<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>araştırma arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/arastirma/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/arastirma</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 May 2024 12:43:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Beyin göçünü beyin gücüne nasıl dönüştürebiliriz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/beyin-gocunu-beyin-gucune-nasil-donusturebiliriz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2024 12:42:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[beyin göçü]]></category>
		<category><![CDATA[beyin gücü]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Şakir Ayık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=31374</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Şakir Ayık, yurt dışında çalışan hocalarımızla irtibata geçerek ve kısmen destek vererek yaz aylarını ülkemizdeki üniversitelerde geçirmesini sağlamak ve bu şekilde yurt dışındaki donanımlı bilim insanlarımızın katkılarını ülkemize kazandırmak çok önemlidir diyor ve kendi yaptığı çalışmalardan başarılı örnekler veriyor. YAZI: ŞAKİR AYIK (ayik@tntech.edu) Emeritus Profesör; Tennessee Tech University Physics Department Büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi amacımız ülkemizi “Bilim ve Akıl” öncülüğünde “Çağdaş Uygarlık Düzeyine” ulaştırmaktır. Bu amacı gerçekleştirmenin temel yolu öğrencilerimize akla ve bilime dayalı eğitimi vermekle başlar. Sadece günümüzün genç kuşaklarını eğitmek yeterli değildir. Bilim ve teknolojinin çok hızlı gelişmesinden dolayı herkes ömür boyu eğitim alarak kendini yenilemek durumundadır. Bilim ve teknolojide çağdaş düzeye erişebilmek için eğitim vermek, amaca ulaşmanın sadece gerekli şarttır ama kesinlikle yeterli değildir. Genç kuşaklarımıza araştırmalar yapabilmesi için gerekli donanımı hazırlayıp yeterli desteği vermek gerekmektedir. İkinci aşama yeterli ölçüde gerçekleşirse bilimsel araştırma ürünlerinin teknolojiye dönüşümü mümkün olabilir ve ülkemizin çağdaş uygarlık içinde hak ettiği yeri alabilir. Bilimde ilerleme ve teknoloji ürünlerinin gelişmesi için üzerinde dikkatle durmamız gereken iki ana konu “Eğitim ve Araştırma” dır. Çok yetenekliler dönmediler 1960’li yıllardan sonra ülkeler, özellikle temel bilimlerde, eğitim ve araştırmanın önemini çok daha fazla idrak etmeye başladılar. Bu yılların başından itibaren özellikle Avrupa’da Almanya ve Asya’ da Çin Halk Cumhuriyet’i (CHC) olmak üzere yetenekli genç öğrencilerini temel bilimlerde eğitim almak ve araştırmayla tanışmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gönderdiler. ABDleri beyin göçünden yararlanacağını bildiği için gelen genç ve yetenekli öğrencileri destekledi. Bu dönemde ülkemizden de genç ve yetenekli öğrenciler TÜBİTAK veya Bakanlık burslarıyla ABD‘ine gittiler. Genç yetenekli öğrencilerin ABD’ne göçü 1980’lere kadar devam etti. Bu ülkelerden ABD’lerine gidenler arasında çok yetenekli olanlar geri dönmediler. 1980’li yıllardan itibaren ÇHC’den ABD’ne yetenekli öğrenci göçü durdu. Bu arada yeterli sayıda öğrenci eğitimi alarak CHC’ne döndü ve eğitime katkı verdiler. Ondan sonraki yıllarda temel eğitimi almış genç bilim insanları AVRUPA’nın çeşitli ülkelerine devlet desteğiyle gelip gittiler ve ÇHC mucizesinin gerçekleşmesine katkı yaptılar. 1970 yılarından sonra Almanya çok başarılı Alman asıllı bilim insanlarını cazip tekliflerle geri çağırdı. Maalesef ülkemizden göçen yetenekli insanlarımızın çoğu geri dönmedi ve beyin göçü halen devam etmektedir. Temel bilimler çok önemli Özellikle temel bilimlerin çağdaş düzeye erişebilmesi için eğitim seferberliğinin yapılması gerekiyor. Bu amaca ulaşmak için gerek ABD’nde ve gerekse AVRUPA’da yaşayan yetenekli bilim insanlarımızın katkılarını almak çok önemlidir. Bu katkılar sağlanabilirse beyin göçünü beyin gücüne çevirmek mümkün olabilir. Özellikle ABD’nde bilim insanları bir yılda dokuz ay kontratla çalışır, yaz ayları araştırma yapmakla geçer. Proje destekli öğretim üyelerinin araştırmalarını kendi üniversitelerinde yapmak zorunluluğu yoktur, araştırma çalışmalarını istedikleri yerde yapabilirler. Yurt dışında çalışan hocalarımızla irtibata geçerek ve kısmen destek vererek yaz aylarını ülkemizdeki üniversitelerde geçirmesini sağlamak ve bu şekilde yurt dışındaki donanımlı bilim insanlarımızın katkılarını ülkemize kazandırmak çok önemlidir. Bu şekilde hem yetenekli öğrencilerimizin araştırmaya yönelmesi hem ülke içinde ve hem de ülke dışında ortak çalışmalara katılması mümkün olabilir. Genel fizik öğrenimi çok önemli Temel bilimler arasında özellikle genel fizik eğitiminin çok önemli olduğu fikrindeyim. Dört yıllık temel fizik eğitimi almış bir öğrenci, klasik fizik yasalarının yanı sıra, matematik öğrenir, bilgisayar öğrenir, kuantum fiziği öğrenir, istatistik biliminin kurallarını öğrenir, termodinamik öğrenir ve deneysel becerilerini geliştirir. Dolayısıyla dört yıllık fizik eğitimi almış bir öğrenci iş dünyasının değişik alanlarında çalışma olanağına sahip olur. İyi yetişmiş fizik öğrencileri, yüksek lisans ve doktora çalışması yapmadan bile, sadece lisans eğitiminde kazandıkları beceriler yardımıyla ileri teknoloji konularında araştırma ve üretim yapan tesislerde çalışabilir. Çalışma sahaları sadece değişik mühendislik alanlarıyla sınırlı değildir. İstatistik, termodinamik ve çok parçacıklı sistem kurallarını öğrendikleri için, ekonomi ve tıp sahalarında da çalışma imkanlarına sahiptirler. Basit bir örnek Burada basit bir örnek olarak karbon monoksit zehirlenmesinden kısaca bahsedebilirim. Canlı organizmaların yaşamlarını devam ettirecek enerjiyi hücrelere kandaki kırmızı yuvarların (alyuvarlar) oksijen taşımasıyla sağlanır. Kırmızı yuvarların ortamına oksijen moleküllerinin yani sıra karbon monoksit molekülleri de bulunursa istatistik mekanik kuramına göre kırmızı yuvarlara oksijen molekülleri yerine korbon monoksit molekülleri bağlanma olasılığı daha yüksektir. Bu da canlı organizmadaki hücrelerin enerjisiz kalmasına yol açar. Bu örnekte olduğu gibi canlı organizmaların temel davranışlarını mekanik ve istatistik mekanik kurallarıyla anlamak mümkündür. Bu bilim dalı kuramsal mikroskopik biyo- kimya dalının konusudur. Kendi katkılarım Uzunca bir girişten sonra, bir örnek olarak, uzun yıllardan beri yaptığım katkılardan kısaca bahsetmek istiyorum. Ankara Üniversitesi Fizik bölümünü 1969 yılında bitirdikten sonra Amerika’da Yale Üniversitesi’nde Nükleer Fizik dalında doktora çalışmamı 1974 yılında tamamladım. Doktora sonrası çalışmamı Almanya’da Heidelberg Üniversitesi’nde yaptım; Darmstadt’daki GSI Nükleer Fizik Laboratuvarında çalıştım, bir süre Münih Teknik Üniversitesi’nde bulunduktan sonra ABD’ne döndüm. 1997 yılından itibaren her yıl yaz döneminde iki-üç ay ve bazen kış döneminde iki-üç hafta süreyle ODTÜ Fizik bölümünü ziyaret ettim. ODTÜ Nükleer Fizik Grubu ile (Prof. Dr. Ahmet Gökalp ve Prof. Dr. Osman Yılmaz) ile ortak çalışmalar yaptık. Ziyaretlerimle ilgili masrafları kendi proje kaynaklarımdan veya TÜBİTAK kaynaklarından sağladım. Grubumuz olarak 2003-2019 yılları arasında altı farklı TÜBİTAK araştırma projesi yürüttük. Yedinci TÜBİTAK projesi halen devam etmektedir. Nükleer Fizik grubunda yürütülen ve tamamlanan beş doktora tezine ve yedi yüksek lisans tez çalışmalarında ortak danışmanlık yaptım. Bir doktora ve dört yüksek lisans tez çalışmaları halen devam etmektedir. ODTÜ Nükleer Fizik grubunda yapılan bu ortak çalışmalardan doktora çalışmalarını bitiren altı öğrencimiz halen ülkemizin değişik üniversitelerinde öğretim üyesi olarak ve bir öğrencimiz araştırma görevlisi olarak çalışmalarına devam etmektedir. Bu öğretim üyelerimiz ve görevleri aşağıdaki listede bilgilerinize sunulmuştur. Yetişen 6 öğrencimiz Dr. Kutsal Bozkurt, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fizik Bölümü Başkanı. Dr. Serbülent Yıldırım, Namık Kemal Üniversitesi, Fizik Bölümü Başkanı. Dr. Nuray Er, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Fizik Bölümü. Dr. Bülent Yılmaz, Ankara Üniversitesi, Fizik Bölümü. Selen, Saatçi, TÜBİTAK-MAM. Betül Danışman, Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Biyofizik. Uluslararası işler Nükleer Fizik Grubu ile ortaklaşa uluslararası Nükleer Fizik Yaz Okulları organize ettik. Beş yaz okulu 2002, 2004, 2006, 2008, 2010 yıllarında TÜBİTAK’ın katkılarıyla İstanbul’da Feza Gürsey Enstitüsünde organize ettik. Altıncı yaz okulu 2012 yılında İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde organize ettik. Bu yaz okullarında ABD, Avrupa ve Japonya’dan gelen hocalar Nükleer Fizikte son gelişmeler üzerinde dersler vermişlerdir. Bazı öğrencilerimiz yaz okullarındaki hocalar ile bağlantılar kurarak Avrupa ve Amerika’da değişik üniversiteleri ve laboratuvarları ziyaret etme firsatını bulmuşlardır. Organize ettiğimiz yaz okulları hakkında detaylı bilgiler aşağıdaki web sayfasında bulunabilir: http://www.physics.metu.edu.tr/~osman/summer_schoolS Burada S=1,2,3,4,5,6 alınarak bütün yaz okulları hakkında bilgi edinmek mümkündür. Prof. S. Ayık hakkında detaylı bilgiye “Tennessee Technological University-Physics Department’” web sayfasından ulaşılabilir. 28 makale yayınladık ODTÜ Fizik Bölümü ile yapılan ortak çalışmalar sonucunda çoğunluğu Physical Review C (Phys. Rev. C) dergisinde ve bazıları European Physical Journal A (EPJ A) dergisinde olmak üzere yirmisekiz makale yayınlamış bulunuyoruz ve iki makale üzerinde çalışmalarımız devam etmektedir. Yaptığımız yayınların listesi aşağıda verilmiştir: Ayik, O. Yılmaz, A. Gökalp, and P. Schuck, &#8220;Collisional Damping of Nuclear Collective Vibrations in non- Markovian Transport Approach&#8221;, Phys. Rev. C58, N3 (1998) 1594. Yılmaz, A. Gökalp, S. Yıldırım and S. Ayik, “On Collisional Damping of Giant Dipole Resonance&#8221; , Phys. Lett. B 472 (2000) 258. Yıldırım, A. Gökalp, O. Yılmaz, and S. Ayik, &#8220;Collisional Damping of Giant Monopole and Quadrupole Resonances&#8221; , Eur. Phys. J. A 10 (2001) 289. Ayik, A. Gökalp, O. Yılmaz, K. Bozkurt, “Collisional effects in isovector response function of nuclear matter at finite temperature &#8220;, Acta Phys. Pol. B 34 (2003) 4229. Ayik, B. Yilmaz, A. Gokalp, O. Yilmaz, and N. Takigawa, &#8221; Quantum Statistical Effects on Fusion Dynamics&#8221; Phys. Rev. C 71 (2005) 054611. Yilmaz, S. Ayik, Y. Abe, A. Gokalp, and O. Yilmaz, &#8220;Method for Numerical Simulation of two-term Exponentially Correlated Colored Noise&#8221; Phys. Rev. E 73 (2006) 046114. Ayik, K. Bozkurt, A. Gokalp , O. Yilmaz, “Isovector Response of Nuclear Matter at Finite Temperature” Acta Phys. Pol. B39 (2008) 1413. Ayik, N. Er , O. Yilmaz, A. Gokalp, “Quantal Effects on Spinodal Instabilities in Charge Asymmetric Nuclear Matter” Nucl. Phys. A 812 (2008) Ayik, O. Yilmaz, N. Er, A. Gokalp and P. Ring, &#8221; Spinodal Instabilities in Nuclear Matter is a Stochastic Relativistic Mean-Field Approach &#8220;, Phys. Rev. C 80 (2009) 034613. Ayik, O. Yilmaz, F. Acar, B. Danisman, N. Er and A. Gokalp, &#8220;Investigations of Instabilities in Nuclear Matter is Stochastic Relativistic Models &#8220;, Nucl. Phys. A 859 (2011) 73. Yilmaz, S. Ayik and A. Gokalp, &#8220;Quantal Description of Instabilities in Nuclear Matter in a Stochastic Relativistic Model &#8221; Eur. Phys. J. A 47 (2011) 123. Yilmaz, S. Ayik, F. Acar, S. Saatci and A. Gokalp, &#8220;Investigations of Spinodal Dynamics in Asymmetric Nuclear Matter within a Stochastic Relativistic Model &#8221; ,Eur. Phys. J. A 49 (2013) 33. Yilmaz, S. Ayik, D. Lacroix, and O. Yilmaz, &#8221; Nucleon Exchange in Heavy-ion Collisions within a Stochastic Mean-Field Approach &#8220;, Phys. Rev. C 90 (2014) 024613. Yilmaz, S. Ayik, F. Acar, and A. Gokalp , &#8220;Growth of Spinodal Instabilities in Nuclear Matter&#8221; , Phys. Rev. C 91 (2015) 014605. Acar, S. Ayik, O. Yilmaz, and A. Gokalp , &#8220;Growth of Spinodal Instabilities in Nuclear Matter II. Asymmetric Matter &#8220;, Phys. Rev. C 92 (2015) 034605. Ayik, O. Yilmaz, B. Yilmaz, A. S. Umar, A. Gokalp, G. Turan, D. Lacroix, &#8221; Quantal Description of Nucleon Exchange in a Stochastic Mean-Field Approach &#8221; ,Phys. Rev. C 91 (2015) 054601. Ayik, B. Yilmaz and O. Yilmaz, &#8221; Multi-Nucleon Exchange in Quasi- Fission Reactions &#8220;, Phys. Rev. C 92 (2015) 064615. Ayik, O. Yilmaz, B. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8220;Quantal nucleon diffusion: Central collisions of symmetric nuclei &#8220;, Phys. Rev. C 94 (2016) 044624. Ayik, B. Yilmaz, O. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Multinucleon transfer in central collisions of 238U+238U &#8220;, Phys. Rev. C 96 (2017) 024611. Ayik, B. Yilmaz, O. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Quantal diffusion description of multinucleon transfer in heavy ion collisions &#8220;. Phys. Rev. C 97 (2018) 054618. Ayik, B. Yilmaz, O. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Multinucleon transfer in 58Ni+60Ni and 60Ni+60Ni in stochastic mean-field approach &#8220;, Phys. Rev. C 98 (2018) 034604. Ayik, B. Yilmaz, O. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Quantal diffusion approach for multinucleon transfers in Xe+Pb collisions &#8220;. Phys. Rev. C 100 (2019) 014609. Ayik, O. Yilmaz, B. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Heavy-isotope production in 136Xe+208Pb collisions at Ecm=514 MeV &#8220;. Phys. Rev. C 100 (2019) 044614. Ayik , B. Yilmaz , O. Yilmaz, and A. S. Umar, “ Merging of transport theory with the time-dependent Hartree-Fock approach: Multinucleon transfer in U+U collisions”, Phys. Re. C 102, 024619 (2020). Ayik , M. Arik , E. C. Karanfil , O. Yilmaz, B. Yilmaz , and A. S. Umar, “Quantal diffusion description of isotope production via the multinucleon transfer mechanism in 48Ca+238U collisions”, Phys. Rev. C 104, 054614 (2021). Ayik , M. Arik , O. Yilmaz , B. Yilmaz , and A. S. Umar, “Multinucleon transfer mechanism in 250Cf +232Th collisions using the quantal transport description based on the stochastic mean-field approach”, Phys. Rev. C 107, 014609 (2023). Ayik , M. Arik , E. Erbayri , O. Yilmaz , and A. S. Umar, “Multinucleon transfer mechanism in 160Gd+186W collisions in stochastic mean-field theory”, Phys. Rev. C 108, 054605 (2023). Arik, S. Ayik , O. Yilmaz , and A. S. Umar, “Description of the multinucleon transfer mechanism for 48Ca+244Pu and 86Kr+198Pt reactions in a quantal transport approach”, Phys. Rev. C 108, 064604 (2023). A theoretical study on quasi-fission and fusion-fission processes in heavy-ion collisions, Kayaalp, S. E. Ocal, B. Yaprakli, M. Arik, S. Ayik, Yilmaz and A. S. Umar, Eur. Phys. J. A 60 :79 (2024).</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/beyin-gocunu-beyin-gucune-nasil-donusturebiliriz">Beyin göçünü beyin gücüne nasıl dönüştürebiliriz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em><strong>Prof. Şakir Ayık, yurt dışında çalışan hocalarımızla irtibata geçerek ve kısmen destek vererek yaz aylarını ülkemizdeki üniversitelerde geçirmesini sağlamak ve bu şekilde yurt dışındaki donanımlı bilim insanlarımızın katkılarını ülkemize kazandırmak çok önemlidir diyor ve kendi yaptığı çalışmalardan başarılı örnekler veriyor.</strong></em></p></blockquote>
<p><strong>YAZI: ŞAKİR AYIK (</strong><a href="mailto:ayik@tntech.edu">ayik@tntech.edu</a><strong>)</strong></p>
<p><strong>Emeritus Profes</strong><strong>ö</strong><strong>r</strong><strong>; Tennessee Tech University Physics Department</strong></p>
<p>Büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi amacımız ülkemizi “Bilim ve Akıl” öncülüğünde “Çağdaş Uygarlık Düzeyine” ulaştırmaktır. Bu amacı gerçekleştirmenin temel yolu öğrencilerimize akla ve bilime dayalı eğitimi vermekle başlar. Sadece günümüzün genç kuşaklarını eğitmek yeterli değildir. Bilim ve teknolojinin çok hızlı gelişmesinden dolayı herkes ömür boyu eğitim alarak kendini yenilemek durumundadır.</p>
<p>Bilim ve teknolojide çağdaş düzeye erişebilmek için eğitim vermek, amaca ulaşmanın sadece gerekli şarttır ama kesinlikle yeterli değildir. Genç kuşaklarımıza araştırmalar yapabilmesi için gerekli donanımı hazırlayıp yeterli desteği vermek gerekmektedir. İkinci aşama yeterli ölçüde gerçekleşirse bilimsel araştırma ürünlerinin teknolojiye dönüşümü mümkün olabilir ve ülkemizin çağdaş uygarlık içinde hak ettiği yeri alabilir.</p>
<p>Bilimde ilerleme ve teknoloji ürünlerinin gelişmesi için üzerinde dikkatle durmamız gereken iki ana konu “Eğitim ve Araştırma” dır.</p>
<p><strong>Çok yetenekliler dönmediler</strong></p>
<p>1960’li yıllardan sonra ülkeler, özellikle temel bilimlerde, eğitim ve araştırmanın önemini çok daha fazla idrak etmeye başladılar. Bu yılların başından itibaren özellikle Avrupa’da Almanya ve Asya’ da Çin Halk Cumhuriyet’i (CHC) olmak üzere yetenekli genç öğrencilerini temel bilimlerde eğitim almak ve araştırmayla tanışmak için Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) gönderdiler.</p>
<p>ABDleri beyin göçünden yararlanacağını bildiği için gelen genç ve yetenekli öğrencileri destekledi. Bu dönemde ülkemizden de genç ve yetenekli öğrenciler TÜBİTAK veya Bakanlık burslarıyla ABD‘ine gittiler. Genç yetenekli öğrencilerin ABD’ne göçü 1980’lere kadar devam etti. Bu ülkelerden ABD’lerine gidenler arasında çok yetenekli olanlar geri dönmediler.</p>
<p>1980’li yıllardan itibaren ÇHC’den ABD’ne yetenekli öğrenci göçü durdu. Bu arada yeterli sayıda öğrenci eğitimi alarak CHC’ne döndü ve eğitime katkı verdiler. Ondan sonraki yıllarda temel eğitimi almış genç bilim insanları AVRUPA’nın çeşitli ülkelerine devlet desteğiyle gelip gittiler ve ÇHC mucizesinin gerçekleşmesine katkı yaptılar. 1970 yılarından sonra Almanya çok başarılı Alman asıllı bilim insanlarını cazip tekliflerle geri çağırdı. Maalesef ülkemizden göçen yetenekli insanlarımızın çoğu geri dönmedi ve beyin göçü halen devam etmektedir.</p>
<p><strong>Temel bilimler çok önemli</strong></p>
<p>Özellikle temel bilimlerin çağdaş düzeye erişebilmesi için eğitim seferberliğinin yapılması gerekiyor. Bu amaca ulaşmak için gerek ABD’nde ve gerekse AVRUPA’da yaşayan yetenekli bilim insanlarımızın katkılarını almak çok önemlidir. Bu katkılar sağlanabilirse beyin göçünü beyin gücüne çevirmek mümkün olabilir.</p>
<p>Özellikle ABD’nde <strong>bilim insanları bir yılda dokuz ay kontratla çalışır, yaz ayları araştırma</strong> yapmakla geçer. Proje destekli öğretim üyelerinin araştırmalarını kendi üniversitelerinde yapmak zorunluluğu yoktur, araştırma çalışmalarını istedikleri yerde yapabilirler.</p>
<p>Yurt dışında çalışan hocalarımızla irtibata geçerek ve kısmen destek vererek yaz aylarını ülkemizdeki üniversitelerde geçirmesini sağlamak ve bu şekilde yurt dışındaki donanımlı bilim insanlarımızın katkılarını ülkemize kazandırmak çok önemlidir. Bu şekilde hem yetenekli öğrencilerimizin araştırmaya yönelmesi hem ülke içinde ve hem de ülke dışında ortak çalışmalara katılması mümkün olabilir.</p>
<p><strong>Genel fizik öğrenimi çok önemli</strong></p>
<p>Temel bilimler arasında özellikle genel fizik eğitiminin çok önemli olduğu fikrindeyim. Dört yıllık temel fizik eğitimi almış bir öğrenci, klasik fizik yasalarının yanı sıra, matematik öğrenir, bilgisayar öğrenir, kuantum fiziği öğrenir, istatistik biliminin kurallarını öğrenir, termodinamik öğrenir ve deneysel becerilerini geliştirir. Dolayısıyla dört yıllık fizik eğitimi almış bir öğrenci iş dünyasının değişik alanlarında çalışma olanağına sahip olur. İyi yetişmiş fizik öğrencileri, yüksek lisans ve doktora çalışması yapmadan bile, sadece lisans eğitiminde kazandıkları beceriler yardımıyla ileri teknoloji konularında araştırma ve üretim yapan tesislerde çalışabilir.</p>
<p>Çalışma sahaları sadece değişik mühendislik alanlarıyla sınırlı değildir. <strong>İstatistik, termodinamik</strong> ve çok parçacıklı sistem kurallarını öğrendikleri için, <strong>ekonomi ve tıp sahalarında</strong> da çalışma imkanlarına sahiptirler.</p>
<p><strong>Basit bir örnek</strong></p>
<p>Burada basit bir örnek olarak karbon monoksit zehirlenmesinden kısaca bahsedebilirim. Canlı organizmaların yaşamlarını devam ettirecek enerjiyi hücrelere kandaki kırmızı yuvarların (alyuvarlar) oksijen taşımasıyla sağlanır. Kırmızı yuvarların ortamına oksijen moleküllerinin yani sıra karbon monoksit molekülleri de bulunursa istatistik mekanik kuramına göre kırmızı yuvarlara oksijen molekülleri yerine korbon monoksit molekülleri bağlanma olasılığı daha yüksektir. Bu da canlı organizmadaki hücrelerin enerjisiz kalmasına yol açar.</p>
<p>Bu örnekte olduğu gibi canlı organizmaların temel davranışlarını mekanik ve istatistik mekanik kurallarıyla anlamak mümkündür. Bu bilim dalı kuramsal mikroskopik biyo- kimya dalının konusudur.</p>
<p><strong>Kendi katkılarım</strong></p>
<p>Uzunca bir girişten sonra, bir örnek olarak, uzun yıllardan beri yaptığım katkılardan kısaca bahsetmek istiyorum. Ankara Üniversitesi Fizik bölümünü 1969 yılında bitirdikten sonra Amerika’da Yale Üniversitesi’nde Nükleer Fizik dalında doktora çalışmamı 1974 yılında tamamladım.</p>
<p>Doktora sonrası çalışmamı Almanya’da Heidelberg Üniversitesi’nde yaptım; Darmstadt’daki GSI Nükleer Fizik Laboratuvarında çalıştım, bir süre Münih Teknik Üniversitesi’nde bulunduktan sonra ABD’ne döndüm. 1997 yılından itibaren <strong>her yıl yaz döneminde iki-üç ay</strong> ve bazen kış döneminde iki-üç hafta süreyle ODTÜ Fizik bölümünü ziyaret ettim. ODTÜ Nükleer Fizik Grubu ile (Prof. Dr. Ahmet Gökalp ve Prof. Dr. Osman Yılmaz) ile ortak çalışmalar yaptık. Ziyaretlerimle ilgili masrafları kendi proje kaynaklarımdan veya TÜBİTAK kaynaklarından sağladım.</p>
<p>Grubumuz olarak 2003-2019 yılları arasında <strong>altı farklı TÜBİTAK araştırma projesi</strong> yürüttük. Yedinci TÜBİTAK projesi halen devam etmektedir. Nükleer Fizik grubunda yürütülen ve tamamlanan <strong>beş doktora tezine ve yedi yüksek lisans tez çalışmalarında ortak danışmanlık</strong> yaptım. Bir doktora ve dört yüksek lisans tez çalışmaları halen devam etmektedir.</p>
<p>ODTÜ Nükleer Fizik grubunda yapılan bu ortak çalışmalardan doktora çalışmalarını bitiren altı öğrencimiz halen ülkemizin değişik üniversitelerinde öğretim üyesi olarak ve bir öğrencimiz araştırma görevlisi olarak çalışmalarına devam etmektedir. Bu öğretim üyelerimiz ve görevleri aşağıdaki listede bilgilerinize sunulmuştur.</p>
<p><strong>Yetişen 6 öğrencimiz</strong></p>
<ul>
<li>Dr. Kutsal Bozkurt, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fizik Bölümü Başkanı.</li>
<li>Dr. Serbülent Yıldırım, Namık Kemal Üniversitesi, Fizik Bölümü Başkanı.</li>
<li>Dr. Nuray Er, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Fizik Bölümü.</li>
<li>Dr. Bülent Yılmaz, Ankara Üniversitesi, Fizik Bölümü.</li>
<li>Selen, Saatçi, TÜBİTAK-MAM.</li>
<li>Betül Danışman, Atatürk Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Biyofizik.</li>
</ul>
<p><strong>Uluslararası işler</strong></p>
<p>Nükleer Fizik Grubu ile ortaklaşa uluslararası Nükleer Fizik Yaz Okulları organize ettik. Beş yaz okulu 2002, 2004, 2006, 2008, 2010 yıllarında TÜBİTAK’ın katkılarıyla İstanbul’da Feza Gürsey Enstitüsünde organize ettik. Altıncı yaz okulu 2012 yılında İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde organize ettik. Bu yaz okullarında ABD, Avrupa ve Japonya’dan gelen hocalar Nükleer Fizikte son gelişmeler üzerinde dersler vermişlerdir. Bazı öğrencilerimiz yaz okullarındaki hocalar ile bağlantılar kurarak Avrupa ve Amerika’da değişik üniversiteleri ve laboratuvarları ziyaret etme firsatını bulmuşlardır. Organize ettiğimiz yaz okulları hakkında detaylı bilgiler aşağıdaki web sayfasında bulunabilir:</p>
<p><a href="http://www.physics.metu.edu.tr/~osman/summer_schoolS">http://www.physics.metu.edu.tr/~osman/summer_schoolS</a></p>
<p><em>Burada S=1,2,3,4,5,6 alınarak bütün yaz okulları hakkında bilgi edinmek mümkündür. Prof. S. Ayık hakkında detaylı bilgiye “Tennessee Technological University-Physics Department’” web sayfasından ulaşılabilir.</em></p>
<p><strong>28 makale yayınladık</strong></p>
<p>ODTÜ Fizik Bölümü ile yapılan ortak çalışmalar sonucunda çoğunluğu Physical Review C (Phys. Rev. C) dergisinde ve bazıları <em>European Physical Journal A (EPJ A)</em> dergisinde olmak üzere yirmisekiz makale yayınlamış bulunuyoruz ve iki makale üzerinde çalışmalarımız devam etmektedir. Yaptığımız yayınların listesi aşağıda verilmiştir:</p>
<ol>
<li>Ayik, O. Yılmaz, A. Gökalp, and P. Schuck, &#8220;Collisional Damping of Nuclear Collective Vibrations in non- Markovian Transport Approach&#8221;, Phys. Rev. C58, N3 (1998) 1594.</li>
<li>Yılmaz, A. Gökalp, S. Yıldırım and S. Ayik, “On Collisional Damping of Giant Dipole Resonance&#8221; , Phys. Lett. B 472 (2000) 258.</li>
<li>Yıldırım, A. Gökalp, O. Yılmaz, and S. Ayik, &#8220;Collisional Damping of Giant Monopole and Quadrupole Resonances&#8221; , Eur. Phys. J. A 10 (2001) 289.</li>
<li>Ayik, A. Gökalp, O. Yılmaz, K. Bozkurt, “Collisional effects in isovector response function of nuclear matter at finite temperature &#8220;, Acta Phys. Pol. B 34 (2003) 4229.</li>
<li>Ayik, B. Yilmaz, A. Gokalp, O. Yilmaz, and N. Takigawa, &#8221; Quantum Statistical Effects on Fusion Dynamics&#8221; Phys. Rev. <strong>C 71 </strong>(2005) 054611.</li>
<li>Yilmaz, S. Ayik, Y. Abe, A. Gokalp, and O. Yilmaz, &#8220;Method for Numerical Simulation of two-term Exponentially Correlated Colored Noise&#8221; Phys. Rev. <strong>E 73 </strong>(2006) 046114.</li>
<li>Ayik, K. Bozkurt, A. Gokalp , O. Yilmaz, “Isovector Response of Nuclear Matter at Finite Temperature” Acta Phys. Pol. B39 (2008) 1413.</li>
<li>Ayik, N. Er , O. Yilmaz, A. Gokalp, “Quantal Effects on Spinodal Instabilities in Charge Asymmetric Nuclear Matter” Nucl. Phys. A 812 (2008)</li>
<li>Ayik, O. Yilmaz, N. Er, A. Gokalp and P. Ring, &#8221; Spinodal Instabilities in Nuclear Matter is a Stochastic Relativistic Mean-Field Approach &#8220;, Phys. Rev. <strong>C 80 </strong>(2009) 034613.</li>
<li>Ayik, O. Yilmaz, F. Acar, B. Danisman, N. Er and A. Gokalp, &#8220;Investigations of Instabilities in Nuclear Matter is Stochastic Relativistic Models &#8220;, Nucl. Phys. <strong>A 859 </strong>(2011) 73.</li>
<li>Yilmaz, S. Ayik and A. Gokalp, &#8220;Quantal Description of Instabilities in Nuclear Matter in a Stochastic Relativistic Model &#8221; Eur. Phys. J. <strong>A 47 </strong>(2011) 123.</li>
<li>Yilmaz, S. Ayik, F. Acar, S. Saatci and A. Gokalp, &#8220;Investigations of Spinodal Dynamics in Asymmetric Nuclear Matter within a Stochastic Relativistic Model &#8221; ,Eur. Phys. J. <strong>A 49 </strong>(2013) 33.</li>
<li>Yilmaz, S. Ayik, D. Lacroix, and O. Yilmaz, &#8221; Nucleon Exchange in Heavy-ion Collisions within a Stochastic Mean-Field Approach &#8220;, Phys. Rev. <strong>C 90 </strong>(2014) 024613.</li>
<li>Yilmaz, S. Ayik, F. Acar, and A. Gokalp , &#8220;Growth of Spinodal Instabilities in Nuclear Matter&#8221; , Phys. Rev. <strong>C 91 </strong>(2015) 014605.</li>
<li>Acar, S. Ayik, O. Yilmaz, and A. Gokalp , &#8220;Growth of Spinodal Instabilities in Nuclear Matter II. Asymmetric Matter &#8220;, Phys. Rev. <strong>C 92 </strong>(2015) 034605.</li>
<li>Ayik, O. Yilmaz, B. Yilmaz, A. S. Umar, A. Gokalp, G. Turan, D. Lacroix, &#8221; Quantal Description of Nucleon Exchange in a Stochastic Mean-Field Approach &#8221; ,Phys. Rev. <strong>C 91 </strong>(2015) 054601.</li>
<li>Ayik, B. Yilmaz and O. Yilmaz, &#8221; Multi-Nucleon Exchange in Quasi- Fission Reactions &#8220;, Phys. Rev. <strong>C 92 </strong>(2015) 064615.</li>
<li>Ayik, O. Yilmaz, B. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8220;Quantal nucleon diffusion: Central collisions of symmetric nuclei &#8220;, Phys. Rev. <strong>C 94 </strong>(2016) 044624.</li>
<li>Ayik, B. Yilmaz, O. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Multinucleon transfer in central collisions of 238U+238U &#8220;, Phys. Rev. <strong>C 96 </strong>(2017) 024611.</li>
<li>Ayik, B. Yilmaz, O. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Quantal diffusion description of multinucleon transfer in heavy ion collisions &#8220;. Phys. Rev. <strong>C 97 </strong>(2018) 054618.</li>
<li>Ayik, B. Yilmaz, O. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Multinucleon transfer in 58Ni+60Ni and 60Ni+60Ni in stochastic mean-field approach &#8220;, Phys. Rev. <strong>C 98 </strong>(2018) 034604.</li>
<li>Ayik, B. Yilmaz, O. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Quantal diffusion approach for multinucleon transfers in Xe+Pb collisions &#8220;. Phys. Rev. <strong>C 100 </strong>(2019) 014609.</li>
<li>Ayik, O. Yilmaz, B. Yilmaz, and A. S. Umar, &#8221; Heavy-isotope production in 136Xe+208Pb collisions at Ecm=514 MeV &#8220;. Phys. Rev. <strong>C 100 </strong>(2019) 044614.</li>
<li>Ayik , B. Yilmaz , O. Yilmaz, and A. S. Umar, “ Merging of transport theory with the time-dependent Hartree-Fock approach: Multinucleon transfer in U+U collisions”, Phys. Re. <strong>C 102</strong>, 024619 (2020).</li>
<li>Ayik , M. Arik , E. C. Karanfil , O. Yilmaz, B. Yilmaz , and A. S. Umar, “Quantal diffusion description of isotope production via the multinucleon transfer mechanism in 48Ca+238U collisions”, Phys. Rev. <strong>C 104</strong>, 054614 (2021).</li>
<li>Ayik , M. Arik , O. Yilmaz , B. Yilmaz , and A. S. Umar, “Multinucleon transfer mechanism in 250Cf +232Th collisions using the quantal transport description based on the stochastic mean-field approach”, Phys. Rev. <strong>C 107</strong>, 014609 (2023).</li>
<li>Ayik , M. Arik , E. Erbayri , O. Yilmaz , and A. S. Umar, “Multinucleon transfer mechanism in 160Gd+186W collisions in stochastic mean-field theory”, Phys. Rev. <strong>C 108</strong>, 054605 (2023).</li>
<li>Arik, S. Ayik , O. Yilmaz , and A. S. Umar, “Description of the multinucleon transfer mechanism for 48Ca+244Pu and 86Kr+198Pt reactions in a quantal transport approach”, Phys. Rev. <strong>C 108</strong>, 064604 (2023).</li>
<li>A theoretical study on quasi-fission and fusion-fission processes in heavy-ion collisions, Kayaalp, S. E. Ocal, B. Yaprakli, M. Arik, S. Ayik,</li>
<li>Yilmaz and A. S. Umar, Eur. Phys. J. <strong>A 60 </strong>:79 (2024).</li>
</ol>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/beyin-gocunu-beyin-gucune-nasil-donusturebiliriz">Beyin göçünü beyin gücüne nasıl dönüştürebiliriz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">31374</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bize artık yeni üniversite değil araştırma merkezleri gerekli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bize-artik-yeni-universite-degil-arastirma-merkezleri-gerekli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Aug 2019 07:39:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14730</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özyeğin Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Ethem Alpaydın, Bilim Akademisi portalı Sarkaç&#8217;ta yayınlanan yazısında teknolojide müşteri yerine üretici olabilmek ve YZ, 5G, yenilenebilir enerji, vb. gibi yakın gelecekte çok önemli olacak konularda da kısa zamanda çok yol alabilmek için tam zamanlı araştırmacıların görev yaptığı araştırma merkezlerinin gerekli olduğunu belirtiyor. Yurdumuzda her yıl yeni üniversiteler açılıyor, temel amaç daha çok lisans mezunu yetiştirmek. Bununla birlikte üniversite mezunu olup iş bulamayan insanların sayısının sürekli arttığını da biliyoruz; dolayısıyla gerekli planlama yapılmadan açılan yeni üniversitelerle hem gençlerin yılları hem de bu üniversitelere ayrılan kaynak boşa gidiyor. Öte yandan hep söylenen, “yüksek katma değerli ürün geliştirme” amacına daha fazla lisans mezunuyla ulaşılamayacağı da bir gerçek. Mühendislikte örneğin lisans mezunları, var olan bilim ve teknolojiyi kullanmayı bilir ve her yıl daha çok mühendis mezun etmek teknolojinin ülkemizde yaygınlaşmasını sağlar, ama bizi teknoloji ihraç eden bir ülke yapmaz. Bunun için araştırma yapmak, insan gücünü ve mali kaynakları araştırmaya aktarmak gerekir. Bunun yolu da birincil ve tek işi bilimsel araştırma olan araştırma kurumları kurmaktır. Ülkemizde şu an bilimsel araştırma ağırlıklı olarak üniversitelerde yapılıyor. Ama ülkemizde nitelikli eleman yetiştirmek hâlâ lisans eğitimi olarak anlaşıldığı için üniversitelerin insan ve mali güçlerinin çoğu buna ayrılmış durumda. Bu yükün fazlalığı yüzünden de araştırma, isteğe bağlı, zaman ve kaynak ayrılabildiği sürece yapılan, düşük öncelikli, ikincil bir uğraşa dönüşmüş. Bu hem öğretim üyeleri hem de adı “araştırma görevlisi” olmasına rağmen zamanının çoğu ders desteğine giden doktora öğrencileri için doğru. Böyle bir ortamda ne üretken araştırma yapmak ne de ciddi doktora tez çalışması yürütmek olası değil. Bir doktora tezi bittiğinde çiçeği burnunda doktorun önündeki en ciddi kariyer olasılığı yine bir üniversitede öğretim üyesi olmak (ve zamanının çoğunu lisans öğretimine ayırmak) olduğu için araştırmanın sürekliliği de kuşkulu. Bilim ve araştırmada öne çıkmış ülkelerde üniversitelerin yanında, içinde tam zamanlı araştırmacıların çalıştığı, birincil amacı bilimsel araştırma olan kurumlar var. Almanya’da Max Planck Enstitüleri, Fransa’da CNRS laboratuvarları örneğin. Bunlar genel kapsamlı olduğu gibi belli konular için özelleşmiş de olabiliyor; örneğin ABD’de enerji bakanlığının ulusal araştırma laboratuvarları var. Bu tür kurumların bazılarının yakınlarındaki bir üniversiteyle bir bağı da var, ama benim bu yazıda kastettiğim bir üniversite çatısı altındaki araştırma merkezleri değil idari ve mali olarak ayrı oluşumlar. Bu yapıya benzer ülkemizdeki bir yer örneğin TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi. Böylesi araştırma merkezlerinde çalışanlar tam zamanlı araştırmacı. Doktora öğrencileri tüm zamanlarını tez araştırmalarına ayırabiliyor. Doktora sonrası ve farklı kıdemlerde araştırmacılar var. Yani gençlere kendilerini bilim ve araştırmaya adayabilecekleri yeni bir kariyer yolu da açılıyor böylece. Bilimsel araştırmada derinlik ancak sabırlı ve sürekli destekle olur, bu tür araştırma merkezleri böyle bir altyapıyı da sağlıyor; 1948’de kurulmalarından beri Max Planck Enstitülerinden 18 araştırmacının Nobel Ödülü kazanmış olması bir rastlantı değil. Bu tür merkezler temel araştırma yanında yurdumuz için önemli konularda bilimsel araştırmanın planlanması ve gerçekleştirilmesi için de önemli olacaktır. Örneğin inşaat sektöründe on yıllardır milyarlarca dolar para harcanmış olmasına rağmen bu konuda ciddi araştırma-geliştirme yapılmadığı için yeni projelerde hâlâ ileri mühendislik ve malzeme yurtdışından geliyor. Yapay zekâ, 5G, yenilenebilir enerji, vb. gibi yakın gelecekte çok önemli olacak konularda da kısa zamanda çok yol alabilmek ve müşteri yerine üretici olabilmek için böylesi merkezler çok faydalı olabilir. Ethem Alpaydın *Bu yazı 07.08.2019 tarihinde Sarkaç&#8216;ta yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bize-artik-yeni-universite-degil-arastirma-merkezleri-gerekli">Bize artık yeni üniversite değil araştırma merkezleri gerekli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Özyeğin Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Ethem Alpaydın, Bilim Akademisi portalı Sarkaç&#8217;ta yayınlanan yazısında teknolojide müşteri yerine üretici olabilmek ve YZ, 5G, yenilenebilir enerji, vb. gibi yakın gelecekte çok önemli olacak konularda da kısa zamanda çok yol alabilmek için tam zamanlı araştırmacıların görev yaptığı araştırma merkezlerinin gerekli olduğunu belirtiyor.</p></blockquote>
<p>Yurdumuzda her yıl yeni üniversiteler açılıyor, temel amaç daha çok lisans mezunu yetiştirmek. Bununla birlikte üniversite mezunu olup iş bulamayan insanların sayısının sürekli arttığını da biliyoruz; dolayısıyla gerekli planlama yapılmadan açılan yeni üniversitelerle hem gençlerin yılları hem de bu üniversitelere ayrılan kaynak boşa gidiyor.</p>
<p>Öte yandan hep söylenen, “yüksek katma değerli ürün geliştirme” amacına daha fazla lisans mezunuyla ulaşılamayacağı da bir gerçek. Mühendislikte örneğin lisans mezunları, var olan bilim ve teknolojiyi kullanmayı bilir ve her yıl daha çok mühendis mezun etmek teknolojinin ülkemizde yaygınlaşmasını sağlar, ama bizi teknoloji ihraç eden bir ülke yapmaz. Bunun için araştırma yapmak, insan gücünü ve mali kaynakları araştırmaya aktarmak gerekir. Bunun yolu da birincil ve tek işi bilimsel araştırma olan araştırma kurumları kurmaktır.</p>
<p>Ülkemizde şu an bilimsel araştırma ağırlıklı olarak üniversitelerde yapılıyor. Ama ülkemizde nitelikli eleman yetiştirmek hâlâ lisans eğitimi olarak anlaşıldığı için üniversitelerin insan ve mali güçlerinin çoğu buna ayrılmış durumda. Bu yükün fazlalığı yüzünden de araştırma, isteğe bağlı, zaman ve kaynak ayrılabildiği sürece yapılan, düşük öncelikli, ikincil bir uğraşa dönüşmüş. Bu hem öğretim üyeleri hem de adı “araştırma görevlisi” olmasına rağmen zamanının çoğu ders desteğine giden doktora öğrencileri için doğru. Böyle bir ortamda ne üretken araştırma yapmak ne de ciddi doktora tez çalışması yürütmek olası değil. Bir doktora tezi bittiğinde çiçeği burnunda doktorun önündeki en ciddi kariyer olasılığı yine bir üniversitede öğretim üyesi olmak (ve zamanının çoğunu lisans öğretimine ayırmak) olduğu için araştırmanın sürekliliği de kuşkulu.</p>
<p>Bilim ve araştırmada öne çıkmış ülkelerde üniversitelerin yanında, içinde tam zamanlı araştırmacıların çalıştığı, birincil amacı bilimsel araştırma olan kurumlar var. Almanya’da Max Planck Enstitüleri, Fransa’da CNRS laboratuvarları örneğin. Bunlar genel kapsamlı olduğu gibi belli konular için özelleşmiş de olabiliyor; örneğin ABD’de enerji bakanlığının ulusal araştırma laboratuvarları var. Bu tür kurumların bazılarının yakınlarındaki bir üniversiteyle bir bağı da var, ama benim bu yazıda kastettiğim bir üniversite çatısı altındaki araştırma merkezleri değil idari ve mali olarak ayrı oluşumlar. Bu yapıya benzer ülkemizdeki bir yer örneğin TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi.</p>
<p>Böylesi araştırma merkezlerinde çalışanlar tam zamanlı araştırmacı. Doktora öğrencileri tüm zamanlarını tez araştırmalarına ayırabiliyor. Doktora sonrası ve farklı kıdemlerde araştırmacılar var. Yani gençlere kendilerini bilim ve araştırmaya adayabilecekleri yeni bir kariyer yolu da açılıyor böylece. Bilimsel araştırmada derinlik ancak sabırlı ve sürekli destekle olur, bu tür araştırma merkezleri böyle bir altyapıyı da sağlıyor; 1948’de kurulmalarından beri Max Planck Enstitülerinden 18 araştırmacının Nobel Ödülü kazanmış olması bir rastlantı değil.</p>
<p>Bu tür merkezler temel araştırma yanında yurdumuz için önemli konularda bilimsel araştırmanın planlanması ve gerçekleştirilmesi için de önemli olacaktır. Örneğin inşaat sektöründe on yıllardır milyarlarca dolar para harcanmış olmasına rağmen bu konuda ciddi araştırma-geliştirme yapılmadığı için yeni projelerde hâlâ ileri mühendislik ve malzeme yurtdışından geliyor. Yapay zekâ, 5G, yenilenebilir enerji, vb. gibi yakın gelecekte çok önemli olacak konularda da kısa zamanda çok yol alabilmek ve müşteri yerine üretici olabilmek için böylesi merkezler çok faydalı olabilir.</p>
<p><strong>Ethem Alpaydın</strong></p>
<p><em>*Bu yazı 07.08.2019 tarihinde <a href="https://sarkac.org/2019/08/bize-artik-yeni-universite-degil-arastirma-merkezleri-gerekli/">Sarkaç</a>&#8216;ta yayınlanmıştır.</em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/bize-artik-yeni-universite-degil-arastirma-merkezleri-gerekli">Bize artık yeni üniversite değil araştırma merkezleri gerekli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14730</post-id>	</item>
		<item>
		<title>ARGE’ci neyi yapar?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/argeci-neyi-yapar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Akurgal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 May 2018 11:31:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali Akurgal]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[arge]]></category>
		<category><![CDATA[geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=10099</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu köşeyi paylaştığım değerli insan Müfit Akyos&#8217;un &#8220;Merak işte&#8230;&#8221; yazısına aynen katılıyorum. Bilimsel araştırma, yâni ARGE’nin &#8220;ar&#8221;ı çoğunlukla merak nedeniyle yapılır. Buna karşılık, ARGE’nin &#8220;ge&#8221;sini merak nedeniyle yaparsanız, büyük olasılık önemli bir parasal kaynağı çarçur etmiş olursunuz. Ekonomide bir getiri sağlamayacaksa, o geliştirmeye harcanan parasal kaynak geri kazanılıp, başka geliştirmelerin finansmanında kullanılamayacaktır. İşte burada &#8220;ARGE&#8217;ci neyi yapmalı?&#8221; sorusunu sormak gerekir. ARGE&#8217;nin iki parçasından birinin (araştırma) üniversitedeki akademik ortamda, diğerinin de (geliştirme) sanayide yapılması gerekiyor. Araştırma için bilimsel yaklaşım ve bilimsel disiplin şart. Geliştirme için ise pazar ve pazarda kendine yer bulabilmenin sağlanması. Bunlar ayrı uzmanlık alanları. Birini yapan, diğerini yapamıyor. Durum, üniversite-sanayi işbirliğini önümüze koymakta. Bu işbirliğini on yıllardır duyarsınız, ama çok parlak sonuçlar verdiğini pek duymamışsınızdır. Aslında bilim-sanayi topluluklarının bu konuda uyanışı çok eski tarihlere uzanır. 1960&#8217;lı yılların sonunda, sonradan Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Enstitüsü olacak yapının çekirdeklerini TÜBİTAK, üniversitelerde oluşturdu. Örneğin, Elektronik Bölümü’nün Başkanı Prof. Yılmaz Tokad, yardımcısı Prof. Toğan Zeren, değerli arkadaşım Enis Tüyeni, ODTÜ bünyesinde yapılanmaya başladılar. Enstitü, 1972 Ağustos&#8217;unda Gebze’de faaliyete başladı. Enstitü (kurucu) Müdürü Prof. Nimet Özdaş idi. Yılmaz Tokad’ın &#8220;system theory&#8221; mantığı içerisinde bölümler iç içe ilişkilerle çalıştılar. Üniversite ve sanayi de iç içeydi. Öylesine ki, benim gibi eli yağlı birinin oda arkadaşı Prof. Erdal Panayırcı idi. Elektronik Bölümü’nde 17 sene olağanüstü şeyler yapıldı. Atok Karaali ve Enis Tüyeni, işin şirket tarafını iyi üstlenmiş olacaklar ki, 70 kişilik Elektronik Bölümü, gelirleri ile 1988 senesinde 650 kişilik Enstitü&#8217;nün giderini karşılıyordu. Bilimsel temel+pratik çözüm: Bu deneyimde, &#8220;ar&#8221; ile &#8220;ge&#8221;nin en güzel birleşimi, bugün dahi çalışan ve üreten bir yarı iletken üretim tesisinin kurulması şeklinde ortaya çıkmıştı. Halk arasında &#8220;çip fabrikası&#8221; olarak bilinen bir tesisi, literatürdeki herkese açık bilgiden yararlanarak, Prof. Duran Leblebici ve öğrencisi (şimdi Prof.) Uğur Çilingiroğlu&#8217;nun, Prof. Atilla Ataman&#8217;ın akademik çalışmaları ve 8-10 kişiyi geçmeyen bir mühendis ve teknisyen grubu kurmuştu. Yurt dışından hiçbir yerden en ufak bir teknolojik destek almadan. Gözlem ARGE&#8217;nin &#8220;ge&#8221; kısmını yapanlar, çoğunlukla, akademisyenlerin &#8220;ar&#8221;aştırmalarına dayanırlar ve bunları pratik çözümlerle hayata geçirirler. Elbette, her başarının arkasında bir özgün bilimsel &#8220;ar&#8221; olması da gerekmez. Çoğu kez, &#8220;ge&#8221;liştirme yapan kişi, kişisel gözlemleriyle de sonuca ulaşabilir. Buna verilecek en güzel örnek, araçların daha az yakıt tüketmesini sağlayacak bir projede yaşanmıştır. Yüksek hızda yol alırken bir aracın harcadığı yakıtın çoğu, rüzgâr direncini yenmeye harcanıyor. Bir otomobil firması, rüzgâr direnci çok düşük bir araç tasarımına koyulmuş. O sıralarda, rüzgâr direnç katsayısı 0,35 olan araçlara &#8220;iyi&#8221; gözüyle bakılıyor (katsayının anlamı, aracın önden bakıldığında kapladığı alanın yarattığı direncin, o büyüklükteki bir düz levhanın yaratacağına oranı). Hedef de 0,30’un altına inmek. Ne şekil denerlerse denesinler, 0,32&#8217;nin altına inemiyorlar. Bir gün, bir tasarımcı kantinde kahvesini içerken, oradaki akvaryuma gözü ilişiyor. Bütün balıklar, akvaryumun bir ucundan diğerine iki kanat vuruşu ile gidebilirken, bir garip şekilli balık, tek vuruşla aynı mesafeyi alabiliyor. Hemen balığın şeklini bir kağıda çiziyor, doğru bilgisayarının başına, o şekilde bir araba çiziyor, sonuç: rüzgar direnci katsayısı 0,28. ARGE&#8217;cinin verimli çalışabilmesi için gerekli ortamı, çalışma koşullarını diğer vâdi projelerinde olmayan silikon vâdisinin sihrini bir sonraki yazıda ele alacağım. Ali Akurgal</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/argeci-neyi-yapar">ARGE’ci neyi yapar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu köşeyi paylaştığım değerli insan Müfit Akyos&#8217;un &#8220;Merak işte&#8230;&#8221; yazısına aynen katılıyorum. Bilimsel araştırma, yâni ARGE’nin &#8220;ar&#8221;ı çoğunlukla merak nedeniyle yapılır. Buna karşılık, ARGE’nin &#8220;ge&#8221;sini merak nedeniyle yaparsanız, büyük olasılık önemli bir parasal kaynağı çarçur etmiş olursunuz. Ekonomide bir getiri sağlamayacaksa, o geliştirmeye harcanan parasal kaynak geri kazanılıp, başka geliştirmelerin finansmanında kullanılamayacaktır.</p>
<p>İşte burada &#8220;ARGE&#8217;ci neyi yapmalı?&#8221; sorusunu sormak gerekir. ARGE&#8217;nin iki parçasından birinin (araştırma) üniversitedeki akademik ortamda, diğerinin de (geliştirme) sanayide yapılması gerekiyor. Araştırma için bilimsel yaklaşım ve bilimsel disiplin şart. Geliştirme için ise pazar ve pazarda kendine yer bulabilmenin sağlanması. Bunlar ayrı uzmanlık alanları. Birini yapan, diğerini yapamıyor. Durum, üniversite-sanayi işbirliğini önümüze koymakta. Bu işbirliğini on yıllardır duyarsınız, ama çok parlak sonuçlar verdiğini pek duymamışsınızdır.</p>
<p>Aslında bilim-sanayi topluluklarının bu konuda uyanışı çok eski tarihlere uzanır. 1960&#8217;lı yılların sonunda, sonradan Marmara Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Enstitüsü olacak yapının çekirdeklerini TÜBİTAK, üniversitelerde oluşturdu. Örneğin, Elektronik Bölümü’nün Başkanı <strong>Prof. Yılmaz Tokad</strong>, yardımcısı <strong>Prof. Toğan Zeren</strong>, değerli arkadaşım <strong>Enis Tüyeni</strong>, ODTÜ bünyesinde yapılanmaya başladılar. Enstitü, 1972 Ağustos&#8217;unda Gebze’de faaliyete başladı. Enstitü (kurucu) Müdürü <strong>Prof. Nimet Özdaş</strong> idi. Yılmaz Tokad’ın &#8220;system theory&#8221; mantığı içerisinde bölümler iç içe ilişkilerle çalıştılar. Üniversite ve sanayi de iç içeydi. Öylesine ki, benim gibi eli yağlı birinin oda arkadaşı <strong>Prof. Erdal Panayırcı</strong> idi. Elektronik Bölümü’nde 17 sene olağanüstü şeyler yapıldı. <strong>Atok Karaali</strong> ve <strong>Enis Tüyeni</strong>, işin şirket tarafını iyi üstlenmiş olacaklar ki, 70 kişilik Elektronik Bölümü, gelirleri ile 1988 senesinde 650 kişilik Enstitü&#8217;nün giderini karşılıyordu.</p>
<p><strong>Bilimsel temel+pratik çözüm:</strong></p>
<p>Bu deneyimde, &#8220;ar&#8221; ile &#8220;ge&#8221;nin en güzel birleşimi, bugün dahi çalışan ve üreten bir yarı iletken üretim tesisinin kurulması şeklinde ortaya çıkmıştı. Halk arasında &#8220;çip fabrikası&#8221; olarak bilinen bir tesisi, literatürdeki herkese açık bilgiden yararlanarak, <strong>Prof. Duran Leblebici</strong> ve öğrencisi (şimdi Prof.) <strong>Uğur Çilingiroğlu&#8217;</strong>nun, <strong>Prof. Atilla Ataman&#8217;</strong>ın akademik çalışmaları ve 8-10 kişiyi geçmeyen bir mühendis ve teknisyen grubu kurmuştu. Yurt dışından hiçbir yerden en ufak bir teknolojik destek almadan.</p>
<p><strong>Gözlem</strong></p>
<p>ARGE&#8217;nin &#8220;ge&#8221; kısmını yapanlar, çoğunlukla, akademisyenlerin &#8220;ar&#8221;aştırmalarına dayanırlar ve bunları pratik çözümlerle hayata geçirirler. Elbette, her başarının arkasında bir özgün bilimsel &#8220;ar&#8221; olması da gerekmez. Çoğu kez, &#8220;ge&#8221;liştirme yapan kişi, kişisel gözlemleriyle de sonuca ulaşabilir.</p>
<p>Buna verilecek en güzel örnek, araçların daha az yakıt tüketmesini sağlayacak bir projede yaşanmıştır. Yüksek hızda yol alırken bir aracın harcadığı yakıtın çoğu, rüzgâr direncini yenmeye harcanıyor. Bir otomobil firması, rüzgâr direnci çok düşük bir araç tasarımına koyulmuş. O sıralarda, rüzgâr direnç katsayısı 0,35 olan araçlara &#8220;iyi&#8221; gözüyle bakılıyor (katsayının anlamı, aracın önden bakıldığında kapladığı alanın yarattığı direncin, o büyüklükteki bir düz levhanın yaratacağına oranı). Hedef de 0,30’un altına inmek. Ne şekil denerlerse denesinler, 0,32&#8217;nin altına inemiyorlar.</p>
<p>Bir gün, bir tasarımcı kantinde kahvesini içerken, oradaki akvaryuma gözü ilişiyor. Bütün balıklar, akvaryumun bir ucundan diğerine iki kanat vuruşu ile gidebilirken, bir garip şekilli balık, tek vuruşla aynı mesafeyi alabiliyor. Hemen balığın şeklini bir kağıda çiziyor, doğru bilgisayarının başına, o şekilde bir araba çiziyor, sonuç: rüzgar direnci katsayısı 0,28.</p>
<p>ARGE&#8217;cinin verimli çalışabilmesi için gerekli ortamı, çalışma koşullarını diğer vâdi projelerinde olmayan silikon vâdisinin sihrini bir sonraki yazıda ele alacağım.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/argeci-neyi-yapar">ARGE’ci neyi yapar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">10099</post-id>	</item>
		<item>
		<title>“Bilim böyle diyor&#8230;” sözü hep doğru mudur?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilim-boyle-diyor-sozu-hep-dogru-mudur</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Oct 2017 14:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[anlayış]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bulgu]]></category>
		<category><![CDATA[etik]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[homo sapiens]]></category>
		<category><![CDATA[kural]]></category>
		<category><![CDATA[metodoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8061</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlar bilimden kesin ve net yanıt beklerler. Bilim böyle diyor, lafı adeta akan suları durdurur! Sözleri ağızlara tıkar ve insanı konuşamayacak bir hale getirir.. Doğru mudur bu söylem? Şüphesiz ki değil. Bilim, kural, metodoloji, anlayış, etik olarak her zaman en “doğruya yakını” dile getirmeye, vurgulamaya çalışır. Araştırmaların amacı da budur. Hele geçmişe yönelik araştırmalar sonucu kurulan teoriler veya ortaya konan modeller, yeni delillerin, bulguların keşfiyle birden değişir. Mesela bu hafta kapak konumuz olan, İnsan Evrimi üzerine yazının içeriği gibi. 2000 yılından önce ve sonra diye yapılacak bir tarih ayrımı, yeni fosil buluntularıyla insan evrimi için çizilen “düz çizgi”yi darmadağın etti ve her şey yeniden sorgulanır oldu. Hayır, tartışma konusu zerre kadar evrim değil. Bu evrimsel gelişme içinde Homo sapiens’in geçmişi.. nasıl bugünlere geldiği, hangi soy soptan&#8230; Ortak atanın içeriğinin bile yeniden belirleneceği bir fotoğrafın içindeyiz. Bilimin güzelliğidir bu. Bir “inanç”, saplantısı, dogması yoktur. Kendi bulgularını ve modellerini gerektiğinde kendisi yerle bir eder ve her şeyi bu kez yeni bulgular ışığında yeniden kurgular.. Bu nedenle “bilim böyle der”, sözünün göreceliğini hiç unutmayalım. Bilim sadece doğruyu, gerçek olanı arar. HBT Buluşmaları Geçen hafta Pazar günü Edirne’de HBT okurlarıyla birlikteydik. Güzel bir toplantıda bilimi konuştuk, tartıştık, özellikle yapay zekâ konusunda yeni gelişmeler ışığında meslekleri tartıştık. HBT’nin Edirne’de yaygınlaşması üzerine “neler yapabiliriz”i  tartıştık. Edirne’nin katılabilen aydınlarıyla, umut verici bir toplantıyı arkamızda bıraktık. Yan sayfada bu toplantıdan kısa notlar okuyacaksınız. Doğan Kuban hoca “Dünya ile birlikte mi, yoksa köle olarak mı yaşamak istiyorsunuz?” temel sorusunu yöneltiyor son yazısında. Ve “Çağdaş olmak, özgür düşünmeyle, özgür öğrenmeyle kesinlikle örtüşen bir davranıştır&#8230; Türkiye’de okul sayısı arttıkça geri kalmışlık arttı.” diyor. HBT’nin vazgeçilmez bir Kuban klasiği.. Mustafa Çetiner, günümüz çalışma ortamının en önemli sağlık sorunu olan “oturma” konusunu ele alıyor. Son araştırmaları özetliyor. Günümüzün sigarası kadar bela bir şey.. Hareket, egzersiz lütfen&#8230; Ali Akurgal, Endüstri 4.0’ın bir tsunami gibi üzerimize geldiğini anlattığı yazısında sanayide yeni iş alanlarına giriyor. Bayram Ali Eşiyok, dünyadan Türkiye ekonomisine bakarken; Tanol Türkoğlu, Kuantum Edebiyat başlıklı yazısında “Okur aynı manzum eseri her okuduğunda onda farklı bir anlam bulmaktaysa, okurun o manzum eseri değiştirdiği söylenebilir mi?” sorusunun peşine takılıyor. Bunlar yazarlarımızdan bazı seçmeler, ama bebeklerin ikinci dil öğreniminde yeni ve etkili bir yöntem, iş görüşmelerinde yeni psikolojik yöntemler ve daha pek çok ilginç haber, yorum ve yazı ile elinizde yeni bir HBT&#8230; Bu arada Prof. Dr. Duran Leblebici ve Öğr. Gör. Yıldız Leblebici için  düzenlenen “saygı buluşması”nı Reyhan Oksay izledi ve yazdı. Leblebici çok önemli bir bilimcimiz. Okuyun lütfen.. HBT geleceği kuran bilimsel araştırmaların izinde&#8230; Bizi izleyin, her Cuma beyin besleme günü&#8230; Gelecek sayıya kadar sevgi ile.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilim-boyle-diyor-sozu-hep-dogru-mudur">“Bilim böyle diyor&#8230;” sözü hep doğru mudur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar bilimden kesin ve net yanıt beklerler. <strong><em>Bilim böyle diyor</em></strong>, lafı adeta akan suları durdurur! Sözleri ağızlara tıkar ve insanı konuşamayacak bir hale getirir..</p>
<p>Doğru mudur bu söylem?</p>
<p>Şüphesiz ki değil. Bilim, kural, metodoloji, anlayış, etik olarak her zaman en “doğruya yakını” dile getirmeye, vurgulamaya çalışır. Araştırmaların amacı da budur. Hele geçmişe yönelik araştırmalar sonucu kurulan teoriler veya ortaya konan modeller, yeni delillerin, bulguların keşfiyle birden değişir.</p>
<p>Mesela bu hafta kapak konumuz olan, İnsan Evrimi üzerine yazının içeriği gibi. 2000 yılından önce ve sonra diye yapılacak bir tarih ayrımı, yeni fosil buluntularıyla insan evrimi için çizilen “düz çizgi”yi darmadağın etti ve her şey yeniden sorgulanır oldu.</p>
<p>Hayır, tartışma konusu zerre kadar evrim değil. Bu evrimsel gelişme içinde <em>Homo sapiens</em>’in geçmişi.. nasıl bugünlere geldiği, hangi soy soptan&#8230; Ortak atanın içeriğinin bile yeniden belirleneceği bir fotoğrafın içindeyiz.</p>
<p>Bilimin güzelliğidir bu. Bir “inanç”, saplantısı, dogması yoktur. Kendi bulgularını ve modellerini gerektiğinde kendisi yerle bir eder ve her şeyi bu kez yeni bulgular ışığında yeniden kurgular..</p>
<p>Bu nedenle “bilim böyle der”, sözünün göreceliğini hiç unutmayalım. Bilim sadece doğruyu, gerçek olanı arar.</p>
<p><strong>HBT Buluşmaları</strong></p>
<p>Geçen hafta Pazar günü Edirne’de HBT okurlarıyla birlikteydik. Güzel bir toplantıda bilimi konuştuk, tartıştık, özellikle yapay zekâ konusunda yeni gelişmeler ışığında meslekleri tartıştık. HBT’nin Edirne’de yaygınlaşması üzerine “<em>neler yapabiliriz”i</em>  tartıştık. Edirne’nin katılabilen aydınlarıyla, umut verici bir toplantıyı arkamızda bıraktık. Yan sayfada bu toplantıdan kısa notlar okuyacaksınız.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> hoca “Dünya ile birlikte mi, yoksa köle olarak mı yaşamak istiyorsunuz?” temel sorusunu yöneltiyor son yazısında. Ve “<em>Çağdaş olmak, özgür düşünmeyle, özgür öğrenmeyle kesinlikle örtüşen bir davranıştır&#8230; Türkiye’de okul sayısı arttıkça geri kalmışlık arttı.</em>” diyor. HBT’nin vazgeçilmez bir Kuban klasiği..</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong>, günümüz çalışma ortamının en önemli sağlık sorunu olan “oturma” konusunu ele alıyor. Son araştırmaları özetliyor. Günümüzün sigarası kadar bela bir şey.. Hareket, egzersiz lütfen&#8230; <strong>Ali Akurgal</strong>, Endüstri 4.0’ın bir tsunami gibi üzerimize geldiğini anlattığı yazısında sanayide yeni iş alanlarına giriyor. Bayram Ali Eşiyok, dünyadan Türkiye ekonomisine bakarken; Tanol Türkoğlu, Kuantum Edebiyat başlıklı yazısında “<strong>Okur aynı manzum eseri her okuduğunda onda farklı bir anlam bulmaktaysa, okurun o manzum eseri değiştirdiği söylenebilir mi?” </strong>sorusunun peşine takılıyor.</p>
<p>Bunlar yazarlarımızdan bazı seçmeler, ama bebeklerin ikinci dil öğreniminde yeni ve etkili bir yöntem, iş görüşmelerinde yeni psikolojik yöntemler ve daha pek çok ilginç haber, yorum ve yazı ile elinizde yeni bir HBT&#8230; Bu arada Prof. Dr. Duran Leblebici ve Öğr. Gör. Yıldız Leblebici için  düzenlenen “saygı buluşması”nı Reyhan Oksay izledi ve yazdı. Leblebici çok önemli bir bilimcimiz. Okuyun lütfen..</p>
<p>HBT geleceği kuran bilimsel araştırmaların izinde&#8230;</p>
<p>Bizi izleyin, her Cuma beyin besleme günü&#8230;</p>
<p>Gelecek sayıya kadar sevgi ile.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilim-boyle-diyor-sozu-hep-dogru-mudur">“Bilim böyle diyor&#8230;” sözü hep doğru mudur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8061</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimde İran nerede, Türkiye nerede? İran’da Evrim&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimde-iran-turkiye-iranda-evrim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 05:20:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[akademik]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[blockchain]]></category>
		<category><![CDATA[burs]]></category>
		<category><![CDATA[darwin]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[evrim teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[humeyni]]></category>
		<category><![CDATA[ilkokul]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[islam devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. bülent epir]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7357</guid>

					<description><![CDATA[<p>İran’ın bilimde gelişmesini öteden beri merakla izleriz ve haber yaparız. Humeyni’nin “İslam devrimi” İran’ın bilimsel çalışmalarını dibe vurdurduktan sonra, 10 yıldır büyük bir toparlanma içine girdi bu ülke ve bugün bilimsel araştırma-makale sayısını birkaç yıldır dünyada hızla artıran ülke konumuna yükseldi. 10-15 yıl önce de Türkiye, İran’ın konumundaydı. Bilimsel araştırma-makale sayısını dünyada en hızlı artıran ülke konumu şunu anlatıyor: Ülkenin akademik bilim güçleri yoğun olarak bilimsel araştırmaya odaklanmış durumda. Şüphesiz arka planda da çalıştıkları bilimsel kurumların desteklerinin yoğunluğunu ve daha da üstünde siyasi desteğin sürekliliğini&#8230; Olayın bir başka yönü de, İran’ın açık kapattığıdır. Yüklenirseniz bir olayın üzerine, hızla yol alırsınız. İran, Amerikan ambargosuna karşı ihtiyacı olan malzemeleri bizzat üretmek için kolları sıvamıştı, piyasada bulamayacağınız veya zor bulabileceğiniz veya size satılmayan bir cihaz, ilaç vb. üretebilmek için, bilimsel altyapınızın belirli bir düzeye -kritik eşik- gelmesi gerekir. Bu, öğrenme ve giderek üretmeye hazır olmak demektir. Türkiye mesela 1990’lı yıllarda Savunma Sanayi alanında ihtiyacı olan malzemeleri ve silahları üretebilmek için stratejik plan yaptı. Aselsan, TAİ, Havelsan, Roketsan vb. gibi kurumlarının temellerini attı ve bugün gerçekten de ülke ihtiyaçlarının %50’den fazlasını bizzat karşılayabilecek duruma geldi. Bu alandaki başarı doğrudan bugünkü iktidarın değildir. AKP bunu sahiplendi ve devamlılığını sağladı. Ama bu konuya siyaset karıştırdığını da görüyoruz. Demek ki bir hedefiniz varsa, büyük sıçramalar yapabilirsiniz. İç sayfalarımızda İran ile Türkiye’nin yıllar içinde bilimsel başarımda gelişmelerini izleyeceksiniz. Şunu belirtelim, İran fen bilimlerinde Türkiye’den başarılı; Türkiye ise tıp alanında İran’dan başarılı&#8230; İran net bilimsel makale sayısında bizi geçti. İran’da okullarda Evrim Size bir şey daha anımsatalım: İran’da Evrim Teorisi ilkokul 5. sınıftan itibaren var var. İlköğretim beşinci sınıftan itibaren dünya tarihi bölümünde fosiller okutuluyor. Ortaokul son sınıfta Yaşamın Kökeni bölümünde Türleşme ve Evrim, Popülasyon Genetiği, Popülasyon Dinamikleri konularında, 60 sayfa Evrim ile ilgili bütünlüklü ve kapsamlı bilgiler var. Darwin’in Evrim Kuramı’na ayrılan sayfa sayısı 11&#8230; Bizim müfredattan Evrim başlığı çıkartıldı, ama Evrim’le ilgili, ama Evrim adı verilmeden küçük parçacıkları okutuluyor. Şüphesiz ki, İran’da siyasal baskı, köktenci görüşler egemen, kadınlar baskı altında&#8230; Ama Evrim ilkokuldan itibaren okutuluyor. Çünkü Evrim, sadece insanın kökeni ve gelişimi ile ilgili değil, yerkürenin 3,5 milyar yıllık oluşumunun tarihine bakıyor aynı zamanda. Bu perspektif içinde insanın 300 bin yıllık tarihi ne ki! Merak edip İranlı bakanlara baktık, ikisi-üçü dışında ezici çoğunluğu doktora sahibi. Çoğu da ABD ve İngiltere’den iyi üniversitelerde bilim eğitimi görmüşler. Bizim hükümette ise 20’de 7 doktoralı bakan var&#8230; Çok özgün bir yazı, müzik ve matematik&#8230; Öyle bir iddia ile HBT’yi yayına başladık. 71. sayıdayız ve büyük bir keyifle dergiyi hazırlıyoruz. Ülkemiz ve insanımızın geleceğinin ancak bilim, demokrasi, özgürlük, tartışma, bilim ve teknoloji üretiminde çağdaş dünyaya eklemlenme, doğa sevgisi üzerinde yükselebileceğine olan inançla&#8230; Bu sayımız da öyle! Size mesela müzik konusunda olağanüstü özgün bir Doğan Kuban yazısı sunuyoruz. Müzik matematiktir! İçinde uygarlık var çağdaşlık var, yetenek var&#8230; Bu arada Kuban hocamıza yeniden geçmiş olsun diyoruz, kalçasına bir protez takıldı ve yürüme talimlerinde şu sıralarda. Ziyaretimizde tüm okurlarına, herkese sevgilerini gönderdi! Dijital para Bitcoin üzerine Tanol Türkoğlu’nun geçmişteki yazılarının üzerine daha ayrıntılı bir yazı daha sunuyoruz. Bu paralar sistemi kökten değiştirebilir. Şüphesiz çok önemli bir gelişme. İnsan embriyosuna ilk kez başarılı bir müdahale yapıldı, embriyodaki bozuk genler düzeltildi. CRISPR yöntemi sağ olsun… Acaba bu yöntemle yapılan çalışmalara küçük bir köşe mi açsak? Daha bir sürü çok değerli köşe yazısı, haber, değerlendirme ve ayrıntı&#8230; Gençlere dijital abonelikler Okurlar bizi gördüklerinde, çantalarında taşıdıkları ve hafta boyunca okudukları HBT’yi çıkartıp gösteriyorlar. Bir HBT tutkunluğu giderek artıyor. Yazarımız Erdal Musoğlu da son gönderdiği notta “Derginin her sayısı birbirinden dolu ve öğretici. Ben de Cuma günlerini iple çekiyor ve okumaya doyamıyorum” diyor. ODTÜ Bilgisayar Bölümü’nün kuruluşuna yapmış olduğu büyük katkılar nedeniyle, Prof. Dr. Bülent Epir adına HBT Dijital Abonelik bursu verdiğimiz 42 öğrencimiz de belli oldu. İçeride isimlerini görebilirsiniz. Gençlere yönelik yeni abonelikler de var ve önümüzdeki sayıda bir bir ardına ilan edeceğiz. İstanbul’da Perşembe, Türkiye’de Cuma günlerinden itibaren HBT okuma zamanı&#8230; Sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimde-iran-turkiye-iranda-evrim">Bilimde İran nerede, Türkiye nerede? İran’da Evrim&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İran’ın bilimde gelişmesini öteden beri merakla izleriz ve haber yaparız. Humeyni’nin “İslam devrimi” İran’ın bilimsel çalışmalarını dibe vurdurduktan sonra, 10 yıldır büyük bir toparlanma içine girdi bu ülke ve bugün bilimsel araştırma-makale sayısını birkaç yıldır dünyada hızla artıran ülke konumuna yükseldi. 10-15 yıl önce de Türkiye, İran’ın konumundaydı.</p>
<p>Bilimsel araştırma-makale sayısını dünyada en hızlı artıran ülke konumu şunu anlatıyor: Ülkenin akademik bilim güçleri yoğun olarak bilimsel araştırmaya odaklanmış durumda. Şüphesiz arka planda da çalıştıkları bilimsel kurumların desteklerinin yoğunluğunu ve daha da üstünde siyasi desteğin sürekliliğini&#8230;</p>
<p>Olayın bir başka yönü de, İran’ın açık kapattığıdır. Yüklenirseniz bir olayın üzerine, hızla yol alırsınız.</p>
<p>İran, Amerikan ambargosuna karşı ihtiyacı olan malzemeleri bizzat üretmek için kolları sıvamıştı, piyasada bulamayacağınız veya zor bulabileceğiniz veya size satılmayan bir cihaz, ilaç vb. üretebilmek için, bilimsel altyapınızın belirli bir düzeye -kritik eşik- gelmesi gerekir. Bu, öğrenme ve giderek üretmeye hazır olmak demektir.</p>
<p>Türkiye mesela 1990’lı yıllarda Savunma Sanayi alanında ihtiyacı olan malzemeleri ve silahları üretebilmek için stratejik plan yaptı. Aselsan, TAİ, Havelsan, Roketsan vb. gibi kurumlarının temellerini attı ve bugün gerçekten de ülke ihtiyaçlarının %50’den fazlasını bizzat karşılayabilecek duruma geldi.</p>
<p>Bu alandaki başarı doğrudan bugünkü iktidarın değildir. AKP bunu sahiplendi ve devamlılığını sağladı. Ama bu konuya siyaset karıştırdığını da görüyoruz.</p>
<p>Demek ki bir hedefiniz varsa, büyük sıçramalar yapabilirsiniz.</p>
<p>İç sayfalarımızda İran ile Türkiye’nin yıllar içinde bilimsel başarımda gelişmelerini izleyeceksiniz. Şunu belirtelim, İran fen bilimlerinde Türkiye’den başarılı; Türkiye ise tıp alanında İran’dan başarılı&#8230; İran net bilimsel makale sayısında bizi geçti.</p>
<p><strong>İran’da okullarda Evrim</strong></p>
<p>Size bir şey daha anımsatalım: İran’da Evrim Teorisi ilkokul 5. sınıftan itibaren var var. İlköğretim beşinci sınıftan itibaren dünya tarihi bölümünde fosiller okutuluyor. Ortaokul son sınıfta Yaşamın Kökeni bölümünde Türleşme ve Evrim, Popülasyon Genetiği, Popülasyon Dinamikleri konularında, 60 sayfa Evrim ile ilgili bütünlüklü ve kapsamlı bilgiler var. Darwin’in Evrim Kuramı’na ayrılan sayfa sayısı 11&#8230; Bizim müfredattan Evrim başlığı çıkartıldı, ama Evrim’le ilgili, ama Evrim adı verilmeden küçük parçacıkları okutuluyor.</p>
<p>Şüphesiz ki, İran’da siyasal baskı, köktenci görüşler egemen, kadınlar baskı altında&#8230; Ama Evrim ilkokuldan itibaren okutuluyor. Çünkü Evrim, sadece insanın kökeni ve gelişimi ile ilgili değil, yerkürenin 3,5 milyar yıllık oluşumunun tarihine bakıyor aynı zamanda. Bu perspektif içinde insanın 300 bin yıllık tarihi ne ki!</p>
<p>Merak edip İranlı bakanlara baktık, ikisi-üçü dışında ezici çoğunluğu doktora sahibi. Çoğu da ABD ve İngiltere’den iyi üniversitelerde bilim eğitimi görmüşler. Bizim hükümette ise 20’de 7 doktoralı bakan var&#8230;</p>
<p><strong>Çok özgün bir yazı, müzik ve matematik&#8230;</strong></p>
<p>Öyle bir iddia ile HBT’yi yayına başladık. 71. sayıdayız ve büyük bir keyifle dergiyi hazırlıyoruz. Ülkemiz ve insanımızın geleceğinin ancak bilim, demokrasi, özgürlük, tartışma, bilim ve teknoloji üretiminde çağdaş dünyaya eklemlenme, doğa sevgisi üzerinde yükselebileceğine olan inançla&#8230;</p>
<p>Bu sayımız da öyle! Size mesela müzik konusunda olağanüstü özgün bir <strong>Doğan Kuban</strong> yazısı sunuyoruz. Müzik matematiktir! İçinde uygarlık var çağdaşlık var, yetenek var&#8230; Bu arada Kuban hocamıza yeniden geçmiş olsun diyoruz, kalçasına bir protez takıldı ve yürüme talimlerinde şu sıralarda. Ziyaretimizde tüm okurlarına, herkese sevgilerini gönderdi!</p>
<p>Dijital para Bitcoin üzerine <strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nun geçmişteki yazılarının üzerine daha ayrıntılı bir yazı daha sunuyoruz. Bu paralar sistemi kökten değiştirebilir. Şüphesiz çok önemli bir gelişme. İnsan embriyosuna ilk kez başarılı bir müdahale yapıldı, embriyodaki bozuk genler düzeltildi. CRISPR yöntemi sağ olsun… Acaba bu yöntemle yapılan çalışmalara küçük bir köşe mi açsak?</p>
<p>Daha bir sürü çok değerli köşe yazısı, haber, değerlendirme ve ayrıntı&#8230;</p>
<p><strong>Gençlere dijital abonelikler</strong></p>
<p>Okurlar bizi gördüklerinde, çantalarında taşıdıkları ve hafta boyunca okudukları HBT’yi çıkartıp gösteriyorlar. Bir HBT tutkunluğu giderek artıyor. Yazarımız <strong>Erdal Musoğlu</strong> da son gönderdiği notta “Derginin her sayısı birbirinden dolu ve öğretici. Ben de Cuma günlerini iple çekiyor ve okumaya doyamıyorum” diyor.</p>
<p>ODTÜ Bilgisayar Bölümü’nün kuruluşuna yapmış olduğu büyük katkılar nedeniyle, Prof. Dr. Bülent Epir adına HBT Dijital Abonelik bursu verdiğimiz 42 öğrencimiz de belli oldu. İçeride isimlerini görebilirsiniz. Gençlere yönelik yeni abonelikler de var ve önümüzdeki sayıda bir bir ardına ilan edeceğiz.</p>
<p>İstanbul’da Perşembe, Türkiye’de Cuma günlerinden itibaren HBT okuma zamanı&#8230;</p>
<p>Sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/bilimde-iran-turkiye-iranda-evrim">Bilimde İran nerede, Türkiye nerede? İran’da Evrim&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7357</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Üniversitelerimizde İleri Teknoloji üzerine çalışmalar &#8211; 2</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/universitelerimizde-ileri-teknoloji-uzerine-calismalar-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2016 14:29:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[ileri teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4836</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi’nde mikro ölçekte kabarcıklı hidrodinamik kavitasyon ve biyomedikal tedavilerdeki uygulamalarını araştıran, çok merkezli, TÜBİTAK destekli çalışmalar yapılıyor. Amaç, yeni nesil biyomedikal aletlerin tasarımı, geliştirilmesi ve üretimi. Bir patent bile alındı. Maltepe Üniversitesi’nden üroloji doktoru Prof. Dr. Sinan Ekici başkanlığında yürütülen çalışmaların araştırma ekibi, Sabancı Üniversitesi’nden mekatronik mühendisi Doç. Dr. Ali Koşar, moleküler biyolog Doç. Dr. Devrim Gözüaçık ve Yeditepe Üniversitesi’nden patolog Prof. Dr. Işın Doğan Ekici’den oluşuyor. Mikro ölçekli kabarcıklı hidrodinamik kavitasyon tekniği ısı oluşturmaması, daha az yan etkiye yol açması, daha az masraflı ve enerji tasarruflu olması nedeniyle kanser tedavilerinde ve böbrek taşı kırma tedavisi gibi diğer tıbbi uygulamalarda ultrasonik kavitasyona alternatif olmaya aday bir yöntem olacak. Hidrodinamik kavitasyonun tıbbi kullanım patenti Doç. Dr. Ali Koşar tarafından alındı. Araştırmaların değişik aşamalarında diğer üniversitelerden de pek çok değerli bilim insanından destek alınmakta. Halen devam eden projede biyomedikal klinik uygulamalar için alet geliştirme üzerinde çalışılmakta ve teknolojik üretim için alt yapı hazırlanmakta. Hidrodinamik kavitasyon prensipiyle çalışan tıbbi araçlar, ultrason ve diğer yüksek teknoloji temelli araçlara göre çok daha uygun maliyetli bir şekilde üretilebilir ve pazarlanabilir olacaklar. Hidrodinamik kavitasyon akış üreticilerinin başarısı yeni nesil biyomedikal aletlerin tasarımı ve geliştirilmesine yol gösterecek, ülkemiz ve hatta dünya tıbbına yeni tedavi olanakları sağlayacak. Çalışmanın yüksek potansiyelinin bir göstergesi olarak, daha şimdiden hidrodinamik kavitasyonun medikal uygulamaları için patent başvurusu yapıldı. Hedef, tıbbi tedavilerde yaygın olarak kullanılabilecek yeni biyomedikal aletler üretilmesi ve bunların iç ve dış pazarlarda kullanılması. Boğaziçi Üniversitesi İleri Teknolojiler ARGE Merkez Laboratuvarları, bünyesinde barındırdığı ileri teknoloji ürünü yüzey analizi, mikro analiz ve detaylı karakterizasyon yapabilen cihazlarıyla gerek Boğaziçi Üniversitesi bünyesindeki araştırma grupları ve araştırmacılara, gerekse Boğaziçi Üniversitesi dışındaki üniversitelerde bulunan araştırma grupları ve araştırmacılara ve endüstriyel kuruluşlara hizmet veriyor. İleri teknoloji payı Bilkent Üniversitesi üretim safhasına ulaşan başarılı bilimcilerimizden biri olan Ekmel Özbay’ın ülkemizin ilk chip üretimi projesinden daha önce bahsetmiştik. Bu üniversiteye bağlı Cyberpark’da birçok teknoloji firması ihracat yapacak düzeye geldi. Elektronik bölümünde Rektör Abdullah Atalar daha 1976 yılında akustik mikroskobu da yapmıştı. Rektörün kardeşi Ergin Atalar ise 42 US patentine sahiptir ve NM görüntüleme tekniklerinde uluslararası üne sahip, sağlık alanında da kısmen ticarileşen birçok cihaz üretti. Bilkent Üniversitesi bünyesinde faaliyetini sürdüren UNAM (Ulusal Nanoteknoloji Merkezindeki ileri düzeyli yayınlar ve alınan patentler henüz ticarileşmemiş olsa da oldukça ileri düzeye ulaştı. Ülkemizde Savunma Sanayi Müsteşarlığı- Aselsan benzeri ihalelerinde özellikle dış alımlarında “ofset” anlaşmalarıyla teknoloji transferi ve yerli teknolojiye dayalı üreticilerin öncelikli desteklemesiyle ülkemizde ileri teknoloji üretimi yükselecektir. Her zamanki iyimserliğimle ülkemizde uluslararası yayın artışı Cumhuriyetimizin 100. Yılına kadar 8 yılda yerli ileri teknoloji üretimini de artırarak toplam ihracatımız içinde ileri teknoloji üretimleri payını %1,9 düzeyinden % 10 düzeyine çıkarmasını bekliyorum.  Prof. Dr. Mehmet Doğan</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/universitelerimizde-ileri-teknoloji-uzerine-calismalar-2">Üniversitelerimizde İleri Teknoloji üzerine çalışmalar &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sabancı Üniversitesi’nde </strong>mikro ölçekte kabarcıklı hidrodinamik kavitasyon ve biyomedikal tedavilerdeki uygulamalarını araştıran, çok merkezli, TÜBİTAK destekli çalışmalar yapılıyor.</p>
<p>Amaç, yeni nesil biyomedikal aletlerin tasarımı, geliştirilmesi ve üretimi. Bir patent bile alındı.</p>
<p>Maltepe Üniversitesi’nden üroloji doktoru Prof. Dr. Sinan Ekici başkanlığında yürütülen çalışmaların araştırma ekibi, Sabancı Üniversitesi’nden mekatronik mühendisi Doç. <strong>Dr. Ali Koşar</strong>, moleküler biyolog <strong>Doç. Dr. Devrim Gözüaçık</strong> ve Yeditepe Üniversitesi’nden patolog <strong>Prof. Dr. Işın Doğan Ekici</strong>’den oluşuyor. Mikro ölçekli kabarcıklı hidrodinamik kavitasyon tekniği ısı oluşturmaması, daha az yan etkiye yol açması, daha az masraflı ve enerji tasarruflu olması nedeniyle kanser tedavilerinde ve böbrek taşı kırma tedavisi gibi diğer tıbbi uygulamalarda ultrasonik kavitasyona alternatif olmaya aday bir yöntem olacak.</p>
<p>Hidrodinamik kavitasyonun tıbbi kullanım patenti Doç. Dr. Ali Koşar tarafından alındı. Araştırmaların değişik aşamalarında diğer üniversitelerden de pek çok değerli bilim insanından destek alınmakta.</p>
<p>Halen devam eden projede biyomedikal klinik uygulamalar için alet geliştirme üzerinde çalışılmakta ve teknolojik üretim için alt yapı hazırlanmakta. Hidrodinamik kavitasyon prensipiyle çalışan tıbbi araçlar, ultrason ve diğer yüksek teknoloji temelli araçlara göre çok daha uygun maliyetli bir şekilde üretilebilir ve pazarlanabilir olacaklar.</p>
<p>Hidrodinamik kavitasyon akış üreticilerinin başarısı yeni nesil biyomedikal aletlerin tasarımı ve geliştirilmesine yol gösterecek, ülkemiz ve hatta dünya tıbbına yeni tedavi olanakları sağlayacak. Çalışmanın yüksek potansiyelinin bir göstergesi olarak, daha şimdiden hidrodinamik kavitasyonun medikal uygulamaları için patent başvurusu yapıldı. Hedef, tıbbi tedavilerde yaygın olarak kullanılabilecek yeni biyomedikal aletler üretilmesi ve bunların iç ve dış pazarlarda kullanılması.</p>
<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi İleri Teknolojiler ARGE</strong> <strong>Merkez Laboratuvarları</strong>, bünyesinde barındırdığı ileri teknoloji ürünü yüzey analizi, mikro analiz ve detaylı karakterizasyon yapabilen cihazlarıyla gerek Boğaziçi Üniversitesi bünyesindeki araştırma grupları ve araştırmacılara, gerekse Boğaziçi Üniversitesi dışındaki üniversitelerde bulunan araştırma grupları ve araştırmacılara ve endüstriyel kuruluşlara hizmet veriyor.</p>
<p><strong>İleri teknoloji payı</strong></p>
<p><strong>Bilkent Üniversitesi </strong>üretim safhasına ulaşan başarılı bilimcilerimizden biri olan Ekmel Özbay’ın ülkemizin ilk chip üretimi projesinden daha önce bahsetmiştik. Bu üniversiteye bağlı Cyberpark’da birçok teknoloji firması ihracat yapacak düzeye geldi. Elektronik bölümünde Rektör Abdullah Atalar daha 1976 yılında akustik mikroskobu da yapmıştı. Rektörün kardeşi Ergin Atalar ise 42 US patentine sahiptir ve NM görüntüleme tekniklerinde uluslararası üne sahip, sağlık alanında da kısmen ticarileşen birçok cihaz üretti.</p>
<p>Bilkent Üniversitesi bünyesinde faaliyetini sürdüren UNAM (Ulusal Nanoteknoloji Merkezindeki ileri düzeyli yayınlar ve alınan patentler henüz ticarileşmemiş olsa da oldukça ileri düzeye ulaştı. Ülkemizde Savunma Sanayi Müsteşarlığı- Aselsan benzeri ihalelerinde özellikle dış alımlarında “ofset” anlaşmalarıyla teknoloji transferi ve yerli teknolojiye dayalı üreticilerin öncelikli desteklemesiyle ülkemizde ileri teknoloji üretimi yükselecektir.</p>
<p>Her zamanki iyimserliğimle ülkemizde uluslararası yayın artışı Cumhuriyetimizin 100. Yılına kadar 8 yılda yerli ileri teknoloji üretimini de artırarak toplam ihracatımız içinde ileri teknoloji üretimleri payını %1,9 düzeyinden % 10 düzeyine çıkarmasını bekliyorum.</p>
<p><strong> </strong><strong>Prof. Dr. Mehmet Doğan</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/universitelerimizde-ileri-teknoloji-uzerine-calismalar-2">Üniversitelerimizde İleri Teknoloji üzerine çalışmalar &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4836</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Eş seçiminde paranın etkisi ne kadar?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/es-seciminde-paranin-etkisi-ne-kadar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Dec 2016 10:06:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[çekicilik]]></category>
		<category><![CDATA[denek]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[para]]></category>
		<category><![CDATA[ruhbilim]]></category>
		<category><![CDATA[varsıl]]></category>
		<category><![CDATA[yoksul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4770</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hoşunuza gider ya da gitmez, insanların duygusal ilişkilere girmeleri ve bu ilişkileri sürdürmelerinde paranın sözü geçiyor. Şimdi yeni bir araştırmaya göre, çok paraya sahip olmak, dahası öyle olduğunu sanmak bile, duygusal yaşamınızı derinden etkileyebiliyor. İlginç araştırmanın sonuçları Frontiers in Psychology dergisinde yayımlandı. Bu araştırma kapsamında, kendilerini daha paralıymış gibi duyumsamaları yönünde eğitilen deneklerin (kadın ve erkek), eş bulma taktiklerinde değişikliklere gidip gitmeyecekleri araştırıldı. Örneğin, daha paralıymış duygusuna kapılan deneklerin, halihazırdaki eşlerine karşı duyguları araştırıldı. Eskisi denli eşlerinden hoşnut muydular ve bir yabancıya duydukları cinsel, duygusal çekimi daha açıklıkla ortaya serip sermeye mi başlıyorlardı? Araştırma yöntemi Araştırmaya, karşı cinse ilgi duyan ve tek eşli ilişkiler içinde olan yaklaşık 180 Çinli üniversite öğrencisi katıldı. Araştırmacılar uyguladıkları iki deneyde, katılımcıların bir bölümünü gerçekte olduğundan daha çok paraya sahip olduklarına inandırmaya çalıştı. Bir bölümüne de tam tersi bir duyguyu aşılamaya çalıştılar. Bu süreçte katılımcılardan, yaşamlarında daha varsıl ya da daha yoksul oldukları yönünde bir portre çizen yazılardaki boşlukları doldurmaları, ya da kendilerinde görece daha varsıl ya da yoksul oldukları duygusunu uyandıran birtakım soruları yanıtlamaları istendi. Deneklerin parasal durumlarıyla ilgili farklı duygulara kapılmalarını sağlayacak bu yöntemlerin öncesi ve sonrasında, onlardan, halihazırdaki eşlerinin çekicilikleri ve cinsel albenileri gibi unsurlar açısından bir değerlendirme yapmaları da istendi. Erkek: Paralıyım, daha iyisine layığım! Frontiers in Psychology dergisinin Mart sayısında yayımlanan araştırmada, daha paralı oldukları yönünde koşullandırılan erkek deneklerin, daha yoksul olduklarına inandırılan deneklere kıyasla, var olan eşlerini fiziksel açıdan eskisi denli çekici bulmadıklarına tanık olundu. Bir başka deyişle, daha paralı oldukları yönündeki öznel duygu, erkeklerin, uzun erimli eşlerinin fiziksel görüntüleriyle ilgili beklentilerini yükselttikleri görüldü. Araştırmacıların tanık oldukları şaşırtıcı bir durum da, kadın denekler için aynı sonucun geçerli olmamasıydı. Kadın deneklerin daha paralı oldukları duygusuna kapılmaları, var olan eşlerinin fiziksel görüntüleriyle ilgili görüşlerinde belirgin bir farklılığa yol açmamıştı. İkinci deneyde, katılımcıların parasal durumlarıyla ilgili koşullandırmanın ardından, karşılaştıkları çekici bir yabancıya nasıl davrandıkları sınandı. Bu kez daha paralı olduklarına inandırılan hem erkek hem kadın deneklerin, daha çekici buldukları bir eşle daha yakından ilgilendikleri görüldü. Sonuçlar, evrimsel ruh bilimiyle uyumlu     Uzmanlar araştırmadan elde edilen bulguların evrimsel ruhbilime dayalı savlarla uyumlu olduğuna dikkat çektiler. Evrimsel ruhbilim, aralarında bir eşte aranan özelliklerin de yer aldığı, insanların birtakım ruhsal özelliklerinin evrim süreciyle biçimlendirildiğini ve bu özelliklerin genelde üreme ve yaşamda kalabilme olanaklarını en üst düzeye ulaştırmaya yaradığını savunuyor. Konuya bu açıdan bakıldığında, insanların üreme olanaklarını en üst düzeye çıkartmak amacıyla eş bulma taktiklerini ve seçimlerini çevrelerindeki koşullara göre değiştirmelerini beklemek de son derece doğal bir tepki olsa gerek. Bir başka deyişle, sahip olduğunuz kaynaklar (burada daha paralı olmak söz konusu) sizlere daha iyi olanaklar sunuyorsa (burada söz konusu olan daha çekici bir eş), bu hedefin peşinden gidilmesi de son derece doğal. Ama kesin kanıt değil Ne var ki, yeni bulgular evrime dayalı görüşü desteklemekle birlikte, kesin bir kanıt niteliğini taşımıyor. Araştırmaya katılmayan Atlantalı ruhbilimci Mary Gresham, “Çiftleşme ve eş bulma ile ilgili evrimsel ruhbilim kuramları oldukça tartışmalı kuramlar. Bu süreçte çok daha başka unsurların da hesaba katılması gerekir” diyor. Gresham, insanların neden parasal konumlarına göre eş bulma taktiklerini değiştirdiklerini, para pul sahibi olmanın yüceltildiği toplumlardaki durumla da ilişkilendirilebileceğini söylüyor. Böyle davranmalar, evrimsel bir içgüdü olmaktan çok, bağlı oldukları toplumun inancından kaynaklıyor olabilir. Dahası, insanların çocukluklarında yaşadıkları deneyimler, ana babalarıyla ilişkileri ve enine boyuna düşünerek belirledikleri hedefler de eş seçiminde etkili olabilir. Gresham’a göre çiftleşme davranışı çok farklı unsurlarla belirleniyor ve olgunlaştıkça değişime uğruyor. Bu araştırmadan elde edilen bulgular geçerli olabilir, ama açıklaması salt evrimsel eğilimlere bağlanıp geçilecek denli basit değil. Tartışılması son derece ilginç, ancak henüz kanıtlanmamış bir konu. Rita Urgan Kaynak: Live Science (Nisan 2016)</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/es-seciminde-paranin-etkisi-ne-kadar">Eş seçiminde paranın etkisi ne kadar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hoşunuza gider ya da gitmez, insanların duygusal ilişkilere girmeleri ve bu ilişkileri sürdürmelerinde paranın sözü geçiyor. Şimdi yeni bir araştırmaya göre, çok paraya sahip olmak, dahası öyle olduğunu sanmak bile, duygusal yaşamınızı derinden etkileyebiliyor.</strong></p>
<p>İlginç araştırmanın sonuçları <em>Frontiers in Psychology </em>dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Bu araştırma kapsamında, <strong>kendilerini daha paralıymış gibi duyumsamaları</strong> yönünde eğitilen deneklerin (kadın ve erkek), eş bulma taktiklerinde değişikliklere gidip gitmeyecekleri araştırıldı.</p>
<p>Örneğin, daha paralıymış duygusuna kapılan deneklerin, halihazırdaki eşlerine karşı duyguları araştırıldı. Eskisi denli eşlerinden hoşnut muydular ve bir yabancıya duydukları cinsel, duygusal çekimi daha açıklıkla ortaya serip sermeye mi başlıyorlardı?</p>
<p><strong>Araştırma yöntemi</strong></p>
<p>Araştırmaya, karşı cinse ilgi duyan ve tek eşli ilişkiler içinde olan yaklaşık 180 Çinli üniversite öğrencisi katıldı.</p>
<p>Araştırmacılar uyguladıkları iki deneyde, katılımcıların bir bölümünü gerçekte olduğundan daha çok paraya sahip olduklarına inandırmaya çalıştı. Bir bölümüne de tam tersi bir duyguyu aşılamaya çalıştılar. Bu süreçte katılımcılardan, yaşamlarında daha varsıl ya da daha yoksul oldukları yönünde bir portre çizen yazılardaki boşlukları doldurmaları, ya da kendilerinde görece daha varsıl ya da yoksul oldukları duygusunu uyandıran birtakım soruları yanıtlamaları istendi.</p>
<p>Deneklerin parasal durumlarıyla ilgili farklı duygulara kapılmalarını sağlayacak bu yöntemlerin öncesi ve sonrasında, onlardan, halihazırdaki eşlerinin çekicilikleri ve cinsel albenileri gibi unsurlar açısından bir değerlendirme yapmaları da istendi.</p>
<p><strong>Erkek: Paralıyım, daha iyisine layığım!</strong></p>
<p><em>Frontiers in Psychology </em>dergisinin Mart sayısında yayımlanan araştırmada, daha paralı oldukları yönünde koşullandırılan erkek deneklerin, daha yoksul olduklarına inandırılan deneklere kıyasla, var olan eşlerini fiziksel açıdan eskisi denli çekici bulmadıklarına tanık olundu.</p>
<p>Bir başka deyişle, daha paralı oldukları yönündeki öznel duygu, erkeklerin, uzun erimli eşlerinin fiziksel görüntüleriyle ilgili beklentilerini yükselttikleri görüldü.</p>
<p>Araştırmacıların tanık oldukları şaşırtıcı bir durum da, <strong>kadın denekler için aynı sonucun geçerli olmamasıydı.</strong></p>
<p>Kadın deneklerin daha paralı oldukları duygusuna kapılmaları, var olan eşlerinin fiziksel görüntüleriyle ilgili görüşlerinde belirgin bir farklılığa yol açmamıştı.</p>
<p><strong>İkinci deneyde</strong>, katılımcıların parasal durumlarıyla ilgili koşullandırmanın ardından, karşılaştıkları çekici bir yabancıya nasıl davrandıkları sınandı. Bu kez daha paralı olduklarına inandırılan hem erkek hem kadın deneklerin, daha çekici buldukları bir eşle daha yakından ilgilendikleri görüldü.</p>
<p><strong>Sonuçlar, evrimsel ruh bilimiyle uyumlu    </strong></p>
<p>Uzmanlar araştırmadan elde edilen bulguların evrimsel ruhbilime dayalı savlarla uyumlu olduğuna dikkat çektiler.</p>
<p>Evrimsel ruhbilim, aralarında bir eşte aranan özelliklerin de yer aldığı, insanların birtakım ruhsal özelliklerinin evrim süreciyle biçimlendirildiğini ve bu özelliklerin genelde üreme ve yaşamda kalabilme olanaklarını en üst düzeye ulaştırmaya yaradığını savunuyor.</p>
<p>Konuya bu açıdan bakıldığında, insanların üreme olanaklarını en üst düzeye çıkartmak amacıyla eş bulma taktiklerini ve seçimlerini çevrelerindeki koşullara göre değiştirmelerini beklemek de son derece doğal bir tepki olsa gerek.</p>
<p>Bir başka deyişle, sahip olduğunuz kaynaklar (burada daha paralı olmak söz konusu) sizlere daha iyi olanaklar sunuyorsa (burada söz konusu olan daha çekici bir eş), bu hedefin peşinden gidilmesi de son derece doğal.</p>
<p><strong>Ama kesin kanıt değil</strong></p>
<p>Ne var ki, yeni bulgular evrime dayalı görüşü desteklemekle birlikte, kesin bir kanıt niteliğini taşımıyor.</p>
<p>Araştırmaya katılmayan Atlantalı ruhbilimci <strong>Mary Gresham</strong>, “Çiftleşme ve eş bulma ile ilgili evrimsel ruhbilim kuramları oldukça tartışmalı kuramlar. Bu süreçte çok daha başka unsurların da hesaba katılması gerekir” diyor.</p>
<p>Gresham, insanların neden parasal konumlarına göre eş bulma taktiklerini değiştirdiklerini, para pul sahibi olmanın yüceltildiği toplumlardaki durumla da ilişkilendirilebileceğini söylüyor. Böyle davranmalar, evrimsel bir içgüdü olmaktan çok, bağlı oldukları toplumun inancından kaynaklıyor olabilir.</p>
<p>Dahası, insanların <strong>çocukluklarında yaşadıkları deneyimler, ana babalarıyla ilişkileri ve enine boyuna düşünerek belirledikleri hedefler de eş seçiminde etkili olabilir.</strong></p>
<p>Gresham’a göre çiftleşme davranışı çok farklı unsurlarla belirleniyor ve olgunlaştıkça değişime uğruyor. Bu araştırmadan elde edilen bulgular geçerli olabilir, ama açıklaması salt evrimsel eğilimlere bağlanıp geçilecek denli basit değil. Tartışılması son derece ilginç, ancak henüz kanıtlanmamış bir konu.</p>
<p><strong>Rita Urgan</strong></p>
<p><strong>Kaynak: Live Science (Nisan 2016)</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/es-seciminde-paranin-etkisi-ne-kadar">Eş seçiminde paranın etkisi ne kadar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4770</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
