<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iklim arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/iklim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/iklim</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Apr 2023 14:29:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Roma Cumhuriyeti’nin sonunu bir yanardağ patlaması mı getirdi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/roma-cumhuriyetinin-sonunu-bir-yanardag-patlamasi-mi-getirdi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 14:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[cicero]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[patlama]]></category>
		<category><![CDATA[roma imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[sezar]]></category>
		<category><![CDATA[volkan]]></category>
		<category><![CDATA[yanardağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29302</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cicero’nun MÖ 42’de suikaste uğraması, Roma Cumhuriyeti’nin (MÖ 510-27) resmi olarak sonuydu. Peki ama bir yanardağ patlaması, bu çöküşü hızlandırmış olabilir mi? Eski tarihçiler, MÖ 44’te Sezar’ın öldürülmesinden sonra güneşin gizemli bir şekilde ortadan kalktığını ve bunu soğuk ve mahsul kıtlığı yaşanan bir dönemin izlediğini anlatıyordu. Bugün, bilim insanları ve tarihçilerden oluşan bir ekip ise tarihte bilinen en büyük süper volkan patlamalarından birinin MÖ 43’te yaşandığını keşfetti; bu patlama da muhtemelen iki yıllık garip hava ve mahsul kıtlığa katkıda bulunmuştu. Bu dönem aynı zamanda Cumhuriyet’in dağılması ve İmparatorluk’un oluşmasına ister istemez uygun koşulları hazırlamıştı. İlk olarak Sezar’ın Idus Martiae’deki suikastından sonra “kararan” gökyüzüne büyük olasılıkla Etna Dağı’ndaki küçük bir patlama neden olmuştu. Ancak ertesi yılın başında, ocak veya şubat aylarında daha büyük bir patlama meydana gelmişti; Alaska’daki Okmok Yanardağı patlayarak 10 kilometre genişliğinde bir krater açıklığı oluşturmuştu. Çöl Araştırma Enstitüsü’nden buzul bilimci ve araştırmanın baş yazarı Joseph McConnell, “Bu volkanik patlamanın sert bir iklim yarattığını kesinlikle söyleyebiliriz” diyor. Patlama gerçekten de kıtlığa ve diğer aksaklıklara katkıda bulunsaydı, Roma İmparatorluğu’nun kontrolü ele almasına yardımcı olabilirdi” diyor McConnell ve ekliyor: “Cumhuriyet’in sonunun, bu iki yıllık sert iklim döneminde olması, olası bir tesadüf, ancak muhtemel görünmüyor.” Durum sandığımızdan daha karmaşık Bazı araştırmacılar bu ilişkiye oldukça şüpheci yaklaşıyor. Çünkü Cumhuriyet’in patlamadan çok daha önce çöküş yolunda olduğuna dikkat çekiyorlar. Sözgelimi Sezar, MÖ 49’da Rubicon’u geçmiş ve Roma’daki iç savaşı hızlandırmıştı; bundan beş yıl sonra ise ömür boyu diktatör seçilecekti. Charles Üniversitesi’nden arkeolog Guy Middleton, “Cumhuriyet’le ilgili sorun popüler bir devrim ya da geçim krizi değil, politik, derin kökeni olan seçkinler arasındaki savaştı” diyor. Arizona Üniversitesi’nden paleoklimatolog Kevin Anchukaitis ise patlamanın tarihlenmesi ve gerçekleşmiş olması tartışılmaz gibi görünse de yanardağın iklime etkisini destekleyen kanıtların -özellikle Akdeniz için- zayıf olduğunu söylüyor: “Yerel iklim hikâyesi, elimizdeki küçük verilerden, biraz daha karmaşık olabilir.” Grönland’daki derin buz çekirdeklerinden elde edilen ışığı bloke eden sülfat partiküllerindeki ani artışlar, daha önce bu dönemde büyük bir patlama meydana geldiğini göstermişti. Ancak kesin yeri ve zamanlaması bir gizemdi. McConnell’in ekibi, buz çekirdeği araştırması sırasında 35 parça volkanik cam (kaya) bulmuş, bileşimini o sırada aktif olduğu bilinen volkanların jeokimyasal parmak izleriyle karşılaştırmıştı. Bu tür eşleştirmeler çoğu zaman belirsiz ve sonuçsuzdur. Ancak bu kez, bugün aktif kalan bir kalkan yanardağı olan Okmok bunu açıklayabiliyordu. Bilim insanları, daha sonra bir iklim modeli yoluyla patlamayı simüle etti. Bazıları, patlamanın etkilerinin abartıldığını düşünse de aerosollerin Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’yı 7 °C’ye kadar soğutabileceğini buldular. Ekip bu modellemenin ardından söz konusu tarihlere kadar geriye uzanan üç ağaç halkası arşivine bakarak iklim ile ilgili destekleyici kanıt arayışına girdi. İskandinavya ve Kuzey Amerika’dan gelenler, MÖ 43 ve 42’de net soğuma gösteriyordu. Ancak Alplerden gelen örnek, patlamadan 10 yıl önce başlayan bir soğuma eğilimine işaret ediyordu. Anchukaitis, “Roma Cumhuriyeti’nin tarihini iklime ve volkanlara bağlayacaksak bu kayıtlardan daha fazlasına ihtiyacımız var” diyor. Tarihi kaynaklar ne diyor? Ve ortada birtakım tarihi belgeler de var. Sözgelimi MÖ 42’de öldürülen Romalı devlet adamı ve düşünür Cicero, mektuplarında, patlama zamanındaki soğuk havadan bahsediyordu. Diğer kaynaklar, Nisan ayında Kuzey İtalya’da ve ertesi yıl Kuzey Yunanistan’daki kıtlıkları da belgeliyor. Örneğin ünlü tarihçi-yazar Plutarkhos, Romalı komutan Marcus Antonius’un ordusunun MÖ 43 yılının nisan ayında korkunç bir kıtlıkla karşılaştığını ve yabani meyve, kök ve kabuk yemek zorunda kaldıklarını yazmıştı. Başka bir tarihçi olan Appianus ise Roma’nın MÖ 42’de kıtlıkla harap olduğunu söylüyordu. Yale Üniversitesi’nden tarihçi Joseph Manning, Mısır’da da benzer kıtlıklar görüldüğünü ve bu durumun ülkeyi zayıflattığını ve bu durumun Augustus (Octavian) için fethin yollarını açarak İmparatorluk için uygun koşulları sağladığını belirtiyor. Bununla birlikte olası iklim soğumasında bile Akdeniz toplumunun çökmeyeceğini ifade eden Manning, bunun “çökme veya dayanıklılıktan daha karmaşık” olduğunu ve buna bazı toplumların iyi bazılarının ise kötü yanıt verdiğini söylüyor. Tarihte yaşanan bu tarz iklim anomalileri, gelecekte yaşayacağımız iklim kaynaklı olaylara nasıl yanıt verebileceğimize ışık tutabilir. Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com Kaynak: https://www.sciencemag.org/news/2020/06/alaskan-mega-eruption-may-have-helped-end-roman-republic</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/roma-cumhuriyetinin-sonunu-bir-yanardag-patlamasi-mi-getirdi">Roma Cumhuriyeti’nin sonunu bir yanardağ patlaması mı getirdi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cicero’nun MÖ 42’de suikaste uğraması, Roma Cumhuriyeti’nin (MÖ 510-27) resmi olarak sonuydu. Peki ama bir yanardağ patlaması, bu çöküşü hızlandırmış olabilir mi?</p>
<p>Eski tarihçiler, MÖ 44’te Sezar’ın öldürülmesinden sonra güneşin gizemli bir şekilde ortadan kalktığını ve bunu soğuk ve mahsul kıtlığı yaşanan bir dönemin izlediğini anlatıyordu. Bugün, bilim insanları ve tarihçilerden oluşan bir ekip ise tarihte bilinen en büyük süper volkan patlamalarından birinin MÖ 43’te yaşandığını keşfetti; bu patlama da muhtemelen iki yıllık garip hava ve mahsul kıtlığa katkıda bulunmuştu. Bu dönem aynı zamanda Cumhuriyet’in dağılması ve İmparatorluk’un oluşmasına ister istemez uygun koşulları hazırlamıştı.</p>
<p>İlk olarak Sezar’ın Idus Martiae’deki suikastından sonra “kararan” gökyüzüne büyük olasılıkla Etna Dağı’ndaki küçük bir patlama neden olmuştu. Ancak ertesi yılın başında, ocak veya şubat aylarında daha büyük bir patlama meydana gelmişti; Alaska’daki Okmok Yanardağı patlayarak 10 kilometre genişliğinde bir krater açıklığı oluşturmuştu.</p>
<p>Çöl Araştırma Enstitüsü’nden buzul bilimci ve araştırmanın baş yazarı Joseph McConnell, “Bu volkanik patlamanın sert bir iklim yarattığını kesinlikle söyleyebiliriz” diyor. Patlama gerçekten de kıtlığa ve diğer aksaklıklara katkıda bulunsaydı, Roma İmparatorluğu’nun kontrolü ele almasına yardımcı olabilirdi” diyor McConnell ve ekliyor: “Cumhuriyet’in sonunun, bu iki yıllık sert iklim döneminde olması, olası bir tesadüf, ancak muhtemel görünmüyor.”</p>
<p><strong>Durum sandığımızdan daha karmaşık</strong></p>
<p>Bazı araştırmacılar bu ilişkiye oldukça şüpheci yaklaşıyor. Çünkü Cumhuriyet’in patlamadan çok daha önce çöküş yolunda olduğuna dikkat çekiyorlar. Sözgelimi Sezar, MÖ 49’da Rubicon’u geçmiş ve Roma’daki iç savaşı hızlandırmıştı; bundan beş yıl sonra ise ömür boyu diktatör seçilecekti. Charles Üniversitesi’nden arkeolog Guy Middleton, “Cumhuriyet’le ilgili sorun popüler bir devrim ya da geçim krizi değil, politik, derin kökeni olan seçkinler arasındaki savaştı” diyor.</p>
<p>Arizona Üniversitesi’nden paleoklimatolog Kevin Anchukaitis ise patlamanın tarihlenmesi ve gerçekleşmiş olması tartışılmaz gibi görünse de yanardağın iklime etkisini destekleyen kanıtların -özellikle Akdeniz için- zayıf olduğunu söylüyor: “Yerel iklim hikâyesi, elimizdeki küçük verilerden, biraz daha karmaşık olabilir.”</p>
<p>Grönland’daki derin buz çekirdeklerinden elde edilen ışığı bloke eden sülfat partiküllerindeki ani artışlar, daha önce bu dönemde büyük bir patlama meydana geldiğini göstermişti. Ancak kesin yeri ve zamanlaması bir gizemdi. McConnell’in ekibi, buz çekirdeği araştırması sırasında 35 parça volkanik cam (kaya) bulmuş, bileşimini o sırada aktif olduğu bilinen volkanların jeokimyasal parmak izleriyle karşılaştırmıştı. Bu tür eşleştirmeler çoğu zaman belirsiz ve sonuçsuzdur. Ancak bu kez, bugün aktif kalan bir kalkan yanardağı olan Okmok bunu açıklayabiliyordu.</p>
<p>Bilim insanları, daha sonra bir iklim modeli yoluyla patlamayı simüle etti. Bazıları, patlamanın etkilerinin abartıldığını düşünse de aerosollerin Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’yı 7 °C’ye kadar soğutabileceğini buldular. Ekip bu modellemenin ardından söz konusu tarihlere kadar geriye uzanan üç ağaç halkası arşivine bakarak iklim ile ilgili destekleyici kanıt arayışına girdi. İskandinavya ve Kuzey Amerika’dan gelenler, MÖ 43 ve 42’de net soğuma gösteriyordu. Ancak Alplerden gelen örnek, patlamadan 10 yıl önce başlayan bir soğuma eğilimine işaret ediyordu. Anchukaitis, “Roma Cumhuriyeti’nin tarihini iklime ve volkanlara bağlayacaksak bu kayıtlardan daha fazlasına ihtiyacımız var” diyor.</p>
<p><strong>Tarihi kaynaklar ne diyor?</strong></p>
<p>Ve ortada birtakım tarihi belgeler de var. Sözgelimi MÖ 42’de öldürülen Romalı devlet adamı ve düşünür Cicero, mektuplarında, patlama zamanındaki soğuk havadan bahsediyordu. Diğer kaynaklar, Nisan ayında Kuzey İtalya’da ve ertesi yıl Kuzey Yunanistan’daki kıtlıkları da belgeliyor. Örneğin ünlü tarihçi-yazar Plutarkhos, Romalı komutan Marcus Antonius’un ordusunun MÖ 43 yılının nisan ayında korkunç bir kıtlıkla karşılaştığını ve yabani meyve, kök ve kabuk yemek zorunda kaldıklarını yazmıştı. Başka bir tarihçi olan Appianus ise Roma’nın MÖ 42’de kıtlıkla harap olduğunu söylüyordu.</p>
<p>Yale Üniversitesi’nden tarihçi Joseph Manning, Mısır’da da benzer kıtlıklar görüldüğünü ve bu durumun ülkeyi zayıflattığını ve bu durumun Augustus (Octavian) için fethin yollarını açarak İmparatorluk için uygun koşulları sağladığını belirtiyor. Bununla birlikte olası iklim soğumasında bile Akdeniz toplumunun çökmeyeceğini ifade eden Manning, bunun “çökme veya dayanıklılıktan daha karmaşık” olduğunu ve buna bazı toplumların iyi bazılarının ise kötü yanıt verdiğini söylüyor. Tarihte yaşanan bu tarz iklim anomalileri, gelecekte yaşayacağımız iklim kaynaklı olaylara nasıl yanıt verebileceğimize ışık tutabilir.</p>
<p><strong>Batuhan Sarıcan / <a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.sciencemag.org/news/2020/06/alaskan-mega-eruption-may-have-helped-end-roman-republic">https://www.sciencemag.org/news/2020/06/alaskan-mega-eruption-may-have-helped-end-roman-republic</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/roma-cumhuriyetinin-sonunu-bir-yanardag-patlamasi-mi-getirdi">Roma Cumhuriyeti’nin sonunu bir yanardağ patlaması mı getirdi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29302</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hitit İmparatorluğu&#8217;nun çöküş sebebi, iklim değişimi miydi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/hitit-imparatorlugunun-cokus-sebebi-iklim-degisimi-miydi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 10:40:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[arkeolog]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[genç tunç çağı]]></category>
		<category><![CDATA[hattuşa]]></category>
		<category><![CDATA[hitit]]></category>
		<category><![CDATA[Hititler]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[imparatorluk]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29062</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şiddetli bir kuraklık Geç Tunç Çağı Anadolu&#8217;sunu üç yıl üst üste kasıp, kavurmuştu. Bu kuraklığın tam olarak ne zaman yaşandığı kesin olarak tarihlendirilebildi. Ve bu tarih Hitit İmparatorluğu&#8217;nun çöküşüyle aynı zamana denk geliyor. Dört yüz yılı aşkın bir süre için Hatti Krallığı Geç Tunç Çağı&#8217;nın hakim güçlerinden biriydi. İ.Ö. 17. y.y.’dan itibaren, günümüzde Hitit olarak isimlendirdiğimiz hükümdarlar, anavatanları Orta Anadolu’daki başkent Hattuşa çevresindeki nüfuzlarını artırarak, 13. yüzyıla kadar Asur beyleri ve Mısır’daki firavunlar kadar güçlü hale geldiler. Fakat İ.Ö. 1200 yılından hemen sonra Hatti’nin ihtişamı birdenbire yok oldu. İ.Ö. 1207’de yeni kral olan Suppiluliuma II, Hattuşa’da tahta çıkmış ve kısa bir süre sonra da, özellikle de bakır zengini olan Kıbrıs’a yaptığı başarılı seferlerini yazıtlarla kutlamıştı. Fakat sonra sadece kral Suppiluliuma II değil, tüm devlet yok oldu. Anlaşıldığı üzere Hattuşa sanıldığı gibi fethedilmemiş, bunun yerine planlı bir şekilde boşaltılmıştı. Saray ve yönetim başka bir yere taşınmıştı ama hiç kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Cornell Üniversitesi’nde Sturt Manning yönetiminde çalışan ekibin Nature dergisinde yayımlanan araştırması, eski bir tahminle ilgili yeni kanıtlar sundu. Bir arkeometri bilimcisi olan Manning’in uzmanlığı, ağaç halkalarının değerlendirilmesidir. Araştırmacı ekibiyle birlikte ağaç halkalarının kalınlığı dışında, ağaçtaki iki istikrarlı karbon izotopu olan C13 ve C12 oranını belirliyor. Bunlar ağacın yeni bir büyüme halkası geliştirdiği iklim koşulları için birer göstergedir: Bir yılın ilkbaharında ve yazında daha az yağış düştüğünde halkalar ince kalıyor. Havadaki düşük nem de C13 oranını, (C12’ye kıyasla) göreceli olarak artırıyor. Bunların dışında araştırmacılar C14 oranına göre ve farklı zamanlara ait ağaçların halka motiflerini karşılaştırarak, bir ağacın büyüme halkasını, tam olarak ne zaman geliştirdiğini belirleyebiliyorlar. Bu örneğin Hattuşa kalıntılarının yaklaşık olarak 230 kilometre batısındaki Gordion kentinde, arkeologlar tarafından bulunan ve bir zamanlar yapı malzemesi olarak kullanılan ardıç ağacının gövdeleriyle mümkün olmuş. Bu kütükler üç yıllık hata payıyla, İ.Ö. 1775 ila 748 arasındaki dönem için yıllara dağılmış tam bir ağaç halkası kroniği sunuyor. Buna göre İ.Ö. 1270 ile 1135 arasında, İ.Ö. 1198’den başlayarak üç yıl üst üste, (günümüzde verimli bir tahıl ekimi için gerekli olan) yıllık minimumdan daha az yağış düşmüş. İ.Ö. 1198 ile 1187 arasındaki zaman diliminde ise ağaç halkalarının kalınlığına göre yapılan tahminler ise, bölgede en az altı yıl boyu, Gordion’daki en düşük yağış seviyesi kadar yağmur yağdığını açıklıyor. Ayrıca C 13 ölçümleriyle de İ.Ö. 1232 ile 1192 yılları arası için genel olarak çok kurak koşullar ortaya çıkmış. Kuraklık İ.Ö. 1221-1222 yılları için en yüksek seviyedeydi ki yazılı kaynaklardaki bilgilere göre 1195 yılın tahıl kıtlığı yaşanmıştı. Yani özetle o tarihlerde Gordion kentinin çevresinde, hatta tüm Anadolu’da yıllarca devam eden şiddetli bir kuraklık hüküm sürmüştü. Bununla birlikte Manning ve ekibi Suppiluliuma II ve imparatorluğunun sadece kuraklık yüzünden haritadan silindiğinin söylenemeyeceğinin de altını çiziyor. Anadolu Hatti kralının tahta çıkmasından önce de kurak bir bölgeydi ve Hititler, verimsiz geçen bir veya iki ekin hasadının ardından toplumu doyuracak silolara sahipti. Belki de bu tahıl depoları üç yıl yetecek kadar tahıl bulundurmuyordu. Ayrıca araştırmacılar, Hitit İmparatorluğu’nda ve özellikle de Hattuşa çevresinde ormansızlaşmaya ve mera hayvancılığına dair kanıtlar da bulmuşlar ki bu da toprak erozyonunu tetiklemişti. Hititler bu şekilde yiyecek üretimini artırmışlardı ama aynı zamanda riskleri de. Aslında buraya kadar anlatılanlar hiç yabancı gelmiyor. Nitekim iklim değişimleri, özellikle kuraklıkla ilgili olanlar son yıllarda uygarlıkların çöküşleriyle sık sık ilişkilendirilmeye başlandı. Amerikalı tarihçi Rhys Carpenter, daha 1966’da Hititlerle aşağı yukarı aynı zamanlarda şiddetli bir kuraklık yüzünden, Miken kültürünün de dünya sahnesinden silindiğini açıklamıştı. Bu biraz da alternatif hipotezlerin eksikliğine bağlanıyordu aslında. Gerçekte o tarihlerde sadece Miken ve Hitit kültürleri değil, Ön Asya’daki tüm Geç Tunç Çağı devletleri son bulmuştu. Asur ve Babil’de çöküş yaşanmıştı. Hatta Ramses III zamanında Mısır bile deniz kavimlerinin saldırılarına karşı koymasına rağmen, hiçbir zaman aynı büyüklüğe kavuşamadı. Her ne kadar Doğu Akdeniz bölgesinin kuzeyindeki ve batısındaki karışıklıklar çok şiddetli olmuş olsa da kaybolan sadece imparatorluklar ve ulusal devlet anlayışı değildi, yazının kullanımı bile ortadan kalkmıştı. Dünya düzeni tamamen altüst olmuştu. Manning ve ekibinin kısa bir süre önce kesin olarak belirlemiş olduğu Anadolu kuraklığı, birçok faktörden sadece biriydi. Diğer bir faktör olasılıkla, önceki yüzyıllardaki refahı tetikleyen gelişmeydi: Uzak mesafeli ticaret ve bunun sonucunda çeşitli devlet yapılarının ve kültürel alanların karşılıklı bağımlıkları. O tarihlerde küreselleşmenin eski bir biçimi vardı ve sonunda her şeyden önce kalay ihtiyacının karşılanamaması yüzünden çökmüştü. O zamanlar verimli kalay yatakları sadece İspanya veya Afganistan, yani o zamanki dünyanın dışındaki bölgelerde bulunuyordu. Kalay olmadan tunç üretilemediği için tarihçiler kalayın uluslararası ticaretteki önemini, günümüzde petrolün rolüyle karşılaştırıyorlar. Fakat kalaya dayalı ekonominin çöküşü yeni bir hammaddeyi ön plana çıkardı: Bundan sonra işlenmesi daha zor olan ama buna karşın elde edilmesi daha kolay demirle, nihayetinde tunca göre daha üstün olan bir teknoloji geliştirilecekti. Böylece Tunç Çağı, Anadolu’daki şiddetli kuraklığın da etkisiyle &#8211; ancak iklim değişimi olmadan da er ya da geç başlayacak olan olaylarla &#8211; son bulmuştu. Kaynak: Tree rings reveal drought that might hava doomed the Hittites, Nature, 10.02.2023. Severe multi-year drought coincident with Hittite collapse around 1198-1196 BC, Nature, 8.02.2023. Zerstörte Hitze das Hethiterreich? FAZ.NET, 8.02.2023.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/hitit-imparatorlugunun-cokus-sebebi-iklim-degisimi-miydi">Hitit İmparatorluğu&#8217;nun çöküş sebebi, iklim değişimi miydi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şiddetli bir kuraklık Geç Tunç Çağı Anadolu&#8217;sunu üç yıl üst üste kasıp, kavurmuştu. Bu kuraklığın tam olarak ne zaman yaşandığı kesin olarak tarihlendirilebildi. Ve bu tarih Hitit İmparatorluğu&#8217;nun çöküşüyle aynı zamana denk geliyor.</p>
<p>Dört yüz yılı aşkın bir süre için Hatti Krallığı Geç Tunç Çağı&#8217;nın hakim güçlerinden biriydi. İ.Ö. 17. y.y.’dan itibaren, günümüzde Hitit olarak isimlendirdiğimiz hükümdarlar, anavatanları Orta Anadolu’daki başkent Hattuşa çevresindeki nüfuzlarını artırarak, 13. yüzyıla kadar Asur beyleri ve Mısır’daki firavunlar kadar güçlü hale geldiler. Fakat İ.Ö. 1200 yılından hemen sonra Hatti’nin ihtişamı birdenbire yok oldu. İ.Ö. 1207’de yeni kral olan Suppiluliuma II, Hattuşa’da tahta çıkmış ve kısa bir süre sonra da, özellikle de bakır zengini olan Kıbrıs’a yaptığı başarılı seferlerini yazıtlarla kutlamıştı. Fakat sonra sadece kral Suppiluliuma II değil, tüm devlet yok oldu. Anlaşıldığı üzere Hattuşa sanıldığı gibi fethedilmemiş, bunun yerine planlı bir şekilde boşaltılmıştı. Saray ve yönetim başka bir yere taşınmıştı ama hiç kimse nerede olduğunu bilmiyordu.</p>
<p>Cornell Üniversitesi’nde Sturt Manning yönetiminde çalışan ekibin <strong><em>Nature</em></strong> dergisinde yayımlanan araştırması, eski bir tahminle ilgili yeni kanıtlar sundu. Bir arkeometri bilimcisi olan Manning’in uzmanlığı, ağaç halkalarının değerlendirilmesidir. Araştırmacı ekibiyle birlikte ağaç halkalarının kalınlığı dışında, ağaçtaki iki istikrarlı karbon izotopu olan C13 ve C12 oranını belirliyor. Bunlar ağacın yeni bir büyüme halkası geliştirdiği iklim koşulları için birer göstergedir: Bir yılın ilkbaharında ve yazında daha az yağış düştüğünde halkalar ince kalıyor. Havadaki düşük nem de C13 oranını, (C12’ye kıyasla) göreceli olarak artırıyor.</p>
<p>Bunların dışında araştırmacılar C14 oranına göre ve farklı zamanlara ait ağaçların halka motiflerini karşılaştırarak, bir ağacın büyüme halkasını, tam olarak ne zaman geliştirdiğini belirleyebiliyorlar. Bu örneğin Hattuşa kalıntılarının yaklaşık olarak 230 kilometre batısındaki Gordion kentinde, arkeologlar tarafından bulunan ve bir zamanlar yapı malzemesi olarak kullanılan ardıç ağacının gövdeleriyle mümkün olmuş.</p>
<p>Bu kütükler üç yıllık hata payıyla, İ.Ö. 1775 ila 748 arasındaki dönem için yıllara dağılmış tam bir ağaç halkası kroniği sunuyor. Buna göre İ.Ö. 1270 ile 1135 arasında, İ.Ö. 1198’den başlayarak üç yıl üst üste, (günümüzde verimli bir tahıl ekimi için gerekli olan) yıllık minimumdan daha az yağış düşmüş. İ.Ö. 1198 ile 1187 arasındaki zaman diliminde ise ağaç halkalarının kalınlığına göre yapılan tahminler ise, bölgede en az altı yıl boyu, Gordion’daki en düşük yağış seviyesi kadar yağmur yağdığını açıklıyor. Ayrıca C 13 ölçümleriyle de İ.Ö. 1232 ile 1192 yılları arası için genel olarak çok kurak koşullar ortaya çıkmış. Kuraklık İ.Ö. 1221-1222 yılları için en yüksek seviyedeydi ki yazılı kaynaklardaki bilgilere göre 1195 yılın tahıl kıtlığı yaşanmıştı.</p>
<p>Yani özetle o tarihlerde Gordion kentinin çevresinde, hatta tüm Anadolu’da yıllarca devam eden şiddetli bir kuraklık hüküm sürmüştü. Bununla birlikte Manning ve ekibi Suppiluliuma II ve imparatorluğunun sadece kuraklık yüzünden haritadan silindiğinin söylenemeyeceğinin de altını çiziyor. Anadolu Hatti kralının tahta çıkmasından önce de kurak bir bölgeydi ve Hititler, verimsiz geçen bir veya iki ekin hasadının ardından toplumu doyuracak silolara sahipti. Belki de bu tahıl depoları üç yıl yetecek kadar tahıl bulundurmuyordu.</p>
<p>Ayrıca araştırmacılar, Hitit İmparatorluğu’nda ve özellikle de Hattuşa çevresinde ormansızlaşmaya ve mera hayvancılığına dair kanıtlar da bulmuşlar ki bu da toprak erozyonunu tetiklemişti. Hititler bu şekilde yiyecek üretimini artırmışlardı ama aynı zamanda riskleri de. Aslında buraya kadar anlatılanlar hiç yabancı gelmiyor. Nitekim iklim değişimleri, özellikle kuraklıkla ilgili olanlar son yıllarda uygarlıkların çöküşleriyle sık sık ilişkilendirilmeye başlandı.</p>
<p>Amerikalı tarihçi Rhys Carpenter, daha 1966’da Hititlerle aşağı yukarı aynı zamanlarda şiddetli bir kuraklık yüzünden, Miken kültürünün de dünya sahnesinden silindiğini açıklamıştı. Bu biraz da alternatif hipotezlerin eksikliğine bağlanıyordu aslında. Gerçekte o tarihlerde sadece Miken ve Hitit kültürleri değil, Ön Asya’daki tüm Geç Tunç Çağı devletleri son bulmuştu. Asur ve Babil’de çöküş yaşanmıştı. Hatta Ramses III zamanında Mısır bile deniz kavimlerinin saldırılarına karşı koymasına rağmen, hiçbir zaman aynı büyüklüğe kavuşamadı.</p>
<p>Her ne kadar Doğu Akdeniz bölgesinin kuzeyindeki ve batısındaki karışıklıklar çok şiddetli olmuş olsa da kaybolan sadece imparatorluklar ve ulusal devlet anlayışı değildi, yazının kullanımı bile ortadan kalkmıştı. Dünya düzeni tamamen altüst olmuştu. Manning ve ekibinin kısa bir süre önce kesin olarak belirlemiş olduğu Anadolu kuraklığı, birçok faktörden sadece biriydi.</p>
<p>Diğer bir faktör olasılıkla, önceki yüzyıllardaki refahı tetikleyen gelişmeydi: Uzak mesafeli ticaret ve bunun sonucunda çeşitli devlet yapılarının ve kültürel alanların karşılıklı bağımlıkları. O tarihlerde küreselleşmenin eski bir biçimi vardı ve sonunda her şeyden önce kalay ihtiyacının karşılanamaması yüzünden çökmüştü. O zamanlar verimli kalay yatakları sadece İspanya veya Afganistan, yani o zamanki dünyanın dışındaki bölgelerde bulunuyordu.</p>
<p>Kalay olmadan tunç üretilemediği için tarihçiler kalayın uluslararası ticaretteki önemini, günümüzde petrolün rolüyle karşılaştırıyorlar. Fakat kalaya dayalı ekonominin çöküşü yeni bir hammaddeyi ön plana çıkardı: Bundan sonra işlenmesi daha zor olan ama buna karşın elde edilmesi daha kolay demirle, nihayetinde tunca göre daha üstün olan bir teknoloji geliştirilecekti. Böylece Tunç Çağı, Anadolu’daki şiddetli kuraklığın da etkisiyle &#8211; ancak iklim değişimi olmadan da er ya da geç başlayacak olan olaylarla &#8211; son bulmuştu.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong>Tree rings reveal drought that might hava doomed the Hittites, Nature, 10.02.2023.</strong></p>
<p><strong>Severe multi-year drought coincident with Hittite collapse around 1198-1196 BC, Nature, 8.02.2023.</strong></p>
<p><strong>Zerstörte Hitze das Hethiterreich? FAZ.NET, 8.02.2023.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/hitit-imparatorlugunun-cokus-sebebi-iklim-degisimi-miydi">Hitit İmparatorluğu&#8217;nun çöküş sebebi, iklim değişimi miydi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29062</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Oct 2021 13:35:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Fizik ve Uzay]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=24941</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilim dünyasının merakla beklediği Nobel Ödülleri sahiplerini bulmaya devam ediyor. Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün ardından kimya ve fizik dallarında da ödüle layık görülen bilim insanları belli oldu. 2021 Nobel Fizik Ödülü’nü üç bilim insanı kazandı. Nobel Komitesi, Dünya’nın ikliminin fiziksel modellemesini yapan, küresel ısınmayı öngören ve değişkenliğini ölçen Princeton Üniversitesi’nden Syukuro Manabe ve Max Planck Meteoroloji Enstitüsü’nden Klaus Hasselmann’ın yanı sıra karmaşık sistemler teorisindeki çalışmaları nedeniyle Roma Sapienza Üniversitesi’nden teorik fizikçi Giorgio Parisi’yi ödüle layık gördü. Syukuro Manabe ve Klaus Hasselmann, 10 milyon İsveç kronu (1.15 milyon ABD Doları) değerindeki ödülün yarısını paylaşırken Giorgio Parisi, diğer yarısını aldı. İklim bilimcilere verilen ilk ödül olarak tarihe geçen bu gelişmenin, bu yıl Glasgow’da gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı’ndan hemen önce gelmesi de dikkat çekti. 2021 Nobel Kimya Ödülü’nü ise iki kimyager paylaştı. Max Plack Enstitüsü’nden Benjamin List ve Princeton Universitesi’nden David W.C. MacMillan ödüle layık görüldü. Komite, ödülün verilme sebebi olarak bu iki bilim insanının, “asimetrik organokataliz” olarak bilinen molekülleri oluşturmak için geliştirdikleri yeni yönteme dair çalışmaları gösterildi. Bunlar ucuz ve çevre dostu organik katalizörler olarak biliniyor. İki kimyagerin geliştirdiği bu aracın, farmasötik araştırmalarında büyük etki yarattığı ve kimyayı daha çevre dostu hale getirdiği ifade edildi. Böylelikle hem kimya hem de fizikte verilen bu ödüllerde “çevre” temasının ön plana çıktığı söylenebilir. Kaynak: https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/ https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu">Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilim dünyasının merakla beklediği Nobel Ödülleri sahiplerini bulmaya devam ediyor. Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün ardından kimya ve fizik dallarında da ödüle layık görülen bilim insanları belli oldu.</p>
<p>2021 Nobel Fizik Ödülü’nü üç bilim insanı kazandı. Nobel Komitesi, Dünya’nın ikliminin fiziksel modellemesini yapan, küresel ısınmayı öngören ve değişkenliğini ölçen Princeton Üniversitesi’nden Syukuro Manabe ve Max Planck Meteoroloji Enstitüsü’nden Klaus Hasselmann’ın yanı sıra karmaşık sistemler teorisindeki çalışmaları nedeniyle Roma Sapienza Üniversitesi’nden teorik fizikçi Giorgio Parisi’yi ödüle layık gördü.</p>
<p>Syukuro Manabe ve Klaus Hasselmann, 10 milyon İsveç kronu (1.15 milyon ABD Doları) değerindeki ödülün yarısını paylaşırken Giorgio Parisi, diğer yarısını aldı. İklim bilimcilere verilen ilk ödül olarak tarihe geçen bu gelişmenin, bu yıl Glasgow’da gerçekleşecek BM İklim Değişikliği Konferansı’ndan hemen önce gelmesi de dikkat çekti.</p>
<p>2021 Nobel Kimya Ödülü’nü ise iki kimyager paylaştı. Max Plack Enstitüsü’nden Benjamin List ve Princeton Universitesi’nden David W.C. MacMillan ödüle layık görüldü.</p>
<p>Komite, ödülün verilme sebebi olarak bu iki bilim insanının, “asimetrik organokataliz” olarak bilinen molekülleri oluşturmak için geliştirdikleri yeni yönteme dair çalışmaları gösterildi. Bunlar ucuz ve çevre dostu organik katalizörler olarak biliniyor.</p>
<p>İki kimyagerin geliştirdiği bu aracın, farmasötik araştırmalarında büyük etki yarattığı ve kimyayı daha çevre dostu hale getirdiği ifade edildi. Böylelikle hem kimya hem de fizikte verilen bu ödüllerde “çevre” temasının ön plana çıktığı söylenebilir.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><a href="https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/">https://www.nobelprize.org/prizes/physics/2021/prize-announcement/</a></p>
<p><a href="https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/">https://www.nobelprize.org/prizes/chemistry/2021/press-release/</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/fizik-ve-kimya-nobelleri-sahiplerini-buldu">Fizik ve Kimya Nobelleri sahiplerini buldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">24941</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağaç halkaları geçmişle ilgili neler söyler?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/agac-halkalari-gecmisle-ilgili-neler-soyler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 16:50:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç]]></category>
		<category><![CDATA[ağaç halkası]]></category>
		<category><![CDATA[Andrew Ellicott Douglass]]></category>
		<category><![CDATA[dendroklimatoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Dendrokronoloji]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[orman]]></category>
		<category><![CDATA[Valerie Trouet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=19047</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merak uyandıran ağaç halkası bilimi: Dendrokronoloji ve dendroklimatoloji Her ağaç, tıpkı birer insan gibi benzersiz özelliklere sahip. Ağaçların “parmak izi” olarak tanımlanabilecek ağaç halkaları da bunlardan biri. Ve bu halkaları incelemek, bilim insanlarının geçmiş iklimler ve eski uygarlıklar hakkında bilgi edinmelerine yardımcı oluyor. Ağaç halkalarını inceleyen alt bilim dalına dendrokronoloji deniyor. Ve bu alanla uğraşan bir dendrokronoloğun gözünden bakıldığında her ağaç benzersiz özellikler taşıyor. Öyle ki sert kabuğunu soyduğunuzda canlı bir “belge” ile karşılaşıyorsunuz. Çünkü her ağaç, hayatı boyunca yaşadıklarını, sanki günlük tutarmış gibi halkalarında kayıt altına alıyor. Ağaç halkaları, suyun hazır bulunma durumuna bağlı olarak değişken genişlikte yıllık büyüme bantları olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla her bir ağaç halkasının gelişimi benzersizdir. Bilim insanlarının dünyanın farklı yerlerindeki ağaçlardan topladıkları bu “parmak izleri”, karşılaştırma yoluyla geçmiş iklim ile ekosistemlere ve hatta geçmiş medeniyetlerin yaşamlarına bile ışık tutabiliyor. İnsanların ve ağaçların tarihleri ​​uzun zamandır iç içe geçmiş durumda. Ağaç halkası araştırmacısı Valerie Trouet de yeni kitabı Tree Story’de (Ağaç Hikâyesi) bu kaynaşmaya ışık tutan dendrokronolojinin merak uyandıran tarihini inceliyor. Ağaçlarla insanların iç içe geçen hikâyesi Bu alt bilim dalının, bir botanist veya biyoloğun değil de bir asırdan daha uzun bir süre önce bir gökbilimcinin özel ilgisi üzerine doğması da hikâyeyi oldukça ilginç kılıyor. O isim, yani Andrew Ellicott Douglass, Güneş döngülerinin Dünya’nın iklimini nasıl etkilediği hakkında bilgi edinebilmek için ağaç halkalarıyla ilgileniyordu. 1894’te Lowell Gözlemevi’nde çalışırken bu iki fenomen arasındaki ilişkiyi bulmasının ardından 15. yüzyılın ortalarına kadar uzanan bir geçmişe dayanan ağaç halkalarını toplamaya başlamıştı. Ancak Douglass’ın çalışmalarını daha ileriye götürecek olan şey, daha da eski bir veri kaynağı olarak ABD’nin güneybatısındaki Puebloan yerlilerinin kalıntılarını içeren sit alanından gelen eski ağaçlar olacaktı. Bu desenleri, arşivindeki ağaç halkası örnekleriyle birleştirerek bölge için uzun bir kronolojik ağaç tarih oluşturmuştu. Bu, dendrokronoloji biliminin doğuşuydu. Bu yeni teknik sayesinde Douglass, 10. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar farklı Puebloan sahalarının yaşlarını hesaplayarak uzun süredir devam eden bir gizemi de çözecekti. Douglass’ın bilimsel mirasını sürdüren Valerie Trouet, son kitabı Tree Story’de, ağaç halkalarının insanlık tarihindeki önemli anları belgelediğini ifade ediyor. Sözgelimi Orta Asya’da 1211’den 1225’e kadar yaşanan olağandışı “ıslak” yılların, Cengiz Han’ın ordularını beslemek için bir avantaj haline gelerek Moğol İmparatorluğu’nun hızlı genişlemesinin anahtarı olabileceğini düşünüyor. Bununla birlikte daha yakın tarihteki olayların izleri de ağaç halkalarında kayıt altına alınmış durumda. Örneğin 1986’daki Çernobil nükleer santral faciası, o günden bu yana hayatta kalan çam ağaçlarında izini belli ediyor. Dendrokronoloji alanı adeta bir dedektiflik çalışması gibi. Mesela 18. yüzyıl Avrupa’sının en ünlü müzik aletleri üreticisi Antonio Stradivari’nin elinden çıktığı iddia edilen ve 20 milyon dolar değer biçilen bir kemandaki ahşap desenler, dendrokronoloji sayesinde sadece kemanın yaşını değil coğrafi kökenini de doğrulayacaktı. Dendroklimatoloji, iklim değişikliğinin etkilerini ortaya koyuyor Ağaç halkası verileri, bilim insanlarının gezegenin yakın tarihini yeniden değerlendirmelerine de yardımcı olarak geçen yüzyılda gözlenen dramatik ısınmayı vurgulamada da etkili oluyor. Ağaç halkalarında iklim değişikliğinin izlerini süren bir bilim dalı olan dendroklimatoloji uzmanları, Science’da yayımladıkları yeni çalışmayla, ABD’nin güneybatısındaki ağaç halkalarını inceleyerek 2000-2018 yılları arasındaki kuraklığın, son 1200 yıl içinde bölgedeki en şiddetli kuraklıklardan biri olduğunu ortaya çıkarıyordu. Araştırmacılar, son kuraklığın insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle “% 47 daha şiddetli” hale geldiğini söylüyor. Columbia Üniversitesi’nden hidroklimatolog Park Williams ve meslektaşları, bu bulguyu, ABD ve kuzeybatı Meksika’daki 1.586 sahadan binlerce ağaç halkası kayıtlarını bir araya getirip bölge için yaklaşık 800 yılına kadar giden bir iklim tarihi oluşturarak elde edecekti. Douglass’ın da çalışmış olduğu Arizona Üniversitesi’nin Ağaç Halkası Araştırma Laboratuvarı’nın bir üyesi olan dendroklimatolog Trouet de Dünya’nın geçmiş iklimini incelemek için ağaç halkaları kullanıyor. Halkalara bakarak iklim değişikliğinin izlerini sürüyor. Trouet, Dünya’daki “en eski ve en az rahatsız olan” ağaçları bulmak için yaptığı titiz kovalamacadan “heyecan duyduğunu” söylüyor. Yaptığı incelemeler sırasında Kuzey Afrika’daki “Kuzey Atlantik Salınımı” olarak bilinen büyük ölçekli bir hava modeliyle bağlantılı olan Kuzey Afrika’daki Orta Çağ kuraklık dönemlerinin tanımlamasına yardımcı olan Trouet, bu olayın, Avrupa’da belgelenmiş bir sıcaklık periyodu olan Orta Çağ İklim Anomalisi’nin de olası nedeni olduğunu düşünüyor. O ve meslektaşları, şimdilerde Kuzey yarımküreyi çevreleyen yüksek hızlı hava akımı (jet akımı) rüzgârlarının zaman içinde nasıl değiştiğini izlemek için Avrupa’daki ağaç halkalarını inceliyor. Bu rüzgarların ne kadar güneye dalabileceği ve kıvrılabileceğini gösteren jet akımı dalgalanmaları, kuzey enlemlerindeki fırtına desenleriyle bağlantılı. Bu bağlantıları çözen Trouet, gezegenin iklimi değiştikçe fırtınaların gelecekte nasıl değişebileceğine dair ipuçları elde edilebileceğini savunuyor. Çalıştığı alana tutkuyla bağlı olan Trouet, “Ağaçlar muhteşemdir” diyor, “Ve birbiriyle eşleşen ağaç halkası desenlerini bulmak, bir bulmacayı çözmek gibidir; bağımlılık yapar.” Yazı: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com) Kaynakça: https://www.sciencenews.org/article/tree-story-book-explores-what-tree-rings-can-tell-us-about-past https://www.wildculture.com/article/history-world-written-rings/1865 https://www.cambridge.org/core/services/aop-cambridge-core/content/view/F96592B558411C1B93B9FD9570F78C50/S0002731600012130a.pdf/andrew_ellicott_douglass_18671962.pdf https://www.sciencenews.org/article/climate-change-made-southwestern-u-s-drought-worst-1200-years https://www.valerietrouet.com/about-me.html</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/agac-halkalari-gecmisle-ilgili-neler-soyler">Ağaç halkaları geçmişle ilgili neler söyler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Merak uyandıran ağaç halkası bilimi: </strong><strong>Dendrokronoloji ve dendroklimatoloji </strong></h4>
<blockquote><p><em>Her ağaç, tıpkı birer insan gibi benzersiz özelliklere sahip. Ağaçların “parmak izi” olarak tanımlanabilecek ağaç halkaları da bunlardan biri. Ve bu halkaları incelemek, bilim insanlarının geçmiş iklimler ve eski uygarlıklar hakkında bilgi edinmelerine yardımcı oluyor.</em></p></blockquote>
<p>Ağaç halkalarını inceleyen alt bilim dalına dendrokronoloji deniyor. Ve bu alanla uğraşan bir dendrokronoloğun gözünden bakıldığında her ağaç benzersiz özellikler taşıyor. Öyle ki sert kabuğunu soyduğunuzda canlı bir “belge” ile karşılaşıyorsunuz. Çünkü her ağaç, hayatı boyunca yaşadıklarını, sanki günlük tutarmış gibi halkalarında kayıt altına alıyor.</p>
<p>Ağaç halkaları, suyun hazır bulunma durumuna bağlı olarak değişken genişlikte yıllık büyüme bantları olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla her bir ağaç halkasının gelişimi benzersizdir. Bilim insanlarının dünyanın farklı yerlerindeki ağaçlardan topladıkları bu “parmak izleri”, karşılaştırma yoluyla geçmiş iklim ile ekosistemlere ve hatta geçmiş medeniyetlerin yaşamlarına bile ışık tutabiliyor. İnsanların ve ağaçların tarihleri ​​uzun zamandır iç içe geçmiş durumda. Ağaç halkası araştırmacısı Valerie Trouet de yeni kitabı <em>Tree Story</em>’de (Ağaç Hikâyesi) bu kaynaşmaya ışık tutan dendrokronolojinin merak uyandıran tarihini inceliyor.</p>
<p><strong>Ağaçlarla insanların iç içe geçen hikâyesi</strong></p>
<p>Bu alt bilim dalının, bir botanist veya biyoloğun değil de bir asırdan daha uzun bir süre önce bir gökbilimcinin özel ilgisi üzerine doğması da hikâyeyi oldukça ilginç kılıyor. O isim, yani Andrew Ellicott Douglass, Güneş döngülerinin Dünya’nın iklimini nasıl etkilediği hakkında bilgi edinebilmek için ağaç halkalarıyla ilgileniyordu. 1894’te Lowell Gözlemevi’nde çalışırken bu iki fenomen arasındaki ilişkiyi bulmasının ardından 15. yüzyılın ortalarına kadar uzanan bir geçmişe dayanan ağaç halkalarını toplamaya başlamıştı.</p>
<p>Ancak Douglass’ın çalışmalarını daha ileriye götürecek olan şey, daha da eski bir veri kaynağı olarak ABD’nin güneybatısındaki Puebloan yerlilerinin kalıntılarını içeren sit alanından gelen eski ağaçlar olacaktı. Bu desenleri, arşivindeki ağaç halkası örnekleriyle birleştirerek bölge için uzun bir kronolojik ağaç tarih oluşturmuştu. Bu, dendrokronoloji biliminin doğuşuydu. Bu yeni teknik sayesinde Douglass, 10. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar farklı Puebloan sahalarının yaşlarını hesaplayarak uzun süredir devam eden bir gizemi de çözecekti.</p>
<div id="attachment_19048" style="width: 603px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19048" class="wp-image-19048 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ellicott.jpg" alt="" width="593" height="594" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ellicott.jpg 593w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ellicott-150x150.jpg 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ellicott-300x300.jpg 300w" sizes="(max-width: 593px) 100vw, 593px" /><p id="caption-attachment-19048" class="wp-caption-text">Dendrokronolojinin kurucusu Andrew Ellicott Douglass (1867-1962), ABD, New Mexico’daki arkeolojik sit alanı Chetro Ketl’den topladığı kütüklerini inceliyor. (Arizona Üniversitesi, Tucson, 1957)</p></div>
<p>Douglass’ın bilimsel mirasını sürdüren Valerie Trouet, son kitabı <em>Tree Story</em>’de, ağaç halkalarının insanlık tarihindeki önemli anları belgelediğini ifade ediyor. Sözgelimi Orta Asya’da 1211’den 1225’e kadar yaşanan olağandışı “ıslak” yılların, Cengiz Han’ın ordularını beslemek için bir avantaj haline gelerek Moğol İmparatorluğu’nun hızlı genişlemesinin anahtarı olabileceğini düşünüyor. Bununla birlikte daha yakın tarihteki olayların izleri de ağaç halkalarında kayıt altına alınmış durumda. Örneğin 1986’daki Çernobil nükleer santral faciası, o günden bu yana hayatta kalan çam ağaçlarında izini belli ediyor.</p>
<p>Dendrokronoloji alanı adeta bir dedektiflik çalışması gibi. Mesela 18. yüzyıl Avrupa’sının en ünlü müzik aletleri üreticisi Antonio Stradivari’nin elinden çıktığı iddia edilen ve 20 milyon dolar değer biçilen bir kemandaki ahşap desenler, dendrokronoloji sayesinde sadece kemanın yaşını değil coğrafi kökenini de doğrulayacaktı.</p>
<p><strong>Dendroklimatoloji, iklim değişikliğinin etkilerini ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Ağaç halkası verileri, bilim insanlarının gezegenin yakın tarihini yeniden değerlendirmelerine de yardımcı olarak geçen yüzyılda gözlenen dramatik ısınmayı vurgulamada da etkili oluyor. Ağaç halkalarında iklim değişikliğinin izlerini süren bir bilim dalı olan dendroklimatoloji uzmanları, <em>Science</em>’da yayımladıkları yeni çalışmayla, ABD’nin güneybatısındaki ağaç halkalarını inceleyerek 2000-2018 yılları arasındaki kuraklığın, son 1200 yıl içinde bölgedeki en şiddetli kuraklıklardan biri olduğunu ortaya çıkarıyordu. Araştırmacılar, son kuraklığın insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle “% 47 daha şiddetli” hale geldiğini söylüyor. Columbia Üniversitesi’nden hidroklimatolog Park Williams ve meslektaşları, bu bulguyu, ABD ve kuzeybatı Meksika’daki 1.586 sahadan binlerce ağaç halkası kayıtlarını bir araya getirip bölge için yaklaşık 800 yılına kadar giden bir iklim tarihi oluşturarak elde edecekti.</p>
<div id="attachment_19049" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19049" class="wp-image-19049 size-large" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/valerie-trouet-1024x578.jpg" alt="" width="730" height="412" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/valerie-trouet-1024x578.jpg 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/valerie-trouet-300x169.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/valerie-trouet.jpg 1150w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /><p id="caption-attachment-19049" class="wp-caption-text">Dendrokronolog Valerie Trouet, çalışmalarını Arizona Üniversitesi’ndeki Ağaç Halkası Araştırma Laboratuvarı’nda sürdürüyor. Aynı zamanda bir paleoklimatolog olan Trouet, ekosistemin ve insanların, iklimi yaklaşık 2000 yıldır nasıl etkilediğini ağaç halkalarına bakarak inceliyor. (Photo: Geoff Notkin)</p></div>
<p>Douglass’ın da çalışmış olduğu Arizona Üniversitesi’nin Ağaç Halkası Araştırma Laboratuvarı’nın bir üyesi olan dendroklimatolog Trouet de Dünya’nın geçmiş iklimini incelemek için ağaç halkaları kullanıyor. Halkalara bakarak iklim değişikliğinin izlerini sürüyor. Trouet, Dünya’daki “en eski ve en az rahatsız olan” ağaçları bulmak için yaptığı titiz kovalamacadan “heyecan duyduğunu” söylüyor.</p>
<p>Yaptığı incelemeler sırasında Kuzey Afrika’daki “Kuzey Atlantik Salınımı” olarak bilinen büyük ölçekli bir hava modeliyle bağlantılı olan Kuzey Afrika’daki Orta Çağ kuraklık dönemlerinin tanımlamasına yardımcı olan Trouet, bu olayın, Avrupa’da belgelenmiş bir sıcaklık periyodu olan Orta Çağ İklim Anomalisi’nin de olası nedeni olduğunu düşünüyor.</p>
<p>O ve meslektaşları, şimdilerde Kuzey yarımküreyi çevreleyen yüksek hızlı hava akımı (jet akımı) rüzgârlarının zaman içinde nasıl değiştiğini izlemek için Avrupa’daki ağaç halkalarını inceliyor. Bu rüzgarların ne kadar güneye dalabileceği ve kıvrılabileceğini gösteren jet akımı dalgalanmaları, kuzey enlemlerindeki fırtına desenleriyle bağlantılı. Bu bağlantıları çözen Trouet, gezegenin iklimi değiştikçe fırtınaların gelecekte nasıl değişebileceğine dair ipuçları elde edilebileceğini savunuyor.</p>
<p>Çalıştığı alana tutkuyla bağlı olan Trouet, “Ağaçlar muhteşemdir” diyor, “Ve birbiriyle eşleşen ağaç halkası desenlerini bulmak, bir bulmacayı çözmek gibidir; bağımlılık yapar.”</p>
<div id="attachment_19050" style="width: 690px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-19050" class="wp-image-19050 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/aa-izleri.png" alt="" width="680" height="450" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/aa-izleri.png 680w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/aa-izleri-300x199.png 300w" sizes="(max-width: 680px) 100vw, 680px" /><p id="caption-attachment-19050" class="wp-caption-text">Ağaç halkaları geçmişle ilgili ipuçlarını korur. Örneğin, geniş bir halka yağmurlu bir yılı kaydeder; ince bir halka ise kurak olana karşılık gelir. Orman yangınlarının bile küçük izlerini görebilirsiniz.</p></div>
<h5><strong>Yazı: Batuhan Sarıcan</strong> (<a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a>)</h5>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/tree-story-book-explores-what-tree-rings-can-tell-us-about-past">https://www.sciencenews.org/article/tree-story-book-explores-what-tree-rings-can-tell-us-about-past</a></p>
<p><a href="https://www.wildculture.com/article/history-world-written-rings/1865">https://www.wildculture.com/article/history-world-written-rings/1865</a></p>
<p><a href="https://www.cambridge.org/core/services/aop-cambridge-core/content/view/F96592B558411C1B93B9FD9570F78C50/S0002731600012130a.pdf/andrew_ellicott_douglass_18671962.pdf">https://www.cambridge.org/core/services/aop-cambridge-core/content/view/F96592B558411C1B93B9FD9570F78C50/S0002731600012130a.pdf/andrew_ellicott_douglass_18671962.pdf</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/climate-change-made-southwestern-u-s-drought-worst-1200-years">https://www.sciencenews.org/article/climate-change-made-southwestern-u-s-drought-worst-1200-years</a></p>
<p><a href="https://www.valerietrouet.com/about-me.html">https://www.valerietrouet.com/about-me.html</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/agac-halkalari-gecmisle-ilgili-neler-soyler">Ağaç halkaları geçmişle ilgili neler söyler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">19047</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklıklar ve gezegenin geleceği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/asiri-sicakliklar-ve-gezegenin-gelecegi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2020 14:52:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[aşırı sıcaklıklar]]></category>
		<category><![CDATA[biyoçeşitlilik]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[nem]]></category>
		<category><![CDATA[RCP]]></category>
		<category><![CDATA[SSP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18798</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölümcül sıcaklıklar daha sık yaşanıyor; 1 milyon tür yok olma tehdidi, 1 milyardan fazla insan ise göç tehdidi altında! İklim krizi, gezegene büyük sıkıntılar yaşatıyor. Aşırı sıcaklıklar da iklim krizini besleyen etkilerden biri. Araştırmaya göre aşırı sıcaklıklar, 50 yıl içinde daha önce tahmin edilenden daha sert olacak. Bu olumsuz etkiler için 50 yıl da beklemeyeceğiz: Küresel hava istasyonu verileri, tehlikeli derecede sıcak ve nemli günlerin, daha bugünden çok daha yaygın hale geldiğini gösteriyor. Öyle ki 2100&#8217;de yaşanması gereken sıcaklıkları bugünden yaşamaya başladık bile. Peki ama bu, canlı yaşamını; doğayı ve insanı nasıl etkileyecek? Ne gibi önlemler alınabilir? Aşırı sıcaklıkları 6 soruda mercek altına alıyoruz. 1) Aşırı sıcaklıklar bugünü nasıl etkiliyor? Kim demiş insanların süper gücü yok diye! Bilim insanlarına göre terlemek, insanın süper güçlerinden biri. Sıcaklık yükseldiğinde, terimiz boncuk şeklinde gözeneklerimizden sızarak buharlaşıyor; böylelikle cildi serinleten ve vücudumuzun aşırı ısınmasını önleyen bir etki sağlıyor. Bu kendi kendine soğutma mekanizmasının, insanların dünyanın en sıcak ve nemli köşelerine bile yayılmasına yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak terlemenin de teorik bir üst sınırı var. Çünkü hava çok sıcak ve nemli olduğu zaman fizik yasaları, terin soğumasını önlüyor. Peki ama bu sıcaklık değeri nedir? “Islak termometre sıcaklığı” olarak bilinen bu ısı ölçüsü 35° C; bir başka deyişle, ıslak havluya sarılmış bir termometre bu değeri okuduğu zaman, üst sınıra ulaşılmış oluyor ve en fit insan bile bu koşullarda birkaç saat içinde muhtemelen ölümle burun buruna geliyor. Bilim insanları, bu aşırı sıcaklık değerinin Dünya’da nadiren görüldüğünü düşünülüyor ve gezegenimiz ısındıkça yüzlerce milyon insanın yaşadığı bazı bölgelerde yüzyılın sonlarına doğru 35°C’lik ıslak termometre sıcaklığının daha yaygın hale geleceği öngörülüyordu. Aşırı sıcaklıklar yaygınlaşıyor Anlaşılan o ki söz konusu limite ulaşmak için yüzyılın sonunu beklemek zorunda kalmayacağız. Bu tabii ki kötü bir şey! Zira küresel hava istasyonu verilerinin analizi, insanın hayatta kalma sınırının, Basra Körfezi ile Hindistan ve Pakistan’daki İndus Nehri Vadisi boyunca uzanan bölgelerde son 40 yılda en az bir düzine kere aşıldığını gösteriyor. Çalışma, biraz daha düşük ama yine de tehlikeli ıslak termometre sıcaklıklarının yaz aylarında Orta Doğu, Güney Asya ve ABD Körfez Kıyısı’nda giderek daha çok yaşandığını gösteriyor. Purdue Üniversitesi’nden iklim bilimci Matthew Huber, “Nadir görülmesi gereken bu aşırı sıcaklık değerlerinin Dünya ısındıkça daha yaygın olmasını bekliyoruz,” diyor. Bunun bugün yaşandığını görmenin de rahatsız edici olduğunu belirtiyor. Araştırmacılar, bu aşırı nemli-ısı eşiğine -yakın zamanda- nerede ve ne zaman yaklaşılabileceğini veya geçilebileceğini tahmin etmek için istatistiksel simülasyonlar kullanıyor ve bu durumun toplumlar için korkunç sonuçlar doğurabileceğini öngörüyor. Bu modeller, bir bölgedeki meteoroloji istasyonu verilerini basitleştirip bir araya getirerek çalışıyor. Bu hassas detaylar, NASA’nın Kaliforniya’daki Jet İtki Laboratuvarı’ndan (JPL) iklim bilimci Colin Raymond&#8217;a göre oldukça önemli. Bu çalışmanın öncüsü olan Raymond, sıcaklığın, Dünya üzerinde bir yerde söz konusu fizyolojik sınıra ulaşıp ulaşmadığının insan ırkı için kritik bir bilgi olduğunu söylüyor. O ve ekibi, dünyanın dört bir yanındaki 4.576 hava istasyonundan veri toplayarak 1979’dan 2017’ye kadar aşırı ıslak termometre sıcaklıkları trendlerini inceliyordu. Ortaya çıkan modele göre, çoğunlukla okyanustan gelen ılık ve nemli havanın karada sıcak hava ile çarpıştığı subtropikal kıyılarda aşırı nemli termometre sıcaklıkları meydana geliyordu. Üstelik Güney Asya’da, bu tür uç değerler muson rüzgarları tarafından da körükleniyor. 40 yıl önce 1-2 kez olurken şimdi 25-30 kere oluyor Bu fizyolojik sınır veya ötesindeki sıcaklıklar nadirdi. Abu Dabi Uluslararası Havaalanı’ndaki bir hava istasyonunda tespit edildiği üzere Basra Körfezi boyunca sıcak noktalarda bir-iki saatle sınırlı kalıyordu. Ancak bu sıcaklıklar bugün yaşanıyor! Ve Abu Dabi’de yaklaşık 1,5 milyon insan yaşıyor. (Araştırmacılar tarafından oluşturulan aşağıdaki interaktif harita, dünyadaki istasyonlarda kaydedilen en yüksek ıslak termometre sıcaklıklarını gösteriyor.) Ekip ayrıca, kabaca 60° C ısı endeksine denk gelen 33° C ıslak termometre sıcaklıklarını da belgeledi. Raymond, bu sıcaklığın, fizyolojik sınırı geçmemiş olmasına rağmen birçoğumuzun aşina olduğuna göre çok daha sıcak ve nemli olduğunu söylüyor. Analiz, bu sıcaklık aşırılıklarının 40 yıl önce Dünya’da yılda yalnızca bir veya iki kez gerçekleştiğini de ortaya çıkarıyordu. Ancak şimdi, bu tür aşırı nemli sıcaklık olayları yılda 25 ila 30 kez gerçekleşiyor. Araştırmacılar, karbon emisyonlarının önümüzdeki on yıllarda büyük ölçüde azalmaması durumunda bu nadir aşırılıkların giderek yaygınlaşacağını söylüyor. Bu tür koşulların ise klima gibi teknolojilerin yaygın olmadığı yerlerde “dayanılmaz” olacağı ve açık havada yapılması gereken işleri neredeyse imkânsız hale getireceği de ortada. &#160; 2) Aşırı sıcaklıkların insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilgisi var mı? Bir başka çalışmada ise son yıllarda yaşanan kavurucu sıcaklık dalgalarının küresel ısınmayla bağlantılı olup olmadığı incelendi. Sonuç iç karartıcı: İklim değişikliği, Avrupa’daki mega-ısı dalgasını beş kat daha muhtemel hale getirmiş durumda. Yani insan kaynaklı küresel ısınma olmasaydı bu sıcaklık aşırılıklarının yaşanmış olma ihtimali 5 kat daha az olacaktı. Dünya İklim Değerlendirme (WWA) projesinden bilim insanları, geçen yıl Avrupa&#8217;da yaşanan sıcak hava dalgasının geldiğini gördüklerinde harekete geçerek Fransa&#8217;nın Toulouse kentinde düzenlenen bir iklim konferansında gerçek zamanlı bir analiz gerçekleştirdiler. Katıldıkları Uluslararası İstatistiksel Klimatoloji Konferansı’nın gerçekleştiği sırada (28 Haziran’da) Gallergues-le-Montueux&#8217;un güneydoğusunda 45,9° C’lik bir ulusal sıcaklık rekoru kırılıyordu. Küresel ısınmanın gerçek bir iklim olayının gerçekleşme olasılığını etkileyip etkilemediğini bulmak için mevcut hava kayıtlarına baktılar. Küresel ısınma olmayan bir dünyada havanın nasıl davranacağına dair simülasyonlar da dahil olmak üzere bunları çeşitli modellerle karşılaştırdılar. Bu modelleri kullanarak Fransa&#8217;da en sıcak üç gün boyunca ortalama 28°C&#8217;ye ulaşan ortalama sıcaklıkların, iklim değişikliği nedeniyle en az beş kat daha muhtemel olduğunu hesapladılar. Geçmiş yüzyıldaki tarihsel sıcaklık kayıtlarına baktığımızda ise daha vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Modellerden ziyade, geçmiş sıcaklık kayıtlarını inceleyen ikinci bir analizde, haziran ayında böylesi bir sıcak hava dalgası olasılığının, iklim değişimi ve hava kirliliği gibi diğer faktörlerin de birleşik etkisi nedeniyle 1900&#8217;den bu yana 100 kat arttığı da hesaplandı. Amsterdam’daki Free Üniversitesi&#8217;nden iklim bilimci Dim Coumou, “Sıcaklık dalgaları iklim değişikliği ile birlikte güçlü bir şekilde artacak ve bu toplum için büyük bir sorun” ifadelerini kullanıyor. Bugüne kadar 200 çalışma yapıldı Araştırmacılar bugüne kadar, iklim değişikliğinin sıcak hava olayları, kuraklık, sel ve fırtına gibi aşırı doğa olaylarını etkileyip etkilemediğine yönelik 200’ün üzerinde çalışma yaptı. Analiz ettikleri aşırı olayların yaklaşık üçte ikisinin atmosferdeki sera gazı birikimi sebebiyle daha muhtemel olduğunu buldular. Örneğin, geçen yılın mayıs ve temmuz ayları arasında Avrupa’nın bazı bölgelerinde yaşanan uzun sıcak hava dalgasının analizine göre, iklim değişikliğinin, birçok ülkede meydana gelen iklim olaylarını iki katından fazla mümkün kıldığı ortaya çıkıyordu. Şimdilerde bazı meteoroloji ajansları iklim çalışmalarını kamu hizmetinin bir parçası haline getirmeyi planlıyor. Sözgelimi Alman Hava Durumu Servisi ve yazının başında değindiğimiz AB Kopernik İklim Değişikliği Servisi. Bu kurumlar iklim değişikliğinin Almanya ve Avrupa’daki havayı ne ölçüde etkilediğini rutin olarak analiz etmeye ve sonuçları gerçek zamanlı olarak yayınlamaya başladı bile. 3) Canlı yaşamı nasıl etkileniyor? Yaşamın evrimi, gezegen üzerinde 10 ila 100 milyon türle muhteşem bir biyoçeşitliliğe neden oldu ve evrimsel süreç devam ediyor. Ve bu biyolojik çeşitlilik en çok da insana fayda sağlıyor ve yaşamını sürdürmesini sağlıyor. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) halen yeni türler sınıflandırmaya devam ediyor. Ancak aşırı sıcaklıklar ve daha sıcak bir iklim, canlı yaşamını da olumsuz etkiliyor. İklim ve aşırı hava olayları, biyolojik çeşitlilik kaybını doğrudan etkiliyor. İklimin çöküşü ve aşırı hava olayları, tür kaybı, su kıtlığı ve gıda üretim krizi gibi sıkıntıların hepsi, kendi içinde ciddi olmakla birlikte bir araya geldiğinde her birinin riski daha da artırıyor ve hızlı bir önlem alınmadığı takdirde insanlığı çöküşle tehdit eden tam anlamıyla bir “kriz fırtınası” yaratıyor. Aşırı sıcaklık dalgaları, küresel ısınmaya katkıda bulunuyor. Çünkü etkilenen ekosistemlerden çok miktarda depolanmış karbonu bir geri besleme döngüsünde serbest bırakıyorlar. Bu durum, atmosferdeki karbon deposuna zaten önemli ölçüde etkide bulunan Avustralya orman yangınlarında da açıkça görülmüştü. Bağlantılar bununla da sınırlı değil. Aşırı sıcak dalgaları, yabani yaşamı ve florayı öldürdüğü (kısacası ekosisteme zarar verdiği) için daha fazla su kıtlığına da yol açıyor ve buna bağlı olarak tarıma da zarar veriyor. Sıcaklığın canlı yaşamını nasıl etkilediğini görmek içinse 1,5°C ile 2°C arasındaki olumsuz etki artışına bakmak yeterli. Öyle ki böcek ve bitki türleri %6 değil %18; omurgalı hayvanlar %4 değil %8 etkileniyor. Peki ama küresel ısınmadaki ortalamada kaç derecelik artış hangi yaşam formalarını etkiliyor? 1,5-2 Derece Orman kurbağası, kunduz ve ağaç kanguruları gibi nadir hayvan türleri, ısınma sonucu yaşam alanlarını kaybeder. Canlı türlerinin üçte biri ekolojik stres altına girmeye başlar. Soyu tükenme tehdidi altındaki türler yok olmaya başlar, yok olma tehdidi yaşamayan, bugün yaygın miktarda bulunan türler bile tükenme stresi yaşar. Kuzey Kutbu’nun yaklaşık 5 milyon kilometrekarelik permafrost alanı erir. Bu da yaşamları buzun varlığına bağlı olan kutup ayıları ve deniz aygırları başta olmak üzere birçok deniz memelisinin yok olması demek. Grönland geri dönüşü olmayan erime sürecine girer; dünyanın dört bir yanındaki kıyı ekosistemleri yok olmaya başlar. Okyanus suyu asitlenir ve bize nefes veren mercan resiflerinin %70&#8217;i yok olur. Bu da deniz ekosisteminin çöküşünün başlangıcı demek. Dünyanın dört bir yanındaki mercan resifleriyle beraber Dünya&#8217;nın en büyük mercan ekolojisi sistemi (Great Barrier Reef), 2030&#8217;a kadar büyük oranda tahrip olur. Küresel insan nüfusunun en az %14&#8217;ü aşırı sıcaklık alanlarında yaşar. 3 Derece ve daha fazlası Dünyanın akciğerleri olan ve dünyadaki biyoçeşitliliğin hatırı sayılır bir oranda yuvası olan Amazon ekosistemi yıkımın eşiğine gelir. Buzulların neredeyse %40’ını daha fazla çözülmeye başlar ve neredeyse tüm mercan resifleri yok olarak gezegende nefes alınacak yer kalmaz. Dünya 55 milyon yılın en sıcak dönemini yaşar: Bu da canlı yaşamının çökmesi anlamına gelir. 6. kitlesel yok oluş çağı başlamıştır. İnsan ırkı yok olma uçurumunun dibindedir. Bu olası etkiler, gerçekleşmesi beklenen bütüncül bir çöküşün yalnızca satır başları. 4) Kaç milyar insan etkilenecek?  En az bir milyar insanın, küresel sıcaklıktaki her 1°C artış için göç edeceği veya dayanılmaz sıcaklıklarla cebelleşmek zorunda kalacağını gösteren bir araştırmaya göre, iklim krizinin insana maliyeti, daha önce düşünüldüğünden daha sert olacak ve geniş alana yayılacak. Ve bunun gerçekleşmesi için tarih yakın! İlgili çalışma, emisyonların yükseldiği en kötü senaryoda, şu anda dünya nüfusunun üçte birine ev sahipliği yapan bölgelerin, 50 yıl içinde Sahra’nın en sıcak bölgeleri kadar sıcak olacağını gösteriyor. En iyimser görünümde bile 1,2 milyar insan, insanların en az 6.000 yıldır gelişip serpildiği “rahat” iklim koşullarının dışında yaşayacak. Çalışmanın yazarları, türümüzün bu kadar savunmasız olmasını beklemedikleri için bulgulara şaşırdıklarını söylüyor. Exeter Üniversitesi’nden Tim Lenton, “Sayılar şaşırtıcı. Onları ilk gördüğümde iki kere bakma ihtiyacı hissettim,” diyor ve ekliyor, “Daha önce genellikle kıyamet olarak kabul edilen kritik iklim eşikleri üzerinde çalıştım. Ama bu bulgu bugüne kadarki en yıkıcısı oldu.” Küresel ısınma daha çok insanı “yaşanmaza yakın” sıcaklıklara maruz bırakıyor Ulusal Bilimler Akademisi (PNAS) dergisinde yayınlanan çalışma, iklim değişikliğine fizik veya iktisat sorunu olarak bakmak yerine insan yaşam alanlarını nasıl etkilediğini inceledi. İnsanlığın büyük çoğunluğu, bugüne kadar ortalama yıllık sıcaklıkların 6°C ila 28°C olduğu bölgelerde yaşıyordu. Bu, insan sağlığı ve gıda üretimi için ideal aralık olarak biliniyor. Ancak bu “rahat aralık&#8221; bozuluyor! İklim değişikliğine neden olan küresel ısınma, gün geçtikçe daha çok insanı, “yaşanmaza yakın” olarak tanımlanan eşiğe doğru itiyor. İnsanlık, okyanuslardan daha hızlı ısınan karalarda yoğunlaştığı ve gelecekteki nüfus artışımız, Afrika ve Asya’nın zaten sıcak bölgelerinde olacağı için bu sıcaklıklara karşı özellikle hassas. Bu demografik faktörlerin bir sonucu olarak küresel sıcaklıklar bu yüzyılın sonuna doğru 3°C’ye ulaştığında ortalama bir insan 7,5°C sıcaklık artışı hissedecek. Bu seviye, dünya nüfusunun yaklaşık % 30’unun, ortalama 29°C sıcaklık olarak tanımlanan aşırı sıcakta yaşayacağını gösteriyor. Bu koşullar bugün Sahra’nın en sıcak bölgelerinin dışında son derece nadir. Ancak 3°C’lik küresel ısınmayla bu daha olağan hale gelecek ve Hindistan’da 1,2 milyar, Nijerya’da 485 milyon ve Pakistan, Endonezya ve Sudan’ın her birinde 100 milyondan fazla insanı kapsayacak. Bu durumda ise göç etmek zorunda kalacaklar ve gıda üretim sistemlerinde de zorluklar yaşanacak. Çalışmanın baş yazarlarından Wageningen Üniversitesi’nden Prof. Marten Scheffer, “29°C’nin üzerindeki ortalama sıcaklıkların ‘yaşanamaz’ olduğunu söylemek doğru olur. Hareket etmeli ya da adapte olmalısınız. Ancak adaptasyonun da sınırları var. Yeterli paranız ve enerjiniz varsa klima kullanabilir ve gıdaya ulaşabilirsiniz. Ancak çoğu insan için bu mümkün değil,” diyerek durumun vahametini gözler önüne seriyor. “İnsan ırkının bu kadar hassas olduğunu düşünmüyorduk,” diyor Scheffer ve ekliyor, “Kendimizi ‘hemen adapte olabilir’ zannediyoruz. Çünkü kıyafet, ısıtma ve iklimlendirme kullanıyoruz. Aslında, insanların büyük çoğunluğu şimdi daha önce hiç olmadığı kadar oynak bir iklim eşiğinin içinde yaşıyor. Önümüzdeki 50 yılda son 6000 yıldan daha fazla değişiklik olacak.” Çalışmanın yazarları, karar vericileri emisyon kesintilerini hızlandırmaları ve yığın göçleriyle başa çıkmak için birlikte çalışmaları gerektiği konusunda uyarıyor. Çünkü kaçınılabilecek her bir derecelik ısınma derecesi, bir milyar insanın “yaşanabilir” iklim ortamından çıkmasını önleyecek. Nanjing Üniversitesi’nden Xu Chi ise “Çocuklarımızı, öngörülen değişikliğin getirebileceği potansiyel olarak muazzam sosyal gerilimlere karşı korumak için küresel bir yaklaşıma ihtiyacımız olacak” diyor. &#160; 5) Nasıl engel olabiliriz? 1,5 ˚C ısınmayı engellemek için zaten çok fazla enerji santrali ve araba ürettiğimizi söyleyen uzmanlar, kömür ve doğal gaz tesislerini kapatıp yeni binalar inşa etmeyi bırakmazsak Paris Anlaşması’nda belirlenen hedefleri kaçırmaya mahkûm olacağımızı söylüyor. Kısacası: Fosil yakıtlardan vazgeçmez ve betonlaşmaya devam edersek sonumuz kötü olacak. Hatırlamak gerekirse bilim insanları 2010 yılında, iklim değişikliğinin yavaşlaması için politik, teknolojik ve jeofizik sistemlerde ataletten kurtulmak gerektiği konusunda uyarmıştı. 1,3°C’lik bir jeofiziksel ısınma taahhüdü belirlenirken fosil yakıt sisteminde alternatifler geliştirmek için “olağanüstü çaba sarf edilmediği sürece” olumsuz etkinin katlanarak devam edeceğini vurgulamışlardı. Nature&#8217;da yayınlanan bu makalenin ardından Paris Anlaşması’nın bir uzantısı olan IPCC Raporu gereği asgari sınır olarak 1,5°C belirlenmişti. Ancak karar vericiler uyuşukluk halinde; fosil yakıtları bugün olduğunun üçte ikisi oranında düşürsek bile 2 ˚C sıcaklık artışı kaçınılmaz olacak. Buradaki temel sonuç çarpıcı! Bilim insanlarının bizi on yıllardır uyarmasına rağmen gezegeni tehlikeye atacak bir sistem inşa ettik ve durmadan devam ediyoruz. Şimdi çok daha sert bir toplumsal soru sormamız gerekiyor: Mevcut enerji altyapısının büyük ve pahalı kısımlarını, ekonomik ömrünün bitiminden on yıl önce nasıl kapatabiliriz? Sonuçta santraller milyarlarca dolara mâl olabilir ve yarım yüzyıl boyunca çalışabilir. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için diğer seçenekler, mevcut enerji altyapısını iklim emisyon hedeflerini yakalayan sistemlere uyarlamayı veya emisyonları atmosferden karbondioksiti giderebilecek araçlarla dengelemeyi içerebilir. Ancak bunların ikisi de pahalı yöntemler. Peki ama canlı yaşamını kurtarmaya değmez mi? Kaliforniya Üniversitesi’nde doçent olan Steven Davis, “Endüstrinin olduğu gibi kapatılamayacak trilyonlarca dolarlık varlığı var, bu yüzden bunu hızlandırmanın bir yolunu bulmalıyız,” diyor. Enerji sistemini yenilemek gerekiyor Bilim insanları, enerji santrali, taşıt, endüstriyel kazan ve soba gibi büyük karbondioksit kaynaklarını izleyen küresel veri kümelerini bir araya getirerek bir çalışma yaptı. Tüm bu araçlar birlikte, yaklaşık 660 milyar metrik ton sera gazı üretiyorlar. Yani 1,5°C ile sınırlandırılması için tahmin edilen aralığın en üst noktası olan 580 milyar tonun üzerinde. Çalışma daha tarım ve hayvancılık gibi alanlardan gelen güçlü emisyonları içeren sera gazı kaynaklarını ele almıyor bile. Hal böyleyken dünya daha fazla enerji altyapısı inşa etmekle meşgul. Araştırmacılar, halihazırda mevcut “planlanan, izin verilen veya yapım aşamasında olan” elektrik santrallerinin, yaklaşık 200 milyar ton ilave karbondioksit yayacağını söylüyor. Bu tesislerin çoğu Çin, Hindistan ve gelişmekte olan dünyanın geri kalan kısmında bulunuyor. Araştırmalar, sanayinin durması gerektiğini söyledikçe sanayi, enerji altyapısını daha fazla sera gazı yayacak şekilde artırmaya devam ediyor. Planlanan yeni tesislerden kaynaklanan emisyonlar, mevcut sistemlerden kaynaklanan sera gazı salımına yaklaşık 850 milyar ton daha ekleyerek 1,170 ila 1,500 milyar ton arasında değişen bir salıma neden olacak ki bunun anlamı 2 ˚C sıcaklık artışı demek ve yukarıda belirtiğimiz gibi 2 ˚C ve sonrası da yaşamın sona ermesi demek. 6) Dünya 2100&#8217;e kadar ne kadar ısınacak? Diyelim ki hiçbir önlem almamakta kararlıyız, o zaman ne olacak? Kimse mevcut pandeminin küresel ısınmaya nasıl etki edeceğini ya da potansiyel bir iklim felaketinden kaçınmak için karar vericileri bir araya getirip getiremeyeceğini bilmiyor. Ancak iklim araştırmacılarının, farklı ısınma seviyelerinde ne tür problemler ortaya çıkabileceğini keşfetmeleri gerekiyor. Yukarıda saydıklarımızdan daha büyük, zincirleme etkiler söz konusu olabilir. Bunu açıklığa kavuşturmak için çalışan bilim insanları, insanlığın karşılaşabileceği gelecek senaryolarını temsil etmeyi amaçlayan bir dizi iklim modellemeleri yapıyor. Söz konusu senaryoları ortaya koyan modellemelerdeki amaç, farklı politikaların, karbon emisyonlarını nasıl değiştirebileceğini ve gezegenin buna nasıl tepki vereceğini araştırmak ve Dünya’nın farklı sosyo-ekonomik yollara nasıl tepki verebileceğine dair projeksiyonlar sağlamak. Yelpazenin bir ucunda iyimser senaryolar var: Hükümetlerin yoksulluğu ve eşitsizliği azaltan adımlarla birlikte düşük karbon teknolojilerini geliştirmek için güçlerini birleştirdiği bir senaryo. Diğer uçta ise ülkelerin ucuz fosil yakıt kullanımlarını artırdığını ve her ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeyi sürdürdükleri senaryo. Bu simülasyonlar, önümüzdeki yıllarda iklim araştırmalarına ve önümüzdeki yıl gerçekleşmesi planlanan yeni Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından belirlenecek politikalara ışık tutabilir. Gelecek senaryolarını anlamak: SSP ve RCP’ler Aşağıdaki verdiğimiz grafiği anlamanız için bu bölümü okumanız gerekiyor: Modelleme analizleri, temelde iki ana parametre üzerinden belirleniyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu’nda kullanılan SSP: Ortak Sosyoekonomik Patikalar (Shared Socioeconomic Pathways) ve 2100 yılındaki CO2 konsantrasyonları öngören RCP: Temsili Konsantrasyon Rotaları (Representative Concentration Pathways). IPCC’ye göre SSP’ler, iklim politikası müdahalesi yokluğundaki sosyoekonomik kalkınmaya dair alternatif gelecekleri öngörüyor. SSP’ler, iklim değişikliğinin gelecekteki olası etkileri, kırılganlıklar, uyum (adaptasyon) ve emisyon azaltımı (mitigasyon) bileşenlerini bir araya getirerek hem uyum hem de emisyon azaltımına ilişkin zorlukları ele alarak kapsamlı bir çerçeve sunuyor. 5 ayrı SSP senaryosu: SSP1: Sürdürülebilirlik &#8211; Yeşil yoldan gitmek (Emisyon azaltımı ve uyuma ilişkin kayda değer ilerleme) SSP2: Yolun Ortası (Emisyon azaltımı ve uyuma ilişkin orta karar ilerleme kaydedilmesi) SSP3: Bölgesel rekabet &#8211; Engebeli bir yol (Emisyon azaltımı ve uyum hedeflerinin uzağında kalınması) SSP4: Eşitsizlik &#8211; Bölünmüş bir yol (Emisyon azaltımı konusunda yeterli, uyum konusunda yetersiz ilerleme.) SSP5: Fosil Yakıt Temelli Kalkınma – Otobandan gitmek (Emisyon azaltımına ilişkin yetersiz, uyum konusunda yeterli ilerleme) Bir diğer senaryo parametresi ise RCP’ler. RCP ile bütünleşen RCP&#8217;ler, insanlığın aldığı/almadığı önlenleri kısaca özetliyor. 2100 yılındaki CO2 konsantrasyonlarını öngören RCP tipleri şunlar: RCP 8.5: Emisyon artışı 2100’e kadar devam ediyor RCP 6.0: Emisyon yüzyılın son çeyreğinde düşüşe geçiyor RCP 4.5: Emisyon yüzyılın ortalarından itibaren düşüşe geçiyor RCP3-PD / RCP2.6: Emisyonlar yüzyılın ilk çeyreğinde düşüşe geçiyor SSP temelli sosyoekonomik ve RCP temelli iklim projeksiyonlar bir araya geldiğinde iklim değişikliği etkileri ve politika analizlerini bütünleştirebilmek için kullanışlı bilgiler elde ediyoruz. Bu sebeplerden dolayı bütünleşik iklim araştırmaları ve politika ilişkili senaryolar sadece azaltım için değil, sosyo-ekonomik uyum arayışlarını da göstermeyi amaçlıyor. &#160; Anlattıklarımızdan hiçbir şey anlamadıysanız özetleyelim: Karar vericiler ve onlara baskı yapacak olan bizler, bilim insanlarını dikkate alırsak, yani en iyi senaryonun (RCP3-PD / RCP2.6) gerçekleşmesini başarırsak sıcaklıkları düşürerek (1,5˚ C&#8217;nin altında tutarak) küresel ısınmanın gücünü, karbondioksit konsantrasyonu ve emisyonlarını da düşürmüş olacağız. Bu yaşam demek! Ancak bugün hiçbir şey yapmadan oturursak birkaç on yıl içinde en kötü senaryonun (RCP 8.5) tohumlarını atmış olacağız: Sıcaklık ortalama 5˚ C artacak ve 2100&#8217;e kalmadan -yaşamın yalnızca bir parçası olarak- diğer tüm canlılarla birlikte yok olup gideceğiz! Türkçesi: Doğadan üstün olmadığımızı, yalnızca bir parçası olduğumuzu anlamak için geç kalmış olacağız. Bir tarafta yaşam diğer tarafta ölüm var: Seçim bizim! Yazı: Batuhan Sarıcan (batusarican@gmail.com) Kaynakça: https://www.theguardian.com/environment/2020/may/05/one-billion-people-will-live-in-insufferable-heat-within-50-years-study https://www.sciencenews.org/article/climate-deadly-extreme-temperature-predictions-already-here https://www.nature.com/articles/d41586-020-01125x https://d2hawiim0tjbd8.cloudfront.net/downloads/ataletin_bedeli_rapor___yeryuzu_dernegi___ab.pdf https://www.mgm.gov.tr/iklim/iklim-degisikligi.aspx?s=senaryolar https://science.sciencemag.org/content/329/5997/1330 https://www.technologyreview.com/2019/07/01/102897/weve-already-built-too-many-power-plants-and-cars-to-prevent-15-c-of-warming/ https://www.nature.com/articles/d41586-019-02071-z https://www.wwf.org.uk/updates/our-warming-world-how-much-difference-will-half-degree-really-make Jeffrey D. Sachs, Sürdürülebilir Kalkınma Çağı. Çev: B. Gönülşen, Yeditepe Üniversitesi Yayınevi Mark Lynas, Karbon Ayak İziniz. Çev: N. Kutluğ, Açık Radyo Kitapları</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/asiri-sicakliklar-ve-gezegenin-gelecegi">Aşırı sıcaklıklar ve gezegenin geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Ölümcül sıcaklıklar daha sık yaşanıyor; 1 milyon tür yok olma tehdidi, </strong><strong>1 milyardan fazla insan ise göç tehdidi altında!</strong></h4>
<blockquote><p>İklim krizi, gezegene büyük sıkıntılar yaşatıyor. Aşırı sıcaklıklar da iklim krizini besleyen etkilerden biri. Araştırmaya göre aşırı sıcaklıklar, 50 yıl içinde daha önce tahmin edilenden daha sert olacak. Bu olumsuz etkiler için 50 yıl da beklemeyeceğiz: Küresel hava istasyonu verileri, tehlikeli derecede sıcak ve nemli günlerin, daha bugünden çok daha yaygın hale geldiğini gösteriyor. Öyle ki 2100&#8217;de yaşanması gereken sıcaklıkları bugünden yaşamaya başladık bile. Peki ama bu, canlı yaşamını; doğayı ve insanı nasıl etkileyecek? Ne gibi önlemler alınabilir? Aşırı sıcaklıkları 6 soruda mercek altına alıyoruz.</p></blockquote>
<h4><strong>1) Aşırı sıcaklıklar bugünü nasıl etkiliyor?</strong></h4>
<p>Kim demiş insanların süper gücü yok diye! Bilim insanlarına göre terlemek, insanın süper güçlerinden biri. Sıcaklık yükseldiğinde, terimiz boncuk şeklinde gözeneklerimizden sızarak buharlaşıyor; böylelikle cildi serinleten ve vücudumuzun aşırı ısınmasını önleyen bir etki sağlıyor.</p>
<p>Bu kendi kendine soğutma mekanizmasının, insanların dünyanın en sıcak ve nemli köşelerine bile yayılmasına yardımcı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak terlemenin de teorik bir üst sınırı var. Çünkü hava çok sıcak ve nemli olduğu zaman fizik yasaları, terin soğumasını önlüyor. Peki ama bu sıcaklık değeri nedir? “Islak termometre sıcaklığı” olarak bilinen bu ısı ölçüsü 35° C; bir başka deyişle, ıslak havluya sarılmış bir termometre bu değeri okuduğu zaman, üst sınıra ulaşılmış oluyor ve en fit insan bile bu koşullarda birkaç saat içinde muhtemelen ölümle burun buruna geliyor.</p>
<p>Bilim insanları, bu aşırı sıcaklık değerinin Dünya’da nadiren görüldüğünü düşünülüyor ve gezegenimiz ısındıkça yüzlerce milyon insanın yaşadığı bazı bölgelerde yüzyılın sonlarına doğru 35°C’lik ıslak termometre sıcaklığının daha yaygın hale geleceği öngörülüyordu.</p>
<p><strong>Aşırı sıcaklıklar yaygınlaşıyor</strong></p>
<p>Anlaşılan o ki söz konusu limite ulaşmak için yüzyılın sonunu beklemek zorunda kalmayacağız. Bu tabii ki kötü bir şey! Zira küresel hava istasyonu verilerinin analizi, insanın hayatta kalma sınırının, Basra Körfezi ile Hindistan ve Pakistan’daki İndus Nehri Vadisi boyunca uzanan bölgelerde son 40 yılda en az bir düzine kere aşıldığını gösteriyor. Çalışma, biraz daha düşük ama yine de tehlikeli ıslak termometre sıcaklıklarının yaz aylarında Orta Doğu, Güney Asya ve ABD Körfez Kıyısı’nda giderek daha çok yaşandığını gösteriyor.</p>
<p>Purdue Üniversitesi’nden iklim bilimci Matthew Huber, “Nadir görülmesi gereken bu aşırı sıcaklık değerlerinin Dünya ısındıkça daha yaygın olmasını bekliyoruz,” diyor. Bunun bugün yaşandığını görmenin de rahatsız edici olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Araştırmacılar, bu aşırı nemli-ısı eşiğine -yakın zamanda- nerede ve ne zaman yaklaşılabileceğini veya geçilebileceğini tahmin etmek için istatistiksel simülasyonlar kullanıyor ve bu durumun toplumlar için korkunç sonuçlar doğurabileceğini öngörüyor. Bu modeller, bir bölgedeki meteoroloji istasyonu verilerini basitleştirip bir araya getirerek çalışıyor. Bu hassas detaylar, NASA’nın Kaliforniya’daki Jet İtki Laboratuvarı’ndan (JPL) iklim bilimci Colin Raymond&#8217;a göre oldukça önemli. Bu çalışmanın öncüsü olan Raymond, sıcaklığın, Dünya üzerinde bir yerde söz konusu fizyolojik sınıra ulaşıp ulaşmadığının insan ırkı için kritik bir bilgi olduğunu söylüyor.</p>
<p>O ve ekibi, dünyanın dört bir yanındaki 4.576 hava istasyonundan veri toplayarak 1979’dan 2017’ye kadar aşırı ıslak termometre sıcaklıkları trendlerini inceliyordu. Ortaya çıkan modele göre, çoğunlukla okyanustan gelen ılık ve nemli havanın karada sıcak hava ile çarpıştığı subtropikal kıyılarda aşırı nemli termometre sıcaklıkları meydana geliyordu. Üstelik Güney Asya’da, bu tür uç değerler muson rüzgarları tarafından da körükleniyor.</p>
<p><strong>40 yıl önce 1-2 kez olurken şimdi 25-30 kere oluyor</strong></p>
<p>Bu fizyolojik sınır veya ötesindeki sıcaklıklar nadirdi. Abu Dabi Uluslararası Havaalanı’ndaki bir hava istasyonunda tespit edildiği üzere Basra Körfezi boyunca sıcak noktalarda bir-iki saatle sınırlı kalıyordu. Ancak bu sıcaklıklar bugün yaşanıyor! Ve Abu Dabi’de yaklaşık 1,5 milyon insan yaşıyor. (Araştırmacılar tarafından oluşturulan aşağıdaki interaktif harita, dünyadaki istasyonlarda kaydedilen en yüksek ıslak termometre sıcaklıklarını gösteriyor.)</p>
<p>Ekip ayrıca, kabaca 60° C ısı endeksine denk gelen 33° C ıslak termometre sıcaklıklarını da belgeledi. Raymond, bu sıcaklığın, fizyolojik sınırı geçmemiş olmasına rağmen birçoğumuzun aşina olduğuna göre çok daha sıcak ve nemli olduğunu söylüyor. Analiz, bu sıcaklık aşırılıklarının <strong>40 yıl önce Dünya’da yılda yalnızca bir veya iki kez gerçekleştiğini</strong> de ortaya çıkarıyordu. Ancak şimdi, <strong>bu tür aşırı nemli sıcaklık olayları yılda 25 ila 30 kez gerçekleşiyor</strong>.</p>
<p>Araştırmacılar, karbon emisyonlarının önümüzdeki on yıllarda büyük ölçüde azalmaması durumunda bu nadir aşırılıkların giderek yaygınlaşacağını söylüyor. Bu tür koşulların ise klima gibi teknolojilerin yaygın olmadığı yerlerde “dayanılmaz” olacağı ve açık havada yapılması gereken işleri neredeyse imkânsız hale getireceği de ortada.</p>
<div id="attachment_18799" style="width: 690px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18799" class="wp-image-18799 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/slak-termometre.png" alt="" width="680" height="555" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/slak-termometre.png 680w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/slak-termometre-300x245.png 300w" sizes="auto, (max-width: 680px) 100vw, 680px" /><p id="caption-attachment-18799" class="wp-caption-text">Aşırı sıcak noktalar: Araştırmacılar, hangi bölgelerin en yüksek ıslak termometre sıcaklıklarına sahip olduğunu belirlemek için 4.000’den fazla hava istasyonundan gelen verileri analiz etti. Her karenin rengi, 1979’dan 2017’ye kadar her istasyonda kaydedilen en yüksek sıcaklığı temsil eder. Kırmızı, insan vücudunun uzun bir süre boyunca sıcaklığı kaldıramayacağı eşikte olan bir ısı ve nem karışımını temsil eder.</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>2) Aşırı sıcaklıkların insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilgisi var mı?</strong></h4>
<p>Bir başka çalışmada ise son yıllarda yaşanan kavurucu sıcaklık dalgalarının küresel ısınmayla bağlantılı olup olmadığı incelendi. Sonuç iç karartıcı: İklim değişikliği, Avrupa’daki mega-ısı dalgasını beş kat daha muhtemel hale getirmiş durumda. Yani insan kaynaklı küresel ısınma olmasaydı bu sıcaklık aşırılıklarının yaşanmış olma ihtimali 5 kat daha az olacaktı.</p>
<p>Dünya İklim Değerlendirme (WWA) projesinden bilim insanları, geçen yıl Avrupa&#8217;da yaşanan sıcak hava dalgasının geldiğini gördüklerinde harekete geçerek Fransa&#8217;nın Toulouse kentinde düzenlenen bir iklim konferansında gerçek zamanlı bir analiz gerçekleştirdiler. Katıldıkları Uluslararası İstatistiksel Klimatoloji Konferansı’nın gerçekleştiği sırada (28 Haziran’da) Gallergues-le-Montueux&#8217;un güneydoğusunda 45,9° C’lik bir ulusal sıcaklık rekoru kırılıyordu.</p>
<p>Küresel ısınmanın gerçek bir iklim olayının gerçekleşme olasılığını etkileyip etkilemediğini bulmak için mevcut hava kayıtlarına baktılar. Küresel ısınma olmayan bir dünyada havanın nasıl davranacağına dair simülasyonlar da dahil olmak üzere bunları çeşitli modellerle karşılaştırdılar. Bu modelleri kullanarak Fransa&#8217;da en sıcak üç gün boyunca ortalama 28°C&#8217;ye ulaşan ortalama sıcaklıkların, iklim değişikliği nedeniyle en az beş kat daha muhtemel olduğunu hesapladılar.</p>
<p>Geçmiş yüzyıldaki tarihsel sıcaklık kayıtlarına baktığımızda ise daha vahim bir tablo ortaya çıkıyor. Modellerden ziyade, geçmiş sıcaklık kayıtlarını inceleyen ikinci bir analizde, haziran ayında böylesi bir sıcak hava dalgası olasılığının, iklim değişimi ve hava kirliliği gibi diğer faktörlerin de birleşik etkisi nedeniyle <strong>1900&#8217;den bu yana 100 kat arttığı da hesaplandı.</strong></p>
<p>Amsterdam’daki Free Üniversitesi&#8217;nden iklim bilimci Dim Coumou, “Sıcaklık dalgaları iklim değişikliği ile birlikte güçlü bir şekilde artacak ve bu toplum için büyük bir sorun” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>Bugüne kadar 200 çalışma yapıldı</strong></p>
<p>Araştırmacılar bugüne kadar, iklim değişikliğinin sıcak hava olayları, kuraklık, sel ve fırtına gibi aşırı doğa olaylarını etkileyip etkilemediğine yönelik 200’ün üzerinde çalışma yaptı. Analiz ettikleri aşırı olayların yaklaşık üçte ikisinin atmosferdeki sera gazı birikimi sebebiyle daha muhtemel olduğunu buldular. Örneğin, geçen yılın mayıs ve temmuz ayları arasında Avrupa’nın bazı bölgelerinde yaşanan uzun sıcak hava dalgasının analizine göre, iklim değişikliğinin, birçok ülkede meydana gelen iklim olaylarını iki katından fazla mümkün kıldığı ortaya çıkıyordu.</p>
<p>Şimdilerde bazı meteoroloji ajansları iklim çalışmalarını kamu hizmetinin bir parçası haline getirmeyi planlıyor. Sözgelimi Alman Hava Durumu Servisi ve yazının başında değindiğimiz AB Kopernik İklim Değişikliği Servisi. Bu kurumlar iklim değişikliğinin Almanya ve Avrupa’daki havayı ne ölçüde etkilediğini rutin olarak analiz etmeye ve sonuçları gerçek zamanlı olarak yayınlamaya başladı bile.</p>
<h4>3) Canlı yaşamı nasıl etkileniyor?</h4>
<p>Yaşamın evrimi, gezegen üzerinde 10 ila 100 milyon türle muhteşem bir biyoçeşitliliğe neden oldu ve evrimsel süreç devam ediyor. Ve bu biyolojik çeşitlilik en çok da insana fayda sağlıyor ve yaşamını sürdürmesini sağlıyor. Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) halen yeni türler sınıflandırmaya devam ediyor. Ancak aşırı sıcaklıklar ve daha sıcak bir iklim, canlı yaşamını da olumsuz etkiliyor. İklim ve aşırı hava olayları, biyolojik çeşitlilik kaybını doğrudan etkiliyor. İklimin çöküşü ve aşırı hava olayları, tür kaybı, su kıtlığı ve gıda üretim krizi gibi sıkıntıların hepsi, kendi içinde ciddi olmakla birlikte bir araya geldiğinde her birinin riski daha da artırıyor ve hızlı bir önlem alınmadığı takdirde insanlığı çöküşle tehdit eden tam anlamıyla bir “kriz fırtınası” yaratıyor.</p>
<p>Aşırı sıcaklık dalgaları, küresel ısınmaya katkıda bulunuyor. Çünkü etkilenen ekosistemlerden çok miktarda depolanmış karbonu bir geri besleme döngüsünde serbest bırakıyorlar. Bu durum, atmosferdeki karbon deposuna zaten önemli ölçüde etkide bulunan Avustralya orman yangınlarında da açıkça görülmüştü. Bağlantılar bununla da sınırlı değil. Aşırı sıcak dalgaları, yabani yaşamı ve florayı öldürdüğü (kısacası ekosisteme zarar verdiği) için daha fazla su kıtlığına da yol açıyor ve buna bağlı olarak tarıma da zarar veriyor.</p>
<p>Sıcaklığın canlı yaşamını nasıl etkilediğini görmek içinse 1,5°C ile 2°C arasındaki olumsuz etki artışına bakmak yeterli. Öyle ki böcek ve bitki türleri %6 değil %18; omurgalı hayvanlar %4 değil %8 etkileniyor. Peki ama küresel ısınmadaki ortalamada kaç derecelik artış hangi yaşam formalarını etkiliyor?</p>
<p><strong>1,5-2 Derece</strong></p>
<ul>
<li>Orman kurbağası, kunduz ve ağaç kanguruları gibi nadir hayvan türleri, ısınma sonucu yaşam alanlarını kaybeder.</li>
<li>Canlı türlerinin üçte biri ekolojik stres altına girmeye başlar. Soyu tükenme tehdidi altındaki türler yok olmaya başlar, yok olma tehdidi yaşamayan, bugün yaygın miktarda bulunan türler bile tükenme stresi yaşar.</li>
<li>Kuzey Kutbu’nun yaklaşık 5 milyon kilometrekarelik permafrost alanı erir. Bu da yaşamları buzun varlığına bağlı olan kutup ayıları ve deniz aygırları başta olmak üzere birçok deniz memelisinin yok olması demek.</li>
<li>Grönland geri dönüşü olmayan erime sürecine girer; dünyanın dört bir yanındaki kıyı ekosistemleri yok olmaya başlar.</li>
<li>Okyanus suyu asitlenir ve bize nefes veren mercan resiflerinin %70&#8217;i yok olur. Bu da deniz ekosisteminin çöküşünün başlangıcı demek.</li>
<li>Dünyanın dört bir yanındaki mercan resifleriyle beraber Dünya&#8217;nın en büyük mercan ekolojisi sistemi (Great Barrier Reef), 2030&#8217;a kadar büyük oranda tahrip olur.</li>
<li>Küresel insan nüfusunun en az %14&#8217;ü aşırı sıcaklık alanlarında yaşar.</li>
</ul>
<p><strong>3 Derece ve daha fazlası</strong></p>
<ul>
<li>Dünyanın akciğerleri olan ve dünyadaki biyoçeşitliliğin hatırı sayılır bir oranda yuvası olan Amazon ekosistemi yıkımın eşiğine gelir.</li>
<li>Buzulların neredeyse %40’ını daha fazla çözülmeye başlar ve neredeyse tüm mercan resifleri yok olarak gezegende nefes alınacak yer kalmaz.</li>
<li>Dünya 55 milyon yılın en sıcak dönemini yaşar: Bu da canlı yaşamının çökmesi anlamına gelir.</li>
<li>6. kitlesel yok oluş çağı başlamıştır.</li>
<li>İnsan ırkı yok olma uçurumunun dibindedir.</li>
</ul>
<p>Bu olası etkiler, gerçekleşmesi beklenen bütüncül bir çöküşün yalnızca satır başları.</p>
<h4><strong>4) Kaç milyar insan etkilenecek? </strong></h4>
<p>En az bir milyar insanın, küresel sıcaklıktaki her 1°C artış için göç edeceği veya dayanılmaz sıcaklıklarla cebelleşmek zorunda kalacağını gösteren bir araştırmaya göre, iklim krizinin insana maliyeti, daha önce düşünüldüğünden daha sert olacak ve geniş alana yayılacak. Ve bunun gerçekleşmesi için tarih yakın!</p>
<p>İlgili çalışma, emisyonların yükseldiği en kötü senaryoda, şu anda dünya nüfusunun üçte birine ev sahipliği yapan bölgelerin, 50 yıl içinde Sahra’nın en sıcak bölgeleri kadar sıcak olacağını gösteriyor. En iyimser görünümde bile 1,2 milyar insan, insanların en az 6.000 yıldır gelişip serpildiği “rahat” iklim koşullarının dışında yaşayacak.</p>
<p>Çalışmanın yazarları, türümüzün bu kadar savunmasız olmasını beklemedikleri için bulgulara şaşırdıklarını söylüyor. Exeter Üniversitesi’nden Tim Lenton, “Sayılar şaşırtıcı. Onları ilk gördüğümde iki kere bakma ihtiyacı hissettim,” diyor ve ekliyor, “Daha önce genellikle kıyamet olarak kabul edilen kritik iklim eşikleri üzerinde çalıştım. Ama bu bulgu bugüne kadarki en yıkıcısı oldu.”</p>
<p><strong>Küresel ısınma daha çok insanı “yaşanmaza yakın” sıcaklıklara maruz bırakıyor</strong></p>
<p>Ulusal Bilimler Akademisi (PNAS) dergisinde yayınlanan çalışma, iklim değişikliğine fizik veya iktisat sorunu olarak bakmak yerine insan yaşam alanlarını nasıl etkilediğini inceledi.</p>
<p>İnsanlığın büyük çoğunluğu, bugüne kadar ortalama yıllık sıcaklıkların 6°C ila 28°C olduğu bölgelerde yaşıyordu. Bu, insan sağlığı ve gıda üretimi için ideal aralık olarak biliniyor. Ancak bu “rahat aralık&#8221; bozuluyor! İklim değişikliğine neden olan küresel ısınma, gün geçtikçe daha çok insanı, “yaşanmaza yakın” olarak tanımlanan eşiğe doğru itiyor.</p>
<p>İnsanlık, okyanuslardan daha hızlı ısınan karalarda yoğunlaştığı ve gelecekteki nüfus artışımız, Afrika ve Asya’nın zaten sıcak bölgelerinde olacağı için bu sıcaklıklara karşı özellikle hassas. Bu demografik faktörlerin bir sonucu olarak küresel sıcaklıklar bu yüzyılın sonuna doğru 3°C’ye ulaştığında ortalama bir insan 7,5°C sıcaklık artışı hissedecek.</p>
<p><strong>Bu seviye, dünya nüfusunun yaklaşık % 30’unun, ortalama 29°C sıcaklık olarak tanımlanan aşırı sıcakta yaşayacağını gösteriyor. Bu koşullar bugün Sahra’nın en sıcak bölgelerinin dışında son derece nadir.</strong> Ancak 3°C’lik küresel ısınmayla bu daha olağan hale gelecek ve Hindistan’da 1,2 milyar, Nijerya’da 485 milyon ve Pakistan, Endonezya ve Sudan’ın her birinde 100 milyondan fazla insanı kapsayacak. Bu durumda ise göç etmek zorunda kalacaklar ve gıda üretim sistemlerinde de zorluklar yaşanacak.</p>
<p>Çalışmanın baş yazarlarından Wageningen Üniversitesi’nden Prof. Marten Scheffer, “29°C’nin üzerindeki ortalama sıcaklıkların ‘yaşanamaz’ olduğunu söylemek doğru olur. Hareket etmeli ya da adapte olmalısınız. Ancak adaptasyonun da sınırları var. Yeterli paranız ve enerjiniz varsa klima kullanabilir ve gıdaya ulaşabilirsiniz. Ancak çoğu insan için bu mümkün değil,” diyerek durumun vahametini gözler önüne seriyor.</p>
<p>“İnsan ırkının bu kadar hassas olduğunu düşünmüyorduk,” diyor Scheffer ve ekliyor, “Kendimizi ‘hemen adapte olabilir’ zannediyoruz. Çünkü kıyafet, ısıtma ve iklimlendirme kullanıyoruz. Aslında, insanların büyük çoğunluğu şimdi daha önce hiç olmadığı kadar oynak bir iklim eşiğinin içinde yaşıyor. Önümüzdeki 50 yılda son 6000 yıldan daha fazla değişiklik olacak.”</p>
<p>Çalışmanın yazarları, karar vericileri emisyon kesintilerini hızlandırmaları ve yığın göçleriyle başa çıkmak için birlikte çalışmaları gerektiği konusunda uyarıyor. Çünkü kaçınılabilecek her bir derecelik ısınma derecesi, bir milyar insanın “yaşanabilir” iklim ortamından çıkmasını önleyecek. Nanjing Üniversitesi’nden Xu Chi ise “Çocuklarımızı, öngörülen değişikliğin getirebileceği potansiyel olarak muazzam sosyal gerilimlere karşı korumak için küresel bir yaklaşıma ihtiyacımız olacak” diyor.</p>
<div id="attachment_18800" style="width: 727px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18800" class="wp-image-18800 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ar-scaklklar-g.png" alt="" width="717" height="370" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ar-scaklklar-g.png 717w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/ar-scaklklar-g-300x155.png 300w" sizes="auto, (max-width: 717px) 100vw, 717px" /><p id="caption-attachment-18800" class="wp-caption-text">50 yıl içinde sera gazı emisyonları artmaya devam ederse Hindistan’daki 1,2 milyar insan Sahara kadar “dayanılmaz” sıcak bölgelerde yaşayacak. Ardından 458 milyon insanla Nijerya ve 185 milyon insanla Pakistan geliyor. (Grafik: The Guardian)</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>5) Nasıl engel olabiliriz?</strong></h4>
<p>1,5 ˚C ısınmayı engellemek için zaten çok fazla enerji santrali ve araba ürettiğimizi söyleyen uzmanlar, kömür ve doğal gaz tesislerini kapatıp yeni binalar inşa etmeyi bırakmazsak Paris Anlaşması’nda belirlenen hedefleri kaçırmaya mahkûm olacağımızı söylüyor. Kısacası: Fosil yakıtlardan vazgeçmez ve betonlaşmaya devam edersek sonumuz kötü olacak.</p>
<p>Hatırlamak gerekirse bilim insanları 2010 yılında, iklim değişikliğinin yavaşlaması için politik, teknolojik ve jeofizik sistemlerde ataletten kurtulmak gerektiği konusunda uyarmıştı. 1,3°C’lik bir jeofiziksel ısınma taahhüdü belirlenirken fosil yakıt sisteminde alternatifler geliştirmek için “olağanüstü çaba sarf edilmediği sürece” olumsuz etkinin katlanarak devam edeceğini vurgulamışlardı. <em>Nature&#8217;</em>da yayınlanan bu makalenin ardından Paris Anlaşması’nın bir uzantısı olan IPCC Raporu gereği asgari sınır olarak 1,5°C belirlenmişti. Ancak karar vericiler uyuşukluk halinde; fosil yakıtları bugün olduğunun üçte ikisi oranında düşürsek bile 2 ˚C sıcaklık artışı kaçınılmaz olacak.</p>
<p>Buradaki temel sonuç çarpıcı! Bilim insanlarının bizi on yıllardır uyarmasına rağmen gezegeni tehlikeye atacak bir sistem inşa ettik ve durmadan devam ediyoruz. Şimdi çok daha sert bir toplumsal soru sormamız gerekiyor: Mevcut enerji altyapısının büyük ve pahalı kısımlarını, ekonomik ömrünün bitiminden on yıl önce nasıl kapatabiliriz? Sonuçta santraller milyarlarca dolara mâl olabilir ve yarım yüzyıl boyunca çalışabilir.</p>
<p>İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için diğer seçenekler, mevcut enerji altyapısını iklim emisyon hedeflerini yakalayan sistemlere uyarlamayı veya emisyonları atmosferden karbondioksiti giderebilecek araçlarla dengelemeyi içerebilir. Ancak bunların ikisi de pahalı yöntemler. Peki ama canlı yaşamını kurtarmaya değmez mi? Kaliforniya Üniversitesi’nde doçent olan Steven Davis, “Endüstrinin olduğu gibi kapatılamayacak trilyonlarca dolarlık varlığı var, bu yüzden bunu hızlandırmanın bir yolunu bulmalıyız,” diyor.</p>
<p><strong>Enerji sistemini yenilemek gerekiyor</strong></p>
<p>Bilim insanları, enerji santrali, taşıt, endüstriyel kazan ve soba gibi büyük karbondioksit kaynaklarını izleyen küresel veri kümelerini bir araya getirerek bir çalışma yaptı. Tüm bu araçlar birlikte, yaklaşık 660 milyar metrik ton sera gazı üretiyorlar. Yani 1,5°C ile sınırlandırılması için tahmin edilen aralığın en üst noktası olan 580 milyar tonun üzerinde. Çalışma daha tarım ve hayvancılık gibi alanlardan gelen güçlü emisyonları içeren sera gazı kaynaklarını ele almıyor bile.</p>
<p>Hal böyleyken dünya daha fazla enerji altyapısı inşa etmekle meşgul. Araştırmacılar, halihazırda mevcut “planlanan, izin verilen veya yapım aşamasında olan” elektrik santrallerinin, yaklaşık 200 milyar ton ilave karbondioksit yayacağını söylüyor. Bu tesislerin çoğu Çin, Hindistan ve gelişmekte olan dünyanın geri kalan kısmında bulunuyor. <strong>Araştırmalar, sanayinin durması gerektiğini söyledikçe sanayi, enerji altyapısını daha fazla sera gazı yayacak şekilde artırmaya devam ediyor.</strong></p>
<p>Planlanan yeni tesislerden kaynaklanan emisyonlar, mevcut sistemlerden kaynaklanan sera gazı salımına yaklaşık 850 milyar ton daha ekleyerek 1,170 ila 1,500 milyar ton arasında değişen bir salıma neden olacak ki bunun anlamı 2 ˚C sıcaklık artışı demek ve yukarıda belirtiğimiz gibi 2 ˚C ve sonrası da yaşamın sona ermesi demek.</p>
<h4><strong>6) Dünya 2100&#8217;e kadar ne kadar ısınacak?</strong></h4>
<p>Diyelim ki hiçbir önlem almamakta kararlıyız, o zaman ne olacak? Kimse mevcut pandeminin küresel ısınmaya nasıl etki edeceğini ya da potansiyel bir iklim felaketinden kaçınmak için karar vericileri bir araya getirip getiremeyeceğini bilmiyor. Ancak iklim araştırmacılarının, farklı ısınma seviyelerinde ne tür problemler ortaya çıkabileceğini keşfetmeleri gerekiyor. Yukarıda saydıklarımızdan daha büyük, zincirleme etkiler söz konusu olabilir. Bunu açıklığa kavuşturmak için çalışan bilim insanları, insanlığın karşılaşabileceği gelecek senaryolarını temsil etmeyi amaçlayan bir dizi iklim modellemeleri yapıyor.</p>
<p>Söz konusu senaryoları ortaya koyan modellemelerdeki amaç, farklı politikaların, karbon emisyonlarını nasıl değiştirebileceğini ve gezegenin buna nasıl tepki vereceğini araştırmak ve Dünya’nın farklı sosyo-ekonomik yollara nasıl tepki verebileceğine dair projeksiyonlar sağlamak. Yelpazenin bir ucunda iyimser senaryolar var: Hükümetlerin yoksulluğu ve eşitsizliği azaltan adımlarla birlikte düşük karbon teknolojilerini geliştirmek için güçlerini birleştirdiği bir senaryo. Diğer uçta ise ülkelerin ucuz fosil yakıt kullanımlarını artırdığını ve her ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeyi sürdürdükleri senaryo. Bu simülasyonlar, önümüzdeki yıllarda iklim araştırmalarına ve önümüzdeki yıl gerçekleşmesi planlanan yeni Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından belirlenecek politikalara ışık tutabilir.</p>
<p><strong>Gelecek senaryolarını anlamak: SSP ve RCP’ler</strong></p>
<p>Aşağıdaki verdiğimiz grafiği anlamanız için bu bölümü okumanız gerekiyor: Modelleme analizleri, temelde iki ana parametre üzerinden belirleniyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu’nda kullanılan <strong>SSP: Ortak Sosyoekonomik Patikalar (Shared Socioeconomic Pathways) </strong>ve 2100 yılındaki CO2 konsantrasyonları öngören <strong>RCP: Temsili Konsantrasyon Rotaları (Representative Concentration Pathways).</strong></p>
<p>IPCC’ye göre SSP’ler, iklim politikası müdahalesi yokluğundaki sosyoekonomik kalkınmaya dair alternatif gelecekleri öngörüyor. SSP’ler, iklim değişikliğinin gelecekteki olası etkileri, kırılganlıklar, uyum (adaptasyon) ve emisyon azaltımı (mitigasyon) bileşenlerini bir araya getirerek hem uyum hem de emisyon azaltımına ilişkin zorlukları ele alarak kapsamlı bir çerçeve sunuyor.</p>
<p><strong>5 ayrı SSP senaryosu: </strong></p>
<p><strong>SSP1:</strong> Sürdürülebilirlik &#8211; Yeşil yoldan gitmek (Emisyon azaltımı ve uyuma ilişkin kayda değer ilerleme)</p>
<p><strong>SSP2:</strong> Yolun Ortası (Emisyon azaltımı ve uyuma ilişkin orta karar ilerleme kaydedilmesi)</p>
<p><strong>SSP3:</strong> Bölgesel rekabet &#8211; Engebeli bir yol (Emisyon azaltımı ve uyum hedeflerinin uzağında kalınması)</p>
<p><strong>SSP4:</strong> Eşitsizlik &#8211; Bölünmüş bir yol (Emisyon azaltımı konusunda yeterli, uyum konusunda yetersiz ilerleme.)</p>
<p><strong>SSP5:</strong> Fosil Yakıt Temelli Kalkınma – Otobandan gitmek (Emisyon azaltımına ilişkin yetersiz, uyum konusunda yeterli ilerleme)</p>
<p>Bir diğer senaryo parametresi ise RCP’ler. RCP ile bütünleşen RCP&#8217;ler, insanlığın aldığı/almadığı önlenleri kısaca özetliyor. 2100 yılındaki CO2 konsantrasyonlarını öngören RCP tipleri şunlar:</p>
<p><strong>RCP 8.5:</strong> Emisyon artışı 2100’e kadar devam ediyor</p>
<p><strong>RCP 6.0:</strong> Emisyon yüzyılın son çeyreğinde düşüşe geçiyor</p>
<p><strong>RCP 4.5:</strong> Emisyon yüzyılın ortalarından itibaren düşüşe geçiyor</p>
<p><strong>RCP3-PD / RCP2.6:</strong> Emisyonlar yüzyılın ilk çeyreğinde düşüşe geçiyor</p>
<p>SSP temelli sosyoekonomik ve RCP temelli iklim projeksiyonlar bir araya geldiğinde iklim değişikliği etkileri ve politika analizlerini bütünleştirebilmek için kullanışlı bilgiler elde ediyoruz. Bu sebeplerden dolayı bütünleşik iklim araştırmaları ve politika ilişkili senaryolar sadece azaltım için değil, sosyo-ekonomik uyum arayışlarını da göstermeyi amaçlıyor.</p>
<div id="attachment_18801" style="width: 1332px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-18801" class="wp-image-18801 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/gelecek-senaryolar.png" alt="" width="1322" height="1036" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/gelecek-senaryolar.png 1322w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/gelecek-senaryolar-300x235.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/06/gelecek-senaryolar-1024x802.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 1322px) 100vw, 1322px" /><p id="caption-attachment-18801" class="wp-caption-text">GELECEK SENARYOLARI: Araştırmacılar, farklı gelişim aralıklarını ve iklimi nasıl değiştireceklerini araştırmak için Ortak Sosyoekonomik Patikalar (SSP’ler) adı verilen senaryolar geliştirdiler. Bunlar Temsili Konsantrasyon Rotaları (RCP’ler) olarak adlandırılan eski senaryoları tamamlıyor. (Grafik: Nature)</p></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Anlattıklarımızdan hiçbir şey anlamadıysanız özetleyelim:</strong> Karar vericiler ve onlara baskı yapacak olan bizler, bilim insanlarını dikkate alırsak, yani en iyi senaryonun (<strong>RCP3-PD / RCP2.6</strong>) gerçekleşmesini başarırsak sıcaklıkları düşürerek (1,5˚ C&#8217;nin altında tutarak) küresel ısınmanın gücünü, karbondioksit konsantrasyonu ve emisyonlarını da düşürmüş olacağız. Bu yaşam demek!</p>
<p>Ancak bugün hiçbir şey yapmadan oturursak birkaç on yıl içinde en kötü senaryonun (<strong>RCP 8.5</strong>) tohumlarını atmış olacağız: Sıcaklık ortalama 5˚ C artacak ve 2100&#8217;e kalmadan -yaşamın yalnızca bir parçası olarak- diğer tüm canlılarla birlikte yok olup gideceğiz! Türkçesi: Doğadan üstün olmadığımızı, yalnızca bir parçası olduğumuzu anlamak için geç kalmış olacağız.</p>
<p>Bir tarafta yaşam diğer tarafta ölüm var: Seçim bizim!</p>
<h5><strong>Yazı:</strong> Batuhan Sarıcan (<a href="mailto:batusarican@gmail.com">batusarican@gmail.com</a>)</h5>
<p><strong>Kaynakça: </strong></p>
<p><a href="https://www.theguardian.com/environment/2020/may/05/one-billion-people-will-live-in-insufferable-heat-within-50-years-study">https://www.theguardian.com/environment/2020/may/05/one-billion-people-will-live-in-insufferable-heat-within-50-years-study</a></p>
<p><a href="https://www.sciencenews.org/article/climate-deadly-extreme-temperature-predictions-already-here">https://www.sciencenews.org/article/climate-deadly-extreme-temperature-predictions-already-here</a></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-020-01125x">https://www.nature.com/articles/d41586-020-01125x</a></p>
<p><a href="https://d2hawiim0tjbd8.cloudfront.net/downloads/ataletin_bedeli_rapor___yeryuzu_dernegi___ab.pdf">https://d2hawiim0tjbd8.cloudfront.net/downloads/ataletin_bedeli_rapor___yeryuzu_dernegi___ab.pdf</a></p>
<p><a href="https://www.mgm.gov.tr/iklim/iklim-degisikligi.aspx?s=senaryolar">https://www.mgm.gov.tr/iklim/iklim-degisikligi.aspx?s=senaryolar</a></p>
<p><a href="https://science.sciencemag.org/content/329/5997/1330">https://science.sciencemag.org/content/329/5997/1330</a></p>
<p><a href="https://www.technologyreview.com/2019/07/01/102897/weve-already-built-too-many-power-plants-and-cars-to-prevent-15-c-of-warming/">https://www.technologyreview.com/2019/07/01/102897/weve-already-built-too-many-power-plants-and-cars-to-prevent-15-c-of-warming/</a></p>
<p><a href="https://www.nature.com/articles/d41586-019-02071-z">https://www.nature.com/articles/d41586-019-02071-z</a></p>
<p><a href="https://www.wwf.org.uk/updates/our-warming-world-how-much-difference-will-half-degree-really-make">https://www.wwf.org.uk/updates/our-warming-world-how-much-difference-will-half-degree-really-make</a></p>
<p>Jeffrey D. Sachs, <strong>Sürdürülebilir Kalkınma Çağı</strong>. Çev: B. Gönülşen, Yeditepe Üniversitesi Yayınevi</p>
<p>Mark Lynas, <strong>Karbon Ayak İziniz</strong>. Çev: N. Kutluğ, Açık Radyo Kitapları</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/asiri-sicakliklar-ve-gezegenin-gelecegi">Aşırı sıcaklıklar ve gezegenin geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18798</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İklim grevi ve ötesi&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/iklim-grevi-ve-otesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Yüzak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Sep 2019 09:02:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özlem Yüzak]]></category>
		<category><![CDATA[BM İklim Eylem Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15236</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsterseniz önce üzerimize giydiğimiz giysilerden başlayalım&#8230; Çoğu insan satın aldığı giysinin nasıl bir kumaştan üretildiğinin farkında bile değildir. Oysa sentetik elyaflar, polyesterler, polyamidler ile tıka basa dolu bir pazardır tekstil sektörü. Kökenleri ham petrole dayanır. Yılda yaklaşık 100 milyon tonluk küresel bir Pazar. Sadece o kadar mı? Değil ne yazık ki&#8230; Bu sentetik kumaşların yıkanması sonuçlarını denizlerde, okyanuslarda mikroplastik olarak karşımıza çıkar. Önce balıklara ardından onları tüketen insanlara&#8230; Peki ya eskiyen, artık kullanılmayan giysilere ne olduğunu biliyor musunuz? Çoğunun sonu çöplüklerdir, ya da yakılırlar&#8230; Tekstil sektörü hem üretim teknolojileri hem de üretilen ürünün genelde uzak pazarlara taşınmasından dolayı küresel ısınmayı tetikleyen önemli aktörlerden biri. Ancak bugüne kadar pek masaya yatırılmamıştı. Sektörün CO2 emisyonları ilk kez geçtiğimiz aylarda açıklandı. The Ellen McArhur Vakfı hesaplamayı yaptı ve yılda yılda 1,2 milyar ton CO2 eşdeğeri seviyesini ölçümledi. Bu otomobil endüstrisinden kaynaklanan  emisyon seviyesine yakın bir oran. Otomobil demişken&#8230; İlk adım olarak araç sahibi olmayı bir statü sembolü olarak görmekten vazgeçmeye ne dersiniz? İyi haber;  genç neslin araç sahibi olma gibi kaygısı fazla yok. Ama sorun hala büyük&#8230; Peki ya havayolu taşımacılığı? Sektörün küresel ekonomiye her yıl 2.7 trilyon dolarlık bir katkısı var. Her yıl 62 trilyon ton navlun, 4 milyar insan bir yerden bir yere taşınıyor. Sektör 65 milyon kişiye istihdam sağlıyor. Ama küresel emisyonun yüzde 2’sı havayolu taşımacılığından kaynaklanıyor. Havayolu endüstrisi, 2020&#8217;den itibaren CO2 emisyonlarını sınırlama sözü verdi ve 2050&#8217;ye kadar havacılık emisyonlarının 2005&#8217;teki seviyesinin yarısı olacağını taahhüt ediyor. Teknoloji burada önemli faktör. Örneğin yenilenebilir jet yakıtları ile emisyonları yüzde 80 azaltmak olası &#8230; İnsanlara bir yerden bir yere gitmeyin denemeyeceğine göre 2 unsur var devreye sokulması gereken. Biri bilim ve teknolojik gelişmeleri sürdürülebilir kalkınmanın odağına yerleştirmek ve küresel ısınma ile mücadelede bunları uygulamaya almak. Bir diğeri de toplu taşımayı özellikle de demiryolu taşımacılığını geliştirmek. Bu konuda İsveç iyi bir örnek. Biliyorsunuz gelişmişlik sıralamasında en önlerde, bir refah ülkesi. Ayrıca seyahat etmeyi de çok seven bir ulus. Ama İsveç havaalanlarında yolcu sayısı yüzde 8 düşmüş. Nedeni İsveçlilerin “uçma utancı” anlamına gelen flygskam sözcüğünün bir anda çok popüler hale gelmesi. Küresel ısınma gerçeği ve küresel bilinçli yurttaş olgusu insanları uçak yerine hızlı trenlere yöneltmiş&#8230; Bir sorun şimdi kendinize? Türkiye’de “gerçekten güvenli ve hızlı trenlerin” ülkenin her yerine neden yaygınlaştırılmadığını? Sorunun parasal kaynak olmadığını hepimiz iyi biliyoruz.. Bugün küresel iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir gün. İklim krizini gündeme taşımak için harekete geçildi. Bugünden başlayarak Türkiye de dahil dünyanın bir çok yerinde bir hafta süreyle insanlar sokaklara dökülecek, grevler gerçekleştirilecek&#8230; Gençlerin konuyu sahiplenmesi ve eylemlere önderlik etmeleri ayrıca çok değerli. Amaç 23 Eylül’de New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres yönetiminde gerçekleşecek BM İklim Eylem Zirvesi öncesinde hükümetlere baskı yapmak. Zirvede küresel ısınmayı 2030 yılında 1,5 derece sınırında tutmak için gerekli adımları içeren somut planların duyurulması bekleniyor. BM Genel Sekreteri özellikle devlet liderlerinden mevcut iklim planlarını güncellemelerini talep ediyor. Zirve’de özellikle dört temel alanda somut adımların atılması isteniyor: 2050’de net sıfır emisyon, Yeni hiçbir kömür yatırımı yapmamak, Kirleticilerin ödeyeceği bir vergi rejimi oluşturmak, Fosil yakıt teşviklerine son vermek. Ancak bırakın azaltmayı karbon emisyonları artış gösteriyor. Bu yüzden sorun çok boyutlu. Evet hükümetler üzerinde baskı kurmak işin en önemli adımı ama kendimize de çuvaldızı batırmayı unutmayalım&#8230; Özlem Yüzak *Bu yazı 20.09.2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/iklim-grevi-ve-otesi">İklim grevi ve ötesi&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsterseniz önce üzerimize giydiğimiz giysilerden başlayalım&#8230; Çoğu insan satın aldığı giysinin nasıl bir kumaştan üretildiğinin farkında bile değildir. Oysa sentetik elyaflar, polyesterler, polyamidler ile tıka basa dolu bir pazardır tekstil sektörü. Kökenleri ham petrole dayanır. Yılda yaklaşık 100 milyon tonluk küresel bir Pazar. Sadece o kadar mı? Değil ne yazık ki&#8230; Bu sentetik kumaşların yıkanması sonuçlarını denizlerde, okyanuslarda mikroplastik olarak karşımıza çıkar. Önce balıklara ardından onları tüketen insanlara&#8230;</p>
<p>Peki ya eskiyen, artık kullanılmayan giysilere ne olduğunu biliyor musunuz? Çoğunun sonu çöplüklerdir, ya da yakılırlar&#8230;</p>
<p>Tekstil sektörü hem üretim teknolojileri hem de üretilen ürünün genelde uzak pazarlara taşınmasından dolayı küresel ısınmayı tetikleyen önemli aktörlerden biri. Ancak bugüne kadar pek masaya yatırılmamıştı. Sektörün CO2 emisyonları ilk kez geçtiğimiz aylarda açıklandı. The Ellen McArhur Vakfı hesaplamayı yaptı ve yılda yılda 1,2 milyar ton CO2 eşdeğeri seviyesini ölçümledi. Bu otomobil endüstrisinden kaynaklanan  emisyon seviyesine yakın bir oran.</p>
<p>Otomobil demişken&#8230; İlk adım olarak araç sahibi olmayı bir statü sembolü olarak görmekten vazgeçmeye ne dersiniz? İyi haber;  genç neslin araç sahibi olma gibi kaygısı fazla yok. Ama sorun hala büyük&#8230;</p>
<p>Peki ya havayolu taşımacılığı? Sektörün küresel ekonomiye her yıl 2.7 trilyon dolarlık bir katkısı var. Her yıl 62 trilyon ton navlun, 4 milyar insan bir yerden bir yere taşınıyor. Sektör 65 milyon kişiye istihdam sağlıyor. Ama küresel emisyonun yüzde 2’sı havayolu taşımacılığından kaynaklanıyor. Havayolu endüstrisi, 2020&#8217;den itibaren CO2 emisyonlarını sınırlama sözü verdi ve 2050&#8217;ye kadar havacılık emisyonlarının 2005&#8217;teki seviyesinin yarısı olacağını taahhüt ediyor. Teknoloji burada önemli faktör. Örneğin yenilenebilir jet yakıtları ile emisyonları yüzde 80 azaltmak olası &#8230; İnsanlara bir yerden bir yere gitmeyin denemeyeceğine göre 2 unsur var devreye sokulması gereken. Biri bilim ve teknolojik gelişmeleri sürdürülebilir kalkınmanın odağına yerleştirmek ve küresel ısınma ile mücadelede bunları uygulamaya almak. Bir diğeri de toplu taşımayı özellikle de demiryolu taşımacılığını geliştirmek. Bu konuda İsveç iyi bir örnek. Biliyorsunuz gelişmişlik sıralamasında en önlerde, bir refah ülkesi. Ayrıca seyahat etmeyi de çok seven bir ulus. Ama İsveç havaalanlarında yolcu sayısı yüzde 8 düşmüş. Nedeni İsveçlilerin “uçma utancı” anlamına gelen <em>flygskam </em>sözcüğünün bir anda çok popüler hale gelmesi. Küresel ısınma gerçeği ve küresel bilinçli yurttaş olgusu insanları uçak yerine hızlı trenlere yöneltmiş&#8230;</p>
<p>Bir sorun şimdi kendinize? Türkiye’de “gerçekten güvenli ve hızlı trenlerin” ülkenin her yerine neden yaygınlaştırılmadığını? Sorunun parasal kaynak olmadığını hepimiz iyi biliyoruz..</p>
<p>Bugün küresel iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir gün. İklim krizini gündeme taşımak için harekete geçildi. Bugünden başlayarak Türkiye de dahil dünyanın bir çok yerinde bir hafta süreyle insanlar sokaklara dökülecek, grevler gerçekleştirilecek&#8230; Gençlerin konuyu sahiplenmesi ve eylemlere önderlik etmeleri ayrıca çok değerli. Amaç 23 Eylül’de New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres yönetiminde gerçekleşecek <a href="https://unclimatesummit.org/">BM İklim Eylem Zirvesi</a> öncesinde hükümetlere baskı yapmak. Zirvede küresel ısınmayı 2030 yılında 1,5 derece sınırında tutmak için gerekli adımları içeren somut planların duyurulması bekleniyor. BM Genel Sekreteri özellikle devlet liderlerinden mevcut iklim planlarını güncellemelerini talep ediyor. Zirve’de özellikle dört temel alanda <a href="https://unclimatesummit.org/#Expectations">somut adımların atılması isteniyor</a>:</p>
<ul>
<li>2050’de net sıfır emisyon,</li>
<li>Yeni hiçbir kömür yatırımı yapmamak,</li>
<li>Kirleticilerin ödeyeceği bir vergi rejimi oluşturmak,</li>
<li>Fosil yakıt teşviklerine son vermek.</li>
</ul>
<p>Ancak bırakın azaltmayı karbon emisyonları artış gösteriyor. Bu yüzden sorun çok boyutlu. Evet hükümetler üzerinde baskı kurmak işin en önemli adımı ama kendimize de çuvaldızı batırmayı unutmayalım&#8230;</p>
<p><strong>Özlem Yüzak</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 20.09.2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-yuzak/iklim-grevi-ve-otesi">İklim grevi ve ötesi&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15236</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Aaaa, iklim mi değişiyormuş? Ne kötü şey!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aaaa-iklim-mi-degisiyormus-ne-kotu-sey</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jul 2019 16:47:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=14584</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değişim Düzce’yi mi vurdu, yoksa vurdumduymaz siyasetçiyi mi? Görülmemiş yağış ve sel Düzce’yi vurdu. Bilançoya bakın: 7 ölüm, 474 bina hasarlı. Daha önce de Karadeniz’in çeşitli illerini, Rize’ye, Trabzon’u, Bolu’yu İç Anadolu’da çeşitli kentleri, Ankara’yı, İstanbul’u&#8230; Hemen hepsinde ölümler var. Şüphesiz, olağanüstü hava durumlarının şiddeti etkisi de olağanüstü olur. Hele yerleşim yerleri bu olağanüstülüğe hazırlıklı değilse, kayıpları büyük olur. Mesele yağış ile ilgili değil: İklim değişikliğinin dünya çapında sonuçlarını yaşıyoruz. Türkiye de derin etkilenen ve daha çok etkilenecek ülkelerin arasında. Aaa, iklim mi değişiyormuş! Bu konuya merakınız nedir bilmiyorum, politika üzerine bazen çok boş konuşma ve tartışmalardan, ülkeyi ve dünyayı sarsan bu gelişmeleri her halde &#8220;aaa susuz kalmışız, binlerce kişi ölüyormuş ne oluyor ayol&#8221; sözleriyle karşılayacağız. Ve önümüze dönüp boşluklara devam edeceğiz. Kuzey kutbu çatıp çatır gidiyormuş, güneyde de buzullar kopup sulara karışıyormuş, umurunuzda mı? Alpler&#8217;de neredeyse hiçbir buzulun kalmaması? Aşırı sıcaklar 200 yıldır görülmemiş şekilde artıyor. Paris’te 42 derece, Alaska’da bile 16 derece ölçümler var. Nature ve Nature Geoscience’da yayımlanan ve kapsamlı tarihsel verilere dayanan son üç büyük bilimsel çalışma, yaşadığımız “sıcaklık değişimlerinin, hız ve yaygınlık bakımından son 2000 yılda yaşanan en büyük iklim değişikliği olduğunu gösteriyor.” Aşırı sıcaklar öncelikle yüzbinlerce yaşlı insanı etkiliyor, 10 yıl kadar önce Fransa’da birden 20 bin kadar insan hayata veda etmişti. Yeni normal İklim değişikliğinin ivmesi artıyor. Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 19 Temmuz 173. sayısının kapak konusu “Daha sık ve yoğun sıcak dalgalarına hazırlanın” idi. Artık mega sıcaklık dalgalarından bahsediyoruz. Dergi konuyu sürekli gündemde tutuyor. Dünyada sıcaklı artışının 1,5 derece ile sınırlandırılması çalışmaları sonuç vermiyor. Bu artışın 2 dereceye çıkması büyük susuzluktan bahsedeceğiz. Bu haziran ayı ortalama sıcaklığı, geçen 200 yılın ortalamasının 2 derece üzerindeydi… Mesele salt sıcaklık değil. İklimi düzenleyen sistemin rayından çıkması. İnsan eliyle bu kez iklim değişikliğinin tetiklenmesi ve fosil yakıtlardan vazgeçecek kimsenin olmaması. Ekonomik faaliyet, nasıl ve ne tür olursa olsun çok iyi, vazgeçilmez, ama insan yaşamı gezegen yaşamı 50 yıl sonraki nesiller&#8230; Bize ne? Bugüne, tüm geleceği feda etmeye hazır bir dünyada yaşıyoruz. Doğan Kuban, HBT’deki yazısında umutsuzca soruyor: &#8220;Yok oluş olasılığı korkusu insanlığı iyiliğe yönlendirebilir mi? Ne yazık ki toplum bu tehdidi ciddi olarak algılamıyor. İnsan türünün 100 yıl içinde yok olacağını haber veriyor bilim insanları&#8230; Peki ne yapacağız?” Kent plancılığı sıfır Artık yeni normal, iklim değişikliğinin hemen her alanda derin etkilerini yaşayacağımız olağanüstü olaylardır. Bu olaylar öyle kırk yılda bir olmayacak, neredeyse her yıl olacak, bölge bölge vuracak, yıkacak, öldürecek, selde boğulacağız, susuzluktan öleceğiz, ve de açlıktan&#8230; Ve bir noktada da ip tamamen kopacak. Kıyamet! Yeni normal, yeni salgın hastalıklar, yeni ve büyük sağlık sorunları da demek. Ve orman yangınları! 2018’de 2000 yılına göre 157 milyon daha çok insan sıcak hava olaylarına maruz kaldı (Lancet). Bu milyara doğru koşuyor! Kuban, kent plancılığının sıfır olduğunu yazıyor. Ne kadar haklı! Kentler, bu tehlikeye karşı yeniden yapılanmalı. Sellerin basması beklenmeden ne kadar yanlış bina varsa yıkılmalı, doğanın afetini beklemeden… Ankara’nın böyle bir bakışı yok. Belediyelere büyük iş düşüyor. Onların böyle bir derdi var mı? Orhan Bursalı *** HBT yazarı Ali Akurgal, yukarıdaki yazıya bir eleştiride/katkıda bulundu. Önemi nedeniyle olduğu gibi aktarıyoruz: Yangın söndürme mi, yangın çıkmayacak tasarımlar mı? Orhan Bey, Bugünkü yazınızın son cümlesi başlıkta. Meslek yaşamımın ilk 20 yılı tasarımcı olarak, izleyen 15 yılı yönetici olarak, ardından 15 yıl daha tasarımcı olarak çalıştım. Tasarımcılık esas işim. Ama yönetici olduğumda, yazınızda sözünü ettiğiniz ve “onların böyle bir derdi var mı?” diye sorduğunuz konuya odaklandım. Bizde yönetici, “sorun çözen adam” olarak tanımlanır. Onun bunun hatası veya işin doğal akışı ortaya bir sorun çıkar, bu sorun, süreçlerde yazılı olmadığından çözüm reçetesi de yoktur, yöneticinin görevi, yeni bir çözüm üreterek sorunu savuşturmaktır. Doğru. Yönetici bunu yapmalı. Ama bana yöneticilik eğitimi verdiklerinde bir grafik çizdiler. Dikey eksen, işin önemi, yatay eksen ve önceliği idi. Bu alanı dörde böldüler. Sol altta önceliği düşük ve önemi az olan, sağ üstte de hem hemen çözülmesi gereken hem de çok önemli sorunlar yer alıyordu. Sonra bana dediler ki, sorunlara çözüm üretirken, en önemli ve en öncelikli olanı ilk ele almalısın. Kazancı az olan önemsiz işlerle ve bir süre daha devam etse şirkete çok yük getirmeyen sorunları bırak sürsün. Bu yabancıda da böyle, bizde de böyle. Yöneticiye “itfaiyeci” görevi biçiyorlar. Bir yerlerde yangın çıkacak, yönetici bu yangınları en önemli ve en çabuk müdahale etmesi gerekenden başlayarak söndürecek. Bu bana “eksik” geldi. Bence yöneticinin görevi, yangın çıkmasını engellemek. Büyük bir iletişim şirketindeki yöneticilik serüvenimin son 5-6 yılını, yangın söndürmekten çok, yeni yangın çıkmasını önleyecek düzenlemeler yapmaya harcadım. Yangın söndürmeye, bana bağlı yöneticileri yolladım ve ben iş yapma sürecine odaklanıp, “yeni yangın çıkmaması için yeni yapılar” oluşturdum. Yazınızda ele aldığınız iklim değişikliği karşısında CHP’nin büyükşehir belediye başkanlarının “yapmaları gereken” yapısal değişiklikler, benim yöneticilik serüvenimde yaptığım gibi yeni yangın çıkmasını engellemek tanımlamasına giriyor. Bina yıkmak, gereksiz gibi görünen bastıran sel boyutundaki yağmur suyunu barındırıp, yavaş yavaş salıveren yer altı nehir yatakları / barajları oluşturmak ve benzeri. Bunlar halk tarafından görülmeyecek veya bina yıkımları nedeniyle tepki çekecek olaylar. Örneğin hafriyatı sırasında ben çok rahatsız oldum ama, benim 150 metre uzunluğundaki sokağımın 4 metre altına 2,5 metre iç çapında boru döşediler, 700 tonluk bir sarnıç oluştu. Bu boru, dibi tam deniz seviyesinde, denize 50cm iç çaplı bir boru ile bağlı, buraya da civardaki tüm yağmur suları akıyor. Bir yer altı rezervuarı. Yağmur buraya doluyor, sonra yavaş yavaş denize akıyor. Çoğu insana sorsanız, “bu yapıya harcanan paraya yazık” der. Ama bu ve benzer birkaç yer altı rezervuarı sayesinde, yağmurda Mercan bölgesinde su hemen kaybolur ama olduğu gibi denize akmaz. Yavaş yavaş akar. Sözün özü, iklim değişikliği ile mücadele etmek, buna karşı önlemler almak saraydakini hiç ilgilendirmez. O, bir felaket olduğunda bunun yaralarını sarmakla görevli düşünür kendini. Önlem almak, Büyükşehir belediye başkanlarının görevi sayılır ülkemizde. Düzce gibi kasaba belediye başkanlarının da gücü yetmez, “Çevre Bakanlığı”nın da kılı kıpırdamaz. Çevre Bakanlığı itfaiyeci. Büyükşehir belediyelerini kazanmış olan CHP’lilerin ortaya koyacağı “görünmeyen yapısal önlemler”, anlayan açısından müteşekkir kalınacak hizmetlerdir. Ama iklim değişikliği ve bunun getirdiği “felaket”leri tanrısal buyruk (takdir-i ilâhî) olarak algılayanlar için ise gereksiz uğraş ve masraf olarak tanımlanacaktır. CHP’li belediye başkanlarının işi zor. Bizde, kim akıl etmiş veya muhtemelen Fransızlar&#8217;dan kopya çekmişse, bir binanın projesinde itfaiyenin onayı vardır. İskan belgesi alınabilmesi için ise gene itfaiyenin onayı gerekir. İtfaiyenin, bir yangın çıktığında kaçış yolları açısından yeterli olup olmadığına, bina yapılırken ve bittiğinde yerinde inceleyerek onay vermesi gerekir. Kağıt üzerinde itfaiyecilere “yangın çıkmaması için önlemler” dikte etme görevi de verilmiştir. Bu açıdan itfaiyeciler, yukarıda anlattığım dar kapsamdan daha geniş görevlere sâhiptir. Ama pratikte, her yapıda, bu husus göz ardı edilir, kağıt üzerinde kalır. Bir de Üsküdar örneği var Birkaç kere sıkı bir yağmurda, Üsküdar’da, yağmur suları caddeyi doldurur, denize kaldırım üzerinden akar, neresi kara, neresi seniz belli olmaz durumlar ortaya çıkmıştı. Bunun nedeni, Üsküdar’ın kara tabanında (hinterland) aşırı betonlaşmadan ötürü, yağmuru emecek toprak kalmaması. Beyler buna “çâre” düşünmüşler. Daha iki gün önce oradan geçtim, Üsküdar, Paşalimanı ve Astsubay okuluna (birinci köprü ayağına) kadar olan caddeye, biteviye gider (mazgal) döşemişler. Öyle ki, bir tekerleğiniz sürekli mazgal üzerinde yol alıyorsunuz. Ama bu çâre olmuyor. Çünkü, deniz gelen suyu kaldırmıyor, deniz yükseliyor. Mazgal buna çâre değil ki? Bunu neden yazdım. Tuzla Mercan’dan bir olumlu örnek vermiştim, sanılmasın ki her yer öyledir. “O kadar mazgal yaptık gene bu tabii afeti karşılayamadık” demekten başka bir anlam taşımayan uygulamalar da var. Bunu dikkatinize sunayım dedim. Aşağıdaki fotoğraf, Google Maps’ten. Belli ki mazgal döşenmeden önceki durum. Yolun kenarına, mazgalın altında yer alacak kanalın parçalarını dizmişler. Bugün orada mazgallar var. Ama çözüm oluşturmuyorlar.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aaaa-iklim-mi-degisiyormus-ne-kotu-sey">Aaaa, iklim mi değişiyormuş? Ne kötü şey!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Değişim Düzce’yi mi vurdu, yoksa vurdumduymaz siyasetçiyi mi?</strong></p>
<p>Görülmemiş yağış ve sel Düzce’yi vurdu. Bilançoya bakın: 7 ölüm, 474 bina hasarlı. Daha önce de Karadeniz’in çeşitli illerini, Rize’ye, Trabzon’u, Bolu’yu İç Anadolu’da çeşitli kentleri, Ankara’yı, İstanbul’u&#8230; Hemen hepsinde ölümler var.</p>
<p>Şüphesiz, olağanüstü hava durumlarının şiddeti etkisi de olağanüstü olur. Hele yerleşim yerleri bu olağanüstülüğe hazırlıklı değilse, kayıpları büyük olur.</p>
<p>Mesele yağış ile ilgili değil: İklim değişikliğinin dünya çapında sonuçlarını yaşıyoruz. Türkiye de derin etkilenen ve daha çok etkilenecek ülkelerin arasında.</p>
<p><strong>Aaa, iklim mi değişiyormuş!</strong></p>
<p>Bu konuya merakınız nedir bilmiyorum, politika üzerine bazen çok boş konuşma ve tartışmalardan, ülkeyi ve dünyayı sarsan bu gelişmeleri her halde <em>&#8220;</em><strong><em>aaa susuz kalmışız, binlerce kişi ölüyormuş ne oluyor ayol&#8221;</em></strong> sözleriyle karşılayacağız. Ve önümüze dönüp boşluklara devam edeceğiz. Kuzey kutbu çatıp çatır gidiyormuş, güneyde de buzullar kopup sulara karışıyormuş, umurunuzda mı? Alpler&#8217;de neredeyse hiçbir buzulun kalmaması?</p>
<p>Aşırı sıcaklar 200 yıldır görülmemiş şekilde artıyor. Paris’te 42 derece, Alaska’da bile 16 derece ölçümler var.</p>
<p><em>Nature </em>ve <em>Nature Geoscience’</em>da yayımlanan ve kapsamlı tarihsel verilere dayanan son üç büyük bilimsel çalışma, yaşadığımız “sıcaklık değişimlerinin, hız ve yaygınlık bakımından <strong>son 2000 yılda yaşanan en büyük iklim değişikliği</strong> olduğunu gösteriyor.”</p>
<p>Aşırı sıcaklar öncelikle yüzbinlerce yaşlı insanı etkiliyor, 10 yıl kadar önce Fransa’da birden 20 bin kadar insan hayata veda etmişti.</p>
<p><strong>Yeni normal</strong></p>
<p>İklim değişikliğinin ivmesi artıyor. Herkese Bilim Teknoloji dergisinin 19 Temmuz 173. sayısının kapak konusu “<strong><em>Daha sık ve yoğun sıcak dalgalarına hazırlanın</em></strong>” idi. Artık mega sıcaklık dalgalarından bahsediyoruz. Dergi konuyu sürekli gündemde tutuyor. Dünyada sıcaklı artışının 1,5 derece ile sınırlandırılması çalışmaları sonuç vermiyor. Bu artışın 2 dereceye çıkması büyük susuzluktan bahsedeceğiz.</p>
<p>Bu haziran ayı ortalama sıcaklığı, geçen 200 yılın ortalamasının 2 derece üzerindeydi…</p>
<p>Mesele salt sıcaklık değil. İklimi düzenleyen sistemin rayından çıkması. İnsan eliyle bu kez iklim değişikliğinin tetiklenmesi ve fosil yakıtlardan vazgeçecek kimsenin olmaması.</p>
<p>Ekonomik faaliyet, nasıl ve ne tür olursa olsun çok iyi, vazgeçilmez, ama insan yaşamı gezegen yaşamı 50 yıl sonraki nesiller&#8230; Bize ne?</p>
<p>Bugüne, tüm geleceği feda etmeye hazır bir dünyada yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>, HBT’deki yazısında umutsuzca soruyor: <em>&#8220;Yok oluş olasılığı korkusu insanlığı iyiliğe yönlendirebilir mi? Ne yazık ki toplum bu tehdidi ciddi olarak algılamıyor. İnsan türünün 100 yıl içinde yok olacağını haber veriyor bilim insanları&#8230; Peki ne yapacağız?”</em></p>
<p><strong>Kent plancılığı sıfır</strong></p>
<p>Artık <strong>yeni normal</strong>, iklim değişikliğinin hemen her alanda derin etkilerini yaşayacağımız olağanüstü olaylardır. Bu olaylar öyle kırk yılda bir olmayacak, neredeyse her yıl olacak, bölge bölge vuracak, yıkacak, öldürecek, selde boğulacağız, susuzluktan öleceğiz, ve de açlıktan&#8230; Ve bir noktada da ip tamamen kopacak. Kıyamet!</p>
<p>Yeni normal, yeni salgın hastalıklar, yeni ve büyük sağlık sorunları da demek. Ve orman yangınları!</p>
<p>2018’de 2000 yılına göre 157 milyon daha çok insan sıcak hava olaylarına maruz kaldı (Lancet). Bu milyara doğru koşuyor!</p>
<p>Kuban, kent plancılığının sıfır olduğunu yazıyor. Ne kadar haklı!</p>
<p>Kentler, bu tehlikeye karşı yeniden yapılanmalı. Sellerin basması beklenmeden ne kadar yanlış bina varsa yıkılmalı, doğanın afetini beklemeden… Ankara’nın böyle bir bakışı yok. Belediyelere büyük iş düşüyor.</p>
<p>Onların böyle bir derdi var mı?</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p>***</p>
<p>HBT yazarı Ali Akurgal, yukarıdaki yazıya bir eleştiride/katkıda bulundu. Önemi nedeniyle olduğu gibi aktarıyoruz:</p>
<p><strong>Yangın söndürme mi, yangın çıkmayacak tasarımlar mı?</strong></p>
<p>Orhan Bey,</p>
<p>Bugünkü yazınızın son cümlesi başlıkta.</p>
<p>Meslek yaşamımın ilk 20 yılı tasarımcı olarak, izleyen 15 yılı yönetici olarak, ardından 15 yıl daha tasarımcı olarak çalıştım. Tasarımcılık esas işim. Ama yönetici olduğumda, yazınızda sözünü ettiğiniz ve “onların böyle bir derdi var mı?” diye sorduğunuz konuya odaklandım. Bizde yönetici, “sorun çözen adam” olarak tanımlanır. Onun bunun hatası veya işin doğal akışı ortaya bir sorun çıkar, bu sorun, süreçlerde yazılı olmadığından çözüm reçetesi de yoktur, yöneticinin görevi, yeni bir çözüm üreterek sorunu savuşturmaktır.</p>
<p>Doğru. Yönetici bunu yapmalı.</p>
<p>Ama bana yöneticilik eğitimi verdiklerinde bir grafik çizdiler. Dikey eksen, işin önemi, yatay eksen ve önceliği idi. Bu alanı dörde böldüler. Sol altta önceliği düşük ve önemi az olan, sağ üstte de hem hemen çözülmesi gereken hem de çok önemli sorunlar yer alıyordu. Sonra bana dediler ki, sorunlara çözüm üretirken, en önemli ve en öncelikli olanı ilk ele almalısın. Kazancı az olan önemsiz işlerle ve bir süre daha devam etse şirkete çok yük getirmeyen sorunları bırak sürsün.</p>
<p>Bu yabancıda da böyle, bizde de böyle.</p>
<p>Yöneticiye “itfaiyeci” görevi biçiyorlar. Bir yerlerde yangın çıkacak, yönetici bu yangınları en önemli ve en çabuk müdahale etmesi gerekenden başlayarak söndürecek.</p>
<p>Bu bana “eksik” geldi.</p>
<p>Bence yöneticinin görevi, yangın çıkmasını engellemek. Büyük bir iletişim şirketindeki yöneticilik serüvenimin son 5-6 yılını, yangın söndürmekten çok, yeni yangın çıkmasını önleyecek düzenlemeler yapmaya harcadım. Yangın söndürmeye, bana bağlı yöneticileri yolladım ve ben iş yapma sürecine odaklanıp, “<strong>yeni yangın çıkmaması için yeni yapılar</strong>” oluşturdum.</p>
<p>Yazınızda ele aldığınız iklim değişikliği karşısında CHP’nin büyükşehir belediye başkanlarının “yapmaları gereken” yapısal değişiklikler, benim yöneticilik serüvenimde yaptığım gibi yeni yangın çıkmasını engellemek tanımlamasına giriyor. Bina yıkmak, gereksiz gibi görünen bastıran sel boyutundaki yağmur suyunu barındırıp, yavaş yavaş salıveren yer altı nehir yatakları / barajları oluşturmak ve benzeri. Bunlar halk tarafından görülmeyecek veya bina yıkımları nedeniyle tepki çekecek olaylar.</p>
<p>Örneğin hafriyatı sırasında ben çok rahatsız oldum ama, benim 150 metre uzunluğundaki sokağımın 4 metre altına 2,5 metre iç çapında boru döşediler, 700 tonluk bir sarnıç oluştu. Bu boru, dibi tam deniz seviyesinde, denize 50cm iç çaplı bir boru ile bağlı, buraya da civardaki tüm yağmur suları akıyor. Bir yer altı rezervuarı. Yağmur buraya doluyor, sonra yavaş yavaş denize akıyor. Çoğu insana sorsanız, “bu yapıya harcanan paraya yazık” der. Ama bu ve benzer birkaç yer altı rezervuarı sayesinde, yağmurda Mercan bölgesinde su hemen kaybolur ama olduğu gibi denize akmaz. Yavaş yavaş akar.</p>
<p>Sözün özü, iklim değişikliği ile mücadele etmek, buna karşı önlemler almak saraydakini hiç ilgilendirmez. O, bir felaket olduğunda bunun yaralarını sarmakla görevli düşünür kendini. Önlem almak, Büyükşehir belediye başkanlarının görevi sayılır ülkemizde. Düzce gibi kasaba belediye başkanlarının da gücü yetmez, “Çevre Bakanlığı”nın da kılı kıpırdamaz. Çevre Bakanlığı itfaiyeci. Büyükşehir belediyelerini kazanmış olan CHP’lilerin ortaya koyacağı “görünmeyen yapısal önlemler”, anlayan açısından müteşekkir kalınacak hizmetlerdir. Ama iklim değişikliği ve bunun getirdiği “felaket”leri tanrısal buyruk (takdir-i ilâhî) olarak algılayanlar için ise gereksiz uğraş ve masraf olarak tanımlanacaktır. CHP’li belediye başkanlarının işi zor.</p>
<p>Bizde, kim akıl etmiş veya muhtemelen Fransızlar&#8217;dan kopya çekmişse, bir binanın projesinde itfaiyenin onayı vardır. İskan belgesi alınabilmesi için ise gene itfaiyenin onayı gerekir. İtfaiyenin, bir yangın çıktığında kaçış yolları açısından yeterli olup olmadığına, bina yapılırken ve bittiğinde yerinde inceleyerek onay vermesi gerekir. Kağıt üzerinde itfaiyecilere “yangın çıkmaması için önlemler” dikte etme görevi de verilmiştir. Bu açıdan itfaiyeciler, yukarıda anlattığım dar kapsamdan daha geniş görevlere sâhiptir. Ama pratikte, her yapıda, bu husus göz ardı edilir, kağıt üzerinde kalır.</p>
<p><strong>Bir de Üsküdar örneği var</strong></p>
<p>Birkaç kere sıkı bir yağmurda, Üsküdar’da, yağmur suları caddeyi doldurur, denize kaldırım üzerinden akar, neresi kara, neresi seniz belli olmaz durumlar ortaya çıkmıştı. Bunun nedeni, Üsküdar’ın kara tabanında (hinterland) aşırı betonlaşmadan ötürü, yağmuru emecek toprak kalmaması.</p>
<p>Beyler buna “çâre” düşünmüşler. Daha iki gün önce oradan geçtim, Üsküdar, Paşalimanı ve Astsubay okuluna (birinci köprü ayağına) kadar olan caddeye, biteviye gider (mazgal) döşemişler. Öyle ki, bir tekerleğiniz sürekli mazgal üzerinde yol alıyorsunuz. Ama bu çâre olmuyor. Çünkü, deniz gelen suyu kaldırmıyor, deniz yükseliyor. Mazgal buna çâre değil ki?</p>
<p>Bunu neden yazdım. Tuzla Mercan’dan bir olumlu örnek vermiştim, sanılmasın ki her yer öyledir. “O kadar mazgal yaptık gene bu tabii afeti karşılayamadık” demekten başka bir anlam taşımayan uygulamalar da var. Bunu dikkatinize sunayım dedim.</p>
<p>Aşağıdaki fotoğraf, Google Maps’ten. Belli ki mazgal döşenmeden önceki durum. Yolun kenarına, mazgalın altında yer alacak kanalın parçalarını dizmişler. Bugün orada mazgallar var. Ama çözüm oluşturmuyorlar.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-14586" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/uskudar-300x135.png" alt="" width="500" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/uskudar-300x135.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/uskudar-1024x461.png 1024w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/07/uskudar.png 1048w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/aaaa-iklim-mi-degisiyormus-ne-kotu-sey">Aaaa, iklim mi değişiyormuş? Ne kötü şey!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">14584</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İklim için grev zamanı: 15 Mart!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/iklim-icin-grev-zamani-15-mart</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2019 13:27:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[greta thunberg]]></category>
		<category><![CDATA[grev]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[küresel ısınma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13235</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Mart’ta, 90’dan fazla ülkede iklim için gençlik grevleri yapılacak. İsveçli genç Greta Thunberg’in 2018’de başlattığı grevden ilham alan küresel okul grevi, sosyal medyada örgütlenen gençler tarafından tüm dünyada hızlıca sahiplenildi. Gençler iklim değişikliğine karşı harekete geçmemenin kuşaklararası bir haksızlık olduğunu ve liderlerin adım atmayarak gençlerin geleceğinden çaldığını ifade ediyor. Z kuşağının başını çektiği İklim için Okul Grevi Hareketi, dünyanın en büyük eylemlerinden birini gerçekleştirmek için son iki aydır örgütleniyor. İklim eylemsizliğine karşı başlatılan bu grevlere binlerce gencin katılması bekleniyor. Bir dizi protestoyu izleyen bir grup olan FridaysforFuture okul grevleri son iki hafta içinde kar topu gibi büyümeye başladı. Son güncellemeye göre 92 ülkede 1029 yerde eylem yapılacak. Özellikle Avrupa ve ABD’de yaygınlaşan okul grevlerine Türkiye’den de katılım olacak. FridaysforFuture’un yayımladığı interaktif haritaya göz atabilirsiniz. Türkiye’den Atlas Sarrafoğlu’nun Bebek Parkı’nda yapacağı grev hem gazetelerde hem de sosyal medyada dikkat çekiyor. Sarrafoğlu “Bugün değilse ne zaman” etkinliği ile akranlarını 15 Mart’ta saat 12:00’de yapacağı greve davet etti. Diğer bir dikkat çekici grev ise Ayvalık’ta olacak. Sosyal medyadan video yayımlayan 13 yaşındaki Ege Edman &#8220;Karar vericiler sessiz kalıyor bu yüzden ben ve arkadaşlarım sesimizi duyurmak için okul grevi yapıyoruz.“ 15 Mart’ta Ayvalık’ta Cumhuriyet Meydanı’nda saat 12:00’de okul grevi yapacaklar. İlkeler ve talepler listesi Greta Thunberg&#8217;in Facebook sayfasından yayınladığı İklim İçin Okul Grevleri ilkeler ve tavsiyeler listesinde şunlar yer aldı: Şiddet yok. Tahribat yok. Yerlere çöp atmak yok. Şahsi çıkar yok. Nefret yok. Karbon ayak izini en aza indir. Her zaman bilime atıfta bulun. Talepler: 1,5 derecenin altında kalın. Paris Anlaşması&#8217;nı ve IPCC raporunu takip edin. Paris Anlaşması&#8217;nda açıkça belirtilen hakkaniyet ve iklim adaletine odaklanın. Çünkü hiçbir manifesto bundan daha radikal olamaz. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu Başkanı tüm sendikaları okul grevine destek vermeye çağırdı. Avrupa Birliği Komisyonu, Greta’nın Brüksel’de konuşma yaptığı gün iklim mücadelesine milyarlarca Euro bütçe ayırdı. Bilim insanları İngiltere, Belçika’da ve Almanya’da imza kampanyaları açıp okul grevlerine destek veriyor. Greta’nın TED Talks konuşması, sadece iki hafta içinde 1.2 milyon kişi tarafından izlendi. Grevler hakkında uluslararası medyada ve Türkiye’de yayımlanan dikkat çekici haberler: Financial Times: Greta Thunberg: Climate Change Popstar (Bu makale, Şubat 2019’da sosyal medyada en çok paylaşılan haber olmuştu.) South China Morning Post: Striking for the future: From Australia to Japan to India, youths will skip school on March 15 to protest against climate change New York Post: Becoming Greta: ‘Invisible Girl’ to Global Climate Activist, With Bumps Along the Way Guardian: Greta Thunberg, schoolgirl climate change warrior: ‘Some people can let things go. I can’t Washington Post: How a 7th-grader’s strike against climate change exploded into a movement Reuters: Swedish student Greta&#8217;s climate &#8220;school strike&#8221; goes global  Türkiye: Bianet: Z Kuşağı İklim için Küresel Okul Grevine Çıkıyor: İnsanlığın Kaderini Değiştireceğiz Sözcü: Çocuklardan 72 ülkede dünyamız ölmesin eylemi! Yeşil Gazete: Atlas 11 yaşında ve 15 Mart’ta iklim için okul grevinde!</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/iklim-icin-grev-zamani-15-mart">İklim için grev zamanı: 15 Mart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<p>15 Mart’ta, 90’dan fazla ülkede iklim için gençlik grevleri yapılacak. İsveçli genç <a href="https://twitter.com/GretaThunberg">Greta Thunberg</a>’in 2018’de başlattığı grevden ilham alan küresel okul grevi, sosyal medyada örgütlenen gençler tarafından tüm dünyada hızlıca sahiplenildi. Gençler iklim değişikliğine karşı harekete geçmemenin kuşaklararası bir haksızlık olduğunu ve liderlerin adım atmayarak gençlerin geleceğinden çaldığını ifade ediyor.</p>
<p>Z kuşağının başını çektiği İklim için Okul Grevi Hareketi, dünyanın en büyük eylemlerinden birini gerçekleştirmek için son iki aydır örgütleniyor. İklim eylemsizliğine karşı başlatılan bu grevlere binlerce gencin katılması bekleniyor. Bir dizi protestoyu izleyen bir grup olan <a href="https://twitter.com/Fridays4future">FridaysforFuture</a> okul grevleri son iki hafta içinde kar topu gibi büyümeye başladı.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p>Son güncellemeye göre 92 ülkede 1029 yerde eylem yapılacak. Özellikle Avrupa ve ABD’de yaygınlaşan okul grevlerine Türkiye’den de katılım olacak. FridaysforFuture’un yayımladığı <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq6cwk9chgqjwv6dxt6cxbment6abkfe9kjytbpcnq78wtfdngq0&amp;n=2" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq6cwk9chgqjwv6dxt6cxbment6abkfe9kjytbpcnq78wtfdngq0%26n%3D2&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275225000&amp;usg=AFQjCNFD5baMw4S_I1DCk4ToxEwaLv8ggQ">interaktif haritaya </a>göz atabilirsiniz.</p>
<p>Türkiye’den Atlas Sarrafoğlu’nun Bebek Parkı’nda yapacağı grev hem gazetelerde hem de sosyal medyada dikkat çekiyor. Sarrafoğlu “<a href="https://p-upload.facebook.com/events/155369425368862/">Bugün değilse ne zaman”</a> etkinliği ile akranlarını 15 Mart’ta saat 12:00’de yapacağı greve davet etti.</p>
<p>Diğer bir dikkat çekici grev ise Ayvalık’ta olacak. Sosyal medyadan video yayımlayan 13 yaşındaki <a href="https://www.youtube.com/watch?v=uUsdG1bputQ">Ege Edman</a> &#8220;Karar vericiler sessiz kalıyor bu yüzden ben ve arkadaşlarım sesimizi duyurmak için okul grevi yapıyoruz.“ 15 Mart’ta Ayvalık’ta Cumhuriyet Meydanı’nda saat 12:00’de okul grevi yapacaklar.</p>
<p><strong>İlkeler ve talepler listesi</strong></p>
<p>Greta Thunberg&#8217;in <a href="https://www.facebook.com/gretathunbergsweden/">Facebook</a> sayfasından yayınladığı İklim İçin Okul Grevleri ilkeler ve tavsiyeler listesinde şunlar yer aldı:</p>
<p>Şiddet yok.<br />
Tahribat yok.<br />
Yerlere çöp atmak yok.<br />
Şahsi çıkar yok.<br />
Nefret yok.<br />
Karbon ayak izini en aza indir.<br />
Her zaman bilime atıfta bulun.</p>
<p><strong>Talepler:</strong></p>
<p>1,5 derecenin altında kalın.<br />
Paris Anlaşması&#8217;nı ve IPCC raporunu takip edin.<br />
Paris Anlaşması&#8217;nda açıkça belirtilen hakkaniyet ve iklim adaletine odaklanın. Çünkü hiçbir manifesto bundan daha radikal olamaz.</p>
<ul>
<li>Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu Başkanı tüm sendikaları okul grevine destek vermeye <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyv9ectgp6tb2dxqppbk3dxpjymvme9mppta3dhmpurbmcmqq0u3fehqq6bv15rtk6d1n68wked1q6cvkcc1q6wqk8c9j6wt3ed9r68w3ge9p68v0&amp;n=7" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyv9ectgp6tb2dxqppbk3dxpjymvme9mppta3dhmpurbmcmqq0u3fehqq6bv15rtk6d1n68wked1q6cvkcc1q6wqk8c9j6wt3ed9r68w3ge9p68v0%26n%3D7&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNH0C157jSPjw5-q6feFNI9PxEAplA">çağırdı.</a></li>
<li>Avrupa Birliği Komisyonu, Greta’nın Brüksel’de konuşma yaptığı gün iklim mücadelesine milyarlarca Euro bütçe ayırdı<a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w1u5wqpcubccmx2ybtfatqprxbdcntjyhvfdxkprta4e9mqct9f9nwj0h3jd5v6abtj60rkjbu7ad1m68218da56bukcdm6yvvc419q8wk9ddjq6buaenq66uv5e8g70wkfe1qq6tbk41hprubdc5u6a833d1gpwtv541tq0tbechmpwtt0c5k78tbj413q4tbmc4g58u3ndth6awk740q2wbh0d1u78w3k78qqexvq5thpwrk35thpyv9f5rq2wbvaenq66uv5e8pq0wkfe1qq6tbk5nhprubdc5u6abb3d1gpwtv55ntjwbhe&amp;n=8" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w1u5wqpcubccmx2ybtfatqprxbdcntjyhvfdxkprta4e9mqct9f9nwj0h3jd5v6abtj60rkjbu7ad1m68218da56bukcdm6yvvc419q8wk9ddjq6buaenq66uv5e8g70wkfe1qq6tbk41hprubdc5u6a833d1gpwtv541tq0tbechmpwtt0c5k78tbj413q4tbmc4g58u3ndth6awk740q2wbh0d1u78w3k78qqexvq5thpwrk35thpyv9f5rq2wbvaenq66uv5e8pq0wkfe1qq6tbk5nhprubdc5u6abb3d1gpwtv55ntjwbhe%26n%3D8&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNEup5f1PKankzp7eRL5rUjJ_b6V7Q">.</a></li>
<li>Bilim insanları <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq78u35cxup2wk4d5gpwbk3dxpjytbeetmq4vvednjpwx1f68r32e9fctjp4bth6cqp2rv1chjpuub3ecpp4rb3dcpqautdedhpgvvfdhtjurvcd5pp2x355nhpgrbecxjjuwvme9mpptbk&amp;n=9" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq78u35cxup2wk4d5gpwbk3dxpjytbeetmq4vvednjpwx1f68r32e9fctjp4bth6cqp2rv1chjpuub3ecpp4rb3dcpqautdedhpgvvfdhtjurvcd5pp2x355nhpgrbecxjjuwvme9mpptbk%26n%3D9&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNFEkQkACkA4q3MNXblCvfG4FwY31w">İngiltere,</a> Belçika’da ve <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w1u5wqpatbgent6rbk3dxpjytv9emwp2xg&amp;n=10" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w1u5wqpatbgent6rbk3dxpjytv9emwp2xg%26n%3D10&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNE_vRUMaXQ3ByTGVx1dLmqCY9TKZw">Almanya’da</a> imza kampanyaları açıp okul grevlerine destek veriyor.</li>
<li>Greta’nın <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq78tb45thpyv9fehgpruvk5xkq4tbmc5fq8u3ndth6awk7bxu6gtazchmq6rbjdnmpwtuzcdgq6tazehqnyrb3ehfq4ub7d1u5yvkfexfpyvjzcdp6jvb1ehjkyv31dtkqarb7cmyq8wg&amp;n=11" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq78tb45thpyv9fehgpruvk5xkq4tbmc5fq8u3ndth6awk7bxu6gtazchmq6rbjdnmpwtuzcdgq6tazehqnyrb3ehfq4ub7d1u5yvkfexfpyvjzcdp6jvb1ehjkyv31dtkqarb7cmyq8wg%26n%3D11&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNGIgX1ZjRSXS9VUu2ZTisyJXSDYvQ">TED Talks</a> konuşması, sadece iki hafta içinde 1.2 milyon kişi tarafından izlendi.</li>
</ul>
<p><strong>Grevler hakkında uluslararası medyada ve Türkiye’de yayımlanan dikkat çekici haberler:</strong></p>
<ul>
<li>Financial Times: <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq6cx1ecdqpubv3dxq78tbeegqpcrb170tkec1h5nj66e9p5mu68t9m5mwp4t1p5mt3gt9m74rp2c9k74rpa&amp;n=13" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq6cx1ecdqpubv3dxq78tbeegqpcrb170tkec1h5nj66e9p5mu68t9m5mwp4t1p5mt3gt9m74rp2c9k74rpa%26n%3D13&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNEDBnaV3UoG-0pmS73kRTDR7b2o7g">Greta Thunberg: Climate Change Popstar</a> (Bu makale, Şubat 2019’da sosyal medyada en çok paylaşılan haber olmuştu.)</li>
<li>South China Morning Post: Striking for the future: <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq76rvde0q66vvd5xq6axvk5xgq6ub15xtpyxbmd1jp2wvm5ngq6ub15xgq4x39cdp6abtj64w3jc9q6mqq6x3jd5npjvk75nk7ax3ne9jjurbnedu74rbcd5gjuuk1e1gpwbb9dtj6jr9df5qqax38ecpqeubcdgpq6uv9e0&amp;n=14" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq76rvde0q66vvd5xq6axvk5xgq6ub15xtpyxbmd1jp2wvm5ngq6ub15xgq4x39cdp6abtj64w3jc9q6mqq6x3jd5npjvk75nk7ax3ne9jjurbnedu74rbcd5gjuuk1e1gpwbb9dtj6jr9df5qqax38ecpqeubcdgpq6uv9e0%26n%3D14&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNHPxxNRwfnVx6mgcceZM5C62HEADw">From Australia to Japan to India, youths will skip school on March 15 to protest against climate change</a></li>
<li>New York Post: Becoming Greta: <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq6wybmd5ppawtecdqpubtj60rkjbtg68qk2e1fcdp6jvb1ehjjytvjcnu62bbmd1upwrkne9kjwu3mdnp0&amp;n=15" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq6wybmd5ppawtecdqpubtj60rkjbtg68qk2e1fcdp6jvb1ehjjytvjcnu62bbmd1upwrkne9kjwu3mdnp0%26n%3D15&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNGtRQfLq6npYEyy6NhieVsRTELCwg">‘Invisible Girl’ to Global Climate Activist, With Bumps Along the Way</a></li>
<li>Guardian: <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq78u35cxup2wk4d5gpwbk3dxpjyxvfe9p68btj60rkjbvdc5t2yc9h5xkq4tbmc4pq8u3ndth6awk75ntp6u3fdxp6eubjdgpp6v39dngq8t9dcdm62vk7cmpqerbje9mpywhdedqput9de1jpyw3ccmpp6rbe5np6ax1dehm6jvk7ecppevtdd4pp6rbeeg&amp;n=16" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq78u35cxup2wk4d5gpwbk3dxpjyxvfe9p68btj60rkjbvdc5t2yc9h5xkq4tbmc4pq8u3ndth6awk75ntp6u3fdxp6eubjdgpp6v39dngq8t9dcdm62vk7cmpqerbje9mpywhdedqput9de1jpyw3ccmpp6rbe5np6ax1dehm6jvk7ecppevtdd4pp6rbeeg%26n%3D16&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275226000&amp;usg=AFQjCNHiIJNa7WyZwdueKK2tarNCsx8NkQ">Greta Thunberg, schoolgirl climate change warrior: ‘Some people can let things go. I can’t</a></li>
<li>Washington Post:<a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq7erbkd1mpwtvmdxq70vvkegq66vvd5xq62x39dxq62v1fd1qqebb15mvq8u1dcxt62t35e9tjuwvme9mppt9dc5kp2ubeedu2urvcd5pp2x355nhpgrbecxjjutbre1p6yt35cgppjvkmdwpp2bbddxv6avb5dtu2ychg64wjyc1j5wrkabv568r3gdhrcmt2uck6c8u2uc9hcmwjue1pc5h2udb460t32c1tc5jp4c1hbxtq8vvjf4q6gx3ddgzqax3dbxu6awkd7mq36tk269j3cdb3c8rkjcr&amp;n=17" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq7erbkd1mpwtvmdxq70vvkegq66vvd5xq62x39dxq62v1fd1qqebb15mvq8u1dcxt62t35e9tjuwvme9mppt9dc5kp2ubeedu2urvcd5pp2x355nhpgrbecxjjutbre1p6yt35cgppjvkmdwpp2bbddxv6avb5dtu2ychg64wjyc1j5wrkabv568r3gdhrcmt2uck6c8u2uc9hcmwjue1pc5h2udb460t32c1tc5jp4c1hbxtq8vvjf4q6gx3ddgzqax3dbxu6awkd7mq36tk269j3cdb3c8rkjcr%26n%3D17&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275227000&amp;usg=AFQjCNERlvOS2JUmPRTBJSY0r13eQga4AQ"> How a 7th-grader’s strike against climate change exploded into a movement</a></li>
<li>Reuters: <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq74tbnehjq4wtecdqpubv1e9u6jrvccmqqawtdcdp6jvb1ehjjurv8c5q6et9df5qqax385nkq4tbmc4qq6xv5chmq6u1dedu7at35dtu2utvjcnu62wtdcdp6jvb1ehjjuwv3d1qpyv1dedu74ubbcmppevv5ecppev3fc9gprbb9chan6ju29rrn2mth9wr0&amp;n=18" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq74tbnehjq4wtecdqpubv1e9u6jrvccmqqawtdcdp6jvb1ehjjurv8c5q6et9df5qqax385nkq4tbmc4qq6xv5chmq6u1dedu7at35dtu2utvjcnu62wtdcdp6jvb1ehjjuwv3d1qpyv1dedu74ubbcmppevv5ecppev3fc9gprbb9chan6ju29rrn2mth9wr0%26n%3D18&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275227000&amp;usg=AFQjCNGUrZ9Ciu6pMoX-Cp95U4OtisH9Lg">Swedish student Greta&#8217;s climate &#8220;school strike&#8221; goes global</a></li>
</ul>
<p><a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq7erbkd1mpwtvmdxq70vvkegq66vvd5xq62x39dxq62v1fd1qqebb15mvq8u1dcxt62t35e9tjuwvme9mppt9dc5kp2ubeedu2urvcd5pp2x355nhpgrbecxjjutbre1p6yt35cgppjvkmdwpp2bbddxv6avb5dtu2ychg64wjyc1j5wrkabv568r3gdhrcmt2uck6c8u2uc9hcmwjue1pc5h2udb460t32c1tc5jp4c1hbxtq8vvjf4q6gx3ddgzqax3dbxu6awkd7mq36tk269j3cdb3c8rkjcr&amp;n=19" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq7erbkd1mpwtvmdxq70vvkegq66vvd5xq62x39dxq62v1fd1qqebb15mvq8u1dcxt62t35e9tjuwvme9mppt9dc5kp2ubeedu2urvcd5pp2x355nhpgrbecxjjutbre1p6yt35cgppjvkmdwpp2bbddxv6avb5dtu2ychg64wjyc1j5wrkabv568r3gdhrcmt2uck6c8u2uc9hcmwjue1pc5h2udb460t32c1tc5jp4c1hbxtq8vvjf4q6gx3ddgzqax3dbxu6awkd7mq36tk269j3cdb3c8rkjcr%26n%3D19&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275227000&amp;usg=AFQjCNH6apPwIoLFnhebSONXNKxMyKVKbg"> </a><strong>Türkiye:</strong></p>
<ul>
<li>Bianet: <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyrk9c5q6ax1edxt6ebv2d5gpwtbm5xjppvvcdxn6jbtj60v32cht5nx2uuvnedgpeu9dd5nprubd5nmp6ube5nnqawk5edjprbbfdduprbb7e9jqcubecmpp6ubbd5wpywhdd5q76rbedhmpeube5nnp2t35e9mpwu9dchjpeubkehmq4tb3cnkpjyg&amp;n=20" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyrk9c5q6ax1edxt6ebv2d5gpwtbm5xjppvvcdxn6jbtj60v32cht5nx2uuvnedgpeu9dd5nprubd5nmp6ube5nnqawk5edjprbbfdduprbb7e9jqcubecmpp6ubbd5wpywhdd5q76rbedhmpeube5nnp2t35e9mpwu9dchjpeubkehmq4tb3cnkpjyg%26n%3D20&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275227000&amp;usg=AFQjCNGKq_CgwfUX0-Dds24gCIqKGMfDkg">Z Kuşağı İklim için Küresel Okul Grevine Çıkıyor: İnsanlığın Kaderini Değiştireceğiz</a></li>
<li>Sözcü: <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyxvqewq76vvucdujwrvfdmq78whf68r32e9fchupwyb15xhpyrvnddp62wk4c5q2udtj5nupruv5chjjut3ndtwp2vb9f8ppyv3dcntpjvhdcnwprtbdd4pk6e1j68u32e9f&amp;n=21" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyxvqewq76vvucdujwrvfdmq78whf68r32e9fchupwyb15xhpyrvnddp62wk4c5q2udtj5nupruv5chjjut3ndtwp2vb9f8ppyv3dcntpjvhdcnwprtbdd4pk6e1j68u32e9f%26n%3D21&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275227000&amp;usg=AFQjCNFlfU6J2ZdtqeYjvlyuct5wkmXbDA">Çocuklardan 72 ülkede dünyamız ölmesin eylemi!</a></li>
<li>Yeşil Gazete: <a href="https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s=gscc2&amp;m=s_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51&amp;u=e1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6&amp;r2=d1u78w3k78qjyyb5edmprtv1f9jq8t9edxt6ebv2dhqpebtj60rkjbtg6cqk0e1fc5u6rrbk5mrk2bbtc5tpjvk4c4pqct9d64ujuvb1e9u78r9dd5nprubd5nmp6ube5nqppxbc5nkq4tbpd5q68t9f&amp;n=22" target="_blank" rel="noopener" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://gscc2.apms5.com/anywhere/m?s%3Dgscc2%26m%3Ds_14956c8b-606c-489e-82b0-1e4a91d58c51%26u%3De1jq4wvfdtfm8dth6rr32d9j5n2mccj35mu36g9k5mw34chk5mrk4dtp8t1macu38mwm6%26r2%3Dd1u78w3k78qjyyb5edmprtv1f9jq8t9edxt6ebv2dhqpebtj60rkjbtg6cqk0e1fc5u6rrbk5mrk2bbtc5tpjvk4c4pqct9d64ujuvb1e9u78r9dd5nprubd5nmp6ube5nqppxbc5nkq4tbpd5q68t9f%26n%3D22&amp;source=gmail&amp;ust=1552475275227000&amp;usg=AFQjCNG7UJ9tA_G0-GL-H5vFrG0N0fSp6g">Atlas 11 yaşında ve 15 Mart’ta iklim için okul grevinde!</a></li>
</ul>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/iklim-icin-grev-zamani-15-mart">İklim için grev zamanı: 15 Mart!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13235</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yakındoğu yaşanmaz hale gelecek</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yakindogu-yasanmaz-hale-gelecek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Aug 2017 10:50:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[çöl]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[iç çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[kum fırtınası]]></category>
		<category><![CDATA[kuraklık]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Max Planck Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sera gazı]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak hava dalgası]]></category>
		<category><![CDATA[sıcaklık]]></category>
		<category><![CDATA[yakındoğu]]></category>
		<category><![CDATA[yaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7401</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakındoğu ve Kuzey Afrika bitmek bilmeyen çatışmalar ve savaşlar yüzünden en fazla göç veren bölgelerdir. İklimbilimciler şimdi daha da karamsar bir tablo çizdiler: Yakındoğu ve Kuzey Afrika bu yüzyılın ortalarında aşırı sıcaklar yüzünden yaşanmaz hale gelecek. İklim değişiminden şimdiden çok fazla etkilenen Yakındoğu ve Kuzey Afrika’da 500 milyonun üzerinde insan yaşıyor. Akdeniz’in doğusundaki kuraklık dönemi mesela son 900 yılın en şiddetlisi ve bu bölgelerdeki aşırı sıcak günlerin sayısı 1970 yılından bu yana ikiye katlandı. Bilim insanları iklim değişimin bu bölgelerdeki çatışmaları ve savaşları da tetiklediğini düşünüyorlar. Mainz Max-Planck Kimya Enstitüsü’nden Jos Lelieveld, 21. yy’da Yakındoğu ve Kuzey Afrika’daki sıcaklıkların ne şekilde gelişeceğini önceleyerek durumun çok daha vahim bir hal alacağını gösterdi. 1986-2005 yılları arasındaki 26 iklim modeliyle elde edilen verilerden yararlanarak, 2046-2065 ve 2081-2100 yılları arasındaki iklimsel gelişmeleri hesaplayan Lelieveld’in sonuçları gerçekten de endişe verici. Dünyadaki ortalama sıcaklık sadece iki derece bile artacak olursa, Yakındoğu’daki yaz sıcaklıkları iki misli artacak ve bu yüzyılın ortalarından itibaren geceleri hava sıcaklığı 30 derecenin altına düşmeyecek. Ve sıcak günlerde ise öğlenleri 50 dereceye kadar çıkabilecek. Sonuçlar Yakındoğu ve Kuzey Afrika’daki uzun süreli sıcaklık dalgalarının ve kum fırtınalarının birçok bölgeyi yaşanmaz hale getireceğini ve insanların göçe zorlanacağını gösteriyor. Aşırı sıcaklık dalgaları gelecekte on misi daha fazla yaşanacağı gibi daha uzun süreli olacak diyor uzmanlar. Mesela 1986-2005 yılları arasında ortalama olarak on altı gün çok sıcak geçmişti. İçinde yaşadığımız yüzyılın ortalarında aşırı sıcak günlerin sayısı seksene ulaşacak, yüzyılın sonunda ise 118 günün aşırı sıcak geçmesi bekleniyor. Üstelik de bu hesaplar, sera gazı emisyonunun 2040 yılından sonra düşmesi halinde bile değişmiyor. Yakındoğu’da şimdiden çatışmalar ve kuraklık yüzünden zorlaşan yaşam koşulları yakın gelecekte daha da kötüleşecek ve bölge yaşanmaz hale gelecek. Çöl tozuyla artan hava kirliliğiyle birlikte, iklim değişimi yakın gelecekte çok daha fazla insanın bölgeden göç etmesine neden olacak. Günümüzde bile büyük bir sorun haline gelen göç dalgasıyla insanlık bakalım nasıl baş edecek. Kaynak: http://link.springer.com/article/10.1007/s10584-016-1665-6</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yakindogu-yasanmaz-hale-gelecek">Yakındoğu yaşanmaz hale gelecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yakındoğu ve Kuzey Afrika bitmek bilmeyen çatışmalar ve savaşlar yüzünden en fazla göç veren bölgelerdir. İklimbilimciler şimdi daha da karamsar bir tablo çizdiler: Yakındoğu ve Kuzey Afrika bu yüzyılın ortalarında aşırı sıcaklar yüzünden yaşanmaz hale gelecek. </strong></p>
<p>İklim değişiminden şimdiden çok fazla etkilenen Yakındoğu ve Kuzey Afrika’da 500 milyonun üzerinde insan yaşıyor. Akdeniz’in doğusundaki kuraklık dönemi mesela son 900 yılın en şiddetlisi ve bu bölgelerdeki aşırı sıcak günlerin sayısı 1970 yılından bu yana ikiye katlandı. Bilim insanları iklim değişimin bu bölgelerdeki çatışmaları ve savaşları da tetiklediğini düşünüyorlar.</p>
<p>Mainz Max-Planck Kimya Enstitüsü’nden Jos Lelieveld, 21. yy’da Yakındoğu ve Kuzey Afrika’daki sıcaklıkların ne şekilde gelişeceğini önceleyerek durumun çok daha vahim bir hal alacağını gösterdi.</p>
<p>1986-2005 yılları arasındaki 26 iklim modeliyle elde edilen verilerden yararlanarak, 2046-2065 ve 2081-2100 yılları arasındaki iklimsel gelişmeleri hesaplayan Lelieveld’in sonuçları gerçekten de endişe verici. Dünyadaki ortalama sıcaklık sadece iki derece bile artacak olursa, Yakındoğu’daki yaz sıcaklıkları iki misli artacak ve bu yüzyılın ortalarından itibaren geceleri hava sıcaklığı 30 derecenin altına düşmeyecek. Ve sıcak günlerde ise öğlenleri 50 dereceye kadar çıkabilecek.</p>
<p>Sonuçlar Yakındoğu ve Kuzey Afrika’daki uzun süreli sıcaklık dalgalarının ve kum fırtınalarının birçok bölgeyi yaşanmaz hale getireceğini ve insanların göçe zorlanacağını gösteriyor. Aşırı sıcaklık dalgaları gelecekte on misi daha fazla yaşanacağı gibi daha uzun süreli olacak diyor uzmanlar. Mesela 1986-2005 yılları arasında ortalama olarak on altı gün çok sıcak geçmişti. İçinde yaşadığımız yüzyılın ortalarında aşırı sıcak günlerin sayısı seksene ulaşacak, yüzyılın sonunda ise 118 günün aşırı sıcak geçmesi bekleniyor. Üstelik de bu hesaplar, sera gazı emisyonunun 2040 yılından sonra düşmesi halinde bile değişmiyor.</p>
<p>Yakındoğu’da şimdiden çatışmalar ve kuraklık yüzünden zorlaşan yaşam koşulları yakın gelecekte daha da kötüleşecek ve bölge yaşanmaz hale gelecek. Çöl tozuyla artan hava kirliliğiyle birlikte, iklim değişimi yakın gelecekte çok daha fazla insanın bölgeden göç etmesine neden olacak. Günümüzde bile büyük bir sorun haline gelen göç dalgasıyla insanlık bakalım nasıl baş edecek.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://link.springer.com/article/10.1007/s10584-016-1665-6">http://link.springer.com/article/10.1007/s10584-016-1665-6</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/yakindogu-yasanmaz-hale-gelecek">Yakındoğu yaşanmaz hale gelecek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7401</post-id>	</item>
		<item>
		<title>‘Gönder’ tuşu&#8230; Öncesi ve sonrası</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/gonder-tusu-oncesi-sonrasi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Apr 2017 11:37:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[astronomi]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[bilim insanı]]></category>
		<category><![CDATA[birinci yaş]]></category>
		<category><![CDATA[biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[CBT]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[dergi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital kültür]]></category>
		<category><![CDATA[doğan kuban]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[gönder]]></category>
		<category><![CDATA[güncel tıp]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kurmak]]></category>
		<category><![CDATA[HBT]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<category><![CDATA[köşegen]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[ofis]]></category>
		<category><![CDATA[önce]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[sonra]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenebilir enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6082</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dergimizin, 40 metrekarelik küçücük ofiste hazırlanan sayfalarını basıma yollamak için 54 kez “gönder” tuşuna bastık. Bu yazı o 54 “gönder” tuşunun kısa bir öyküsü&#8230; Her seferinde aynı heyecan, aynı coşku ve keyifle&#8230; Sizlerden aldığımız güç ve destekle. Bu yüzden gururla iyi ki doğdun Herkese Bilim Teknoloji diyebiliyoruz. Hani denir ya&#8230; Göz açıp kapayıncaya kadar&#8230; Biz de bir baktık 1. yılımızı dolduruvermişiz. 2016 yılı 1 Nisan’da Herkese Bilim Teknoloji dergimizin ilk sayısına “Mükemmel bir dergi yapmak zordur, hatta imkânsızdır da&#8230; Ama iyi ve okunurluğu yüksek bir dergi yapmaya çalışmak&#8230; En doğrusu bu olsa gerek. Sürekli öyle bir çaba içinde olduğumuzu ve olacağımızı söyleyebiliriz. Söz!” diye başlamıştık. Sözümüzü tutmaya çalıştık&#8230; Dergimizin hazırlandığı 40 metrekarelik küçücük ofiste haftanın en yoğun günü hep pazartesileri olur. Çünkü her Pazartesi akşamı dergi  basım için matbaaya gönderilir. Kapak tasarımında seçenekler üzerinden bir kez daha geçilmesi, eksik makalelerin tamamlanması, düzeltiler, yeni bir haberin sayfalara girecek olması ya da kimi zaman bir yeni gelişme üzerine dergi kapağının tamamen değişmesi&#8230; Koşuşturma, iş hanının kepenkleri indirmesine dakikalar kala görsel yönetmenimiz Tüles Hasdemir’in sayfaları baskının yapılacağı matbaaya yolladığı “gönder” tuşuna basmasıyla önce bir rahatlama duygusuna bırakır ama hemen akabinde yerini “acaba baskı nasıl olacak, renklerde sorun yaşanacak mı” soruları alır. Nefes almadan Salı sabahı bir sonraki derginin hazırlığına başlarız. Reyhan Oksay, elinde yabancı yayınlardan seçtiği yeni yazılar ile dalar içeri heyecanla… Rita ve Nilgün çoktan yazılarını çevirilerini yollamışlardır bile. Orhan Bursalı akademisyenlerden gelen makaleleri okuyup düzenleyip gönderir&#8230; Yeni sayının içerik toplantısını ve sayfa planlamasını yaparız birlikte. Öğle saatlerinde Ayhan içinde basılmış dergiden birkaç paketin olduğu lacivert bavulu ile girer içeri. Ayhan Pazartesi gecesi dağıtım şirketine gidip, etiketleri alan ve onlarla matbaaya geçen basım sırasında nezaret eden arkadaşımız. Geceyi uykusuz geçiren Ayhan uyumak için evine dönerken Ali gelir. Basılı abonelerimizin eline derginin Cuma gününe kadar geçmesi için hummalı bir çalışmaya girişirler Fulya ile birlikte. Dergiler şeffaf poşetlere konur, adres etiketleri yapıştırılır ve Ali PTT’ye yetiştirir. Cemre haberleri hazırlamaya girişir. Mercan sosyal medyada paylaşımları yapar. Ve bu rutin hep tekrarlanır&#8230; İki “gönder” tuşu arasındaki bir hafta işte böyle geçiyor. Bu şekilde 54 haftayı geride bıraktık bile. Bilim, sonsuz bir dünya. Ve de evrensel. İçine daldığımız her bir konu yeni kapıları da beraberinde açıyor, yeni soruları da beraberinde getiriyor. Buna bir de ülkemizin ancak bilimsel ve teknolojik üretim sistemi ile kalkınabileceği, ancak bu temelde özgür düşüncenin inşa edilebileceği gerçeğini katalım. İşte dergimizin her sayısını bu çerçevede hazırlamaya çalıştık. Hazırlarken biz de öğrendik. Öğrendikçe keyif aldık&#8230; 1 Nisan 2016’da ilk sayımızın hazırlıkları sürerken Türkiye peş peşe bombalı intihar saldırıları ile boğuşuyordu. Bu yüzden kapağımızı “Sıradan bir insan terör eylemcisine nasıl dönüşür?” sorusunun yanıtına ayırmış; bilim insanlarının bu konudaki araştırmalarına yer vermiştik. Amacımız içinde bulunduğumuz gündeme bir de bilimin çerçevesinden bakabilmekti. Benzer bakış açısını hep korumaya çalıştık. İlk sentetik bakterinin üretilmesi ile yapay yaşama geçişin ilk basamağına çıkıldığından tutun, 4. Sanayi Devrimi’ne ve robotların yakın gelecekte hayatımızdaki rollerine, siber suçlardan, bakterilerin direnç kazanmasına kadar&#8230; Antropoloji, arkeoloji, astronomi, beslenme, beyin araştırmaları, biyoloji, eğitim, çevre ve iklim, enerji ve illa ki yenilenebilir enerji, fizik, evrim tabii ki, psikoloji, mimari ve diğerleri&#8230; Biliyorsunuz, Herkese Bilim Teknoloji, Cumhuriyet’in 30 yıllık dergisi Cumhuriyet Bilim Teknoloji’yi kapatma kararının ardından doğdu. Siz okurlarımızdan aldığımız destekle yola çıktı ekip; geçen bir yıl boyunca yazar kadromuz genişledi; ayrıca yeni çalışanlar katıldı aramıza. İki çınarımız her hafta hiç sektirmeden bizimle oldular: Doğan Kuban kültür ve bilim üzerine her hafta yazıları ile yeni ufuklar açarken, Bozkurt Güvenç Köşegen’den seslendi bizlere. Ali Akurgal ve Müfit Akyos dönüşmeli olarak yazıları ile bilim ve sanayi ilişkisine, inovasyona değindiler. Bayram Ali Eşiyok ekonomi politikaları ve kalkınma konularında ışık tuttu. Mustafa Çetiner’in Güncel Tıp’ı sağlığın gizemli dehlizlerini aralarken, Tanol Türkoğlu Dijital Kültür ile seslendi&#8230; Adı üzerinde: Herkese Bilim Teknoloji… Yeni seslere, yeni yazarlara, akademik dünyanın yazılarına,  yeni katkılara kapımız hep açık oldu: Tevfik Uyar ve Can Gürses… Ve tabii Hande Özdinler… Tabii Serdar Kıykıoğlu, Erdal Musoğlu, Türker Kılıç&#8230; İddialıyız: Daha iyi görebilmek için estetik isteyen adamın öyküsünü başka yerde bulamazsınız. Tıpkı uzak değil yakın bir gelecekte sofranıza gelmesi muhtemel 7 böceğin neler olduğunu da&#8230; Başarılı bilim insanlarımız daima dergimizin objektifinde oldu. Aziz Sancar yolu ilk açandı belki ama Koç Vakfı Bilim Ödülü’nü kazanan Kamil Uğurbil’i gururla kapağımıza taşıdık. Tıpkı genç bilim kadını Canan Dağdeviren gibi… Sıklıkla dile getirdiğimiz bir söz var: “Biz geleceği kuruyoruz”. Çünkü HBT dünyada ve ülkemizde yaşanan siyasi karmaşaların, krizlerin, korkuların dışında bir dünyanın varlığını hepimize hatırlatıyor. Bilimsel bilgi, eleştirel düşünce temelinde bir bilgi deposu gibi. Ve yine sıklıkla gelecek vurgusu yapıyoruz dergide: “Geleceğin iyi bir lideri nasıl olmalıdır?”dan tutun, DNA’nın bilgi ve verilemizi saklayabileceğimiz önemli bir biyolojik bellek kutusu olması gibi&#8230; Bu yüzden eğitim ve eğitim politikaları bu derginin temel konularından biri. “Çocuklara felsefe yapmayı öğreten psikoloji, mutlu çocuklar yetiştirmenin 10 bilimsel yolu, PISA sonuçlarının değerlendirmeleri, geleceğin meslekleri, 21. yüzyıla uygun eğitim nasıl olmalı” gibi başlıklar ilk anda aklıma gelenler. 1 yılda 54 kez gönder tuşuna bastık. Her seferinde aynı heyecan, aynı coşku ve keyifle&#8230; Sizlerden aldığımız güç ve destekle. Bu yüzden gururla iyi ki doğdun Herkese Bilim Teknoloji diyebiliyoruz. Nice mutlu yıllara&#8230; Hayal kurun! Düşünün, 92 yaşında bir adam. Önce 2500 kişinin katıldığı “Hayal Et” temalı TEDx zirvesine gidiyor ve yaşları 22 ila 35 arasında değişen gençlere 45 dakika boyunca konferans veriyor. Sonra oradan çıkıyor İki Bilge Konferansı’na katılıyor. Bu kez oradaki yaş ortalaması 50 ve üstü bir topluluğa konuşuyor. Sonsuz enerjiye sahip bir çınardan, Doğan Kuban hocadan bahsediyorum. Bozkurt Güvenç rahatsızlığı nedeniyle bu kez İki Bilge söyleşilerine katılamadığı için Doğan hoca konuştu; Orhan Bursalı ile birlikte. İlginç tesadüf zamanlamaydı. Dergimizin yayın hayatına geçtiği 1 Nisan’ın yıldönümüne denk geldi söyleşi. Biz de okurlarımızla kutladık doğum günümüzü. HBT’nin de bir hayalin gerçeğe dönüşmesinin bilincinde olarak&#8230; Peki, ne dedi Doğan hoca? Özetleyelim: Hayal kurmak uygarlığın temelidir. Fakat gerçekleşebilecek hayaller kurun. Felsefe, matematik, resim, heykel, müzik yoksa uygarlık da yoktur. Ve önemli bir noktaya dikkat çekti: “Soru sormak zamanı geldi. Soru sormalı herkes”. Örneğin İstanbul sokaklarındaki insanların 15 milyonu “istatistik” sözcüğünü biliyor mu? Ya da halkın kaçta kaçı “referandum” sözcüğünün anlamını biliyor? Bu halk fakir olduğunun bilincinde mi? Bildiği halde kayıtsız kalması kendi geleceği için gerçekten tehlikeli değil mi? Özlem Yüzak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/gonder-tusu-oncesi-sonrasi">‘Gönder’ tuşu&#8230; Öncesi ve sonrası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dergimizin, 40 metrekarelik küçücük ofiste hazırlanan sayfalarını basıma yollamak için 54 kez “gönder” tuşuna bastık. Bu yazı o 54 “gönder” tuşunun kısa bir öyküsü&#8230; Her seferinde aynı heyecan, aynı coşku ve keyifle&#8230; Sizlerden aldığımız güç ve destekle. Bu yüzden gururla <strong>iyi ki doğdun Herkese Bilim Teknoloji </strong>diyebiliyoruz.</em></p>
<p>Hani denir ya&#8230; Göz açıp kapayıncaya kadar&#8230; Biz de bir baktık 1. yılımızı dolduruvermişiz. 2016 yılı 1 Nisan’da Herkese Bilim Teknoloji dergimizin ilk sayısına “Mükemmel bir dergi yapmak zordur, hatta imkânsızdır da&#8230; Ama iyi ve okunurluğu yüksek bir dergi yapmaya çalışmak&#8230; En doğrusu bu olsa gerek. Sürekli öyle bir çaba içinde olduğumuzu ve olacağımızı söyleyebiliriz. Söz!” diye başlamıştık. Sözümüzü tutmaya çalıştık&#8230;</p>
<p>Dergimizin hazırlandığı 40 metrekarelik küçücük ofiste haftanın en yoğun günü hep pazartesileri olur. Çünkü her Pazartesi akşamı dergi  basım için matbaaya gönderilir. Kapak tasarımında seçenekler üzerinden bir kez daha geçilmesi, eksik makalelerin tamamlanması, düzeltiler, yeni bir haberin sayfalara girecek olması ya da kimi zaman bir yeni gelişme üzerine dergi kapağının tamamen değişmesi&#8230; Koşuşturma, iş hanının kepenkleri indirmesine dakikalar kala görsel yönetmenimiz Tüles Hasdemir’in sayfaları baskının yapılacağı matbaaya yolladığı “gönder” tuşuna basmasıyla önce bir rahatlama duygusuna bırakır ama hemen akabinde yerini “acaba baskı nasıl olacak, renklerde sorun yaşanacak mı” soruları alır. Nefes almadan Salı sabahı bir sonraki derginin hazırlığına başlarız. Reyhan Oksay, elinde yabancı yayınlardan seçtiği yeni yazılar ile dalar içeri heyecanla… Rita ve Nilgün çoktan yazılarını çevirilerini yollamışlardır bile. Orhan Bursalı akademisyenlerden gelen makaleleri okuyup düzenleyip gönderir&#8230; Yeni sayının içerik toplantısını ve sayfa planlamasını yaparız birlikte. Öğle saatlerinde Ayhan içinde basılmış dergiden birkaç paketin olduğu lacivert bavulu ile girer içeri. Ayhan Pazartesi gecesi dağıtım şirketine gidip, etiketleri alan ve onlarla matbaaya geçen basım sırasında nezaret eden arkadaşımız. Geceyi uykusuz geçiren Ayhan uyumak için evine dönerken Ali gelir. Basılı abonelerimizin eline derginin Cuma gününe kadar geçmesi için hummalı bir çalışmaya girişirler Fulya ile birlikte. Dergiler şeffaf poşetlere konur, adres etiketleri yapıştırılır ve Ali PTT’ye yetiştirir. Cemre haberleri hazırlamaya girişir. Mercan sosyal medyada paylaşımları yapar. Ve bu rutin hep tekrarlanır&#8230; İki “gönder” tuşu arasındaki bir hafta işte böyle geçiyor. Bu şekilde 54 haftayı geride bıraktık bile.</p>
<p>Bilim, sonsuz bir dünya. Ve de evrensel. İçine daldığımız her bir konu yeni kapıları da beraberinde açıyor, yeni soruları da beraberinde getiriyor. Buna bir de ülkemizin ancak bilimsel ve teknolojik üretim sistemi ile kalkınabileceği, ancak bu temelde özgür düşüncenin inşa edilebileceği gerçeğini katalım. İşte dergimizin her sayısını bu çerçevede hazırlamaya çalıştık. Hazırlarken biz de öğrendik. Öğrendikçe keyif aldık&#8230;</p>
<p>1 Nisan 2016’da ilk sayımızın hazırlıkları sürerken Türkiye peş peşe bombalı intihar saldırıları ile boğuşuyordu. Bu yüzden kapağımızı “Sıradan bir insan terör eylemcisine nasıl dönüşür?” sorusunun yanıtına ayırmış; bilim insanlarının bu konudaki araştırmalarına yer vermiştik. Amacımız içinde bulunduğumuz gündeme bir de bilimin çerçevesinden bakabilmekti. Benzer bakış açısını hep korumaya çalıştık. İlk sentetik bakterinin üretilmesi ile yapay yaşama geçişin ilk basamağına çıkıldığından tutun, 4. Sanayi Devrimi’ne ve robotların yakın gelecekte hayatımızdaki rollerine, siber suçlardan, bakterilerin direnç kazanmasına kadar&#8230; Antropoloji, arkeoloji, astronomi, beslenme, beyin araştırmaları, biyoloji, eğitim, çevre ve iklim, enerji ve illa ki yenilenebilir enerji, fizik, evrim tabii ki, psikoloji, mimari ve diğerleri&#8230;</p>
<p>Biliyorsunuz, Herkese Bilim Teknoloji, Cumhuriyet’in 30 yıllık dergisi Cumhuriyet Bilim Teknoloji’yi kapatma kararının ardından doğdu. Siz okurlarımızdan aldığımız destekle yola çıktı ekip; geçen bir yıl boyunca yazar kadromuz genişledi; ayrıca yeni çalışanlar katıldı aramıza. İki çınarımız her hafta hiç sektirmeden bizimle oldular: Doğan Kuban kültür ve bilim üzerine her hafta yazıları ile yeni ufuklar açarken, Bozkurt Güvenç <em>Köşegen</em>’den seslendi bizlere. Ali Akurgal ve Müfit Akyos dönüşmeli olarak yazıları ile bilim ve sanayi ilişkisine, inovasyona değindiler. Bayram Ali Eşiyok ekonomi politikaları ve kalkınma konularında ışık tuttu. Mustafa Çetiner’in <em>Güncel Tıp</em>’ı sağlığın gizemli dehlizlerini aralarken, Tanol Türkoğlu <em>Dijital Kültür</em> ile seslendi&#8230;</p>
<p>Adı üzerinde: Herkese Bilim Teknoloji… Yeni seslere, yeni yazarlara, akademik dünyanın yazılarına,  yeni katkılara kapımız hep açık oldu: Tevfik Uyar ve Can Gürses… Ve tabii Hande Özdinler… Tabii Serdar Kıykıoğlu, Erdal Musoğlu, Türker Kılıç&#8230;</p>
<p>İddialıyız: Daha iyi görebilmek için estetik isteyen adamın öyküsünü başka yerde bulamazsınız. Tıpkı uzak değil yakın bir gelecekte sofranıza gelmesi muhtemel 7 böceğin neler olduğunu da&#8230; Başarılı bilim insanlarımız daima dergimizin objektifinde oldu. Aziz Sancar yolu ilk açandı belki ama Koç Vakfı Bilim Ödülü’nü kazanan Kamil Uğurbil’i gururla kapağımıza taşıdık. Tıpkı genç bilim kadını Canan Dağdeviren gibi…</p>
<p>Sıklıkla dile getirdiğimiz bir söz var: “Biz geleceği kuruyoruz”. Çünkü HBT dünyada ve ülkemizde yaşanan siyasi karmaşaların, krizlerin, korkuların dışında bir dünyanın varlığını hepimize hatırlatıyor. Bilimsel bilgi, eleştirel düşünce temelinde bir bilgi deposu gibi. Ve yine sıklıkla gelecek vurgusu yapıyoruz dergide: “Geleceğin iyi bir lideri nasıl olmalıdır?”dan tutun, DNA’nın bilgi ve verilemizi saklayabileceğimiz önemli bir biyolojik bellek kutusu olması gibi&#8230; Bu yüzden eğitim ve eğitim politikaları bu derginin temel konularından biri. “Çocuklara felsefe yapmayı öğreten psikoloji, mutlu çocuklar yetiştirmenin 10 bilimsel yolu, PISA sonuçlarının değerlendirmeleri, geleceğin meslekleri, 21. yüzyıla uygun eğitim nasıl olmalı” gibi başlıklar ilk anda aklıma gelenler.</p>
<p>1 yılda 54 kez gönder tuşuna bastık. Her seferinde aynı heyecan, aynı coşku ve keyifle&#8230; Sizlerden aldığımız güç ve destekle. Bu yüzden gururla iyi ki doğdun Herkese Bilim Teknoloji diyebiliyoruz. Nice mutlu yıllara&#8230;</p>
<p><strong>Hayal kurun!</strong></p>
<p>Düşünün, 92 yaşında bir adam. Önce 2500 kişinin katıldığı “Hayal Et” temalı TEDx zirvesine gidiyor ve yaşları 22 ila 35 arasında değişen gençlere 45 dakika boyunca konferans veriyor. Sonra oradan çıkıyor İki Bilge Konferansı’na katılıyor. Bu kez oradaki yaş ortalaması 50 ve üstü bir topluluğa konuşuyor. Sonsuz enerjiye sahip bir çınardan, Doğan Kuban hocadan bahsediyorum. Bozkurt Güvenç rahatsızlığı nedeniyle bu kez İki Bilge söyleşilerine katılamadığı için Doğan hoca konuştu; Orhan Bursalı ile birlikte. İlginç tesadüf zamanlamaydı. Dergimizin yayın hayatına geçtiği 1 Nisan’ın yıldönümüne denk geldi söyleşi. Biz de okurlarımızla kutladık doğum günümüzü. HBT’nin de bir hayalin gerçeğe dönüşmesinin bilincinde olarak&#8230; Peki, ne dedi Doğan hoca? Özetleyelim: Hayal kurmak uygarlığın temelidir. Fakat gerçekleşebilecek hayaller kurun. Felsefe, matematik, resim, heykel, müzik yoksa uygarlık da yoktur. Ve önemli bir noktaya dikkat çekti: “Soru sormak zamanı geldi. Soru sormalı herkes”. Örneğin İstanbul sokaklarındaki insanların 15 milyonu “istatistik” sözcüğünü biliyor mu? Ya da halkın kaçta kaçı “referandum” sözcüğünün anlamını biliyor? Bu halk fakir olduğunun bilincinde mi? Bildiği halde kayıtsız kalması kendi geleceği için gerçekten tehlikeli değil mi?</p>
<p><strong>Özlem Yüzak</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/gonder-tusu-oncesi-sonrasi">‘Gönder’ tuşu&#8230; Öncesi ve sonrası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6082</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
