<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>post-hakikat arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/post-hakikat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/post-hakikat</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Mar 2023 10:24:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dijital çelişki</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-celiski</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 10:24:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hesap sormak]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[post-hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk toplumu liderlerine baskı yapacak güçte değil mi? Yoksa baskı yaptığı konular zamanın ruhuyla mı çelişiyor? Eğer doğal afet iktidar partisinin yönetimindeki bir belediyenin sınırları içinde oluşmuşsa “mukadderat”, “fıtrat”. Yok eğer bir muhalefet partisinin yönetimindeki belediyenin sınırları içinde oluşmuşsa kinayeli ifadelerle eleştiri. Sarayları yapan iktidarsa “ülkemizin büyüklüğüne yakışır”, tarihi değeri olan bir tabloyu müzayededen satın alan bir muhalefet partisinin belediyesi ise “bu ne israf!”. Örnekler çoğaltılabilir. Şüphesiz başka ülkelerin gündelik yaşamını yakından izleme imkanı olsa, o ülkelerde de benzer çelişkilerin yaşandığını gözlemek zor olmazdı! Bu çelişkili davranışlar temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bilginin insan ve toplum yaşamındaki yeri, değeri nedir? Her insan, toplum bilgi üretmeyi, bilgi sahibi olmayı hak ediyor mu? Netameli bir konu! Bu tür hak hukuk sorularının teorik cevabı elbette olumludur. Hangi birey ya da toplum olduğundan bağımsız. Yeryüzündeki her bireyin her toplumun bilgi alma, bilgi üretme, bilgiden istifade etme hakkı vardır; olmalıdır! Ancak işin pratiğine de ucundan bir bakmakta fayda var. Pratik uygulamada bilgi, bilgiye değer veren bireyin, toplumun hak ettiği bir olgu olarak gündelik yaşamda yerini almaktadır. Birey ya da toplum bilgiye değer vermiyorsa, o bilginin doğruluğunun da bir önemi, değeri kalmamaktadır. Herhangi bir kişi gündelik yaşamında bir gün öyle bir gün böyle konuşup birbiri ile çelişkili bilgilerle çevresiyle etkileşim kuruyorsa, çevresi o bireye nasıl tepki verir? Nedense bu soru herhangi bir birey için değil de toplumu yönlendiren kişiler için sorulduğunda toplum aynı netlikte tepki verememektedir. Hatta malum tüm dünyada bunun için güzel bir isim de icat edilmişti: Doğru-ötesi (post-truth). Eskiden yalan ya yanlış olan şey bugün “alternatif doğru” olarak etiketleniyor. Eskiden gerçek ile somut ile çelişen bilgileri veren, paylaşanların yüzüne dönüp bakılmaz, yalancılıkla ayıplanır, suçlanırlardı. Bugün ise herkesin bir alıcısı, onu ayakta alkışlayıcısı var. İçerik çöpe gitmiş durumda! Bu çelişkili yaklaşım sadece teorik bilgi üretimi, paylaşımı ile sınırlı değil. Benzer bir “başını kuma sokma” durumu stratejik yatırımlarda da göze çarpıyor. Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip kimi ülkeler örneğin bir milyar dolara uzaya giderken, o ligde olduğunu iddia eden başka bazı ülkeler benzer bir parayı kapısına birinci günden kilit vurduğu, daha açılmadan kapattığı oyun parklarına yatırıyor! Tüm dünyada işin gelip düğümlendiği nokta toplumun liderlerine hangi konularda nasıl baskı yaptığı yönünde. Örneğin Türkiye’de toplum liderlerine pek bir baskı yapacak düzeyde olmadığı ifade edilebiliyor; özellikle de eğitim düzeyine işaret edilerek. Bu pek de doğru bir tespit değil! Toplumun liderleri üzerinde bir baskı unsuru oluşturması söz konusu olmasa partiler, politikacılar, liderler ya da yerel yönetimler her fırsatta anket yapıp toplumun nabzını tutma konusunda bu denli hevesli olmazdı. Burada tespit edilmesi gereken nokta toplumun hangi konulara hassasiyet gösterip hangilerine göstermediği. Elbette ki Türk toplumunun da hassas olduğu konular var. Ama görünen o ki doğruluk, dürüstlük, vicdanlılık kişisel &#8211; toplumsal çıkarların üstüne çıkamıyor. Önce ben, sonra ben, sonra yine ben, ondan sonra sen! Hem de ateistlerin, nihilistlerin, narsistlerin ezici bir çoğunlukta olmadığı bir ülkede! Tanol Türkoğlu tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT&#8217;nin 223. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-celiski">Dijital çelişki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #000000;">Türk toplumu liderlerine baskı yapacak güçte değil mi? Yoksa baskı yaptığı konular zamanın ruhuyla mı çelişiyor?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Eğer doğal afet iktidar partisinin yönetimindeki bir belediyenin sınırları içinde oluşmuşsa “mukadderat”, “fıtrat”. Yok eğer bir muhalefet partisinin yönetimindeki belediyenin sınırları içinde oluşmuşsa kinayeli ifadelerle eleştiri. Sarayları yapan iktidarsa “ülkemizin büyüklüğüne yakışır”, tarihi değeri olan bir tabloyu müzayededen satın alan bir muhalefet partisinin belediyesi ise “bu ne israf!”. Örnekler çoğaltılabilir. Şüphesiz başka ülkelerin gündelik yaşamını yakından izleme imkanı olsa, o ülkelerde de benzer çelişkilerin yaşandığını gözlemek zor olmazdı!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu çelişkili davranışlar temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bilginin insan ve toplum yaşamındaki yeri, değeri nedir? Her insan, toplum bilgi üretmeyi, bilgi sahibi olmayı hak ediyor mu? Netameli bir konu! Bu tür hak hukuk sorularının teorik cevabı elbette olumludur. Hangi birey ya da toplum olduğundan bağımsız. Yeryüzündeki her bireyin her toplumun bilgi alma, bilgi üretme, bilgiden istifade etme hakkı vardır; olmalıdır! Ancak işin pratiğine de ucundan bir bakmakta fayda var.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Pratik uygulamada bilgi, bilgiye değer veren bireyin, toplumun hak ettiği bir olgu olarak gündelik yaşamda yerini almaktadır. Birey ya da toplum bilgiye değer vermiyorsa, o bilginin doğruluğunun da bir önemi, değeri kalmamaktadır. Herhangi bir kişi gündelik yaşamında bir gün öyle bir gün böyle konuşup birbiri ile çelişkili bilgilerle çevresiyle etkileşim kuruyorsa, çevresi o bireye nasıl tepki verir? Nedense bu soru herhangi bir birey için değil de toplumu yönlendiren kişiler için sorulduğunda toplum aynı netlikte tepki verememektedir. Hatta malum tüm dünyada bunun için güzel bir isim de icat edilmişti: Doğru-ötesi (post-truth). Eskiden yalan ya yanlış olan şey bugün “alternatif doğru” olarak etiketleniyor. Eskiden gerçek ile somut ile çelişen bilgileri veren, paylaşanların yüzüne dönüp bakılmaz, yalancılıkla ayıplanır, suçlanırlardı. Bugün ise herkesin bir alıcısı, onu ayakta alkışlayıcısı var. İçerik çöpe gitmiş durumda! </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu çelişkili yaklaşım sadece teorik bilgi üretimi, paylaşımı ile sınırlı değil. Benzer bir “başını kuma sokma” durumu stratejik yatırımlarda da göze çarpıyor. Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip kimi ülkeler örneğin bir milyar dolara uzaya giderken, o ligde olduğunu iddia eden başka bazı ülkeler benzer bir parayı kapısına birinci günden kilit vurduğu, daha açılmadan kapattığı oyun parklarına yatırıyor!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tüm dünyada işin gelip düğümlendiği nokta toplumun liderlerine hangi konularda nasıl baskı yaptığı yönünde. Örneğin Türkiye’de toplum liderlerine pek bir baskı yapacak düzeyde olmadığı ifade edilebiliyor; özellikle de eğitim düzeyine işaret edilerek. Bu pek de doğru bir tespit değil! Toplumun liderleri üzerinde bir baskı unsuru oluşturması söz konusu olmasa partiler, politikacılar, liderler ya da yerel yönetimler her fırsatta anket yapıp toplumun nabzını tutma konusunda bu denli hevesli olmazdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Burada tespit edilmesi gereken nokta toplumun hangi konulara hassasiyet gösterip hangilerine göstermediği. Elbette ki Türk toplumunun da hassas olduğu konular var. Ama görünen o ki doğruluk, dürüstlük, vicdanlılık kişisel &#8211; toplumsal çıkarların üstüne çıkamıyor. Önce ben, sonra ben, sonra yine ben, ondan sonra sen! Hem de ateistlerin, nihilistlerin, narsistlerin ezici bir çoğunlukta olmadığı bir ülkede!</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="it-IT">Tanol Türkoğlu <a href="mailto:tanolturkoglu@gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></span></span></strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı HBT&#8217;nin 223. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-celiski">Dijital çelişki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29113</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hangisi gerçek?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/hangisi-gercek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Sep 2019 08:16:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[post-hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15116</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mustafa Çetiner, son yılların en önemli fenomen konularından biri olan post-truth&#8217;u (hakikat ötesi) anlatıyor. Bilgiye ulaşmaya çalışırken bilgi bombardımanına tutulduğumuz bugünlerde ihtiyacımız olan panzehirin reçetesini veriyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/hangisi-gercek">Hangisi gerçek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mustafa Çetiner, son yılların en önemli fenomen konularından biri olan post-truth&#8217;u (hakikat ötesi) anlatıyor. Bilgiye ulaşmaya çalışırken bilgi bombardımanına tutulduğumuz bugünlerde ihtiyacımız olan panzehirin reçetesini veriyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/video/hangisi-gercek">Hangisi gerçek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15116</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Post hakikat”  yanılması</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/post-hakikat-yanilmasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Aug 2019 09:55:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bozkurt Güvenç]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek ötesi]]></category>
		<category><![CDATA[post-hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14994</guid>

					<description><![CDATA[<p>Riyakarlık döneminde hakikati söylemek devrimci bir eylemdir. —George Orwell (1984) Dünya medyası, Oxford Sözlüğü’nün yılın kavramı ilan ettiği “Hakikat Sonrası” (Post truth) deyimini tartışıyor. Beğenen beğenmeyen, eleştiren, yorumlayan, anadilimize çevirmeye çalışanlar var. ‘Zamanın ruhu’ kavramı gibi dilimize yerleşinceye değin epey emek vermemiz gerekecek gibi görünüyor, derken&#8230; Ceyda Karan, “Yeryüzü Notları” köşesinde imdadıma yetişti. Özgür Mumcu’nun (Cumhuriyet, 19 Kasım) köşe yazısına ‘tövbe tövbe’ dedikten sonra kayıtsız kalamadı; ‘Demagojinin suyu mu çıktı?’ başlıklı köşe yazısıyla bir deneme örneği sunmakla da yetinmedi, Batı kökenli ‘Demagoji’ kavramının tam Türkçesini önerdi (Cumhuriyet, 7 Aralık). Dilimizde bir ‘hakikat-gerçek’ ikilemi vardı. Son yıllarda ‘hakikat’e de ‘gerçek’ diyerek bu ikilemi çözdük mü? Şimdi ‘gerçek’ten o kadar çok söz ediliyor ki gerçek, gerçekliğini gerçekten yitirdi. Hukukçu dostuma ‘Zamanın ruhu” nu temsil eden réalité (gerçek) ile zaman aşımına pek uğramayan vérité (hakikat) farkını sorduğumda, şaşkınlığını saklamadı: Emekli oluncaya değin hiç soran olmamış! Oysa, Oxford Sözlüğü’nün ‘zamanın ruhu’ diye önerdiği post truth kavramına, gerçek sonrası diyen de var, hakikat sonrası da. Şu demek oluyor ki, siyasette gerçek ya da hakikat diye söylenenler tam geçerli değil; aldatma, kandırma veya yanıltma da olabilir! Tam bu sırada, Ceyda Karan’ın bir arkadaş, deyimin Türkçe çevirisini sorgulamış: ‘Demagoji ve manipülasyon kavramlarının suyu mu çıktı?’ Yani, duygu, korku, umut ve beklentileri abartıp saptırarak, ‘gerçek’ gibi göstermek! Geçerliği olan bu sanata ‘post hakikat’ da denebiliyor. Ve uygarlığın, yönetiminin ve demokrasinin alarm zilleri çalıyor. Hak hukuk, özgürlük, laiklik, eşitlik, adalet inanç da gerçek veya hakikat değilse, uygarlık nereye yöneliyor? Barolar Birliği’nde genç bir hukukçunun ‘Adalet nedir?‘ sorusunu ‘eşitlik’ diye yanıtlamıştım. Doğal Evrim’de en güçlüler yaşadığı halde; ‘eşitlikçi toplumlar” sanki daha güçlü ve başarılı görünüyor. Hakikat sonrası gerçeklik kavramı uygarlığın sonu olabilir. Sanırım, günümüzün varlık ve gelecek sorunları bu bağlamda tartışılıyor. Küresellleşen Dünya Söylemi Küreselleşen Dünya umut ettiği bilgi toplumunu yaratamadı; ama yaygın bir “her şey olabilir” söylemini mal etti yaşayan kuşaklara. Hakikat sonrası bir dünya neden olmasın? Sorup sorgulamadan, sanki böyle bir dünyayı kabullenmiş gibi görünüyoruz. Geçen yıllarda, ‘Gerçekler gerçekten gerçek mi?’ konulu bir yazım yayımlanmıştı. Bir felsefe öğretmeni dışında ilgilenen olmadı. Bugün bir kitap kampanyasını destekleyen ünlü kişi, her cümlesinde ‘gerçekten’ sözcüğünü kullanıyor. Bu belki de, geçerliğini yitiren değerlerimizi savunan bilinçaltı bir tepki olabilir. İnandığımız ve savunduğumuz bazı değerler de gerçekliğini yitirirse, gelecekten nasıl umutlu olabiliriz ki? Umutsuzluk, hakikat sonrası gerçekliğe teslim olmak değilse  nedir? Gerçi, Ceyda Karan’ın ‘mugalata ve riyakarlık’ diye çevirdiği demagoji, uygarlığımızın sonu olmadı ama, önce sosyal felsefe sonra aydınlanma çağı, inanç ve başarıyla direnmişti demagoglara. Günümüzde evrensel tehdit, demagojinin hakikat sonrası bir değer olarak dünyaya yeniden sunulmasıdır. Demagoji, içi boşaltılmakta olan İslam ideolojisi açısından daha da sakıncalıdır. Cumhuriyetimizin kültür devrimi, Ortaçağ’ dan bir çıkış atılımıydı. TV programlarında ki, ‘Tanrı Devleti’nin Dünya Devleti’ne (inancın akla, bilime ve laikliğe) üstünlüğü’ söylemi, Ortaçağ’a dönüş değilse başka ne olabilir ki? Bozkurt Güvenç *Aramızdan ayrılan Bozkurt Güvenç&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Aralık 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/post-hakikat-yanilmasi">“Post hakikat”  yanılması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>Riyakarlık döneminde hakikati </em><em>söylemek devrimci bir eylemdir</em>.<br />
—<strong>George Orwell </strong>(1984)</p></blockquote>
<p>Dünya medyası, <em>Oxford Sözlüğü’</em>nün yılın kavramı ilan ettiği “<em>Hakikat Sonrası</em>” (<em>Post truth</em>) deyimini tartışıyor. Beğenen beğenmeyen, eleştiren, yorumlayan, anadilimize çevirmeye çalışanlar var. ‘Zamanın ruhu’ kavramı gibi dilimize yerleşinceye değin epey emek vermemiz gerekecek gibi görünüyor, derken&#8230;</p>
<p><strong>Ceyda Karan</strong>, “Yeryüzü Notları” köşesinde imdadıma yetişti. <strong>Özgür Mumcu</strong>’nun (<em>Cumhuriyet,</em> 19 Kasım) köşe yazısına ‘tövbe tövbe’ dedikten sonra kayıtsız kalamadı; ‘<em>Demagojinin suyu mu çıktı?</em>’ başlıklı köşe yazısıyla bir deneme örneği sunmakla da yetinmedi, Batı kökenli ‘<em>Demagoji</em>’ kavramının tam Türkçesini önerdi (<em>Cumhuriyet,</em> 7 Aralık).</p>
<p>Dilimizde bir ‘<strong><em>hakikat-gerçek’</em></strong> ikilemi vardı. Son yıllarda ‘hakikat’e de ‘gerçek’ diyerek bu ikilemi çözdük mü? Şimdi ‘gerçek’ten o kadar çok söz ediliyor ki <em>gerçek, gerçekliğini gerçekten </em>yitirdi.</p>
<p>Hukukçu dostuma ‘Zamanın ruhu” nu temsil eden <strong><em>réalité</em></strong> (gerçek) ile zaman aşımına pek uğramayan <strong><em>vérité</em> </strong>(hakikat) farkını sorduğumda, şaşkınlığını saklamadı: Emekli oluncaya değin hiç soran olmamış! Oysa, <em>Oxford Sözlüğü’</em>nün ‘zamanın ruhu’ diye önerdiği <em>post truth</em> kavramına, <em>gerçek sonrası</em> diyen de var, <em>hakikat sonrası</em> da. Şu demek oluyor ki, siyasette gerçek ya da hakikat diye söylenenler tam geçerli değil; <strong><em>aldatma, kandırma veya yanıltma</em></strong> da olabilir!</p>
<p>Tam bu sırada, Ceyda Karan’ın bir arkadaş, deyimin Türkçe çevirisini sorgulamış: ‘<strong><em>Demagoji</em> ve <em>manipülasyon</em> <em>kavramlarının suyu mu çıktı</em></strong><em>?</em>’</p>
<p><strong>Yani, duygu, korku, umut ve beklentileri abartıp saptırarak, ‘gerçek’ gibi göstermek</strong>! Geçerliği olan bu sanata ‘<em>post</em> <em>hakikat’</em> da denebiliyor. Ve uygarlığın, yönetiminin ve demokrasinin alarm zilleri çalıyor.</p>
<p>Hak hukuk, özgürlük, laiklik, eşitlik, adalet inanç da gerçek veya hakikat değilse, uygarlık nereye yöneliyor?</p>
<p>Barolar Birliği’nde genç bir hukukçunun ‘<strong><em>Adalet nedir</em></strong><em>?‘</em> sorusunu ‘<em>eşitlik</em>’ diye yanıtlamıştım. Doğal Evrim’de en güçlüler yaşadığı halde; ‘eşitlikçi toplumlar” sanki daha güçlü ve başarılı görünüyor.</p>
<p>Hakikat sonrası gerçeklik kavramı uygarlığın sonu olabilir. Sanırım, günümüzün varlık ve gelecek sorunları bu bağlamda tartışılıyor.</p>
<p><strong>Küresellleşen Dünya Söylemi</strong></p>
<p>Küreselleşen Dünya umut ettiği bilgi toplumunu yaratamadı; ama yaygın bir “<em>her şey olabilir</em>” söylemini mal etti yaşayan kuşaklara. Hakikat sonrası bir dünya neden olmasın? Sorup sorgulamadan, sanki böyle bir dünyayı kabullenmiş gibi görünüyoruz.</p>
<p>Geçen yıllarda, ‘<strong>Ger<em>çekler gerçekten gerçek mi</em></strong><em>?</em>’ konulu bir yazım yayımlanmıştı. Bir felsefe öğretmeni dışında ilgilenen olmadı. Bugün bir kitap kampanyasını destekleyen ünlü kişi, her cümlesinde ‘<em>gerçekten</em>’ sözcüğünü kullanıyor. Bu belki de, geçerliğini yitiren değerlerimizi savunan bilinçaltı bir tepki olabilir.</p>
<p>İnandığımız ve savunduğumuz bazı değerler de gerçekliğini yitirirse, gelecekten nasıl umutlu olabiliriz ki? Umutsuzluk, hakikat sonrası gerçekliğe teslim olmak değilse  nedir?</p>
<p>Gerçi, Ceyda Karan’ın ‘<em>mugalata ve riyakarlık’</em> diye çevirdiği <em>demagoji,</em> uygarlığımızın sonu olmadı ama, önce sosyal felsefe sonra aydınlanma çağı, inanç ve başarıyla direnmişti demagoglara.</p>
<p><strong>Günümüzde evrensel tehdit, demagojinin hakikat sonrası bir değer olarak dünyaya yeniden sunulmasıdır</strong>.</p>
<p>Demagoji, içi boşaltılmakta olan İslam ideolojisi açısından daha da sakıncalıdır. Cumhuriyetimizin kültür devrimi, Ortaçağ’ dan bir çıkış atılımıydı.</p>
<p>TV programlarında ki, ‘Tanrı Devleti’nin Dünya Devleti’ne (inancın akla, bilime ve laikliğe) üstünlüğü’ söylemi, <strong>Ortaçağ’a dönüş</strong> değilse başka ne olabilir ki?</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong></p>
<p><strong><em>*Aramızdan ayrılan <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/yazarimiz-bozkurt-guvenci-kaybettik">Bozkurt Güvenç</a>&#8216;in anısına saygıyla. Bu yazı Aralık 2016&#8217;da HBT Dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bozkurtguvenc/post-hakikat-yanilmasi">“Post hakikat”  yanılması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14994</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Post-truth (Gerçek-ötesi)</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/post-truth-gercek-otesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 12:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek ötesi]]></category>
		<category><![CDATA[post-hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14680</guid>

					<description><![CDATA[<p>2005’te “sudoku” ve “podcast”i, 2009’da “unfriend”i, 2013’te ise “selfie”yi yılın kelimesi seçen Oxford Universitesi Yayınları 2016 için “post-truth” sözcüğünü seçti. Yani “gerçek-ötesi”. Kayıtlara göre “gerçeği değersiz, anlamsız hale getirme” şeklindeki manasıyla bu ifadeyi ilk kez Sırp-Amerikan oyun yazarı Steve Tesich 1992’de The Nation adlı dergiye yazdığı bir makalede kullanmış. Makalede Birinci Körfez Savaşı ve İran-Contra olaylarıyla ilgili olarak yazar şöyle bir cümle kurar: “Biz, hür insanlar olarak, özgürce karar verdik ki biz bir tür gerçek-ötesi dünyada yaşamak istiyoruz”. Bu gerçek-ötesi dünya nasıl bir yer? Herkesin kendi gerçeğini mutlak gerçek olarak kabul ettiği ve çevresine de gücü yettiğince bunu zorla kabul ettirmeye çalıştığı bir dünyaya ne dersiniz? Gerçek, herkesin dilediği şekilde eğip bükebileceği “esneklikte” olabilir mi? Mevlana’nın ünlü körler ve fil hikayesi açısından incelersek; evet. Yani gerçek bütünüyle ele alınmak yerine kısmen değerlendirilirse eğilip bükülebilir hale gelir. Sıkıntı konuya nesnel açıdan değil de kişisel anlamda en faydalı açı neyse oradan bakmaktan kaynaklanıyor. Bunun özünde nesnellik olgusunu(n değerini) öğrenmemiş olmak yatıyor. Nesnellik herkesi eşit hale getiren tek bakış açısı değil mi? Aksi durumda geriye güçlünün kuralı kendince koyması kalmaz mı? Bugün dünyanın her yerinde kitlelerin güçlü, karizmatik liderleri tercih etmesi bir tür tepki olsa gerek. “Nesnellik çok güzeldiyse ben niye bundan istifade edemedim!”. İnsanlar hem o kadar çalışacak, didinecek, yıllarca eğitim alacak sonra da yarı aç yarı tok yaşayacak. Sosyal güvencesi olmayacak. Bir de çıkıp hakaret edercesine onların yüzüne hala “Eğitim şart” mı diyeceğiz? Ne ektik de neyi biçemediğimiz için toprağı suçluyoruz? Yoksa “O da benim gibi çalışıp didinseydi”nin arkasına mı sığınacağız? Sanki herkesin koşulları birebir aynıydı da&#8230; Bir yanda zor olan şeylerin üstesinden gelmek için her bireyin eşit donanıma sahip olmaması diğer yanda kolay şeylerle eğlenmenin herkesin uzanıp alabileceği mesafeye getirilmiş olması. Böyle bir tablo karşısında zor yolu seçenlerin sayısı giderek azalıyor. Önce ana akım medyaya şimdi de dijitalleşmeye, yeni medyaya yön verenlerin kendi kişisel çıkarları doğrultusunda yangına körükle gitmesi tabloyu içinden daha da çıkılmaz hale getiriyor. Bilgi toplumu; insanlar tembelliklerini meşrulaştırsın diye değil daha çok çalışarak yaşamlarına yön vermede fırsat eşitliğine sahip olabilsinler diye var. Sanayi toplumunun söz verdiği halde on yıllardır bir türlü sağlayamadığı o fırsat eşitliğine. Bu potansiyel suistimal ediliyor. Birileri o uğurda savaşırken, diğerleri çalışılsın, üretilsin diye değil de eğlenilsin, tüketilsin diye büyük emek harcıyor. İnternette giderek daha çok amaçsız sosyal medya seyahatleri yaptığımıza bakarak kimin kazandığını tahmin edebiliriz. Öyle ki insanların çoğunluğu, o görkemli tembelliklerini terk etmek yerine gerçeğe bile ayar vermeyi göze alabiliyor. “Sen öldüğün zaman hiç yaşamamış olacaksın” sözüne maruz kalınca da bu sözü yanlışlamak üzere yaşamlarına bir anlam katmak yerine “Benden sonra tufan!” demeyi tercih ediyor. İşin kötüsü sanayi toplumunun onlara on yıllardır layık gördüğü hayat şartlarına bakılırsa; haklılar da. Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/post-truth-gercek-otesi">Post-truth (Gerçek-ötesi)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2005’te “sudoku” ve “podcast”i, 2009’da “unfriend”i, 2013’te ise “selfie”yi yılın kelimesi seçen Oxford Universitesi Yayınları 2016 için <strong>“post-truth”</strong> sözcüğünü seçti. Yani <strong>“gerçek-ötesi”</strong>.</p>
<p>Kayıtlara göre <strong>“gerçeği değersiz, anlamsız hale getirme”</strong> şeklindeki manasıyla bu ifadeyi ilk kez Sırp-Amerikan oyun yazarı Steve Tesich 1992’de <em>The Nation</em> adlı dergiye yazdığı bir makalede kullanmış. Makalede Birinci Körfez Savaşı ve İran-Contra olaylarıyla ilgili olarak yazar şöyle bir cümle kurar: <strong>“Biz, hür insanlar olarak, özgürce karar verdik ki biz bir tür gerçek-ötesi dünyada yaşamak istiyoruz”.</strong></p>
<p>Bu <strong>gerçek-ötesi dünya</strong> nasıl bir yer? Herkesin kendi gerçeğini mutlak gerçek olarak kabul ettiği ve çevresine de gücü yettiğince bunu zorla kabul ettirmeye çalıştığı bir dünyaya ne dersiniz? Gerçek, herkesin dilediği şekilde eğip bükebileceği “esneklikte” olabilir mi? Mevlana’nın ünlü körler ve fil hikayesi açısından incelersek; evet. Yani gerçek bütünüyle ele alınmak yerine kısmen değerlendirilirse eğilip bükülebilir hale gelir.</p>
<p>Sıkıntı konuya nesnel açıdan değil de kişisel anlamda en faydalı açı neyse oradan bakmaktan kaynaklanıyor. Bunun özünde nesnellik olgusunu(n değerini) öğrenmemiş olmak yatıyor. Nesnellik herkesi eşit hale getiren tek bakış açısı değil mi? Aksi durumda geriye güçlünün kuralı kendince koyması kalmaz mı? Bugün dünyanın her yerinde kitlelerin güçlü, karizmatik liderleri tercih etmesi bir tür tepki olsa gerek. “Nesnellik çok güzeldiyse ben niye bundan istifade edemedim!”.</p>
<p>İnsanlar hem o kadar çalışacak, didinecek, yıllarca eğitim alacak sonra da yarı aç yarı tok yaşayacak. Sosyal güvencesi olmayacak. Bir de çıkıp hakaret edercesine onların yüzüne hala <strong>“</strong>Eğitim şart<strong>”</strong> mı diyeceğiz? Ne ektik de neyi biçemediğimiz için toprağı suçluyoruz? Yoksa “O da benim gibi çalışıp didinseydi”nin arkasına mı sığınacağız? Sanki herkesin koşulları birebir aynıydı da&#8230;</p>
<p>Bir yanda zor olan şeylerin üstesinden gelmek için her bireyin eşit donanıma sahip olmaması diğer yanda kolay şeylerle eğlenmenin herkesin uzanıp alabileceği mesafeye getirilmiş olması. Böyle bir tablo karşısında zor yolu seçenlerin sayısı giderek azalıyor. Önce ana akım medyaya şimdi de dijitalleşmeye, yeni medyaya yön verenlerin kendi kişisel çıkarları doğrultusunda yangına körükle gitmesi tabloyu içinden daha da çıkılmaz hale getiriyor.</p>
<p>Bilgi toplumu; insanlar tembelliklerini meşrulaştırsın diye değil daha çok çalışarak yaşamlarına yön vermede fırsat eşitliğine sahip olabilsinler diye var. Sanayi toplumunun söz verdiği halde on yıllardır bir türlü sağlayamadığı o fırsat eşitliğine.</p>
<p>Bu potansiyel suistimal ediliyor. Birileri o uğurda savaşırken, diğerleri çalışılsın, üretilsin diye değil de eğlenilsin, tüketilsin diye büyük emek harcıyor. İnternette giderek daha çok amaçsız sosyal medya seyahatleri yaptığımıza bakarak kimin kazandığını tahmin edebiliriz.</p>
<p>Öyle ki insanların çoğunluğu, o görkemli tembelliklerini terk etmek yerine gerçeğe bile ayar vermeyi göze alabiliyor. “<strong>Sen öldüğün zaman hiç yaşamamış olacaksın</strong>” sözüne maruz kalınca da bu sözü yanlışlamak üzere yaşamlarına bir anlam katmak yerine “Benden sonra tufan!” demeyi tercih ediyor. İşin kötüsü sanayi toplumunun onlara on yıllardır layık gördüğü hayat şartlarına bakılırsa; haklılar da.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:TanolTurkoglu@Gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/post-truth-gercek-otesi">Post-truth (Gerçek-ötesi)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14680</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim: Ne işe yarayacak bu sperm araştırması?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilim-ne-ise-yarayacak-sperm-arastirmasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2016 09:20:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[aydoğan özcan]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[hyperloop]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[post-hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<category><![CDATA[probiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[robotlar]]></category>
		<category><![CDATA[sperm hareketleri]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4671</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bize bilim değil teknoloji lazım!” İktidarlar veya şirketler veya toplum veya ülke ve millet, kestirmeden sonuca ulaşmak istiyor. Peki, istediği sonuç ne? Biz de şöyle iyi teknolojiler yapalım, bulalım, keşfedelim ve ülkenin zenginliği artsın. Mesela Facebook gibi bir uygulama geliştirelim ve ülke kazansın… Olmadı, dünyaya satacağımız çok ilginç teknolojik aletler keşfedelim&#8230; Buluş buluş buluş… Yap kardeşim, elini tutan mı var? Var tabii, farkında olmadan önümüzde görmediğimiz engeller var. Elimiz kolumuz bağlı kalıyor ve o müthiş buluşları gerçekleştiremiyoruz. Neden acaba? Teknoloji üretmek bir ülke iklimi &#8211; atmosferi meselesi. Bu ülke insanlarının nasıl bir eğitimden geldikleri, eğitim sürecinde hiç böyle sorunlarla uğraşıp uğraşmadıkları, beyinlerinin ne kadar açık ve özgür olduğu, kurumlarda, yani şirket ve üniversitelerde koşulların uygun olup olmadığı, tüm bunlar bahsettiğimiz “iklim koşulları” ile ilgili. Bu da yetmez, kişilerin şirketlerin birbiriyle etkileşim içinde olması da önemli (Silikon Vadisi mesela). Bunlar da yetmez şüphesiz; geliştirdiğiniz fikirlere kolayca mali destek buluyor musunuz, parasını riske edecek yatırımcılar ülke çapında çok yaygın mı? Mesela Rahmi Koç Bilim Ödülü’nü kazanan Prof. Dr. Aydoğan Özcan çok iyi bir teknoloji geliştirici. Dünya çapında ses getiren buluşlara imza atıyor. Acaba Bilkent’i bitirip niye oralara koşup gitti?! Bu konuda Özlem Yüzak’ın söyleşisini dergide okuyun. HBT’de bunları anlatıyoruz. Fakat Özcan ve arkadaşları bunun yanı sıra, mesela laboratuvarında “spermlerin hareketlerini” merak etmiş. Sadece meraktan, herhangi bir hipotezleri olmadan araştırmaya koyulmuşlar. Bu araştırma sürecinde, sonuca ulaşmak için mesela çok amaçlı kullanılabilecek yeni bir görüntüleme sistemi geliştirmişler. Spermlerin üç boyutta nasıl hareket ettikleri, ortalama karakterleri vb. Araştırmaları, tam bir saf bilim. PNAS ve Nature gibi en önemli dergilerde yayınlandı. (Sperm hareketlerini anlatan videoları şuradan izleyebilirsiniz: http://www.herkesebilimteknoloji.com/video/prof-dr-aydogan-ozcan-sperm-hareketleri) Biz de sperm hareketleri konusunu kapağa taşıyoruz. Bu yazıyı da şüphesiz ilgiyle okuyacağınıza eminiz. Aralarında bazı spermler var ki, müthiş aktif ve farklı davranışlar sergiliyor. Çılgınca! Şunu demek istiyoruz: Teknoloji ile bilim birbirinin olmazsa olmazı. İyi bir bilimsel altyapınız yoksa teknoloji üretemezsiniz. İyi bir tekno-üretici iyi bilim de üretebilir. Amerika’dan bakışla, Türkiye’de araştırma Hazır sözü teknoloji üretmekten ve iklim meselesinden açtık, dergimizde bu konuyu somut bir örnekle biçimlendirelim. Türkiye’de çalışırken karşısına çıkan zorluklardan yılıp kapağı ABD’ye atan bir teknoloji geliştirme uzmanı Serdar Kıykıoğlu’nun oradan Türkiye’ye bakışı çok ilginç deneyimler ve bilgiler içeriyor. Mutlaka okuyun! Bunu tamamlayıcı olarak Ali Akurgal’ın yazısını okumak kaçınılmaz. Gelelim diğer konulara: Bir düş hayata geçiyor: Teknolojinin flaş adı Egon Musk’ın 1000 kilometre hız yapacak geleceğin ulaşım aracı Dubai’de hayata geçiyor: İki saat 12 dakikaya inecek! Hiperlup (hyperloop) nedir? Doğan Kuban bu kez uygarlığı müzik bağlamında yazıyor ve ülkemizdeki bu soruna eğiliyor. Bozkurt Güvenç Post-Hakikat üzerine mükemmel bir yazı ile karşınızda. Mustafa Çetiner, Akademi ve Bilimsel Araştırma konusunu sürdürüyor. Tanol Türkoğlu, robotlar gelecekte iyi bir oy potansiyeli oluşturabilir, diyor. Tabii, üniversite sayfalarımızdaki ilginç yazılar, Bilim ve Beslenme’de probiyotikler, bu haftanın araştırma haberleri raporu, bilmece-bulmaca ve diğer köşelerimizle iyi bir dergi elinizde. Bu hafta yeni bir köşemiz var: 2076’da neler olacak: insan yapımı yaşam dünyanın gidişatını değiştirecek. Her Cuma beyin besleme günü! Ve Türkiye’ye yeni bir gündem sunuşu! Bizi izleyin ve izletin. Geleceği kuruyoruz! *** “Milyonlarca teşekkür” “Cuma gününün ipini zorla çekiyorum. Urla’da oturuyorum. HBT’yi bütün genç ihtiyar herkese duyurmakla kalmayıp bazen 2, 3 hatta 4 tane alıp dağıtıyorum sevdiklerime&#8230; Fakat böyle yapmakla cumayı bekleyen diğer insanların hakkını gasp ettiğimi düşünüyorum. Satıcılarda kenarda kalmış HBT nüshalarını düzeltiyor, ön tarafa çıkarıyorum&#8230; Beni güncel tutan teknolojik yazıların dışında, entelektüel makalelerden büyük keyif alıyorum. HBT’yi yönetenlere teşekkür… Sizler olmasaydınız onları okuyamazdık, sonra çok değerli yazarlarımıza ayrı ayrı çok teşekkür&#8230; İki Bilge Konferanslarını İzmir’e de bekliyoruz.” Nihat Gündüz Okura not: Bizden de çok teşekkür. Merak etmeyin derginin kalmadığı yerlere otomatik olarak fazla gönderiliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilim-ne-ise-yarayacak-sperm-arastirmasi">Bilim: Ne işe yarayacak bu sperm araştırması?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Bize bilim değil teknoloji lazım!” İktidarlar veya şirketler veya toplum veya ülke ve millet, kestirmeden sonuca ulaşmak istiyor. Peki, istediği sonuç ne? Biz de şöyle iyi teknolojiler yapalım, bulalım, keşfedelim ve ülkenin zenginliği artsın. Mesela Facebook gibi bir uygulama geliştirelim ve ülke kazansın… Olmadı, dünyaya satacağımız çok ilginç teknolojik aletler keşfedelim&#8230; Buluş buluş buluş…</p>
<p>Yap kardeşim, elini tutan mı var?</p>
<p>Var tabii, farkında olmadan önümüzde görmediğimiz engeller var. Elimiz kolumuz bağlı kalıyor ve o müthiş buluşları gerçekleştiremiyoruz. Neden acaba?</p>
<p>Teknoloji üretmek bir ülke iklimi &#8211; atmosferi meselesi. Bu ülke insanlarının nasıl bir eğitimden geldikleri, eğitim sürecinde hiç böyle sorunlarla uğraşıp uğraşmadıkları, beyinlerinin ne kadar açık ve özgür olduğu, kurumlarda, yani şirket ve üniversitelerde koşulların uygun olup olmadığı, tüm bunlar bahsettiğimiz “iklim koşulları” ile ilgili. Bu da yetmez, kişilerin şirketlerin birbiriyle etkileşim içinde olması da önemli (Silikon Vadisi mesela).</p>
<p>Bunlar da yetmez şüphesiz; geliştirdiğiniz fikirlere kolayca mali destek buluyor musunuz, parasını riske edecek yatırımcılar ülke çapında çok yaygın mı?</p>
<p>Mesela Rahmi Koç Bilim Ödülü’nü kazanan Prof. Dr. <strong>Aydoğan Özcan</strong> çok iyi bir teknoloji geliştirici. Dünya çapında ses getiren buluşlara imza atıyor. Acaba Bilkent’i bitirip niye oralara koşup gitti?! Bu konuda Özlem Yüzak’ın söyleşisini dergide okuyun. HBT’de bunları anlatıyoruz.</p>
<p>Fakat Özcan ve arkadaşları bunun yanı sıra, mesela laboratuvarında “<strong>spermlerin hareketlerini</strong>” merak etmiş. Sadece meraktan, herhangi bir hipotezleri olmadan araştırmaya koyulmuşlar. Bu araştırma sürecinde, sonuca ulaşmak için mesela çok amaçlı kullanılabilecek yeni bir görüntüleme sistemi geliştirmişler. Spermlerin üç boyutta nasıl hareket ettikleri, ortalama karakterleri vb. Araştırmaları, tam bir saf bilim. PNAS ve Nature gibi en önemli dergilerde yayınlandı.<strong> (Sperm hareketlerini anlatan videoları şuradan izleyebilirsiniz:<br />
</strong><strong><a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/video/prof-dr-aydogan-ozcan-sperm-hareketleri">http://www.herkesebilimteknoloji.com/video/prof-dr-aydogan-ozcan-sperm-hareketleri</a>)</strong></p>
<p>Biz de sperm hareketleri konusunu kapağa taşıyoruz. Bu yazıyı da şüphesiz ilgiyle okuyacağınıza eminiz. Aralarında bazı spermler var ki, müthiş aktif ve farklı davranışlar sergiliyor. Çılgınca! Şunu demek istiyoruz: Teknoloji ile bilim birbirinin olmazsa olmazı. <strong>İyi bir bilimsel altyapınız yoksa teknoloji üretemezsiniz</strong>. İyi bir tekno-üretici iyi bilim de üretebilir.</p>
<p><strong>Amerika’dan bakışla, Türkiye’de araştırma</strong></p>
<p>Hazır sözü teknoloji üretmekten ve iklim meselesinden açtık, dergimizde bu konuyu somut bir örnekle biçimlendirelim. Türkiye’de çalışırken karşısına çıkan zorluklardan yılıp kapağı ABD’ye atan bir teknoloji geliştirme uzmanı <strong>Serdar Kıykıoğlu</strong>’nun oradan Türkiye’ye bakışı çok ilginç deneyimler ve bilgiler içeriyor. Mutlaka okuyun! Bunu tamamlayıcı olarak <strong>Ali Akurgal</strong>’ın yazısını okumak kaçınılmaz.</p>
<p>Gelelim diğer konulara: Bir düş hayata geçiyor: Teknolojinin flaş adı Egon Musk’ın 1000 kilometre hız yapacak geleceğin ulaşım aracı Dubai’de hayata geçiyor: İki saat 12 dakikaya inecek! Hiperlup (hyperloop) nedir?</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> bu kez uygarlığı müzik bağlamında yazıyor ve ülkemizdeki bu soruna eğiliyor. <strong>Bozkurt Güvenç</strong> Post-Hakikat üzerine mükemmel bir yazı ile karşınızda. <strong>Mustafa Çetiner</strong>, Akademi ve Bilimsel Araştırma konusunu sürdürüyor. <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, robotlar gelecekte iyi bir oy potansiyeli oluşturabilir, diyor.</p>
<p>Tabii, üniversite sayfalarımızdaki ilginç yazılar, Bilim ve Beslenme’de probiyotikler, bu haftanın araştırma haberleri raporu, bilmece-bulmaca ve diğer köşelerimizle iyi bir dergi elinizde. Bu hafta yeni bir köşemiz var: 2076’da neler olacak: insan yapımı yaşam dünyanın gidişatını değiştirecek.</p>
<p>Her Cuma beyin besleme günü! Ve Türkiye’ye yeni bir gündem sunuşu!</p>
<p>Bizi izleyin ve izletin. Geleceği kuruyoruz!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>“Milyonlarca teşekkür”</strong></p>
<p>“Cuma gününün ipini zorla çekiyorum. Urla’da oturuyorum. HBT’yi bütün genç ihtiyar herkese duyurmakla kalmayıp bazen 2, 3 hatta 4 tane alıp dağıtıyorum sevdiklerime&#8230; Fakat böyle yapmakla cumayı bekleyen diğer insanların hakkını gasp ettiğimi düşünüyorum. Satıcılarda kenarda kalmış HBT nüshalarını düzeltiyor, ön tarafa çıkarıyorum&#8230; Beni güncel tutan teknolojik yazıların dışında, entelektüel makalelerden büyük keyif alıyorum. HBT’yi yönetenlere teşekkür… Sizler olmasaydınız onları okuyamazdık, sonra çok değerli yazarlarımıza ayrı ayrı çok teşekkür&#8230; İki Bilge Konferanslarını İzmir’e de bekliyoruz.” <strong>Nihat Gündüz</strong></p>
<p><strong>Okura not: </strong>Bizden de çok teşekkür. Merak etmeyin derginin kalmadığı yerlere otomatik olarak fazla gönderiliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilim-ne-ise-yarayacak-sperm-arastirmasi">Bilim: Ne işe yarayacak bu sperm araştırması?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4671</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
