<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>naci görür arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/naci-gorur/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/naci-gorur</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Jul 2023 11:47:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Son zaman dilimi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/son-zaman-dilimi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Akurgal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 May 2023 11:07:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali Akurgal]]></category>
		<category><![CDATA[17 Ağustos 1999]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. ahmet mete ışıkara]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. naci görür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29540</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Naci Görür, bir TV kanalına verdiği demeçte, Marmara’da beklenen deprem için, “Artık deprem ne zaman olacak diye sormaya gerek yok” demiş1. Eklemiş: “Ne yönetimde ne halkta deprem kültürü yok”. Mezarında rahat uyusun, Prof. Ahmet Mete Işıkara bu kültürü oluşturmak için çok uğraşmıştı, bilimi, halka indirmeye, anlatmaya çocuklardan başlamıştı. Çok doğru bir yaklaşımdı. Çocuklar ona “deprem dede” sıfatını uygun görmüşlerdi. O çocuklar günümüzde işe yeni başlayan (ya da iş arayan) gençler. 5-10 sene sonra, “karar verici” görevlere geldikleri zaman, yönetimde deprem kültürü oluşup oluşmayacağına bakabiliriz. Deprem kültürü Kişilerde deprem kültürü oluşturma, gene çocuk yaşta iken ediniliyor. Daha doğrusu, çocuklar bu konuda eğitiliyor. Kişisel olarak bana deprem bilincimi, babaannem vermiştir. 8-10 yaşlarındayken, birkaç yaz, tatili Sakarya Akyazı’daki çiftliğinde geçirmiştim. Orada yayık çalkalayarak yağ yapmak, inekleri suya götürmek, harman yerinde öküzlerin çektiği düven üzerinde ağırlık niyetine oturmak, harman savruluşunu seyretmek, şeker pancarı söküldüğünde saplarını kesmek gibi insana çok şey öğreten, aslında basit teknoloji işlerle karşılaştım. Örneğin, yayıkta yağ yapmak, uygun tempoda ileri geri çalkalandığı zaman bir sıvının içinde dağıtık şekilde askıda duran parçacıkların, bir diğerine tutunup “yumaklaşması” üzerine kurulu. Seneler sonra, aynı tekniği pis su arıtmada, su içerisine dağılmış pisliğin yumaklaşma yöntemiyle birleştirilip bir sıyıraçla toplanmasında gördüğümde bana hiç de yabancı gelmemişti. Gene, harman savrulurken, daha hafif olan samanın, ufak esinti nedeniyle öteye, daha ağır olan buğday tanelerinin ise savrulduğu yerin dibine düştüğünü görmüştüm. Bu tekniğin, sanayide bir kısım ayırma işlerinde kullanıldığını da mühendis gözüyle daha ileri yaşlarda gözlemledim. Öğrendiklerim Akyazı deprem kuşağının üzerinde. Her an deprem olabilir. Babaannem, senelerdir orada yaşadığından sıkı bir deprem kültürü edinmişti. Her gece beni ve kardeşimi yatırırken iki şeyi kontrol ederdi. Biri, üst kattan aşağı inen merdivenin tam karşısındaki bahçeye çıkan kapının duvar tarafında ayakkabılarımız, yan yana burunları dışarı bakar şekilde konmuş, ceketimiz de tam üzerine asılmış mı? Böylece bir depremde telaş içinde dışarı çıkmaya koşarken “yalın ayak başı kabak” dışarı uğramayıp, gerekli koruma önlemleri ile dışarı çıkmamızı sağlamaya çalışırdı. Diğer kontrol ettiği, yataklarımızın baş tarafı ile duvar arasında bir karış bir boşluk olmasına dikkat etmesi: böylece ahşap kafes üzerine basit sıva ile oluşturulmuş duvarın, depremde yerinden koparak düştüğünde, başımıza değil, aradaki boşluktan yere düşmesini sağlamaya çalışırdı. Bir de bilinçaltıma kazınmış farkında olmadığım öğrettikleri var. Bunları 1999 depremi olduğunda fark ettim. Örneğin, ben kapı arkalarına uzun sopalı süpürge gibi nesnelerin konulmasından “hoşlanmam”. Bunları oradan alıp daha uygun yerlere taşırdım senelerce. 1999 depreminde, bir uzun süpürge sopası kapının arkasında devrilip, bir yerlere sıkışıp, kapıyı açılmaz kıldığında, artık eşimde de bu kültür yerleşti. Öğrenmeyi öğrenmek Okullar, aslında “öğrenmeyi öğreneceğimiz yerler”. Ama biz, bunları farklı şekilde kullanıp “öğreneceklerimizi öğreneceğimiz yerler”, kısaca bilgi kaynağı olarak kullanıyoruz. Bilgi kaynağı “sayısal devrim”den önce kütüphanelerdi, kitaplardı. Günümüzde bunlar internet üzerine taşındığından, artık kaynaklarımız internette. Bize de kalıyor, gerekli bilgileri buradan bulup çıkartıp değerlendirip özümsemek. Kısaca öğrenme kültürü. Okullarda öğretilmesi gereken, kanımca bundan ibaret. Salgın sırasında ailelerin eve kapanması, ev halkından herkesin, okul çağındakilere bu öğrenme kültürünü aşılaması için güzel bir fırsattı. Bunu ne kadar yapabildik zaman gösterecek. Tıpkı “deprem dede”nin vermeye çalıştığı deprem kültürünü ne kadar verebildiği gibi. Ali Akurgal 1 https://haberglobal.com.tr/gundem/elazig-depremini-bilen-naci-gorur-istanbul-depremi-hakkinda-konustu-58742</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/son-zaman-dilimi">Son zaman dilimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Naci Görür, bir TV kanalına verdiği demeçte, Marmara’da beklenen deprem için, <strong>“Artık deprem ne zaman olacak diye sormaya gerek yok”</strong> demiş<a class="sdfootnoteanc" href="#sdfootnote1sym" name="sdfootnote1anc"><sup>1</sup></a>. Eklemiş: “Ne yönetimde ne halkta deprem kültürü yok”.</p>
<p>Mezarında rahat uyusun, Prof. Ahmet Mete Işıkara bu kültürü oluşturmak için çok uğraşmıştı, bilimi, halka indirmeye, anlatmaya çocuklardan başlamıştı. Çok doğru bir yaklaşımdı. Çocuklar ona “deprem dede” sıfatını uygun görmüşlerdi. O çocuklar günümüzde işe yeni başlayan (ya da iş arayan) gençler. 5-10 sene sonra, “karar verici” görevlere geldikleri zaman, yönetimde deprem kültürü oluşup oluşmayacağına bakabiliriz.</p>
<p><strong>Deprem kültürü</strong></p>
<p>Kişilerde deprem kültürü oluşturma, gene çocuk yaşta iken ediniliyor. Daha doğrusu, çocuklar bu konuda eğitiliyor. Kişisel olarak bana deprem bilincimi, babaannem vermiştir. 8-10 yaşlarındayken, birkaç yaz, tatili Sakarya Akyazı’daki çiftliğinde geçirmiştim. Orada yayık çalkalayarak yağ yapmak, inekleri suya götürmek, harman yerinde öküzlerin çektiği düven üzerinde ağırlık niyetine oturmak, harman savruluşunu seyretmek, şeker pancarı söküldüğünde saplarını kesmek gibi insana çok şey öğreten, aslında basit teknoloji işlerle karşılaştım.</p>
<p>Örneğin, yayıkta yağ yapmak, uygun tempoda ileri geri çalkalandığı zaman bir sıvının içinde dağıtık şekilde askıda duran parçacıkların, bir diğerine tutunup “yumaklaşması” üzerine kurulu.</p>
<p>Seneler sonra, aynı tekniği pis su arıtmada, su içerisine dağılmış pisliğin yumaklaşma yöntemiyle birleştirilip bir sıyıraçla toplanmasında gördüğümde bana hiç de yabancı gelmemişti.</p>
<p>Gene, harman savrulurken, daha hafif olan samanın, ufak esinti nedeniyle öteye, daha ağır olan buğday tanelerinin ise savrulduğu yerin dibine düştüğünü görmüştüm. Bu tekniğin, sanayide bir kısım ayırma işlerinde kullanıldığını da mühendis gözüyle daha ileri yaşlarda gözlemledim.</p>
<p><strong>Öğrendiklerim</strong></p>
<p>Akyazı deprem kuşağının üzerinde. Her an deprem olabilir. Babaannem, senelerdir orada yaşadığından sıkı bir deprem kültürü edinmişti. Her gece beni ve kardeşimi yatırırken iki şeyi kontrol ederdi. Biri, üst kattan aşağı inen merdivenin tam karşısındaki bahçeye çıkan kapının duvar tarafında ayakkabılarımız, yan yana burunları dışarı bakar şekilde konmuş, ceketimiz de tam üzerine asılmış mı? Böylece bir depremde telaş içinde dışarı çıkmaya koşarken “yalın ayak başı kabak” dışarı uğramayıp, gerekli koruma önlemleri ile dışarı çıkmamızı sağlamaya çalışırdı.</p>
<p>Diğer kontrol ettiği, yataklarımızın baş tarafı ile duvar arasında bir karış bir boşluk olmasına dikkat etmesi: böylece ahşap kafes üzerine basit sıva ile oluşturulmuş duvarın, depremde yerinden koparak düştüğünde, başımıza değil, aradaki boşluktan yere düşmesini sağlamaya çalışırdı.</p>
<p>Bir de bilinçaltıma kazınmış farkında olmadığım öğrettikleri var. Bunları 1999 depremi olduğunda fark ettim. Örneğin, ben kapı arkalarına uzun sopalı süpürge gibi nesnelerin konulmasından “hoşlanmam”. Bunları oradan alıp daha uygun yerlere taşırdım senelerce. 1999 depreminde, bir uzun süpürge sopası kapının arkasında devrilip, bir yerlere sıkışıp, kapıyı açılmaz kıldığında, artık eşimde de bu kültür yerleşti.</p>
<p><strong>Öğrenmeyi öğrenmek</strong></p>
<p>Okullar, aslında “öğrenmeyi öğreneceğimiz yerler”. Ama biz, bunları farklı şekilde kullanıp “öğreneceklerimizi öğreneceğimiz yerler”, kısaca bilgi kaynağı olarak kullanıyoruz. Bilgi kaynağı “sayısal devrim”den önce kütüphanelerdi, kitaplardı. Günümüzde bunlar internet üzerine taşındığından, artık kaynaklarımız internette. Bize de kalıyor, gerekli bilgileri buradan bulup çıkartıp değerlendirip özümsemek. Kısaca öğrenme kültürü.</p>
<p>Okullarda öğretilmesi gereken, kanımca bundan ibaret. Salgın sırasında ailelerin eve kapanması, ev halkından herkesin, okul çağındakilere bu öğrenme kültürünü aşılaması için güzel bir fırsattı. Bunu ne kadar yapabildik zaman gösterecek. Tıpkı “deprem dede”nin vermeye çalıştığı deprem kültürünü ne kadar verebildiği gibi.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong></p>
<div id="sdfootnote1">
<p class="sdfootnote"><strong><a class="sdfootnotesym" href="#sdfootnote1anc" name="sdfootnote1sym">1</a> <span style="color: #12bf9c;"><a href="https://haberglobal.com.tr/gundem/elazig-depremini-bilen-naci-gorur-istanbul-depremi-hakkinda-konustu-58742">https://haberglobal.com.tr/gundem/elazig-depremini-bilen-naci-gorur-istanbul-depremi-hakkinda-konustu-58742</a></span></strong></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/son-zaman-dilimi">Son zaman dilimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29540</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zamana karşı yarış: 5 yıllık acil kurtarma planı</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/zamana-karsi-yaris-5-yillik-acil-kurtarma-plani</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2023 05:30:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[algler]]></category>
		<category><![CDATA[arama]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derin orhon]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[kedi]]></category>
		<category><![CDATA[korku]]></category>
		<category><![CDATA[kurtarma]]></category>
		<category><![CDATA[meraklı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29122</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden neredeyse 1,5 ay geçti. Bile bile gelen deprem ihmalkarlığı, denetimsizliği ve rant üzerine kurulu sistemin yıkıcılığını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serdi. Acılar hala dipdiri ve çok büyük. Doğu illerimizde yaşanan depremler fay hatlarının üzerinde olan Türkiye’nin bu gerçeğe artık kesinlikle farkı bakmasının, ötelememesinin ve bilimsel yaklaşmasının ne denli önemli olduğunu ortaya koydu. Önümüzde olacağı kesin ama zamanı belli olmayan İstanbul depremi var. Ülke nüfusunun dörtte birinin yığıldığı bu mega kentte yaşanabilecekleri hayal etmek bile ürkütücü. HBT bilim yayıncılığı ile deprem konusunda görevini yerine getiriyor: 3 yetkin isim Prof. Derin Orhon, Prof. Naci Görür ve Prof. Seval Sözen Herkese Bilim Teknoloji dergisi için haftalardır depremi bilim gözlüğü ile irdeliyor ve önerilerini sıralıyorlar. Bu hafta da çok önemli bir çalışma yaptılar ve İstanbul’un deprem anatomisini ortaya koydular. İşte geçen on yıllarda yapılanlar ve yapılmayanlar. Zamana karşı bir yarış söz konusu ve bilim bakın 5 yıllık acil kurtarma planı ile hepimize neler diyor? Müfit Akyos, “Yabancı afet yardım ekiplerinin kurdukları çadırlı merkezleri mahcubiyetten kızgınlığa uzanan duygular içinde dikkatle izledim” diyerek deprem gözlemlerini aktarıyor. Ergun Akleman bilim tarihini karikatürize ettiği çizgileri ile artık yeniden aramızda&#8230; ‘Dünya 20. yüzyılda savaş ve şiddet içinde yaşadı. 40 yaşını geçenler dünyayı şiddet bağlamında algılarlar. Politik söylem şiddet içeriyor. Aklını yitiren dünyada güncel haber cinayetler, nefret ve kin söylemidir. Bu ortamda demokrasi sözcüğü içeriksiz bir çiklet sakızıdır. İnsanlığın görsel belleği vahşetle dolu. Birbirlerini kurşunlayan, bıçaklayan, döven, işkence yapan insanlar&#8230;’ Doğan Kuban&#8217;ın ‘Gençlik Hazinesinin Barış ve Hoşgörü Çağrısı” başlıklı eski yazısı ibretlik derslerle dolu. Metaverse öldü mü? Facebook’un metaverse macerasına son verdiği ve odağını yapay zekayı koyduğu söyleniyor. Tanol Türkoğlu ‘Dijital (Z)atlılar Dijüsküdar’ı geçerken…’ yazısında bu konuyu ile alırken, Enver Kumbasar yapay zekanın hukuk alanında kullanımı üzerine yazdı. En kullanışlı silah: Korku ile yönetmek Dünyada şimdilerde korku kültürü baskın durumda. Yazılı medya, sosyal medya, filmler, diziler, reklamlar, okullarda eğitim sistemleri, işyerlerinde yönetim stratejileri, siyasal rejimler bu korku atmosferini sürekli besliyor. Peki korkunun yaşantımızda bir engel oluşturmasını nasıl engelleyebiliriz? Reyhan Oksay, Prof. Dr. Emre Erdoğan’a sorularını yöneltti. Tınaz Titiz, ‘Korkmama Özgürlüğü”nü sorguladığı yazısında “Korkmama özgürlüğü aslında ne kadar önemli. ABD kurucu ilkelerinin içine girecek kadar niçin önemsendiğini ve de bizim halâ bu gerçeği fark etmeden nasıl yaşadığımızı sorguluyorum” diyor. Erken emeklilik bilişsel çöküşü hızlandırıyor Erken emeklilik güzel ama&#8230; İşin bir de ‘ama’sı var, çünkü yapılan araştırmalar bilişsel çöküşü hızlandırabildiğini gösteriyor. Ünlü Keops piramidinde gizemli bir mekan keşfedildi. Dünyanın 7 harikasından biri olan Keops’ta bulunan bu mekana, 4500 yıldan bu yana ayak basılmadığı anlaşıldı. Nilgün Özbaşaran Dede derledi. Mustafa Çetiner’in yazısı 14 Mart Tıp Bayramı üzerine. Çetiner ‘Ülkemizin yakaladığı yeni umutlar ve Cumhuriyetimizin 100. yılının coşkusuyla bu yıl 14 Mart Tıp Bayramı daha bir bayram havasında geçecek diye bekliyorum’ diyor. Hava kirliliği böbrekler için de zararlı… Dünyada yılda üç milyondan fazla kişinin ölümü hava kirliliğine bağlı. Hava kirliliği ile böbrek hastalıkları arasındaki ilişkiyi gösteren araştırmaların sayısı artıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sema Tülay Köz “Böbrek hastalıkları riskini azaltmak için de temiz bir hava mücadelesi vermeliyiz’ diye yazıyor. Yerbilim-Gökbilim &#8211; 2 önemli keşif: Biri ayaklarımızın altındaki Dünya. Yaşadığımız gezegen. Diğeri gözümüzü diktiğimiz gökyüzü. Evrenin sonsuzluğu içinde yeni keşifler&#8230; Bilim insanları her ikisinde de şaşırtıcı bulgularla karşılaşıyorlar. İşten bunlardan ikisi&#8230; Dünya’nın içinde yeni bir tabaka bulunmuş olabilir. Ve gökbilimcilerin keşfettiği mevcut teorilere meydan okuyan ‘yasak gezegen’. Batuhan Sarıcan derledi. Kültür Üniversitesi’nden Özge Özkök Şişman dijital reklamcılıkta sesli kültürün nasıl yükselişe geçtiğini ve podcast reklamcılığını anlattı. Derimiz neden kırışıyor? Kırışıklıkların bir suçlusu da deri mikrobiyomumuz mu? Derimiz yirmili yaşların ortalarından başlayarak yavaş yavaş esnekliğini ve dolgunluğunu yitirmeye başlar. Bunun nedeni henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak yeni bir araştırma, yüzümüzde barınan mikroorganizmaların bu süreçle bir bağlantısı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi. İkinci bir kediyi sahiplenirken nelere dikkat etmeli? Kediler, özellikle yetişkin olduklarında diğer kedilerle yeni ilişkiler kurmakta zorlanabileceğinden, kedileriniz arasında yakın bir arkadaşlık hiçbir zaman olmayabilir. Peki neler yapmalısınız? Hayvanlar Dünyası’nda. Geleceğin süper besini: Mikro algler. Alglerin gıda potansiyeli yıllardır biliniyor. İklim değişikliği, ormansızlaşma ve artan dünya nüfusuyla birlikte protein üretimini daha verimli hale getirmenin yollarını arayan bilim gözünü alglere dikti. Peki neler yapılıyor? Murat Altaş’ın hazırladığı Bilim ve Beslenme’de. Rüzgar niye eser? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. Saç stres yüzünden beyazlar mı? Meraklının Köşesi’nde.. Alzheimer için yeni umut mu? Mars’da neden şimdiye kadar yaşam bulunamadı? Tuvalet kağıtlarındaki tehlike nedir? 3D ile yapay kemik basılabilir mi? Araştırma Gündemi’nde&#8230; *** Elimizden geldiği kadar haftalık ilginç bilim haberlerini, yorumlarını, fotoğraflarını, tabii ki depremi, bulmacası ve karikatürleriyle bir kültürel zenginlik sunuyoruz size. Ülkemizde tek, dünyada da böyle haftalık bir dergi sayılı. Satışını 500-1000 artırırsak, maddi bakımdan zorlanmayacağız, ekside kalınca ya ne yapalım demeyeceğiz, geliri giderine denk hatta bir basamak üzerine çıkartacağız ve daha rahat edeceğiz. Çevrenize önerin, bilgi temelli şirketlerimiz toplum alımlarla çalışanlarının dünyayı gerçek boyutuyla kavramasına yardımcı olabilirler. Niye olmasın&#8230; Sevgiyle ve bilimde kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/zamana-karsi-yaris-5-yillik-acil-kurtarma-plani">Zamana karşı yarış: 5 yıllık acil kurtarma planı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29119 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/kpp-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/kpp-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/kpp.jpg 800w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" /><span style="color: #000000;">Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden neredeyse 1,5 ay geçti. Bile bile gelen deprem ihmalkarlığı, denetimsizliği ve rant üzerine kurulu sistemin yıkıcılığını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serdi. Acılar hala dipdiri ve çok büyük. Doğu illerimizde yaşanan depremler fay hatlarının üzerinde olan Türkiye’nin bu gerçeğe artık kesinlikle farkı bakmasının, ötelememesinin ve bilimsel yaklaşmasının ne denli önemli olduğunu ortaya koydu. Önümüzde olacağı kesin ama zamanı belli olmayan İstanbul depremi var. Ülke nüfusunun dörtte birinin yığıldığı bu mega kentte yaşanabilecekleri hayal etmek bile ürkütücü. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">HBT bilim yayıncılığı ile deprem konusunda görevini yerine getiriyor:</span></p>
<p><span style="color: #000000;">3 yetkin isim Prof. <strong>Derin Orhon</strong>, Prof. <strong>Naci Görür</strong> ve Prof. <strong>Seval Sözen</strong> <em>Herkese Bilim Teknoloji</em> dergisi için haftalardır depremi bilim gözlüğü ile irdeliyor ve önerilerini sıralıyorlar. Bu hafta da çok önemli bir çalışma yaptılar ve İstanbul’un deprem anatomisini ortaya koydular. İşte geçen on yıllarda yapılanlar ve yapılmayanlar. Zamana karşı bir yarış söz konusu ve bilim bakın 5 yıllık acil kurtarma planı ile hepimize neler diyor? </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Müfit Akyos, “Yabancı afet yardım ekiplerinin kurdukları çadırlı merkezleri mahcubiyetten kızgınlığa uzanan duygular içinde dikkatle izledim” diyerek deprem gözlemlerini aktarıyor. Ergun Akleman bilim tarihini karikatürize ettiği çizgileri ile artık yeniden aramızda&#8230; </span></p>
<p><span style="color: #000000;">‘Dünya 20. yüzyılda savaş ve şiddet içinde yaşadı. 40 yaşını geçenler dünyayı şiddet bağlamında algılarlar. Politik söylem şiddet içeriyor. Aklını yitiren dünyada güncel haber cinayetler, nefret ve kin söylemidir. Bu ortamda demokrasi sözcüğü içeriksiz bir çiklet sakızıdır. İnsanlığın görsel belleği vahşetle dolu. Birbirlerini kurşunlayan, bıçaklayan, döven, işkence yapan insanlar&#8230;’ Doğan Kuban&#8217;ın ‘Gençlik Hazinesinin Barış ve Hoşgörü Çağrısı” başlıklı eski yazısı ibretlik derslerle dolu. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Metaverse öldü mü? Facebook’un metaverse macerasına son verdiği ve odağını yapay zekayı koyduğu söyleniyor. Tanol Türkoğlu ‘Dijital (Z)atlılar Dijüsküdar’ı geçerken…’ yazısında bu konuyu ile alırken, Enver Kumbasar yapay zekanın hukuk alanında kullanımı üzerine yazdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">En kullanışlı silah: Korku ile yönetmek</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünyada şimdilerde korku kültürü baskın durumda. Yazılı medya, sosyal medya, filmler, diziler, reklamlar, okullarda eğitim sistemleri, işyerlerinde yönetim stratejileri, siyasal rejimler bu korku atmosferini sürekli besliyor. Peki korkunun yaşantımızda bir engel oluşturmasını nasıl engelleyebiliriz? Reyhan Oksay, Prof. Dr. Emre Erdoğan’a sorularını yöneltti. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tınaz Titiz, ‘Korkmama Özgürlüğü”nü sorguladığı yazısında “Korkmama özgürlüğü aslında ne kadar önemli. ABD kurucu ilkelerinin içine girecek kadar niçin önemsendiğini ve de bizim halâ bu gerçeği fark etmeden nasıl yaşadığımızı sorguluyorum” diyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Erken emeklilik bilişsel çöküşü hızlandırıyor</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Erken emeklilik güzel ama&#8230; İşin bir de ‘ama’sı var, çünkü yapılan araştırmalar bilişsel çöküşü hızlandırabildiğini gösteriyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ünlü Keops piramidinde gizemli bir mekan keşfedildi. Dünyanın 7 harikasından biri olan Keops’ta bulunan bu mekana, 4500 yıldan bu yana ayak basılmadığı anlaşıldı. Nilgün Özbaşaran Dede derledi.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Mustafa Çetiner’in yazısı 14 Mart Tıp Bayramı üzerine. Çetiner ‘Ülkemizin yakaladığı yeni umutlar ve Cumhuriyetimizin 100. yılının coşkusuyla bu yıl 14 Mart Tıp Bayramı daha bir bayram havasında geçecek diye bekliyorum’ diyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hava kirliliği böbrekler için de zararlı…</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünyada yılda üç milyondan fazla kişinin ölümü hava kirliliğine bağlı. Hava kirliliği ile böbrek hastalıkları arasındaki ilişkiyi gösteren araştırmaların sayısı artıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sema Tülay Köz “Böbrek hastalıkları riskini azaltmak için de temiz bir hava mücadelesi vermeliyiz’ diye yazıyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yerbilim-Gökbilim &#8211; 2 önemli keşif: Biri ayaklarımızın altındaki Dünya. Yaşadığımız gezegen. Diğeri gözümüzü diktiğimiz gökyüzü. Evrenin sonsuzluğu içinde yeni keşifler&#8230; Bilim insanları her ikisinde de şaşırtıcı bulgularla karşılaşıyorlar. İşten bunlardan ikisi&#8230; Dünya’nın içinde yeni bir tabaka bulunmuş olabilir. Ve gökbilimcilerin keşfettiği mevcut teorilere meydan okuyan ‘yasak gezegen’. Batuhan Sarıcan derledi. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kültür Üniversitesi’nden Özge Özkök Şişman dijital reklamcılıkta sesli kültürün nasıl yükselişe geçtiğini ve podcast reklamcılığını anlattı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Derimiz neden kırışıyor?</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kırışıklıkların bir suçlusu da deri mikrobiyomumuz mu? Derimiz yirmili yaşların ortalarından başlayarak yavaş yavaş esnekliğini ve dolgunluğunu yitirmeye başlar. Bunun nedeni henüz tam olarak bilinmiyor. Ancak yeni bir araştırma, yüzümüzde barınan mikroorganizmaların bu süreçle bir bağlantısı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İkinci bir kediyi sahiplenirken nelere dikkat etmeli? Kediler, özellikle yetişkin olduklarında diğer kedilerle yeni ilişkiler kurmakta zorlanabileceğinden, kedileriniz arasında yakın bir arkadaşlık hiçbir zaman olmayabilir. Peki neler yapmalısınız? Hayvanlar Dünyası’nda. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Geleceğin süper besini: Mikro algler. Alglerin gıda potansiyeli yıllardır biliniyor. İklim değişikliği, ormansızlaşma ve artan dünya nüfusuyla birlikte protein üretimini daha verimli hale getirmenin yollarını arayan bilim gözünü alglere dikti. Peki neler yapılıyor? Murat Altaş’ın hazırladığı Bilim ve Beslenme’de. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Rüzgar niye eser? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. Saç stres yüzünden beyazlar mı? Meraklının Köşesi’nde.. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Alzheimer için yeni umut mu? Mars’da neden şimdiye kadar yaşam bulunamadı? Tuvalet kağıtlarındaki tehlike nedir? 3D ile yapay kemik basılabilir mi? Araştırma Gündemi’nde&#8230; </span></p>
<p>***</p>
<p><span style="color: #000000;">Elimizden geldiği kadar haftalık ilginç bilim haberlerini, yorumlarını, fotoğraflarını, tabii ki depremi, bulmacası ve karikatürleriyle bir kültürel zenginlik sunuyoruz size. Ülkemizde tek, dünyada da böyle haftalık bir dergi sayılı. Satışını 500-1000 artırırsak, maddi bakımdan zorlanmayacağız, ekside kalınca ya ne yapalım demeyeceğiz, geliri giderine denk hatta bir basamak üzerine çıkartacağız ve daha rahat edeceğiz.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Çevrenize önerin, bilgi temelli şirketlerimiz toplum alımlarla çalışanlarının dünyayı gerçek boyutuyla kavramasına yardımcı olabilirler. Niye olmasın&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Sevgiyle ve bilimde kalın.</span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/zamana-karsi-yaris-5-yillik-acil-kurtarma-plani">Zamana karşı yarış: 5 yıllık acil kurtarma planı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29122</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depremin son ihtarı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 12:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derin orhon]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hatay]]></category>
		<category><![CDATA[ihtar]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[plan]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[yıkım]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29081</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sorsanız yetkili der ki: &#8220;Artık gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız. Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada… Yetkin mühendislik sistemi acilen getirilmeli: Türkiye’deki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Bu, yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verilmesinden farksızdır. Türkiye yine büyük bir deprem olayı yaşadı. Kahramanmaraş merkezli geniş bir bölge art arda gelen çok şiddetli iki depreme maruz kaldı. Bilinmesine ve defalarca ikaz edilmesine karşın, birincisinde 60, ikincisinde 45 saniye sarsıntı neticesinde bir afete, yüreğimizi yakan bir felakete dönüştü. Zaman içinde akıllarda ne kalacak? (1) İnsanımızın tek yürek halinde uzanan yardım, destek ve şefkat eli. Bu çok az millete nasip olabilen bir haslet ve Gazi Paşa’nın oluşturduğu Kuva-yi Milliye ruhunun açık bir göstergesi. (2) Tüm arama-kurtarma ekiplerinin olağan üstü çabası ve isimsiz kahramanlar olarak verdikleri insanlık dersi. (3) Yöre halkının çaresizliği ve feryadı! Gerisi sayılarla ifade edilemeyecek bir insanlık dramı idi ve bu dram yüreklerimizi parçalayarak günlerdir devam ediyor. Çürük düzeni değiştirmeliyiz Afetin perdesini aralayarak baktığımızda, ortaya yetkililerin ve halkın üzerini kaplamış olan büyük bir bilmezlik örtüsü ortaya çıkıyor. Depremden korunma olgusunun çok boyutlu bir bilimsel yaklaşım gerektirdiği, deprem mühendisliği, afet yönetimi ve çevre bilimleri alanlarının da en az jeoloji kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam kavranmış değil. Felaketin gelişme boyutu “Konuya ne kadar hazırlıklıyız?” sorusunun çok anlamsız kaldığını açıkça gösterdi. Şu anda bir yetkiliye sorsak eminiz şu cevabı alırız &#8220;Gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız. Bu yaklaşımın ilk adımında vizyonumuzu yeniden tanımlamak gerekir: Bizler herhangi bir çalışmayı çoğunlukla “Ağaca bakmaktan ormanı görmüyorsunuz” ifadesi ile eleştiririz. Deprem felaketinde bu ifadeyi tersine çevirerek işe başlamak gerekir: “Ormana bakmaktan ağacı göz ardı ediyoruz”, yani felaketi sayılarla tanımlarken bir canın değerini görmüyoruz. O halde, bizim için deprem bir bina olacak; o bina içine çok sevdiğimiz bir insanı yerleştirerek binaya hayat kazandıracağız ve o hayatı koruyacağız: Dolayısıyla, bu vizyon içinde amacımız “bir canı kurtarmak” olacak! Enkaz altında kaybettiği kızının elini saatlerce bırakamayan baba, bu felaketin yüreğimizi sızlatan simge görüntüsü idi. Irmak kızımızın elini hepimiz gönlümüzde hissedersek, belki de bu umursamazlık perdesini yırtabiliriz. Gelin birlikte o canı kurtaralım!.. Neden yıkımlar bu denli büyük oluyor? Nerelerde yanlış yaptık? sorusuna yapılarla ilgili aşağıdaki temel bir bilgi ile yaklaşalım: Her proje bir risk taşır; yapılarda da can kaybı riski ve yapısal hasar riski söz konusudur. Ülkemizdeki bilgi birikimi yapılarımızı can kaybı riskini ortadan kaldıracak ve hasar riskini en aza indirecek şekilde projelendirmeye ve inşa etmeye yeterlidir. Daha basit bir tanımla, bina ayakta kalır can kaybı olmaz. Depreme dirençli yerleşim bölgeleri bu şekilde oluşmalıdır. O halde neden bunu sağlayamıyoruz? Hangi eksikliklerimiz bu depremde olduğu gibi, kentsel alanların yıkılmasına, yok olmasına yol açıyor? Cevap son derece basit: Ya proje yanlış, ya inşaat sırasında çalıyoruz, ya kaçak bölümler yapıyoruz, ya kullanırken kolon kesiyoruz ve kesinlikle bu süreci denetlemiyoruz. Şimdi bu yanlışlıklar dizisini adım adım inceleyelim. Mevzuat tamam, ama… Mevzuat ve projelendirme yöntemi bakımından ülkemiz şu anda tüm gelişmiş ülkelerle yarışabilecek durumda: İlk deprem yönetmeliği, hepimizde iz bırakmış olan 1999 Gölcük depreminden iki yıl önce 1997’de düzenlendi; 2007’de güçlendirme ve performans değerlendirmesi esaslarını da içerecek şekilde yenilendi; 2018’de “deprem bölgeleri tehlike haritası” ile birlikte daha da gelişti; bu harita projelendirme adımı için hayati bir önem taşıyor çünkü koordinatları ile belirlenecek her mevki için deprem (spektral) ivmeleri veriyor; haritadan bulunan ivme, seçilen mevki için geçerli zemin sınıflandırmasını yansıtan bir katsayı ile çarpılarak, tasarımda kullanılacak ivmenin değeri elde ediliyor. Bu nedenle zemin etüdü her yapı projesi öncesinde zorunlu. Tüm projeler için sorumlu bir mühendis (proje müellifi) ya da aynı sorumluluğu üstenmiş olan bir müteahhit var. Yönetmelik ayrıca tescilli firmalar tarafından yürütülen bir yapı denetim zorunluluğu getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar denetim firması müteahhit tarafından seçilebiliyordu (komik ama gerçek); şu anda Çevre Bakanlığı tarafından kura ile tespit edilmeye başlandı. 2000 öncesi binalar kötü mü? Yönetmelik denince, yöneticiler de dahil herkesin aklına sadece yukarıda sözü edilen 2018 yönetmeliği geliyor; hatta değişik çevrelerde 2000 yılı öncesi ve sonrası yapılmış olan binalar tartışılıyor: Bu yanlış bir yaklaşım. Ülkemizdeki deprem yönetmeliklerin geçmişi çok eskidir: 1939 Erzincan depremi ile birlikte yayınlanan talimatnamelerden sonra, 1947 de “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmeliği daha sonra 1953, 1961, 1968, 1975 ve bildiğimiz 1997, 2007, 2018 deprem yönetmelikleri izlemiştir. Bu durumda, yapımız 2000 yılından önce yapılmıştır; bu nedenle depreme dayanır mı? endişesi çok anlam taşımaz, çünkü iyi mühendislik görmüş ve özenli inşa edilmiş bir bina büyük bir olasılıkla ayakta kalır ve can kaybına neden olmaz. O halde, neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü, tekrar edelim: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Yıkılanların yarısı yeni bina Bu noktada, “2000 yılından sonra yapılan binalar hasar görmedi” iddia ve tartışmasına geri dönelim: TÜİK verilerine göre depremden etkilenen 10 ilin dokuzunda binaların en az %50’si bu tarihten sonra inşa edilmiş olduğu görülüyor; bu oran Şanlıurfa’da %61, büyük hasar gören Hatay’da %50. Yıkılan binaların kimliği ve yaşı, tespiti çok kolay olmasına karşın, henüz açıklanmadı. Ancak yaşanan yıkımın mertebesine bu veriler ışığında bakıldığında iddianın geçersiz olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) ön değerlendirme raporunda şu tespite yer verilmiştir: “Ancak daha sonraki yıllarda yapılan, hatta birkaç yıl önce yapılan bazı binaların da ne yazık ki göçtüğü veya ağır hasar aldığı tespit edilmiştir. Yeni deprem yönetmelikleri ile tasarlanmış, hazır beton ve nervürlü inşaat demiri kullanılmış, diğer taraftan yapı denetim hizmeti görmüş olması gereken bu binaların yıkılması kamuoyunda da hayretle karşılanmış ve herkeste başka bir travma yaratmıştır” [1]. Bu tür gözlemler 2000 yılından sonraki yapılaşma ile yeni enkazlar mı yaratıyoruz? endişe ve kaygısına yol açmaktadır. Yetkin mühendislik şart Gelelim konunun bel kemiğini teşkil eden yapı projelendirme ve denetim adımlarında sorun var mı sorusuna: Ülkemizdeki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Dünyada bu uygulamanın benzerini bulmak mümkün değildir: A.B.D.’de bu yetki sadece “professional engineering” İngiltere’de de “chartered engineering” adları altında “bilgi ve deneyimlerini sınavla ispatlamış yetkin mühendisler”e verilmektedir. Uygulamanın vahametini gözümüzde canlandırabilmek için yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verildiğini düşünelim. Proje ve yapım denetimini üstlenen firmalar da çoğunlukla bilgi düzeyi yetersiz ve deneyimsiz mühendis tabanı ile çalıştıkları için, genellikle “teftiş fırçası” olarak iş yapar görünürler. “Bu doğru değil” diyebilecek olanların yaşadığımız depremin görüntülerine bakmaları yeterlidir. 23 yıl önce gündemdeydi ama uygulanmadı Aslında, yetkin/uzman mühendislik konusu tam 23 yıl önce gündeme gelmiştir: 2000 yılında yayınlanan 595 ve 601 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile, yeni yapı denetim sisteminin insan kaynağı altyapısını oluşturmak üzere, “uzman mühendislik” sistemi getirilmiştir. Ancak bu kararnameler hukuki nedenlerle AYM tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra, 2011 yılında yürürlüğe giren “UDSEP-Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda” [2] en geç 2017 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, “Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır” ifadesine yer verilerek “sorumlu kuruluş” olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev yerine getirilmemiştir. Halkımızın çok haklı olarak acı içinde sorguladığı “yerel yönetim ve merkezi yönetim yaşadığımız felaketin neresinde, konusunun cevabı maalesef bilgi yetersizliğinin getirdiği çaresizlik duygusunun ötesine gidememektedir. Bu bölümün sonucu olarak, konunun duayeni Prof.Dr. Nuray Aydınoğlu’nun ifadesi ile [3]: “Bu ülkede özellikle konut inşaatı süreci ezelden beri, işi bilsin bilmesin herkesin el attığı, rekor sayıda müteahhidin cirit attığı, hiçbir kalifikasyonu olmayan deneyimsiz mühendisliğin, en ucuz işçiliğin kullanıldığı, depreme direnecek taşıyıcı sistemin inşaatına ironik olarak “kaba inşaat” dediğimiz, yapı denetimi dâhil her şeyin usulüne göre yapıldığı varsayımına dayalı bir umursamazlıkla, herkesin dışarıdan izlediği “kaba” bir faaliyet olagelmiştir. Bir başucu kitabı değerindeki bu belgeyi herkesin okumasını şiddetle öneririz. Konunun benzer önemi haiz diğer önemli yönlerine müteakip yazılarımızda değineceğiz. Derin Orhon, İTÜ İnşaat Fakültesi eski Dekanı, orhon@itu.edu.tr Seval Sözen, İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, sozens@itu.edu.tr Naci Görür, İTÜ Maden Fakültesi eski Dekanı, gorurna@gmail.com Kaynak: [1] İMO’dan depreme ilişkin “ön değerlendirme” raporu: Denetimsizlik asıl sorun. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imodan-depreme-iliskin-on-degerlendirme-raporu-yikimlarin-baslica-etkeni-imar-affi-2051730. 16.02.2023 erişim. [2]Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı. https://www.afad.gov.tr/kurumlar/afad.gov.tr/2403/files/udsep_1402013_kitap.pdf. [3] Aydınoğlu, M. N.(2021). Deprem ve Binalarımız. İstanbul’un Deprem Gerçeği. İBB Kültür A.Ş. ısbn 978-625-7288-57-6. *Bu yazı, 23 Şubat 2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="tr-TR">Sorsanız yetkili der ki: &#8220;Artık gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız.</span></p>
<p><span lang="da-DK">Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada…</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Yetkin mühendislik sistemi acilen getirilmeli: Türkiye’deki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu </span><span lang="da-DK">inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendisler</span><span lang="tr-TR">in yerine getirmesine izin vermektedir. Bu dehşet verici bir uygulamadır. Bu, yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verilmesinden farksızdır.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Türkiye yine büyük bir deprem olayı yaşadı. Kahramanmaraş merkezli geniş bir bölge art arda gelen çok şiddetli iki depreme maruz kaldı. Bilinmesine ve defalarca ikaz edilmesine karşın, birincisinde 60, ikincisinde 45 saniye sarsıntı neticesinde bir afete, yüreğimizi yakan bir felakete dönüştü. Zaman içinde akıllarda ne kalacak?</span></p>
<p><span lang="tr-TR">(1) İnsanımızın tek yürek halinde uzanan yardım, destek ve şefkat eli. Bu çok az millete nasip olabilen bir haslet ve Gazi Paşa’nın oluşturduğu Kuva-yi Milliye ruhunun açık bir göstergesi.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">(2) Tüm arama-kurtarma ekiplerinin olağan üstü çabası ve isimsiz kahramanlar olarak verdikleri insanlık dersi. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">(3) Yöre halkının çaresizliği ve feryadı! Gerisi sayılarla ifade edilemeyecek bir insanlık dramı idi ve bu dram yüreklerimizi parçalayarak günlerdir devam ediyor.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Çürük düzeni değiştirmeliyiz</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Afetin perdesini aralayarak baktığımızda, ortaya yetkililerin ve halkın üzerini kaplamış olan büyük bir bilmezlik örtüsü ortaya çıkıyor. Depremden korunma olgusunun çok boyutlu bir bilimsel yaklaşım gerektirdiği, deprem mühendisliği, afet yönetimi ve çevre bilimleri alanlarının da en az jeoloji kadar önemli olduğu ne yazık ki hala tam kavranmış değil. Felaketin gelişme boyutu “Konuya ne kadar hazırlıklıyız?” sorusunun çok anlamsız kaldığını açıkça gösterdi. Şu anda bir yetkiliye sorsak eminiz şu cevabı alırız &#8220;Gerekli dersleri aldık, tüm çalışmalara derhal başlıyoruz.&#8221; Bunun böyle olmayacağını biliyoruz. O halde, bu “çürük düzeni” sıfırdan başlayarak yeniden oluşturmalıyız.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu yaklaşımın ilk adımında vizyonumuzu yeniden tanımlamak gerekir: Bizler herhangi bir çalışmayı çoğunlukla “Ağaca bakmaktan ormanı görmüyorsunuz” ifadesi ile eleştiririz. Deprem felaketinde bu ifadeyi tersine çevirerek işe başlamak gerekir: “Ormana bakmaktan ağacı göz ardı ediyoruz”, yani felaketi sayılarla tanımlarken bir canın değerini görmüyoruz. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">O halde, bizim için deprem bir bina olacak; o bina içine çok sevdiğimiz bir insanı yerleştirerek binaya hayat kazandıracağız ve o hayatı koruyacağız: Dolayısıyla, bu vizyon içinde amacımız “bir canı kurtarmak” olacak! Enkaz altında kaybettiği kızının elini saatlerce bırakamayan baba, bu felaketin yüreğimizi sızlatan simge görüntüsü idi. Irmak kızımızın elini hepimiz gönlümüzde hissedersek, belki de bu umursamazlık perdesini yırtabiliriz. Gelin birlikte o canı kurtaralım!.. </span></p>
<p><span lang="tr-TR"><strong>Neden yıkımlar bu denli büyük oluyor?</strong> </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Nerelerde yanlış yaptık? sorusuna yapılarla ilgili aşağıdaki temel bir bilgi ile yaklaşalım: Her proje bir risk taşır; yapılarda da can kaybı riski ve yapısal hasar riski söz konusudur. Ülkemizdeki bilgi birikimi yapılarımızı can kaybı riskini ortadan kaldıracak ve hasar riskini en aza indirecek şekilde projelendirmeye ve inşa etmeye yeterlidir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Daha basit bir tanımla, bina ayakta kalır can kaybı olmaz. Depreme dirençli yerleşim bölgeleri bu şekilde oluşmalıdır.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">O halde neden bunu sağlayamıyoruz? Hangi eksikliklerimiz bu depremde olduğu gibi, kentsel alanların yıkılmasına, yok olmasına yol açıyor? Cevap son derece basit: Ya proje yanlış, ya inşaat sırasında çalıyoruz, ya kaçak bölümler yapıyoruz, ya kullanırken kolon kesiyoruz ve kesinlikle bu süreci denetlemiyoruz. Şimdi bu yanlışlıklar dizisini adım adım inceleyelim.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Mevzuat tamam, ama…</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Mevzuat ve projelendirme yöntemi bakımından ülkemiz şu anda tüm gelişmiş ülkelerle yarışabilecek durumda: İlk deprem yönetmeliği, hepimizde iz bırakmış olan 1999 Gölcük depreminden iki yıl önce 1997’de düzenlendi; 2007’de güçlendirme ve performans değerlendirmesi esaslarını da içerecek şekilde yenilendi; 2018’de “deprem bölgeleri tehlike haritası” ile birlikte daha da gelişti; bu harita projelendirme adımı için hayati bir önem taşıyor çünkü koordinatları ile belirlenecek her mevki için deprem (spektral) ivmeleri veriyor; haritadan bulunan ivme, seçilen mevki için geçerli zemin sınıflandırmasını yansıtan bir katsayı ile çarpılarak, tasarımda kullanılacak ivmenin değeri elde ediliyor. Bu nedenle zemin etüdü her yapı projesi öncesinde zorunlu. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Tüm projeler için sorumlu bir mühendis (proje müellifi) ya da aynı sorumluluğu üstenmiş olan bir müteahhit var. Yönetmelik ayrıca tescilli firmalar tarafından yürütülen bir yapı denetim zorunluluğu getiriyor. Birkaç yıl öncesine kadar denetim firması müteahhit tarafından seçilebiliyordu (komik ama gerçek); şu anda Çevre Bakanlığı tarafından kura ile tespit edilmeye başlandı. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">2000 öncesi binalar kötü mü?</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Yönetmelik denince, yöneticiler de dahil herkesin aklına sadece yukarıda sözü edilen 2018 yönetmeliği geliyor; hatta değişik çevrelerde 2000 yılı öncesi ve sonrası yapılmış olan binalar tartışılıyor: Bu yanlış bir yaklaşım. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ülkemizdeki deprem yönetmeliklerin geçmişi çok eskidir: 1939 Erzincan depremi ile birlikte yayınlanan talimatnamelerden sonra, 1947 de “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği” yürürlüğe konulmuştur. Bu yönetmeliği daha sonra 1953, 1961, 1968, 1975 ve bildiğimiz 1997, 2007, 2018 deprem yönetmelikleri izlemiştir.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu durumda, yapımız 2000 yılından önce yapılmıştır; bu nedenle depreme dayanır mı? endişesi çok anlam taşımaz, çünkü iyi mühendislik görmüş ve özenli inşa edilmiş bir bina büyük bir olasılıkla ayakta kalır ve can kaybına neden olmaz. O halde, neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Çünkü, tekrar edelim:</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve işçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yıkılanların yarısı yeni bina</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu noktada, “2000 yılından sonra yapılan binalar hasar görmedi” iddia ve tartışmasına geri dönelim: TÜİK verilerine göre depremden etkilenen 10 ilin dokuzunda binaların en az %50’si bu tarihten sonra inşa edilmiş olduğu görülüyor; bu oran Şanlıurfa’da %61, büyük hasar gören Hatay’da %50. Yıkılan binaların kimliği ve yaşı, tespiti çok kolay olmasına karşın, henüz açıklanmadı. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak yaşanan yıkımın mertebesine bu veriler ışığında bakıldığında iddianın geçersiz olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Nitekim İnşaat Mühendisleri Odası’nın (İMO) ön değerlendirme raporunda şu tespite yer verilmiştir: “Ancak daha sonraki yıllarda yapılan, hatta birkaç yıl önce yapılan bazı binaların da ne yazık ki göçtüğü veya ağır hasar aldığı tespit edilmiştir. Yeni deprem yönetmelikleri ile tasarlanmış, hazır beton ve nervürlü inşaat demiri kullanılmış, diğer taraftan yapı denetim hizmeti görmüş olması gereken bu binaların yıkılması kamuoyunda da hayretle karşılanmış ve herkeste başka bir travma yaratmıştır” [1]. Bu tür gözlemler 2000 yılından sonraki yapılaşma ile yeni enkazlar mı yaratıyoruz? endişe ve kaygısına yol açmaktadır.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Yetkin mühendislik şart</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Gelelim konunun bel kemiğini teşkil eden yapı projelendirme ve denetim adımlarında sorun var mı sorusuna: Ülkemizdeki mevzuat, yapı tasarım hizmeti ve sorumluluğunu inşaat mühendisliği dalında asgari lisans diploması sahibi olan mühendislerin yerine getirmesine izin vermektedir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu dehşet verici bir uygulamadır. Dünyada bu uygulamanın benzerini bulmak mümkün değildir: A.B.D.’de bu yetki sadece “professional engineering” İngiltere’de de “chartered engineering” adları altında “bilgi ve deneyimlerini sınavla ispatlamış yetkin mühendisler”e verilmektedir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Uygulamanın vahametini gözümüzde canlandırabilmek için yeni mezun olmuş pratisyen hekime bir açık kalp ameliyatı yetkisi verildiğini düşünelim. Proje ve yapım denetimini üstlenen firmalar da çoğunlukla bilgi düzeyi yetersiz ve deneyimsiz mühendis tabanı ile çalıştıkları için, genellikle “teftiş fırçası” olarak iş yapar görünürler. “Bu doğru değil” diyebilecek olanların yaşadığımız depremin görüntülerine bakmaları yeterlidir. </span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">23 yıl önce gündemdeydi ama uygulanmadı</span></strong></p>
<p><span lang="tr-TR">Aslında, yetkin/uzman mühendislik konusu tam 23 yıl önce gündeme gelmiştir: 2000 yılında yayınlanan 595 ve 601 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile, yeni yapı denetim sisteminin insan kaynağı altyapısını oluşturmak üzere, “uzman mühendislik” sistemi getirilmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Ancak bu kararnameler hukuki nedenlerle AYM tarafından iptal edilmiştir. Daha sonra, 2011 yılında yürürlüğe giren “UDSEP-Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda” [2] en geç 2017 yılına kadar gerçekleştirilmek üzere, “Yetkin veya profesyonel mühendislik uygulamasının yaşama geçirilmesi sağlanacaktır” ifadesine yer verilerek “sorumlu kuruluş” olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev yerine getirilmemiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Halkımızın çok haklı olarak acı içinde sorguladığı “yerel yönetim ve merkezi yönetim yaşadığımız felaketin neresinde, konusunun cevabı maalesef bilgi yetersizliğinin getirdiği çaresizlik duygusunun ötesine gidememektedir.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bu bölümün sonucu olarak, konunun duayeni Prof.Dr. Nuray Aydınoğlu’nun ifadesi ile [3]: </span></p>
<p>“<span lang="tr-TR">Bu ülkede özellikle konut inşaatı süreci ezelden beri, işi bilsin bilmesin herkesin el attığı, rekor sayıda müteahhidin cirit attığı, hiçbir kalifikasyonu olmayan deneyimsiz mühendisliğin, en ucuz işçiliğin kullanıldığı, depreme direnecek taşıyıcı sistemin inşaatına ironik olarak “kaba inşaat” dediğimiz, yapı denetimi dâhil her şeyin usulüne göre yapıldığı varsayımına dayalı bir umursamazlıkla, herkesin dışarıdan izlediği “kaba” bir faaliyet olagelmiştir. </span></p>
<p><span lang="tr-TR">Bir başucu kitabı değerindeki bu belgeyi herkesin okumasını şiddetle öneririz. Konunun benzer önemi haiz diğer önemli yönlerine müteakip yazılarımızda değineceğiz.</span></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Derin Orhon, İTÜ İnşaat Fakültesi eski Dekanı, <a href="mailto:orhon@itu.edu.tr">orhon@itu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Seval Sözen, İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü, <a href="mailto:sozens@itu.edu.tr">sozens@itu.edu.tr</a></span></strong></p>
<p><strong><span lang="tr-TR">Naci Görür, İTÜ Maden Fakültesi eski Dekanı, <a href="mailto:gorurna@gmail.com">gorurna@gmail.com</a></span></strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><span lang="tr-TR">[1] İMO’dan depreme ilişkin “ön değerlendirme” raporu: Denetimsizlik asıl sorun. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/imodan-depreme-iliskin-on-degerlendirme-raporu-yikimlarin-baslica-etkeni-imar-affi-2051730. 16.02.2023 erişim.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">[2]Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı. https://www.afad.gov.tr/kurumlar/afad.gov.tr/2403/files/udsep_1402013_kitap.pdf.</span></p>
<p><span lang="tr-TR">[3] Aydınoğlu, M. N.(2021). Deprem ve Binalarımız. İstanbul’un Deprem Gerçeği. İBB Kültür A.Ş. ısbn 978-625-7288-57-6.</span></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 23 Şubat 2023 tarihli HBT Dergi&#8217;nin 360. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/slider/depremin-son-ihtari-2">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29081</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un kurtuluşu toplu çözümde mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulun-kurtulusu-toplu-cozumde-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Mar 2023 05:45:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[derin orhon]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[dinozor]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[enkaz]]></category>
		<category><![CDATA[hayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[mars]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[nasa]]></category>
		<category><![CDATA[riskli bina]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mesela Bağcıları yıkıp yeniden yapmak&#8230; Deprem ülkenin ilk gündemi: 11 kenti vuran yıkıcılığı büyük depremler ve hala devam eden artçılar, 45 bine yaklaşan can kaybı, hala enkazların altında ölenler&#8230; Ve büyük acılar, telafisi olmayan kayıplar&#8230; Türkiye deprem felaketlerindeki can kayıpları açısından dünyanın 4. büyük ülkesi. Bu depremle belki de birinci sıraya çıkmış olabiliriz. Tüm bunlar bilinmesine karşı gereken dersler alınmıyor ne yazık ki. Kahramanmaraş depremi hala tüm acıları ile taptaze iken jeologlar olası bir Marmara-İstanbul depreminin yaklaştığı uyarısında bulunuyor. İşin özü deprem başta İstanbul tüm Marmara Bölgesi&#8217;nde yaşayanların ensesinde. İstanbul 19 milyon insanın yaşadığı bir mega kent. Fay hattına çok yakın. 1 milyon 200 bin bina bulunuyor. Hızlı göçün ve plansızlığın yol açtığı çarpık ve kalitesiz yapılaşma en büyük tehdit. Sadece İstanbul değil tabii, Marmara çevresinde tüm kentler tehdit altında. Peki ne yapılmalı? Yıllarını bu işe vermiş bir deprem mühendisine, Kandilli Rasathanesi Araştırma Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuray Aydınoğlu’na soruları Özlem Yüzak yöneltti&#8230; Aydınoğlu &#8220;İstanbul’u büyük ölçekli depreme hazırlamada, ancak toplu çözümler sonuç verir&#8221; diyor. Mesela Bağcılar gibi bölgelerde toplu çözüm en iyisi. Çok katlı, çoğu kaçak, mühendislik hizmeti almamış binalar. Ben olsam, oradan başlarım, genel bir analiz yapıp binaları yıkarım. Parkları, alt yapısı, yolları, meydanları ile oluşturacak bir çevrede dayanıklı binalar yapılabilir ve kurtuluş burada” diyor. Ama başka son derece önemli tespitleri de var. İBB’nin hızlı tespit yöntemi, Kanal İstanbul, Türkiye’nin mühendislik ve müteahhitlik sorunları&#8230; Hepimizi çok yakından ilgilendiriyor. Olacağı aşikar depreme nasıl hazırlanmalı? Kendi alanlarında 3 yetkin isim; bir jeolog, Prof. Dr. Naci Görür, bir inşaat mühendisi Prof. Dr. Derin Orhon ve bir çevre mühendisi Prof. Dr. Seval Sözen Herkese Bilim Teknoloji için hazırladıkları ortak makalelerinin ikinci kısmında, “Zamanı belli olmayan ancak olacağı mutlak kesin olan depreme nasıl hazırlıklı olunur? Hazırlıklı olmak için neler yapılmalı?” sorusuna yanıt aradılar: “Yaşadığımız deprem son deprem olmadığına göre artık önceden yaptığımız yanlışları tekrarlamamak ve kararlı şekilde yeni bir yapılanmaya geçmemiz gerekir. Birinci önceliğimiz bütünleşik afet yönetimi prensipleri doğrultusunda deprem dirençli kentler oluşturmak olmalı” dediler. Dikkat çektikleri diğer hususlar şöyle: Afet yönetimi döngüsü nasıl olmalı? Hükümet, yerel yönetimler, STK’lar ortak nasıl çalışmalı? Kriz yönetimi değil risk yönetimi olmalı&#8230; Mekansal kullanımlar.. Alt yapı güvenliğinin sağlanması, bina yıkımlarında önceliklendirme ve diğerleri&#8230; Bilim 1, Yönetim 0 Müfit Akyos “Yaşadığımız 10 ilimizi kapsayan büyük deprem felaketinin sonuçlarına bakıldığında Bilim: 1 – Yönetim: 0” diye yazdı. Tevfik Uyar’ın yazısı riskli binalar ve bizlerin büyük çelişkisi üzerine. Uyar, “Şu an bu yazıyı okuyan ve deprem bölgesinde mukim olan okurların büyük çoğunluğunun her an deprem olacakmış beklentisiyle yaşadıklarına eminim. Oysa bulunduğunuz yerin deprem riski 3 hafta öncesiyle aynı&#8230; Ama bu olasılık size artmış gibi görünür” diye söze başlıyor ve insanların bina ile ilişkisini risk bağlamında irdeliyor. Özlem Kayım Yıldız depremzedelerin deprem sonrasında yaşadıkları sağlık sorunlarını ele aldı. Yıldız “Deprem sonrası baş dönmesi ve dengesizlik yakınmaları ile başvuran hasta sayısında da ciddi artış olmaktadır. Bu durumun olası nedenleri arasında iç kulak bozuklukları ve kaygı yer alır&#8221; diyor. Ve diğerleri&#8230; Tanol Türkoğlu, Byung-Chul Han’ın Enfokrasi adlı kitabından yola çıkarak dijitalleşme çerçevesinde demokrasinin nasıl bir dönüşüme tabi tutulduğunu irdeliyor yazısında. Bu hafta Dijtalem’i de okumayı unutmayın sakın. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden mühendisler, Leonardo da Vinci&#8217;nin unutulmuş yerçekimi deneyini test edildi: Sonuç %97 başarı! Peki bu ne anlama geliyor? Batuhan Sarıcan derledi. Mars’taki yaşam arayışında 3. yıl başladı! NASA’nın Perseverance gezgini, Mars’taki iki yılında neler yaptı? Dergimizde. Gün boyu oturmak sağlığa çok zararlı; her yarım saatte bir beş dakikalık hafif yürüyüş gerekli… Rita Urgan derledi. Dil olmadan düşünce olur mu? Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Mehmet Ozansoy, dil ile 4 farklı kognitif kapasite arasındaki ilişkiyi anlattığı yazısının ikinci bölümünde zihin teorisi ve müzikal işlemeyi irdeliyor. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Mustafa Bekmezci ve Marmara Üniversitesi’nden Prof. Deniz Elber Börü yapay zeka tarafından yönetilmek ister misiniz? diye sordular. Global anketlerde bu soruya verilen yanıtlar ilginç. Hayvanların sıra dışı kur yapma ritüelleri Çoğu hayvan için kur yapmak, riski de berberinde getirir. Bir erkeğin kur yaparken sergilediği gösterişli hareketleri, bir dişinin dikkatini çekmenin yanında yakındaki yırtıcıları da çekebilir ve erkek rakipler arasındaki ölümcül kavgalarla sonuçlanabilir. İşte hayvanlar alemindeki sıra dışı kur yapma ritüellerine birkaç örnek, Murat Altaş hazırladı. İyi – kötü karbonhidrat sınıflandırması ne kadar doğru? Bilim ve Beslenme’de. &#8220;Hangisi daha önce: Tavuk mu yumurta mı?&#8221; Meraklı’nın Köşesi&#8217;nde. Kuş nedir, hepimiz biliriz. Pek çok kişi, dinozorun ne olduğunu da bilir. Ama kuşların, bundan 160 milyon yıl kadar önce, dinozorlardan evrilmiş olduğunu, herkes bilmez. Peki &#8220;Dinozorlar öldüyse, kuşlar niye var?&#8221; Mercan Bursalı’nın hazırladığı Meraklı Çocuk’ta. *** Yaşadığımız felaketleri, doğayı, siyaset-bilim ve toplum ilişkilerini anlamanın en iyi yolu, bilimi bilimsel düşünceyi rehber edinmekten geçiyor. Siyaset de bilimleştikçe ülkenin çözecek yetkinliğe ulaşır. HBT bu rehberliğin ışığında varlığını ve yayınını sürdürüyor. HBT’yi evinizden eksik etmeyin. Evde her bireyin HBT’de okuyacağı bilgileneceği ve hayatına buna göre yön vereceği yazı mutlaka vardır. Ülkemize, milletimize yeniden büyük geçmiş olsun. Bilimde ve sevgide kalalım.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulun-kurtulusu-toplu-cozumde-mi">İstanbul’un kurtuluşu toplu çözümde mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-29038 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" /><span style="color: #000000;">Mesela Bağcıları yıkıp yeniden yapmak&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Deprem ülkenin ilk gündemi: 11 kenti vuran yıkıcılığı büyük depremler ve hala devam eden artçılar, 45 bine yaklaşan can kaybı, hala enkazların altında ölenler&#8230; Ve büyük acılar, telafisi olmayan kayıplar&#8230; Türkiye deprem felaketlerindeki can kayıpları açısından dünyanın 4. büyük ülkesi. Bu depremle belki de birinci sıraya çıkmış olabiliriz. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tüm bunlar bilinmesine karşı gereken dersler alınmıyor ne yazık ki. Kahramanmaraş depremi hala tüm acıları ile taptaze iken jeologlar olası bir Marmara-İstanbul depreminin yaklaştığı uyarısında bulunuyor. İşin özü deprem başta İstanbul tüm Marmara Bölgesi&#8217;nde yaşayanların ensesinde. İstanbul 19 milyon insanın yaşadığı bir mega kent. Fay hattına çok yakın. 1 milyon 200 bin bina bulunuyor. Hızlı göçün ve plansızlığın yol açtığı çarpık ve kalitesiz yapılaşma en büyük tehdit. Sadece İstanbul değil tabii, Marmara çevresinde tüm kentler tehdit altında.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Peki ne yapılmalı? Yıllarını bu işe vermiş bir deprem mühendisine, Kandilli Rasathanesi Araştırma Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuray Aydınoğlu’na soruları Özlem Yüzak yöneltti&#8230; </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Aydınoğlu &#8220;İstanbul’u büyük ölçekli depreme hazırlamada, ancak toplu çözümler sonuç verir&#8221; diyor. Mesela Bağcılar gibi bölgelerde toplu çözüm en iyisi. Çok katlı, çoğu kaçak, mühendislik hizmeti almamış binalar. Ben olsam, oradan başlarım, genel bir analiz yapıp binaları yıkarım. Parkları, alt yapısı, yolları, meydanları ile oluşturacak bir çevrede dayanıklı binalar yapılabilir ve kurtuluş burada” diyor. </span><span style="color: #000000;">Ama başka son derece önemli tespitleri de var. İBB’nin hızlı tespit yöntemi, Kanal İstanbul, Türkiye’nin mühendislik ve müteahhitlik sorunları&#8230; Hepimizi çok yakından ilgilendiriyor. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Olacağı aşikar depreme nasıl hazırlanmalı?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Kendi alanlarında 3 yetkin isim; bir jeolog, Prof. Dr. Naci Görür, bir inşaat mühendisi Prof. Dr. Derin Orhon ve bir çevre mühendisi Prof. Dr. Seval Sözen Herkese Bilim Teknoloji için hazırladıkları ortak makalelerinin ikinci kısmında, “Zamanı belli olmayan ancak olacağı mutlak kesin olan depreme nasıl hazırlıklı olunur? Hazırlıklı olmak için neler yapılmalı?” sorusuna yanıt aradılar: “Yaşadığımız deprem son deprem olmadığına göre artık önceden yaptığımız yanlışları tekrarlamamak ve kararlı şekilde yeni bir yapılanmaya geçmemiz gerekir. Birinci önceliğimiz bütünleşik afet yönetimi prensipleri doğrultusunda deprem dirençli kentler oluşturmak olmalı” dediler. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dikkat çektikleri diğer hususlar şöyle: Afet yönetimi döngüsü nasıl olmalı? Hükümet, yerel yönetimler, STK’lar ortak nasıl çalışmalı? Kriz yönetimi değil risk yönetimi olmalı&#8230; Mekansal kullanımlar.. Alt yapı güvenliğinin sağlanması, bina yıkımlarında önceliklendirme ve diğerleri&#8230;</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Bilim 1, Yönetim 0</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Müfit Akyos “Yaşadığımız 10 ilimizi kapsayan büyük deprem felaketinin sonuçlarına bakıldığında Bilim: 1 – Yönetim: 0” diye yazdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tevfik Uyar’ın yazısı riskli binalar ve bizlerin büyük çelişkisi üzerine. Uyar, “Şu an bu yazıyı okuyan ve deprem bölgesinde mukim olan okurların büyük çoğunluğunun her an deprem olacakmış beklentisiyle yaşadıklarına eminim. Oysa bulunduğunuz yerin deprem riski 3 hafta öncesiyle aynı&#8230; Ama bu olasılık size artmış gibi görünür” diye söze başlıyor ve insanların bina ile ilişkisini risk bağlamında irdeliyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Özlem Kayım Yıldız depremzedelerin deprem sonrasında yaşadıkları sağlık sorunlarını ele aldı. Yıldız “Deprem sonrası baş dönmesi ve dengesizlik yakınmaları ile başvuran hasta sayısında da ciddi artış olmaktadır. Bu durumun olası nedenleri arasında iç kulak bozuklukları ve kaygı yer alır&#8221; diyor. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Ve diğerleri&#8230;</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Tanol Türkoğlu, Byung-Chul Han’ın Enfokrasi adlı kitabından yola çıkarak dijitalleşme çerçevesinde demokrasinin nasıl bir dönüşüme tabi tutulduğunu irdeliyor yazısında. Bu hafta Dijtalem’i de okumayı unutmayın sakın. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden mühendisler, Leonardo da Vinci&#8217;nin unutulmuş yerçekimi deneyini test edildi: Sonuç %97 başarı! Peki bu ne anlama geliyor? Batuhan Sarıcan derledi. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Mars’taki yaşam arayışında 3. yıl başladı! NASA’nın Perseverance gezgini, Mars’taki iki yılında neler yaptı? Dergimizde. Gün boyu oturmak sağlığa çok zararlı; her yarım saatte bir beş dakikalık hafif yürüyüş gerekli… Rita Urgan derledi. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dil olmadan düşünce olur mu? Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Mehmet Ozansoy, dil ile 4 farklı kognitif kapasite arasındaki ilişkiyi anlattığı yazısının ikinci bölümünde zihin teorisi ve müzikal işlemeyi irdeliyor. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Mustafa Bekmezci ve Marmara Üniversitesi’nden Prof. Deniz Elber Börü yapay zeka tarafından yönetilmek ister misiniz? diye sordular. Global anketlerde bu soruya verilen yanıtlar ilginç. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Hayvanların sıra dışı kur yapma ritüelleri</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Çoğu hayvan için kur yapmak, riski de berberinde getirir. Bir erkeğin kur yaparken sergilediği gösterişli hareketleri, bir dişinin dikkatini çekmenin yanında yakındaki yırtıcıları da çekebilir ve erkek rakipler arasındaki ölümcül kavgalarla sonuçlanabilir. İşte hayvanlar alemindeki sıra dışı kur yapma ritüellerine birkaç örnek, Murat Altaş hazırladı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İyi – kötü karbonhidrat sınıflandırması ne kadar doğru? Bilim ve Beslenme’de. &#8220;Hangisi daha önce: Tavuk mu yumurta mı?&#8221; Meraklı’nın Köşesi&#8217;nde. Kuş nedir, hepimiz biliriz. Pek çok kişi, dinozorun ne olduğunu da bilir. Ama kuşların, bundan 160 milyon yıl kadar önce, dinozorlardan evrilmiş olduğunu, herkes bilmez. Peki &#8220;Dinozorlar öldüyse, kuşlar niye var?&#8221; Mercan Bursalı’nın hazırladığı Meraklı Çocuk’ta. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">***</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Yaşadığımız felaketleri, doğayı, siyaset-bilim ve toplum ilişkilerini anlamanın en iyi yolu, bilimi bilimsel düşünceyi rehber edinmekten geçiyor. Siyaset de bilimleştikçe ülkenin çözecek yetkinliğe ulaşır. HBT bu rehberliğin ışığında varlığını ve yayınını sürdürüyor. HBT’yi evinizden eksik etmeyin. Evde her bireyin HBT’de okuyacağı bilgileneceği ve hayatına buna göre yön vereceği yazı mutlaka vardır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ülkemize, milletimize yeniden büyük geçmiş olsun.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bilimde ve sevgide kalalım.</span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/istanbulun-kurtulusu-toplu-cozumde-mi">İstanbul’un kurtuluşu toplu çözümde mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29044</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depremin son ihtarı!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 07:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[etik]]></category>
		<category><![CDATA[fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[nebi sümer]]></category>
		<category><![CDATA[seval sözen]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=28953</guid>

					<description><![CDATA[<p>Deprem artık hepimizin hayatının merkezinde. Kahramanmaraş depreminde 40 bini aşkın can kaybı daima yaşadığımız ve hiçbir zaman yanıtını veremediğimiz şu soruyu yeniden gündeme getirdi: Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz? Yanıt aslında aşikar: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış̧ olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve isçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada! Peki neden hiç ders almıyoruz? Neler eksik? Belli ki uzun süre tartışacağız. Bu kez kendi alanlarında 3 yetkin isim; bir jeolog Prof. Dr. Naci Görür, bir inşaat ve çevre mühendisi Prof. Dr. Derin Orhon ve bir çevre mühendisi Prof. Dr. Seval Sözen Herkese Bilim Teknoloji için ortak bir makaleye imza attılar. Üçünün de üzerinde uzlaştığı nokta: Bu depremin son ihtarı. Bu hafta dergide yer alan isimlerin ısrarla vurgu yaptıkları bir nokta da yetkin mühendisliğin önemi. Yetkin mühendislik nedir? Ne yapılmalı? Depremin ilk yıktığı  Orhan Bursalı, ABD Mühendislik Akademisi’ne (National Academy of Engineering) “Depreme karşı binaların güvenliği ve sismik dayanıklılık konularında yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle” üye seçilen Prof. Dr. Polat Gülkan ile bir söyleşi yaptı. Gülkan bina içindekilerin rahat kurtarılabilecek bir inşaatın neden yapılamadığı konusundaki sorularımızı yanıtladı ve binalara ilave deprem perdeleri konulmasının önemine dikkat çekti. Yine yetkin bir isim, sosyal psikolog Prof. Dr. Nebi Sümer bölgede depremzedelere psikososyal desteğin önemini anlattı. Sümer ‘Depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur’ diyor. Reyhan Oksay’ın söyleşisi. Doğan Kuban’ın ‘İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı?’ sorusuna yanıtı bulacaksınız eski tarihli bu yazısında. “İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?” Lale Akarun ‘depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir’ diyor. Tanol Türkoğlu’nun yazısı ‘Etik fay hattı’. Türkoğlu ‘asıl sorun insan olarak ahlakımızdan, etik değerlerimizden ödün vermeden bu ülkede yaşayamaz hale gelmiş-getirilmiş olmamız!’ diyor. Mustafa Çetiner’in vurgusu depremin nasıl bir turnosol kağıdı gibi gerçeklerle bizi yüzleştirdiği üzerine Sırada ihmal barışı var inşallah! Tayfun Akgül haftanın bilim karikatüründe noktayı koymuş&#8230; Muhalefetin manifestosu ve teknoloji   Ali Akurgal muhalefetin manifestosunu ele alıyor ve uygulaması basit ama nitelikli işlerden örnekler veriyor. Akılla, yaratıcılıkla ve hızla devreye sokulacak çözümlerle önemli ilerlemeler sağlamak mümkün. Yerbilimlerinin temel ilkesi “Levha Hareketleri”ne ışık tuttu. Depremlere anlam veren teorinin öncüsü Alfred Wegener bu hafta bilim tarihinde… Son 66 yılın en büyük depremleri Grafik Bilgi’de. Robotik fare tırmanan, ağırlık taşıyabilen ve en küçük deliklere girecek kadar küçülebilen robotik fareler&#8230; Duvarların arkasından depremzedelerin tespiti&#8230; Erken uyarı sistemi olarak fiber optik kablolar&#8230; Mobil solunum ve yaşam destek cihazları… Arama kurtarma ve önleme çalışmalarında yenilikçi teknolojileri Batuhan Sarıcan derledi. Hitit İmparatorluğu’nun çöküş sebebi, iklim değişimi Şiddetli bir kuraklık Geç Tunç çağı Anadolusu’nu üç yıl üst üste kasıp, kavurmuştu. Bu kuraklığın tam olarak ne zaman yaşandığı kesin olarak tarihlendirilebildi. Ve bu tarih Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle aynı zamana denk geliyor. Nilgün Özbaşaran Dede hazırladı. Uluslarası Enerji Ajansı (IEA &#8211; International Energy Agency) ‘2023 Enerji Endüstrisi Perspektifleri’ raporunu yayınladı. Rapor, temiz enerji sektörünün artık küresel endüstrinin önemli bir dalı olduğunu vurgulayarak, bu endüstrinin bileşenlerini ve tedarik zincirini inceliyor. Erdal Musoğlu’nun kaleminden. Dil Olmadan düşünce olur mu? Araştırmacılar dil ile dört farklı kognitif kapasite arasındaki ilişkileri inceleyerek dil-düşünce bağlantısını çözmeye çalışmaktadırlar. Söz konusu dört kognitif kapasite şunlar: Aritmetik işlem yapma, yürütücü işlevler, zihnin teorisi ve müzikal işleme. Bu hafta bunlardan ilk ikisini anlatıyoruz&#8230; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Mehmet Ozansoy yazdı. Yapay zeka tarafından yönetilmek istiyor muyuz? Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Deniz Elber Börü ve Kültür Üniversitesi’nden Mustafa Bekmezci ‘Bu yazıda yer alan metindeki cümlelerin bazıları ChatSonic adlı bir yapay zekâ tarafından yazıldı, hangi cümlelerin yapay zekâ tarafından yazıldığını ayırt edebiliyor musunuz? Eğer ayırt edemediyseniz yalnız değilsiniz&#8230; Yapay zeka artık her yerde. Peki yapay zeka tarafından yönetilmeye hazır mısınız?’ diye soruyorlar. Bir yiyeceğin ultra işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarız? Bilim ve Beslenme’de. İnsan bedeninin işe yaramaz diye bilenen 10 bölümü&#8230; Yoksa yanılıyor muyuz? Rita Urgan derledi. Yılanların duyma yetisinin sanılandan daha iyi olduğunu biliyor muydunuz? Ya da gözü olmayan kırkayakların gün ışığını nasıl algıladıklarını? Murat Altaş’ın hazırladığı Hayvanlar Dünyası’nda. DNA, parmak izimizi ve göz rengimizi nasıl etkiler? Meraklı Çocuk sordu Mercan Bursalı yanıtladı. Atların niye nalı var? Meraklının Köşesi’nde. Amerika semalarında görülen esrarengiz UFO’lar ne olabilir? Ve daha pek çok haber, bulmaca, köşe dizi yazısı… *** Herkese Bilim Teknoloji, ailenizin, her bireyin içinde kendine özgü yazılar yorumlar bulacağı, doğru bilginin adresi. Bilim okur yazarlığını çoğaltmamız gerekir, daha güzel bir ülke için… Kötü yönetimin en büyük nedenlerinin başında gelen, siyasetin bilimle, bilimsel düşünceyle buluşmaması. Ve ülke yerine kendi çıkarını düşünmesi, yurt sevgisinin hamasi vatan millet nutuklarının ötesinde gerçekten olmaması… HBT bu çizgide aydınlatıcı yayınlarını sürdürecek. Yurt ve millet sevgisinde kalacağız, akılla ve bilimle.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-28951 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/02/1x.jpg 800w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Deprem artık hepimizin hayatının merkezinde. Kahramanmaraş depreminde 40 bini aşkın can kaybı daima yaşadığımız ve hiçbir zaman yanıtını veremediğimiz şu soruyu yeniden gündeme getirdi: <strong>Neden her deprem sonrası bir afet yaşıyoruz?</strong></p>
<p>Yanıt aslında aşikar: Binaları deprem yönetmeliğine uymaksızın yetersiz veya yanlış̧ olarak projelendiriliyoruz, malzeme ve isçilik bakımından kalitesiz olarak inşa ediyoruz ve denetlemiyoruz. Sorun yönetmelikte değil, uygulamada!</p>
<p>Peki neden hiç ders almıyoruz? Neler eksik?</p>
<p>Belli ki uzun süre tartışacağız. Bu kez kendi alanlarında 3 yetkin isim; bir jeolog<strong> Prof. Dr. Naci Görür</strong>, bir inşaat ve çevre mühendisi <strong>Prof. Dr. Derin Orhon</strong> ve bir çevre mühendisi <strong>Prof. Dr. Seval Sözen </strong>Herkese Bilim Teknoloji için ortak bir makaleye imza attılar. Üçünün de üzerinde uzlaştığı nokta: Bu depremin son ihtarı.</p>
<p>Bu hafta dergide yer alan isimlerin ısrarla vurgu yaptıkları bir nokta da yetkin mühendisliğin önemi. Yetkin mühendislik nedir? Ne yapılmalı?</p>
<p><strong>Depremin ilk yıktığı</strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Orhan Bursalı,</strong> ABD Mühendislik Akademisi’ne (National Academy of Engineering) “Depreme karşı binaların güvenliği ve sismik dayanıklılık konularında yaptığı bilimsel çalışmalar nedeniyle” üye seçilen <strong>Prof. Dr. Polat Gülkan</strong> ile bir söyleşi yaptı. Gülkan bina içindekilerin rahat kurtarılabilecek bir inşaatın neden yapılamadığı konusundaki sorularımızı yanıtladı ve binalara ilave deprem perdeleri konulmasının önemine dikkat çekti.</p>
<p>Yine yetkin bir isim, sosyal psikolog <strong>Prof. Dr. Nebi Sümer</strong> bölgede depremzedelere psikososyal desteğin önemini anlattı. Sümer ‘<strong>Depremin ilk yıktığı şey kontrol duygusudur</strong>’ diyor. <strong>Reyhan Oksay</strong>’ın söyleşisi.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong>’ın ‘İstanbul’da deprem olursa halk nasıl hazırlanmalı?’ sorusuna yanıtı bulacaksınız eski tarihli bu yazısında. “İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?” <strong>Lale Akarun </strong>‘depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir’ diyor.</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nu<strong>n</strong> yazısı ‘Etik fay hattı’. Türkoğlu ‘asıl sorun insan olarak ahlakımızdan, etik değerlerimizden ödün vermeden bu ülkede yaşayamaz hale gelmiş-getirilmiş olmamız!’ diyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong>’in vurgusu depremin nasıl bir turnosol kağıdı gibi gerçeklerle bizi yüzleştirdiği üzerine</p>
<p>Sırada ihmal barışı var inşallah! <strong>Tayfun Akgül</strong> haftanın bilim karikatüründe noktayı koymuş&#8230;</p>
<p><strong>Muhalefetin manifestosu ve teknoloji </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong> muhalefetin manifestosunu ele alıyor ve uygulaması basit ama nitelikli işlerden örnekler veriyor. Akılla, yaratıcılıkla ve hızla devreye sokulacak çözümlerle önemli ilerlemeler sağlamak mümkün.</p>
<p>Yerbilimlerinin temel ilkesi “Levha Hareketleri”ne ışık tuttu. Depremlere anlam veren teorinin öncüsü <strong>Alfred Wegener</strong> bu hafta bilim tarihinde… Son 66 yılın en büyük depremleri Grafik Bilgi’de. Robotik fare tırmanan, ağırlık taşıyabilen ve en küçük deliklere girecek kadar küçülebilen robotik fareler&#8230; Duvarların arkasından depremzedelerin tespiti&#8230; Erken uyarı sistemi olarak fiber optik kablolar&#8230; Mobil solunum ve yaşam destek cihazları… Arama kurtarma ve önleme çalışmalarında yenilikçi teknolojileri <strong>Batuhan Sarıcan</strong> derledi.</p>
<p><strong>Hitit İmparatorluğu’nun çöküş sebebi, iklim değişimi</strong></p>
<p>Şiddetli bir kuraklık Geç Tunç çağı Anadolusu’nu üç yıl üst üste kasıp, kavurmuştu. Bu kuraklığın tam olarak ne zaman yaşandığı kesin olarak tarihlendirilebildi. Ve bu tarih Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle aynı zamana denk geliyor. <strong>Nilgün Özbaşaran Dede</strong> hazırladı.</p>
<p>Uluslarası Enerji Ajansı (IEA &#8211; International Energy Agency) ‘2023 Enerji Endüstrisi Perspektifleri’ raporunu yayınladı. Rapor, temiz enerji sektörünün artık küresel endüstrinin önemli bir dalı olduğunu vurgulayarak, bu endüstrinin bileşenlerini ve tedarik zincirini inceliyor. <strong>Erdal Musoğlu</strong>’nun kaleminden.</p>
<p>Dil Olmadan düşünce olur mu? Araştırmacılar dil ile dört farklı kognitif kapasite arasındaki ilişkileri inceleyerek dil-düşünce bağlantısını çözmeye çalışmaktadırlar. Söz konusu dört kognitif kapasite şunlar: Aritmetik işlem yapma, yürütücü işlevler, zihnin teorisi ve müzikal işleme. Bu hafta bunlardan ilk ikisini anlatıyoruz&#8230; Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden <strong>Mehmet Ozansoy</strong> yazdı.</p>
<p><strong>Yapay zeka tarafından yönetilmek istiyor muyuz? </strong></p>
<p>Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. <strong>Deniz Elber Börü</strong> ve Kültür Üniversitesi’nden <strong>Mustafa Bekmezci</strong> ‘Bu yazıda yer alan metindeki cümlelerin bazıları ChatSonic adlı bir yapay zekâ tarafından yazıldı, hangi cümlelerin yapay zekâ tarafından yazıldığını ayırt edebiliyor musunuz? Eğer ayırt edemediyseniz yalnız değilsiniz&#8230; Yapay zeka artık her yerde. Peki yapay zeka tarafından yönetilmeye hazır mısınız?’ diye soruyorlar.</p>
<p>Bir yiyeceğin ultra işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarız? <strong>Bilim ve Beslenme’de</strong>. İnsan bedeninin işe yaramaz diye bilenen 10 bölümü&#8230; Yoksa yanılıyor muyuz? <strong>Rita Urgan</strong> derledi.</p>
<p>Yılanların duyma yetisinin sanılandan daha iyi olduğunu biliyor muydunuz? Ya da gözü olmayan kırkayakların gün ışığını nasıl algıladıklarını? <strong>Murat Altaş</strong>’ın hazırladığı <strong>Hayvanlar Dünyası’nda</strong>.</p>
<p>DNA, parmak izimizi ve göz rengimizi nasıl etkiler? <strong>Meraklı Çocuk</strong> sordu <strong>Mercan Bursalı</strong> yanıtladı. Atların niye nalı var? <strong>Meraklının Köşesi</strong>’nde.</p>
<p>Amerika semalarında görülen esrarengiz UFO’lar ne olabilir? Ve daha pek çok haber, bulmaca, köşe dizi yazısı…</p>
<p>***</p>
<p>Herkese Bilim Teknoloji, ailenizin, her bireyin içinde kendine özgü yazılar yorumlar bulacağı, doğru bilginin adresi. Bilim okur yazarlığını çoğaltmamız gerekir, daha güzel bir ülke için…</p>
<p>Kötü yönetimin en büyük nedenlerinin başında gelen, siyasetin bilimle, bilimsel düşünceyle buluşmaması. Ve ülke yerine kendi çıkarını düşünmesi, yurt sevgisinin hamasi vatan millet nutuklarının ötesinde gerçekten olmaması…</p>
<p>HBT bu çizgide aydınlatıcı yayınlarını sürdürecek. Yurt ve millet sevgisinde kalacağız, akılla ve bilimle.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/depremin-son-ihtari">Depremin son ihtarı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">28953</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
