<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nüfus arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nufus/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/nufus</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 06 Jun 2023 10:12:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İstanbul’da kentsel dönüşüm ne demek?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulda-kentsel-donusum-ne-demek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Apr 2023 07:47:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[asya]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[gecekondu]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak bina]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[megapol]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Rem Koolhaas]]></category>
		<category><![CDATA[trajedi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29365</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bizim 2700 yıllık kentimiz sayısız dönüşüm geçirdi. Megaralı Greklerin kolonisi Bizantion’dan bugüne&#8230; Kentsel dönüşüm var olan bir şeyin değişmesidir. Ormanı kesip gökdelen dikmek değildir. Bugünkü İstanbul, Menderes döneminde başlayan bir kentsel değişim ile 1980&#8217;den sonraki bir azmanlaşmanın sonucudur. Kentsel dönüşüm deyimi aynı zamanda biyolojik bir içerik taşıyor. Fakat bizde her şeyi saklayan bir örtü, her yapılana kent planı onayı veren bir damga olmuş. İstanbul surları içinde de yıkılan mahallelere neo-Osmanlı apartman yapmak bir kentsel dönüşümdür. Ama tarihi çevre koruma değildir. Dudullu’da, Şile’de ormanları yok eden bir plan ise kentsel dönüşüm değildir. 1440 hektarlık sur içini 350 bin ya da 400 bin hektarlık kent alanı içinde tarihi karakteriyle koruyamayıp Boğaz alanında yeşil yerine bir site yapmak da kentsel dönüşüm değil. Sadece yeşil alan soykırımıdır. Nüfus patlaması İstanbul devleşmesi olağanüstü bir nüfus patlaması sonucudur. Roma çağından bu yana Anadolu’nun nüfusu 8 milyon civarında değişmeden 20. yüzyıla ulaşmıştı. Bugün 75 milyon. Cumhuriyet&#8217;in başında %90’ı okumamış köylü olan bu nüfusun %70’i kent dediğimiz fakat planlanamamış megapolde yaşıyor. Kökten bir değişim. Toplumun kültür seviyesi bu kökten değişime bir yanıt getiremezdi. Hele bu fırtına her düzeyde eleştirinin yok olduğu bir toplumda olunca sonuç sadece kargaşa oldu. Kente göç edenin bütün yaşam konforu iyileşti. Gecekondusu kendine ait bir eve dönüşünce yüzyıllar boyunca mal sahibi olamamış köylü ilk kez köle olmadığını hissetti. Belediyeler ve partiler de kent toprağı spekülasyonunun altın değerinde olduğunu öğrendiler. İstanbul akıl almaz bir hızla bir megapole dönüşünce bir kent tarihi bilinci topluma ve idarecilerde ulaşmadı. Gelenler İstanbul ile hemen özdeş olamıyorlar. Anadolu ne kadar parçalı ise İstanbul daha fazla parçalı. Megapol, toplumu bütünleştirici değil, parçalayıcı bir rol oynuyor. Planlama sadece bir dosya kapağıdır Nüfusunu sayamayan ve kaçak inşaat oranı %60’a ulaşan bir kentte plandan söz etmek ancak alay olabilir. Politikacılar için tek gerçeğin gelenlere yer tahsisine dönüşmesi diğer kavramları içi boş başlıklar yaptı. Orta Asya bozkırından Anadolu’ya göçenler doğaya nasıl davrandılarsa İstanbul’a gelen köylü de doğaya öyle davrandı. Bu durum gece kondu aflarıyla onaylandı. Politik oya dönüştü. Toprak yağması politik oy eşitliği kurulduktan sonra yerine rasyonel bir planlama düzeninin geçmesini beklemek hayal olurdu. Köylüler spekülatörlerin öncüsü oldular. Bu olgu Türkiye’de kent toprağının en büyük gelir kaynağı olarak ekonominin baş köşesine oturmasını sağladı. Yapılaşmayı yönlendiren idari etkinlik de sadece spekülatif inşaatın amaçlarını gerçekleştirmeye indirgendi. Bugün toprağın altın değerinde getirisinin devam etmesi için yataydaki yağmanın düşeyde devamını sağlayan yüksek yapı aşamasına geldik. Bu İstanbul’un yeni damgasıdır. Her yer vuruyoruz. Bugünün kent modeli geçmişte yok. Enerji kıtlığı su kıtlığı, küresel ısınma, tarımsal kıtlık, küresel açlık, ekonomik kriz, geçen yüzyılda kimsenin söz etmediği biyotik çevre dengesi gibi sorunlar yeni sorunlardır. Fakat cehalet ve ekonomik gelir dengesizlikleri sağlıklı kent gelişmesine olanak vermiyor. Ülkenin sadece yapısal, kentsel geleceği açısından değil, ekonomik geleceği açısından da en olumsuz gelişme budur. Bugün bir gelişme gösterisi sayılan bu olgu, birkaç yıl sonra ekonomik ve sosyal çöküntünün göstergelerinden biri olabilir. Amerika’da 2008 krizinin inşaat sektörünün kredi politikası nedeniyle olduğunu bizimkiler kavramadı. Yüksek yapı pahalı bir yapıdır, sürekli enerji yutar. Kente en büyük zararı ulaşım ve hava kirliliği bağlamındadır. Yüksek yapı ucuz arsa kapatıp onun üzerine istediği kadar kat koyan müteahhitten başka kimse için ucuz değil. Halkın beyni inşaat gösterileriyle yıkanıyor. Bu etkinlik bütün diğer etkinliklerin yeterince gelişmemesinin de nedenidir. Öğretim para yiyici ve kötü. Ülke bütün uç teknolojileri ithal ediyor. Tarımsal üretim dışarıya boyun eğmiş, ithalat ihracattan çok. Borç yükü dünya sıralamasında görkemli bir düzeyde. Asya tipi gelişme Birkaç yıl önce Rem Koolhaas, Harvard Üniversitesi için hazırladığı ‘Mutations = Dönüşümler’ adlı ilginç bir kitap yayınladı. Bu kitap kentsel dönüşümlerden söz ediyor, dünyadan örnekler veriyordu. Çin’de Hong Kong’un kuzeyinde İnci Nehri Deltası adı verilen ve büyük şehirleri içeren bir bölgedeki gelişmeleri anlattıktan sonra Asya tipi bir gelişmeden söz ediyor. O bölgede nüfus toplamı 15 milyon tutan beş kent var; 2030’da 32 milyona çıkacakmış. Fakat bu bölgede 2000’de 2000 km karayolu var. Bölgede ayni tarihte kentlerde ve nehirler üzerinde 1260 köprü varmış. Hong Kong’u kuzeye bağlayan asma köprü 2.2 km açıklığı ile dünyanın en uzun asma köprüsü. 1995’de bu bölgede 5 havaalanı var. Yolcu sayısı yılda 45 milyon. Uluslararası Guangzhou hava alanında saatte 15 uçak iniyor ve kalkıyor. Koolhaas şöyle diyor: Burada Asya ile Avrupa karışımı bir uygulama var. Bu insanların büyük bir çoğunluğu için tarihin hiçbir önemi yok. Bu her şeye yeniden başlamak ‘tabula rasa’ yöntemi. Rem Koolhaas, Singapur’dan söz ederken her şeyin yeni ve yapay olduğunu, yapıların birbirleriyle ilişkisi olmadığını vurguluyor. Kent pazarlaması Asyalılar &#8216;biz modern’i yaratıyoruz’ diyorlarmış. Koolhaas bunun bir aldatmaca olduğunu söylüyor: &#8220;Asya yok oluyor&#8221;&#8230; Asyalılar kendi ülkelerinde turist oldular. Ne önemli mimarileri ne de önemli mimarları var. Ve kentlerin oluşumunda önemli olan hiçbir uzmanları yok. ‘Urbanism’ sözcüğünün içeriği kalmamış. Bu bir trajedi. Olağanüstü yapılaşma yeni bir Asya mimarisinin yaratılmasına paralel olmamış. Toplum mimarları bir kenara atmış. Politik sistemleri ortak toplumsal değerlere önem vermiyor. Varsa yoksa pazar ekonomisi. Belki kentin pazarlamasından söz edilebilir. Rem Koolhaas Çin için böyle diyor. Bu bizi de anlatmıyor mu? İstanbul, tarih dışında, hiçbir ölçüte göre bir dünya kenti değildir. Türkiye zenginlikte, bilimde, teknolojide, öğretimde, sanatta, edebiyatta dünya kategorisinde değil. Sadece borçta dereceye giriyor. Ne var ki Çin’in sanayi üretimi 2015’e kadar Amerika’ya yetişecekmiş. Bizim nerede olduğumuzu bilen var mı? Doğan Kuban</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulda-kentsel-donusum-ne-demek">İstanbul’da kentsel dönüşüm ne demek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim 2700 yıllık kentimiz sayısız dönüşüm geçirdi. Megaralı Greklerin kolonisi Bizantion’dan bugüne&#8230; Kentsel dönüşüm var olan bir şeyin değişmesidir. Ormanı kesip gökdelen dikmek değildir. Bugünkü İstanbul, Menderes döneminde başlayan bir kentsel değişim ile 1980&#8217;den sonraki bir azmanlaşmanın sonucudur.</p>
<p>Kentsel dönüşüm deyimi aynı zamanda biyolojik bir içerik taşıyor. Fakat bizde her şeyi saklayan bir örtü, her yapılana kent planı onayı veren bir damga olmuş. İstanbul surları içinde de yıkılan mahallelere neo-Osmanlı apartman yapmak bir kentsel dönüşümdür. Ama tarihi çevre koruma değildir. Dudullu’da, Şile’de ormanları yok eden bir plan ise kentsel dönüşüm değildir. 1440 hektarlık sur içini 350 bin ya da 400 bin hektarlık kent alanı içinde tarihi karakteriyle koruyamayıp Boğaz alanında yeşil yerine bir site yapmak da kentsel dönüşüm değil. Sadece yeşil alan soykırımıdır.</p>
<p><strong>Nüfus patlaması</strong></p>
<p>İstanbul devleşmesi olağanüstü bir nüfus patlaması sonucudur. Roma çağından bu yana Anadolu’nun nüfusu 8 milyon civarında değişmeden 20. yüzyıla ulaşmıştı. Bugün 75 milyon. Cumhuriyet&#8217;in başında %90’ı okumamış köylü olan bu nüfusun %70’i kent dediğimiz fakat planlanamamış megapolde yaşıyor. Kökten bir değişim. Toplumun kültür seviyesi bu kökten değişime bir yanıt getiremezdi. Hele bu fırtına her düzeyde eleştirinin yok olduğu bir toplumda olunca sonuç sadece kargaşa oldu.</p>
<p>Kente göç edenin bütün yaşam konforu iyileşti. Gecekondusu kendine ait bir eve dönüşünce yüzyıllar boyunca mal sahibi olamamış köylü ilk kez köle olmadığını hissetti. Belediyeler ve partiler de kent toprağı spekülasyonunun altın değerinde olduğunu öğrendiler.</p>
<p>İstanbul akıl almaz bir hızla bir megapole dönüşünce bir kent tarihi bilinci topluma ve idarecilerde ulaşmadı. Gelenler İstanbul ile hemen özdeş olamıyorlar. Anadolu ne kadar parçalı ise İstanbul daha fazla parçalı. Megapol, toplumu bütünleştirici değil, parçalayıcı bir rol oynuyor.</p>
<p><strong>Planlama sadece bir dosya kapağıdır</strong></p>
<p>Nüfusunu sayamayan ve kaçak inşaat oranı %60’a ulaşan bir kentte plandan söz etmek ancak alay olabilir. Politikacılar için tek gerçeğin gelenlere yer tahsisine dönüşmesi diğer kavramları içi boş başlıklar yaptı. Orta Asya bozkırından Anadolu’ya göçenler doğaya nasıl davrandılarsa İstanbul’a gelen köylü de doğaya öyle davrandı. Bu durum gece kondu aflarıyla onaylandı. Politik oya dönüştü. Toprak yağması politik oy eşitliği kurulduktan sonra yerine rasyonel bir planlama düzeninin geçmesini beklemek hayal olurdu. Köylüler spekülatörlerin öncüsü oldular.</p>
<p>Bu olgu Türkiye’de kent toprağının en büyük gelir kaynağı olarak ekonominin baş köşesine oturmasını sağladı. Yapılaşmayı yönlendiren idari etkinlik de sadece spekülatif inşaatın amaçlarını gerçekleştirmeye indirgendi. Bugün toprağın altın değerinde getirisinin devam etmesi için yataydaki yağmanın düşeyde devamını sağlayan yüksek yapı aşamasına geldik. Bu İstanbul’un yeni damgasıdır. Her yer vuruyoruz.</p>
<p>Bugünün kent modeli geçmişte yok. Enerji kıtlığı su kıtlığı, küresel ısınma, tarımsal kıtlık, küresel açlık, ekonomik kriz, geçen yüzyılda kimsenin söz etmediği biyotik çevre dengesi gibi sorunlar yeni sorunlardır. Fakat cehalet ve ekonomik gelir dengesizlikleri sağlıklı kent gelişmesine olanak vermiyor.</p>
<p>Ülkenin sadece yapısal, kentsel geleceği açısından değil, ekonomik geleceği açısından da en olumsuz gelişme budur. Bugün bir gelişme gösterisi sayılan bu olgu, birkaç yıl sonra ekonomik ve sosyal çöküntünün göstergelerinden biri olabilir. Amerika’da 2008 krizinin inşaat sektörünün kredi politikası nedeniyle olduğunu bizimkiler kavramadı. Yüksek yapı pahalı bir yapıdır, sürekli enerji yutar. Kente en büyük zararı ulaşım ve hava kirliliği bağlamındadır. Yüksek yapı ucuz arsa kapatıp onun üzerine istediği kadar kat koyan müteahhitten başka kimse için ucuz değil.</p>
<p>Halkın beyni inşaat gösterileriyle yıkanıyor. Bu etkinlik bütün diğer etkinliklerin yeterince gelişmemesinin de nedenidir. Öğretim para yiyici ve kötü. Ülke bütün uç teknolojileri ithal ediyor. Tarımsal üretim dışarıya boyun eğmiş, ithalat ihracattan çok. Borç yükü dünya sıralamasında görkemli bir düzeyde.</p>
<p><strong>Asya tipi gelişme</strong></p>
<p>Birkaç yıl önce Rem Koolhaas, Harvard Üniversitesi için hazırladığı ‘Mutations = Dönüşümler’ adlı ilginç bir kitap yayınladı. Bu kitap kentsel dönüşümlerden söz ediyor, dünyadan örnekler veriyordu. Çin’de Hong Kong’un kuzeyinde İnci Nehri Deltası adı verilen ve büyük şehirleri içeren bir bölgedeki gelişmeleri anlattıktan sonra Asya tipi bir gelişmeden söz ediyor.</p>
<p>O bölgede nüfus toplamı 15 milyon tutan beş kent var; 2030’da 32 milyona çıkacakmış. Fakat bu bölgede 2000’de 2000 km karayolu var. Bölgede ayni tarihte kentlerde ve nehirler üzerinde 1260 köprü varmış. Hong Kong’u kuzeye bağlayan asma köprü 2.2 km açıklığı ile dünyanın en uzun asma köprüsü. 1995’de bu bölgede 5 havaalanı var. Yolcu sayısı yılda 45 milyon. Uluslararası Guangzhou hava alanında saatte 15 uçak iniyor ve kalkıyor.</p>
<p>Koolhaas şöyle diyor: Burada Asya ile Avrupa karışımı bir uygulama var. Bu insanların büyük bir çoğunluğu için tarihin hiçbir önemi yok. Bu her şeye yeniden başlamak ‘tabula rasa’ yöntemi. Rem Koolhaas, Singapur’dan söz ederken her şeyin yeni ve yapay olduğunu, yapıların birbirleriyle ilişkisi olmadığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Kent pazarlaması</strong></p>
<p>Asyalılar &#8216;biz modern’i yaratıyoruz’ diyorlarmış. Koolhaas bunun bir aldatmaca olduğunu söylüyor: &#8220;Asya yok oluyor&#8221;&#8230; Asyalılar kendi ülkelerinde turist oldular. Ne önemli mimarileri ne de önemli mimarları var. Ve kentlerin oluşumunda önemli olan hiçbir uzmanları yok. ‘Urbanism’ sözcüğünün içeriği kalmamış. Bu bir trajedi. Olağanüstü yapılaşma yeni bir Asya mimarisinin yaratılmasına paralel olmamış. Toplum mimarları bir kenara atmış. Politik sistemleri ortak toplumsal değerlere önem vermiyor. Varsa yoksa pazar ekonomisi. Belki kentin pazarlamasından söz edilebilir. Rem Koolhaas Çin için böyle diyor. <strong>Bu bizi de anlatmıyor mu?</strong></p>
<p>İstanbul, tarih dışında, hiçbir ölçüte göre bir dünya kenti değildir. Türkiye zenginlikte, bilimde, teknolojide, öğretimde, sanatta, edebiyatta dünya kategorisinde değil. Sadece borçta dereceye giriyor. Ne var ki Çin’in sanayi üretimi 2015’e kadar Amerika’ya yetişecekmiş.</p>
<p>Bizim nerede olduğumuzu bilen var mı?</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulda-kentsel-donusum-ne-demek">İstanbul’da kentsel dönüşüm ne demek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29365</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2023 10:25:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[akkuyu nükleer santrali]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[atmosfer]]></category>
		<category><![CDATA[CO2]]></category>
		<category><![CDATA[data]]></category>
		<category><![CDATA[dijital yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[facebook]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[laptop]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[sera gazı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28900</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmalara göre, dünya genelinde, 2022’de her gün 5,03 milyar kişi internette, bunlardan 4,7 milyarı ise sosyal medyada aktif idi! Yine dünya genelinde, 2021’de kullanılan elektrik miktarı 120 adet Akkuyu gücündeki reaktörlerde üretilecek kadar çoktu. Bu aşırı elektriğin üretilmesi sırasında kullanılan yakıtlardan atmosfere salınan sera gazı miktarı (özellikle CO2), dünya uçak trafiğinden atmosfere salınan gaz miktarı kadar fazla! Bizler, bir yandan sera gazlarını azaltmakla ilgili çok çeşitli önlemlerin zorunlu olduğunu onaylarken (kömür santrallerini kapatmak gibi), diğer yandan, kullandığımız internet yoluyla, sera gazlarını artırarak iklimin biraz daha bozulmasına fark etmeden katkıda bulunuyoruz! Internet cini çoktan şişeden çıktı! Interneti hepimiz kullanıyoruz ve vazgeçmemiz de söz konusu değil. O zaman ne yapmalıyız?  Açıklamalar, ayrıntılar, karşılaştırmalar ve öneriler bu yazımızda. Facebook’a bir fotoğraf koyup her gün 5 dakika internette kalan ya da WhatsApp’tan iki video yollayan bir kişi, yılda, 20 kg kadar sera gazı salınmasına katkıda bulunuyor. Bir kişi için az olan bu miktar, bunu her gün 1 milyar kişi yaptığında ise yılda 20 milyon ton sera gazı ediyor. Bu da, 20 tonluk 1 milyon kamyon yükü demek. Neredeyse 40 metre aralıklarla 40.000 km’lik dünya çevresini dolaşacak kadar uzun bir konvoy! Şekil 1: Eğer internet bir ülke olsaydı, dünyada en fazla sera gazı salan 6. ülke olurdu.   Şekil 2: Dünyada en çok tıklanan web sayfaları (Sadece Kasım 2021 sayıları / milyar) Şekil 3: Haftada kaç saat online video izliyoruz? Şekil 4: Dünyada 2022’de internete ve sosyal medyaya girenlerin sayısı (5,03 ve 4,7 milyar kişi) Türkiye’de günde yaklaşık 7,5 saat internette geçiriliyor. Sosyal medyada ise günde 3 saat. Sosyal medyayı kullanan kişi sayısı yaklaşık 12 milyon /10,11/. Sosyal medyada 5 dakika bulunmak yılda ortalama olarak 20 kg CO2 salınmasıyla sonuçlanıyor. Sosyal medyada geçen 180 dakika sonucu, Türkiye’de 1 kişinin yılda atmosfere salınmasına neden olacağı CO2 miktarı 720 kg. Bu 12 milyon kişi için: 8,64 milyon ton CO2. Çizelge 1’de internette yapılan bazı işlemler birkaç örnekle gösteriliyor. Ayrıca internete bağlı olmayan bir TV ile ve otomobil kullanıldığında atmosfere salınan sera gazları miktarlarıyla karşılaştırılıyor. Çizelge 1: Dijital yaşamda sera gazı salınımıyla ilgili bazı karşılaştırmalar Görüldüğü gibi, günde 5 dakika Facebook’ta kalmakla (yılda 20 kg), günde 1 saat internete bağlı olmayan 100 Watt gücünde TV izlemekle (17 kg) ya da 133 km otomobil kullanmakla (20 kg), atmosfere salınacak olan sera gazları miktarları kabaca aynı. Ancak TV gitgide online’dan izleniyor ve internet kullanımı TV kullanımını geçmek üzere (Bkz. Şekil). Türkiye’de sosyal medya yoluyla 1 kişinin atmosfere salınmasına neden olduğu CO2 miktarı ise 720 kg ile epey fazla. Yılda 8,64 milyon ton CO2. Kuşkusuz bu ortalama değerler büyük değişimler gösterebilir. Özellikle internette çok kişinin izlediği film ve diziler, bu miktarları çok artırabilir. Dünyada internette kullanılan elektrik ve bunun neden olduğu sera gazı (CO2, eşdeğeri) miktarı ne kadar? Dünyada toplam olarak kullanılan elektrik ve salınan sera gazları (CO2) miktarını hesaplarsak: 2021 yılında dünyada üretilen toplam 27.000 Terawatt saat (TWh) elektriğin yaklaşık olarak %4’ü internette harcandı. Bu, 1.080 TWh elektrik kullanımı demektir. Akkuyu büyüklüğünde 1.200 MW kurulu gücünde bir nükleer reaktör yılda yaklaşık olarak 9 TWh elektrik üretiyor. Bu demektir ki 2021, yılında her biri Akkuyu reaktörü gücünde, 120 reaktör eşdeğerindeki elektrik santralinin ürettiği elektrik, dünyada internet için kullanıldı. 2030’da dünyada internetin kullanacağı elektriğin dünyada kullanılacak tüm elektriğin %10 kadar olacağı ve sera gazlarının da çok daha fazla olacağı kestiriliyor. Sadece internet yoluyla değil, her birimiz enerji (ısı), araç (petrol) ve elektrik kullanırken atmosfere sera gazı salınmasına katkıda bulunuyoruz. Bunun yanısıra ulaşım ve kendimize gereken maddelerin üretimi ve tüketimi sırasında bizler için kullanılan enerji sonucu atmosfere sera gazları salınıyor. Tüm bu yollarla ortaya çıkan toplam sera gazı miktarı Almanya’da kişi başına yılda kabaca 12 ton CO 2E. Türkiye’de bu miktar bunun yarısı kadar. Bu 12 ton içinde, besinlerin üretiminin en başından, tüketiminin en sonuna kadar geçen sürede, tüm işlemler sonunda kişi başına düşen sera gazı miktarı, yapılan araştırmalara göre, 2 ton CO2 kadar. Dijital yaşamın 12 ton içindeki payı ise, Almanya’da 849 kg CO2 (Şekil 6). Fransız Think tanks, Shift araştırma projesinde, 2018 yılında video izlenmesiyle, atmosfere 300 milyon CO2 miktarında sera gazı salındığı sonucuna varılıyor. Bu ise, tüm İspanya’nın atmosfere saldığı sera gazı kadar çok! Araştırmacılara göre, dünya veri (data) trafiğinin %80’i video izlenmesinden oluşuyor /3/. Öte yandan Netflix, 2020 yılında atmosfere 1,1 milyon ton CO2 saldığını ve bunun yarısının da film ve dizilerin yapımı sırasında ortaya çıktığını açıkladı /4/. Netflix’te ‘Stranger Things’ 64 milyon kişi izlemiş ve bu yolla atmosfere salınan sera gazı miktarının 56.700 Alman otomobil sürücüsünün 1 yılda atmosfere salacağı sera gazı miktarında denk geleceği hesaplanmış (Save on energy’nin verisi). Neden bu kadar çok video izleniyor sorusuna ise verilen yanıt: A- kendimiz istiyoruz, B- istemediğimiz halde bize ya reklamlarla ya da tanıdıklarla yollandığından izliyoruz deniliyor. Video izlenmesinde kullanılan baz istasyonu sistemiyle (Mobilfunk) bu sistemdeki kablo cinslerine göre de sera gazı salınımı farklı oluyor. En az CO2 salınmasını cam lifli kablolar sağlıyor. Internet için elektrik neden gitgide artıyor? Dünyada internete bağlı 30 milyar alet ve sistem var. Internette kullanılan bu çok çeşitli aletlerin, iletişim sistemlerinin yapımı, taşınması, kullanımı için aşırı miktarda enerji ve elektrik gerekiyor. Veri merkezlerinin, web sunucularının (serverlerin) ve milyarlarca veri trafiğini iletirken ısınan sayısız kablonun, büyük bilgisayarların veri merkezlerinde sürekli soğutulması için elektrik gerekiyor. Internet ağı, veri merkezleri ve serverler günün en yoğun kullanım durumu için tasarlanmış olduklarından, her an emre amade bekletiliyorlar. Bu nedenle gereğinden fazla elektrik kullanıyorlar. Internet için gereken elektrik miktarı 2000 yılından beri, her 5 yılda bir, iki katına yükseldiği görülüyor ve daha da ne kadar artacağı belli değil. Dünya nüfus artımı sonucu her gün internete giren kişi ve işlem sayısının, oyunların, videoların, filmlerin, dizilerin gitgide artması, internet için gereken elektriğin ve dolaylı olarak da sera gazı miktarının artmasını hızlandırıyor. Yakın gelecekte IOT (Internet of Things) sistemi devreye girip, örneğin dünyanın bir yerindeki yük kamyonu, dünyanın başka bir yerindekiyle ya da iş merkeziyle doğrudan iletişim kurduğunda, benzer milyarlarca yeni işlem için çok daha fazla elektrik gerekecek ve çok daha fazla sera gazı atmosfere ulaşacağı kesindir. 2030 yılında internetin kullanacağı elektriğin, dünyada kullanılacak miktarın %20’sine yükseleceği kestiriliyor. Şekil 5’te bir veri merkezi (data center) görülüyor. Şekil 5: Internet veri merkezi Cep telefonlarına yüklenen aplikasyonlar sürekli çoğalırken ya da yenilenirken milyarlarca kişi daha fazla elektrik kullanıp CO2 salınımına neden oluyor. Benzer durum yenilenen Twitter, Facebook, Instagram ve başka çok çeşitli portallar için de geçerli. Bunlara, gitgide artan filmler, diziler, milyarlarca yazışma ve yorumlar da eklenirse, bunları harekete geçirmek ve çalıştırmak için gereken elektriğin ve salınan CO2 miktarının büyüklüğü kestirilebilir. Almanya’da 2021 yılında internet ile ilgili kullanılan tüm sistemler, veri merkezleri (data center) web sunucular (serverler) ve diğer aletler için toplam olarak 46,7 TWh elektrik kullanılmış ve bu elektriğin üretilmesi sırasında 22 milyon ton CO2 sera gazı atmosfere salınmıştır (Almanya‘da 50.000 veri merkezi var). 2021 yılında üretilen toplam elektrik 490 TWh ve her türlü enerji kaynağından atmosfere salınan CO2 sera gazı miktarı 228 milyon ton. Almanya internetinin neden olduğu 22 milyon ton CO2 içinde %48 PC ve ilgili sabit aletlerin, %25 hesap merkezlerinin, %18 iletişim ağlarının ve %9 da iletişim sistemlerinde en sondaki aletlerin payları bulunuyor. Şekil 6’da dijital yaşamın sera gazları salınımındaki ayrıntıları görülüyor. En büyük katkı TV’nin gerek üretimi gerekse kullanımından geliyor: Kişi başına 350 kg CO2 salınıyor. Veri merkezleri de kişi başına düşen 213 kg CO2 ile epey katkıda bulunuyorlar. Sera gazları, madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve yarı iletkenlerin üretilmesi sırasında salınıyor. Şekil 6’deki değerler ortalama yaklaşık değerler olup aletlerin tipik kullanım sürelerine göre hesaplanmıştır. Örneğin düz ekran büyük bir TV’nin üretimi sırasında 1000 kg ve bir laptopun üretiminde ise 250 kg CO2 sera gazı salındığı açıklanıyor. Aletlerin kullanımı sırasında salınan sera gazları ise, aletlerin kullandığı elektrik miktarına ve kullanan kişinin kullanma süresine, alışkanlığına göre değişim gösteriyor. Benzer durum veri merkezlerinde web sunucularında verilerimizin depolanma miktar ve süresine bağlı olarak değişiyor. Şekil 6: Almanya’da 2020 yılında dijital yaşam yoluyla kişi başına toplam: 849 kg CO2 eşdeğerinde sera gazı salındı. Şekilde sağda: Veri merkezleri (Data center ve web sunucular), Backup (Cloud, veri depolama), arama motorları. Üretim/yapım: TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. Şekilde solda: Kullanım &#8211; TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. Şekilde ortada: İletişim ağı (şebeke) &#8211; video akımı, sosyal medya, konuşma yardımcısı /5/ . Değerler, kestirimler olup yapım ve kullanım özelliklerine göre büyük farklılık olabilir. Internetin olumlu yanları Internetin, bize, dünyanın her yeriyle anında iletişim sağlamasının yanı sıra, internet üzerinden telefon, veri aktarımı (fotoğraf, video, grafik vb.), internet bankacılığı, e-devlet, alış veriş, kitap, gazete, dergi, makale, müzik indirimleri gibi daha birçok yararlı yanı olduğunu biliyoruz. Gerek internetteki bu gibi işlemlerin bir çoğuyla gerekse örneğin uzak yerlerdeki katılımcılarla internet videolarıyla yapılan görüşmeler, toplantılar, konferanslar yoluyla atmosfere salınacak sera gazlarının, bunların uçak gezileriyle yüz yüze yapılmasından çok daha az olacağı da açıktır. Bu durum özellikle 2020/2021 yıllarındaki Covid salgını sırasında gitgide artan evden çalışma (home office) seçeneği için de geçerlidir. Gitgide artan internet alışverişlerinde de satın alınacakları gidip aramak ve ayrıca trafiğe girip vakit yitirmek, park yeri aramak yerine bunları internet üzerinden yapmanın çok daha az sera gazıyla sonuçlanacağı da kestirilebilir. Internetin gitgide TV’nin yerini almakta olduğu görülüyor. Şekil 7: Dünyada kişi başına TV ve internetin izlenme süreleri (dakika) Internetin, iklimin daha da bozulmasına olan katkısını nasıl azaltabiliriz? Öneriler: E-postalarının sayısını ve her bir e-postasındaki ekleri, resimleri, videoları azaltmak, büyük dosyaları küçülterek (ZIP) yollamak. E-posta ekleri yerine web bağlantılarını (link) yazmak (bu, herkesin açmayacağı ekleri gereksiz yere yollamamızı önleyecektir). Gelen her zincir e-postasını, resimleri, videoları çok kişiye yollamamak (forward etmemek), seçici olmak. Önemli olmayan e-postalarını silmek, posta kutularını boşaltmak ya da kendi PC ya da USB&#8217;de depolamak. Sürekli gelen ve okunmayan haber ileti kanallarından çıkmak. Akıllı telefonların optimizasyon olanağını kullanarak arka planda çalışan programları yok etmek. Sık sık yeni alet (akıllı telefon, tablet vb) satın almamak, bunların pillerini yenileyerek ya da onarımla kullanmaya devam etmek (her yeni alet, elektrik üretimini artırmak ve sera gazı üretmek demek). Desktop bilgisayar yerine örneğin laptop kullanmak. Bir laptopun, yapımında %75 daha az malzeme ve kullanımında ise %70 daha az elektrik gerekiyor. Sadece internette arama ve e-postalarına bakmak için PC, laptop yerine tablet ve kitap okumak için ise e-kitap okuyucu (e-reader) kullanmak hem elektrik üretimini hem de CO2 salınımını azaltacaktır. Çocuklarımıza evde ve okullarda interneti bilinçli kullanmayı öğretmek, önermek, internette oyun oynamaları yerine onları, oyun alanlarında oynamalarına özendirmek. Bu, ayrıca hem arkadaşlığı pekiştirecek hem de gitgide artan obezite eğilimini de azaltacaktır. Video toplantılarında, çok gerekmiyorsa, videoyu kapatmak. Video filmlerde çözünürlük kalitesini düşürmek. Internete çok gerekmiyorsa girmemek, akıllı telefonları daha az kullanmak, daha az resim ve video yollamak. Sonuç Artık yaşamımızın bir parçası olan, bizlere büyük olanak sağlayan interneti bırakmamız söz konusu değil. Ancak, gitgide artan internet işlemlerimizi, yukarıdaki açıklamalarımızın ve önerilerin ışığında daha bilinçli olarak kullanmak, hem elektrik gereksinimini, hem de atmosfere salınan sera gazı miktarını azaltacaktır. Bugün dünyada elektrik daha çok fosil yakıtlardan üretiliyor. Güneş ve rüzgar kaynaklı elektrik oranı, dünyada ilk kez 2021’de %10’u geçti. Umarız bu oran daha da artar. Ancak güneş ve rüzgar enerjileri de sütten çıkmış ak kaşık değiller. Örneğin güneş panellerinin her 25 yılda bir hurdaya çıkması sonucu, bunların geri dönüşümlerinin yapılması, içlerindeki zehirli maddelerin ayrıştırılmaları, geri kazanımları ve yeni panellerle değiştirilmeleri gerekiyor. Bunların yapımı ve geri dönüşümleri için de elektrik gerekiyor. Geri dönüşümlerin her ülkede tam olarak yapılamayacağı ve doğaya karşı korunmasız çöplüklerde hurda panel dağlarının yükseleceği, içlerindeki kurşun, antimon ve kadmiyum gibi zararlı maddelerin zamanla eko sistemi bozacağı kestirilebilir. Tek çözüm daha az enerji kullanmaktır. Bunun yolu ise, daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız gibi, nüfus planlamasıyla, nüfus artımını frenlemek, konfor ve savurganlığı azaltmaktır ama bunlar hem ülkelerin politikalarıyla, hem de her birimizin yaşam tarzıyla ilgili olduğundan ulaşılması çok zor hedeflerdir /1-11/. (*) Bu yazımızda CO2, CO2 eşdeğerindeki toplam sera gazları anlamındadır. Yüksel Atakan, Dr. Y. Müh. Almanya, ybatakan4@gmail.com /1/ İnternetin Kullandığı Aşırı Elektrik ve Salınan CO2 ! – Fizik Y. Müh. Dr. Yüksel Atakan (radyasyonyatakan.com) 2018 /2/ https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation /3/ Think Digital Green 28.10.2021 /4/ Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf (theshiftproject.org). /5/ https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2 /6/ https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser /7/ https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2 /8/ https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2ES /9/ https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen /10/ https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html /11/ https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2">Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Araştırmalara göre, dünya genelinde, 2022’de her gün 5,03 milyar kişi internette, bunlardan 4,7 milyarı ise sosyal medyada aktif idi! Yine dünya genelinde, 2021’de kullanılan elektrik miktarı 120 adet Akkuyu gücündeki reaktörlerde üretilecek kadar çoktu. Bu aşırı elektriğin üretilmesi sırasında kullanılan yakıtlardan atmosfere salınan sera gazı miktarı (özellikle CO2), dünya uçak trafiğinden atmosfere salınan gaz miktarı kadar fazla!</em></p>
<p><em>Bizler, bir yandan sera gazlarını azaltmakla ilgili çok çeşitli önlemlerin zorunlu olduğunu onaylarken (kömür santrallerini kapatmak gibi), diğer yandan, kullandığımız internet yoluyla, sera gazlarını artırarak iklimin biraz daha bozulmasına fark etmeden katkıda bulunuyoruz! </em></p>
<p><em>Internet cini çoktan şişeden çıktı! Interneti hepimiz kullanıyoruz ve vazgeçmemiz de söz konusu değil. </em><em>O zaman ne yapmalıyız?</em><em> </em></p>
<p><em>Açıklamalar, ayrıntılar, karşılaştırmalar ve öneriler bu yazımızda.</em></p>
<p>Facebook’a bir fotoğraf koyup her gün 5 dakika internette kalan ya da WhatsApp’tan iki video yollayan bir kişi, yılda, 20 kg kadar sera gazı salınmasına katkıda bulunuyor. Bir kişi için az olan bu miktar, bunu her gün 1 milyar kişi yaptığında ise yılda 20 milyon ton sera gazı ediyor. Bu da, 20 tonluk 1 milyon kamyon yükü demek. Neredeyse 40 metre aralıklarla 40.000 km’lik dünya çevresini dolaşacak kadar uzun bir konvoy!</p>
<p><strong>Şekil 1</strong>: Eğer internet bir ülke olsaydı, dünyada en fazla sera gazı salan 6. ülke olurdu.</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-28902 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1.png" alt="" width="458" height="290" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1.png 458w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl1-300x190.png 300w" sizes="(max-width: 458px) 100vw, 458px" /> </strong></p>
<p><strong>Şekil 2</strong>: Dünyada en çok tıklanan web sayfaları (Sadece Kasım 2021 sayıları / milyar)</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28903" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2.png" alt="" width="400" height="287" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2.png 400w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl2-300x215.png 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p><strong> Şekil 3:</strong> Haftada kaç saat online video izliyoruz?</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28905" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3.png" alt="" width="345" height="264" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3.png 345w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl3-300x230.png 300w" sizes="(max-width: 345px) 100vw, 345px" /></p>
<p><strong>Şekil 4:</strong> Dünyada 2022’de internete ve sosyal medyaya girenlerin sayısı (5,03 ve 4,7 milyar kişi)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28906" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4.png" alt="" width="396" height="247" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4.png 396w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl4-300x187.png 300w" sizes="auto, (max-width: 396px) 100vw, 396px" /></p>
<p><strong>Türkiye’de günde yaklaşık 7,5 saat internette geçiriliyor. Sosyal medyada ise günde 3 saat. Sosyal medyayı kullanan kişi sayısı yaklaşık 12 milyon /10,11/.</strong></p>
<p>Sosyal medyada 5 dakika bulunmak yılda ortalama olarak 20 kg CO2 salınmasıyla sonuçlanıyor.</p>
<p>Sosyal medyada geçen 180 dakika sonucu, <strong>Türkiye’de 1 kişinin yılda atmosfere salınmasına neden olacağı CO2 miktarı 720 kg.</strong> Bu 12 milyon kişi için: 8,64 milyon ton CO2.</p>
<p>Çizelge 1’de internette yapılan bazı işlemler birkaç örnekle gösteriliyor. Ayrıca internete bağlı olmayan bir TV ile ve otomobil kullanıldığında atmosfere salınan sera gazları miktarlarıyla karşılaştırılıyor.</p>
<p><strong>Çizelge 1</strong>: Dijital yaşamda sera gazı salınımıyla ilgili bazı karşılaştırmalar</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28908" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1.jpeg" alt="" width="500" height="738" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1.jpeg 640w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/czlg1-203x300.jpeg 203w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Görüldüğü gibi, günde 5 dakika Facebook’ta kalmakla (yılda 20 kg), günde 1 saat internete bağlı olmayan 100 Watt gücünde TV izlemekle (17 kg) ya da 133 km otomobil kullanmakla (20 kg), atmosfere salınacak olan sera gazları miktarları kabaca aynı. Ancak TV gitgide online’dan izleniyor ve internet kullanımı TV kullanımını geçmek üzere (Bkz. Şekil). Türkiye’de sosyal medya yoluyla 1 kişinin atmosfere salınmasına neden olduğu CO2 miktarı ise 720 kg ile epey fazla. Yılda 8,64 milyon ton CO2.</p>
<p>Kuşkusuz bu ortalama değerler büyük değişimler gösterebilir. Özellikle internette çok kişinin izlediği film ve diziler, bu miktarları çok artırabilir.</p>
<p><strong>Dünyada internette kullanılan elektrik ve bunun neden olduğu sera gazı (CO2, eşdeğeri) miktarı ne kadar?</strong></p>
<p>Dünyada toplam olarak kullanılan elektrik ve salınan sera gazları (CO2) miktarını hesaplarsak: 2021 yılında dünyada üretilen toplam 27.000 Terawatt saat (TWh) elektriğin yaklaşık olarak %4’ü internette harcandı. Bu, 1.080 TWh elektrik kullanımı demektir. Akkuyu büyüklüğünde 1.200 MW kurulu gücünde bir nükleer reaktör yılda yaklaşık olarak 9 TWh elektrik üretiyor. Bu demektir ki 2021, yılında her biri Akkuyu reaktörü gücünde, 120 reaktör eşdeğerindeki elektrik santralinin ürettiği elektrik, dünyada internet için kullanıldı. 2030’da dünyada internetin kullanacağı elektriğin dünyada kullanılacak tüm elektriğin %10 kadar olacağı ve sera gazlarının da çok daha fazla olacağı kestiriliyor.</p>
<p>Sadece internet yoluyla değil, her birimiz enerji (ısı), araç (petrol) ve elektrik kullanırken atmosfere sera gazı salınmasına katkıda bulunuyoruz. Bunun yanısıra ulaşım ve kendimize gereken maddelerin üretimi ve tüketimi sırasında bizler için kullanılan enerji sonucu atmosfere sera gazları salınıyor. Tüm bu yollarla ortaya çıkan toplam sera gazı miktarı Almanya’da kişi başına yılda kabaca 12 ton CO 2E. Türkiye’de bu miktar bunun yarısı kadar. Bu 12 ton içinde, besinlerin üretiminin en başından, tüketiminin en sonuna kadar geçen sürede, tüm işlemler sonunda kişi başına düşen sera gazı miktarı, yapılan araştırmalara göre, 2 ton CO2 kadar. Dijital yaşamın 12 ton içindeki payı ise, Almanya’da 849 kg CO2 (Şekil 6).</p>
<p>Fransız Think tanks, Shift araştırma projesinde, 2018 yılında video izlenmesiyle, atmosfere 300 milyon CO2 miktarında sera gazı salındığı sonucuna varılıyor. Bu ise, tüm İspanya’nın atmosfere saldığı sera gazı kadar çok! Araştırmacılara göre, dünya veri (data) trafiğinin %80’i video izlenmesinden oluşuyor /3/. Öte yandan Netflix, 2020 yılında atmosfere 1,1 milyon ton CO2 saldığını ve bunun yarısının da film ve dizilerin yapımı sırasında ortaya çıktığını açıkladı /4/.</p>
<p>Netflix’te ‘Stranger Things’ 64 milyon kişi izlemiş ve bu yolla atmosfere salınan sera gazı miktarının 56.700 Alman otomobil sürücüsünün 1 yılda atmosfere salacağı sera gazı miktarında denk geleceği hesaplanmış (Save on energy’nin verisi).</p>
<p>Neden bu kadar çok video izleniyor sorusuna ise verilen yanıt: A- kendimiz istiyoruz, B- istemediğimiz halde bize ya reklamlarla ya da tanıdıklarla yollandığından izliyoruz deniliyor. Video izlenmesinde kullanılan baz istasyonu sistemiyle (Mobilfunk) bu sistemdeki kablo cinslerine göre de sera gazı salınımı farklı oluyor. En az CO2 salınmasını cam lifli kablolar sağlıyor.</p>
<p><strong>Internet için elektrik neden gitgide artıyor?</strong></p>
<p>Dünyada internete bağlı 30 milyar alet ve sistem var. Internette kullanılan bu çok çeşitli aletlerin, iletişim sistemlerinin yapımı, taşınması, kullanımı için aşırı miktarda enerji ve elektrik gerekiyor. Veri merkezlerinin, web sunucularının (serverlerin) ve milyarlarca veri trafiğini iletirken ısınan sayısız kablonun, büyük bilgisayarların veri merkezlerinde sürekli soğutulması için elektrik gerekiyor. Internet ağı, veri merkezleri ve serverler günün en yoğun kullanım durumu için tasarlanmış olduklarından, her an emre amade bekletiliyorlar. Bu nedenle gereğinden fazla elektrik kullanıyorlar. Internet için gereken elektrik miktarı 2000 yılından beri, her 5 yılda bir, iki katına yükseldiği görülüyor ve daha da ne kadar artacağı belli değil.</p>
<p>Dünya nüfus artımı sonucu her gün internete giren kişi ve işlem sayısının, oyunların, videoların, filmlerin, dizilerin gitgide artması, internet için gereken elektriğin ve dolaylı olarak da sera gazı miktarının artmasını hızlandırıyor.</p>
<p>Yakın gelecekte IOT (Internet of Things) sistemi devreye girip, örneğin dünyanın bir yerindeki yük kamyonu, dünyanın başka bir yerindekiyle ya da iş merkeziyle doğrudan iletişim kurduğunda, benzer milyarlarca yeni işlem için çok daha fazla elektrik gerekecek ve çok daha fazla sera gazı atmosfere ulaşacağı kesindir. 2030 yılında internetin kullanacağı elektriğin, dünyada kullanılacak miktarın %20’sine yükseleceği kestiriliyor. Şekil 5’te bir veri merkezi (data center) görülüyor.</p>
<p><strong>Şekil 5:</strong> Internet veri merkezi</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28910 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5.png" alt="" width="487" height="252" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5.png 487w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl5-300x155.png 300w" sizes="auto, (max-width: 487px) 100vw, 487px" /></p>
<p>Cep telefonlarına yüklenen aplikasyonlar sürekli çoğalırken ya da yenilenirken milyarlarca kişi daha fazla elektrik kullanıp <strong>CO2 </strong> salınımına neden oluyor. Benzer durum yenilenen Twitter, Facebook, Instagram ve başka çok çeşitli portallar için de geçerli. Bunlara, gitgide artan filmler, diziler, milyarlarca yazışma ve yorumlar da eklenirse, bunları harekete geçirmek ve çalıştırmak için gereken elektriğin ve salınan <strong>CO2 </strong> miktarının büyüklüğü kestirilebilir.</p>
<p>Almanya’da 2021 yılında internet ile ilgili kullanılan tüm sistemler, veri merkezleri (data center) web sunucular (serverler) ve diğer aletler için toplam olarak 46,7 TWh elektrik kullanılmış ve bu elektriğin üretilmesi sırasında 22 milyon ton CO2 sera gazı atmosfere salınmıştır (Almanya‘da 50.000 veri merkezi var). 2021 yılında üretilen toplam elektrik 490 TWh ve her türlü enerji kaynağından atmosfere salınan CO2 sera gazı miktarı 228 milyon ton. Almanya internetinin neden olduğu 22 milyon ton CO2 içinde %48 PC ve ilgili sabit aletlerin, %25 hesap merkezlerinin, %18 iletişim ağlarının ve %9 da iletişim sistemlerinde en sondaki aletlerin payları bulunuyor.</p>
<p>Şekil 6’da dijital yaşamın sera gazları salınımındaki ayrıntıları görülüyor. En büyük katkı TV’nin gerek üretimi gerekse kullanımından geliyor: Kişi başına 350 kg CO2 salınıyor. Veri merkezleri de kişi başına düşen 213 kg CO2 ile epey katkıda bulunuyorlar. Sera gazları, madenlerin çıkarılması, işlenmesi ve yarı iletkenlerin üretilmesi sırasında salınıyor. Şekil 6’deki değerler ortalama yaklaşık değerler olup aletlerin tipik kullanım sürelerine göre hesaplanmıştır. Örneğin düz ekran büyük bir TV’nin üretimi sırasında 1000 kg ve bir laptopun üretiminde ise 250 kg CO2 sera gazı salındığı açıklanıyor.</p>
<p>Aletlerin kullanımı sırasında salınan sera gazları ise, aletlerin kullandığı elektrik miktarına ve kullanan kişinin kullanma süresine, alışkanlığına göre değişim gösteriyor. Benzer durum veri merkezlerinde web sunucularında verilerimizin depolanma miktar ve süresine bağlı olarak değişiyor.</p>
<p><strong>Şekil 6: </strong>Almanya’da 2020 yılında dijital yaşam yoluyla kişi başına toplam: 849 kg CO2 eşdeğerinde sera gazı salındı. <strong>Şekilde sağda:</strong> Veri merkezleri (Data center ve web sunucular), Backup (Cloud, veri depolama), arama motorları. Üretim/yapım: TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. <strong>Şekilde solda:</strong> Kullanım &#8211; TV, laptop, akıllı telefon, konuşma yardımcısı. <strong>Şekilde ortada:</strong> İletişim ağı (şebeke) &#8211; video akımı, sosyal medya, konuşma yardımcısı /5/ . Değerler, kestirimler olup yapım ve kullanım özelliklerine göre büyük farklılık olabilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28911" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6.png" alt="" width="500" height="509" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6.png 703w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl6-295x300.png 295w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Internetin olumlu yanları</strong></p>
<p>Internetin, bize, dünyanın her yeriyle anında iletişim sağlamasının yanı sıra, internet üzerinden telefon, veri aktarımı (fotoğraf, video, grafik vb.), internet bankacılığı, e-devlet, alış veriş, kitap, gazete, dergi, makale, müzik indirimleri gibi daha birçok yararlı yanı olduğunu biliyoruz. Gerek internetteki bu gibi işlemlerin bir çoğuyla gerekse örneğin uzak yerlerdeki katılımcılarla internet videolarıyla yapılan görüşmeler, toplantılar, konferanslar yoluyla atmosfere salınacak sera gazlarının, bunların uçak gezileriyle yüz yüze yapılmasından çok daha az olacağı da açıktır. Bu durum özellikle 2020/2021 yıllarındaki Covid salgını sırasında gitgide artan evden çalışma (home office) seçeneği için de geçerlidir.</p>
<p>Gitgide artan internet alışverişlerinde de satın alınacakları gidip aramak ve ayrıca trafiğe girip vakit yitirmek, park yeri aramak yerine bunları internet üzerinden yapmanın çok daha az sera gazıyla sonuçlanacağı da kestirilebilir.</p>
<p>Internetin gitgide TV’nin yerini almakta olduğu görülüyor.</p>
<p><strong>Şekil 7</strong>: Dünyada kişi başına TV ve internetin izlenme süreleri (dakika)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-28912" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7.png" alt="" width="500" height="244" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7.png 679w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/skl7-300x147.png 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Internetin, iklimin daha da bozulmasına olan katkısını nasıl azaltabiliriz? Öneriler:</strong></p>
<ol>
<li>E-postalarının sayısını ve her bir e-postasındaki ekleri, resimleri, videoları azaltmak, büyük dosyaları küçülterek (ZIP) yollamak.</li>
<li>E-posta ekleri yerine web bağlantılarını (link) yazmak (bu, herkesin açmayacağı ekleri gereksiz yere yollamamızı önleyecektir).</li>
<li>Gelen her zincir e-postasını, resimleri, videoları çok kişiye yollamamak (forward etmemek), seçici olmak.</li>
<li>Önemli olmayan e-postalarını silmek, posta kutularını boşaltmak ya da kendi PC ya da USB&#8217;de depolamak.</li>
<li>Sürekli gelen ve okunmayan haber ileti kanallarından çıkmak.</li>
<li>Akıllı telefonların optimizasyon olanağını kullanarak arka planda çalışan programları yok etmek.</li>
<li>Sık sık yeni alet (akıllı telefon, tablet vb) satın almamak, bunların pillerini yenileyerek ya da onarımla kullanmaya devam etmek (her yeni alet, elektrik üretimini artırmak ve sera gazı üretmek demek).</li>
<li>Desktop bilgisayar yerine örneğin laptop kullanmak. Bir laptopun, yapımında %75 daha az malzeme ve kullanımında ise %70 daha az elektrik gerekiyor.</li>
<li>Sadece internette arama ve e-postalarına bakmak için PC, laptop yerine tablet ve kitap okumak için ise e-kitap okuyucu (e-reader) kullanmak hem elektrik üretimini hem de <strong>CO2 </strong>salınımını azaltacaktır.</li>
<li>Çocuklarımıza evde ve okullarda interneti bilinçli kullanmayı öğretmek, önermek, internette oyun oynamaları yerine onları, oyun alanlarında oynamalarına özendirmek. Bu, ayrıca hem arkadaşlığı pekiştirecek hem de gitgide artan obezite eğilimini de azaltacaktır.</li>
<li>Video toplantılarında, çok gerekmiyorsa, videoyu kapatmak.</li>
<li>Video filmlerde çözünürlük kalitesini düşürmek.</li>
<li>Internete çok gerekmiyorsa girmemek, akıllı telefonları daha az kullanmak, daha az resim ve video yollamak.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Artık yaşamımızın bir parçası olan, bizlere büyük olanak sağlayan interneti bırakmamız söz konusu değil. Ancak, gitgide artan internet işlemlerimizi, yukarıdaki açıklamalarımızın ve önerilerin ışığında daha bilinçli olarak kullanmak, hem elektrik gereksinimini, hem de atmosfere salınan sera gazı miktarını azaltacaktır. Bugün dünyada elektrik daha çok fosil yakıtlardan üretiliyor. Güneş ve rüzgar kaynaklı elektrik oranı, dünyada ilk kez 2021’de %10’u geçti. Umarız bu oran daha da artar. Ancak güneş ve rüzgar enerjileri de sütten çıkmış ak kaşık değiller. Örneğin güneş panellerinin her 25 yılda bir hurdaya çıkması sonucu, bunların geri dönüşümlerinin yapılması, içlerindeki zehirli maddelerin ayrıştırılmaları, geri kazanımları ve yeni panellerle değiştirilmeleri gerekiyor. Bunların yapımı ve geri dönüşümleri için de elektrik gerekiyor. Geri dönüşümlerin her ülkede tam olarak yapılamayacağı ve doğaya karşı korunmasız çöplüklerde hurda panel dağlarının yükseleceği, içlerindeki kurşun, antimon ve kadmiyum gibi zararlı maddelerin zamanla eko sistemi bozacağı kestirilebilir. Tek çözüm daha az enerji kullanmaktır. Bunun yolu ise, daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız gibi, nüfus planlamasıyla, nüfus artımını frenlemek, konfor ve savurganlığı azaltmaktır ama bunlar hem ülkelerin politikalarıyla, hem de her birimizin yaşam tarzıyla ilgili olduğundan ulaşılması çok zor hedeflerdir /1-11/.</p>
<p><strong>(*) </strong>Bu yazımızda CO2, CO2 eşdeğerindeki toplam sera gazları anlamındadır.</p>
<p><strong>Yüksel Atakan, Dr. Y. Müh. Almanya, </strong><a href="mailto:ybatakan4@gmail.com"><strong>ybatakan4@gmail.com</strong></a></p>
<p>/1/ <a href="https://www.radyasyonyatakan.com/yazi/internetin-kullandigi-asiri-elektrik-ve-salinan-co2">İnternetin Kullandığı Aşırı Elektrik ve Salınan CO2 ! – Fizik Y. Müh. Dr. Yüksel Atakan (radyasyonyatakan.com)</a> 2018</p>
<p>/2/ <a href="https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation">https://ourworldindata.org/co2-emissions-from-aviation</a></p>
<p>/3/ Think Digital Green 28.10.2021</p>
<p>/4/ <a href="https://theshiftproject.org/wp-content/uploads/2019/07/Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf">Excutive-Summary_EN_The-unsustainable-use-of-online-video.pdf (theshiftproject.org)</a>.</p>
<p>/5/ <a href="https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2">https://www.iea.org/reports/global-energy-review-co2-emissions-in-2021-2</a></p>
<p>/6/ <a href="https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser">https://www.waschbaer.de/magazin/co2-fussabdruck-des-internets-infos-und-tipps/#Der_CO2-Fussabdruck_des_Internets_Das_Netz_ist_ein_Stromfresser</a></p>
<p>/7/ <a href="https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2e%20%20">https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2 </a></p>
<p>/8/ <a href="https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2e%20%20">https://utopia.de/ratgeber/streaming-dienste-klima-netflix-CO2ES </a></p>
<p>/9/ <a href="https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen">https://m.winfuture.de/bild/1649406085#:~:text=Die%20Herstellung%20eines%20gro%C3%9Fen%20Flachbildfernsehers,ungef%C3%A4hr%20250%20Kilogramm%20CO2ES%20ausgesto%C3%9Fen</a></p>
<p>/10/ <a href="https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html">https://www.trthaber.com/foto-galeri/turkiye-internette-ve-sosyal-medyada-ne-kadar-vakit-geciriyor/48783/sayfa-3.html</a></p>
<p>/11/ <a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275"><u>https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53259275</u></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/internete-her-girdigimizde-iklimi-biraz-daha-bozdugumuzu-biliyor-muyuz-2">Internete her girdiğimizde iklimi biraz daha bozduğumuzu biliyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28900</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yüzyılın sonunda gıda ihtiyacı yüzde 80 artacak</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/yuzyilin-sonunda-gida-ihtiyaci-yuzde-80-artacak</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Dec 2019 08:04:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[gıda güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=16304</guid>

					<description><![CDATA[<p>2100 yılına geldiğimizde dünya nüfusunun beslenmesi için gereken gıda miktarı neredeyse yüzde 80 oranında artabilir. Plos One dergisinde yayınlanan çalışmalarında Göttingen Üniversitesi&#8217;nden araştırmacılar, dünya genelinde Vücut Kitle Endeksi&#8217;ndeki artışın daha fazla kalori ihtiyacını ortaya çıkardığını belirtiyor ve artan kalori ihtiyacını karşılayamamanın daha büyük küresel eşitsizliğe yol açabileceği konusunda uyarıyor. Kalori ihtiyacındaki bu artışın yüzde 60&#8217;lık kısmının dünya nüfusundaki artıştan, kalan kısmının Vücut Kitle Endeksi&#8217;nde öngörülen küresel yükselişten kaynaklanacağı belirtiliyor. BM&#8217;nin Dünya Nüfus Beklentisi raporunda, 2010&#8217;da yaklaşık yedi milyar olan dünya nüfusunun 2100&#8217;de yaklaşık 11 milyara çıkacağı tahmin ediliyor. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/yuzyilin-sonunda-gida-ihtiyaci-yuzde-80-artacak">Yüzyılın sonunda gıda ihtiyacı yüzde 80 artacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2100 yılına geldiğimizde dünya nüfusunun beslenmesi için gereken gıda miktarı neredeyse yüzde 80 oranında artabilir.</p>
<p><em>Plos One</em> dergisinde yayınlanan çalışmalarında Göttingen Üniversitesi&#8217;nden araştırmacılar, dünya genelinde Vücut Kitle Endeksi&#8217;ndeki artışın daha fazla kalori ihtiyacını ortaya çıkardığını belirtiyor ve artan kalori ihtiyacını karşılayamamanın daha büyük küresel eşitsizliğe yol açabileceği konusunda uyarıyor.</p>
<p>Kalori ihtiyacındaki bu artışın yüzde 60&#8217;lık kısmının dünya nüfusundaki artıştan, kalan kısmının Vücut Kitle Endeksi&#8217;nde öngörülen küresel yükselişten kaynaklanacağı belirtiliyor.</p>
<p>BM&#8217;nin Dünya Nüfus Beklentisi raporunda, 2010&#8217;da yaklaşık yedi milyar olan dünya nüfusunun 2100&#8217;de yaklaşık 11 milyara çıkacağı tahmin ediliyor.</p>
<p><a href="https://www.bbc.com/news/science-environment-50856049">Kaynak</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/yuzyilin-sonunda-gida-ihtiyaci-yuzde-80-artacak">Yüzyılın sonunda gıda ihtiyacı yüzde 80 artacak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">16304</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yoksa beklenen nüfus patlaması yaşanmayacak mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yoksa-beklenen-nufus-patlamasi-yasanmayacak-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Sep 2019 08:38:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15018</guid>

					<description><![CDATA[<p>2076 yılında çocuk sayısı azalacak, tarihte ilk kez yaşlılar çoğunlukta olacak. Nüfus patlaması beklenmedik bir şekilde sönebilir mi? Malthusçuluğun öngördüğü nüfus artışına bağlı iflas yerine, demografik bir çöküşün eşiğine gelebilir miyiz? Nasıl ve neden sorusuna yanıt bulmak için, son bir araştırmaya göre insanların seksten uzak durdukları Japonya’ya bakabiliriz. Yaşam beklentisinin seksen beş yaş ve üzerine çıkmasına rağmen, doğurganlığın kadın başına 1,4 olması ve bakirliğin yaygınlaşması nedeniyle Japon nüfusu azalıyor. Öyle görülüyor ki Japonlar çoğalmak için çok fazla meşguller. Ve bu bu durum salgın gibi yayılıyor. Dünya ülkelerinin yarısında doğurganlık oranı, nüfusun yenilenmesi için gerekli olan kadın başına en az iki çocukluk doğurganlık oranın altındadır. Avrupa ve Uzakdoğu’daki ülkeler 1,5’luk doğurganlık oranıyla demografik uçurumun kenarındalar. Almanya ve İtalya, nüfuslarının önümüzdeki atmış yıl içinde yarılanacağını tahmin ediyorlar. Stockholm Karolinska Enstitüsü’nden Hans Rosling, dünya en az çocuğa sahip olma durumunda zirveye ulaştı, toplam nüfusun da bu zirveye ulaşması uzak değil diyor. Dünya nüfusu şimdilik artmaya devam ediyor. Günümüzde 7,4 milyar olan insan sayısı, Afrika’daki yüksek doğurganlık oranı nedeniyle 9 milyar kadar olabilir. Birleşmiş Milletler dünya nüfusunun 2100 yılında yaklaşık olarak 11,2 milyar olmasını bekliyor. Fakat bu pek mümkün görünmüyor. Demografik durgunluktan sonra hiçbir ülkede doğurganlığın iyileştiği görülmedi. Birçok nüfusbilimci 2076 yılına kadar küresel bir kırılmanın yaşanacağını düşünüyor.  Elbette hükümetler nüfustaki azalmayı durdurmaya çalışabilirler. Fakat Singapur bunu bir kuşaktır denemesine rağmen, yine de dünyanın en düşük doğurganlık oranına (0,8) sahip. Ve doğurganlık bir kez azaldığında bu eğilimi tersine döndürmek zordur. Nüfus patlaması sona erer. Peki bu soyumuzun geleceği için ne anlama geliyor? 2076 yılında çocuklar azalacak. Tarihte ilk kez yaşlılar çoğunlukta olacak. 20. yüzyılı biçimlendiren atılgan, dürtülerle tetiklenen kültürler ölmeye mahkum görünüyor. Yenilikçi fikirler tükenebilir. Dahası bu gelişme ekonomiyi de çökertebilir. Bazı ekonomistler Japonya’da 1990’lı yıllardan beri devam eden ekonomik durgunluğun, her zamankinden daha fazla yaşlı nüfusun bulunmasından kaynaklandığı düşüncesinde. Kim bilir Avrupa’da bu yönde ilerliyor olabilir. 2030 yılında en düşük seviyede çocuk nüfusuna sahip olması beklenen Çin’in de sıradaki ülke olması beklenebilir. Demografik deterministler, soyumuzun yavaşça aşağı doğru küçülen bir sarmal içinde bulunmasından endişeliler. Ama kim bilir böyle olmayabilir de. Her ne kadar yaşlı bir toplum farklı olacaksa da günümüzdeki yaşlı Rock yıldızları gibi yaşlanmanın aslında o kadar da kötü olmadığını keşfedebiliriz, yaşlılar yeni gençlik olabilir. Ve yaşlı toplumlar silahlanmaya daha az eğimlidirler. Daha düşük nüfuslu bir dünya, gezegenin ekosistemine bir ara verdirebilir. Malthusçuluk gündemden kalkabilir, bunun yerine çevrebilimci Edward O.Wilson’un ekolojik iyileştirme çağrısı kabul görebilir. Ve en azından doğa için bir umut ışığı belirecektir. Kaynak: New Scientist </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yoksa-beklenen-nufus-patlamasi-yasanmayacak-mi">Yoksa beklenen nüfus patlaması yaşanmayacak mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>2076 yılında çocuk sayısı azalacak, tarihte ilk kez yaşlılar çoğunlukta olacak.</p></blockquote>
<p>Nüfus patlaması beklenmedik bir şekilde sönebilir mi? Malthusçuluğun öngördüğü nüfus artışına bağlı iflas yerine, demografik bir çöküşün eşiğine gelebilir miyiz? Nasıl ve neden sorusuna yanıt bulmak için, son bir araştırmaya göre insanların seksten uzak durdukları Japonya’ya bakabiliriz. Yaşam beklentisinin seksen beş yaş ve üzerine çıkmasına rağmen, doğurganlığın kadın başına 1,4 olması ve bakirliğin yaygınlaşması nedeniyle Japon nüfusu azalıyor. Öyle görülüyor ki Japonlar çoğalmak için çok fazla meşguller. Ve bu bu durum salgın gibi yayılıyor. Dünya ülkelerinin yarısında doğurganlık oranı, nüfusun yenilenmesi için gerekli olan kadın başına en az iki çocukluk doğurganlık oranın altındadır. Avrupa ve Uzakdoğu’daki ülkeler 1,5’luk doğurganlık oranıyla demografik uçurumun kenarındalar. Almanya ve İtalya, nüfuslarının önümüzdeki atmış yıl içinde yarılanacağını tahmin ediyorlar.</p>
<p>Stockholm Karolinska Enstitüsü’nden Hans Rosling, dünya en az çocuğa sahip olma durumunda zirveye ulaştı, toplam nüfusun da bu zirveye ulaşması uzak değil diyor. Dünya nüfusu şimdilik artmaya devam ediyor. Günümüzde 7,4 milyar olan insan sayısı, Afrika’daki yüksek doğurganlık oranı nedeniyle 9 milyar kadar olabilir. Birleşmiş Milletler dünya nüfusunun 2100 yılında yaklaşık olarak 11,2 milyar olmasını bekliyor. Fakat bu pek mümkün görünmüyor. Demografik durgunluktan sonra hiçbir ülkede doğurganlığın iyileştiği görülmedi. Birçok nüfusbilimci 2076 yılına kadar küresel bir kırılmanın yaşanacağını düşünüyor.  Elbette hükümetler nüfustaki azalmayı durdurmaya çalışabilirler. Fakat Singapur bunu bir kuşaktır denemesine rağmen, yine de dünyanın en düşük doğurganlık oranına (0,8) sahip. Ve doğurganlık bir kez azaldığında bu eğilimi tersine döndürmek zordur. Nüfus patlaması sona erer.</p>
<p>Peki bu soyumuzun geleceği için ne anlama geliyor? 2076 yılında çocuklar azalacak. Tarihte ilk kez yaşlılar çoğunlukta olacak. 20. yüzyılı biçimlendiren atılgan, dürtülerle tetiklenen kültürler ölmeye mahkum görünüyor. Yenilikçi fikirler tükenebilir.</p>
<p>Dahası bu gelişme ekonomiyi de çökertebilir. Bazı ekonomistler Japonya’da 1990’lı yıllardan beri devam eden ekonomik durgunluğun, her zamankinden daha fazla yaşlı nüfusun bulunmasından kaynaklandığı düşüncesinde. Kim bilir Avrupa’da bu yönde ilerliyor olabilir. 2030 yılında en düşük seviyede çocuk nüfusuna sahip olması beklenen Çin’in de sıradaki ülke olması beklenebilir. Demografik deterministler, soyumuzun yavaşça aşağı doğru küçülen bir sarmal içinde bulunmasından endişeliler.</p>
<p>Ama kim bilir böyle olmayabilir de. Her ne kadar yaşlı bir toplum farklı olacaksa da günümüzdeki yaşlı Rock yıldızları gibi yaşlanmanın aslında o kadar da kötü olmadığını keşfedebiliriz, yaşlılar yeni gençlik olabilir. Ve yaşlı toplumlar silahlanmaya daha az eğimlidirler. Daha düşük nüfuslu bir dünya, gezegenin ekosistemine bir ara verdirebilir. Malthusçuluk gündemden kalkabilir, bunun yerine çevrebilimci Edward O.Wilson’un ekolojik iyileştirme çağrısı kabul görebilir. Ve en azından doğa için bir umut ışığı belirecektir.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.newscientist.com/article/mg23231001-400-the-world-in-2076-the-population-bomb-did-go-off-but-were-ok/">New Scientist</a> </strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yoksa-beklenen-nufus-patlamasi-yasanmayacak-mi">Yoksa beklenen nüfus patlaması yaşanmayacak mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15018</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Mega-kentler ne kadar kırılgan?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mega-kentler-ne-kadar-kirilgan</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jan 2019 13:45:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentleşme]]></category>
		<category><![CDATA[kırılganlık]]></category>
		<category><![CDATA[mega kent]]></category>
		<category><![CDATA[metropol]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12681</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son 50 yıl içinde kentleşme hızı tüm dünyada çok arttı. 1950 yılında New York kenti 10 milyon kişinin yaşadığı dünyanın tek metropolüydü. Bugün metropol sözcüğünün yerini mega-kent aldı ve dünyada 35 mega-kent var. En büyükleri 38 milyon nüfusu ile Tokyo. Dünyada kentsel nüfusun büyümesi devam ediyor; kent nüfusu 2015 yılında 3.9 milyar idi, 2030 yılında 5 milyar olacağı hesaplanıyor. Bu tür istatistikler ekolojik ölçekte önemli bir kötü gidişatın da habercisi. Dünya çok büyük bir hızla kentleşiyor. Ancak kentleşme hızı her yerde aynı değil. Bugün ve gelecekte en büyük nüfus artışının Afrika ve Asya’nın kentlerindeki gecekondu bölgelerinde görüleceği tahmin ediliyor. Çin, Hindistan ve Nijerya gelecek 10 yıl içinde küresel büyümenin %40’ını oluşturacak. Bu arada Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’daki pek çok kent küçülüyor. Kentleşmenin hızı şaşırtıcı boyutlarda. 1800’lü yıllarda dünya nüfusunun yalnızca %3’ü kentlerde yaşarken bu oran bugün %50’lere tırmanmış durumda. Ancak gelecekte kentleşme yalnızca mega-kentlerde değil, güney yarıküredeki küçük ve orta boyutlardaki kentlerde görülecek. Büyüme eğilimi taşıyan bu ortamlar muazzam fırsatlar içeriyor; ancak aynı ölçekte tehlikeler de eşlik ediyor. Bazı kentler özellikle şiddet ve terör olayları için çok uygun koşullara sahip. Hiçbir kent sağlıklı büyümüyor Bütün kentler kırılgandır. Ne var ki bu kırılganlığın boyutu, zaman ve mekan açısından çok büyük çeşitlilik içeriyor. Aleppo, Karakas, Kabil ve Mogadişu gibi bazı kentlerde kırılganlık çok vahim boyutlarda ve bu kentler çöküşün eşiğinde. Abuja, Baltimore, Dakka ve San Salvador gibi diğer kentlerde de tehlike büyük olmakla birlikte, bu ilk gruptakiler kadar vahim değil. Öyle ki Amsterdam, Londra, New York, Paris ve Tokyo bile %100 güvenli sayılmaz. Kırılganlık ne zaman başlar? Kırılganlık, kent yönetiminin yurttaşlarına temel hizmetleri götürmekte yetersiz kalması veya isteksiz davranmasıyla başlar. Bunu tetikleyen kentin toplumsal sözleşmesinin bozulmasıdır. Peki kentlerin çökmesi ne zaman başlar? Kırılganlığın boyutları, tehlikenin birikimine bağlı olarak değişir. Ve bazı tehlikelerin diğerlerin daha tehlikeli olması da bir diğer etmendir. Bu etmenler: Kentleşme hızı Gelir ve toplumsal eşitsizlik Gençlerde işsizlik Suç oranları Temel hizmetlere erişim olanakları İklim değişikliği tehdidi altında olma Hangi kentler en kırılgan? Bu soruyu yanıtlamak o kadar kolay değil. Bunun nedenlerinden biri, bir kenti neyin oluşturduğu konusunda kesin bir tanımlamanın olmamasıdır. Daha da kötüsü dünya kentlerinin çoğu ile ilgili yeterli veri mevcut değildir. Kentlerle ilişkin bilgi toplayan çok sayıda düşünce kuruluşu olmasına karşın, bunların coğrafi kapsamı son derece dardır. Günümüzde kent tartışmalarına çoğunlukla 30 kadar mega-kent ve 600 kadar kent dahil edilir. Oysa dünyada 100 bin nüfuslu kabaca 3.400 kent daha vardır. Uluslararası tartışmalarda bunların ve geride kalan 50.000 kentin adı dahi anılmaz. Kent yönetimi uzmanları, adı geçmeyen bu kentlerin önemsenmemesinin kaygı verici bir durum olduğunu, çünkü geleceğin bu kentler üzerinde kurulacağını işaret ediyor. Kırılganlığı tetikleyen etmenler Aralarında Birleşmiş Milletler Üniversitesi, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Bankası gibi pek çok uluslararası kuruluşun bulunduğu konsorsiyum, kentlerle ilgili bu veri eksikliğini gidermek için kentleri kırılgan yapan etmenleri tek tek açığa çıkartmaya başladı. Öncelikle bir kenti diğer kentlerden daha tehlikeli hale sokan tetikleyiciler üzerine odaklandı. Nüfusu 250.000’den daha fazla olan 2.137 kent incelendi ve bunlara 1’den 5’e (1 düşük, 5 en yüksek kırılganlık) kadar kırılganlık puanları verildi. Bu çalışmadan elde edilen önemli bulgular şöyle: Bir kentin kırılganlığı yalnızca gelişmekte olan yoksul ülkelerle sınırlı değildir. Kuşkusuz Sahra Altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya’daki kentlerin kronik olarak kırılgan olduğu biliniyor. Ancak gelişmiş ülkelerin yüksek ve üst gelir gruplarının yaşadığı kentlerde de kırılganlık yüksek olabiliyor (4-5 puan). Kırılgan kentler silahlı çatışmaların yaşandığı ülkelerle sınırlı değildir. Irak, Güney Sudan veya Suriye’deki kentlerin istikrarsız ve tehlikeli olduğu biliniyor. Ancak savaş bölgelerinin dışında kalan daha fazla sayıda kent de en az onlar kadar riskli olabiliyor. Kırılganlık yalnızca en büyük ve en kalabalık kentlerle sınırlı değil. Tam tersi daha küçük, orta büyüklükteki kentler en yüksek kırılganlığa sahip. Nüfusu 10 milyonun üzerinde üç mega-kent ve nüfusu 5-10 milyon arasında olan üç büyük kent çok kırılgan. Bunlar Bağdat, Darüsselam, Johannesburg, Karaçi, Lagos ve Şanghay’dır. Fakat nüfusu 1-5 milyon arasında olan 56 büyük kent, nüfusu 500.000-1 milyon arasında olan 42 orta büyüklükte kent ve nüfusu 250.000-500.000 arasında olan 40 küçük kent bugün “kırılgan” olarak değerlendiriliyor. Kırılganlığı en yüksek kentler en hızlı büyüyen kentlerdir. Dünyada pek çok kentin büyüme hızı % 0-3 arasındadır. ABD’nin orta kuşağı, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Rusya, Ukrayna, Çin’in bir kısmında bulunan kentlerin boyutlarının küçüldüğü görülüyor. Ancak dünyadaki bazı kentler % 4 gibi büyük bir hızla büyüyor. Tehlike Sahra Altı Afrika, Ortadoğu, Güney ve Doğu Asya gibi bölgelerde gelecekteki kentlerin % 4 ve üzeri bir hızda büyüyeceği öngörülüyor. Şiddetin en yoğun olduğu kentler hiç umulmadık bölgelerde yer alır. Bazı araştırma kurumları kentleri cinayet oranlarına göre değerlendirir. Ancak bu değerlendirmeler güvenlik birimlerinin bildirdiği cinayet olaylarına dayanır. Oysa kırılgan kentlerdeki şiddet olayları, hem cinayet raporları, hem de binlerce medya kanalının taranması sonucu elde edilir. Cinayetler genellikle Güney Amerika ve Karayip Adaları çevresinde yoğunlaşırken, farklı kaynaklardan bildirilen şiddet olayları Kuzey ve Orta Amerika’da, Sahra Altı Afrika’da, Ortadoğu’da ve Güney Asya’daki kentsel yerleşim alanlarında yaygındır. Reyhan Oksay Kaynak: https://www.weforum.org/agenda/2016/02/how-fragile-are-our-cities/ ve https://www.weforum.org/agenda/2016/01/what-is-the-new-urban-science</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mega-kentler-ne-kadar-kirilgan">Mega-kentler ne kadar kırılgan?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son 50 yıl içinde kentleşme hızı tüm dünyada çok arttı. 1950 yılında New York kenti 10 milyon kişinin yaşadığı dünyanın tek metropolüydü. Bugün metropol sözcüğünün yerini mega-kent aldı ve dünyada 35 mega-kent var. En büyükleri 38 milyon nüfusu ile Tokyo. Dünyada kentsel nüfusun büyümesi devam ediyor; kent nüfusu 2015 yılında 3.9 milyar idi, 2030 yılında 5 milyar olacağı hesaplanıyor. Bu tür istatistikler ekolojik ölçekte önemli bir kötü gidişatın da habercisi.</p>
<p>Dünya çok büyük bir hızla kentleşiyor. Ancak kentleşme hızı her yerde aynı değil. Bugün ve gelecekte en büyük nüfus artışının Afrika ve Asya’nın kentlerindeki gecekondu bölgelerinde görüleceği tahmin ediliyor. Çin, Hindistan ve Nijerya gelecek 10 yıl içinde küresel büyümenin %40’ını oluşturacak. Bu arada Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’daki pek çok kent küçülüyor.</p>
<p>Kentleşmenin hızı şaşırtıcı boyutlarda. 1800’lü yıllarda dünya nüfusunun yalnızca %3’ü kentlerde yaşarken bu oran bugün %50’lere tırmanmış durumda. Ancak gelecekte kentleşme yalnızca mega-kentlerde değil, güney yarıküredeki küçük ve orta boyutlardaki kentlerde görülecek. Büyüme eğilimi taşıyan bu ortamlar muazzam fırsatlar içeriyor; ancak aynı ölçekte tehlikeler de eşlik ediyor. Bazı kentler özellikle şiddet ve terör olayları için çok uygun koşullara sahip.</p>
<p><strong>Hiçbir kent sağlıklı büyümüyor</strong></p>
<p>Bütün kentler kırılgandır. Ne var ki bu kırılganlığın boyutu, zaman ve mekan açısından çok büyük çeşitlilik içeriyor. Aleppo, Karakas, Kabil ve Mogadişu gibi bazı kentlerde kırılganlık çok vahim boyutlarda ve bu kentler çöküşün eşiğinde. Abuja, Baltimore, Dakka ve San Salvador gibi diğer kentlerde de tehlike büyük olmakla birlikte, bu ilk gruptakiler kadar vahim değil. Öyle ki Amsterdam, Londra, New York, Paris ve Tokyo bile %100 güvenli sayılmaz.</p>
<p><strong>Kırılganlık ne zaman başlar?</strong></p>
<p>Kırılganlık, kent yönetiminin yurttaşlarına temel hizmetleri götürmekte yetersiz kalması veya isteksiz davranmasıyla başlar. Bunu tetikleyen kentin toplumsal sözleşmesinin bozulmasıdır. Peki kentlerin çökmesi ne zaman başlar? Kırılganlığın boyutları, tehlikenin birikimine bağlı olarak değişir. Ve bazı tehlikelerin diğerlerin daha tehlikeli olması da bir diğer etmendir. Bu etmenler:</p>
<ul>
<li>Kentleşme hızı</li>
<li>Gelir ve toplumsal eşitsizlik</li>
<li>Gençlerde işsizlik</li>
<li>Suç oranları</li>
<li>Temel hizmetlere erişim olanakları</li>
<li>İklim değişikliği tehdidi altında olma</li>
</ul>
<p><strong>Hangi kentler en kırılgan?</strong></p>
<p>Bu soruyu yanıtlamak o kadar kolay değil. Bunun nedenlerinden biri, bir kenti neyin oluşturduğu konusunda kesin bir tanımlamanın olmamasıdır. Daha da kötüsü dünya kentlerinin çoğu ile ilgili yeterli veri mevcut değildir. Kentlerle ilişkin bilgi toplayan çok sayıda düşünce kuruluşu olmasına karşın, bunların coğrafi kapsamı son derece dardır.</p>
<p>Günümüzde kent tartışmalarına çoğunlukla 30 kadar mega-kent ve 600 kadar kent dahil edilir. Oysa dünyada 100 bin nüfuslu kabaca 3.400 kent daha vardır. Uluslararası tartışmalarda bunların ve geride kalan 50.000 kentin adı dahi anılmaz. Kent yönetimi uzmanları, adı geçmeyen bu kentlerin önemsenmemesinin kaygı verici bir durum olduğunu, çünkü geleceğin bu kentler üzerinde kurulacağını işaret ediyor.</p>
<p><strong>Kırılganlığı tetikleyen etmenler</strong></p>
<p>Aralarında Birleşmiş Milletler Üniversitesi, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Bankası gibi pek çok uluslararası kuruluşun bulunduğu konsorsiyum, kentlerle ilgili bu veri eksikliğini gidermek için kentleri kırılgan yapan etmenleri tek tek açığa çıkartmaya başladı. Öncelikle bir kenti diğer kentlerden daha tehlikeli hale sokan tetikleyiciler üzerine odaklandı. Nüfusu 250.000’den daha fazla olan 2.137 kent incelendi ve bunlara 1’den 5’e (1 düşük, 5 en yüksek kırılganlık) kadar kırılganlık puanları verildi.</p>
<p>Bu çalışmadan elde edilen önemli bulgular şöyle:</p>
<ul>
<li>Bir kentin kırılganlığı yalnızca gelişmekte olan yoksul ülkelerle sınırlı değildir. Kuşkusuz Sahra Altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya’daki kentlerin kronik olarak kırılgan olduğu biliniyor. Ancak gelişmiş ülkelerin yüksek ve üst gelir gruplarının yaşadığı kentlerde de kırılganlık yüksek olabiliyor (4-5 puan).</li>
<li>Kırılgan kentler silahlı çatışmaların yaşandığı ülkelerle sınırlı değildir. Irak, Güney Sudan veya Suriye’deki kentlerin istikrarsız ve tehlikeli olduğu biliniyor. Ancak savaş bölgelerinin dışında kalan daha fazla sayıda kent de en az onlar kadar riskli olabiliyor.</li>
<li>Kırılganlık yalnızca en büyük ve en kalabalık kentlerle sınırlı değil. Tam tersi daha küçük, orta büyüklükteki kentler en yüksek kırılganlığa sahip. Nüfusu 10 milyonun üzerinde üç mega-kent ve nüfusu 5-10 milyon arasında olan üç büyük kent çok kırılgan. Bunlar Bağdat, Darüsselam, Johannesburg, Karaçi, Lagos ve Şanghay’dır. Fakat nüfusu 1-5 milyon arasında olan 56 büyük kent, nüfusu 500.000-1 milyon arasında olan 42 orta büyüklükte kent ve nüfusu 250.000-500.000 arasında olan 40 küçük kent bugün “kırılgan” olarak değerlendiriliyor.</li>
<li>Kırılganlığı en yüksek kentler en hızlı büyüyen kentlerdir. Dünyada pek çok kentin büyüme hızı % 0-3 arasındadır. ABD’nin orta kuşağı, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Rusya, Ukrayna, Çin’in bir kısmında bulunan kentlerin boyutlarının küçüldüğü görülüyor. Ancak dünyadaki bazı kentler % 4 gibi büyük bir hızla büyüyor. Tehlike Sahra Altı Afrika, Ortadoğu, Güney ve Doğu Asya gibi bölgelerde gelecekteki kentlerin % 4 ve üzeri bir hızda büyüyeceği öngörülüyor.</li>
<li>Şiddetin en yoğun olduğu kentler hiç umulmadık bölgelerde yer alır. Bazı araştırma kurumları kentleri cinayet oranlarına göre değerlendirir. Ancak bu değerlendirmeler güvenlik birimlerinin bildirdiği cinayet olaylarına dayanır. Oysa kırılgan kentlerdeki şiddet olayları, hem cinayet raporları, hem de binlerce medya kanalının taranması sonucu elde edilir. Cinayetler genellikle Güney Amerika ve Karayip Adaları çevresinde yoğunlaşırken, farklı kaynaklardan bildirilen şiddet olayları Kuzey ve Orta Amerika’da, Sahra Altı Afrika’da, Ortadoğu’da ve Güney Asya’daki kentsel yerleşim alanlarında yaygındır.</li>
</ul>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.weforum.org/agenda/2016/02/how-fragile-are-our-cities/">https://www.weforum.org/agenda/2016/02/how-fragile-are-our-cities/ </a>ve <a href="https://www.weforum.org/agenda/2016/01/what-is-the-new-urban-science">https://www.weforum.org/agenda/2016/01/what-is-the-new-urban-science</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/mega-kentler-ne-kadar-kirilgan">Mega-kentler ne kadar kırılgan?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12681</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuban’a İstanbul yazısı için teşekkür</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kubana-istanbul-yazisi-icin-tesekkur</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2018 10:08:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[bozkurt güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[doğan kuban]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[imar]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12403</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili Doğan, HBT’deki İstanbul yazın tek kelimeyle tarihi bir olay. Eline diline, birikimine sağlık…Uzun bir öykünün bir sayfalık dehşet veren özeti. Zaten kitabını önceden yazdığın için bu kadar yoğun, çarpıcı olmuş. Canı gönülden kutlarım, kardeşim. İyi ki varsın ve yazıyorsun! Çekinmeden, dolanmadan. Mimarlık tarihi değil, şehir sosyolojisi ya da sosyal-kültürel antropolojisi. Bilim ve Türkiye adına teşekkürler. Bir solukta okurken aklımdan geçenlerden birkaçı. DPT Sosyal Planlama Dairesi kurulduğunda, başına getirilen ve daha sonra bir BM görevlisi olarak öldürülen yeni yetme meslektaşımız şöyle akıl yürütüyordu: “Madem ki gelişmiş ülkelerde kent nüfusu, kır nüfusundan daha fazla, Türkiye’de kente göçü sınırlamak yerine serbest bırakmalı hatta özendirmeliyiz (ki çağdaşlığı yakalayalım).” Ülkemize ilk kez gelen Japon sanatçı, Kağıthane’den Çamlıca’ya, Adalardan Modaya, Nişantaşı’ndan Kapalı Çarşıya, elinde kamerayla İstanbul’u bir hafta boyunca gezip gördükten sonra, Topkapı Sarayı’ndaki Konyalı’da bir veda yemeğinde, Galata Kulesinden Boğaz Köprüsüne ve Kadıköy’e uzun uzun baktı ve İstanbul’u kısaca tanımladı: Muhteşem bir Kaos (kargaşa)! Ülkesine döndükten sonra bana tek bir “Çiçek Pazarı” izlenimini gönderdi. Hep sorup duruyoruz bugünkü iktidar ne yapmak istiyor. Tarihi İstanbul’a Anadolu yakasında ikinci, Rumeli yakasında üçüncü bir İstanbul eklemeye kararlı politikanın amacı, gelişmeyi engellemek değil, ülkeyi yıkmaktır. Çünkü, ancak o yıkıntıyı yönetebileceğini biliyor. O biliyor da ya biz? O amacı destekleyen yurttaşlarımızı yıllardır uyarıp uyandıramadık. Yaşadığım derin acının ezikliğini paylaşmak istedim. Bozkurt Güvenç *Aramızdan ayrılan Bozkurt Güvenç&#8216;in anısına saygıyla.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kubana-istanbul-yazisi-icin-tesekkur">Kuban’a İstanbul yazısı için teşekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Doğan,</p>
<p>HBT’deki <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/dogan-kuban-istanbul-ulkeyi-cokertecek-kalkinmaya-engel-noktaya-ulasti"><strong>İstanbul</strong> yazın </a>tek kelimeyle tarihi bir olay. Eline diline, birikimine sağlık…Uzun bir öykünün bir sayfalık dehşet veren özeti. Zaten kitabını önceden yazdığın için bu kadar yoğun, çarpıcı olmuş. Canı gönülden kutlarım, kardeşim. İyi ki varsın ve yazıyorsun! Çekinmeden, dolanmadan. Mimarlık tarihi değil, şehir sosyolojisi ya da sosyal-kültürel antropolojisi. Bilim ve Türkiye adına teşekkürler.</p>
<p>Bir solukta okurken aklımdan geçenlerden birkaçı. DPT Sosyal Planlama Dairesi kurulduğunda, başına getirilen ve daha sonra bir BM görevlisi olarak öldürülen yeni yetme meslektaşımız şöyle akıl yürütüyordu: <em>“Madem ki gelişmiş ülkelerde kent nüfusu, kır nüfusundan daha fazla, <strong>Türkiye’de</strong> <strong>kente göçü sınırlamak yerine serbest bırakmalı hatta özendirmeliyiz </strong>(ki çağdaşlığı yakalayalım).”</em></p>
<p>Ülkemize ilk kez gelen Japon sanatçı, Kağıthane’den Çamlıca’ya, Adalardan Modaya, Nişantaşı’ndan Kapalı Çarşıya, elinde kamerayla İstanbul’u bir hafta boyunca gezip gördükten sonra, Topkapı Sarayı’ndaki Konyalı’da bir veda yemeğinde, Galata Kulesinden Boğaz Köprüsüne ve Kadıköy’e uzun uzun baktı ve İstanbul’u kısaca tanımladı: <strong>Muhteşem bir Kaos </strong>(kargaşa)!</p>
<p>Ülkesine döndükten sonra bana tek bir “Çiçek Pazarı” izlenimini gönderdi.</p>
<p>Hep sorup duruyoruz bugünkü iktidar ne yapmak istiyor. Tarihi İstanbul’a Anadolu yakasında ikinci, Rumeli yakasında üçüncü bir İstanbul eklemeye kararlı politikanın amacı, gelişmeyi engellemek değil, ülkeyi yıkmaktır. Çünkü, ancak o yıkıntıyı yönetebileceğini biliyor. O biliyor da ya biz? O amacı destekleyen yurttaşlarımızı yıllardır uyarıp uyandıramadık. Yaşadığım derin acının ezikliğini paylaşmak istedim.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><em>*Aramızdan ayrılan <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yazarimiz-bozkurt-guvenci-kaybettik">Bozkurt Güvenç</a>&#8216;in anısına saygıyla.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/kubana-istanbul-yazisi-icin-tesekkur">Kuban’a İstanbul yazısı için teşekkür</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12403</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eşitsizlik, nükleer silah ve nefretten daha tehlikeli. Peki, eşitliğin sınırları nedir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizlik-nukleer-silah-nefretten-daha-tehlikeli-peki-esitligin-sinirlari-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 May 2017 05:44:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[adaletsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[adil]]></category>
		<category><![CDATA[adil dağıtım]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı giysi]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[homo sapiens]]></category>
		<category><![CDATA[kasaba]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentlilik]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[köylü]]></category>
		<category><![CDATA[neandertal]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus bilim]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6384</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşitsizlik günümüzün en derin sorunlarından biri. Hatta yeni yayınlanan bir rapora göre eşitsizlik dünya için nükleer silahlanma, kirlilik, etnik ve dini nefretten bile daha büyük bir tehdit. Ama mutlak eşitlik söz konusu olamayacağına göre şu soru karşımıza çıkıyor: “Ne kadar eşitlik?” İnsanoğlu, tamam eşitliği istiyor, ama eşitliğin sınırları yok mudur? İnsanoğlu, hangi noktada eşitlik isteğinin yanına başka ölçütler koyuyor? Bilim dünyası bu konuda farklı araştırmalarla yıllardan beri yol almaya çalışıyor. Deney koşullarında şu ortaya çıkıyor: Az sayıda kişi arasındaki paylaştırmada eşitlik için ısrar eden insanlar, iş gerçek yaşamda kaynakları kalabalık bir grup insana dağıtmaya gelince, eşit dağılıma yanaşmayıp bile bile bir miktar eşitsizliği tercih ediyorlar. Çünkü dağıtımda işin içine adalet duygusu, “adil dağıtım” giriyor. Bilimciler bu çelişkiyi, eşitlik ile adaletin bir görülmediğiyle açıklıyor. Herkese Bilim Teknoloji, bu sayıda eşitlik ve adalet arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Sinan Kayalıgil araştırmaları incelediği makalesinde “belli ki görünüşte eşitlik kaygısı taşıyan insanlar, gerçekte eşitliğin kendisi için değil de, eşitsizliğin yol açtığını düşündükleri demokratik ideallerin aşınması, yoksulluk ve -hepsinden önemlisi- adaletsizlikler yüzünden endişelenmekteler” gibi saptamaların altını çiziyor. Konuya destek çıkan ikinci bir araştırma yazısı da, eşitsizliğin azaltılması konusunda devletlere hükümetlere 8 somut öneriye yer veriyoruz. Ayrıca Tanol Türkoğlu, eşitsizliğe başka bir boyuttan bakıyor ve dijital dünyadaki büyüt eşitsizliği yazıyor. Bir diğer konu, insanın evrimsel yolculuğu. Şempanze insan ayırımı 6-7 milyon yıl önce gerçekleşmişti; ama biz Homo sapienslerin Neandertallerden ne zaman ayrıldığı sorusunun yanıtı uzun süredir aranıyor. Bilim dünyası bunu belirlemek üzere DNA araştırmalarına yöneldi ve mutasyon hızı hesaplamalarıyla yol ayırımında belli bir noktaya kadar ilerledi&#8230; Bununla ilgili gelişmeleri bu sayımızda bulabilirsiniz. Çok ilginç bulguları sunuyoruz… Güçlü bir sav Doğa ve insan arasındaki yaşamsal denge son derece önemli. Hatta uygarlığın asıl tanımının burada yattığını da söyleyebiliriz. Vahşi kentleşme, kültürel yozlaşma, dünya kaynaklarının nasıl insan eliyle yok edildiğini bilmek bu dengeyi daha da önemli kılıyor. Doğan Kuban yıllardan beri Anadolu Hisarı’nda yaşayan ve semtin değişimini yakından izleyen biri olarak, bu kez “1946’da neden daha uygardık?” sorusunu yöneltiyor ve yanıtını bu bağlamda arıyor. Yaşamları boyunca bu ülkede bilimsel anlayış ve davranışın yerleşmesine çaba harcayan güzel insanlar da oldu. Ancak ne yazık ki içlerinde çok azı tanınıyor. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’ne yıllarını vermiş 5 bilim insanının yaşam öyküleri 5 ayrı kitapta toplandı ve güzel bir vefa örneği göstererek ‘Armağan’ adı altında yayınlandı. Kim bunlar: Profesörler, Ziya Bursalıoğlu, Fatma Varış, İbrahim Ethem Başaran, Mahmut Adem ve Cahit Kavcar. Sağlık her zaman olduğu gibi yine gündemimizde. Bu kez, konu insanların gerçekten obez olup olmadıklarını nasıl anlayacakları&#8230; Bugüne kadar kitle beden endeksi üzerinde duruluyordu, ama bu kez ezber bozuluyor. Sağlık ile ilgili bir diğer haber, ağzımızdaki bakterilerin özellikle pankreas ve yemek borusu kanseri gibi sinsi hastalıkların erken tanısında önemli bir rol üstlendikleri konusunda. İlgiyle okuyacağınızdan eminiz. Yazarımız Erdal Musoğlu Silikon Vadisi’nin Nöro-teknolojilere odaklandığına dikkat çekiyor. Yakın bir gelecekte birbirimizle ve bilgisayarlarla doğrudan beynimizle konuşacağımız üzerine ilginç bir yazı daha. Mümtaz Peker, nüfus bilimci, çok önemli bir konuyu gündeme getiriyor: Kağıt üzerinde köylü nüfusumuz %8’e indirildi, ama nasıl? Köylü nasıl kentli yapılır? Yazarımız Ali Akurgal’in bir meslek edinmek için herkesin çırpındığı günümüzde, artık her şeyin değişmekte olduğunu belirten “Meslek yok, insanda yetenek kümeleri aranacak” yazısı, bugünden gerçekleşmekte olan geleceği yazıyor. Mustafa Çetiner hemşire haklarını konu edinirken, akıllı giyilebilir teknolojiler ve hijyen eksikliğinin yol açtığı içimizi kemiren bağırsak kurtları konuları da ilginizi çekecektir. Her Cuma beyin besleme günü. HBT ile geleceği yeniden kuruyoruz ve herkesi HBT’yi desteklemeye, bulamıyorsanız bayilerde, dijital ve basılı abone olmaya çağırıyoruz… Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın ve bize yazın… *** BU CUMARTESİ İKİ BİLGE: Toplumu Değiştiren Dinamikler Bu Cumartesi, 6 Mayıs saat 17.00’de, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş yerleşkesinde, Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç ile Toplumu Değiştiren Dinamikler”i tartışacağız. Herkesi bekliyoruz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizlik-nukleer-silah-nefretten-daha-tehlikeli-peki-esitligin-sinirlari-nedir">Eşitsizlik, nükleer silah ve nefretten daha tehlikeli. Peki, eşitliğin sınırları nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eşitsizlik günümüzün en derin sorunlarından biri. Hatta yeni yayınlanan bir rapora göre eşitsizlik dünya için nükleer silahlanma, kirlilik, etnik ve dini nefretten bile daha büyük bir tehdit. Ama mutlak eşitlik söz konusu olamayacağına göre şu soru karşımıza çıkıyor: “Ne kadar eşitlik?” İnsanoğlu, tamam eşitliği istiyor, ama eşitliğin sınırları yok mudur? İnsanoğlu, hangi noktada eşitlik isteğinin yanına başka ölçütler koyuyor?</p>
<p>Bilim dünyası bu konuda farklı araştırmalarla yıllardan beri yol almaya çalışıyor. Deney koşullarında şu ortaya çıkıyor: Az sayıda kişi arasındaki paylaştırmada eşitlik için ısrar eden insanlar,<strong> </strong>iş gerçek yaşamda kaynakları kalabalık bir grup insana dağıtmaya gelince, eşit dağılıma yanaşmayıp bile bile bir miktar eşitsizliği tercih ediyorlar. Çünkü dağıtımda işin içine adalet duygusu, “adil dağıtım” giriyor. Bilimciler bu çelişkiyi, eşitlik ile adaletin bir görülmediğiyle açıklıyor.</p>
<p>Herkese Bilim Teknoloji, bu sayıda eşitlik ve adalet arasındaki ilişkiyi irdeliyor. <strong>Sinan Kayalıgil</strong> araştırmaları incelediği makalesinde “belli ki görünüşte eşitlik kaygısı taşıyan insanlar, gerçekte eşitliğin kendisi için değil de, eşitsizliğin yol açtığını düşündükleri demokratik ideallerin aşınması, yoksulluk ve -hepsinden önemlisi- adaletsizlikler yüzünden endişelenmekteler” gibi saptamaların altını çiziyor.</p>
<p>Konuya destek çıkan ikinci bir araştırma yazısı da, eşitsizliğin azaltılması konusunda devletlere hükümetlere 8 somut öneriye yer veriyoruz. Ayrıca <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, eşitsizliğe başka bir boyuttan bakıyor ve dijital dünyadaki büyüt eşitsizliği yazıyor.</p>
<p>Bir diğer konu, insanın evrimsel yolculuğu. Şempanze insan ayırımı 6-7 milyon yıl önce gerçekleşmişti; ama biz Homo sapienslerin Neandertallerden ne zaman ayrıldığı sorusunun yanıtı uzun süredir aranıyor. Bilim dünyası bunu belirlemek üzere DNA araştırmalarına yöneldi ve mutasyon hızı hesaplamalarıyla yol ayırımında belli bir noktaya kadar ilerledi&#8230; Bununla ilgili gelişmeleri bu sayımızda bulabilirsiniz. Çok ilginç bulguları sunuyoruz…</p>
<p><strong>Güçlü bir sav</strong></p>
<p>Doğa ve insan arasındaki yaşamsal denge son derece önemli. Hatta uygarlığın asıl tanımının burada yattığını da söyleyebiliriz. Vahşi kentleşme, kültürel yozlaşma, dünya kaynaklarının nasıl insan eliyle yok edildiğini bilmek bu dengeyi daha da önemli kılıyor. <strong>Doğan Kuban</strong> yıllardan beri Anadolu Hisarı’nda yaşayan ve semtin değişimini yakından izleyen biri olarak, bu kez “1946’da neden daha uygardık?” sorusunu yöneltiyor ve yanıtını bu bağlamda arıyor.</p>
<p>Yaşamları boyunca bu ülkede bilimsel anlayış ve davranışın yerleşmesine çaba harcayan güzel insanlar da oldu. Ancak ne yazık ki içlerinde çok azı tanınıyor.</p>
<p>Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’ne yıllarını vermiş 5 bilim insanının yaşam öyküleri 5 ayrı kitapta toplandı ve güzel bir vefa örneği göstererek ‘Armağan’ adı altında yayınlandı. Kim bunlar: Profesörler, Ziya Bursalıoğlu, Fatma Varış, İbrahim Ethem Başaran, Mahmut Adem ve Cahit Kavcar.</p>
<p>Sağlık her zaman olduğu gibi yine gündemimizde. Bu kez, konu insanların gerçekten obez olup olmadıklarını nasıl anlayacakları&#8230; Bugüne kadar kitle beden endeksi üzerinde duruluyordu, ama bu kez ezber bozuluyor.</p>
<p>Sağlık ile ilgili bir diğer haber, ağzımızdaki bakterilerin özellikle pankreas ve yemek borusu kanseri gibi sinsi hastalıkların erken tanısında önemli bir rol üstlendikleri konusunda. İlgiyle okuyacağınızdan eminiz.</p>
<p>Yazarımız <strong>Erdal Musoğlu</strong> Silikon Vadisi’nin Nöro-teknolojilere odaklandığına dikkat çekiyor. Yakın bir gelecekte birbirimizle ve bilgisayarlarla doğrudan beynimizle konuşacağımız üzerine ilginç bir yazı daha.</p>
<p><strong>Mümtaz Peker</strong>, nüfus bilimci, çok önemli bir konuyu gündeme getiriyor: Kağıt üzerinde köylü nüfusumuz %8’e indirildi, ama nasıl? Köylü nasıl kentli yapılır? Yazarımız <strong>Ali Akurgal</strong>’in bir meslek edinmek için herkesin çırpındığı günümüzde, artık her şeyin değişmekte olduğunu belirten “Meslek yok, insanda yetenek kümeleri aranacak” yazısı, bugünden gerçekleşmekte olan geleceği yazıyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong> hemşire haklarını konu edinirken, akıllı giyilebilir teknolojiler ve hijyen eksikliğinin yol açtığı içimizi kemiren bağırsak kurtları konuları da ilginizi çekecektir.</p>
<p>Her Cuma beyin besleme günü. HBT ile geleceği yeniden kuruyoruz ve herkesi HBT’yi desteklemeye, bulamıyorsanız bayilerde, dijital ve basılı abone olmaya çağırıyoruz…</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın ve bize yazın…</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>BU CUMARTESİ İKİ BİLGE: Toplumu Değiştiren Dinamikler</strong></p>
<p><strong>Bu Cumartesi, 6 Mayıs saat 17.00’de, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş yerleşkesinde, Doğan Kuban ve Bozkurt Güvenç ile Toplumu Değiştiren Dinamikler”i tartışacağız. Herkesi bekliyoruz.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/esitsizlik-nukleer-silah-nefretten-daha-tehlikeli-peki-esitligin-sinirlari-nedir">Eşitsizlik, nükleer silah ve nefretten daha tehlikeli. Peki, eşitliğin sınırları nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6384</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İmkânsızı istemek mi: “Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen&#8230;”</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/imkansizi-istemek-mi-yil-guzel-seyler-olsun-lutfen</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 09:35:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[80 milyon]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bilgelik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[imkan]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir okurumdan gelen bu mesaj çok etkileyiciydi. Bu kadar açık olmasa da benzer düşünce ve istekleri paylaşan çok sayıda okur oldu. Bir okura tercüman oluyorum: “Türkiye’de olan bitenler üzerine bilinmeyen ne var, iktidar ve politikaları üzerine analizler iyi güzel de, insanların, dahası insanlığın güzel, olumlu, bugüne ve geleceğe güven verecek gelişmelere haberlere gereksinim her şeyden daha çok.” Çok düşündürücü. Hayır, istenen şu değil, “kötülükleri, yanlışlıkları görmeyelim, gözlerden saklayalım, halının altına süpürelim, milletin gözüne de pemboş gözlükler takalım&#8230;” Veee gelişmelerden zırnık haberi olmasın, parasından pulundan hatta canından olsun.. Böyle bir şey olamaz! İyi ve güvenli yaşamaya ihtiyaç var Dilek, gerçekten artık gidişatın hemen her alanda başını güzele, iyiye giden yönü çevirmesi! İnsanların iyi yaşamaya ihtiyacı var. Mutlu ve sağlıklı olmaya. Güvene. Gelecek endişesi duymamaya. Çocuğunu gönül rahatlığıyla iyi bir eğitime göndermeye&#8230; Çatışmasızlığa. Barışa. Savaşsız bir ülkeye! Savaşsız komşuluk ilişkilerine. İşe. Aşa. Sevgiliye. Bilgeliğe. Güzelliğe ihtiyacı var insanoğlunun. Akılla yönetilmeye. Hayatıyla ilgili kararların tek kişinin veya bir çoğunlukçu iktidarının dudakları arasından çıkmasına değil, özellikle iktidar dışı kitlelerin duygu düşünce ve isteklerinin dikkate alınmasına ihtiyacı var. Çünkü: Biz 80 milyonuz! İnsanlığın arkasındaki bilgi birikimi, güzellik birikimi, bilim birikimi, felsefe birikimi, ortak ahlak birikimi, uygar davranışlar birikimi, sanat birikimi, müzik birikimi, resim birikimi.. Bütün bunlarla sarmaş dolaş büyümeye, yaşamaya ihtiyacı var. İnsan gibi yaşamaya. Kadınların eşit olmaya. Çocukların güzel ve sağlıklı büyümeye… ihtiyacı var. Geçen yıl hayatınızda belirgin güzellikler nelerdi, lütfen bir düşünün. Önünüze kâğıdı kalemi alarak alt alta yazın. Neler var? Beni en çok mutlu eden pek çok şey arasında, toplumsal karakterli özellikle şu 3 olayın altını çiziyorum: Beni mutlu eden 3 olay 1) Aziz Sancar’ın Nobel Ödülü aldıktan sonra Türkiye’ye gelmesi ve estirdiği rüzgâr. Bununla bağlantılı olarak bir de şunu ekliyorum: Geçen yıla girmeden hemen önce de Stockholm’deki Nobel Ödül törenini baştan sona izlemem. 2) Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabını yazmam. Geniş bir okur kitlesiyle buluşmayıp ülkemizde öncü insanların bu kitabı öğrencilere gençlere özellikle okumaları ve etkilenmeleri için yaygın dağıtmaya girişmeleri! Kitabın İngilizce&#8217;ye çevriliyor olması. Yunanca’ya çevrilmesi için de öneri gelmesi. 3) Nisan ayında Herkese Bilim Teknoloji haftalık dergisinin ve aynı isimle haber sitesinin yayına başlaması. Bu yolla, ülkemizin en çok ihtiyacı olan bilim, teknoloji, sanat, düşünce alanında geniş çaplı bir yayının başlaması ve ülkemizin ileri düşünce güçlerinin bu yayınlara sahip çıkması&#8230; Okuruyla yazarıyla el birliğiyle bu yolla geleceğin inşasına katkıda bulunuyor olmak. İşte, toplumsal çıkar olarak mutluluk veren temel etkinliklerimiz. Şüphesiz bu listeye yıl içinde irili ufaklı başka kişisel mutluluklar, sevinçler eklemek mümkün. Şöyle: Yüz binlerce insan benzer veya farklı kişisel ve toplumsal yararlı, hacmi büyük etkinliklerle, mutluluk inşasına katılabilir. Temel meselemiz Meselemiz şu ki, ülkemizdeki yönetim, tüm buna benzer çok daha farklı faaliyetlerle, 80 milyonun mutluluğu ve ülkemizin her yönden inşasına katkıda bulunması gerekirken&#8230; Kendisinden olmayan herkesi mutsuz edecek, tarihte nasıl sonlandığı ve gelecekte de sonlanacağı açık, geniş çoğunlukta mutsuzluk doğuran, felaketi besleyen, ülke insanlarını ayıran, inanmadıkları düşünce ve davranışları kötüleyerek lanetleyen&#8230; Bir yönetim biçiminde inatla sürdürüyor. Birleştirici olmayan hiç bir iktidarın geleceği olamaz. Birleştirilmeyen bir ülkenin ve milletin de. Gerisi boş laftır. Tekrarlıyorum okurumu: Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen. Ülkemizde bu imkânsızı istemek gibi bir olaya dönüştüğünün de farkındayım… Orhan Bursalı *Bu yazı, 3 Ocak 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/imkansizi-istemek-mi-yil-guzel-seyler-olsun-lutfen">İmkânsızı istemek mi: “Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen&#8230;”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir okurumdan gelen bu mesaj çok etkileyiciydi. Bu kadar açık olmasa da benzer düşünce ve istekleri paylaşan çok sayıda okur oldu.</strong></p>
<p>Bir okura tercüman oluyorum: “Türkiye’de olan bitenler üzerine bilinmeyen ne var, iktidar ve politikaları üzerine analizler iyi güzel de, insanların, dahası insanlığın güzel, olumlu, bugüne ve geleceğe güven verecek gelişmelere haberlere gereksinim her şeyden daha çok.”</p>
<p>Çok düşündürücü.</p>
<p>Hayır, istenen şu değil, “kötülükleri, yanlışlıkları görmeyelim, gözlerden saklayalım, halının altına süpürelim, milletin gözüne de pemboş gözlükler takalım&#8230;” Veee gelişmelerden zırnık haberi olmasın, parasından pulundan hatta canından olsun..</p>
<p>Böyle bir şey olamaz!</p>
<p>İyi ve güvenli yaşamaya ihtiyaç var</p>
<p>Dilek, gerçekten artık gidişatın hemen her alanda başını güzele, iyiye giden yönü çevirmesi!</p>
<p>İnsanların iyi yaşamaya ihtiyacı var. Mutlu ve sağlıklı olmaya. Güvene. Gelecek endişesi duymamaya. Çocuğunu gönül rahatlığıyla iyi bir eğitime göndermeye&#8230; Çatışmasızlığa. Barışa. Savaşsız bir ülkeye! Savaşsız komşuluk ilişkilerine.</p>
<p>İşe. Aşa. Sevgiliye. Bilgeliğe.</p>
<p>Güzelliğe ihtiyacı var insanoğlunun.</p>
<p>Akılla yönetilmeye.</p>
<p>Hayatıyla ilgili kararların tek kişinin veya bir çoğunlukçu iktidarının dudakları arasından çıkmasına değil, özellikle iktidar dışı kitlelerin duygu düşünce ve isteklerinin dikkate alınmasına ihtiyacı var. Çünkü:</p>
<p><strong>Biz 80 milyonuz!</strong></p>
<p>İnsanlığın arkasındaki bilgi birikimi, güzellik birikimi, bilim birikimi, felsefe birikimi, ortak ahlak birikimi, uygar davranışlar birikimi, sanat birikimi, müzik birikimi, resim birikimi..</p>
<p>Bütün bunlarla sarmaş dolaş büyümeye, yaşamaya ihtiyacı var.</p>
<p>İnsan gibi yaşamaya. Kadınların eşit olmaya. Çocukların güzel ve sağlıklı büyümeye… ihtiyacı var.</p>
<p>Geçen yıl hayatınızda belirgin güzellikler nelerdi, lütfen bir düşünün. Önünüze kâğıdı kalemi alarak alt alta yazın.</p>
<p>Neler var?</p>
<p>Beni en çok mutlu eden pek çok şey arasında, toplumsal karakterli özellikle şu 3 olayın altını çiziyorum:</p>
<p><strong>Beni mutlu eden 3 olay</strong></p>
<p>1) Aziz Sancar’ın Nobel Ödülü aldıktan sonra Türkiye’ye gelmesi ve estirdiği rüzgâr. Bununla bağlantılı olarak bir de şunu ekliyorum: Geçen yıla girmeden hemen önce de Stockholm’deki Nobel Ödül törenini baştan sona izlemem.</p>
<p>2) <strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü</strong> kitabını yazmam. Geniş bir okur kitlesiyle buluşmayıp ülkemizde öncü insanların bu kitabı öğrencilere gençlere özellikle okumaları ve etkilenmeleri için yaygın dağıtmaya girişmeleri! Kitabın <strong>İngilizce&#8217;ye çevriliyor</strong> olması. <strong>Yunanca</strong>’ya çevrilmesi için de öneri gelmesi.</p>
<p>3) Nisan ayında <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> haftalık dergisinin ve aynı isimle haber sitesinin yayına başlaması. Bu yolla, ülkemizin en çok ihtiyacı olan bilim, teknoloji, sanat, düşünce alanında geniş çaplı bir yayının başlaması ve ülkemizin ileri düşünce güçlerinin bu yayınlara sahip çıkması&#8230;</p>
<p>Okuruyla yazarıyla el birliğiyle bu yolla geleceğin inşasına katkıda bulunuyor olmak.</p>
<p>İşte, toplumsal çıkar olarak mutluluk veren temel etkinliklerimiz.</p>
<p>Şüphesiz bu listeye yıl içinde irili ufaklı başka kişisel mutluluklar, sevinçler eklemek mümkün.</p>
<p>Şöyle:</p>
<p>Yüz binlerce insan benzer veya farklı kişisel ve toplumsal yararlı, hacmi büyük etkinliklerle, mutluluk inşasına katılabilir.</p>
<p><strong>Temel meselemiz</strong></p>
<p>Meselemiz şu ki, ülkemizdeki yönetim, tüm buna benzer çok daha farklı faaliyetlerle, <strong>80 milyonun mutluluğu</strong> ve ülkemizin her yönden inşasına katkıda bulunması gerekirken&#8230;</p>
<p>Kendisinden olmayan herkesi mutsuz edecek, tarihte nasıl sonlandığı ve gelecekte de sonlanacağı açık, geniş çoğunlukta mutsuzluk doğuran, felaketi besleyen, ülke insanlarını ayıran, inanmadıkları düşünce ve davranışları kötüleyerek lanetleyen&#8230;</p>
<p>Bir yönetim biçiminde inatla sürdürüyor.</p>
<p>Birleştirici olmayan hiç bir iktidarın geleceği olamaz.</p>
<p>Birleştirilmeyen bir ülkenin ve milletin de.</p>
<p>Gerisi boş laftır.</p>
<p>Tekrarlıyorum okurumu: <strong>Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen</strong>.</p>
<p>Ülkemizde bu <strong>imkânsızı istemek gibi</strong> bir olaya dönüştüğünün de farkındayım…</p>
<p><strong><span lang="TR">Orhan Bursalı </span></strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 3 Ocak 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/imkansizi-istemek-mi-yil-guzel-seyler-olsun-lutfen">İmkânsızı istemek mi: “Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen&#8230;”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5141</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2016 12:20:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[azınlık]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[deniz yolu]]></category>
		<category><![CDATA[fare]]></category>
		<category><![CDATA[gemi]]></category>
		<category><![CDATA[kara ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[pire]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[veba]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4161</guid>

					<description><![CDATA[<p>1347-1351 yılları arasında süren veba salgınından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü. Son derece tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan ve sık sık görülen veba, 14. yüzyıldaki korkunç saldırısında, Avrupa&#8217;ya eşi görülme­miş bir felaket getirmişti. Veba, Çin ve Orta Asya’da başlamış buradan tüm dünyaya yayılmıştı. Vebanın Avrupa’ya ulaşması Asyalı tacirlerin Çin’den satın aldıkları vebalı kürkleri Avrupa’ya satması yoluyla bulaşmıştı. Gemide yaşayan pire ve farelerin de bu hastalığın yayılmasında etkili oldukları araştırmacılar tarafından söylenmektedir. Ayrıca, o sıralarda Kırım Tatarlarının reisi Canıbek, Ceneviz limanını kuşatmış ve kendi vebalı adamlarını mancınıkla şehrin içine fırlatıp hastalığı İtalyanlara bulaştırmıştı. İtalyanlara bulaşan vebayla ilk karşılan şehirler Cenova, Messina ve Venedik olmuştu. Sonrasında Veba Salgını, 1348 yılında Paris’e kadar gelmiş 1349’da ise Londra’yı etkisi altına almış İskoçya ve İskandinavya’dan sonra da başlangıcı olan Tatarların yurduna tekrar ulaşmıştı. Floransa’da 90.000’den 45.000’i, Fransa’da 125.000, İngiltere&#8217;de 1.000.000 kişi ve Venedik’te ise nüfusun %75 ‘i veba salgınından ölmüştü. “Tanrının gazabı” Hristiyanlar çaresiz kaldıkları bu salgını, &#8220;Tanrı&#8217;nın bir gazabı&#8221; olarak görmüşse de, buna karşılık çareyi, kutsallık atfettikleri bir takım putlara, azizlere sığınmakta ve azizlerden kalan bir takım cisimlere başvurmakta bulmaktaydılar. Onlardan geriye kalan eşyaları salgına çare olacağını zannıyla şehirlerde dolaştırıyorlardı. Böylelikle hekimlik işini de din adamları üstlenmiş oldu. Onlar da haçlar, mumlar, şeytan çıkarma ayinleriyle, salgını tedavi etmeye çalıştılar. Hatta Tanrı&#8217;nın öfkesini yatıştırmak için en çok başvurulan yollardan biri, salgına sebep oldukları düşünülen Yahudileri öldürmekti. Salgının önlenememesi ile toplumlar korkuya kapıldılar. Kurtulmak için ondan kaçarak daha çok yayılmasına neden oldular. Bu anlamda Orta Çağ karanlığındaki Batı toplumlarında  “vebalıların yakılması”, “cadı” ve “Yahudi avı” meşhurdur. İsviçre ve Güney Fransa&#8217;da halk Musevileri suçlu bularak yüzlercesini yaktı. Bu, aslında veba salgınından daha korkunç bir örnek olarak bütün dünyaya bulaştı. Narbonne ve Carcassone&#8217;de bağnaz halk, öfkesini Krallığın düşmanı sayılan İngilizlerden çıkardı. İngilizler bu kentlerin duvarlarında parça parça edilerek ateşe atıldılar. Deprem olarak fışkıran veba! Montpellier Üniversitesi profesörü, 1348 yılındaki korkunç veba salgınında yazdığı bilirkişi raporunda, vebanın yayılmasının sorumluluğunu hastanın bakışlarına yüklüyor ve hekim ya da papaza, muayene etmeden ve dokunmadan önce hastanın gözlerini ka­pamalarını ya da bir bezle örtmelerini salık veriyordu. Gökyüzündeki pis kokulu havanın, yukarıdan düşen meteorlar­dan kaynaklandığına ya da Kunrat von Megenberg&#8217;in dediği gibi, depremlerle birlikte “arzın damarlarından fışkırdığı”na ve insanla­rın başına veba biçiminde bela olduğuna inanıyorlardı. Belçikalı hekim Simon de Covino, bütün suçun, 20 Mart 1345 günü, öğlen saat 1&#8217;de, kova burcunun 14 derece altında Jüpiter, Sa­türn ve Merih arasındaki büyük kavuşumda olduğunu belirtiyor ve “en düşman gök cisimlerinin, özellikle Satürn&#8217;ün sınırsız ölçüde olumsuz etkisi vardır ve bu nedenle her şeyden önce ölüm meleği­ne gün doğmaktadır!” diyordu. 14.yüzyılda bu salgına “Büyük Ölüm” dense de, daha sonraki yıllarda &#8220;Kara Ölüm&#8221; olarak tanımlanmıştır. Bunun sebebi de, genel inanca göre, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, &#8220;kara&#8221; burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir. Kara Ölümün Avrupa&#8217;nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa&#8217;nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş, ve bu da Giovanni Boccaccio&#8216;nun 1353&#8217;de yazdığı Decameron&#8216;una yansımıştır. Şu tabloya bakın! Decameron&#8217;un giriş bölümünde ayrıntılı bi­çimde anlattığı Veba Salgını, Avrupa toplumunun bu kor­kunç felaket karşısında nasıl bir tutum sergilediğinin en çarpıcı, en canlı belgesidir: “Yurttaşın yurttaştan nasıl kaçındığını anlatmak iç açıcı olmayacaksa da (&#8230;) kardeş kardeşten, amca yeğeninden, çoğu zaman da kadın koca­sından kaçıyordu. Çocuklarını bir başlarına bırakan analar, babalar gö­rüldü (&#8230;) bir çokları gece gündüz sokaklarda ölüp gittiler; evlerinde can verenlerin çoğunun ölümünden, cesetlerinin kokusu çevreye yayılana dek komşularının bile kolay kolay haberi olmuyordu (&#8230;) aynı anda aynı tabutla iki ya da üç cenaze birden taşınıyordu. Karı koca, iki veya üç er­kek kardeş, ya da baba oğul için yalnızca bir tek tabut vardı (&#8230;) kaç ce­naze olursa olsun, ne arkalarında yas tutup gözyaşı dökecek bir kalaba­lık, ne de mum yakacak kimseler bulunurdu. Öyle ki, o günlerde insan ölümünün günümüzdeki tavuk ölümü kadar önemi yoktu.” Bu korkunç yılın veba salgınındaki genel kanı da şuydu: &#8220;Gök cisimlerinin etkisinin sonucudur ya da bizim haksız hareketlerimizden dolayı Tanrı’nın duyduğu öfkenin ve fanileri terbiye etmek istemesinin bir sonucu. Ne herhangi bir bilgi ne de insani bir tedbir işe yarıyor… Bu nedenle, bir kere değil birçok kere dini tören düzenlemeli ve Tanrı’nın huzurunda tövbe edilmelidir.” Ve böylece insanlar tekrar tekrar bir araya toplandığından salgına ek destekler verilmiş oluyordu. Temastan kaynaklanan enfeksiyon tehli­kelerini iyi bilen İslam dünyası için vebanın ne metafizik, ne de sihirli bir yanı vardı. Soğukkanlı karar verme yeteneğiyle batıl inançlar ara­sındaki sınır, -söz konusu zaman diliminde-, aydınlanmış İslam Uygarlığı ile düşünsel olarak &#8220;geri kalmış&#8221; Hristiyanlık arasındaki sınırdı. 1347-1351 yılları arasında süren salgından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü. Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi  Kaynak: &#8211; Barry S, Gualde N. The Biggest Epidemics of History (La plus grande épidémie de l&#8217;histoire, inL&#8217;Histoire , June 2006, article from  the whole issue is dedicated to the Black Plague, pp. 38-60). &#8211; Tuncer A. Toplum Sağlığında İnfeksiyon Hastalıkları ve Korunma, Ankara, 1983, s.3-5.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir">Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1347-1351 yılları arasında süren veba s</strong><strong>algınından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü.</strong></p>
<p>Son derece tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olan ve sık sık görülen veba, 14. yüzyıldaki korkunç saldırısında, Avrupa&#8217;ya eşi görülme­miş bir felaket getirmişti.</p>
<p>Veba, Çin ve Orta Asya’da başlamış buradan tüm dünyaya yayılmıştı. Vebanın Avrupa’ya ulaşması Asyalı tacirlerin Çin’den satın aldıkları vebalı kürkleri Avrupa’ya satması yoluyla bulaşmıştı. Gemide yaşayan pire ve farelerin de bu hastalığın yayılmasında etkili oldukları araştırmacılar tarafından söylenmektedir.</p>
<p>Ayrıca, o sıralarda Kırım Tatarlarının reisi <strong>Canıbek</strong>, Ceneviz limanını kuşatmış ve kendi vebalı adamlarını mancınıkla şehrin içine fırlatıp hastalığı İtalyanlara bulaştırmıştı. İtalyanlara bulaşan vebayla ilk karşılan şehirler Cenova, Messina ve Venedik olmuştu. Sonrasında Veba Salgını, 1348 yılında Paris’e kadar gelmiş 1349’da ise Londra’yı etkisi altına almış İskoçya ve İskandinavya’dan sonra da başlangıcı olan Tatarların yurduna tekrar ulaşmıştı.</p>
<p>Floransa’da 90.000’den 45.000’i, Fransa’da 125.000, İngiltere&#8217;de 1.000.000 kişi ve Venedik’te ise nüfusun %75 ‘i veba salgınından ölmüştü.</p>
<p><strong>“Tanrının gazabı”</strong></p>
<p>Hristiyanlar çaresiz kaldıkları bu salgını, &#8220;Tanrı&#8217;nın bir gazabı&#8221; olarak görmüşse de, buna karşılık çareyi, kutsallık atfettikleri bir takım putlara, azizlere sığınmakta ve azizlerden kalan bir takım cisimlere başvurmakta bulmaktaydılar. Onlardan geriye kalan eşyaları salgına çare olacağını zannıyla şehirlerde dolaştırıyorlardı. Böylelikle hekimlik işini de din adamları üstlenmiş oldu. Onlar da haçlar, mumlar, şeytan çıkarma ayinleriyle, salgını tedavi etmeye çalıştılar.</p>
<p>Hatta Tanrı&#8217;nın öfkesini yatıştırmak için en çok başvurulan yollardan biri, salgına sebep oldukları düşünülen Yahudileri öldürmekti. Salgının önlenememesi ile toplumlar korkuya kapıldılar. Kurtulmak için ondan kaçarak daha çok yayılmasına neden oldular. Bu anlamda Orta Çağ karanlığındaki Batı toplumlarında  “vebalıların yakılması”, “cadı” ve “Yahudi avı” meşhurdur.</p>
<p>İsviçre ve Güney Fransa&#8217;da halk Musevileri suçlu bularak yüzlercesini yaktı. Bu, aslında veba salgınından daha korkunç bir örnek olarak bütün dünyaya bulaştı. Narbonne ve Carcassone&#8217;de bağnaz halk, öfkesini Krallığın düşmanı sayılan İngilizlerden çıkardı. İngilizler bu kentlerin duvarlarında parça parça edilerek ateşe atıldılar.</p>
<p><strong>Deprem olarak fışkıran veba</strong>!</p>
<p>Montpellier Üniversitesi profesörü, 1348 yılındaki korkunç veba salgınında yazdığı bilirkişi raporunda, vebanın yayılmasının sorumluluğunu hastanın bakışlarına yüklüyor ve hekim ya da papaza, muayene etmeden ve dokunmadan önce hastanın gözlerini ka­pamalarını ya da bir bezle örtmelerini salık veriyordu.</p>
<p>Gökyüzündeki pis kokulu havanın, yukarıdan düşen meteorlar­dan kaynaklandığına ya da Kunrat von Megenberg&#8217;in dediği gibi, depremlerle birlikte “arzın damarlarından fışkırdığı”na ve insanla­rın başına veba biçiminde bela olduğuna inanıyorlardı.</p>
<p>Belçikalı hekim <strong>Simon de Covino</strong>, bütün suçun, 20 Mart 1345 günü, öğlen saat 1&#8217;de, kova burcunun 14 derece altında Jüpiter, Sa­türn ve Merih arasındaki büyük kavuşumda olduğunu belirtiyor ve <em>“en düşman gök cisimlerinin, özellikle Satürn&#8217;ün sınırsız ölçüde olumsuz etkisi vardır ve bu nedenle her şeyden önce ölüm meleği­ne gün doğmaktadır!”</em> diyordu.</p>
<p>14.yüzyılda bu salgına “Büyük Ölüm” dense de, daha sonraki yıllarda &#8220;Kara Ölüm&#8221; olarak tanımlanmıştır. Bunun<br />
sebebi de, genel inanca göre, bu hastalık sonucunda deri altı kanamalar yüzünden derinin siyaha dönmesidir. Aslında bu ad mecazi anlamda kullanılmış olup, &#8220;kara&#8221; burada kasvetli, sıkıntılı, kederli anlamına gelir.</p>
<p>Kara Ölümün Avrupa&#8217;nın nüfusu üzerinde büyük bir etkisi olmuş ve Avrupa&#8217;nın sosyal temellerini değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olan Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiş, ve bu <strong>da </strong><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Giovanni_Boccaccio"><strong>Giovanni Boccaccio</strong></a>&#8216;nun 1353&#8217;de yazdığı <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Decameron"><em>Decameron</em></a>&#8216;una yansımıştır.</p>
<p><strong>Şu tabloya bakın!</strong></p>
<p><em>Decameron&#8217;</em>un<em> </em>giriş bölümünde ayrıntılı bi­çimde anlattığı Veba Salgını, Avrupa toplumunun bu kor­kunç felaket karşısında nasıl bir tutum sergilediğinin en çarpıcı, en canlı belgesidir: <em>“Yurttaşın yurttaştan nasıl kaçındığını anlatmak iç açıcı olmayacaksa da (&#8230;) kardeş kardeşten, amca yeğeninden, çoğu zaman da kadın koca­sından kaçıyordu. Çocuklarını bir başlarına bırakan analar, babalar gö­rüldü (&#8230;) bir çokları gece gündüz sokaklarda ölüp gittiler; evlerinde can verenlerin çoğunun ölümünden, cesetlerinin kokusu çevreye yayılana dek komşularının bile kolay kolay haberi olmuyordu (&#8230;) aynı anda aynı tabutla iki ya da üç cenaze birden taşınıyordu. Karı koca, iki veya üç er­kek kardeş, ya da baba oğul için yalnızca bir tek tabut vardı (&#8230;) kaç ce­naze olursa olsun, ne arkalarında yas tutup gözyaşı dökecek bir kalaba­lık, ne de mum yakacak kimseler bulunurdu. Öyle ki, o günlerde insan ölümünün günümüzdeki tavuk ölümü kadar önemi yoktu.”</em></p>
<p>Bu korkunç yılın veba salgınındaki genel kanı da şuydu:</p>
<p><em>&#8220;Gök cisimlerinin etkisinin sonucudur ya da bizim haksız hareketlerimizden dolayı Tanrı’nın duyduğu öfkenin ve fanileri terbiye etmek istemesinin bir sonucu. Ne herhangi bir bilgi ne de insani bir tedbir işe yarıyor… Bu nedenle, bir kere değil birçok kere dini tören düzenlemeli ve Tanrı’nın huzurunda tövbe edilmelidir.”</em></p>
<p>Ve böylece insanlar tekrar tekrar bir araya toplandığından salgına ek destekler verilmiş oluyordu.</p>
<p>Temastan kaynaklanan enfeksiyon tehli­kelerini iyi bilen İslam dünyası için vebanın ne metafizik, ne de sihirli bir yanı vardı. Soğukkanlı karar verme yeteneğiyle batıl inançlar ara­sındaki sınır, -söz konusu zaman diliminde-, aydınlanmış İslam Uygarlığı ile düşünsel olarak &#8220;geri kalmış&#8221; Hristiyanlık arasındaki sınırdı.</p>
<p>1347-1351 yılları arasında süren salgından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplandı. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken Avrupa halkının üçte biri salgında ölünce nüfus yaklaşık 50 milyona düştü.</p>
<p><strong><em>Prof. Dr. Kadircan Keskinbora / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi </em></strong></p>
<p><strong>Kaynak:<br />
</strong>&#8211; Barry S, Gualde N. The Biggest Epidemics of History (<em>La plus grande épidémie de l&#8217;histoire</em>, in<a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=L%27Histoire&amp;action=edit&amp;redlink=1"><em>L&#8217;Histoire</em></a> , June 2006, article from  the whole issue is dedicated to the Black Plague, pp. 38-60).<br />
&#8211; Tuncer A. Toplum Sağlığında İnfeksiyon Hastalıkları ve Korunma, Ankara, 1983, s.3-5.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/bilmekle-bilmemek-arasindaki-sinir">Bilmekle bilmemek arasındaki sınır</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4161</post-id>	</item>
		<item>
		<title>4. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu bu kez Sapanca’da</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/4-yasanabilir-sehirler-sempozyumu-kez-sapancada</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Oct 2016 13:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[kalite]]></category>
		<category><![CDATA[kırsal]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebilir]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[wri]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşanabilir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4029</guid>

					<description><![CDATA[<p>WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler tarafından 26 Ekim’de düzenlenecek olan sempozyumda, dünyadan ve Türkiye’den uzmanlar, akademisyenler ve belediye başkanları “Yaşanabilir Şehirler” ile ilgili bilgi ve tecrübelerini paylaşacaklar. Bu yıl ki tema; Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası antlaşmalarda yer alan taahhütlerin şehirlerde nasıl uygulanacağı. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nu WRI Türkiye Direktörü Arzu Tekir ile konuştuk. Tekir, 2013 yılından beri her yıl sonbaharda düzenlenen Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nun amacını, “İyi şehircilik uygulamaları ile yaşam kalitesini arttıracak bilgi ve deneyimi paylaşmak ve yeni projeler ve işbirlikleri için küresel ağlar geliştirmek” olarak açıklıyor. Geçen yıl, kentlerde yaşayan nüfusun %70’i geçtiği dünyada ve Türkiye’de, nasıl daha enerji verimli ve akıllı kentler oluşturulabileceği tartışılmıştı. Bu yıl ise Türkiye’nin de altına imza attığı uluslararası antlaşmalarda yer alan taahhütlerin şehirlerde nasıl uygulanabileceği konuşulacak. “Etkili bir öğrenme yöntemi olarak, bu uygulamaları gerçekleştiren kurum ve kuruluşların sadece başarılı projelerini değil, aynı zaman da zorlandıkları deneyimlerini de paylaşmalarının aslında bu uygulamaların yayılması açısından çok önemli” diyor Tekir. Etkinliğin en çok yerel yönetim temsilcilerinden ilgi gördüğünü, bunu yanısıra inşaat, bilişim, toplu taşıma gibi alanlarda çalışan özel sektör firmalarının da ilgisini çektiğini belirtiyor. Tabii sempozyuma bakanlık yetkilileri, uluslararası kuruluşlar, projelere finansman sağlayan uluslararası kalkınma bankaları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları da katılıyor. Aslında Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülke, kentlerin yaşanabilirliğini ve sürdürülebilirliğini artırmak için önem arz eden Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Brasilia Yol Güvenliği Deklarasyonu, COP 21 Paris Antlaşması gibi uluslararası anlaşmalara imza attı. Bu antlaşmalar, ülkeler (dolayısıyla da kentler) için 2030 yılına kadar aslında iklim, kentleşme ve yol güvenliği gibi konularda net hedefler koyuyor. Ancak ne yazık ki hızlı kentleşme, plansız büyüme ve rant doraklı politikalar yüzünden pek de ilerleme sağlanamıyor. Tekir “Önümüzdeki 15 yıl içinde dünya nüfusunun%70&#8217;inin şehir hayatına katılacağı öngörülüyor. Bununla birlikte Türkiye, köyden kente göçün en yoğun yaşandığı ülkelerden birisi. Kırsal kalkınma alanında bir atılım yapılmadığı sürece bu göç kaçınılmazdır. 2050 yılına dek hızla büyüyen şehirler için planlanan yatırımların %75’i henüz yapılmadığı için, doğru planlama ile tasarım yapmak hala mümkün” diyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/4-yasanabilir-sehirler-sempozyumu-kez-sapancada">4. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu bu kez Sapanca’da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://yasanabilirsehirler.org/">WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler</a> tarafından 26 Ekim’de düzenlenecek olan sempozyumda, dünyadan ve Türkiye’den uzmanlar, akademisyenler ve belediye başkanları “Yaşanabilir Şehirler” ile ilgili bilgi ve tecrübelerini paylaşacaklar. Bu yıl ki tema; Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası antlaşmalarda yer alan taahhütlerin şehirlerde nasıl uygulanacağı.</p>
<p>Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nu WRI Türkiye Direktörü Arzu Tekir ile konuştuk. Tekir, 2013 yılından beri her yıl sonbaharda düzenlenen Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nun amacını, “İyi şehircilik uygulamaları ile yaşam kalitesini arttıracak bilgi ve deneyimi paylaşmak ve yeni projeler ve işbirlikleri için küresel ağlar geliştirmek” olarak açıklıyor.</p>
<p>Geçen yıl, kentlerde yaşayan nüfusun %70’i geçtiği dünyada ve Türkiye’de, nasıl daha enerji verimli ve akıllı kentler oluşturulabileceği tartışılmıştı. Bu yıl ise Türkiye’nin de altına imza attığı uluslararası antlaşmalarda yer alan taahhütlerin şehirlerde nasıl uygulanabileceği konuşulacak.</p>
<p>“Etkili bir öğrenme yöntemi olarak, bu uygulamaları gerçekleştiren kurum ve kuruluşların sadece başarılı projelerini değil, aynı zaman da zorlandıkları deneyimlerini de paylaşmalarının aslında bu uygulamaların yayılması açısından çok önemli” diyor Tekir. Etkinliğin en çok yerel yönetim temsilcilerinden ilgi gördüğünü, bunu yanısıra inşaat, bilişim, toplu taşıma gibi alanlarda çalışan özel sektör firmalarının da ilgisini çektiğini belirtiyor. Tabii sempozyuma bakanlık yetkilileri, uluslararası kuruluşlar, projelere finansman sağlayan uluslararası kalkınma bankaları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları da katılıyor.</p>
<p>Aslında Türkiye de dâhil olmak üzere pek çok ülke, kentlerin yaşanabilirliğini ve sürdürülebilirliğini artırmak için önem arz eden Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Brasilia Yol Güvenliği Deklarasyonu, COP 21 Paris Antlaşması gibi uluslararası anlaşmalara imza attı. Bu antlaşmalar, ülkeler (dolayısıyla da kentler) için 2030 yılına kadar aslında iklim, kentleşme ve yol güvenliği gibi konularda net hedefler koyuyor. Ancak ne yazık ki hızlı kentleşme, plansız büyüme ve rant doraklı politikalar yüzünden pek de ilerleme sağlanamıyor.</p>
<p>Tekir “Önümüzdeki 15 yıl içinde dünya nüfusunun%70&#8217;inin şehir hayatına katılacağı öngörülüyor. Bununla birlikte Türkiye, köyden kente göçün en yoğun yaşandığı ülkelerden birisi. Kırsal kalkınma alanında bir atılım yapılmadığı sürece bu göç kaçınılmazdır. 2050 yılına dek hızla büyüyen şehirler için planlanan yatırımların %75’i henüz yapılmadığı için, doğru planlama ile tasarım yapmak hala mümkün” diyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/4-yasanabilir-sehirler-sempozyumu-kez-sapancada">4. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu bu kez Sapanca’da</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4029</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
