<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sanayi arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sanayi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/sanayi</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Apr 2025 06:31:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Avrupa Birliği hâlâ yolunu arıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/ab-hala-yolunu-ariyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Apr 2025 06:31:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Draghi Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[savunma]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Ursula von der Leyen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32275</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin kronik sorunlarına çözüm bulmak amacıyla yayınladıkları raporlardaki (Letta, Nisan 2024 ve Draghi, Eylül 2024)  tespitlerden hareketle hazırlanan stratejiyi &#8211; A Competitiveness Compass for the EU (Pusula) &#8211;  29.1.2025 tarihinde açıkladı. Draghi Raporu (bkz., HBT S..441) üç ana fikir üzerine kurgulanmıştı: “1) AB&#8217;nin iş ortamını iyileştirmek için koordinasyon; 2) temiz teknolojiyi teşvik etmek, güvenlik açısından hassas sektörlerde kapasiteyi sağlamak ve karbondan arındırılmayı hedefleyen bir endüstriyel politika; 3) enerji ve dijital altyapıda, merkezi olarak finanse edilen bir kamu yatırım hamlesi. Bu yıllık 700-800 milyar avro gerektiren pahalı bir vizyondu. Pusula için, Draghi&#8217;nin mali ve politika reçetelerine daha gerçekçi bir yol haritası özelliği kazandırmayı amaçlayan daha düşük maliyetli bir strateji dokümanı denilebilir. Pusula, Avrupa&#8217;nın düşük üretkenlik ve yenilikçilikçilik dinamiklerini üç faktörle açıklıyor: i) ABD teknoloji ve dijital sektörüyle karşılaştırıldığında bir yenilik açığı; ii) daha az sayıda yeni girişimin olduğu durağan bir endüstriyel yapı ve iii) düşük özel sektör araştırma ve yenilik harcaması. Pusula, rekabetçilik için beş yatay kolaylaştırıcı tanımlıyor: 1. Bürokrasinin basitleştirilmesi; 2. Tek Pazar&#8217;a yönelik engellerin azaltılması; 3. Rekabetçiliğin finansmanı. 4. İşgücü becerilerinin yükseltilmesi ve kaliteli işlerin teşvik edilmesi; 5. AB ve ulusal düzeyde politikaların daha iyi koordinasyonu. Sihirli sözcükleri “işbirliği ve koordinasyon” olan dokümanda yer verilen onlarca eylem, yasa, strateji, plan vb. kağıt üzerinde çalışılmamış hiçbir konunun olmadığına işaret etse de AB düzeyinde bunları yaşama geçirecek yönetişim kapasitesinin olup olmadığı tartışma götürür. Bir yandan bürokrasinin azaltılması hedeflenirken söz konusu pek çok referans doküman arasında kaybolmamak olanaksız. Letta ve Draghi raporlarındaki derinlik ve vizyonu yansıtmaktan uzak olan Pusula, benzer dokümanlardaki şablonlaşmış kavramlarla dolu ve Avrupa’nın giderek karmaşıklaşan dünya düzeni karşısında yol haritası olabilecek yenilikçi yaklaşımlardan uzak görünmektedir. Lizbon Ajandası’ndan (2000) bu yana kaçıncısıdır bilinmez ama yayınladığı stratejik dokümanlarla AB hâlâ yolunu arıyor. Ancak öyle anlaşılıyor ki AB’nin dünyayı ve kendisini anlayıp yorumlamakta sorunları var. Sorun yalnızca rekabet zayıflığı olsa sahip olunan kapasite ile (üretim becerisi, yetenek ve yetkinlikler, kültür vb.) konu bir biçimde yenilenip düzenlenerek çözümlenebilir. Sorun, yüz yılların değerlerindeki yıpranma, entelektüel zayıflama vb. nedenlerle son elli yılın ideoloji yoksunu “liderlerinin” yollarını bulamamaları olabilir mi? Çözüm olarak AB bütçe kurallarında yer alan savunma harcamalarındaki kısıtın kaldırmasıs görülmesi irdelenmesi gereken bir yaklaşım. Avrupa ordusunun ve güvenliğinin tartışıldığı günlerde “AB savunma sanayii rekabet gücünün önemli bir itici gücü olmasına rağmen ölçek eksikliğinden dolayı potansiyelinin gerisinde kalmaktadır” tespitinden hareketle AB silah sanayisi kapasitesinin arttırılmasını istemektir. “AB&#8217;nin savunma yenilikçiliğinde ve yeni gelişmiş silah sistemlerinin geliştirilmesinde geride kalma riski, ikili kullanım (dual-use) teknolojilerinde olumsuz yansımalar yaratabilir. Avrupa savunma sanayisi, tüm ekonomi için yeniliğin itici gücü olmalıdır” denilmektedir. Getirisi çok tartışmalı ikili kullanım söylencesinden medet umularak, silah sanayisi gibi riskli ve maliyetli bir “araç” üzerinden rekabetçi, yenilikçi ve refahçı olmayı öngörmek çok dolaylı, maliyetli, kaynak israfına dayanan, savaş riski taşıyan ve önerilen diğer önlem ve önerilerle çelişen bir yol olarak görünüyor. Bu tercih “Rekabetçi bir Avrupa&#8217;nın şekillendirilmesinde, etkili sosyal politikalar merkezi öneme sahiptir” söylemiyle de çelişmektedir. Sonuçta yenilik içermeyen, “eski” kokan bir stratejik dokümanın AB için de dünya için de iyi bir gelecek inşasında işe yaraması zor görünüyor. Yazı: Müfit Akyos (mufitakyos@gmail.com) Not: Bu yazı, HBT Dergi 465. sayıda yayımlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/ab-hala-yolunu-ariyor">Avrupa Birliği hâlâ yolunu arıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-3268 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/07/mufit-300x300.jpg" alt="" width="146" height="146" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/07/mufit-300x300.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/07/mufit-150x150.jpg 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/07/mufit.jpg 366w" sizes="(max-width: 146px) 100vw, 146px" />Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin kronik sorunlarına çözüm bulmak amacıyla yayınladıkları raporlardaki (Letta, Nisan 2024 ve Draghi, Eylül 2024)  tespitlerden hareketle hazırlanan stratejiyi &#8211; A Competitiveness Compass for the EU (Pusula) &#8211;  29.1.2025 tarihinde açıkladı.</p>
<p>Draghi Raporu (bkz., HBT S..441) üç ana fikir üzerine kurgulanmıştı: “1) AB&#8217;nin iş ortamını iyileştirmek için koordinasyon; 2) temiz teknolojiyi teşvik etmek, güvenlik açısından hassas sektörlerde kapasiteyi sağlamak ve karbondan arındırılmayı hedefleyen bir endüstriyel politika; 3) enerji ve dijital altyapıda, merkezi olarak finanse edilen bir kamu yatırım hamlesi. Bu yıllık 700-800 milyar avro gerektiren pahalı bir vizyondu.</p>
<p>Pusula için, Draghi&#8217;nin mali ve politika reçetelerine daha gerçekçi bir yol haritası özelliği kazandırmayı amaçlayan daha düşük maliyetli bir strateji dokümanı denilebilir. Pusula, Avrupa&#8217;nın düşük üretkenlik ve yenilikçilikçilik dinamiklerini üç faktörle açıklıyor:</p>
<p><em>i</em>) ABD teknoloji ve dijital sektörüyle karşılaştırıldığında bir yenilik açığı; <em>ii</em>) daha az sayıda yeni girişimin olduğu durağan bir endüstriyel yapı ve <em>iii</em>) düşük özel sektör araştırma ve yenilik harcaması.</p>
<p>Pusula, rekabetçilik için beş yatay kolaylaştırıcı tanımlıyor:</p>
<p>1. Bürokrasinin basitleştirilmesi; 2. Tek Pazar&#8217;a yönelik engellerin azaltılması; 3. Rekabetçiliğin finansmanı. 4. İşgücü becerilerinin yükseltilmesi ve kaliteli işlerin teşvik edilmesi; 5. AB ve ulusal düzeyde politikaların daha iyi koordinasyonu.</p>
<p>Sihirli sözcükleri “işbirliği ve koordinasyon” olan dokümanda yer verilen onlarca eylem, yasa, strateji, plan vb. kağıt üzerinde çalışılmamış hiçbir konunun olmadığına işaret etse de AB düzeyinde bunları yaşama geçirecek yönetişim kapasitesinin olup olmadığı tartışma götürür. Bir yandan bürokrasinin azaltılması hedeflenirken söz konusu pek çok referans doküman arasında kaybolmamak olanaksız.</p>
<p>Letta ve Draghi raporlarındaki derinlik ve vizyonu yansıtmaktan uzak olan Pusula, benzer dokümanlardaki şablonlaşmış kavramlarla dolu ve Avrupa’nın giderek karmaşıklaşan dünya düzeni karşısında yol haritası olabilecek yenilikçi yaklaşımlardan uzak görünmektedir.</p>
<p>Lizbon Ajandası’ndan (2000) bu yana kaçıncısıdır bilinmez ama yayınladığı stratejik dokümanlarla AB hâlâ yolunu arıyor. Ancak öyle anlaşılıyor ki AB’nin dünyayı ve kendisini anlayıp yorumlamakta sorunları var. Sorun yalnızca rekabet zayıflığı olsa sahip olunan kapasite ile (üretim becerisi, yetenek ve yetkinlikler, kültür vb.) konu bir biçimde yenilenip düzenlenerek çözümlenebilir. Sorun, yüz yılların değerlerindeki yıpranma, entelektüel zayıflama vb. nedenlerle son elli yılın ideoloji yoksunu “liderlerinin” yollarını bulamamaları olabilir mi? Çözüm olarak AB bütçe kurallarında yer alan savunma harcamalarındaki kısıtın kaldırmasıs görülmesi irdelenmesi gereken bir yaklaşım.</p>
<p>Avrupa ordusunun ve güvenliğinin tartışıldığı günlerde “AB savunma sanayii rekabet gücünün önemli bir itici gücü olmasına rağmen ölçek eksikliğinden dolayı potansiyelinin gerisinde kalmaktadır” tespitinden hareketle AB silah sanayisi kapasitesinin arttırılmasını istemektir.</p>
<p>“AB&#8217;nin savunma yenilikçiliğinde ve yeni gelişmiş silah sistemlerinin geliştirilmesinde geride kalma riski, ikili kullanım (dual-use) teknolojilerinde olumsuz yansımalar yaratabilir. Avrupa savunma sanayisi, tüm ekonomi için yeniliğin itici gücü olmalıdır” denilmektedir.</p>
<p>Getirisi çok tartışmalı ikili kullanım söylencesinden medet umularak, silah sanayisi gibi riskli ve maliyetli bir “araç” üzerinden rekabetçi, yenilikçi ve refahçı olmayı öngörmek çok dolaylı, maliyetli, kaynak israfına dayanan, savaş riski taşıyan ve önerilen diğer önlem ve önerilerle çelişen bir yol olarak görünüyor. Bu tercih “Rekabetçi bir Avrupa&#8217;nın şekillendirilmesinde, etkili sosyal politikalar merkezi öneme sahiptir” söylemiyle de çelişmektedir.</p>
<p>Sonuçta yenilik içermeyen, “eski” kokan bir stratejik dokümanın AB için de dünya için de iyi bir gelecek inşasında işe yaraması zor görünüyor.</p>
<p>Yazı: <strong>Müfit Akyos </strong>(<a href="mufitakyos@gmail.com" target="_blank" rel="noopener">mufitakyos@gmail.com</a>)<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Not:</strong> Bu yazı, HBT Dergi 465. sayıda yayımlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/ab-hala-yolunu-ariyor">Avrupa Birliği hâlâ yolunu arıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32275</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Akıllı çağ için işbirliği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/akilli-cag-icin-isbirligi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Feb 2025 14:54:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı çağ]]></category>
		<category><![CDATA[davos]]></category>
		<category><![CDATA[işbirliği]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[tanol türkoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32063</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yıl 20-24 Ocak tarihleri arasında her zamanki gibi İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirilecek olan Dünya Ekonomik Topluluğu’nun yıllık toplantısında ana başlık iki temel kavramın altını çiziyor. Yapay zeka ile gelmekte olan “akıllı çağ” ve “işbirliği”. Dünya ekonomisine yön veren paydaşların (ülkelerin, şirketlerin, STK’ların, bireylerin) dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek üzere birlikte hareket etmesi arzusu son yıllarda Davos’ta sürekli tekrar edilen konulardan. Bu işbirliği beklentisi-önerisi şimdi yeni bir bakış açısından değerlendiriliyor: Akıllı çağ! İnsan dışındaki nesneler akıllı-zeki hale geldikçe insanın da dünya üzerindeki yolculuğu şekil değiştirecek, dönüşecek gibi görünüyor. Bunun günümüzdeki en popüler uygulaması dijital cihazların “yapay olarak zeki hale getirilmesi”. Buradaki doğallık-yapaylık ayrıştırması bellidir ki sübjektif bir akış açısından kaynaklanıyor. İnsandaki zeka doğal olarak kabul edilirse ötekileri yapaydır. Oysa evrende kendi meşrebine-kapasitesine göre zeka sahibi olan pek çok organik ve giderek inorganik nesne var. Veri işleyen her sistem er ya da geç zeka üretecektir. İnsan bugün taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışıyor: Geliştirdiği algoritmaları kendi insani tarihinden veri kümeleriyle eğiterek onu zeki hale getiriyor. Belki de bir süre sonra bu süreç belli bir doygunluğa ulaşacak ve insan-dışı dijital bir zeka formu üretmek için insan dahline gerek kalmayacak! Bilim erlerinin süper zeka dedikleri seviye bu olsa gerek! Davos ana başlığı bu yıl beş alt başlıkta ele alınıyor: Büyümeyi Yeniden Tasarlama, Akıllı Çağda Sanayiler, İnsana Yatırım, Güveni Yeniden İnşa Etme, Gezegeni Koruma. İlk iki alt başlık doğrudan iş dünyasının nasıl dönüşmesi gerektiği ile ilgili. Kalan üçün ikisi birey ve toplumun bu değişim-dönüşümlerden nasıl etkileyeceği ve bu etkilenmenin olumsuz etkilerinin nasıl asgari indirilebileceğine odaklı. Ve nihayet gezegeni koruma başlığı da toplumların da ötesine geçerek topyekun gezegeni korumaya yönelik yapılması gerekenleri adresleyecek gibi görünüyor. Akıllı çağ önemli bir ifade. Daha önce Japonya bunu “akıllı toplum” vizyonuyla gündeme getirmiş ve kendi ulusal stratejini buna göre dönüştüreceğini ilan etmişti. Akıllı çağ ise bir coğrafyadan ziyade bir döneme işaret ediyor. Şimdiye dek akıllı değil miydi(k)? Belli ki bir fark var. Duygusu olmayan, içgüdüleriyle hareket etmeyen bir zeka formu acaba dünyayı nasıl dönüştürürdü? Mavi ya da beyaz yakalı insanların yaptığı işleri bu türden bir zekaya sahip nesneler yapıyor olsa olumlu-olumsuz nasıl bir değişim gerçekleşirdi? İş dönüp dolaşıp öleceğini bilen insanın rasyonel olmayan eylemlerinin yıkıcılığını ortadan kaldırmaya dayanıyor. Objektif bir değerlendirme modeline göre işleyen zeki nesneler insandaki bu yıkıcılığı ortadan kaldırabilir mi? Herhangi bir akıllı çağ nesnesi ya da makinesi örneğin Gazze ya da Ukrayna gibi örneklerin ortaya çıkmasına neden olabilir mi? Eğer o akıllı makineler bu insanlar tarafından geliştirilmeye devam ederse bu da kaçınılmaz. Ancak burada hiç de nesnel olmayan bir ön koşul var: “Bazı insanların egemenliği devam etmeli!” Yaşam insandan daha değerliyse, merkezde insan değil de yaşamın kendisi varsa bu nesneler gün gelecek bu ön koşulu da geçersiz kılacaktır. Toplumsal dönüşümü bu kez insan değil makine gerçekleştirebilir! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı, HBT Dergi&#8217;nin 457. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/akilli-cag-icin-isbirligi">Akıllı çağ için işbirliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class=" wp-image-5987 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/04/tanol-300x278.jpg" alt="" width="157" height="145" />Bu yıl 20-24 Ocak tarihleri arasında her zamanki gibi İsviçre’nin Davos kasabasında gerçekleştirilecek olan Dünya Ekonomik Topluluğu’nun yıllık toplantısında ana başlık iki temel kavramın altını çiziyor. Yapay zeka ile gelmekte olan “akıllı çağ” ve “işbirliği”. Dünya ekonomisine yön veren paydaşların (ülkelerin, şirketlerin, STK’ların, bireylerin) dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek üzere birlikte hareket etmesi arzusu son yıllarda Davos’ta sürekli tekrar edilen konulardan. Bu işbirliği beklentisi-önerisi şimdi yeni bir bakış açısından değerlendiriliyor: Akıllı çağ!</p>
<p>İnsan dışındaki nesneler akıllı-zeki hale geldikçe insanın da dünya üzerindeki yolculuğu şekil değiştirecek, dönüşecek gibi görünüyor. Bunun günümüzdeki en popüler uygulaması dijital cihazların “yapay olarak zeki hale getirilmesi”. Buradaki doğallık-yapaylık ayrıştırması bellidir ki sübjektif bir akış açısından kaynaklanıyor. İnsandaki zeka doğal olarak kabul edilirse ötekileri yapaydır. Oysa evrende kendi meşrebine-kapasitesine göre zeka sahibi olan pek çok organik ve giderek inorganik nesne var. Veri işleyen her sistem er ya da geç zeka üretecektir.</p>
<p>İnsan bugün taşıma suyla değirmeni döndürmeye çalışıyor: Geliştirdiği algoritmaları kendi insani tarihinden veri kümeleriyle eğiterek onu zeki hale getiriyor. Belki de bir süre sonra bu süreç belli bir doygunluğa ulaşacak ve insan-dışı dijital bir zeka formu üretmek için insan dahline gerek kalmayacak! Bilim erlerinin süper zeka dedikleri seviye bu olsa gerek!</p>
<p>Davos ana başlığı bu yıl beş alt başlıkta ele alınıyor: Büyümeyi Yeniden Tasarlama, Akıllı Çağda Sanayiler, İnsana Yatırım, Güveni Yeniden İnşa Etme, Gezegeni Koruma. İlk iki alt başlık doğrudan iş dünyasının nasıl dönüşmesi gerektiği ile ilgili. Kalan üçün ikisi birey ve toplumun bu değişim-dönüşümlerden nasıl etkileyeceği ve bu etkilenmenin olumsuz etkilerinin nasıl asgari indirilebileceğine odaklı. Ve nihayet gezegeni koruma başlığı da toplumların da ötesine geçerek topyekun gezegeni korumaya yönelik yapılması gerekenleri adresleyecek gibi görünüyor.</p>
<p>Akıllı çağ önemli bir ifade. Daha önce Japonya bunu “akıllı toplum” vizyonuyla gündeme getirmiş ve kendi ulusal stratejini buna göre dönüştüreceğini ilan etmişti. Akıllı çağ ise bir coğrafyadan ziyade bir döneme işaret ediyor. Şimdiye dek akıllı değil miydi(k)? Belli ki bir fark var. Duygusu olmayan, içgüdüleriyle hareket etmeyen bir zeka formu acaba dünyayı nasıl dönüştürürdü? Mavi ya da beyaz yakalı insanların yaptığı işleri bu türden bir zekaya sahip nesneler yapıyor olsa olumlu-olumsuz nasıl bir değişim gerçekleşirdi?</p>
<p>İş dönüp dolaşıp öleceğini bilen insanın rasyonel olmayan eylemlerinin yıkıcılığını ortadan kaldırmaya dayanıyor. Objektif bir değerlendirme modeline göre işleyen zeki nesneler insandaki bu yıkıcılığı ortadan kaldırabilir mi? Herhangi bir akıllı çağ nesnesi ya da makinesi örneğin Gazze ya da Ukrayna gibi örneklerin ortaya çıkmasına neden olabilir mi? Eğer o akıllı makineler bu insanlar tarafından geliştirilmeye devam ederse bu da kaçınılmaz. Ancak burada hiç de nesnel olmayan bir ön koşul var: “Bazı insanların egemenliği devam etmeli!” Yaşam insandan daha değerliyse, merkezde insan değil de yaşamın kendisi varsa bu nesneler gün gelecek bu ön koşulu da geçersiz kılacaktır. Toplumsal dönüşümü bu kez insan değil makine gerçekleştirebilir!</p>
<p><strong>Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:tanolturkoglu@gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi&#8217;nin 457. sayısında yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/akilli-cag-icin-isbirligi">Akıllı çağ için işbirliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32063</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul’un geleceği, Türkiye’nin geleceği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulun-gelecegi-turkiyenin-gelecegi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jun 2023 10:04:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[gökdelen]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak yapı]]></category>
		<category><![CDATA[kentleşme]]></category>
		<category><![CDATA[köylü]]></category>
		<category><![CDATA[plansızlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[şehir planlama]]></category>
		<category><![CDATA[şehirleşme]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[trafik]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29587</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür düşünce, gerçek üzerinde anlaşmanın, uygar yaşamın temeli olarak tanımlanıyor. Demokrasi gibi özgür düşünce de bugün ülkemizde sadece birer sözcüktür. Bu kavramlar halk kültüründe yerleşmemiştir. Bir İstanbul tarihçisi olarak, aynı adı taşıyan bugünkü yerleşme ya da yığınlaşmanın hiçbir boyutu ve özelliği benim bildiğim nitelikleri taşımıyor. Sur içi 1440 hektardır. 500.000 nüfusu ile 1000 küsur yıl yaşamış. Biraz da çevreye taşmış. Bugün o kent 550.000 hektar olmuş. Aynı adı taşısa da bu ilkel kent bir dünya kenti değil, Osmanlı başkenti. Böyle dev bir kente nasıl müdahale edileceğini bilmiyorum. Kimsenin bildiğini de sanmıyorum. Gelecek konusunda hiçbir aydınlatıcı fikrim yok. Kaldı ki özgür düşünce olmadan bilgilenme olasılığı da yok. Bu boyut ve veri yığınına kimsenin yetişmesi söz konusu olamaz. Gerçi İstanbul tarihte eşsiz bir kenttir. Oradan hala bir şeyler taşıyor. Benim için İstanbul var, ancak sadece hayalimde bütünleştirebildiğim. Kent plancılarının, mühendislerin, ekonomistlerin de ve tabii idarecilerin elinde yeterli veri toplanamıyor. Kentin nüfusu bile belli değil. Bu olmayan veritabanı üzerinde hiçbir plan geliştirilemez. Zaten Belediye Meclisi&#8217;nin kararlarıyla yapılan planlar da oraya buraya çekiliyor. Bu bizim gibi yetişenler için kötü bir yetersizlik hissidir. Kaldı ki ne kadar fikir üretseniz hiçbirinin uygulanamayacağını da biliyoruz. Verilerin bile derlenemediği bir ortamda belediyelerin hızla değişen çevrenin herhangi bir boyutunu kontrol etmeleri olanaksızdır. Bu izleme olanaksızlığı ve ona bağlı spekülatif yapılaşma süreci, Türkiye çapında %60 kaçak yapı hastalığını ortaya çıkarmıştır, bu oran resmi kurullarca kabul edilmiştir. Kent konusunu yabancılardan öğrendik Biz böyle bir curcunada yetiştik. 1949’da fakülteyi bitirdim. 60’lı yılların başlarında dünyadaki gelişmeleri Türkiye’de de uygulamaya çalışıyorduk. Batı, çağdaş kent ve mimarlığı kendi tarihi gelişimi içinde birbirine bağlı halkalar olarak, en az 15 yüzyıldan bu yana kuram falan olmadan kentleşmeyi başarmıştır. Bizde hocaların birçoğu Alman&#8217;dı. Normları Neufert’ten aldık. Devletin ve belediyelerin danışmanları yabancıydı. Kent plancılığını, tarihi kent korumayı onlardan öğrendik. Dünyanın geçirdiği büyük krizden sonra bizim yapılaşma alanındaki bütün bütün mimar modellerimiz ve kahramanlarımız, sinema artistleri gibi, Batı&#8217;dan, Amerika’dan, hatta Japonya’dan geldi. Yaşamımda tanık oldum. Neredeyse 600 yıllık taklitçiliklerine ve müşteriliğine karşın, Türkler, Avrupalı olmadı. Fakat çağdaş da olamadılar. Avrupa’da doğdum, Avrupa’da dolaştım, Amerika’da yaşadım. Türkiye&#8217;yi Avrupa’da temsil ettim. Bir iki lisan biliyorum. Fakat Türk halkının, okumuşlarının birçoğu da dahil, Avrupalı olmadığını biliyorum. Çünkü uygarlık parayla satın alınamıyor, bir birikimdir. Bu tür gözlemler saymakla bitmez. Sokak köpekleri ile ilgili bir makale yazdım. “Sen köpekleri öldürmek isteyen bir köpek düşmanısın!” diye millet başıma üşüştü. Oysa ben kedi ve köpek beslerim. Viyana’da köpeklerle insanların aynı kaldırımı paylaştığını göremezsiniz. Oysa bizden çok köpekleri var. Ortaklığımız çağdaş değerler ile değil Bu 20 milyonluk kentte sayısız çelişki var. İnsanlar kentlere doluşmuşlar. Fakat uygarlığın göstergesi olan ortak kurallar ve insan saygısı yok. Biz çağdaş araçlara ortağız, çağdaş değerlere ortak değiliz. Kentleşme, sanayileşmeye paralel bir gelişmedir. İşçiler toprağı bıraktılar, fabrikalara girdiler, kentli oldular. Proleter oldular, sınıf oldular, ya da olamadılar. Köylülerin kentlere akışı daha geç başladı, köylüler yine işçi oldu; fakat sendikalaşamadı. Türkiye kentlileşemedi. Sanayileşmiş bir ülke değil, sanayileşmekte olan bir ülke oldu. Birbirimize davranışımıza bakın Bunu görmek için insanların birbirine nasıl davrandığını gözlemek yeterli: Araba kullananlara, kural çiğneyenlere, saygısızlara, kadınlara kabalık edenlere bakın&#8230; Avrupa ile Türkiye arasında kökten farklar olduğunu gözlemliyoruz; bu bir asalet farkı değil, sadece bir birikim ve eğitim farkıdır. Biz gökdelenleştik, telefonlaştık, televizyonlaştık, otomobilleştik. Bu çağda yaşamak için kendimizden çok dünyayı öğrenmek zorundayız. Fakat uygarlık satın alınacak ve kullanılacak bir araç değildir. İyi öğrenmezseniz, yorumlayamazsınız. Kent bilim nedir? Henri Lefebvre, ünlü bir filozof, kent tasarım kuramcısı, eleştirmen bir düşünür. Kent Hakkı adlı kitabında, insanın kentli olmasından söz edebilmek için kaldırımda yürüme hakkı, ağacı koruma hakkı, fiyatları kontrol etme, satın alınan malın kalitesini sorma, trafik güvenliği, çevre temizliği vb. birer hak olduğundan, gerekliliğinden söz eder. Bunlar uygar kenti tanımlayan özelliklerden bazılarıdır. Kentli olamamışlar bunları akıllarına bile getirmez, çiğner geçerler. Lefebvre şöyle der: “Kent bilim diye bir şey olmaz. Fakat her bilim dalı kentin analizini kendine göre yapar, sonunda onu birleştirirsiniz.” Bunu yapacak bir belediye, o belediyenin uzmanları olacak. 20 milyonluk bir kentle bu nasıl gerçekleşir? Bunu söylemiyor. Biz bilgi ve yetersiz örgütlerimizle bunları yapamıyoruz. İstanbul’da ve Ankara’da nasıl yaşanabildiğine şaşıyorum. Bir yerden bir yere gidilebilmesine, kente su ve elektrik verilebilmesine şaşırıyorum. Fakat bu bir planlama değil, yangına kova ile su taşımak. Olası 20 milyon nüfuslu bir dev organizma kendi kendine büyüyen bir orman gibi. Altı ay sonra tekrar geçtiğim caddelerdeki gökdelen sayısı aklı bulandırıyor. Yollar dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz bir düğümlenmiş ip demeti. Gökdelenin yanında tek katlı ahşap dükkan. Şoförler birer akrobat. Canavar olan da var. Özel arabaların bir bölümü ise ormanda kaybolmuş turistlere benziyor. Her şey soru, her şey laf Gece bazı yollar Manhattan gibi aydınlatılmış. Bazıları karanlık. Bazılarında cadde adı, yapı numarası hak getire. Kaybolursanız soracak kimse yok. Ha İstanbul, ha dağ başı. Durum değişmediğine göre nereden başlayacağız, benim aklım ermiyor. Hangi planlara göre yapıldığını bilmiyor ve öğrenemiyorum. Türk ekonomisini yaşattığı ampirik olarak söylenen yapı etkinliği bir sır olarak devam ediyor. Suç üreten bir ortam olarak tartışılıyor. Nüfusunu sayamadığımız bir %60-80 kaçak yapılar kentini nasıl planlayacağız? Her şey soru, her şey laf. Sayı yok! Kentsel kargaşanın planı yapılamaz. Önce sayısal saptama gerek. Cesaretle doğrular söylenebilirse. Bunlar bizim üniversitelerde okuduğumuz boyutları aşıyor. Bunu belediyeler yapamaz. Bilimsel kurullar tarafından ülke ölçeğinde ve büyümesi kontrol edilecek yerleşmeler temelinde yapılmalı. Türkiye’de ne böyle bir politik irade, ne de böyle bir uzman grubu var. Bunun gerçekleşebilmesi için farklı bir kalkınma planı ve teknolojiyi inşaat üzerinde yoğunlaşmaktan kurtarmak gerek. İstanbul sanayisini Anadolu’ya taşımak, kent nüfusunu azaltmak gerek. Doğan Kuban Doğan Kuban&#8216;ın anısına saygıyla. Bu yazı HBT Dergi 227. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulun-gelecegi-turkiyenin-gelecegi">İstanbul’un geleceği, Türkiye’nin geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgür düşünce, gerçek üzerinde anlaşmanın, uygar yaşamın temeli olarak tanımlanıyor. Demokrasi gibi özgür düşünce de bugün ülkemizde sadece birer sözcüktür. Bu kavramlar halk kültüründe yerleşmemiştir.</p>
<p>Bir İstanbul tarihçisi olarak, aynı adı taşıyan bugünkü yerleşme ya da yığınlaşmanın hiçbir boyutu ve özelliği benim bildiğim nitelikleri taşımıyor. Sur içi 1440 hektardır. 500.000 nüfusu ile 1000 kü<span lang="fr-FR">sur y</span>ıl yaşamış. Biraz da çevreye taşmış. Bugün o kent 550.000 hektar olmuş. Aynı adı taşısa da bu ilkel kent bir dünya kenti değil, Osmanlı başkenti. Böyle dev bir kente nasıl müdahale edileceğini bilmiyorum. Kimsenin bildiğini de sanmıyorum. Gelecek konusunda hiçbir aydınlatıcı fikrim yok. Kaldı ki özgür düşünce olmadan bilgilenme olasılığı da yok.</p>
<p>Bu boyut ve veri yığınına kimsenin yetişmesi söz konusu olamaz. Gerçi İstanbul tarihte eşsiz bir kenttir. Oradan hala bir şeyler taşıyor. Benim için İstanbul var, ancak sadece hayalimde bütünleştirebildiğ<span lang="fr-FR">im. Kent planc</span>ılarının, mühendislerin, ekonomistlerin de ve tabii idarecilerin elinde yeterli veri toplanamıyor. Kentin nüfusu bile belli değil.</p>
<p>Bu olmayan veritabanı üzerinde hiçbir plan geliştirilemez. Zaten Belediye Meclisi&#8217;nin kararlarıyla yapılan planlar da oraya buraya çekiliyor. Bu bizim gibi yetişenler için kötü bir yetersizlik hissidir. Kaldı ki ne kadar fikir üretseniz hiçbirinin uygulanamayacağını da biliyoruz.</p>
<p>Verilerin<span lang="nl-NL"> bile derle</span>nemediği bir ortamda belediyelerin hızla değişen çevrenin herhangi bir boyutunu kontrol etmeleri olanaksızdır. Bu izleme olanaksızlığı <span lang="nl-NL">ve ona ba</span>ğlı spekülatif yapılaşma süreci, Türkiye çapında %60 kaçak yapı hastalığını ortaya çıkarmıştır, bu oran resmi kurullarca kabul edilmiştir.</p>
<p><strong>Kent konusunu yabancılardan öğrendik</strong></p>
<p>Biz böyle bir curcunada yetiştik. 1949’da fakülteyi bitirdim. 60’lı yılların başlarında dünyadaki gelişmeleri Türkiye’de de uygulamaya çalışıyorduk.</p>
<p>Batı, çağdaş kent ve mimarlığı kendi tarihi geliş<span lang="it-IT">imi i</span>çinde birbirine bağlı halkalar olarak, en az 15 yüzyıldan bu yana kuram falan olmadan kentleşmeyi başarmıştır.</p>
<p>Bizde hocaların birçoğu Alman&#8217;dı. Normları <strong><span lang="de-DE">Neufert</span></strong>’ten aldık. Devletin ve belediyelerin danışmanları yabancıydı<span lang="fr-FR">. Kent planc</span>ılığını, tarihi kent korumayı onlardan öğrendik. Dünyanı<span lang="de-DE">n ge</span>çirdiği büyük krizden sonra bizim yapılaşma alanındaki bütün bütün mimar modellerimiz ve kahramanlarımız, sinema artistleri gibi, Batı&#8217;dan, Amerika’dan, hatta Japonya’dan geldi.</p>
<p>Yaşamımda tanık oldum. Neredeyse 600 yıllık taklitçiliklerine ve müşteriliğine karşın, Türkler, Avrupalı olmadı. Fakat çağdaş da olamadılar. Avrupa’<span lang="pt-PT">da do</span>ğdum, Avrupa’da dolaştım, Amerika’da yaşadım. Türkiye&#8217;yi Avrupa’da temsil ettim. Bir iki lisan biliyorum. Fakat Türk halkının, okumuşlarının birçoğu da dahil, Avrupalı olmadığını biliyorum. Çünkü uygarlık parayla satın alınamıyor, bir birikimdir.</p>
<p>Bu tür gözlemler saymakla bitmez. Sokak köpekleri ile ilgili bir makale yazdım. “Sen köpekleri öldürmek isteyen bir köpek düşmanısı<span lang="ru-RU">n!</span>” diye millet başıma üşüştü. Oysa ben kedi ve köpek beslerim. Viyana’da köpeklerle insanların aynı kaldırımı paylaştığını göremezsiniz. Oysa bizden çok köpekleri var.</p>
<p><strong>Ortaklığımız çağdaş değerler ile değil</strong></p>
<p>Bu 20 milyonluk kentte sayısız çelişki var. İnsanlar kentlere doluşmuşlar. Fakat uygarlığın göstergesi olan ortak kurallar ve insan saygısı yok.</p>
<p>Biz çağdaş araçlara ortağız, <strong>çağdaş değerlere ortak değ</strong><span lang="de-DE"><strong>iliz</strong>. Kentle</span>şme, sanayileşmeye paralel bir gelişmedir. İşçiler toprağı bıraktılar, fabrikalara girdiler, kentli oldular. Proleter oldular, sınıf oldular, ya da olamadılar. Köylülerin kentlere akışı daha geç başladı, köylüler yine işçi oldu; fakat sendikalaşamadı. Türkiye kentlileşemedi. Sanayileşmiş bir ülke değil, sanayileşmekte olan bir ülke oldu.</p>
<p><strong>Birbirimize davranışımıza bakın</strong></p>
<p>Bunu görmek için insanların birbirine nasıl davrandığını gözlemek yeterli: Araba kullananlara, kural çiğneyenlere, saygısızlara, kadınlara kabalık edenlere bakın&#8230; Avrupa ile Türkiye arasında kökten farklar olduğunu gözlemliyoruz; bu bir asalet farkı değil, sadece bir birikim ve eğitim farkıdır.</p>
<p>Biz gökdelenleştik, telefonlaştık, televizyonlaştık, otomobilleştik. Bu çağda yaşamak için kendimizden ç<span lang="nl-NL">ok d</span>ünyayı öğrenmek zorundayız. Fakat uygarlık satın alınacak ve kullanılacak bir araç değildir. İyi öğrenmezseniz, yorumlayamazsını<span lang="fr-FR">z. </span></p>
<p><strong><span lang="fr-FR">Kent bilim nedir?</span></strong></p>
<p><span lang="fr-FR"><strong>Henri Lefebvre</strong>, </span>ünlü bir filozof, kent tasarım kuramcısı<span lang="es-ES">, ele</span>ştirmen bir düşünür. <em>Kent Hakkı</em> adlı kitabında, insanın kentli olmasından söz edebilmek için kaldırımda yürüme hakkı, ağacı koruma hakkı, fiyatları kontrol etme, satın alınan malın kalitesini sorma, trafik güvenliği, çevre temizliği vb. birer hak olduğundan, gerekliliğinden söz eder.</p>
<p>Bunlar uygar kenti tanımlayan özelliklerden bazılarıdır. Kentli olamamışlar bunları akıllarına bile getirmez, çiğ<span lang="de-DE">ner ge</span>çerler. <span lang="fr-FR">Lefebvre</span> şöyle der: “Kent bilim diye bir şey olmaz. Fakat her bilim dalı kentin analizini kendine göre yapar, sonunda onu birleştirirsiniz.”</p>
<p>Bunu yapacak bir belediye, o belediyenin uzmanları olacak. 20 milyonluk bir kentle bu nasıl gerçekleşir? Bunu söylemiyor. Biz bilgi ve yetersiz örgütlerimizle bunları yapamıyoruz. İstanbul’da ve Ankara’da nasıl yaşanabildiğine şaşıyorum. Bir yerden bir yere gidilebilmesine, kente su ve elektrik verilebilmesine şaşırıyorum.</p>
<p>Fakat bu bir planlama değil, yangına kova ile su taşımak. Olası 20 milyon nüfuslu bir dev organizma kendi kendine büyüyen bir orman gibi. Altı ay sonra tekrar geçtiğim caddelerdeki gökdelen sayısı aklı bulandırıyor. Yollar dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz bir düğümlenmiş ip demeti. Gökdelenin yanında tek katlı ahş<span lang="nl-NL">ap d</span>ükkan. Ş<span lang="en-US">of</span>örler birer akrobat. Canavar olan da var. Özel arabaların bir bölümü ise ormanda kaybolmuş turistlere benziyor.</p>
<p><strong>Her şey soru, her ş<span lang="en-US">ey laf</span></strong></p>
<p>Gece bazı yollar Manhattan gibi aydınlatılmış. Bazıları karanlık. Bazılarında cadde adı, yapı numarası hak getire. Kaybolursanız soracak kimse yok. Ha İstanbul, ha dağ başı. Durum değişmediğine göre nereden başlayacağız, benim aklım ermiyor. Hangi planlara göre yapıldığını bilmiyor ve öğrenemiyorum. Türk ekonomisini yaşattığı ampirik olarak söylenen yapı etkinliği bir sır olarak devam ediyor. Suç ü<span lang="nl-NL">reten </span>bir ortam olarak tartışılıyor.</p>
<p>Nüfusunu sayamadığımız bir %60-80 kaçak yapılar kentini nasıl planlayacağı<span lang="zh-TW">z? Her </span>şey soru, her ş<span lang="en-US">ey laf. Say</span>ı yok! Kentsel kargaşanın planı yapılamaz. Ö<span lang="en-US">nce say</span>ısal saptama gerek. Cesaretle doğrular söylenebilirse. Bunlar bizim üniversitelerde okuduğumuz boyutları aşıyor. Bunu belediyeler yapamaz. <strong>Bilimsel kurullar tarafından ü<span lang="nl-NL">lke </span>ölçeğinde ve büyümesi kontrol edilecek yerleşmeler temelinde yapılmalı.</strong> Türkiye’de ne böyle bir politik irade, ne de böyle bir uzman grubu var.</p>
<p>Bunun gerçekleşebilmesi için farklı bir kalkınma planı ve teknolojiyi inş<span lang="nl-NL">aat </span>üzerinde yoğunlaşmaktan kurtarmak gerek. İstanbul sanayisini Anadolu’ya taşımak, kent nüfusunu azaltmak gerek.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong></p>
<p><strong><em><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/bir-buyuk-cumhuriyet-aydinini-yitirdik">Doğan Kuban</a>&#8216;ın anısına saygıyla. Bu yazı <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-227-31-temmuz-2020-dijital-pdf/">HBT Dergi 227. </a>sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/istanbulun-gelecegi-turkiyenin-gelecegi">İstanbul’un geleceği, Türkiye’nin geleceği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29587</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Anadolu’yu sanayileştirmek</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/anadoluyu-sanayilestirmek</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Doğan Kuban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 12:29:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğan Kuban]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[fabrika]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[işçi sınıfı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kentli]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[köylü]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[sanayileşme]]></category>
		<category><![CDATA[şehir]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf farkı]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13216</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anadolu’nun bazı bölgelerinde hatırı sayılı bir sanayi atılımı var. Büyük fabrikalar açıldı. Fakat Türkiye’nin yerleşme yapısı, büyük kentlere, özellikle İstanbul’a akarak, kökten değiştikten sonra bunlarla Anadolu sanayileşmiş olmuyor. Bizim sanayi sektörümüz dünyanın teknolojik gelişmesinin birincil üretim alanlarında atılım yapamadı. Montaj, tekstil, ev araçları, inşaat, sıradan ilaç ve ambalaj malzemesi üretiyor. Karabük’te sınırlı bir inşaat demiri sanayisi var. Bir de madencilik. Küçük bir gemi üretimi de var. Makinesi dışarıdan gelen. Kırıkkale’de ordu gereksinmeleri için sınırlarını bilmediğim bir üretim yapılıyor. Bundan 50 yıl öncesinin Türkiye’sinde yaşamıyoruz. Ama bunlar Türkiye’yi bir Güney Kore yapamıyor. Yüksek ve önde gelen teknolojilere henüz sahip olamadığımızı söylemek için motorlu araçlardan telefonlara kadar hepsinin ithal olduğunu bilmek ve ulusal ihracat ve ithalat listelerine bakmak yeterli. Henüz bir sanayi ülkesi değil, bir sanayi pazarıyız. Anadolu’nun sanayi hatta tarım açısından ihmal edilmesindeki temel neden Türk sanayi üretiminin İstanbul ve çevresinde yoğunlaşmasıdır. Osmanlı döneminin İstanbul imgesi, Türk halkının cahil ve az okumuş kesiminde günümüze kadar çekiciliğini korudu. Bizim halkın tarih imgesi hala mitoloji ile besleniyor. Kırsal kesim özellikle 1970-80’li yıllardan sonra kentlere göç ederken genel seçim İstanbul’du. Bugün, ülke ekonomisini kemiren İstanbul, spekülatif inşaatın ülkenin milyarlarını toprağa gömen ve fakir insanları aptal tüketicilere çeviren bir emme-basma makinesi olarak çalışıyor. Ürettiği ahlaksızlık, kargaşa ve güvensizlik Türk toplumunu dejenere ettiği gibi, Anadolu’nun gelişmesini de engelliyor. Bu yazının konusu ülkeyi topallaştırıp dengesini bozan gelişmeler değil. Anadolu’yu ve onunla birlikte Türkiye’yi, hakkı olan çağdaş üretim düzeyine yükseltmek için bir programın sunulması. Bu Anadolu’yu bir Ruhr Havzası’na dönüştürme önerisi değil. Bütün ülkeye dengeli olarak yayılan bir sanayileşme önerisi. Ve bu sanayileşme çevresinde bölgenin her alanda gelişmesini sağlamak, yüzyıllardır süren bölgeler arası dengesizlik ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için bir öneri. Bugün İstanbul’da kentli olamadan sokak ve caddeleri dolduran kırsal kökenli yoksul işçiler, son 50 yılda Anadolu’ya ve halkına bilinçsizce yapılan haksızlık ve eziyeti gösteriyor. ‘Cahil toplum buna kendi karar verdi’ diyenler vardır. Fakat bu ya ‘bu toplum cahillerden oluşuyor’ demek, ya da ‘bu toplumun okumuşları halkı ve ülkeyi sevmiyorlar’ demek anlamına geliyor. İstanbul’a fabrika yapıp çiftçiyi İstanbul’a çağırmak, sonra Ardahan’a, Bayburt’a, hocasız üniversite açmak Cumhuriyet tarihinin son dönemlerinin trajikomedisidir. Türkiye ulusal gelirinin yüzde kaçı Bitlis’e ya da Erzincan’a gidiyor? Bu ülkede bu soruyu soran kaç kişi var? Kişiler arasındaki gelir dengesizlikleri yetmiyormuş gibi, ülkede bölgesel farklar hala günümüzde kabul edilemeyecek kadar uygarlık boyutlarda. Bugün Doğu Anadolu’da bundan yarım yüz yıl önceki koşullarda yaşayanlar var. Sunduğum sanayileşme ağı önerisinde, bir sanayi dalına tahsis edilen kentlerin 200.000 ile 1.000.000 boyutlarında kalması, gelişmenin dengeli yayılması için önerdiğim sayısal limitler. Bu bağlamda Almanya, Türkiye’ye yakın nüfusu ve daha küçük yüzey ölçüsü ile, etkin bir nüfus dağılım modeli olarak yol gösterici olmuştur. Öneri kapsamında, her seçilen kente konan nüfus sınırı, kentin var olan sanayi potansiyeli, yeni yerleşecek üretim potansiyeli ve ham madde sağlanmasının modalitelerine bağlı olarak saptanır. Kentin üretim alanı içeriği ve boyutları saptandıktan sonra, bu alanı besleyecek yüksek teknik öğretim potansiyeli ona bağlı olarak ayrıca belirlenir. Üniversite, bölgenin işlevi ve görevi olan bilim ve sanayi alanında AR-GE kurumu olarak çalışacak, aynı zamanda toplumsal çağdaşlaşmanın odağı olacaktır. Bu merkezlerin gelişmesi idari formalitelerin tamamlanmasını beklerken saptanan sanayi alanında üretime geçmek olasılığı vardır. Yerel olarak gelişme formel oluşum tamamlanmadan, üretimle birlikte çevre insanı için yararlı olmaya başlayabilir.  Kaldı ki Anadolu’nun birçok kenti birkaç sanayi kuruluşuna ve   öğretim odağı olarak, bir üniversiteye sahiptir. Bu üniversitelerin klasik bilgi veren merkezler olmaktan çıkıp araştırma kurumu olmaya doğru bir evrim geçirmeleri yaşamsal bir zorunluluktur. Bu sanayi merkezleri güneydoğu-kuzeybatı ve güneybatı-kuzeydoğu aksları üzerinde, başkentte buluşan bir ulaşım sistemi içinde bütün yurdu kapsayan bir ağ dokusu oluşturacaklardır. Üniversite ile sanayi arasındaki iş birliğinin yaratacağı ekonomik güç ve kültürel sinerji ile yöre halkının çağdaş bilinçlenmesine ve uluslararası uygarlığın bilinçli üyeleri olmalarına hizmet edeceklerdir. Türk halkı teknoloji ithal etmekten teknoloji kullanmaya geçişi böyle bir ortamda gerçekleştirebilir. Bunun için megapollere göç etmesine gerek kalmayacaktır. Türkiye’nin hemen hemen her yöresinde uygarlık tarihinin bir aşamasının mirası vardır. Bu varlık bu merkezlerin büyük çoğunluğunu turizm ve tarih açısından da çekici kılmaktadır. Yerel üniversiteler bu maddi potansiyeli kültürel ve ekonomik olarak değerlendirmek açısından yöre halkıyla iş birliği yaparak, Türkiye turizmini dünya turizminin en üst düzeyine çıkarabilirler. Bu sistemin tüm kapasitesi ile çalışması mevcut ulaşım ağının daha mükemmel olmasını da gerektirecek ve sağlayacaktır. Bu yazıda önerdiğim Anadolu sanayileşme tasarısı, Anadolu’da fabrika kurmak değil, tümel ve yurt yüzeyine yayılan bir sanayileşmeyi öngören ve onun çevresinde gelişecek bir uygar yaşamı hedefleyen bütüncül bir kalkınma projesi taslağı ve önerisidir. Bu gelişmenin finansmanı bölgeye taşınacak sanayi kuruluşlarının yatırımları (başka bir dille İstanbul çevresinde yoğunlaşan yatırımlarını Anadolu’ya yapmaları) yerel sermayenin, sigorta şirketlerinin, bankaların ve ilgi duyarsa yabancı sermayenin ve yerel belediyelerin ve halkın katkılarıyla olacaktır. Burada en önemli toplumsal olgu yöre halkının bilinçli ilgisi, irade ve katkısıdır. Bunu yörenin entelektüelleri desteklemelidirler. Böylece her sanayi merkezi geleceğin Anadolu’sunda bir ulusal kültür odağı olmanın potansiyelini taşıyacaktır. Bu Anadolu kentlerini, geçmişin mitosu ile değil, geleceğin inşasına katkıları ile kimlik sahibi yapacaktır. Kentlerin seçiminde amaca en çabuk varma potansiyeli kuşkusuz önemli olacaktır. Sanayi alt yapısı, öğretim alt yapısı, ulaşım, tarımsal potansiyel, yöresel gelir, çevresel zenginlik, tarihi miras olarak temel veriler başından değerlendirilmelidir. Eğer Türkiye böyle bir program gerçekleştirebilirse, ulusal gelirini, 2025’e kadar 15.000 Dolar düzeyine çıkarabilir. Türkiye’de ve dünyada ister devlet ister bakkal, her işletmenin en önemli ölçütü kontrol edilebilir boyutlardır. Gerçi dünyada   devletlerin tarihi mekanik ölçütlere ve parametrelere sokulamaz. Örneğin Çin ve Hindistan’ı, anormal coğrafi boyutları olan Rusya, Birleşik Amerika, Brezilya, Avustralya, Kanada gibi ülkeleri sadece fiziksel ölçülerle değerlendiremezsiniz. Günümüzde teknoloji insana her şeyi kontrol edebildiği sanısını veriyor. Oysa sekizde biri aç, kaza, cinayet ve savaş içinde yaşayan dengesiz bir dünya, yaşam standartları arasında dağlar kadar fark olan ülkeler, toplumlar içinde rahatsız edici eşitsizlikler var. Birleşik Amerika’da son araştırmalarda alt ve üst gruplar arasında 350 kata kadar çıkan farklar olduğunu, Kaliforniya Üniversitesi kampüsünde politika bilimi profesörü Robert B. Reich söylüyordu. (Spiegel, 6-8-2016). Fakat uygarlık ve yaşam standartlarını ölçülebilir parametrelerin işlevleri olarak tanımlayabiliriz. Bunları başında, öğretim, üretim, bilim, teknoloji ve örgütlenme başta gelir. Bunlara bağlı bilgi birikimi, sanat, felsefe, toplumsal davranışlar gibi daha özel ve tanımı güç özellikler de var. Fakat kontrol edilebilirlik ve disiplin yaşamı güvenilir kılmanın temel ölçütüdür. Bunu yapısal nitelikleri ile gerçekleştiren, zorbalıkla gerçekleştiren, ya da gerçekleştiremeyen ülkeler var. Fakat bazı açık ve gözle görülen hastalıklar var: Nüfus, bilgi birikimi, üretim, teknolojik kapasite, bunlar bu çağda insanca yaşamak ve üretmek için yetersiz. Sevgili Okurlar, Bütün yurda Batı uygarlığı ile aynı düzeyde modern ve çağdaş olanı yaymak düşüncesi Cumhuriyet’in temelinde yatar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul, hükümetin temel ilgi odağı olunca Anadolu yeniden gözden düşmüştür. Bugün bile doğuya tayin edilmek gençleri irkilten bir durumdur. Kuşkusuz 1950’lerle karşılaştırılınca çok daha ileri ve zengin bir ülkede yaşıyoruz. Ama Van, Ağrı, hatta Erzincan, Niğde ve daha pek çok kent merkezi çağdaş uygarlıktan çok uzak ortamlardır. Bugün eski dönemlere karşı, insanları dünyadan izole olmaktan kurtaran radyo, televizyon ve telefondur. Anadolu’nun temel ekonomik sorunu bölgeler arsındaki farklılıklardır. Kırsal yörelerde bu fark kabul edilemeyecek kadar geridir. Bu geri kalmışlık çölünün izolasyon hissini hafifleten modern iletişim araçları ve ulaşımdır. Van’a giden bir uçak bir uygarlık mesajıdır. Fakat bölgesel kalkınma için ulaşım ve iletişimin cahil insanlarda yarattığı memnuniyet, onların yoksul yaşamlarına bir rahatlık getirmez. Modern iletişim ve ulaşım araçları ülkeyi kalkındırma araçları değildir. Onlar bilim, teknoloji ve sanayi üretimini destekleyen araçlardır. Bu araçlar, insanlarda o zamana kadar akıllarına bile gelmeyen tüketim eğilimleri yaratıyorsa, bu Profesör Reich’ın söylediği yeni bir sınıfsallaşmaya giden yoldur. Amerikalı profesör bu durumun, dar gelirli kimselerde yarattığı duygulara ‘şiddetli kızgınlık’ demiş. Ama Türkiye gibi ülkelerde sınıfsal kin ve nefrete dönüşebilir. Cumhuriyet’in 10. Yıl Marşı ‘imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir ülkeyiz!’ diyordu. Bu gerçek demokrasinin tanımıdır. Türkiye’de yabancılar ve politikacılar kızgınlığı laik aydına çevirmeyi becerdiler. Fakat bunun giderek ekonomik sınıfsallığa dönüşmesi olasılığı var. Bugünden yarına olacakları göremeyen kapitalist çıraklarını, ülke ile birlikte kurtaracak olan Anadolu kalkınmasıdır. Eğer Anadolu sanayileşir ve megapol İstanbul’un Türkiye üzerindeki boğucu   mirasyedi baskısı kalkarsa, yerel sanayi atılımları üzerine kurulacak ülkesel kalkınma geleceğimize güvenlik getirebilir. Bu sanayileşmenin çevresinde, ülkenin arkeolojik, tarihi ve doğal verilerin de yardımı ile ülkeyi yüzyıl ortasında Avrupa refah standartlarının alt basamaklarına ulaştırabiliriz. Ülkenin geleceği politikacıların ekonomik, kültürel ve politik boş tartışmalarında amacından uzaklaşıyor. Eğer toplum iki kuşakta Avrupa ekonomilerine yaklaşan bir atılım yapacağına inansa, 1923-38 arasındaki irade ve disiplinini kazanamaz mı? Yakın geleceğe umutla bakan bir Türk insanı olamaz mı? Sevgili Okurlar, Bu programın politika ile ilgisi yoktur. Kentin hangi patiye oy verdiği, hangi partinin belediyesinin elinde olduğu, yatırımcının partili olması önemli değildir. Ulaşımın AKP tarafından yapılması da önemli değildir. Bana göre böyle bir programa sahip çıkacak herkes ulustan yanadır. Yöreden yana olması da önemli değildir. Bu, ulusu, bilimsel ve teknolojik olarak bütün ülkeyi içine alan bir bütünlük içinde, her yöreye en iyi katkı yapabileceği teknoloji alanında ülke ekonomisine yeni bir ivme verecek ulusal bir plandır. Her yöre toprağın verdiği geleneksel olanakların çağdaş   bilim ve teknolojinin katkıları ile gelişecek patlamasının insana, topluma ve ülkeye ekonomik refah getirecek bir çaba olarak ve kendi toprağını, dağını, ovasını ve kültürünü güçlendirecek bir atılım olarak görecek bir tutum içinde bu çabaya katılacaktır. Bu çalışan üniteler çok daha gelişmiş bir kara yolu ağı ile bütünleşecektir. Büyük kentlerin yalancı çekiciliğini kendi kentimize, ana baba yurduna neden getirmeyelim? Bu hiçbir politik ideolojinin parçalayamayacağı kadar büyük bir örgütlenmedir. Zaten var olan bir dengesiz gelişmenin yurda yayılması ve kentleşme aşamasının sadece Batı’nın büyük kentlerinde değil, Rize’de, Erzurum’da, Van’da, Sivas’ta, Samsun’da, Konya’da teknolojiye dönük olarak, daha ekonomik, insancıl boyutlarda sürmesi demektir. Böyle bir ulusal program Türkiye’de bilim ve teknolojinin ülkeye onur verecek bir etkinliğe yükselmesine de yardım edecektir. Olasılıkla İslam dünyasında Türkiye’yi yine bir örnek ve lider düzeyine çıkaracaktır. Çağdaş İslam toplumlarının kurtuluşu da petrol satmak ya da gökdelen yapmakta değil, Çin’in, Kore’nin örnek olduğu bilimsel ve teknolojik atılımı gerçekleştirmekten geçmektedir. Kuşkusuz Müslümanların entelektüel performansını da tetikleyecektir. Sevgili Okurlar, Bunu yapamayız demeyin! Ulusal gelirin %10’u, 20 yılda bunu başarabilir. Buna sanayi şirketlerinin, bankaların, sigorta şirketlerinin, olasılıkla yabancı sermayenin ve kişilerin katkıları da eklenecektir. Sürekli yükselen bir büyüme eğrisi içinde, yüzyıl ortalarında ülkenin ekonomik potansiyeli Avrupa’nın orta basamaklarına ulaşabilir. Doğan Kuban </p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/anadoluyu-sanayilestirmek">Anadolu’yu sanayileştirmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu’nun bazı bölgelerinde hatırı sayılı bir sanayi atılımı var. Büyük fabrikalar açıldı. Fakat Türkiye’nin yerleşme yapısı, büyük kentlere, özellikle İstanbul’a akarak, kökten değiştikten sonra bunlarla Anadolu sanayileşmiş olmuyor.</p>
<p>Bizim sanayi sektörümüz dünyanın teknolojik gelişmesinin birincil üretim alanlarında atılım yapamadı. Montaj, tekstil, ev araçları, inşaat, sıradan ilaç ve ambalaj malzemesi üretiyor. Karabük’te sınırlı bir inşaat demiri sanayisi var. Bir de madencilik. Küçük bir gemi üretimi de var. Makinesi dışarıdan gelen. Kırıkkale’de ordu gereksinmeleri için sınırlarını bilmediğim bir üretim yapılıyor. Bundan 50 yıl öncesinin Türkiye’sinde yaşamıyoruz. Ama bunlar Türkiye’yi bir Güney Kore yapamıyor.</p>
<p>Yüksek ve önde gelen teknolojilere henüz sahip olamadığımızı söylemek için motorlu araçlardan telefonlara kadar hepsinin ithal olduğunu bilmek ve ulusal ihracat ve ithalat listelerine bakmak yeterli. Henüz bir sanayi ülkesi değil, bir sanayi pazarıyız.</p>
<p>Anadolu’nun sanayi hatta tarım açısından ihmal edilmesindeki temel neden Türk sanayi üretiminin İstanbul ve çevresinde yoğunlaşmasıdır. Osmanlı döneminin İstanbul imgesi, Türk halkının cahil ve az okumuş kesiminde günümüze kadar çekiciliğini korudu. Bizim halkın tarih imgesi hala mitoloji ile besleniyor. Kırsal kesim özellikle 1970-80’li yıllardan sonra kentlere göç ederken genel seçim İstanbul’du.</p>
<p>Bugün, ülke ekonomisini kemiren İstanbul, spekülatif inşaatın ülkenin milyarlarını toprağa gömen ve fakir insanları aptal tüketicilere çeviren bir emme-basma makinesi olarak çalışıyor. Ürettiği ahlaksızlık, kargaşa ve güvensizlik Türk toplumunu dejenere ettiği gibi, Anadolu’nun gelişmesini de engelliyor.</p>
<p>Bu yazının konusu ülkeyi topallaştırıp dengesini bozan gelişmeler değil. Anadolu’yu ve onunla birlikte Türkiye’yi, hakkı olan çağdaş üretim düzeyine yükseltmek için bir programın sunulması. Bu Anadolu’yu bir Ruhr Havzası’na dönüştürme önerisi değil. Bütün ülkeye dengeli olarak yayılan bir sanayileşme önerisi. Ve bu sanayileşme çevresinde bölgenin her alanda gelişmesini sağlamak, yüzyıllardır süren bölgeler arası dengesizlik ve eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için bir öneri.</p>
<p>Bugün İstanbul’da kentli olamadan sokak ve caddeleri dolduran kırsal kökenli yoksul işçiler, son 50 yılda Anadolu’ya ve halkına bilinçsizce yapılan haksızlık ve eziyeti gösteriyor. ‘Cahil toplum buna kendi karar verdi’ diyenler vardır. Fakat bu ya ‘bu toplum cahillerden oluşuyor’ demek, ya da ‘bu toplumun okumuşları halkı ve ülkeyi sevmiyorlar’ demek anlamına geliyor. İstanbul’a fabrika yapıp çiftçiyi İstanbul’a çağırmak, sonra Ardahan’a, Bayburt’a, hocasız üniversite açmak Cumhuriyet tarihinin son dönemlerinin trajikomedisidir.</p>
<p>Türkiye ulusal gelirinin yüzde kaçı Bitlis’e ya da Erzincan’a gidiyor? Bu ülkede bu soruyu soran kaç kişi var? Kişiler arasındaki gelir dengesizlikleri yetmiyormuş gibi, ülkede bölgesel farklar hala günümüzde kabul edilemeyecek kadar uygarlık boyutlarda. Bugün Doğu Anadolu’da bundan yarım yüz yıl önceki koşullarda yaşayanlar var.</p>
<p>Sunduğum sanayileşme ağı önerisinde, bir sanayi dalına tahsis edilen kentlerin 200.000 ile 1.000.000 boyutlarında kalması, gelişmenin dengeli yayılması için önerdiğim sayısal limitler. Bu bağlamda Almanya, Türkiye’ye yakın nüfusu ve daha küçük yüzey ölçüsü ile, etkin bir nüfus dağılım modeli olarak yol gösterici olmuştur.</p>
<p>Öneri kapsamında, her seçilen kente konan nüfus sınırı, kentin var olan sanayi potansiyeli, yeni yerleşecek üretim potansiyeli ve ham madde sağlanmasının modalitelerine bağlı olarak saptanır. Kentin üretim alanı içeriği ve boyutları saptandıktan sonra, bu alanı besleyecek yüksek teknik öğretim potansiyeli ona bağlı olarak ayrıca belirlenir. Üniversite, bölgenin işlevi ve görevi olan bilim ve sanayi alanında AR-GE kurumu olarak çalışacak, aynı zamanda toplumsal çağdaşlaşmanın odağı olacaktır.</p>
<p>Bu merkezlerin gelişmesi idari formalitelerin tamamlanmasını beklerken saptanan sanayi alanında üretime geçmek olasılığı vardır. Yerel olarak gelişme formel oluşum tamamlanmadan, üretimle birlikte çevre insanı için yararlı olmaya başlayabilir.  Kaldı ki Anadolu’nun birçok kenti birkaç sanayi kuruluşuna ve   öğretim odağı olarak, bir üniversiteye sahiptir. Bu üniversitelerin klasik bilgi veren merkezler olmaktan çıkıp araştırma kurumu olmaya doğru bir evrim geçirmeleri yaşamsal bir zorunluluktur.</p>
<p>Bu sanayi merkezleri güneydoğu-kuzeybatı ve güneybatı-kuzeydoğu aksları üzerinde, başkentte buluşan bir ulaşım sistemi içinde bütün yurdu kapsayan bir ağ dokusu oluşturacaklardır. Üniversite ile sanayi arasındaki iş birliğinin yaratacağı ekonomik güç ve kültürel sinerji ile yöre halkının çağdaş bilinçlenmesine ve uluslararası uygarlığın bilinçli üyeleri olmalarına hizmet edeceklerdir. Türk halkı teknoloji ithal etmekten teknoloji kullanmaya geçişi böyle bir ortamda gerçekleştirebilir. Bunun için megapollere göç etmesine gerek kalmayacaktır.</p>
<p>Türkiye’nin hemen hemen her yöresinde uygarlık tarihinin bir aşamasının mirası vardır. Bu varlık bu merkezlerin büyük çoğunluğunu turizm ve tarih açısından da çekici kılmaktadır. Yerel üniversiteler bu maddi potansiyeli kültürel ve ekonomik olarak değerlendirmek açısından yöre halkıyla iş birliği yaparak, Türkiye turizmini dünya turizminin en üst düzeyine çıkarabilirler.</p>
<p>Bu sistemin tüm kapasitesi ile çalışması mevcut ulaşım ağının daha mükemmel olmasını da gerektirecek ve sağlayacaktır.</p>
<p>Bu yazıda önerdiğim Anadolu sanayileşme tasarısı, Anadolu’da fabrika kurmak değil, tümel ve yurt yüzeyine yayılan bir sanayileşmeyi öngören ve onun çevresinde gelişecek bir uygar yaşamı hedefleyen bütüncül bir kalkınma projesi taslağı ve önerisidir.</p>
<p>Bu gelişmenin finansmanı bölgeye taşınacak sanayi kuruluşlarının yatırımları (başka bir dille İstanbul çevresinde yoğunlaşan yatırımlarını Anadolu’ya yapmaları) yerel sermayenin, sigorta şirketlerinin, bankaların ve ilgi duyarsa yabancı sermayenin ve yerel belediyelerin ve halkın katkılarıyla olacaktır. Burada en önemli toplumsal olgu yöre halkının bilinçli ilgisi, irade ve katkısıdır. Bunu yörenin entelektüelleri desteklemelidirler. Böylece her sanayi merkezi geleceğin Anadolu’sunda bir ulusal kültür odağı olmanın potansiyelini taşıyacaktır. Bu Anadolu kentlerini, geçmişin mitosu ile değil, geleceğin inşasına katkıları ile kimlik sahibi yapacaktır.</p>
<p>Kentlerin seçiminde amaca en çabuk varma potansiyeli kuşkusuz önemli olacaktır. Sanayi alt yapısı, öğretim alt yapısı, ulaşım, tarımsal potansiyel, yöresel gelir, çevresel zenginlik, tarihi miras olarak temel veriler başından değerlendirilmelidir. Eğer Türkiye böyle bir program gerçekleştirebilirse, ulusal gelirini, 2025’e kadar 15.000 Dolar düzeyine çıkarabilir.</p>
<p>Türkiye’de ve dünyada ister devlet ister bakkal, her işletmenin en önemli ölçütü kontrol edilebilir boyutlardır. Gerçi dünyada   devletlerin tarihi mekanik ölçütlere ve parametrelere sokulamaz. Örneğin Çin ve Hindistan’ı, anormal coğrafi boyutları olan Rusya, Birleşik Amerika, Brezilya, Avustralya, Kanada gibi ülkeleri sadece fiziksel ölçülerle değerlendiremezsiniz. Günümüzde teknoloji insana her şeyi kontrol edebildiği sanısını veriyor. Oysa sekizde biri aç, kaza, cinayet ve savaş içinde yaşayan dengesiz bir dünya, yaşam standartları arasında dağlar kadar fark olan ülkeler, toplumlar içinde rahatsız edici eşitsizlikler var. Birleşik Amerika’da son araştırmalarda alt ve üst gruplar arasında 350 kata kadar çıkan farklar olduğunu, Kaliforniya Üniversitesi kampüsünde politika bilimi profesörü Robert B. Reich söylüyordu. (Spiegel, 6-8-2016). Fakat uygarlık ve yaşam standartlarını ölçülebilir parametrelerin işlevleri olarak tanımlayabiliriz. Bunları başında, öğretim, üretim, bilim, teknoloji ve örgütlenme başta gelir. Bunlara bağlı bilgi birikimi, sanat, felsefe, toplumsal davranışlar gibi daha özel ve tanımı güç özellikler de var. Fakat kontrol edilebilirlik ve disiplin yaşamı güvenilir kılmanın temel ölçütüdür. Bunu yapısal nitelikleri ile gerçekleştiren, zorbalıkla gerçekleştiren, ya da gerçekleştiremeyen ülkeler var. Fakat bazı açık ve gözle görülen hastalıklar var: Nüfus, bilgi birikimi, üretim, teknolojik kapasite, bunlar bu çağda insanca yaşamak ve üretmek için yetersiz.</p>
<p>Sevgili Okurlar,</p>
<p>Bütün yurda Batı uygarlığı ile aynı düzeyde modern ve çağdaş olanı yaymak düşüncesi Cumhuriyet’in temelinde yatar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İstanbul, hükümetin temel ilgi odağı olunca Anadolu yeniden gözden düşmüştür. Bugün bile doğuya tayin edilmek gençleri irkilten bir durumdur. Kuşkusuz 1950’lerle karşılaştırılınca çok daha ileri ve zengin bir ülkede yaşıyoruz. Ama Van, Ağrı, hatta Erzincan, Niğde ve daha pek çok kent merkezi çağdaş uygarlıktan çok uzak ortamlardır. Bugün eski dönemlere karşı, insanları dünyadan izole olmaktan kurtaran radyo, televizyon ve telefondur.</p>
<p>Anadolu’nun temel ekonomik sorunu bölgeler arsındaki farklılıklardır. Kırsal yörelerde bu fark kabul edilemeyecek kadar geridir. Bu geri kalmışlık çölünün izolasyon hissini hafifleten modern iletişim araçları ve ulaşımdır. Van’a giden bir uçak bir uygarlık mesajıdır. Fakat bölgesel kalkınma için ulaşım ve iletişimin cahil insanlarda yarattığı memnuniyet, onların yoksul yaşamlarına bir rahatlık getirmez.</p>
<p>Modern iletişim ve ulaşım araçları ülkeyi kalkındırma araçları değildir. Onlar bilim, teknoloji ve sanayi üretimini destekleyen araçlardır. Bu araçlar, insanlarda o zamana kadar akıllarına bile gelmeyen tüketim eğilimleri yaratıyorsa, bu Profesör Reich’ın söylediği yeni bir sınıfsallaşmaya giden yoldur. Amerikalı profesör bu durumun, dar gelirli kimselerde yarattığı duygulara ‘şiddetli kızgınlık’ demiş. Ama Türkiye gibi ülkelerde sınıfsal kin ve nefrete dönüşebilir. Cumhuriyet’in 10. Yıl Marşı ‘imtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir ülkeyiz!’ diyordu. Bu gerçek demokrasinin tanımıdır. Türkiye’de yabancılar ve politikacılar kızgınlığı laik aydına çevirmeyi becerdiler. Fakat bunun giderek ekonomik sınıfsallığa dönüşmesi olasılığı var.</p>
<p>Bugünden yarına olacakları göremeyen kapitalist çıraklarını, ülke ile birlikte kurtaracak olan Anadolu kalkınmasıdır. Eğer Anadolu sanayileşir ve megapol İstanbul’un Türkiye üzerindeki boğucu   mirasyedi baskısı kalkarsa, yerel sanayi atılımları üzerine kurulacak ülkesel kalkınma geleceğimize güvenlik getirebilir. Bu sanayileşmenin çevresinde, ülkenin arkeolojik, tarihi ve doğal verilerin de yardımı ile ülkeyi yüzyıl ortasında Avrupa refah standartlarının alt basamaklarına ulaştırabiliriz.</p>
<p>Ülkenin geleceği politikacıların ekonomik, kültürel ve politik boş tartışmalarında amacından uzaklaşıyor. Eğer toplum iki kuşakta Avrupa ekonomilerine yaklaşan bir atılım yapacağına inansa, 1923-38 arasındaki irade ve disiplinini kazanamaz mı? Yakın geleceğe umutla bakan bir Türk insanı olamaz mı?</p>
<p>Sevgili Okurlar,</p>
<p>Bu programın politika ile ilgisi yoktur. Kentin hangi patiye oy verdiği, hangi partinin belediyesinin elinde olduğu, yatırımcının partili olması önemli değildir. Ulaşımın AKP tarafından yapılması da önemli değildir. Bana göre böyle bir programa sahip çıkacak herkes ulustan yanadır. Yöreden yana olması da önemli değildir. Bu, ulusu, bilimsel ve teknolojik olarak bütün ülkeyi içine alan bir bütünlük içinde, her yöreye en iyi katkı yapabileceği teknoloji alanında ülke ekonomisine yeni bir ivme verecek ulusal bir plandır. Her yöre toprağın verdiği geleneksel olanakların çağdaş   bilim ve teknolojinin katkıları ile gelişecek patlamasının insana, topluma ve ülkeye ekonomik refah getirecek bir çaba olarak ve kendi toprağını, dağını, ovasını ve kültürünü güçlendirecek bir atılım olarak görecek bir tutum içinde bu çabaya katılacaktır. Bu çalışan üniteler çok daha gelişmiş bir kara yolu ağı ile bütünleşecektir.</p>
<p>Büyük kentlerin yalancı çekiciliğini kendi kentimize, ana baba yurduna neden getirmeyelim? Bu hiçbir politik ideolojinin parçalayamayacağı kadar büyük bir örgütlenmedir. Zaten var olan bir dengesiz gelişmenin yurda yayılması ve kentleşme aşamasının sadece Batı’nın büyük kentlerinde değil, Rize’de, Erzurum’da, Van’da, Sivas’ta, Samsun’da, Konya’da teknolojiye dönük olarak, daha ekonomik, insancıl boyutlarda sürmesi demektir.</p>
<p>Böyle bir ulusal program Türkiye’de bilim ve teknolojinin ülkeye onur verecek bir etkinliğe yükselmesine de yardım edecektir. Olasılıkla İslam dünyasında Türkiye’yi yine bir örnek ve lider düzeyine çıkaracaktır. Çağdaş İslam toplumlarının kurtuluşu da petrol satmak ya da gökdelen yapmakta değil, Çin’in, Kore’nin örnek olduğu bilimsel ve teknolojik atılımı gerçekleştirmekten geçmektedir. Kuşkusuz Müslümanların entelektüel performansını da tetikleyecektir.</p>
<p>Sevgili Okurlar,</p>
<p>Bunu yapamayız demeyin! Ulusal gelirin %10’u, 20 yılda bunu başarabilir. Buna sanayi şirketlerinin, bankaların, sigorta şirketlerinin, olasılıkla yabancı sermayenin ve kişilerin katkıları da eklenecektir. Sürekli yükselen bir büyüme eğrisi içinde, yüzyıl ortalarında ülkenin ekonomik potansiyeli Avrupa’nın orta basamaklarına ulaşabilir.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/dogan-kuban/anadoluyu-sanayilestirmek">Anadolu’yu sanayileştirmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13216</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanayide yapısal sorunlar artıyor…</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/sanayide-yapisal-sorunlar-artiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Mar 2019 13:21:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[fabrika]]></category>
		<category><![CDATA[ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[imalat sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[ithalat]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13133</guid>

					<description><![CDATA[<p>1980’lerden günümüze kadar uygulana gelen politikalar sonucunda sanayide yapısal sorunlar giderek derinleşiyor. Dış ticaret açıkları artarken, üretimin ve ihracatın ithalata bağımlılığı yükseliyor. İhracat ise temel olarak düşük ve orta teknolojilere dayalı. Toplam ihracat içerisinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı ise son derece düşük. Yıllardır önce CBT ve sonra HBT teknolojideki ve sanayideki durumumuzu yazıp çizdik. Son yıllarda sanayinin yüksek teknoloji temelinde dönüştürülmesine ilişkin önerilerin/görüşlerin dillendirilmesi olumlu bir gelişme. Bu noktaya gelinmesinde CBT ve HBT’nin çok önemli bir işlev gördüğünü gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Yüksek teknolojiye dayalı bir ekonominin bilinçlere çıkması çok önemli… Ancak henüz somut gelişmelerin çok uzağındayız… İmalat sanayi net ithalatçı… İmalat sanayi ihracatında ilk iki sırada yer alan motorlu kara taşıtları ve römorklar sektörü ile ana metal sanayi net ithalatçı konumunda. 2015 yılında imalat sanayi ihracat sıralamasında ilk sırda yer alan motorlu kara taşıtları ve römork sektörü yaklaşık 18,5 milyar dolar ihracat yapmış… İthalat ise 20 milyar dolar… Sonuç:1,5 milyar dolar dış ticaret açığı. Bu bulgu, sektörün 1 birim ihracat yapmak için 1 birimden daha fazla ithalat yaptığını ortaya koyuyor. İmalat sanayi ihracatında ikinci sırda yer alan ana metal sanayi de net ithalatçı. Sektör 2015 yılında yaklaşık 17,7 milyar dolar ihracat, 21,9 milyar ithalat yapmış. Sektör yaklaşık 4,2 milyar dolar dış ticaret açığı vererek cari açığı olumsuz yönde etkilemiş. Tablo 1: İmalat sanayinde net ithalatçı sektörlerde ihracat, ithalat ve dış ticaret dengesi (Milyon $) (2015)  Kaynak: TÜİK veri tabanından hareketle oluşturuldu. Türkiye temel olarak geleneksel sektörlerde (tekstil ürünleri, giyim eşyası, gıda ve içecek, mobilya vs.) net ihracatçı bir ekonomi. Bu sonuç Türkiye’nin uluslararası iş bölümü içerisindeki yerini değiştiremediğini tipik çevre ekonomisine özgü bir ihracat yapısına sahip olduğunu söylüyor. İmalat sanayinin katma değer yapısı: Düşük profilli Türkiye imalat sanayinin katma değer yapısı düşük profilli bir yapı gösteriyor. İmalat sanayinde ilk altı sektörün katma değer paylarını gösteren Grafik, Türkiye imalat sanayinde yaratılan katma değerin %28,9’unun üç geleneksel sektör (gıda, tekstil ve giyim) tarafından üretildiğini bize söylüyor. Altı sektörün katma değer payı ise %52,3. Gerçekçi olalım, Türkiye’nin bu katma değer yapısı ile yapısal sorunlarını çözmesi ve ithalata bağımlılığını azaltması olası değil. Grafik: İmalat sanayinde ilk alt sektörün katma değer payı (%) Kaynak: TÜİK veri tabanından hareketle kendi hesaplamamız. Üretimde ithal girdi payları… TÜİK’in en son 2002 yılı için yayınladığı Input-Output tablolarından hareketle yaptığımız hesaplamaya göre üretimde ithal girdi oranının en yüksek gerçekleştiği sektörlerin başında; Kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri (%50,3); radyo, televizyon ve haberleşme cihazları (%30,6); mobilya ve başka yerde sınıflandırılmamış diğer ürünler (%31,3), tıbbi aletler (%26,9); deri ürünleri ve ayakkabı imalatı (%22,9); ana metal sanayi 8%22,7), plastik ve kauçuk ürünler (%22,1), büro, muhasebe ve bilgi işlem makinaları (%20,9); kimyasal madde ve ürünleri (%18,7) sektörleri geliyor. Kısaca, sanayide birçok sektör bir birim üretim yapabilmek için yüksek oranda ithal girdi kullanıyor… Üretimin ithalata bağımlılığı yüksek. Sonuç olarak, sanayi yapısına ilişkin bu bulgular, uluslararası meta zincirine eklemlenme ve sipariş alma yarışının ithalata bağımlı bir yapı ile sonuçlandığını ve bu yapının giderek kalıcılaştığını gösteriyor. Bayram Ali Eşiyok /  bayramali.esiyok@kalkinma.com.tr</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/sanayide-yapisal-sorunlar-artiyor">Sanayide yapısal sorunlar artıyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1980’lerden günümüze kadar uygulana gelen politikalar sonucunda sanayide yapısal sorunlar giderek derinleşiyor. Dış ticaret açıkları artarken, üretimin ve ihracatın ithalata bağımlılığı yükseliyor. İhracat ise temel olarak düşük ve orta teknolojilere dayalı. Toplam ihracat içerisinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı ise son derece düşük.</p>
<p>Yıllardır önce CBT ve sonra HBT teknolojideki ve sanayideki durumumuzu yazıp çizdik. Son yıllarda sanayinin yüksek teknoloji temelinde dönüştürülmesine ilişkin önerilerin/görüşlerin dillendirilmesi olumlu bir gelişme. Bu noktaya gelinmesinde CBT ve HBT’nin çok önemli bir işlev gördüğünü gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Yüksek teknolojiye dayalı bir ekonominin bilinçlere çıkması çok önemli… Ancak henüz somut gelişmelerin çok uzağındayız…</p>
<p><strong>İmalat sanayi net ithalatçı…</strong></p>
<p>İmalat sanayi ihracatında ilk iki sırada yer alan motorlu kara taşıtları ve römorklar sektörü ile ana metal sanayi net ithalatçı konumunda. 2015 yılında imalat sanayi ihracat sıralamasında ilk sırda yer alan motorlu kara taşıtları ve römork sektörü yaklaşık 18,5 milyar dolar ihracat yapmış… İthalat ise 20 milyar dolar… Sonuç:1,5 milyar dolar dış ticaret açığı.</p>
<p>Bu bulgu, sektörün 1 birim ihracat yapmak için 1 birimden daha fazla ithalat yaptığını ortaya koyuyor. İmalat sanayi ihracatında ikinci sırda yer alan ana metal sanayi de net ithalatçı. Sektör 2015 yılında yaklaşık 17,7 milyar dolar ihracat, 21,9 milyar ithalat yapmış. Sektör yaklaşık 4,2 milyar dolar dış ticaret açığı vererek cari açığı olumsuz yönde etkilemiş.</p>
<p><strong>Tablo 1:</strong> İmalat sanayinde net ithalatçı sektörlerde ihracat, ithalat ve dış ticaret dengesi (Milyon $) (2015)  Kaynak: TÜİK veri tabanından hareketle oluşturuldu.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone wp-image-13134 size-full" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/sanayi1.png" alt="" width="826" height="510" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/sanayi1.png 826w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/sanayi1-300x185.png 300w" sizes="(max-width: 826px) 100vw, 826px" /></p>
<p>Türkiye temel olarak geleneksel sektörlerde (tekstil ürünleri, giyim eşyası, gıda ve içecek, mobilya vs.) net ihracatçı bir ekonomi. Bu sonuç Türkiye’nin uluslararası iş bölümü içerisindeki yerini değiştiremediğini tipik çevre ekonomisine özgü bir ihracat yapısına sahip olduğunu söylüyor.</p>
<p><strong>İmalat sanayinin katma değer yapısı: Düşük profilli</strong></p>
<p>Türkiye imalat sanayinin katma değer yapısı düşük profilli bir yapı gösteriyor. İmalat sanayinde ilk altı sektörün katma değer paylarını gösteren Grafik, Türkiye imalat sanayinde yaratılan katma değerin %28,9’unun üç geleneksel sektör (gıda, tekstil ve giyim) tarafından üretildiğini bize söylüyor. Altı sektörün katma değer payı ise %52,3. Gerçekçi olalım, Türkiye’nin bu katma değer yapısı ile yapısal sorunlarını çözmesi ve ithalata bağımlılığını azaltması olası değil.</p>
<p><strong>Grafik:</strong> İmalat sanayinde ilk alt sektörün katma değer payı (%) Kaynak: TÜİK veri tabanından hareketle kendi hesaplamamız<strong>.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-13136" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/sanayi2.png" alt="" width="1593" height="683" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/sanayi2.png 1593w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/sanayi2-300x129.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/03/sanayi2-1024x439.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 1593px) 100vw, 1593px" /></p>
<p><strong>Üretimde ithal girdi payları…</strong></p>
<p>TÜİK’in en son 2002 yılı için yayınladığı Input-Output tablolarından hareketle yaptığımız hesaplamaya göre üretimde ithal girdi oranının en yüksek gerçekleştiği sektörlerin başında; Kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri (%50,3); radyo, televizyon ve haberleşme cihazları (%30,6); mobilya ve başka yerde sınıflandırılmamış diğer ürünler (%31,3), tıbbi aletler (%26,9); deri ürünleri ve ayakkabı imalatı (%22,9); ana metal sanayi 8%22,7), plastik ve kauçuk ürünler (%22,1), büro, muhasebe ve bilgi işlem makinaları (%20,9); kimyasal madde ve ürünleri (%18,7) sektörleri geliyor. Kısaca, sanayide birçok sektör bir birim üretim yapabilmek için yüksek oranda ithal girdi kullanıyor… Üretimin ithalata bağımlılığı yüksek.</p>
<p>Sonuç olarak, sanayi yapısına ilişkin bu bulgular, uluslararası meta zincirine eklemlenme ve sipariş alma yarışının ithalata bağımlı bir yapı ile sonuçlandığını ve bu yapının giderek kalıcılaştığını gösteriyor.</p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok /  <a href="mailto:BayramAli.Esiyok@kalkinma.com.tr">bayramali.esiyok@kalkinma.com.tr</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/sanayide-yapisal-sorunlar-artiyor">Sanayide yapısal sorunlar artıyor…</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13133</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de ileri teknoloji alt yapısı oluştu mu?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/turkiyede-ileri-teknoloji-alt-yapisi-olustu-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2017 12:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoyaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ileri teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[nobel]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7413</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aslında ülkeleri sıçratacak, mucizevi yollar bellidir. Almanya, Japonya, Tayvan, G.Kore, Singapur hatta Çin ekonomisini bilimsel araştırmaya dayalı ileri teknoloji ürünlerinin üretimindeki artışlar sıçratmıştır. Geç sanayileşen Alman ve Kore modelleri bize örnek olabilir. Sanayileşmeye bağıl olarak sömürgeci Avrupa devletlerinden geç başlayan Almanya ise ayrı bir yol izleyerek araştırma ve bilgiye dayalı teknolojik üretime yöneldi. Meşhur Alman ekonomist Friedrich List, &#8220;Almanlar önce Britanya ve Fransa gibi sanayi devlerinin seviyesine gelinceye kadar devlet koruması altında olmalı&#8221; dedi. Günümüzde toplam sayıları 500&#8217;ü bulan 62 Fauenhofer, 86 Max Planck, 20 Helmholtz, 76 Leibnitz gibi araştırma merkezlerinin araştırma merkezlerinin ülke çapında kurulmasını çapında yayılan (devlet ve Eyalet, vakıf ve Dernek destekli toplam 500 kadar araştırma merkezlerinde Alman Akademisyenler özellikle kimya sanayisinin ihtiyaç duyduğu alanlarda ticarileşen araştırmalara yöneldiler. Mühendis yetiştiren Mesleki Teknoloji yüksekokullarını uygulamalı bilimler üniversitelerine dönüştürdüler. Bugün İleri teknoloji dediğimiz her alanda Almanlar öncü olup, bu sayede Almanlar dünya ihracat şampiyonu oldular. G. Kore’de Sanayileşme öncesi, ülkeyi yönetenler doğal kaynakları sınırlı olan savaşta her şeyini kaybeden ülkenin tek kurtuluş yolunun Almanya ve Japonya gibi bilimsel ve teknolojik başarıdan geçeceğine inanarak KİST (Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüleri) 1971’de ülke genelinde kurup yaygınlaştırma yolunu seçtiler. Bu bilim ve teknoloji enstitülerinde, 8458’i doktoralı, 21.886&#8217;sı yüksek lisans dereceli 41 binden fazla başarılı bilim insanı çalıştırarak ülkenin bilim düzeyini yükseltti. Burada üretilen bilimle önce ülke yayın sayısını artırdı, sonra da bilime dayalı teknoloji üretimini artırarak zenginleşme yolunu izlediler, sonuçta başarılı oldular. Bugün Samsung, Hundai ve LG gibi dev şirketleri dünya devleriyle yarışmaktadır. Biz de Kore ve Alman modellerinden yararlanmalıyız. Bizde devlet destekli teknoloji araştırma merkezlerini çoğaltırken özellikle güneş panellerinde çok kullanılan silisyum ve grafen gibi ileri teknoloji kimyasallarını devlet koruması ve desteğiyle ülkemizde üretmeliyiz. Bir ülkede bilime dayalı teknolojinin gelişebilmesi için şu 4 koşul sağlanmalıdır: a) Araştırma ve teknoloji aktarma konusunda yüksek seviyede bilim insanları b) Teknolojiye aktarabilecek yüksek seviyede teknik insanlar c) Bu konuda yeteri bütçenin olması d) Bunu destekleyen kurumlar ve isteyen siyasi irade Umutlarımı artıran başarılarımız Ülkemizin her üniversitesinde olmasa da birçok üniversitemizde artık &#8220;alet bulunmadığı için araştırma yapamıyoruz&#8221; mazereti kalkmış, birçok üniversite bünyesinde çalışan merkezi laboratuvar ve araştırma -geliştirme merkezleri kurulmuştur. Daha 30 yıl önce düşünemediğimiz gençlere yönelik eğitici eğlendirici bilim merkezlerini illerinde kurmak için birçok il ve belediye sıraya geçmiş, Konya, Bursa, Eskişehir ise bu merkezleri kurmuştur. Bilim sevgisi ve merakı bu merkezlerle yükselecektir. Günümüzde araştırma merkezleri ve öğretim üyeleri Tübitak AB-fonları ve AB çerçeve programları, devletler arası ikili araştırma işbirliği ve Santez, bazı araştırma destek vakıfları üzerinden döner sermayelerinden araştırma birimlerine ayrılan kaynaklar gibi araştırmalarına destek ve kaynakları daha kolay bulmakta, çoğu kez yabancı ortaklı araştırma projeleri yapabilmekte, yurt dışı mesleki toplantılara katılabilmekte üniversite yakınlarındaki teknokent ve sanayi geliştirme merkezlerinde şirketlere ortak ve kurucu olabildiği gibi geliştirdikleri teknolojileri üreterek, pazarlayarak para da kazanabilmekte, sanayiye yönelik tezleri yöneterek (Santez) de araştırmalarına kaynak bulabilmektedir. Bu sayede üniversite yabancı bilim adamları ve gruplarla ortak araştırmalar artış göstermiş ve doğal sonucu olarak bu ortak araştırma sonuçları ortak yayınlara dönüştürülerek özellikle AB ülkeleri ile ortak yayınlar, tebliğler artmış, bunlara yapılan atıflar hızla yükselmiştir. Yayın sayısındaki yükseliş Yıllık yayın sayısı 1970-1980 de 50-300’lerden, 2013’te 36.050&#8217;ye yükselmiş, yükselme hızı düşse de yıllık sayın sayıları toplam 37 bine yaklaşmıştır. Uluslararası ortak çalışmalar da artmıştır. Bir önceki yazımızda vurguladığımız gibi vakıf üniversitelerinin çoğalmasıyla tersine beyin göçüne ek yurt dışından YL ve doktora amaçlı gelen öğrenci sayısı, yükseköğretimde okullaşma oranı da çok yükseldi. Yurt içinde ve yurt dışında doktora yapan kişi sayımız da çok yükselmiştir. Bu artışlar mecburen kaliteyi de yükseltecektir. Bilime ve araştırmaya ayrılan kaynağın daha da yükselmesiyle teknoloji üretimimiz de yükselecektir. Halen ülkemiz GSMH&#8217;nın %1’ini araştırma geliştirmeye ayırabilmektedir. Bu oran G. Kore’de %4, Çin’de %6 kadardır. ABD de çalışmalarıyla olsa da başarılı bilimcimiz Aziz Sancar’ın 40 yıllık yoğun ve sistemli çalışmasıyla Nobel alması bilime bakışı ve bilimcilerimizin geleceğe bakışını da olumlu etkiledi. Başka bilim Nobel&#8217;i alan vatandaşlarımız da olacağına inanıyorum. İki Nobel adayı Mesela ülkemizdeki hızla büyüyen Yıldız Holding yurt içinde Vakıf üniversitesi ve araştırma desteği verme yerine ilk kez yurt dışında başarıyla çalışan bir vatandaşımızın araştırmalarını desteklemektedir. 24 milyon USD bağışla Hotamışlıgil’in araştırmaları için donatılan Sabri Ülker Merkezinde ABD Harvard Üniversitesinde çalışan başarılı genetikçi-tıp hekimi Gökhan Hotamışlıgil obezite ve şeker hastalığı gibi kompleks hastalıklar konusunda 32.500 atıf alan 215 yayını ve çalışmalarıyla gelecekte Tıpta Nobel ödülü alacağına inanıyorum. Halen Linz Johannes Kepler Üniversitesinde organik fotovoltaik panel hücreleri üretimi alanında çalışan aslen fizik-elektonik mezunu olan bu yıl TÜBA ödülünü alan Prof. Niyazi Serdar Sarıçiftçi, toplam 39.500 atıf alan 507 yayını ve fotovoltaik ile ilgili son 3 yayınına 9 bin atıf yapılan başarısıyla yakın bir gelecekte Kimya Nobel ödülü alabilir.        Üniversite-Sanayi işbirliğiyle başaramadığımız teknolojik üretimleri, teknokentler başarabilir. Prof. Dr. H. Mehmet Doğan, TÜBA Şeref üyesi / h.m.dogan@gmail.com</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/turkiyede-ileri-teknoloji-alt-yapisi-olustu-mu">Türkiye&#8217;de ileri teknoloji alt yapısı oluştu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aslında ülkeleri sıçratacak, mucizevi yollar bellidir. Almanya, Japonya, Tayvan, G.Kore, Singapur hatta Çin ekonomisini bilimsel araştırmaya dayalı ileri teknoloji ürünlerinin üretimindeki artışlar sıçratmıştır.</strong></p>
<p>Geç sanayileşen Alman ve Kore modelleri bize örnek olabilir.</p>
<p>Sanayileşmeye bağıl olarak sömürgeci Avrupa devletlerinden geç başlayan Almanya ise ayrı bir yol izleyerek araştırma ve bilgiye dayalı teknolojik üretime yöneldi. Meşhur Alman ekonomist Friedrich List, &#8220;Almanlar önce Britanya ve Fransa gibi sanayi devlerinin seviyesine gelinceye kadar devlet koruması altında olmalı&#8221; dedi.</p>
<p>Günümüzde toplam sayıları 500&#8217;ü bulan 62 Fauenhofer, 86 Max Planck, 20 Helmholtz, 76 Leibnitz gibi araştırma merkezlerinin araştırma merkezlerinin ülke çapında kurulmasını çapında yayılan (devlet ve Eyalet, vakıf ve Dernek destekli toplam 500 kadar araştırma merkezlerinde Alman Akademisyenler özellikle kimya sanayisinin ihtiyaç duyduğu alanlarda ticarileşen araştırmalara yöneldiler. Mühendis yetiştiren Mesleki Teknoloji yüksekokullarını uygulamalı bilimler üniversitelerine dönüştürdüler. Bugün İleri teknoloji dediğimiz her alanda Almanlar öncü olup, bu sayede Almanlar dünya ihracat şampiyonu oldular.</p>
<p>G. Kore’de Sanayileşme öncesi, ülkeyi yönetenler doğal kaynakları sınırlı olan savaşta her şeyini kaybeden ülkenin tek kurtuluş yolunun Almanya ve Japonya gibi bilimsel ve teknolojik başarıdan geçeceğine inanarak KİST (Kore İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüleri) 1971’de ülke genelinde kurup yaygınlaştırma yolunu seçtiler.</p>
<p>Bu bilim ve teknoloji enstitülerinde, 8458’i doktoralı, 21.886&#8217;sı yüksek lisans dereceli 41 binden fazla başarılı bilim insanı çalıştırarak ülkenin bilim düzeyini yükseltti. Burada üretilen bilimle önce ülke yayın sayısını artırdı, sonra da bilime dayalı teknoloji üretimini artırarak zenginleşme yolunu izlediler, sonuçta başarılı oldular.</p>
<p>Bugün Samsung, Hundai ve LG gibi dev şirketleri dünya devleriyle yarışmaktadır. Biz de Kore ve Alman modellerinden yararlanmalıyız. Bizde devlet destekli teknoloji araştırma merkezlerini çoğaltırken özellikle güneş panellerinde çok kullanılan silisyum ve grafen gibi ileri teknoloji kimyasallarını devlet koruması ve desteğiyle ülkemizde üretmeliyiz.</p>
<p><strong>Bir ülkede bilime dayalı teknolojinin gelişebilmesi için şu 4 koşul sağlanmalıdır:</strong></p>
<p>a) Araştırma ve teknoloji aktarma konusunda yüksek seviyede bilim insanları<br />
b) Teknolojiye aktarabilecek yüksek seviyede teknik insanlar<br />
c) Bu konuda yeteri bütçenin olması<br />
d) Bunu destekleyen kurumlar ve isteyen siyasi irade</p>
<p><strong>Umutlarımı artıran başarılarımız</strong></p>
<p>Ülkemizin her üniversitesinde olmasa da birçok üniversitemizde artık &#8220;alet bulunmadığı için araştırma yapamıyoruz&#8221; mazereti kalkmış, birçok üniversite bünyesinde çalışan merkezi laboratuvar ve araştırma -geliştirme merkezleri kurulmuştur. Daha 30 yıl önce düşünemediğimiz gençlere yönelik eğitici eğlendirici bilim merkezlerini illerinde kurmak için birçok il ve belediye sıraya geçmiş, Konya, Bursa, Eskişehir ise bu merkezleri kurmuştur. Bilim sevgisi ve merakı bu merkezlerle yükselecektir.</p>
<p>Günümüzde araştırma merkezleri ve öğretim üyeleri Tübitak AB-fonları ve AB çerçeve programları, devletler arası ikili araştırma işbirliği ve Santez, bazı araştırma destek vakıfları üzerinden döner sermayelerinden araştırma birimlerine ayrılan kaynaklar gibi araştırmalarına destek ve kaynakları daha kolay bulmakta, çoğu kez yabancı ortaklı araştırma projeleri yapabilmekte, yurt dışı mesleki toplantılara katılabilmekte üniversite yakınlarındaki teknokent ve sanayi geliştirme merkezlerinde şirketlere ortak ve kurucu olabildiği gibi geliştirdikleri teknolojileri üreterek, pazarlayarak para da kazanabilmekte, sanayiye yönelik tezleri yöneterek (Santez) de araştırmalarına kaynak bulabilmektedir.</p>
<p>Bu sayede üniversite yabancı bilim adamları ve gruplarla ortak araştırmalar artış göstermiş ve doğal sonucu olarak bu ortak araştırma sonuçları ortak yayınlara dönüştürülerek özellikle AB ülkeleri ile ortak yayınlar, tebliğler artmış, bunlara yapılan atıflar hızla yükselmiştir.</p>
<p><strong>Yayın sayısındaki yükseliş</strong></p>
<p><strong>Yıllık yayın sayısı</strong> 1970-1980 de 50-300’lerden, 2013’te 36.050&#8217;ye yükselmiş, yükselme hızı düşse de yıllık sayın sayıları toplam 37 bine yaklaşmıştır. Uluslararası ortak çalışmalar da artmıştır.</p>
<p>Bir önceki yazımızda vurguladığımız gibi vakıf üniversitelerinin çoğalmasıyla tersine beyin göçüne ek yurt dışından YL ve doktora amaçlı gelen öğrenci sayısı, yükseköğretimde okullaşma oranı da çok yükseldi.</p>
<p>Yurt içinde ve yurt dışında doktora yapan kişi sayımız da çok yükselmiştir. Bu artışlar mecburen kaliteyi de yükseltecektir. Bilime ve araştırmaya ayrılan kaynağın daha da yükselmesiyle teknoloji üretimimiz de yükselecektir. Halen ülkemiz GSMH&#8217;nın %1’ini araştırma geliştirmeye ayırabilmektedir. Bu oran G. Kore’de %4, Çin’de %6 kadardır.</p>
<p>ABD de çalışmalarıyla olsa da başarılı bilimcimiz Aziz Sancar’ın 40 yıllık yoğun ve sistemli çalışmasıyla Nobel alması bilime bakışı ve bilimcilerimizin geleceğe bakışını da olumlu etkiledi. Başka bilim Nobel&#8217;i alan vatandaşlarımız da olacağına inanıyorum.</p>
<p><strong>İki Nobel adayı</strong></p>
<p>Mesela ülkemizdeki hızla büyüyen <strong>Yıldız Holding</strong> yurt içinde Vakıf üniversitesi ve araştırma desteği verme yerine ilk kez yurt dışında başarıyla çalışan bir vatandaşımızın araştırmalarını desteklemektedir. 24 milyon USD bağışla Hotamışlıgil’in araştırmaları için donatılan Sabri Ülker Merkezinde ABD Harvard Üniversitesinde çalışan başarılı genetikçi-tıp hekimi <strong>Gökhan Hotamışlıgil</strong> obezite ve şeker hastalığı gibi kompleks hastalıklar konusunda 32.500 atıf alan 215 yayını ve çalışmalarıyla gelecekte Tıpta Nobel ödülü alacağına inanıyorum.</p>
<p>Halen Linz Johannes Kepler Üniversitesinde organik fotovoltaik panel hücreleri üretimi alanında çalışan aslen fizik-elektonik mezunu olan bu yıl TÜBA ödülünü alan Prof. <strong>Niyazi Serdar Sarıçiftçi</strong>, toplam 39.500 atıf alan 507 yayını ve fotovoltaik ile ilgili son 3 yayınına 9 bin atıf yapılan başarısıyla yakın bir gelecekte Kimya Nobel ödülü alabilir.<strong>        </strong></p>
<p>Üniversite-Sanayi işbirliğiyle başaramadığımız teknolojik üretimleri, teknokentler başarabilir.</p>
<p><strong>Prof. Dr. H. Mehmet Doğan, TÜBA Şeref üyesi /<a href="mailto:h.m.dogan@gmail.com"> h.m.dogan@gmail.com</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/teknoyasam/turkiyede-ileri-teknoloji-alt-yapisi-olustu-mu">Türkiye&#8217;de ileri teknoloji alt yapısı oluştu mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7413</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim üretmeden teknoloji üretilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/bilim-uretmeden-teknoloji-uretilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jun 2017 10:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel makale]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çin]]></category>
		<category><![CDATA[fakirlik]]></category>
		<category><![CDATA[makale]]></category>
		<category><![CDATA[metropol]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[Schumpeter]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[temel bilimler]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7027</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pre-historik dönemden 18. yüzyıla kadar oldukça yavaş, evrimsel bir çizgide gelişen teknoloji, son iki yüzyılda yaşanan sanayi devrimleri sonucunda hızlandı. Bu nedenle, hızlı teknolojik gelişmelerin tarihini, modern kapitalizmin tarihi olarak okumak mümkün. ‘Yaratıcı yıkım’a dayalı bir tarih… Avusturya okulunun en bilinen ismi Schumpeter’in ifadesiyle; kapitalizmde ‘sürekli yaratıcı yıkım fırtınası’ (Perennial gale of creative destruction) esmektedir. Yüksek teknoloji üretiminde başarılı olmuş metropol ülkelerin hemen hepsinin bilimde, özellikle de temel bilimlerde başarılı olması bir rastlantı mı? Kuşkusuz hayır. Teknoloji aysbergin görünen kısmı ise, fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi temel bilimlerdeki nitel gelişmeler aysbergin görünmeyen temel bileşenlerini oluşturuyor. Bu nedenle, temel bilimlerde yetkinliğe ulaşmadan teknolojide dışa bağımlılığı azaltmak olası değil. Ancak, temel bilimlere yönelik araştırmalar, uzun, zahmetli ve maliyetli bir iş… Araştırma faaliyetlerinin yüksek maliyetli olması, elde edilen sonuçların hemen getiriye dönüştürülememesi, yatırım sonuçlarının belirsiz olması ve risk içermesi gibi nedenlerle özel kesimin temel bilimlere yönelik araştırma faaliyetleri sınırlı. Türkiye gibi yarı-sanayileşmiş bir ülkenin bırakınız temel bilimlere yönelik Ar-Ge faaliyetlerini, uygulamaya yönelik Ar-Ge faaliyetleri de düşük. Türkiye uluslararası ticarete yenilik ve üretkenlik artışları ile değil, düşük teknoloji içerikli sektörlerde, göreli fiyatlara dayalı avantajlar ile eklemleniyor, bu da fakirleşerek büyüme demek. 21. yüzyılın sofistike teknolojilerini üretmek için sadece bir ya da bir kaç temel bilim dalında değil, tüm temel bilimlerde yetkinliğe ulaşmak gerekiyor. Disiplinler-arası bir işbirliği olmadan yüksek teknoloji üretmek daha da zor artık. Örneğin, milimetrenin milyonda biri boyutlarında, nanometre ölçeği ile ilgilenen, maddenin atom seviyesinde işlenmesiyle, gelişmiş ve tümüyle değişmiş malzemeler elde etmeyi hedefleyen nano-teknoloji, farklı disiplinlerdeki bilim insanlarının ortaklaşa geliştirdiği bir teknoloji…  Eğitimin kamusal niteliğini korumak gerekiyor  Eğitimin giderek kamusal niteliğinden uzaklaşıp metalaşması temel bilimler başta olmak üzere bilimsel bilgi üretmenin önündeki en temel engel. Eğitim kurumlarının sıradan işletmeler olmadığını, “piyasa” kurallarına göre çalıştırılamayacaklarını ısrara savunmak gerekiyor. Öğrenciyi herhangi bir müşteri olarak gören, bilgi üretiminin ve eğitimin firmaların kar güdülerince belirlendiği bir eğitim modelinde, “piyasa değeri” olmayan temel bilimlere yatırırım yapmak “eğitim işletmeleri” açısından rasyonel değil… Ancak ülkenin geleceği açısından son derece stratejik… Temel bilimler ülkenin yarınıdır, temel bilimler olmadan ülke karanlıkta kalır, bilim üretmeyen bir ülkenin köleleşmesi kaçınılmaz. Kısaca, fizik, kimya, biyoloji gibi bilgi üretmenin kısa dönemde kara dönüştürülemediği, parlak beyinlerin tercih etmediği temel bilimlerin kamusal niteliğinin korunarak, gerekli önlemlerin alınması hayat mayat meselesi… Bilimsel makale sayısı Çin’in %7,6’sı Ülkelerin bilim üretmedeki başarımı için birçok gösterge yanında, temel bilimlerde ürettiği bilimsel makale sayısı kullanılabilir. Türkiye ile aynı kategoride yer alan seçilmiş gelişmekte olan büyük ekonomilere ilişkin yayınlanan bilimsel makale sayısını gösteren tablo Türkiye açısından son derece olumsuz. Türkiye aynı kaderi paylaştığı ekonomiler arasında en az bilimsel makale yayınlayan ülke konumunda. 2013’te Çin’in bilimsel makale sayısı 401.435. Türkiye’nin ise sadece 30.402 adet. Çin’in %7,6’sı kadar. Brezilya, Hindistan ve Güney Kore menşeili yayınlanan bilimsel makale sayısı da Türkiye’den fazla… 2010-2013 arasında Çin’in bilimsel makale sayısı %31,3 (95.608 adet) artarken, Hindistan’ının %41,6 (27.433 adet), Brezilya’nın %20,0 (8.091 adet), Kore’nin %18,8 (9.305 adet) ve Türkiye’nin %16,2 (4.229 adet) artmış. Türkiye’nin bilimsel makale sayısı düşük olduğu gibi, artış sayısı ve oranı da hiç parlak değil. Kısaca, 21. yüzyıl koşullarında teknoloji geliştirmeyi ve yeniliği salt mühendislik/teknik bir olgu olarak değil, merkezinde bilim politikalarının (ve temel bilimlerin) yer aldığı, teknoloji üretmenin her şeyden önce sosyo-ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen bir süreç olduğu gerçeğini unutmadan işe başlamak gerekiyor. Bayram Ali Eşiyok</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/bilim-uretmeden-teknoloji-uretilir-mi">Bilim üretmeden teknoloji üretilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pre-historik dönemden 18. yüzyıla kadar oldukça yavaş, evrimsel bir çizgide gelişen teknoloji, son iki yüzyılda yaşanan sanayi devrimleri sonucunda hızlandı. Bu nedenle, hızlı teknolojik gelişmelerin tarihini, modern kapitalizmin tarihi olarak okumak mümkün. ‘Yaratıcı yıkım’a dayalı bir tarih… Avusturya okulunun en bilinen ismi <strong>Schumpeter</strong>’in ifadesiyle; kapitalizmde ‘sürekli yaratıcı yıkım fırtınası’ (Perennial gale of creative destruction) esmektedir.</p>
<p>Yüksek teknoloji üretiminde başarılı olmuş metropol ülkelerin hemen hepsinin bilimde, özellikle de temel bilimlerde başarılı olması bir rastlantı mı? Kuşkusuz hayır. Teknoloji aysbergin görünen kısmı ise, fizik, kimya, biyoloji ve matematik gibi temel bilimlerdeki nitel gelişmeler aysbergin görünmeyen temel bileşenlerini oluşturuyor. Bu nedenle, temel bilimlerde yetkinliğe ulaşmadan teknolojide dışa bağımlılığı azaltmak olası değil.</p>
<p>Ancak, temel bilimlere yönelik araştırmalar, uzun, zahmetli ve maliyetli bir iş… Araştırma faaliyetlerinin yüksek maliyetli olması, elde edilen sonuçların hemen getiriye dönüştürülememesi, yatırım sonuçlarının belirsiz olması ve risk içermesi gibi nedenlerle özel kesimin temel bilimlere yönelik araştırma faaliyetleri sınırlı.</p>
<p>Türkiye gibi yarı-sanayileşmiş bir ülkenin bırakınız temel bilimlere yönelik Ar-Ge faaliyetlerini, uygulamaya yönelik Ar-Ge faaliyetleri de düşük. Türkiye uluslararası ticarete yenilik ve üretkenlik artışları ile değil, düşük teknoloji içerikli sektörlerde, göreli fiyatlara dayalı avantajlar ile eklemleniyor, bu da <strong>fakirleşerek büyüme</strong> demek.</p>
<p>21. yüzyılın sofistike teknolojilerini üretmek için sadece bir ya da bir kaç temel bilim dalında değil, tüm temel bilimlerde yetkinliğe ulaşmak gerekiyor. Disiplinler-arası bir işbirliği olmadan yüksek teknoloji üretmek daha da zor artık. Örneğin, milimetrenin milyonda biri boyutlarında, nanometre ölçeği ile ilgilenen, maddenin atom seviyesinde işlenmesiyle, gelişmiş ve tümüyle değişmiş malzemeler elde etmeyi hedefleyen nano-teknoloji, farklı disiplinlerdeki bilim insanlarının ortaklaşa geliştirdiği bir teknoloji…<strong> </strong></p>
<p><strong>Eğitimin kamusal niteliğini korumak gerekiyor</strong><strong> </strong></p>
<p>Eğitimin giderek kamusal niteliğinden uzaklaşıp metalaşması temel bilimler başta olmak üzere bilimsel bilgi üretmenin önündeki en temel engel. Eğitim kurumlarının sıradan işletmeler olmadığını, “piyasa” kurallarına göre çalıştırılamayacaklarını ısrara savunmak gerekiyor. Öğrenciyi herhangi bir müşteri olarak gören, bilgi üretiminin ve eğitimin firmaların kar güdülerince belirlendiği bir eğitim modelinde, “piyasa değeri” olmayan temel bilimlere yatırırım yapmak “eğitim işletmeleri” açısından rasyonel değil… Ancak ülkenin geleceği açısından son derece stratejik…</p>
<p>Temel bilimler ülkenin yarınıdır, temel bilimler olmadan ülke karanlıkta kalır, bilim üretmeyen bir ülkenin köleleşmesi kaçınılmaz. Kısaca, fizik, kimya, biyoloji gibi bilgi üretmenin kısa dönemde kara dönüştürülemediği, parlak beyinlerin tercih etmediği temel bilimlerin kamusal niteliğinin korunarak, gerekli önlemlerin alınması hayat mayat meselesi…</p>
<p><strong>Bilimsel makale sayısı Çin’in %7,6’sı </strong></p>
<p>Ülkelerin bilim üretmedeki başarımı için birçok gösterge yanında, temel bilimlerde ürettiği bilimsel makale sayısı kullanılabilir. Türkiye ile aynı kategoride yer alan seçilmiş gelişmekte olan büyük ekonomilere ilişkin yayınlanan bilimsel makale sayısını gösteren tablo Türkiye açısından son derece olumsuz. Türkiye aynı kaderi paylaştığı ekonomiler arasında en az bilimsel makale yayınlayan ülke konumunda. 2013’te Çin’in bilimsel makale sayısı 401.435. Türkiye’nin ise sadece 30.402 adet. Çin’in %7,6’sı kadar. Brezilya, Hindistan ve Güney Kore menşeili yayınlanan bilimsel makale sayısı da Türkiye’den fazla…</p>
<p>2010-2013 arasında Çin’in bilimsel makale sayısı %31,3 (95.608 adet) artarken, Hindistan’ının %41,6 (27.433 adet), Brezilya’nın %20,0 (8.091 adet), Kore’nin %18,8 (9.305 adet) ve Türkiye’nin %16,2 (4.229 adet) artmış. <strong>Türkiye’nin bilimsel makale sayısı düşük olduğu gibi, artış sayısı ve oranı da hiç parlak değil.</strong></p>
<div id="attachment_7028" style="width: 513px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7028" class="wp-image-7028 size-full" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/be.png" alt="" width="503" height="247" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/be.png 503w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/be-300x147.png 300w" sizes="auto, (max-width: 503px) 100vw, 503px" /><p id="caption-attachment-7028" class="wp-caption-text">Bilimsel ve teknik dergilerde yayınlanan makale sayısı. World Bank veri tabanından hareketle oluşturuldu.</p></div>
<p>Kısaca, 21. yüzyıl koşullarında teknoloji geliştirmeyi ve yeniliği salt mühendislik/teknik bir olgu olarak değil, merkezinde bilim politikalarının (ve temel bilimlerin) yer aldığı, teknoloji üretmenin her şeyden önce sosyo-ekonomik ilişkiler tarafından belirlenen bir süreç olduğu gerçeğini unutmadan işe başlamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/bilim-uretmeden-teknoloji-uretilir-mi">Bilim üretmeden teknoloji üretilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7027</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İhracatın teknolojik yapısı: Sürdürülebilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/ihracatin-teknolojik-yapisi-surdurulebilir-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2016 10:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bayram Ali Eşiyok]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ihracat]]></category>
		<category><![CDATA[sanayi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=3566</guid>

					<description><![CDATA[<p>İhracatın son yıllarda temposunu kaybederek tökezlediği anlaşılıyor. 2015 yılındaki ihracat düzeyi 2014 yılının 13,727 milyon dolar, 2012 yılının ise 8,579 milyon dolar altında bulunuyor. Düşük ücret ve geniş emek rezervlerini kullanarak dünya ekonomisine eklemlenen Türkiye sanayi ihracat sınırlarına ulaşmış durumda. Tempolu sabit yatırımlarla desteklenmeyen imalat sanayinin katma değer payı aşınırken, sanayinin ithalata bağımlı hızla artıyor. Oysa sanayi sektörü önceden hazırlanmış bir strateji çerçevesinde ve tedricen dışa açılmış olsa idi, dışa açılmanın sanayide yarattığı ve 2000’li yıllarda giderek kristalize olan maliyetleri muhtemelen daha düşük olabilecekti. 1980’lerden günümüze kadar uygulana gelen finansal birikime dayalı iktisat politikalarının sonuçlarını sanayinin düşük profilli ihracat yapısında görmek mümkün. Sanayileşme ve yapısal değişme gibi dinamik etkinliği hedeflemeyen bu politikalar sonucunda sanayide niteliksel değişme sağlanamadı, ihracatın ve üretimin kompozisyonu temel olarak düşük ve orta teknolojilere dayalı gelişti ve bu durum giderek yapısal bir nitelik kazandı. Yüksek teknoloji ihracat  2015 yılı bulgularına göre yüksek teknoloji içerikli sanayi ihracatının değeri sadece 4,902 milyon dolar. Düşük düşük teknoloji içerikli sanayinin ihracat değeri ise yüksek teknoloji ihracatının 9.6 katı kadar (47,086 milyon dolar düzeyinde) gerçekleşmiş. Orta-düşük teknoloji ihracatı 39,706 milyon ve orta-ileri teknoloji ihracatı ise 42,738 milyon dolar düzeyinde bir değere sahip. Tablo: Teknoloji Yoğunluğuna Göre İmalat Sanayi İhracatı (Birim: Milyon $)  KOD  SEKTÖR ADI 2012 2013 2014 2015 D15 GIDA ÜRÜNLERİ VE İÇECEK 9,514 10,722 11,158 10,225 D16 TÜTÜN ÜRÜNLERİ 415 465 555 533 D17 TEKSTİL ÜRÜNLERİ 13,259 14,741 15,414 13,596 D18 GİYİM EŞYASI 11,955 12,704 13,774 12,531 D19 DABAKLANMIŞ DERİ, BAVUL, EL ÇANTASI, SARACİYE VE AYAKKABI 914 1,119 1,153 1,018 D20 AĞAÇ VE MANTAR ÜRÜN. (MOBİLYA HARİÇ); HASIR VB.ÖRÜLEREK YAPILAN MAD. 658 724 854 696 D21 KAĞIT VE KAĞIT ÜRÜNLERİ 1,647 1,934 1,985 1,779 D22 BASIM VE YAYIM;PLAK,KASET VB. 158 154 168 143 D36 MOBİLYA 4,944 6,137 7,548 6,565 Düşük Teknoloji Sanayi Ara Toplamı 43,464 48,700 52,609 47,086 D23 KOK KÖMÜRÜ, RAFİNE EDİLMİŞ PETROL ÜRÜNLERİ VE NÜKLEER YAKIT 7,180 6,300 5,729 4,177 D25 PLASTİK VE KAUÇUK ÜRÜNLERİ 6,430 7,030 7,540 6,476 D26 METALİK OLMAYAN DİĞER MİNERALLER 4,083 4,290 4,329 3,851 D27 ANA METAL SANAYİ 29,110 17,516 16,636 17,712 D28 METAL EŞYA SANAYİ (MAKİNE VE TEÇHİZAT HARİÇ) 6,589 7,068 7,430 6,493 D351 DENİZ TAŞITLARI 813 1,125 1,270 997 Orta-Düşük Sanayi Ara Toplamı 54,205 43,329 42,934 39,706 D29 BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ MAKİNE VE TEÇHİZAT 11,857 12,779 13,591 12,075 D31 BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ ELEKTRİKLİ MAKİNA VE TEÇHİZAT 5,859 6,460 6,364 5,434 D34 MOTORLU KARA TAŞITLARI VE RÖMORKLAR 16,244 18,246 19,218 18,535 D2411 ANA KİMYASAL MADDELER (KİMYASAL GÜBRE VE AZOTLU BİLEŞİKLER HARİÇ) 2,057 2,061 2,010 1,880 D2412 KİMYASAL GÜBRE VE AZOTLU BİLEŞİKLER 231 133 229 227 D2413 SENTETİK KAUÇUK VE PLASTİK HAMMADDELER 1,008 1,053 1,152 1,051 D2421 PESTİSİT (HAŞARAT İLACI) VE DİĞER ZİRAİ-KİMYASALLAR 76 82 94 95 D2422 BOYA, VERNİK VB.KAPLAYICI MADDELER İLE MATBAA MÜREKKEBİ VE MACUN 557 592 591 514 D2424 SABUN, DETARJAN, TEMİZ., CİLALAMA MADDELERİ; PARFÜM; KOZMETİK VE TUV. M. 1,391 1,512 1,662 1,436 D2429 BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ KİMYASAL ÜRÜNLER 600 667 686 656 D2430 SUNİ VE SENTETİK ELYAF 639 671 651 651 D352 DEMİRYOLU VE TRAMVAY LOKOMOTİFLERİ İLE VAGONLARI 119 175 143 87 D359 BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ ULAŞIM ARAÇLARI 92 108 111 96 Orta-ileri teknoloji Sanayi Toplamı 40,729 44,540 46,503 42,738 D30 BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNALARI 148 178 189 185 D32 RADYO, TELEVİZYON, HABERLEŞME TEÇHİZATI VE CİHAZLARI 2,511 2,047 2,234 1,939 D33 TIBBİ ALETLER; HASSAS OPTİK ALETLER VE SAAT 628 789 834 820 D2423 TIPTA VE ECZACILIKTA KULLANILAN KİMYASAL VE BİTKİSEL KAYNAKLI ÜRÜNLER 750 843 885 959 D353 HAVA VE UAZAY ARAÇLARI 757 932 874 999 Yüksek Teknoloji Sanayi Ara Toplamı 4,795 4,789 5,016 4,902   Kaynak ve Notlar: OECD, ISIC Rev.3 technology intensity definition ve TÜİK veri tabanından hareketle kendi hesaplamamız. Teknoloji yoğunluğuna göre ihracat payları incelendiğinde (bkz. grafik), 2015 yılında düşük teknolojilerin ihracat payı %35 oranında gerçekleşirken, yüksek teknolojilerin payı sadece %3.6 oranında gerçekleşmiş. Orta-düşük teknolojilerin payı % 29.5, orta-yüksek teknolojilerin payı ise %31.8 oranında bulunuyor. Grafik: Teknoloji Yoğunluğuna Göre İhracat Payları (%)Teknoloji yoğunluğuna göre ihracat payları incelendiğinde (bkz. grafik), 2015 yılında düşük teknolojilerin ihracat payı %35 oranında gerçekleşirken, yüksek teknolojilerin payı sadece %3.6 oranında gerçekleşmiş. Orta-düşük teknolojilerin payı % 29.5, orta-yüksek teknolojilerin payı ise %31.8 oranında bulunuyor. Kaynak: Kendi hesaplamamız. Sonuç olarak, ihracatın teknolojik yapısına ilişkin bu bulgular, uluslararası meta zincirine eklemlenme ve sipariş alma yarışının düşük ve orta teknolojilere dayalı ve ithalata bağımlı bir sanayi yapısı ile sonuçlandığını ve bu yapının giderek kalıcılaştığını ve sürdürülemeyeceğini gösteriyor. Üretimin (dolayısı ile ihracatın) yüksek katma değer/ileri teknoloji temelinde yeniden yapılanması ise yeni bir sanayileşme stratejisine ve bunu da kapsayan (reel birikimi iktisat politikalarının merkezine koyan) yeni bir kalkınma stratejisine bağlı gözüküyor. Ufukta ise reel birikime dayalı yeni bir kalkınma stratejisinin öncülleri değil, giderek inşaatlaşan bir ekonominin yarattığı sorunlar gözüküyor. Bayram Ali Eşiyok</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/ihracatin-teknolojik-yapisi-surdurulebilir-mi">İhracatın teknolojik yapısı: Sürdürülebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İhracatın son yıllarda temposunu kaybederek tökezlediği anlaşılıyor. 2015 yılındaki ihracat düzeyi 2014 yılının 13,727 milyon dolar, 2012 yılının ise 8,579 milyon dolar altında bulunuyor. Düşük ücret ve geniş emek rezervlerini kullanarak dünya ekonomisine eklemlenen Türkiye sanayi ihracat sınırlarına ulaşmış durumda.</p>
<p>Tempolu sabit yatırımlarla desteklenmeyen imalat sanayinin katma değer payı aşınırken, sanayinin ithalata bağımlı hızla artıyor. Oysa sanayi sektörü önceden hazırlanmış bir strateji çerçevesinde ve tedricen dışa açılmış olsa idi, dışa açılmanın sanayide yarattığı ve 2000’li yıllarda giderek kristalize olan maliyetleri muhtemelen daha düşük olabilecekti.</p>
<p>1980’lerden günümüze kadar uygulana gelen finansal birikime dayalı iktisat politikalarının sonuçlarını sanayinin düşük profilli ihracat yapısında görmek mümkün. Sanayileşme ve yapısal değişme gibi dinamik etkinliği hedeflemeyen bu politikalar sonucunda sanayide niteliksel değişme sağlanamadı, ihracatın ve üretimin kompozisyonu temel olarak düşük ve orta teknolojilere dayalı gelişti ve bu durum giderek yapısal bir nitelik kazandı.</p>
<p><strong>Yüksek teknoloji ihracat</strong></p>
<p><strong> </strong>2015 yılı bulgularına göre yüksek teknoloji içerikli sanayi ihracatının değeri sadece 4,902 milyon dolar. Düşük düşük teknoloji içerikli sanayinin ihracat değeri ise yüksek teknoloji ihracatının 9.6 katı kadar (47,086 milyon dolar düzeyinde) gerçekleşmiş. Orta-düşük teknoloji ihracatı 39,706 milyon ve orta-ileri teknoloji ihracatı ise 42,738 milyon dolar düzeyinde bir değere sahip.</p>
<p>Tablo: Teknoloji Yoğunluğuna Göre İmalat Sanayi İhracatı (Birim: Milyon $)</p>
<table width="514">
<tbody>
<tr>
<td width="41"> KOD</td>
<td width="303"> SEKTÖR ADI</td>
<td width="42"><strong>2012</strong></td>
<td width="42"><strong>2013</strong></td>
<td width="42"><strong>2014</strong></td>
<td width="42"><strong>2015</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D15</td>
<td width="303">GIDA ÜRÜNLERİ VE İÇECEK</td>
<td width="42">9,514</td>
<td width="42">10,722</td>
<td width="42">11,158</td>
<td width="42">10,225</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D16</td>
<td width="303">TÜTÜN ÜRÜNLERİ</td>
<td width="42">415</td>
<td width="42">465</td>
<td width="42">555</td>
<td width="42">533</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D17</td>
<td width="303">TEKSTİL ÜRÜNLERİ</td>
<td width="42">13,259</td>
<td width="42">14,741</td>
<td width="42">15,414</td>
<td width="42">13,596</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D18</td>
<td width="303">GİYİM EŞYASI</td>
<td width="42">11,955</td>
<td width="42">12,704</td>
<td width="42">13,774</td>
<td width="42">12,531</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D19</td>
<td width="303">DABAKLANMIŞ DERİ, BAVUL, EL ÇANTASI,</p>
<p>SARACİYE VE AYAKKABI</td>
<td width="42">914</td>
<td width="42">1,119</td>
<td width="42">1,153</td>
<td width="42">1,018</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D20</td>
<td width="303">AĞAÇ VE MANTAR ÜRÜN. (MOBİLYA HARİÇ);</p>
<p>HASIR VB.ÖRÜLEREK YAPILAN MAD.</td>
<td width="42">658</td>
<td width="42">724</td>
<td width="42">854</td>
<td width="42">696</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D21</td>
<td width="303">KAĞIT VE KAĞIT ÜRÜNLERİ</td>
<td width="42">1,647</td>
<td width="42">1,934</td>
<td width="42">1,985</td>
<td width="42">1,779</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D22</td>
<td width="303">BASIM VE YAYIM;PLAK,KASET VB.</td>
<td width="42">158</td>
<td width="42">154</td>
<td width="42">168</td>
<td width="42">143</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D36</td>
<td width="303">MOBİLYA</td>
<td width="42">4,944</td>
<td width="42">6,137</td>
<td width="42">7,548</td>
<td width="42">6,565</td>
</tr>
<tr>
<td width="41"></td>
<td width="303"><strong><em>Düşük Teknoloji Sanayi Ara Toplamı</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>43,464</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>48,700</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>52,609</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>47,086</em></strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D23</td>
<td width="303">KOK KÖMÜRÜ, RAFİNE EDİLMİŞ PETROL</p>
<p>ÜRÜNLERİ VE NÜKLEER YAKIT</td>
<td width="42">7,180</td>
<td width="42">6,300</td>
<td width="42">5,729</td>
<td width="42">4,177</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D25</td>
<td width="303">PLASTİK VE KAUÇUK ÜRÜNLERİ</td>
<td width="42">6,430</td>
<td width="42">7,030</td>
<td width="42">7,540</td>
<td width="42">6,476</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D26</td>
<td width="303">METALİK OLMAYAN DİĞER MİNERALLER</td>
<td width="42">4,083</td>
<td width="42">4,290</td>
<td width="42">4,329</td>
<td width="42">3,851</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D27</td>
<td width="303">ANA METAL SANAYİ</td>
<td width="42">29,110</td>
<td width="42">17,516</td>
<td width="42">16,636</td>
<td width="42">17,712</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D28</td>
<td width="303">METAL EŞYA SANAYİ (MAKİNE VE TEÇHİZAT HARİÇ)</td>
<td width="42">6,589</td>
<td width="42">7,068</td>
<td width="42">7,430</td>
<td width="42">6,493</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D351</td>
<td width="303">DENİZ TAŞITLARI</td>
<td width="42">813</td>
<td width="42">1,125</td>
<td width="42">1,270</td>
<td width="42">997</td>
</tr>
<tr>
<td width="41"></td>
<td width="303"><strong><em>Orta-Düşük Sanayi Ara Toplamı</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>54,205</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>43,329</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>42,934</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>39,706</em></strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D29</td>
<td width="303">BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ MAKİNE VE TEÇHİZAT</td>
<td width="42">11,857</td>
<td width="42">12,779</td>
<td width="42">13,591</td>
<td width="42">12,075</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D31</td>
<td width="303">BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ ELEKTRİKLİ MAKİNA VE TEÇHİZAT</td>
<td width="42">5,859</td>
<td width="42">6,460</td>
<td width="42">6,364</td>
<td width="42">5,434</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D34</td>
<td width="303">MOTORLU KARA TAŞITLARI VE RÖMORKLAR</td>
<td width="42">16,244</td>
<td width="42">18,246</td>
<td width="42">19,218</td>
<td width="42">18,535</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2411</td>
<td width="303">ANA KİMYASAL MADDELER (KİMYASAL GÜBRE VE AZOTLU BİLEŞİKLER HARİÇ)</td>
<td width="42">2,057</td>
<td width="42">2,061</td>
<td width="42">2,010</td>
<td width="42">1,880</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2412</td>
<td width="303">KİMYASAL GÜBRE VE AZOTLU BİLEŞİKLER</td>
<td width="42">231</td>
<td width="42">133</td>
<td width="42">229</td>
<td width="42">227</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2413</td>
<td width="303">SENTETİK KAUÇUK VE PLASTİK HAMMADDELER</td>
<td width="42">1,008</td>
<td width="42">1,053</td>
<td width="42">1,152</td>
<td width="42">1,051</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2421</td>
<td width="303">PESTİSİT (HAŞARAT İLACI) VE DİĞER ZİRAİ-KİMYASALLAR</td>
<td width="42">76</td>
<td width="42">82</td>
<td width="42">94</td>
<td width="42">95</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2422</td>
<td width="303">BOYA, VERNİK VB.KAPLAYICI MADDELER İLE MATBAA MÜREKKEBİ VE MACUN</td>
<td width="42">557</td>
<td width="42">592</td>
<td width="42">591</td>
<td width="42">514</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2424</td>
<td width="303">SABUN, DETARJAN, TEMİZ., CİLALAMA MADDELERİ; PARFÜM; KOZMETİK VE TUV. M.</td>
<td width="42">1,391</td>
<td width="42">1,512</td>
<td width="42">1,662</td>
<td width="42">1,436</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2429</td>
<td width="303">BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ KİMYASAL ÜRÜNLER</td>
<td width="42">600</td>
<td width="42">667</td>
<td width="42">686</td>
<td width="42">656</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2430</td>
<td width="303">SUNİ VE SENTETİK ELYAF</td>
<td width="42">639</td>
<td width="42">671</td>
<td width="42">651</td>
<td width="42">651</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D352</td>
<td width="303">DEMİRYOLU VE TRAMVAY LOKOMOTİFLERİ İLE VAGONLARI</td>
<td width="42">119</td>
<td width="42">175</td>
<td width="42">143</td>
<td width="42">87</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D359</td>
<td width="303">BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ ULAŞIM ARAÇLARI</td>
<td width="42">92</td>
<td width="42">108</td>
<td width="42">111</td>
<td width="42">96</td>
</tr>
<tr>
<td width="41"></td>
<td width="303"><strong><em>Orta-ileri teknoloji Sanayi Toplamı</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>40,729</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>44,540</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>46,503</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>42,738</em></strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D30</td>
<td width="303">BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNALARI</td>
<td width="42">148</td>
<td width="42">178</td>
<td width="42">189</td>
<td width="42">185</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D32</td>
<td width="303">RADYO, TELEVİZYON, HABERLEŞME TEÇHİZATI VE CİHAZLARI</td>
<td width="42">2,511</td>
<td width="42">2,047</td>
<td width="42">2,234</td>
<td width="42">1,939</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D33</td>
<td width="303">TIBBİ ALETLER; HASSAS OPTİK ALETLER VE SAAT</td>
<td width="42">628</td>
<td width="42">789</td>
<td width="42">834</td>
<td width="42">820</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D2423</td>
<td width="303">TIPTA VE ECZACILIKTA KULLANILAN KİMYASAL VE BİTKİSEL KAYNAKLI ÜRÜNLER</td>
<td width="42">750</td>
<td width="42">843</td>
<td width="42">885</td>
<td width="42">959</td>
</tr>
<tr>
<td width="41">D353</td>
<td width="303">HAVA VE UAZAY ARAÇLARI</td>
<td width="42">757</td>
<td width="42">932</td>
<td width="42">874</td>
<td width="42">999</td>
</tr>
<tr>
<td width="41"></td>
<td width="303"><strong><em>Yüksek Teknoloji Sanayi Ara Toplamı</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>4,795</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>4,789</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>5,016</em></strong></td>
<td width="42"><strong><em>4,902</em></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Kaynak ve Notlar</em></strong>: OECD, ISIC Rev.3 technology intensity definition ve TÜİK veri tabanından hareketle kendi hesaplamamız.</p>
<p>Teknoloji yoğunluğuna göre ihracat payları incelendiğinde (bkz. grafik), 2015 yılında düşük teknolojilerin ihracat payı %35 oranında gerçekleşirken, yüksek teknolojilerin payı sadece %3.6 oranında gerçekleşmiş. Orta-düşük teknolojilerin payı % 29.5, orta-yüksek teknolojilerin payı ise %31.8 oranında bulunuyor.</p>
<p>Grafik: Teknoloji Yoğunluğuna Göre İhracat Payları (%)Teknoloji yoğunluğuna göre ihracat payları incelendiğinde (bkz. grafik), 2015 yılında düşük teknolojilerin ihracat payı %35 oranında gerçekleşirken, yüksek teknolojilerin payı sadece %3.6 oranında gerçekleşmiş. Orta-düşük teknolojilerin payı % 29.5, orta-yüksek teknolojilerin payı ise %31.8 oranında bulunuyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3569" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/08/grafik-300x102.jpg" alt="grafik" width="477" height="162" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/08/grafik-300x102.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/08/grafik.jpg 439w" sizes="auto, (max-width: 477px) 100vw, 477px" /></p>
<p>Kaynak: Kendi hesaplamamız.</p>
<p>Sonuç olarak, ihracatın teknolojik yapısına ilişkin bu bulgular, uluslararası meta zincirine eklemlenme ve sipariş alma yarışının düşük ve orta teknolojilere dayalı ve ithalata bağımlı bir sanayi yapısı ile sonuçlandığını ve bu yapının giderek kalıcılaştığını ve sürdürülemeyeceğini gösteriyor.</p>
<p>Üretimin (dolayısı ile ihracatın) yüksek katma değer/ileri teknoloji temelinde yeniden yapılanması ise yeni bir sanayileşme stratejisine ve bunu da kapsayan (reel birikimi iktisat politikalarının merkezine koyan) yeni bir kalkınma stratejisine bağlı gözüküyor. Ufukta ise reel birikime dayalı yeni bir kalkınma stratejisinin öncülleri değil, giderek inşaatlaşan bir ekonominin yarattığı sorunlar gözüküyor.</p>
<p><strong><em>Bayram Ali Eşiyok</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/bayram-ali-esiyok/ihracatin-teknolojik-yapisi-surdurulebilir-mi">İhracatın teknolojik yapısı: Sürdürülebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">3566</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
