<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ülke arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ulke/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ulke</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Jun 2023 16:21:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Mutluluk ekonomisi: Ölçümler ve Türkiye</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/mutluluk-ekonomisi-olcumler-ve-turkiye</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melih Baş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jun 2023 16:06:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Melih Baş]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[Bhutan GSMM Endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[refah]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29652</guid>

					<description><![CDATA[<p>2017&#8217;de yayınlamış olduğumuz yazı, “Mutluluğun Çerçevesi İyi Yaşam Unsurları” başlığını taşıyordu, gidip onu da okuyabilirsiniz öncelikle. Bu yazı da onu tamamlayıcı bir yazı olacaktır. Acaba mutluluk nasıl gerçekleşir? Herkesin istediği mutluluğun gerçekleşmesi ‘her şeyin gönlünce olması’ ile olanaklı mıdır? Bu “her şey” nelerdir? Başlıkta vurguladığımız bu bağlamda bir tartışmadır. Şimdi teknik ayrıntıya girelim. Kişi başına Gayri Safi Millî Hasıla mı (GSMH – İngilizce GDP) önemli, yoksa Gayri Safi Millî Mutluluk (GSMM) mu? Elbette ikincisi ama birincisini de içeren biçimde diye düşünebilirsiniz! Bu bağlamda geliştirilmiş endeksler var. Bhutan GSMM Endeksi Bu endekslerden biri Bhutan’da geliştirilmiş ve ölçülüyor: Gayri Safi Mutluluk Endeksi (İngilizce Gross National Happiness GNH) Endeksi. GSMM’nin tanımı GSMM el kitabına göre, GSMM’nin özellikleri şunlar: Bütünsellik: İnsanların gereksinmelerinin ruhsal, maddi, fiziksel ve toplumsal tüm boyutlarını kapsamak Dengeli: GSMM’nin yollama yaptığı boyutlarda dengeli gelişme Kolektif: Mutluluğa birleştirici kollektif bir olarak bakmak Sürdürülebilir: Hem şimdiki hem de gelecek kuşakların iyi olma durumunu göz önüne almak Eşitlikçi: İyi olma hali düzeyinin kabul edilebilir ve eşitlikçi olarak dağıtımında başarılı olmak Bu yaklaşımın batı merkezli yaklaşımlardan iki önemli farkı var. Birincisi muhtelif bilimsel alanları kapsayan, yani çok disiplinli bir yaklaşım söz konusu. İkincisi sorumluluk ve diğer güdülenmeyi göz önüne alan hususları içselleştirmesi özelliği. Endeks Dasho Karma Ura önderliğindeki Bhutan Çalışmaları Merkezi. GSMM’un bileşenleri Endeks geliştirilirken öncelikle Bhutan’da değer verilen, ölçülerek geliştirilmeye çalışılan 4 stratejik alan belirlenerek çok disiplinlilik somutlaştırılmış. Bunlar şöyle belirlenmiş: Sürdürülebilir ve eşitlikçi bir sosyo-ekonomik kalkınma Çevresel koruma Kültürün korunması İyi yönetişim İkinci adımda bu 4 temel stratejik alana dayalı olarak 9 spesifik boyut belirlenmiş. Bunlar da şöyle: Kamu politikasının geleneksel boyutları üçlü olarak Yaşam standardı Sağlık Eğitim Ayrıca Psikolojik iyilik hali (Öznel iyilik halinin ötesinde) Zaman kullanımı Topluluksal canlılık Kültürel çeşitlilik Bir de artan bir önemle yaygınlaşan iki boyut olarak Ekolojik çeşitlilik İyi yönetişim Bu 9 boyutta çok sayıda istatistiksel çalışmaya dayalı olarak tasarımlanan ve saptanan toplam 33 gösterge aslında bize mutluluğun cam küresini gösteriyor. Şimdi bunlara da bakalım. TABLO 1 : GAYRÎ SAFİ MİLLÎ MUTLULUK ENDEKSİ BOYUT GÖSTERGELER VE AĞIRLIKLARI (%) 1. Yaşam standardı 1.1. Kişi başına gelir (% 33) 1.2. Sahip olunan varlıklar (% 33) 1.3. Konut olanağı (% 33) 2. Sağlık 2.1. Kişisel olarak beyan edilen sağlık (% 10) 2.2. Sağlıklı günler (% 30) 2.3. Maluliyet (Sakatlık) (% 30) 2.4. Zihinsel sağlık (% 30) 3. Eğitim 3.1. Okuryazarlık (% 30) 3.2. Okullaşma (% 30) 3.3. Bilgi (% 20) 3.4. Değer (% 20) 4. Psikolojik iyilik hali 4.1. Yaşam doyumu (% 33) 4.2. Olumlu duygular (% 17) 4.3. Olumsuz duygular (% 17) 4.4. Manevi yaşam (spritüellik) (% 33) 5. Zaman kullanımı 5.1. İş (% 50) 5.2. Uyku (% 50) 6. Topluluksal canlılık 6.1. Bağış (zaman ve para) (% 30) 6.2. Güvenlik (% 30) 6.3. Topluluksal ilişki (% 20) 6.4. Aile (% 20) 7. Kültürel çeşitlilik ve esneklik 7.1. Sanatsal beceriler (% 30) 7.2. Kültürel katılım (% 30) 7.3. Ana dilde konuşma (% 20) 7.4. Uyum yolu (% 20) 8. Ekolojik çeşitlilik 8.1. Yaban yaşamı hasarı (% 40) 8.2. Kentsel meseleler (% 40) 8.3. Çevreye karşı sorumluluk (% 10) 8.4. Ekolojik meseleler (% 10) 9. İyi yönetişim 9.1. Siyasal katılma (% 40) 9.2. Hizmetler (% 40) 9.3. Yönetişim performansı (% 10) 9.4. Temel haklar (% 10) GlobalEconomy ENDEKSİ 2012’de yayına başlayan bu sitede ülkeler 0 (mutsuz) ile 10 arası puanlanarak mutlulukları ölçülmektedir. Raporda ülke halkları yaşam kalitelerini 0-10 arasında ölçeklendirerek değerlendirmektedir. 2022 sonuçlarına göre, 134 ülke arasında en mutlu ülke 7,8 puanla Finlandiya olurken, Türkiye 4,61 puanla 105’inci sırada yer alabilmiş. Neyse ki, Afganistan gibi 134&#8217;üncü olmamış, kısmet mi desek, kader yani yazgı mı? Yazgı dersek eğer, kim yazdı bu yazıyı yahu? Muhalefet mi? Dünya Mutluluk Raporu 10 yıldır yayınlanan DMR (İngilizcesi ile World Happiness Report WHR) mutluluk ölçümü bir öznel iyilik hali ölçümü aslında. Bu da üç göstergeden oluşuyor: yaşam değerlemeleri, olumlu duygular (etkileme) ve olumsuz duygular (etkileme). Yaşam değerlemesi katılımcıların 0 (en kötü) ile 10 (en iyi) arasındaki zihinsel değerlemelerinden oluşuyor. Olumlu duygular, üç soruya evet-hayır yanıtlarından oluşuyor. Bu sorular şöyle: gülme, zevk alma, ilginç bir şeyi öğrenme veya yapma deneyimleri. Olumsuz duygular da aynı biçimde evet-hayır soruları. Bu sorular da şöyle: endişe, üzüntü ve kızgınlık deneyimleri ile ilgili. Sonra da ülkeler arasındaki mutluluk ortalamasını açıklayıcı bir regresyon çalışması yapılmış. Bu regresyonda da bağımsız değişkenler olarak “kişi başına GSMH, Sosyal destek, Doğumda yaşam beklentisi, Yaşam tercihlerini yapmada özgürlük, Cömertlik, Yolsuzluk algısı, Distopya ve Artık” gibi unsurlar kullanılmış. DMR 2023 Raporu’nda ilk sırada 7,842 puan ile Finlandiya var. Sonuncu (146) ise 2,523 puan ile Afganistan. Çizelgede ülkemiz 4,948 puanla 102. sırada yer almış. Neden diye merak ederseniz, araştırabilirsiniz. Benim bir tahminim var elbette ama sizi etkilemeyeyim! Sonuç Uzun sözün kısası, bir ulusun ya da ülkenin gelişmişliğini hâlâ salt ekonomik büyüme ile ve onu da bir yığın eleştiriye uğrayan bir yöntemle ölçülen Gayri Safi Millî Hasıla ile değerlendirmek yanlışından Türkiye vazgeçmelidir artık 2023’te. İvedilikle Bhutan’da tasarlanan dizgeye benzer bir tasarımla yeni bir bütünsel başarım modeli oluşturulmalı ve yukarıda andığımız diğer ölçümleri de göz önüne alarak Gayri Safi Millî Mutluluk ölçülmelidir. Okuma önerileri Mutluluk ekonomisi (Murat Şeker), Mutluluk ve İktisat (Gökhan Karabulut), Mutluluk Konservesi (Orhan Tüleylioğlu), Mutluluk Ekonomisi ve Mutluluğun Makroekonomik Belirleyicileri (Tuba Şahinoğlu), Manevi İhtiyaçlar ve Mutluluk Ekonomisi (Erdal Türkkan), Finans ve Mutluluk Ekonomisi (Ed. Şeyma Şahin Kutlu) vd. Okumaları yaparken dinlemeniz önerisiyle bir de müzik parçası öneriyorum: Umutsuzluk kaçar türkülerimizden! (Yeni Gün Grubu, solist: Gültekin Tetik). Niye mi? Umut yoksa mutluluk yok da ondan! Kök (mut) nedeniyle! Melih Baş</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/mutluluk-ekonomisi-olcumler-ve-turkiye">Mutluluk ekonomisi: Ölçümler ve Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2017&#8217;de yayınlamış olduğumuz yazı, <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/melih-bas/2018de-mutlulugun-cercevesi-iyi-yasam-unsurlari">“Mutluluğun Çerçevesi İyi Yaşam Unsurları”</a> başlığını taşıyordu, gidip onu da okuyabilirsiniz öncelikle. Bu yazı da onu tamamlayıcı bir yazı olacaktır. Acaba mutluluk nasıl gerçekleşir? Herkesin istediği mutluluğun gerçekleşmesi ‘her şeyin gönlünce olması’ ile olanaklı mıdır? Bu “her şey” nelerdir?</p>
<p>Başlıkta vurguladığımız bu bağlamda bir tartışmadır. Şimdi teknik ayrıntıya girelim. Kişi başına <strong>Gayri Safi Millî Hasıla</strong> mı (GSMH – İngilizce GDP) önemli, yoksa <strong>Gayri Safi Millî Mutluluk</strong> (GSMM) mu? Elbette ikincisi ama birincisini de içeren biçimde diye düşünebilirsiniz! Bu bağlamda geliştirilmiş endeksler var.</p>
<p><strong>Bhutan GSMM Endeksi</strong></p>
<p>Bu endekslerden biri Bhutan’da geliştirilmiş ve ölçülüyor: Gayri Safi Mutluluk Endeksi (İngilizce Gross National Happiness GNH) Endeksi.</p>
<p><strong>GSMM’nin tanımı</strong></p>
<p>GSMM el kitabına göre, GSMM’nin özellikleri şunlar:</p>
<p><strong>Bütünsellik:</strong> İnsanların gereksinmelerinin ruhsal, maddi, fiziksel ve toplumsal tüm boyutlarını kapsamak</p>
<p><strong>Dengeli:</strong> GSMM’nin yollama yaptığı boyutlarda dengeli gelişme</p>
<p><strong>Kolektif:</strong> Mutluluğa birleştirici kollektif bir olarak bakmak</p>
<p><strong>Sürdürülebilir:</strong> Hem şimdiki hem de gelecek kuşakların iyi olma durumunu göz önüne almak</p>
<p><strong>Eşitlikçi:</strong> İyi olma hali düzeyinin kabul edilebilir ve eşitlikçi olarak dağıtımında başarılı olmak</p>
<p>Bu yaklaşımın batı merkezli yaklaşımlardan iki önemli farkı var. Birincisi muhtelif bilimsel alanları kapsayan, yani çok disiplinli bir yaklaşım söz konusu. İkincisi sorumluluk ve diğer güdülenmeyi göz önüne alan hususları içselleştirmesi özelliği. Endeks Dasho Karma Ura önderliğindeki Bhutan Çalışmaları Merkezi.</p>
<p><strong>GSMM’un bileşenleri</strong></p>
<p>Endeks geliştirilirken öncelikle Bhutan’da değer verilen, ölçülerek geliştirilmeye çalışılan 4 stratejik alan belirlenerek çok disiplinlilik somutlaştırılmış. Bunlar şöyle belirlenmiş:</p>
<ul>
<li>Sürdürülebilir ve eşitlikçi bir sosyo-ekonomik kalkınma</li>
<li>Çevresel koruma</li>
<li>Kültürün korunması</li>
<li>İyi yönetişim</li>
</ul>
<p>İkinci adımda bu 4 temel stratejik alana dayalı olarak 9 spesifik boyut belirlenmiş. Bunlar da şöyle:</p>
<ul>
<li>Kamu politikasının geleneksel boyutları üçlü olarak</li>
<li>Yaşam standardı</li>
<li>Sağlık</li>
<li>Eğitim</li>
<li>Ayrıca</li>
<li>Psikolojik iyilik hali (Öznel iyilik halinin ötesinde)</li>
<li>Zaman kullanımı</li>
<li>Topluluksal canlılık</li>
<li>Kültürel çeşitlilik</li>
</ul>
<p>Bir de artan bir önemle yaygınlaşan iki boyut olarak</p>
<ul>
<li>Ekolojik çeşitlilik</li>
<li>İyi yönetişim</li>
</ul>
<p>Bu 9 boyutta çok sayıda istatistiksel çalışmaya dayalı olarak tasarımlanan ve saptanan toplam 33 gösterge aslında bize mutluluğun cam küresini gösteriyor. Şimdi bunlara da bakalım.</p>
<table border="1" width="673" rules="GROUPS" cellspacing="0" cellpadding="9">
<colgroup>
<col width="362" />
<col width="273" /> </colgroup>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td width="362">TABLO 1 : GAYRÎ SAFİ MİLLÎ MUTLULUK ENDEKSİ</td>
<td width="273"></td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td width="362"></td>
<td width="273"></td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#ff0000" width="362">BOYUT</td>
<td bgcolor="#171717" width="273">GÖSTERGELER VE AĞIRLIKLARI (%)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#ffff00" width="362">1. Yaşam standardı</td>
<td bgcolor="#ffff00" width="273">1.1. Kişi başına gelir (% 33)</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#ffff00" width="362"></td>
<td bgcolor="#ffff00" width="273">1.2. Sahip olunan varlıklar (% 33)</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#ffff00" width="362"></td>
<td bgcolor="#ffff00" width="273">1.3. Konut olanağı (% 33)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#f4b083" width="362" height="49">2. Sağlık</td>
<td bgcolor="#f4b083" width="273">2.1. Kişisel olarak beyan edilen sağlık (% 10)</p>
<p>2.2. Sağlıklı günler (% 30)</p>
<p>2.3. Maluliyet (Sakatlık) (% 30)</p>
<p>2.4. Zihinsel sağlık (% 30)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#c9c9c9" width="362" height="56">3. Eğitim</td>
<td bgcolor="#c9c9c9" width="273">3.1. Okuryazarlık (% 30)</p>
<p>3.2. Okullaşma (% 30)</p>
<p>3.3. Bilgi (% 20)</p>
<p>3.4. Değer (% 20)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#00b050" width="362" height="59">4. Psikolojik iyilik hali</td>
<td bgcolor="#00b050" width="273">4.1. Yaşam doyumu (% 33)</p>
<p>4.2. Olumlu duygular (% 17)</p>
<p>4.3. Olumsuz duygular (% 17)</p>
<p>4.4. Manevi yaşam (spritüellik) (% 33)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#2e74b5" width="362" height="17">5. Zaman kullanımı</td>
<td bgcolor="#2e74b5" width="273">5.1. İş (% 50)</p>
<p>5.2. Uyku (% 50)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#ff0000" width="362" height="59">6. Topluluksal canlılık</td>
<td bgcolor="#ff0000" width="273">6.1. Bağış (zaman ve para) (% 30)</p>
<p>6.2. Güvenlik (% 30)</p>
<p>6.3. Topluluksal ilişki (% 20)</p>
<p>6.4. Aile (% 20)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#c00000" width="362" height="48">7. Kültürel çeşitlilik ve esneklik</td>
<td bgcolor="#c00000" width="273">7.1. Sanatsal beceriler (% 30)</p>
<p>7.2. Kültürel katılım (% 30)</p>
<p>7.3. Ana dilde konuşma (% 20)</p>
<p>7.4. Uyum yolu (% 20)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#bf8f00" width="362" height="48">8. Ekolojik çeşitlilik</td>
<td bgcolor="#bf8f00" width="273">8.1. Yaban yaşamı hasarı (% 40)</p>
<p>8.2. Kentsel meseleler (% 40)</p>
<p>8.3. Çevreye karşı sorumluluk (% 10)</p>
<p>8.4. Ekolojik meseleler (% 10)</td>
</tr>
</tbody>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td bgcolor="#7030a0" width="362" height="48">9. İyi yönetişim</td>
<td bgcolor="#7030a0" width="273">9.1. Siyasal katılma (% 40)</p>
<p>9.2. Hizmetler (% 40)</p>
<p>9.3. Yönetişim performansı (% 10)</p>
<p>9.4. Temel haklar (% 10)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>GlobalEconomy ENDEKSİ</p>
<p>2012’de yayına başlayan bu sitede ülkeler 0 (mutsuz) ile 10 arası puanlanarak mutlulukları ölçülmektedir. Raporda ülke halkları yaşam kalitelerini 0-10 arasında ölçeklendirerek değerlendirmektedir. 2022 sonuçlarına göre, 134 ülke arasında en mutlu ülke 7,8 puanla Finlandiya olurken, Türkiye 4,61 puanla 105’inci sırada yer alabilmiş. Neyse ki, Afganistan gibi 134&#8217;üncü olmamış, kısmet mi desek, kader yani yazgı mı? Yazgı dersek eğer, kim yazdı bu yazıyı yahu? Muhalefet mi?</p>
<p><strong>Dünya Mutluluk Raporu</strong></p>
<p>10 yıldır yayınlanan DMR (İngilizcesi ile World Happiness Report WHR) mutluluk ölçümü bir öznel iyilik hali ölçümü aslında. Bu da üç göstergeden oluşuyor: yaşam değerlemeleri, olumlu duygular (etkileme) ve olumsuz duygular (etkileme). Yaşam değerlemesi katılımcıların 0 (en kötü) ile 10 (en iyi) arasındaki zihinsel değerlemelerinden oluşuyor. Olumlu duygular, üç soruya evet-hayır yanıtlarından oluşuyor. Bu sorular şöyle: gülme, zevk alma, ilginç bir şeyi öğrenme veya yapma deneyimleri. Olumsuz duygular da aynı biçimde evet-hayır soruları. Bu sorular da şöyle: endişe, üzüntü ve kızgınlık deneyimleri ile ilgili. Sonra da ülkeler arasındaki mutluluk ortalamasını açıklayıcı bir regresyon çalışması yapılmış. Bu regresyonda da bağımsız değişkenler olarak “kişi başına GSMH, Sosyal destek, Doğumda yaşam beklentisi, Yaşam tercihlerini yapmada özgürlük, Cömertlik, Yolsuzluk algısı, Distopya ve Artık” gibi unsurlar kullanılmış.</p>
<p>DMR 2023 Raporu’nda ilk sırada 7,842 puan ile Finlandiya var. Sonuncu (146) ise 2,523 puan ile Afganistan. Çizelgede ülkemiz 4,948 puanla 102. sırada yer almış. Neden diye merak ederseniz, araştırabilirsiniz. Benim bir tahminim var elbette ama sizi etkilemeyeyim!</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Uzun sözün kısası, bir ulusun ya da ülkenin gelişmişliğini hâlâ salt ekonomik büyüme ile ve onu da bir yığın eleştiriye uğrayan bir yöntemle ölçülen Gayri Safi Millî Hasıla ile değerlendirmek yanlışından Türkiye vazgeçmelidir artık 2023’te. İvedilikle Bhutan’da tasarlanan dizgeye benzer bir tasarımla yeni bir bütünsel başarım modeli oluşturulmalı ve yukarıda andığımız diğer ölçümleri de göz önüne alarak Gayri Safi Millî Mutluluk ölçülmelidir.</p>
<p><strong>Okuma önerileri</strong></p>
<p>Mutluluk ekonomisi (Murat Şeker), Mutluluk ve İktisat (Gökhan Karabulut), Mutluluk Konservesi (Orhan Tüleylioğlu), Mutluluk Ekonomisi ve Mutluluğun Makroekonomik Belirleyicileri (Tuba Şahinoğlu), Manevi İhtiyaçlar ve Mutluluk Ekonomisi (Erdal Türkkan), Finans ve Mutluluk Ekonomisi (Ed. Şeyma Şahin Kutlu) vd.</p>
<p>Okumaları yaparken dinlemeniz önerisiyle bir de müzik parçası öneriyorum: Umutsuzluk kaçar türkülerimizden! (Yeni Gün Grubu, solist: Gültekin Tetik). Niye mi? Umut yoksa mutluluk yok da ondan! Kök (mut) nedeniyle!</p>
<p><strong>Melih Baş</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/mutluluk-ekonomisi-olcumler-ve-turkiye">Mutluluk ekonomisi: Ölçümler ve Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29652</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Z kuşağı değil!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/z-kusagi-degil</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 09:57:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[lapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[seçim]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[y kuşağı]]></category>
		<category><![CDATA[z kuşağı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29441</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasiler gençleri yeniden keşfediyor. Gelecek seçimlerde her beş seçmenden birisi (yaklaşık yedi milyon deniyor) ilk defa oy kullanacakmış. Bunlar Z Kuşağı’nı oluşturuyor. Öncelikle şu: Kuşak isimleri de hangi dönemi temsil ettikleri de batının sosyo-kültürel dinamiklerinin sonucudur. Bu çerçevede kuşaklar arasındaki büyük kırılım bir önceki Y Kuşağı ile başlar. Çünkü bu kuşak batıda ilk kez üç kritik ileri teknolojinin içine doğmuştur; o üç teknolojinin olmadığı bir dünyayı bilmez. O üç teknoloji anımsayalım: Bilgisayar, cep telefonu ve internet! Bu tanım itibariyle batıda 1981-2000 (kimi kaynaklara göre 1996 veya 1997) arasında doğanlara Y Kuşağı denir. Peki Türkiye’de 1980’lerde doğanlar o üç teknolojinin içine mi doğdu? O üç ileri teknolojinin Türkiye’deki yaygınlaşması K. Amerika, Batı Avrupa veya İskandinav ülkelerindekiyle aynı süratte olduğu söylenebilir mi? Hayır! Öte yandan bu teknolojiler bizim ülkemize de geldi ve toplumu dönüştürme sürecinde aktif bir rol oynamaya başladı. Bu durumda akla gelmesi gereken soru şudur: Türkiye’de toplum üzerine araştırma yapan akademik birimler bu dönemde ne yaptı? Bu dijital kültürel değişimi-dönüşümü analiz ettiler mi? Bu topraklardaki güncel kuşaklarla batı ülkelerinin Y Kuşağı, Z Kuşağı bireyleri arasında ne tür benzerlik ya da ayrılıklar olduğuna dair kafa patlattılar mı? Pek söylenemez! Türkiye’de internet akademik anlamda daha ziyade iletişim fakültelerinde “yeni medya” vizyonu ile bir iletişim aracı (da) olması özelliği baz alınarak irdelenmektedir. Ancak örneğin sosyoloji bölümleri interneti aynı iştahla incelememektedir. Hal böyle olunca dijital kültür ögelerini ele alıp irdelemek çıkarına göre siyasilere ya da medya mensuplarına kalmaktadır. Onların da nesnel değerlendirme yapma motivasyonu ne yazık ki yoktur. Siyasiler, düne dek potansiyel tehdit-lojistik destek bağlamında ele aldığı genç kuşakları şimdi de oy deposu olarak değerlendirmekte ve buna uygun bir yaklaşım sergilemektedir. Medya mensupları da artık nereden nasıl nasipleniyorlarsa, ona uygun yazma geleneğini sürdürüyorlar. Gerek Y ile gerekse de Z Kuşağı ile ilgili (Türkiye için diyelim ki 1991’den sonra doğanlar) yapılacak belki de en yanlış şey bu kuşaklara tek tip elbise giydirmeye çalışmak olacaktır. Ne Y Kuşağı ne de Z Kuşağı üç beş ortak özellikle kategorize edilebilecek nitelikte değildir. İnsanları tek-tipleştirmek kapitalizmin kontrolcü süreç yönetim anlayışına bağlanabilir ve aslında onları daha kolay yönetmeyi sağlar. Sürü psikolojisini devreye sokup, bireyin bilincinde şu ikilemi yaratır: Bahsedilen türde birisi olmazsam sürünün dışında (yalnız) kalırım! Oysa bireyin kendisine yetecek şekilde tek başına yaşamını sürdürmesi ileri teknolojik ögelerle giderek daha da kolaylaşmaktadır. İşte pandemi ile gelen yeni yaşam normaline bir örnek: Evden çıkmadan yapabildiğin hiçbir şeyi evden çıkarak yapma! Şimdi bazı laleler bu gençlerin bir kaç bedava megabayt vererek kandırılabileceğini, oylarının alınabileceğini sanıyor! Oyunu birkaç megabayta satacak olanlar, olsa olsa önceki seçimlerde oyunu bir kaç çuval kömüre satmış olanların çevresinden çıkacaktır ki bunun Z Kuşağı ile hiçbir ilgisi yoktur. Her seferinde bir şey almadan oy vermeyenlere, hangi yıl doğduğuna bakmadan, başka bir isim vermek gerekir! Örneğin Çıkar Kuşağı, örneğin Brütüs Kuşağı! Tanol Türkoğlu / tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı, HBT Dergi 225. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/z-kusagi-degil">Z kuşağı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siyasiler gençleri yeniden keşfediyor. Gelecek seçimlerde her beş seçmenden birisi (yaklaşık yedi milyon deniyor) ilk defa oy kullanacakmış. Bunlar Z Kuşağı’nı oluşturuyor. Öncelikle şu: Kuşak isimleri de hangi dönemi temsil ettikleri de batının sosyo-kültürel dinamiklerinin sonucudur. Bu çerçevede kuşaklar arasındaki büyük kırılım bir önceki Y Kuşağı ile başlar. Çünkü bu kuşak batıda ilk kez üç kritik ileri teknolojinin içine doğmuştur; o üç teknolojinin olmadığı bir dünyayı bilmez. O üç teknoloji anımsayalım: Bilgisayar, cep telefonu ve internet!</p>
<p>Bu tanım itibariyle batıda 1981-2000 (kimi kaynaklara göre 1996 veya 1997) arasında doğanlara Y Kuşağı denir. Peki Türkiye’de 1980’lerde doğanlar o üç teknolojinin içine mi doğdu? O üç ileri teknolojinin Türkiye’deki yaygınlaşması K. Amerika, Batı Avrupa veya İskandinav ülkelerindekiyle aynı süratte olduğu söylenebilir mi? Hayır!</p>
<p>Öte yandan bu teknolojiler bizim ülkemize de geldi ve toplumu dönüştürme sürecinde aktif bir rol oynamaya başladı. Bu durumda akla gelmesi gereken soru şudur: Türkiye’de toplum üzerine araştırma yapan akademik birimler bu dönemde ne yaptı? Bu dijital kültürel değişimi-dönüşümü analiz ettiler mi? Bu topraklardaki güncel kuşaklarla batı ülkelerinin Y Kuşağı, Z Kuşağı bireyleri arasında ne tür benzerlik ya da ayrılıklar olduğuna dair kafa patlattılar mı?</p>
<p>Pek söylenemez! Türkiye’de internet akademik anlamda daha ziyade iletişim fakültelerinde “yeni medya” vizyonu ile bir iletişim aracı (da) olması özelliği baz alınarak irdelenmektedir. Ancak örneğin sosyoloji bölümleri interneti aynı iştahla incelememektedir. Hal böyle olunca dijital kültür ögelerini ele alıp irdelemek çıkarına göre siyasilere ya da medya mensuplarına kalmaktadır. Onların da nesnel değerlendirme yapma motivasyonu ne yazık ki yoktur.</p>
<p>Siyasiler, düne dek potansiyel tehdit-lojistik destek bağlamında ele aldığı genç kuşakları şimdi de oy deposu olarak değerlendirmekte ve buna uygun bir yaklaşım sergilemektedir. Medya mensupları da artık nereden nasıl nasipleniyorlarsa, ona uygun yazma geleneğini sürdürüyorlar.</p>
<p>Gerek Y ile gerekse de Z Kuşağı ile ilgili (Türkiye için diyelim ki 1991’den sonra doğanlar) yapılacak belki de en yanlış şey bu kuşaklara tek tip elbise giydirmeye çalışmak olacaktır. Ne Y Kuşağı ne de Z Kuşağı üç beş ortak özellikle kategorize edilebilecek nitelikte değildir. İnsanları tek-tipleştirmek kapitalizmin kontrolcü süreç yönetim anlayışına bağlanabilir ve aslında onları daha kolay yönetmeyi sağlar. Sürü psikolojisini devreye sokup, bireyin bilincinde şu ikilemi yaratır: Bahsedilen türde birisi olmazsam sürünün dışında (yalnız) kalırım!</p>
<p>Oysa bireyin kendisine yetecek şekilde tek başına yaşamını sürdürmesi ileri teknolojik ögelerle giderek daha da kolaylaşmaktadır. İşte pandemi ile gelen yeni yaşam normaline bir örnek: Evden çıkmadan yapabildiğin hiçbir şeyi evden çıkarak yapma! Şimdi bazı laleler bu gençlerin bir kaç bedava megabayt vererek kandırılabileceğini, oylarının alınabileceğini sanıyor!</p>
<p>Oyunu birkaç megabayta satacak olanlar, olsa olsa önceki seçimlerde oyunu bir kaç çuval kömüre satmış olanların çevresinden çıkacaktır ki bunun Z Kuşağı ile hiçbir ilgisi yoktur. Her seferinde bir şey almadan oy vermeyenlere, hangi yıl doğduğuna bakmadan, başka bir isim vermek gerekir! Örneğin Çıkar Kuşağı, örneğin Brütüs Kuşağı!</p>
<p><strong><span lang="it-IT">Tanol Türkoğlu / <a href="mailto:tanolturkoglu@gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></span></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi 225. sayıda yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/tanol-turkoglu/z-kusagi-degil">Z kuşağı değil!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29441</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Jeodin: Dinle yönetilen coğrafyalar</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/jeodin-dinle-yonetilen-cografyalar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Mar 2023 11:26:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[afrika]]></category>
		<category><![CDATA[asya]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[ideoloji]]></category>
		<category><![CDATA[jeodin]]></category>
		<category><![CDATA[jeopolitik]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk savaş]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29067</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale geldi. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başladı. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebiliyor. Ülkelerin tarihi, coğrafi, ekonomik ve kültürel özelliklerinden kaynağını alan ve genellikle uzun asırların birikimiyle şekillenen “makro politik” hedefleri vardır. Bu hedefler, jeopolitik biliminin ana konusunu oluşturur. Bu bağlamda “jeo-politik” sözcüğündeki “jeo” bileşeni, coğrafi özelliklerin, ülkelerin benimsedikleri politikalar üzerindeki belirleyiciliğini ifade etmektedir. Yine ülkelerin doğal ortam özellikleri, nüfusu, sosyolojisi, kültürel-ekonomik nitelikleri, tarihi, madenleri, ormanları, akarsuları, gölleri, denizleri, matematik konumu ve dini inanışları jeopolitik biliminin veri kaynaklarındandır. Bu verilerin bazıları değişebilir, bazıları ise değişmez (statik) niteliktedir. Din olgusu, geleneksel jeopolitik anlatımda, jeopolitiğin “değişmeyen unsur”u olarak ele alınmıştır. Bu değişmezlik, toplumların bir dini inançtan başka bir dini inanca geçişinin zorluğunu ifade ettiği kadar aynı zamanda dinlerin ritüellerini ve temel metinlerinin değişmezliğini de vurgulamaktadır. Klasik jeopolitik anlayış, din olgusuna bu “değişmezlik” üzerinden yaklaşmaktadır. Dinler değişime kapalı mı? Dini inanışlar, her toplumda görülmekle birlikte, toplumların günlük hayatlarındaki yeri ve etkinliği farklıdır. Ayrıca insanların din kavrayışları, zamana ve mekâna bağlı olarak değişebilmektedir. Bu anlamda “a priori” olarak değişmeyen bir “töz” kabul edilen din kavramının, metafizik/ inanç esaslarının değişime-dönüşüme kapalı olduğu varsayılsa bile toplumların değişime açık olması, inanç ögelerini de değişebilir hale getirmektedir. Dinsel değişim ve dönüşümün diğer dinamiklerini ise dinlerin yayıldığı coğrafi mekânın özellikleri, tarihi, toplumsal yapısı, kültürel ve ideolojik etkileşimleri ile modernite oluşturmaktadır. Paradoksal olarak bugün bazı dinler, kaynağı dışındaki ülkelerde daha güçlüdür. Aynı zamanda birçok din yayıldıkça ve kitleselleştikçe büyük ölçüde değişime uğramıştır. Bu nedenle dinlerin bugün sergiledikleri formun, genellikle orijinal halinden uzak olduğu görülmektedir. Ortadoğu’da yakın dönemde yaşanan gelişmeler göstermiştir ki; savaş gibi toplumsal travmalar, siyasal gerilimler, yaşanan toplumsal şiddet olayları ve politik ihtiyaçlar çok bileşenli olarak din algısında değiştirici/ dönüştürücü etkiler yapmakta ve yeni dinsel yapıların ortaya çıkışına zemin hazırlamaktadır. Din, siyaset ve jeopolitik Dünya, özellikle 20. y.y.’ın ikinci yarısından sonra dindarlaşma eğilimine girmiştir. Çağdaş uluslararası ilişkilerde, dinlerin “siyasi uyanış”ını düşündüren fenomenlerle giderek daha sık karşılaşılmaktadır. Ayrıca küreselleşme olgusuyla birlikte din etkeni, tüm devletlerin dış ve iç politikalarında daha fazla görünür hale gelmiştir. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebilmektedir. Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale gelmiştir. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başlamıştır. Dinsel kimlikçiliğin en az etnik kimlikçilik kadar çözücü bir istikrarsızlık ve çatışma kaynağına dönüşebildiği, güncel örneklerle görülmektedir. Jeodin nedir? Geniş bir tarihsel süreçte gelişen din-politika etkileşimi, jeopolitik içerikte yeni bir kavramsallaşmanın önünü açmıştır. Bu perspektifte ortaya çıkan “jeodin” kavramı; jeopolitik amaçları gerçekleştirmek için din/ inanç olgusunun kullanılması anlamına gelmektedir. Bir bilimsel yaklaşım olarak jeodin; bir bölgedeki dinsel-politik ilişkilerdeki gelişmelerin, jeopolitik yansımasını değerlendirir. Başka bir anlatımla jeodin, inançların manipüle edilmesini, dönüşmesini veya dönüştürülmesini, “ılımlı”laşmasını veya radikalleşmesini ya da geleneksel halini korumasını, politikleşmesini yahut toplumların ve devletlerin dinselleşmesi veya sekülarizasyonu ile gelişen jeopolitik süreç ve sonuçları konu edinir. Jeodini düşünüşe, tarihin eski dönemlerinden beri rastlanmaktadır. Din adamları, imparatorlar, siyasetçiler ve askerlerin bu tarz gelişmeleri izlediğini gösteren pek çok tarihi olay bulunmaktadır. Haçlı Seferleri’nden “Yeşil Kuşak” teorisine, Polonya’nın komşu kültürel etkilere karşı bir kalkan olarak kullandığı Katolikliğinden “demokrasi” söylemli, din motivasyonlu “Arap Baharı”na kadar tarihin çeşitli varyantında jeodini gelişmelere rastlanmaktadır. Jeodin kavramı da, tıpkı jeoekonomi kavramı gibi büyük ölçüde Asya’daki gelişmelere bağlı olarak güncellik kazanmaktadır. Nitekim Çin’in yükselen ekonomik gücünü, jeopolitik fayda amacıyla kullanması sonucunda, “jeoekonomi” kavramının akademik ve siyasi gündemde daha fazla yer tuttuğu bilinmektedir. Benzer biçimde 11 Eylül süreci, Afrika, Ortadoğu, Asya’da radikal akımların güçlenmesi ve özellikle Çin’in küresel açılım politikasının gereği olarak farklı kültürlere ve dinlere artan ilgisi, “jeodin” kavramını 21. y.y.’ın gündemine taşımıştır. Bu nedenle jeodin kavramı da gelişim süreçleri itibariyle büyük ölçüde “Asyalı”dır. Bugünün gelişmeleri Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, özellikle “ikinci ve üçüncü dünya”nın küresel düzene “antiemperyalist” itirazları, yerini büyük ölçüde dini-ideolojik doktrinleri benimsemiş silahlı gruplara ve iç çatışmalara terk etmiş görünmektedir. Nitekim bugün dünyanın gerilimli/ çatışmalı 25 bölgesinin 15’inde yaşanan çatışmalarda, dinsel-ideolojik gerekçeler öne çıkmaktadır. Nedenlerine göre dünyanın gerilimli &#8211; çatışmalı bölgeleri (2022) Güncel jeodini gelişmeler en yoğun haliyle Asya’da yaşanmaktadır. Orta ve Güney Asya ülkelerinde yükselen dinsel fanatizm, özellikle Afganistan, Myanmar, Hindistan ve Pakistan’da tırmanmaktadır. Radikal eğilimler ve fanatik akımlar, Asya’da yayılış gösteren hemen hemen tüm kitlesel dinlerin bünyesinde taban bulmaktadır. Sonuç Jeopolitik amaçları ilerletmenin birçok enstrümanı bulunmaktadır. Din olgusu bu enstrümanların en sofistike ve derinlikli olanıdır. Bir tarihsel gerçeklik olarak, siyasi düzenlerin dağılmasında veya güçlendirilmesinde din olgusu belirgin bir yer tutmaktadır. Bu nedenle devletler siyasal amaçlarla genellikle -kontrollü biçimde- dinselliği desteklemektedir. Dolayısıyla dini alan uzun zamandır politize haldedir. Dünyanın günümüzde çatışmalı bölgelerinin çoğunda dini gerekçeler; siyasi ve ekonomik nedenleri ikinci planda bırakacak biçimde başat etkenler olarak öne sürülmektedir. Başka bir anlatımla, dini argümanlar, günümüzün ideolojisiz dünyasında, kriz/müdahale bölgelerinin oluşmasında ön sıralarda yer almaktadır. Dünyanın bugün geldiği aşamada, din referanslı siyasi olayların, çatışmaların ve müdahalelerin yeryüzünün pek çok bölgesinde yaygınlaştığı ve sonuçlarının kısa sürede alınabildiği bir vasatta, jeodini yaklaşım, gelişen süreçlerin çözümlenmesinde analitik bir seçenek sunmaktadır. Doç. Dr. Bülent Güner, Munzur Üniversitesi, Coğrafya Bölümü,  bguner@munzur.edu.tr</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/jeodin-dinle-yonetilen-cografyalar">Jeodin: Dinle yönetilen coğrafyalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29068 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/jeodin-300x212.png" alt="" width="300" height="212" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/jeodin-300x212.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/jeodin.png 678w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" />Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale geldi. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başladı. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebiliyor.</p>
<p>Ülkelerin tarihi, coğrafi, ekonomik ve kültürel özelliklerinden kaynağını alan ve genellikle uzun asırların birikimiyle şekillenen “makro politik” hedefleri vardır. Bu hedefler, jeopolitik biliminin ana konusunu oluşturur. Bu bağlamda “jeo-politik” sözcüğündeki “jeo” bileşeni, coğrafi özelliklerin, ülkelerin benimsedikleri politikalar üzerindeki belirleyiciliğini ifade etmektedir. Yine ülkelerin doğal ortam özellikleri, nüfusu, sosyolojisi, kültürel-ekonomik nitelikleri, tarihi, madenleri, ormanları, akarsuları, gölleri, denizleri, matematik konumu ve dini inanışları jeopolitik biliminin veri kaynaklarındandır. Bu verilerin bazıları değişebilir, bazıları ise değişmez (statik) niteliktedir.</p>
<p>Din olgusu, geleneksel jeopolitik anlatımda, jeopolitiğin “değişmeyen unsur”u olarak ele alınmıştır. Bu değişmezlik, toplumların bir dini inançtan başka bir dini inanca geçişinin zorluğunu ifade ettiği kadar aynı zamanda dinlerin ritüellerini ve temel metinlerinin değişmezliğini de vurgulamaktadır. Klasik jeopolitik anlayış, din olgusuna bu “değişmezlik” üzerinden yaklaşmaktadır.</p>
<p><strong>Dinler değişime kapalı mı?</strong></p>
<p>Dini inanışlar, her toplumda görülmekle birlikte, toplumların günlük hayatlarındaki yeri ve etkinliği farklıdır. Ayrıca insanların din kavrayışları, zamana ve mekâna bağlı olarak değişebilmektedir. Bu anlamda “a priori” olarak değişmeyen bir “töz” kabul edilen din kavramının, metafizik/ inanç esaslarının değişime-dönüşüme kapalı olduğu varsayılsa bile toplumların değişime açık olması, inanç ögelerini de değişebilir hale getirmektedir.</p>
<p>Dinsel değişim ve dönüşümün diğer dinamiklerini ise dinlerin yayıldığı coğrafi mekânın özellikleri, tarihi, toplumsal yapısı, kültürel ve ideolojik etkileşimleri ile modernite oluşturmaktadır. Paradoksal olarak bugün bazı dinler, kaynağı dışındaki ülkelerde daha güçlüdür. Aynı zamanda birçok din yayıldıkça ve kitleselleştikçe büyük ölçüde değişime uğramıştır. Bu nedenle dinlerin bugün sergiledikleri formun, genellikle orijinal halinden uzak olduğu görülmektedir.</p>
<p>Ortadoğu’da yakın dönemde yaşanan gelişmeler göstermiştir ki; savaş gibi toplumsal travmalar, siyasal gerilimler, yaşanan toplumsal şiddet olayları ve politik ihtiyaçlar çok bileşenli olarak din algısında değiştirici/ dönüştürücü etkiler yapmakta ve yeni dinsel yapıların ortaya çıkışına zemin hazırlamaktadır.</p>
<p><strong>Din, siyaset ve jeopolitik</strong></p>
<p>Dünya, özellikle 20. y.y.’ın ikinci yarısından sonra dindarlaşma eğilimine girmiştir. Çağdaş uluslararası ilişkilerde, dinlerin “siyasi uyanış”ını düşündüren fenomenlerle giderek daha sık karşılaşılmaktadır. Ayrıca küreselleşme olgusuyla birlikte din etkeni, tüm devletlerin dış ve iç politikalarında daha fazla görünür hale gelmiştir. Yine bu çağın bir gerçekliği olarak dini olgular açık bir jeopolitik doktrine kolaylıkla dönüştürülebilmektedir.</p>
<p>Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, dünyada sınıf siyasetinin büyük ölçüde terk edilmiş olmasına bağlı olarak, kimlik siyaseti etkin hale gelmiştir. Böylece dinsel, etnik, cinsel kimlikler yerel ve küresel çapta günlük politikanın ana konusunu oluşturmaya başlamıştır. Dinsel kimlikçiliğin en az etnik kimlikçilik kadar çözücü bir istikrarsızlık ve çatışma kaynağına dönüşebildiği, güncel örneklerle görülmektedir.</p>
<p><strong>Jeodin nedir?</strong></p>
<p>Geniş bir tarihsel süreçte gelişen din-politika etkileşimi, jeopolitik içerikte yeni bir kavramsallaşmanın önünü açmıştır. Bu perspektifte ortaya çıkan “jeodin” kavramı; jeopolitik amaçları gerçekleştirmek için din/ inanç olgusunun kullanılması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Bir bilimsel yaklaşım olarak jeodin; bir bölgedeki dinsel-politik ilişkilerdeki gelişmelerin, jeopolitik yansımasını değerlendirir. Başka bir anlatımla jeodin, inançların manipüle edilmesini, dönüşmesini veya dönüştürülmesini, “ılımlı”laşmasını veya radikalleşmesini ya da geleneksel halini korumasını, politikleşmesini yahut toplumların ve devletlerin dinselleşmesi veya sekülarizasyonu ile gelişen jeopolitik süreç ve sonuçları konu edinir.</p>
<p>Jeodini düşünüşe, tarihin eski dönemlerinden beri rastlanmaktadır. Din adamları, imparatorlar, siyasetçiler ve askerlerin bu tarz gelişmeleri izlediğini gösteren pek çok tarihi olay bulunmaktadır. Haçlı Seferleri’nden “Yeşil Kuşak” teorisine, Polonya’nın komşu kültürel etkilere karşı bir kalkan olarak kullandığı Katolikliğinden “demokrasi” söylemli, din motivasyonlu “Arap Baharı”na kadar tarihin çeşitli varyantında jeodini gelişmelere rastlanmaktadır.</p>
<p>Jeodin kavramı da, tıpkı jeoekonomi kavramı gibi büyük ölçüde Asya’daki gelişmelere bağlı olarak güncellik kazanmaktadır. Nitekim Çin’in yükselen ekonomik gücünü, jeopolitik fayda amacıyla kullanması sonucunda, “jeoekonomi” kavramının akademik ve siyasi gündemde daha fazla yer tuttuğu bilinmektedir. Benzer biçimde 11 Eylül süreci, Afrika, Ortadoğu, Asya’da radikal akımların güçlenmesi ve özellikle Çin’in küresel açılım politikasının gereği olarak farklı kültürlere ve dinlere artan ilgisi, “jeodin” kavramını 21. y.y.’ın gündemine taşımıştır. Bu nedenle jeodin kavramı da gelişim süreçleri itibariyle büyük ölçüde “Asyalı”dır.</p>
<p><strong>Bugünün gelişmeleri</strong></p>
<p>Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, özellikle “ikinci ve üçüncü dünya”nın küresel düzene “antiemperyalist” itirazları, yerini büyük ölçüde dini-ideolojik doktrinleri benimsemiş silahlı gruplara ve iç çatışmalara terk etmiş görünmektedir. Nitekim bugün dünyanın gerilimli/ çatışmalı 25 bölgesinin 15’inde yaşanan çatışmalarda, dinsel-ideolojik gerekçeler öne çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Nedenlerine göre dünyanın gerilimli &#8211; çatışmalı bölgeleri (2022)</strong></p>
<p>Güncel jeodini gelişmeler en yoğun haliyle Asya’da yaşanmaktadır. Orta ve Güney Asya ülkelerinde yükselen dinsel fanatizm, özellikle Afganistan, Myanmar, Hindistan ve Pakistan’da tırmanmaktadır. Radikal eğilimler ve fanatik akımlar, Asya’da yayılış gösteren hemen hemen tüm kitlesel dinlerin bünyesinde taban bulmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Jeopolitik amaçları ilerletmenin birçok enstrümanı bulunmaktadır. Din olgusu bu enstrümanların en sofistike ve derinlikli olanıdır. Bir tarihsel gerçeklik olarak, siyasi düzenlerin dağılmasında veya güçlendirilmesinde din olgusu belirgin bir yer tutmaktadır. Bu nedenle devletler siyasal amaçlarla genellikle -kontrollü biçimde- dinselliği desteklemektedir. Dolayısıyla dini alan uzun zamandır politize haldedir.</p>
<p>Dünyanın günümüzde çatışmalı bölgelerinin çoğunda dini gerekçeler; siyasi ve ekonomik nedenleri ikinci planda bırakacak biçimde başat etkenler olarak öne sürülmektedir. Başka bir anlatımla, dini argümanlar, günümüzün ideolojisiz dünyasında, kriz/müdahale bölgelerinin oluşmasında ön sıralarda yer almaktadır.</p>
<p>Dünyanın bugün geldiği aşamada, din referanslı siyasi olayların, çatışmaların ve müdahalelerin yeryüzünün pek çok bölgesinde yaygınlaştığı ve sonuçlarının kısa sürede alınabildiği bir vasatta, jeodini yaklaşım, gelişen süreçlerin çözümlenmesinde analitik bir seçenek sunmaktadır.</p>
<p><strong>Doç. Dr. Bülent Güner, Munzur Üniversitesi, Coğrafya Bölümü,  </strong><strong><a href="mailto:bguner@munzur.edu.tr">bguner@munzur.edu.tr</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/jeodin-dinle-yonetilen-cografyalar">Jeodin: Dinle yönetilen coğrafyalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29067</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Dünya çapında sosyal bilimcimiz Muzaffer Şerif yeniden keşfediliyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-capinda-sosyal-bilimcimiz-muzaffer-serif-yeniden-kesfediliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Apr 2018 14:00:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[çatışma]]></category>
		<category><![CDATA[Interstitium]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[muzaffer şerif]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal bilimci]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9809</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Uluslararası sosyal bilimin tartışmasız saygın ismi&#8221; diye nitelendiriyor Prof. Nebi Sümer, Muzaffer Şerif’i: &#8220;Muzaffer Şerif sadece dünyada sosyal psikolojinin kurucu önderlerinden birisi değil, aynı zamanda farklı sosyal bilimleri eklektik bakışla harmanlayarak, kuramlarını deneysel yöntemle, kanıta dayalı geliştiren ilk sosyal bilimcilerdendir&#8230;&#8221; Evrensel bilimsel kişiliği, Şerif’in ülkemizde dramatik olaylar yaşamasına ne yazık ki engel olamadı. Solculuk ve düşünce düşmanlığı topraklarımızda yeni değil; ne yazık ki sürüyor. Ülkemizin içinde bulunduğu yoksunluklar ve yoksulluklarla bu çizgi arasında birebir ilişki ve paralellikler kurmamak, ancak körlükle açıklanabilir. Muzaffer Şerif, ülkemiz sosyal psikoloji ve sosyal bilimler alanında çalışanlar tarafından çok iyi bilinir. Onun dünya çapında öncü ve bilim dalı kurucu özelliği ve yaptığı büyük katkılar da. Biz neden şimdi gündeme getirdik Şerif’i? Amerika’da Trump’ın milleti kutuplaştırıcı politikası, sosyal psikologların dikkatini çekti. 1950’lerde McCarthy’nin toplumdaki ayrıştırıcı ve bölücü cadı avından sonra, bilimciler herhalde Trump zamanındaki kadar kamplaştırıcı bir politikayla karşılaşmamışlardı. Ve hemen Muzaffer Şerif’i ve onun çok ünlü Hırsızlar Mağarası deneyini anımsayarak, çatışmacılık ile nasıl bir sosyal mühendislik politikası güdüldüğünü gündeme getirdiler. Şüphesiz bu kutuplaştırıcı politikayı Türkiye yıllardır yaşıyor. Muzaffer Şerif’in izinden giderek, ülkemiz sosyal bilimcileri için,&#8220;Kutuplaşan ve gettolaşan Türkiye&#8217;de ne yapılabileceğini daha cesur sorgulayabilir ve toplumu uzlaştıracak üst ortak amacın ne olabileceğini, derinleşen çatışmanın nasıl çözüleceğini tartışmaya başlayabilirler&#8221;  diyor Nebi Bey. İnsana değer veren ekonomi Doğan Kuban bu hafta “Küçük Güzeldir” başlıklı yazısıyla paraya değil, insana değer veren ekonomiye değiniyor. Kuban’a göre insanca bir yolda, paradan önce insan mutluluğunu temel alan bir ekonomik örgütlenme, aç, işsiz, evsiz barksız, eğitimsiz kalmayan ve gereksiz tüketim yapmayan bir toplum idealinden başlayarak çağdaş bir ekonomi tasarlanabilir. Bu hafta bir de yepyeni bir organla tanıştık: Interstitium. Anatomideki kılı kırk yaran çalışmalardan sonra bu yeni bilgi şaşırtıcı değil mi? Ancak bunun yeni bir organ kabul edilmesi için ileri çalışmalara gereksinim var. Çevresindeki insanların iş yapmak ve üretmek için büyük bir isteksizlik sergilediğini gözlemlediğini belirten Ali Akurgal, çözümü Sakıp Sabancı’nın şu sözlerinde arıyor: “Üretim, üretim, üretim.” Erdal Musoğlu günümüzden 2300 yıl öncesine uzanarak “Bir kuyu, bir deve ve bir çubuk ile dünyanın çevresi nasıl ölçülür” diye soruyor ve büyük bilgin Eratosten’in bu hayranlık uyandıran çalışmasını anımsatıyor. Mustafa Çetiner “nostaljik takılıyor” ve geçmişlerimizi ne belirler, ne yaparız da kendimiz oluruz diye soruyor. Tanol Türkoğlu’nun Dijitalem’i bu ay “Dijital Günah” başlığı altında bir dizi ilginç gelişmeye daha değiniyor. Kullandığınız robotların size nasıl hitap etmesini isterdiniz: Abi/Abla, Reis/Başkan, Hanımefendi/Beyefendi, Patron/Sahip, Aşkım/Sevgilim… Robotlarla geyik muhabbeti yapabilecek miyiz? Planlı olmadan sanayileşmede başarılı olmanın hayal olduğuna işaret eden Bayram Ali Eşiyok, 20. yüzyılda sanayileşmede başarılı olmuş ülkelerin hemen hemen hepsinin planlamaya başvurmuş olduklarını vurguluyor. Nuran Hariri, yiyeceklerin geleceğinde kısa bir gezintiye çıkıyor. Örneğin et artık laboratuvarda üretilecek. Şimdiden dünyada 2 tür kültür eti bulunuyor. HBT ile geleceği kuruyoruz, yeni bir beyin besleme haftası başladı, sevgilerimizle&#8230; *** Gençlere 200 HBT aboneliği ve ilk 40 genç Bilime her zaman destek olan eğitimci İzzettin Silier’in, gençler için hediye HBT kampanyasına başvurular giderek artıyor. Silier, gençlerin bilimle ilişkisini geliştirmek ve HBT’nin yayılmasını sağlamak amacıyla 100 dijital, 100 basılı dergi aboneliği için destek olacağını açıklamıştı. 20 dijital ve 20 basılı dergi aboneliğini başlatacağımız ilk 40 öğrencimizin isimlerini paylaşıyoruz. Gelecek hafta listeyi yayınlamayı sürdüreceğiz. Sevgili gençler sizlerle birlikte olmaktan mutluyuz, iyi okumalar! Basılı dergi Büşra Derim: Hacettepe Üni. Dil/Konuşma Terapisi. Mengü İşmen: Anadolu Üni. Spor Yönetimi. Rabia Yetiş: İTÜ Mol. Biy. Gen. Dilara Birsen: YTÜ Metalurji/Malzeme. Işıl Önder: Kocaeli Üni. Çalışma Eko. Fethiye Kabataş: İstanbul Üni. İspanyol Dili Ed. Sare Koç: Afyon Kocatepe Üni. SKY. Hatice Özaltın: Bahçeşehir Üni. Biyomedikal. F. Özgür Barkçin: Şehit Dilay Turan Ortaokulu. Nisan Avcı: Aydın TED Ege Koleji. Erdi Erkılıç: Anadolu Üni. İşletme. Hazal Şeval Küpeli: Ankara Üni. Ziraat Fak. Bahçe Bitki. Sedat Bozdoğan: Çanakkale 18 Mart Üni. Seyahat İşletme/Turizm Rehberliği. Kerem Yücel: Eyüp Anadolu Lisesi. Ahmet Bozkurt: Aksaray Üni. İşletme. Melih Metin Budak: Konya Necmettin Erbakan Üni. Biyoteknoloji. Seray Ayakta: Sabancı Üni. Bilgisayar Müh. Açelya Fani: Nuh Naci Yazgan Üni. Psikoloji. Sina Yılmaz: Küçükçekmece Gazi Anadolu Lisesi. Deniz Can Aykurt: Samsun 19 Mayıs Üni. Elektrik-Elektronik Müh. Dijital dergi Meltem Bal: Kastamonu Üni. Bilgi/Belge Yönetimi. Anıl Sedat Ertan: Mersin Hacı Sabancı Anadolu Lisesi. Volkan Yasakçı: Ege Üni. Fen Bil. Ens. Doktora. Süleyman Aydın: Ege Üni. Makine Müh. Bahar Sarıkamış: İstanbul Medipol Üni. Tıbbi Biy. Gen. YL. Gökay Gündüz: 9 Eylül Üni. İktisat. Erol Kıbrıs: İTÜ Mat. Müh. Mesut Keskin: Boğaziçi Üni. Bilgisayar Müh. YL. Özay Öztürk: Ankara Üni. Eczacılık Fak. Deniz Sesli: ODTÜ Kimya Müh. Nilya Çalık: Tarsus Abdülkerim Bengi Anadolu Lisesi. Kadir Atalı: Kocaeli Üni. Elektronik/Haberleşme Müh. Nagihan Aslanhan: Galatasaray Üni. Endüstri Müh. Zelal Erdoğan: Çukurova Üni. Devlet Kons. Berfin Altan: Çanakkale 18 Mart Üni. İktisat. Mustafa Hayri Türkyılmaz: Ankara Üni. Astronomi/Uzay Bil. YL. Anıl Özen: Samsun 19 Mayıs Üni. Elektrik-Elektronik Müh. Ezgi Güler: Çanakkale 18 Mart Üni. Mol. Biy. Gen. Vahid Çağatay Çoksan: KKTC Doğu Akdeniz Üni. Psikoloji. Üveys Altun: YTÜ Sanat/Tasarım Fak.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-capinda-sosyal-bilimcimiz-muzaffer-serif-yeniden-kesfediliyor">Dünya çapında sosyal bilimcimiz Muzaffer Şerif yeniden keşfediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Uluslararası sosyal bilimin tartışmasız saygın ismi&#8221; </em>diye nitelendiriyor Prof. <strong>Nebi Sümer</strong>, Muzaffer Şerif’i: <em>&#8220;</em><em>Muzaffer Şerif sadece dünyada sosyal psikolojinin kurucu önderlerinden birisi değil, aynı zamanda farklı sosyal bilimleri eklektik bakışla harmanlayarak, kuramlarını deneysel yöntemle, kanıta dayalı geliştiren ilk sosyal bilimcilerdendir&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Evrensel bilimsel kişiliği, Şerif’in ülkemizde dramatik olaylar yaşamasına ne yazık ki engel olamadı. Solculuk ve düşünce düşmanlığı topraklarımızda yeni değil; ne yazık ki sürüyor. Ülkemizin içinde bulunduğu yoksunluklar ve yoksulluklarla bu çizgi arasında birebir ilişki ve paralellikler kurmamak, ancak körlükle açıklanabilir.</p>
<p>Muzaffer Şerif, ülkemiz sosyal psikoloji ve sosyal bilimler alanında çalışanlar tarafından çok iyi bilinir. Onun dünya çapında öncü ve bilim dalı kurucu özelliği ve yaptığı büyük katkılar da.</p>
<p><strong>Biz neden şimdi gündeme getirdik Şerif’i?</strong></p>
<p>Amerika’da Trump’ın milleti kutuplaştırıcı politikası, sosyal psikologların dikkatini çekti. 1950’lerde <strong>McCarthy</strong>’nin toplumdaki ayrıştırıcı ve bölücü cadı avından sonra, bilimciler herhalde Trump zamanındaki kadar kamplaştırıcı bir politikayla karşılaşmamışlardı. Ve hemen Muzaffer Şerif’i ve onun çok ünlü <strong>Hırsızlar Mağarası</strong> deneyini anımsayarak, çatışmacılık ile nasıl bir sosyal mühendislik politikası güdüldüğünü gündeme getirdiler. Şüphesiz bu kutuplaştırıcı politikayı Türkiye yıllardır yaşıyor.</p>
<p>Muzaffer Şerif’in izinden giderek, ülkemiz sosyal bilimcileri için,<em>&#8220;Kutuplaşan ve gettolaşan Türkiye&#8217;de ne yapılabileceğini daha cesur sorgulayabilir ve toplumu uzlaştıracak üst ortak amacın ne olabileceğini, derinleşen çatışmanın nasıl çözüleceğini tartışmaya başlayabilirler&#8221;</em><strong>  diyor Nebi Bey.</strong></p>
<p><strong>İnsana değer veren ekonomi</strong></p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> bu hafta “Küçük Güzeldir” başlıklı yazısıyla paraya değil, insana değer veren ekonomiye değiniyor. Kuban’a göre insanca bir yolda, paradan önce insan mutluluğunu temel alan bir ekonomik örgütlenme, aç, işsiz, evsiz barksız, eğitimsiz kalmayan ve gereksiz tüketim yapmayan bir toplum idealinden başlayarak çağdaş bir ekonomi tasarlanabilir.</p>
<p>Bu hafta bir de yepyeni bir organla tanıştık: <strong>Interstitium</strong>. Anatomideki kılı kırk yaran çalışmalardan sonra bu yeni bilgi şaşırtıcı değil mi? Ancak bunun yeni bir organ kabul edilmesi için ileri çalışmalara gereksinim var.</p>
<p>Çevresindeki insanların iş yapmak ve üretmek için büyük bir isteksizlik sergilediğini gözlemlediğini belirten <strong>Ali Akurgal</strong>, çözümü Sakıp Sabancı’nın şu sözlerinde arıyor: “Üretim, üretim, üretim.” <strong>Erdal Musoğlu</strong> günümüzden 2300 yıl öncesine uzanarak “Bir kuyu, bir deve ve bir çubuk ile dünyanın çevresi nasıl ölçülür” diye soruyor ve büyük bilgin <strong>Eratosten</strong>’in bu hayranlık uyandıran çalışmasını anımsatıyor.</p>
<p><strong>Mustafa Çetiner</strong> “nostaljik takılıyor” ve geçmişlerimizi ne belirler, ne yaparız da kendimiz oluruz diye soruyor. <strong>Tanol Türkoğlu</strong>’nun <strong>Dijitalem’i</strong> bu ay “Dijital Günah” başlığı altında bir dizi ilginç gelişmeye daha değiniyor. Kullandığınız robotların size nasıl hitap etmesini isterdiniz: <em>Abi/Abla, Reis/Başkan, Hanımefendi/Beyefendi, Patron/Sahip, Aşkım/Sevgilim…</em> Robotlarla <strong>geyik muhabbeti</strong> yapabilecek miyiz?</p>
<p>Planlı olmadan sanayileşmede başarılı olmanın hayal olduğuna işaret eden <strong>Bayram Ali Eşiyok</strong>, 20. yüzyılda sanayileşmede başarılı olmuş ülkelerin hemen hemen hepsinin planlamaya başvurmuş olduklarını vurguluyor. <strong>Nuran Hariri, </strong>yiyeceklerin geleceğinde kısa bir gezintiye çıkıyor. Örneğin et artık laboratuvarda üretilecek. Şimdiden dünyada 2 tür kültür eti bulunuyor.</p>
<p><strong>HBT ile geleceği kuruyoruz, yeni bir beyin besleme haftası başladı, sevgilerimizle&#8230;</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Gençlere 200 HBT aboneliği ve ilk 40 genç</strong></p>
<p>Bilime her zaman destek olan eğitimci <strong>İzzettin Silier</strong>’in, gençler için hediye HBT kampanyasına başvurular giderek artıyor. Silier, gençlerin bilimle ilişkisini geliştirmek ve HBT’nin yayılmasını sağlamak amacıyla 100 dijital, 100 basılı dergi aboneliği için destek olacağını açıklamıştı. 20 dijital ve 20 basılı dergi aboneliğini başlatacağımız <strong>ilk 40 öğrencimizin</strong> isimlerini paylaşıyoruz. Gelecek hafta listeyi yayınlamayı sürdüreceğiz. Sevgili gençler sizlerle birlikte olmaktan mutluyuz, iyi okumalar!</p>
<p><strong>Basılı dergi</strong></p>
<p><strong>Büşra Derim</strong>: Hacettepe Üni. Dil/Konuşma Terapisi. <strong>Mengü İşmen</strong>: Anadolu Üni. Spor Yönetimi. <strong>Rabia Yetiş</strong>: İTÜ Mol. Biy. Gen. <strong>Dilara Birsen</strong>: YTÜ Metalurji/Malzeme. <strong>Işıl Önder</strong>: Kocaeli Üni. Çalışma Eko. <strong>Fethiye Kabataş</strong>: İstanbul Üni. İspanyol Dili Ed. <strong>Sare Koç</strong>: Afyon Kocatepe Üni. SKY. <strong>Hatice Özaltın</strong>: Bahçeşehir Üni. Biyomedikal. <strong>F. Özgür Barkçin</strong>: Şehit Dilay Turan Ortaokulu. <strong>Nisan Avcı</strong>: Aydın TED Ege Koleji. <strong>Erdi Erkılıç</strong>: Anadolu Üni. İşletme. <strong>Hazal Şeval Küpeli</strong>: Ankara Üni. Ziraat Fak. Bahçe Bitki. <strong>Sedat Bozdoğan</strong>: Çanakkale 18 Mart Üni. Seyahat İşletme/Turizm Rehberliği. <strong>Kerem Yücel</strong>: Eyüp Anadolu Lisesi. <strong>Ahmet Bozkurt</strong>: Aksaray Üni. İşletme. <strong>Melih Metin Budak</strong>: Konya Necmettin Erbakan Üni. Biyoteknoloji. <strong>Seray Ayakta</strong>: Sabancı Üni. Bilgisayar Müh. <strong>Açelya Fani</strong>: Nuh Naci Yazgan Üni. Psikoloji. <strong>Sina Yılmaz</strong>: Küçükçekmece Gazi Anadolu Lisesi. <strong>Deniz Can Aykurt</strong>: Samsun 19 Mayıs Üni. Elektrik-Elektronik Müh.</p>
<p><strong>Dijital dergi</strong></p>
<p><strong>Meltem Bal:</strong> Kastamonu Üni. Bilgi/Belge Yönetimi. <strong>Anıl Sedat Ertan:</strong> Mersin Hacı Sabancı Anadolu Lisesi. <strong>Volkan Yasakçı:</strong> Ege Üni. Fen Bil. Ens. Doktora. <strong>Süleyman Aydın:</strong> Ege Üni. Makine Müh. <strong>Bahar Sarıkamış:</strong> İstanbul Medipol Üni. Tıbbi Biy. Gen. YL. <strong>Gökay Gündüz: </strong>9 Eylül Üni. İktisat. <strong>Erol Kıbrıs:</strong> İTÜ Mat. Müh. <strong>Mesut Keskin:</strong> Boğaziçi Üni. Bilgisayar Müh. YL. <strong>Özay Öztürk:</strong> Ankara Üni. Eczacılık Fak. <strong>Deniz Sesli:</strong> ODTÜ Kimya Müh. <strong>Nilya Çalık:</strong> Tarsus Abdülkerim Bengi Anadolu Lisesi. <strong>Kadir Atalı:</strong> Kocaeli Üni. Elektronik/Haberleşme Müh. <strong>Nagihan Aslanhan:</strong> Galatasaray Üni. Endüstri Müh. <strong>Zelal Erdoğan:</strong> Çukurova Üni. Devlet Kons. <strong>Berfin Altan:</strong> Çanakkale 18 Mart Üni. İktisat. <strong>Mustafa Hayri Türkyılmaz:</strong> Ankara Üni. Astronomi/Uzay Bil. YL. <strong>Anıl Özen:</strong> Samsun 19 Mayıs Üni. Elektrik-Elektronik Müh. <strong>Ezgi Güler:</strong> Çanakkale 18 Mart Üni. Mol. Biy. Gen. <strong>Vahid Çağatay Çoksan:</strong> KKTC Doğu Akdeniz Üni. Psikoloji. <strong>Üveys Altun:</strong> YTÜ Sanat/Tasarım Fak.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/dunya-capinda-sosyal-bilimcimiz-muzaffer-serif-yeniden-kesfediliyor">Dünya çapında sosyal bilimcimiz Muzaffer Şerif yeniden keşfediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9809</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Stratejisi olmayanların stratejisini yaparlar</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/stratejisi-olmayanlarin-stratejisini-yaparlar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Müfit Akyos]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Aug 2017 14:26:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[strateji]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7568</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkelerin ve her düzeydeki kurumlarının, siyasi partilerin, kurumsal yapıdaki bütün oluşumların bir stratejiye sahip olmaları önemlidir. Kurumların varlık nedenlerinden hareketle içinde bulundukları ortamı ve koşulları dikkate alarak tanımladıkları hedeflere ulaşabilmek için izleyecekleri yol ve yöntemlerin belirlenmesi olarak tanımlayabiliriz stratejiyi. Tanımlı süreler (5–10 yıl) için hazırlanan strateji dokümanları tanımlanmış hedeflere ulaşmak için gereken eylem planlarına ve kaynakların planlanmasına da temel oluşturur. Kamu kurumlarının ve kaynaklarının ülke politikaları ile uyumlu hareket etmelerini sağlamak amacıyla Resmî Gazete’de (26.5.2006/26179) yayınlanan Kamu İdarelerinde Stratejik Planlamaya İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’le güvenlik, istihbarat ve dış politika dışında kalan bütün kamu kurumlarında stratejik plan hazırlama zorunluluğu getirilmiştir. Kamuda yaklaşık on yıldır stratejiye dayalı bir yönetimin olduğunu varsayabiliriz. Stratejilerin etkin bir gelişme aracı olabilmeleri için süreç içinde güncellenmeleri ve ölçme ve değerlendirilmelerinin yapılması gerekir. Kötü yönetimin her türlü örneğini yaşadığımız ülke yönetiminde strateji yapmak bir zorunluluk olmaktan öteye ne anlama gelmektedir? Ölçme değerlendirmenin yapılmadığı, öngörülenlere erişilememenin nedenlerinin ve hepsinden önemlisi başarı veya başarısızlıklardan çıkartılan derslerin belirlenmediği yani bir öğrenme sürecinin yaşanmadığı strateji ne işe yarayabilir ki? Kamu yönetimindeki başarısızlıklar da bunu doğrulamaktadır. Herkesin stratejisi var artık Bizdeki strateji belgeleri genellikle kurumların başındakilerin miladı anlamına geldiği yani geçmişle gelecek arasında bağ kurmadığı için her yeni yönetim bir strateji belgesi hazırlar. Biraz da AB ile ilişkilerin dayatmasıyla artık kalkınma ajanslarından ticaret ve sanayi odalarına, bakanlıklardan üniversitelere, kaymakamlıklardan yerel yönetimlere hemen her kurumun bir strateji belgesi var. Önemli bir bölümü “kes-yapıştır” yöntemiyle hazırlanmış olsa da. Yine de yararlı bir yanı var bu faaliyetlerin. Önce strateji konusunda bir farkındalığın oluşmasına aracı oluyor sonra yerli yabancı irili ufaklı pek çok danışmanlık firması için iyi bir pazar oluşturuyor! Bölgesel kalkınma ve sektör stratejileri, yenilik ve KOBİ stratejileri ve daha niceleri cilt cilt raflardaki yerlerini almış durumda. Artık herkesin bir stratejisi vardır. Vardır da neden etkisini ekonomide, yenilikçilikte, bölgesel kalkınmada, iyi yönetimde, katılımcılıkta, mutluluk ve huzurda göremiyoruz? Çünkü stratejilerin başarısı kurumu ve konusu ne olursa olsun bir süreç bağlamında geçmişin doğru anlaşılmasına, geleceğin olabildiğince gerçekçi okunabilmesine ve bilgi temelli hazırlanmasına bağlıdır. Bu köşenin ilgi alanından baktığımızda ülkemizin hangi bilim, teknoloji ve yenilik stratejisinin yukarıda işaret edilen özellikleri taşıdığı söylenebilir ki? Bunları ülkemizin otomotiv sektörü stratejisini “fordist” dönemin otomobilini geliştirme “stratejisine” bağlayan ilgili bakana sorabilirdik ama o da bu ham hayali gerçekleştiremeden gitti! Ülkemizde yaşananlara baktığımızda ise görünen o ki artık bu ülkenin hiçbir kurumunun stratejiye gereksinimi kalmamıştır. Cehaletin kör kuyusundan devşirilen din soslu kavramlardan hareketle “yeni Türkiye” için önerilen (pardon) buyurulan “mıtratejiler” ülkemizi karanlık dünyalara nur hızıyla taşımaktadır. Kabul ediyor muyuz? Etmiyorsak sevgili hocam Prof. Metin Durgut’un deyişiyle “stratejisini kendi yapmayanların stratejisini başkaları yapar” durumuna düşmemek için Cumhuriyet’in en azından bilim ve laiklik değerlerinde birleşerek ülkemize aydınlık bir gelecek umudu verecek stratejiyi geliştirebilme yolunda bilgimizi, emeğimizi, zamanımızı birleştirelim. Sorumluluk bu ülkenin aydınlık insanlarınındır; Gezicisinden her boydan sol partisine, akademisyenlerinden üretenlere&#8230; Müfit Akyos</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/stratejisi-olmayanlarin-stratejisini-yaparlar">Stratejisi olmayanların stratejisini yaparlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkelerin ve her düzeydeki kurumlarının, siyasi partilerin, kurumsal yapıdaki bütün oluşumların bir stratejiye sahip olmaları önemlidir. Kurumların varlık nedenlerinden hareketle içinde bulundukları ortamı ve koşulları dikkate alarak tanımladıkları hedeflere ulaşabilmek için izleyecekleri yol ve yöntemlerin belirlenmesi olarak tanımlayabiliriz stratejiyi. Tanımlı süreler (5–10 yıl) için hazırlanan strateji dokümanları tanımlanmış hedeflere ulaşmak için gereken eylem planlarına ve kaynakların planlanmasına da temel oluşturur.</p>
<p>Kamu kurumlarının ve kaynaklarının ülke politikaları ile uyumlu hareket etmelerini sağlamak amacıyla Resmî Gazete’de (26.5.2006/26179) yayınlanan Kamu İdarelerinde Stratejik Planlamaya İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’le güvenlik, istihbarat ve dış politika dışında kalan bütün kamu kurumlarında stratejik plan hazırlama zorunluluğu getirilmiştir. Kamuda yaklaşık on yıldır stratejiye dayalı bir yönetimin olduğunu varsayabiliriz. Stratejilerin etkin bir gelişme aracı olabilmeleri için süreç içinde güncellenmeleri ve ölçme ve değerlendirilmelerinin yapılması gerekir.</p>
<p>Kötü yönetimin her türlü örneğini yaşadığımız ülke yönetiminde strateji yapmak bir zorunluluk olmaktan öteye ne anlama gelmektedir? Ölçme değerlendirmenin yapılmadığı, öngörülenlere erişilememenin nedenlerinin ve hepsinden önemlisi başarı veya başarısızlıklardan çıkartılan derslerin belirlenmediği yani bir öğrenme sürecinin yaşanmadığı strateji ne işe yarayabilir ki? Kamu yönetimindeki başarısızlıklar da bunu doğrulamaktadır.</p>
<p><strong>Herkesin stratejisi var artık </strong></p>
<p>Bizdeki strateji belgeleri genellikle kurumların başındakilerin miladı anlamına geldiği yani geçmişle gelecek arasında bağ kurmadığı için her yeni yönetim bir strateji belgesi hazırlar. Biraz da AB ile ilişkilerin dayatmasıyla artık kalkınma ajanslarından ticaret ve sanayi odalarına, bakanlıklardan üniversitelere, kaymakamlıklardan yerel yönetimlere hemen her kurumun bir strateji belgesi var. Önemli bir bölümü “kes-yapıştır” yöntemiyle hazırlanmış olsa da.</p>
<p>Yine de yararlı bir yanı var bu faaliyetlerin. Önce strateji konusunda bir farkındalığın oluşmasına aracı oluyor sonra yerli yabancı irili ufaklı pek çok danışmanlık firması için iyi bir pazar oluşturuyor! Bölgesel kalkınma ve sektör stratejileri, yenilik ve KOBİ stratejileri ve daha niceleri cilt cilt raflardaki yerlerini almış durumda. Artık herkesin bir stratejisi vardır. Vardır da neden etkisini ekonomide, yenilikçilikte, bölgesel kalkınmada, iyi yönetimde, katılımcılıkta, mutluluk ve huzurda göremiyoruz? Çünkü stratejilerin başarısı kurumu ve konusu ne olursa olsun bir süreç bağlamında geçmişin doğru anlaşılmasına, geleceğin olabildiğince gerçekçi okunabilmesine ve bilgi temelli hazırlanmasına bağlıdır. Bu köşenin ilgi alanından baktığımızda ülkemizin hangi bilim, teknoloji ve yenilik stratejisinin yukarıda işaret edilen özellikleri taşıdığı söylenebilir ki? Bunları ülkemizin otomotiv sektörü stratejisini “fordist” dönemin otomobilini geliştirme “stratejisine” bağlayan ilgili bakana sorabilirdik ama o da bu ham hayali gerçekleştiremeden gitti!</p>
<p>Ülkemizde yaşananlara baktığımızda ise görünen o ki artık bu ülkenin hiçbir kurumunun stratejiye gereksinimi kalmamıştır. Cehaletin kör kuyusundan devşirilen din soslu kavramlardan hareketle “yeni Türkiye” için önerilen (pardon) buyurulan “mıtratejiler” ülkemizi karanlık dünyalara nur hızıyla taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kabul ediyor muyuz?</strong></p>
<p>Etmiyorsak sevgili hocam Prof. <strong>Metin Durgut</strong>’un deyişiyle “stratejisini kendi yapmayanların stratejisini başkaları yapar” durumuna düşmemek için Cumhuriyet’in en azından bilim ve laiklik değerlerinde birleşerek ülkemize aydınlık bir gelecek umudu verecek stratejiyi geliştirebilme yolunda bilgimizi, emeğimizi, zamanımızı birleştirelim. Sorumluluk bu ülkenin aydınlık insanlarınındır; Gezicisinden her boydan sol partisine, akademisyenlerinden üretenlere&#8230;</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/stratejisi-olmayanlarin-stratejisini-yaparlar">Stratejisi olmayanların stratejisini yaparlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7568</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;İnsanlar birbirine düşman olmaya davet edilemez&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/insanlar-birbirine-dusman-olmaya-davet-edilemez</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Apr 2017 05:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[akıl fikir]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[birinci yıl]]></category>
		<category><![CDATA[DAG projesi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[dost]]></category>
		<category><![CDATA[dünya düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[düşman]]></category>
		<category><![CDATA[evren]]></category>
		<category><![CDATA[galaksi]]></category>
		<category><![CDATA[gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[gökbilim]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[HBT]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insan sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[karadelik]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[mantık dışı]]></category>
		<category><![CDATA[ön yargı]]></category>
		<category><![CDATA[oy]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[sömürge]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6118</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şüphesiz yaşadığımız bu önemli günlerdeki günlük politik savaşın sonucu iki gün sonra belli olacak. Bu konuda politik hırslarla ülkenin kaderinin belirlenmesinin yanlış olduğuna ilişkin uzun soluklu sağduyulu sesleri fazla duymadık. Zaten politik arenada buna olanak verecek bir bilgeliğe hiç yer yoktu. Bu sayımızdaki Doğan Kuban’ın yazısı ise bütün bunların dışında bilgece büyük uyarılarla dolu. Lütfen tamamını HBT’de okuyun: &#8220;Uygarlık kavramı ile insanların yaşamı arasında uçurumlar var. Günümüz dünyasında hiçbir neden insanları birbirlerine düşman olmaya davet etmemelidir… 80 milyonluk toplumların düşman gruplar olarak gelecekleri olamaz&#8230; Böyle bir tablo Batılıların hoşuna gidebilir. Sömürülerini sürdürürler&#8230; Anayasa, devletle birlikte kurulan hukuk sistemidir. Referandum konusu değildir&#8230; Devlet şekli oyla değişmez. Oy vermeyenler yeni devleti kabul etmekte direnirlerse bu, ülkenin parçalanmasına yol açabilir&#8230;&#8221; Kuban,&#8220;İnsan sevgisiyle başlayan yeni bir düzene ihtiyaç var&#8221;  diyor yazısının sonunda. Akıl dışı sesleri- düşünceleri tanımanın kılavuzu Yaşadığımız günlere ilişkin bizi umutsuzluğa sürükleyen ve &#8220;Allah kahretsin, biz ne zaman akli düşünecek ve davranacağız&#8221; diye sık sık söylenmemize yol açan olaylar, bilimin de üzerinde durduğu çok önemli araştırma konularıdır. Sosyal bilimler, psikoloji ve daha bir sürü alanda uzmanların yaptıkları araştırmalar hepimize ışık tutacak ve tartışmalar açacak niteliktedir. Akılcı olmayan düşüncelerin kaynağı nedir? Bir bilim insanı &#8220;ön yargılardır&#8221; diyor. Hepimiz ön yargılarla donatılı mıyız ve bunlardan kurtulmamız ne kadar mümkün? İçinizdeki akıl dışı sesleri susturmanın yol ve yöntemleri üzerine de öneriler var dergide. Peki, akıldan uzak tartışmaları tanıyabileceğimiz işaretler neler? Meraklı bir sürü sorunun yanıtı aranıyor kapak konumuzda&#8230; Mükemmel bir sağlık konusu: Bir kanser yapıcı madde olan besinlerdeki Akrilamitleri, sağlık için tehlikelerini ve kaçınma-azaltma yollarını Haluk Ertan ve arkadaşları yazıyor. Üstelik hangi besinde ne kadar olduğu bilgilerini de vererek! 54. sayımızda Türkiye’nin derin uzaya el atacak DAG projesini sunmuştuk. Bu kez Sinan Alış, evrende gökbilimcilerin &#8211; astrofizikçilerin üzerinde en çok çalıştıkları dört büyük sır üzerine bilgiler veriyor. Gezegenli Yıldızlar: Keşifler artıyor; Karanlık Madde ve Karanlık Enerji: Evrenin %27’si; Galaksilerin Oluşumu ve Evrimi ve Karadeliklerin Önemi: Süper kütleliler&#8230; *** Birinci yılı tamamlamamız nedeniyle gelen başarı ve tebrik dileklerinden ikisine yer veriyoruz: Aydınlık gelecek ancak bilimle: HBT&#8217;nin birinci yılında, onu yaşatanları yürekten kutlamak istiyorum. Aydınlık gelecek, ancak ve ancak bilimle gerçekleştirilebilir. Bilimsel iklim olmadan, bilim tohumları yeşermez. Ancak bilimi yaymadan da bilimsel iklim oluşmaz. İşte CBT&#8217;nin devamı olan HBT de bu işlevi görmekte ve bundan dolayı da takdire şayandır. Ne var ki, aynı çabayı, yani bilimi yayma/toplumsallaştırma kültürünü bilim insanlarında göremiyoruz. Avrupa&#8217;da 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim insanları hem çalışmalarıyla, hem de bu çalışmalarını düzenlenen konferanslarda toplumun çeşitli kesimlerine aktararak farkındalık yaratırken, Osmanlı bu faaliyetlere sırtını dönmüştür; dolayısıyla toplumda bilimsel iklim de gelişememiştir. Cumhuriyet&#8217;le aşılmak istenen bu kültür eksikliği, ne yazık ki günümüzde de devam ediyor&#8230; Toplumda bilimsel iklimi/kültürü geliştirmek de haliyle kolay değil. İşte bu bağlamda, HBT&#8217;nin işlevi daha da önem kazanıyor. Emeği geçenlere sonsuz saygılar&#8230; İbrahim Gedik / Emekli Jeoloji Yük. Müh. Amatör Fizikçi Ülkemizde yaygın okunmalı: Sizi ve Herkese Bilim Teknoloji’nin birinci yılını candan kutluyorum. HBT’nin bu ileri adımlarıyla ülkemizde bilim, sanat ve teknoloji konularında yaptığı katkı önemli. Son sayının anlamlı yerlerden reklam alması da beni çok sevindirdi. Ümit ederim bu gelişme ile HBT daha da büyüyecek, ülkemizin her yerinde okuma imkânları olacaktır. HBT’nin sayfalarını dolduran bütün kültürlü insanlarımızı tekrar candan kutlar sevgilerimi sunarım. Prof. Dr. Namık K. Aras / Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyesi; Asya Bilimler Akademileri Birliği Başkan Yardımcısı *** Dolu dolu bir dergiyi daha sizlere sunuyoruz. Bu bizi mutlu ediyor! Ne diyoruz: Geleceği inşa ediyoruz biz… Her Cuma, bir hafta boyunca beyin besleme günü! HBT’yi yaygınlaştıralım. Web sitemizi izleyin, oradan abone seçeneklerimizi inceleyin! Sevgiyle kalın…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/insanlar-birbirine-dusman-olmaya-davet-edilemez">&#8220;İnsanlar birbirine düşman olmaya davet edilemez&#8230;&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şüphesiz yaşadığımız bu önemli günlerdeki günlük politik savaşın sonucu iki gün sonra belli olacak. Bu konuda politik hırslarla ülkenin kaderinin belirlenmesinin yanlış olduğuna ilişkin uzun soluklu sağduyulu sesleri fazla duymadık. Zaten politik arenada buna olanak verecek bir bilgeliğe hiç yer yoktu. Bu sayımızdaki Doğan Kuban’ın yazısı ise bütün bunların dışında bilgece büyük uyarılarla dolu.</p>
<p>Lütfen tamamını HBT’de okuyun:</p>
<p><em>&#8220;Uygarlık kavramı ile insanların yaşamı arasında uçurumlar var. Günümüz dünyasında hiçbir neden insanları birbirlerine düşman olmaya davet etmemelidir… 80 milyonluk toplumların düşman gruplar olarak gelecekleri olamaz&#8230; Böyle bir tablo Batılıların hoşuna gidebilir. Sömürülerini sürdürürler&#8230; Anayasa, devletle birlikte kurulan hukuk sistemidir. Referandum konusu değildir&#8230; Devlet şekli oyla değişmez. Oy vermeyenler yeni devleti kabul etmekte direnirlerse bu, ülkenin parçalanmasına yol açabilir&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Kuban,<em><strong>&#8220;İnsan sevgisiyle başlayan yeni bir düzene ihtiyaç var&#8221;</strong></em>  diyor yazısının sonunda.</p>
<p><strong>Akıl dışı sesleri- düşünceleri tanımanın kılavuzu</strong></p>
<p>Yaşadığımız günlere ilişkin bizi umutsuzluğa sürükleyen ve <strong><em>&#8220;</em><em><strong>A</strong>ll</em><em>ah kahretsin, biz ne zaman akli düşünecek ve davranacağız&#8221;</em></strong> diye sık sık söylenmemize yol açan olaylar, bilimin de üzerinde durduğu çok önemli araştırma konularıdır. Sosyal bilimler, psikoloji ve daha bir sürü alanda uzmanların yaptıkları araştırmalar hepimize ışık tutacak ve tartışmalar açacak niteliktedir. Akılcı olmayan düşüncelerin kaynağı nedir? Bir bilim insanı <strong><em>&#8220;ö<strong>n y</strong>argılardır&#8221;</em></strong> diyor.</p>
<p>Hepimiz ön yargılarla donatılı mıyız ve bunlardan kurtulmamız ne kadar mümkün? İçinizdeki akıl dışı sesleri susturmanın yol ve yöntemleri üzerine de öneriler var dergide. Peki, akıldan uzak tartışmaları tanıyabileceğimiz işaretler neler? Meraklı bir sürü sorunun yanıtı aranıyor kapak konumuzda&#8230;</p>
<p>Mükemmel bir sağlık konusu: Bir kanser yapıcı madde olan besinlerdeki Akrilamitleri, sağlık için tehlikelerini ve kaçınma-azaltma yollarını <strong>Haluk Ertan</strong> ve arkadaşları yazıyor. Üstelik hangi besinde ne kadar olduğu bilgilerini de vererek!</p>
<p>54. sayımızda Türkiye’nin derin uzaya el atacak <strong>DAG</strong> projesini sunmuştuk. Bu kez <strong>Sinan Alış</strong>, evrende gökbilimcilerin &#8211; astrofizikçilerin üzerinde en çok çalıştıkları dört büyük sır üzerine bilgiler veriyor. Gezegenli Yıldızlar: Keşifler artıyor; Karanlık Madde ve Karanlık Enerji: Evrenin %27’si; Galaksilerin Oluşumu ve Evrimi ve Karadeliklerin Önemi: Süper kütleliler&#8230;</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Birinci yılı tamamlamamız nedeniyle gelen başarı ve tebrik dileklerinden ikisine yer veriyoruz:</p>
<p><strong><em>Aydınlık gelecek ancak bilimle: </em></strong><em>HBT&#8217;nin birinci yılında, onu yaşatanları yürekten kutlamak istiyorum. Aydınlık gelecek, ancak ve ancak bilimle gerçekleştirilebilir. Bilimsel iklim olmadan, bilim tohumları yeşermez. Ancak bilimi yaymadan da bilimsel iklim oluşmaz. İşte CBT&#8217;nin devamı olan HBT de bu işlevi görmekte ve bundan dolayı da takdire şayandır. Ne var ki, aynı çabayı, yani bilimi yayma/toplumsallaştırma kültürünü bilim insanlarında göremiyoruz. Avrupa&#8217;da 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim insanları hem çalışmalarıyla, hem de bu çalışmalarını düzenlenen konferanslarda toplumun çeşitli kesimlerine aktararak farkındalık yaratırken, Osmanlı bu faaliyetlere sırtını dönmüştür; dolayısıyla toplumda bilimsel iklim de gelişememiştir. Cumhuriyet&#8217;le aşılmak istenen bu kültür eksikliği, ne yazık ki günümüzde de devam ediyor&#8230; Toplumda bilimsel iklimi/kültürü geliştirmek de haliyle kolay değil. İşte bu bağlamda, HBT&#8217;nin işlevi daha da önem kazanıyor. Emeği geçenlere sonsuz saygılar&#8230;</em> <strong><em>İbrahim Gedik</em></strong><em> / Emekli Jeoloji Yük. Müh. Amatör Fizikçi</em></p>
<p><strong><em>Ülkemizde yaygın okunmalı: </em></strong><em>Sizi ve Herkese Bilim Teknoloji’nin birinci yılını candan kutluyorum. HBT’nin bu ileri adımlarıyla ülkemizde bilim, sanat ve teknoloji konularında yaptığı katkı önemli. Son sayının anlamlı yerlerden reklam alması da beni çok sevindirdi. Ümit ederim bu gelişme ile HBT daha da büyüyecek, ülkemizin her yerinde okuma imkânları olacaktır. HBT’nin sayfalarını dolduran bütün kültürlü insanlarımızı tekrar candan kutlar sevgilerimi sunarım.<strong> Prof. Dr. Namık K. Aras</strong> / Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyesi; Asya Bilimler Akademileri Birliği Başkan Yardımcısı</em></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Dolu dolu bir dergiyi daha sizlere sunuyoruz. Bu bizi mutlu ediyor! Ne diyoruz: Geleceği inşa ediyoruz biz… Her Cuma, bir hafta boyunca beyin besleme günü! HBT’yi yaygınlaştıralım. Web sitemizi izleyin, oradan abone seçeneklerimizi inceleyin!</p>
<p>Sevgiyle kalın…</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/insanlar-birbirine-dusman-olmaya-davet-edilemez">&#8220;İnsanlar birbirine düşman olmaya davet edilemez&#8230;&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6118</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İmkânsızı istemek mi: “Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen&#8230;”</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/imkansizi-istemek-mi-yil-guzel-seyler-olsun-lutfen</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2017 09:35:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[80 milyon]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[bilgelik]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[güzel]]></category>
		<category><![CDATA[haber]]></category>
		<category><![CDATA[imkan]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[nüfus]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5141</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir okurumdan gelen bu mesaj çok etkileyiciydi. Bu kadar açık olmasa da benzer düşünce ve istekleri paylaşan çok sayıda okur oldu. Bir okura tercüman oluyorum: “Türkiye’de olan bitenler üzerine bilinmeyen ne var, iktidar ve politikaları üzerine analizler iyi güzel de, insanların, dahası insanlığın güzel, olumlu, bugüne ve geleceğe güven verecek gelişmelere haberlere gereksinim her şeyden daha çok.” Çok düşündürücü. Hayır, istenen şu değil, “kötülükleri, yanlışlıkları görmeyelim, gözlerden saklayalım, halının altına süpürelim, milletin gözüne de pemboş gözlükler takalım&#8230;” Veee gelişmelerden zırnık haberi olmasın, parasından pulundan hatta canından olsun.. Böyle bir şey olamaz! İyi ve güvenli yaşamaya ihtiyaç var Dilek, gerçekten artık gidişatın hemen her alanda başını güzele, iyiye giden yönü çevirmesi! İnsanların iyi yaşamaya ihtiyacı var. Mutlu ve sağlıklı olmaya. Güvene. Gelecek endişesi duymamaya. Çocuğunu gönül rahatlığıyla iyi bir eğitime göndermeye&#8230; Çatışmasızlığa. Barışa. Savaşsız bir ülkeye! Savaşsız komşuluk ilişkilerine. İşe. Aşa. Sevgiliye. Bilgeliğe. Güzelliğe ihtiyacı var insanoğlunun. Akılla yönetilmeye. Hayatıyla ilgili kararların tek kişinin veya bir çoğunlukçu iktidarının dudakları arasından çıkmasına değil, özellikle iktidar dışı kitlelerin duygu düşünce ve isteklerinin dikkate alınmasına ihtiyacı var. Çünkü: Biz 80 milyonuz! İnsanlığın arkasındaki bilgi birikimi, güzellik birikimi, bilim birikimi, felsefe birikimi, ortak ahlak birikimi, uygar davranışlar birikimi, sanat birikimi, müzik birikimi, resim birikimi.. Bütün bunlarla sarmaş dolaş büyümeye, yaşamaya ihtiyacı var. İnsan gibi yaşamaya. Kadınların eşit olmaya. Çocukların güzel ve sağlıklı büyümeye… ihtiyacı var. Geçen yıl hayatınızda belirgin güzellikler nelerdi, lütfen bir düşünün. Önünüze kâğıdı kalemi alarak alt alta yazın. Neler var? Beni en çok mutlu eden pek çok şey arasında, toplumsal karakterli özellikle şu 3 olayın altını çiziyorum: Beni mutlu eden 3 olay 1) Aziz Sancar’ın Nobel Ödülü aldıktan sonra Türkiye’ye gelmesi ve estirdiği rüzgâr. Bununla bağlantılı olarak bir de şunu ekliyorum: Geçen yıla girmeden hemen önce de Stockholm’deki Nobel Ödül törenini baştan sona izlemem. 2) Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü kitabını yazmam. Geniş bir okur kitlesiyle buluşmayıp ülkemizde öncü insanların bu kitabı öğrencilere gençlere özellikle okumaları ve etkilenmeleri için yaygın dağıtmaya girişmeleri! Kitabın İngilizce&#8217;ye çevriliyor olması. Yunanca’ya çevrilmesi için de öneri gelmesi. 3) Nisan ayında Herkese Bilim Teknoloji haftalık dergisinin ve aynı isimle haber sitesinin yayına başlaması. Bu yolla, ülkemizin en çok ihtiyacı olan bilim, teknoloji, sanat, düşünce alanında geniş çaplı bir yayının başlaması ve ülkemizin ileri düşünce güçlerinin bu yayınlara sahip çıkması&#8230; Okuruyla yazarıyla el birliğiyle bu yolla geleceğin inşasına katkıda bulunuyor olmak. İşte, toplumsal çıkar olarak mutluluk veren temel etkinliklerimiz. Şüphesiz bu listeye yıl içinde irili ufaklı başka kişisel mutluluklar, sevinçler eklemek mümkün. Şöyle: Yüz binlerce insan benzer veya farklı kişisel ve toplumsal yararlı, hacmi büyük etkinliklerle, mutluluk inşasına katılabilir. Temel meselemiz Meselemiz şu ki, ülkemizdeki yönetim, tüm buna benzer çok daha farklı faaliyetlerle, 80 milyonun mutluluğu ve ülkemizin her yönden inşasına katkıda bulunması gerekirken&#8230; Kendisinden olmayan herkesi mutsuz edecek, tarihte nasıl sonlandığı ve gelecekte de sonlanacağı açık, geniş çoğunlukta mutsuzluk doğuran, felaketi besleyen, ülke insanlarını ayıran, inanmadıkları düşünce ve davranışları kötüleyerek lanetleyen&#8230; Bir yönetim biçiminde inatla sürdürüyor. Birleştirici olmayan hiç bir iktidarın geleceği olamaz. Birleştirilmeyen bir ülkenin ve milletin de. Gerisi boş laftır. Tekrarlıyorum okurumu: Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen. Ülkemizde bu imkânsızı istemek gibi bir olaya dönüştüğünün de farkındayım… Orhan Bursalı *Bu yazı, 3 Ocak 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/imkansizi-istemek-mi-yil-guzel-seyler-olsun-lutfen">İmkânsızı istemek mi: “Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen&#8230;”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir okurumdan gelen bu mesaj çok etkileyiciydi. Bu kadar açık olmasa da benzer düşünce ve istekleri paylaşan çok sayıda okur oldu.</strong></p>
<p>Bir okura tercüman oluyorum: “Türkiye’de olan bitenler üzerine bilinmeyen ne var, iktidar ve politikaları üzerine analizler iyi güzel de, insanların, dahası insanlığın güzel, olumlu, bugüne ve geleceğe güven verecek gelişmelere haberlere gereksinim her şeyden daha çok.”</p>
<p>Çok düşündürücü.</p>
<p>Hayır, istenen şu değil, “kötülükleri, yanlışlıkları görmeyelim, gözlerden saklayalım, halının altına süpürelim, milletin gözüne de pemboş gözlükler takalım&#8230;” Veee gelişmelerden zırnık haberi olmasın, parasından pulundan hatta canından olsun..</p>
<p>Böyle bir şey olamaz!</p>
<p>İyi ve güvenli yaşamaya ihtiyaç var</p>
<p>Dilek, gerçekten artık gidişatın hemen her alanda başını güzele, iyiye giden yönü çevirmesi!</p>
<p>İnsanların iyi yaşamaya ihtiyacı var. Mutlu ve sağlıklı olmaya. Güvene. Gelecek endişesi duymamaya. Çocuğunu gönül rahatlığıyla iyi bir eğitime göndermeye&#8230; Çatışmasızlığa. Barışa. Savaşsız bir ülkeye! Savaşsız komşuluk ilişkilerine.</p>
<p>İşe. Aşa. Sevgiliye. Bilgeliğe.</p>
<p>Güzelliğe ihtiyacı var insanoğlunun.</p>
<p>Akılla yönetilmeye.</p>
<p>Hayatıyla ilgili kararların tek kişinin veya bir çoğunlukçu iktidarının dudakları arasından çıkmasına değil, özellikle iktidar dışı kitlelerin duygu düşünce ve isteklerinin dikkate alınmasına ihtiyacı var. Çünkü:</p>
<p><strong>Biz 80 milyonuz!</strong></p>
<p>İnsanlığın arkasındaki bilgi birikimi, güzellik birikimi, bilim birikimi, felsefe birikimi, ortak ahlak birikimi, uygar davranışlar birikimi, sanat birikimi, müzik birikimi, resim birikimi..</p>
<p>Bütün bunlarla sarmaş dolaş büyümeye, yaşamaya ihtiyacı var.</p>
<p>İnsan gibi yaşamaya. Kadınların eşit olmaya. Çocukların güzel ve sağlıklı büyümeye… ihtiyacı var.</p>
<p>Geçen yıl hayatınızda belirgin güzellikler nelerdi, lütfen bir düşünün. Önünüze kâğıdı kalemi alarak alt alta yazın.</p>
<p>Neler var?</p>
<p>Beni en çok mutlu eden pek çok şey arasında, toplumsal karakterli özellikle şu 3 olayın altını çiziyorum:</p>
<p><strong>Beni mutlu eden 3 olay</strong></p>
<p>1) Aziz Sancar’ın Nobel Ödülü aldıktan sonra Türkiye’ye gelmesi ve estirdiği rüzgâr. Bununla bağlantılı olarak bir de şunu ekliyorum: Geçen yıla girmeden hemen önce de Stockholm’deki Nobel Ödül törenini baştan sona izlemem.</p>
<p>2) <strong>Aziz Sancar ve Nobel’in Öyküsü</strong> kitabını yazmam. Geniş bir okur kitlesiyle buluşmayıp ülkemizde öncü insanların bu kitabı öğrencilere gençlere özellikle okumaları ve etkilenmeleri için yaygın dağıtmaya girişmeleri! Kitabın <strong>İngilizce&#8217;ye çevriliyor</strong> olması. <strong>Yunanca</strong>’ya çevrilmesi için de öneri gelmesi.</p>
<p>3) Nisan ayında <strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> haftalık dergisinin ve aynı isimle haber sitesinin yayına başlaması. Bu yolla, ülkemizin en çok ihtiyacı olan bilim, teknoloji, sanat, düşünce alanında geniş çaplı bir yayının başlaması ve ülkemizin ileri düşünce güçlerinin bu yayınlara sahip çıkması&#8230;</p>
<p>Okuruyla yazarıyla el birliğiyle bu yolla geleceğin inşasına katkıda bulunuyor olmak.</p>
<p>İşte, toplumsal çıkar olarak mutluluk veren temel etkinliklerimiz.</p>
<p>Şüphesiz bu listeye yıl içinde irili ufaklı başka kişisel mutluluklar, sevinçler eklemek mümkün.</p>
<p>Şöyle:</p>
<p>Yüz binlerce insan benzer veya farklı kişisel ve toplumsal yararlı, hacmi büyük etkinliklerle, mutluluk inşasına katılabilir.</p>
<p><strong>Temel meselemiz</strong></p>
<p>Meselemiz şu ki, ülkemizdeki yönetim, tüm buna benzer çok daha farklı faaliyetlerle, <strong>80 milyonun mutluluğu</strong> ve ülkemizin her yönden inşasına katkıda bulunması gerekirken&#8230;</p>
<p>Kendisinden olmayan herkesi mutsuz edecek, tarihte nasıl sonlandığı ve gelecekte de sonlanacağı açık, geniş çoğunlukta mutsuzluk doğuran, felaketi besleyen, ülke insanlarını ayıran, inanmadıkları düşünce ve davranışları kötüleyerek lanetleyen&#8230;</p>
<p>Bir yönetim biçiminde inatla sürdürüyor.</p>
<p>Birleştirici olmayan hiç bir iktidarın geleceği olamaz.</p>
<p>Birleştirilmeyen bir ülkenin ve milletin de.</p>
<p>Gerisi boş laftır.</p>
<p>Tekrarlıyorum okurumu: <strong>Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen</strong>.</p>
<p>Ülkemizde bu <strong>imkânsızı istemek gibi</strong> bir olaya dönüştüğünün de farkındayım…</p>
<p><strong><span lang="TR">Orhan Bursalı </span></strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, 3 Ocak 2017 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Siyaset köşesinde yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/imkansizi-istemek-mi-yil-guzel-seyler-olsun-lutfen">İmkânsızı istemek mi: “Bu yıl güzel şeyler olsun lütfen&#8230;”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5141</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
