<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mısır arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/misir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/misir</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 May 2025 08:06:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Yediklerimiz bağırsaklarımızda ne hızla yol alıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yediklerimiz-bagirsaklarimizda-ne-hizla-yol-aliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 May 2025 08:06:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bağırsak]]></category>
		<category><![CDATA[besin]]></category>
		<category><![CDATA[dışkı]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[protein]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<category><![CDATA[tatlı mısır]]></category>
		<category><![CDATA[tuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32386</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sorunun yanıtı gerçekte çok önemli, çünkü yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş hızı kişinin sağlığını çok farklı biçimlerde etkileyen bir unsur. Birçoğumuz bedenimizi ne tür yiyeceklerle beslediğimize özen gösterip-bunların ne denli sağlıklı olduklarını, ne gibi besin maddelerini içerdiklerini sorgularız. Ancak bu süreçte yediklerinizin bağırsaklarda ne hızla yol aldığını sorguladığınız oldu mu hiç? Bu sorunun yanıtı gerçekte çok önemli, çünkü yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş hızı kişinin sağlığını çok farklı biçimlerde etkileyen bir unsur. Yemeğinizi çiğneyip yuttuğunuzda yiyecekler ağızdan başlayıp makatta son bulan dolambaçlı ve uzun bir yol olan mide-bağırsak kanalındaki yolculuğuna başlar. Bu süreçte yiyecekleri karıştırıp sindirimden sorumlu mide, besinleri soğuran ince bağırsak, su ve tuzları emen kalın bağırsak gibi uzman organlara ulaşır. Yiyeceğin sindirim sistemindeki bu yolculuğuna bağırsak devingenliği adı verilir. Bu sürecin belli bir bölümü bağırsaklardaki trilyonlarca bakteri tarafından denetlenir. Bu bakteriler bağışıklık sistemini geliştirip besinleri ayrıştırdıklarından, bağırsak mikrobiyomu son derece önemli. Öyle ki, yemek yediğimizde yalnızca kendimizi değil, aynı zamanda bağırsaklardaki mikro-yardımcıları da beslemiş oluruz. Karşılığında da bakteriler bağışıklık sistemini destekleyen ve yiyeceğin sindirim yolunda ilerlemesini sağlayan metabolit adlı küçük molekülleri üretirler. Bu bakterilerle metabolitler olmasa bağırsaklar devinime geçemez ve yiyecek mide-bağırsak kanalında ilerleyemez, yutulan yiyecekler birikerek kabızlığa ve rahatsızlığa neden olabilirdi. Bağırsak geçiş süresi Besinlerin yutulma sonrasındaki sindirim süreçleri genelde uzun bir süreyi gerektirir ve bu süre “bağırsak geçiş süresi” adıyla bilinir. Bu süre kişiden kişiye değişebilir. Son hesaplamalar yiyeceğin bedendeki yolculuk süresinin 12 ile 73 saat arasında değiştiğine-ortalama sürenin 23-24 saat olduğuna- işaret ediyor. Bağırsak geçiş süresindeki bu farklılık insanlarda bağırsak mikrobiyomuyla ilgili farklılıkları da açıklıyor. Kişinin doğal bağırsak geçiş süresini genetik yapı, beslenme düzeni ve bağırsak mikrobiyomu gibi çeşitli unsurlar da etkiliyor. Bağırsak geçiş süresinin uzun olması (yani, bağırsak devingenliğinin yavaş olması) durumunda kalın bağırsaktaki bakteriler farklı metabolitler üretirler. Çünkü bizler gibi, bağırsaklardaki bakteriler de beslenmeye gerek duyar. Bu bakteriler liften hoşlanırlar. Ancak bağırsak geçiş süresi uzunsa ve lifin kalın bağırsağa ulaşması uzun zaman alıyorsa, bakterilerin başka bir besin kaynağına geçmeleri gerekir ve bu genellikle protein olur. Proteine geçiş de, şişkinlik ve yangı gibi sorunlara yol açan zehirli gazların üretilmesine neden olabilir. Bağırsak geçişinin yavaş olması kısmen sindirilmiş yiyeceğin ince bağırsakta sıkışıp kalmasına da neden olabilir. Bu da ince bağırsakta karın ağrısı, bulantı ve şişkinlik gibi belirtilere yol açabilen bakterilerin aşırı düzeyde üretilmesine neden olur. Gelgelelim, bağırsak geçişinin hızlı olması da sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir. Bağırsak geçiş süresinin hızlı olmasına yol açan çeşitli nedenler vardır. Örneğin, kaygı, inflamatuvar bağırsak hastalığı ve huzursuz bağırsak sendromu gibi durumlar bağırsak geçiş süresini azaltabilir, ishale bile neden olabilir. Hızlı geçiş durumunda dışkının su içeriği yüksek, dokusu gevşek olur. Bu da dışkı maddesinin bağırsakta yeterince uzun bir süre kalmayıp su ve besin maddelerini yeterince soğuramadığı anlamına gelir. Söz gelimi, inflamatuvar bağırsak hastalığında bu durum bedende sıvı yitimine yol açabilir. Bağırsak geçiş sürenizi sınayın Ne mutlu bizlere ki, evimizde uygulayabileceğimiz “tatlı mısır deneyi” adlı basit bir deneyle bağırsak devingenliğimiz konusunda bilgi sahibi olabiliriz. Bunun için 7-10 gün boyunca hiç mısır yemeyin (arınma aşaması). Bu sürenin sonunda deneye başlayabilirsiniz. Öncelikle tarih ve saatini bir yere not edin ve biraz tatlı mısır yiyin-bir avuç mısır yeterli olacaktır. Mısır tanesinin dış kabuğu sindirilemediğinden mide-bağırsak kanalından yediğiniz başka yiyeceklerle birlikte geçecek ve sonunda dışkıda gözle görülür varlığını gösterecektir. Yapmanız gereken mısırı yediğiniz tarihten sonraki birkaç dışkıya dikkatle bakıp bu altın hazineyi bulmak olacaktır. Ancak evde uygulanan bu deneyin kesin bir sonuç olmadığının, yalnızca ortalama geçiş sürelerini ölçen daha incelikli ölçümlere yakın sonuçlar veren bir yöntem olduğunun da altını çizmek gerekir. Mısır dışkıya 12 saat ya da daha kısa bir sürede geçiyorsa bağırsaklarınız hızlı, yaklaşık 48 saat boyunca geçmiyorsa da yavaş çalışıyor demektir. Deney sonucunda bağırsak geçiş hızınızın bu yörüngenin herhangi bir ucunda olduğunu görürseniz, bu durumu iyileştirmenin yolları var. Bağırsaklarınız sürekli hızlı çalışıyorsa bir hekime başvurup ardında yatan nedenin ne olduğunu anlamakta yarar var. Bağırsaklarınız biraz yavaş çalışıyorsa, ancak şişkinlik, karın ağrısı, iştahsızlık ya da mide bulantısı gibi başka belirtiler yoksa bunu biraz daha bol miktarda sebze ve meyve yiyip bağırsaklarınızdaki dost bakterileri beslediğiniz lif miktarını arttırarak, daha çok su içip, daha çok beden alıştırmaları yaparak düzeltebilirsiniz. Rita Urgan Kaynak: https://theconversation.com/how-fast-is-your-gut-the-answer-to-this-question-is-important-to-your-health-248701</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yediklerimiz-bagirsaklarimizda-ne-hizla-yol-aliyor">Yediklerimiz bağırsaklarımızda ne hızla yol alıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p3"><b>Bu sorunun yanıtı gerçekte çok önemli, çünkü yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş hızı kişinin sağlığını çok farklı biçimlerde etkileyen bir unsur.</b></p>
<p class="p3">Birçoğumuz bedenimizi ne tür yiyeceklerle beslediğimize özen gösterip-bunların ne denli sağlıklı olduklarını, ne gibi besin maddelerini içerdiklerini sorgularız. Ancak bu süreçte yediklerinizin bağırsaklarda ne hızla yol aldığını sorguladığınız oldu mu hiç? Bu sorunun yanıtı gerçekte çok önemli, çünkü yiyeceklerin sindirim sisteminden geçiş hızı kişinin sağlığını çok farklı biçimlerde etkileyen bir unsur.</p>
<p class="p3">Yemeğinizi çiğneyip yuttuğunuzda yiyecekler ağızdan başlayıp makatta son bulan dolambaçlı ve uzun bir yol olan mide-bağırsak kanalındaki yolculuğuna başlar. Bu süreçte yiyecekleri karıştırıp sindirimden sorumlu mide, besinleri soğuran ince bağırsak, su ve tuzları emen kalın bağırsak gibi uzman organlara ulaşır.</p>
<p class="p3">Yiyeceğin sindirim sistemindeki bu yolculuğuna bağırsak devingenliği adı verilir. Bu sürecin belli bir bölümü bağırsaklardaki trilyonlarca bakteri tarafından denetlenir. Bu bakteriler bağışıklık sistemini geliştirip besinleri ayrıştırdıklarından, bağırsak mikrobiyomu son derece önemli.</p>
<p class="p2">Öyle ki, yemek yediğimizde yalnızca kendimizi değil, aynı zamanda bağırsaklardaki mikro-yardımcıları da beslemiş oluruz. Karşılığında da bakteriler bağışıklık sistemini destekleyen ve yiyeceğin sindirim yolunda ilerlemesini sağlayan metabolit adlı küçük molekülleri üretirler.</p>
<p class="p4">Bu bakterilerle metabolitler olmasa bağırsaklar devinime geçemez ve yiyecek mide-bağırsak kanalında ilerleyemez, yutulan yiyecekler birikerek kabızlığa ve rahatsızlığa neden olabilirdi.</p>
<p class="p2"><b>Bağırsak geçiş süresi</b></p>
<p class="p4">Besinlerin yutulma sonrasındaki sindirim süreçleri genelde uzun bir süreyi gerektirir ve bu süre “bağırsak geçiş süresi” adıyla bilinir. Bu süre kişiden kişiye değişebilir. Son hesaplamalar yiyeceğin bedendeki yolculuk süresinin 12 ile 73 saat arasında değiştiğine-ortalama sürenin 23-24 saat olduğuna- işaret ediyor. Bağırsak geçiş süresindeki bu farklılık insanlarda bağırsak mikrobiyomuyla ilgili farklılıkları da açıklıyor. Kişinin doğal bağırsak geçiş süresini genetik yapı, beslenme düzeni ve bağırsak mikrobiyomu gibi çeşitli unsurlar da etkiliyor.</p>
<p class="p3">Bağırsak geçiş süresinin uzun olması (yani, bağırsak devingenliğinin yavaş olması) durumunda kalın bağırsaktaki bakteriler farklı metabolitler üretirler. Çünkü bizler gibi, bağırsaklardaki bakteriler de beslenmeye gerek duyar. Bu bakteriler liften hoşlanırlar. Ancak bağırsak geçiş süresi uzunsa ve lifin kalın bağırsağa ulaşması uzun zaman alıyorsa, bakterilerin başka bir besin kaynağına geçmeleri gerekir ve bu genellikle protein olur. Proteine geçiş de, şişkinlik ve yangı gibi sorunlara yol açan zehirli gazların üretilmesine neden olabilir.</p>
<p class="p4">Bağırsak geçişinin yavaş olması kısmen sindirilmiş yiyeceğin ince bağırsakta sıkışıp kalmasına da neden olabilir. Bu da ince bağırsakta karın ağrısı, bulantı ve şişkinlik gibi belirtilere yol açabilen bakterilerin aşırı düzeyde üretilmesine neden olur.</p>
<p class="p4">Gelgelelim, bağırsak geçişinin hızlı olması da sağlığı olumsuz yönde etkileyebilir. Bağırsak geçiş süresinin hızlı olmasına yol açan çeşitli nedenler vardır. Örneğin, kaygı, inflamatuvar bağırsak hastalığı ve huzursuz bağırsak sendromu gibi durumlar bağırsak geçiş süresini azaltabilir, ishale bile neden olabilir. Hızlı geçiş durumunda dışkının su içeriği yüksek, dokusu gevşek olur. Bu da dışkı maddesinin bağırsakta yeterince uzun bir süre kalmayıp su ve besin maddelerini yeterince soğuramadığı anlamına gelir. Söz gelimi, inflamatuvar bağırsak hastalığında bu durum bedende sıvı yitimine yol açabilir.</p>
<p class="p2"><b>Bağırsak geçiş sürenizi sınayın</b></p>
<p class="p5">Ne mutlu bizlere ki, evimizde uygulayabileceğimiz “tatlı mısır deneyi” adlı basit bir deneyle bağırsak devingenliğimiz konusunda bilgi sahibi olabiliriz.</p>
<p class="p2">Bunun için 7-10 gün boyunca hiç mısır yemeyin (arınma aşaması). Bu sürenin sonunda deneye başlayabilirsiniz. Öncelikle tarih ve saatini bir yere not edin ve biraz tatlı mısır yiyin-bir avuç mısır yeterli olacaktır. Mısır tanesinin dış kabuğu sindirilemediğinden mide-bağırsak kanalından yediğiniz başka yiyeceklerle birlikte geçecek ve sonunda dışkıda gözle görülür varlığını gösterecektir.</p>
<p class="p2">Yapmanız gereken mısırı yediğiniz tarihten sonraki birkaç dışkıya dikkatle bakıp bu altın hazineyi bulmak olacaktır. Ancak evde uygulanan bu deneyin kesin bir sonuç olmadığının, yalnızca ortalama geçiş sürelerini ölçen daha incelikli ölçümlere yakın sonuçlar veren bir yöntem olduğunun da altını çizmek gerekir.</p>
<p class="p2">Mısır dışkıya 12 saat ya da daha kısa bir sürede geçiyorsa bağırsaklarınız hızlı, yaklaşık 48 saat boyunca geçmiyorsa da yavaş çalışıyor demektir. Deney sonucunda bağırsak geçiş hızınızın bu yörüngenin herhangi bir ucunda olduğunu görürseniz, bu durumu iyileştirmenin yolları var.</p>
<p class="p2">Bağırsaklarınız sürekli hızlı çalışıyorsa bir hekime başvurup ardında yatan nedenin ne olduğunu anlamakta yarar var. Bağırsaklarınız biraz yavaş çalışıyorsa, ancak şişkinlik, karın ağrısı, iştahsızlık ya da mide bulantısı gibi başka belirtiler yoksa bunu biraz daha bol miktarda sebze ve meyve yiyip bağırsaklarınızdaki dost bakterileri beslediğiniz lif miktarını arttırarak, daha çok su içip, daha çok beden alıştırmaları yaparak düzeltebilirsiniz.</p>
<p class="p2"><b>Rita Urgan</b></p>
<p class="p2"><b>Kaynak: <a href="https://theconversation.com/how-fast-is-your-gut-the-answer-to-this-question-is-important-to-your-health-248701">https://theconversation.com/how-fast-is-your-gut-the-answer-to-this-question-is-important-to-your-health-248701</a></b></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/yediklerimiz-bagirsaklarimizda-ne-hizla-yol-aliyor">Yediklerimiz bağırsaklarımızda ne hızla yol alıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32386</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ayasofya&#8217;nın eşsiz mozaikleri gizemini koruyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ayasofyanin-essiz-mozaikleri-gizemini-koruyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 May 2023 09:51:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[ayasofya müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[gizem]]></category>
		<category><![CDATA[mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[mozaik]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayasofya insanlığın ortak mirası. Bir başyapıt. Ancak mozaikleri hala tartışılıyor. Yapımı asırlara dayanan Ayasofya cam mozaikleri farklı dönemlerde üretildiğinden, mozaikler üzerine yapılacak analizler, mozaiklerin tarihlendirilmesinin yanı sıra, Bizans- İslam cam teknolojisini ve ticaretini ortaya çıkaracaktır. Son günlerde, insanlık tarihinin görkemli yapıtı, dünya kültür mirası tescilli Ayasofya, “ibadete açılması” konusu vesilesiyle çeşitli açıdan tartışıldı. Ayasofya, görkemli mimarisinin yanı sıra farklı dönemlerde yapılan muhteşem Bizans cam mozaiklerine sahip bir başyapıttır. Ayasofya’nın ilk mozaikleri, 565-578 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Ayasofya’nın mozaikleri, “figürlü” ve “süsleme” mozaikler olarak iki grupta toplanır. Süsleme mozaiklerinde geometrik desenler, madalyonlar, çiçek ve bitkiler kullanılmıştır. Bazı mozaiklerde halı desenine benzer kompozisyonlar görülür. Figürlü mozaiklerde İsa, Meryem, melek gibi dini ve imparator tasvirleri yer alır. Jüstinyen döneminde ana kubbede bir haç daha sonra da İsa mozaiği yapılmıştır. Bu mozaik, Osmanlı döneminde 17. yüzyıl ortalarına kadar korunmuştur. Hristiyanlıkta, İsa ve azizleri temsil eden resim ve heykellerin yasaklandığı İkonaklazma dönemi (726-842) kapandıktan sonra Ayasofya dekorunu değiştirecek uygulamalar, 9. yüzyılın ikinci yarısından sonra başladı. Figürlü tasvirlerin yer aldığı mozaiklerin tümü, 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmektedir. 867 yılına tarihlenen ilk mozaik, “Meryem ve çocuk İsa” mozaiğidir. Bu mozaiğin bir kısmının 6. diğer kısmının 9. yüzyıla ait olduğu düşünülmektedir. Sultan Abdülmecid döneminde, Mimar Fossati kardeşler tarafından, 1847-1849 yılları arasında Ayasofya’da çeşitli onarımlar yapılmış ve onarımlar sırasında, bulunan mozaiklerin resmi çizildikten sonra üstleri harçla kapatılmıştır.1847 yılında tespit edilen mozaiklerin çoğu 1894 depreminde yok olmuştur. Fossati tarafından bulunan, “Deisis mozaiği”, 1934-1935 yıllarında yeniden açıldığında yarıya kadar bozulduğu görülmüştür. 11.yüzyıla tarihlenen “Zoe” ve “Komnenos” mozaikleri, Prof. Thomas Whittemore tarafından, 1934-1938 tarihleri arasında ve 10. yüzyıla tarihlenen “İmparator Aleksandross mozaiği”, ise 1958 yılında temizlenerek ortaya çıkarılmıştır. Yapımı asırlara yayılan Ayasofya mozaikleri, sanat tarihçileri ve tarihçiler tarafından çeşitli yönden tartışılmıştır. Bu tartışmalarda ortaya çıkan başlıca sorular; Mozaiklerde yer alan bazı figürlerin kimler olduğu Mozaiklere yapılan restorasyon, tasvirlerin değiştirilip değiştirilmediği Mozaiklerin nereden temin edildiği, İstanbul’da üretilip üretilmediği, ve Mozaiklerin tarihlendirilmesidir. Antik camların özellikleri Camın ilk defa ne zaman üretildiği konusu tartışmalıdır. Bilinen en eski cam obje, Mısır cam boncuklarıdır. Arkeolojik veriler, camın İ.Ö. 3600’lerde Mısır, Mezopotamya, Suriye ve Doğu Akdeniz’de üretildiğini göstermektedir. Camın ana bileşeni, başlıca silis2 (SiO2), soda ve kireçtir. Antik çağlarda cam üretimi iki aşamada gerçekleşmiştir. İlk aşama; yarı-mamul olarak “ham cam” üretimidir. İkinci aşama ise; ham camdan “cam eşya” üretimidir. Mısır ve Doğu Akdeniz’de üretilen ham cam, İmparatorluğun diğer bölgelerine ve Avrupa’ya ihraç edilmiştir. Antik camlar bileşimleri itibariyle başlıca “natron3” ve “kül” içeren olmak üzere iki ana grupta toplanır. Natronlu camların üretiminde kullanılan natron ve trona4, Kahire ile İskenderiye arasında yer alan Wadi El Natrun’dan temin edilmiştir. Natronlu camlarda sodyum miktarı yüksek, magnezyum ve potasyum miktarı düşüktür (%1,5). Natronlu camlar, Helenistik dönemden itibaren sekizinci yüzyılın başına kadar üretilmiştir. 9. yüzyıldan sonra, Abbasiler döneminde cam üretiminde natron yerine bitki külleri kullanıldı. Bu değişim, cam teknoloji tarihinde Müslümanlar tarafından yapılan önemli bir keşif olarak kabul edilir ve “İslam camı” olarak tanımlanır. Kül kullanılan camda, başlıca magnezyum, potasyum, miktarı yüksektir. Hammaddelerin farklı yerlerden temin edilmesi nedeniyle, her iki cam grubu da bir çok alt-gruplara ayrılır. Alt-grup camlar, belli dönemlerde üretildiğinden, antik camların tarihlendirilmesinde önem taşır. Camı renklendirmek için başlıca; demir, bakır, manganez, kobalt bileşikleri ve metal işleme atölye atıkları kullanılmıştır. Renklendirme işlemi kolay olmasına karşılık, opak camların üretimi oldukça karmaşıktır. Opaklaştırıcı olarak ilk dönemde antimuan bileşikleri, 5-7. yüzyıldan itibaren de genellikle kalay oksit kullanılmıştır. Tarihte opaklaştırıcı olarak kemik külü de kullanılmıştır. Antik camların analizi ile camın grubu, katkı maddesinin cinsi ve menşei hakkında bilgi sağlanır. Dolayısıyla yapılan analizler, ham camın kaynağını, ticaretini ve tarihlendirilmesini saptamada önem taşır. Bizans ve Osmanlılar döneminde, İstanbul’da cam üretimi yapıldığı bilinmektedir. Bizans işlenmiş cam üretiminde, Doğu Akdeniz’de üretilen ham cam kullanılmıştır. İstanbul’da tonlarca cam mozaik bulunmasına rağmen İstanbul’daki kazılarda cam fırınına rastlanılmamıştır. Mozaiklerin malzemesi Mozaik, küçük mozaik tanelerinden (tesseralar) oluşan bir kompozisyondur. Doğal renkli taş parçalarından üretilen mozaikler genelde döşemede kullanılmıştır. Bizans cam mozaikleri, camın en gösterişli şekli olup ihtişam ve prestij göstergesidir. Bizans mozaikleri, Kiev ve Venedik’de 11.-13. yüzyıl San Marco kilisesi gibi büyük yapılarda bulunduğu gibi, küçük kiliselerde de kullanılmıştır. Diğer taraftan, İstanbul’daki Bizans mozaik ustalarının, Şam’daki 8. yüzyıl Emeviyye Camii ile Medine’deki camileri süslediği bilindiği ve Kiev’deki 11.yüzyıl St Sophia Katedrali mozaiklerinin de İstanbul’dan getirildiği ileri sürülmüştür. Kabaca yapılan hesaplamalara göre, Ayasofya’da 400 tonun üzerinde cam mozaik kullanıldığı tahmin edilmektedir. Ayasofya mozaiklerinde, ortalama 6,5x7x7 mm boyutlarında renkli ve renksiz cam, ayrıca beyaz ve renkli mermer parçaları kullanılmıştır. Göz ve mücevher tasvirlerinde kullanılan mozaikler dairesel şekilde ve iridir. Altın ve gümüş mozaik parçaları, Bizans döneminde görülen “sandviç tekniği” ile yapılmıştır. Bu teknikte saydam cam panelin üzeri saf altın veya gümüş varakla kaplanır. Varağın üzerine ince bir katman olarak cam tozu serilir ve cam panel fırınlanır. Fırınlama esnasında ergiyen cam tozları, varak üzerinde ince bir cam katmanı oluşturur. Varaklı cam panel, daha sonra küçük mozaik parçalarına kesilir. Venedik’teki San Marco kilisesinin altın görünümlü mozaik tanelerinin bir kısmı İslam camı bileşiminde iki cam arasında altın varaklı olup diğer bir kısmı, sarı pigment kullanılarak renklendirilmiş ve opaklaştırılmış camdır. Altın varaklı mozaiklerin İstanbul’dan temin edildiği tahmin edilmektedir. Ayasofya’da kullanılan gümüş mozaik parçalarının miktarı, altın olanlarının tahminen %10 kadardır. Ayasofya mozaiklerinin restorasyonunda yer yer mermer, terracotta ve boyanmış taşlar kullanılmıştır. Ayasofya cam mozaiklerinin analizi Ayasofya mozaiklerinin analizi üzerine yegane çalışma, yurt dışında yapılmış ve 2016’da yayınlanmıştır. Bu çalışmada, yerinden düşmüş dokuz cam mozaik tanesi incelenmiştir. Analiz sonuçları; mavi ve iki siyah mozaik parçasının “küllü” , diğerlerinin ise “natron” cam grubunda olduğunu, natron cam mozaik tanelerinin bileşimlerinin, Doğu Akdeniz’de üretilen Geç Roma camlara benzediği ancak, onlardan farklı olduğunu ortaya koymuştur. Diğer bir fark da; incelenen cam tanelerinde opaklaştırıcı olarak fosfor bileşiği saptanmıştır. Araştırıcılar, analiz sonuçlarını, Yunanistan ve İtalya’daki bazı kiliselerdeki mozaiklerin analiz sonuçları ile kıyaslayarak bir kısmını, Padova’daki St Prosdocimus kilisesindeki mozaiklere, kırmızı mozaik tanesini ise, Ravenna’daki San Severo mozaik tanesinin bileşimine benzediğini belirtmişlerdir. Bu benzerlik, mozaiklerin İstanbul’da üretilip İtalya’ya gönderildiği ve Bizanslı ustalar tarafından dekore edildiği hipotezini güçlendirmektedir. Benzer şekilde, Selanik’teki 5. yüzyıl Acheiropoitos kilisesi ile Ayasofya mozaiklerinin Erken İslam camı olduğunu belirtmişlerdir. Bu ön çalışma, cam mozaiklerinin nerede üretildiği veya nereden temin edildiği sorusunu ortaya koymuştur. Sonuç Ayasofya cam mozaikleri farklı dönemlerde yapıldığından, mozaikler üzerine yapılacak analizler “cam teknoloji tarihi” açısından fevkalade önemlidir. Ayasofya cam mozaikler üzerine yapılacak analizler, mozaiklerin tarihlendirilmesinin yanı sıra, Bizans- İslam cam teknolojisini ve ticaretini ortaya çıkaracaktır. Her şeyden önce, sahip olduğumuz bu zengin ve kıymetli malzeme üzerinde, disiplinler arası bilimsel çalışmalara başlamamız gerekir. Ayasofya sadece bir vakıfın malı değil, insanlığın ortak mirasıdır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın bile üstlerini kapatmadan ibadet ettiği figürlü mozaiklerin üzeri asla hiç bir şekilde kapatılmamalı ve muhteşem tüm mozaikler bilakis kontrollü aydınlatılarak, ziyaretçilerin görmesi sağlanmalıdır. A. Emel Geçkinli 1  / emelgeckinli@gmail.com Kaynaklar: Freestone,I.C., Bimson,M., Buckton,D., Compositional categories of Byzantine glass tesserae, ANNALES du 11.Congres, International Assoc. For the History of Glass Bildiriler kitabı (1990)271-279 Henderson,J., Ancient Glass: An interdisciplinary exploration, Cambridge Univ. Press (2013) James, L., Byzatine glass mosaic tesserae:some material consideration, Byzantine and Modern Greek Studies, 30,1(2006)29-47 Janssens, K. H.A. Modern Methods for Analysing Archaeological and Historical Glass Vol.1-II, J.Wiley &#38; Sons (2013) Moropoulou,A., Zacharias,N.,Delegou,E.T., Maroti,B., Kasztovszky,Z, Analytical and technological examination of glass tesserae from Hagia Sophia, Microchemical Journal 125(2016)170-184 Niewöhner, P., Teteriatnikov,N., The South vestibule of Hagia Sophia at Istanbul: the ornamental mosaics and the private door of the patriarchate, Dumbarton Oaks Papers 68 (2015) 117-156 Neri, E., Gratuze, B.,Schibille, N., Dating the mosaics of the Durres amphitheatre through interdisciplinary analysis. J. of Cultural Heritage 28(2017)27-36 Neri,E., Jackson, M , O’Hea,M., Gregory,T., Blet-Lemarquand, M, Schibille,N., Analyses of glass tesserae from Kilise Tepe: New insights into an early Byzantine production technology, J. of Archaeological Science: Reports 11(2017)600-612 Phelps,M., Freestone,I.C., Corin-Rosen,Y., Gratuze, B., Natron glass production and supply in the late antique and early medieval Near East: The effect of the Byzantine-Islamic transition, J. of Archaeological Science 75(2016)57-71 Schibille, N, Gratuze, B., Ollivier,E., Blondeau,E., Chronology of Early Islamic glass compositions from Egypt, J. of Archaeological Science, 104(2019)10-18 *** 1 Emekli Prof. Dr., İ.T.Ü. Kimya-Metalurji Fakültesi, Metalurji ve Malzeme Müh. Bölümü 2 Kum ve kuvars aynı kimyasal formüle sahiptir. 3 Doğal sodyum bikarbonat (Na2CO3.10H2O) 4 Doğal soda (Na2CO3. NaHCO3.2H2O)</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ayasofyanin-essiz-mozaikleri-gizemini-koruyor">Ayasofya&#8217;nın eşsiz mozaikleri gizemini koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ayasofya insanlığın ortak mirası. Bir başyapıt. Ancak mozaikleri hala tartışılıyor. Yapımı asırlara dayanan Ayasofya cam mozaikleri farklı dönemlerde üretildiğinden, mozaikler üzerine yapılacak analizler, mozaiklerin tarihlendirilmesinin yanı sıra, Bizans- İslam cam teknolojisini ve ticaretini ortaya çıkaracaktır.</p>
<p>Son günlerde, insanlık tarihinin görkemli yapıtı, dünya kültür mirası tescilli Ayasofya, “ibadete açılması” konusu vesilesiyle çeşitli açıdan tartışıldı. Ayasofya, görkemli mimarisinin yanı sıra farklı dönemlerde yapılan muhteşem Bizans cam mozaiklerine sahip bir başyapıttır. Ayasofya’nın ilk mozaikleri, 565-578 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Ayasofya’nın mozaikleri, “figürlü” ve “süsleme” mozaikler olarak iki grupta toplanır. Süsleme mozaiklerinde geometrik desenler, madalyonlar, çiçek ve bitkiler kullanılmıştır. Bazı mozaiklerde halı desenine benzer kompozisyonlar görülür. Figürlü mozaiklerde İsa, Meryem, melek gibi dini ve imparator tasvirleri yer alır. Jüstinyen döneminde ana kubbede bir haç daha sonra da İsa mozaiği yapılmıştır. Bu mozaik, Osmanlı döneminde 17. yüzyıl ortalarına kadar korunmuştur.</p>
<p>Hristiyanlıkta, İsa ve azizleri temsil eden resim ve heykellerin yasaklandığı İkonaklazma dönemi (726-842) kapandıktan sonra Ayasofya dekorunu değiştirecek uygulamalar, 9. yüzyılın ikinci yarısından sonra başladı. Figürlü tasvirlerin yer aldığı mozaiklerin tümü, 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmektedir. 867 yılına tarihlenen ilk mozaik, “Meryem ve çocuk İsa” mozaiğidir. Bu mozaiğin bir kısmının 6. diğer kısmının 9. yüzyıla ait olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Sultan Abdülmecid döneminde, Mimar Fossati kardeşler tarafından, 1847-1849 yılları arasında Ayasofya’da çeşitli onarımlar yapılmış ve onarımlar sırasında, bulunan mozaiklerin resmi çizildikten sonra üstleri harçla kapatılmıştır.1847 yılında tespit edilen mozaiklerin çoğu 1894 depreminde yok olmuştur. Fossati tarafından bulunan, “Deisis mozaiği”, 1934-1935 yıllarında yeniden açıldığında yarıya kadar bozulduğu görülmüştür. 11.yüzyıla tarihlenen “Zoe” ve “Komnenos” mozaikleri, Prof. Thomas Whittemore tarafından, 1934-1938 tarihleri arasında ve 10. yüzyıla tarihlenen “İmparator Aleksandross mozaiği”, ise 1958 yılında temizlenerek ortaya çıkarılmıştır.</p>
<p>Yapımı asırlara yayılan Ayasofya mozaikleri, sanat tarihçileri ve tarihçiler tarafından çeşitli yönden tartışılmıştır. Bu tartışmalarda ortaya çıkan başlıca sorular;</p>
<ul>
<li>Mozaiklerde yer alan bazı figürlerin kimler olduğu</li>
<li>Mozaiklere yapılan restorasyon, tasvirlerin değiştirilip değiştirilmediği</li>
<li>Mozaiklerin nereden temin edildiği, İstanbul’da üretilip üretilmediği, ve</li>
<li>Mozaiklerin tarihlendirilmesidir.</li>
</ul>
<p><strong>Antik camların özellikleri</strong></p>
<p>Camın ilk defa ne zaman üretildiği konusu tartışmalıdır. Bilinen en eski cam obje, Mısır cam boncuklarıdır. Arkeolojik veriler, camın İ.Ö. 3600’lerde Mısır, Mezopotamya, Suriye ve Doğu Akdeniz’de üretildiğini göstermektedir. Camın ana bileşeni, başlıca silis<a class="sdfootnoteanc" href="#sdfootnote2sym" name="sdfootnote2anc"><sup>2</sup></a> (SiO2), soda ve kireçtir.</p>
<p>Antik çağlarda cam üretimi iki aşamada gerçekleşmiştir. İlk aşama; yarı-mamul olarak “ham cam” üretimidir. İkinci aşama ise; ham camdan “cam eşya” üretimidir. Mısır ve Doğu Akdeniz’de üretilen ham cam, İmparatorluğun diğer bölgelerine ve Avrupa’ya ihraç edilmiştir.</p>
<p>Antik camlar bileşimleri itibariyle başlıca “natron<a class="sdfootnoteanc" href="#sdfootnote3sym" name="sdfootnote3anc"><sup>3</sup></a>” ve “kül” içeren olmak üzere iki ana grupta toplanır. Natronlu camların üretiminde kullanılan natron ve trona<a class="sdfootnoteanc" href="#sdfootnote4sym" name="sdfootnote4anc"><sup>4</sup></a>, Kahire ile İskenderiye arasında yer alan Wadi El Natrun’dan temin edilmiştir. Natronlu camlarda sodyum miktarı yüksek, magnezyum ve potasyum miktarı düşüktür (%1,5). Natronlu camlar, Helenistik dönemden itibaren sekizinci yüzyılın başına kadar üretilmiştir.</p>
<p>9. yüzyıldan sonra, Abbasiler döneminde cam üretiminde natron yerine bitki külleri kullanıldı. Bu değişim, cam teknoloji tarihinde Müslümanlar tarafından yapılan önemli bir keşif olarak kabul edilir ve “İslam camı” olarak tanımlanır. Kül kullanılan camda, başlıca magnezyum, potasyum, miktarı yüksektir. Hammaddelerin farklı yerlerden temin edilmesi nedeniyle, her iki cam grubu da bir çok alt-gruplara ayrılır. Alt-grup camlar, belli dönemlerde üretildiğinden, antik camların tarihlendirilmesinde önem taşır.</p>
<p>Camı renklendirmek için başlıca; demir, bakır, manganez, kobalt bileşikleri ve metal işleme atölye atıkları kullanılmıştır. Renklendirme işlemi kolay olmasına karşılık, opak camların üretimi oldukça karmaşıktır. Opaklaştırıcı olarak ilk dönemde antimuan bileşikleri, 5-7. yüzyıldan itibaren de genellikle kalay oksit kullanılmıştır. Tarihte opaklaştırıcı olarak kemik külü de kullanılmıştır.</p>
<p>Antik camların analizi ile camın grubu, katkı maddesinin cinsi ve menşei hakkında bilgi sağlanır. Dolayısıyla yapılan analizler, ham camın kaynağını, ticaretini ve tarihlendirilmesini saptamada önem taşır.</p>
<p>Bizans ve Osmanlılar döneminde, İstanbul’da cam üretimi yapıldığı bilinmektedir. Bizans işlenmiş cam üretiminde, Doğu Akdeniz’de üretilen ham cam kullanılmıştır. İstanbul’da tonlarca cam mozaik bulunmasına rağmen İstanbul’daki kazılarda cam fırınına rastlanılmamıştır.</p>
<p><strong>Mozaiklerin malzemesi</strong></p>
<p>Mozaik, küçük mozaik tanelerinden (tesseralar) oluşan bir kompozisyondur. Doğal renkli taş parçalarından üretilen mozaikler genelde döşemede kullanılmıştır. Bizans cam mozaikleri, camın en gösterişli şekli olup ihtişam ve prestij göstergesidir. Bizans mozaikleri, Kiev ve Venedik’de 11.-13. yüzyıl San Marco kilisesi gibi büyük yapılarda bulunduğu gibi, küçük kiliselerde de kullanılmıştır. Diğer taraftan, İstanbul’daki Bizans mozaik ustalarının, Şam’daki 8. yüzyıl Emeviyye Camii ile Medine’deki camileri süslediği bilindiği ve Kiev’deki 11.yüzyıl St Sophia Katedrali mozaiklerinin de İstanbul’dan getirildiği ileri sürülmüştür.</p>
<p>Kabaca yapılan hesaplamalara göre, Ayasofya’da 400 tonun üzerinde cam mozaik kullanıldığı tahmin edilmektedir. Ayasofya mozaiklerinde, ortalama 6,5x7x7 mm boyutlarında renkli ve renksiz cam, ayrıca beyaz ve renkli mermer parçaları kullanılmıştır. Göz ve mücevher tasvirlerinde kullanılan mozaikler dairesel şekilde ve iridir. Altın ve gümüş mozaik parçaları, Bizans döneminde görülen “sandviç tekniği” ile yapılmıştır. Bu teknikte saydam cam panelin üzeri saf altın veya gümüş varakla kaplanır. Varağın üzerine ince bir katman olarak cam tozu serilir ve cam panel fırınlanır. Fırınlama esnasında ergiyen cam tozları, varak üzerinde ince bir cam katmanı oluşturur. Varaklı cam panel, daha sonra küçük mozaik parçalarına kesilir. Venedik’teki San Marco kilisesinin altın görünümlü mozaik tanelerinin bir kısmı İslam camı bileşiminde iki cam arasında altın varaklı olup diğer bir kısmı, sarı pigment kullanılarak renklendirilmiş ve opaklaştırılmış camdır. Altın varaklı mozaiklerin İstanbul’dan temin edildiği tahmin edilmektedir. Ayasofya’da kullanılan gümüş mozaik parçalarının miktarı, altın olanlarının tahminen %10 kadardır. Ayasofya mozaiklerinin restorasyonunda yer yer mermer, terracotta ve boyanmış taşlar kullanılmıştır.</p>
<p><strong>Ayasofya cam mozaiklerinin analizi</strong></p>
<p>Ayasofya mozaiklerinin analizi üzerine yegane çalışma, yurt dışında yapılmış ve 2016’da yayınlanmıştır. Bu çalışmada, yerinden düşmüş dokuz cam mozaik tanesi incelenmiştir. Analiz sonuçları; mavi ve iki siyah mozaik parçasının “küllü” , diğerlerinin ise “natron” cam grubunda olduğunu, natron cam mozaik tanelerinin bileşimlerinin, Doğu Akdeniz’de üretilen Geç Roma camlara benzediği ancak, onlardan farklı olduğunu ortaya koymuştur. Diğer bir fark da; incelenen cam tanelerinde opaklaştırıcı olarak fosfor bileşiği saptanmıştır.</p>
<p>Araştırıcılar, analiz sonuçlarını, Yunanistan ve İtalya’daki bazı kiliselerdeki mozaiklerin analiz sonuçları ile kıyaslayarak bir kısmını, Padova’daki St Prosdocimus kilisesindeki mozaiklere, kırmızı mozaik tanesini ise, Ravenna’daki San Severo mozaik tanesinin bileşimine benzediğini belirtmişlerdir. Bu benzerlik, mozaiklerin İstanbul’da üretilip İtalya’ya gönderildiği ve Bizanslı ustalar tarafından dekore edildiği hipotezini güçlendirmektedir. Benzer şekilde, Selanik’teki 5. yüzyıl Acheiropoitos kilisesi ile Ayasofya mozaiklerinin Erken İslam camı olduğunu belirtmişlerdir. Bu ön çalışma, cam mozaiklerinin nerede üretildiği veya nereden temin edildiği sorusunu ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Ayasofya cam mozaikleri farklı dönemlerde yapıldığından, mozaikler üzerine yapılacak analizler “cam teknoloji tarihi” açısından fevkalade önemlidir. Ayasofya cam mozaikler üzerine yapılacak analizler, mozaiklerin tarihlendirilmesinin yanı sıra, Bizans- İslam cam teknolojisini ve ticaretini ortaya çıkaracaktır. Her şeyden önce, sahip olduğumuz bu zengin ve kıymetli malzeme üzerinde, disiplinler arası bilimsel çalışmalara başlamamız gerekir.</p>
<p>Ayasofya sadece bir vakıfın malı değil, insanlığın ortak mirasıdır. Fatih Sultan Mehmet Han’ın bile üstlerini kapatmadan ibadet ettiği figürlü mozaiklerin üzeri asla hiç bir şekilde kapatılmamalı ve muhteşem tüm mozaikler bilakis kontrollü aydınlatılarak, ziyaretçilerin görmesi sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>A. Emel Geçkinli 1<sup>  </sup>/ <a href="mailto:emelgeckinli@gmail.com">emelgeckinli@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>Freestone,I.C., Bimson,M., Buckton,D., Compositional categories of Byzantine glass tesserae, ANNALES du 11.Congres, International Assoc. For the History of Glass Bildiriler kitabı (1990)271-279</p>
<p>Henderson,J., Ancient Glass: An interdisciplinary exploration, Cambridge Univ. Press (2013)</p>
<p>James, L., Byzatine glass mosaic tesserae:some material consideration, Byzantine and Modern Greek Studies, 30,1(2006)29-47</p>
<p>Janssens, K. H.A. Modern Methods for Analysing Archaeological and Historical Glass Vol.1-II, J.Wiley &amp; Sons (2013)</p>
<p>Moropoulou,A., Zacharias,N.,Delegou,E.T., Maroti,B., Kasztovszky,Z, Analytical and technological examination of glass tesserae from Hagia Sophia, Microchemical Journal 125(2016)170-184</p>
<p>Niewöhner, P., Teteriatnikov,N., The South vestibule of Hagia Sophia at Istanbul: the ornamental mosaics and the private door of the patriarchate, Dumbarton Oaks Papers 68 (2015) 117-156</p>
<p>Neri, E., Gratuze, B.,Schibille, N., Dating the mosaics of the Durres amphitheatre through interdisciplinary analysis. J. of Cultural Heritage 28(2017)27-36</p>
<p>Neri,E., Jackson, M , O’Hea,M., Gregory,T., Blet-Lemarquand, M, Schibille,N., Analyses of glass tesserae from Kilise Tepe: New insights into an early Byzantine production technology, J. of Archaeological Science: Reports 11(2017)600-612</p>
<p>Phelps,M., Freestone,I.C., Corin-Rosen,Y., Gratuze, B., Natron glass production and supply in the late antique and early medieval Near East: The effect of the Byzantine-Islamic transition, J. of Archaeological Science 75(2016)57-71</p>
<p>Schibille, N, Gratuze, B., Ollivier,E., Blondeau,E., Chronology of Early Islamic glass compositions from Egypt, J. of Archaeological Science, 104(2019)10-18</p>
<p>***</p>
<div id="sdfootnote1">
<p class="sdfootnote">1 Emekli Prof. Dr., İ.T.Ü. Kimya-Metalurji Fakültesi, Metalurji ve Malzeme Müh. Bölümü</p>
<p class="sdfootnote">2 Kum ve kuvars aynı kimyasal formüle sahiptir.</p>
<p class="sdfootnote">3 Doğal sodyum bikarbonat (Na2CO3.10H2O)</p>
<p class="sdfootnote">4 Doğal soda (Na2CO3. NaHCO3.2H2O)<a class="sdfootnotesym" href="#sdfootnote1anc" name="sdfootnote1sym"></a></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ayasofyanin-essiz-mozaikleri-gizemini-koruyor">Ayasofya&#8217;nın eşsiz mozaikleri gizemini koruyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29481</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mısır, domatesten sonra ‘genetiği değiştirilmiş’ bebek &#8211; 1</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/misir-domatesten-sonra-genetigi-degistirilmis-bebek-1</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Dec 2018 09:50:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[AIDS]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[CCR5]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[CRISPR]]></category>
		<category><![CDATA[Crispr-Cas9]]></category>
		<category><![CDATA[domates]]></category>
		<category><![CDATA[gen]]></category>
		<category><![CDATA[gen düzenleme]]></category>
		<category><![CDATA[gen teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[HIV]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12389</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genetiğiyle oynanmış (yani değiştirilmiş) besinlere karşı, bir tepki ve tartışma var. Mesela &#8216;kısırlaştırılmış&#8217; yani tohumundan fide elde edilemeyen domatesler, iki üç katı ürün veriyor, daha dayanıklı ve üstelik boyutları neredeyse sabit! Büyükada’da Atilla Bey’in izniyle 25 metrekare bahçesinde domates dahil sebze ekiyorum yazın. Sivri biber falan. Domateslerimiz çeşitli yerli. Bu yıl iki fide &#8216;kısır domates&#8217; ektim, sonucu gördüm. Ama yerliden vazgeçmem.  Genetiğiyle oynanmış ürünler tartışmalı, ama insan sağlığına ve genetiğine zararı kesin kanıtlanmış bir durum da yok. Bu ürünler kesinlikle doğal ürünlerin yerini almamalı ve istemeyene asla yedirilmemeli. Yerli tohumlarımız kesinlikle korunmalı ve ekiminin yaygınlaştırılmasının da önü kesilmemeli. Ha domates, ha bebek (mi?) Niyetim bebek konusuna girmek. Neden genetiği değiştirilmiş domateslerden başladım? Ha domates ve mısır, ha bebek!  Geniyle oynanmış bir bebeğin doğumunu açıklamıştı Çinli bir bilim insanı 15 gün önce, CRISPR-Cas9 adı verilen hızlı ve kesin sonuç veren bir yöntem sayesinde (genleri kesip biçme biyolojik makası). Aslında genetik kodlarımızla oynamamızı mümkün kılan çeşitli yöntemler yıllardır var, yeni geliştirilen ve büyük bir olasılıkla Nobel ile ödüllendirilecek bu yenisi çok kolay. Bu nedenle konunun uzmanı herkes kullanabilir!  Çinli bilimci He Jiankui, bu yöntemi kullanarak, henüz embriyon aşamasındayken ikiz kız bebeğin genleriyle oynadıklarını, bebeklere AIDS hastalığına karşı bağışıklık kazandırdıklarını ve ikisinin de sağlıklı doğduklarını ileri sürmüştü. Tabii ki büyük gürültü kopardı olay. Çin makamları araştırma başlattı, Batı bilim dünyası hop oturup hop kalktı. Sebzelerin genetiğiyle oynanırken sesler çıkmaz, hatta olay başarı olarak nitelendirilirken, sıra bebeğe &#8211; insana gelince, etik tartışma başlıyor. Etikten önce, Jiankui gerçekten geniyle oynadığı embriyonları sonradan bir kadına yerleştirdi mi ve çocuklar böyle mi doğdu, henüz bu bile kanıtlanmış değil. İnceleme sürüyor. AIDS’e karşı koruyucu Ama Jiankui, “Gen düzenleme” uzmanı ve geçenlerde katıldığı konferansta, bu gen operasyonunu yaptığını yineledi, ikiz bebeklerin isimleri ise ailelerin isteği üzerine gizli tutuluyor. Peki nedir değiştirilen gen?  Bilim insanları HIV yani AIDS virüsünü, CCR5 olarak isimlendirilen bir genin vücutta yaydığı konusunda geniş fikir birliği içinde. Çinli uzman, &#8216;bu geni değiştirirsem (mutasyona uğratırsam) AIDS virüsününde bedende yayılmasını önlemiş olurum&#8217; tezinden hareket etti. HIV bulaşması tüm dünyada olduğu gibi, Çin’de ve Türkiye’de de ciddi bir sağlık sorunu. Türkiye’de artıyor HIV’li insan sayısı. Sakıncaları da büyük Fakat olay bu kadar basit değil. 1) Gerçekten bebeklerde HIV’i bulaştırma özelliğinin yok olup olmayacağı bilinmiyor. 2) CCR5 geni 1990’lı yıllardan beri çok iyi bilinen ve üzerinde çok çalışma yapılan bir gen. Bağışıklığı güçlendirici bir yapısı var. Çeşitli hastalıklara karşı, grip de bunlar arasında, insanı koruyucu bir rolü var.  3) Bu gende gerçekleşen bazı doğal mutasyonların ise insanı HIV’den koruduğuna ilişkin çalışmalar da var.  İnsan genleri çoğunlukla birbirleriyle etkileşimli karmaşık bir fonksiyon ve yapıya sahip. Bir &#8216;özelliğimiz&#8217; çoğunlukla, tek gen tarafından belirlenmiyor. Birini çıkardığınızda veya değiştirdiğinizde, bedendeki hangi fonksiyonları veya özellikleri bozacağını henüz kesin bilemezsiniz. Çünkü bilim henüz bu konuya hâkim değil. Çinli bilimci, bu “gen operasyonunu” gerçekleştirmişe benziyor, o zaman bir ilke imza attı ve artık önüne geçilemez yeni bir süreç başlattı: Yıllarca tartışılan tasarlanmış insanların doğması. Konu önemli, yarın devam&#8230; Orhan Bursalı *Bu yazı, 16 Aralık 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/misir-domatesten-sonra-genetigi-degistirilmis-bebek-1">Mısır, domatesten sonra ‘genetiği değiştirilmiş’ bebek &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="article-body" class="formatted news-content">
<p><span class="large">Genetiğiyle oynanmış (yani değiştirilmiş) besinlere karşı, bir tepki ve tartışma var. Mesela &#8216;kısırlaştırılmış&#8217; yani tohumundan fide elde edilemeyen domatesler, iki üç katı ürün veriyor, daha dayanıklı ve üstelik boyutları neredeyse sabit! Büyükada’da <strong>Atilla Bey</strong>’in izniyle 25 metrekare bahçesinde domates dahil sebze ekiyorum yazın. Sivri biber falan. Domateslerimiz çeşitli yerli. Bu yıl iki fide &#8216;kısır domates&#8217; ektim, sonucu gördüm. Ama yerliden vazgeçmem. </span></p>
<p><span class="large">Genetiğiyle oynanmış ürünler tartışmalı, ama insan sağlığına ve genetiğine zararı kesin kanıtlanmış bir durum da yok. Bu ürünler kesinlikle doğal ürünlerin yerini almamalı ve istemeyene asla yedirilmemeli. Yerli tohumlarımız kesinlikle korunmalı ve ekiminin yaygınlaştırılmasının da önü kesilmemeli.</span></p>
<p><span class="large"><strong>Ha domates, ha bebek (mi?)</strong></span></p>
<p><span class="large">Niyetim bebek konusuna girmek. Neden genetiği değiştirilmiş domateslerden başladım? Ha domates ve mısır, ha bebek! </span></p>
<p><span class="large">Geniyle oynanmış bir bebeğin doğumunu açıklamıştı Çinli bir bilim insanı 15 gün önce, <strong>CRISPR-Cas9 </strong>adı verilen hızlı ve kesin sonuç veren bir yöntem sayesinde (genleri kesip biçme biyolojik makası). Aslında genetik kodlarımızla oynamamızı mümkün kılan çeşitli yöntemler yıllardır var, yeni geliştirilen ve büyük bir olasılıkla Nobel ile ödüllendirilecek bu yenisi çok kolay. Bu nedenle konunun uzmanı herkes kullanabilir! </span></p>
<p><span class="large">Çinli bilimci <strong>He Jiankui</strong>, bu yöntemi kullanarak, henüz embriyon aşamasındayken ikiz kız bebeğin genleriyle oynadıklarını, bebeklere AIDS hastalığına karşı bağışıklık kazandırdıklarını ve ikisinin de sağlıklı doğduklarını ileri sürmüştü. </span><span class="large">Tabii ki büyük gürültü kopardı olay. Çin makamları araştırma başlattı, Batı bilim dünyası hop oturup hop kalktı. Sebzelerin genetiğiyle oynanırken sesler çıkmaz, hatta olay başarı olarak nitelendirilirken, sıra bebeğe &#8211; insana gelince, etik tartışma başlıyor. </span><span class="large">Etikten önce, Jiankui gerçekten geniyle oynadığı embriyonları sonradan bir kadına yerleştirdi mi ve çocuklar böyle mi doğdu, henüz bu bile kanıtlanmış değil. İnceleme sürüyor.</span></p>
<p><span class="large"><strong>AIDS’e karşı koruyucu</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Ama Jiankui, “<strong>Gen düzenleme</strong>” uzmanı ve geçenlerde katıldığı konferansta, bu gen operasyonunu yaptığını yineledi, ikiz bebeklerin isimleri ise ailelerin isteği üzerine gizli tutuluyor.<br />
</span><br />
<span class="large">Peki nedir değiştirilen gen? </span></p>
<p><span class="large">Bilim insanları HIV yani AIDS virüsünü, CCR5 olarak isimlendirilen bir genin vücutta yaydığı konusunda geniş fikir birliği içinde. </span><span class="large">Çinli uzman, &#8216;<em>bu geni değiştirirsem</em> <em>(mutasyona uğratırsam) AIDS virüsünün</em><em>de bedende yayılmasını önlemiş</em> <em>olurum&#8217;</em> tezinden hareket etti. HIV bulaşması tüm dünyada olduğu gibi, Çin’de ve Türkiye’de de ciddi bir sağlık sorunu. Türkiye’de artıyor HIV’li insan sayısı.</span></p>
<p><span class="large"><strong>Sakıncaları da büyük</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Fakat olay bu kadar basit değil.</span></p>
<p>1) Gerçekten bebeklerde HIV’i bulaştırma özelliğinin yok olup olmayacağı bilinmiyor.<br />
<span class="large">2) CCR5 geni 1990’lı yıllardan beri çok iyi bilinen ve üzerinde çok çalışma yapılan bir gen. Bağışıklığı güçlendirici bir yapısı var. Çeşitli hastalıklara karşı, grip de bunlar arasında, insanı koruyucu bir rolü var. </span><br />
<span class="large">3) Bu gende gerçekleşen bazı doğal mutasyonların ise insanı HIV’den koruduğuna ilişkin çalışmalar da var. </span><br />
<span class="large">İnsan genleri çoğunlukla birbirleriyle etkileşimli karmaşık bir fonksiyon ve yapıya sahip. Bir &#8216;özelliğimiz&#8217; çoğunlukla, tek gen tarafından belirlenmiyor. Birini çıkardığınızda veya değiştirdiğinizde, bedendeki hangi fonksiyonları veya özellikleri bozacağını henüz kesin bilemezsiniz. Çünkü bilim henüz bu konuya hâkim değil.<br />
</span><br />
<span class="large"><strong>Çinli bilimci, bu “gen operasyonunu”</strong> <strong>gerçekleştirmişe benziyor,</strong> <strong>o zaman bir ilke imza attı</strong> <strong>ve artık önüne geçilemez yeni bir</strong> <strong>süreç başlattı: Yıllarca tartışılan</strong> <strong>tasarlanmış insanların doğması.</strong><br />
</span><br />
<span class="large">Konu önemli, yarın devam&#8230;</span></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<div id="article-body" class="formatted news-content">
<p><strong><em>*Bu yazı, 16 Aralık 2018 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/misir-domatesten-sonra-genetigi-degistirilmis-bebek-1">Mısır, domatesten sonra ‘genetiği değiştirilmiş’ bebek &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12389</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tarihi 5 bin yıl öncesine giden Erdek: Dünü ve bugünüyle</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tarihi-5-bin-yil-oncesine-giden-erdek-dunu-ve-bugunuyle</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2017 15:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[artake]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[cennet]]></category>
		<category><![CDATA[erdek]]></category>
		<category><![CDATA[kırım]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kyzikos]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk filmlerinin önemli yönetmenlerinden Çağan Irmak, nostaljik enstantaneleriyle yakaladığı doğallığı bugüne taşıyan çok başarılı bir isim. Son filmi “Benim adım Feridun” çekimlerinde saf insan doğasını ülkemizin ilk tatil beldelerinden birinde, Erdek’te kurguluyor. Marmara Denizi’nde Kapıdağ yarımadasının batısında yer alan Kyzikos, 1339 yılında Süleyman Paşa tarafından ele geçirilerek Türk egemenliğine, 1807’de Karesi Sancağına, 1930 yılında da Bandırma’ya bağlanmış. 1960’larda da yerli turistin keşfettiği ilk beldelerden biri. Doğal güzelliğinin yanı sıra arkeolojik konumuyla da büyük uygarlıklara egemen olmuş. Bakanlar Kurulu Kararıyla 1988-1997 arasında ve 2006’da tekrar başlayan kazılar Doç. Dr. Nurettin Koçhan bilimsel başkanlığında devam ediyor. Diğer taraftan 1997’den beri tekrarlanan Triatlon yarışları da ilçenin önem verdiği faaliyetlerden biri. Kendimi bildim bileli yazlarımı geçirdiğim Erdek, samimi, sıcak ve değerli dostlukların yeri, yaz tatilinin ilk beldelerindendir. Türkiye’nin hemen hemen tüm tatil yörelerini gezsem de hala ilçe sınırlarından girince kalbim hızla çarpar, sokaklarında dolaşmak bile tarifsiz keyif verir. Değişen yaşam biçimleri Teknolojinin artması, tarımsal iş gücüne dayalı yapılaşmayı, ticarileşme ve modernleşmeyi paralel olarak artırıyor. Nüfus çoğunluğunun yaşadığı köylerde makineleşmeyle iş gücüne gereksinimi azaltınca, köyden kente göç ve sosyokültürel değişim 1960’tan itibaren büyük ivme kazanıyor. Birey ve toplumun kentleşmesiyle ataerkil yapıda çözülmeler başlıyor. Apartman kültürüyle çekirdek aile yapısının önem kazanması sosyal sınıfları yeniden şekillendiriyor. Burjuva, kentli ve köylü ayrımı başlıyor. Toplum yapısını derinden etkileyen bu değişim, özellikle Ankara’da daha bariz görülmekte. Cumhuriyet&#8217;in simgesi olan başkent aynı zamanda bilim ve dönüşümün de merkezi oluyor. Yeni bir sosyal çevre ve kentleşme başlıyor. Kent yaşamının yoğunluğu huzur ve doğanın içinde dinlenme gereksinimi ‘tatil’ olgusunu yaratıyor. Ankara, Eskişehir gibi denize uzak olan orta sınıf ve üzeri kentliler, ikliminin etkisiyle yaz sıcağında serinlemek için üç tarafı denizlerle çevrili olan topraklarda arayışa giriyor. İç turizm beldesi Kolay ulaşımıyla doğa ve deniz arayışına cevap veren beldelerden biri de Erdek oluyor. Kapıdağ siperinde nemi düşük havası, az olan tuz oranıyla göz yakmayan denizi, sakin ve bakir beldeyi popülerleştiriyor. Sahil boyunca ince kumu, batıya açık soğuk akıntıları, daha çok poyraz olan rüzgarıyla, denizinde de havasında da oksijen taşıyor. İlk başlarda tek tük beton otelin yanında, motel, karavan, saz evleri ve çadırlı kampingleriyle bir tatil yöresi konumunu alıyor. Klima teknolojisinin gelişmediği yıllarda güneyin bunaltan sıcak ve nemli havasından kaçanların da tercihiyle iç turizmde önem kazanıyor. Ailem turizm işletmesiyle 1963 yılında bu sektöre giriyor. Türkiye bayan milli voleybol menajeri rahmetli Necla Evren Vrolijk (Neco) müdürlüğüyle yaşam bulan sportif ve eğlenceli yaz ayları kahkaha dolu, samimi dostluklar yaratıyor. Baraka odalarda kalınan ve salaş tahta iskemleleriyle hizmet verilen yıllardan söz ediyorum. Üstelik sıcak su, telefon gibi imkanlar sınırlı olsa da kimsenin şikayet etmediği, karşılıklı saygının sevginin yitirilmediği, kahkahanın, coşkunun, paylaşımın, dansın, müziğin doyasıya yaşandığı günler. Sebzelerin lezzetinin bozulmadığı, taş fırında pişirilen yemeklerin, ekmeklerin günümüz ile kıyası olmayan ağız tadının olduğu yıllar. Her sabah yarı şaka yarı ciddi sabah sporu yaptırılır, akşam üzeri kamplar arası voleybol maçları düzenlenir, kıyasıya tatlı rekabetler yaşanırdı. Hatta bazı geceler çocukluk günlerine geri dönülerek 7’den 70’e saklambaç oynanırdı. Hiç unutmam benim grubumun ebe olduğu bir saklambaç gecesinde saklanıyorum diye bizi kandırıp, odasına gidip bir güzel yatmış. 1960’lı yıllarda Erdek, Türkiye’nin çok nezih üst sınıfının buluşma yeri oldu. 53 senedir bu sektörde çok değerli isimlerle tanıştık. Yaşar Kemal, Aydın Boysan, Altan Öymen… gibi önemli sanatçılar da gelirdi. Türkiye sanayisinin duayeni Vehbi Koç’un yaşamının son yılına dek, 20 Temmuz’da doğum gününü ailesi ve dostlarıyla beraber kutlardık. 5000 yıl önceye gidiyor Son senelerde dünyaca ünlü renkli mermer kaynaklarını ustalıkla işleyen heykeltraşların sanat eserlerinin “Kyzikos” arkeolojik kazılarında ortaya çıkıp ören yerinde sergilenmesiyle yabancı turist görülmeye başladı. Tarihinde “Artake” adı ile anılan ilçe, ismini İskitler’in, efsanevi krallarından almış. Ünlü yazar Heredot’a göre: M.Ö 7. yüzyılın başlarında, “Didumus Dağı” eteğinde Kyzikos şehrinin egemenliği görülüyor. Artake gibi Kyzikos şehri de ismini kurucusundan almış. Kyzikos’un yaptırdığı eserler arasında Hadrian Tapınağı, Kyzikos Amfitheatrı, Altıköşe kuleler, Bouleuterion, Palata Çeşmesi, Agios Nikolas Kilisesi, Muhle Kalesi, Zeytin adasında yer alan Meryem Ana Klisesi ve genç vaftiz havuzu bulunuyor. Antik çağın büyük coğrafya bilgini Amasyalı Strabon, bölgeyi anlatırken &#8220;Kyzikos, Propontis&#8217;te (Marmara Denizi) bir ada olup, kıtaya iki köprü ile bağlıdır… Köprülerin yakınında aynı ismi taşıyan, gerektiğinde kapatılabilen iki limanı ve iki yüzden fazla gemiyi alabilecek büyüklükte barınağı bulunan bir kenttir&#8221;  ifadesini kullanıyor. Tarihi günümüzden beş bin yıl öncesine uzanan, M.Ö 756’da Miletoslular tarafından kolonize edilen, M.Ö 7-6. yüzyılda bastığı ve üzerinde ton balığı olan sikkeleri Mısır’dan Kırım’a kadar her yerde geçerli olan, M.Ö 411’de Atina ile Perslerin karşı karşıya geldiği ve Perslerin yenilgisi ile biten savaşın geçtiği yerdir Kyzikos. M.Ö 3622’de Artake (Erdek) ve Prokonnesos (Marmara Adası) Kyzikos&#8217;un egemenliğine giriyor. Erdek, Helenistik ve Roma dönemlerinde de Kyzikos&#8217;un gölgesinde kalıyor. M.S 117 yılında 7 şiddetinde geçirdiği deprem İmparator Hadrian’ın desteği ile onarılır. Bizans Dönemini daha öncesine göre daha iyi geçirmiş bu bölge. Maalesef İ.S 741 ve 1064 yıllarındaki büyük depremlerle ciddi hasarlar görmüş ve kendi kaderine terk edilmiş. Bölge uygarlık sanat eserlerini ziyaret eden Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi rahipleri, en çekicileri arasında yer alan Kirazlı Yayla Manastırı’nda 2015’te bir ayin gerçekleştirdi. Fener Rum Patriği Bartholomeos başkanlığında gerçekleşen ayinde “Dedelerimizin kurduğu bu tarihi mekana sonbahar duası etmek için geldik. Mübadeleden 94 yıl sonra ilk kez burada ayin yapıyoruz. Bu nedenle tarihi bir gün yaşıyoruz. Türkiye’de inanç turizminin gelişmesi gerekir”  ifadeleri kullanıldı. Bartholomeos, adadaki Meryem Ana Kilisesi ve genç vaftiz havuzunun da inanç turizmi adına önemli bir merkez olabileceğine değindi. M.S 17-18 yıllarında yazılı kaynaklar ‘Kyzikos’un büyüklüğünden, güzelliğinden söz eder. Güzin Kutlu Tarhan / İKÜ İletişim Sanatları Yüksek Lisans Mezunu / guzintarhan@gmail.com Kaynaklar: Kyzikos Tarihi ve Mimari Kalıntıları Yard. Doç Dr. Nurettin Koçman www.vikipedia.com.tr https://tr.wikipedia.org/wiki/Kyzikos www.erdekdogus.com Görsel: http://balikesirefsaneleri.blogcu.com/erdek-artak-artake/421699</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tarihi-5-bin-yil-oncesine-giden-erdek-dunu-ve-bugunuyle">Tarihi 5 bin yıl öncesine giden Erdek: Dünü ve bugünüyle</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk filmlerinin önemli yönetmenlerinden Çağan Irmak, nostaljik enstantaneleriyle yakaladığı doğallığı bugüne taşıyan çok başarılı bir isim. Son filmi “Benim adım Feridun” çekimlerinde saf insan doğasını ülkemizin ilk tatil beldelerinden birinde, Erdek’te kurguluyor<strong>.</strong></p>
<p>Marmara Denizi’nde Kapıdağ yarımadasının batısında yer alan <strong>Kyzikos</strong>, 1339 yılında Süleyman Paşa tarafından ele geçirilerek Türk egemenliğine, 1807’de Karesi Sancağına, 1930 yılında da Bandırma’ya bağlanmış. 1960’larda da yerli turistin keşfettiği ilk beldelerden biri.</p>
<p>Doğal güzelliğinin yanı sıra arkeolojik konumuyla da büyük uygarlıklara egemen olmuş. Bakanlar Kurulu Kararıyla 1988-1997 arasında ve 2006’da tekrar başlayan kazılar Doç. Dr. <strong>Nurettin Koçhan</strong> bilimsel başkanlığında devam ediyor. Diğer taraftan 1997’den beri tekrarlanan Triatlon yarışları da ilçenin önem verdiği faaliyetlerden biri.</p>
<p>Kendimi bildim bileli yazlarımı geçirdiğim <strong>Erdek</strong>, samimi, sıcak ve değerli dostlukların yeri, yaz tatilinin ilk beldelerindendir. Türkiye’nin hemen hemen tüm tatil yörelerini gezsem de hala ilçe sınırlarından girince kalbim hızla çarpar, sokaklarında dolaşmak bile tarifsiz keyif verir.</p>
<p><strong>Değişen yaşam biçimleri</strong></p>
<p>Teknolojinin artması, tarımsal iş gücüne dayalı yapılaşmayı, ticarileşme ve modernleşmeyi paralel olarak artırıyor. Nüfus çoğunluğunun yaşadığı köylerde makineleşmeyle iş gücüne gereksinimi azaltınca, köyden kente göç ve sosyokültürel değişim 1960’tan itibaren büyük ivme kazanıyor. Birey ve toplumun kentleşmesiyle ataerkil yapıda çözülmeler başlıyor. Apartman kültürüyle çekirdek aile yapısının önem kazanması sosyal sınıfları yeniden şekillendiriyor. Burjuva, kentli ve köylü ayrımı başlıyor.</p>
<p>Toplum yapısını derinden etkileyen bu değişim, özellikle Ankara’da daha bariz görülmekte. Cumhuriyet&#8217;in simgesi olan başkent aynı zamanda bilim ve dönüşümün de merkezi oluyor. Yeni bir sosyal çevre ve kentleşme başlıyor. Kent yaşamının yoğunluğu huzur ve doğanın içinde dinlenme gereksinimi ‘tatil’ olgusunu yaratıyor. Ankara, Eskişehir gibi denize uzak olan orta sınıf ve üzeri kentliler, ikliminin etkisiyle yaz sıcağında serinlemek için üç tarafı denizlerle çevrili olan topraklarda arayışa giriyor.</p>
<p><strong>İç turizm beldesi</strong></p>
<p>Kolay ulaşımıyla doğa ve deniz arayışına cevap veren beldelerden biri de Erdek oluyor. Kapıdağ siperinde nemi düşük havası, az olan tuz oranıyla göz yakmayan denizi, sakin ve bakir beldeyi popülerleştiriyor. Sahil boyunca ince kumu, batıya açık soğuk akıntıları, daha çok poyraz olan rüzgarıyla, denizinde de havasında da oksijen taşıyor. İlk başlarda tek tük beton otelin yanında, motel, karavan, saz evleri ve çadırlı kampingleriyle bir tatil yöresi konumunu alıyor. Klima teknolojisinin gelişmediği yıllarda güneyin bunaltan sıcak ve nemli havasından kaçanların da tercihiyle iç turizmde önem kazanıyor.</p>
<p>Ailem turizm işletmesiyle 1963 yılında bu sektöre giriyor. Türkiye bayan milli voleybol menajeri rahmetli <strong>Necla Evren Vrolijk </strong>(Neco) müdürlüğüyle yaşam bulan sportif ve eğlenceli yaz ayları kahkaha dolu, samimi dostluklar yaratıyor. Baraka odalarda kalınan ve salaş tahta iskemleleriyle hizmet verilen yıllardan söz ediyorum.</p>
<p>Üstelik sıcak su, telefon gibi imkanlar sınırlı olsa da kimsenin şikayet etmediği, karşılıklı saygının sevginin yitirilmediği, kahkahanın, coşkunun, paylaşımın, dansın, müziğin doyasıya yaşandığı günler. Sebzelerin lezzetinin bozulmadığı, taş fırında pişirilen yemeklerin, ekmeklerin günümüz ile kıyası olmayan ağız tadının olduğu yıllar.</p>
<p>Her sabah yarı şaka yarı ciddi sabah sporu yaptırılır, akşam üzeri kamplar arası voleybol maçları düzenlenir, kıyasıya tatlı rekabetler yaşanırdı. Hatta bazı geceler çocukluk günlerine geri dönülerek 7’den 70’e saklambaç oynanırdı. Hiç unutmam benim grubumun ebe olduğu bir saklambaç gecesinde saklanıyorum diye bizi kandırıp, odasına gidip bir güzel yatmış.</p>
<p>1960’lı yıllarda Erdek, Türkiye’nin çok nezih üst sınıfının buluşma yeri oldu. 53 senedir bu sektörde çok değerli isimlerle tanıştık. <strong>Yaşar Kemal, Aydın Boysan, Altan Öymen</strong>… gibi önemli sanatçılar da gelirdi. Türkiye sanayisinin duayeni <strong>Vehbi Koç</strong>’un yaşamının son yılına dek, 20 Temmuz’da doğum gününü ailesi ve dostlarıyla beraber kutlardık.</p>
<p><strong>5000 yıl önceye gidiyor</strong></p>
<p>Son senelerde dünyaca ünlü renkli mermer kaynaklarını ustalıkla işleyen heykeltraşların sanat eserlerinin “<strong>Kyzikos</strong>” arkeolojik kazılarında ortaya çıkıp ören yerinde sergilenmesiyle yabancı turist görülmeye başladı.</p>
<p>Tarihinde <strong>“Artake”</strong> adı ile anılan ilçe, ismini İskitler’in, efsanevi krallarından almış. Ünlü yazar <strong>Heredot</strong>’a göre: M.Ö 7. yüzyılın başlarında, “Didumus Dağı” eteğinde Kyzikos şehrinin egemenliği görülüyor. Artake gibi Kyzikos şehri de ismini kurucusundan almış. Kyzikos’un yaptırdığı eserler arasında Hadrian Tapınağı, Kyzikos Amfitheatrı, Altıköşe kuleler, Bouleuterion, Palata Çeşmesi, Agios Nikolas Kilisesi, Muhle Kalesi, Zeytin adasında yer alan Meryem Ana Klisesi ve genç vaftiz havuzu bulunuyor.</p>
<p>Antik çağın büyük coğrafya bilgini Amasyalı Strabon, bölgeyi anlatırken<em> &#8220;Kyzikos, Propontis&#8217;te (Marmara Denizi) bir ada olup, kıtaya iki köprü ile bağlıdır… Köprülerin yakınında aynı ismi taşıyan, gerektiğinde kapatılabilen iki limanı ve iki yüzden fazla gemiyi alabilecek büyüklükte barınağı bulunan bir kenttir&#8221;</em>  ifadesini kullanıyor.</p>
<p>Tarihi günümüzden beş bin yıl öncesine uzanan, M.Ö 756’da Miletoslular tarafından kolonize edilen, M.Ö 7-6. yüzyılda bastığı ve üzerinde ton balığı olan sikkeleri Mısır’dan Kırım’a kadar her yerde geçerli olan, M.Ö 411’de Atina ile Perslerin karşı karşıya geldiği ve Perslerin yenilgisi ile biten savaşın geçtiği yerdir <strong>Kyzikos.</strong> M.Ö 3622’de Artake (Erdek) ve Prokonnesos (Marmara Adası) Kyzikos&#8217;un egemenliğine giriyor.</p>
<p>Erdek, Helenistik ve Roma dönemlerinde de Kyzikos&#8217;un gölgesinde kalıyor. M.S 117 yılında 7 şiddetinde geçirdiği deprem İmparator Hadrian’ın desteği ile onarılır. Bizans Dönemini daha öncesine göre daha iyi geçirmiş bu bölge. Maalesef İ.S 741 ve 1064 yıllarındaki büyük depremlerle ciddi hasarlar görmüş ve kendi kaderine terk edilmiş.</p>
<p>Bölge uygarlık sanat eserlerini ziyaret eden Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi rahipleri, en çekicileri arasında yer alan Kirazlı Yayla Manastırı’nda 2015’te bir ayin gerçekleştirdi. <strong>Fener Rum Patriği Bartholomeos</strong> başkanlığında gerçekleşen ayinde “Dedelerimizin kurduğu bu tarihi mekana sonbahar duası etmek için geldik. Mübadeleden 94 yıl sonra ilk kez burada ayin yapıyoruz. Bu nedenle tarihi bir gün yaşıyoruz. Türkiye’de inanç turizminin gelişmesi gerekir”  ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Bartholomeos, adadaki Meryem Ana Kilisesi ve genç vaftiz havuzunun da inanç turizmi adına önemli bir merkez olabileceğine değindi. M.S 17-18 yıllarında yazılı kaynaklar ‘Kyzikos’un büyüklüğünden, güzelliğinden söz eder.</p>
<p><strong>Güzin Kutlu Tarhan / İKÜ İletişim Sanatları Yüksek Lisans Mezunu / <a href="mailto:guzintarhan@gmail.com">guzintarhan@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><br />
Kyzikos Tarihi ve Mimari Kalıntıları Yard. Doç Dr. Nurettin Koçman<br />
<a href="http://www.vikipedia.com.tr/">www.vikipedia.com.tr</a><br />
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kyzikos<br />
<a href="http://www.erdekdogus.com">www.erdekdogus.com</a></p>
<p><strong>Görsel:</strong> <a href="http://balikesirefsaneleri.blogcu.com/erdek-artak-artake/421699">http://balikesirefsaneleri.blogcu.com/erdek-artak-artake/421699</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tarihi-5-bin-yil-oncesine-giden-erdek-dunu-ve-bugunuyle">Tarihi 5 bin yıl öncesine giden Erdek: Dünü ve bugünüyle</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6437</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’da bilim &#8211; 2</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem Say]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2017 13:00:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Cem Say]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[denizci]]></category>
		<category><![CDATA[doğu]]></category>
		<category><![CDATA[donanma]]></category>
		<category><![CDATA[harita]]></category>
		<category><![CDATA[hurafe]]></category>
		<category><![CDATA[iskenderiye]]></category>
		<category><![CDATA[kitab-ı bahriye]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[müneccim]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[piri reis]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz sultan selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4992</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıl 1516. Mısır seferindeki Yavuz Sultan Selim, İskenderiye’yi Osmanlı topraklarına katmıştı. Seferdeki başarılarıyla padişahın övgüsünü kazanan Pîrî Reis, yıllardır üzerinde çalıştığı dünya haritasını sultana takdim etmek için en uygun zamanın geldiğini düşünüyordu. Pîrî Reis, kariyerine korsan olarak başlayıp sonra Osmanlı donanmasına katılan denizcilerdendi. Yıllarca amcası Kemal Reis’le Akdeniz’de maceradan maceraya yelken açmışlardı. Ama Pîrî diğer korsanlardan farklı olarak insanlığın bilgisine bilgi katmak, eser bırakmak istiyordu. Seferleri sırasında gördüğü yerleri, yaşadığı olayları kaydediyordu. 1511’de amcası bir kazada hayatını kaybedince artık kırk yaşını da geçmiş olan Pîrî bir süreliğine Gelibolu’da evine çekilip kendisini yazı işlerine verdi. 1513’te o zamanın en kapsamlı Dünya haritasını hazırladı. Sonrasında yeni keşiflerin peşinde Barbaros’un donanmasına katıldı. Mısır seferinde Kahire’ye kadar gidip Nil nehrini çizdi. Artık padişaha çağının en iyi (Amerika kıtasının doğu kıyıları dahil en son bilgileri içeren) dünya haritasını sunma vakti gelmişti. Yavuz Sultan Selim, bu bilim şaheserini eline alıp şöyle bir baktı. Huzurdaki herkes, sultan ne diyecek diye dikkat kesilmişti. Padişah “Dünya ne küçük!” dedi, Pîrî’nin haritasını caart diye ikiye ayırdı, ve “Biz, Doğu tarafını elimizde tutacağız!” sözleriyle Atlas Okyanusu’nu içeren Batı kısmını fırlatıp attı. Neyse ki atmış! En azından haritanın Batı kısmı şu anda elimizde. Beğenip elinde tuttuğu Doğu kısmıysa ortada yok. Pîrî Reis Kitab-ı Bahriye adlı eserini 1526’da, yeni bilgilerle güncellediği ve yine döneminin en iyisi olan ikinci Dünya haritasını da 1528’de Kanunî Sultan Süleyman’a sundu. Süleyman bu eserleri yırtmadı (aslında ikinci haritadan da günümüze sadece bir parça kalmış, ama kim yırttı bilmiyoruz!) fakat Pîrî’nin şansının bu padişahla da yaver gittiğini pek söyleyemeyiz: 1554’te, Hürmüz Adası kuşatmasını kaldırdığı gerekçesiyle seksenini geçmiş olmasına bakılmadan boynu vurularak idam ettirildi, mallarına el konuldu. Fakat hikâyenin sonu komik oldu: Aradan 200 yıldan fazla zaman geçti. Osmanlı’nın başına III. Mustafa diye bir padişah geçti. İmparatorluğun gerilemekte, batılıların ise hızla ilerlemekte olduğunu fark eden III. Mustafa’nın bu durumun sebebi konusundaki fikirlerini zamanın Fransız elçisinin anılarından okuyalım: “Padişah Fransızların müneccimler vasıtasıyla gelecek bütün olayları öğrendiklerine inanmıştı. Bunun tersine bir türlü kani olmak istemiyordu. Bu kadar acayip hurafeyi yıkmak için elimden geldiği kadar beyhude yere çalıştım. Başarı sağlayamadıktan başka padişah ve vezirlerinin Fransız Krallığının mükemmel müneccimlere malik olduğuna, olacak her şeyden evvelce haberdar edildiğine samimi bir şekilde inandıklarını gördüm.” İşte bu cin gibi padişahın döneminde Osmanlı’ya karşı bir Yunan isyanı çıkarmak niyetinde olan Ruslar, Mora yarımadasına bir donanma gönderdiler. (Bir Avrupa haritasına sahip olan herkesin görebileceği gibi, Baltık Denizi’nden Akdeniz’e gemileri Boğazlardan geçirmeden dolambaçlı bir yoldan gidebilirsiniz.) Rus donanmasının Akdeniz’de cirit attığı haberini duyan Osmanlı devlet adamları, (padişah, kaptan paşa, bütün ekip!) “Rus filosu sadece Venedik’teki kanallardan geçerek Adriyatik Denizi’ne gelmiş olabilir! Neden izin verdiniz bakalım?” diyerek zavallı Venedik elçisine demediklerini bırakmadılar. Sarayda kimsenin ne Pîrî’nin haritasından, ne de Avrupa’nın neye benzediğinden haberi yoktu! O Rus donanması Çeşme’de Osmanlı donanmasını tamamen yaktı. 11.000 denizcimiz şehit oldu. Rusların kayıpları ise 700 civarındaydı. Padişah müneccimbaşı arayışlarına hız verdi. Cem Say</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-2">Osmanlı’da bilim &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1516. Mısır seferindeki Yavuz Sultan Selim, İskenderiye’yi Osmanlı topraklarına katmıştı. Seferdeki başarılarıyla padişahın övgüsünü kazanan Pîrî Reis, yıllardır üzerinde çalıştığı dünya haritasını sultana takdim etmek için en uygun zamanın geldiğini düşünüyordu.</p>
<p>Pîrî Reis, kariyerine korsan olarak başlayıp sonra Osmanlı donanmasına katılan denizcilerdendi. Yıllarca amcası Kemal Reis’le Akdeniz’de maceradan maceraya yelken açmışlardı. Ama Pîrî diğer korsanlardan farklı olarak insanlığın bilgisine bilgi katmak, eser bırakmak istiyordu. Seferleri sırasında gördüğü yerleri, yaşadığı olayları kaydediyordu.</p>
<p>1511’de amcası bir kazada hayatını kaybedince artık kırk yaşını da geçmiş olan Pîrî bir süreliğine Gelibolu’da evine çekilip kendisini yazı işlerine verdi. 1513’te o zamanın en kapsamlı Dünya haritasını hazırladı. Sonrasında yeni keşiflerin peşinde Barbaros’un donanmasına katıldı. Mısır seferinde Kahire’ye kadar gidip Nil nehrini çizdi. Artık padişaha çağının en iyi (Amerika kıtasının doğu kıyıları dahil en son bilgileri içeren) dünya haritasını sunma vakti gelmişti.</p>
<p>Yavuz Sultan Selim, bu bilim şaheserini eline alıp şöyle bir baktı. Huzurdaki herkes, sultan ne diyecek diye dikkat kesilmişti. Padişah “Dünya ne küçük!” dedi, Pîrî’nin haritasını caart diye ikiye ayırdı, ve “Biz, Doğu tarafını elimizde tutacağız!” sözleriyle Atlas Okyanusu’nu içeren Batı kısmını fırlatıp attı.</p>
<p>Neyse ki atmış! En azından haritanın Batı kısmı şu anda elimizde. Beğenip elinde tuttuğu Doğu kısmıysa ortada yok.</p>
<p>Pîrî Reis Kitab-ı Bahriye adlı eserini 1526’da, yeni bilgilerle güncellediği ve yine döneminin en iyisi olan ikinci Dünya haritasını da 1528’de Kanunî Sultan Süleyman’a sundu. Süleyman bu eserleri yırtmadı (aslında ikinci haritadan da günümüze sadece bir parça kalmış, ama kim yırttı bilmiyoruz!) fakat Pîrî’nin şansının bu padişahla da yaver gittiğini pek söyleyemeyiz: 1554’te, Hürmüz Adası kuşatmasını kaldırdığı gerekçesiyle seksenini geçmiş olmasına bakılmadan boynu vurularak idam ettirildi, mallarına el konuldu.</p>
<p>Fakat hikâyenin sonu komik oldu: Aradan 200 yıldan fazla zaman geçti. Osmanlı’nın başına III. Mustafa diye bir padişah geçti. İmparatorluğun gerilemekte, batılıların ise hızla ilerlemekte olduğunu fark eden III. Mustafa’nın bu durumun sebebi konusundaki fikirlerini zamanın Fransız elçisinin anılarından okuyalım:</p>
<p>“Padişah Fransızların müneccimler vasıtasıyla gelecek bütün olayları öğrendiklerine inanmıştı. Bunun tersine bir türlü kani olmak istemiyordu. Bu kadar acayip hurafeyi yıkmak için elimden geldiği kadar beyhude yere çalıştım. Başarı sağlayamadıktan başka padişah ve vezirlerinin Fransız Krallığının mükemmel müneccimlere malik olduğuna, olacak her şeyden evvelce haberdar edildiğine samimi bir şekilde inandıklarını gördüm.”</p>
<p>İşte bu cin gibi padişahın döneminde Osmanlı’ya karşı bir Yunan isyanı çıkarmak niyetinde olan Ruslar, Mora yarımadasına bir donanma gönderdiler. (Bir Avrupa haritasına sahip olan herkesin görebileceği gibi, Baltık Denizi’nden Akdeniz’e gemileri Boğazlardan geçirmeden dolambaçlı bir yoldan gidebilirsiniz.) Rus donanmasının Akdeniz’de cirit attığı haberini duyan Osmanlı devlet adamları, (padişah, kaptan paşa, bütün ekip!) “Rus filosu sadece Venedik’teki kanallardan geçerek Adriyatik Denizi’ne gelmiş olabilir! Neden izin verdiniz bakalım?” diyerek zavallı Venedik elçisine demediklerini bırakmadılar. Sarayda kimsenin ne Pîrî’nin haritasından, ne de Avrupa’nın neye benzediğinden haberi yoktu!</p>
<p>O Rus donanması Çeşme’de Osmanlı donanmasını tamamen yaktı. 11.000 denizcimiz şehit oldu. Rusların kayıpları ise 700 civarındaydı. Padişah müneccimbaşı arayışlarına hız verdi.</p>
<p><strong>Cem Say</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/cem-say/osmanlida-bilim-2">Osmanlı’da bilim &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4992</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
