<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Covid 19 arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/covid-19/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/covid-19</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Feb 2024 14:01:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>JN.1 virüsü: Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/jn-1-virusu-omicronun-cok-bulasici-olan-en-son-varyanti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Feb 2024 13:21:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[DSÖ]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[JN1 virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[maske]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[omicron]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>
		<category><![CDATA[varyant]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30904</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni COVID-19 varyantları Kalabalık toplantılardan mümkün olduğunca kaçınmaya, usulüne uygun maske kullanmaya, solunum yolu belirtilerimiz varsa evde izole olmaya, kapalı ortamları iyi havalandırmaya, el hijyenini uygulamaya ve insanların yüzüne aksırmamaya çok özen göstermemiz gerekiyor. Gerek solunum yolu virüslerinin en sık görüldüğü mevsimde olmamız, gerekse yeni bulaşıcı COVID-19 varyantlarının sıklığının artması nedeniyle, solunum yollarından bulaşan virüslere karşı korunma önlemlerinin mutlaka alınması gerekli. Virüsler çoğalır ve yayılırken genetik materyallerinde değişiklikler meydana gelir. Mutasyon denen bu değişiklikler, en sık genetik materyali RNA olan virüslerde oluşur. Özellikle AIDS etkeni olan HIV, her yıl salgınlar ve arada tüm dünyayı ilgilendiren pandemiler yapan influenza-grip virüsü ve yüzyılımızın pandemisi COVID-19 etkeni SARS-CoV-2’de sık mutasyonlar görülür. Mutasyon gelişen ve orijinal virüsten farklılık gösteren virüse varyant adı verilir. Bazı mutasyonlar virüsün herhangi bir özelliğine yansımayabilirken, bazı mutasyonlar ise virüsün insanlara bulaşabilmesini kolaylaştırabilir, ağır hastalık yapıcı etkisini arttırabilir, aşıyla sağlanan bağışıklığa ve ilaçlara karşı dirence yol açabilir. Özellikle bulaştırıcılık arttığı takdirde hızla enfeksiyona yol açan varyant, en sık karşılaşılan etken olarak karşımıza çıkabilir. Varyantlar özellikle virüsün yoğun bulaştığı ortamlarda ve bağışıklık yetersizliği olan bireylerde ortaya çıkmaktadır. Bulaşıcılığı yüksek COVID-19 pandemisinin başından beri virüs genetik yapısı açısından detaylı izlenmekte ve yeni çıkan varyantlar takibe alınmaktadır. Moleküler sürveyans ile toplumlarda sıklıkla görülen virüsler özel yöntemlerle incelenerek önemli olabilecek varyantlar isimlendirilmekte ve izlenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından orijinal virüse göre yapısal ve davranış değişikliği gösteren, toplumda dolaştığı bilinen, vaka kümeleri oluşturan ya da çeşitli ülkelerde de saptanan varyantlar, dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) olarak isimlendirilmiştir. Mutasyonlar nedeni ile bulaşıcılığı artmış, COVID-19 yayılımını olumsuz yönde etkileyebilecek, hastalık oluşturma özelliği artmış, klinik tabloda değişikliğe yol açan, halk sağlığı önlemlerinin etkinliğini azaltan ya da mevcut tanı testlerinin, aşı veya ilaçların etkinliğini azaltan varyantlar da, endişe uyandıran varyantlar (Variant of Concern=VOC) olarak adlandırılmıştır. Gelişen varyantlarda tüm genetik materyalde değişiklikler olabilmekte ancak virüsün S (spike-çıkıntı) bölgesi adı verilen kısmında bulunan değişiklikler özellikle bulaşma hızını artıran, bağışıklık yanıtından kaçıp aşı ya da hastalığı geçirmiş olmaya rağmen enfeksiyona tekrar yakalanabilme durumuna yol açan ve hastalığı ağırlaştırabilen etkileri nedeni ile önemle ele alınmaktadır. İlk varyantlar dolaşımdan kalktı 2019 yılının sonunda ilk kez Wuhan’dan bildirilen SARS-CoV-2, Wuhan suşu olarak anılmaktadır. Daha sonra gelişen ve VOC olarak sınıflandırılan alfa, beta, gama ve delta gibi halk arasında bilinen ilk varyantlar şu anda dolaşımdan kalkmış durumdadır. Omicron varyantı 2021 yılı sonunda ilk çıktığında spike-çıkıntı proteininde çok sayıda mutasyona sahip olması ile dikkatleri üzerine toplamıştır. 2021 yılından beri de COVID-19 etkeni virüs, Omicron&#8217;dan türemiş çok sayıda alt-tip ile enfeksiyon oluşturmaya devam etmektedir. İlk farklı yapıdaki aşılar orijinal Wuhan suşuna karşı geliştirilmiş ve pandeminin en önemli dönemlerinde oldukça etkili olmuştur. Bunu takiben, önce Omicron&#8217;un iki en sık alt-tipine karşı ikili aşı ve sonra 2023 yılında en sık görülen etken olan XBB.1.5’e karşı tekli aşı geliştirilmiştir. Ancak bu aşılar dünyada yaygın kullanıma girememiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde bile Aralık 2023 sonu itibari ile maalesef %18 erişkin ve %7 çocuk bu yeni onaylanan tekli Monovalan aşı ile aşılıdır. 18 Aralık 2023’te, JN.1 isimli yeni Omicron alt varyantını Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) grubuna almıştır. JN.1 daha önce dikkatleri üzerine toplayan Omicron alt-tipi BA.2.86 takma adı Pirola olan varyanttan türemiştir. JN.1 moleküler sürveyansın çok iyi yapıldığı ve güncel olarak paylaşıldığı ülkelerde çok bulaşıcı olması ve çok hızla artması nedeni ile bu sınıfa alınmıştır. Tüm dünyada EG.5 takma adı ERİS olan varyant da halen en sık bildirilen bir Omicron alt-tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm dünyada 20 Kasım-17 Aralık tarihleri arasında 28 günde bir bildirilen yeni COVID-19 olguları, önceki 28 güne göre 850000 üzeri olgu ile %52 oranında artmış bulunmaktadır. Ancak ölüm oranı %8 oranında azalmıştır. 17 Aralık itibari ile 772 milyon kişi COVID-19’a yakalanmış ve yaklaşık 7 milyon kişi bu nedenle kaybedilmiştir. 13 Kasım-10 Aralık tarihleri arasında yeni COVID-19 enfeksiyonu ile hastaneye yatışlarda 118000 vaka olmak üzere %23 ve yoğun bakıma yatışlarda 1600 vaka olmak üzere %51 oranında artış görülmüştür. Bu artış mevsimsel olarak çok sık görülen ve en sık hastalığa neden olan solunum yolu virüsleri İnfluenza ve RSV’den dolayı da olabilir. Ama bu artışın yeni çok bulaşıcı olan COVID-19 varyantına bağlı olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. EG.5 takma adı ile ERIS, XBB.1.9.2’nin uzantısıdır. Yeni bir alt-varyant olan HV.1 de EG.5’den türemiştir. Moleküler sürveyansın çok iyi yapılıp güncel paylaşıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde EG.5, Ağustos’ta ön planda iken sonra %5 oranına düşmüştür. Şu anda HV.1 %22 oranında görülmektedir. EG.5 ve HV.1’in önceki Omicron alt-tiplerinden daha bulaşıcı olmadığı ve daha ağır hastalığa yol açmadığı izlenmekle birlikte, XBB ilişkili yeni Monovalan aşının bu iki alt-tipe karşı etkisinin sürdüğünü bildiren çalışmalar da bulunmaktadır. Ancak sonbaharda HV.1’in önüne geçip ABD’nde %44 olgudan sorumlu olan ve 18 Aralık’ta çok bulaşıcı olması nedeniyle dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) sınıfına alınan JN.1 varyantından yola çıkarak herkesin çok yorulduğu pandemi döneminde bunca kayba rağmen, çoğunluğumuzun dirsek büklümüne aksırmayı öğrenemediği de göz önünde bulundurularak, koruyucu önlemlerin mutlaka hatırlatılması gerekmektedir. JN.1, Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantıdır ve ilk kez Ağustos 2023’te bildirilmiştir. DSÖ’ne göre 41 ülkeye yayılmış ve ABD’nde ilk kez Eylül’de görülmüştür. JN.1, ABD’nde Kasım sonu COVID-19 olgularının sadece %8’ini oluştururken, 23 Aralık’ta olguların %44’ünden sorumlu hale gelmiştir. Bunu %22’lik oranla HV.1 alt-varyantı izlemektedir. JN.1, babası sayılan BA.2.86 ilk türediğinde, BA.2.86’dan (Pirola) çok mutasyon içermesi ve aşının oluşturduğu bağışıklığın koruyucu olmama olasılığı nedeniyle ürkütmüştür. Ama hızla BA.2.86’nın azaldığı, daha az sıklıkla enfeksiyona yol açtığı, tahmin edilen kadar bulaşıcı olmadığı ve bağışık yanıttan kaçmadığı görülmüş ve korkulan olmamıştır. Ancak ondan ek bir mutasyonla (spike proteininde ek L455S) türeyen JN.1 varyantının diğer varyantlardan daha bulaşıcı olduğu saptanmıştır ve bağışık yanıttan kaçma riski olabileceği düşünülmektedir. Bu varyant şu anda diğer varyantların önüne geçmiş durumdadır. Diğer varyantlardan farklı bulgulara ve daha şiddetli hastalığa yol açtığı henüz bilinmemektedir ve yakından izlenmektedir. Diğer varyantlar gibi ana belirtiler yine boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, akıntısı, öksürük, yorgunluk, baş ağrısı, kas ağrısı, ateş ve terleme, koku ve tat duyu kaybıdır. Hastalığın ağır seyri varyant tipinden çok kişinin bağışıklık durumu ve altta yatan hastalık varlığına bağlıdır. Çoğu hastalık hafif seyirlidir. Kuzey yarım kürede solunum yolu virüslerinin neden olduğu hastalıkların zirve yapacağı döneme girdik ve çok hızla yayılan yeni bir varyantla karşı karşıyayız. Bu nedenle şu an elimizdeki en değerli önlemlerden olan kalabalık toplantılardan mümkün olduğunca kaçınmaya, usulüne uygun maske kullanmaya, solunum yolu belirtilerimiz varsa evde izole olmaya, kapalı ortamları iyi havalandırmaya, el hijyenini uygulamaya ve insanların yüzüne aksırmamaya çok özen göstermemiz gereklidir. Prof. Dr. Gülden Çelik / BAU Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Kaynaklar https://www.ecdc.europa.eu/en/covid-19/variants-concern https://www.nytimes.com/article/covid-variant.html https://www.who.int/publications/m/item/covid-19-epidemiological-update&#8212;22-december-2023 https://www.today.com/health/coronavirus/jn-1-covid-variant-symptoms-rcna129344</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/jn-1-virusu-omicronun-cok-bulasici-olan-en-son-varyanti">JN.1 virüsü: Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni COVID-19 varyantları</strong></p>
<p>Kalabalık toplantılardan mümkün olduğunca kaçınmaya, usulüne uygun maske kullanmaya, solunum yolu belirtilerimiz varsa evde izole olmaya, kapalı ortamları iyi havalandırmaya, el hijyenini uygulamaya ve insanların yüzüne aksırmamaya çok özen göstermemiz gerekiyor.</p>
<p>Gerek solunum yolu virüslerinin en sık görüldüğü mevsimde olmamız, gerekse yeni bulaşıcı COVID-19 varyantlarının sıklığının artması nedeniyle, solunum yollarından bulaşan virüslere karşı korunma önlemlerinin mutlaka alınması gerekli.</p>
<p>Virüsler çoğalır ve yayılırken genetik materyallerinde değişiklikler meydana gelir. Mutasyon denen bu değişiklikler, en sık genetik materyali RNA olan virüslerde oluşur. Özellikle AIDS etkeni olan HIV, her yıl salgınlar ve arada tüm dünyayı ilgilendiren pandemiler yapan influenza-grip virüsü ve yüzyılımızın pandemisi COVID-19 etkeni SARS-CoV-2’de sık mutasyonlar görülür.</p>
<p>Mutasyon gelişen ve orijinal virüsten farklılık gösteren virüse varyant adı verilir. Bazı mutasyonlar virüsün herhangi bir özelliğine yansımayabilirken, bazı mutasyonlar ise virüsün insanlara bulaşabilmesini kolaylaştırabilir, ağır hastalık yapıcı etkisini arttırabilir, aşıyla sağlanan bağışıklığa ve ilaçlara karşı dirence yol açabilir. Özellikle bulaştırıcılık arttığı takdirde hızla enfeksiyona yol açan varyant, en sık karşılaşılan etken olarak karşımıza çıkabilir. Varyantlar özellikle virüsün yoğun bulaştığı ortamlarda ve bağışıklık yetersizliği olan bireylerde ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Bulaşıcılığı yüksek</strong></p>
<p>COVID-19 pandemisinin başından beri virüs genetik yapısı açısından detaylı izlenmekte ve yeni çıkan varyantlar takibe alınmaktadır. Moleküler sürveyans ile toplumlarda sıklıkla görülen virüsler özel yöntemlerle incelenerek önemli olabilecek varyantlar isimlendirilmekte ve izlenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü<strong> (DSÖ)</strong> tarafından orijinal virüse göre yapısal ve davranış değişikliği gösteren, toplumda dolaştığı bilinen, vaka kümeleri oluşturan ya da çeşitli ülkelerde de saptanan varyantlar, <strong>dikkate alınması gereken varyantlar</strong> (Variant of Interest=VOI) olarak isimlendirilmiştir. Mutasyonlar nedeni ile bulaşıcılığı artmış, COVID-19 yayılımını olumsuz yönde etkileyebilecek, hastalık oluşturma özelliği artmış, klinik tabloda değişikliğe yol açan, halk sağlığı önlemlerinin etkinliğini azaltan ya da mevcut tanı testlerinin, aşı veya ilaçların etkinliğini azaltan varyantlar da, <strong>endişe uyandıran varyantlar</strong> (Variant of Concern=VOC) olarak adlandırılmıştır.</p>
<p>Gelişen varyantlarda tüm genetik materyalde değişiklikler olabilmekte ancak virüsün S (spike-çıkıntı) bölgesi adı verilen kısmında bulunan değişiklikler özellikle bulaşma hızını artıran, bağışıklık yanıtından kaçıp aşı ya da hastalığı geçirmiş olmaya rağmen enfeksiyona tekrar yakalanabilme durumuna yol açan ve hastalığı ağırlaştırabilen etkileri nedeni ile önemle ele alınmaktadır.</p>
<p><strong>İlk varyantlar dolaşımdan kalktı</strong></p>
<p>2019 yılının sonunda ilk kez Wuhan’dan bildirilen SARS-CoV-2, Wuhan suşu olarak anılmaktadır. Daha sonra gelişen ve VOC olarak sınıflandırılan alfa, beta, gama ve delta gibi halk arasında bilinen ilk varyantlar şu anda dolaşımdan kalkmış durumdadır. Omicron varyantı 2021 yılı sonunda ilk çıktığında spike-çıkıntı proteininde çok sayıda mutasyona sahip olması ile dikkatleri üzerine toplamıştır. 2021 yılından beri de COVID-19 etkeni virüs, Omicron&#8217;dan türemiş çok sayıda alt-tip ile enfeksiyon oluşturmaya devam etmektedir. İlk farklı yapıdaki aşılar orijinal Wuhan suşuna karşı geliştirilmiş ve pandeminin en önemli dönemlerinde oldukça etkili olmuştur. Bunu takiben, önce Omicron&#8217;un iki en sık alt-tipine karşı ikili aşı ve sonra 2023 yılında en sık görülen etken olan XBB.1.5’e karşı tekli aşı geliştirilmiştir. Ancak bu aşılar dünyada yaygın kullanıma girememiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde bile Aralık 2023 sonu itibari ile maalesef %18 erişkin ve %7 çocuk bu yeni onaylanan tekli Monovalan aşı ile aşılıdır.</p>
<p>18 Aralık 2023’te, JN.1 isimli yeni Omicron alt varyantını Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) grubuna almıştır. JN.1 daha önce dikkatleri üzerine toplayan Omicron alt-tipi BA.2.86 takma adı Pirola olan varyanttan türemiştir. JN.1 moleküler sürveyansın çok iyi yapıldığı ve güncel olarak paylaşıldığı ülkelerde çok bulaşıcı olması ve çok hızla artması nedeni ile bu sınıfa alınmıştır. Tüm dünyada EG.5 takma adı ERİS olan varyant da halen en sık bildirilen bir Omicron alt-tipi olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Tüm dünyada 20 Kasım-17 Aralık tarihleri arasında 28 günde bir bildirilen yeni COVID-19 olguları, önceki 28 güne göre 850000 üzeri olgu ile %52 oranında artmış bulunmaktadır. Ancak ölüm oranı %8 oranında azalmıştır. 17 Aralık itibari ile 772 milyon kişi COVID-19’a yakalanmış ve yaklaşık 7 milyon kişi bu nedenle kaybedilmiştir. 13 Kasım-10 Aralık tarihleri arasında yeni COVID-19 enfeksiyonu ile hastaneye yatışlarda 118000 vaka olmak üzere %23 ve yoğun bakıma yatışlarda 1600 vaka olmak üzere %51 oranında artış görülmüştür. Bu artış mevsimsel olarak çok sık görülen ve en sık hastalığa neden olan solunum yolu virüsleri İnfluenza ve RSV’den dolayı da olabilir. Ama bu artışın yeni çok bulaşıcı olan COVID-19 varyantına bağlı olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekir.</p>
<p>EG.5 takma adı ile ERIS, XBB.1.9.2’nin uzantısıdır. Yeni bir alt-varyant olan HV.1 de EG.5’den türemiştir. Moleküler sürveyansın çok iyi yapılıp güncel paylaşıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde EG.5, Ağustos’ta ön planda iken sonra %5 oranına düşmüştür. Şu anda HV.1 %22 oranında görülmektedir. EG.5 ve HV.1’in önceki Omicron alt-tiplerinden daha bulaşıcı olmadığı ve daha ağır hastalığa yol açmadığı izlenmekle birlikte, XBB ilişkili yeni Monovalan aşının bu iki alt-tipe karşı etkisinin sürdüğünü bildiren çalışmalar da bulunmaktadır.</p>
<p>Ancak sonbaharda HV.1’in önüne geçip ABD’nde %44 olgudan sorumlu olan ve 18 Aralık’ta çok bulaşıcı olması nedeniyle dikkate alınması gereken varyantlar (Variant of Interest=VOI) sınıfına alınan JN.1 varyantından yola çıkarak herkesin çok yorulduğu pandemi döneminde bunca kayba rağmen, çoğunluğumuzun dirsek büklümüne aksırmayı öğrenemediği de göz önünde bulundurularak, koruyucu önlemlerin mutlaka hatırlatılması gerekmektedir.</p>
<p>JN.1, Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantıdır ve ilk kez Ağustos 2023’te bildirilmiştir. DSÖ’ne göre 41 ülkeye yayılmış ve ABD’nde ilk kez Eylül’de görülmüştür. JN.1, ABD’nde Kasım sonu COVID-19 olgularının sadece %8’ini oluştururken, 23 Aralık’ta olguların %44’ünden sorumlu hale gelmiştir. Bunu %22’lik oranla HV.1 alt-varyantı izlemektedir. JN.1, babası sayılan BA.2.86 ilk türediğinde, BA.2.86’dan (Pirola) çok mutasyon içermesi ve aşının oluşturduğu bağışıklığın koruyucu olmama olasılığı nedeniyle ürkütmüştür. Ama hızla BA.2.86’nın azaldığı, daha az sıklıkla enfeksiyona yol açtığı, tahmin edilen kadar bulaşıcı olmadığı ve bağışık yanıttan kaçmadığı görülmüş ve korkulan olmamıştır. Ancak ondan ek bir mutasyonla (spike proteininde ek L455S) türeyen JN.1 varyantının diğer varyantlardan daha bulaşıcı olduğu saptanmıştır ve bağışık yanıttan kaçma riski olabileceği düşünülmektedir. Bu varyant şu anda diğer varyantların önüne geçmiş durumdadır. Diğer varyantlardan farklı bulgulara ve daha şiddetli hastalığa yol açtığı henüz bilinmemektedir ve yakından izlenmektedir. Diğer varyantlar gibi ana belirtiler yine boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, akıntısı, öksürük, yorgunluk, baş ağrısı, kas ağrısı, ateş ve terleme, koku ve tat duyu kaybıdır. Hastalığın ağır seyri varyant tipinden çok kişinin bağışıklık durumu ve altta yatan hastalık varlığına bağlıdır. Çoğu hastalık hafif seyirlidir.</p>
<p>Kuzey yarım kürede solunum yolu virüslerinin neden olduğu hastalıkların zirve yapacağı döneme girdik ve çok hızla yayılan yeni bir varyantla karşı karşıyayız. Bu nedenle şu an elimizdeki en değerli önlemlerden olan kalabalık toplantılardan mümkün olduğunca kaçınmaya, usulüne uygun maske kullanmaya, solunum yolu belirtilerimiz varsa evde izole olmaya, kapalı ortamları iyi havalandırmaya, el hijyenini uygulamaya ve insanların yüzüne aksırmamaya çok özen göstermemiz gereklidir.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Gülden Çelik / BAU Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p><a href="https://www.ecdc.europa.eu/en/covid-19/variants-concern"><strong>https://www.ecdc.europa.eu/en/covid-19/variants-concern</strong></a></p>
<p><a href="https://www.nytimes.com/article/covid-variant.html"><strong>https://www.nytimes.com/article/covid-variant.html</strong></a></p>
<p><a href="https://www.who.int/publications/m/item/covid-19-epidemiological-update---22-december-2023"><strong>https://www.who.int/publications/m/item/covid-19-epidemiological-update&#8212;22-december-2023</strong></a></p>
<p><a href="https://www.today.com/health/coronavirus/jn-1-covid-variant-symptoms-rcna129344"><strong>https://www.today.com/health/coronavirus/jn-1-covid-variant-symptoms-rcna129344</strong></a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/jn-1-virusu-omicronun-cok-bulasici-olan-en-son-varyanti">JN.1 virüsü: Omicron’un çok bulaşıcı olan en son varyantı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30904</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Ergönül: Özgün bir model yarattık, bir iddiamız var…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/prof-dr-ergonul-ozgun-bir-model-yarattik-bir-iddiamiz-var</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2024 10:13:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik direnci]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[DSÖ]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[koç üniversitesi hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[KUİSCİD]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. önder ergönül]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk sağlığı, mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları&#8230; KUİSCİD&#8217;de üç farklı birim bir arada çalışıyor, araştırmalar yapıyor ve çözümler üretiyor. Bundan 3 yıl önce COVID-19 pandemisi önemli bir işbirliğine vesile oldu. Türkiye İş Bankası ve Koç Üniversitesi toplum sağlığı alanında bilimsel ve akademik faaliyetlere katkıda bulunmak amacıyla Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni yaşama geçirdiler. Prof. Dr. Önder Ergönül direktörlüğünde Koç Üniversitesi Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren merkez, Türkiye ve dünyadaki enfeksiyon hastalıklarına yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. Merkezi ziyaret ettik, laboratuvarı gezdik, direktör yardımcısı aynı zamanda mikrobiyoloji anabilim dalı başkanı Prof. Dr. Füsun Can ve ekibiyle keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Ardından Ergönül ile üç yılda merkezde neler yaptıklarını konuştuk. Öncelikle şunu vurgulayayım: Küçük bir ekiple, 3 farklı alanın güzel bir koordinasyonu ile KUİSCİD dünya ölçeğinde son derece özgün bir yapı. Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (KUİSCİD) kuruluş amacı nedir?   İş Bankası&#8217;nın desteği ile Türkiye’nin korona probleminin çözümüne de bir yerden yardımcı olmak amacıyla yola çıktık. Ama tabii yalnız COVID-19 pandemisi değil çalışma alanımız. Enfeksiyon hastalıklarıyla ilgili ileri düzeyde araştırma yapılması, hastalıkların tanı ve tedavileri ile korunma yollarının geliştirilmesinde çözüm önerileri getirilmesi, araştırmacı ve eğitimci insan kaynağının nicelik ve nitelik yönünden zenginleştirilmesi, aşı ve ilaç çalışmalarının yürütülmesi… Türkiye’nin çok ciddi enfeksiyon hastalıkları problemleri var. 2 kıtaya dağılması, nüfusun artması, göçler gibi bir sürü faktör var bu hastalıkları tetikleyen. İki ana temada birleştiriyoruz aslında. Bunlardan biri yeni pandemiler ve yeni enfeksiyonlar. İkincisi de antibiyotik direnci. Türkiye zaten antibiyotik direncinde dünyada neredeyse ilk sırada! Halkın sağlığını ilgilendiren bütün enfeksiyon hastalıkları ile ilgileniyoruz. İş Bankası’nın böyle bir merkezin kuruluşuna katkıda bulunma süreci nasıl gelişti? 2020 yılında pandemi Çin’de ilk ortaya çıktığında, İş Bankası yöneticileri bilgi almak amacıyla beni bir toplantıya çağırdılar. İş Kuleleri’nde, yaklaşık 300 kişinin katıldığı, Koronavirüs salgını ile ilgili konuştuğum ve karşılıklı soru ve yanıtlarla ilerleyen keyifli bir toplantı oldu. Henüz Türkiye’de hiç vaka yoktu. Tartışmanın odağı, ülkemiz için neler yapabiliriz etrafında oldu. Türkiye’de enfeksiyon hastalıkları alanında geçmişte yapılanlar, insan kapasitesi, yeni koşullar hakkında görüşlerimi ifade ettim. O gece toplantı biter bitmez Bakü’ye gitmek üzere havaalanına doğru yola çıktım. Dünya Sağlık Örgütü’nün görevlendirmesiyle, COVID-19 vakalarının çıkması nedeniyle salgın araştırmasında durum değerlendirmek üzere Azerbaycan’a gittim. Gittim ama ertesi gün Türkiye’de ilk vakalar bildirilince apar topar geri döndüm. Sonrasında vakalar çığ gibi arttı. Pandemi sandığımızdan çok daha büyük bir boyuta ilerledi. Yıllardır bu alanda uzmanlaştığımız için, bir yandan rutin günlük faaliyetlerimizi yürütürken, diğer yandan bu alanda çok önemli bilimsel katkılar yapabileceğimizi düşünüyorduk ve dünyada yapılan çalışmaları gördükçe bizde katkı koyabilmek ve ülkemize ve dünyaya yararlı bir iş yapmanın heyecanı içindeydik. Bu çerçevede İş Bankası ile görüşmelere başladık. Böylece merkez, bir bilimsel çabanın topluma yararlı olması umudu üzerine kuruldu. Bu çerçevede Adnan Bali ve Hakan Aran başta olmak üzere tüm yöneticilerle bilimsel çabanın getireceği umudu üzerine ortaklaşmış olmak ve destek almak çok değerliydi. Tam 100 yıl önce kurulan İş bankası, bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ihtiyacını desteklemiş oluyordu. Almanya’da Robert Kohl Enstitüsü var, Fransa’da Pasteur Enstitü’sü var. İrili ufaklı bir sürü özel merkezler var dünyada. Neden burada olmasın diye yola çıkıldı. Zaten pandemi ile birlikte birçok ülkede pek çok laboratuvar kuruldu. Amsterdam’da, Berlin’de, İspanya’da laboratuvarlarının yeterli olmadığını düşünerek yepyeni müthiş yatırımlar yaptılar. Bizim bu yaptığımız yatırım onlara göre çok mütevazi ama olması gereken bir yatırım. Pandemi döneminde başladınız. Sanırım ilk çalışmalarınız COVID-19’a yönelikti. Neler yaptınız? Biz şunu hep savunduk: Kendi bilgimizi kullanarak süreci yönetelim. Aklımızı kullanarak sahip olduğumuz merkez ve alt yapı olanaklarımızı kullanarak süreci kendi ürettiğimiz bilgi ile yönetmek. Bütün iddiamız bu. Dışarıdan aktarılan bilgi yerine, üretilen bilgi. Bu çerçevede neler yaptık? Tanı testleri yaptık, tedaviyi belirledik, geçişleri, bulaşma yollarını. Pandeminin ilk günlerinde, mesela Dr. Hasan Demirci ile yaptığımız güzel bir çalışma oldu. Demirci, Stanford Üniversitesi’nden gelmiş genç bir öğretim üyesi. Özel olarak yaptırmış olduğu 50 kilogramlık bir ayna ile gözle görülmeyen ama maskeden dışarıya çıkan damlacıkları gösteren bir düzenek kurdu. Bu ne işimize yaradı? Maske taktığımız zaman maske dışarıya nereden ne kadar kaçırıyor? Maske nasıl kullanılmalı? Bunları gösterdik. Bu çalışma hayli atıf alan bir çalışma oldu. İşte bu bilgiyi ürettik ve kullandık. Bu yaptıklarınız Türkiye’den takip ediliyor mu? Yoksa kendi çevreniz ile mi sınırlı kaldı? Türkiye’de maalesef Batı&#8217;dan bilgi aktarma usulü çok yaygın, bunu yapmak da çoğu kişiye yetmiş, bilim üretmek zannedilmiş ve halen de çoğunluk böyle anlıyor. Biz bu çerçevede üretim yapan nadir merkezlerden biriyiz ve uluslararası düzeyde üretiyoruz. Zamanla yarışıyoruz. Çalışmalarımızı daha erken yapabilseydik Nature gibi en üst düzeyde bir dergide yayınlanırdı, yine Nature gibi olmasa da çok iyi bir dergide yayınlandı. Bir diğer çalışmamız, Bakanlık tarafından önerilen Favipiravir isimli ilaçla ilgiliydi. Yaşlılara verildi pandeminin ilk döneminde. Biz çalışmayı yaptık, duyurduk ama ancak bir Avrupa dergisinde yayınlandıktan sonra Sağlık Bakanlığı kılavuzuna girdi. Bir başka çalışma, SARS-CoV-2’nin saçılımı ile ilgiliydi. COVID geçirenlerin işe dönüşleri 7 gündü ama bizim çalışmalarımız bunun 10 gün olduğunu ispatladı. Bu da çok önemliydi. Şimdi yeni bir pandemi olsa, biz hazırız diyecek noktada mısınız? Çok daha iyiyiz. Bu kez dünyanın büyük merkezleri ile çalışacağımız bir koşu olur bu. Çok hızlı adımlarla günceli yakalayabileceğimize eminiz. Ama daha çok sayıda çalışana ihtiyaç var. Tam da burada beyin göçünü tersine çevirmek durumundayız. Değerli beyinleri çekmemiz lazım. Biraz çaba ile bunun olabileceğine inanıyorum. Mesela İstanbul-Boston koridoru, İstanbul-Berlin koridoru gibi koridorlarımız olmalı. Oradaki bilim insanları ile bağlantılar ve ortak çalışmalar, onların geriye dönüşlerini ve kazanılmalarını kolaylaştırır. Aslında Türkiye’de çalışmak isteyenler çok sayıda bilim insanı var. Koşulları uymuyor. Merkezimiz gibi, bilim insanlarının huzurla üretebilecekleri odakların sayısının artması gerekiyor. Bunun dışında ne gibi çalışmalarınız var? Halk sağlığı problemi oluşturan enfeksiyon hastalıkları ile doğrudan ilgileniyoruz. Örneğin idrar yolu enfeksiyonları önemli bir halk sağlığı sorunu. Enfeksiyon hastalıklarının Türkiye’de özgünlükleri var. Batı&#8217;nın bize sunmuş olduğu rehberler, makaleler bir yere kadar yararlı. Aktarma bilgiyle sorunları ancak bir yere kadar çözebiliyoruz. Buraya özgü çözümler üretmek gerekiyor. Artı biz bunu çözerken dünyanın başka yerindeki başka sorunları da çözüyoruz. Güzelliği burada. Gençlere bunu anlatmaya çalışıyoruz: Burası sorunların yumak olduğu bir yer, siz bunu çözdüğünüz zaman dünya ölçeğinde ilerleme sağlayabilirsiniz. Yerel sorunlar, çözüm önerileri ve buluşlardan yola çıkarak evrenseli yakalamak, dünyada tanınmak mümkün. Türkiye’nin çok ciddi enfeksiyon hastalıkları sorunları var. Bunları neye bağlıyorsunuz? Merkezde bunların hangilerine yönelik çalışmalar yapılıyor? Biz aslında bunların tümüne yönelik yani Türkiye’de halk sağlığı sorunu teşkil eden tüm enfeksiyon hastalıklarına yönelik hem tanı hem tedavisine yönelik çalışmalar yapıyoruz. Burada gücümüzün yetmediği yerler olduğunda uluslararası işbirlikleri yapıyoruz. Burada en kritik faktör onlarla aynı noktada masaya oturacak şekilde işbirliği yapabilmek. Daha önce hakim olan ilişki biçimi onlara malzeme sunmaktı. Sadece malzeme sağlayan bir konumda olmak istemiyoruz. Biz bu paradigmayı ülkemizin, yurdumuzun insanı lehine bozmak istiyoruz. Malzeme sunan değil, çözüm üreten bir odak olmak istiyoruz ve olacağız. Başka ülkelerle işbirlikleriniz, ortak çalışmalarınız var mı? Harvard Üniversitesi’nde Gökhan Hotamışlıgil’in laboratuvarı ile çalışmalarımız var. Keza Oxford ile antibiyotik direnci konusunda yapıyoruz. Onların güçlü bir partneriyiz. Kaliforniya Üniversitesi (Los Angeles) ile ortak bir çalışmamız var. Merkezimiz daha çok tanındıkça daha çok uluslararası işbirliği gelişiyor. Sadece Türkiye’nin değil, bu alanda başka coğrafyaların da sorunlarını çözmeye yöneliyoruz ve bu bizi heyecanlandırıyor. Ayrıca Çin ve Japonya ile de ortak çalışmalarımız var. Özellikle Çin ile iletişimde sorunlarımız olmakla birlikte ortak işbirliğimiz gelişiyor. Japon meslektaşlarımız ile devam etmekte olan iletişim ve işbirliğimiz var. Çin ve Japonya ile ilişkilerimizi geliştirmeliyiz, bu yönde çalışıyoruz. KUİSCİD&#8217;in, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz ülkelerinde bölgesel bir merkez olmak gibi bir hedefi var mı? Tabii. Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği bir merkez rahatlıkla olabiliriz. Bürokratik bir süreç. Eninde sonunda burası Doğu Akdeniz’de bir merkez olabilir ama bağımsız ve gerçekten ülkenin temel sorunları ile uğraşan bir merkez olması çok kritik. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bir dönem basında çok yer alıyordu. Bu konuda çalışmalarınız var mı? Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Türkiye’nin önemli sorunlarından biri. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü ile yılda yaklaşık 1000 kişi hasta oluyor ve ölüm oranı %10’a yaklaşıyor. Eğer biz Batı&#8217;nın gözlüğü ile bakarsak onların ürettiklerini bekleriz. Bu oryantalist bir bakış açısı. Biz ise burada doğrudan üretimi savunuyoruz. Çıkış noktamız bu. Bunu yapabilecek güçteyiz ve bu bize müthiş avantaj sağlayabilir. Hiçbir vakanın olmadığı ülkeler korkunç yatırımlar yapıyorlar. Niye yapıyorlar? Kendilerine hastalığın gelmesini istemiyorlar. Bunun da ötesinde aşı ve ilaç üretip bizim gibi ülkelere satıyorlar. Kırım Kongo örneklerden biri, bunun gibi pek çok örnek sayabilirim. Biz Kırım Kongo’nun yapısını çözdüğümüz için COVID&#8217;İ çok daha rahat anladık. Virüsün işleyiş mekanizması aynı, hedef organları farklı biri akciğer diğeri karaciğer. Bunu anlamak insana hayvanlardan hastalıkların geçişini anlamak ve tedavi yönlemleri geliştirmek demek. Halk sağlığı, mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları… Bu üçlü ile kolektif çalışmalar yaparak bir rol model oluşturmaya çalışıyorsunuz. Biraz bahseder misiniz? Halkın sağlığını ilgilendiren bütün enfeksiyon hastalıkları ile ilgileniyoruz. Örneğin idrar yolu enfeksiyonu, antibiyotik direnci nedeniyle çok önemli bir sorun haline geldi. Klinik açıdan çözümü zor bir sorun. Biz bunu klinikte saptıyoruz ve mikrobiyoloji ekibi bakterinin özelliklerini saptıyor. Bu sayede yeni ilaç molekülleri ve tanı yöntemleri geliştirmeye yöneliyorlar. Temel bilimlerle uğraşanların gerçek sorunlarla ilgilenmeleri için köprü işlevi görüyoruz. Bu açıdan sistemimiz oldukça özgün. Büyük bir uyum ve bilgi paylaşımı var. Ayrıca disiplinler arası bir yayın ürettiğiniz zaman dünya ölçeğinde etkisi daha güçlü oluyor. Ekip kaç kişi? Çok az sayıda bilim insanıyla çok iş yapmaya çalışıyoruz. Ekibin her açıdan gelişmesi gerekiyor. Bizimle çalışacak nitelikli bilim insanları arayışı içindeyiz. Bunu her fırsatta ifade ediyoruz. Bu ülkemizin genel bir sorunu. Genel bir soruna genel bir yaklaşımla çözüm üretilebilir, doğru ama biz yine de kendi şartlarımızla çaba gösteriyoruz, belki de örnek bir model olursak başka odakları da etkileriz diye düşünüyoruz. Beyin göçü Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri haline geldi. Doktorlar, bilim insanları akın halinde yurt dışına gidiyor. KUİSCİD ise bir çekim merkezi haline gelebilir mi? Nasıl? kısaca görüşlerinizi aktarabilir misiniz? Beyin göçünü durdurmak için her yaştan insanımıza umut vermek, umudu dürtmek lazım. Maddi kaygılar tabii önemli ama aslında gençler burada umut bulamadıkları için yurt dışına gidiyorlar. Biz gençlere çalışma ve üretme imkanı veriyoruz. Belli projelere kanalize olup, dünya çapında çalışma olanağı sununca fikirlerini değiştiriyorlar. Eğer bir üretim içine girerlerse, huzurlu ve üretken bir çalışma ortamı içine girerlerse fikirleri değişebiliyor. Bunu görmeliyiz. Bu açıdan her zaman ve her yerde nitelikli iş gücünü çekmek için çalışmalıyız. Biz bunu yapıyoruz. Onlarla gurur duyuyoruz. Tüm burada yaptıklarınız ancak bir ideal uğruna yapılabilir gibi geliyor. Bunları yapabilmek için motivasyon ve ilham kaynağınız nedir? Tarihten çok sayıda örnek bulunabilir ama Cumhuriyet’in kuruluş öyküsü en yakın hissettiğimiz ilham kaynağımız oldu ve oluyor. Çünkü Cumhuriyet, başarılması imkansız denilen bir mücadeleyi, yenilgiyi baştan kabul edenlere hiç de aldırış etmeden, her zaman doğrudan ve gerçeklerden yana, azimle ve umutla başarmanın öyküsüdür. Bu mücadelenin baş kahramanı Atatürk, bizlere her zaman aklı ve bilimi rehber edinmeyi miras bıraktı. Bu başarı öyküsü bizleri bilim yolunda çok çalışmak için motive ediyor. Özlem Yüzak *Bu yazı, HBT Dergi 406. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/prof-dr-ergonul-ozgun-bir-model-yarattik-bir-iddiamiz-var">Prof. Dr. Ergönül: Özgün bir model yarattık, bir iddiamız var…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_30864" style="width: 765px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-30864" class="wp-image-30864 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/kuiscid.jpeg" alt="" width="755" height="480" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/kuiscid.jpeg 755w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/kuiscid-300x191.jpeg 300w" sizes="(max-width: 755px) 100vw, 755px" /><p id="caption-attachment-30864" class="wp-caption-text">İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali, İş Bankası İcra Kurulu Başkanı Hakan Aran ve aralarında Prof. Dr. Önder Ergönül</p></div>
<p><span style="color: #000000;">H</span><span style="color: #000000;">alk sağlığı, mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları&#8230; KUİSCİD&#8217;de üç farklı birim bir arada çalışıyor, araştırmalar yapıyor ve çözümler üretiyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bundan 3 yıl önce COVID-19 pandemisi önemli bir işbirliğine vesile oldu. Türkiye İş Bankası ve Koç Üniversitesi toplum sağlığı alanında bilimsel ve akademik faaliyetlere katkıda bulunmak amacıyla Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni yaşama geçirdiler. <strong>Prof. Dr. Önder Ergönül</strong> direktörlüğünde Koç Üniversitesi Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren merkez, Türkiye ve dünyadaki enfeksiyon hastalıklarına yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Merkezi ziyaret ettik, laboratuvarı gezdik, direktör yardımcısı aynı zamanda mikrobiyoloji anabilim dalı başkanı Prof. Dr. Füsun Can ve ekibiyle keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Ardından Ergönül ile üç yılda merkezde neler yaptıklarını konuştuk. Öncelikle şunu vurgulayayım: Küçük bir ekiple, 3 farklı alanın güzel bir koordinasyonu ile <strong>KUİSCİD</strong> dünya ölçeğinde son derece özgün bir yapı.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><a href="https://kuiscid.ku.edu.tr/tr/">Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma ve Uygulama Merkezi</a>’nin (KUİSCİD) kuruluş amacı nedir?  </span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">İş Bankası&#8217;nın desteği ile Türkiye’nin korona probleminin çözümüne de bir yerden yardımcı olmak amacıyla yola çıktık. Ama tabii yalnız COVID-19 pandemisi değil çalışma alanımız. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Enfeksiyon hastalıklarıyla ilgili ileri düzeyde araştırma yapılması, hastalıkların tanı ve tedavileri ile korunma yollarının geliştirilmesinde çözüm önerileri getirilmesi, araştırmacı ve eğitimci insan kaynağının nicelik ve nitelik yönünden zenginleştirilmesi, aşı ve ilaç çalışmalarının yürütülmesi… Türkiye’nin çok ciddi enfeksiyon hastalıkları problemleri var. 2 kıtaya dağılması, nüfusun artması, göçler gibi bir sürü faktör var bu hastalıkları tetikleyen.<strong> İki ana tema</strong>da birleştiriyoruz aslında. Bunlardan biri <strong>yeni pandemiler ve yeni enfeksiyonlar</strong>. İkincisi de <strong>antibiyotik direnci</strong>. Türkiye zaten antibiyotik direncinde dünyada neredeyse ilk sırada! Halkın sağlığını ilgilendiren bütün enfeksiyon hastalıkları ile ilgileniyoruz. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>İş Bankası’nın böyle bir merkezin kuruluşuna katkıda bulunma süreci nasıl gelişti?</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">2020 yılında pandemi Çin’de ilk ortaya çıktığında, İş Bankası yöneticileri bilgi almak amacıyla beni bir toplantıya çağırdılar. İş Kuleleri’nde, yaklaşık 300 kişinin katıldığı, Koronavirüs salgını ile ilgili konuştuğum ve karşılıklı soru ve yanıtlarla ilerleyen keyifli bir toplantı oldu. Henüz Türkiye’de hiç vaka yoktu. Tartışmanın odağı, ülkemiz için neler yapabiliriz etrafında oldu. Türkiye’de enfeksiyon hastalıkları alanında geçmişte yapılanlar, insan kapasitesi, yeni koşullar hakkında görüşlerimi ifade ettim. O gece toplantı biter bitmez Bakü’ye gitmek üzere havaalanına doğru yola çıktım. Dünya Sağlık Örgütü’nün görevlendirmesiyle, COVID-19 vakalarının çıkması nedeniyle salgın araştırmasında durum değerlendirmek üzere Azerbaycan’a gittim. Gittim ama ertesi gün Türkiye’de ilk vakalar bildirilince apar topar geri döndüm. Sonrasında vakalar çığ gibi arttı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Pandemi sandığımızdan çok daha büyük bir boyuta ilerledi. Yıllardır bu alanda uzmanlaştığımız için, bir yandan rutin günlük faaliyetlerimizi yürütürken, diğer yandan bu alanda çok önemli bilimsel katkılar yapabileceğimizi düşünüyorduk ve dünyada yapılan çalışmaları gördükçe bizde katkı koyabilmek ve ülkemize ve dünyaya yararlı bir iş yapmanın heyecanı içindeydik. Bu çerçevede İş Bankası ile görüşmelere başladık. Böylece merkez, bir bilimsel çabanın topluma yararlı olması umudu üzerine kuruldu. Bu çerçevede Adnan Bali ve Hakan Aran başta olmak üzere tüm yöneticilerle bilimsel çabanın getireceği umudu üzerine ortaklaşmış olmak ve destek almak çok değerliydi. Tam 100 yıl önce kurulan </span><span style="color: #000000;">İş bankası, bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ihtiyacını desteklemiş oluyordu. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Almanya’da Robert Kohl Enstitüsü var, Fransa’da Pasteur Enstitü’sü var. İrili ufaklı bir sürü özel merkezler var dünyada. Neden burada olmasın diye yola çıkıldı. Zaten pandemi ile birlikte birçok ülkede pek çok laboratuvar kuruldu. Amsterdam’da, Berlin’de, İspanya’da laboratuvarlarının yeterli olmadığını düşünerek yepyeni müthiş yatırımlar yaptılar. Bizim bu yaptığımız yatırım onlara göre çok mütevazi ama olması gereken bir yatırım. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Pandemi döneminde başladınız. Sanırım ilk çalışmalarınız COVID-19’a yönelikti. Neler yaptınız?</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Biz şunu hep savunduk: Kendi bilgimizi kullanarak süreci yönetelim. Aklımızı kullanarak sahip olduğumuz merkez ve alt yapı olanaklarımızı kullanarak süreci kendi ürettiğimiz bilgi ile yönetmek. Bütün iddiamız bu. Dışarıdan aktarılan bilgi yerine, üretilen bilgi.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu çerçevede neler yaptık? Tanı testleri yaptık, tedaviyi belirledik, geçişleri, bulaşma yollarını. Pandeminin ilk günlerinde, mesela Dr. Hasan Demirci ile yaptığımız güzel bir çalışma oldu. Demirci, Stanford Üniversitesi’nden gelmiş genç bir öğretim üyesi. Özel olarak yaptırmış olduğu 50 kilogramlık bir ayna ile gözle görülmeyen ama maskeden dışarıya çıkan damlacıkları gösteren bir düzenek kurdu. Bu ne işimize yaradı? Maske taktığımız zaman maske dışarıya nereden ne kadar kaçırıyor? Maske nasıl kullanılmalı? Bunları gösterdik. Bu çalışma hayli atıf alan bir çalışma oldu. İşte bu bilgiyi ürettik ve kullandık. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Bu yaptıklarınız Türkiye’den takip ediliyor mu? Yoksa kendi çevreniz ile mi sınırlı kaldı?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Türkiye’de maalesef Batı&#8217;dan bilgi aktarma usulü çok yaygın, bunu yapmak da çoğu kişiye yetmiş, bilim üretmek zannedilmiş ve halen de çoğunluk böyle anlıyor. <strong>Biz bu çerçevede üretim yapan nadir merkezlerden biriyiz ve uluslararası düzeyde üretiyoruz.</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Zamanla yarışıyoruz. Çalışmalarımızı daha erken yapabilseydik <a href="https://www.nature.com/"><em>Nature</em></a> gibi en üst düzeyde bir dergide yayınlanırdı, yine <em>Nature</em> gibi olmasa da çok iyi bir dergide yayınlandı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bir diğer çalışmamız, Bakanlık tarafından önerilen Favipiravir isimli ilaçla ilgiliydi. Yaşlılara verildi pandeminin ilk döneminde. Biz çalışmayı yaptık, duyurduk ama ancak bir Avrupa dergisinde yayınlandıktan sonra Sağlık Bakanlığı kılavuzuna girdi. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bir başka çalışma, SARS-CoV-2’nin saçılımı ile ilgiliydi. COVID geçirenlerin işe dönüşleri 7 gündü ama <strong>bizim çalışmalarımız bunun 10 gün olduğunu ispatladı</strong>. Bu da çok önemliydi. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Şimdi yeni bir pandemi olsa, biz hazırız diyecek noktada mısınız?</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Çok daha iyiyiz. Bu kez dünyanın büyük merkezleri ile çalışacağımız bir koşu olur bu. Çok hızlı adımlarla günceli yakalayabileceğimize eminiz. Ama daha çok sayıda çalışana ihtiyaç var. Tam da burada beyin göçünü tersine çevirmek durumundayız. Değerli beyinleri çekmemiz lazım. Biraz çaba ile bunun olabileceğine inanıyorum. Mesela İstanbul-Boston koridoru, İstanbul-Berlin koridoru gibi koridorlarımız olmalı. Oradaki bilim insanları ile bağlantılar ve ortak çalışmalar, onların geriye dönüşlerini ve kazanılmalarını kolaylaştırır. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Aslında Türkiye’de çalışmak isteyenler çok sayıda bilim insanı var. Koşulları uymuyor. Merkezimiz gibi, bilim insanlarının huzurla üretebilecekleri odakların sayısının artması gerekiyor. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Bunun dışında ne gibi çalışmalarınız var?</span></strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-30865" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/merkez-1024x682.jpeg" alt="" width="500" height="333" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/merkez-1024x682.jpeg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/merkez-300x200.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2024/02/merkez.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><span style="color: #000000;">Halk sağlığı problemi oluşturan enfeksiyon hastalıkları ile doğrudan ilgileniyoruz. Örneğin idrar yolu enfeksiyonları önemli bir halk sağlığı sorunu. <strong>Enfeksiyon hastalıklarının Türkiye’de özgünlükleri var.</strong> Batı&#8217;nın bize sunmuş olduğu rehberler, makaleler bir yere kadar yararlı. Aktarma bilgiyle sorunları ancak bir yere kadar çözebiliyoruz. <strong>Buraya özgü çözümler üretmek gerekiyor.</strong> Artı biz bunu çözerken dünyanın başka yerindeki başka sorunları da çözüyoruz. Güzelliği burada. Gençlere bunu anlatmaya çalışıyoruz: Burası sorunların yumak olduğu bir yer, siz bunu çözdüğünüz zaman dünya ölçeğinde ilerleme sağlayabilirsiniz. Yerel sorunlar, çözüm önerileri ve buluşlardan yola çıkarak evrenseli yakalamak, dünyada tanınmak mümkün. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Türkiye’nin çok ciddi enfeksiyon hastalıkları sorunları var. Bunları neye bağlıyorsunuz? Merkezde bunların hangilerine yönelik çalışmalar yapılıyor?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Biz aslında bunların tümüne yönelik yani Türkiye’de halk sağlığı sorunu teşkil eden tüm enfeksiyon hastalıklarına yönelik hem tanı hem tedavisine yönelik çalışmalar yapıyoruz. Burada gücümüzün yetmediği yerler olduğunda uluslararası işbirlikleri yapıyoruz. Burada en kritik faktör onlarla aynı noktada masaya oturacak şekilde işbirliği yapabilmek. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Daha önce hakim olan ilişki biçimi onlara malzeme sunmaktı. Sadece malzeme sağlayan bir konumda olmak istemiyoruz. Biz bu paradigmayı ülkemizin, yurdumuzun insanı lehine bozmak istiyoruz. Malzeme sunan değil, çözüm üreten bir odak olmak istiyoruz ve olacağız.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Başka ülkelerle işbirlikleriniz, ortak çalışmalarınız var mı?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Harvard Üniversitesi’nde Gökhan Hotamışlıgil’in laboratuvarı ile çalışmalarımız var. Keza Oxford ile antibiyotik direnci konusunda yapıyoruz. Onların güçlü bir partneriyiz. Kaliforniya Üniversitesi (Los Angeles) ile ortak bir çalışmamız var. Merkezimiz daha çok tanındıkça daha çok uluslararası işbirliği gelişiyor. Sadece Türkiye’nin değil, bu alanda başka coğrafyaların da sorunlarını çözmeye yöneliyoruz ve bu bizi heyecanlandırıyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ayrıca Çin ve Japonya ile de ortak çalışmalarımız var. Özellikle Çin ile iletişimde sorunlarımız olmakla birlikte ortak işbirliğimiz gelişiyor. Japon meslektaşlarımız ile devam etmekte olan iletişim ve işbirliğimiz var. Çin ve Japonya ile ilişkilerimizi geliştirmeliyiz, bu yönde çalışıyoruz. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">KUİSCİD&#8217;in, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz ülkelerinde bölgesel bir merkez olmak gibi bir hedefi var mı?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Tabii. Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği bir merkez rahatlıkla olabiliriz. Bürokratik bir süreç. Eninde sonunda burası Doğu Akdeniz’de bir merkez olabilir ama bağımsız ve gerçekten ülkenin temel sorunları ile uğraşan bir merkez olması çok kritik. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Kırım Kongo Kanamalı Ateşi bir dönem basında çok yer alıyordu. Bu konuda çalışmalarınız var mı?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Türkiye’nin önemli sorunlarından biri. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü ile yılda yaklaşık 1000 kişi hasta oluyor ve ölüm oranı %10’a yaklaşıyor. Eğer biz Batı&#8217;nın gözlüğü ile bakarsak onların ürettiklerini bekleriz. Bu oryantalist bir bakış açısı. <strong>Biz ise burada doğrudan üretimi savunuyoruz.</strong> Çıkış noktamız bu. Bunu yapabilecek güçteyiz ve bu bize müthiş avantaj sağlayabilir. Hiçbir vakanın olmadığı ülkeler korkunç yatırımlar yapıyorlar. Niye yapıyorlar? Kendilerine hastalığın gelmesini istemiyorlar. Bunun da ötesinde a</span><span style="color: #000000;">şı ve ilaç üretip bizim gibi ülkelere satıyorlar. Kırım Kongo örneklerden biri, bunun gibi pek çok örnek sayabilirim.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Biz Kırım Kongo’nun yapısını çözdüğümüz için COVID&#8217;İ çok daha rahat anladık. Virüsün işleyiş mekanizması aynı, hedef organları farklı biri akciğer diğeri karaciğer. Bunu anlamak insana hayvanlardan hastalıkların geçişini anlamak ve tedavi yönlemleri geliştirmek demek.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Halk sağlığı, mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları… Bu üçlü ile kolektif çalışmalar yaparak bir rol model oluşturmaya çalışıyorsunuz. Biraz bahseder misiniz? </span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Halkın sağlığını ilgilendiren bütün enfeksiyon hastalıkları ile ilgileniyoruz. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Örneğin idrar yolu enfeksiyonu, antibiyotik direnci nedeniyle çok önemli bir sorun haline geldi. Klinik açıdan çözümü zor bir sorun. Biz bunu klinikte saptıyoruz ve mikrobiyoloji ekibi bakterinin özelliklerini saptıyor. Bu sayede yeni ilaç molekülleri ve tanı yöntemleri geliştirmeye yöneliyorlar. Temel bilimlerle uğraşanların gerçek sorunlarla ilgilenmeleri için köprü işlevi görüyoruz. Bu açıdan sistemimiz oldukça özgün. Büyük bir uyum ve bilgi paylaşımı var. Ayrıca disiplinler arası bir yayın ürettiğiniz zaman dünya ölçeğinde etkisi daha güçlü oluyor. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Ekip kaç kişi?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Çok az sayıda bilim insanıyla çok iş yapmaya çalışıyoruz. Ekibin her açıdan gelişmesi gerekiyor. Bizimle çalışacak nitelikli bilim insanları arayışı içindeyiz. Bunu her fırsatta ifade ediyoruz. Bu ülkemizin genel bir sorunu. Genel bir soruna genel bir yaklaşımla çözüm üretilebilir, doğru ama biz yine de kendi şartlarımızla çaba gösteriyoruz, belki de örnek bir model olursak başka odakları da etkileriz diye düşünüyoruz. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Beyin göçü Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri haline geldi. Doktorlar, bilim insanları akın halinde yurt dışına gidiyor. KUİSCİD ise bir çekim merkezi haline gelebilir mi? Nasıl? kısaca görüşlerinizi aktarabilir misiniz?</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Beyin göçünü durdurmak için her yaştan insanımıza umut vermek, umudu dürtmek lazım. Maddi kaygılar tabii önemli ama aslında gençler burada umut bulamadıkları için yurt dışına gidiyorlar. Biz gençlere çalışma ve üretme imkanı veriyoruz. Belli projelere kanalize olup, dünya çapında çalışma olanağı sununca fikirlerini değiştiriyorlar. Eğer bir üretim içine girerlerse, huzurlu ve üretken bir çalışma ortamı içine girerlerse fikirleri değişebiliyor. Bunu görmeliyiz. Bu açıdan her zaman ve her yerde nitelikli iş gücünü çekmek için çalışmalıyız. Biz bunu yapıyoruz. Onlarla gurur duyuyoruz. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Tüm burada yaptıklarınız ancak bir ideal uğruna yapılabilir gibi geliyor. Bunları yapabilmek için motivasyon ve ilham kaynağınız nedir?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Tarihten çok sayıda örnek bulunabilir ama Cumhuriyet’in kuruluş öyküsü en yakın hissettiğimiz ilham kaynağımız oldu ve oluyor. Çünkü Cumhuriyet, başarılması imkansız denilen bir mücadeleyi, yenilgiyi baştan kabul edenlere hiç de aldırış etmeden, her zaman doğrudan ve gerçeklerden yana, azimle ve umutla başarmanın öyküsüdür. Bu mücadelenin baş kahramanı Atatürk, bizlere her zaman aklı ve bilimi rehber edinmeyi miras bıraktı. Bu başarı öyküsü bizleri bilim yolunda çok çalışmak için motive ediyor.</span></p>
<p><strong>Özlem Yüzak</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-406-18-ocak-2024-dijital-pdf/">406. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/prof-dr-ergonul-ozgun-bir-model-yarattik-bir-iddiamiz-var">Prof. Dr. Ergönül: Özgün bir model yarattık, bir iddiamız var…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30863</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türeci ve Şahin’e ödül neden verilmedi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/tureci-ve-sahine-odul-neden-verilmedi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[ORHAN BURSALI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 14:53:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı olmak]]></category>
		<category><![CDATA[aziz sancar]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[Drew Weissman]]></category>
		<category><![CDATA[Katalin Karikó]]></category>
		<category><![CDATA[mRNA]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü 2023]]></category>
		<category><![CDATA[özlem türeci]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[uğur şahin]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30271</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devrim niteliğindeki büyük buluşa en büyük ödül Yazılmayı hak eden bir ödül. Devrim niteliğindeki mRNA aşısının gerçekleştirilmesine yol açan temel bilimsel buluşu gerçekleştiren iki bilimciye, Katalin Karikó ve Drew Weissman’a Nobel Tıp/Fizyoloji ödülü verildi. Dikkat ederseniz Nobel, bu teknolojiyi/yöntemi kullanarak ilk aşıyı üreten Türk kökenli iki bilim insanı Uğur Şahin ve Özlem Türeci’ye verilmedi. Çünkü önemli olan mRNA teknolojisini bulmaktı. Bu teknoloji olmasaydı, mRNA aşısı gerçekleştirilemezdi. Bu konuda iki yıl önce, 2021 Tıp Nobeli’nin mRNA aşısına neden verilmediği tartışma konusu olmuştu. Çok erken demiştim, çünkü aşı kendini kanıtlamalıydı ve henüz 1.5 yıl olmuştu&#8230; “Nobel Komitesi’nin ise acelesi yok. Komite, güncel davranmaya pek yanaşmıyor; çünkü verdikleri Nobeller bazen 30 yıl öncesinin çok önemli buluşları bile olabiliyor. Aziz Sancar ve Nobel’i paylaştığı diğer iki bilim insanının buluşları da Nobel aldıkları tarihten 20 yıl öncesine dayanıyor!” Türeci ve Şahin’i Nobel adayı gösterenler için de devamında şöyle yazmıştım: Hemen “verilseydi, Nobelleri yakından izleyen bilim gazetecisi yönüme sürpriz olurdu&#8230; Hele BioNTech’in kurucuları, mRNA aşısının üreticileri ve bu yöntemle mesela bir çeşit deri kanserini iyileştirme çalışmalarında hayli ilerleyen, bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci’ye verilmesi çok daha büyük sürpriz olurdu&#8230; Gelecek yıl ödül Katalin Karikó ve Drew Weissman’ın.” 2022’de verilir diyordum ama bir yıl hata payıyla bu yıl gerçekleşti. Önceki yazımın linki: www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/tip-nobeli-niye-asiya-tureci-ve-sahine-verilmedi-1875509 Temel bilim çok önemli Ödülü her zaman veya genellikle temel bilim araştırmaları alıyor. mRNA (DNA’mızın protein üretilmesi talimatını ileten kısmı) teknolojisi üzerinde 30 yıl boyunca uğraşıldı. Böyle çok temel, çığır açıcı buluşlara neden olacak konular üzerinde çok uzun çalışmalar yapıldığı bilinir. mRNA ile hastalıklara karşı etkili aşı ve tedavi edici başka yöntemler geliştirilebileceği 30 yıl önceden görülmüş ancak laboratuvar deneyleri iyi sonuçlar vermemişti. Önceki yazımdan: “Hikâye, birçok bilimsel keşfin yaşamı değiştiren yeniliklere dönüşme şeklini aydınlatıyor: Onlarca yıllık çıkmaz sokaklar, reddedilmeler ve potansiyel kârlar için verilen mücadeleler, aynı zamanda cömertlik, merak, şüphecilik ve inatçı ısrar&#8230;” Evet müthiş bir alınteri, uykusuz geceler ve sonuçta gelen başarı&#8230; İnsanlığa ne büyük hizmet! Bilim olumsuz sonuçlardan hep öğrenir, nerede işlerin ters gittiğini arar bulur, bilim insanları ve taş üzerine taş koyarak gerçeği yakalar. Bu teknoloji ile üretilen aşının önemi, eski klasik aşıya karşı, çok daha etkili ve hızlı bağışıklık sistemini hastalık etkenlerine karşı (COVID virüsü gibi) hızla harekete geçirmesi. Kilit konu bağışıklık sistemimizdir. Onu uygun şekilde uyarabilirseniz belki de savaşamayacağı hastalık etkeni olmayacaktır. Büyük buluşlar bekliyoruz mRNA teknolojisi ile bilim olağanüstü yeni başarılara imza atmanın eşiğinde. İlk mRNA aşısını hızla geliştiren Türeci ve Uğur, deri kolon vb. gibi kanser türlerine karşı da mRNA aşıları üretiyor, bunların ilk denemelerini yapıyor. İngiltere’de ilk başarılı sonuçları almaya başladıklarını duyuyoruz. Türeci ve Uğur’un bu teknoloji ile aşıyı çok hızlı geliştirmelerinin sırrı ise uzun zamandır mRNA üzerinde çalışıyor olmalarındandır. Pandemi çıkınca, tamam arkadaşlar hemen aşıya girişiyoruz dediler ve bir yıl sürmedi başarıya imza atmaları. Bizim aşı? Ne kadar geri olduğumuzu anlamanız için anımsatayım. COVID’e karşı klasik yöntemlerle aşı geliştirilmesi için 20 kadar üniversite, merkez vb. kolları sıvadı. TURKOVAC adı verilen bir aşı geliştirildiği açıklandı zar zor. Kimsenin klasik aşı kullanmadığı bir safhada&#8230; Kaç aşılanma oldu, bunların sonuçları üzerine bir bilgi ulaşmadı. İktidar birkaç Afrika ülkesine bu aşıları hediye diye götürdü. Oralarda kullanıldı mı, yoksa hediyedir koyalım bir kenara mı denildi, bilgimiz yok. COVID, tıp bilimimizin yaratıcılığını teste tabi tuttu. Demek ki bu tür önemli olaylara bilimimiz hazır değil. Siyasal ve bilimsel kafalar hazır değil&#8230; Yarın olur mu bilemem&#8230; Orhan Bursalı *Bu yazı, 3 Ekim 2023 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/tureci-ve-sahine-odul-neden-verilmedi">Türeci ve Şahin’e ödül neden verilmedi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Devrim niteliğindeki büyük buluşa en büyük ödül</strong></p>
<p>Yazılmayı hak eden bir ödül. Devrim niteliğindeki mRNA aşısının gerçekleştirilmesine yol açan temel bilimsel buluşu gerçekleştiren iki bilimciye, <strong>Katalin Karikó</strong> ve <strong>Drew Weissman</strong>’a Nobel Tıp/Fizyoloji ödülü verildi.</p>
<p>Dikkat ederseniz Nobel, bu teknolojiyi/yöntemi kullanarak ilk aşıyı üreten Türk kökenli iki bilim insanı <strong>Uğur Şahin</strong> ve <strong>Özlem Türeci</strong>’ye verilmedi. Çünkü önemli olan mRNA teknolojisini bulmaktı. Bu teknoloji olmasaydı, mRNA aşısı gerçekleştirilemezdi.</p>
<div id="gpt_unit_/11357266/haberdetay-haberici-kare1_0" data-google-query-id="CNfcypzQ3IEDFe2P_QcdFi0C0w">
<p>Bu konuda iki yıl önce, 2021 Tıp Nobeli’nin mRNA aşısına neden verilmediği tartışma konusu olmuştu. Çok erken demiştim, çünkü aşı kendini kanıtlamalıydı ve henüz 1.5 yıl olmuştu&#8230; “<em>Nobel Komitesi’nin ise acelesi yok. Komite, güncel davranmaya pek yanaşmıyor; çünkü verdikleri Nobeller bazen 30 yıl öncesinin çok önemli buluşları bile olabiliyor. Aziz Sancar ve Nobel’i paylaştığı diğer iki bilim insanının buluşları da Nobel aldıkları tarihten 20 yıl öncesine dayanıyor!</em>”</p>
<p>Türeci ve Şahin’i Nobel adayı gösterenler için de devamında şöyle yazmıştım:</p>
<p>Hemen “<em>verilseydi, Nobelleri yakından izleyen bilim gazetecisi yönüme sürpriz olurdu&#8230; Hele BioNTech’in kurucuları, mRNA aşısının üreticileri ve bu yöntemle mesela bir çeşit deri kanserini iyileştirme çalışmalarında hayli ilerleyen, bilim insanları Uğur Şahin ve Özlem Türeci’ye verilmesi çok daha büyük sürpriz olurdu&#8230; Gelecek yıl ödül Katalin Karikó ve Drew Weissman’ın.</em>”</p>
<p>2022’de verilir diyordum ama bir yıl hata payıyla bu yıl gerçekleşti.</p>
<p>Önceki yazımın linki: <a title="TIKLAYINIZ..." href="https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/tip-nobeli-niye-asiya-tureci-ve-sahine-verilmedi-1875509" target="_blank" rel="noopener">www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/tip-nobeli-niye-asiya-tureci-ve-sahine-verilmedi-1875509</a></p>
<p><strong>Temel bilim çok önemli</strong></p>
<p>Ödülü her zaman veya genellikle temel bilim araştırmaları alıyor.</p>
<p>mRNA (DNA’mızın protein üretilmesi talimatını ileten kısmı) teknolojisi üzerinde 30 yıl boyunca uğraşıldı.</p>
<p>Böyle çok temel, çığır açıcı buluşlara neden olacak konular üzerinde çok uzun çalışmalar yapıldığı bilinir.</p>
<p>mRNA ile hastalıklara karşı etkili aşı ve tedavi edici başka yöntemler geliştirilebileceği 30 yıl önceden görülmüş ancak laboratuvar deneyleri iyi sonuçlar vermemişti.</p>
<p>Önceki yazımdan: “<em>Hikâye, birçok bilimsel keşfin yaşamı değiştiren yeniliklere dönüşme şeklini aydınlatıyor: Onlarca yıllık çıkmaz sokaklar, reddedilmeler ve potansiyel kârlar için verilen mücadeleler, aynı zamanda cömertlik, merak, şüphecilik ve inatçı ısrar&#8230;</em>”</p>
<p>Evet müthiş bir alınteri, uykusuz geceler ve sonuçta gelen başarı&#8230; İnsanlığa ne büyük hizmet!</p>
<p>Bilim olumsuz sonuçlardan hep öğrenir, nerede işlerin ters gittiğini arar bulur, bilim insanları ve taş üzerine taş koyarak gerçeği yakalar.</p>
<p>Bu teknoloji ile üretilen aşının önemi, eski klasik aşıya karşı, çok daha etkili ve hızlı bağışıklık sistemini hastalık etkenlerine karşı (COVID virüsü gibi) hızla harekete geçirmesi. Kilit konu <strong>bağışıklık</strong> sistemimizdir. Onu uygun şekilde uyarabilirseniz belki de savaşamayacağı hastalık etkeni olmayacaktır.</p>
<p><strong>Büyük buluşlar bekliyoruz</strong></p>
<p>mRNA teknolojisi ile bilim olağanüstü yeni başarılara imza atmanın eşiğinde. İlk mRNA aşısını hızla geliştiren Türeci ve Uğur, deri kolon vb. gibi kanser türlerine karşı da mRNA aşıları üretiyor, bunların ilk denemelerini yapıyor. İngiltere’de ilk başarılı sonuçları almaya başladıklarını duyuyoruz.</p>
<p>Türeci ve Uğur’un bu teknoloji ile aşıyı çok hızlı geliştirmelerinin sırrı ise uzun zamandır mRNA üzerinde çalışıyor olmalarındandır. Pandemi çıkınca, tamam arkadaşlar hemen aşıya girişiyoruz dediler ve bir yıl sürmedi başarıya imza atmaları.</p>
<p><strong>Bizim aşı?</strong></p>
<p>Ne kadar geri olduğumuzu anlamanız için anımsatayım. COVID’e karşı <strong>klasik yöntemlerle</strong> aşı geliştirilmesi için 20 kadar üniversite, merkez vb. kolları sıvadı. <strong>TURKOVAC</strong> adı verilen bir aşı geliştirildiği açıklandı zar zor. Kimsenin klasik aşı kullanmadığı bir safhada&#8230; Kaç aşılanma oldu, bunların sonuçları üzerine bir bilgi ulaşmadı. İktidar birkaç Afrika ülkesine bu aşıları hediye diye götürdü. Oralarda kullanıldı mı, yoksa hediyedir koyalım bir kenara mı denildi, bilgimiz yok.</p>
<p><strong>COVID, tıp bilimimizin yaratıcılığını teste tabi tuttu. Demek ki bu tür önemli olaylara bilimimiz hazır değil. Siyasal ve bilimsel kafalar hazır değil&#8230; Yarın olur mu bilemem&#8230;</strong></p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, 3 Ekim 2023 tarihli <a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/tureci-ve-sahine-odul-neden-verilmedi-2125869">Cumhuriyet Gazetesi&#8217;</a>nde yayınlanmıştır.</strong></em></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/tureci-ve-sahine-odul-neden-verilmedi">Türeci ve Şahin’e ödül neden verilmedi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30271</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 11:09:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aşı karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[biontech]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[Drew Weissman]]></category>
		<category><![CDATA[Katalin Karikó]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs aşısı]]></category>
		<category><![CDATA[moderna]]></category>
		<category><![CDATA[mRNA]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü 2023]]></category>
		<category><![CDATA[nobel tıp ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30257</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çalışmalarıyla, Covid-19&#8217;a karşı mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan Katalin Karikó ve Drew Weissman, Nobel Tıp Ödülü&#8217;ne layık görüldü. Karolinska Enstitüsü&#8217;ndeki Nobel Meclisi 2023 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;nü, Covid-19&#8217;a karşı etkili mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan, nükleosid baz modifikasyonlarına ilişkin keşiflerinden dolayı Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;a verdi. Çalışmaları, Covid aşılarının bir yıldan kısa sürede yapılmasını sağladı, on milyonlarca ölümü önledi ve dünyanın, son yüzyılın en kötü salgınından kurtulmasına yardımcı oldu. İki araştırmacının geliştirdiği mRNA yaklaşımı, o zamandan beri dünya çapında milyarlarca kez uygulanan Covid aşılarında kullanıldı ve aşı teknolojisini dönüştürerek, bir gün kanser gibi bir dizi ölümcül hastalığa karşı koruma sağlayabilecek aşıların temelini attı. Covid aşılarını mümkün kılan metodik araştırma, özellikle ABD&#8217;de, güçlü bir aşı karşıtı hareketle karşı karşıya kaldı. Şüpheciler, modern tıp biliminin en etkileyici başarılarından biri olan aşıların hızlı gelişimini bahane ederek halkın aşılara olan güvenini sarstı. Dr. Weissman, ödül aldığını sabah saat 4&#8217;te, Dr. Karikó&#8217;nun kendisine mesaj atıp Thomas&#8217;tan haber alıp almadığını sormasıyla öğrendiğini söyledi. &#8220;Hayır, Thomas kim?” diye cevapladı. Dr. Kariko ona Thomas Perlmann&#8217;ın Nobel komitesinden olduğunu söyledi. Nobel Tıp Ödülü kazanan 13. kadın olan Dr. Karikó, çalışmalarını uzun yıllar boyunca herhangi bir fon ya da kalıcı bir akademik pozisyon olmadan yaptı. Araştırmasını, yalnızca Pensilvanya Üniversitesi&#8217;nde kendileriyle çalışmasına izin veren, daha kıdemli bilim insanlarıyla bağlantı kurarak ayakta tuttu. Hibe alamayınca kendisine &#8220;fakülte kalitesinde olmadığının&#8221; söylendiğini ve on yıl önce üniversiteden emekli olmaya zorlandığını anlattı. Orada sadece yardımcı profesör olarak uzun süre kaldı. Macaristan&#8217;dan ABD&#8217;ye gelen bir kasabın kızı olan Dr. Karikó, hücrelere protein yapma talimatlarını sağlayan mRNA ile meşguldü. mRNA&#8217;nın klinik olarak kullanılamaz olduğu şeklindeki onlarca yıllık Ortodoks görüşe meydan okuyarak, bunun tıbbi yenilikleri teşvik edeceğine inanıyordu. O zamanlar Dr. Weissman, uzun süredir savunmanın imkansız olduğu kanıtlanmış olan HIV&#8217;e karşı aşıya yönelik yeni yaklaşımlar konusunda çaresizdi. Yıllardır AIDS tedavisi geliştirmeye çalışan ve başarısız olan bir doktor ve virolog olarak, kendisi ve Dr. Karikó&#8217;nun bir HIV aşısı yapmak için bir araya gelip gelemeyeceklerini merak ediyordu. Araştırmaya başladıklarında işe yaraması pek olası görünmeyen uç bir fikirdi bu. mRNA o kadar hassastı ki, hücrelere verildiğinde hücreler onu anında yok etti. Bağışıklık sistemi harekete geçmişti. Dr. Weissman, &#8220;Potansiyeli gördük ve vazgeçmeye niyetimiz yoktu&#8221; dedi. Bu süre zarfında mRNA enjekte edilen fareler uyuşuk hale geldi, sayısız deney başarısız oldu. Birbiri ardına çıkmaz sokaklara girdiler. Sorunları, bağışıklık sisteminin, mRNA&#8217;yı istilacı bir patojen olarak yorumlayıp ona saldırması ve mRNA&#8217;yı yok ederken, hayvanları da hasta etmesiydi. Ancak sonunda bilim insanları, hücrelerin kendi mRNA&#8217;larını belirli bir kimyasal modifikasyonla koruduğunu keşfettiler. Böylece aynı değişikliği laboratuvarda sentezlenen mRNA&#8217;yı hücrelere enjekte etmeden önce yapmaya çalıştılar. İşe yaradı! mRNA, bir bağışıklık tepkisi tetiklenmeden hücreler tarafından alındı. Ödülü veren Nobel komitesi, keşfin &#8220;mRNA&#8217;nın bağışıklık sistemimizle nasıl etkileşime girdiğine dair anlayışımızı temelden değiştirdiğini&#8221; belirtti. Çalışmanın &#8220;modern zamanların insan sağlığına yönelik en büyük tehditlerden biri sırasında benzeri görülmemiş aşı geliştirme oranına katkıda bulunduğunun&#8221; altını çizdi. İlk başta diğer bilim insanları, aşılamaya yönelik bu yeni yaklaşımı benimsemeye büyük ölçüde ilgisizdi. Dr. Weissman, 2005 yılında yayınlanan makalelerinin Nature ve Science dergileri tarafından reddedildiğini söyledi. Çalışma, sonunda Immunity adlı niş bir yayın tarafından kabul edildi. Ancak çok geçmeden iki biyoteknoloji şirketi bunu fark etti: ABD&#8217;deki Moderna ve Dr. Karikó&#8217;nun sonunda kıdemli başkan yardımcısı olduğu Almanya&#8217;daki BioNTech. Şirketler mRNA aşılarının grip, sitomegalovirüs ve diğer hastalıklar için kullanımını araştırdı. Hiçbiri yıllarca klinik deneylerden çıkmadı. Pandemi başlayınca Daha sonra koronavirüs ortaya çıktı. Neredeyse anında Dr. Karikó ve Weissman&#8217;ın çalışması, aşı üreticilerini aşı geliştirmede bir adım öne taşımak için birbirinden farklı birçok araştırmayla bir araya geldi. Bunlar arasında, kırılgan mRNA moleküllerinin insan hücrelerine güvenli bir şekilde iletilmesine izin veren Kanada&#8217;da yapılan araştırmalar ve ABD&#8217;de, koronavirüslerin hücreleri istila etmek için kullandığı spike proteinini stabilize etmenin yolunu gösteren çalışmalar da yer alıyor. 2020&#8217;nin sonlarında, dünya çapında en az yedi milyon insanı öldürecek bir salgının üzerinden henüz bir yıl geçmeden, düzenleyiciler Moderna ve kendi aşısını üretmek için Pfizer ile ortaklık yapan BioNTech tarafından yapılan çarpıcı derecede etkili aşılara izin vermişti. Her ikisi de Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfettiği modifikasyonu kullandı. ABD&#8217;de yaklaşık 400 milyon doz Pfizer-BioNTech aşısı ve 250 milyon doz Moderna aşısı uygulandı. Dünya çapında ise yüz milyonlarcası. mRNA kullanımı her iki aşının da yeni varyantlara karşı güncellenmesini sağladı. Dr. Karikó, Pazartesi günü Pensilvanya Üniversitesi tarafından yayınlanan bir röportajda, uzun yıllar boyunca akademinin sınırlarına bağlı kaldığından bahsetti. Röportajda Dr. Karikó, annesinin her Ekim ayında kendisine &#8220;Belki Nobel Ödülü&#8217;nü alırsın diye radyo dinleyeceğim&#8221; dediğini söyledi. Dr. Karikó şöyle cevap vereceğini söyledi: &#8220;Anne, biliyorsun, ben asla burs bile almıyorum.&#8221; Dr. Karikó, 1901&#8217;den bu yana Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;ne layık görülen 13. kadın ve 2015&#8217;ten bu yana da ilk ödül. Kadınlar, ödüle layık görülen toplam 227 kişinin küçük bir kısmını temsil ediyor; bu da kadınların nasıl bir toplum olduğunun bir yansıması. Nobel Ödülleri de dahil olmak üzere bilim ve bilimsel ödüller alanında hala büyük ölçüde yeterince temsil edilmiyor. Gribe, sıtmaya, kansere karşı mRNA teknolojisini kullanan aşılar artık grip, sıtma ve HIV dahil olmak üzere aşılanması zor olan bir dizi hastalığa karşı geliştirilmektedir. Kişiselleştirilmiş kanser aşıları da umut vericidir. Kişinin bağışıklık sistemine tümör üzerindeki proteinlere saldırmayı öğretmek için bireysel bir hastanın tümörüne göre uyarlanmış mRNA&#8217;yı kullanırlar. Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfinin, mRNA aşılarının hastaların bağışıklık sistemleri tarafından yok edilmesinden kurtulmasına ve aşı proteinlerinin verimli üretimini tetiklemesine izin verme açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. İmmünolog Brian Ferguson, &#8220;Şu anda dönüştürücü bir teknoloji olarak kabul edilen şey, bir aşı teknolojisi olarak hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasının küresel işbirliğiyle mümkün olduğu 2020 yılındaki konuma ulaşmak için kendini adamış bilim adamlarının uzun yıllar boyunca temel araştırmalar yürütmesini gerektiriyordu&#8221; dedi. Cambridge Üniversitesi dedi. &#8220;Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;ın 2020&#8217;den önceki yıllardaki çalışmaları bunu mümkün kıldı ve onlar bu tanınmayı kesinlikle hak ediyorlar.&#8221; Kaynaklar: nobelprize, NY Times ve ajanslar</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi">Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_30259" style="width: 810px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-30259" class="wp-image-30259 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023.png" alt="" width="800" height="448" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023.png 800w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/nobel2023-300x168.png 300w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><p id="caption-attachment-30259" class="wp-caption-text">Dr. Katalin Karikó ve Dr. Drew Weissman Görsel: The Nobel Prize sitesinden alınmıştır.</p></div>
<p>Çalışmalarıyla, Covid-19&#8217;a karşı mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan<strong> Katalin Karikó</strong> ve <strong>Drew Weissman</strong>, Nobel Tıp Ödülü&#8217;ne layık görüldü.</p>
<p>Karolinska Enstitüsü&#8217;ndeki Nobel Meclisi 2023 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;nü, Covid-19&#8217;a karşı etkili mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan, nükleosid baz modifikasyonlarına ilişkin keşiflerinden dolayı Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;a verdi.</p>
<p>Çalışmaları, Covid aşılarının bir yıldan kısa sürede yapılmasını sağladı, on milyonlarca ölümü önledi ve dünyanın, son yüzyılın en kötü salgınından kurtulmasına yardımcı oldu.</p>
<p>İki araştırmacının geliştirdiği mRNA yaklaşımı, o zamandan beri dünya çapında milyarlarca kez uygulanan Covid aşılarında kullanıldı ve aşı teknolojisini dönüştürerek, bir gün kanser gibi bir dizi ölümcül hastalığa karşı koruma sağlayabilecek aşıların temelini attı.</p>
<p>Covid aşılarını mümkün kılan metodik araştırma, özellikle ABD&#8217;de, güçlü bir aşı karşıtı hareketle karşı karşıya kaldı. Şüpheciler, modern tıp biliminin en etkileyici başarılarından biri olan aşıların hızlı gelişimini bahane ederek halkın aşılara olan güvenini sarstı.</p>
<p>Dr. Weissman, ödül aldığını sabah saat 4&#8217;te, Dr. Karikó&#8217;nun kendisine mesaj atıp Thomas&#8217;tan haber alıp almadığını sormasıyla öğrendiğini söyledi. &#8220;Hayır, Thomas kim?” diye cevapladı. Dr. Kariko ona Thomas Perlmann&#8217;ın Nobel komitesinden olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>Nobel Tıp Ödülü kazanan 13. kadın olan Dr. Karikó,</strong> çalışmalarını uzun yıllar boyunca herhangi bir fon ya da kalıcı bir akademik pozisyon olmadan yaptı. Araştırmasını, yalnızca Pensilvanya Üniversitesi&#8217;nde kendileriyle çalışmasına izin veren, daha kıdemli bilim insanlarıyla bağlantı kurarak ayakta tuttu. Hibe alamayınca kendisine &#8220;fakülte kalitesinde olmadığının&#8221; söylendiğini ve on yıl önce üniversiteden emekli olmaya zorlandığını anlattı. Orada sadece yardımcı profesör olarak uzun süre kaldı.</p>
<p>Macaristan&#8217;dan ABD&#8217;ye gelen bir kasabın kızı olan Dr. Karikó, hücrelere protein yapma talimatlarını sağlayan mRNA ile meşguldü. mRNA&#8217;nın klinik olarak kullanılamaz olduğu şeklindeki onlarca yıllık Ortodoks görüşe meydan okuyarak, bunun tıbbi yenilikleri teşvik edeceğine inanıyordu.</p>
<p>O zamanlar Dr. Weissman, uzun süredir savunmanın imkansız olduğu kanıtlanmış olan HIV&#8217;e karşı aşıya yönelik yeni yaklaşımlar konusunda çaresizdi. Yıllardır AIDS tedavisi geliştirmeye çalışan ve başarısız olan bir doktor ve virolog olarak, kendisi ve Dr. Karikó&#8217;nun bir HIV aşısı yapmak için bir araya gelip gelemeyeceklerini merak ediyordu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-30260 alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs.jpeg" alt="" width="500" height="333" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs.jpeg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/10/drs-300x200.jpeg 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Araştırmaya başladıklarında işe yaraması pek olası görünmeyen uç bir fikirdi bu. mRNA o kadar hassastı ki, hücrelere verildiğinde hücreler onu anında yok etti. Bağışıklık sistemi harekete geçmişti. Dr. Weissman, &#8220;Potansiyeli gördük ve vazgeçmeye niyetimiz yoktu&#8221; dedi.</p>
<p>Bu süre zarfında mRNA enjekte edilen fareler uyuşuk hale geldi, sayısız deney başarısız oldu. Birbiri ardına çıkmaz sokaklara girdiler. Sorunları, bağışıklık sisteminin, mRNA&#8217;yı istilacı bir patojen olarak yorumlayıp ona saldırması ve mRNA&#8217;yı yok ederken, hayvanları da hasta etmesiydi.</p>
<p>Ancak sonunda bilim insanları, hücrelerin kendi mRNA&#8217;larını belirli bir kimyasal modifikasyonla koruduğunu keşfettiler. Böylece aynı değişikliği laboratuvarda sentezlenen mRNA&#8217;yı hücrelere enjekte etmeden önce yapmaya çalıştılar. İşe yaradı! mRNA, bir bağışıklık tepkisi tetiklenmeden hücreler tarafından alındı.</p>
<p>Ödülü veren Nobel komitesi, keşfin <strong>&#8220;mRNA&#8217;nın bağışıklık sistemimizle nasıl etkileşime girdiğine dair anlayışımızı temelden değiştirdiğini&#8221;</strong> belirtti. Çalışmanın &#8220;modern zamanların insan sağlığına yönelik en büyük tehditlerden biri sırasında benzeri görülmemiş aşı geliştirme oranına katkıda bulunduğunun&#8221; altını çizdi.</p>
<p>İlk başta diğer bilim insanları, aşılamaya yönelik bu yeni yaklaşımı benimsemeye büyük ölçüde ilgisizdi. Dr. Weissman, 2005 yılında yayınlanan makalelerinin <em>Nature</em> ve <em>Science</em> dergileri tarafından reddedildiğini söyledi. Çalışma, sonunda <em>Immunity</em> adlı niş bir yayın tarafından kabul edildi.</p>
<p>Ancak çok geçmeden iki biyoteknoloji şirketi bunu fark etti: ABD&#8217;deki <strong>Moderna</strong> ve Dr. Karikó&#8217;nun sonunda kıdemli başkan yardımcısı olduğu Almanya&#8217;daki <strong>BioNTech</strong>. Şirketler mRNA aşılarının grip, sitomegalovirüs ve diğer hastalıklar için kullanımını araştırdı. Hiçbiri yıllarca klinik deneylerden çıkmadı.</p>
<p><strong>Pandemi başlayınca</strong></p>
<p>Daha sonra koronavirüs ortaya çıktı. Neredeyse anında Dr. Karikó ve Weissman&#8217;ın çalışması, aşı üreticilerini aşı geliştirmede bir adım öne taşımak için birbirinden farklı birçok araştırmayla bir araya geldi. Bunlar arasında, kırılgan mRNA moleküllerinin insan hücrelerine güvenli bir şekilde iletilmesine izin veren Kanada&#8217;da yapılan araştırmalar ve ABD&#8217;de, koronavirüslerin hücreleri istila etmek için kullandığı spike proteinini stabilize etmenin yolunu gösteren çalışmalar da yer alıyor.</p>
<p>2020&#8217;nin sonlarında, dünya çapında en az yedi milyon insanı öldürecek bir salgının üzerinden henüz bir yıl geçmeden, düzenleyiciler Moderna ve kendi aşısını üretmek için Pfizer ile ortaklık yapan BioNTech tarafından yapılan çarpıcı derecede etkili aşılara izin vermişti. Her ikisi de Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfettiği modifikasyonu kullandı.</p>
<p>ABD&#8217;de yaklaşık 400 milyon doz Pfizer-BioNTech aşısı ve 250 milyon doz Moderna aşısı uygulandı. Dünya çapında ise yüz milyonlarcası. mRNA kullanımı her iki aşının da yeni varyantlara karşı güncellenmesini sağladı.</p>
<p>Dr. Karikó, Pazartesi günü Pensilvanya Üniversitesi tarafından yayınlanan bir röportajda, uzun yıllar boyunca akademinin sınırlarına bağlı kaldığından bahsetti. Röportajda Dr. Karikó, annesinin her Ekim ayında kendisine &#8220;Belki Nobel Ödülü&#8217;nü alırsın diye radyo dinleyeceğim&#8221; dediğini söyledi. Dr. Karikó şöyle cevap vereceğini söyledi: &#8220;Anne, biliyorsun, ben asla burs bile almıyorum.&#8221;</p>
<p>Dr. Karikó, 1901&#8217;den bu yana Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü&#8217;ne layık görülen 13. kadın ve 2015&#8217;ten bu yana da ilk ödül. Kadınlar, ödüle layık görülen toplam 227 kişinin küçük bir kısmını temsil ediyor; bu da kadınların nasıl bir toplum olduğunun bir yansıması. Nobel Ödülleri de dahil olmak üzere bilim ve bilimsel ödüller alanında hala büyük ölçüde yeterince temsil edilmiyor.</p>
<p><strong>Gribe, sıtmaya, kansere karşı</strong></p>
<p>mRNA teknolojisini kullanan aşılar artık grip, sıtma ve HIV dahil olmak üzere aşılanması zor olan bir dizi hastalığa karşı geliştirilmektedir. Kişiselleştirilmiş kanser aşıları da umut vericidir. Kişinin bağışıklık sistemine tümör üzerindeki proteinlere saldırmayı öğretmek için bireysel bir hastanın tümörüne göre uyarlanmış mRNA&#8217;yı kullanırlar.</p>
<p>Dr. Karikó ve Dr. Weissman&#8217;ın keşfinin, mRNA aşılarının hastaların bağışıklık sistemleri tarafından yok edilmesinden kurtulmasına ve aşı proteinlerinin verimli üretimini tetiklemesine izin verme açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi.</p>
<p>İmmünolog <strong>Brian Ferguson</strong>, &#8220;Şu anda dönüştürücü bir teknoloji olarak kabul edilen şey, bir aşı teknolojisi olarak hızlı bir şekilde yaygınlaştırılmasının küresel işbirliğiyle mümkün olduğu 2020 yılındaki konuma ulaşmak için kendini adamış bilim adamlarının uzun yıllar boyunca temel araştırmalar yürütmesini gerektiriyordu&#8221; dedi. Cambridge Üniversitesi dedi. &#8220;Katalin Karikó ve Drew Weissman&#8217;ın 2020&#8217;den önceki yıllardaki çalışmaları bunu mümkün kıldı ve onlar bu tanınmayı kesinlikle hak ediyorlar.&#8221;</p>
<p><strong>Kaynaklar: <a href="https://www.nobelprize.org/">nobelprize</a>, <a href="https://www.nytimes.com/2023/10/02/health/nobel-prize-medicine.html">NY Times</a> ve ajanslar</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/nobel-tip-odulu-on-milyonlarca-olumu-onleyen-mrna-teknolojisini-bulanlara-verildi">Nobel Tıp Ödülü, on milyonlarca ölümü önleyen mRNA teknolojisini bulanlara verildi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30257</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilimin özgür ruhu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bilimin-ozgur-ruhu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müfit Akyos]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 May 2023 10:02:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[albert camus]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[nobel ödülü]]></category>
		<category><![CDATA[özgür ruh]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Covid-19 salgını süresince 65+ kontenjanından evine hapsedilen birisi olarak, okumayı adeta bir karşı eylem biçimi olarak kullandım. Bu yazımda bunlardan Cesur Dâhiler’den1 söz etmek istiyorum. Kitabın kahramanları, 1965 Nobel Tıp Ödülü&#8217;nü François Jacob ve André Lwoff ile paylaşan Jacques Monod (1910-1976) ve 20. yüzyılın en güçlü yazarlarından, 1957 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Albert Camus (1913-1960). Monod, bakteri genetiği alanındaki parlak çalışmalarına Alman Faşizmi’nin Fransa’yı işgal etmesiyle birlikte son vererek Fransız Komünist Partisi saflarında Direniş örgütüne katılmakta tereddüt etmedi. Monod’nun, Camus’yla yaşamı boyunca düşünce ve eylemde gerçek dostlar olarak kalmalarını sağlayan en önemli ortak yanları, beyin ve ruhlarını hiçbir gücün, ideolojinin, iradenin sultasına vermeden ilerici mücadelenin içinde yer almaları oldu. Monod, Fransa’nın ve Avrupa’nın faşist Hitler işgalinden kurtarılmasının hemen ertesinde Pasteur Enstitüsü’nde bakteri genetiği alanındaki araştırmalarına dönerek aradaki açığı kapatma çabasına girdi. Savaş süresince ABD’de moleküler biyoloji alanındaki heyecanlı gelişmeler (DNA’nın kalıtım maddesi olduğunu gösteren kanıtların ortaya çıkması) olmuştu. 1946 yazında dünyada küçük bir topluluk oluşturan ‘moleküler biyologlarla’ birlikte, savaş öncesi biyolojinin tartışıldığı yaz toplantılarına ev sahipliği yapmış Long Island’daki Cold Spring Harbor Laboratuvarı’nda, konusu “Mikroorganizmalarda Kalıtımsal Sapmalar” olan bir sempozyuma katılmak, savaş sonrası Avrupalı araştırmacıların uzun yıllardır ilk kez meslektaşlarıyla buluşmaları, gelişmeleri doğrudan izlemeleri ve ilişkiler kurmaları anlamına geliyordu. Toplantı mekanlarının güzelliği ve ilişkilerin rahatlığının yanı sıra Monod konuşmaları ve sonuçları olağanüstü etkileyici buldu. ABD’de bilim öyle hızlı ilerliyordu ki karısı Odette’e (Bruhl) yazdığı mektupta “yarı uyur haldeki Fransız laboratuvarlarında hem günceli yakalamanın hem de yararlı bir şekilde çalışmanın güç” olduğunu itiraf ediyordu. Monod’nun enzim adaptasyonunun çok ilgi görmesi sayesinde, bilim dünyasından, hatta olası rakiplerinden arkadaşlıklar kurdu. Ekibi ile birlikte yaptığı çalışmaların önemi nedeniyle dünyanın ilgisini çekmekte ve Pasteur Enstitüsü’nün çatı katına sıkışmış ekibi sürekli genişlemekteydi. Monod’nun küçük bir çalışma masası ve banktan oluşan çalışma alanı öğlen buluşmalarının merkeziydi. Monod’nun yarattığı dostluğa dayalı canlı sohbet ortamının konuları arasında müzik, sanat, din, de Gaulle, Amerika, atom bombası, Simone de Beauvoir’in İkinci Cins’i gibi kitaplar, Combat’nın (Fransız Direniş hareketi ve hareketin yayın organı) başyazıları da bulunuyordu. Kitabın, ideolojinin karıştığı bilimin düşeceği sefaleti anlatan, Stalin döneminin şarlatan genetik bilimci Trofim D. Lisenko’nun “burjuva genetiği” tartışmaları da dikkatle okunmalı. Nobel kazanması sonrası toplumsal sorumlulukları da arttı. Örneğin, Nobel arkadaşlarıyla birlikte 1976’da doğum kontrol yasağının kalkmasında etkili oldular. 28 Mart 1966’da Dr. Martin Luther King Jr’ı Paris’te beş bin kişilik topluluğa sunan da oydu. 2 Mayıs 1968’de Paris Üniversitesi’nde başlayan Mayıs ayaklanmalarında sorumluluk alarak de Gaulle’e varıncaya kadar arkadaşlarıyla yaptığı girişimler fayda vermeyince yeniden barikatlara çıkmakta tereddüt etmedi. Topluma ve insanlığa sorumlu bilim insanlarının tek istedikleri siyasi iradenin müdahalelerinden uzak, huzur ve olanaklara sahip bir ortamdır. Bu ortamın kendiliğinden oluşmayacağını görmek isteyen akademisyenlerin, ülkesinin bilim ve üniversite dünyası için Monod’nun ölümüne kadar süren mücadelesini dikkatle okumaları ve onun “Her ne zaman nesnellik, doğruluk ve adalet tehlikedeyse orada bir bilim insanının bir görüş ortaya koymak ve onu savunmak gibi bir ödevi vardır” deyişini anımsamaları gerekir. Müfit Akyos 1 Sean B. Carroll, Cesur Dâhiler, Jacques Monod, Albert Camus, e Yayınları, 2019.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bilimin-ozgur-ruhu">Bilimin özgür ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Covid-19 salgını süresince 65+ kontenjanından evine hapsedilen birisi olarak, okumayı adeta bir karşı eylem biçimi olarak kullandım. Bu yazımda bunlardan Cesur Dâhiler’den<a class="sdfootnoteanc" href="#sdfootnote1sym" name="sdfootnote1anc"><sup>1</sup></a> söz etmek istiyorum. Kitabın kahramanları, 1965 Nobel Tıp Ödülü&#8217;nü François Jacob ve André Lwoff ile paylaşan Jacques Monod (1910-1976) ve 20. yüzyılın en güçlü yazarlarından, 1957 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Albert Camus (1913-1960).</p>
<p>Monod, bakteri genetiği alanındaki parlak çalışmalarına Alman Faşizmi’nin Fransa’yı işgal etmesiyle birlikte son vererek Fransız Komünist Partisi saflarında Direniş örgütüne katılmakta tereddüt etmedi. Monod’nun, Camus’yla yaşamı boyunca düşünce ve eylemde gerçek dostlar olarak kalmalarını sağlayan en önemli ortak yanları, beyin ve ruhlarını hiçbir gücün, ideolojinin, iradenin sultasına vermeden ilerici mücadelenin içinde yer almaları oldu.</p>
<p>Monod, Fransa’nın ve Avrupa’nın faşist Hitler işgalinden kurtarılmasının hemen ertesinde Pasteur Enstitüsü’nde bakteri genetiği alanındaki araştırmalarına dönerek aradaki açığı kapatma çabasına girdi. Savaş süresince ABD’de moleküler biyoloji alanındaki heyecanlı gelişmeler (DNA’nın kalıtım maddesi olduğunu gösteren kanıtların ortaya çıkması) olmuştu. 1946 yazında dünyada küçük bir topluluk oluşturan ‘moleküler biyologlarla’ birlikte, savaş öncesi biyolojinin tartışıldığı yaz toplantılarına ev sahipliği yapmış Long Island’daki Cold Spring Harbor Laboratuvarı’nda, konusu “Mikroorganizmalarda Kalıtımsal Sapmalar” olan bir sempozyuma katılmak, savaş sonrası Avrupalı araştırmacıların uzun yıllardır ilk kez meslektaşlarıyla buluşmaları, gelişmeleri doğrudan izlemeleri ve ilişkiler kurmaları anlamına geliyordu.</p>
<p>Toplantı mekanlarının güzelliği ve ilişkilerin rahatlığının yanı sıra Monod konuşmaları ve sonuçları olağanüstü etkileyici buldu. ABD’de bilim öyle hızlı ilerliyordu ki karısı Odette’e (Bruhl) yazdığı mektupta “yarı uyur haldeki Fransız laboratuvarlarında hem günceli yakalamanın hem de yararlı bir şekilde çalışmanın güç” olduğunu itiraf ediyordu. Monod’nun enzim adaptasyonunun çok ilgi görmesi sayesinde, bilim dünyasından, hatta olası rakiplerinden arkadaşlıklar kurdu. Ekibi ile birlikte yaptığı çalışmaların önemi nedeniyle dünyanın ilgisini çekmekte ve Pasteur Enstitüsü’nün çatı katına sıkışmış ekibi sürekli genişlemekteydi. Monod’nun küçük bir çalışma masası ve banktan oluşan çalışma alanı öğlen buluşmalarının merkeziydi. Monod’nun yarattığı dostluğa dayalı canlı sohbet ortamının konuları arasında müzik, sanat, din, de Gaulle, Amerika, atom bombası, Simone de Beauvoir’in İkinci Cins’i gibi kitaplar, Combat’nın (Fransız Direniş hareketi ve hareketin yayın organı) başyazıları da bulunuyordu. Kitabın, ideolojinin karıştığı bilimin düşeceği sefaleti anlatan, Stalin döneminin şarlatan genetik bilimci Trofim D. Lisenko’nun “burjuva genetiği” tartışmaları da dikkatle okunmalı.</p>
<p>Nobel kazanması sonrası toplumsal sorumlulukları da arttı. Örneğin, Nobel arkadaşlarıyla birlikte 1976’da doğum kontrol yasağının kalkmasında etkili oldular. 28 Mart 1966’da Dr. Martin Luther King Jr’ı Paris’te beş bin kişilik topluluğa sunan da oydu. 2 Mayıs 1968’de Paris Üniversitesi’nde başlayan Mayıs ayaklanmalarında sorumluluk alarak de Gaulle’e varıncaya kadar arkadaşlarıyla yaptığı girişimler fayda vermeyince yeniden barikatlara çıkmakta tereddüt etmedi.</p>
<p>Topluma ve insanlığa sorumlu bilim insanlarının tek istedikleri siyasi iradenin müdahalelerinden uzak, huzur ve olanaklara sahip bir ortamdır. Bu ortamın kendiliğinden oluşmayacağını görmek isteyen akademisyenlerin, ülkesinin bilim ve üniversite dünyası için Monod’nun ölümüne kadar süren mücadelesini dikkatle okumaları ve onun “Her ne zaman nesnellik, doğruluk ve adalet tehlikedeyse orada bir bilim insanının bir görüş ortaya koymak ve onu savunmak gibi bir ödevi vardır” deyişini anımsamaları gerekir.</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong></p>
<div id="sdfootnote1">
<p><span style="font-size: small;"><a class="sdfootnotesym" href="#sdfootnote1anc" name="sdfootnote1sym">1</a><sup></sup> Sean B. Carroll, <i>Cesur Dâhiler, Jacques Monod, Albert Camus</i>, e Yayınları, 2019.</span></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/bilimin-ozgur-ruhu">Bilimin özgür ruhu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29401</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Joe Biden göreve gelir gelmez iki kritik adım attı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/joe-biden-goreve-gelir-gelmez-iki-kritik-adim-atti</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2021 13:11:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Koronavirus]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Saray]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[Gina McCarthy]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Joe Biden]]></category>
		<category><![CDATA[Keystone XL]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[paris anlaşması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=22029</guid>

					<description><![CDATA[<p>ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’ın ilk görev günü hem koronavirüs pandemisi hem de iklim değişikliğiyle mücadele için ülkesi ve dünya adına bir kilometre taşına işaret ediyor. Bilim karşıtı söylemleriyle tepki çeken Donald Trump’ın göreve veda etmesinin ardından Beyaz Saray’a gelen Biden, daha ilk gününde bilime ilişkin kritik adımlar attı. İlki COVID-19 salgınıyla mücadeleye yönelik iddialı bir planın devreye sokulması, bir diğeri ise ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflarda yer almasının da ilk hamlesi olarak gözüken Paris Anlaşması’na geri dönüş emriydi. ABD’de koronavirüs kayıpları 400.000’i geçti ABD’de COVID-19 kaynaklı ölüm sayısı yarım milyona doğru tırmanırken Biden, ilk 100 gününde 100 milyon aşı dağıtma sözü verdi. Halkı da kamuya açık yerlerde maske takmak ve sosyal mesafeyi korumaya teşvik etmek için “100 Günlük Maskelenme Meydan Okuması” (100 Days Masking Challenge) başlattı. Biden yönetimi, ülkede yaşanan sağlık krizine yanıt vermek için Kongre’den 400 milyar dolar istiyor. Plan şunları içeriyor: Aşı uygulamalarını hızlandırmak adına eyaletler, yerel yönetim ve unsurlarla iş birliği içinde ulusal bir aşı programı yürütmek için 20 milyar dolarlık bir paket devreye alınacak. Plan, mobil merkezler de dahil olmak üzere daha fazla aşılama sahası ve yetersiz hizmet alan topluluklara ulaşmak için daha fazla çaba anlamına geliyor. Ulusal Muhafızlar da bu çabalara yardımcı olmak için eyaletlerde görev alacak; Laboratuvarlar için destek ve hızlı antijen testleri satın alma dahil, test çalışmalarını genişletmek için 50 milyar dolar; Temaslı takibi, aşı dağıtımı veya yerel sağlık departmanlarının diğer ihtiyaçlarına yardımcı olmaları için 100.000 halk sağlığı çalışanına finansman sağlanması; Daha fazla işçinin hasta olması durumunda evde kalmalarını sağlamak için ücretli izin programlarının genişletilmesi. Bunlara ve diğer çabalara tam olarak ne kadar para ayrılacağını ise Kongre belirleyecek. ABD, Paris İklim Anlaşması&#8217;na geri dönüyor İklim değişikliğine inanmadığını her fırsatta dile getiren ve ülkesini Paris İklim Anlaşması’ndan çeken Trump’ın aksine Biden’ın ABD’yi iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflara çıkarması bekleniyor. Daha ilk gününde attığı adım ise bunun en büyük göstergesi: Biden’in Ulusal İklim Danışmanı Gina McCarthy, başkan ile Oval Ofis’te bir araya gelerek Paris Anlaşması’na yeniden katılmak için gerekli direktifi içeren kapsamlı bir idari emri, ıslak imzalı olarak aldı. Biden ayrıca ülke içinde de büyük tartışmalara neden olan Keystone XL boru hattı iznini de iptal etti. Biden, Trump yönetiminin çevreyle ilgili aldığı kararların da gözden geçirilmesini istedi. Kaynak: Scientific American ve Science News</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/joe-biden-goreve-gelir-gelmez-iki-kritik-adim-atti">Joe Biden göreve gelir gelmez iki kritik adım attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’ın ilk görev günü hem koronavirüs pandemisi hem de iklim değişikliğiyle mücadele için ülkesi ve dünya adına bir kilometre taşına işaret ediyor.</p></blockquote>
<p>Bilim karşıtı söylemleriyle tepki çeken Donald Trump’ın göreve veda etmesinin ardından Beyaz Saray’a gelen Biden, daha ilk gününde bilime ilişkin kritik adımlar attı.</p>
<p>İlki COVID-19 salgınıyla mücadeleye yönelik iddialı bir planın devreye sokulması, bir diğeri ise ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflarda yer almasının da ilk hamlesi olarak gözüken Paris Anlaşması’na geri dönüş emriydi.</p>
<p><strong>ABD’de koronavirüs kayıpları 400.000’i geçti</strong></p>
<p>ABD’de COVID-19 kaynaklı ölüm sayısı yarım milyona doğru tırmanırken Biden, ilk 100 gününde 100 milyon aşı dağıtma sözü verdi. Halkı da kamuya açık yerlerde maske takmak ve sosyal mesafeyi korumaya teşvik etmek için “100 Günlük Maskelenme Meydan Okuması” (100 Days Masking Challenge) başlattı.</p>
<p>Biden yönetimi, ülkede yaşanan sağlık krizine yanıt vermek için Kongre’den 400 milyar dolar istiyor. Plan şunları içeriyor:</p>
<ul>
<li>Aşı uygulamalarını hızlandırmak adına eyaletler, yerel yönetim ve unsurlarla iş birliği içinde ulusal bir aşı programı yürütmek için 20 milyar dolarlık bir paket devreye alınacak. Plan, mobil merkezler de dahil olmak üzere daha fazla aşılama sahası ve yetersiz hizmet alan topluluklara ulaşmak için daha fazla çaba anlamına geliyor. Ulusal Muhafızlar da bu çabalara yardımcı olmak için eyaletlerde görev alacak;</li>
<li>Laboratuvarlar için destek ve hızlı antijen testleri satın alma dahil, test çalışmalarını genişletmek için 50 milyar dolar;</li>
<li>Temaslı takibi, aşı dağıtımı veya yerel sağlık departmanlarının diğer ihtiyaçlarına yardımcı olmaları için 100.000 halk sağlığı çalışanına finansman sağlanması;</li>
<li>Daha fazla işçinin hasta olması durumunda evde kalmalarını sağlamak için ücretli izin programlarının genişletilmesi.</li>
</ul>
<p>Bunlara ve diğer çabalara tam olarak ne kadar para ayrılacağını ise Kongre belirleyecek.</p>
<p><strong>ABD, Paris İklim Anlaşması&#8217;na geri dönüyor</strong></p>
<p>İklim değişikliğine inanmadığını her fırsatta dile getiren ve ülkesini Paris İklim Anlaşması’ndan çeken Trump’ın aksine Biden’ın ABD’yi iklim değişikliğiyle mücadelede ön saflara çıkarması bekleniyor.</p>
<p>Daha ilk gününde attığı adım ise bunun en büyük göstergesi: Biden’in Ulusal İklim Danışmanı Gina McCarthy, başkan ile Oval Ofis’te bir araya gelerek Paris Anlaşması’na yeniden katılmak için gerekli direktifi içeren kapsamlı bir idari emri, ıslak imzalı olarak aldı.</p>
<p>Biden ayrıca ülke içinde de büyük tartışmalara neden olan Keystone XL boru hattı iznini de iptal etti. Biden, Trump yönetiminin çevreyle ilgili aldığı kararların da gözden geçirilmesini istedi.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="https://www.scientificamerican.com/article/bidens-first-climate-actions-include-rejoining-paris-agreement/">Scientific American</a> ve <a href="https://www.sciencenews.org/article/covid-19-pandemic-biden-administration-plan-response">Science News</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/joe-biden-goreve-gelir-gelmez-iki-kritik-adim-atti">Joe Biden göreve gelir gelmez iki kritik adım attı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">22029</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Size bir Plasebo verelim mi?!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/size-bir-plasebo-verelim-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2021 09:40:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[arge]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[plasebo]]></category>
		<category><![CDATA[telegram]]></category>
		<category><![CDATA[whatsapp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=21974</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük yaşantımızın merkezine oturan COVID-19 aşılarının nasıl geliştirildiğini çoğumuz adım adım takip ettik. Bilim insanlarının, ışık hızında geliştirdikleri aşıların etkinlik düzeyi ile ilgili açıklamalarını da büyük bir heyecanla bekledik. Bu süreçte faz 3 klinik denemelerine katılanların yarısına aşı, yarısına da plasebo uygulandığını neredeyse hepimiz öğrendik. Hastalığa yakalananların hangi grupta olduğuna bağlı olarak aşıların etkinlikleri saptandı. Peki, adını sık sık duyduğumuz plasebo nedir? Latince’de “Seni hoşnut edeceğim, memnun edeceğim” anlamına gelen plasebo, gerçek ilaca benzeyen, fakat gerçek bir ilaç olmayan maddelere deniyor. Hastalığı tedavi etmek gibi bir amacı yok. Gerçek ilacın veya aşının etkinliğini ölçmek için deneylerde kullanılıyor, ama bazen alan kişide ilaç almış gibi etki gösterebiliyor. Plasebo etkisi denen bu durum, tıp etiği açısından bugün hala tartışılan bir konu. Biz de, yüzyıllardır kullanılan plasebonun tıbbi geçmişine, nasıl etkili olduğuna ve Dünya Tıp Birliği’nin etik değerlendirmelerine bir göz atmak istedik. Reyhan Oksay hazırladı.  Yöneticilerin ‘tanrısal statüsü’ yok Doğan Kuban, yazısında yozlaşmış bir demokraside sürekli uydurma imgeler icat edildiğini ve eski imgelerin de yeni amaçlarla kullanıldığını dile getiriyor: ‘Rüşvet, sosyal yardımla; yalan, devlet sırrıyla; eğitimde gericilik de demokrasiyle örtüştürülüyor.&#8217; Koronavirüs çalışmalarında yeni gelişmeler: ABD’de virüsün yeni bir varyantı daha görüldü: Columbus varyantı. 2 anti-enflamatuar ilacın COVID ölümlerini engellediği saptandı. Pandemi, İngiltere’de hastane hizmetlerinde felaket etkisi yarattı. Johnson&#38;Johnson’ın aşı adayının bağışıklık tepkisi %96.  Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Serdar Durağı, yeni ilaç geliştirmek hem çok pahalı hem de uzun soluklu olduğu için, özellikle COVID-19’a karşı ilaçları yeniden konumlandırma çalışmalarının önemi üzerinde duruyor.  Mustafa Çetiner bu haftaki yazısında duygularını paylaştı: ‘Pandemi bütün hızıyla sürüyor. Günler birbiri arkasına diziliyor şimdilerde, öylesine birbirlerine benziyorlar ki, ayırt edilemiyor. Ruhumun derinlerinde bir yerde bir çocuk ağlıyor, örseleniyor, acı çekiyor. O çocuğun özgür kalması gerekiyor.’ Boğaziçi Üniversitesi 2 mektup yayınlıyoruz bu hafta. Biri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve aynı zamanda Bilim Akademisi Üyesi Prof. Dr. Okan Akhan’dan. Akhan, yapılan araştırmalarda, akademik nitelikleri yetersiz olan rektörlerin yönettiği üniversitelerin, URAP sıralamasında düşüş gösterdiğini belirtiyor. ‘Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan atama sonrası ortaya çıkan tartışma ortamı, üniversitenin anlamını ve üniversite değerlerini tüm topluma yeniden hatırlattı. Bu tartışmayı yeniden başlatan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyelerine bu toplum kocaman bir teşekkür borçludur’. Diğeri ise BÜ hocalarından Prof. Dr. Uğur Ersoy’dan: ‘Son günlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan olaylar beni 50 yıl öncesine götürdü. İlginç bulduğum iki anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İkisinden de alınacak dersler var.’ İntihal var demek suç! Prof. Dr. Lale Akarun ‘Akademik sahteciliklere şaşırıyor muyuz?’ başlıklı yazısında kendi yöneticilik döneminden örnekler veriyor. Doçentlik jürisindeyken hazırladığı intihal vardır raporu nedeniyle az kalsın ceza alıyor olduğunu ve ÜAK’da intihal var demenin yasaklandığını anlatıyor. Daha sonra ise intihalcinin başka işlere bulaştığı ve o dönem ÜAK’a başkanlık eden kişinin de suç örgütü elemanı olduğu ortaya çıkıyor! Whatsapp’tan kaçış! 8 Ocak Cuma gecesi ve onu takip eden hafta sonu boyunca Türkiye büyük bir dijital göçe tanıklık etti. Whatsapp’ın “malumun ilanı” şeklindeki yeni kullanım şartlarını kabul etmediği taktirde erişimin engelleneceğini öğrenen kullanıcılar akın akın Telegram’a geçmeye başladı. Tanol Türkoğlu yazısında uyarıyor: ‘Telegram’a dijital göç, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak anlamına gelmesin!’ Erbakan’a neden kafa tuttu? Teknolojinin ve inovasyonun ürüne katma değere dönüşmesinde sorun yaşadığımız aşikar. Ülkelerin rekabet gücü sıralamasında bir türlü üst basamaklara yükselemeyişimizin önemli nedenlerinden biri bu. ArGe desteklerinin artırılmasında ise yol alınmaya çalışılıyor ama olmuyor. Çünkü gerçek nedenleri üzerinde kafa yorulmuyor. Ali Akurgal devlet eliyle ArGe’nin önüne çıkarılan engellere 40 yıl öncesinden örnekler veriyor. Konu önemli çünkü o gün o tohumların yeşermesine izin verilmiş olsaydı, Türkiye bugün çok farklı bir noktada olurdu. En büyük lityum kaynağı bizde mi? Prof. Dr. Hüseyin Öztürk jeoloji mühendisi. Lityumun önemini anlattığı yazısında Kızılcaören yatağındaki lityuma değinerek ‘Üretimde lityum karbonat değil lityum pilleri yapan ülke olmalıyız. Zaman teknolojik ürün elde etme zamanıdır’ diyor.  Ege Yağız ‘Müzik ve Gerçeklik’ başlıklı yazısında müziği neden severiz sorusunun yanıtını arıyor: ‘Aslında tüm müzik deneyimimiz bir &#8220;yalnız olmadığımızı anlama çabasıdır&#8221; ve yalnız olmamak da hayatta kalabilmek adına müthiş bir avantaj sağladığı için dopamin salgısını tetikler’. Ahmet Yavuz, Mustafa Kemal Atatürk ile yürüyüşe devam ediyor, 1920 yılında Meclis’in kurulmasından sonraki gelişmelere değiniyor. İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Ali Erdoğan ‘Zamanı yakalayabilir bir hukuk neden olmasın?’ diye soruyor. Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Doğuş Kaya aktif ve başarılı bir yaşlanma için yapılması gerekenleri sıralıyor. Bilimsel yöntem denildiğinde aklımıza gelen ilk isim Francis Bacon. Bilimsel yöntemin felsefi yapısını formülleştiren Bacon, bilimsel buluşların önemli ölçüde öznel gözleme dayandırılmasının gerekliliğini ortaya koymuştu. Bilimde genellemelere giden yol, bilim insanının gözlemlerinden; yani tümevarımdan geçiyordu. Deneysel sorgulama yöntemlerinin benimsenmesi gerektiğini düşünen Bacon, bugün 460 yaşında. Biz de Bilim Tarihi sayfamızda yaşamını ve yaptıklarını anıyoruz. Batuhan Sarıcan hazırladı. Yüksek lifli gıdaların bağırsak sağlığı açısından önemini nedir? Maskeliyken birbirimizi ne kadar iyi tanıyoruz? Samanyolu’nun yeni bulunan 591 hiper hızlı yıldızı&#8230; Hemoglobinde son ortak atanın sırrı&#8230; Bilim insanlarının sıvı cam keşfi&#8230; 200 milyon yıldır değişmeyen timsahların sırrı ne? Büyük maymunlarda görülen ilk COVID-19 vakası&#8230; Sizler için yoğun bir HBT sayısı daha hazırladık. Yaymanız, önermeniz, desteklemeniz ve abone olmanız dileğiyle. Elbirliğiyle HBT’yi yaşatacağız&#8230; Bilimde ve sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/size-bir-plasebo-verelim-mi">Size bir Plasebo verelim mi?!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-21978 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2021/01/252kapaksite-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2021/01/252kapaksite-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2021/01/252kapaksite-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2021/01/252kapaksite.jpg 1654w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" />Günlük yaşantımızın merkezine oturan COVID-19 aşılarının nasıl geliştirildiğini çoğumuz adım adım takip ettik. Bilim insanlarının, ışık hızında geliştirdikleri aşıların etkinlik düzeyi ile ilgili açıklamalarını da büyük bir heyecanla bekledik. Bu süreçte faz 3 klinik denemelerine katılanların yarısına aşı, yarısına da plasebo uygulandığını neredeyse hepimiz öğrendik. Hastalığa yakalananların hangi grupta olduğuna bağlı olarak aşıların etkinlikleri saptandı. Peki, adını sık sık duyduğumuz plasebo nedir?</p>
<p>Latince’de “Seni hoşnut edeceğim, memnun edeceğim” anlamına gelen plasebo, gerçek ilaca benzeyen, fakat gerçek bir ilaç olmayan maddelere deniyor. Hastalığı tedavi etmek gibi bir amacı yok. Gerçek ilacın veya aşının etkinliğini ölçmek için deneylerde kullanılıyor, ama bazen alan kişide ilaç almış gibi etki gösterebiliyor. Plasebo etkisi denen bu durum, tıp etiği açısından bugün hala tartışılan bir konu. Biz de, yüzyıllardır kullanılan plasebonun tıbbi geçmişine, nasıl etkili olduğuna ve Dünya Tıp Birliği’nin etik değerlendirmelerine bir göz atmak istedik. <strong>Reyhan Oksay</strong> hazırladı.<strong> </strong></p>
<p><strong>Yöneticilerin ‘tanrısal statüsü’ yok</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>, yazısında yozlaşmış bir demokraside sürekli uydurma imgeler icat edildiğini ve eski imgelerin de yeni amaçlarla kullanıldığını dile getiriyor: ‘<em>Rüşvet, sosyal yardımla; yalan, devlet sırrıyla; eğitimde gericilik de demokrasiyle örtüştürülüyor.&#8217;</em></p>
<p><strong>Koronavirüs çalışmalarında yeni gelişmeler: </strong>ABD’de virüsün yeni bir varyantı daha görüldü: <strong>Columbus varyantı. </strong>2 anti-enflamatuar ilacın COVID ölümlerini engellediği saptandı. Pandemi, İngiltere’de hastane hizmetlerinde felaket etkisi yarattı. Johnson&amp;Johnson’ın aşı adayının bağışıklık tepkisi %96.<strong> </strong></p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden <strong>Prof. Dr. Serdar Durağı,</strong> yeni ilaç geliştirmek hem çok pahalı hem de uzun soluklu olduğu için, özellikle COVID-19’a karşı ilaçları yeniden konumlandırma çalışmalarının önemi üzerinde duruyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong> bu haftaki yazısında duygularını paylaştı: <em>‘Pandemi bütün hızıyla sürüyor. Günler birbiri arkasına diziliyor şimdilerde, öylesine birbirlerine benziyorlar ki, ayırt edilemiyor. Ruhumun derinlerinde bir yerde bir çocuk ağlıyor, örseleniyor, acı çekiyor. O çocuğun özgür kalması gerekiyor.’</em></p>
<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi</strong></p>
<p>2 mektup yayınlıyoruz bu hafta. Biri Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve aynı zamanda Bilim Akademisi Üyesi <strong>Prof. Dr. Okan Akhan</strong>’dan. Akhan, yapılan araştırmalarda, akademik nitelikleri yetersiz olan rektörlerin yönettiği üniversitelerin, URAP sıralamasında düşüş gösterdiğini belirtiyor. ‘<em>Boğaziçi Üniversitesi’ne yapılan atama sonrası ortaya çıkan tartışma ortamı, üniversitenin anlamını ve üniversite değerlerini tüm topluma yeniden hatırlattı. Bu tartışmayı yeniden başlatan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyelerine bu toplum kocaman bir teşekkür borçludur’</em>.</p>
<p>Diğeri ise BÜ hocalarından <strong>Prof. Dr. Uğur Ersoy</strong>’dan: <em>‘Son günlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan olaylar beni 50 yıl öncesine götürdü. İlginç bulduğum iki anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İkisinden de alınacak dersler var.’</em></p>
<p><strong>İntihal var </strong>demek suç! <strong>Prof. Dr. Lale Akarun</strong> ‘Akademik sahteciliklere şaşırıyor muyuz?’ başlıklı yazısında kendi yöneticilik döneminden örnekler veriyor. Doçentlik jürisindeyken hazırladığı <strong>intihal vardır</strong> raporu nedeniyle az kalsın ceza alıyor olduğunu ve ÜAK’da intihal var demenin yasaklandığını anlatıyor. Daha sonra ise intihalcinin başka işlere bulaştığı ve o dönem ÜAK’a başkanlık eden kişinin de suç örgütü elemanı olduğu ortaya çıkıyor!</p>
<p><strong>Whatsapp’tan kaçış! </strong>8 Ocak Cuma gecesi ve onu takip eden hafta sonu boyunca Türkiye büyük bir dijital göçe tanıklık etti. Whatsapp’ın “malumun ilanı” şeklindeki yeni kullanım şartlarını kabul etmediği taktirde erişimin engelleneceğini öğrenen kullanıcılar akın akın Telegram’a geçmeye başladı. <strong>Tanol Türkoğlu </strong>yazısında uyarıyor:<strong> ‘</strong><em>Telegram’a dijital göç, yağmurdan kaçarken doluya tutulmak anlamına gelmesin!’</em></p>
<p><strong>Erbakan’a neden kafa tuttu?</strong></p>
<p>Teknolojinin ve inovasyonun ürüne katma değere dönüşmesinde sorun yaşadığımız aşikar. Ülkelerin rekabet gücü sıralamasında bir türlü üst basamaklara yükselemeyişimizin önemli nedenlerinden biri bu. ArGe desteklerinin artırılmasında ise yol alınmaya çalışılıyor ama olmuyor. Çünkü gerçek nedenleri üzerinde kafa yorulmuyor. <strong>Ali Akurgal</strong> devlet eliyle ArGe’nin önüne çıkarılan engellere 40 yıl öncesinden örnekler veriyor. Konu önemli çünkü o gün o tohumların yeşermesine izin verilmiş olsaydı, Türkiye bugün çok farklı bir noktada olurdu.</p>
<p><strong>En büyük lityum kaynağı bizde mi? </strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Hüseyin Öztürk </strong>jeoloji mühendisi. Lityumun önemini anlattığı yazısında Kızılcaören yatağındaki lityuma değinerek <em>‘Üretimde lityum karbonat değil lityum pilleri yapan ülke olmalıyız. Zaman teknolojik ürün elde etme zamanıdır’ </em>diyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Ege Yağız</strong> ‘Müzik ve Gerçeklik’ başlıklı yazısında müziği neden severiz sorusunun yanıtını arıyor: <em>‘Aslında tüm müzik deneyimimiz bir &#8220;yalnız olmadığımızı anlama çabasıdır&#8221; ve yalnız olmamak da hayatta kalabilmek adına müthiş bir avantaj sağladığı için dopamin salgısını tetikler’.</em></p>
<p><strong>Ahmet Yavuz,</strong> Mustafa Kemal Atatürk ile yürüyüşe devam ediyor, 1920 yılında Meclis’in kurulmasından sonraki gelişmelere değiniyor. İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden <strong>Ali Erdoğan</strong> ‘Zamanı yakalayabilir bir hukuk neden olmasın?’ diye soruyor. Atılım Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden <strong>Doğuş Kaya</strong> aktif ve başarılı bir yaşlanma için yapılması gerekenleri sıralıyor.</p>
<p>Bilimsel yöntem denildiğinde aklımıza gelen ilk isim <strong>Francis Bacon</strong>. Bilimsel yöntemin felsefi yapısını formülleştiren Bacon, bilimsel buluşların önemli ölçüde öznel gözleme dayandırılmasının gerekliliğini ortaya koymuştu. Bilimde genellemelere giden yol, bilim insanının gözlemlerinden; yani tümevarımdan geçiyordu. Deneysel sorgulama yöntemlerinin benimsenmesi gerektiğini düşünen Bacon, bugün 460 yaşında. Biz de Bilim Tarihi sayfamızda yaşamını ve yaptıklarını anıyoruz. <strong>Batuhan Sarıcan</strong> hazırladı.</p>
<p>Yüksek lifli gıdaların bağırsak sağlığı açısından önemini nedir? Maskeliyken birbirimizi ne kadar iyi tanıyoruz? Samanyolu’nun yeni bulunan 591 hiper hızlı yıldızı&#8230; Hemoglobinde son ortak atanın sırrı&#8230; Bilim insanlarının sıvı cam keşfi&#8230; 200 milyon yıldır değişmeyen timsahların sırrı ne? Büyük maymunlarda görülen ilk COVID-19 vakası&#8230;</p>
<p>Sizler için yoğun bir HBT sayısı daha hazırladık. Yaymanız, önermeniz, desteklemeniz ve abone olmanız dileğiyle. Elbirliğiyle HBT’yi yaşatacağız&#8230; Bilimde ve sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/size-bir-plasebo-verelim-mi">Size bir Plasebo verelim mi?!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">21974</post-id>	</item>
		<item>
		<title>2. dozun ertelenmesi daha tehlikeli koronavirüs suşlarına yol açabilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2-dozun-ertelenmesi-daha-tehlikeli-koronavirus-suslarina-yol-acabilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2021 11:43:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirus]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Krallık]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[fda]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci doz]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs aşısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=22003</guid>

					<description><![CDATA[<p>Artan COVID-19 vakaları, yavaş aşı uygulaması ve bazı ülkelerde daha fazla bulaşıcı koronavirüs varyantlarının ortaya çıkması, yakın zamanda izin verilen aşılarla koruma sağlamanın en iyi yolunun ne olduğu konusunda bilim insanları arasında tartışmaya yol açtı. Bildiğimiz üzere COVID-19 aşılarının iki doz yapılması gerekiyor. Ancak iki doz arası ne kadar süre geçeceği konusunda bazı tartışmalar var. Bir fikre göre, iki doz arasındaki süre biraz uzatılmalı ki böylece daha fazla insan şu anda mevcut olan aşılardan ilk dozlarını alabilsin. Birleşik Krallık’taki uygulama bu. Yetkililer, her aşı dozu arasındaki süreyi üç veya dört haftadan üç aya kadar uzatmayı seçiyorlar. Ancak araştırmacılar, diğer versiyonlarından daha bulaşıcı görünen yeni koronavirüs varyantları hakkında endişelerini dile getiriyor. Bazı uzmanlar, bu stratejinin virüsün zararlı şekillerde gelişmesine neden olabileceğinden endişe ediyor. Sözgelimi Amerika Birleşik Devletleri’nde yetkililer, ABD Gıda ve İlaç İdaresi’nin (FDA) önerdiği iki doz arası süreye sadık kalmalarını tavsiye ediyor. Bu tavsiye, Pfizer-BioNTech’in aşısı için üç hafta ve Moderna’nın aşısı için dört hafta arayla iki atış. İkinci dozun ertelenme uygulanması ise bazı uzmanları endişelendiriyor. Çünkü bu, virüsün zararlı mutasyonlarının ortaya çıkmasına neden olarak koronavirüse yalnızca kısmi bağışıklıkla ortalıkta dolaşan COVID-19’lu hasta sayısının artmasına yol açabilir. Kaynak: Science News</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2-dozun-ertelenmesi-daha-tehlikeli-koronavirus-suslarina-yol-acabilir-mi">2. dozun ertelenmesi daha tehlikeli koronavirüs suşlarına yol açabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Artan COVID-19 vakaları, yavaş aşı uygulaması ve bazı ülkelerde daha fazla bulaşıcı koronavirüs varyantlarının ortaya çıkması, yakın zamanda izin verilen aşılarla koruma sağlamanın en iyi yolunun ne olduğu konusunda bilim insanları arasında tartışmaya yol açtı.</p>
<p>Bildiğimiz üzere COVID-19 aşılarının iki doz yapılması gerekiyor. Ancak iki doz arası ne kadar süre geçeceği konusunda bazı tartışmalar var. Bir fikre göre, iki doz arasındaki süre biraz uzatılmalı ki böylece daha fazla insan şu anda mevcut olan aşılardan ilk dozlarını alabilsin. Birleşik Krallık’taki uygulama bu. Yetkililer, her aşı dozu arasındaki süreyi üç veya dört haftadan üç aya kadar uzatmayı seçiyorlar.</p>
<p>Ancak araştırmacılar, diğer versiyonlarından daha bulaşıcı görünen yeni koronavirüs varyantları hakkında endişelerini dile getiriyor. Bazı uzmanlar, bu stratejinin virüsün zararlı şekillerde gelişmesine neden olabileceğinden endişe ediyor. Sözgelimi Amerika Birleşik Devletleri’nde yetkililer, ABD Gıda ve İlaç İdaresi’nin (FDA) önerdiği iki doz arası süreye sadık kalmalarını tavsiye ediyor. Bu tavsiye, Pfizer-BioNTech’in aşısı için üç hafta ve Moderna’nın aşısı için dört hafta arayla iki atış.</p>
<p>İkinci dozun ertelenme uygulanması ise bazı uzmanları endişelendiriyor. Çünkü bu, virüsün zararlı mutasyonlarının ortaya çıkmasına neden olarak koronavirüse yalnızca kısmi bağışıklıkla ortalıkta dolaşan COVID-19’lu hasta sayısının artmasına yol açabilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="https://www.sciencenews.org/article/coronavirus-covid-19-vaccine-delay-second-dose-dangerous-strains">Science News</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/2-dozun-ertelenmesi-daha-tehlikeli-koronavirus-suslarina-yol-acabilir-mi">2. dozun ertelenmesi daha tehlikeli koronavirüs suşlarına yol açabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">22003</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Toplu taşıma araçlarında COVID-19’e yakalanma riski</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/toplu-tasima-araclarinda-covid-19e-yakalanma-riski</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2020 15:54:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirus]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[bulaşıcı hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[taşımacılık]]></category>
		<category><![CDATA[toplu taşıma]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[virüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=19791</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplu taşıma araçlarında COVID-19 kapma riski nerede oturduğunuza, en yakın kişi ile aranızdaki mesafeye, en yakın kişinin enfekte olup olmadığına, yolculuğun ne kadar sürdüğüne bağlı olarak değişiyor. Araştırma, Çin’in G trenleri denilen yüksek-hızlı trenleriyle seyahat eden kişiler üzerinde yürütüldü. Araştırmanın sonuçlarına göre hastalığın bulaşma riski %0 ile %10 arasında değişiyor. %10 bulaşma riski uzun yolculuk sürelerinde ve enfekte olan bir hastaya yakın oturmakla ortaya çıkıyor. Çalışmanın başyazarı Southampton Üniversitesi&#8217;nden Dr. Shengjie Lai, araştırmanın sonuçları ile ilgili şunları söylüyor: “Çalışmamız trenlerde COVID-19 bulaşma riskinin arttığını ortaya koyuyor. Yolcunun nerede oturduğu, yolculuk süresi ve enfekte olan bir kişinin yakınlarında olup olmaması büyük fark yaratıyor. Bu çalışma toplu taşıma araçlarında yoğunluğu azaltmanın önemini ve araca binmeden önce yolcularının ateşlerinin ölçülmesinin gerekliliğini ortaya koyuyor.” Clinical Infectious Diseases isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmada “endeks hastaları” olarak belirlenen 2.300 kişi incelendi. Bunlarda trenlerle yolculuktan 14 gün sonra COVID-19 geliştiği saptandı. Ayrıca hastalarının yakınlarında oturan (üç sıra önünde veya arkasında) 72.000 yolcu mercek altına alındı. Kısaca bu 72.000 kişiden 234’ünde COVID- 19 geliştiği görüldü. Bu da “saldırı hızının” %0.32 olduğuna işaret ediyor. Bu oran, enfekte hastanın tam yanına oturanlarda %3.5 olarak bulundu. Ancak enfekte hastanın tam yanındaki koltuğa değil de aynı sırada oturan yolcu için bu saldırı hızı %1.5 olarak hesaplandı. Yolcu, enfekte olan hastanın bir-iki sıra gerisinde oturuyor olsaydı bu oran 10 misli düşük çıkacaktı. Yolculuk süresi de riski etkiliyor. Örneğin saldırı hızı, enfekte hastayla birlikte yolculuk yapan kişi için saat başına %0.15 oranında artıyor. Bir diğer ilginç bulgu da şu: Enfekte hastanın boşalttığı koltuğa oturan kişide hastalığı kapma riskinin çok düşük olduğu görüldü. Örneğin enfekte olan hastalardan boşalan koltuklara oturan 1.342 kişinin yalnızca birinde COVID-19 gelişti. Araştırmayı yürütenlerin trenlerle yolculuk yapanlara önerileri şöyle: Yolcular aynı sırada aralarında en az iki koltuk bırakacak şekilde oturmalı ve yolculuk süresi 3 saati aşmamalı. Derleyen: Reyhan Oksay Kaynak: https://www.livescience.com/covid19-risk-train.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/toplu-tasima-araclarinda-covid-19e-yakalanma-riski">Toplu taşıma araçlarında COVID-19’e yakalanma riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Toplu taşıma araçlarında COVID-19 kapma riski nerede oturduğunuza, en yakın kişi ile aranızdaki mesafeye, en yakın kişinin enfekte olup olmadığına, yolculuğun ne kadar sürdüğüne bağlı olarak değişiyor.</p></blockquote>
<p>Araştırma, Çin’in G trenleri denilen yüksek-hızlı trenleriyle seyahat eden kişiler üzerinde yürütüldü. Araştırmanın sonuçlarına göre hastalığın bulaşma riski %0 ile %10 arasında değişiyor. %10 bulaşma riski uzun yolculuk sürelerinde ve enfekte olan bir hastaya yakın oturmakla ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çalışmanın başyazarı Southampton Üniversitesi&#8217;nden Dr. Shengjie Lai, araştırmanın sonuçları ile ilgili şunları söylüyor: “Çalışmamız trenlerde COVID-19 bulaşma riskinin arttığını ortaya koyuyor. Yolcunun nerede oturduğu, yolculuk süresi ve enfekte olan bir kişinin yakınlarında olup olmaması büyük fark yaratıyor. Bu çalışma toplu taşıma araçlarında yoğunluğu azaltmanın önemini ve araca binmeden önce yolcularının ateşlerinin ölçülmesinin gerekliliğini ortaya koyuyor.”</p>
<p><em>Clinical Infectious Diseases</em> isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırmada “endeks hastaları” olarak belirlenen 2.300 kişi incelendi. Bunlarda trenlerle yolculuktan 14 gün sonra COVID-19 geliştiği saptandı. Ayrıca hastalarının yakınlarında oturan (üç sıra önünde veya arkasında) 72.000 yolcu mercek altına alındı.</p>
<p>Kısaca bu 72.000 kişiden 234’ünde COVID- 19 geliştiği görüldü. Bu da “saldırı hızının” %0.32 olduğuna işaret ediyor. Bu oran, enfekte hastanın tam yanına oturanlarda %3.5 olarak bulundu. Ancak enfekte hastanın tam yanındaki koltuğa değil de aynı sırada oturan yolcu için bu saldırı hızı %1.5 olarak hesaplandı. Yolcu, enfekte olan hastanın bir-iki sıra gerisinde oturuyor olsaydı bu oran 10 misli düşük çıkacaktı.</p>
<p>Yolculuk süresi de riski etkiliyor. Örneğin saldırı hızı, enfekte hastayla birlikte yolculuk yapan kişi için saat başına %0.15 oranında artıyor.</p>
<p>Bir diğer ilginç bulgu da şu: Enfekte hastanın boşalttığı koltuğa oturan kişide hastalığı kapma riskinin çok düşük olduğu görüldü. Örneğin enfekte olan hastalardan boşalan koltuklara oturan 1.342 kişinin yalnızca birinde COVID-19 gelişti.</p>
<p>Araştırmayı yürütenlerin trenlerle yolculuk yapanlara önerileri şöyle: Yolcular aynı sırada aralarında en az iki koltuk bırakacak şekilde oturmalı ve yolculuk süresi 3 saati aşmamalı.</p>
<p><strong>Derleyen:</strong> Reyhan Oksay</p>
<p><strong>Kaynak:</strong> <a href="https://www.livescience.com/covid19-risk-train.html">https://www.livescience.com/covid19-risk-train.html</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/toplu-tasima-araclarinda-covid-19e-yakalanma-riski">Toplu taşıma araçlarında COVID-19’e yakalanma riski</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19791</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Covid-19 kısıtlamaları bilim insanlarına yaradı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/covid-19-kisitlamalari-bilim-insanlarina-yaradi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2020 17:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Covid 19]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[karantina]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[sismik gürültü]]></category>
		<category><![CDATA[volkan]]></category>
		<category><![CDATA[yerbilim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=19774</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim insanları, Covid-19 kısıtlamalarının sağladığı sessizlik sayesinde doğadaki zayıf sinyalleri algılayabildi. Bu da gelecekte yaşanması beklenen depremler üzerine yapılan çalışmalar açısından kritik öneme sahip. Salgında sosyal hayatı kısıtlamaya yönelik önlemler sırasında sismik gürültü küresel çapta yarı yarıya azaldı. Bu da şüphesiz bilime yaradı. Bilim insanları, genellikle insan faaliyetleri yüzünden “boğulan” gizli doğal sinyalleri tespit etmek için nadir bir sessizliğe sahip oldular. Araştırmacılar, imkânları el verdikçe deprem ve volkan gibi doğal kaynaklardan gelen sismik dalgaları ölçmeye çalışıyor. Ancak insan faaliyetlerinin merkezinde yer alan kamyon, araba, fabrika ve hatta alışveriş merkezlerinden yayılan yüksek frekanslı sismik dalgalar buna engel oluyor. Bu da çoğu bilim insanına, doğal sinyalleri tespit etmekte zorluk yaşatıyor. İnsan kaynaklı gürültüyü, teknoloji aracılığıyla yapay olarak silmeye çalışıyordu. Ancak son zamanlarda, şüphesiz ki korona kaynaklı kısıtlamalar sebebiyle sismik gürültü alışılmadık derecede azalıyor. Bilim insanları, buna “antropause” diyor. Science dergisinde yayımlanan çalışmanın baş yazarı Paula Koelemeijer, “Şimdi daha sessizse, sismik risk analizlerimizi geliştirecek daha küçük sinyallerden bazılarını alabiliriz,” ifadelerini kullanıyor. Bu önemli. Çünkü daha küçük depremleri izleyebilmek, bilim insanlarının daha büyük, daha tehlikeli depremleri anlamalarına ve fayların nasıl hareket ettiğini izlemelerine yardımcı olabiliyor. Örneğin, 4 Temmuz’da Meksika’nın Petatlan kentinde 5.0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğinde 380 kilometre uzaklıktaki bir istasyon, depremi ham verilerden tespit edebildi. Normalde, bu istasyon gürültüyü filtrelemeden bu küçük depremi kaçırırdı. Çalışmaya katılmayan bir volkanolog olan Auckland Üniversitesi’nden Jan Lindsay, “Bu, sismik izleme ve ortam gürültüsü tespiti alanlarında önemli bir makale olacak,” diyor. 2020 için “sismik gürültünün sessiz dönemi” tanımlaması yapan Lindsay, bunun muhtemelen gelecekteki yerbilimi öğrencilerinin ders kitaplarında yer alacak bir dönem olacağını belirtiyor. 185 sismik istasyona göre: Dünya %50 sessizleşti Sismik gürültü, küresel düzeyde Mart ayından Mayıs ayına kadar olan koronavirüs kısıtlamaları sırasında ortalama %50 oranında düştü. Ölçüm, tüm sismik sinyalleri içermenin yanında bilim insanları, sismik gürültüdeki değişiklikleri, Google ve Apple’ın hareketlilik verileriyle karşılaştırarak düşüşü insan etkinliği azalışına bağlıyor. Gürültüdeki düşüş, yere göre değişiklik gösteriyordu: Daha önce HBT olarak haberini yaptığımız üzere Belçika’nın Brüksel kentinde %33; Sri Lanka’da %50; New York’taki Central Park’ta % 10 azalmıştı. Kırsal bölgeler de daha sessizleşti; Namibya, Rundu’daki bir istasyondaki gürültü seviyesi % 25 civarında düştü. (Koelemeijer, bu düşmeyi, yakındaki popüler bir su aygırı izleme noktasına gelen turist sayısındaki düşüşe bağlıyor.) Söz konusu çalışma hem kentsel hem de kırsal alanlarda dünya genelinde 185 sismik istasyondan veri topladı ve profesyonel aygıtların yanı sıra kamu platformlarındaki bilgileri de dahil etti. Araştırmaya katılan GFZ Alman Yerbilimleri Araştırma Merkezi’nden Carolin Böse, “Bu çalışma, gerçekten de gürültünün ne kadar insan kaynaklı olduğunu gösteriyor,” ifadelerini kullanıyor. “Dünyanın dört bir yanındaki sismologlar, artık bu çalışmada sunulan verileri iyi kullanma ve sismik kayıtlarda gizli sinyaller arama şansına sahipler,” diye de ekliyor. Bu gizli sinyallerden biri de Auckland, Yeni Zelanda’daki volkanik titreme olabilir. Buradaki volkanik alandan etkilenen bölgede bir buçuk milyon insan yaşıyor. Lindsay’e göre, sokağa çıkma kısıtlamalarından önce ve sonrasındaki sismik gürültüyü karşılaştırmak, bilim insanlarının volkanik depremleri ortaya çıkarmasına yardımcı olabilmesi açısından önem taşıyor. “Bu, teorik olarak, gelecekteki bir patlamaya kadar kritik olacak bir ekstra uyarı süresi sağlayabilir,” diyor Lindsay. Bu çalışma, koronavirüsün gezegenimizde yarattığı değişiklikleri izleyen diğer çalışmalardan yalnızca biri. Geçmişte yapılan başka bir çalışma, karbondioksit ve azot dioksit gibi fosil yakıtlardan kaynaklanan yaygın kirleticilerden çıkan emisyonların, sokağa çıkma kısıtlamaları sırasında düştüğünü ortaya koyuyordu. Sismik gürültüyle ilgili takip çalışmalarına yapılacak en büyük takdirin, koronavirüsün yayılmasını durdurmak için küresel bir çaba gösterilmesi olduğunu söyleyen Koelemeijer, “Evinize kapanıp kalırsanız ve normal faaliyetleriniz şu anda devam edemiyorsa, bunu tüm dünyada görmemiz rahatlatıcı ve motive edicidir, herkes bu işte birlikte,” diyor. Derleyen: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com) Kaynak: https://eos.org/articles/the-seismic-hush-of-the-coronavirus</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/covid-19-kisitlamalari-bilim-insanlarina-yaradi">Covid-19 kısıtlamaları bilim insanlarına yaradı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="color: #2b2b2b; font-size: 16px;">Bilim insanları, Covid-19 kısıtlamalarının sağladığı sessizlik sayesinde doğadaki zayıf sinyalleri algılayabildi. Bu da gelecekte yaşanması beklenen depremler üzerine yapılan çalışmalar açısından kritik öneme sahip.</span></p></blockquote>
<p>Salgında sosyal hayatı kısıtlamaya yönelik önlemler sırasında sismik gürültü küresel çapta yarı yarıya azaldı. Bu da şüphesiz bilime yaradı. Bilim insanları, genellikle insan faaliyetleri yüzünden “boğulan” gizli doğal sinyalleri tespit etmek için nadir bir sessizliğe sahip oldular.</p>
<p>Araştırmacılar, imkânları el verdikçe deprem ve volkan gibi doğal kaynaklardan gelen sismik dalgaları ölçmeye çalışıyor. Ancak insan faaliyetlerinin merkezinde yer alan kamyon, araba, fabrika ve hatta alışveriş merkezlerinden yayılan yüksek frekanslı sismik dalgalar buna engel oluyor. Bu da çoğu bilim insanına, doğal sinyalleri tespit etmekte zorluk yaşatıyor. İnsan kaynaklı gürültüyü, teknoloji aracılığıyla yapay olarak silmeye çalışıyordu.</p>
<p>Ancak son zamanlarda, şüphesiz ki korona kaynaklı kısıtlamalar sebebiyle sismik gürültü alışılmadık derecede azalıyor. Bilim insanları, buna “antropause” diyor. Science dergisinde yayımlanan çalışmanın baş yazarı Paula Koelemeijer, “Şimdi daha sessizse, sismik risk analizlerimizi geliştirecek daha küçük sinyallerden bazılarını alabiliriz,” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Bu önemli. Çünkü daha küçük depremleri izleyebilmek, bilim insanlarının daha büyük, daha tehlikeli depremleri anlamalarına ve fayların nasıl hareket ettiğini izlemelerine yardımcı olabiliyor.</strong> Örneğin, 4 Temmuz’da Meksika’nın Petatlan kentinde 5.0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğinde 380 kilometre uzaklıktaki bir istasyon, depremi ham verilerden tespit edebildi. Normalde, bu istasyon gürültüyü filtrelemeden bu küçük depremi kaçırırdı.</p>
<p>Çalışmaya katılmayan bir volkanolog olan Auckland Üniversitesi’nden Jan Lindsay, “Bu, sismik izleme ve ortam gürültüsü tespiti alanlarında önemli bir makale olacak,” diyor. 2020 için <strong>“sismik gürültünün sessiz dönemi”</strong> tanımlaması yapan Lindsay, bunun muhtemelen gelecekteki yerbilimi öğrencilerinin ders kitaplarında yer alacak bir dönem olacağını belirtiyor.</p>
<p><strong>185 sismik istasyona göre: Dünya %50 sessizleşti</strong></p>
<p>Sismik gürültü, küresel düzeyde Mart ayından Mayıs ayına kadar olan koronavirüs kısıtlamaları sırasında ortalama %50 oranında düştü. Ölçüm, tüm sismik sinyalleri içermenin yanında bilim insanları, sismik gürültüdeki değişiklikleri, Google ve Apple’ın hareketlilik verileriyle karşılaştırarak <strong>düşüşü insan etkinliği azalışına bağlıyor.</strong></p>
<p>Gürültüdeki düşüş, yere göre değişiklik gösteriyordu: Daha önce HBT olarak haberini yaptığımız üzere Belçika’nın Brüksel kentinde %33; Sri Lanka’da %50; New York’taki Central Park’ta % 10 azalmıştı. Kırsal bölgeler de daha sessizleşti; Namibya, Rundu’daki bir istasyondaki gürültü seviyesi % 25 civarında düştü. (Koelemeijer, bu düşmeyi, yakındaki popüler bir su aygırı izleme noktasına gelen turist sayısındaki düşüşe bağlıyor.)</p>
<p>Söz konusu çalışma hem kentsel hem de kırsal alanlarda dünya genelinde 185 sismik istasyondan veri topladı ve profesyonel aygıtların yanı sıra kamu platformlarındaki bilgileri de dahil etti.</p>
<p>Araştırmaya katılan <strong>GFZ Alman Yerbilimleri Araştırma Merkezi’nden Carolin Böse, “Bu çalışma, gerçekten de gürültünün ne kadar insan kaynaklı olduğunu gösteriyor,”</strong> ifadelerini kullanıyor. “Dünyanın dört bir yanındaki sismologlar, artık bu çalışmada sunulan verileri iyi kullanma ve sismik kayıtlarda gizli sinyaller arama şansına sahipler,” diye de ekliyor.</p>
<p>Bu gizli sinyallerden biri de Auckland, Yeni Zelanda’daki volkanik titreme olabilir. Buradaki volkanik alandan etkilenen bölgede bir buçuk milyon insan yaşıyor. Lindsay’e göre, sokağa çıkma kısıtlamalarından önce ve sonrasındaki sismik gürültüyü karşılaştırmak, bilim insanlarının volkanik depremleri ortaya çıkarmasına yardımcı olabilmesi açısından önem taşıyor. “Bu, teorik olarak, gelecekteki bir patlamaya kadar kritik olacak bir ekstra uyarı süresi sağlayabilir,” diyor Lindsay.</p>
<p>Bu çalışma, koronavirüsün gezegenimizde yarattığı değişiklikleri izleyen diğer çalışmalardan yalnızca biri. Geçmişte yapılan başka bir çalışma, karbondioksit ve azot dioksit gibi fosil yakıtlardan kaynaklanan yaygın kirleticilerden çıkan emisyonların, sokağa çıkma kısıtlamaları sırasında düştüğünü ortaya koyuyordu.</p>
<p>Sismik gürültüyle ilgili takip çalışmalarına yapılacak en büyük takdirin, koronavirüsün yayılmasını durdurmak için küresel bir çaba gösterilmesi olduğunu söyleyen Koelemeijer, “Evinize kapanıp kalırsanız ve normal faaliyetleriniz şu anda devam edemiyorsa, bunu tüm dünyada görmemiz rahatlatıcı ve motive edicidir, herkes bu işte birlikte,” diyor.</p>
<p><strong>Derleyen: Batuhan Sarıcan</strong> (<a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a>)</p>
<p><strong>Kaynak: </strong><a href="https://eos.org/articles/the-seismic-hush-of-the-coronavirus">https://eos.org/articles/the-seismic-hush-of-the-coronavirus</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yerkure/covid-19-kisitlamalari-bilim-insanlarina-yaradi">Covid-19 kısıtlamaları bilim insanlarına yaradı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19774</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
