Jeodin: Dinle yönetilen coğrafyalar

Öne Çıkanlar Toplum Yerküre

Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale geldi. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başladı. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebiliyor.

Ülkelerin tarihi, coğrafi, ekonomik ve kültürel özelliklerinden kaynağını alan ve genellikle uzun asırların birikimiyle şekillenen “makro politik” hedefleri vardır. Bu hedefler, jeopolitik biliminin ana konusunu oluşturur. Bu bağlamda “jeo-politik” sözcüğündeki “jeo” bileşeni, coğrafi özelliklerin, ülkelerin benimsedikleri politikalar üzerindeki belirleyiciliğini ifade etmektedir. Yine ülkelerin doğal ortam özellikleri, nüfusu, sosyolojisi, kültürel-ekonomik nitelikleri, tarihi, madenleri, ormanları, akarsuları, gölleri, denizleri, matematik konumu ve dini inanışları jeopolitik biliminin veri kaynaklarındandır. Bu verilerin bazıları değişebilir, bazıları ise değişmez (statik) niteliktedir.

Din olgusu, geleneksel jeopolitik anlatımda, jeopolitiğin “değişmeyen unsur”u olarak ele alınmıştır. Bu değişmezlik, toplumların bir dini inançtan başka bir dini inanca geçişinin zorluğunu ifade ettiği kadar aynı zamanda dinlerin ritüellerini ve temel metinlerinin değişmezliğini de vurgulamaktadır. Klasik jeopolitik anlayış, din olgusuna bu “değişmezlik” üzerinden yaklaşmaktadır.


Dinler değişime kapalı mı?

Dini inanışlar, her toplumda görülmekle birlikte, toplumların günlük hayatlarındaki yeri ve etkinliği farklıdır. Ayrıca insanların din kavrayışları, zamana ve mekâna bağlı olarak değişebilmektedir. Bu anlamda “a priori” olarak değişmeyen bir “töz” kabul edilen din kavramının, metafizik/ inanç esaslarının değişime-dönüşüme kapalı olduğu varsayılsa bile toplumların değişime açık olması, inanç ögelerini de değişebilir hale getirmektedir.

Dinsel değişim ve dönüşümün diğer dinamiklerini ise dinlerin yayıldığı coğrafi mekânın özellikleri, tarihi, toplumsal yapısı, kültürel ve ideolojik etkileşimleri ile modernite oluşturmaktadır. Paradoksal olarak bugün bazı dinler, kaynağı dışındaki ülkelerde daha güçlüdür. Aynı zamanda birçok din yayıldıkça ve kitleselleştikçe büyük ölçüde değişime uğramıştır. Bu nedenle dinlerin bugün sergiledikleri formun, genellikle orijinal halinden uzak olduğu görülmektedir.

Ortadoğu’da yakın dönemde yaşanan gelişmeler göstermiştir ki; savaş gibi toplumsal travmalar, siyasal gerilimler, yaşanan toplumsal şiddet olayları ve politik ihtiyaçlar çok bileşenli olarak din algısında değiştirici/ dönüştürücü etkiler yapmakta ve yeni dinsel yapıların ortaya çıkışına zemin hazırlamaktadır.

Din, siyaset ve jeopolitik

Dünya, özellikle 20. y.y.’ın ikinci yarısından sonra dindarlaşma eğilimine girmiştir. Çağdaş uluslararası ilişkilerde, dinlerin “siyasi uyanış”ını düşündüren fenomenlerle giderek daha sık karşılaşılmaktadır. Ayrıca küreselleşme olgusuyla birlikte din etkeni, tüm devletlerin dış ve iç politikalarında daha fazla görünür hale gelmiştir. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebilmektedir.

Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale gelmiştir. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başlamıştır. Dinsel kimlikçiliğin en az etnik kimlikçilik kadar çözücü bir istikrarsızlık ve çatışma kaynağına dönüşebildiği, güncel örneklerle görülmektedir.

Jeodin nedir?

Geniş bir tarihsel süreçte gelişen din-politika etkileşimi, jeopolitik içerikte yeni bir kavramsallaşmanın önünü açmıştır. Bu perspektifte ortaya çıkan “jeodin” kavramı; jeopolitik amaçları gerçekleştirmek için din/ inanç olgusunun kullanılması anlamına gelmektedir.

Bir bilimsel yaklaşım olarak jeodin; bir bölgedeki dinsel-politik ilişkilerdeki gelişmelerin, jeopolitik yansımasını değerlendirir. Başka bir anlatımla jeodin, inançların manipüle edilmesini, dönüşmesini veya dönüştürülmesini, “ılımlı”laşmasını veya radikalleşmesini ya da geleneksel halini korumasını, politikleşmesini yahut toplumların ve devletlerin dinselleşmesi veya sekülarizasyonu ile gelişen jeopolitik süreç ve sonuçları konu edinir.

Jeodini düşünüşe, tarihin eski dönemlerinden beri rastlanmaktadır. Din adamları, imparatorlar, siyasetçiler ve askerlerin bu tarz gelişmeleri izlediğini gösteren pek çok tarihi olay bulunmaktadır. Haçlı Seferleri’nden “Yeşil Kuşak” teorisine, Polonya’nın komşu kültürel etkilere karşı bir kalkan olarak kullandığı Katolikliğinden “demokrasi” söylemli, din motivasyonlu “Arap Baharı”na kadar tarihin çeşitli varyantında jeodini gelişmelere rastlanmaktadır.

Jeodin kavramı da, tıpkı jeoekonomi kavramı gibi büyük ölçüde Asya’daki gelişmelere bağlı olarak güncellik kazanmaktadır. Nitekim Çin’in yükselen ekonomik gücünü, jeopolitik fayda amacıyla kullanması sonucunda, “jeoekonomi” kavramının akademik ve siyasi gündemde daha fazla yer tuttuğu bilinmektedir. Benzer biçimde 11 Eylül süreci, Afrika, Ortadoğu, Asya’da radikal akımların güçlenmesi ve özellikle Çin’in küresel açılım politikasının gereği olarak farklı kültürlere ve dinlere artan ilgisi, “jeodin” kavramını 21. y.y.’ın gündemine taşımıştır. Bu nedenle jeodin kavramı da gelişim süreçleri itibariyle büyük ölçüde “Asyalı”dır.

Bugünün gelişmeleri

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, özellikle “ikinci ve üçüncü dünya”nın küresel düzene “antiemperyalist” itirazları, yerini büyük ölçüde dini-ideolojik doktrinleri benimsemiş silahlı gruplara ve iç çatışmalara terk etmiş görünmektedir. Nitekim bugün dünyanın gerilimli/ çatışmalı 25 bölgesinin 15’inde yaşanan çatışmalarda, dinsel-ideolojik gerekçeler öne çıkmaktadır.

Nedenlerine göre dünyanın gerilimli - çatışmalı bölgeleri (2022)

Güncel jeodini gelişmeler en yoğun haliyle Asya’da yaşanmaktadır. Orta ve Güney Asya ülkelerinde yükselen dinsel fanatizm, özellikle Afganistan, Myanmar, Hindistan ve Pakistan’da tırmanmaktadır. Radikal eğilimler ve fanatik akımlar, Asya’da yayılış gösteren hemen hemen tüm kitlesel dinlerin bünyesinde taban bulmaktadır.

Sonuç

Jeopolitik amaçları ilerletmenin birçok enstrümanı bulunmaktadır. Din olgusu bu enstrümanların en sofistike ve derinlikli olanıdır. Bir tarihsel gerçeklik olarak, siyasi düzenlerin dağılmasında veya güçlendirilmesinde din olgusu belirgin bir yer tutmaktadır. Bu nedenle devletler siyasal amaçlarla genellikle -kontrollü biçimde- dinselliği desteklemektedir. Dolayısıyla dini alan uzun zamandır politize haldedir.

Dünyanın günümüzde çatışmalı bölgelerinin çoğunda dini gerekçeler; siyasi ve ekonomik nedenleri ikinci planda bırakacak biçimde başat etkenler olarak öne sürülmektedir. Başka bir anlatımla, dini argümanlar, günümüzün ideolojisiz dünyasında, kriz/müdahale bölgelerinin oluşmasında ön sıralarda yer almaktadır.

Dünyanın bugün geldiği aşamada, din referanslı siyasi olayların, çatışmaların ve müdahalelerin yeryüzünün pek çok bölgesinde yaygınlaştığı ve sonuçlarının kısa sürede alınabildiği bir vasatta, jeodini yaklaşım, gelişen süreçlerin çözümlenmesinde analitik bir seçenek sunmaktadır.

Doç. Dr. Bülent Güner, Munzur Üniversitesi, Coğrafya Bölümü,  bguner@munzur.edu.tr