<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yerküre arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/haberler/yerkure/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/k/haberler/yerkure</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Oct 2025 18:30:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>İkiz depremlere bir örnek: Sındırgı (Balıkesir) deprem etkinliği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ikiz-depremlere-bir-ornek-sindirgi-balikesir-deprem-etkinligi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 07:41:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Haluk Eyidoğan İTÜ Jeofizik Bölümü Emekli Öğretim Üyesi 10 Ağustos 2025 tarihinde, Balıkesir’in Sındırgı ilçesinin batısında 6.1 büyüklüğünde bir deprem oldu. Deprem, Sındırgı’dan Afyonkarahisar’a kadar uzanan Simav Fay Kuşağı’nın en batı ucundaki Sındırgı Kolu üzerinde oluştu (Şekil 1; MTA, 2025). Simav Fay Kuşağı, Batı Anadolu’nun en önemli aktif faylarından biridir. Simav Fay Kuşağı 205 km uzunluğundadır ve sağ yönlü doğrultu atımlı bir fay olarak tanımlanır (Arpat ve Bingöl, 1969; Seyitoğlu vd, 1997; Doğan ve Emre, 2006; Toker, 2014; Gündoğdu vd, 2017; Toker vd 2018; Kartal ve Kadi̇ri̇oğlu, 2015; Emre vd, 2018). Simav Fay Kuşağı batıdan doğuya doğru sırasıyla Sındırgı, Çaysimav ve Şaphane fay kollarını (segment) kapsamaktadır (Çizelge 1). Bu fay kuşağı 1960’lardan bugüne kadar birçok yerbilimcinin ilgisini çekmiş ve jeoloji, jeofizik ve sismoloji yöntemleriyle incelenmiştir. Çizelge 1. Simav Fayı’nın özellikleri (Emre vd, 2018). DA: Doğrultu Atımlı Fay. 10 Ağustos 2025 günü Sındırgı’ya yakın konumlanan 6.1 büyüklüğündeki depremini incelemiş ve iki makale yazarak WEB ortamında yayınlamıştım (Eyidoğan, 2025a, b). Depremin artçı deprem etkinliği oldukça uzun sürmüştür. Deprem etkinliği zaman zaman azalarak veya artarak, başladığı yerden fay boyunca güneydoğuya doğru yayılmış ve 78 gün sonra 27 Ekim 2025 gecesi 6.1 büyüklüğünde ve önceki 6.1 büyüklüğündeki depremden 15 km uzakta yeni bir deprem daha olmuştur. Çok sık rastlanmayan bu tür deprem etkinliği, Deprembilim (Sismoloji) literatüründe ikiz (multiple veya doublet) deprem olarak tanımlanmaktadır (Riga ve Balocchi, 2018; Wikipedia, 2025). Bunun en son örneğini 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye’de acı sonuçlarına maruz kaldığımız ve 9 saat arayla olan Pazarcık ve Elbistan merkezli (Kahramanmaraş) iki büyük depremde yaşadık. Sındırgı’daki 6.1 büyüklüğündeki her iki deprem de büyüklükleri itibarıyla oldukça kuvvetli deprem sınıfındadır. Büyük deprem sınıfına girmemekle birlikte, 6.1 büyüklükteki depremler Türkiye’de yıkım ve can kaybı yapabilmektedir (Eyidoğan ve Utku, 2025). AFAD-DAD verilerine göre 10 Ağustos 2025 tarihinde 6.1 büyüklükte deprem (Şekil 2a, b’de kırmızı yıldızlar ile gösterilen konumlar) ile başlayan deprem etkinliği sırasında, 27 Ekim 2025’de saat 22:38’e kadar büyüklüğü 1.0 ile 6.1 arasında olan toplam 11.647 deprem olmuştur (Şekil 2a). 10 Ağustos 2025’de başlayan Sındırgı depreminin artçı deprem etkinliğinin dikkat çeken bir başka özelliği daha vardır. Artçı depremler zaman içerisinde Sındırgı Fayı’nın güneydoğusuna göç etmişlerdir (Şekil 2b). Bu olgu, özellikle büyüklüğü 3.0 ve daha fazla olan artçı deprem konumları haritalandığında daha belirgin olarak gözlenmektedir (Şekil 2b). Deprem etkinliğindeki doğuya doğru etkinlik göçü, deprem etkinliğinin zaman içerisinde boylama (Şekil 2a) ve enleme (Şekil 2b)’ye göre grafiklendiğinde daha belirgin olarak görülmektedir (Şekil 3). Bu olguya daha önceki yayınlarımda dikkat çekmiş (Eyidoğan, 2025 a, b) ve bu olayın daha ayrıntılı sismolojik ve sismotektonik araştırmasının yapılmasını ve tartışılmasını önermiştim. Nitekim, 10 Ağustos 2025’deki 6.1 büyüklükteki depremin sonrası, Sındırgı’nın güneydoğusunda 27 Ekim 2025 tarihinde 6.1 büyüklüğünde yeni bir kuvvetli deprem daha olmuştur. Ancak, bu deprem etkinliği göçü gözlemimize rağmen, daha doğuda 6.1 büyüklüğünde bir başka deprem (ikiz deprem) olacağını öngörmek için elimizde kanıtlanmış bir yöntem yoktur. Bu ilginç sismik göç olgusu üzerinde yapılacak ileri akademik araştırmalar baz alınarak değerlendirmelere yapılması gerektiğini düşünüyorum. Burada sunduğum ve büyüklüğü 1.0 ve daha fazla olan tüm deprem büyüklüklerinin tarihe bağlı değişim grafiği incelendiğinde (Şekil 4) dört farklı deprem etkinlik dönemi gözlenmektedir. Şekil 4’deki kırmızı renkli yıldızlar 6.1 büyüklüğündeki iki deprem aittir. Nasıl bir deprem mekanizması etkin olmuştur? 10 Ağustos 2025 ve 27 Ekim 2025 tarihli 6.1 büyüklüğündeki ikiz depremlerin ve büyüklüğü 4.0 ve daha fazla olan artçı depremlerin AFAD-DAD tarafından yayınlanan odak mekanizması çözümleri (Şekil 5) ve konumları birlikte değerlendirildiğinde, depremin KB-GD doğrultusunda konumlanan Sındırgı Fayı’nın normal fay hareketi ile ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Şekil 5 içerisinde, sağ üst köşedeki resimdeki örnekte görüleceği gibi, Sındırgı Fayı’nın güneyindeki yerkabuğu blokunun, kuzeydeki yerkabuğu blokuna göre aşağıya hareket ettiği anlaşılmaktadır. Bu gözlemler, Sındırgı Fayı’nın bu bölümünde Batı Anadolu’da yaygın olarak gözlenen normal fay hareketlerinin ve KD-GB kabuksal genişlemenin sürdüğünü ve canlı olduğunun kanıtıdır (Şekil 5 içerisindeki Türkiye yerkabuğu hareketlerinin basitleştirilmiş haritası). Ege bölgesinin jeotektonik gelişimi ve deprem odak mekanizması çözümleri incelendiğinde, Sındırgı Fayı’na benzer normal faylanmaların çok yaygın olduğu görülür. Bunun nedeni, Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı üzerinden batıya kayan Anadolu Levhası’nın Batı Anadolu’nun KD-GB doğrultusunda yer kabuğunun genişlemesi hareketi ile ilişkili olmasıdır. Bu jeotektonik mekanizma etkisi nedeniyle Batı Anadolu’da çok sayıda deprem normal faylanma mekanizmasına sahip fay hareketleri nedeniyle oluşmaktadır. Sındırgı çevresinde bir deprem fırtınasına dönüşen deprem etkinliğinin nedeni olarak bazı tartışmalar yapılmaktadır. Buna göre, bölgedeki yerkabuğu altında bulunan sıcak manto malzemesinin (mağma) yer kabuğu içerisine sokulumu nedeniyle faylanmalar olduğu ve bu nedenle  yoğun ve uzun süren deprem etkinliğinin ortaya çıktığına dair bazı yerbilimciler arasında bir tartışma başlamıştır. Bu tartışmanın somut verilerle desteklenebilmesi için, bölgede derin jeofizik araştırmalar yapılıp ölçüler alınması gerekir. Bu amaçla, sahada zaman ve mekanın fonksiyonu olarak mikro-deprem, yerçekimi (gravite), manyeto-tellürik, yer ısı gradyanı (jeotermi) ve jeodezi (In-Sar) ölçümleri yapılmalı ve deprem etkinliği ile yerkabuğunun zamanda ve mekandaki değişim incelenmelidir. Jeofizik ölçümler yapılmadan “mağma sokulumu” oluşumuna dair tartışmaların bilimsel bir dayanağı olmayacak ve kanıt ortaya konulamayacaktır. 78 günde 12.127 deprem AFAD-DAD kayıtlarına göre Sındırgı bölgesinde 10 Ağustos 2025-28 Ekim 2025 arasında büyüklüğü 1.0-1.9 arasında olan deprem sayısı 9.178 adet, 2.0-2.9 arasında 2.460 adet, 3.0-3.9 arasında 430 adet ve 4.0-4.9 arasında 57 adet olmak üzere toplamda 12.127 adet deprem kaydedilmiştir. Not: Burada elde ettiğimiz sonuçlar, AFAD-DAD’ın WEB sayfasından ilgililere sunduğu deprem verilerinin duyarlık düzeyine bağlı olarak yapılan değerlendirmelere dayanmaktadır. Kaynaklar: AFAD-DAD, 2025. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Deprem Araştırma Dairesi, Ankara, https://deprem.afad.gov.tr/event-catalog, 27 Ekim 2025. Arpat, E. ve Bingöl, E. 1969. The rift system of the Western Turkey; thoughts on its development. Maden Tetkik ve Arama Dergisi, 73, 1-9. Doğan, A. ve Emre, Ö., 2006. Ege graben sisteminin kuzey sınırı: Sındırgı-Sincanlı Fay Zonu, 59. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Ankara, Türkiye, Bildiriler Kitabı. 20-24 Mart 2006, 83-84. Emre, Ö., Duman, T.Y., Özalp, S., Şaroğlu, F., Olgun, Ş., Elmacı, H. ve Çan, T., 2018. Active fault database of Turkey. Bull Earthq Bull Earthquake Eng. 16(8), 3229-3275. Eyidoğan, H. ve Utku, Z., 2025. Türkiyeyi Sarsan Depremler (1988-2023), Nobel Bilimsel Eserler, ISBN:978-625-376-5170, 434 sayfa. Eyidoğan, H., 2025a. Öncüleriyle Gelen 10 Ağustos Sındırgı Depremi ve Detaylı Analizi, EMSAL.COM, 13 Ağustos 2025. https://emsal.com/onculeriyle-gelen-10-agustos-sindirgi-depremi-ve-detayli-analizi/ Eyidoğan, H., 2025b. Sındırgı (Balıkesir) deprem etkinliğinin sismolojik ve sismotektonik özellikleri, Bilim ve Gelecek Dergisi, 2 Ekim 2025. https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2025/10/02/sindirgi-balikesir-deprem-etkinliginin-sismolojik-ve-sismotektonik-ozellikleri/ Gündoğdu, E., Kurban, Y. C., Yalçıner, C. Ç. ve Özden, S., 2017. Simav Fayındaki Düşey Yerdeğiştirmelerin, Yeraltı Radarı (GPR) Yöntemi ile Belirlenmesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 2017:3,2, 17-33. Kartal, R. F. ve Kadirioğlu, F. T., 2015. 2011-2012 Simav Depremleri (ML=5.7, ML=5.0, ML=5.4) ve Bölgenin Tektonik Yapısı ile İlişkisi, Yerbilimleri, 35 (3), 185-198. MTA, 2025. Türkiye Diri Fay Haritası. https://yerbilimleri.mta.gov.tr/anasayfa.aspx Riga, G. ve Balocchi, P., 2018. Double Earthquakes Classification and Seismic Precursors. Open Journal of Earthquake Research, 7, 1-27. https://doi.org/10.4236/ojer.2018.71001 Seyitoğlu, G., 1997. The Simav Graben: An example of young E-W trending structures in the late cenosoic extensional system of western Turkey. Turkish Journal of Earth Science, 6, TÜBİTAK, Türkiye,135-141. Toker, C. E., 2014. Geophysical analysis and modelling of the Simav basin, Western Anatolia. Bulletin of the Mineral Research and Exploration. 148, 119-135, Ankara. Toker, C. E., Emin U. Ulugergerli, E. U. ve Kılıç, A. R., 2018. The Naşa intrusion (Western Anatolia) and its tectonic implication: A joint analyses of gravity and earthquake catalog data, Bull. Min. Res. Exp. (2018) 156: 247-258. Wikipedia, 2025) https://en.wikipedia.org/wiki/Doublet_earthquake Sözlük Jeofizik: Jeofizik bilimi, dünyanın fiziksel özelliklerini, iç yapısını ve gezegenin dinamik süreçlerini inceleyen bilim dalıdır. Gözlem ve ölçüm yöntemleriyle yerin madde yapısını, manyetik ve elektriksel alanlarını, sismik dalgaların davranışını ve termal özellikleri gibi konuları anlamaya çalışır. Amaç, yerkürenin iç yapısını, yerçekimi, deprem, volkanizma, manyetik alan gibi olguları fiziksel prensiplerle açıklamaktır. Sismoloji:  Depremler ve depremlerden yayılan sismik dalgaların kökenleri, oluşum mekanizmaları ve yeryüzü ve yapılar üzerindeki etkileri üzerinde çalışan bilim dalıdır. Jeoloji: Yerin yapısını, oluşumunu, evrimini ve yüzey ile iç yapıları arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Kayaçların oluşumu, minerallerin davranışları, yer kabuğu hareketleri (tektonik plakalar), yüzey şekillerinin oluşumu, sismik olaylar ve yeraltı süreçleri jeolojinin temel konularındandır. Jeotektonik: Yeryüzünü oluşturan kayaçların milyonlarca yıl içindeki hareketlerini, kırıklar boyunca oluşan deformasyonları ve bu hareketlerin yüzey şekillerine nasıl yansıdığını inceleyen jeoloji dalıdır. InSAR: Uydu aracılığı ile yeryüzündeki deformasyonları yüksek hassasiyetle ölçer. Genellikle depremler, volkanik patlamalar, kıtasal plakaların hareketleri, zeminde oluşan çökmeler gibi durumları incelemek için kullanılır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ikiz-depremlere-bir-ornek-sindirgi-balikesir-deprem-etkinligi">İkiz depremlere bir örnek: Sındırgı (Balıkesir) deprem etkinliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><strong>Prof. Dr. Haluk Eyidoğan<br />
İTÜ Jeofizik Bölümü Emekli Öğretim Üyesi</strong></p>
<p class="p2"><strong>10 Ağustos 2025 tarihinde, Balıkesir’in Sındırgı ilçesinin batısında 6.1 büyüklüğünde bir deprem oldu.</strong> Deprem, Sındırgı’dan Afyonkarahisar’a kadar uzanan Simav Fay Kuşağı’nın en batı ucundaki Sındırgı Kolu üzerinde oluştu (Şekil 1; MTA, 2025).</p>
<p class="p3">Simav Fay Kuşağı, Batı Anadolu’nun en önemli aktif faylarından biridir. Simav Fay Kuşağı 205 km uzunluğundadır ve sağ yönlü doğrultu atımlı bir fay olarak tanımlanır (Arpat ve Bingöl, 1969; Seyitoğlu vd, 1997; Doğan ve Emre, 2006; Toker, 2014; Gündoğdu vd, 2017; Toker vd 2018; Kartal ve Kadi̇ri̇oğlu, 2015; Emre vd, 2018). Simav Fay Kuşağı batıdan doğuya doğru sırasıyla Sındırgı, Çaysimav ve Şaphane fay kollarını (segment) kapsamaktadır (Çizelge 1). Bu fay kuşağı 1960’lardan bugüne kadar birçok yerbilimcinin ilgisini çekmiş ve jeoloji, jeofizik ve sismoloji yöntemleriyle incelenmiştir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-33000 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/1-1-1024x398.png" alt="" width="730" height="284" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/1-1-1024x398.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/1-1-300x117.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/1-1.png 1655w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p class="p1"><b><i>Çizelge 1</i></b><i>. Simav Fayı’nın özellikleri (Emre vd, 2018). DA: Doğrultu Atımlı Fay.</i></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-33001 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/2-1-1024x329.png" alt="" width="730" height="235" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/2-1-1024x329.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/2-1-300x96.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/2-1.png 1498w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p class="p1">10 Ağustos 2025 günü Sındırgı’ya yakın konumlanan 6.1 büyüklüğündeki depremini incelemiş ve iki makale yazarak WEB ortamında yayınlamıştım (Eyidoğan, 2025a, b). Depremin artçı deprem etkinliği oldukça uzun sürmüştür. Deprem etkinliği zaman zaman azalarak veya artarak, başladığı yerden fay boyunca güneydoğuya doğru yayılmış ve 78 gün sonra 27 Ekim 2025 gecesi 6.1 büyüklüğünde ve önceki 6.1 büyüklüğündeki depremden 15 km uzakta yeni bir deprem daha olmuştur. Çok sık rastlanmayan bu tür deprem etkinliği, Deprembilim (Sismoloji) literatüründe ikiz (multiple veya doublet) deprem olarak tanımlanmaktadır (Riga ve Balocchi, 2018; Wikipedia, 2025). Bunun en son örneğini 6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye’de acı sonuçlarına maruz kaldığımız ve 9 saat arayla olan Pazarcık ve Elbistan merkezli (Kahramanmaraş) iki büyük depremde yaşadık.</p>
<p class="p1">Sındırgı’daki 6.1 büyüklüğündeki her iki deprem de büyüklükleri itibarıyla oldukça kuvvetli deprem sınıfındadır. Büyük deprem sınıfına girmemekle birlikte, 6.1 büyüklükteki depremler Türkiye’de yıkım ve can kaybı yapabilmektedir (Eyidoğan ve Utku, 2025).</p>
<p class="p1">AFAD-DAD verilerine göre 10 Ağustos 2025 tarihinde 6.1 büyüklükte deprem <i>(Şekil 2a, b’de kırmızı yıldızlar ile gösterilen konumlar)</i> ile başlayan deprem etkinliği sırasında, 27 Ekim 2025’de saat 22:38’e kadar büyüklüğü 1.0 ile 6.1 arasında olan toplam 11.647 deprem olmuştur (Şekil 2a). 10 Ağustos 2025’de başlayan Sındırgı depreminin artçı deprem etkinliğinin dikkat çeken bir başka özelliği daha vardır. Artçı depremler zaman içerisinde Sındırgı Fayı’nın güneydoğusuna göç etmişlerdir (Şekil 2b). Bu olgu, özellikle büyüklüğü 3.0 ve daha fazla olan artçı deprem konumları haritalandığında daha belirgin olarak gözlenmektedir (Şekil 2b). Deprem etkinliğindeki doğuya doğru etkinlik göçü, deprem etkinliğinin zaman içerisinde boylama (Şekil 2a) ve enleme (Şekil 2b)’ye göre grafiklendiğinde daha belirgin olarak görülmektedir (Şekil 3).</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-33002 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/3-1-1024x749.png" alt="" width="730" height="534" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/3-1-1024x749.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/3-1-300x219.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/3-1.png 1832w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p class="p1">Bu olguya daha önceki yayınlarımda dikkat çekmiş (Eyidoğan, 2025 a, b) ve bu olayın daha ayrıntılı sismolojik ve sismotektonik araştırmasının yapılmasını ve tartışılmasını önermiştim. Nitekim, 10 Ağustos 2025’deki 6.1 büyüklükteki depremin sonrası, Sındırgı’nın güneydoğusunda <strong>27 Ekim 2025 tarihinde 6.1 büyüklüğünde yeni bir kuvvetli deprem daha olmuştur.</strong> Ancak, bu deprem etkinliği göçü gözlemimize rağmen, daha doğuda 6.1 büyüklüğünde bir başka deprem (ikiz deprem) olacağını öngörmek için elimizde kanıtlanmış bir yöntem yoktur. Bu ilginç sismik göç olgusu üzerinde yapılacak ileri akademik araştırmalar baz alınarak değerlendirmelere yapılması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Burada sunduğum ve büyüklüğü 1.0 ve daha fazla olan tüm deprem büyüklüklerinin tarihe bağlı değişim grafiği incelendiğinde (Şekil 4) dört farklı deprem etkinlik dönemi gözlenmektedir. Şekil 4’deki kırmızı renkli yıldızlar 6.1 büyüklüğündeki iki deprem aittir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-33003 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/4-1024x636.png" alt="" width="730" height="453" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/4-1024x636.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/4-300x186.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/4.png 1486w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p class="p1"><b>Nasıl bir deprem mekanizması etkin olmuştur?</b></p>
<p class="p1"><strong>10 Ağustos 2025 ve 27 Ekim 2025 tarihli 6.1 büyüklüğündeki ikiz depremlerin</strong> ve büyüklüğü 4.0 ve daha fazla olan artçı depremlerin AFAD-DAD tarafından yayınlanan odak mekanizması çözümleri (Şekil 5) ve konumları birlikte değerlendirildiğinde, depremin KB-GD doğrultusunda konumlanan Sındırgı Fayı’nın normal fay hareketi ile ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Şekil 5 içerisinde, sağ üst köşedeki resimdeki örnekte görüleceği gibi, Sındırgı Fayı’nın güneyindeki yerkabuğu blokunun, kuzeydeki yerkabuğu blokuna göre aşağıya hareket ettiği anlaşılmaktadır.</p>
<p class="p1">Bu gözlemler, Sındırgı Fayı’nın bu bölümünde Batı Anadolu’da yaygın olarak gözlenen normal fay hareketlerinin ve KD-GB kabuksal genişlemenin sürdüğünü ve canlı olduğunun kanıtıdır <i>(Şekil 5 içerisindeki Türkiye yerkabuğu hareketlerinin basitleştirilmiş haritası)</i>.</p>
<p class="p1">Ege bölgesinin jeotektonik gelişimi ve deprem odak mekanizması çözümleri incelendiğinde, Sındırgı Fayı’na benzer normal faylanmaların çok yaygın olduğu görülür. Bunun nedeni, Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı üzerinden batıya kayan Anadolu Levhası’nın Batı Anadolu’nun KD-GB doğrultusunda yer kabuğunun genişlemesi hareketi ile ilişkili olmasıdır. Bu jeotektonik mekanizma etkisi nedeniyle Batı Anadolu’da çok sayıda deprem normal faylanma mekanizmasına sahip fay hareketleri nedeniyle oluşmaktadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-33004 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/5-1024x790.png" alt="" width="730" height="563" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/5-1024x790.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/5-300x231.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/10/5.png 1342w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /></p>
<p class="p1">Sındırgı çevresinde bir deprem fırtınasına dönüşen deprem etkinliğinin nedeni olarak bazı tartışmalar yapılmaktadır. Buna göre, bölgedeki yerkabuğu altında bulunan sıcak manto malzemesinin (mağma) yer kabuğu içerisine sokulumu nedeniyle faylanmalar olduğu ve bu nedenle<span class="Apple-converted-space">  </span>yoğun ve uzun süren deprem etkinliğinin ortaya çıktığına dair bazı yerbilimciler arasında bir tartışma başlamıştır. Bu tartışmanın somut verilerle desteklenebilmesi için, bölgede derin jeofizik araştırmalar yapılıp ölçüler alınması gerekir. Bu amaçla, sahada zaman ve mekanın fonksiyonu olarak mikro-deprem, yerçekimi (gravite), manyeto-tellürik, yer ısı gradyanı (jeotermi) ve jeodezi (In-Sar) ölçümleri yapılmalı ve deprem etkinliği ile yerkabuğunun zamanda ve mekandaki değişim incelenmelidir. Jeofizik ölçümler yapılmadan “mağma sokulumu” oluşumuna dair tartışmaların bilimsel bir dayanağı olmayacak ve kanıt ortaya konulamayacaktır.</p>
<p class="p1"><b>78 günde 12.127 deprem</b></p>
<p class="p1">AFAD-DAD kayıtlarına göre Sındırgı bölgesinde 10 Ağustos 2025-28 Ekim 2025 arasında büyüklüğü 1.0-1.9 arasında olan deprem sayısı 9.178 adet, 2.0-2.9 arasında 2.460 adet, 3.0-3.9 arasında 430 adet ve 4.0-4.9 arasında 57 adet olmak üzere toplamda 12.127 adet deprem kaydedilmiştir.</p>
<p class="p1"><b><i>Not: </i></b><i>Burada elde ettiğimiz sonuçlar, AFAD-DAD’ın WEB sayfasından ilgililere sunduğu deprem verilerinin duyarlık düzeyine bağlı olarak yapılan değerlendirmelere dayanmaktadır. </i></p>
<p class="p2"><b>Kaynaklar:</b><b></b></p>
<ul class="ul1">
<li class="li2">AFAD-DAD, 2025. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Deprem Araştırma Dairesi, Ankara, <a href="https://deprem.afad.gov.tr/event-catalog"><span class="s2">https://deprem.afad.gov.tr/event-catalog</span></a>, 27 Ekim 2025.</li>
<li class="li2"><span class="s3">Arpat, E. ve Bingöl, E. 1969. The rift system of the Western Turkey; thoughts on its development. Maden Tetkik ve Arama Dergisi, 73, 1-9.</span></li>
<li class="li2">Doğan, A. ve Emre, Ö., 2006. Ege graben sisteminin kuzey sınırı: Sındırgı-Sincanlı Fay Zonu, 59. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Ankara, Türkiye, Bildiriler Kitabı. 20-24 Mart 2006, 83-84.</li>
<li class="li2"><span class="s3">Emre, Ö., Duman, T.Y., Özalp, S., Şaroğlu, F., Olgun, Ş., Elmacı, H. ve Çan, T., 2018. Active fault database of Turkey. Bull Earthq Bull Earthquake Eng. </span>16(8), 3229-3275.</li>
<li class="li2"><span class="s4">Eyidoğan, H. ve Utku, Z., 2025. Türkiyeyi Sarsan Depremler (1988-2023), Nobel Bilimsel Eserler, ISBN:978-625-376-5170, 434 sayfa.</span></li>
<li class="li2"><span class="s3">Eyidoğan, H.,</span> 2025a.<span class="s5"> Öncüleriyle Gelen 10 Ağustos Sındırgı Depremi ve Detaylı Analizi, EMSAL.COM, 13 Ağustos 2025. <a href="https://emsal.com/onculeriyle-gelen-10-agustos-sindirgi-depremi-ve-detayli-analizi/"><span class="s6">https://emsal.com/onculeriyle-gelen-10-agustos-sindirgi-depremi-ve-detayli-analizi/</span></a> </span></li>
<li class="li2"><span class="s3">Eyidoğan, H.,</span> 2025b.<span class="s7"> Sındırgı (Balıkesir) deprem etkinliğinin sismolojik ve sismotektonik özellikleri, Bilim ve Gelecek Dergisi, </span>2 Ekim 2025. <a href="https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2025/10/02/sindirgi-balikesir-deprem-etkinliginin-sismolojik-ve-sismotektonik-ozellikleri/"><span class="s2">https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2025/10/02/sindirgi-balikesir-deprem-etkinliginin-sismolojik-ve-sismotektonik-ozellikleri/</span></a></li>
<li class="li2">Gündoğdu, E., Kurban, Y. C., Yalçıner, C. Ç. ve Özden, S., 2017. Simav Fayındaki Düşey Yerdeğiştirmelerin, Yeraltı Radarı (GPR) Yöntemi ile Belirlenmesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi, 2017:3,2, 17-33.</li>
<li class="li2"><span class="s3">Kartal, R. F. ve Kadirioğlu, F. T., 2015. 2011-2012 Simav Depremleri (ML=5.7, ML=5.0, ML=5.4) ve Bölgenin Tektonik Yapısı ile İlişkisi, Yerbilimleri, 35 (3), 185-198. </span></li>
<li class="li2">MTA, 2025. Türkiye Diri Fay Haritası. <a href="https://yerbilimleri.mta.gov.tr/anasayfa.aspx"><span class="s8">https://yerbilimleri.mta.gov.tr/anasayfa.aspx</span></a></li>
<li class="li2">Riga, G. ve Balocchi, P., 2018. Double Earthquakes Classification and Seismic Precursors. Open Journal of Earthquake Research, 7, 1-27. https://doi.org/10.4236/ojer.2018.71001</li>
<li class="li2">Seyitoğlu, G., 1997. The Simav Graben: An example of young E-W trending structures in the late cenosoic extensional system of western Turkey. Turkish Journal of Earth Science, 6, TÜBİTAK, Türkiye,135-141.</li>
<li class="li2">Toker, C. E., 2014. Geophysical analysis and modelling of the Simav basin, Western Anatolia. Bulletin of the Mineral Research and Exploration. 148, 119-135, Ankara.</li>
<li class="li2">Toker, C. E., Emin U. Ulugergerli, E. U. ve Kılıç, A. R., 2018. The Naşa intrusion (Western Anatolia) and its tectonic implication: A joint analyses of gravity and earthquake catalog data, Bull. Min. Res. Exp. (2018) 156: 247-258.</li>
<li class="li3"><span class="s10">Wikipedia, 2025) <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Doublet_earthquake"><span class="s2">https://en.wikipedia.org/wiki/Doublet_earthquake</span></a> </span></li>
</ul>
<p class="p1"><b>Sözlük</b></p>
<p class="p6"><b>Jeofizik: </b>Jeofizik bilimi, dünyanın fiziksel özelliklerini, iç yapısını ve gezegenin dinamik süreçlerini inceleyen bilim dalıdır. Gözlem ve ölçüm yöntemleriyle yerin madde yapısını, manyetik ve elektriksel alanlarını, sismik dalgaların davranışını ve termal özellikleri gibi konuları anlamaya çalışır. Amaç, yerkürenin iç yapısını, yerçekimi, deprem, volkanizma, manyetik alan gibi olguları fiziksel prensiplerle açıklamaktır.</p>
<p class="p6"><b>Sismoloji</b>:<span class="Apple-converted-space">  </span>Depremler ve depremlerden yayılan sismik dalgaların kökenleri, oluşum mekanizmaları ve yeryüzü ve yapılar üzerindeki etkileri üzerinde çalışan bilim dalıdır.</p>
<p class="p6"><b>Jeoloji: </b>Yerin yapısını, oluşumunu, evrimini ve yüzey ile iç yapıları arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalıdır. Kayaçların oluşumu, minerallerin davranışları, yer kabuğu hareketleri (tektonik plakalar), yüzey şekillerinin oluşumu, sismik olaylar ve yeraltı süreçleri jeolojinin temel konularındandır.</p>
<p class="p6"><b>Jeotektonik: </b>Yeryüzünü oluşturan kayaçların milyonlarca yıl içindeki hareketlerini, kırıklar boyunca oluşan deformasyonları ve bu hareketlerin yüzey şekillerine nasıl yansıdığını inceleyen jeoloji dalıdır.</p>
<p class="p1"><b>InSAR:</b> Uydu aracılığı ile yeryüzündeki deformasyonları yüksek hassasiyetle ölçer. Genellikle depremler, volkanik patlamalar, kıtasal plakaların hareketleri, zeminde oluşan çökmeler gibi durumları incelemek için kullanılır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/ikiz-depremlere-bir-ornek-sindirgi-balikesir-deprem-etkinligi">İkiz depremlere bir örnek: Sındırgı (Balıkesir) deprem etkinliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32999</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Endonezya&#8217;da 6,1 büyüklüğünde deprem oldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/endonezyada-61-buyuklugunde-deprem-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 08:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[artçı]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Pasifik Ateş Çemberi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Endonezya&#8217;nın Sulawesi adasının kuzeyinde 6,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), Sulawesi’nin kuzeyinde yerel saatle 06.55&#8217;te deprem meydana geldiğini açıkladı. Endonezya Meteoroloji, İklim ve Jeofizik Ajansı (BMKG) depreme yönelik dev dalga uyarısı yapmazken, depremin 10 kilometre derinlikte meydana geldiği bildirildi. Ölü ya da yaralı bilgisi paylaşılmazken, bölgede artçı sarsıntıların sürdüğü kaydedildi. 130 aktif yanardağ ile Pasifik Ateş Çemberi&#8217;nde yer alan Endonezya, dünyanın sismik açıdan en aktif ülkeleri arasında gösteriliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/endonezyada-61-buyuklugunde-deprem-oldu">Endonezya&#8217;da 6,1 büyüklüğünde deprem oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Endonezya&#8217;nın Sulawesi adasının kuzeyinde 6,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.</p>
<p>ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), Sulawesi’nin kuzeyinde yerel saatle 06.55&#8217;te deprem meydana geldiğini açıkladı.</p>
<p>Endonezya Meteoroloji, İklim ve Jeofizik Ajansı (BMKG) depreme yönelik dev dalga uyarısı yapmazken, depremin 10 kilometre derinlikte meydana geldiği bildirildi.</p>
<p>Ölü ya da yaralı bilgisi paylaşılmazken, bölgede artçı sarsıntıların sürdüğü kaydedildi.</p>
<p>130 aktif yanardağ ile Pasifik Ateş Çemberi&#8217;nde yer alan Endonezya, dünyanın sismik açıdan en aktif ülkeleri arasında gösteriliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/endonezyada-61-buyuklugunde-deprem-oldu">Endonezya&#8217;da 6,1 büyüklüğünde deprem oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32133</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/karayip-denizinde-76-buyuklugunde-deprem</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Feb 2025 06:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Karayipler]]></category>
		<category><![CDATA[tsunami]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ABD Jeolojik Araştırma Merkezi&#8217;ne göre yerel saatle 18.23&#8217;te gerçekleşen depremin 10 kilometre derinlikte yaşandığı kaydedildi. Ulusal Hava Durumu Servisi (NWS) Tsunami Uyarı Sistemi, Cayman Adaları, Jamaika, Küba, Meksika, Honduras, Bahamalar, San Andres ve Providencia, Belize, Haiti, Kosta Rika, Panama, Nikaragua ve Guatemala&#8217;nın kıyı bölgeleri için tsunami uyarısı yaptı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/karayip-denizinde-76-buyuklugunde-deprem">Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.</p>
<p>ABD Jeolojik Araştırma Merkezi&#8217;ne göre yerel saatle 18.23&#8217;te gerçekleşen depremin 10 kilometre derinlikte yaşandığı kaydedildi.</p>
<p>Ulusal Hava Durumu Servisi (NWS) Tsunami Uyarı Sistemi, Cayman Adaları, Jamaika, Küba, Meksika, Honduras, Bahamalar, San Andres ve Providencia, Belize, Haiti, Kosta Rika, Panama, Nikaragua ve Guatemala&#8217;nın kıyı bölgeleri için tsunami uyarısı yaptı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/karayip-denizinde-76-buyuklugunde-deprem">Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32034</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Heyelanlar depremleri tetikleyebilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/heyelanlar-depremleri-tetikleyebilir-mi-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[heyelan]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[yerkabuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremlerin heyelanları tetiklediği zaten biliniyordu. Ancak heyelanların depremleri tetikleyip tetiklemediği bir muammaydı. Şimdi bu muamma çözüme kavuşuyor olabilir. 2009’da Tayvan’ı vuran ölümcül tayfun, birkaç gün içinde binlerce heyelanı tetiklemişti. Bilim insanlarını şaşırtan asıl şey ise Typhoon Morakot’un tetiklediği heyelanları takip eden depremler oldu. Şimdi, yeni bir çalışma, bu depremlerin niçin ortaya çıktığını gösteriyor: Tayvan’daki heyelanlar, o kadar çok toprak ve kayayı aşındırmıştı ki yerkabuğundaki bükülmelerle yeni yollar ortaya çıkmıştı. Typhoon Morakot’u takip eden günlerde meydana gelen yaklaşık 10.000 toprak kayması 1,2 kilometreküp toprak ve kayayı yerinden oynattı. Nehirler, zamanla enkazın çoğunu ortadan kaldırdı. Fransa’daki Rennes Üniversitesi’nden jeobilimci Philippe Steer, yüz milyonlarca ton tortunun kalıcı olarak süpürüldüğünü söyledi. Bu miktar, Tayvan’ın tüm yüzeyini 3 santimetre kazımaya eşdeğerdi. Steer ve meslektaşları, 1995 ve 2015 yılları arasında Tayvan’da meydana gelen 340.000’den fazla depremi inceledi ve sonuç, bu tektonik kaymanın, sismik aktiviteyi etkilemiş olabileceği yönündeydi. Scientific Reports’ta yayımladıkları makaleye göre, Typhoon Morakot kaynaklı toprak kaymalarından etkilenen alanlarda meydana gelen depremlerde önceye göre üç kat artış vardı. Ekip, bu bölgedeki sismik aktivitenin yaklaşık 2,5 yıl boyunca normalden daha yüksek seyrettiğini belirtti. Söz konusu artışın, büyük olasılıkla Tayvan civarındaki yerkabuğunun hafifçe yukarı doğru esnemesine neden olan büyük miktardaki tortunun süpürülmesiyle açıklanabileceğini söyleyen araştırmacılar, bu hareketin kabuktaki gerilmeleri değiştirdiğini ve kırılma noktasına yakın olan fayları etkilemiş olabileceğini düşünüyor. Georgia Teknoloji Enstitüsü’nden sismolog Zhigang Peng, bunun mantıklı olduğunu, çünkü heyelanın kendisi olmasa da sonraki sürecin stres yarattığını ifade ediyor. Steer ise “Bu tür değişiklikleri gözlemlemek çok nadirdir” diyor. Ancak iklim değişikliği aşırı iklim olaylarına daha sık yol açabileceğinden, gelecekte daha fazla heyelan ve dolayısıyla depremler olabileceğinin de altını çiziyor. Kaynak: https://www.sciencemag.org/news/2020/07/earthquakes-trigger-landslides-can-landslides-also-trigger-earthquakes</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/heyelanlar-depremleri-tetikleyebilir-mi-2">Heyelanlar depremleri tetikleyebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depremlerin heyelanları tetiklediği zaten biliniyordu. Ancak heyelanların depremleri tetikleyip tetiklemediği bir muammaydı. Şimdi bu muamma çözüme kavuşuyor olabilir.</p>
<p>2009’da Tayvan’ı vuran ölümcül tayfun, birkaç gün içinde binlerce heyelanı tetiklemişti. Bilim insanlarını şaşırtan asıl şey ise Typhoon Morakot’un tetiklediği heyelanları takip eden depremler oldu. Şimdi, yeni bir çalışma, bu depremlerin niçin ortaya çıktığını gösteriyor: Tayvan’daki heyelanlar, o kadar çok toprak ve kayayı aşındırmıştı ki yerkabuğundaki bükülmelerle yeni yollar ortaya çıkmıştı.</p>
<p>Typhoon Morakot’u takip eden günlerde meydana gelen yaklaşık 10.000 toprak kayması 1,2 kilometreküp toprak ve kayayı yerinden oynattı. Nehirler, zamanla enkazın çoğunu ortadan kaldırdı. Fransa’daki Rennes Üniversitesi’nden jeobilimci Philippe Steer, yüz milyonlarca ton tortunun kalıcı olarak süpürüldüğünü söyledi. Bu miktar, Tayvan’ın tüm yüzeyini 3 santimetre kazımaya eşdeğerdi.</p>
<p>Steer ve meslektaşları, 1995 ve 2015 yılları arasında Tayvan’da meydana gelen 340.000’den fazla depremi inceledi ve sonuç, bu tektonik kaymanın, sismik aktiviteyi etkilemiş olabileceği yönündeydi. Scientific Reports’ta yayımladıkları makaleye göre, Typhoon Morakot kaynaklı toprak kaymalarından etkilenen alanlarda meydana gelen depremlerde önceye göre üç kat artış vardı. Ekip, bu bölgedeki sismik aktivitenin yaklaşık 2,5 yıl boyunca normalden daha yüksek seyrettiğini belirtti.</p>
<p>Söz konusu artışın, büyük olasılıkla Tayvan civarındaki yerkabuğunun hafifçe yukarı doğru esnemesine neden olan büyük miktardaki tortunun süpürülmesiyle açıklanabileceğini söyleyen araştırmacılar, bu hareketin kabuktaki gerilmeleri değiştirdiğini ve kırılma noktasına yakın olan fayları etkilemiş olabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Georgia Teknoloji Enstitüsü’nden sismolog Zhigang Peng, bunun mantıklı olduğunu, çünkü heyelanın kendisi olmasa da sonraki sürecin stres yarattığını ifade ediyor. Steer ise “Bu tür değişiklikleri gözlemlemek çok nadirdir” diyor. Ancak iklim değişikliği aşırı iklim olaylarına daha sık yol açabileceğinden, gelecekte daha fazla heyelan ve dolayısıyla depremler olabileceğinin de altını çiziyor.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.sciencemag.org/news/2020/07/earthquakes-trigger-landslides-can-landslides-also-trigger-earthquakes">https://www.sciencemag.org/news/2020/07/earthquakes-trigger-landslides-can-landslides-also-trigger-earthquakes</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/heyelanlar-depremleri-tetikleyebilir-mi-2">Heyelanlar depremleri tetikleyebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29432</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim her zaman gerçeği aramaktır, jeoloji de!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/bilim-her-zaman-gercegi-aramaktir-jeoloji-de</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 16:02:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[bilim insanı]]></category>
		<category><![CDATA[çığ düşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[doğal afet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[heyelan]]></category>
		<category><![CDATA[jeolog]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[mineraller]]></category>
		<category><![CDATA[müfredat]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[yerkabuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız depremler bize jeoloji biliminin yaşam için ne kadar önemli olduğunu, bilimi bilmezsek yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlike olduğunu bir kez daha hatırlattı. Jeoloji bilimi, deprem, tsunami, volkan patlaması, sel, su taşkını, heyelan, zemin sıvılaşması, çökme, kaya düşmesi, çığ, göktaşı yağmuru, erozyon, çölleşme, toz fırtınaları gibi doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı görevini yapar. Üzerinde bulunduğumuz 4.5 milyar yıllık gezegen hala evrimleşiyor. Kıtalar yer değiştiriyor; volkanlar patlıyor; buzullar büyüyor ve kayıyorlar. Dünyanın kabuğu arkasında bir sürü jeolojik sır bırakarak hayret verici şekilde parçalara bölünüyor. Dünya evrimleştikçe deprem, tsunami, volkan patlaması, sel, su taşkını, heyelan, zemin sıvılaşması, çökme, çığ, tayfun, tornado, kasırga, siklon, fırtına, dolu, kar ve tipi, kuraklık, ısı dalgası, soğuk dalgası, yıldırım, göktaşı yağmuru, erozyon, çölleşme, toz fırtınaları gibi yer kökenli ve iklimsel jeolojik doğa olayları ile iklim değişikliği hep olacaktır. Yaşam boyunca hayatta kalma mücadelesi içinde tek çare, yerkürenin devam eden evrimini doğru anlamak ve ona uyum sağlamaktır. Bu da jeoloji bilimini anlamaktan geçiyor. Bilim her zaman gerçeği aramaktır. Jeoloji de. Bilim dışı yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlikedir. Depremleri önceden bilebilir miyiz? Soracak olursanız cevap hayır olur. Bu soruyla ne kastedildiği çok açık. Hangi fay hattında, ne zaman olacak; öğrenmek. Ama söyleyeceğimiz çok şey var. Hangi faylar büyük depremlere neden olur, bu depremlerin şiddeti ne kadar olur? Belirli zamanlarda gerçekleşen depremlerin oluş nedeninin cevabı var olacaktır. Tüm doğa süreçleri temelinde jeoloji vardır. Bunlara cevap verecektir. Her deprem olduğunda can ve mal kaybı olur. Depremden sonra jeoloji mesleği ve yer bilimi hatırlanır. Neden deprem olduğu ve depremin etkileri bir süre tartışılır. Daha sonra her şey normalleşir. Doğa tehlikeleri yönüyle dünyada en riskli ülkeler arasında Türkiye ilk sıralardadır. Hal böyle iken jeoloji nedir, jeologlar ne iş yapar, üniversitelerin jeoloji bölümlerinden mezun on binlerce jeoloji mühendisleri neden işsizdir, bu bölümden mezun olanlar neden başka mesleklerdeki işlere yönelmek zorunda kalırlar, başımıza bunca doğa felaketi geliyorken bu mesleğe neden önem verilmez ve önerileri neden dikkate alınmaz, yönetenlerin bunda payı nedir gibi sorular sorulmalıdır. Oysa jeoloji bilimi her zaman ve her an günlük yaşamımızdadır. Yaşam için her alanda bilgiye ihtiyacımız vardır, ancak jeoloji bilimine fazlasıyla ihtiyaç vardır. Jeoloji, doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar. Ayak bastığımız zemin yani yerkabuğu, çevremizde gördüğümüz dağlar, vadiler ve ovalar nasıl oluşmuş; sıcak sular, içtiğimiz su nereden gelir; jeoloji bilmek gerekir. Yerkabuğu canlıların beslenmesi için mineral ve elementleri bünyesinde barındırır. Toprak olur bitkileri besler, sonra besinler bizi besler. Yaşamımız kayaçlara bağlıdır. O olmazsa toprak olmaz, su da, besinler de olmaz. Yeryüzünde karşılaştığımız doğa tehlikeleri deprem, sel, su taşkını, çığ, heyelan, kaya düşmesi bunları anlayabilecek miyiz? Soluduğumuz havadaki zararlı tozlar, içtiğimiz sudaki toksik elementler nelerdir, çevremizdeki doğa olaylarını anlama ve önlem için jeolojiye ihtiyaç var. Dünyada doğa olaylarının yoğun yaşandığı Türkiye’de jeoloji bilimine yeterince önem veriyor muyuz? Türkiye jeolojik konumu açısından bir bakıma şanslı, bir bakıma şanssız bir ülkedir. Son 60 milyon yıldır yerkabuğundaki levhaların hareketleri, tektonik işlevler, bu ülkeye birçok kaynak kazandırmasının yanı sıra, bu alanı hamur gibi karıştırarak, çok kısa mesafelerde değişik bileşimli fasiyeslerin, katmanların, yapıların yan yana, alt alta, içi içe geçmesine neden olmuştur. Jeoloji bilirsek, jeoloji bilimine önem verirsek depremi de, doğa tehlikelerini de anlar, tehlikeye karşı önlem alırız. Yok, eğer anlamaz ve bildiğimiz yolda devam edersek, sonu hüsranla biter ve kaybedeni insan olur. Jeoloji nedir? Jeolog ne iş yapar? Jeoloji yer bilimi demektir. (geos/geo/yer) (logos/loji/bilim). Yerin yapılışını ve bileşimini, oluşumundan bugüne kadar geçirdiği ve halen de geçirmekte olduğu fiziksel, kimyasal ve biyolojik evreleri araştıran bir bilim dalıdır. Yaşam alanımız olan gezegenimizin tarihçesini, bu tarihçe boyunca gelişen iç ve dış süreçleri, canlıların evrimini, insanlığın yararlanabileceği yer altı ve yer üstü kaynaklarını ve insanlığın daha sağlıklı bir ortamda, doğa ile barışık yaşayabilmesi için gereken koşulları araştıran bilim dalıdır. Genellikle iki ana alana sahiptir; fiziksel jeoloji ve tarihsel jeoloji. Fiziksel jeoloji, mineraller, kayaçlar, bunların yanında dünyanın içindeki ve yüzeyindeki olayların süreçleri gibi dünya materyallerinin üzerinde çalışır. Tarihsel jeoloji ise dünyanın, kıtaların, okyanusların, atmosferin, yaşamın kökenini ve evrimi üzerinde çalışır. Jeolojinin hemen hemen her yönü ekonomi ve çevreyle ilişkilidir. Çoğu jeolog uzmanlık bilgisini, sanayileşmiş toplumun temeli olan mineral ve enerji kaynaklarını aramak için kullanır. Yenilenemeyen kaynaklara ihtiyaç artıkça, jeologlar, ekonomik başarı olanakları yüksek alanlara ilginin odaklanmasına yardımcı olacak özel yolların bulunması için temel jeoloji prensiplerini uygulayacaklar. Her ne kadar mineral ve enerji kaynaklarını bulmak önemliyse de çeşitli çevre sorunlarını çözmede jeologların uzmanlık alanlarından yararlanılır. Bazı jeologlar, gelişen her topluluğun ihtiyacı olan yer altı suyunun bulunmasında ve yer altı ve yüzey sularındaki kirlenmenin takibi ve temizleme yollarının önerilmesinde yer alırlar. Jeoloji mühendisleri, güvenli baraj yeri seçimi, atık depolama bölgeleri, enerji tesislerinin yer seçiminde ve depreme dayanıklı binaların dizaynında yardımcı olurlar. Jeologlar ayrıca kısa ve uzun süreler için tahribatla sonuçlanabilecek olası deprem ve volkanik patlamaları hakkında tahminler yapar. Bunun yanında bu gibi doğal afetler için hazırlanan risk planlarını tasarlamakta resmi savunma planlamacılarıyla beraber çalışırlar. Jeoloji ve günlük yaşam Yıkıcı volkanik patlamalar, depremler, heyelan felaketi, büyük deniz dalgaları, sel, kuraklık çoğu insanı etkileyen olaylardır. Her ne kadar doğal afetleri engelleyemesek de, onlar hakkında ne kadar bilgimiz olursa, daha iyi tahminler yaparak etkilerinin şiddetini kontrol edebiliriz. Bu çevresel hareketler herkesi gezegenimize ve çeşitli sistemler arasındaki hassas dengeye yakından bakmaya zorlamaktadır. Karmaşanın artması, teknolojinin toplumu yönlendirmesi vatandaş olarak bizi bilimi daha iyi anlamaya zorluyor. Böylece hayatımızı etkileyen bu tür olaylarla ilgili seçeneklerde bilgi sahibi oluyoruz. Katı atıkların yok edilmesi, yer altı suyunun kirlenmesi, asit yağmurları gibi sanayi toplumlarının olumsuz yönlerinin farkındayız. İnsanın çevre üzerindeki etkilerini, artan sayılarda, öğreniyoruz ve küresel ekosistem dinamiği üzerinde oynadığımız rolü daha fazla inkar edemeyiz. Çoğu insan için jeolojinin günlük hayata etkilerinin kapsamının farkında değildir. Bazı insanlar için jeoloji ve basında çıkan mineral kaynakları, atık yok etme, kirlenme gibi sorunlar arasındaki ilişkiyi uzak bulmak ya da önemini anlamakta zorlanıyor. Ama günlük hayatta jeolojiye olan ihtiyacımızı bir düşünün. Cihazlarımızda kullandığımız elektriğin kömür, yağ, doğal gazın yanması ve nükleer tesislerde kullanılan uranyumdan üretilir. Kömür, petrol ve uranyum jeologlar tarafından bulunur. Elektriği ileten bakır ya da diğer metal kablolar mineral aramaları sonucu bulunan materyallerden yapılır. Yaşadığımız ya da çalıştığımız binalar varlıklarını jeolojik kaynaklara borçludur. Beton yapılar (beton kil, kum, çakıl ve kireçtaşı karışımıdır). Kuvars minerali pencere camı temel bileşenidir. Binaların içinde tesisat borularında kullanılan metal ve plastikler metaller cevher depozitlerinden, plastik petrolün damıtılması sonucu arıtılmamış yağdandır. İş yerlerine giderken kullandığımız arabalar ve toplu taşıma araçlarını çalıştırmak ve yağlamak için petrolün yan ürünlerini, yapımında metal bileşikleri ve plastik kullanılır. Karayolları ve demir yolları yapımında, asfalt, çakıl, beton, çelik gibi jeoloji materyallerinden yapılır. Tüm bunlar jeolojik kaynakların üretiminin sonucudur. Birey ve toplum olarak hayat standartlarımız birçok jeolojik materyallerin tüketimine dayanır. Bu yüzden jeoloji ve nasıl kullandığımızı ve jeolojik kaynakların yokluğunun doğanın hassas dengesini ve çevremiz kadar kültürümüzü düzelmeyecek şekilde değiştirdiğinin farkında olmaya ihtiyacımız vardır. Asit yağmurları, yeşil ev sera etkisi, ozon tabakasının yok olması tartışılıp ve düşünüldüğü zaman, bunların izole edilmiş kavramlar değil Dünyayı da kapsayan geniş sistemin parçaları olduğunu hatırlamak gerekir. Buna göre anlamalıyız ki yaptığımız değişiklikler biz fark etmesek bile küresel eko sistemde geniş alanlı etkiler yapabilir. Bu nedenden dolayı jeolojiyi anlamak, genel olarak bilimi, bu değişikliklerin ekosistemde sebep olduğu yıkımı minimize etmekte bize yardımcı olur. Şunu hatırlamalıyız ki diğer yaşam formları gibi insanlarda eko sistemin parçaları ama sadece bizim varlığımız ekosistemi etkiliyor. Bundan dolayı güvenilir bilimsel bilgiye dayanan sorumlu tavır sergilemeliyiz böylece gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre miras bırakabiliriz. 1992 yılında Rio’da toplanan Birleşmiş Milletlerin “Çevre ve Gelişme” konferansında, sürdürülebilir kalkınmanın içeriğine olan ilgi artmıştır. Bu önemli içerik temel insan ihtiyaçlarını sağlarken çevremizi korumanın ekonomik gelişmenin devamını garantiye alacağını söylemektedir. Küresel nüfusun büyümesi yiyeceğe, suya, doğal kaynaklara, yenilenemeyen mineral ve enerji kaynaklarına olan ihtiyacı artıracaktır. Jeologlar ihtiyaç duyulan kaynakların bulunması ve gelecek nesillerin yararı için çevrenin korunmasını garanti altına alınmasın da büyük rol oynayacaktır. Jeoloji ve insan deneyimi Çoğu insan günlük hayatta jeolojiye olan ihtiyaç ve müzik, resim ve literatür de jeolojiyle ilgili referansların kapsamına şaşırır. Kayalar ve manzaralar çoğu taslak ve resimlerde gerçekci şekilde sergilenir. Örneğin; ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin “Virgin of The Rocks&#8221; ve &#8220;Virgin and Child with Saint Anne”, Giovanni Bellini’nin “Saint Francis in Ecstasy and Saint Jerome”, ve Asher Brown Durand’ın “Kindred Spirits&#8221;. Müzik alanında da Ferde Grofe’nin “Grand Kanyon Suite” hiç şüphe yok ki Arizona’daki Büyük Kanyon ve onun geniş kayalarının sergilediği ihtişam ve sonsuzluktan ilham almıştır. İç Hebridlerdeki Staffa Adası’ndaki kayalar Felix Mendelssoh’un ünlü “Hebrides Overtur”una ilham sağlamıştır. Jeoloji referansları Alman Masalı Grimm kardeşler ve Jules Verne’nin “Dünyanın Merkezine Seyahat” kitabında dünyanın iç yapısına göndermeler yapar. İngiliz şair Percy B’nin “Ozymandias&#8221; şiirinin bir kıtasında; hiçbir şeyin sonsuza kadar kalmayacağı gerçeğini, kayaların sonunda zaman ve bozunma ile tahrip olarak parçalandığıyla bağdaştırır. Jeoloji referansları ünlü karikatürlerde de bulunabilir. En bilinenleri Johnny Hard “B.C” ve Gary Larson “The Far Side”. Jeoloji tarihte de önemli rol oynamıştır. Savaşlar petrol, gaz, altın, gümüş, elmas ve diğer doğal kaynakların kontrolü için çıkmıştır. İmparatorluklar, doğal kaynakların sömürüsü ya da dağılımıyla yükselmiş ya da dağılmışlardır. Dünyanın biçimi ya da topografyası jeolojik faktörler sonucu şekillenmiş bu da askeri taktiklerde önemli rol oynamıştır. Sıradağlar ya da nehirler politik sınırlar yaratmıştır. Jeolojinin bölümleri Jeoloji disiplini birçok değişik alana ayrılır ve uzmanlaşır. Jeoloji astronomi, fizik, kimya ve biyolojiyle ilişkilidir. Jeologlar çeşitli işlerde çalışırlar. Dünyanın nüfusu artıkça ve kısıtlı kaynaklara olan ihtiyaç büyüdükçe jeologların bilgisine olan ihtiyaçta büyüyecektir. Jeolojinin uzmanlık alanları ve diğer bilimlerle ilişkileri Uzmanlık Çalışma alanı Bilim Jeokronoloji Zaman ve dünya tarihi Astronomi Gezegen Jeolojisi Gezegenlerin jeolojisi Astronomi Paleontoloji Fosil Biyoloji Ekonomik Jeoloji Mineraller ve enerji kaynakları Kimya Çevre Jeolojisi Çevre Kimya Jeokimya Dünya kimyası Kimya Hidrojeoloji Su kaynakları Kimya Mineraloji Mineraller Kimya Petrografi Kayaçlar Kimya Jeofizik Dünyanın iç yapısı Fizik Yapısal Jeoloji Kayaç deformasyonları Fizik Sismoloji Depremler Fizik Jeomorfoloji Yüzey şekilleri Oşinografi Okyanuslar Paleografi Antik jeografik yapılar ve lokasyonlar Stratigrafi-Sedimantoloji Tabakalı kayaçlar ve sedimanlar Askeri Jeoloji Depo, sığınak Jeolojik Miras Jeolojik özelliği ve güzelliği olan yapılar Jeoarkeoloji Arkeolojik materyallerin jeolojik tanımı Tıbbi Jeoloji Volkan, deprem, mineral, kayaç, su unsurları ve insan sağlığı Stratigrafi: Yerkabuğunu oluşturan tabakaların birbiri ile olan ilgisinden, yerkabuğunun oluşumundan ve gelişiminden bahseder. Belirli bir evrim geçiren yerkabuğunun anorganik gelişimini inceleyen jeoloji dalıdır. Yapısal Jeoloji/Tektonik: Yerkabuğunun yapısından ve bu yapıyı oluşturan çeşitli hareketlerden ve deformasyonlardan bahseder. Yerkabuğunun hareketlerini inceler. Yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketlerini araştırır. Levhaların birbirlerine göre olan bağıl hareketlerini inceler. Yerkabuğundaki kırılmaları (fayları), diri fayları İnceler. Faylanmadan doğan olayları araştırır. Yerkabuğunu şekillendiren kuvvetlerin türlerini, depremlerin büyüklüğünü, depremlerin merkezini araştırır. Sıvılaşmayı inceler. Riskli bölgelerini, afet bölgelerini önceden belirler. Doğabilecek zararların önlenmesi için her türlü araştırmayı yapar. Risk haritalarını hazırlar. Heyelan gibi olayların doğal olduğunu ancak afet olmadığını bilir. Tüm bunları ne için yapar? Doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar. Paleontoloji: Çok eski devirlerde yaşamış canlıları ve yaşayış biçimlerini araştırır. Jurasik Park gibi filmlere konu olur. Mineraloji: Yerkabuğunu oluşturan tüm minerallerin fiziksel, kimyasal, kristalografik ve optik özelliğini inceler. Mineral, topraktan çıkarılan kıymetli madde anlamına da gelmektedir. Özel ve Genel Mineraloji gibi dalları vardır. Kalsit jeolojik olarak bir mineraldir. Ancak ekonomik olarak bir hammaddedir. Kalsit; kağıt yapımında, ilaç yapımında kullanılmaktadır. Jips jeolojik olarak bir mineraldir. Ancak tarımda bir besleyici hammadde, iç mekanlarda kaplama malzemesidir. Talk jeolojik olarak Bir mineraldir. Bebek ve cilt bakımında kozmetik hammaddesidir. Trona, bor, kil, manyetit, malakit, zeolit gibi yüzlerce mineral insan hayatında günlük yaşamın vazgeçilmez hammadde kaynaklarıdır. Bazen duvarımızda süs, bazen yemek masalarımızda zevk, bazen boynumuzda kolye bazan kulağımıza küpe olur mineraller. Petrografi: Kayaçların oluşumunu inceler. Kayaçların; magmatik, volkanik, sedimanter ve metamorfik türü vardır. Volkanlar bazen lav, bazen kül püskürtür. İster lav isterse kül olup aksın hoş manzaralar sunar. Başlangıçta felaket, sonuçta peri bacaları gibi güzellikler sunabilir. Karbondioksit kuru buz olur. Buzdolabımızın damarlarında dolaşır. Kömür yakıt olur. Mühendislik jeolojisi: Yerkabuğu üzerine inşa edilecek olan mühendislik yapıları ile bunların üzerine kurulduğu yerin jeolojik-jeoteknik özelliklerini araştırır. Havalimanı gibi önemli mühendislik yapılarında yer seçimini yapar. Metro gibi ulaşım yollarının yapımında güzargah belirler. Tüm bu işlemlerde; laboratuvar çalışmaları titizlikle yapılır. Her türlü zemin için değişik analizler yapılarak, kurulacak yapıların zemin kriterleri belirlenir. Elde edilen nokta veya sondaj verileri bilgisayarda değerlendirilerek korelasyonlar yapılır. Yapı için hesaplamalar yapılır. Açılacak tünellerin harita ve kesitleri hazırlanır. Ekonomik jeoloji: Yerkabuğundaki tüm yer altı ve yer üstü ekonomik zenginliklerin, madenlerin ve endüstriyel hammaddelerin aranıp bulunması ile ilgilenir. Kum ve taş ocağı gibi inşaat malzemeleri kırma-öğütme, açık ocak işletmeciliğinde yamaç duraylılığından işletme yöntemlerine kadar incelemeler yapılır. Metalik madenler için açık ocaklardan üretim yapılabilir. Granit mermerciliği ekonomik jeoloji içerisinde ele alınır. Jeoloji biliminin tüm alt disiplinleri günümüzde bilgisayar teknolojisi ile desteklenmektedir. Uzaktan algılama, blok diyagram, akifer testleri, bilgisayarda, modellenebilmektedir. Bilgisayar uygulamalarında önemli olan veri tabanının sağlıklı olmasıdır. Yüzey haritaları sayısallaştırılarak jeoloji, çevre ve diğer amaçlarla kullanılabilir. Sondaj stamp ve kuyu loğları birlikte değerlendirilebilir. Üç boyutlu yer altı modellemeleri yapılabilir. Jeolojik kesitler çizilebilir. Stereonet hazırlanabilir. Doğal afetler, doğanın kendi iç dengelerinin olağan sonuçlarıdır. Gerekli önlemler alınmadığında çok ürkütücü sonuçlara yol açar. Karşılaşılan kayıpları en aza indirgemek, bilimsel temelde bilinçli bir planlama, hazırlama ve yerleşimi zorunlu kılar. Bu sulak ve mavi gezegende canlı yaşamının sürmesi, doğal kaynakların planlı ve paylaşımcı kullanılması ve doğal süreçlere insanlığın yararına bilimsel bir bakış ile olanaklı olabilir ancak. Türkiye’de jeoloji eğitimi Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ilk tıp okulu 14 Mart 1827 tarihinde II. Mahmut tarafından İstanbul&#8217;da, askeri hekim yetiştiren Tıphane-i Amire veya ‘’Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’’ ismiyle açılmıştır. Sivil tıp okulunun açılması ise 1909 yılında gerçekleşmiştir. Tıbbiye&#8217;de okutulan fizyoloji, kimya, anatomi, botanik derslerinin yanında hazırlık döneminin 4. sınıfında’’ ‘’Tabakat-ül Arz’’ veya ‘’İlm-ül Arz’’ ya da ‘’L-ma&#8217;aden’’ adı altında jeoloji dersleri veriliyordu. Bu dersi anlatan İbrahim Lütfü Paşa&#8217;nın çok zengin taş koleksiyonuna sahip olduğu ve mineralojiyi çok iyi bildiği için “Taşçı İbrahim Paşa” diye anıldığı belirtilmiştir. İbrahim Edhem Paşa’nın (1818-1893) “Medhal-i ‘İlm-i Jeoloji” başlığını taşıyan makaleler dizisi, 1862-1865 yılları arasında Münif Paşa’nın (1830-1910) popüler bilim dergisi Mecmû‘a-i Fünûn’da tefrika edilmiştir. Münif Paşa, bu makaleler dizisini İbrahim Edhem Paşa’nın fizik, kimya ve mineralojiye dair eserlerinden ve onun ‘İlm-i Jeoloji adlı kitabından derlediğini belirtmektedir. Münif Paşa, makaleye, ‘Mukaddime-i ‘ilm-i jeoloji’ başlıklı bir giriş yazmıştır. Makalede, jeolojik araştırma ve incelemeler bakımından önemli olduğu gerekçesiyle önce madde, maddenin üç hali, genel özellikleri, ısı, ışık, elektrik gibi temel fiziksel olgular hakkında bilgi verilir. Sonra yine jeolojiyle ilgili olan elementler, gazlar, gazların birbirleriyle ve diğer elementlerle oluşturduğu bileşikler, metaller, ametaller, asitler, bazlar ve tuzlar konusunda kimyasal açıklamalar yapılır. Daha sonra okyanuslar, denizler, nehirler, göller, tatlı su kaynakları, kutuplar ve buzullar tanıtılır. Makale taşlar, oluşumları, yapıları, fiziksel ve kimyasal özellikler hakkında verilen bilgilerle son bulur. Günümüzde ancak üniversite jeoloji bölümlerinde detaylandırılan bu alanların Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında ders olarak veriliyor olması, o günden bu güne eğitimin nasıl niteliksizleştirildiğinin göstergesidir. 2005 yılı itibariyle 27 üniversite jeoloji eğitimi vermekteydi: Bu sayı 2023 yılı itibariyle 11’e düşmüştür. 16 jeoloji bölümü kapatılmıştır. Jeoloji kitapları ve lisede jeoloji eğitimi Sağda, geçmiş yıllarda okullarda jeoloji bilgisi aktarılması için yazılmış bazı jeoloji kitapları görülmektedir. İbrahim Edhem Paşa’nın 1862 ile 1892 yılları arasında verdiği Mukaddime-i ‘ilm-i jeoloji’ kitabından yukarıda bahsettim. Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında jeoloji her lise öğrencisine 3 yıl boyunca zorunlu bir ders olarak okutulmuştur. 1929’da jeoloji, 1931 ve 1932’de yeni jeoloji, 1941, 1952, 1955’de jeoloji okutuluyordu. Liselerde jeoloji dersi müfredattan kaldırılmadan önce 1972, 1973, 1974, 1975, 1976 ve 1977’de jeoloji ders kitapları vardı ve seçmeli olarak jeoloji dersleri veriliyordu. Jeoloji dersi önce seçmeli ders haline getirildi, sonra coğrafya dersi kapsamına alındı ve en sonunda da müfredattan tamamen çıkartıldı. Burada amaç belliydi. Gezegenimizin devam eden evrim gerçeğini yok sayarak, evrimsel düşünceye set çekmek. Jeoloji dersinin kaldırılmasıyla, öğrenciler yaşadıkları coğrafyada kendilerini dünyanın başka yerlerinde görülmedik ölçüde yaşamsal olarak etkileyecek, doğa olayları ve buna karşı önlemler konusunda bilgilenme olanağından yoksun bırakılmışlardır. Lise eğitimi gördüğüm 1970-1973 yılları arasında jeoloji dersi almış ve dersteki başarılarım beni, üniversitede jeoloji bölümünü tercih etmeme neden olmuştu. Mezun olduktan sonra jeoloji mesleğimi başarılı şekilde yapmış, emekliliğimde de jeoloji bilimine hizmet etmeye, halkın yararına üretmeye devam etmekteyim. Jeoloji bilimi, doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar. Japonya’da ilkokul seviyesinden itibaren her çocuk jeoloji dersini almak zorundadır. Türkiye de, Japonya gibi en riskli deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. İlkokuldan başlayarak her dönemde jeoloji bilgisi verilmeli, okullarda jeoloji ayrı bir ders olarak müfredata tekrar konmalıdır. Dr. Eşref Atabey / Jeoloji Yüksek Mühendisi, Tıbbi Jeoloji uzmanı, Yazar</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/bilim-her-zaman-gercegi-aramaktir-jeoloji-de">Bilim her zaman gerçeği aramaktır, jeoloji de!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız depremler bize jeoloji biliminin yaşam için ne kadar önemli olduğunu, bilimi bilmezsek yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlike olduğunu bir kez daha hatırlattı.</p>
<p>Jeoloji bilimi, deprem, tsunami, volkan patlaması, sel, su taşkını, heyelan, zemin sıvılaşması, çökme, kaya düşmesi, çığ, göktaşı yağmuru, erozyon, çölleşme, toz fırtınaları gibi doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı görevini yapar.</p>
<p>Üzerinde bulunduğumuz 4.5 milyar yıllık gezegen hala evrimleşiyor. Kıtalar yer değiştiriyor; volkanlar patlıyor; buzullar büyüyor ve kayıyorlar. Dünyanın kabuğu arkasında bir sürü jeolojik sır bırakarak hayret verici şekilde parçalara bölünüyor.</p>
<p>Dünya evrimleştikçe deprem, tsunami, volkan patlaması, sel, su taşkını, heyelan, zemin sıvılaşması, çökme, çığ, tayfun, tornado, kasırga, siklon, fırtına, dolu, kar ve tipi, kuraklık, ısı dalgası, soğuk dalgası, yıldırım, göktaşı yağmuru, erozyon, çölleşme, toz fırtınaları gibi yer kökenli ve iklimsel jeolojik doğa olayları ile iklim değişikliği hep olacaktır.</p>
<p>Yaşam boyunca hayatta kalma mücadelesi içinde tek çare, yerkürenin devam eden evrimini doğru anlamak ve ona uyum sağlamaktır. Bu da jeoloji bilimini anlamaktan geçiyor. Bilim her zaman gerçeği aramaktır. Jeoloji de. Bilim dışı yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlikedir.</p>
<p><strong>Depremleri önceden bilebilir miyiz? </strong></p>
<p>Soracak olursanız cevap hayır olur. Bu soruyla ne kastedildiği çok açık. Hangi fay hattında, ne zaman olacak; öğrenmek. Ama söyleyeceğimiz çok şey var. Hangi faylar büyük depremlere neden olur, bu depremlerin şiddeti ne kadar olur? Belirli zamanlarda gerçekleşen depremlerin oluş nedeninin cevabı var olacaktır. Tüm doğa süreçleri temelinde jeoloji vardır. Bunlara cevap verecektir.</p>
<p>Her deprem olduğunda can ve mal kaybı olur. Depremden sonra jeoloji mesleği ve yer bilimi hatırlanır. Neden deprem olduğu ve depremin etkileri bir süre tartışılır. Daha sonra her şey normalleşir.</p>
<p>Doğa tehlikeleri yönüyle dünyada en riskli ülkeler arasında Türkiye ilk sıralardadır. Hal böyle iken jeoloji nedir, jeologlar ne iş yapar, üniversitelerin jeoloji bölümlerinden mezun on binlerce jeoloji mühendisleri neden işsizdir, bu bölümden mezun olanlar neden başka mesleklerdeki işlere yönelmek zorunda kalırlar, başımıza bunca doğa felaketi geliyorken bu mesleğe neden önem verilmez ve önerileri neden dikkate alınmaz, yönetenlerin bunda payı nedir gibi sorular sorulmalıdır.</p>
<p>Oysa jeoloji bilimi her zaman ve her an günlük yaşamımızdadır. Yaşam için her alanda bilgiye ihtiyacımız vardır, ancak jeoloji bilimine fazlasıyla ihtiyaç vardır.</p>
<p>Jeoloji, doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar.</p>
<p>Ayak bastığımız zemin yani yerkabuğu, çevremizde gördüğümüz dağlar, vadiler ve ovalar nasıl oluşmuş; sıcak sular, içtiğimiz su nereden gelir; jeoloji bilmek gerekir. Yerkabuğu canlıların beslenmesi için mineral ve elementleri bünyesinde barındırır. Toprak olur bitkileri besler, sonra besinler bizi besler. Yaşamımız kayaçlara bağlıdır. O olmazsa toprak olmaz, su da, besinler de olmaz.</p>
<p><strong>Yeryüzünde karşılaştığımız doğa tehlikeleri deprem, sel, su taşkını, çığ, heyelan, kaya düşmesi bunları anlayabilecek miyiz?</strong></p>
<p>Soluduğumuz havadaki zararlı tozlar, içtiğimiz sudaki toksik elementler nelerdir, çevremizdeki doğa olaylarını anlama ve önlem için jeolojiye ihtiyaç var. Dünyada doğa olaylarının yoğun yaşandığı Türkiye’de jeoloji bilimine yeterince önem veriyor muyuz?</p>
<p>Türkiye jeolojik konumu açısından bir bakıma şanslı, bir bakıma şanssız bir ülkedir. Son 60 milyon yıldır yerkabuğundaki levhaların hareketleri, tektonik işlevler, bu ülkeye birçok kaynak kazandırmasının yanı sıra, bu alanı hamur gibi karıştırarak, çok kısa mesafelerde değişik bileşimli fasiyeslerin, katmanların, yapıların yan yana, alt alta, içi içe geçmesine neden olmuştur.</p>
<p>Jeoloji bilirsek, jeoloji bilimine önem verirsek depremi de, doğa tehlikelerini de anlar, tehlikeye karşı önlem alırız. Yok, eğer anlamaz ve bildiğimiz yolda devam edersek, sonu hüsranla biter ve kaybedeni insan olur.</p>
<div id="attachment_29187" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29187" class="wp-image-29187 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/erf-300x225.jpeg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/erf-300x225.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/erf-1024x768.jpeg 1024w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-29187" class="wp-caption-text">Eşref Atabey</p></div>
<p><strong>Jeoloji nedir? Jeolog ne iş yapar?</strong></p>
<p>Jeoloji yer bilimi demektir. (geos/geo/yer) (logos/loji/bilim). Yerin yapılışını ve bileşimini, oluşumundan bugüne kadar geçirdiği ve halen de geçirmekte olduğu fiziksel, kimyasal ve biyolojik evreleri araştıran bir bilim dalıdır.</p>
<p>Yaşam alanımız olan gezegenimizin tarihçesini, bu tarihçe boyunca gelişen iç ve dış süreçleri, canlıların evrimini, insanlığın yararlanabileceği yer altı ve yer üstü kaynaklarını ve insanlığın daha sağlıklı bir ortamda, doğa ile barışık yaşayabilmesi için gereken koşulları araştıran bilim dalıdır.</p>
<p>Genellikle <strong>iki ana alana</strong> sahiptir; fiziksel jeoloji ve tarihsel jeoloji. <strong>Fiziksel jeoloji</strong>, mineraller, kayaçlar, bunların yanında dünyanın içindeki ve yüzeyindeki olayların süreçleri gibi dünya materyallerinin üzerinde çalışır. <strong>Tarihsel jeoloji</strong> ise dünyanın, kıtaların, okyanusların, atmosferin, yaşamın kökenini ve evrimi üzerinde çalışır.</p>
<p>Jeolojinin hemen hemen her yönü ekonomi ve çevreyle ilişkilidir. Çoğu jeolog uzmanlık bilgisini, sanayileşmiş toplumun temeli olan mineral ve enerji kaynaklarını aramak için kullanır. Yenilenemeyen kaynaklara ihtiyaç artıkça, jeologlar, ekonomik başarı olanakları yüksek alanlara ilginin odaklanmasına yardımcı olacak özel yolların bulunması için temel jeoloji prensiplerini uygulayacaklar.</p>
<p>Her ne kadar mineral ve enerji kaynaklarını bulmak önemliyse de çeşitli çevre sorunlarını çözmede jeologların uzmanlık alanlarından yararlanılır. Bazı jeologlar, gelişen her topluluğun ihtiyacı olan yer altı suyunun bulunmasında ve yer altı ve yüzey sularındaki kirlenmenin takibi ve temizleme yollarının önerilmesinde yer alırlar. Jeoloji mühendisleri, güvenli baraj yeri seçimi, atık depolama bölgeleri, enerji tesislerinin yer seçiminde ve depreme dayanıklı binaların dizaynında yardımcı olurlar.</p>
<p>Jeologlar ayrıca kısa ve uzun süreler için tahribatla sonuçlanabilecek olası deprem ve volkanik patlamaları hakkında tahminler yapar. Bunun yanında bu gibi doğal afetler için hazırlanan risk planlarını tasarlamakta resmi savunma planlamacılarıyla beraber çalışırlar.</p>
<p><strong>Jeoloji ve günlük yaşam</strong></p>
<p>Yıkıcı volkanik patlamalar, depremler, heyelan felaketi, büyük deniz dalgaları, sel, kuraklık çoğu insanı etkileyen olaylardır. Her ne kadar doğal afetleri engelleyemesek de, onlar hakkında ne kadar bilgimiz olursa, daha iyi tahminler yaparak etkilerinin şiddetini kontrol edebiliriz. Bu çevresel hareketler herkesi gezegenimize ve çeşitli sistemler arasındaki hassas dengeye yakından bakmaya zorlamaktadır.</p>
<p>Karmaşanın artması, teknolojinin toplumu yönlendirmesi vatandaş olarak bizi bilimi daha iyi anlamaya zorluyor. Böylece hayatımızı etkileyen bu tür olaylarla ilgili seçeneklerde bilgi sahibi oluyoruz. Katı atıkların yok edilmesi, yer altı suyunun kirlenmesi, asit yağmurları gibi sanayi toplumlarının olumsuz yönlerinin farkındayız. İnsanın çevre üzerindeki etkilerini, artan sayılarda, öğreniyoruz ve küresel ekosistem dinamiği üzerinde oynadığımız rolü daha fazla inkar edemeyiz.</p>
<p>Çoğu insan için jeolojinin günlük hayata etkilerinin kapsamının farkında değildir. Bazı insanlar için jeoloji ve basında çıkan mineral kaynakları, atık yok etme, kirlenme gibi sorunlar arasındaki ilişkiyi uzak bulmak ya da önemini anlamakta zorlanıyor. Ama günlük hayatta jeolojiye olan ihtiyacımızı bir düşünün.</p>
<ul>
<li>Cihazlarımızda kullandığımız elektriğin kömür, yağ, doğal gazın yanması ve nükleer tesislerde kullanılan uranyumdan üretilir.</li>
<li>Kömür, petrol ve uranyum jeologlar tarafından bulunur.</li>
<li>Elektriği ileten bakır ya da diğer metal kablolar mineral aramaları sonucu bulunan materyallerden yapılır.</li>
<li>Yaşadığımız ya da çalıştığımız binalar varlıklarını jeolojik kaynaklara borçludur.</li>
<li>Beton yapılar (beton kil, kum, çakıl ve kireçtaşı karışımıdır).</li>
<li>Kuvars minerali pencere camı temel bileşenidir.</li>
<li>Binaların içinde tesisat borularında kullanılan metal ve plastikler metaller cevher depozitlerinden, plastik petrolün damıtılması sonucu arıtılmamış yağdandır.</li>
<li>İş yerlerine giderken kullandığımız arabalar ve toplu taşıma araçlarını çalıştırmak ve yağlamak için petrolün yan ürünlerini, yapımında metal bileşikleri ve plastik kullanılır.</li>
<li>Karayolları ve demir yolları yapımında, asfalt, çakıl, beton, çelik gibi jeoloji materyallerinden yapılır. Tüm bunlar jeolojik kaynakların üretiminin sonucudur.</li>
</ul>
<p>Birey ve toplum olarak hayat standartlarımız birçok jeolojik materyallerin tüketimine dayanır. Bu yüzden jeoloji ve nasıl kullandığımızı ve jeolojik kaynakların yokluğunun doğanın hassas dengesini ve çevremiz kadar kültürümüzü düzelmeyecek şekilde değiştirdiğinin farkında olmaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Asit yağmurları, yeşil ev sera etkisi, ozon tabakasının yok olması tartışılıp ve düşünüldüğü zaman, bunların izole edilmiş kavramlar değil Dünyayı da kapsayan geniş sistemin parçaları olduğunu hatırlamak gerekir. Buna göre anlamalıyız ki yaptığımız değişiklikler biz fark etmesek bile küresel eko sistemde geniş alanlı etkiler yapabilir. Bu nedenden dolayı jeolojiyi anlamak, genel olarak bilimi, bu değişikliklerin ekosistemde sebep olduğu yıkımı minimize etmekte bize yardımcı olur.</p>
<p>Şunu hatırlamalıyız ki diğer yaşam formları gibi insanlarda eko sistemin parçaları ama sadece bizim varlığımız ekosistemi etkiliyor. Bundan dolayı güvenilir bilimsel bilgiye dayanan sorumlu tavır sergilemeliyiz böylece gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre miras bırakabiliriz.</p>
<p>1992 yılında Rio’da toplanan Birleşmiş Milletlerin “Çevre ve Gelişme” konferansında, sürdürülebilir kalkınmanın içeriğine olan ilgi artmıştır. Bu önemli içerik temel insan ihtiyaçlarını sağlarken çevremizi korumanın ekonomik gelişmenin devamını garantiye alacağını söylemektedir. Küresel nüfusun büyümesi yiyeceğe, suya, doğal kaynaklara, yenilenemeyen mineral ve enerji kaynaklarına olan ihtiyacı artıracaktır. Jeologlar ihtiyaç duyulan kaynakların bulunması ve gelecek nesillerin yararı için çevrenin korunmasını garanti altına alınmasın da büyük rol oynayacaktır.</p>
<p><strong>Jeoloji ve insan deneyimi</strong></p>
<p>Çoğu insan günlük hayatta jeolojiye olan ihtiyaç ve müzik, resim ve literatür de jeolojiyle ilgili referansların kapsamına şaşırır. Kayalar ve manzaralar çoğu taslak ve resimlerde gerçekci şekilde sergilenir. Örneğin; ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin “Virgin of The Rocks&#8221; ve &#8220;Virgin and Child with Saint Anne”, Giovanni Bellini’nin “Saint Francis in Ecstasy and Saint Jerome”, ve Asher Brown Durand’ın “Kindred Spirits&#8221;.</p>
<p>Müzik alanında da Ferde Grofe’nin “Grand Kanyon Suite” hiç şüphe yok ki Arizona’daki Büyük Kanyon ve onun geniş kayalarının sergilediği ihtişam ve sonsuzluktan ilham almıştır. İç Hebridlerdeki Staffa Adası’ndaki kayalar Felix Mendelssoh’un ünlü “Hebrides Overtur”una ilham sağlamıştır.</p>
<p>Jeoloji referansları Alman Masalı Grimm kardeşler ve Jules Verne’nin “Dünyanın Merkezine Seyahat” kitabında dünyanın iç yapısına göndermeler yapar. İngiliz şair Percy B’nin “Ozymandias&#8221; şiirinin bir kıtasında; hiçbir şeyin sonsuza kadar kalmayacağı gerçeğini, kayaların sonunda zaman ve bozunma ile tahrip olarak parçalandığıyla bağdaştırır. Jeoloji referansları ünlü karikatürlerde de bulunabilir. En bilinenleri Johnny Hard “B.C” ve Gary Larson “The Far Side”.</p>
<p>Jeoloji tarihte de önemli rol oynamıştır. Savaşlar petrol, gaz, altın, gümüş, elmas ve diğer doğal kaynakların kontrolü için çıkmıştır. İmparatorluklar, doğal kaynakların sömürüsü ya da dağılımıyla yükselmiş ya da dağılmışlardır. Dünyanın biçimi ya da topografyası jeolojik faktörler sonucu şekillenmiş bu da askeri taktiklerde önemli rol oynamıştır. Sıradağlar ya da nehirler politik sınırlar yaratmıştır.</p>
<p><strong>Jeolojinin bölümleri</strong></p>
<p>Jeoloji disiplini birçok değişik alana ayrılır ve uzmanlaşır. Jeoloji astronomi, fizik, kimya ve biyolojiyle ilişkilidir. Jeologlar çeşitli işlerde çalışırlar. Dünyanın nüfusu artıkça ve kısıtlı kaynaklara olan ihtiyaç büyüdükçe jeologların bilgisine olan ihtiyaçta büyüyecektir.</p>
<p>Jeolojinin uzmanlık alanları ve diğer bilimlerle ilişkileri</p>
<dl>
<dd>
<table border="1" width="648" cellspacing="0" cellpadding="9">
<colgroup>
<col width="168" />
<col width="330" />
<col width="94" /></colgroup>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Uzmanlık</td>
<td width="330">Çalışma alanı</td>
<td width="94">Bilim</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeokronoloji</td>
<td width="330">Zaman ve dünya tarihi</td>
<td width="94">Astronomi</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Gezegen Jeolojisi</td>
<td width="330">Gezegenlerin jeolojisi</td>
<td width="94">Astronomi</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Paleontoloji</td>
<td width="330">Fosil</td>
<td width="94">Biyoloji</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Ekonomik Jeoloji</td>
<td width="330">Mineraller ve enerji kaynakları</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Çevre Jeolojisi</td>
<td width="330">Çevre</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeokimya</td>
<td width="330">Dünya kimyası</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Hidrojeoloji</td>
<td width="330">Su kaynakları</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Mineraloji</td>
<td width="330">Mineraller</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Petrografi</td>
<td width="330">Kayaçlar</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeofizik</td>
<td width="330">Dünyanın iç yapısı</td>
<td width="94">Fizik</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Yapısal Jeoloji</td>
<td width="330">Kayaç deformasyonları</td>
<td width="94">Fizik</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Sismoloji</td>
<td width="330">Depremler</td>
<td width="94">Fizik</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeomorfoloji</td>
<td width="330">Yüzey şekilleri</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Oşinografi</td>
<td width="330">Okyanuslar</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Paleografi</td>
<td width="330">Antik jeografik yapılar ve lokasyonlar</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Stratigrafi-Sedimantoloji</td>
<td width="330">Tabakalı kayaçlar ve sedimanlar</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Askeri Jeoloji</td>
<td width="330">Depo, sığınak</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeolojik Miras</td>
<td width="330">Jeolojik özelliği ve güzelliği olan yapılar</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeoarkeoloji</td>
<td width="330">Arkeolojik materyallerin jeolojik tanımı</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Tıbbi Jeoloji</td>
<td width="330">Volkan, deprem, mineral, kayaç, su unsurları ve insan sağlığı</td>
<td width="94"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</dd>
</dl>
<p><strong>Stratigrafi:</strong> Yerkabuğunu oluşturan tabakaların birbiri ile olan ilgisinden, yerkabuğunun oluşumundan ve gelişiminden bahseder. Belirli bir evrim geçiren yerkabuğunun anorganik gelişimini inceleyen jeoloji dalıdır.</p>
<p><strong>Yapısal Jeoloji/Tektonik:</strong> Yerkabuğunun yapısından ve bu yapıyı oluşturan çeşitli hareketlerden ve deformasyonlardan bahseder. Yerkabuğunun hareketlerini inceler. Yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketlerini araştırır. Levhaların birbirlerine göre olan bağıl hareketlerini inceler. Yerkabuğundaki kırılmaları (fayları), diri fayları İnceler. Faylanmadan doğan olayları araştırır. Yerkabuğunu şekillendiren kuvvetlerin türlerini, depremlerin büyüklüğünü, depremlerin merkezini araştırır. Sıvılaşmayı inceler. Riskli bölgelerini, afet bölgelerini önceden belirler. Doğabilecek zararların önlenmesi için her türlü araştırmayı yapar. Risk haritalarını hazırlar. Heyelan gibi olayların doğal olduğunu ancak afet olmadığını bilir.</p>
<p><strong>Tüm bunları ne için yapar?</strong> Doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar.</p>
<p><strong>Paleontoloji:</strong> Çok eski devirlerde yaşamış canlıları ve yaşayış biçimlerini araştırır. Jurasik Park gibi filmlere konu olur.</p>
<p><strong>Mineraloji:</strong> Yerkabuğunu oluşturan tüm minerallerin fiziksel, kimyasal, kristalografik ve optik özelliğini inceler. Mineral, topraktan çıkarılan kıymetli madde anlamına da gelmektedir. Özel ve Genel Mineraloji gibi dalları vardır.</p>
<ul>
<li>Kalsit jeolojik olarak bir mineraldir. Ancak ekonomik olarak bir hammaddedir. Kalsit; kağıt yapımında, ilaç yapımında kullanılmaktadır.</li>
<li>Jips jeolojik olarak bir mineraldir. Ancak tarımda bir besleyici hammadde, iç mekanlarda kaplama malzemesidir.</li>
<li>Talk jeolojik olarak Bir mineraldir. Bebek ve cilt bakımında kozmetik hammaddesidir.</li>
<li>Trona, bor, kil, manyetit, malakit, zeolit gibi yüzlerce mineral insan hayatında günlük yaşamın vazgeçilmez hammadde kaynaklarıdır.</li>
<li>Bazen duvarımızda süs, bazen yemek masalarımızda zevk, bazen boynumuzda kolye bazan kulağımıza küpe olur mineraller.</li>
</ul>
<p><strong>Petrografi:</strong> Kayaçların oluşumunu inceler. Kayaçların; magmatik, volkanik, sedimanter ve metamorfik türü vardır. Volkanlar bazen lav, bazen kül püskürtür. İster lav isterse kül olup aksın hoş manzaralar sunar. Başlangıçta felaket, sonuçta peri bacaları gibi güzellikler sunabilir. Karbondioksit kuru buz olur. Buzdolabımızın damarlarında dolaşır. Kömür yakıt olur.</p>
<p><strong>Mühendislik jeolojisi:</strong> Yerkabuğu üzerine inşa edilecek olan mühendislik yapıları ile bunların üzerine kurulduğu yerin jeolojik-jeoteknik özelliklerini araştırır. Havalimanı gibi önemli mühendislik yapılarında yer seçimini yapar. Metro gibi ulaşım yollarının yapımında güzargah belirler. Tüm bu işlemlerde; laboratuvar çalışmaları titizlikle yapılır. Her türlü zemin için değişik analizler yapılarak, kurulacak yapıların zemin kriterleri belirlenir. Elde edilen nokta veya sondaj verileri bilgisayarda değerlendirilerek korelasyonlar yapılır. Yapı için hesaplamalar yapılır. Açılacak tünellerin harita ve kesitleri hazırlanır.</p>
<p><strong>Ekonomik jeoloji:</strong> Yerkabuğundaki tüm yer altı ve yer üstü ekonomik zenginliklerin, madenlerin ve endüstriyel hammaddelerin aranıp bulunması ile ilgilenir.</p>
<p>Kum ve taş ocağı gibi inşaat malzemeleri kırma-öğütme, açık ocak işletmeciliğinde yamaç duraylılığından işletme yöntemlerine kadar incelemeler yapılır. Metalik madenler için açık ocaklardan üretim yapılabilir. Granit mermerciliği ekonomik jeoloji içerisinde ele alınır.</p>
<p>Jeoloji biliminin tüm alt disiplinleri günümüzde bilgisayar teknolojisi ile desteklenmektedir.</p>
<p>Uzaktan algılama, blok diyagram, akifer testleri, bilgisayarda, modellenebilmektedir. Bilgisayar uygulamalarında önemli olan veri tabanının sağlıklı olmasıdır. Yüzey haritaları sayısallaştırılarak jeoloji, çevre ve diğer amaçlarla kullanılabilir. Sondaj stamp ve kuyu loğları birlikte değerlendirilebilir. Üç boyutlu yer altı modellemeleri yapılabilir. Jeolojik kesitler çizilebilir. Stereonet hazırlanabilir.</p>
<p>Doğal afetler, doğanın kendi iç dengelerinin olağan sonuçlarıdır. Gerekli önlemler alınmadığında çok ürkütücü sonuçlara yol açar. Karşılaşılan kayıpları en aza indirgemek, bilimsel temelde bilinçli bir planlama, hazırlama ve yerleşimi zorunlu kılar.</p>
<p>Bu sulak ve mavi gezegende canlı yaşamının sürmesi, doğal kaynakların planlı ve paylaşımcı kullanılması ve doğal süreçlere insanlığın yararına bilimsel bir bakış ile olanaklı olabilir ancak.</p>
<p><strong>Türkiye’de jeoloji eğitimi</strong></p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ilk tıp okulu 14 Mart 1827 tarihinde II. Mahmut tarafından İstanbul&#8217;da, askeri hekim yetiştiren Tıphane-i Amire veya ‘’Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’’ ismiyle açılmıştır. Sivil tıp okulunun açılması ise 1909 yılında gerçekleşmiştir. Tıbbiye&#8217;de okutulan fizyoloji, kimya, anatomi, botanik derslerinin yanında hazırlık döneminin 4. sınıfında’’ ‘’Tabakat-ül Arz’’ veya ‘’İlm-ül Arz’’ ya da ‘’L-ma&#8217;aden’’ adı altında jeoloji dersleri veriliyordu. Bu dersi anlatan İbrahim Lütfü Paşa&#8217;nın çok zengin taş koleksiyonuna sahip olduğu ve mineralojiyi çok iyi bildiği için “Taşçı İbrahim Paşa” diye anıldığı belirtilmiştir.</p>
<p>İbrahim Edhem Paşa’nın (1818-1893) “Medhal-i ‘İlm-i Jeoloji” başlığını taşıyan makaleler dizisi, 1862-1865 yılları arasında Münif Paşa’nın (1830-1910) popüler bilim dergisi Mecmû‘a-i Fünûn’da tefrika edilmiştir.</p>
<p>Münif Paşa, bu makaleler dizisini İbrahim Edhem Paşa’nın fizik, kimya ve mineralojiye dair eserlerinden ve onun ‘İlm-i Jeoloji adlı kitabından derlediğini belirtmektedir. Münif Paşa, makaleye, ‘Mukaddime-i ‘ilm-i jeoloji’ başlıklı bir giriş yazmıştır.</p>
<p>Makalede, jeolojik araştırma ve incelemeler bakımından önemli olduğu gerekçesiyle önce madde, maddenin üç hali, genel özellikleri, ısı, ışık, elektrik gibi temel fiziksel olgular hakkında bilgi verilir. Sonra yine jeolojiyle ilgili olan elementler, gazlar, gazların birbirleriyle ve diğer elementlerle oluşturduğu bileşikler, metaller, ametaller, asitler, bazlar ve tuzlar konusunda kimyasal açıklamalar yapılır. Daha sonra okyanuslar, denizler, nehirler, göller, tatlı su kaynakları, kutuplar ve buzullar tanıtılır. Makale taşlar, oluşumları, yapıları, fiziksel ve kimyasal özellikler hakkında verilen bilgilerle son bulur.</p>
<p>Günümüzde ancak üniversite jeoloji bölümlerinde detaylandırılan bu alanların Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında ders olarak veriliyor olması, o günden bu güne eğitimin nasıl niteliksizleştirildiğinin göstergesidir.</p>
<p>2005 yılı itibariyle 27 üniversite jeoloji eğitimi vermekteydi: Bu sayı 2023 yılı itibariyle 11’e düşmüştür. 16 jeoloji bölümü kapatılmıştır.</p>
<p><strong>Jeoloji kitapları ve lisede jeoloji eğitimi</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-29183 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/lisejeokitap-239x300.jpg" alt="" width="239" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/lisejeokitap-239x300.jpg 239w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/lisejeokitap-814x1024.jpg 814w" sizes="auto, (max-width: 239px) 100vw, 239px" /></p>
<p>Sağda, geçmiş yıllarda okullarda jeoloji bilgisi aktarılması için yazılmış bazı jeoloji kitapları görülmektedir. İbrahim Edhem Paşa’nın 1862 ile 1892 yılları arasında verdiği Mukaddime-i ‘ilm-i jeoloji’ kitabından yukarıda bahsettim.</p>
<p>Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında jeoloji her lise öğrencisine 3 yıl boyunca zorunlu bir ders olarak okutulmuştur. 1929’da jeoloji, 1931 ve 1932’de yeni jeoloji, 1941, 1952, 1955’de jeoloji okutuluyordu. Liselerde jeoloji dersi müfredattan kaldırılmadan önce 1972, 1973, 1974, 1975, 1976 ve 1977’de jeoloji ders kitapları vardı ve seçmeli olarak jeoloji dersleri veriliyordu.</p>
<p>Jeoloji dersi önce seçmeli ders haline getirildi, sonra coğrafya dersi kapsamına alındı ve en sonunda da müfredattan tamamen çıkartıldı.</p>
<p><strong>Burada amaç belliydi. Gezegenimizin devam eden evrim gerçeğini yok sayarak, evrimsel düşünceye set çekmek.</strong></p>
<p>Jeoloji dersinin kaldırılmasıyla, öğrenciler yaşadıkları coğrafyada kendilerini dünyanın başka yerlerinde görülmedik ölçüde yaşamsal olarak etkileyecek, doğa olayları ve buna karşı önlemler konusunda bilgilenme olanağından yoksun bırakılmışlardır.</p>
<p>Lise eğitimi gördüğüm 1970-1973 yılları arasında jeoloji dersi almış ve dersteki başarılarım beni, üniversitede jeoloji bölümünü tercih etmeme neden olmuştu. Mezun olduktan sonra jeoloji mesleğimi başarılı şekilde yapmış, emekliliğimde de jeoloji bilimine hizmet etmeye, halkın yararına üretmeye devam etmekteyim.</p>
<p>Jeoloji bilimi, doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar.</p>
<p>Japonya’da ilkokul seviyesinden itibaren her çocuk jeoloji dersini almak zorundadır. Türkiye de, Japonya gibi en riskli deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. İlkokuldan başlayarak her dönemde jeoloji bilgisi verilmeli, okullarda jeoloji ayrı bir ders olarak müfredata tekrar konmalıdır.</p>
<p><strong>Dr. Eşref Atabey / Jeoloji Yüksek Mühendisi, Tıbbi Jeoloji uzmanı, Yazar</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/bilim-her-zaman-gercegi-aramaktir-jeoloji-de">Bilim her zaman gerçeği aramaktır, jeoloji de!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29180</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depremin son ihtarı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 12:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derin orhon]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[ihtar]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sorsanız yetkili der ki: &#8220;Artık gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız. Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada… Yetkin mühendislik sistemi acilen getirilmeli: Türkiye’deki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Bu, yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verilmesinden farksızdır. Türkiye yine büyük bir deprem olayı yaşadı. Kahramanmaraş merkezli geniş bir bölge art arda gelen çok şiddetli iki depreme maruz kaldı. Bilinmesine ve defalarca ikaz edilmesine karşın, birincisinde 60, ikincisinde 45 saniye sarsıntı neticesinde bir afete, yüreğimizi yakan bir felakete dönüştü. Zaman içinde akıllarda ne kalacak? (1) İnsanımızın tek yürek halinde uzanan yardım, destek ve şefkat eli. Bu çok az millete nasip olabilen bir haslet ve Gazi Paşa’nın oluşturduğu Kuva-yi Milliye ruhunun açık bir göstergesi. (2) Tüm arama-kurtarma ekiplerinin olağan üstü çabası ve isimsiz kahramanlar olarak verdikleri insanlık dersi. (3) Yöre halkının çaresizliği ve feryadı! Gerisi sayılarla ifade edilemeyecek bir insanlık dramı idi ve bu dram yüreklerimizi parçalayarak günlerdir devam ediyor. Çürük düzeni değiştirmeliyiz Afetin perdesini aralayarak baktığımızda, ortaya yetkililerin ve halkın üzerini kaplamış olan büyük bir bilmezlik örtüsü ortaya çıkıyor. Depremden korunma olgusunun çok boyutlu bir bilimsel yaklaşım gerektirdiği, deprem mühendisliği, afet yönetimi ve çevre bilimleri alanlarının da en az jeoloji kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam kavranmış değil. Felaketin gelişme boyutu “Konuya ne kadar hazırlıklıyız?” sorusunun çok anlamsız kaldığını açıkça gösterdi. Şu anda bir yetkiliye sorsak eminiz şu cevabı alırız &#8220;Gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız. Bu yaklaşımın ilk adımında vizyonumuzu yeniden tanımlamak gerekir: Bizler herhangi bir çalışmayı çoğunlukla “Ağaca bakmaktan ormanı görmüyorsunuz” ifadesi ile eleştiririz. Deprem felaketinde bu ifadeyi tersine çevirerek işe başlamak gerekir: “Ormana bakmaktan ağacı göz ardı ediyoruz”, yani felaketi sayılarla tanımlarken bir canın değerini görmüyoruz. O halde, bizim için deprem bir bina olacak; o bina içine çok sevdiğimiz bir insanı yerleştirerek binaya hayat kazandıracağız ve o hayatı koruyacağız: Dolayısıyla, bu vizyon içinde amacımız “bir canı kurtarmak” olacak! Enkaz altında kaybettiği kızının elini saatlerce bırakamayan baba, bu felaketin yüreğimizi sızlatan simge görüntüsü idi. Irmak kızımızın elini hepimiz gönlümüzde hissedersek, belki de bu umursamazlık perdesini yırtabiliriz. Gelin birlikte o canı kurtaralım!.. Neden yıkımlar bu denli büyük oluyor? Nerelerde yanlış yaptık? sorusuna yapılarla ilgili aşağıdaki temel bir bilgi ile yaklaşalım: Her proje bir risk taşır; yapılarda da can kaybı riski ve yapısal hasar riski söz konusudur. Ülkemizdeki bilgi birikimi yapılarımızı can kaybı riskini ortadan kaldıracak ve hasar riskini en aza indirecek şekilde projelendirmeye ve inşa etmeye yeterlidir. Daha basit bir tanımla, bina ayakta kalır can kaybı olmaz. Depreme dirençli yerleşim bölgeleri bu şekilde oluşmalıdır. O halde neden bunu sağlayamıyoruz? Hangi eksikliklerimiz bu depremde olduğu gibi, kentsel alanların yıkılmasına, yok olmasına yol açıyor? Cevap son derece basit: Ya proje yanlış, ya inşaat sırasında çalıyoruz, ya kaçak bölümler yapıyoruz, ya kullanırken kolon kesiyoruz ve kesinlikle bu süreci denetlemiyoruz. Şimdi bu yanlışlıklar dizisini adım adım inceleyelim. Mevzuat tamam, ama… Mevzuat ve projelendirme yöntemi bakımından ülkemiz şu anda tüm gelişmiş ülkelerle yarışabilecek durumda: İlk deprem yönetmeliği, hepimizde iz bırakmış olan 1999 Gölcük depreminden iki yıl önce 1997’de düzenlendi; 2007’de güçlendirme ve performans değerlendirmesi esaslarını da içerecek şekilde yenilendi; 2018’de “deprem bölgeleri tehlike haritası” ile birlikte daha da gelişti; bu harita projelendirme adımı için hayati bir önem taşıyor çünkü koordinatları ile belirlenecek her mevki için deprem (spektral) ivmeleri veriyor; haritadan bulunan ivme, seçilen mevki için geçerli zemin sınıflandırmasını yansıtan bir katsayı ile çarpılarak, tasarımda kullanılacak ivmenin değeri elde ediliyor. Bu nedenle zemin etüdü her yapı projesi öncesinde zorunlu. Tüm projeler için sorumlu bir mühendis (proje müellifi) ya da aynı sorumluluğu üstenmiş olan bir müteahhit var. Yönetmelik ayrıca tescilli firmalar tarafından yürütülen bir yapı denetim zorunluluğu getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar denetim firması müteahhit tarafından seçilebiliyordu (komik ama gerçek); şu anda Çevre Bakanlığı tarafından kura ile tespit edilmeye başlandı. 2000 öncesi binalar kötü mü? Yönetmelik denince, yöneticiler de dahil herkesin aklına sadece yukarıda sözü edilen 2018 yönetmeliği geliyor; hatta değişik çevrelerde 2000 yılı öncesi ve sonrası yapılmış olan binalar tartışılıyor: Bu yanlış bir yaklaşım. Ülkemizdeki deprem yönetmeliklerin geçmişi çok eskidir: 1939 Erzincan depremi ile birlikte yayınlanan talimatnamelerden sonra, 1947 de “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmeliği daha sonra 1953, 1961, 1968, 1975 ve bildiğimiz 1997, 2007, 2018 deprem yönetmelikleri izlemiştir. Bu durumda, yapımız 2000 yılından önce yapılmıştır; bu nedenle depreme dayanır mı? endişesi çok anlam taşımaz, çünkü iyi mühendislik görmüş ve özenli inşa edilmiş bir bina büyük bir olasılıkla ayakta kalır ve can kaybına neden olmaz. O halde, neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü, tekrar edelim: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Yıkılanların yarısı yeni bina Bu noktada, “2000 yılından sonra yapılan binalar hasar görmedi” iddia ve tartışmasına geri dönelim: TÜİK verilerine göre depremden etkilenen 10 ilin dokuzunda binaların en az %50’si bu tarihten sonra inşa edilmiş olduğu görülüyor; bu oran Şanlıurfa’da %61, büyük hasar gören Hatay’da %50. Yıkılan binaların kimliği ve yaşı, tespiti çok kolay olmasına karşın, henüz açıklanmadı. Ancak yaşanan yıkımın mertebesine bu veriler ışığında bakıldığında iddianın geçersiz olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) ön değerlendirme raporunda şu tespite yer verilmiştir: “Ancak daha sonraki yıllarda yapılan, hatta birkaç yıl önce yapılan bazı binaların da ne yazık ki göçtüğü veya ağır hasar aldığı tespit edilmiştir. Yeni deprem yönetmelikleri ile tasarlanmış, hazır beton ve nervürlü inşaat demiri kullanılmış, diğer taraftan yapı denetim hizmeti görmüş olması gereken bu binaların yıkılması kamuoyunda da hayretle karşılanmış ve herkeste başka bir travma yaratmıştır” [1]. Bu tür gözlemler 2000 yılından sonraki yapılaşma ile yeni enkazlar mı yaratıyoruz? endişe ve kaygısına yol açmaktadır. Yetkin mühendislik şart Gelelim konunun bel kemiğini teşkil eden yapı projelendirme ve denetim adımlarında sorun var mı sorusuna: Ülkemizdeki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Dünyada bu uygulamanın benzerini bulmak mümkün değildir: A.B.D.’de bu yetki sadece “professional engineering” İngiltere’de de “chartered engineering” adları altında “bilgi ve deneyimlerini sınavla ispatlamış yetkin mühendisler”e verilmektedir. Uygulamanın vahametini gözümüzde canlandırabilmek için yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verildiğini düşünelim. Proje ve yapım denetimini üstlenen firmalar da çoğunlukla bilgi düzeyi yetersiz ve deneyimsiz mühendis tabanı ile çalıştıkları için, genellikle “teftiş fırçası” olarak iş yapar görünürler. “Bu doğru değil” diyebilecek olanların yaşadığımız depremin görüntülerine bakmaları yeterlidir. 23 yıl önce gündemdeydi ama uygulanmadı Aslında, yetkin/uzman mühendislik konusu tam 23 yıl önce gündeme gelmiştir: 2000 yılında yayınlanan 595 ve 601 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile, yeni yapı denetim sisteminin insan kaynağı altyapısını oluşturmak üzere, “uzman mühendislik” sistemi getirilmiştir. Ancak bu kararnameler hukuki nedenlerle AYM tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra, 2011 yılında yürürlüğe giren “UDSEP-Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda” [2] en geç 2017 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, “Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır” ifadesine yer verilerek “sorumlu kuruluş” olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev yerine getirilmemiştir. Halkımızın çok haklı olarak acı içinde sorguladığı “yerel yönetim ve merkezi yönetim yaşadığımız felaketin neresinde, konusunun cevabı maalesef bilgi yetersizliğinin getirdiği çaresizlik duygusunun ötesine gidememektedir. Bu bölümün sonucu olarak, konunun duayeni Prof.Dr. Nuray Aydınoğlu’nun ifadesi ile [3]: “Bu ülkede özellikle konut inşaatı süreci ezelden beri, işi bilsin bilmesin herkesin el attığı, rekor sayıda müteahhidin cirit attığı, hiçbir kalifikasyonu olmayan deneyimsiz mühendisliğin, en ucuz işçiliğin kullanıldığı, depreme direnecek taşıyıcı sistemin inşaatına ironik olarak “kaba inşaat” dediğimiz, yapı denetimi dâhil her şeyin usulüne göre yapıldığı varsayımına dayalı bir umursamazlıkla, herkesin dışarıdan izlediği “kaba” bir faaliyet olagelmiştir. Bir başucu kitabı değerindeki bu belgeyi herkesin okumasını şiddetle öneririz. Konunun benzer önemi haiz diğer önemli yönlerine müteakip yazılarımızda değineceğiz. Derin Orhon, İTÜ İnşaat Fakültesi eski Dekanı, orhon@itu.edu.tr Seval Sözen, İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, sozens@itu.edu.tr Naci Görür, İTÜ Maden Fakültesi eski Dekanı, gorurna@gmail.com Kaynak: [1] İMO’dan depreme ilişkin “ön değerlendirme” raporu: Denetimsizlik asıl sorun. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imodan-depreme-iliskin-on-degerlendirme-raporu-yikimlarin-baslica-etkeni-imar-affi-2051730. 16.02.2023 erişim. [2]Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı. https://www.afad.gov.tr/kurumlar/afad.gov.tr/2403/files/udsep_1402013_kitap.pdf. [3] Aydınoğlu, M. N.(2021). Deprem ve Binalarımız. İstanbul’un Deprem Gerçeği. İBB Kültür A.Ş. ısbn 978-625-7288-57-6. *Bu yazı, 23 Şubat 2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="tr-TR">Sorsanız yetkili der ki: &#8220;Artık gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız.</span></p>
<p><span lang="da-DK">Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada…</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Yetkin mühendislik sistemi acilen getirilmeli: Türkiye’deki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu </span><span lang="da-DK">inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendisler</span><span lang="tr-TR">in yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Bu, yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verilmesinden farksızdır.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Türkiye yine büyük bir deprem olayı yaşadı. Kahramanmaraş merkezli geniş bir bölge art arda gelen çok şiddetli iki depreme maruz kaldı. Bilinmesine ve defalarca ikaz edilmesine karşın, birincisinde 60, ikincisinde 45 saniye sarsıntı neticesinde bir afete, yüreğimizi yakan bir felakete dönüştü. Zaman içinde akıllarda ne kalacak?</span></p>
<p><span lang="tr-TR">(1) İnsanımızın tek yürek halinde uzanan yardım, destek ve şefkat eli. Bu çok az millete nasip olabilen bir haslet ve Gazi Paşa’nın oluşturduğu Kuva-yi Milliye ruhunun açık bir göstergesi.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">(2) Tüm arama-kurtarma ekiplerinin olağan üstü çabası ve isimsiz kahramanlar olarak verdikleri insanlık dersi. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">(3) Yöre halkının çaresizliği ve feryadı! Gerisi sayılarla ifade edilemeyecek bir insanlık dramı idi ve bu dram yüreklerimizi parçalayarak günlerdir devam ediyor.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Çürük düzeni değiştirmeliyiz</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Afetin perdesini aralayarak baktığımızda, ortaya yetkililerin ve halkın üzerini kaplamış olan büyük bir bilmezlik örtüsü ortaya çıkıyor. Depremden korunma olgusunun çok boyutlu bir bilimsel yaklaşım gerektirdiği, deprem mühendisliği, afet yönetimi ve çevre bilimleri alanlarının da en az jeoloji kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam kavranmış değil. Felaketin gelişme boyutu “Konuya ne kadar hazırlıklıyız?” sorusunun çok anlamsız kaldığını açıkça gösterdi. Şu anda bir yetkiliye sorsak eminiz şu cevabı alırız &#8220;Gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu yaklaşımın ilk adımında vizyonumuzu yeniden tanımlamak gerekir: Bizler herhangi bir çalışmayı çoğunlukla “Ağaca bakmaktan ormanı görmüyorsunuz” ifadesi ile eleştiririz. Deprem felaketinde bu ifadeyi tersine çevirerek işe başlamak gerekir: “Ormana bakmaktan ağacı göz ardı ediyoruz”, yani felaketi sayılarla tanımlarken bir canın değerini görmüyoruz. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">O halde, bizim için deprem bir bina olacak; o bina içine çok sevdiğimiz bir insanı yerleştirerek binaya hayat kazandıracağız ve o hayatı koruyacağız: Dolayısıyla, bu vizyon içinde amacımız “bir canı kurtarmak” olacak! Enkaz altında kaybettiği kızının elini saatlerce bırakamayan baba, bu felaketin yüreğimizi sızlatan simge görüntüsü idi. Irmak kızımızın elini hepimiz gönlümüzde hissedersek, belki de bu umursamazlık perdesini yırtabiliriz. Gelin birlikte o canı kurtaralım!.. </span></p>
<p><span lang="tr-TR"><strong>Neden yıkımlar bu denli büyük oluyor?</strong> </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Nerelerde yanlış yaptık? sorusuna yapılarla ilgili aşağıdaki temel bir bilgi ile yaklaşalım: Her proje bir risk taşır; yapılarda da can kaybı riski ve yapısal hasar riski söz konusudur. Ülkemizdeki bilgi birikimi yapılarımızı can kaybı riskini ortadan kaldıracak ve hasar riskini en aza indirecek şekilde projelendirmeye ve inşa etmeye yeterlidir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Daha basit bir tanımla, bina ayakta kalır can kaybı olmaz. Depreme dirençli yerleşim bölgeleri bu şekilde oluşmalıdır.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">O halde neden bunu sağlayamıyoruz? Hangi eksikliklerimiz bu depremde olduğu gibi, kentsel alanların yıkılmasına, yok olmasına yol açıyor? Cevap son derece basit: Ya proje yanlış, ya inşaat sırasında çalıyoruz, ya kaçak bölümler yapıyoruz, ya kullanırken kolon kesiyoruz ve kesinlikle bu süreci denetlemiyoruz. Şimdi bu yanlışlıklar dizisini adım adım inceleyelim.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Mevzuat tamam, ama…</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Mevzuat ve projelendirme yöntemi bakımından ülkemiz şu anda tüm gelişmiş ülkelerle yarışabilecek durumda: İlk deprem yönetmeliği, hepimizde iz bırakmış olan 1999 Gölcük depreminden iki yıl önce 1997’de düzenlendi; 2007’de güçlendirme ve performans değerlendirmesi esaslarını da içerecek şekilde yenilendi; 2018’de “deprem bölgeleri tehlike haritası” ile birlikte daha da gelişti; bu harita projelendirme adımı için hayati bir önem taşıyor çünkü koordinatları ile belirlenecek her mevki için deprem (spektral) ivmeleri veriyor; haritadan bulunan ivme, seçilen mevki için geçerli zemin sınıflandırmasını yansıtan bir katsayı ile çarpılarak, tasarımda kullanılacak ivmenin değeri elde ediliyor. Bu nedenle zemin etüdü her yapı projesi öncesinde zorunlu. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Tüm projeler için sorumlu bir mühendis (proje müellifi) ya da aynı sorumluluğu üstenmiş olan bir müteahhit var. Yönetmelik ayrıca tescilli firmalar tarafından yürütülen bir yapı denetim zorunluluğu getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar denetim firması müteahhit tarafından seçilebiliyordu (komik ama gerçek); şu anda Çevre Bakanlığı tarafından kura ile tespit edilmeye başlandı. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">2000 öncesi binalar kötü mü?</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Yönetmelik denince, yöneticiler de dahil herkesin aklına sadece yukarıda sözü edilen 2018 yönetmeliği geliyor; hatta değişik çevrelerde 2000 yılı öncesi ve sonrası yapılmış olan binalar tartışılıyor: Bu yanlış bir yaklaşım. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ülkemizdeki deprem yönetmeliklerin geçmişi çok eskidir: 1939 Erzincan depremi ile birlikte yayınlanan talimatnamelerden sonra, 1947 de “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmeliği daha sonra 1953, 1961, 1968, 1975 ve bildiğimiz 1997, 2007, 2018 deprem yönetmelikleri izlemiştir.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu durumda, yapımız 2000 yılından önce yapılmıştır; bu nedenle depreme dayanır mı? endişesi çok anlam taşımaz, çünkü iyi mühendislik görmüş ve özenli inşa edilmiş bir bina büyük bir olasılıkla ayakta kalır ve can kaybına neden olmaz. O halde, neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü, tekrar edelim:</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yıkılanların yarısı yeni bina</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu noktada, “2000 yılından sonra yapılan binalar hasar görmedi” iddia ve tartışmasına geri dönelim: TÜİK verilerine göre depremden etkilenen 10 ilin dokuzunda binaların en az %50’si bu tarihten sonra inşa edilmiş olduğu görülüyor; bu oran Şanlıurfa’da %61, büyük hasar gören Hatay’da %50. Yıkılan binaların kimliği ve yaşı, tespiti çok kolay olmasına karşın, henüz açıklanmadı. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak yaşanan yıkımın mertebesine bu veriler ışığında bakıldığında iddianın geçersiz olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) ön değerlendirme raporunda şu tespite yer verilmiştir: “Ancak daha sonraki yıllarda yapılan, hatta birkaç yıl önce yapılan bazı binaların da ne yazık ki göçtüğü veya ağır hasar aldığı tespit edilmiştir. Yeni deprem yönetmelikleri ile tasarlanmış, hazır beton ve nervürlü inşaat demiri kullanılmış, diğer taraftan yapı denetim hizmeti görmüş olması gereken bu binaların yıkılması kamuoyunda da hayretle karşılanmış ve herkeste başka bir travma yaratmıştır” [1]. Bu tür gözlemler 2000 yılından sonraki yapılaşma ile yeni enkazlar mı yaratıyoruz? endişe ve kaygısına yol açmaktadır.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yetkin mühendislik şart</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Gelelim konunun bel kemiğini teşkil eden yapı projelendirme ve denetim adımlarında sorun var mı sorusuna: Ülkemizdeki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu dehşet verici bir uygulamadır. Dünyada bu uygulamanın benzerini bulmak mümkün değildir: A.B.D.’de bu yetki sadece “professional engineering” İngiltere’de de “chartered engineering” adları altında “bilgi ve deneyimlerini sınavla ispatlamış yetkin mühendisler”e verilmektedir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Uygulamanın vahametini gözümüzde canlandırabilmek için yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verildiğini düşünelim. Proje ve yapım denetimini üstlenen firmalar da çoğunlukla bilgi düzeyi yetersiz ve deneyimsiz mühendis tabanı ile çalıştıkları için, genellikle “teftiş fırçası” olarak iş yapar görünürler. “Bu doğru değil” diyebilecek olanların yaşadığımız depremin görüntülerine bakmaları yeterlidir. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">23 yıl önce gündemdeydi ama uygulanmadı</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Aslında, yetkin/uzman mühendislik konusu tam 23 yıl önce gündeme gelmiştir: 2000 yılında yayınlanan 595 ve 601 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile, yeni yapı denetim sisteminin insan kaynağı altyapısını oluşturmak üzere, “uzman mühendislik” sistemi getirilmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak bu kararnameler hukuki nedenlerle AYM tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra, 2011 yılında yürürlüğe giren “UDSEP-Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda” [2] en geç 2017 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, “Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır” ifadesine yer verilerek “sorumlu kuruluş” olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev yerine getirilmemiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Halkımızın çok haklı olarak acı içinde sorguladığı “yerel yönetim ve merkezi yönetim yaşadığımız felaketin neresinde, konusunun cevabı maalesef bilgi yetersizliğinin getirdiği çaresizlik duygusunun ötesine gidememektedir.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu bölümün sonucu olarak, konunun duayeni Prof.Dr. Nuray Aydınoğlu’nun ifadesi ile [3]: </span></p>
<p>“<span lang="tr-TR">Bu ülkede özellikle konut inşaatı süreci ezelden beri, işi bilsin bilmesin herkesin el attığı, rekor sayıda müteahhidin cirit attığı, hiçbir kalifikasyonu olmayan deneyimsiz mühendisliğin, en ucuz işçiliğin kullanıldığı, depreme direnecek taşıyıcı sistemin inşaatına ironik olarak “kaba inşaat” dediğimiz, yapı denetimi dâhil her şeyin usulüne göre yapıldığı varsayımına dayalı bir umursamazlıkla, herkesin dışarıdan izlediği “kaba” bir faaliyet olagelmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bir başucu kitabı değerindeki bu belgeyi herkesin okumasını şiddetle öneririz. Konunun benzer önemi haiz diğer önemli yönlerine müteakip yazılarımızda değineceğiz.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Derin Orhon, İTÜ İnşaat Fakültesi eski Dekanı, <a href="mailto:orhon@itu.edu.tr">orhon@itu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Seval Sözen, İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, <a href="mailto:sozens@itu.edu.tr">sozens@itu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Naci Görür, İTÜ Maden Fakültesi eski Dekanı, <a href="mailto:gorurna@gmail.com">gorurna@gmail.com</a></span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><span lang="tr-TR">[1] İMO’dan depreme ilişkin “ön değerlendirme” raporu: Denetimsizlik asıl sorun. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imodan-depreme-iliskin-on-degerlendirme-raporu-yikimlarin-baslica-etkeni-imar-affi-2051730. 16.02.2023 erişim.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">[2]Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı. https://www.afad.gov.tr/kurumlar/afad.gov.tr/2403/files/udsep_1402013_kitap.pdf.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">[3] Aydınoğlu, M. N.(2021). Deprem ve Binalarımız. İstanbul’un Deprem Gerçeği. İBB Kültür A.Ş. ısbn 978-625-7288-57-6.</span></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 23 Şubat 2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29081</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son 66 yılın en büyük depremleri</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/son-66-yilin-en-buyuk-depremleri</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 10:27:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[ateş çemberi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[levha]]></category>
		<category><![CDATA[richter]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tektonik deprem]]></category>
		<category><![CDATA[volkanik]]></category>
		<category><![CDATA[yeryüzü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29076</guid>

					<description><![CDATA[<p>En büyüğü 9.5 büyüklüğündeydi! Yer altındaki tektonik plakaların kenarları çarpıştıkça, birbirine doğru kaydıkça ve birbirinden uzaklaştıkça kabuk çatlıyor, kıvrılıyor ve depremlere neden oluyor. Dolayısıyla levhalar arasındaki fay hatları üzerinde bulunan alanlarda, depreme hazırlıklı olmak, yıkım riskini azaltmada büyük rol oynuyor. Türkiye de bunlara dahil. Visual Capitalist, PythonMaps ve ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’ndan (USGS) aldığı verileri kullanarak, 1956 ile 2022 yılları arasında Richter ölçeğine göre 4.5 (mavi) veya daha büyük depremlerin merkez üslerini haritalandırdı. Maviden kırmızıya doğru deprem büyüklüklerinin arttığı haritada da görüleceği üzere büyük depremler, dünyanın belli noktalarında yoğunlaşıyor. Bu yoğunluğun nedeni de dünyadaki tektonik plaka sınırlarının bu bölgelerde bulunuyor olması. Haritaya bakıldığında Richter skalasına göre büyük depremlerin, Pasifik Okyanusu&#8217;nun her iki yakasında yoğun bir şekilde toplandığı görülüyor. Bu sınır aynı zamanda, tektonik levha hareketinin neden olduğu kalıcı volkanik faaliyet nedeniyle halk arasında “Ateş Çemberi” olarak da biliniyor. Endonezya, Rusya ve Şili yakınlarındaki bölgelerin hepsi, tektonik levha sınırları üzerinde ve buralar, tarihte kaydedilen en büyük depremlerin yarısını görmüş durumda. Richter ölçeğinde 9 ve üzeri (kırmızı) olarak kaydedilen büyük depremlerin de yer aldığı en büyük 20 deprem ise şu şekilde sıralanıyor: 1 Valdivia Depremi (9.5) Bio-Bio, Şili 22.05.1960 2 Good Friday Depremi (9.2) Alaska, ABD 28.03.1964 3 2004 Hint Okyanusu Depremi (9.1) Sumatra, Endonezya 26.12.2004 4 Tohoku Depremi (9.1) Honshu, Japonya 11.03.2011 5 Kamçatka Depremi (9.0) Kamçatka, Rusya 4.11.1952 6 Maule Depremi (8.8) Bio-Bio, Şili 27.02.2010 7 Ekvador-Kolombiya Kıyı Depremi (8.8) Ekvador 31.01.1906 8 Rat Adaları Depremi (8.7) Alaska, ABD 4.02.1965 9 Assam-Tibet Depremi (8.6) Assam, Tibet 15.08.1950 10 2012 Hint Okyanusu Depremi (8.6) Sumatra, Endonezya 11.04.2012 11 Nias Depremi (8.6) Sumatra, Endonezya 28.03.2005 12 Andreanof Adaları Depremi (8.6) Alaska, ABD 9.03.1957 13 Unimak Adası Depremi (8.6) Alaska, ABD 1.04.1946 14 Banda Depremi (8.5) Banda Denizi 1.02.1938 15 Vallenar Depremi (8.5) Şili-Arjantin sınırı 11.11.1922 16 Kuril Adaları Depremi (8.5) Kuril Adaları, Rusya 13.10.1963 17 1923 Kamçatka Depremi (8.4) Kamçatka, Rusya 3.02.1923 18 2007 Sumatra Depremi (8.4) Sumatra, Endonezya 12.09.2007 19 Peru Depremi (8.4) Peru 23.06.2001 20 Sanriku Depremi (8.4) Honshu, Japonya 2.03.1933 &#160; Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/son-66-yilin-en-buyuk-depremleri">Son 66 yılın en büyük depremleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En büyüğü 9.5 büyüklüğündeydi!</p>
<p>Yer altındaki tektonik plakaların kenarları çarpıştıkça, birbirine doğru kaydıkça ve birbirinden uzaklaştıkça kabuk çatlıyor, kıvrılıyor ve depremlere neden oluyor. Dolayısıyla levhalar arasındaki fay hatları üzerinde bulunan alanlarda, depreme hazırlıklı olmak, yıkım riskini azaltmada büyük rol oynuyor. Türkiye de bunlara dahil.</p>
<p>Visual Capitalist, PythonMaps ve ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’ndan (USGS) aldığı verileri kullanarak, 1956 ile 2022 yılları arasında Richter ölçeğine göre 4.5 (mavi) veya daha büyük depremlerin merkez üslerini haritalandırdı.</p>
<p>Maviden kırmızıya doğru deprem büyüklüklerinin arttığı haritada da görüleceği üzere büyük depremler, dünyanın belli noktalarında yoğunlaşıyor. Bu yoğunluğun nedeni de dünyadaki tektonik plaka sınırlarının bu bölgelerde bulunuyor olması.</p>
<div id="attachment_29077" style="width: 740px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29077" class="wp-image-29077 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/grf-1024x559.png" alt="" width="730" height="399" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/grf-1024x559.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/grf-300x164.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/grf.png 1255w" sizes="auto, (max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-29077" class="wp-caption-text">1956&#8217;dan günümüze depremler ve tektonik sınırlar</p></div>
<p>Haritaya bakıldığında Richter skalasına göre büyük depremlerin, Pasifik Okyanusu&#8217;nun her iki yakasında yoğun bir şekilde toplandığı görülüyor. Bu sınır aynı zamanda, tektonik levha hareketinin neden olduğu kalıcı volkanik faaliyet nedeniyle halk arasında “Ateş Çemberi” olarak da biliniyor.</p>
<p>Endonezya, Rusya ve Şili yakınlarındaki bölgelerin hepsi, tektonik levha sınırları üzerinde ve buralar, tarihte kaydedilen en büyük depremlerin yarısını görmüş durumda. Richter ölçeğinde 9 ve üzeri (kırmızı) olarak kaydedilen büyük depremlerin de yer aldığı en büyük 20 deprem ise şu şekilde sıralanıyor:</p>
<table style="height: 1184px;" border="1" width="564" cellspacing="0" cellpadding="6">
<colgroup>
<col width="17" />
<col width="294" />
<col width="89" />
<col width="162" />
<col width="69" /> </colgroup>
<tbody>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="11">
<p style="text-align: left;">1</p>
</td>
<td style="text-align: left;" bgcolor="#ffffff" width="294">Valdivia Depremi</td>
<td style="text-align: left;" bgcolor="#ffffff" width="89">(9.5)</td>
<td style="text-align: left;" bgcolor="#ffffff" width="162">Bio-Bio, Şili</td>
<td style="text-align: left;" bgcolor="#ffffff" width="69">22.05.1960</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f3f3f3" width="17" height="12">2</td>
<td bgcolor="#f3f3f3" width="294">Good Friday Depremi</td>
<td bgcolor="#f3f3f3" width="89">(9.2)</td>
<td bgcolor="#f3f3f3" width="162">Alaska, ABD</td>
<td bgcolor="#f3f3f3" width="69">28.03.1964</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">3</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">2004 Hint Okyanusu Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(9.1)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Sumatra, Endonezya</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">26.12.2004</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="12">4</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="294">Tohoku Depremi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="89">(9.1)</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="162">Honshu, Japonya</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">11.03.2011</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">5</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">Kamçatka Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(9.0)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Kamçatka, Rusya</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">4.11.1952</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="12">6</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="294">Maule Depremi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="89">(8.8)</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="162">Bio-Bio, Şili</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">27.02.2010</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">7</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">Ekvador-Kolombiya Kıyı Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(8.8)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Ekvador</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">31.01.1906</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="12">8</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="294">Rat Adaları Depremi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="89">(8.7)</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="162">Alaska, ABD</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">4.02.1965</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">9</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">Assam-Tibet Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(8.6)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Assam, Tibet</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">15.08.1950</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="12">10</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="294">2012 Hint Okyanusu Depremi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="89">(8.6)</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="162">Sumatra, Endonezya</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">11.04.2012</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">11</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">Nias Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(8.6)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Sumatra, Endonezya</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">28.03.2005</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="12">12</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="294">Andreanof Adaları Depremi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="89">(8.6)</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="162">Alaska, ABD</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">9.03.1957</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">13</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">Unimak Adası Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(8.6)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Alaska, ABD</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">1.04.1946</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="12">14</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="294">Banda Depremi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="89">(8.5)</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="162">Banda Denizi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">1.02.1938</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">15</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">Vallenar Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(8.5)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Şili-Arjantin sınırı</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">11.11.1922</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="12">16</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="294">Kuril Adaları Depremi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="89">(8.5)</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="162">Kuril Adaları, Rusya</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">13.10.1963</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">17</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">1923 Kamçatka Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(8.4)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Kamçatka, Rusya</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">3.02.1923</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="12">18</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="294">2007 Sumatra Depremi</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="89">(8.4)</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="162">Sumatra, Endonezya</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">12.09.2007</td>
</tr>
<tr>
<td bgcolor="#ffffff" width="17" height="12">19</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="294">Peru Depremi</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="89">(8.4)</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="162">Peru</td>
<td bgcolor="#ffffff" width="69">23.06.2001</td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: left;" bgcolor="#f9f9f9" width="17" height="11">20</td>
<td style="text-align: left;" bgcolor="#f9f9f9" width="294">Sanriku Depremi</td>
<td style="text-align: left;" bgcolor="#f9f9f9" width="89">(8.4)</td>
<td style="text-align: left;" bgcolor="#f9f9f9" width="162">Honshu, Japonya</td>
<td bgcolor="#f9f9f9" width="69">
<p style="text-align: left;">2.03.1933</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/son-66-yilin-en-buyuk-depremleri">Son 66 yılın en büyük depremleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29076</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Jeodin: Dinle yönetilen coğrafyalar</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/jeodin-dinle-yonetilen-cografyalar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 11:26:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[afrika]]></category>
		<category><![CDATA[asya]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[jeodin]]></category>
		<category><![CDATA[jeopolitik]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk savaş]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale geldi. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başladı. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebiliyor. Ülkelerin tarihi, coğrafi, ekonomik ve kültürel özelliklerinden kaynağını alan ve genellikle uzun asırların birikimiyle şekillenen “makro politik” hedefleri vardır. Bu hedefler, jeopolitik biliminin ana konusunu oluşturur. Bu bağlamda “jeo-politik” sözcüğündeki “jeo” bileşeni, coğrafi özelliklerin, ülkelerin benimsedikleri politikalar üzerindeki belirleyiciliğini ifade etmektedir. Yine ülkelerin doğal ortam özellikleri, nüfusu, sosyolojisi, kültürel-ekonomik nitelikleri, tarihi, madenleri, ormanları, akarsuları, gölleri, denizleri, matematik konumu ve dini inanışları jeopolitik biliminin veri kaynaklarındandır. Bu verilerin bazıları değişebilir, bazıları ise değişmez (statik) niteliktedir. Din olgusu, geleneksel jeopolitik anlatımda, jeopolitiğin “değişmeyen unsur”u olarak ele alınmıştır. Bu değişmezlik, toplumların bir dini inançtan başka bir dini inanca geçişinin zorluğunu ifade ettiği kadar aynı zamanda dinlerin ritüellerini ve temel metinlerinin değişmezliğini de vurgulamaktadır. Klasik jeopolitik anlayış, din olgusuna bu “değişmezlik” üzerinden yaklaşmaktadır. Dinler değişime kapalı mı? Dini inanışlar, her toplumda görülmekle birlikte, toplumların günlük hayatlarındaki yeri ve etkinliği farklıdır. Ayrıca insanların din kavrayışları, zamana ve mekâna bağlı olarak değişebilmektedir. Bu anlamda “a priori” olarak değişmeyen bir “töz” kabul edilen din kavramının, metafizik/ inanç esaslarının değişime-dönüşüme kapalı olduğu varsayılsa bile toplumların değişime açık olması, inanç ögelerini de değişebilir hale getirmektedir. Dinsel değişim ve dönüşümün diğer dinamiklerini ise dinlerin yayıldığı coğrafi mekânın özellikleri, tarihi, toplumsal yapısı, kültürel ve ideolojik etkileşimleri ile modernite oluşturmaktadır. Paradoksal olarak bugün bazı dinler, kaynağı dışındaki ülkelerde daha güçlüdür. Aynı zamanda birçok din yayıldıkça ve kitleselleştikçe büyük ölçüde değişime uğramıştır. Bu nedenle dinlerin bugün sergiledikleri formun, genellikle orijinal halinden uzak olduğu görülmektedir. Ortadoğu’da yakın dönemde yaşanan gelişmeler göstermiştir ki; savaş gibi toplumsal travmalar, siyasal gerilimler, yaşanan toplumsal şiddet olayları ve politik ihtiyaçlar çok bileşenli olarak din algısında değiştirici/ dönüştürücü etkiler yapmakta ve yeni dinsel yapıların ortaya çıkışına zemin hazırlamaktadır. Din, siyaset ve jeopolitik Dünya, özellikle 20. y.y.’ın ikinci yarısından sonra dindarlaşma eğilimine girmiştir. Çağdaş uluslararası ilişkilerde, dinlerin “siyasi uyanış”ını düşündüren fenomenlerle giderek daha sık karşılaşılmaktadır. Ayrıca küreselleşme olgusuyla birlikte din etkeni, tüm devletlerin dış ve iç politikalarında daha fazla görünür hale gelmiştir. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebilmektedir. Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale gelmiştir. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başlamıştır. Dinsel kimlikçiliğin en az etnik kimlikçilik kadar çözücü bir istikrarsızlık ve çatışma kaynağına dönüşebildiği, güncel örneklerle görülmektedir. Jeodin nedir? Geniş bir tarihsel süreçte gelişen din-politika etkileşimi, jeopolitik içerikte yeni bir kavramsallaşmanın önünü açmıştır. Bu perspektifte ortaya çıkan “jeodin” kavramı; jeopolitik amaçları gerçekleştirmek için din/ inanç olgusunun kullanılması anlamına gelmektedir. Bir bilimsel yaklaşım olarak jeodin; bir bölgedeki dinsel-politik ilişkilerdeki gelişmelerin, jeopolitik yansımasını değerlendirir. Başka bir anlatımla jeodin, inançların manipüle edilmesini, dönüşmesini veya dönüştürülmesini, “ılımlı”laşmasını veya radikalleşmesini ya da geleneksel halini korumasını, politikleşmesini yahut toplumların ve devletlerin dinselleşmesi veya sekülarizasyonu ile gelişen jeopolitik süreç ve sonuçları konu edinir. Jeodini düşünüşe, tarihin eski dönemlerinden beri rastlanmaktadır. Din adamları, imparatorlar, siyasetçiler ve askerlerin bu tarz gelişmeleri izlediğini gösteren pek çok tarihi olay bulunmaktadır. Haçlı Seferleri’nden “Yeşil Kuşak” teorisine, Polonya’nın komşu kültürel etkilere karşı bir kalkan olarak kullandığı Katolikliğinden “demokrasi” söylemli, din motivasyonlu “Arap Baharı”na kadar tarihin çeşitli varyantında jeodini gelişmelere rastlanmaktadır. Jeodin kavramı da, tıpkı jeoekonomi kavramı gibi büyük ölçüde Asya’daki gelişmelere bağlı olarak güncellik kazanmaktadır. Nitekim Çin’in yükselen ekonomik gücünü, jeopolitik fayda amacıyla kullanması sonucunda, “jeoekonomi” kavramının akademik ve siyasi gündemde daha fazla yer tuttuğu bilinmektedir. Benzer biçimde 11 Eylül süreci, Afrika, Ortadoğu, Asya’da radikal akımların güçlenmesi ve özellikle Çin’in küresel açılım politikasının gereği olarak farklı kültürlere ve dinlere artan ilgisi, “jeodin” kavramını 21. y.y.’ın gündemine taşımıştır. Bu nedenle jeodin kavramı da gelişim süreçleri itibariyle büyük ölçüde “Asyalı”dır. Bugünün gelişmeleri Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, özellikle “ikinci ve üçüncü dünya”nın küresel düzene “antiemperyalist” itirazları, yerini büyük ölçüde dini-ideolojik doktrinleri benimsemiş silahlı gruplara ve iç çatışmalara terk etmiş görünmektedir. Nitekim bugün dünyanın gerilimli/ çatışmalı 25 bölgesinin 15’inde yaşanan çatışmalarda, dinsel-ideolojik gerekçeler öne çıkmaktadır. Nedenlerine göre dünyanın gerilimli &#8211; çatışmalı bölgeleri (2022) Güncel jeodini gelişmeler en yoğun haliyle Asya’da yaşanmaktadır. Orta ve Güney Asya ülkelerinde yükselen dinsel fanatizm, özellikle Afganistan, Myanmar, Hindistan ve Pakistan’da tırmanmaktadır. Radikal eğilimler ve fanatik akımlar, Asya’da yayılış gösteren hemen hemen tüm kitlesel dinlerin bünyesinde taban bulmaktadır. Sonuç Jeopolitik amaçları ilerletmenin birçok enstrümanı bulunmaktadır. Din olgusu bu enstrümanların en sofistike ve derinlikli olanıdır. Bir tarihsel gerçeklik olarak, siyasi düzenlerin dağılmasında veya güçlendirilmesinde din olgusu belirgin bir yer tutmaktadır. Bu nedenle devletler siyasal amaçlarla genellikle -kontrollü biçimde- dinselliği desteklemektedir. Dolayısıyla dini alan uzun zamandır politize haldedir. Dünyanın günümüzde çatışmalı bölgelerinin çoğunda dini gerekçeler; siyasi ve ekonomik nedenleri ikinci planda bırakacak biçimde başat etkenler olarak öne sürülmektedir. Başka bir anlatımla, dini argümanlar, günümüzün ideolojisiz dünyasında, kriz/müdahale bölgelerinin oluşmasında ön sıralarda yer almaktadır. Dünyanın bugün geldiği aşamada, din referanslı siyasi olayların, çatışmaların ve müdahalelerin yeryüzünün pek çok bölgesinde yaygınlaştığı ve sonuçlarının kısa sürede alınabildiği bir vasatta, jeodini yaklaşım, gelişen süreçlerin çözümlenmesinde analitik bir seçenek sunmaktadır. Doç. Dr. Bülent Güner, Munzur Üniversitesi, Coğrafya Bölümü,  bguner@munzur.edu.tr</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/jeodin-dinle-yonetilen-cografyalar">Jeodin: Dinle yönetilen coğrafyalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-29068 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/jeodin-300x212.png" alt="" width="300" height="212" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/jeodin-300x212.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/jeodin.png 678w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" />Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale geldi. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başladı. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebiliyor.</p>
<p>Ülkelerin tarihi, coğrafi, ekonomik ve kültürel özelliklerinden kaynağını alan ve genellikle uzun asırların birikimiyle şekillenen “makro politik” hedefleri vardır. Bu hedefler, jeopolitik biliminin ana konusunu oluşturur. Bu bağlamda “jeo-politik” sözcüğündeki “jeo” bileşeni, coğrafi özelliklerin, ülkelerin benimsedikleri politikalar üzerindeki belirleyiciliğini ifade etmektedir. Yine ülkelerin doğal ortam özellikleri, nüfusu, sosyolojisi, kültürel-ekonomik nitelikleri, tarihi, madenleri, ormanları, akarsuları, gölleri, denizleri, matematik konumu ve dini inanışları jeopolitik biliminin veri kaynaklarındandır. Bu verilerin bazıları değişebilir, bazıları ise değişmez (statik) niteliktedir.</p>
<p>Din olgusu, geleneksel jeopolitik anlatımda, jeopolitiğin “değişmeyen unsur”u olarak ele alınmıştır. Bu değişmezlik, toplumların bir dini inançtan başka bir dini inanca geçişinin zorluğunu ifade ettiği kadar aynı zamanda dinlerin ritüellerini ve temel metinlerinin değişmezliğini de vurgulamaktadır. Klasik jeopolitik anlayış, din olgusuna bu “değişmezlik” üzerinden yaklaşmaktadır.</p>
<p><strong>Dinler değişime kapalı mı?</strong></p>
<p>Dini inanışlar, her toplumda görülmekle birlikte, toplumların günlük hayatlarındaki yeri ve etkinliği farklıdır. Ayrıca insanların din kavrayışları, zamana ve mekâna bağlı olarak değişebilmektedir. Bu anlamda “a priori” olarak değişmeyen bir “töz” kabul edilen din kavramının, metafizik/ inanç esaslarının değişime-dönüşüme kapalı olduğu varsayılsa bile toplumların değişime açık olması, inanç ögelerini de değişebilir hale getirmektedir.</p>
<p>Dinsel değişim ve dönüşümün diğer dinamiklerini ise dinlerin yayıldığı coğrafi mekânın özellikleri, tarihi, toplumsal yapısı, kültürel ve ideolojik etkileşimleri ile modernite oluşturmaktadır. Paradoksal olarak bugün bazı dinler, kaynağı dışındaki ülkelerde daha güçlüdür. Aynı zamanda birçok din yayıldıkça ve kitleselleştikçe büyük ölçüde değişime uğramıştır. Bu nedenle dinlerin bugün sergiledikleri formun, genellikle orijinal halinden uzak olduğu görülmektedir.</p>
<p>Ortadoğu’da yakın dönemde yaşanan gelişmeler göstermiştir ki; savaş gibi toplumsal travmalar, siyasal gerilimler, yaşanan toplumsal şiddet olayları ve politik ihtiyaçlar çok bileşenli olarak din algısında değiştirici/ dönüştürücü etkiler yapmakta ve yeni dinsel yapıların ortaya çıkışına zemin hazırlamaktadır.</p>
<p><strong>Din, siyaset ve jeopolitik</strong></p>
<p>Dünya, özellikle 20. y.y.’ın ikinci yarısından sonra dindarlaşma eğilimine girmiştir. Çağdaş uluslararası ilişkilerde, dinlerin “siyasi uyanış”ını düşündüren fenomenlerle giderek daha sık karşılaşılmaktadır. Ayrıca küreselleşme olgusuyla birlikte din etkeni, tüm devletlerin dış ve iç politikalarında daha fazla görünür hale gelmiştir. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebilmektedir.</p>
<p>Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale gelmiştir. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başlamıştır. Dinsel kimlikçiliğin en az etnik kimlikçilik kadar çözücü bir istikrarsızlık ve çatışma kaynağına dönüşebildiği, güncel örneklerle görülmektedir.</p>
<p><strong>Jeodin nedir?</strong></p>
<p>Geniş bir tarihsel süreçte gelişen din-politika etkileşimi, jeopolitik içerikte yeni bir kavramsallaşmanın önünü açmıştır. Bu perspektifte ortaya çıkan “jeodin” kavramı; jeopolitik amaçları gerçekleştirmek için din/ inanç olgusunun kullanılması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Bir bilimsel yaklaşım olarak jeodin; bir bölgedeki dinsel-politik ilişkilerdeki gelişmelerin, jeopolitik yansımasını değerlendirir. Başka bir anlatımla jeodin, inançların manipüle edilmesini, dönüşmesini veya dönüştürülmesini, “ılımlı”laşmasını veya radikalleşmesini ya da geleneksel halini korumasını, politikleşmesini yahut toplumların ve devletlerin dinselleşmesi veya sekülarizasyonu ile gelişen jeopolitik süreç ve sonuçları konu edinir.</p>
<p>Jeodini düşünüşe, tarihin eski dönemlerinden beri rastlanmaktadır. Din adamları, imparatorlar, siyasetçiler ve askerlerin bu tarz gelişmeleri izlediğini gösteren pek çok tarihi olay bulunmaktadır. Haçlı Seferleri’nden “Yeşil Kuşak” teorisine, Polonya’nın komşu kültürel etkilere karşı bir kalkan olarak kullandığı Katolikliğinden “demokrasi” söylemli, din motivasyonlu “Arap Baharı”na kadar tarihin çeşitli varyantında jeodini gelişmelere rastlanmaktadır.</p>
<p>Jeodin kavramı da, tıpkı jeoekonomi kavramı gibi büyük ölçüde Asya’daki gelişmelere bağlı olarak güncellik kazanmaktadır. Nitekim Çin’in yükselen ekonomik gücünü, jeopolitik fayda amacıyla kullanması sonucunda, “jeoekonomi” kavramının akademik ve siyasi gündemde daha fazla yer tuttuğu bilinmektedir. Benzer biçimde 11 Eylül süreci, Afrika, Ortadoğu, Asya’da radikal akımların güçlenmesi ve özellikle Çin’in küresel açılım politikasının gereği olarak farklı kültürlere ve dinlere artan ilgisi, “jeodin” kavramını 21. y.y.’ın gündemine taşımıştır. Bu nedenle jeodin kavramı da gelişim süreçleri itibariyle büyük ölçüde “Asyalı”dır.</p>
<p><strong>Bugünün gelişmeleri</strong></p>
<p>Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, özellikle “ikinci ve üçüncü dünya”nın küresel düzene “antiemperyalist” itirazları, yerini büyük ölçüde dini-ideolojik doktrinleri benimsemiş silahlı gruplara ve iç çatışmalara terk etmiş görünmektedir. Nitekim bugün dünyanın gerilimli/ çatışmalı 25 bölgesinin 15’inde yaşanan çatışmalarda, dinsel-ideolojik gerekçeler öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Nedenlerine göre dünyanın gerilimli &#8211; çatışmalı bölgeleri (2022)</strong></p>
<p>Güncel jeodini gelişmeler en yoğun haliyle Asya’da yaşanmaktadır. Orta ve Güney Asya ülkelerinde yükselen dinsel fanatizm, özellikle Afganistan, Myanmar, Hindistan ve Pakistan’da tırmanmaktadır. Radikal eğilimler ve fanatik akımlar, Asya’da yayılış gösteren hemen hemen tüm kitlesel dinlerin bünyesinde taban bulmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Jeopolitik amaçları ilerletmenin birçok enstrümanı bulunmaktadır. Din olgusu bu enstrümanların en sofistike ve derinlikli olanıdır. Bir tarihsel gerçeklik olarak, siyasi düzenlerin dağılmasında veya güçlendirilmesinde din olgusu belirgin bir yer tutmaktadır. Bu nedenle devletler siyasal amaçlarla genellikle -kontrollü biçimde- dinselliği desteklemektedir. Dolayısıyla dini alan uzun zamandır politize haldedir.</p>
<p>Dünyanın günümüzde çatışmalı bölgelerinin çoğunda dini gerekçeler; siyasi ve ekonomik nedenleri ikinci planda bırakacak biçimde başat etkenler olarak öne sürülmektedir. Başka bir anlatımla, dini argümanlar, günümüzün ideolojisiz dünyasında, kriz/müdahale bölgelerinin oluşmasında ön sıralarda yer almaktadır.</p>
<p>Dünyanın bugün geldiği aşamada, din referanslı siyasi olayların, çatışmaların ve müdahalelerin yeryüzünün pek çok bölgesinde yaygınlaştığı ve sonuçlarının kısa sürede alınabildiği bir vasatta, jeodini yaklaşım, gelişen süreçlerin çözümlenmesinde analitik bir seçenek sunmaktadır.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Bülent Güner, Munzur Üniversitesi, Coğrafya Bölümü,  </strong><strong><a href="mailto:bguner@munzur.edu.tr">bguner@munzur.edu.tr</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/jeodin-dinle-yonetilen-cografyalar">Jeodin: Dinle yönetilen coğrafyalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29067</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depremler neden bu kadar yıkıcı oldu?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/depremler-neden-bu-kadar-yikici-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 09:24:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[denetim]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[kandilli rasathanesi]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[marmara]]></category>
		<category><![CDATA[tavşancıl]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım]]></category>
		<category><![CDATA[yıkıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29031</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye ve Suriye’yi etkileyen Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki depremin yüksek can kayıplarına ve büyük maddi hasarlara neden olması uzmanlara göre yalnızca depremlerin büyüklüğü ile açıklanamaz. Yapı stoğunun yapım evresinde bilimsel anlayış ve tarafsız denetimden uzak olması bu yıkıcılığın boyutlarını artıran en önemli faktör olarak öne çıkıyor. Bu felaketten elde edilecek bulgular olası İstanbul depremi için de yol gösterici olacak. Dünyanın saygın bilim dergilerinden Nature’da yer alan bir makaleye göre, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), Türkiye’deki binaların depremlere karşı savunmasız olduğunu öne sürüyor. Buradaki nüfusun genellikle 2-3 katlı, tuğla duvarlı yığma binalarda oturduğunu belirten USGS, bu malzemelerin esneme kabiliyetinin çok düşük olduğunu, depremin ürettiği sarsıntılara dayanamadıkları için yıkıldığını ileri sürüyor. Ancak yüksek betonarme binaların da aynı akıbete uğraması, inşaat standartlarının sorgulanmasını da gündeme taşıyor. New York Times’a konuşan Köln’de yaşayan inşaat mühendisi Erol Kirtaş, “İnsanlar yeni ve modern binalarda oturdukları zaman kendilerini daha güvende hissediyorlar. Ancak Malatya ve diğer kentlerde depreme dayanıklı diye pazarlanan yeni binaların da yıkıldığını gördük. Türkiye’deki inşaat sektörü nitelikten çok niceliğe ve kâra öncelik tanıyor. Depremlerde bu kadar çok can kaybının olmasının nedeni bu” diyor. Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği yetersiz mi? Başta Hatay ve Adıyaman olmak üzere 10 kentte bu kadar çok yapının yıkılmasını sadece depremin şiddetine bağlamanın yanıltıcı olacağından hareketle, bir uzman görüşüne başvurduk. İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Stoğu ve Betonarme Birimi’nden deprem mühendisi Dr. Haluk Sesigür, Türkiye’de geçerli olan bina deprem yönetmeliğine ve denetim mekanizmalarına açıklık getirdi. Deprem yönetmelikleri ülkemizde bugüne dek 1947, 1953, 1961, 1968, 1975, 1998, 2007 ve en son 2018’de kapsamlı olarak yenilendi. Dr. Sesigür tasarım, denetim ve malzeme açısından bu son yönetmeliğin dünyanın sayılı yönetmeliklerinden biri olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Konutların 500 yılda bir,  hastane gibi kamusal hizmet binalarının 2.500 yılda bir meydana gelebilecek normalin üzerindeki büyük depremlere dayanacak güçte olması için bu yönetmelik hazırlandı. Yönetmelikte bir sorun yok. Uygulamada sorun yaşıyoruz.” Uygulamada yaşanan sorunlar-denetim sorunu Dr. Sesigür, öncelikle malzeme kontrolünde sorunlar yaşandığına dikkat çekiyor: “Şantiyelerde malzeme kontrolü yapılmıyor; betonun santralden geldiği gibi kullanılması gerekiyor; örneğin içindeki çakılın çökmemesi, su ilave edilmemesi gerekiyor; dayanımı bilinmiyor. İster yığma ister betonarme, binaların hepsi gereği gibi yapılmazsa çöker. İşte bu noktada denetim sistemleri devreye giriyor.” Yapı denetim sistemlerinde yaşanan sorunlar ise kronikleşmiş durumda. Hem proje aşamasında hem de inşaat sürecinde denetimin önemine dikkat çeken Dr. Sesigür, denetimin bağımsız denetim firmalarında, bağımsız denetmenler tarafından yapılması gerektiğine inanıyor: “Müteahhitin denetim firması üzerinde en ufak bir etkisinin bulunmaması gerekiyor. Ne yazık ki küçük yerleşim birimlerine yapı denetim firmaları ile müteahhidin arasındaki kronik bağın koparılması çok güç.” Maliyet sorunu Dr. Sesigür’e göre depremlere dayanıklı yapılarda sismik yalıtım yöntemleri veya başka bir deyişle taban izolasyonu, binanın sarsıntılardan minimum ölçüde etkilenmesinin en etkili yolu. Bu izolasyonların aslında şehir hastanelerinde kullanılması zorunlu. Üstelik Ülkemizde de üretiliyor. Maliyeti yüksek olacağı için konutlarda pek tercih edilmiyor. Bu donanımın köprülerde de kullanılması da gerekiyor. Deprem bölgesindeki yıkılan hastanelerde bu sismik yalıtım yöntemlerinin kullanılmadığı açık. Japonya’daki yıkıcı depremlerde bu kadar az sayıda yapının hasar görmesinin birinci nedeni bu izolasyonlar. İstanbul için yol gösterici Dr. Sesigür, binlerce binanın yıkıldığı bir felakette delil tespitinin vakit geçirilmeden yapılmasının önemine değiniyor. Avukat ve mühendislerden oluşan uzman heyetler tarafından delil tespitinin enkaz kaldırma çalışmalarından önce, hemen şimdi yapılmasını bir zorunluluk olduğunu söylüyor. Öyle ki bu çalışmalardan elde edilecek bulgular başta İstanbul olmak üzere, büyük bir risk altındaki Anadolu kentlerinin olası depremlere karşı daha hazırlıklı olmalarına zemin hazırlayabilir. Japonya’daki inşaatlardan çıkartacağımız dersler Dünyada tek bir ülke depreme dayanıklılık konusunda rakip tanımıyor. Bu ülke Japonya.  Depreme dayanıklı inşaat teknolojisinde, tüm ülkelerin Japonya’dan öğreneceği çok şey var. Özet olarak en önemli dersler şunlar: -Güçlü yönetmelikler yaşamsal önem taşır: Dayanıklılık için minumum standartlar yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir. Japon müreahhitler bu kurallara harfiyen uyarlar. Ve bu yapılarda yaşayanlar güvende olduklarından emindirler ve geceleri korkmadan uyuyabilirler. -İnovasyon gereklidir: Japon tasarımcılar binalarının depreme daha dayanıklı olmasını sağlamak için sürekli yenilik yapmaya kendilerini mecbur hissederler. -Yatırım kaçınılmazdır: Depreme dayanıklı yapılar, standart yapılara göre %20 daha pahalıya mal olur. Ne var ki uzun vadede bu yaklaşım müteahhitlere para kazandırır, zira deprem vurduğunda binaları hasar görmez. 17 Ağustos depreminin merkezindeki Tavşancıl’da nasıl ‘çivi bile oynamadı’? 17 Ağustos depreminde Tavşancıl’da hiçbir bina yıkılmadı ve kimsenin  ‘burnu bile kanamadı’. BBC’nin haberine göre bu şans veya tesadüf değil, bilim insanlarının önerileri doğrultusunda hareket etmelerinin sonucu. Binlerce insanın yaşamını yitirmesine ve on binlerce binanın yıkılmasına neden olan 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nin üzerinden 24 yıl geçti. Bilim insanları, depremin merkezinde olmasına rağmen bir beldenin nasıl hasar almadığını araştırdı. Herkesin dikkatini çeken bu yer, Kocaeli’nin Dilovası ilçesine bağlı Tavşancıl’dı. Habere göre süreç şöyle gelişti: Tavşancıl 1987’de belde belediyesi oldu. 1989 yerel seçimlerinde belediyenin başkanlığını Salih Gün kazandı. Geçen yıl Covid nedeniyle hayatını kaybeden Gün, başkan seçildikten sonra imar planı için Kocaeli Üniversitesi’nden bilim insanlarına başvurdu. Bilim insanları, hazırladıkları zemin etüt raporunda deprem riskine dikkat çekti. Beldenin Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığı belirtilerek, buna uygun bir plan çizildi. Gün, tam da bu rapora uygun adımlar attı. Gün’o zaman tepki görse de en fazla üç katlı binalara izin verdi. Genelde evler iki katlı ve birbirlerine yakın değildi. Mahalle sakinleri, o zaman evine çatı katı atmak istediklerinde bile buna izin alamadıklarını açıklıyorlar. Gün’den sonra imar planının gevşediğine dikkat çekiliyor. Bir mahalle sakini, yeni belediye başkanlarının daha fazla oy için imar planındaki o katı tavırdan vazgeçtiğini ve kaçak yapılaşmanın arttığını söylüyor. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nden Doç. Dr. Doğan Kalafat’a göre Gün’ün taviz vermemesi depremin bertaraf edilmesini sağladı. Yeni bir depremin muhakkak olacağını belirten Kalafat, “Belediye başkanları hiçbir şekilde taviz vermemeli” dedi. Reyhan Oksay *Bu yazı 16.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 359. sayısında yayınlanmıştır. Kaynak: https://www.washingtonpost.com/science/2023/02/06/turkey-earthquake-magnitude/ https://www.nature.com/articles/d41586-023-00364-y https://www.planradar.com/gb/japan-earthquake-proof-buildings/#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&#38;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building https://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.htmlhttps://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.html https://www.nytimes.com/live/2023/02/05/world/turkey-earthquake https://www.diken.com.tr/bbc-arastirdi-marmara-depreminin-merkezindeki-tavsancilda-nasil-civi-bile-oynamadi/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/depremler-neden-bu-kadar-yikici-oldu">Depremler neden bu kadar yıkıcı oldu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2"><b>Türkiye ve Suriye’yi etkileyen Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki depremin yüksek can kayıplarına ve büyük maddi hasarlara neden olması uzmanlara göre yalnızca depremlerin büyüklüğü ile açıklanamaz. Yapı stoğunun yapım evresinde<span class="Apple-converted-space"> </span>bilimsel anlayış ve tarafsız denetimden uzak olması bu yıkıcılığın boyutlarını artıran en önemli faktör olarak öne çıkıyor.<span class="Apple-converted-space"> </span>Bu felaketten elde edilecek bulgular olası İstanbul depremi için de yol gösterici olacak.</b></p>
<p class="p2">Dünyanın saygın bilim dergilerinden <strong><i>Nature</i></strong>’da yer alan bir makaleye göre, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS), Türkiye’deki binaların depremlere karşı savunmasız olduğunu öne sürüyor. Buradaki nüfusun genellikle 2-3 katlı, tuğla duvarlı yığma binalarda oturduğunu belirten USGS, bu malzemelerin esneme kabiliyetinin çok düşük olduğunu, depremin ürettiği sarsıntılara dayanamadıkları için yıkıldığını ileri sürüyor. Ancak yüksek betonarme binaların da aynı akıbete uğraması, inşaat standartlarının sorgulanmasını da gündeme taşıyor.</p>
<p class="p2"><strong><i>New York Times</i></strong>’a konuşan Köln’de yaşayan inşaat mühendisi <b>Erol Kirtaş</b>, “İnsanlar yeni ve modern binalarda oturdukları zaman kendilerini daha güvende hissediyorlar. Ancak Malatya ve diğer kentlerde depreme dayanıklı diye pazarlanan yeni binaların da yıkıldığını gördük. Türkiye’deki inşaat sektörü nitelikten çok niceliğe ve kâra öncelik tanıyor. Depremlerde bu kadar çok can kaybının olmasının nedeni bu” diyor.</p>
<p class="p2"><strong>Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği yetersiz mi?</strong></p>
<p class="p2">Başta Hatay ve Adıyaman olmak üzere 10 kentte bu kadar çok yapının yıkılmasını sadece depremin şiddetine bağlamanın yanıltıcı olacağından hareketle, bir uzman görüşüne başvurduk. İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Stoğu ve Betonarme Birimi’nden deprem mühendisi <b>Dr. Haluk Sesigür,</b> Türkiye’de geçerli olan bina deprem yönetmeliğine ve denetim mekanizmalarına açıklık getirdi.</p>
<p class="p2">Deprem yönetmelikleri ülkemizde bugüne dek 1947, 1953, 1961, 1968, 1975, 1998, 2007 ve en son 2018’de kapsamlı olarak yenilendi. Dr. Sesigür tasarım, denetim ve malzeme açısından bu son yönetmeliğin dünyanın sayılı yönetmeliklerinden biri olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Konutların 500 yılda bir,<span class="Apple-converted-space">  </span>hastane gibi kamusal hizmet binalarının 2.500 yılda bir meydana gelebilecek normalin üzerindeki büyük depremlere dayanacak güçte olması için bu yönetmelik hazırlandı. Yönetmelikte bir sorun yok. Uygulamada sorun yaşıyoruz.”</p>
<p class="p2"><strong>Uygulamada yaşanan sorunlar-denetim sorunu</strong></p>
<p class="p2">Dr. Sesigür, öncelikle malzeme kontrolünde sorunlar yaşandığına dikkat çekiyor: “Şantiyelerde malzeme kontrolü yapılmıyor; betonun santralden geldiği gibi kullanılması gerekiyor; örneğin içindeki çakılın çökmemesi, su ilave edilmemesi gerekiyor; dayanımı bilinmiyor. İster yığma ister betonarme, binaların hepsi gereği gibi yapılmazsa çöker. İşte bu noktada denetim sistemleri devreye giriyor.”</p>
<p class="p2">Yapı denetim sistemlerinde yaşanan sorunlar ise kronikleşmiş durumda. Hem proje aşamasında hem de inşaat sürecinde denetimin önemine dikkat çeken Dr. Sesigür, denetimin bağımsız denetim firmalarında, bağımsız denetmenler tarafından yapılması gerektiğine inanıyor: “Müteahhitin denetim firması üzerinde en ufak bir etkisinin bulunmaması gerekiyor. Ne yazık ki küçük yerleşim birimlerine yapı denetim firmaları ile müteahhidin arasındaki kronik bağın koparılması çok güç.”</p>
<p class="p2"><strong>Maliyet sorunu</strong></p>
<p class="p2">Dr. Sesigür’e göre depremlere dayanıklı yapılarda <b>sismik yalıtım yöntemleri</b> veya başka bir deyişle <b>taban izolasyonu</b>, binanın sarsıntılardan minimum ölçüde etkilenmesinin en etkili yolu. Bu izolasyonların aslında şehir hastanelerinde kullanılması zorunlu. Üstelik Ülkemizde de üretiliyor. Maliyeti yüksek olacağı için konutlarda pek tercih edilmiyor. Bu donanımın köprülerde de kullanılması da gerekiyor. Deprem bölgesindeki yıkılan hastanelerde bu sismik yalıtım yöntemlerinin kullanılmadığı açık. Japonya’daki yıkıcı depremlerde bu kadar az sayıda yapının hasar görmesinin birinci nedeni bu izolasyonlar.</p>
<p class="p2"><strong>İstanbul için yol gösterici</strong></p>
<p class="p2">Dr. Sesigür, binlerce binanın yıkıldığı bir felakette delil tespitinin vakit geçirilmeden yapılmasının önemine değiniyor. Avukat ve mühendislerden oluşan uzman heyetler tarafından delil tespitinin enkaz kaldırma çalışmalarından önce, hemen şimdi yapılmasını bir zorunluluk olduğunu söylüyor. Öyle ki bu çalışmalardan elde edilecek bulgular başta İstanbul olmak üzere, büyük bir risk altındaki Anadolu kentlerinin olası depremlere karşı daha hazırlıklı olmalarına zemin hazırlayabilir.</p>
<p class="p2"><strong>Japonya’daki inşaatlardan çıkartacağımız dersler</strong></p>
<p class="p2">Dünyada tek bir ülke depreme dayanıklılık konusunda rakip tanımıyor. Bu ülke Japonya.<span class="Apple-converted-space">  </span>Depreme dayanıklı inşaat teknolojisinde, tüm ülkelerin Japonya’dan öğreneceği çok şey var. Özet olarak en önemli dersler şunlar:</p>
<p class="p2"><strong>-Güçlü yönetmelikler yaşamsal önem taşır:</strong> Dayanıklılık için minumum standartlar yönetmeliklerde açıkça belirtilmiştir. Japon müreahhitler bu kurallara harfiyen uyarlar. Ve bu yapılarda yaşayanlar güvende olduklarından emindirler ve geceleri korkmadan uyuyabilirler.</p>
<p class="p2"><strong>-İnovasyon gereklidir:</strong> Japon tasarımcılar binalarının depreme daha dayanıklı olmasını sağlamak için sürekli yenilik yapmaya kendilerini mecbur hissederler.</p>
<p class="p2"><strong>-Yatırım kaçınılmazdır: </strong>Depreme dayanıklı yapılar, standart yapılara göre %20 daha pahalıya mal olur. Ne var ki uzun vadede bu yaklaşım müteahhitlere para kazandırır, zira deprem vurduğunda binaları hasar görmez.</p>
<p class="p2"><strong>17 Ağustos depreminin merkezindeki Tavşancıl’da nasıl ‘çivi bile oynamadı’?</strong></p>
<p class="p2">17 Ağustos depreminde Tavşancıl’da hiçbir bina yıkılmadı ve kimsenin  ‘burnu bile kanamadı’. <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/99-depreminde-yikilmayan-tek-yer-tavsancil">BBC’nin haberine</a> göre bu şans veya tesadüf değil, bilim insanlarının önerileri doğrultusunda hareket etmelerinin sonucu.</p>
<p class="p2">Binlerce insanın yaşamını yitirmesine ve on binlerce binanın yıkılmasına neden olan 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nin üzerinden 24 yıl geçti. Bilim insanları, depremin merkezinde olmasına rağmen bir beldenin nasıl hasar almadığını araştırdı. Herkesin dikkatini çeken bu yer, Kocaeli’nin Dilovası ilçesine bağlı Tavşancıl’dı.</p>
<p class="p2">Habere göre süreç şöyle gelişti: Tavşancıl 1987’de belde belediyesi oldu. 1989 yerel seçimlerinde belediyenin başkanlığını <b>Salih Gün</b> kazandı. Geçen yıl Covid nedeniyle hayatını kaybeden Gün, başkan seçildikten sonra imar planı için Kocaeli Üniversitesi’nden bilim insanlarına başvurdu.</p>
<p class="p2">Bilim insanları, hazırladıkları zemin etüt raporunda deprem riskine dikkat çekti. Beldenin Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer aldığı belirtilerek, buna uygun bir plan çizildi. Gün, tam da bu rapora uygun adımlar attı. Gün’o zaman tepki görse de en fazla üç katlı binalara izin verdi.</p>
<p class="p2">Genelde evler iki katlı ve birbirlerine yakın değildi. Mahalle sakinleri, o zaman evine çatı katı atmak istediklerinde bile buna izin alamadıklarını açıklıyorlar.</p>
<p class="p2">Gün’den sonra imar planının gevşediğine dikkat çekiliyor. Bir mahalle sakini, yeni belediye başkanlarının daha fazla oy için imar planındaki o katı tavırdan vazgeçtiğini ve kaçak yapılaşmanın arttığını söylüyor.</p>
<p class="p2">Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nden Doç. Dr. Doğan Kalafat’a göre Gün’ün taviz vermemesi depremin bertaraf edilmesini sağladı. Yeni bir depremin muhakkak olacağını belirten Kalafat, “Belediye başkanları hiçbir şekilde taviz vermemeli” dedi.</p>
<p><strong>Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 16.02.2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 359. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.washingtonpost.com/science/2023/02/06/turkey-earthquake-magnitude/">https://www.washingtonpost.com/science/2023/02/06/turkey-earthquake-magnitude/</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-023-00364-y">https://www.nature.com/articles/d41586-023-00364-y</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&amp;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building">https://www.planradar.com/gb/japan-earthquake-proof-buildings/#:~:text=Common%20earthquake%2Dproof%20features%20in%20Japanese%20buildings&amp;text=The%20use%20of%20diagonal%20dampers,help%20to%20fortify%20the%20building</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.htmlhttps://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.html">https://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.htmlhttps://www.imo.org.tr/TR,143081/turkiye-bina-deprem-yonetmeligi-yayinlandi.html</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.nytimes.com/live/2023/02/05/world/turkey-earthquake">https://www.nytimes.com/live/2023/02/05/world/turkey-earthquake</a></span></strong></p>
<p class="p3"><strong><span class="s1"><a href="https://www.diken.com.tr/bbc-arastirdi-marmara-depreminin-merkezindeki-tavsancilda-nasil-civi-bile-oynamadi/">https://www.diken.com.tr/bbc-arastirdi-marmara-depreminin-merkezindeki-tavsancilda-nasil-civi-bile-oynamadi/</a></span></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/depremler-neden-bu-kadar-yikici-oldu">Depremler neden bu kadar yıkıcı oldu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29031</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye ve Suriye&#8217;deki hayvanlar depremi erken mi hissetti? </title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-ve-suriyedeki-hayvanlar-depremi-erken-mi-hissetti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 07:03:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hayvanlar]]></category>
		<category><![CDATA[hissetmek]]></category>
		<category><![CDATA[kuşlar]]></category>
		<category><![CDATA[sezmek]]></category>
		<category><![CDATA[sismik]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29025</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oklahoma Depremi: Sabah 6:47&#8217;de binlerce kuşun Oklahoma eyaleti boyunca uçtuğu radarla görüntülendi. Sonra sabah 7:02&#8217;de eyaleti Pawnee İlçesinden kaynaklanan 5.6 büyüklüğünde bir deprem vurdu. Hayvanlar depremi erken mi hissetti? Bu konu çok tartışılır her zaman ve pek çok bilimsel makaleye de konu olmuştur. Şimdi Türkiye ve Suriye’yi yıkan depremde Washington Post gazetesinde Leo Sands bir makale yayımladı. Kuşlar, karla kaplı binaların üzerinde düzensiz bir şekilde uçtu. Köpekler yüksek sesle uludu. Ardından, Türkiye ve Suriye&#8217;de meydana gelen yıkıcı bir deprem binaları yerle bir etti. Sosyal medya kullanıcıları, 7.8 büyüklüğündeki büyük deprem ve önemli artçı sarsıntıların hemen öncesinde hayvanların tuhaf davranışlar sergilediğini iddia etti. Bu iddiayı doğrulamak zor olsa da hayvanların güçlü depremleri insanlardan önce algılayabildiği fikri eski zamanlardan beri teorileştirilir. Bu görüşü destekleyen bilimsel araştırmalar var. Bilim insanlarına göre, tıpkı sismolojik makinelerin insan vücudunun algılayamadığı sarsıntıları algılayabilmesi gibi, hayvanlar da Dünya&#8217;da dolaşan küçük ön sarsıntıları daha güçlü deprem dalgaları gelmeden saniyeler önce algılamak için daha donanımlıdır. Bazı araştırmacılar, hayvanların ön şoklardan önce onları hissedebileceklerini söylüyor. US Geological Survey&#8217;e göre (1), bir depremden önceki saniyelerdeki anormal hayvan davranışı, iki sismik dalga biçimi arasındaki farkla açıklanıyor. Birincil veya P dalgaları, merkez üssünden saniyede birkaç mil hızla hareket eden bir depremden yayılan ilk dalgalardır. USGS, bunların hayvanlar için daha belirgin olduğunu söylüyor. P dalgalarını, zemini yuvarlanma hareketiyle sallayan daha güçlü ikincil veya S dalgaları takip eder. USGS kılavuzu, &#8220;Deprem kaynağından en hızlı şekilde yayılan ve daha büyük S dalgasından önce gelen daha küçük P dalgasını çok az insan fark eder&#8221; diyor. &#8220;Fakat duyuları daha keskin olan birçok hayvan, S dalgası gelmeden saniyeler önce P dalgasını hissedebiliyor.&#8221; Sismoloji makineleri tarafından tespit edilen ve analiz edilen ilk sarsıntılar, genellikle bir dakikadan daha kısa süren depremler erken uyarı sistemleri tarafından da kullanılır. Peki hayvanlar depremleri modern makinelerden daha erken ve daha iyi hissedebilir mi? Binlerce yıldır insanlar, depremleri dakikalar veya saatler önce tespit eden hayvanları anekdot olarak gözlemlese de, bilimin bunları doğrulaması daha zor. 12 saat önce verdikleri belirti Bir araştırmacı, hayvanların depremleri ön sarsıntılarından önce bile hissedebileceklerini söylüyor.  Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü direktörü Martin Wikelski &#8220;Hayvanların gerçekten depremlerin habercilerini hissettiklerine dair çok iyi göstergelerimiz var” diyor. 2020&#8217;de yayınlanan araştırmada (2) Wikelski ve arkadaşları, birkaç ay boyunca hareketlerini gözlemlemek için bir İtalyan çiftliğindeki ineklere, köpeklere ve koyunlara elektronik etiketler taktı. Yakınlarda tespit edilen sekiz büyük depremden yedisinden önce, hayvanlar alışılmadık bir şekilde 45 dakikadan fazla, &#8220;süper aktif&#8221; haldeydiler (sürekli hareket hali). Wikelski&#8217;nin &#8220;temelde hayvanlar için küçük cep telefonları&#8221; olarak tanımladığı cihazlarla yürütülen araştırma, hayvanların depremleri potansiyel olarak insanlardan 12 saatten daha uzun bir süre, yani bir ön sarsıntıdan çok önce tespit edebileceğini öne sürdü. &#8220;İnekler başlangıçta dondu” Hayvanların olağandışı tepki vermesinin nedenleri henüz net değil, &#8220;Bize bir şeyler söyleyebileceklerine dair işaretler var. Bunu nasıl yapıyorlar, henüz bilmiyoruz” dedi. Tehlikeyi sezme yeteneklerinin, birbirleriyle iletişim kurma yetenekleriyle ilgili olabileceğine inanıyor. &#8220;İnekler başlangıçta dondu &#8211; hiç hareket etmediler. Ve sonra bu, köpekler gerçekten sinirlendi ve havlayarak çıldırmaya başladılar. Ve sonra koyun çıldırdı. Ve bu da inekleri gerçekten çıldırtmaya başladı.” Wikelski hayvanların merkez üssünden 12 mil uzaktaki depremleri önceden tespit etmiş olabileceğini söyledi. Çiftlik hayvanlarının yer altı basıncıyla havaya salınan demir seviyelerine mi tepki gösteriyorlar sorusun araştırmalı planlıyor. Wikelski, &#8220;Bu hayvanların kavradığı başka faktörler de var &#8211; ama bu hala bir kara kutu&#8221; dedi. 700 anormal davranış mı? Bununla birlikte, depremlerden önce kaydedilen 700 anormal hayvan davranışı iddiasına araştıranlara daha fazla kanıt gerekiyordu. Araştırmacılar, hayvanların sismik makinelerden önce depremleri tespit etme yeteneğine sahip olup olamayacakları sorusuna odaklandı (3). Tuhaf davranan hayvanların birçok tarihi örneği, daha büyük deprem dalgalarından saniyeler önce yayılan sismik ön şoklarla açıklanabilir. Ayrıca, mevcut kanıtların çoğu güvenilir olamayacak kadar anekdot niteliğindeydi. Tarihten ve günümüzden başka önemli örnekler de var. Romalı yazar Aelian&#8217;a atfedilen en eski anekdot anlatımlarından biri, MÖ 373&#8217;te bir depremle yerle bir edilmeden ve bir tsunami tarafından yok edilmeden önce farelerin, yılanların, kırkayakların ve böceklerin Helike şehrinden nasıl kaçtıklarını ayrıntılarıyla anlatıyor. (4) Kaynaklar www.usgs.gov/programs/earthquake-hazards/animals-earthquake-prediction https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/eth.13078 (3) https://pubs.geoscienceworld.org/ssa/bssa/article-abstract/108/3A/1031/530275/Review-Can-Animals-Predict-Earthquakes-Review-Can?redirectedFrom=fulltext (4) https://blogs.scientificamerican.com/history-of-geology/can-animals-sense-earthquakes/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-ve-suriyedeki-hayvanlar-depremi-erken-mi-hissetti">Türkiye ve Suriye&#8217;deki hayvanlar depremi erken mi hissetti? </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-29027 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/kuslar.jpeg" alt="" width="400" height="250" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/kuslar.jpeg 720w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/kuslar-300x188.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" />Oklahoma Depremi: Sabah 6:47&#8217;de <a href="http://www.washingtonpost.com/news/capital-weather-gang/wp/2016/09/06/caught-on-radar-thousands-of-birds-took-flight-minutes-before-an-okla-earthquake/">binlerce kuşun</a> Oklahoma eyaleti boyunca uçtuğu radarla görüntülendi. Sonra sabah 7:02&#8217;de eyaleti Pawnee İlçesinden kaynaklanan 5.6 büyüklüğünde bir deprem vurdu.</p>
<p><strong>Hayvanlar depremi erken mi hissetti?</strong></p>
<p>Bu konu çok tartışılır her zaman ve pek çok bilimsel makaleye de konu olmuştur. Şimdi Türkiye ve Suriye’yi yıkan depremde <a href="https://www.washingtonpost.com/science/2023/02/07/animals-turkey-syria-sense-earthquake/"><strong><em>Washington Post</em> </strong></a>gazetesinde Leo Sands bir makale yayımladı.</p>
<p>Kuşlar, karla kaplı binaların üzerinde düzensiz bir şekilde uçtu. Köpekler yüksek sesle uludu. Ardından, Türkiye ve Suriye&#8217;de meydana gelen yıkıcı bir deprem binaları yerle bir etti. Sosyal medya kullanıcıları, 7.8 büyüklüğündeki büyük deprem ve önemli artçı sarsıntıların hemen öncesinde hayvanların tuhaf davranışlar sergilediğini iddia etti. Bu iddiayı doğrulamak zor olsa da hayvanların güçlü depremleri insanlardan önce algılayabildiği fikri eski zamanlardan beri teorileştirilir.</p>
<p>Bu görüşü destekleyen bilimsel araştırmalar var. Bilim insanlarına göre, tıpkı sismolojik makinelerin insan vücudunun algılayamadığı sarsıntıları algılayabilmesi gibi, hayvanlar da Dünya&#8217;da dolaşan küçük ön sarsıntıları daha güçlü deprem dalgaları gelmeden saniyeler önce algılamak için daha donanımlıdır. Bazı araştırmacılar, hayvanların ön şoklardan önce onları hissedebileceklerini söylüyor.</p>
<p>US Geological Survey&#8217;e göre (1), bir depremden önceki saniyelerdeki anormal hayvan davranışı, iki sismik dalga biçimi arasındaki farkla açıklanıyor. Birincil veya P dalgaları, merkez üssünden saniyede birkaç mil hızla hareket eden bir depremden yayılan ilk dalgalardır. USGS, bunların hayvanlar için daha belirgin olduğunu söylüyor. P dalgalarını, zemini yuvarlanma hareketiyle sallayan daha güçlü ikincil veya S dalgaları takip eder.</p>
<p>USGS kılavuzu, &#8220;Deprem kaynağından en hızlı şekilde yayılan ve daha büyük S dalgasından önce gelen daha küçük P dalgasını çok az insan fark eder&#8221; diyor. &#8220;Fakat duyuları daha keskin olan birçok hayvan, S dalgası gelmeden saniyeler önce P dalgasını hissedebiliyor.&#8221;</p>
<p>Sismoloji makineleri tarafından tespit edilen ve analiz edilen ilk sarsıntılar, genellikle bir dakikadan daha kısa süren depremler erken uyarı sistemleri tarafından da kullanılır.</p>
<p>Peki hayvanlar depremleri modern makinelerden daha erken ve daha iyi hissedebilir mi? Binlerce yıldır insanlar, depremleri dakikalar veya saatler önce tespit eden hayvanları anekdot olarak gözlemlese de, bilimin bunları doğrulaması daha zor.</p>
<p><strong>12 saat önce verdikleri belirti</strong></p>
<p>Bir araştırmacı, hayvanların depremleri ön sarsıntılarından önce bile hissedebileceklerini söylüyor.  Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü direktörü Martin Wikelski &#8220;Hayvanların gerçekten depremlerin habercilerini hissettiklerine dair çok iyi göstergelerimiz var” diyor.</p>
<p>2020&#8217;de yayınlanan araştırmada (2) Wikelski ve arkadaşları, birkaç ay boyunca hareketlerini gözlemlemek için bir İtalyan çiftliğindeki ineklere, köpeklere ve koyunlara elektronik etiketler taktı. Yakınlarda tespit edilen sekiz büyük depremden yedisinden önce, hayvanlar alışılmadık bir şekilde 45 dakikadan fazla, &#8220;süper aktif&#8221; haldeydiler (sürekli hareket hali). Wikelski&#8217;nin &#8220;temelde hayvanlar için küçük cep telefonları&#8221; olarak tanımladığı cihazlarla yürütülen araştırma, hayvanların depremleri potansiyel olarak insanlardan 12 saatten daha uzun bir süre, yani bir ön sarsıntıdan çok önce tespit edebileceğini öne sürdü.</p>
<p><strong>&#8220;İnekler başlangıçta dondu”</strong></p>
<p>Hayvanların olağandışı tepki vermesinin nedenleri henüz net değil, &#8220;Bize bir şeyler söyleyebileceklerine dair işaretler var. Bunu nasıl yapıyorlar, henüz bilmiyoruz” dedi. Tehlikeyi sezme yeteneklerinin, birbirleriyle iletişim kurma yetenekleriyle ilgili olabileceğine inanıyor.</p>
<p>&#8220;İnekler başlangıçta dondu &#8211; hiç hareket etmediler. Ve sonra bu, köpekler gerçekten sinirlendi ve havlayarak çıldırmaya başladılar. Ve sonra koyun çıldırdı. Ve bu da inekleri gerçekten çıldırtmaya başladı.”</p>
<p>Wikelski hayvanların merkez üssünden 12 mil uzaktaki depremleri önceden tespit etmiş olabileceğini söyledi. Çiftlik hayvanlarının yer altı basıncıyla havaya salınan demir seviyelerine mi tepki gösteriyorlar sorusun araştırmalı planlıyor. Wikelski, &#8220;Bu hayvanların kavradığı başka faktörler de var &#8211; ama bu hala bir kara kutu&#8221; dedi.</p>
<p><strong>700 anormal davranış mı?</strong></p>
<p>Bununla birlikte, depremlerden önce kaydedilen 700 anormal hayvan davranışı iddiasına araştıranlara daha fazla kanıt gerekiyordu. Araştırmacılar, hayvanların sismik makinelerden önce depremleri tespit etme yeteneğine sahip olup olamayacakları sorusuna odaklandı (3). Tuhaf davranan hayvanların birçok tarihi örneği, daha büyük deprem dalgalarından saniyeler önce yayılan sismik ön şoklarla açıklanabilir. Ayrıca, mevcut kanıtların çoğu güvenilir olamayacak kadar anekdot niteliğindeydi.</p>
<p>Tarihten ve günümüzden başka önemli örnekler de var. Romalı yazar Aelian&#8217;a atfedilen en eski anekdot anlatımlarından biri, MÖ 373&#8217;te bir depremle yerle bir edilmeden ve bir tsunami tarafından yok edilmeden önce farelerin, yılanların, kırkayakların ve böceklerin Helike şehrinden nasıl kaçtıklarını ayrıntılarıyla anlatıyor. (4)</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><a href="http://www.usgs.gov/programs/earthquake-hazards/animals-earthquake-prediction">www.usgs.gov/programs/earthquake-hazards/animals-earthquake-prediction</a></p>
<p><a href="https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/eth.13078">https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/eth.13078</a></p>
<p>(3) <a href="https://pubs.geoscienceworld.org/ssa/bssa/article-abstract/108/3A/1031/530275/Review-Can-Animals-Predict-Earthquakes-Review-Can?redirectedFrom=fulltext">https://pubs.geoscienceworld.org/ssa/bssa/article-abstract/108/3A/1031/530275/Review-Can-Animals-Predict-Earthquakes-Review-Can?redirectedFrom=fulltext</a></p>
<p>(4) <a href="https://blogs.scientificamerican.com/history-of-geology/can-animals-sense-earthquakes/">https://blogs.scientificamerican.com/history-of-geology/can-animals-sense-earthquakes/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/turkiye-ve-suriyedeki-hayvanlar-depremi-erken-mi-hissetti">Türkiye ve Suriye&#8217;deki hayvanlar depremi erken mi hissetti? </a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29025</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
