<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>okul arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/okul/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/okul</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 29 May 2023 11:30:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Çocukları ekranlara mahkûm ettik</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/cocuklari-ekranlara-mahkum-ettik</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Akurgal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 14:41:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali Akurgal]]></category>
		<category><![CDATA[apartman]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[ekran]]></category>
		<category><![CDATA[ekran süresi]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[mahalle kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29413</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemiz, nüfus, gelir, dış ticaret hacmi gibi büyüklükleri ile dünyanın yüzde biri. Ama ürettiği, üretimde kullandığı teknolojiler açısından ve gönenç düzeyi olarak bulunduğundan daha ileri noktada olabilir. O noktaya ulaşamama nedenlerini ele aldığımızda, hep nitelikli insanların bu ülkede çalışmaktansa, yurt dışına gittiği; hep, yeterince nitelikli insanlar yetiştiremediğimizden yakınırız. Nitelikli insanları sanayiye kazandırmak için çabalar sarf edilir. Hibe desteklerde özendirici olsun diye, projesinde “doktoralı eleman” çalıştıranlara daha fazla destek veririz. Bunlar, özendirici ve önemli yöntemlerdir. Ama işin bir de sosyal yanı var. Giderek, “nitelikli insanların bu ülkede yaşamak istemediği” yönünde belirtilere daha yüksek oranda rastlıyoruz. Dahası, çocuklarına o özlediğimiz yaşamı verebilmek için ana-babalar yurt dışı yüksek öğrenim olanaklarını da değerlendiriyorlar. Çocuklarının iyi yetişmesi için daha 3 yaşındayken yurt dışına göçmeyi düşünenler bile ortaya çıkmaya başladı. İşin bu raddeye ulaşması, yalnızca eğitim-öğrenimde değil, çevre ve yaşam kalitesi açısından da alarm zillerinin çaldığı anlamında. 3-4 yaş üzeri bir çocuk, uyku dışındaki zamanının ancak %20&#8217;sini (okul öncesi de dahil) bir eğitim kurumunda geçiriyor. Geriye kalan zamanda “toplum” içerisinde. Yarım asır öncesi, “mahalle” vardı ve çocuklar “sokakta oynarlar”dı. Mahallede, karşılıklı ziyaretlere gidilirdi; aileler, amca-dayı-hala-teyze, kalabalıktı. İnsanların bir diğeri ile teması daha çok olurdu. Artık bunlar yok. Şehirlerdeki yaşam, daha içine kapanık, çekirdek aileler şekline dönüştü. “Apartman”, giderek “rezidans” dediğimiz “insan silo”larında yaşamayı “modernleşme” zannettik. İnsanların bir diğerini görme yeri de AVM&#8217;ler oldu. Dolayısıyla, çocuğun kendine bir rol model seçme, ondan etkilenme, onun gibi olmaya çalışma olanağı kısıtlandı. Üzerine bir de, %50 +1’in mutlak söz sâhibi olmasıyla toplumda körüklenen kutuplaşma da eklenince, çocuklar, o okulda geçirdikleri %20 zamanlarının dışında, boşlukta kaldı. Buna, bir de geçinmek, çocuğuna iyi bir gelecek verebilmek için çalışan ana-babanın işe gidip gelmekte harcadığı saatler de eklenince, çocukların evde, büyükleri ile geçirebilecekleri vakit de iyicene budandı. Sonuçta çocukları ekranlara mahkûm ettik. Bir çocuk ekrandan gördüğü dünyayı nasıl tanır? Aslında ekrandan nasıl gösterirseniz, öyle tanır. Çocukların, siz yasaklasanız da oynayacağı bilgisayar oyunları, “öldürerek galip gelme” esaslı olursa, toplumda günümüzde yaşanan şiddet olaylarına şaşmamak gerek. Çocuklara daha ilk okuldan başlayarak sıra arkadaşından daha fazla puan alıp daha iyi bir okula yerleşme güdüsü pompalarsanız, onu sürekli bir “yarış”ta tutarsanız, karşısındakinin hakkına saygı gösterme alışkanlığı tersine döner “gasp etme”ye dönüşür. Çocuk ehliyet alıp direksiyon başına geçince de, yolda sizin hakkınızı gasp edip bir de üzerine kavga edip size saldırmaya bile kendinde hak görür. Biri çıksın, yaşadığımızın bu olmadığını bana anlatsın lütfen! Bu açmazdan nasıl çıkacağız? Ekranı yeterince kurcalarsanız, arkasında bunu konu alan birçok (yabancı) film veya dizi bulabilirsiniz. Polisiye dizilerde bile, topluma, işlenen suçun mutlaka ortaya çıkarılacağı ve cezasız kalmayacağı anlatılıyor. Sanırım, o film ve dizilerin yapıldığı ülkelerde, ekrana yansıtılanla gerçek yaşamdaki durum da az çok örtüşüyordur. Sona eren bir BBC yapımı dizi, 3-5 ya da 10, hatta bir keresinde 160 yıl önce işlenmiş bir cinayetin failini bile bulan üç emekli polis detektifinin maceralarını anlatıyordu. Bu diziler ancak gerçek yaşamdaki durumla örtüştüğü oranda inandırıcı olabilir. En başta da tüm yetişkinler kanunlara uyduğunda. Ama eğer bir üst düzey yönetici, oynanan bir maçta hakemin kurallara göre değil de vicdanına dayanarak düdük çalması ve ceza yağdırmasını dile getirebiliyorsa, örtün ki ölelim. Ali Akurgal</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/cocuklari-ekranlara-mahkum-ettik">Çocukları ekranlara mahkûm ettik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Ülkemiz, nüfus, gelir, dış ticaret hacmi gibi büyüklükleri ile dünyanın yüzde biri. Ama ürettiği, üretimde kullandığı teknolojiler açısından ve gönenç düzeyi olarak bulunduğundan daha ileri noktada olabilir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">O noktaya ulaşamama nedenlerini ele aldığımızda, hep nitelikli insanların bu ülkede çalışmaktansa, yurt dışına gittiği; hep, yeterince nitelikli insanlar yetiştiremediğimizden yakınırız. Nitelikli insanları sanayiye kazandırmak için çabalar sarf edilir. Hibe desteklerde özendirici olsun diye, projesinde “doktoralı eleman” çalıştıranlara daha fazla destek veririz. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bunlar, özendirici ve önemli yöntemlerdir. Ama işin bir de sosyal yanı var.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Giderek, “nitelikli insanların bu ülkede yaşamak istemediği” yönünde belirtilere daha yüksek oranda rastlıyoruz. Dahası, çocuklarına o özlediğimiz yaşamı verebilmek için ana-babalar yurt dışı yüksek öğrenim olanaklarını da değerlendiriyorlar. Çocuklarının iyi yetişmesi için daha 3 yaşındayken yurt dışına göçmeyi düşünenler bile ortaya çıkmaya başladı. İşin bu raddeye ulaşması, yalnızca eğitim-öğrenimde değil, çevre ve yaşam kalitesi açısından da alarm zillerinin çaldığı anlamında. 3-4 yaş üzeri bir çocuk, uyku dışındaki zamanının ancak %20&#8217;sini (okul öncesi de dahil) bir eğitim kurumunda geçiriyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Geriye kalan zamanda “toplum” içerisinde. Yarım asır öncesi, “mahalle” vardı ve çocuklar “sokakta oynarlar”dı. Mahallede, karşılıklı ziyaretlere gidilirdi; aileler, amca-dayı-hala-teyze, kalabalıktı. İnsanların bir diğeri ile teması daha çok olurdu. Artık bunlar yok. Şehirlerdeki yaşam, daha içine kapanık, çekirdek aileler şekline dönüştü. “Apartman”, giderek “rezidans” dediğimiz “insan silo”larında yaşamayı “modernleşme” zannettik. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsanların bir diğerini görme yeri de AVM&#8217;ler oldu. Dolayısıyla, çocuğun kendine bir rol model seçme, ondan etkilenme, onun gibi olmaya çalışma olanağı kısıtlandı. Üzerine bir de, %50 +1’in mutlak söz sâhibi olmasıyla toplumda körüklenen kutuplaşma da eklenince, çocuklar, o okulda geçirdikleri %20 zamanlarının dışında, boşlukta kaldı. Buna, bir de geçinmek, çocuğuna iyi bir gelecek verebilmek için çalışan ana-babanın işe gidip gelmekte harcadığı saatler de eklenince, çocukların evde, büyükleri ile geçirebilecekleri vakit de iyicene budandı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Sonuçta çocukları ekranlara mahkûm ettik.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bir çocuk ekrandan gördüğü dünyayı nasıl tanır? Aslında ekrandan nasıl gösterirseniz, öyle tanır. Çocukların, siz yasaklasanız da oynayacağı bilgisayar oyunları, “öldürerek galip gelme” esaslı olursa, toplumda günümüzde yaşanan şiddet olaylarına şaşmamak gerek. Çocuklara daha ilk okuldan başlayarak sıra arkadaşından daha fazla puan alıp daha iyi bir okula yerleşme güdüsü pompalarsanız, onu sürekli bir “yarış”ta tutarsanız, karşısındakinin hakkına saygı gösterme alışkanlığı tersine döner “gasp etme”ye dönüşür. Çocuk ehliyet alıp direksiyon başına geçince de, yolda sizin hakkınızı gasp edip bir de üzerine kavga edip size saldırmaya bile kendinde hak görür. Biri çıksın, yaşadığımızın bu olmadığını bana anlatsın lütfen!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu açmazdan nasıl çıkacağız? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ekranı yeterince kurcalarsanız, arkasında bunu konu alan birçok (yabancı) film veya dizi bulabilirsiniz. Polisiye dizilerde bile, topluma, işlenen suçun mutlaka ortaya çıkarılacağı ve cezasız kalmayacağı anlatılıyor. Sanırım, o film ve dizilerin yapıldığı ülkelerde, ekrana yansıtılanla gerçek yaşamdaki durum da az çok örtüşüyordur. Sona eren bir BBC yapımı dizi, 3-5 ya da 10, hatta bir keresinde 160 yıl önce işlenmiş bir cinayetin failini bile bulan üç emekli polis detektifinin maceralarını anlatıyordu. Bu diziler ancak gerçek yaşamdaki durumla örtüştüğü oranda inandırıcı olabilir. En başta da tüm yetişkinler kanunlara uyduğunda. Ama eğer bir üst düzey yönetici, oynanan bir maçta hakemin kurallara göre değil de vicdanına dayanarak düdük çalması ve ceza yağdırmasını dile getirebiliyorsa, örtün ki ölelim.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Ali Akurgal</span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/cocuklari-ekranlara-mahkum-ettik">Çocukları ekranlara mahkûm ettik</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29413</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Şehit tepeleri ve barış anıtları</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/sehit-tepeleri-ve-baris-anitlari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Mar 2019 13:09:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[köy enstitüleri]]></category>
		<category><![CDATA[milli eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13349</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet’imizin 93. yaşını* nasıl kutlayacağımı tasarlarken, &#8220;Şehitler Tepesi boş kalmasın&#8221; dileği kulaklarımda; unutma beni diyor. İnsan, ölümlü bir varlık olarak gelip geçer bu dünyadan. Ülkesi ve ülküsü için canını feda eden kahramanlar ise şehitler katında saygı ve şükranla anılır, adı bilinmeyen meçhul asker için törenler düzenlenir. Resmi konukların şehitlikleri ziyaret etmesi beklenir. Şehitlere saygı, ülkelerin geçmişine, tarihi varlığına gösterilen evrensel bir saygıdır. Ne var ki, şehitler tepesi boş kalmasın dileği, zihnimde buruk acı izler bırakıyor. Nedenini anlamaya çalışıyorum. Devrimci şairin söylediği gibi: &#8220;Ölmek ve öldürmek görece kolay&#8221;. Bilim, din ve sanatların ortak amacı, hayatı yaşamak ve yaşatmaktır! Ülkesini yaşatmak için yaşayan kahramanların hizmetleri, kısır gerekçelerle inkâr edilerek insafsızca karalanırken, şehitler tepesi boş kalmasın dileğinde bir bilgi veya bilinç boşluğu hissediyorum. Ülkemizin varlık ve bağımsızlığının tapusu sayılan Lozan Antlaşması’nı imzalayanlar, hayatlarını toplumun yaşaması ve gelişmesine adayanlar belki şehit olmadılar ama ülkeye, vatana, geleceğimize daha mı az hizmet ettiler? Buruk acı duygum, bu sorudaki saklı özeleştiriden kaynaklanıyor. Lozan’dan yüzyıl sonra bu sorunun gündeme gelmesi tarihi bir yanılgı ise sorumlusu kimdir? Milli varlığımızı ve onurumuzu savunanların kurduğu ve bize emanet ettiği Cumhuriyet’in Milli Eğitim politikasının sorumluluğu yok mu? Olmaz olur mu? Cumhuriyet bir kültür devrimi yaptı ama onun bilincini topluma mal edemedi. Birtakım cahillerin tarihi ve bilimsel gerçekleri inkâr etmesi nadir değildir. Her ülkede her zaman görülür. Ancak 70-80 milyonluk bir ülkede seçmenlerin yarısı böyle yalanlara inanıyor ve destek oluyorsa; bu yanılgıda tarihe düşen, düşülen yapraklardan alınacak dersler olmalıdır. Cumhuriyet eğitiminin geçmişi ve geleceği  Toplumların tarihi geçmişinde ve geleceğinde, değişen kültürü yenileyen eğitimin yeri ve işlevi tartışma kabul etmeyen bir gerçekliktir. Konu, eğitim değil, nasıl bir eğitim sorusudur. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında çağrılan Eğitimci John Dewey, Türk Maarifi (1925), Raporu’nda, eğitim politikasını yapacak Talim Terbiye Kurulu’nun, Bakan’ın emrinde değil üstünde yer almasını önermişti; Bakan değiştikçe eğitim programları değişmesin gerekçesiyle. Her şeyi denetlemek isteyen hükümetler, hayati öneriyi dikkate almadı. Oysa, Milli Eğitim Kurulu’nu değiştirme yetkileri vardı. Köy Enstitüleri uygulamasından sonra her yeni Bakan kendi eğitim anlayışını Talim Terbiye Kurulu’na dayattı, direnen üyelerin yerine ‘Emret Bakanım’cılar atandı. Politik amaçlarla yaz-boz tahtasına ya da yamalı bir bohçaya dönen Milli Eğitim hizmetleri artık yönetilemez; sorunları çözümlenemez duruma geldi. Sorunu gören ve hükümetleri uyarmaya çalışan uzmanlar Milli Eğitim’den uzak tutuldular. 12 Eylül’de Olgunluk (Uluslararası Bakalorya) Sınavı’na dönülmesi yolundaki yapıcı bir öneriye, Konsey’den şöyle bir yanıt gelmişti: Üst düzey yöneticileri, o sınavın adını duymak bile istemiyor. Kimleri ya da neleri dinliyorlardı acaba? Halen yürürlükteki Temel Öğretim Kanunu (1973/1739) neden uygulanmıyor? Her okul türü ve eğitim programı için toplam 50 genel müdürlük kuran bir bakanlıktan ne beklenebilirdi? Nasıl Bir Eğitim Reformu denememde, genel müdürlük sayısının 5’e indirilmesi önerime cevap bile verilmedi. Tarihi şaşkınlığımızın sorumluluğunu FETÖ’ye yüklemeye devam edersek, yaşanacak daha ciddi sorunlardan Milli Eğitim’e hiç sıra gelmeyebilir. Bozkurt Güvenç *Aramızdan ayrılan Bozkurt Güvenç&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Ekim 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/sehit-tepeleri-ve-baris-anitlari">Şehit tepeleri ve barış anıtları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet’imizin 93. yaşını<strong>*</strong> nasıl kutlayacağımı tasarlarken, <em>&#8220;Şehitler Tepesi boş kalmasın&#8221;</em> dileği kulaklarımda; unutma beni diyor. İnsan, ölümlü bir varlık olarak gelip geçer bu dünyadan. Ülkesi ve ülküsü için canını feda eden kahramanlar ise şehitler katında saygı ve şükranla anılır, adı bilinmeyen meçhul asker için törenler düzenlenir. Resmi konukların şehitlikleri ziyaret etmesi beklenir. Şehitlere saygı, ülkelerin geçmişine, tarihi varlığına gösterilen evrensel bir saygıdır.</p>
<p>Ne var ki, şehitler tepesi boş kalmasın dileği, zihnimde buruk acı izler bırakıyor. Nedenini anlamaya çalışıyorum. Devrimci şairin söylediği gibi:<em> &#8220;Ölmek ve öldürmek görece kolay&#8221;</em>. Bilim, din ve sanatların ortak amacı, hayatı yaşamak ve yaşatmaktır! Ülkesini yaşatmak için yaşayan kahramanların hizmetleri, kısır gerekçelerle inkâr edilerek insafsızca karalanırken, şehitler tepesi boş kalmasın dileğinde bir bilgi veya bilinç boşluğu hissediyorum.</p>
<p>Ülkemizin varlık ve bağımsızlığının tapusu sayılan <strong>Lozan Antlaşması</strong>’nı imzalayanlar, hayatlarını toplumun yaşaması ve gelişmesine adayanlar belki şehit olmadılar ama ülkeye, vatana, geleceğimize daha mı az hizmet ettiler? Buruk acı duygum, bu sorudaki saklı özeleştiriden kaynaklanıyor.</p>
<p>Lozan’dan yüzyıl sonra bu sorunun gündeme gelmesi tarihi bir yanılgı ise sorumlusu kimdir?</p>
<p>Milli varlığımızı ve onurumuzu savunanların kurduğu ve bize emanet ettiği Cumhuriyet’in Milli Eğitim politikasının sorumluluğu yok mu? Olmaz olur mu? Cumhuriyet bir kültür devrimi yaptı ama onun bilincini topluma mal edemedi. Birtakım cahillerin tarihi ve bilimsel gerçekleri inkâr etmesi nadir değildir. Her ülkede her zaman görülür. Ancak 70-80 milyonluk bir ülkede seçmenlerin yarısı böyle yalanlara inanıyor ve destek oluyorsa; bu yanılgıda tarihe düşen, düşülen yapraklardan alınacak dersler olmalıdır.</p>
<p><strong>Cumhuriyet eğitiminin geçmişi ve geleceği</strong><strong> </strong></p>
<p>Toplumların tarihi geçmişinde ve geleceğinde, değişen kültürü yenileyen eğitimin yeri ve işlevi tartışma kabul etmeyen bir gerçekliktir. Konu, eğitim değil, <strong>nasıl bir eğitim</strong> sorusudur<em>.</em></p>
<p>Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında çağrılan Eğitimci <strong>John Dewey,</strong> <em>Türk Maarifi</em> (1925), Raporu’nda, eğitim politikasını yapacak Talim Terbiye Kurulu’nun, Bakan’ın emrinde değil üstünde yer almasını önermişti; Bakan değiştikçe eğitim programları değişmesin gerekçesiyle.</p>
<p>Her şeyi denetlemek isteyen hükümetler, hayati öneriyi dikkate almadı. Oysa, Milli Eğitim Kurulu’nu değiştirme yetkileri vardı. <strong>Köy Enstitüleri </strong>uygulamasından sonra her yeni Bakan kendi eğitim anlayışını Talim Terbiye Kurulu’na dayattı, direnen üyelerin yerine ‘Emret Bakanım’cılar atandı. Politik amaçlarla yaz-boz tahtasına ya da yamalı bir bohçaya dönen Milli Eğitim hizmetleri artık yönetilemez; sorunları çözümlenemez duruma geldi. Sorunu gören ve hükümetleri uyarmaya çalışan uzmanlar Milli Eğitim’den uzak tutuldular.</p>
<p>12 Eylül’de Olgunluk (<em>Uluslararası Bakalorya</em>) Sınavı’na dönülmesi yolundaki yapıcı bir öneriye, Konsey’den şöyle bir yanıt gelmişti: Üst düzey yöneticileri, o sınavın adını duymak bile istemiyor. Kimleri ya da neleri dinliyorlardı acaba? Halen yürürlükteki <strong>Temel Öğretim Kanunu</strong> (1973/1739) neden uygulanmıyor?</p>
<p>Her okul türü ve eğitim programı için toplam 50 genel müdürlük kuran bir bakanlıktan ne beklenebilirdi? <strong><em>Nasıl Bir Eğitim Reformu</em></strong> denememde, genel müdürlük sayısının 5’e indirilmesi önerime cevap bile verilmedi.</p>
<p>Tarihi şaşkınlığımızın sorumluluğunu FETÖ’ye yüklemeye devam edersek, yaşanacak daha ciddi sorunlardan Milli Eğitim’e hiç sıra gelmeyebilir.</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><em><strong>*</strong>Aramızdan ayrılan <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yazarimiz-bozkurt-guvenci-kaybettik">Bozkurt Güvenç</a>&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Ekim 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/sehit-tepeleri-ve-baris-anitlari">Şehit tepeleri ve barış anıtları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13349</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Okul çağındaki çocuklarda bel ağrısı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/okul-cagindaki-cocuklarda-bel-agrisi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Mar 2019 09:26:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[bel]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[duruş]]></category>
		<category><![CDATA[kalp damar]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[omurga]]></category>
		<category><![CDATA[postür]]></category>
		<category><![CDATA[sırt]]></category>
		<category><![CDATA[yük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13346</guid>

					<description><![CDATA[<p>Omurga hastalıkları gelişmiş toplumlarda en sık karşılaşılan ve sakatlığa yol açan problemlerden birisidir. Yapılan çeşitli çalışmalar sonrasında okul çağı çocuklarında bel ağrısı görülme sıklığının %70 olduğu görülmüştür. Bu oran oldukça yüksektir. Bilinen bir başka gerçek de genç yaşta bel ağrısı çekenlerde, daha ileri yaşlarda da bel ağrısı yaşama riskinin arttığıdır. İşte bu nedenle okul çağındaki çocukların ve gençlerin, erken dönemlerden itibaren bel ağrısından korunması konusunda gerekli eğitimlerin verilmesi ve ergonomik olarak doğru ekipmanların seçilmesi gerekir. Çünkü ekipmanlar ancak ergonomik yapılmış ve uygun şekilde kullanılıyorsa güvenlidir. Omurganın tekrarlayan statik yüklenmesi sadece erişkinlerde değil aynı zamanda çocuklarda da bel ağrısı için risk faktörüdür. Erişkinlerde ağırlık taşınmasının omurga üzerindeki etkileri biyomekanik ve fizyolojik olarak değerlendirilmiş olup, çalışma şartlarında birtakım düzenlemeler yapılmaya çalışılmış, hatta bazı ülkelerde omurgaya binen yükün nasıl olması gerektiği kanunlarla düzenlenmiştir. Sırt çantası, okul çağı çocuklarında en sık karşılaşılan yüklenme nedenidir. Ağır sırt çantası taşımak, okul çocuklarının gelişmekte olan eklem, kas ve ligaman yapılarında zorlanmalara neden olarak belde kas gerginliği mekanizmasını tetikleyebilir, bozuk yürüyüş, kötü postür ve hatta ciddi kronik bel ağrılarına yol açabilir. Bu nedenle çocukların taşıdıkları sırt çantalarının ağırlıklarının hesaplanması ve gereğinden fazla yüklenmemesi önem kazanmaktadır. Kötü duruş, bilgisayar karşısında yanlış oturma, okul sıralarının uygun olmaması gibi, bu yaş grubunu tehdit eden başka faktörler de vardır. Ancak sırt çantası da tek başına doğrudan duruş şeklini bozarak sırt ağrısına neden olmaktadır. Bunun yanında solunum sistemi ve kalp-damar sistemi üzerinde de olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Neler yapılabilir? Sırt çantaları ve içindeki ağırlıkların toplamı çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10’nundan az olmalı. Ağırlık çanta içerisinde uygun dağıtılmalı. Daha ağır eşyalar sırta ve bele daha yakına konmalı. Sırt çantaları uzun süreli taşınmamalı, uzun süreli ayakta kalınacaksa çıkarılmalı. Sırt çantasının geniş ve destekli omuz askıları, bel desteği, bel kemeri ve çeşitli bölümleri bulunmalı. Sırt çantası her iki omuzdan asılarak düzgün şekilde taşınmalı Ağır çantalarda kalça kayışı kullanılmalı. Kayışları geniş ve yumuşak çanta kullanılmalı. Çantanın taşınma düzeyi kalça veya bel kemeri bölgesinde olmalı. Sırt çantasının her iki kayışı birlikte kullanılmalı ve belin 5 cm yukarısında duracak şekilde, sağlam bir biçimde tespit edilerek ayarlanmalı Doktorunuzun önerdiği sırt adalelerini geliştirici egzersizlerin yapılması sağlanmalı. Tekerlekli sırt çantaları tercih edilmeli. Doğru kaldırma tekniği kullanılmalı. Çocuklara ağır çantaları dizden eğilerek kaldırmak gerektiği öğretilmeli. Sırt çantaları neden sırt ve bel ağrısısı yapar? Ağırlıklarına bağlı olarak; mekanik olarak omurganın aşırı yüklenmesi nedeniyle ve sırt çantasının ağırlığı ve uygun olmayan pozisyonda taşıma sonucu ortaya çıkan postür bozukluğu nedeniyle sırt ve bel ağrısı görülür. Ayrıca ağır yüklenme, vücuda uygulanan yükün pozisyonu, yükün şekli ve büyüklüğü, taşıma süresi, çocuğun fiziksel ve ruhsal durumu bir araya gelerek ağrıya neden olur. Sırt çantaları ile ilgili birçok çalışma gerçekleştirilmiştir. Yapılan bir çalışmada Negrini ve arkadaşları, öğrencilerin %30’unun sırt çantalarının ağırlıklarının vücut ağırlığının %35’inden daha fazla olduğunu belirtmiştir. Forjouh ve arkadaşları ise çalışmalarında çanta ağırlığını ortalama 4,8 kg ve bu ağırlığın vücut ağırlığına oranını ise yaklaşık %12 olarak bulmuşlardır. Aynı zamanda bu çalışmada sınıf büyüdükçe çanta ağırlığının da arttığı gözlenmiştir. Bu ağırlığı etkileyen faktörler arasında okul, çanta türü, haftanın hangi günü ders yükünün ağır olduğu ve vücut-kitle indeksi sayılabilmektedir. Çantanın tek omuzda taşındığı durumlarda çocuğun postüründeki anormallik nedeniyle kaslara dengesiz yük dağılımının olması ağrıyı tetiklemektedir. Spinal ligamanlar ve kaslar 16 yaşına kadar oluşmaya ve gelişmeye devam eder. Ağır yük kaldırmak vertebraları aşırı stres ile zorlar. Bu yüklenmelere maruz kalan çocuklarda ileri yaşlarda kifoz, hiperlordoz, skolyoz gibi problemlere daha sık rastlanılmaktadır. Chansinirukor ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada değişik ağırlıklardaki sırt çantalarının her iki omuzda ve tek omuzda taşınması sırasında oluşan postüral değişiklikler fotoğrafla kaydedilmiştir. Bu çalışmada ağırlıkla ve ağırlıksız yürüme sırasındaki dinamik postüral değişiklikler de izlenmiştir. Araştırıcılar, vücut ağırlığının %15’inin altındaki sırt çantalarının her iki omuzda taşınması halinde herhangi bir postüral değişikliğin gelişmediğini, bu oranın %15 üzerine çıktığında ise boynun öne doğru uzandığını bildirmişlerdir. Grimmer ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada ise çantanın postüre etkisi açısından cinsiyetin önemli olmadığı ve sırt çantasının taşınma seviyesi yükseldikçe, kişinin öne doğru eğilmesinin fazlalaştığı bildirilmektedir. Araştırıcılar ayrıca ağırlık miktarı arttıkça postürün, gittikçe öne doğru eğilme nedeniyle daha fazla bozulduğuna da dikkati çekmişlerdir. Öğrencilerin ise bu sonuçlara rağmen sırt çantasını daha çok skapulalar seviyesinde taşımaya alışık oldukları saptanmıştır. Bu nedenlerden dolayı çalışmacılar çanta taşınma seviyesinin kalça veya bel kemeri bölgesinde olmasını önermişlerdir. Aynı zamanda taşınan çantanın bir bel kemeri ile sabitleştirilmesinin de ağırlığın yer değiştirmesini önleyerek postürün daha fazla bozulmasını engellemede önemli rol oynadığı göze çarpmaktadır. Sırt çantasının şekli, taşıma biçimi ve çantanın ağırlığı postür ve kalp-solunum sistemi üzerinde de önemli etkilere sahiptir. Aynı zamanda postür bozukluğunun da solunumu etkilediği göz önüne alınacak olursa, bu konu daha da önemli hale gelmektedir. Birçok okul çantası vücut ağırlığının yaklaşık %10’u veya daha fazlasıdır. Hatta bu ağırlığın bazen vücut ağırlığının %20’sinin üzerinde olduğu belirlenmiştir. Justin Pui-han Lai ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada okul çağında taşınan çantanın ağırlığının vücut ağırlığına oranının %20’nin üzerinde olduğu durumlarda solunum fonksiyon testlerinde kifozda rastlanan restriktif tip solunum fonksiyon bozukluğuna benzer sonuçlar elde edilmiştir. Vücut ağırlığının %20’si ağırlığındaki çanta ile yürüme esnasında gövde üzerine binen yükün; vücut ağırlığının, %20’si ve %15’i ağırlığındaki çantalarla ise solunum sıklığının ileri derecede arttığı saptanmıştır. Vücut ağırlığının %10’u oranında ağırlığa sahip çanta ile yapılan yürüyüş sonucunda ise solunum veya gövde üzerine binen yük istatiksel olarak anlamlı değildir. Merati ve arkadaşları ise sırt çantası taşırken kardiyopulmoner eforun minimal arttığını ve fiziksel performansı iyi olmayan kişilerin bel ağrısı yaşama ihtimallerinin daha fazla olduğunu belirtmiş, genel vücut kondisyonunun artırılması ile sırt çantası taşımaya bağlı oluşan bel ağrısının engellenebileceğini belirtmişlerdir. Pascoe ve arkadaşları ise vücut ağırlığının %17’si ağırlığındaki ve omuzdan tek, çift ve çapraz tek bantlı çantalarla yaptıkları çalışmalarında sadece tek bantlı olan çantanın, çantayı taşıyan omuzda ileri derecede elevasyona yol açarak postürü bozduğunu tespit etmişlerdir. Bir başka çalışmada ise vücut ağırlığının %20’si oranında ağırlığa sahip sırt çantalarının, vücut ağırlığının %15’i veya daha azı oranında ağırlığa sahip olan çantalara göre daha fazla oksijen ve enerji sarfiyatına ve daha kısa sürede kan basıncı yükselmesine yol açtığı saptanmıştır. Bu çalışmaların sonucunda sırt çantasının ağırlığı, dolayısıyla bele yüklenen ağırlık miktarı arttıkça çocuğun ağırlık merkezinin daha yukarılara doğru taşındığı ve yürüyüşün stabilizasyonunun daha fazla bozulduğu söylenebilmektedir. Böylece yürüyüşün salınım fazı, dolayısıyla adım mesafesi kısalmakta, yürüme hızı artmakta ve bu nedenlerle de hem efor harcanmasına bağlı olarak solunum sıklığı artmakta hem de gövdenin öne eğimi artarak postür bozulmaktadır. Omurgaya binen yükün kinematik ve fizyolojik etkileri açısından yapılan çalışmaların çoğu yürüme bandında yapılmış olup, gerçek hayatta yüklenilen ağırlığın etkileri fazla çalışılmamıştır. Bu eksikliği gidermek için Hong ve arkadaşları doğal ortamda bir çalışma yapmışlardır. 23 öğrenci vücut ağırlıklarının %0, %10, %15 ve %20’si oranında ağırlıklara sahip sırt çantalarının her biriyle farklı günlerde, her gün toplam 1978 metre olacak şekilde yürütülmüşlerdir. 9-10 yaşlarındaki öğrencilerin önce oturarak, ardından ayakta durma ve yürümeleri sırasında ölçümleri yapılmıştır. Her iki omuzda taşınacak şekilde çift bantlı sırt çantalarının kullanıldığı çalışmada öğrencilerin yürüme paternleri ve postürlerine bakılmıştır. Sonuçta çanta taşınırken yürüme mesafesinin uzamasının yürüyüş hızı ve adımların boyu üzerinde önemli etkilere sahip olduğu belirlenmiştir. Yürüme mesafesi ile gövde postürü arasında bir ilişki saptanmazken, çanta ağırlığının vücut ağırlığının %20’sinden fazla olması durumunda, postürün, gövdenin öne doğru eğilmesi ile bozulduğu belirlenmiştir. Öneriler Sırt çantaları kesinlikle uzun süreli olarak kullanılmamalıdır. Öğrencilerin okulda kilitli dolapları olmalı, eve sadece ihtiyaçları olanları taşımalıdırlar. Öğretmenler ve veliler ağır çanta ve ağır kitap taşıma sorununu konuşmalıdırlar. Tüm kitabı taşımak yerine sadece ilgili kısımların fotokopisi çekilebilir. Aile bireyleri olarak çanta temizliği yapılarak ihtiyaç duyulmayan malzemeler çantadan çıkarılmalıdır. Sırt çantaları ve içindeki ağırlıklar toplamının, taşıyanın vücut ağırlığının %10’nundan az olması muhakkak sağlanmalıdır. Uzun süreli ve/veya ağır çanta kullanımının mecburi olduğu hallerde tekerlekli çantalar tercih edilmelidir. Ortopedik/ergonomik (iki geniş ve destekli omuz askısı ve bel kemeri bulunan, hafif) çantalar tercih edilmeli, asla ekonomik tasarruf yapma yoluna gidilmemelidir. Sırt çantaları her iki omuzdan asılarak düzgün olarak taşınmalı ve bel kemeri gibi ağırlık dengeleyici ekipmanlar kesinlikle kullanılmalıdır. Çocuk sık sırt ağrısından yakınırsa doktoru ile mutlaka konuşulmalıdır. Bu konuda gerek okul yöneticileri ve ilgili merciler, gerekse çocuklar ve aileler eğitilerek; sağlıklı nesillerin yetişmesinde katkıda bulunulmalıdır. Dr. Önder Çerezci / Amerikan Hastanesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/okul-cagindaki-cocuklarda-bel-agrisi">Okul çağındaki çocuklarda bel ağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Omurga hastalıkları gelişmiş toplumlarda en sık karşılaşılan ve sakatlığa yol açan problemlerden birisidir. Yapılan çeşitli çalışmalar sonrasında okul çağı çocuklarında bel ağrısı görülme sıklığının %70 olduğu görülmüştür. Bu oran oldukça yüksektir. Bilinen bir başka gerçek de genç yaşta bel ağrısı çekenlerde, daha ileri yaşlarda da bel ağrısı yaşama riskinin arttığıdır. İşte bu nedenle okul çağındaki çocukların ve gençlerin, erken dönemlerden itibaren bel ağrısından korunması konusunda gerekli eğitimlerin verilmesi ve ergonomik olarak doğru ekipmanların seçilmesi gerekir. Çünkü ekipmanlar ancak ergonomik yapılmış ve uygun şekilde kullanılıyorsa güvenlidir.</p>
<p>Omurganın tekrarlayan statik yüklenmesi sadece erişkinlerde değil aynı zamanda çocuklarda da bel ağrısı için risk faktörüdür. Erişkinlerde ağırlık taşınmasının omurga üzerindeki etkileri biyomekanik ve fizyolojik olarak değerlendirilmiş olup, çalışma şartlarında birtakım düzenlemeler yapılmaya çalışılmış, hatta bazı ülkelerde omurgaya binen yükün nasıl olması gerektiği kanunlarla düzenlenmiştir. Sırt çantası, okul çağı çocuklarında en sık karşılaşılan yüklenme nedenidir. Ağır sırt çantası taşımak, okul çocuklarının gelişmekte olan eklem, kas ve ligaman yapılarında zorlanmalara neden olarak belde kas gerginliği mekanizmasını tetikleyebilir, bozuk yürüyüş, kötü postür ve hatta ciddi kronik bel ağrılarına yol açabilir. Bu nedenle çocukların taşıdıkları sırt çantalarının ağırlıklarının hesaplanması ve gereğinden fazla yüklenmemesi önem kazanmaktadır.</p>
<p>Kötü duruş, bilgisayar karşısında yanlış oturma, okul sıralarının uygun olmaması gibi, bu yaş grubunu tehdit eden başka faktörler de vardır. Ancak sırt çantası da tek başına doğrudan duruş şeklini bozarak sırt ağrısına neden olmaktadır. Bunun yanında solunum sistemi ve kalp-damar sistemi üzerinde de olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir.</p>
<p><strong>Neler yapılabilir?</strong></p>
<ul>
<li>Sırt çantaları ve içindeki ağırlıkların toplamı çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10’nundan az olmalı.</li>
<li>Ağırlık çanta içerisinde uygun dağıtılmalı. Daha ağır eşyalar sırta ve bele daha yakına konmalı.</li>
<li>Sırt çantaları uzun süreli taşınmamalı, uzun süreli ayakta kalınacaksa çıkarılmalı.</li>
<li>Sırt çantasının geniş ve destekli omuz askıları, bel desteği, bel kemeri ve çeşitli bölümleri bulunmalı.</li>
<li>Sırt çantası her iki omuzdan asılarak düzgün şekilde taşınmalı</li>
<li>Ağır çantalarda kalça kayışı kullanılmalı. Kayışları geniş ve yumuşak çanta kullanılmalı. Çantanın taşınma düzeyi kalça veya bel kemeri bölgesinde olmalı.</li>
<li>Sırt çantasının her iki kayışı birlikte kullanılmalı ve belin 5 cm yukarısında duracak şekilde, sağlam bir biçimde tespit edilerek ayarlanmalı</li>
<li>Doktorunuzun önerdiği sırt adalelerini geliştirici egzersizlerin yapılması sağlanmalı.</li>
<li>Tekerlekli sırt çantaları tercih edilmeli.</li>
<li>Doğru kaldırma tekniği kullanılmalı. Çocuklara ağır çantaları dizden eğilerek kaldırmak gerektiği öğretilmeli.</li>
</ul>
<p><strong>Sırt çantaları neden sırt ve bel ağrısısı yapar?</strong></p>
<p>Ağırlıklarına bağlı olarak; mekanik olarak omurganın aşırı yüklenmesi nedeniyle ve sırt çantasının ağırlığı ve uygun olmayan pozisyonda taşıma sonucu ortaya çıkan postür bozukluğu nedeniyle sırt ve bel ağrısı görülür.</p>
<p>Ayrıca ağır yüklenme, vücuda uygulanan yükün pozisyonu, yükün şekli ve büyüklüğü, taşıma süresi, çocuğun fiziksel ve ruhsal durumu bir araya gelerek ağrıya neden olur.</p>
<p>Sırt çantaları ile ilgili birçok çalışma gerçekleştirilmiştir. Yapılan bir çalışmada Negrini ve arkadaşları, öğrencilerin %30’unun sırt çantalarının ağırlıklarının vücut ağırlığının %35’inden daha fazla olduğunu belirtmiştir. Forjouh ve arkadaşları ise çalışmalarında çanta ağırlığını ortalama 4,8 kg ve bu ağırlığın vücut ağırlığına oranını ise yaklaşık %12 olarak bulmuşlardır. Aynı zamanda bu çalışmada sınıf büyüdükçe çanta ağırlığının da arttığı gözlenmiştir. Bu ağırlığı etkileyen faktörler arasında okul, çanta türü, haftanın hangi günü ders yükünün ağır olduğu ve vücut-kitle indeksi sayılabilmektedir.</p>
<p>Çantanın tek omuzda taşındığı durumlarda çocuğun postüründeki anormallik nedeniyle kaslara dengesiz yük dağılımının olması ağrıyı tetiklemektedir. Spinal ligamanlar ve kaslar 16 yaşına kadar oluşmaya ve gelişmeye devam eder. Ağır yük kaldırmak vertebraları aşırı stres ile zorlar. Bu yüklenmelere maruz kalan çocuklarda ileri yaşlarda kifoz, hiperlordoz, skolyoz gibi problemlere daha sık rastlanılmaktadır. Chansinirukor ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada değişik ağırlıklardaki sırt çantalarının her iki omuzda ve tek omuzda taşınması sırasında oluşan postüral değişiklikler fotoğrafla kaydedilmiştir. Bu çalışmada ağırlıkla ve ağırlıksız yürüme sırasındaki dinamik postüral değişiklikler de izlenmiştir. Araştırıcılar, vücut ağırlığının %15’inin altındaki sırt çantalarının her iki omuzda taşınması halinde herhangi bir postüral değişikliğin gelişmediğini, bu oranın %15 üzerine çıktığında ise boynun öne doğru uzandığını bildirmişlerdir. Grimmer ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada ise çantanın postüre etkisi açısından cinsiyetin önemli olmadığı ve sırt çantasının taşınma seviyesi yükseldikçe, kişinin öne doğru eğilmesinin fazlalaştığı bildirilmektedir. Araştırıcılar ayrıca ağırlık miktarı arttıkça postürün, gittikçe öne doğru eğilme nedeniyle daha fazla bozulduğuna da dikkati çekmişlerdir. Öğrencilerin ise bu sonuçlara rağmen sırt çantasını daha çok skapulalar seviyesinde taşımaya alışık oldukları saptanmıştır. Bu nedenlerden dolayı çalışmacılar çanta taşınma seviyesinin kalça veya bel kemeri bölgesinde olmasını önermişlerdir. Aynı zamanda taşınan çantanın bir bel kemeri ile sabitleştirilmesinin de ağırlığın yer değiştirmesini önleyerek postürün daha fazla bozulmasını engellemede önemli rol oynadığı göze çarpmaktadır.</p>
<p>Sırt çantasının şekli, taşıma biçimi ve çantanın ağırlığı postür ve kalp-solunum sistemi üzerinde de önemli etkilere sahiptir. Aynı zamanda postür bozukluğunun da solunumu etkilediği göz önüne alınacak olursa, bu konu daha da önemli hale gelmektedir. Birçok okul çantası vücut ağırlığının yaklaşık %10’u veya daha fazlasıdır. Hatta bu ağırlığın bazen vücut ağırlığının %20’sinin üzerinde olduğu belirlenmiştir. Justin Pui-han Lai ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada okul çağında taşınan çantanın ağırlığının vücut ağırlığına oranının %20’nin üzerinde olduğu durumlarda solunum fonksiyon testlerinde kifozda rastlanan restriktif tip solunum fonksiyon bozukluğuna benzer sonuçlar elde edilmiştir. Vücut ağırlığının %20’si ağırlığındaki çanta ile yürüme esnasında gövde üzerine binen yükün; vücut ağırlığının, %20’si ve %15’i ağırlığındaki çantalarla ise solunum sıklığının ileri derecede arttığı saptanmıştır. Vücut ağırlığının %10’u oranında ağırlığa sahip çanta ile yapılan yürüyüş sonucunda ise solunum veya gövde üzerine binen yük istatiksel olarak anlamlı değildir. Merati ve arkadaşları ise sırt çantası taşırken kardiyopulmoner eforun minimal arttığını ve fiziksel performansı iyi olmayan kişilerin bel ağrısı yaşama ihtimallerinin daha fazla olduğunu belirtmiş, genel vücut kondisyonunun artırılması ile sırt çantası taşımaya bağlı oluşan bel ağrısının engellenebileceğini belirtmişlerdir.</p>
<p>Pascoe ve arkadaşları ise vücut ağırlığının %17’si ağırlığındaki ve omuzdan tek, çift ve çapraz tek bantlı çantalarla yaptıkları çalışmalarında sadece tek bantlı olan çantanın, çantayı taşıyan omuzda ileri derecede elevasyona yol açarak postürü bozduğunu tespit etmişlerdir. Bir başka çalışmada ise vücut ağırlığının %20’si oranında ağırlığa sahip sırt çantalarının, vücut ağırlığının %15’i veya daha azı oranında ağırlığa sahip olan çantalara göre daha fazla oksijen ve enerji sarfiyatına ve daha kısa sürede kan basıncı yükselmesine yol açtığı saptanmıştır. Bu çalışmaların sonucunda sırt çantasının ağırlığı, dolayısıyla bele yüklenen ağırlık miktarı arttıkça çocuğun ağırlık merkezinin daha yukarılara doğru taşındığı ve yürüyüşün stabilizasyonunun daha fazla bozulduğu söylenebilmektedir. Böylece yürüyüşün salınım fazı, dolayısıyla adım mesafesi kısalmakta, yürüme hızı artmakta ve bu nedenlerle de hem efor harcanmasına bağlı olarak solunum sıklığı artmakta hem de gövdenin öne eğimi artarak postür bozulmaktadır.</p>
<p>Omurgaya binen yükün kinematik ve fizyolojik etkileri açısından yapılan çalışmaların çoğu yürüme bandında yapılmış olup, gerçek hayatta yüklenilen ağırlığın etkileri fazla çalışılmamıştır. Bu eksikliği gidermek için Hong ve arkadaşları doğal ortamda bir çalışma yapmışlardır. 23 öğrenci vücut ağırlıklarının %0, %10, %15 ve %20’si oranında ağırlıklara sahip sırt çantalarının her biriyle farklı günlerde, her gün toplam 1978 metre olacak şekilde yürütülmüşlerdir. 9-10 yaşlarındaki öğrencilerin önce oturarak, ardından ayakta durma ve yürümeleri sırasında ölçümleri yapılmıştır. Her iki omuzda taşınacak şekilde çift bantlı sırt çantalarının kullanıldığı çalışmada öğrencilerin yürüme paternleri ve postürlerine bakılmıştır.</p>
<p>Sonuçta çanta taşınırken yürüme mesafesinin uzamasının yürüyüş hızı ve adımların boyu üzerinde önemli etkilere sahip olduğu belirlenmiştir. Yürüme mesafesi ile gövde postürü arasında bir ilişki saptanmazken, çanta ağırlığının vücut ağırlığının %20’sinden fazla olması durumunda, postürün, gövdenin öne doğru eğilmesi ile bozulduğu belirlenmiştir.</p>
<p><strong>Öneriler</strong></p>
<ul>
<li>Sırt çantaları kesinlikle uzun süreli olarak kullanılmamalıdır.</li>
<li>Öğrencilerin okulda kilitli dolapları olmalı, eve sadece ihtiyaçları olanları taşımalıdırlar.</li>
<li>Öğretmenler ve veliler ağır çanta ve ağır kitap taşıma sorununu konuşmalıdırlar.</li>
<li>Tüm kitabı taşımak yerine sadece ilgili kısımların fotokopisi çekilebilir.</li>
<li>Aile bireyleri olarak çanta temizliği yapılarak ihtiyaç duyulmayan malzemeler çantadan çıkarılmalıdır.</li>
<li>Sırt çantaları ve içindeki ağırlıklar toplamının, taşıyanın vücut ağırlığının %10’nundan az olması muhakkak sağlanmalıdır.</li>
<li>Uzun süreli ve/veya ağır çanta kullanımının mecburi olduğu hallerde tekerlekli çantalar tercih edilmelidir.</li>
<li>Ortopedik/ergonomik (iki geniş ve destekli omuz askısı ve bel kemeri bulunan, hafif) çantalar tercih edilmeli, asla ekonomik tasarruf yapma yoluna gidilmemelidir.</li>
<li>Sırt çantaları her iki omuzdan asılarak düzgün olarak taşınmalı ve bel kemeri gibi ağırlık dengeleyici ekipmanlar kesinlikle kullanılmalıdır.</li>
<li>Çocuk sık sırt ağrısından yakınırsa doktoru ile mutlaka konuşulmalıdır.</li>
</ul>
<p>Bu konuda gerek okul yöneticileri ve ilgili merciler, gerekse çocuklar ve aileler eğitilerek; sağlıklı nesillerin yetişmesinde katkıda bulunulmalıdır.</p>
<p><strong>Dr. Önder Çerezci / Amerikan Hastanesi, <span id="cphMainContent_lblDepOfDoctor" class="lblDepName">Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon</span> </strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/okul-cagindaki-cocuklarda-bel-agrisi">Okul çağındaki çocuklarda bel ağrısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13346</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üniversitelere karne ne değiştirir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universitelere-karne-ne-degistirir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Mar 2019 12:46:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[atama]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[doktora]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[karne]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yok]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13318</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ne olacak bu atanmış rektörlerin hali? Pek çoğu tartışmalı uygulamalarıyla kamu oyunda ve bizzat üniversitelerinin içinde tepki çeken rektörlerin yönetimi, üniversiteleri bilim kurumları olmaktan çıkarıyor” derken, YÖK’ten önemli bir karar geldi: Her yıl üniversitelerin durumları izlenecek ve yıl sonlarında notları açıklanacak. Yekta Saraç, YÖK Başkanı, yaptığımız bir sohbette artık üniversitelerde her bakımdan niteliğe önem verileceğini ve başarı kriterleri geleceğini belirttikten kısa bir süre sonra, 42 kriter saptadıklarını açıkladı, ve bunları 5 ana başlık altında toparladılar. Bu yıl sonunda (ve her yıl) üniversitelerin karneleri açıklanacak. Üniversite deyip geçmeyin, vakıf üniversiteleriyle birlikte 206 oldular. Müthiş bir sayısal büyüme, başka bir ülkede böyle hızlı bir sayı artışı göremezsiniz. Öğrenci sayısı da 8 milyon! Şüphesiz ki bu durum niteliği çok düşürdü. Yeni açılan pek çok üniversiteye üniversite demek zor, yılların geçmesi ve bilim yolunda ilerlemeleri gerekir. 5 ana kriter şunlar: Eğitim ve öğretim Araştırma geliştirme, proje ve yayın Uluslararasılaşma Bütçe ve finansman Topluma hizmet ve sorumluluk Bu başlık altlarındaki değerlendirme kriterlerinden bazıları: Mezunların, KPSS ve ALES gibi merkezi sınavlardaki başarıları, mezun olan doktora öğrenci sayısı Teknokent projelerine katılan öğrenci sayısı Üniversitenin doluluk oranı Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerdeki makale sayısı Sonuçlanan patent sayısı YÖK, TÜBA, TÜBİTAK Bilim, Teşvik ve Sanat Ödülleri sayısı YÖK 100/2000 Projesi kapsamındaki öğrenci sayısı Üniversitenin dünya veya bölgesel akademik başarı sırası Yabancı uyruklu öğrenci sayısı Yabancı uyruklu doktoralı öğretim elemanı sayısı Üniversite öğretim elemanlarının aldığı uluslararası fonlara dayalı proje sayısı Ar-Ge&#8217;ye harcanan bütçenin toplam bütçeye oranı Endüstri ile ortak yürütülen proje sayısı Genel bütçe dışında üniversiteye kazandırılan bağış ve fon miktarı Başta engelliler olmak üzere sosyal sorumluluk projeleri Sıfır atık, yeşil kampüs ve çevrecilik alanlarında varsa ödülleri&#8230; Amaç: “Yükseköğretim kurumları arasında adalet temelli rekabet ortamı oluşturmak ve bu rekabetin nesnel ve ölçülebilir başarı kriterlerini ortaya koymak&#8230; İlk aşamada üniversitenin kendi kendisiyle rekabet etmesini, daha sonra sistemdeki diğer üniversitelerle rekabete yöneltmeyi hedefliyoruz.” Peki başarı ödülü olacak mı? “Devlet üniversitelerinde yıllar içinde başarı çizgisi yükselen üniversitelerin kadro ve başarılı alanlarında fonlama ile ödüllendirilmeli, vakıf üniversiteleri için de kontenjan noktasında imkân sağlanabilecek.” “Çıktı” odaklı ve kaliteye yönelik, süreçleri dikkate alan, yetkisini üniversitelere dağıtan bu anlayışın sonucunu merak edeceğiz&#8230; Rektörlere bilimsel bakış açısı Gelelim rektör atamalarına&#8230; Şüphesiz ki bilimsel başarısı yüksek insanların mutlaka yöneticiliğe getirilmesi diye bir doğru yok. Araştırmacılığı iyi olabilir, yöneticiliği kötü! Ama atanan rektörlerde bir kriter aranmamalı mı? Saraç: “Atanacak olanlarda aranması gereken en önemli kriter bilimsel bakış açısı&#8230;” Şüphesiz rektör atamalarında buna ne derece dikkat ediliyor, hatta ediliyor mu bile sorulabilir. İkinci soru da, atamalarda “bilimsel bakış açısı” nasıl anlaşılacak? Çok sorunlu bir alan. Çünkü atamaları doğrudan Cumhurbaşkanı yapıyor. Şüphesiz ki YÖK’ten görüş soruluyordur, peki YÖK bu görüşünü nasıl ve hangi mekanizma ile oluşturacak, bilinmiyor. Peki ne olacak haksız yükselenler?  Okurdan yankılar var, bir önceki yazıma, isimleri bende: “Bugüne kadar böyle makalelerle yükselmiş ve unvanları hak etmeden almış, bu fakir milletin parasına yüksek maaş alarak konmuş kişiler araştırılmayacak mı?” “Bugüne kadar İngilizce’den habersiz geçip beş para etmez çalışmalarla çoktan doçent, profesör olanlar ve sırada olanlar var. En son okuduğum bir doçentlik dosyası karşısında dilimi yutacaktım! Şimdi her yerde onlardan var.   “Ne olacakmış şimdi? Kırk yıl adamların emekli olması mı beklenecek? Günaydın YÖK!” Evet, atı alan Üsküdar’ı geçti mi yani? Orhan Bursalı *Bu yazı, 12 Mart 2019 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universitelere-karne-ne-degistirir">Üniversitelere karne ne değiştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Ne olacak bu atanmış rektörlerin hali? Pek çoğu tartışmalı uygulamalarıyla kamu oyunda ve bizzat üniversitelerinin içinde tepki çeken rektörlerin yönetimi, üniversiteleri bilim kurumları olmaktan çıkarıyor</em>” derken, YÖK’ten önemli bir karar geldi: Her yıl üniversitelerin durumları izlenecek ve yıl sonlarında notları açıklanacak.</p>
<p><strong>Yekta Saraç</strong>, YÖK Başkanı, yaptığımız bir sohbette artık üniversitelerde her bakımdan niteliğe önem verileceğini ve başarı kriterleri geleceğini belirttikten kısa bir süre sonra, 42 kriter saptadıklarını açıkladı, ve bunları 5 ana başlık altında toparladılar. Bu yıl sonunda (ve her yıl) üniversitelerin karneleri açıklanacak.</p>
<p>Üniversite deyip geçmeyin, vakıf üniversiteleriyle birlikte 206 oldular. Müthiş bir sayısal büyüme, başka bir ülkede böyle hızlı bir sayı artışı göremezsiniz. Öğrenci sayısı da 8 milyon! Şüphesiz ki bu durum niteliği çok düşürdü. Yeni açılan pek çok üniversiteye üniversite demek zor, yılların geçmesi ve bilim yolunda ilerlemeleri gerekir.</p>
<p><strong>5 ana kriter şunlar:</strong></p>
<ol>
<li>Eğitim ve öğretim</li>
<li>Araştırma geliştirme, proje ve yayın</li>
<li>Uluslararasılaşma</li>
<li>Bütçe ve finansman</li>
<li>Topluma hizmet ve sorumluluk</li>
</ol>
<p><strong>Bu başlık altlarındaki değerlendirme kriterlerinden bazıları:</strong></p>
<ul>
<li>Mezunların, KPSS ve ALES gibi merkezi sınavlardaki başarıları, mezun olan doktora öğrenci sayısı</li>
<li>Teknokent projelerine katılan öğrenci sayısı</li>
<li>Üniversitenin doluluk oranı</li>
<li>Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerdeki makale sayısı</li>
<li>Sonuçlanan patent sayısı</li>
<li>YÖK, TÜBA, TÜBİTAK Bilim, Teşvik ve Sanat Ödülleri sayısı</li>
<li>YÖK 100/2000 Projesi kapsamındaki öğrenci sayısı</li>
<li>Üniversitenin dünya veya bölgesel akademik başarı sırası</li>
<li>Yabancı uyruklu öğrenci sayısı</li>
<li>Yabancı uyruklu doktoralı öğretim elemanı sayısı</li>
<li>Üniversite öğretim elemanlarının aldığı uluslararası fonlara dayalı proje sayısı</li>
<li>Ar-Ge&#8217;ye harcanan bütçenin toplam bütçeye oranı</li>
<li>Endüstri ile ortak yürütülen proje sayısı</li>
<li>Genel bütçe dışında üniversiteye kazandırılan bağış ve fon miktarı</li>
<li>Başta engelliler olmak üzere sosyal sorumluluk projeleri</li>
<li>Sıfır atık, yeşil kampüs ve çevrecilik alanlarında varsa ödülleri&#8230;</li>
</ul>
<p><strong>Amaç</strong>: “<em>Yükseköğretim kurumları arasında adalet temelli rekabet ortamı oluşturmak ve bu rekabetin nesnel ve ölçülebilir başarı kriterlerini ortaya koymak&#8230; İlk aşamada üniversitenin kendi kendisiyle rekabet etmesini, daha sonra sistemdeki diğer üniversitelerle rekabete yöneltmeyi hedefliyoruz.</em>”</p>
<p>Peki <strong>başarı ödülü</strong> olacak mı? “<em>Devlet üniversitelerinde yıllar içinde başarı çizgisi yükselen üniversitelerin kadro ve başarılı alanlarında fonlama ile ödüllendirilmeli, vakıf üniversiteleri için de kontenjan noktasında imkân sağlanabilecek.</em>”</p>
<p>“Çıktı” odaklı ve kaliteye yönelik, süreçleri dikkate alan, yetkisini üniversitelere dağıtan bu anlayışın sonucunu merak edeceğiz&#8230;</p>
<p><strong>Rektörlere bilimsel bakış açısı</strong></p>
<p>Gelelim rektör atamalarına&#8230; Şüphesiz ki bilimsel başarısı yüksek insanların mutlaka yöneticiliğe getirilmesi diye bir doğru yok. Araştırmacılığı iyi olabilir, yöneticiliği kötü! Ama atanan rektörlerde bir kriter aranmamalı mı?</p>
<p><strong>Saraç:</strong> “<em>Atanacak olanlarda aranması gereken en önemli kriter</em> <strong><em>bilimsel bakış açısı</em></strong>&#8230;”</p>
<p>Şüphesiz rektör atamalarında buna ne derece dikkat ediliyor, hatta ediliyor mu bile sorulabilir. İkinci soru da, atamalarda “bilimsel bakış açısı” nasıl anlaşılacak?</p>
<p>Çok sorunlu bir alan. Çünkü atamaları doğrudan Cumhurbaşkanı yapıyor. Şüphesiz ki YÖK’ten görüş soruluyordur, peki YÖK bu görüşünü nasıl ve hangi mekanizma ile oluşturacak, bilinmiyor.</p>
<p><strong>Peki ne olacak haksız yükselenler?</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Okurdan yankılar</strong> var, <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/akademik-uyduruk-makalelere-darbe">bir önceki yazıma</a>, isimleri bende:</p>
<p>“<em>Bugüne kadar böyle makalelerle yükselmiş ve unvanları hak etmeden almış, bu fakir milletin parasına yüksek maaş alarak konmuş kişiler araştırılmayacak mı?”</em></p>
<p><em>“Bugüne kadar İngilizce’den habersiz geçip beş para etmez çalışmalarla çoktan doçent, profesör olanlar ve sırada olanlar var. En son okuduğum bir doçentlik dosyası karşısında dilimi yutacaktım! Şimdi her yerde onlardan var. </em><em> </em></p>
<p><em>“Ne olacakmış şimdi? Kırk yıl adamların emekli olması mı beklenecek? Günaydın YÖK!</em>”</p>
<p>Evet, atı alan Üsküdar’ı geçti mi yani?</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 12 Mart 2019 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/universitelere-karne-ne-degistirir">Üniversitelere karne ne değiştirir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13318</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Umutsuzluğun değil, umudun adı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/umutsuzlugun-degil-umudun-adi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 11:57:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[birinci yıl]]></category>
		<category><![CDATA[CBT]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[destek]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[evrensellik]]></category>
		<category><![CDATA[gönüllü]]></category>
		<category><![CDATA[HBT]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[orhan bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[özveri]]></category>
		<category><![CDATA[referans kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[umutsuzluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6085</guid>

					<description><![CDATA[<p>HBT, 1 Nisan 2016 yılında yayın hayatına başladı. HBT, her sayısı en az diğeri kadar güzel 54. sayıya ulaştı. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisindeki birikimini daha da ileri taşıyarak bir üst seviyede yeniden üretti. HBT her geçen gün daha fazla insana ulaşıyor; kısa sayılabilecek bir zaman diliminde bu kadar sevilip benimsenmesinin sırrı; samimiyetinde ve işini sevgiyle yapmasında gizli… HBT’nin 1 yıllık içerik analizi yapıldığında, Türkiye’nin bilim ve teknolojide dolayısıyla kalkınmada sıçrama gerçekleştirmesinin kodlarını okumak mümkün. Eğitimden sanata, teknolojiden sağlığa, ekonomiden temel bilimlere uzanan geniş bir yelpazede bir içerik var karşımızda. Yaklaşık 30 yıldır kalkınma politikaları ve uygulamaları ile uğraşan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Sadece HBT’yi izleyerek Türkiye’nin bilim ve teknolojide (dolayısıyla yüksek teknoloji üretiminde) ve daha geniş perspektifte kalkınmada sıçrama gerçekleştirmesi mümkün&#8230; Bilim ve teknolojinin tüm kodları HBT’nin çeşitli sayılarına serpilmiş durumda&#8230; HBT günlük kısır, politik tartışmaların tuzağına düşmeden Orhan Bursalı’nın ifadesiyle “asıl bakılması gereken” olguları gösteriyor&#8230; Türkiye’nin bilim ve teknolojide iç açıcı bir noktada olmadığımızı anlatıyor, ancak sadece anlatmıyor çözüm yollarını da gösteriyor&#8230; Bu nedenle HBT umutsuzluğun değil, umudun adıdır. Her satırında, her sayısında, her yazarın makalesinde umut vardır. Çünkü umutsuzluğun baştan kaybetmek anlamı taşıdığını bilerek hareket etmektedir&#8230; Türkiye’nin mevcut insan kaynaklarını geliştirerek ve uygulanacak bilim ve teknoloji politikaları ile yüksek teknolojide başarılı olacağına, gelişmiş ülkelere birçok açıdan yakınsayacağına,  insani kalkınmadaki eksikliklerini gidereceğine, kısaca insanların daha iyi koşullarda, daha müreffeh şartlarda yaşayacağına inanıyor&#8230; Ve bu inançla çözümler üretiyor, öneriler geliştiriyor, yol gösteriyor&#8230; Ana tezlerden biri: Eğitim Ülkemizin gelişmiş ülkeler ile bilim ve teknoloji açığını kapatması eğitim sisteminde sağlayacağı dönüşümlerle yakından ilgili. HBT’nin ana tezlerinden biridir bu&#8230; Mardin’in Derik ilçesinde yola koyulup Nobel’e uzanan Aziz Sancar’ın bu ödülü Cumhuriyet okullarında aldığı eğitim sistemine bağlaması bilimsel ve aydınlanmacı eğitim sistemin önemine işaret etmektedir. Hiç mütevazı olmadan şunu söylemek mümkün: HBT okullarda yardımcı, referans kaynak olarak okutulmalıdır. HBT’nin okullarda okutulması, Türkiye’nin bilim ve teknolojide sıçrama gerçekleştirmesine sayısız katkı yapacaktır&#8230; Neden mi? HBT bilim ve teknolojinin güler yüzlü de öğrenebileceğini gösterdiği için, bilim ve teknolojiyi sıkıcı, fildişi kulesinde yaşayan az sayıdaki insanın bir uğraş alanı olarak değil, herkesin bilim ve teknolojiye katkı yapacağını ve seveceğini gösterdiği için, özellikle gençlere umut aşılayıp rol modeller sunduğu için&#8230; CBT ve HBT’nin kurucusu Orhan Bursalı’nın, HBT’nin 1 Nisan 2016’da yayına başlaması nedeniyle kaleme aldığı “Biz ‘bilim yurtseverleri’ miyiz?” isimli sunuş yazısıyla bitirelim: &#8220;Bilim evrenseldir. Bilimin evrenselliğini içselleştirdiğimiz ve evrenselliğine katılabildiğimiz ölçüde var olabileceğiz… Bizlere belki de ‘bilim yurtseverleri’ diyebilirsiniz… HBT’nin yayınlanması için geniş bir destek, özveri, teşvik görmeseydik, ne portal ne dergi elinizde olacaktı ne de bu yazıyı okur olacaktınız…” Bayram Ali Eşiyok</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/umutsuzlugun-degil-umudun-adi">Umutsuzluğun değil, umudun adı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HBT, 1 Nisan 2016 yılında yayın hayatına başladı. HBT, her sayısı en az diğeri kadar güzel 54. sayıya ulaştı. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisindeki birikimini daha da ileri taşıyarak bir üst seviyede yeniden üretti. HBT her geçen gün daha fazla insana ulaşıyor; kısa sayılabilecek bir zaman diliminde bu kadar sevilip benimsenmesinin sırrı; samimiyetinde ve işini sevgiyle yapmasında gizli…</p>
<p>HBT’nin 1 yıllık içerik analizi yapıldığında, Türkiye’nin bilim ve teknolojide dolayısıyla kalkınmada sıçrama gerçekleştirmesinin kodlarını okumak mümkün. Eğitimden sanata, teknolojiden sağlığa, ekonomiden temel bilimlere uzanan geniş bir yelpazede bir içerik var karşımızda.</p>
<p>Yaklaşık 30 yıldır kalkınma politikaları ve uygulamaları ile uğraşan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Sadece HBT’yi izleyerek Türkiye’nin bilim ve teknolojide (dolayısıyla yüksek teknoloji üretiminde) ve daha geniş perspektifte kalkınmada sıçrama gerçekleştirmesi mümkün&#8230; Bilim ve teknolojinin tüm kodları HBT’nin çeşitli sayılarına serpilmiş durumda&#8230;</p>
<p>HBT günlük kısır, politik tartışmaların tuzağına düşmeden Orhan Bursalı’nın ifadesiyle “asıl bakılması gereken” olguları gösteriyor&#8230; Türkiye’nin bilim ve teknolojide iç açıcı bir noktada olmadığımızı anlatıyor, ancak sadece anlatmıyor çözüm yollarını da gösteriyor&#8230;</p>
<p>Bu nedenle HBT umutsuzluğun değil, umudun adıdır. Her satırında, her sayısında, her yazarın makalesinde umut vardır. Çünkü umutsuzluğun baştan kaybetmek anlamı taşıdığını bilerek hareket etmektedir&#8230; Türkiye’nin mevcut insan kaynaklarını geliştirerek ve uygulanacak bilim ve teknoloji politikaları ile yüksek teknolojide başarılı olacağına, gelişmiş ülkelere birçok açıdan yakınsayacağına,  insani kalkınmadaki eksikliklerini gidereceğine, kısaca insanların daha iyi koşullarda, daha müreffeh şartlarda yaşayacağına inanıyor&#8230; Ve bu inançla çözümler üretiyor, öneriler geliştiriyor, yol gösteriyor&#8230;</p>
<p><strong>Ana tezlerden biri: Eğitim</strong></p>
<p>Ülkemizin gelişmiş ülkeler ile bilim ve teknoloji açığını kapatması eğitim sisteminde sağlayacağı dönüşümlerle yakından ilgili. HBT’nin ana tezlerinden biridir bu&#8230; Mardin’in Derik ilçesinde yola koyulup Nobel’e uzanan <strong>Aziz Sancar</strong>’ın bu ödülü Cumhuriyet okullarında aldığı eğitim sistemine bağlaması bilimsel ve aydınlanmacı eğitim sistemin önemine işaret etmektedir.</p>
<p>Hiç mütevazı olmadan şunu söylemek mümkün: HBT okullarda yardımcı, referans kaynak olarak okutulmalıdır. HBT’nin okullarda okutulması, Türkiye’nin bilim ve teknolojide sıçrama gerçekleştirmesine sayısız katkı yapacaktır&#8230; Neden mi? HBT bilim ve teknolojinin güler yüzlü de öğrenebileceğini gösterdiği için, bilim ve teknolojiyi sıkıcı, fildişi kulesinde yaşayan az sayıdaki insanın bir uğraş alanı olarak değil, herkesin bilim ve teknolojiye katkı yapacağını ve seveceğini gösterdiği için, özellikle gençlere umut aşılayıp rol modeller sunduğu için&#8230;</p>
<p>CBT ve HBT’nin kurucusu Orhan Bursalı’nın, HBT’nin 1 Nisan 2016’da yayına başlaması nedeniyle kaleme aldığı <strong>“Biz ‘bilim yurtseverleri’ miyiz?”</strong> isimli sunuş yazısıyla bitirelim: <em>&#8220;Bilim evrenseldir. Bilimin evrenselliğini içselleştirdiğimiz ve evrenselliğine katılabildiğimiz ölçüde var olabileceğiz… Bizlere belki de ‘bilim yurtseverleri’ diyebilirsiniz… HBT’nin yayınlanması için geniş bir destek, özveri, teşvik görmeseydik, ne portal ne dergi elinizde olacaktı ne de bu yazıyı okur olacaktınız</em>…”</p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/umutsuzlugun-degil-umudun-adi">Umutsuzluğun değil, umudun adı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6085</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kışla, Cami, Okul</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kisla-cami-okul</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2016 11:05:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[kışla]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3908</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkese Bilim Teknoloji dergisinin son sayısındaki (Sayı 28) &#8220;Bu Hafta&#8221; başlığı ile yayımlanan Editör yazısını sunuyoruz&#8230; İki bilge Bozkurt Güvenç ve Doğan Kuban ara verdikleri konferanslarına yeniden başladılar. Konferansın ana başlığı Kışla &#8211; Cami &#8211; Okul’du. Bozkurt Güvenç’in daha önce HBT’de yayımlanan aynı başlıklı yazısı ana temaydı. Gelmeyenler dinlemeyenler çok şey kaçırdı. Güvenç, Kılıçdaroğlu’nun özellikle FETÖ darbe girişiminden sonra sık sık Kışla-Okul-Cami’ye siyaset sokulmaması üzerine vurgusundan yola çıktı. Atatürk’e gönderme yaptı. Ata’nın askerlere, “Siyaset yapacaksan üniformanı çıkart, üniformanı giyeceksen siyaset yapmayacaksın” biçimindeki ünlü sözünü anımsattı. Atatürk’ün üniversite-eğitimin inşası için çağırdığı ünlü eğitim bilimci John Dewey’in “Her okulda bir iş yeri, her iş yerinde de bir okul açın” önerisini anımsattı. Bir de şu çok önemli sözünü: “Maarif Encümeniniz var, bunu bakanın emri altına koymayın, üstüne koyun!” Kastettiği bugünkü Talim Terbiye Kurulu’ydu. Türkiye bunu yapamadı. Tam tersine her gelen bakan, Kurul’u değiştirdi. Böylece ülkenin ulusal ve düzenli, geliştirmeye açık bir milli eğitim politikası asla olamadı. Güvenç, ilk kuruluş döneminde kadının da yurttaş sayılması konusunda zorluklara da değindi. O tarihte yapılacak nüfus sayımı tartışmalarında “Kadınları da sayacak mıyız?” gibi sözlerin dile getirildiğine vurgu yaptı. Çünkü Osmanlı’da da kadın sayılmıyordu, orada hane sayımı vardı. Demokrasinin temel sorunu Güvenç, Batı demokrasilerinde “Limited government” kavramının önemine değinirken, ülkemizde tam tersine, devletin her şeyi kontrole yöneldiğini, bugünkü iktidarın devletin tüm güçlerini elinde toplarken, aile yaşamına kadar varan bir müdahalenin gündemde olduğuna değindi. “Demokrasilerde temel mesele, hükümetlerin her şeyi kontrol etmeye yönelmesinin nasıl önleneceğidir” dedi. “Çünkü sandıktan çıkan her şeyi yapabileceği inancında&#8230;” Özerklik konusuna da değinen Güvenç: “Özerklik devlet içinde devlet demek değil, aldığı kamu kaynaklarının yerinde harcanıp harcanmadığının denetimidir ve akademik özgürlüğün de hukuki güvencesidir&#8230; Ayrıca fikir özgürlüğünün de güvencesi yok; ben şimdi aklımdan geçenleri söylersem başıma neler gelir bilemem, çünkü OHAL var&#8230;” Toplumun değişmesi gerek Doğan Kuban, konuya farklı yaklaştı. Artık bugünü eski dünyanın referanslarıyla anlayamayız, o bitti. Politika ile ilgilenmeyen ama ekonomide yaratıcı faaliyetleriyle dünyaya açılan ve her şeyi izleyen çok büyük bir kitle var, onlara ulaşmalıyız” dedi. Satır başlarıyla: Üniversite var, ama içinde hoca yok veya 200’e yakın üniversitede çok az sayıda hoca var. Toplumun değişmesi gerekir önce. Herkesin görevi bu değişimde rol almasıdır. Anlatacağız, anlatacaksınız. Kışla, Ordu, Cami, Cumhuriyetin simgeleridir. Cami hep vardı. Okul Cumhuriyet ile vücut buldu. Ordu ise Cumhuriyetin güvencesiydi, ama bir cami imamına teslim oldu! Uygarlığı bugün bilgi ile eşleştirirsek, bizde ikisi de yok. Bugünkü dünya, çağdaşlık, bilim, bilgi, teknoloji ve üretimleri üzerine kuruludur. Burada varsak gelecekte var olacağız&#8230; *** Güvenç de Kuban da, çok dikkat çekici başka noktalara da değindiler. Her ayın ilk cumartesi günü planlanan konferansları kaçırmayın… Şimdi HBT’nin bu sayısının içeriğine bir göz atalım&#8230; Gelecek konusunda karamsar mısınız? Hayır, Türkiye’yi kastetmiyoruz. Bu konuda geniş bir çevrenin, yurttaşın düşüncesi malum. Peki insanlığın geleceği üzerinde ne düşünürsünüz? Biz daha çok somut konular üzerinde odaklandık. Kişisel olarak pek umut yok gibi, ama bilim, sorun odaklı düşünmek ve çare üretmek zorunda, en azından umut var konuşmalı. İşte insanlığın 20 sorunu ve bilimin yanıtları böyle kapağa çıktı. Alanlarında uzman bilim insanları yanıtlıyor. Dünya yarın yaşanmaz olursa (olasılık ciddi) uzayda koloni kurabilecek miyiz? İnsan sonrası çağda neler olur? Bilincin doğasını anlayabilecek miyiz? 8 milyar insan da bir gün sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek mi? Nükleer bir soykırıma uğrar mıyız? Peki ya cinsellik bir zorunluluk olmaktan çıkar mı? Ya Alzheimer? Gerçek dünya burada Bozkurt Hoca, kaybettiğimiz Yücel Kanpolat’ı anlatırken, Kuban hoca yine insanlığın temel bir sorununa yelken açıyor: Cani robotların ve şeytanın aldattığı toplumlar konusunu irdeliyor; yok yok bizi de anlatıyor. Hiç kaçırmayın! Arkadaşımız Cem Say’ın genç yaşta kaybettiğimiz eşi Arzu İşeri Say’ı, “parlak bir örgüt teorikçisi” yazısıyla tanıyacaksınız&#8230; Daha pek çok ilginç yazı, haber ve yorum&#8230; Bir haftalık bilim, düşünce ve kültür dünyasını evinize getiriyoruz. Günlük siyasi palavralar dünyası ve aldatıcı polemiklerin dışında, HBT gerçek bir dünyadan bahsediyor. Ve herkesi bu dünyada kucaklamak istiyor. Düşünmeye, var olmaya hepimiz cesaret etmeliyiz&#8230; Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın&#8230; *** Soru: HBT&#8217;ye nasıl ulaşabilirim? Dergimizi, Migros, Carrefour, D&#38;R gibi zincir marketlerde, merkezi yerlerde ve dergi satan gazete bayilerinde bulabilirsiniz. Web sitemizdeki dağıtım listemiz güncellendi. Size en yakın noktayı bulabilir ve dergiyi alabilirsiniz: www.herkesebilimteknoloji.com/dagitim-listesi Dijital veya basılı dergi için abone olabilirsiniz: www.herkesebilimteknoloji.com/kayit-ol İlginiz ve desteğiniz için teşekkür ederiz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kisla-cami-okul">Kışla, Cami, Okul</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Herkese Bilim Teknoloji dergisinin son sayısındaki (Sayı 28) &#8220;Bu Hafta&#8221; başlığı ile yayımlanan Editör yazısını sunuyoruz&#8230;</em></strong></p>
<p>İki bilge Bozkurt Güvenç ve Doğan Kuban ara verdikleri konferanslarına yeniden başladılar. Konferansın ana başlığı Kışla &#8211; Cami &#8211; Okul’du. Bozkurt Güvenç’in daha önce HBT’de yayımlanan aynı başlıklı yazısı ana temaydı. Gelmeyenler dinlemeyenler çok şey kaçırdı.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-3934 alignleft" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/10/kg-300x174.jpg" alt="kg" width="300" height="174" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/10/kg-300x174.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/10/kg.jpg 503w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Güvenç, Kılıçdaroğlu’nun özellikle FETÖ darbe girişiminden sonra sık sık Kışla-Okul-Cami’ye siyaset sokulmaması üzerine vurgusundan yola çıktı. Atatürk’e gönderme yaptı. Ata’nın askerlere, “Siyaset yapacaksan üniformanı çıkart, üniformanı giyeceksen siyaset yapmayacaksın” biçimindeki ünlü sözünü anımsattı.</p>
<p>Atatürk’ün üniversite-eğitimin inşası için çağırdığı ünlü eğitim bilimci John Dewey’in “Her okulda bir iş yeri, her iş yerinde de bir okul açın” önerisini anımsattı. Bir de şu çok önemli sözünü: “Maarif Encümeniniz var, bunu bakanın emri altına koymayın, üstüne koyun!” Kastettiği bugünkü Talim Terbiye Kurulu’ydu. Türkiye bunu yapamadı. Tam tersine her gelen bakan, Kurul’u değiştirdi. Böylece ülkenin ulusal ve düzenli, geliştirmeye açık bir milli eğitim politikası asla olamadı.</p>
<p>Güvenç, ilk kuruluş döneminde kadının da yurttaş sayılması konusunda zorluklara da değindi. O tarihte yapılacak nüfus sayımı tartışmalarında “Kadınları da sayacak mıyız?” gibi sözlerin dile getirildiğine vurgu yaptı. Çünkü Osmanlı’da da kadın sayılmıyordu, orada hane sayımı vardı.</p>
<p><strong>Demokrasinin temel sorunu</strong></p>
<p>Güvenç, Batı demokrasilerinde “Limited government” kavramının önemine değinirken, ülkemizde tam tersine, devletin her şeyi kontrole yöneldiğini, bugünkü iktidarın devletin tüm güçlerini elinde toplarken, aile yaşamına kadar varan bir müdahalenin gündemde olduğuna değindi. “Demokrasilerde temel mesele, hükümetlerin her şeyi kontrol etmeye yönelmesinin nasıl önleneceğidir” dedi. “Çünkü sandıktan çıkan her şeyi yapabileceği inancında&#8230;”</p>
<p>Özerklik konusuna da değinen Güvenç: “Özerklik devlet içinde devlet demek değil, aldığı kamu kaynaklarının yerinde harcanıp harcanmadığının denetimidir ve akademik özgürlüğün de hukuki güvencesidir&#8230; Ayrıca fikir özgürlüğünün de güvencesi yok; ben şimdi aklımdan geçenleri söylersem başıma neler gelir bilemem, çünkü OHAL var&#8230;”</p>
<p><strong>Toplumun değişmesi gerek</strong></p>
<p>Doğan Kuban, konuya farklı yaklaştı. Artık bugünü eski dünyanın referanslarıyla anlayamayız, o bitti. Politika ile ilgilenmeyen ama ekonomide yaratıcı faaliyetleriyle dünyaya açılan ve her şeyi izleyen çok büyük bir kitle var, onlara ulaşmalıyız” dedi. Satır başlarıyla:</p>
<ul>
<li>Üniversite var, ama içinde hoca yok veya 200’e yakın üniversitede çok az sayıda hoca var.</li>
<li>Toplumun değişmesi gerekir önce. Herkesin görevi bu değişimde rol almasıdır. Anlatacağız, anlatacaksınız.</li>
<li>Kışla, Ordu, Cami, Cumhuriyetin simgeleridir. Cami hep vardı. Okul Cumhuriyet ile vücut buldu. Ordu ise Cumhuriyetin güvencesiydi, ama bir cami imamına teslim oldu!</li>
<li>Uygarlığı bugün bilgi ile eşleştirirsek, bizde ikisi de yok.</li>
<li>Bugünkü dünya, çağdaşlık, bilim, bilgi, teknoloji ve üretimleri üzerine kuruludur. Burada varsak gelecekte var olacağız&#8230;</li>
</ul>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Güvenç de Kuban da, çok dikkat çekici başka noktalara da değindiler. Her ayın ilk cumartesi günü planlanan konferansları kaçırmayın…</p>
<p>Şimdi HBT’nin bu sayısının içeriğine bir göz atalım&#8230;</p>
<p><strong>Gelecek konusunda karamsar mısınız?</strong></p>
<p>Hayır, Türkiye’yi kastetmiyoruz. Bu konuda geniş bir çevrenin, yurttaşın düşüncesi malum. Peki insanlığın geleceği üzerinde ne düşünürsünüz? Biz daha çok somut konular üzerinde odaklandık. Kişisel olarak pek umut yok gibi, ama bilim, sorun odaklı düşünmek ve çare üretmek zorunda, en azından umut var konuşmalı.</p>
<p>İşte insanlığın 20 sorunu ve bilimin yanıtları böyle kapağa çıktı. Alanlarında uzman bilim insanları yanıtlıyor. Dünya yarın yaşanmaz olursa (olasılık ciddi) uzayda koloni kurabilecek miyiz? İnsan sonrası çağda neler olur? Bilincin doğasını anlayabilecek miyiz? 8 milyar insan da bir gün sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek mi? Nükleer bir soykırıma uğrar mıyız? Peki ya cinsellik bir zorunluluk olmaktan çıkar mı? Ya Alzheimer?</p>
<p><strong>Gerçek dünya burada</strong></p>
<p>Bozkurt Hoca, kaybettiğimiz Yücel Kanpolat’ı anlatırken, Kuban hoca yine insanlığın temel bir sorununa yelken açıyor: Cani robotların ve şeytanın aldattığı toplumlar konusunu irdeliyor; yok yok bizi de anlatıyor. Hiç kaçırmayın!<br />
Arkadaşımız Cem Say’ın genç yaşta kaybettiğimiz eşi Arzu İşeri Say’ı, “parlak bir örgüt teorikçisi” yazısıyla tanıyacaksınız&#8230; Daha pek çok ilginç yazı, haber ve yorum&#8230;</p>
<p>Bir haftalık bilim, düşünce ve kültür dünyasını evinize getiriyoruz. Günlük siyasi palavralar dünyası ve aldatıcı polemiklerin dışında, HBT gerçek bir dünyadan bahsediyor. Ve herkesi bu dünyada kucaklamak istiyor. <strong>Düşünmeye, var olmaya hepimiz cesaret etmeliyiz&#8230;</strong></p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar sevgiyle kalın&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Soru: HBT&#8217;ye nasıl ulaşabilirim?</strong></p>
<ul>
<li>Dergimizi, Migros, Carrefour, D&amp;R gibi zincir marketlerde, merkezi yerlerde ve dergi satan gazete bayilerinde bulabilirsiniz.</li>
<li>Web sitemizdeki dağıtım listemiz güncellendi. Size en yakın noktayı bulabilir ve dergiyi alabilirsiniz: <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/dagitim-listesi">www.herkesebilimteknoloji.com/dagitim-listesi</a></li>
<li>Dijital veya basılı dergi için abone olabilirsiniz: <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/kayit-ol">www.herkesebilimteknoloji.com/kayit-ol</a></li>
</ul>
<p>İlginiz ve desteğiniz için teşekkür ederiz.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/kisla-cami-okul">Kışla, Cami, Okul</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3908</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
