<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>korku arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/korku/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/korku</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Mar 2023 21:40:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Zamana karşı yarış: 5 yıllık acil kurtarma planı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/zamana-karsi-yaris-5-yillik-acil-kurtarma-plani</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2023 05:30:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[algler]]></category>
		<category><![CDATA[arama]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derin orhon]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarma]]></category>
		<category><![CDATA[meraklı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden neredeyse 1,5 ay geçti. Bile bile gelen deprem ihmalkarlığı, denetimsizliği ve rant üzerine kurulu sistemin yıkıcılığını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serdi. Acılar hala dipdiri ve çok büyük. Doğu illerimizde yaşanan depremler fay hatlarının üzerinde olan Türkiye’nin bu gerçeğe artık kesinlikle farkı bakmasının, ötelememesinin ve bilimsel yaklaşmasının ne denli önemli olduğunu ortaya koydu. Önümüzde olacağı kesin ama zamanı belli olmayan İstanbul depremi var. Ülke nüfusunun dörtte birinin yığıldığı bu mega kentte yaşanabilecekleri hayal etmek bile ürkütücü. HBT bilim yayıncılığı ile deprem konusunda görevini yerine getiriyor: 3 yetkin isim Prof. Derin Orhon, Prof. Naci Görür ve Prof. Seval Sözen Herkese Bilim Teknoloji dergisi için haftalardır depremi bilim gözlüğü ile irdeliyor ve önerilerini sıralıyorlar. Bu hafta da çok önemli bir çalışma yaptılar ve İstanbul’un deprem anatomisini ortaya koydular. İşte geçen on yıllarda yapılanlar ve yapılmayanlar. Zamana karşı bir yarış söz konusu ve bilim bakın 5 yıllık acil kurtarma planı ile hepimize neler diyor? Müfit Akyos, “Yabancı afet yardım ekiplerinin kurdukları çadırlı merkezleri mahcubiyetten kızgınlığa uzanan duygular içinde dikkatle izledim” diyerek deprem gözlemlerini aktarıyor. Ergun Akleman bilim tarihini karikatürize ettiği çizgileri ile artık yeniden aramızda&#8230; ‘Dünya 20. yüzyılda savaş ve şiddet içinde yaşadı. 40 yaşını geçenler dünyayı şiddet bağlamında algılarlar. Politik söylem şiddet içeriyor. Aklını yitiren dünyada güncel haber cinayetler, nefret ve kin söylemidir. Bu ortamda demokrasi sözcüğü içeriksiz bir çiklet sakızıdır. İnsanlığın görsel belleği vahşetle dolu. Birbirlerini kurşunlayan, bıçaklayan, döven, işkence yapan insanlar&#8230;’ Doğan Kuban&#8217;ın ‘Gençlik Hazinesinin Barış ve Hoşgörü Çağrısı” başlıklı eski yazısı ibretlik derslerle dolu. Metaverse öldü mü? Facebook’un metaverse macerasına son verdiği ve odağını yapay zekayı koyduğu söyleniyor. Tanol Türkoğlu ‘Dijital (Z)atlılar Dijüsküdar’ı geçerken…’ yazısında bu konuyu ile alırken, Enver Kumbasar yapay zekanın hukuk alanında kullanımı üzerine yazdı. En kullanışlı silah: Korku ile yönetmek Dünyada şimdilerde korku kültürü baskın durumda. Yazılı medya, sosyal medya, filmler, diziler, reklamlar, okullarda eğitim sistemleri, işyerlerinde yönetim stratejileri, siyasal rejimler bu korku atmosferini sürekli besliyor. Peki korkunun yaşantımızda bir engel oluşturmasını nasıl engelleyebiliriz? Reyhan Oksay, Prof. Dr. Emre Erdoğan’a sorularını yöneltti. Tınaz Titiz, ‘Korkmama Özgürlüğü”nü sorguladığı yazısında “Korkmama özgürlüğü aslında ne kadar önemli. ABD kurucu ilkelerinin içine girecek kadar niçin önemsendiğini ve de bizim halâ bu gerçeği fark etmeden nasıl yaşadığımızı sorguluyorum” diyor. Erken emeklilik bilişsel çöküşü hızlandırıyor Erken emeklilik güzel ama&#8230; İşin bir de ‘ama’sı var, çünkü yapılan araştırmalar bilişsel çöküşü hızlandırabildiğini gösteriyor. Ünlü Keops piramidinde gizemli bir mekan keşfedildi. Dünyanın 7 harikasından biri olan Keops’ta bulunan bu mekana, 4500 yıldan bu yana ayak basılmadığı anlaşıldı. Nilgün Özbaşaran Dede derledi. Mustafa Çetiner’in yazısı 14 Mart Tıp Bayramı üzerine. Çetiner ‘Ülkemizin yakaladığı yeni umutlar ve Cumhuriyetimizin 100. yılının coşkusuyla bu yıl 14 Mart Tıp Bayramı daha bir bayram havasında geçecek diye bekliyorum’ diyor. Hava kirliliği böbrekler için de zararlı… Dünyada yılda üç milyondan fazla kişinin ölümü hava kirliliğine bağlı. Hava kirliliği ile böbrek hastalıkları arasındaki ilişkiyi gösteren araştırmaların sayısı artıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sema Tülay Köz “Böbrek hastalıkları riskini azaltmak için de temiz bir hava mücadelesi vermeliyiz’ diye yazıyor. Yerbilim-Gökbilim &#8211; 2 önemli keşif: Biri ayaklarımızın altındaki Dünya. Yaşadığımız gezegen. Diğeri gözümüzü diktiğimiz gökyüzü. Evrenin sonsuzluğu içinde yeni keşifler&#8230; Bilim insanları her ikisinde de şaşırtıcı bulgularla karşılaşıyorlar. İşten bunlardan ikisi&#8230; Dünya’nın içinde yeni bir tabaka bulunmuş olabilir. Ve gökbilimcilerin keşfettiği mevcut teorilere meydan okuyan ‘yasak gezegen’. Batuhan Sarıcan derledi. Kültür Üniversitesi’nden Özge Özkök Şişman dijital reklamcılıkta sesli kültürün nasıl yükselişe geçtiğini ve podcast reklamcılığını anlattı. Derimiz neden kırışıyor? Kırışıklıkların bir suçlusu da deri mikrobiyomumuz mu? Derimiz yirmili yaşların ortalarından başlayarak yavaş yavaş esnekliğini ve dolgunluğunu yitirmeye başlar. Bunun nedeni henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak yeni bir araştırma, yüzümüzde barınan mikroorganizmaların bu süreçle bir bağlantısı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi. İkinci bir kediyi sahiplenirken nelere dikkat etmeli? Kediler, özellikle yetişkin olduklarında diğer kedilerle yeni ilişkiler kurmakta zorlanabileceğinden, kedileriniz arasında yakın bir arkadaşlık hiçbir zaman olmayabilir. Peki neler yapmalısınız? Hayvanlar Dünyası’nda. Geleceğin süper besini: Mikro algler. Alglerin gıda potansiyeli yıllardır biliniyor. İklim değişikliği, ormansızlaşma ve artan dünya nüfusuyla birlikte protein üretimini daha verimli hale getirmenin yollarını arayan bilim gözünü alglere dikti. Peki neler yapılıyor? Murat Altaş’ın hazırladığı Bilim ve Beslenme’de. Rüzgar niye eser? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. Saç stres yüzünden beyazlar mı? Meraklının Köşesi’nde.. Alzheimer için yeni umut mu? Mars’da neden şimdiye kadar yaşam bulunamadı? Tuvalet kağıtlarındaki tehlike nedir? 3D ile yapay kemik basılabilir mi? Araştırma Gündemi’nde&#8230; *** Elimizden geldiği kadar haftalık ilginç bilim haberlerini, yorumlarını, fotoğraflarını, tabii ki depremi, bulmacası ve karikatürleriyle bir kültürel zenginlik sunuyoruz size. Ülkemizde tek, dünyada da böyle haftalık bir dergi sayılı. Satışını 500-1000 artırırsak, maddi bakımdan zorlanmayacağız, ekside kalınca ya ne yapalım demeyeceğiz, geliri giderine denk hatta bir basamak üzerine çıkartacağız ve daha rahat edeceğiz. Çevrenize önerin, bilgi temelli şirketlerimiz toplum alımlarla çalışanlarının dünyayı gerçek boyutuyla kavramasına yardımcı olabilirler. Niye olmasın&#8230; Sevgiyle ve bilimde kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/zamana-karsi-yaris-5-yillik-acil-kurtarma-plani">Zamana karşı yarış: 5 yıllık acil kurtarma planı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29119 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/kpp-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/kpp-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/kpp.jpg 800w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" /><span style="color: #000000;">Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden neredeyse 1,5 ay geçti. Bile bile gelen deprem ihmalkarlığı, denetimsizliği ve rant üzerine kurulu sistemin yıkıcılığını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serdi. Acılar hala dipdiri ve çok büyük. Doğu illerimizde yaşanan depremler fay hatlarının üzerinde olan Türkiye’nin bu gerçeğe artık kesinlikle farkı bakmasının, ötelememesinin ve bilimsel yaklaşmasının ne denli önemli olduğunu ortaya koydu. Önümüzde olacağı kesin ama zamanı belli olmayan İstanbul depremi var. Ülke nüfusunun dörtte birinin yığıldığı bu mega kentte yaşanabilecekleri hayal etmek bile ürkütücü. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">HBT bilim yayıncılığı ile deprem konusunda görevini yerine getiriyor:</span></p>
<p><span style="color: #000000;">3 yetkin isim Prof. <strong>Derin Orhon</strong>, Prof. <strong>Naci Görür</strong> ve Prof. <strong>Seval Sözen</strong> <em>Herkese Bilim Teknoloji</em> dergisi için haftalardır depremi bilim gözlüğü ile irdeliyor ve önerilerini sıralıyorlar. Bu hafta da çok önemli bir çalışma yaptılar ve İstanbul’un deprem anatomisini ortaya koydular. İşte geçen on yıllarda yapılanlar ve yapılmayanlar. Zamana karşı bir yarış söz konusu ve bilim bakın 5 yıllık acil kurtarma planı ile hepimize neler diyor? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Müfit Akyos, “Yabancı afet yardım ekiplerinin kurdukları çadırlı merkezleri mahcubiyetten kızgınlığa uzanan duygular içinde dikkatle izledim” diyerek deprem gözlemlerini aktarıyor. Ergun Akleman bilim tarihini karikatürize ettiği çizgileri ile artık yeniden aramızda&#8230; </span></p>
<p><span style="color: #000000;">‘Dünya 20. yüzyılda savaş ve şiddet içinde yaşadı. 40 yaşını geçenler dünyayı şiddet bağlamında algılarlar. Politik söylem şiddet içeriyor. Aklını yitiren dünyada güncel haber cinayetler, nefret ve kin söylemidir. Bu ortamda demokrasi sözcüğü içeriksiz bir çiklet sakızıdır. İnsanlığın görsel belleği vahşetle dolu. Birbirlerini kurşunlayan, bıçaklayan, döven, işkence yapan insanlar&#8230;’ Doğan Kuban&#8217;ın ‘Gençlik Hazinesinin Barış ve Hoşgörü Çağrısı” başlıklı eski yazısı ibretlik derslerle dolu. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Metaverse öldü mü? Facebook’un metaverse macerasına son verdiği ve odağını yapay zekayı koyduğu söyleniyor. Tanol Türkoğlu ‘Dijital (Z)atlılar Dijüsküdar’ı geçerken…’ yazısında bu konuyu ile alırken, Enver Kumbasar yapay zekanın hukuk alanında kullanımı üzerine yazdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">En kullanışlı silah: Korku ile yönetmek</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünyada şimdilerde korku kültürü baskın durumda. Yazılı medya, sosyal medya, filmler, diziler, reklamlar, okullarda eğitim sistemleri, işyerlerinde yönetim stratejileri, siyasal rejimler bu korku atmosferini sürekli besliyor. Peki korkunun yaşantımızda bir engel oluşturmasını nasıl engelleyebiliriz? Reyhan Oksay, Prof. Dr. Emre Erdoğan’a sorularını yöneltti. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tınaz Titiz, ‘Korkmama Özgürlüğü”nü sorguladığı yazısında “Korkmama özgürlüğü aslında ne kadar önemli. ABD kurucu ilkelerinin içine girecek kadar niçin önemsendiğini ve de bizim halâ bu gerçeği fark etmeden nasıl yaşadığımızı sorguluyorum” diyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Erken emeklilik bilişsel çöküşü hızlandırıyor</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Erken emeklilik güzel ama&#8230; İşin bir de ‘ama’sı var, çünkü yapılan araştırmalar bilişsel çöküşü hızlandırabildiğini gösteriyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ünlü Keops piramidinde gizemli bir mekan keşfedildi. Dünyanın 7 harikasından biri olan Keops’ta bulunan bu mekana, 4500 yıldan bu yana ayak basılmadığı anlaşıldı. Nilgün Özbaşaran Dede derledi.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Mustafa Çetiner’in yazısı 14 Mart Tıp Bayramı üzerine. Çetiner ‘Ülkemizin yakaladığı yeni umutlar ve Cumhuriyetimizin 100. yılının coşkusuyla bu yıl 14 Mart Tıp Bayramı daha bir bayram havasında geçecek diye bekliyorum’ diyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hava kirliliği böbrekler için de zararlı…</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünyada yılda üç milyondan fazla kişinin ölümü hava kirliliğine bağlı. Hava kirliliği ile böbrek hastalıkları arasındaki ilişkiyi gösteren araştırmaların sayısı artıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sema Tülay Köz “Böbrek hastalıkları riskini azaltmak için de temiz bir hava mücadelesi vermeliyiz’ diye yazıyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yerbilim-Gökbilim &#8211; 2 önemli keşif: Biri ayaklarımızın altındaki Dünya. Yaşadığımız gezegen. Diğeri gözümüzü diktiğimiz gökyüzü. Evrenin sonsuzluğu içinde yeni keşifler&#8230; Bilim insanları her ikisinde de şaşırtıcı bulgularla karşılaşıyorlar. İşten bunlardan ikisi&#8230; Dünya’nın içinde yeni bir tabaka bulunmuş olabilir. Ve gökbilimcilerin keşfettiği mevcut teorilere meydan okuyan ‘yasak gezegen’. Batuhan Sarıcan derledi. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kültür Üniversitesi’nden Özge Özkök Şişman dijital reklamcılıkta sesli kültürün nasıl yükselişe geçtiğini ve podcast reklamcılığını anlattı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Derimiz neden kırışıyor?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kırışıklıkların bir suçlusu da deri mikrobiyomumuz mu? Derimiz yirmili yaşların ortalarından başlayarak yavaş yavaş esnekliğini ve dolgunluğunu yitirmeye başlar. Bunun nedeni henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak yeni bir araştırma, yüzümüzde barınan mikroorganizmaların bu süreçle bir bağlantısı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İkinci bir kediyi sahiplenirken nelere dikkat etmeli? Kediler, özellikle yetişkin olduklarında diğer kedilerle yeni ilişkiler kurmakta zorlanabileceğinden, kedileriniz arasında yakın bir arkadaşlık hiçbir zaman olmayabilir. Peki neler yapmalısınız? Hayvanlar Dünyası’nda. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Geleceğin süper besini: Mikro algler. Alglerin gıda potansiyeli yıllardır biliniyor. İklim değişikliği, ormansızlaşma ve artan dünya nüfusuyla birlikte protein üretimini daha verimli hale getirmenin yollarını arayan bilim gözünü alglere dikti. Peki neler yapılıyor? Murat Altaş’ın hazırladığı Bilim ve Beslenme’de. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Rüzgar niye eser? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. Saç stres yüzünden beyazlar mı? Meraklının Köşesi’nde.. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Alzheimer için yeni umut mu? Mars’da neden şimdiye kadar yaşam bulunamadı? Tuvalet kağıtlarındaki tehlike nedir? 3D ile yapay kemik basılabilir mi? Araştırma Gündemi’nde&#8230; </span></p>
<p>***</p>
<p><span style="color: #000000;">Elimizden geldiği kadar haftalık ilginç bilim haberlerini, yorumlarını, fotoğraflarını, tabii ki depremi, bulmacası ve karikatürleriyle bir kültürel zenginlik sunuyoruz size. Ülkemizde tek, dünyada da böyle haftalık bir dergi sayılı. Satışını 500-1000 artırırsak, maddi bakımdan zorlanmayacağız, ekside kalınca ya ne yapalım demeyeceğiz, geliri giderine denk hatta bir basamak üzerine çıkartacağız ve daha rahat edeceğiz.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Çevrenize önerin, bilgi temelli şirketlerimiz toplum alımlarla çalışanlarının dünyayı gerçek boyutuyla kavramasına yardımcı olabilirler. Niye olmasın&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Sevgiyle ve bilimde kalın.</span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/zamana-karsi-yaris-5-yillik-acil-kurtarma-plani">Zamana karşı yarış: 5 yıllık acil kurtarma planı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29122</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Korku esaretinde birey, siyaset ve toplum</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/korku-esaretinde-birey-siyaset-ve-toplum</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Sep 2019 08:14:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15062</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız terör ve bunalım zamanlarında, beyindeki korku merkezi ile daha tutucu eğilimler ve tercihler arasında ilişki güçleniyor, korkunun etki alanı genişliyor, fantezilerimizle büyüyerek dogmalar haline geliyor. Ve ikincil temel davranış: Korkular ‘güvenlik’ çözümlerini öne çıkarıyor. Nasıl bir toplum olduk ve nereye sürükleniyoruz? Terörün ve yarattığı korkunun nasıl bir mekanizmayı çalıştırdığı üzerine, Psikiyatri profesörü, Koç Ünivresitesi öğretim üyesi Dr. Kemal Kuşçu ile konuştuk. Bugünlerde yaşadığımız gerilimin kaynakları: Toplumsal olarak güven hissinin oluşturulması. Olaylara şeffaf yaklaşım, bilgi akışının sağlanması, bireylerin kendi yaşantılarını her hangi bir önyargı ile karşılaşmadan ifade edebilecekleri, farklılıkları barındıran çoğulcu bir işleyiş… Bu ilkeler seyreldikçe korku da dahil olmak üzere toplumu dara sokan bir çok konuyu ele alamaz ve işleyemez hale geliyoruz. Korku nasıl ortaya çıkıyor? Charles Darwin canlıların duygu işleme süreçlerini ve duygu ifadelerini evrimsel becerilerinin bir parçası olarak değerlendirmişti. Korkuyu da, bu sürecin en işlevsel duygu dağarcığı olarak ele almıştı. Korku doğada çelimsiz ve kendini fiziksel olarak korumaktan aciz insanın bir tür sigortası gibi işlev görüyor, onu engelliyor, sınırlıyor ve tehditlerden koruyor. Bu, olağan bir gündelik hayatın içinde, kendi sınırları içerisinde neredeyse ılımlı ve iyimser bir değerlendirme olarak görülebilir. Ancak tehdidin arttığı dönemlerde, korku öncelikle keşif ve bilinmeyeni anlamayı baskılayarak öne çıkıyor. Korkunun muhatabı bilinmeyenin olası tehdidi oluyor. Korku bunu azaltmaya veya insan için çekilebilir kılmaya gayret ediyor. Bu nedenle en kullanışlı baskılama insanın keşif isteği olmakta. İkincil olarak baskılanan ise, insanın uzun zamandır zihinsel olarak geliştirilmiş baş etme mekanizmalarını bastırılmasıdır. Örneğin rasyonel fikir yürütme ve bunu destekleyen tüm beceri dağarcıkları korkunun gölgesinde kaybolur. Korkunun etkisi burada da kalmaz. Bu baskılama öyle bir noktaya ulaşır ki, kişi bir süre sonra korkusunu anlamak ve keşfetmek isteğini de yitirir. Korku neredeyse dokunulmazlık kazanmış, başıboş bir hale bürünür. Böylesine çıplaklaştığı hali ile korku bir baş etme işlevinden çok, bir tür çaresizlik ve hareketsizlik işlevi görmeye başlar. Korku davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Korkuların en temel sonuçlarından biri davranışsal düzeyde tedirginlik ve bunun sonucunda kaçınma davranışına neden olmaları. Bu durum bizlerin yeni ve farklı olan şeylere ilgimizin azalmasına neden oluyor. Daha biteviye ve kendi sınırları dışına çıkmayan tercihler yapmaya başlıyoruz. Hem kısa hem de uzun vadede hayatımızdaki renklerin solmasına neden oluyor. Yapılan çalışmalar beyindeki korku merkezi ile daha tutucu eğilimler ve tercihler arasında ilişki gösteriyor. Bu oluşan durum korkuların azalmasından ziyade giderek hacimlerinin genişlemesine ve oluşan zihinsel fantezilerimiz sonucunda daha da işlenmesi güç dogmalar haline gelmelerine neden oluyor. İkincil temel davranış ise korkuların ‘güvenlik’ çözümlerini öne çıkarması. Güvenlik arayışı insan için uzun ve karmaşık bir yolculuktur. Zihinsel olarak oluşturduğumuz daha işlevsel çözümlerimizi bir yana bırakılıp, hacim olarak artmış korkularımızı teskin etmeye yönelik eylemlerimizin öne çıkmasına neden oluşur. Ancak tüm bu arayış yaşanan güçlüğün azalmasına değil daha da kesif çelişkilerin oluşmasına neden olabiliyor . Terör küreselleşti ve çok yakınımıza kadar geldi. Bu beraberinde ciddi bir toplumsal korkuyu da getiriyor. Sürekli endişe içinde olmak kararlarımızı nasıl etkiliyor? Tahmin edilemez bir tehdit kaynağının varlığı ve endişe halinin tetiklediği en temel durum insan hayatında ‘sürekliliklerin’ kaybı şeklinde gelişiyor. Bizim güven hissimizi oluşturan en temel unsur, gündelik hayatımızda oluşturduğumuz sürekliliklerdir. Bu basit, çoğu zaman farketmediğimiz biteviye etkileşimler bize şu temel mesajı veriyor : ‘Hayat benim kontrolümde ve planlarımın dümeni benim elimde’. Terörün yarattığı şiddet ortamı bu mesajın bozulmasına, zedelenmesine ve yok olmasına neden oluyor. Gündelik sürekliliklerin ortadan kalkmasının çok temel zihinsel sonuçları olabilir. Gündelik huzursuzluklarımız altında yatan böyle bir etkidir. Sürekliliklerin ve gelecek algısının kaybı, gündelik kuralların seyrelmesi sonucun doğurur. Böyle zamanlarda hızla ele alınabilecek çatışmalar büyüyebilir. Her küçük sorun içinden çıkılmaz bir problem haline gelebilir. Bundan en fazla zarar gören ilişkilerimiz oluyor. Giderek farklılıklarımız konusunda daha sert tepkiler üretiyoruz. Siyasetçiler toplumsal korkuyu nasıl kullanıyor? Siyasetçiler başta olmak üzere, toplumumuzdaki farklı taraflar ‘duygu’ dağarcıklarımızın şekillenmesinde aktif rol oynamak istiyorlar. Bir süredir imaj oluşturucular ve stratejistler muhataplarına, insanın duygusal dünyasını hedef olarak gösterdiler. Öneri basitti: ‘İnsanları harekete geçirmek için duygularını yönetin.’ Bu nedenle ürünlerin içeriğinden ziyade kabaca oluşturduğu duygunun öne çıkarıldığını söylemeliyim. Reklamlar artık ürün anlatmıyor, bir duyguyu işliyor. Bana sorarsanız bu durum son yıllarda yaşadığımız zihinsel zorlanmalarımızın temelini oluşturuyor. Bizler için oluşturulan olumlu veya olumsuz duygular ile davranışlarımız eşleştiriliyor. Bizim için tarif edilmiş duygu dağarcıklarının hayatımızdaki karşılıklarını bulamayınca büyük bir boşluk duygusu yaşıyoruz. Ben açıkcası bu durumun her zaman tahmin edildiği gibi basit denklemler içinde gelişmediğini düşünüyorum. Yaratmak istediğiniz duygu size fırsatlar oluşturabileceği gibi yeni ve tahmin edilmez sorunlar da yaratabilir. Siyaset bilimci değilim, ancak siyaset gibi toplumu en geniş ölçüde etkileyen bir etkinlikte benzeri eğilimlerin olabileceğini tahmin ediyorum. Farkederek veya etmeyerek siyasetin içindekiler korkuyu taraftarlarını bir araya getirmek için kullanıyor olabilirler. Günümüzde yabancı düşmanlığı, toplumsal ayrışma benzeri süreçlerin büyük bir bölümü gündelik korkularımız üzerine inşa ediliyor. Türkiye’de şu anda en baskın korkuları sıralayacak olsanız ne dersiniz? Bizim kültürümüzde otorite her zaman korkuyu davranış düzenlemesinde bir araç olarak kullanmıştır. Daha ilk adımlarımızdan itibaren gelişimimiz korkular üzerine kurulmaz mı? Korkutarak öğretmek veya davranış eğitimi vermek bizim için çok tanıdık. Bu nedenle korkular bizim hayatımızın önemli bir parçası. Maalesef ülkemizdeki dağılımı konusunda elimde bir veri yok. Olan veriler de, daha çok klinik başvurular üzerine kurulmuş çalışmalardan kaynaklanıyor. Ancak değişmeyen korku ve endişe kaynağı, ülkemizde ‘gelecek’ üzerinedir. Gelecek korkusu kişi, sınıf ve politik grup gözetmeksizin hayatımız yönetiyor. Harcama, yaşama pratiklerimizin tümü bu korku üzerine kurulu. Bunun devamındaki en temel korkularımız ise güvenlik kaybı ve zarar görmek. Kişilerarası ilişkilerde şüphe ve güvensizlik hissi hayatımızı yoğun bir şekilde etkiliyor. Bu alan toplumsal üretimimizi de kısıtlıyor. Kendimizi kolay açmıyoruz, fikrimizi kolay beyan etmiyoruz. Ve bunun sonucu olarak olaylara bakışımız dar kalıplar üzerinde inşa edebiliyoruz. Korku toplumsal bir nitelik kazandığında bunun toplumsal maliyeti (ekonomik, siyasi ve tıbbi açılardan) ne olur? Dinamikleri daha yavaşlamış bir toplumda, bu yavaşlamanın sonuçları ne oluyorsa onlar olacaktır. Tehdit hissi, geleceğe yönelik her türlü tasarımı ve dolayısıyla üretimi azaltacaktır. Yeniyi aramama ve olanı olabildiğince koruma ihtiyacı gelişimi yavaşlatır. Farklı olanın ifade bulamamasının sonucu bir toplum için her alanda çok keskin daralmadır. Siyasi açıdan fikir verebilecek biri değilim, ancak karşılıklı önyargıların hızla yükseleceğini tahmin etmek zor değil. Korku, cepheleşmelerin artışını beraberinde getirecektir, ve tabii bu cephelerin karşılıklı temasını da aynı ölçüde azaltacaktır. Tıbbi sonuçları ise ‘gündelik stres’ ve yaşam kalitesinin düşmesidir. Bunun sonucu yalnızca ruh sağlığında görülmez. Büyük bir ihtimalle tüm sağlık verilerine yansıyan stress-hastalık ilişkisinin bağlantıları daha ön plana çıkacaktır. Böyle zamanlarda yalnızca sağlık bozulmayacaktır, bozulan da daha zor iyileşecektir. Hem hastalanma hem de iyileşme sadece biyolojik bir süreç değildir, sosyal etkileşimlerle yakın ilişkili gündemlerdir. Korku nun toplumsal nitelik kazanması görünmez dinamikleri aksatacaktır. Korku ile baş etmenin yolları nedir? Bireysel ve toplumsal olarak ayrı ayrı değerlendirebilir misiniz? Korku ile baş etmenin iki farklı düzeyde gerçekleşebilir: Korkularla bireysel olarak baş etmeye gayret edebiliriz. Bu durum bireysel veya klinik psikolojinin temel uğraşılarından biri. Korkuyu barındıran gündemlerin yoğunlaşmasıyla bu önerilere medyada daha da sık karşılaşıyoru. Bu önerilerin listesi, korku kaynaklarının sayısı arttıkça giderek uzuyor. Ancak şunu ifade etmekte fayda var: Hayatınızın kontrolünü elinize alabilmemiz ve küçük gündelik eylemlerden başlayarak hayatımızda ‘sürekli’ olanı korumamız önemli. Bir diğer düzey ise korkuyu ‘toplumsal düzeyde nasıl ele alacağımız’ konusu. Toplumsal olarak korkuyu işlemeye yönelik bir modelimiz maalesef yok. Bunu geçmişte, özellikle Marmara Depremi döneminde ele almaya gayret etmiştik, ancak sonuçta korku yine toplumsal bir deneyimden hızla klinik bir duruma evrildi. Bunun temel nedeni, bu ‘işleme’ biçiminin toplumsal bir uzlaşıya ihtiyaç göstermesiydi. Galiba esas olarak bunu ele almak bize zor geldi. Neydi bu: Toplumsal olarak güven hissinin oluşturulması. Olaylara şeffaf yaklaşım, bilgi akışının sağlanması, bireylerin kendi yaşantılarını her hangi bir önyargı ile karşılaşmadan ifade edebilecekleri, farklılıkları barındıran çoğulcu bir işleyiş. Bu temel prensipler seyreldikçe korku da dahil olmak üzere toplumu dara sokan bir çok konuyu ele alamaz ve işleyemez hale geliyoruz. Bugünlerde yaşadığımız gerilimin kaynağını burada aramak gerekiyor. Korkunun manipüle edilip siyasi yarar için kullanılması ve istismar edilmesi nasıl engellenebilir? Toplumsal mekanizmaları işleterek. Toplumların, kendilerini zor zamanlarda nasıl koruyacakları konusunda çok geniş bellek dağarcıkları var. Korkuyu ehlileştiren en temel kayağımız, oluşturduğumuz birikimlerdir. Bu birikimler geçmişte yaşadığımız sorunlarla ilgili deneyimlerimizi ve oluşturduğumuz çözümleri barındırır. Temel nokta daha önce yaşadıklarımızdan ne öğrendiğimizi hatırlamak, öğrendiklerimiz üzerine yenilerini katmak. Genel olarak insanlık, özelde de bizler korkularımız konusunda çok derin tecrübelere sahibiz. Çok uzun bir zamandır bu öğrendiklerimizden çıkarımlarımızı toplumsal politikalarımıza katmaya gayret ediyoruz. Bu birikime sahip çıkmamız gerekiyor. *Bu söyleşi Aralık 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/korku-esaretinde-birey-siyaset-ve-toplum">Korku esaretinde birey, siyaset ve toplum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yaşadığımız terör ve bunalım zamanlarında, beyindeki korku merkezi ile daha tutucu eğilimler ve tercihler arasında ilişki güçleniyor, korkunun etki alanı genişliyor, fantezilerimizle büyüyerek dogmalar haline geliyor. Ve ikincil temel davranış: Korkular ‘güvenlik’ çözümlerini öne çıkarıyor.</em></p>
<p><em>Nasıl bir toplum olduk ve nereye sürükleniyoruz? Terörün ve yarattığı korkunun nasıl bir mekanizmayı çalıştırdığı üzerine, Psikiyatri profesörü, Koç Ünivresitesi öğretim üyesi <strong>Dr. Kemal Kuşçu</strong> ile konuştuk.</em></p>
<blockquote><p>Bugünlerde yaşadığımız gerilimin kaynakları: Toplumsal olarak güven hissinin oluşturulması. Olaylara şeffaf yaklaşım, bilgi akışının sağlanması, bireylerin kendi yaşantılarını her hangi bir önyargı ile karşılaşmadan ifade edebilecekleri, farklılıkları barındıran çoğulcu bir işleyiş… Bu ilkeler seyreldikçe korku da dahil olmak üzere toplumu dara sokan bir çok konuyu ele alamaz ve işleyemez hale geliyoruz.</p></blockquote>
<p><em><strong>Korku nasıl ortaya çıkıyor?</strong></em></p>
<p>Charles Darwin canlıların duygu işleme süreçlerini ve duygu ifadelerini evrimsel becerilerinin bir parçası olarak değerlendirmişti. Korkuyu da, bu sürecin en işlevsel duygu dağarcığı olarak ele almıştı.</p>
<p>Korku doğada çelimsiz ve kendini fiziksel olarak korumaktan aciz insanın bir tür sigortası gibi işlev görüyor, onu engelliyor, sınırlıyor ve tehditlerden koruyor.</p>
<p>Bu, olağan bir gündelik hayatın içinde, kendi sınırları içerisinde neredeyse ılımlı ve iyimser bir değerlendirme olarak görülebilir. Ancak tehdidin arttığı dönemlerde, korku öncelikle keşif ve bilinmeyeni anlamayı baskılayarak öne çıkıyor. Korkunun muhatabı bilinmeyenin olası tehdidi oluyor. Korku bunu azaltmaya veya insan için çekilebilir kılmaya gayret ediyor. Bu nedenle en kullanışlı baskılama insanın keşif isteği olmakta.</p>
<p>İkincil olarak baskılanan ise, insanın uzun zamandır zihinsel olarak geliştirilmiş baş etme mekanizmalarını bastırılmasıdır. Örneğin rasyonel fikir yürütme ve bunu destekleyen tüm beceri dağarcıkları korkunun gölgesinde kaybolur.</p>
<p>Korkunun etkisi burada da kalmaz. Bu baskılama öyle bir noktaya ulaşır ki, kişi bir süre sonra korkusunu anlamak ve keşfetmek isteğini de yitirir. Korku neredeyse dokunulmazlık kazanmış, başıboş bir hale bürünür. Böylesine çıplaklaştığı hali ile korku bir baş etme işlevinden çok, bir tür çaresizlik ve hareketsizlik işlevi görmeye başlar.</p>
<p><em><strong>Korku davranışlarımızı nasıl etkiliyor?</strong></em></p>
<p>Korkuların en temel sonuçlarından biri davranışsal düzeyde tedirginlik ve bunun sonucunda kaçınma davranışına neden olmaları. Bu durum bizlerin yeni ve farklı olan şeylere ilgimizin azalmasına neden oluyor. Daha biteviye ve kendi sınırları dışına çıkmayan tercihler yapmaya başlıyoruz.</p>
<p>Hem kısa hem de uzun vadede hayatımızdaki renklerin solmasına neden oluyor. Yapılan çalışmalar beyindeki korku merkezi ile daha tutucu eğilimler ve tercihler arasında ilişki gösteriyor. Bu oluşan durum korkuların azalmasından ziyade giderek hacimlerinin genişlemesine ve oluşan zihinsel fantezilerimiz sonucunda daha da işlenmesi güç dogmalar haline gelmelerine neden oluyor.</p>
<p>İkincil temel davranış ise korkuların ‘güvenlik’ çözümlerini öne çıkarması. Güvenlik arayışı insan için uzun ve karmaşık bir yolculuktur. Zihinsel olarak oluşturduğumuz daha işlevsel çözümlerimizi bir yana bırakılıp, hacim olarak artmış korkularımızı teskin etmeye yönelik eylemlerimizin öne çıkmasına neden oluşur. Ancak tüm bu arayış yaşanan güçlüğün azalmasına değil daha da kesif çelişkilerin oluşmasına neden olabiliyor .</p>
<p><em><strong>Terör küreselleşti ve çok yakınımıza kadar geldi. Bu beraberinde ciddi bir toplumsal korkuyu da getiriyor. Sürekli endişe içinde olmak kararlarımızı nasıl etkiliyor?</strong></em></p>
<p>Tahmin edilemez bir tehdit kaynağının varlığı ve endişe halinin tetiklediği en temel durum insan hayatında ‘sürekliliklerin’ kaybı şeklinde gelişiyor. Bizim güven hissimizi oluşturan en temel unsur, gündelik hayatımızda oluşturduğumuz sürekliliklerdir. Bu basit, çoğu zaman farketmediğimiz biteviye etkileşimler bize şu temel mesajı veriyor : ‘Hayat benim kontrolümde ve planlarımın dümeni benim elimde’.</p>
<p>Terörün yarattığı şiddet ortamı bu mesajın bozulmasına, zedelenmesine ve yok olmasına neden oluyor.</p>
<p>Gündelik sürekliliklerin ortadan kalkmasının çok temel zihinsel sonuçları olabilir. Gündelik huzursuzluklarımız altında yatan böyle bir etkidir. Sürekliliklerin ve gelecek algısının kaybı, gündelik kuralların seyrelmesi sonucun doğurur. Böyle zamanlarda hızla ele alınabilecek çatışmalar büyüyebilir. Her küçük sorun içinden çıkılmaz bir problem haline gelebilir. Bundan en fazla zarar gören ilişkilerimiz oluyor. Giderek farklılıklarımız konusunda daha sert tepkiler üretiyoruz.</p>
<p><em><strong>Siyasetçiler toplumsal korkuyu nasıl kullanıyor?</strong></em></p>
<p>Siyasetçiler başta olmak üzere, toplumumuzdaki farklı taraflar ‘duygu’ dağarcıklarımızın şekillenmesinde aktif rol oynamak istiyorlar. Bir süredir imaj oluşturucular ve stratejistler muhataplarına, insanın duygusal dünyasını hedef olarak gösterdiler.</p>
<p>Öneri basitti: ‘<em>İnsanları harekete geçirmek için duygularını yönetin.</em>’ Bu nedenle ürünlerin içeriğinden ziyade kabaca oluşturduğu duygunun öne çıkarıldığını söylemeliyim. Reklamlar artık ürün anlatmıyor, bir duyguyu işliyor.</p>
<p>Bana sorarsanız bu durum son yıllarda yaşadığımız zihinsel zorlanmalarımızın temelini oluşturuyor. Bizler için oluşturulan olumlu veya olumsuz duygular ile davranışlarımız eşleştiriliyor. Bizim için tarif edilmiş duygu dağarcıklarının hayatımızdaki karşılıklarını bulamayınca büyük bir boşluk duygusu yaşıyoruz.</p>
<p>Ben açıkcası bu durumun her zaman tahmin edildiği gibi basit denklemler içinde gelişmediğini düşünüyorum. Yaratmak istediğiniz duygu size fırsatlar oluşturabileceği gibi yeni ve tahmin edilmez sorunlar da yaratabilir.</p>
<p>Siyaset bilimci değilim, ancak siyaset gibi toplumu en geniş ölçüde etkileyen bir etkinlikte benzeri eğilimlerin olabileceğini tahmin ediyorum. Farkederek veya etmeyerek siyasetin içindekiler korkuyu taraftarlarını bir araya getirmek için kullanıyor olabilirler.</p>
<p>Günümüzde yabancı düşmanlığı, toplumsal ayrışma benzeri süreçlerin büyük bir bölümü gündelik korkularımız üzerine inşa ediliyor.</p>
<p><em><strong>Türkiye’de şu anda en baskın korkuları sıralayacak olsanız ne dersiniz?</strong></em></p>
<p>Bizim kültürümüzde otorite her zaman korkuyu davranış düzenlemesinde bir araç olarak kullanmıştır. Daha ilk adımlarımızdan itibaren gelişimimiz korkular üzerine kurulmaz mı? Korkutarak öğretmek veya davranış eğitimi vermek bizim için çok tanıdık. Bu nedenle korkular bizim hayatımızın önemli bir parçası.</p>
<p>Maalesef ülkemizdeki dağılımı konusunda elimde bir veri yok. Olan veriler de, daha çok klinik başvurular üzerine kurulmuş çalışmalardan kaynaklanıyor. Ancak değişmeyen korku ve endişe kaynağı, ülkemizde ‘gelecek<strong>’</strong> üzerinedir.</p>
<p>Gelecek korkusu kişi, sınıf ve politik grup gözetmeksizin hayatımız yönetiyor. Harcama, yaşama pratiklerimizin tümü bu korku üzerine kurulu. Bunun devamındaki en temel korkularımız ise güvenlik kaybı ve zarar görmek. Kişilerarası ilişkilerde şüphe ve güvensizlik hissi hayatımızı yoğun bir şekilde etkiliyor.</p>
<p>Bu alan toplumsal üretimimizi de kısıtlıyor. Kendimizi kolay açmıyoruz, fikrimizi kolay beyan etmiyoruz. Ve bunun sonucu olarak olaylara bakışımız dar kalıplar üzerinde inşa edebiliyoruz.</p>
<p><strong><em>Korku toplumsal bir nitelik kazandığında bunun toplumsal maliyeti (ekonomik, siyasi ve tıbbi açılardan) ne olur?</em></strong></p>
<p>Dinamikleri daha yavaşlamış bir toplumda, bu yavaşlamanın sonuçları ne oluyorsa onlar olacaktır. Tehdit hissi, geleceğe yönelik her türlü tasarımı ve dolayısıyla üretimi azaltacaktır. Yeniyi aramama ve olanı olabildiğince koruma ihtiyacı gelişimi yavaşlatır. Farklı olanın ifade bulamamasının sonucu bir toplum için her alanda çok keskin daralmadır.</p>
<p>Siyasi açıdan fikir verebilecek biri değilim, ancak karşılıklı önyargıların hızla yükseleceğini tahmin etmek zor değil. Korku, cepheleşmelerin artışını beraberinde getirecektir, ve tabii bu cephelerin karşılıklı temasını da aynı ölçüde azaltacaktır.</p>
<p>Tıbbi sonuçları ise ‘gündelik stres’ ve yaşam kalitesinin düşmesidir. Bunun sonucu yalnızca ruh sağlığında görülmez. Büyük bir ihtimalle tüm sağlık verilerine yansıyan stress-hastalık ilişkisinin bağlantıları daha ön plana çıkacaktır.</p>
<p>Böyle zamanlarda yalnızca sağlık bozulmayacaktır, bozulan da daha zor iyileşecektir. Hem hastalanma hem de iyileşme sadece biyolojik bir süreç değildir, sosyal etkileşimlerle yakın ilişkili gündemlerdir. Korku nun toplumsal nitelik kazanması görünmez dinamikleri aksatacaktır.</p>
<p><strong>Korku ile baş etmenin yolları nedir? Bireysel ve toplumsal olarak ayrı ayrı değerlendirebilir misiniz?</strong></p>
<p>Korku ile baş etmenin iki farklı düzeyde gerçekleşebilir: Korkularla bireysel olarak baş etmeye gayret edebiliriz. Bu durum bireysel veya klinik psikolojinin temel uğraşılarından biri. Korkuyu barındıran gündemlerin yoğunlaşmasıyla bu önerilere medyada daha da sık karşılaşıyoru. Bu önerilerin listesi, korku kaynaklarının sayısı arttıkça giderek uzuyor.</p>
<p>Ancak şunu ifade etmekte fayda var: Hayatınızın kontrolünü elinize alabilmemiz ve küçük gündelik eylemlerden başlayarak hayatımızda ‘sürekli’ olanı korumamız önemli.</p>
<p>Bir diğer düzey ise korkuyu ‘toplumsal düzeyde nasıl ele alacağımız’ konusu. Toplumsal olarak korkuyu işlemeye yönelik bir modelimiz maalesef yok. Bunu geçmişte, özellikle Marmara Depremi döneminde ele almaya gayret etmiştik, ancak sonuçta korku yine toplumsal bir deneyimden hızla klinik bir duruma evrildi. Bunun temel nedeni, bu ‘işleme’ biçiminin toplumsal bir uzlaşıya ihtiyaç göstermesiydi. Galiba esas olarak bunu ele almak bize zor geldi.</p>
<p>Neydi bu: Toplumsal olarak güven hissinin oluşturulması. Olaylara şeffaf yaklaşım, bilgi akışının sağlanması, bireylerin kendi yaşantılarını her hangi bir önyargı ile karşılaşmadan ifade edebilecekleri, farklılıkları barındıran çoğulcu bir işleyiş.</p>
<p>Bu temel prensipler seyreldikçe korku da dahil olmak üzere toplumu dara sokan bir çok konuyu ele alamaz ve işleyemez hale geliyoruz.</p>
<p>Bugünlerde yaşadığımız gerilimin kaynağını burada aramak gerekiyor.</p>
<p><strong>Korkunun manipüle edilip siyasi yarar için kullanılması ve istismar edilmesi nasıl engellenebilir?</strong></p>
<p>Toplumsal mekanizmaları işleterek. Toplumların, kendilerini zor zamanlarda nasıl koruyacakları konusunda çok geniş bellek dağarcıkları var. Korkuyu ehlileştiren en temel kayağımız, oluşturduğumuz birikimlerdir. Bu birikimler geçmişte yaşadığımız sorunlarla ilgili deneyimlerimizi ve oluşturduğumuz çözümleri barındırır. Temel nokta daha önce yaşadıklarımızdan ne öğrendiğimizi hatırlamak, öğrendiklerimiz üzerine yenilerini katmak.</p>
<p>Genel olarak insanlık, özelde de bizler korkularımız konusunda çok derin tecrübelere sahibiz. Çok uzun bir zamandır bu öğrendiklerimizden çıkarımlarımızı toplumsal politikalarımıza katmaya gayret ediyoruz. Bu birikime sahip çıkmamız gerekiyor.</p>
<p><strong><em>*Bu söyleşi Aralık 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/korku-esaretinde-birey-siyaset-ve-toplum">Korku esaretinde birey, siyaset ve toplum</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15062</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Nov 2017 08:37:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ajan]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa birliği]]></category>
		<category><![CDATA[brexit]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[ışid]]></category>
		<category><![CDATA[kampanya]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[mantık]]></category>
		<category><![CDATA[obama]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[politikacı]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8345</guid>

					<description><![CDATA[<p>Brexit referandumunun sonuçlarını değerlendiren sosyal psikologlar, insanların uzmanların ve aklın sesine niçin kulak vermediğini araştırdı. Psikologlara göre korku gibi duyguları harekete geçiren siyasi kampanyalar daha etkili. 2016 Haziran ayında İngiltere, çok sayıda uzmanın karşı çıkmasına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı. Sonuçlar açıklandığında görüldü ki, nüfusun sadece %48’i uzmanların uyarılarını dikkate almıştı. Hatta Brexit yanlısı politikacı Micheal Gove, “Bu ülkenin vatandaşları uzmanlardan bıktı usandı artık” demişti. Ne de olsa, uzmanlar ne bilebilir ki? Tarihe geçen bu referandumda nüfusun %52’si AB’den ayrılmaya onay verdi ve bunun sonuçları gelmekte gecikmedi. Uzmanların tahmin ettiği gibi, referandumun hemen ardından ülkede para birimi düştü, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma olasılığı arttı ve çoğu insan ülkeleri tarafından ihanete uğramış hissetti. Hatta AB’den ayrılmaya onay verenlerin bazılarının oylamadan hemen sonra pişmanlık duyduğu gözlendi. Brexit referandumu ne anlama geliyor?  Peki bu oylama niçin bu kadar önemli? Bir kere Brexit yanlısı politikacılar, Trump’ın seçim taktiklerini kullanarak başarılı oldular. Brexit kampanyası, siyaset şemsiyesi altında mantıklı bir tartışma yerine, göçmenler karşıtı diyalog, yalanlar ve hiç yaşanmamış bir geçmişi yeniden canlandırma gayreti ile kazanıldı. Basın ise “İngiltere’nin eski görkemine kavuşma” ihtiyacı duyduğunu iddia etti. Elbette “kalma” kampanyası da korkudan faydalandı. Bunlar da özellikle de çökmek üzere olan bir ekonomiye karşı duyulan korkuyu kullanarak İngiltere’yi AB’de kalmaya ikna etmeye uğraşmış olsalar da, bu taktik Brexit kampanyası kadar etkili bir kampanya asla değildi. Bu taktikler eğer İngiltere’de başarılı oluyorsa, ABD’de de olabilir, bu da Trump’ın kazanma olasılığının yüksekliğini gösterir. Obama’nınki gibi geleceğe pozitif bir bakış açısıyla yaklaşan ve mantığa dayalı bir kampanyanın tekrar başarılı olması artık olası değil. Korkunun cazibesi Brexit yanlıları ve Trump gibileri tarafından kullanılan propagandaya  argumentum and metum, ya da “korkunun çekiciliği” adı verilir. Bu, bilgilerin mantığa dayanmayan bir şekilde sunulmasıdır ve şu argümanı savunur: P ya da Q doğru Q korkutucu Bu nedenle de P doğru Bu argüman hatalı ve mantıksız olsa da, yüzeysel olarak çok etkili, çünkü korku karar mekanizması ve hafıza söz konusu olduğunda çok güçlü bir motivasyon kaynağı. Korku neden kazanıyor? Duygular ve hafıza arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, duygusal açıdan yoğun bir açıklamayı, duygu yükü hafif olan bir açıklamaya göre daha kolay hatırlarız. Bunun nedeni ise iddialara duyguları eklediğimiz zaman, beynimiz iki şeyi bünyesine alıyor: duygu ve iddia. Hafıza söz konusu olduğunda, bu bilgi deposu daha karmaşık bir hal alıyor; bellek ağı genişlediğinden daha sonra hatırlanma olasılığı artıyor. Duyguların, özellikle de korkunun karar alma yetisi üstünde büyük bir etkiye sahip olduğunu da biliyoruz. Korkuya dayalı bir sorunla karşılaştığımızda ya da korktuğumuzda, “çevresel işlem” denilen bir sürece giriyoruz. Çevresel işlem, bir sorunun çevresinde bulunan ipuçlarına dayalı bir fikir oluşturduğumuzda devreye giriyor. Yani, konuşan kişinin cazibesi veya duygusal yükü gibi, çevresel işlem mesajın kendisinden çok, nasıl aktarıldığına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bu nedenle de AB’nin İngiltere’ye zorbalık yaptığı, ABD’deki göçmenlerin gizli IŞİD ajanları olduğu gibi iddialar sağlam bir temele dayanmayan kararlara yol açar. Neden “sıradan insanlar” uzmanlara güvenmiyor Çevresel işlem,  aynı zamanda insanların neden uzmanların tavsiyelerine kulak asmadığını da açıklıyor. İnsanlar, duygularına ve argümanın mantığına katkısı olmayan başka şeylere odaklanmayı tercih ediyor. Çevresel işlem, merkezi işlemin tam tersini oluşturuyor. İnsanların bir argümanın kanıtlarını ve mantığını göz önüne alarak karar almalarına “merkezi işleme” denir. Uzmanların da genelde yaptıkları budur. Bu iki kavram da, “Detaylandırma Olasılık Modeli”nin parçalarıdır. Bu model,  karar alma yönteminin iki türünün de aynı anda kullanılmasının çok nadir olduğunu söyler.  Yani eğer önümüze sunulan bilgiyle yüzeysel bir bağ kurmamız sağlanırsa, bilgiyi derinlemesine işleme olasılığımız ortadan kalkar. Duygular ve mantık bir araya gelmiyor Yani birisi size insanların uzmanlara ihtiyaç duymadığını savunuyorsa, sizin merkezi işleme yöntemini kullanmanızı engellemeye çalışıyor demektir. Yani bir nevi sizden mantığınızı kapatmanızı ve duygularınızı açmanızı isterler,  çünkü bir kere duygularınız devreye girdi mi mantıklı kararlar olmanız zorlaşır. Trump ve Brexit yandaşlarının “sıradan insanları” temsil ettiklerini söylemeleri de bu yüzden. Sıradan insan diye bir şey kuşkusuz yok. Bu çeşit iddiaları ortaya atanlar, sizin hayali bir rakibe (aslında varolmayan “elitler” gibi) karşı negatif duygular besleyerek mantıklı  ve somut dayanakları  göz ardı etmenizi  sağlamaya çalışıyor olabilirler. Burda altı çizilmesi gereken nokta şu: Duygulara dayalı kampanyalar oldukça çekicidir, karar alma mekanizmalarınızı ve hafızanızı bulanıklaştırabilir. Brexit karşıtı kampanyanın yaptığı gibi, kanıtların ve uzmanların insanlar üzerindeki etkisini abartma hatasını yapmamak gferekir. Etkili bir kampanya için kanıt ve mantığın yanı sıra temel duygulara da hitap etmeniz  gerekir. Tabi Trump gibi bir başkan istemiyorsanız. Deniz Şahintürk Kaynak: http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor">Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Brexit referandumunun sonuçlarını değerlendiren sosyal psikologlar, insanların uzmanların ve aklın sesine niçin kulak vermediğini araştırdı. Psikologlara göre korku gibi duyguları harekete geçiren siyasi kampanyalar daha etkili.</strong></p>
<p>2016 Haziran ayında İngiltere, çok sayıda uzmanın karşı çıkmasına rağmen Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı. Sonuçlar açıklandığında görüldü ki, nüfusun sadece %48’i uzmanların uyarılarını dikkate almıştı.</p>
<p>Hatta Brexit yanlısı politikacı <strong>Micheal Gove</strong>, “Bu ülkenin vatandaşları uzmanlardan bıktı usandı artık” demişti. Ne de olsa, uzmanlar ne bilebilir ki?</p>
<p>Tarihe geçen bu referandumda nüfusun %52’si AB’den ayrılmaya onay verdi ve bunun sonuçları gelmekte gecikmedi. Uzmanların tahmin ettiği gibi, referandumun hemen ardından ülkede para birimi düştü, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma olasılığı arttı ve çoğu insan ülkeleri tarafından ihanete uğramış hissetti. Hatta AB’den ayrılmaya onay verenlerin bazılarının oylamadan hemen sonra pişmanlık duyduğu gözlendi.</p>
<p><strong>Brexit referandumu ne anlama geliyor?  </strong></p>
<p>Peki bu oylama niçin bu kadar önemli? Bir kere Brexit yanlısı politikacılar, Trump’ın seçim taktiklerini kullanarak başarılı oldular. Brexit kampanyası, siyaset şemsiyesi altında mantıklı bir tartışma yerine, göçmenler karşıtı diyalog, yalanlar ve hiç yaşanmamış bir geçmişi yeniden canlandırma gayreti ile kazanıldı. Basın ise “İngiltere’nin eski görkemine kavuşma” ihtiyacı duyduğunu iddia etti. Elbette “kalma” kampanyası da korkudan faydalandı. Bunlar da özellikle de çökmek üzere olan bir ekonomiye karşı duyulan korkuyu kullanarak İngiltere’yi AB’de kalmaya ikna etmeye uğraşmış olsalar da, bu taktik Brexit kampanyası kadar etkili bir kampanya asla değildi.</p>
<p>Bu taktikler eğer İngiltere’de başarılı oluyorsa, ABD’de de olabilir, bu da Trump’ın kazanma olasılığının yüksekliğini gösterir. Obama’nınki gibi geleceğe pozitif bir bakış açısıyla yaklaşan ve mantığa dayalı bir kampanyanın tekrar başarılı olması artık olası değil.</p>
<p><strong>Korkunun cazibesi</strong></p>
<p>Brexit yanlıları ve Trump gibileri tarafından kullanılan propagandaya  <em>argumentum and metum</em>, ya da “korkunun çekiciliği” adı verilir. Bu, bilgilerin mantığa dayanmayan bir şekilde sunulmasıdır ve şu argümanı savunur:</p>
<p>P ya da Q doğru</p>
<p>Q korkutucu</p>
<p>Bu nedenle de P doğru</p>
<p>Bu argüman hatalı ve mantıksız olsa da, yüzeysel olarak çok etkili, çünkü korku karar mekanizması ve hafıza söz konusu olduğunda çok güçlü bir motivasyon kaynağı.</p>
<p><strong>Korku neden kazanıyor?</strong></p>
<p>Duygular ve hafıza arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, duygusal açıdan yoğun bir açıklamayı, duygu yükü hafif olan bir açıklamaya göre daha kolay hatırlarız.</p>
<p>Bunun nedeni ise iddialara duyguları eklediğimiz zaman, beynimiz iki şeyi bünyesine alıyor: duygu ve iddia. Hafıza söz konusu olduğunda, bu bilgi deposu daha karmaşık bir hal alıyor; bellek ağı genişlediğinden daha sonra hatırlanma olasılığı artıyor.</p>
<p>Duyguların, özellikle de korkunun karar alma yetisi üstünde büyük bir etkiye sahip olduğunu da biliyoruz. Korkuya dayalı bir sorunla karşılaştığımızda ya da korktuğumuzda, “çevresel işlem” denilen bir sürece giriyoruz.</p>
<p>Çevresel işlem, bir sorunun çevresinde bulunan ipuçlarına dayalı bir fikir oluşturduğumuzda devreye giriyor. Yani, konuşan kişinin cazibesi veya duygusal yükü gibi, çevresel işlem mesajın kendisinden çok, nasıl aktarıldığına bağlı olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle de AB’nin İngiltere’ye zorbalık yaptığı, ABD’deki göçmenlerin gizli IŞİD ajanları olduğu gibi iddialar sağlam bir temele dayanmayan kararlara yol açar.</p>
<p><strong>Neden “sıradan insanlar” uzmanlara güvenmiyor</strong></p>
<p>Çevresel işlem,  aynı zamanda insanların neden uzmanların tavsiyelerine kulak asmadığını da açıklıyor. İnsanlar, duygularına ve argümanın mantığına katkısı olmayan başka şeylere odaklanmayı tercih ediyor.</p>
<p>Çevresel işlem, merkezi işlemin tam tersini oluşturuyor. İnsanların bir argümanın kanıtlarını ve mantığını göz önüne alarak karar almalarına “merkezi işleme” denir. Uzmanların da genelde yaptıkları budur.</p>
<p>Bu iki kavram da, “Detaylandırma Olasılık Modeli”nin parçalarıdır. Bu model,  karar alma yönteminin iki türünün de aynı anda kullanılmasının çok nadir olduğunu söyler.  Yani eğer önümüze sunulan bilgiyle yüzeysel bir bağ kurmamız sağlanırsa, bilgiyi derinlemesine işleme olasılığımız ortadan kalkar.</p>
<p><strong>Duygular ve mantık bir araya gelmiyor</strong></p>
<p>Yani birisi size insanların uzmanlara ihtiyaç duymadığını savunuyorsa, sizin merkezi işleme yöntemini kullanmanızı engellemeye çalışıyor demektir. Yani bir nevi sizden mantığınızı kapatmanızı ve duygularınızı açmanızı isterler,  çünkü bir kere duygularınız devreye girdi mi mantıklı kararlar olmanız zorlaşır.</p>
<p>Trump ve Brexit yandaşlarının “sıradan insanları” temsil ettiklerini söylemeleri de bu yüzden. Sıradan insan diye bir şey kuşkusuz yok. Bu çeşit iddiaları ortaya atanlar, sizin hayali bir rakibe (aslında varolmayan “elitler” gibi) karşı negatif duygular besleyerek mantıklı  ve somut dayanakları  göz ardı etmenizi  sağlamaya çalışıyor olabilirler.</p>
<p>Burda altı çizilmesi gereken nokta şu: Duygulara dayalı kampanyalar oldukça çekicidir, karar alma mekanizmalarınızı ve hafızanızı bulanıklaştırabilir. Brexit karşıtı kampanyanın yaptığı gibi, kanıtların ve uzmanların insanlar üzerindeki etkisini abartma hatasını yapmamak gferekir.</p>
<p>Etkili bir kampanya için kanıt ve mantığın yanı sıra temel duygulara da hitap etmeniz  gerekir. Tabi Trump gibi bir başkan istemiyorsanız.</p>
<p><strong>Deniz Şahintürk</strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629">http://blogs.scientificamerican.com/mind-guest-blog/brexit-and-trump-when-fear-triumphs-over-evidence/?WT.mc_id=SA_MB_20160629</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/brexit-ve-trump-mantik-ve-akil-yerini-korkunun-cekiciligine-birakiyor">Brexit ve Trump: Mantık ve akıl, yerini korkunun çekiciliğine bırakıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8345</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çivisi çıkınca dünyanın, korku mu egemen oluyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/civisi-cikinca-dunyanin-korku-mu-egemen-oluyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2016 10:22:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[21. yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[esir almak]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[IPNI]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[paris]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[zeliha kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Derin bir bunalım çağında yaşıyoruz. Hayır, sadece ülkemizdeki terörü ile yaşattığı dehşeti ve siyasetin çıkmazlarını kastederek söylemiyoruz bunu. Terörün adeta egemenliği tüm toplumları belirli derecelerde etkiliyor, esir alıyor. Bunun adına, korku da diyebilirsiniz. Bir bunalım çağı. 21. yüzyıl yeni doğumlara gebe mi? Evet, bu sarsıntıdan yeni ve daha insani şeylerin çıkması zorunlu, yoksa bugünkü koşullarla yaşamın evrensel boyutta sürdürülmesi mümkün değil. Artık her ülke, evrensellik içinde bir parça. Dolayısıyla dünya ve tüm ülkeler büyük bir etkileşimde. Terör ve korku. Paris’ten İstanbul’a, Kayseri’ye… Tabii esas dehşet savaş alanlarında sürüyor. Terör mü evrensel bunalımı doğuruyor, yoksa terör evrensel bunalımın bir ürünü, sonucu mu? Bu derinlemesine tartışılması gerekiyor, tartışılıyor da. Terörün bir de toplumsal maliyeti var, insana, topluma, geniş kitlelere, tabii ki siyasete de. Psikiyatri profesörü Kemal Kuşçu ile konuştuk. Nasıl bir toplum olduk, nereye sürükleniyoruz, terör ve yarattığı korku nasıl bir mekanizmayı çalıştırıyor? Davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Siyaset toplumsal korkuyu nasıl kullanıyor? Bunlara yanıt almaya çalıştık. Bu söyleşinin yanında dünya nelerden korkuyor başlığı altındaki büyük grafikte, korku ve duyguların izini sürüyoruz. Ülkelerin en çok duyarlı oldukları korku ne? Google Translate’te Türkçe çeviri Bir de baktık ki Google daha güzel Türkçe konuşmaya başladı. 10 yıldır kullandığı çeviri algoritmasını değiştirince, kullanıcılar büyük bir başarıyla karşılaştılar. Ama hala sorunları büyük. Cem Say bu olayı yazdı. Aziz Sancar, kendi üniversitesinde doktora yapan Zeliha Kılıç’ın iyi bir ödül aldığını duyurunca, biz de Zeliha’ya sayfalarımıza taşıdık. Önemli, çünkü iyi bir matematikçi sivriliyor. Dünyada gizli açlığa çare üretecek çalışmalarıyla uluslararası IPNI ödülü alan bir bilimcimizi tanıtıyoruz: İsmail Çakmak. Başka bir ödüllü bilim insanımız da Melih Acar. Kök hücreler üzerinde derinlemesine çalışmalarıyla kendisinden bahsettiren Acar, şimdi yeni projesine Avrupa’dan önemli bir destek aldı. Melih Acar, BAU sayfasında çalışmalarını anlatıyor. Müfit Akyos, değerli araştırmacılarımızın ülke dışına çıkışını konu ettiği makalesine “Kelebeklerin göçü devam ediyor” başlığını koydu. Doğan Kuban, yine uygarlık ve çağdaşlık konusuna bu kez başka bir açıdan derinlemesine dalarken, Bozkurt Güvenç terör ve demokrasiyi irdeledi. Tanol Türkoğlu’nun “Global dijital isyan”ını mutlaka okuyun. Mustafa Çetiner de bilim dünyamızda çok ilginç bir bilim hırsızlığını gündeme getirdi. HBT kök salıyor. Dursun Kökatmış, mesajında “Yakında HBT okurları bir sivil toplum dayanışmasına dönüşürse, şaşırmayın” diye moral verirken, Amerika’dan Serdar Kıykıoğlu şöyle diyor: &#8220;Her yazıyı zevkle okuyorum&#8221; &#8220;HBT’ye geçen hafta abone oldum. Emin olunuz her yazıyı büyük zevkle okuyorum. Cumhuriyet’te BT ekinin nezih yaklaşımını, ruhunu HBT’ye artırarak taşımışsınız; minnettarım. Söyleyecek, yazacak çok şey var. İzin verirseniz, ileride kafama takılı kalan fikirlerimi sizinle paylaşmak isterim. Arzu ederim ki sizler gibi aydınlarımız sayesinde, ülkemiz bir gün müspet bilimleri benimser; her yere sinmiş olan aymazlık yok olur. İnsanımızı düşünerek, kanıt göstererek konuşmayı, araştırmayı, birbirlerini dinlemeyi öğrenir; doğruyu, bilimi arar, yaratır, uygular hale gelir. İsterim ki her konuda en kısa yoldan, kişisel çıkar aramak yerine, uzun vadeli, birlikte kazanç düşüncesi hâkim olur ve bir gün 1 + 1 = 3 olduğunu herkes fark eder&#8230;” Geleceği kuruyoruz: HBT ile böyle bir iddiamız var ve her Cuma’yı beyin besleme günü ilan edeli çok oldu. Haberiniz var mı? Gelecek Cuma’ya kadar sevgi, dostluk ve barışla kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/civisi-cikinca-dunyanin-korku-mu-egemen-oluyor">Çivisi çıkınca dünyanın, korku mu egemen oluyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Derin bir bunalım çağında yaşıyoruz. Hayır, sadece ülkemizdeki terörü ile yaşattığı dehşeti ve siyasetin çıkmazlarını kastederek söylemiyoruz bunu. Terörün adeta egemenliği tüm toplumları belirli derecelerde etkiliyor, esir alıyor. Bunun adına, korku da diyebilirsiniz.</p>
<p>Bir bunalım çağı. 21. yüzyıl yeni doğumlara gebe mi? Evet, bu sarsıntıdan yeni ve daha insani şeylerin çıkması zorunlu, yoksa bugünkü koşullarla yaşamın evrensel boyutta sürdürülmesi mümkün değil. Artık her ülke, evrensellik içinde bir parça. Dolayısıyla dünya ve tüm ülkeler büyük bir etkileşimde.</p>
<p>Terör ve korku. Paris’ten İstanbul’a, Kayseri’ye… Tabii esas dehşet savaş alanlarında sürüyor.</p>
<p>Terör mü evrensel bunalımı doğuruyor, yoksa terör evrensel bunalımın bir ürünü, sonucu mu?</p>
<p>Bu derinlemesine tartışılması gerekiyor, tartışılıyor da.</p>
<p>Terörün bir de toplumsal maliyeti var, insana, topluma, geniş kitlelere, tabii ki siyasete de. Psikiyatri profesörü Kemal Kuşçu ile konuştuk. Nasıl bir toplum olduk, nereye sürükleniyoruz, terör ve yarattığı korku nasıl bir mekanizmayı çalıştırıyor? Davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Siyaset toplumsal korkuyu nasıl kullanıyor? Bunlara yanıt almaya çalıştık.</p>
<p>Bu söyleşinin yanında dünya nelerden korkuyor başlığı altındaki büyük grafikte, korku ve duyguların izini sürüyoruz. Ülkelerin en çok duyarlı oldukları korku ne?</p>
<p><strong>Google Translate’te Türkçe çeviri</strong></p>
<p>Bir de baktık ki Google daha güzel Türkçe konuşmaya başladı. 10 yıldır kullandığı çeviri algoritmasını değiştirince, kullanıcılar büyük bir başarıyla karşılaştılar. Ama hala sorunları büyük. <strong>Cem Say</strong> bu olayı yazdı.</p>
<p><strong>Aziz Sancar</strong>, kendi üniversitesinde doktora yapan <strong>Zeliha Kılıç</strong>’ın iyi bir ödül aldığını duyurunca, biz de Zeliha’ya sayfalarımıza taşıdık. Önemli, çünkü iyi bir matematikçi sivriliyor.</p>
<p>Dünyada gizli açlığa çare üretecek çalışmalarıyla uluslararası IPNI ödülü alan bir bilimcimizi tanıtıyoruz: <strong>İsmail Çakmak</strong>.</p>
<p>Başka bir ödüllü bilim insanımız da <strong>Melih Acar</strong>. Kök hücreler üzerinde derinlemesine çalışmalarıyla kendisinden bahsettiren Acar, şimdi yeni projesine Avrupa’dan önemli bir destek aldı. Melih Acar, BAU sayfasında çalışmalarını anlatıyor.</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong>, değerli araştırmacılarımızın ülke dışına çıkışını konu ettiği makalesine “Kelebeklerin göçü devam ediyor” başlığını koydu. <strong>Doğan Kuban,</strong> yine uygarlık ve çağdaşlık konusuna bu kez başka bir açıdan derinlemesine dalarken, <strong>Bozkurt Güvenç</strong> terör ve demokrasiyi irdeledi. <strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nun “Global dijital isyan”ını mutlaka okuyun. <strong>Mustafa Çetiner</strong> de bilim dünyamızda çok ilginç bir bilim hırsızlığını gündeme getirdi.</p>
<p>HBT kök salıyor. <strong>Dursun Kökatmış</strong>, mesajında “Yakında HBT okurları bir sivil toplum dayanışmasına dönüşürse, şaşırmayın” diye moral verirken, Amerika’dan <strong>Serdar Kıykıoğlu</strong> şöyle diyor:</p>
<p><strong>&#8220;Her yazıyı zevkle okuyorum&#8221;</strong></p>
<p><em>&#8220;HBT’ye geçen hafta abone oldum. Emin olunuz her yazıyı büyük zevkle okuyorum. Cumhuriyet’te BT ekinin nezih yaklaşımını, ruhunu HBT’ye artırarak taşımışsınız; minnettarım. Söyleyecek, yazacak çok şey var. İzin verirseniz, ileride kafama takılı kalan fikirlerimi sizinle paylaşmak isterim. </em></p>
<p><em>Arzu ederim ki sizler gibi aydınlarımız sayesinde, ülkemiz bir gün müspet bilimleri benimser; her yere sinmiş olan aymazlık yok olur. İnsanımızı düşünerek, kanıt göstererek konuşmayı, araştırmayı, birbirlerini dinlemeyi öğrenir; doğruyu, bilimi arar, yaratır, uygular hale gelir. İsterim ki her konuda en kısa yoldan, kişisel çıkar aramak yerine, uzun vadeli, birlikte kazanç düşüncesi hâkim olur ve bir gün 1 + 1 = 3 olduğunu herkes fark eder&#8230;”</em></p>
<p>Geleceği kuruyoruz: HBT ile böyle bir iddiamız var ve her Cuma’yı beyin besleme günü ilan edeli çok oldu. Haberiniz var mı?</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgi, dostluk ve barışla kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/civisi-cikinca-dunyanin-korku-mu-egemen-oluyor">Çivisi çıkınca dünyanın, korku mu egemen oluyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4798</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
