre.png" alt="" width="148" height="207" />Aslen Fransız olan Pierre Curie (1859-1906), tıp doktoru babasının verdiği eğitim sırasında erken yaşlarda matematik ve geometriye ilgi duymaya başladı. Öyle ki, 16 yaşına geldiğinde matematik derecesini eline almış, 18 yaşında yüksek lisansını tamamlamıştı. 1880’de ağabeyi ile beraber bazı kristallere mekanik basınç uygulanmasıyla kristallerin elektrik potansiyelinde meydana gelen değişimi (piezoelektrik kavramı) keşfetti. Henüz 20’li yaşlarındayken Fizik alanında ünü çoktan Fransa’yı aşmıştı.</p>
<p>Fransa’da tanışan Marie ve Pierre 1895 yılında evlendiler. Bu dönemde Marie’nin desteğiyle Pierre Curie ferromanyetizm ve paramanyetizmi konu alan doktora tezinde, şimdi Curie yasası olarak bilinen manyetizma ile sıcaklık arasındaki bağıntıyı gösterdi. Bir sonraki yıl Marie öğretmenlik diplomasını aldı. 1897’de kızları Irene’in doğmasından sonra Pierre başkanlık yaptığı Endüstriyel Fizik ve Kimya okulunun laboratuvarına Marie’yi aldırdı. O sıralar Henri Becquerel’in uranyum tuzlarının ışın (radyoaktivite) yaydığına dair yaptığı gözlemler Marie’nin dikkatini çekti ve bu konu üzerine araştırma yapmaya koyuldu. Bunun için de Pierre’in ağabeyi ile bulduğu piezoelektrik etkisine dayanan zayıf elektrik akımı ölçümünde kullanılabilen elektrometreyi ölçüm aracı olarak kullandı. 1898’e kadar uranyum bilinen tek radyoaktif maddeydi ancak önce uranyumun bozunmasıyla ortaya çıkan polonyumun ve sonrasında toryumun radyoaktif olduğunu keşfetti. Oysa Gerhard Schmidt isimli Alman fizikçi toryum bulgusunu çoktan yayımlamıştı.</p>
<p>Bir sonraki hedefleri uraninit doğal cevherinden, bilinen tüm radyoaktif maddeleri çıkartmaktı. İşlem sonunda kalan maddeye radyum diyerek izolasyona başladılar. Büyük ölçekli uraninit kullanma ihtiyacını Avusturya-Macaristan’daki Joachimsthal madenlerinden çıkarılan uranyumun istenmeyen kalıntılarından sağladılar ve dört ton malzeme kullandılar. İzolasyon için uyguladıkları işlemler gözle görülür radyoaktif işaretler gösteriyordu. 1902’de bir gramın onda biri kadar radyum klorür ayrıştırdıklarında Fransa ve Britanya’da meşhur olmuşlardı. Bu araştırmayla doktora unvanı alan Marie eşiyle beraber ağır sağlık sorunları yaşamaya başladı. 1903’te radyasyon çalışmalarından ötürü Curie çiftine ve Henri Becquerel’e Nobel Fizik Ödülü verildi. Böylece Marie Curie, Nobel ödülü alan <em>ilk kadın</em> oldu. Ödülle gelen ün yerine, her daim mütevazı hayatı tercih eden Pierre, Sorbonne’da fizik öğretmenliğine başladı ve çiftin ikinci kızları Eve dünyaya geldi. 1906’da Pierre Curie at arabası çarpması sonucu öldü. Zor zamanlar geçiren Marie, Pierre’e ait çalışmaları yayımladı. 1908 yılında Sorbonne’a ilk kadın profesör olarak atandı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-15377" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/curie-300x222.png" alt="" width="300" height="222" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/curie-300x222.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/09/curie.png 318w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />1911 yılında polonyum ve radyumun keşfinden ötürü Nobel Kimya Ödülüne layık görüldü ve ödülü iki kez alan <em>ilk bilim insanı</em> oldu. 1914’te Radyum Enstitüsü kuruldu ve Marie müdür olarak atandı. I. Dünya Savaşı yıllarında 200’den fazla taşınabilir röntgen cihazıyla ve kızı Irene ile X-ışını teknolojisini genç kadınlara ve uzmanlara öğretti. Bu süreçte radyoaktif ışından çokça etkilendi. Sağlık sorunları git gide artsa da öğrenmekten ve öğretmekten vazgeçmedi. 1934 yılında yüksek enerjili radyasyona maruz kalmaktan kaynaklanan kan kanserinden öldü. Marie Curie’nin not defterleri de maruz kaldığı yüksek doz radyasyon sebebiyle kurşun kaplarda korunmaktadır.</p>
<p>Büyük kızları Irene Curie (1897-1956) Sorbonne Bilim Fakültesinde lisans eğitimi aldı. I. Dünya Savaşı sırasında annesiyle beraber yaralıların vücutlarındaki şarapnel parçalarının yerlerini bulmaya yardım eden radyograf hemşiresiydi. Bu süreçte annesiyle çokça radyoaktif ışınına maruz kaldı. 1925 yılında ebeveynlerinin keşfi olan polonyumun alfa ışınları üzerine bir doktora tezi hazırladı. Bu dönemde Kimya mühendisi Frederic Juliot’a radyokimya araştırmalarında laboratuvar yöntemlerini öğretti. 1926 yılında evlenen çift çalışmalarını atom çekirdeği üzerine yoğunlaştırdı. Alüminyumun doğal kararlı izotopuna alfa ışınları gönderildiğinde kararsız fosfor izotopunun elde edildiğini buldukları çalışmayla tıpta radyoaktif maddelere hızlı ve kolay ulaşılmasını sağladılar. Bu çalışmalarıyla çift 1935’te Nobel Kimya ödülü aldı. Irene Juliot-Curie bu ödül sonrası bilim fakültesinde profesör oldu ve nükleer füzyon çalışmalarına öncülük etti. Kan kanseri teşhisinin ardından hayata veda etti.</p>
<p>Küçük kızları Eve Curie ise felsefe ve bilim lisansını tamamladıktan sonra bilim yerine gazeteciliği seçti. Annesinin ölümünden sonra Madame Curie isimli bir biyografi hazırladı. 1960 yılında UNICEF ile çalışmaya başladı. UNICEF adına Nobel Barış Ödülünü alan Henry Richardson Labouisse ile evlendi. Beş Nobel ödülü sahibi ailenin Nobel Ödülü almamış tek üyesidir ve 102 yaşında hayata veda etmiştir.</p>
<p><strong>İrem YILMAZ, ODTÜ Fizik Bölümü</strong></p>
<p><strong>Filiz KORKMAZ, Atılım Üniversitesi, Biyofizik Laboratuvarı</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/curie-ailesi-bilim-hayalinin-pesinde">Curie ailesi: Bilim hayalinin peşinde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15370</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Evreni anlamaya bir adım daha</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/evreni-anlamaya-bir-adim-daha</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 13:45:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ALMA]]></category>
		<category><![CDATA[bulutsu]]></category>
		<category><![CDATA[helyum hidrür]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Nature]]></category>
		<category><![CDATA[NGC 7027]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[teleskop]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13711</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarihte ilk kez, helyum hidrür iyonlarına (HeH+) uzayda rastlandı. Uzay dedik, daha spesifik konuşmak gerekirse söz konusu iyon NGC 7027 bulutsusunda bulundu. Çalışmanın sonuçları Nature’da yayımlandı. Gezegenimsi bir bulutsudaki helyum hidrürün keşfi, bizi evrenin kimyasını anlamaya bir adım daha yaklaştırmış oldu. Bu gelişme ilginç, zira söz konusu iyon daha önce sadece laboratuvar ortamında gözlemlenebilmişti. Erken evrenin evrimindeki tartışmasız önemine rağmen, HeH+ iyonu şimdiye kadar yıldızlararası uzayda kesin bir tespit edilememişti. Bu iyonun laboratuvardaki geçmişi ise 1925 yılına kadar gidiyor. Her biri nötr bir helyum atomu ve pozitif yüklü bir hidrojen atomundan oluşan bu yüklü moleküller, ilk olarak Büyük Patlama&#8216;dan yaklaşık 100.000 yıl sonra ortaya çıkmıştı. O zamanlar evren neredeyse tamamen hidrojen ve helyumdan oluşuyordu ve helyum hidrür, bu iki elementin çarpıştığı zaman oluşturabilecekleri tek moleküldü. Kızılötesi Stratosferik Astronomi Gözlemevi, Mayıs 2016&#8217;daki üç uçuş sırasında ilk olarak yaklaşık 3.000 ışıkyılı uzaklıkta NGC 7027 adında bir gezegenimsi bulutsuyu gözlemledi. Sıcak, yoğun gaz bulutu tarafından yayılan ışıkta, araştırmacılar helyum hidrürün kızılötesi radyasyonunun dalga boyunu tespit ettiler. NGC 7027&#8217;de görülen helyum hidrür iyonları, erken evrenden kalan “artık” olmaktan ziyade gezegenimsi bulutsuda yaratılmıştı. Ancak bu iyonların varlığı, helyum hidrür iyonlarının laboratuvar dışında da var olabileceğini doğruluyordu. Böylelikle ilkel kozmosun teorik simülasyonlarının ciddi revizyona ihtiyacı olmadığı da anlaşılıyordu. Yani evrenin kimyasıyla on yıllardır uğraşan bilim insanları yanlış yolda değillerdi, en azından şimdilik. Heyecan veren gelişme Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi&#8217;ndeyken helyum hidrür üzerine çalışan Adam Perry, “Herkes helyum hidrürün laboratuvar dışında da olması gerektiğini biliyordu” dedi. Araştırmaya dahil olmayan Perry ayrıca, daha ​​önce sağlam kanıtların olmadığını ama bu çalışmayla birlikte bilimin artık bu kanıtlara da sahip olduğunu belirtti: “Astrokimya ile uğraşanlar bu gelişmeden heyecan duyacaklar.” Almanya, Bonn&#8217;daki Max Planck Radyo Astronomi Enstitüsü&#8217;nden astrofizikçi Rolf Güsten, helyum hidrür iyonlarının NGC 7027&#8217;de bulunmasının bu iyonları oluşturan kimyasal reaksiyonlara yeni bir bakış açısı getirebileceğini ifade etti. Çalışmanın ortak yazarı Güsten ve meslektaşları ayrıca, Büyük Patlama&#8217;dan hemen sonra doğan helyum hidrür iyonlarını incelemek için Atacama Büyük Milimetre/Milimetre-altı Dizisi’ni (ALMA) kullanarak uzak, erken evreni araştırmayı umuyorlar. Şili&#8217;nin kuzeyinde bulunan Atacama Çölü&#8217;ndeki yüksek bir platoda bulunan ALMA, astronomik interferometre özellikli bir radyo teleskop. ALMA&#8217;nın evrenin erken dönemlerindeki yıldız doğumları hakkında bilgi vermesi beklenirken 1 milyar dolardan daha fazla maliyet tutarı ile yeryüzündeki en pahalı aktif yer merkezli teleskop dizini olarak biliniyor. İnsanın evreni anlamaya yönelik arayışı devam ediyor. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynakça: https://www.nature.com/articles/s41586-019-1090-x https://www.sciencenews.org/article/first-type-molecule-form-universe-has-been-seen-space https://hydride-toolbox.sciencesconf.org/data/program/Galli_hydridestoolbox.pdf https://www.chemistryworld.com/news/helium-hydride-ion-detected-in-space-for-the-first-time/3010394.article</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/evreni-anlamaya-bir-adim-daha">Evreni anlamaya bir adım daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihte ilk kez, <strong>helyum hidrür iyonları</strong>na <strong>(HeH+)</strong> uzayda rastlandı. Uzay dedik, daha spesifik konuşmak gerekirse söz konusu iyon NGC 7027 bulutsusunda bulundu. Çalışmanın sonuçları <em>Nature</em>’da yayımlandı. Gezegenimsi bir bulutsudaki helyum hidrürün keşfi, bizi evrenin kimyasını anlamaya bir adım daha yaklaştırmış oldu.</p>
<p>Bu gelişme ilginç, zira söz konusu iyon daha önce sadece laboratuvar ortamında gözlemlenebilmişti. Erken evrenin evrimindeki tartışmasız önemine rağmen, <strong>HeH+ iyonu</strong> şimdiye kadar yıldızlararası uzayda kesin bir tespit edilememişti. Bu iyonun laboratuvardaki geçmişi ise 1925 yılına kadar gidiyor.</p>
<p>Her biri nötr bir helyum atomu ve pozitif yüklü bir hidrojen atomundan oluşan bu yüklü moleküller, ilk olarak <strong>Büyük Patlama</strong>&#8216;dan yaklaşık 100.000 yıl sonra ortaya çıkmıştı. O zamanlar evren neredeyse tamamen hidrojen ve helyumdan oluşuyordu ve helyum hidrür, bu iki elementin çarpıştığı zaman oluşturabilecekleri tek moleküldü.</p>
<p>Kızılötesi Stratosferik Astronomi Gözlemevi, Mayıs 2016&#8217;daki üç uçuş sırasında ilk olarak yaklaşık <strong>3.000 ışıkyılı uzaklıkta NGC 7027</strong> adında bir gezegenimsi bulutsuyu gözlemledi. Sıcak, yoğun gaz bulutu tarafından yayılan ışıkta, araştırmacılar helyum hidrürün kızılötesi radyasyonunun dalga boyunu tespit ettiler.</p>
<p>NGC 7027&#8217;de görülen helyum hidrür iyonları, erken evrenden kalan “artık” olmaktan ziyade gezegenimsi bulutsuda yaratılmıştı. Ancak bu iyonların varlığı, helyum hidrür iyonlarının laboratuvar dışında da var olabileceğini doğruluyordu. Böylelikle ilkel kozmosun teorik simülasyonlarının ciddi revizyona ihtiyacı olmadığı da anlaşılıyordu. Yani evrenin kimyasıyla on yıllardır uğraşan bilim insanları yanlış yolda değillerdi, en azından şimdilik.</p>
<p><strong>Heyecan veren gelişme</strong></p>
<p>Illinois Urbana-Champaign Üniversitesi&#8217;ndeyken helyum hidrür üzerine çalışan <strong>Adam Perry</strong>, <em>“Herkes helyum hidrürün laboratuvar dışında da olması gerektiğini biliyordu” </em>dedi. Araştırmaya dahil olmayan Perry ayrıca, daha ​​önce sağlam kanıtların olmadığını ama bu çalışmayla birlikte bilimin artık bu kanıtlara da sahip olduğunu belirtti: <em>“Astrokimya ile uğraşanlar bu gelişmeden heyecan duyacaklar.”</em></p>
<p>Almanya, Bonn&#8217;daki Max Planck Radyo Astronomi Enstitüsü&#8217;nden <strong>astrofizikçi Rolf Güsten</strong>, helyum hidrür iyonlarının NGC 7027&#8217;de bulunmasının bu iyonları oluşturan kimyasal reaksiyonlara yeni bir bakış açısı getirebileceğini ifade etti.</p>
<p>Çalışmanın ortak yazarı Güsten ve meslektaşları ayrıca, Büyük Patlama&#8217;dan hemen sonra doğan helyum hidrür iyonlarını incelemek için <strong>Atacama Büyük Milimetre/Milimetre-altı Dizisi</strong>’ni (ALMA) kullanarak uzak, erken evreni araştırmayı umuyorlar.</p>
<p>Şili&#8217;nin kuzeyinde bulunan Atacama Çölü&#8217;ndeki yüksek bir platoda bulunan ALMA, astronomik interferometre özellikli bir radyo teleskop. ALMA&#8217;nın evrenin erken dönemlerindeki yıldız doğumları hakkında bilgi vermesi beklenirken 1 milyar dolardan daha fazla maliyet tutarı ile yeryüzündeki en pahalı aktif yer merkezli teleskop dizini olarak biliniyor.</p>
<p>İnsanın evreni anlamaya yönelik arayışı devam ediyor.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan</strong> / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/s41586-019-1090-x">https://www.nature.com/articles/s41586-019-1090-x</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/first-type-molecule-form-universe-has-been-seen-space">https://www.sciencenews.org/article/first-type-molecule-form-universe-has-been-seen-space</a></p>
<p><a href="https://hydride-toolbox.sciencesconf.org/data/program/Galli_hydridestoolbox.pdf">https://hydride-toolbox.sciencesconf.org/data/program/Galli_hydridestoolbox.pdf</a></p>
<p><a href="https://www.chemistryworld.com/news/helium-hydride-ion-detected-in-space-for-the-first-time/3010394.article">https://www.chemistryworld.com/news/helium-hydride-ion-detected-in-space-for-the-first-time/3010394.article</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/fizikuzay/evreni-anlamaya-bir-adim-daha">Evreni anlamaya bir adım daha</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13711</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim ve teknolojide sınırları aşan 6 kadın</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-ve-teknolojide-sinirlari-asan-6-kadin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2019 10:08:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Amelia Earhart]]></category>
		<category><![CDATA[Dana Ulery]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[elementler]]></category>
		<category><![CDATA[Elizabeth Blackwell]]></category>
		<category><![CDATA[Ellen Swallow Richards]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[Jacqueline Cochran]]></category>
		<category><![CDATA[jet]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[kozmonot]]></category>
		<category><![CDATA[marie curie]]></category>
		<category><![CDATA[MIT]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[ses hızı]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uçak]]></category>
		<category><![CDATA[uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Valentina Tereshkova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13080</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Valentina Tereshkova Kozmonot Valentina Tereshkova, 16 Haziran 1963 tarihinde Vostok 6 isimli Sovyet uzay aracını kullanarak uzaya çıkan ilk kadın unvanını almıştır. Görevi üç gün süren Tereshkova, bu esnada kadın vücudunun uzay uçuşuna nasıl tepki verdiğini gözlemlemek üzere kendisi üzerinde bazı testler de yapmıştır. 1983 tarihinde Challenger uzay mekiğini uçuran Sally Ride ise uzaya çıkan ilk Amerikan kadındır. &#160; Marie Curie  Kimyager ve fizikçi Marie Curie, birçok alanda bir ilke imza atmıştır: 1903 yılında Nobel Ödülü kazanan ilk kadın olan Curie, radyasyon üzerine yaptığı araştırması için verilen bu ödülü kocası Pierre Curie ve Fransız fizikçi Henri Becquerel ile paylaştı. Curie, ardından kimya alanındaki çalışmaları ile radyum ve polonyum elementlerini keşfederek 1911 yılında ikinci Nobel Ödülü’nü kazandı. Curie, iki defa Nobel Ödülü kazanan tek kadın olmakla birlikte iki ödülü de farklı alanlarda kazanmış tek kişidir. &#160; &#160; Dr. Elizabeth Blackwell  Dr. Elizabeth Blackwell, Amerika’daki bir tıp okulundan doktorluk unvanı kazanan ilk kadındır. Blackwell tıp okuluna başvurmadan önce birçok doktor kendisine kadınlara bu eğitimin verilmediğini söylemiştir. Yine de birçok tıp okuluna başvuran Blackwell, fakültenin yaptığı oylama sonrası New York’taki Geneva Medical College’a kabul edilmiştir. 1849 yılında mezun olan Blackwell, doğum ve jinekoloji üzerine çalışmıştır. Blackwell&#8217;in küçük kız kardeşi Emily de ablasının izinden gitmiş, 1854 yılında Western Reserve Üniversitesi’nin Ohio’daki tıp okulundan doktorluk unvanıyla mezun olmuştur. &#160; &#160; Jacqueline Cochran  Uçak kullanmayı kozmetik satıcısı olarak çalıştığı dönemde öğrenen Jacqueline Cochran, 1953 yılında Mach 1’i (ses hızı 761.2 mph veya 1.225 km/sa) aşan F-86 Sabre jetini kullanarak ses duvarını aşan ilk kadın olmuştur. 11 yıl sonra Cochran hızını iki katına çıkararak 1964 tarihinde Mach 2’yi de aşmıştır. Cochran, ses hızından daha hızlı uçmanın yanı sıra irtifa ve mesafe rekorları da dahil birçok rekor kırmıştır. &#160; Ellen Swallow Richards  Ellen Swallow Richards (eşi Robert H. Richards ile birlikte), Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne (MIT) kabul edilen ilk kadındı. MIT’in kütüphane kayıtlarına göre 1870 yılında Richards’ın okula girmesinin ardından yönetim, “Bu kabulün, kadınların genel olarak kabul edileceği anlamına gelmediğini” belirtti. Kimya okuyan Richards, 1873 yılında fen fakültesi diploması ile mezun oldu. Richards, mezuniyetinden iki yıl sonra okulda kadınların kimya alanında eğitilmesine adanmış bir laboratuvar kurulmasına yardımcı oldu. Kadın Laboratuvarı 1876 yılında açıldı, Richards da kimya ve madenbilim eğitmenliğini üstlendi. &#160; Dana Ulery  Dana Ulery, 1961 yılında NASA’nın Kaliforniya Pasadena’daki Jet Propulsiyon Laboratuvarı’nda (JPL) çalışmaya başlayarak NASA’da çalışan ilk kadın mühendis oldu. Ulery, JPL’de çalışırken aynı zamanda bilgisayar bilimi okuyup NASA’nin Derin Uzay İletişim Ağı için algoritmalar üretmeye çalıştı. Derin Uzay İletişim Ağı, uzay araçları ile iletişim kurmak için dünyanın etrafındaki antenleri kullanıyor. Ardından ABD Askeri Araştırma Laboratuvarı’nda çalışan Ulery, burada da ilk kadın yöneticilerden olmuştur. &#160; &#160; Amelia Earhart Amelia Earhart, Atlantik Okyanusu’nu tek başına uçan ilk kadın ve ikinci kişidir. 20 Mayıs 1932’de Newfoundland’den kalkan Earhart, 15 saat sonra İrlanda’ya iniş yapmıştır. (Paris’e inmeyi planlayan Earhart, kötü hava şartları sebebiyle uçuşunu kısa kesmiştir.) Kadınlarda hız ve mesafe gibi uçuş rekorları da kıran Earhart, 1937 yılında dünyanın etrafında uçma girişimi esnasında ortadan kaybolmuştur. Çözülemeyen bu esrarengiz olay, bugün bile konuşulmaktadır. &#160; &#160; Sevda Deniz Karali Kaynak: https://www.livescience.com/55020-female-firsts-science-technology.html?utm_source=lst-newsletter&#38;utm_medium=email&#38;utm_campaign=20161003-lst</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-ve-teknolojide-sinirlari-asan-6-kadin">Bilim ve teknolojide sınırları aşan 6 kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-13081 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/valentinatereshkova-195x300.jpg" alt="" width="155" height="238" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/valentinatereshkova-195x300.jpg 195w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/valentinatereshkova-667x1024.jpg 667w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/valentinatereshkova.jpg 1260w" sizes="auto, (max-width: 155px) 100vw, 155px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Valentina Tereshkova</strong></p>
<p>Kozmonot Valentina Tereshkova, 16 Haziran 1963 tarihinde Vostok 6 isimli Sovyet uzay aracını kullanarak uzaya çıkan ilk kadın unvanını almıştır. Görevi üç gün süren Tereshkova, bu esnada kadın vücudunun uzay uçuşuna nasıl tepki verdiğini gözlemlemek üzere kendisi üzerinde bazı testler de yapmıştır. 1983 tarihinde Challenger uzay mekiğini uçuran Sally Ride ise uzaya çıkan ilk Amerikan kadındır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-13082 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/mariecurie-300x250.jpg" alt="" width="300" height="250" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/mariecurie-300x250.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/mariecurie.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Marie Curie</strong><strong> </strong></p>
<p>Kimyager ve fizikçi Marie Curie, birçok alanda bir ilke imza atmıştır: 1903 yılında Nobel Ödülü kazanan ilk kadın olan Curie, radyasyon üzerine yaptığı araştırması için verilen bu ödülü kocası Pierre Curie ve Fransız fizikçi Henri Becquerel ile paylaştı. Curie, ardından kimya alanındaki çalışmaları ile radyum ve polonyum elementlerini keşfederek 1911 yılında ikinci Nobel Ödülü’nü kazandı. Curie, iki defa Nobel Ödülü kazanan tek kadın olmakla birlikte iki ödülü de farklı alanlarda kazanmış tek kişidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-13083 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/elizabethblackwell-239x300.jpg" alt="" width="239" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/elizabethblackwell-239x300.jpg 239w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/elizabethblackwell-815x1024.jpg 815w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/elizabethblackwell.jpg 1759w" sizes="auto, (max-width: 239px) 100vw, 239px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dr. Elizabeth Blackwell</strong><strong> </strong></p>
<p>Dr. Elizabeth Blackwell, Amerika’daki bir tıp okulundan doktorluk unvanı kazanan ilk kadındır. Blackwell tıp okuluna başvurmadan önce birçok doktor kendisine kadınlara bu eğitimin verilmediğini söylemiştir. Yine de birçok tıp okuluna başvuran Blackwell, fakültenin yaptığı oylama sonrası New York’taki Geneva Medical College’a kabul edilmiştir. 1849 yılında mezun olan Blackwell, doğum ve jinekoloji üzerine çalışmıştır. Blackwell&#8217;in küçük kız kardeşi Emily de ablasının izinden gitmiş, 1854 yılında Western Reserve Üniversitesi’nin Ohio’daki tıp okulundan doktorluk unvanıyla mezun olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-13084 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/jacquelinecochran--300x231.jpg" alt="" width="300" height="231" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/jacquelinecochran--300x231.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/jacquelinecochran-.jpg 746w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong><br />
Jacqueline Cochran</strong><strong> </strong></p>
<p>Uçak kullanmayı kozmetik satıcısı olarak çalıştığı dönemde öğrenen Jacqueline Cochran, 1953 yılında Mach 1’i (ses hızı 761.2 mph veya 1.225 km/sa) aşan F-86 Sabre jetini kullanarak ses duvarını aşan ilk kadın olmuştur. 11 yıl sonra Cochran hızını iki katına çıkararak 1964 tarihinde Mach 2’yi de aşmıştır. Cochran, ses hızından daha hızlı uçmanın yanı sıra irtifa ve mesafe rekorları da dahil birçok rekor kırmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-13085 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ellenswallowrichards--300x232.jpg" alt="" width="300" height="232" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ellenswallowrichards--300x232.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ellenswallowrichards-.jpg 826w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>Ellen Swallow Richards</strong><strong> </strong></p>
<p>Ellen Swallow Richards (eşi Robert H. Richards ile birlikte), Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ne (MIT) kabul edilen ilk kadındı. MIT’in kütüphane kayıtlarına göre 1870 yılında Richards’ın okula girmesinin ardından yönetim, “Bu kabulün, kadınların genel olarak kabul edileceği anlamına gelmediğini” belirtti. Kimya okuyan Richards, 1873 yılında fen fakültesi diploması ile mezun oldu. Richards, mezuniyetinden iki yıl sonra okulda kadınların kimya alanında eğitilmesine adanmış bir laboratuvar kurulmasına yardımcı oldu. Kadın Laboratuvarı 1876 yılında açıldı, Richards da kimya ve madenbilim eğitmenliğini üstlendi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-13086 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/danaulery-300x274.jpg" alt="" width="300" height="274" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/danaulery-300x274.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/danaulery.jpg 731w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong><br />
Dana Ulery</strong><strong> </strong></p>
<p>Dana Ulery, 1961 yılında NASA’nın Kaliforniya Pasadena’daki Jet Propulsiyon Laboratuvarı’nda (JPL) çalışmaya başlayarak NASA’da çalışan ilk kadın mühendis oldu. Ulery, JPL’de çalışırken aynı zamanda bilgisayar bilimi okuyup NASA’nin Derin Uzay İletişim Ağı için algoritmalar üretmeye çalıştı. Derin Uzay İletişim Ağı, uzay araçları ile iletişim kurmak için dünyanın etrafındaki antenleri kullanıyor. Ardından ABD Askeri Araştırma Laboratuvarı’nda çalışan Ulery, burada da ilk kadın yöneticilerden olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-13087 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ameliaearhart-279x300.jpg" alt="" width="279" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ameliaearhart-279x300.jpg 279w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ameliaearhart-953x1024.jpg 953w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/02/ameliaearhart.jpg 2000w" sizes="auto, (max-width: 279px) 100vw, 279px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amelia Earhart</strong></p>
<p>Amelia Earhart, Atlantik Okyanusu’nu tek başına uçan ilk kadın ve ikinci kişidir. 20 Mayıs 1932’de Newfoundland’den kalkan Earhart, 15 saat sonra İrlanda’ya iniş yapmıştır. (Paris’e inmeyi planlayan Earhart, kötü hava şartları sebebiyle uçuşunu kısa kesmiştir.) Kadınlarda hız ve mesafe gibi uçuş rekorları da kıran Earhart, 1937 yılında dünyanın etrafında uçma girişimi esnasında ortadan kaybolmuştur. Çözülemeyen bu esrarengiz olay, bugün bile konuşulmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sevda Deniz Karali</strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong><a href="https://www.livescience.com/55020-female-firsts-science-technology.html?utm_source=lst-newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=20161003-lst">https://www.livescience.com/55020-female-firsts-science-technology.html?utm_source=lst-newsletter&amp;utm_medium=email&amp;utm_campaign=20161003-lst</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/bilim-ve-teknolojide-sinirlari-asan-6-kadin">Bilim ve teknolojide sınırları aşan 6 kadın</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13080</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
