<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>deprem arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/deprem/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/deprem</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 May 2025 09:52:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Çıkar çatışması nedir?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/cikar-catismasi-nedir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lale Akarun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Feb 2025 07:26:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Lale Akarun]]></category>
		<category><![CDATA[bakanlık]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar çatışması]]></category>
		<category><![CDATA[denetim]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kamu]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32137</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çıkar çatışması, sanırım Türkiye’de hiç bilinmeyen bir kavram. Mesela bir ihale yapıyorsunuz; ihalenin bir şartnamesi olur, yani yapılacak işin bir tasarımı, teknik bir tarifi. Yüklenici adayları kapalı zarflar içinde teklif verir; bu işi şu fiyata yapacağım der. İhale komisyonu, zarfları aynı anda açar, teklifleri şartnameye uygunluk açısından denetledikten sonra en düşük fiyat teklifi vereni seçer. Doğal olarak projeyi tasarlayıp şartnamesini yazanla yüklenici aynı olamaz. Tabii ki ihale komisyonu üyelerinin de taraflarla hiçbir ilişkisi olamaz. Yani olmaması gerekir. Mesela onlardan hediyeler alamaz; çocuklarının düğünleri dahil, altın, takı vs. kabul edemez; onlar tarafından tatile yollanamaz, başka yollarla parasal ilişkiye giremez; borç alıp veremez, şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapamaz. Yoksa çıkar çatışması olur. 20 sene önceydi. Bir büyük kamu kurumu, ihaleye çıkacak. İhaleyi alacak olan belli; bir kamu iktisadi teşekkülü (KİT). Büyük bir mühendislik projesi; dolayısıyla şartnamesinin yazılması da başlı başına büyük bir iş, o da en az altı aylık, belki birkaç senelik bir proje. Bu iş için de üniversite düşünülmüş. Ancak ufak bir ayrıntı: Projenin bir bütçesi yok. Bu projenin nereden fonlanacağını sorduğumda, ihaleyi alacak olan KİT ile beraber yapılacağını söylediler. Yani yüklenici, şartnameyi de yazacak, çıkar çatışması gibi gözükmesin diye üniversite yazmış gibi yapılacak. Bunun için de yüklenici üniversiteye para verecek. Çıkar çatışmasının tanımını hatırlatınca, herkes bana aydan gelmişim gibi baktı; bir daha da bu toplantılara çağrılmadım. Mesela bir bakanlığın başındaki bakansınız. Ancak özel hayatta bakanlığın faaliyet alanına giren girişimleriniz var: Öyle ufak tefek de değil; ülkenin en önde gelen şirketleri. Birdenbire, kendi şirketlerinize teşvik veren, kaynak aktaran, izin veren, denetim yapan konuma geçmişsiniz. Kendi şirketlerimi hiç kayırmayacağım; rakiplerimle aynı şartlara tabii olacaklar deseniz, uygun olmaz mı? Olmaz, bu çıkar çatışması olur. Şirketimi oğluma devrettim; artık tamamen tarafsızım deseniz, uygun olur mu? Olmaz, bu da çıkar çatışması olur. İç içelik Çıkar çatışması kavramının bilinmediği ülkelerde, kamu kurumunu yöneten, kamuya hizmet veren, denetlenen, denetleyen iç içe olur. Bu gibi ülkelerde yeni doğmuş bebeklerin canı üzerinden para kazanılır; beyin ölümü gerçekleşmiş hastalar yoğun bakımlarda yaşatılır ki kamudan daha fazla para kazanılsın. Deprem bölgelerinde tarım arazilerine imar izinleri verilir; denetim gereği gibi yapılmaz, kolonlar kesilir, şikayetler sonuçsuz kalır. İlk depremde yüzlerce yapı yıkılır; binlerce kişi ölür. Yangın yeterliği olmayan yerlerde eğlence yerleri, turizm tesisleri açılır, yangın denetimleri geçiştirilir. Onlarca, yüzlerce insan ölür, “sorumlulardan hesap sorulacak” denir, ama hiçbir şey değişmez. Maalesef hep beraber bu ülkede yaşıyoruz. Depremde yıkılan, yıkılacak binalarda yaşıyoruz. İnsan canını hiçe sayan hastanelerden sağlık hizmeti alıyoruz. Yarıyıl tatilinde karne ödülü olarak kayağa götürülen çocukların anne babalarıyla yandığı otellerde kalıyoruz. Sorumlulardan hesap sorulacak mı? Bunun için geçmişe dönüp bakalım: Depremde yıkılan binalara imar izni veren, denetimlerini yapan, fazla kat çıkılmasına, tadilat yapılmasına göz yumanlardan hesap soruldu mu? Soma maden kazasındaki ölümlere yol açanlardan hesap soruldu mu? İliç maden faciasına yol açanlardan hesap soruldu mu? Mesela bu işlerden sorumlu bakanlar istifa etti mi? Ben duymadım, siz duydunuz mu? Muhtemelen bu sefer de geçmişte ne olduysa aynısı olacak. Sorumluluk zincirinde en alttaki birkaç kişi cezalandırılacak, mesela raporlara imza atan bir mühendis, otelin kağıt üstünde güvenlikten sorumlu, ama gerçekte hiçbir yetkisi olmayan bir maaşlı çalışanı dava edilecek; ama mevzuat değişmeyecek; denetimler çıkar çatışması olmayan TMMOB gibi bağımsız kuruluşlara devredilmeyecek. Çıkar çatışması kavramının bilinmediği bu ülkede yaşamaya devam edeceğiz. Lale Akarun *Bu yazı, HBT Dergi 458. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/cikar-catismasi-nedir">Çıkar çatışması nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çıkar çatışması, sanırım Türkiye’de hiç bilinmeyen bir kavram. Mesela bir ihale yapıyorsunuz; ihalenin bir şartnamesi olur, yani yapılacak işin bir tasarımı, teknik bir tarifi. Yüklenici adayları kapalı zarflar içinde teklif verir; bu işi şu fiyata yapacağım der. İhale komisyonu, zarfları aynı anda açar, teklifleri şartnameye uygunluk açısından denetledikten sonra en düşük fiyat teklifi vereni seçer.</p>
<p>Doğal olarak projeyi tasarlayıp şartnamesini yazanla yüklenici aynı olamaz. Tabii ki ihale komisyonu üyelerinin de taraflarla hiçbir ilişkisi olamaz. Yani olmaması gerekir. Mesela onlardan hediyeler alamaz; çocuklarının düğünleri dahil, altın, takı vs. kabul edemez; onlar tarafından tatile yollanamaz, başka yollarla parasal ilişkiye giremez; borç alıp veremez, şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapamaz. Yoksa çıkar çatışması olur.</p>
<p>20 sene önceydi. Bir büyük kamu kurumu, ihaleye çıkacak. İhaleyi alacak olan belli; bir kamu iktisadi teşekkülü (KİT). Büyük bir mühendislik projesi; dolayısıyla şartnamesinin yazılması da başlı başına büyük bir iş, o da en az altı aylık, belki birkaç senelik bir proje. Bu iş için de üniversite düşünülmüş. Ancak ufak bir ayrıntı: Projenin bir bütçesi yok. Bu projenin nereden fonlanacağını sorduğumda, ihaleyi alacak olan KİT ile beraber yapılacağını söylediler. Yani yüklenici, şartnameyi de yazacak, çıkar çatışması gibi gözükmesin diye üniversite yazmış gibi yapılacak. Bunun için de yüklenici üniversiteye para verecek. Çıkar çatışmasının tanımını hatırlatınca, herkes bana aydan gelmişim gibi baktı; bir daha da bu toplantılara çağrılmadım.</p>
<p>Mesela bir bakanlığın başındaki bakansınız. Ancak özel hayatta bakanlığın faaliyet alanına giren girişimleriniz var: Öyle ufak tefek de değil; ülkenin en önde gelen şirketleri. Birdenbire, kendi şirketlerinize teşvik veren, kaynak aktaran, izin veren, denetim yapan konuma geçmişsiniz. Kendi şirketlerimi hiç kayırmayacağım; rakiplerimle aynı şartlara tabii olacaklar deseniz, uygun olmaz mı? Olmaz, bu çıkar çatışması olur. Şirketimi oğluma devrettim; artık tamamen tarafsızım deseniz, uygun olur mu? Olmaz, bu da çıkar çatışması olur.</p>
<p><strong>İç içelik</strong></p>
<p>Çıkar çatışması kavramının bilinmediği ülkelerde, kamu kurumunu yöneten, kamuya hizmet veren, denetlenen, denetleyen iç içe olur. Bu gibi ülkelerde yeni doğmuş bebeklerin canı üzerinden para kazanılır; beyin ölümü gerçekleşmiş hastalar yoğun bakımlarda yaşatılır ki kamudan daha fazla para kazanılsın. Deprem bölgelerinde tarım arazilerine imar izinleri verilir; denetim gereği gibi yapılmaz, kolonlar kesilir, şikayetler sonuçsuz kalır. İlk depremde yüzlerce yapı yıkılır; binlerce kişi ölür. Yangın yeterliği olmayan yerlerde eğlence yerleri, turizm tesisleri açılır, yangın denetimleri geçiştirilir. Onlarca, yüzlerce insan ölür, “sorumlulardan hesap sorulacak” denir, ama hiçbir şey değişmez.</p>
<p>Maalesef hep beraber bu ülkede yaşıyoruz. Depremde yıkılan, yıkılacak binalarda yaşıyoruz. İnsan canını hiçe sayan hastanelerden sağlık hizmeti alıyoruz. Yarıyıl tatilinde karne ödülü olarak kayağa götürülen çocukların anne babalarıyla yandığı otellerde kalıyoruz.</p>
<p><strong>Sorumlulardan hesap sorulacak mı?</strong> Bunun için geçmişe dönüp bakalım: Depremde yıkılan binalara imar izni veren, denetimlerini yapan, fazla kat çıkılmasına, tadilat yapılmasına göz yumanlardan hesap soruldu mu?</p>
<p>Soma maden kazasındaki ölümlere yol açanlardan hesap soruldu mu? İliç maden faciasına yol açanlardan hesap soruldu mu? Mesela bu işlerden sorumlu bakanlar istifa etti mi? Ben duymadım, siz duydunuz mu?</p>
<p>Muhtemelen bu sefer de geçmişte ne olduysa aynısı olacak. Sorumluluk zincirinde en alttaki birkaç kişi cezalandırılacak, mesela raporlara imza atan bir mühendis, otelin kağıt üstünde güvenlikten sorumlu, ama gerçekte hiçbir yetkisi olmayan bir maaşlı çalışanı dava edilecek; ama mevzuat değişmeyecek; denetimler çıkar çatışması olmayan TMMOB gibi bağımsız kuruluşlara devredilmeyecek. Çıkar çatışması kavramının bilinmediği bu ülkede yaşamaya devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Lale Akarun</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-458-31-ocak-2025-dijital-pdf/">458. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/cikar-catismasi-nedir">Çıkar çatışması nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32137</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Endonezya&#8217;da 6,1 büyüklüğünde deprem oldu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/endonezyada-61-buyuklugunde-deprem-oldu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Feb 2025 08:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[artçı]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Pasifik Ateş Çemberi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Endonezya&#8217;nın Sulawesi adasının kuzeyinde 6,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), Sulawesi’nin kuzeyinde yerel saatle 06.55&#8217;te deprem meydana geldiğini açıkladı. Endonezya Meteoroloji, İklim ve Jeofizik Ajansı (BMKG) depreme yönelik dev dalga uyarısı yapmazken, depremin 10 kilometre derinlikte meydana geldiği bildirildi. Ölü ya da yaralı bilgisi paylaşılmazken, bölgede artçı sarsıntıların sürdüğü kaydedildi. 130 aktif yanardağ ile Pasifik Ateş Çemberi&#8217;nde yer alan Endonezya, dünyanın sismik açıdan en aktif ülkeleri arasında gösteriliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/endonezyada-61-buyuklugunde-deprem-oldu">Endonezya&#8217;da 6,1 büyüklüğünde deprem oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Endonezya&#8217;nın Sulawesi adasının kuzeyinde 6,1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.</p>
<p>ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), Sulawesi’nin kuzeyinde yerel saatle 06.55&#8217;te deprem meydana geldiğini açıkladı.</p>
<p>Endonezya Meteoroloji, İklim ve Jeofizik Ajansı (BMKG) depreme yönelik dev dalga uyarısı yapmazken, depremin 10 kilometre derinlikte meydana geldiği bildirildi.</p>
<p>Ölü ya da yaralı bilgisi paylaşılmazken, bölgede artçı sarsıntıların sürdüğü kaydedildi.</p>
<p>130 aktif yanardağ ile Pasifik Ateş Çemberi&#8217;nde yer alan Endonezya, dünyanın sismik açıdan en aktif ülkeleri arasında gösteriliyor.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/endonezyada-61-buyuklugunde-deprem-oldu">Endonezya&#8217;da 6,1 büyüklüğünde deprem oldu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32133</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/karayip-denizinde-76-buyuklugunde-deprem</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Feb 2025 06:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Son Dakika Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Karayipler]]></category>
		<category><![CDATA[tsunami]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=32034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ABD Jeolojik Araştırma Merkezi&#8217;ne göre yerel saatle 18.23&#8217;te gerçekleşen depremin 10 kilometre derinlikte yaşandığı kaydedildi. Ulusal Hava Durumu Servisi (NWS) Tsunami Uyarı Sistemi, Cayman Adaları, Jamaika, Küba, Meksika, Honduras, Bahamalar, San Andres ve Providencia, Belize, Haiti, Kosta Rika, Panama, Nikaragua ve Guatemala&#8217;nın kıyı bölgeleri için tsunami uyarısı yaptı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/karayip-denizinde-76-buyuklugunde-deprem">Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.</p>
<p>ABD Jeolojik Araştırma Merkezi&#8217;ne göre yerel saatle 18.23&#8217;te gerçekleşen depremin 10 kilometre derinlikte yaşandığı kaydedildi.</p>
<p>Ulusal Hava Durumu Servisi (NWS) Tsunami Uyarı Sistemi, Cayman Adaları, Jamaika, Küba, Meksika, Honduras, Bahamalar, San Andres ve Providencia, Belize, Haiti, Kosta Rika, Panama, Nikaragua ve Guatemala&#8217;nın kıyı bölgeleri için tsunami uyarısı yaptı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/son/karayip-denizinde-76-buyuklugunde-deprem">Karayip Denizi&#8217;nde 7,6 büyüklüğünde deprem</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">32034</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Konteyner yapabilir miyiz?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/konteyner-yapabilir-miyiz</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Batuhan Sarıcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Apr 2024 09:09:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müfit Akyos]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[afet yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Konteyner]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=31178</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başlıktaki soru ciddi bir imalat kapasitesine ve deneyimine sahip ülkemiz için uygun bulunmayabilir. Ancak kısa bir internet araştırması ile deprem sonrası 211 çadır ve 238 konteynerde yangın çıktığı bilgisine eriştiğimde bu soruyu sormadan edemedim. Bu yangınlarda çadır ve konteynerlerin çok kısa sürede yandığı, bazılarında can kayıplarının da olduğu ve yangınlara çoğunlukla elektrik kontağının neden olduğu görülmektedir. Her büyük afet sonrası kurtarma faaliyetleri dışında öncelik, kalanların beslenme ve barınma gereksinimlerinin hızla karşılanmasıdır. Barınma denilince kurulma hızı nedeniyle ilk elde akla çadır ve konteyner gelmektedir. Son depremde yönetimin fahiş beceriksizleri ile iyice ağırlaşan ve halen de sürmekte olan bir barınma sorunu yaşanmaktadır. Bu yazıda ülkemizin yaşadığı bunca felaketten edindiği deneyimle konteyner özelinde bir öneri geliştirilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda konteyner, yaşam mekanı oluşturmak üzere tasarlanıp imal edilerek dış dünya ile bağlantısı kurulan endüstriyel dev bir kutu olarak tanımlanmıştır. Büyük olasılıkla uzun bir süre içinde yaşanılacak olan böylesi sınırlı bir kullanım alanına sahip mekanın, barınma temel işlevinin yanı sıra sağlıklı bir konutta olan bütün işlevleri karşılaması beklenir. Bir grup konteynerin oluşturduğu bir ortamda yer alan her bir konteynerin dış dünya ile etkileşim ve iletişim içinde, dış etkilere açık olacağı da dikkate alınmalıdır. Bu tanımlamadan hareketle teknik boyutuyla makine, inşaat, elektrik mühendislikleri ve mimarlık, sosyal boyutuyla da sosyolog ve psikologların katkılarına ve görüşlerine gerek olacaktır. Konuyla ilgili herkesin ayıbı Dar zamanda üretilip kullanıma sunulan, dış koşullara ve yangına karşı bu kadar dayanıksız, içinde yaşamaya uygun olmayan konteynerler konuyla ilgili herkesin ayıbı değil midir? Bunu bir proje konusu olarak ele alıp çözüme kavuşturmak olası mıdır? Sorumlu bir kurumun (AFAD ve Kızılay demeye dilim varmıyor) eşgüdümleyeceği yarışmalı bir süreçte (örneğin TÜBİTAK gibi bir kurumun şeffaf yönetiminde) birden çok konteyner tasarımını belirlemesini amaçlayan bir proje geliştirilebilir mi? Böylesi bir yarışma sosyal yenilikçilik bağlamında (girişimcilik değil!) üniversitelerde oluşturulacak öğrenci ekiplerine de açılabilir mi? Temel ilkeleri ve ölçütleri belirleyen bir şartname ile yola çıkılabilir. Var olan şartname örnekleri gözden geçirilerek mükemmelleştirilebilir. Üretim kolaylığı ve hızı, kurma/bozma, taşıma ve boyutlandırma kolaylığı, dış doğa koşullarına dayanıklılık, her türlü güvenlik, merkezi ve/veya tek ısıtma soğutmaya uygunluk, yenilikçi kullanım kolaylıkları ve tasarım özellikleri ilk akla gelenler. Sonrası bir ürün geliştirme sürecidir. Uygun bulunan belli sayıdaki tasarımın ürüne dönüştürülmesi için desteklenmesi, ön ürünlerin (prototip) tanımlı testlerle doğrulanmaları, testlerde başarılı olan ürünlerin belli sayıda imal ettirilerek gerçek ortamda performanslarının doğrulanması… Ulusal bir jüri Uzmanlık ve şeffaflığa dayalı, tanımlı bir değerlendirme süreci üniversiteler ve meslek örgütlerinden oluşturulacak ulusal bir jüri aracılığıyla yürütülebilir. Fikri mülkiyet konusu ise yarışmayı düzenleyen kurumun bütün süreci finanse etmesi ve sonucunda ürünlerin tasarımı ve üretimiyle ilgili bütün hakları kamu adına satın almasıyla çözülebilir. Süreç sonuçlandığında en çok risk altındaki yerel yönetimler, AFAD, Kızılay belli sayılarda konteyneri ürettirerek depolayabilirler. Risk bölgelerinde önceden belirlenecek üretim noktaları afet anında devreye sokularak gereksinimler karşılanabilir. Bu öneri, bir Japon TV’sinde izlediğim dört kişilik bir aile için otel olarak tasarlanmış, gerektiğinde afet bölgelerine taşınan bir konteynerin tanıtımını gördüğümde aklıma geldi. Bir mesleki “takıntı” ile oluşturulan önerimi fazla mühendisçe ve teknokratça bulanlara, hazırlıksız yakalanılan afet zamanlarında bu yönetimin sıkça başvurduğu ihale yasasının 21b ve 22b maddelerine dayanarak hizmet alımının derde deva olmadığını hatırlatırım. Müfit Akyos *Bu yazı, HBT Dergi 206. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/konteyner-yapabilir-miyiz">Konteyner yapabilir miyiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="wp-image-3268 alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/07/mufit-300x300.jpg" alt="" width="120" height="120" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/07/mufit-300x300.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/07/mufit-150x150.jpg 150w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2016/07/mufit.jpg 366w" sizes="(max-width: 120px) 100vw, 120px" />Başlıktaki soru ciddi bir imalat kapasitesine ve deneyimine sahip ülkemiz için uygun bulunmayabilir. Ancak kısa bir internet araştırması ile deprem sonrası 211 çadır ve 238 konteynerde yangın çıktığı bilgisine eriştiğimde bu soruyu sormadan edemedim. Bu yangınlarda çadır ve konteynerlerin çok kısa sürede yandığı, bazılarında can kayıplarının da olduğu ve yangınlara çoğunlukla elektrik kontağının neden olduğu görülmektedir.</p>
<p>Her büyük afet sonrası kurtarma faaliyetleri dışında öncelik, kalanların beslenme ve barınma gereksinimlerinin hızla karşılanmasıdır. Barınma denilince kurulma hızı nedeniyle ilk elde akla çadır ve konteyner gelmektedir. Son depremde yönetimin fahiş beceriksizleri ile iyice ağırlaşan ve halen de sürmekte olan bir barınma sorunu yaşanmaktadır. Bu yazıda ülkemizin yaşadığı bunca felaketten edindiği deneyimle konteyner özelinde bir öneri geliştirilmeye çalışılacaktır.</p>
<p>Bu bağlamda konteyner, yaşam mekanı oluşturmak üzere tasarlanıp imal edilerek dış dünya ile bağlantısı kurulan endüstriyel dev bir kutu olarak tanımlanmıştır. Büyük olasılıkla uzun bir süre içinde yaşanılacak olan böylesi sınırlı bir kullanım alanına sahip mekanın, barınma temel işlevinin yanı sıra sağlıklı bir konutta olan bütün işlevleri karşılaması beklenir. Bir grup konteynerin oluşturduğu bir ortamda yer alan her bir konteynerin dış dünya ile etkileşim ve iletişim içinde, dış etkilere açık olacağı da dikkate alınmalıdır. Bu tanımlamadan hareketle teknik boyutuyla makine, inşaat, elektrik mühendislikleri ve mimarlık, sosyal boyutuyla da sosyolog ve psikologların katkılarına ve görüşlerine gerek olacaktır.</p>
<p><strong>Konuyla ilgili herkesin ayıbı</strong></p>
<p>Dar zamanda üretilip kullanıma sunulan, dış koşullara ve yangına karşı bu kadar dayanıksız, içinde yaşamaya uygun olmayan konteynerler konuyla ilgili herkesin ayıbı değil midir? Bunu bir proje konusu olarak ele alıp çözüme kavuşturmak olası mıdır? Sorumlu bir kurumun (AFAD ve Kızılay demeye dilim varmıyor) eşgüdümleyeceği yarışmalı bir süreçte (örneğin TÜBİTAK gibi bir kurumun şeffaf yönetiminde) birden çok konteyner tasarımını belirlemesini amaçlayan bir proje geliştirilebilir mi? Böylesi bir yarışma sosyal yenilikçilik bağlamında (girişimcilik değil!) üniversitelerde oluşturulacak öğrenci ekiplerine de açılabilir mi?</p>
<p>Temel ilkeleri ve ölçütleri belirleyen bir şartname ile yola çıkılabilir. Var olan şartname örnekleri gözden geçirilerek mükemmelleştirilebilir. Üretim kolaylığı ve hızı, kurma/bozma, taşıma ve boyutlandırma kolaylığı, dış doğa koşullarına dayanıklılık, her türlü güvenlik, merkezi ve/veya tek ısıtma soğutmaya uygunluk, yenilikçi kullanım kolaylıkları ve tasarım özellikleri ilk akla gelenler. Sonrası bir ürün geliştirme sürecidir. Uygun bulunan belli sayıdaki tasarımın ürüne dönüştürülmesi için desteklenmesi, ön ürünlerin (prototip) tanımlı testlerle doğrulanmaları, testlerde başarılı olan ürünlerin belli sayıda imal ettirilerek gerçek ortamda performanslarının doğrulanması…</p>
<p><strong>Ulusal bir jüri</strong></p>
<p>Uzmanlık ve şeffaflığa dayalı, tanımlı bir değerlendirme süreci üniversiteler ve meslek örgütlerinden oluşturulacak ulusal bir jüri aracılığıyla yürütülebilir. Fikri mülkiyet konusu ise yarışmayı düzenleyen kurumun bütün süreci finanse etmesi ve sonucunda ürünlerin tasarımı ve üretimiyle ilgili bütün hakları kamu adına satın almasıyla çözülebilir.</p>
<p>Süreç sonuçlandığında en çok risk altındaki yerel yönetimler, AFAD, Kızılay belli sayılarda konteyneri ürettirerek depolayabilirler. Risk bölgelerinde önceden belirlenecek üretim noktaları afet anında devreye sokularak gereksinimler karşılanabilir.</p>
<p>Bu öneri, bir Japon TV’sinde izlediğim dört kişilik bir aile için otel olarak tasarlanmış, gerektiğinde afet bölgelerine taşınan bir konteynerin tanıtımını gördüğümde aklıma geldi. Bir mesleki “takıntı” ile oluşturulan önerimi fazla mühendisçe ve teknokratça bulanlara, hazırlıksız yakalanılan afet zamanlarında bu yönetimin sıkça başvurduğu ihale yasasının 21b ve 22b maddelerine dayanarak hizmet alımının derde deva olmadığını hatırlatırım.</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong></p>
<p><strong>*Bu yazı, HBT Dergi 206. sayıda yayınlanmıştır.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/mufit-akyos/konteyner-yapabilir-miyiz">Konteyner yapabilir miyiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">31178</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Son zaman dilimi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/son-zaman-dilimi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Akurgal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 May 2023 11:07:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali Akurgal]]></category>
		<category><![CDATA[17 Ağustos 1999]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu fay hattı]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[naci görür]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. ahmet mete ışıkara]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. naci görür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29540</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Naci Görür, bir TV kanalına verdiği demeçte, Marmara’da beklenen deprem için, “Artık deprem ne zaman olacak diye sormaya gerek yok” demiş1. Eklemiş: “Ne yönetimde ne halkta deprem kültürü yok”. Mezarında rahat uyusun, Prof. Ahmet Mete Işıkara bu kültürü oluşturmak için çok uğraşmıştı, bilimi, halka indirmeye, anlatmaya çocuklardan başlamıştı. Çok doğru bir yaklaşımdı. Çocuklar ona “deprem dede” sıfatını uygun görmüşlerdi. O çocuklar günümüzde işe yeni başlayan (ya da iş arayan) gençler. 5-10 sene sonra, “karar verici” görevlere geldikleri zaman, yönetimde deprem kültürü oluşup oluşmayacağına bakabiliriz. Deprem kültürü Kişilerde deprem kültürü oluşturma, gene çocuk yaşta iken ediniliyor. Daha doğrusu, çocuklar bu konuda eğitiliyor. Kişisel olarak bana deprem bilincimi, babaannem vermiştir. 8-10 yaşlarındayken, birkaç yaz, tatili Sakarya Akyazı’daki çiftliğinde geçirmiştim. Orada yayık çalkalayarak yağ yapmak, inekleri suya götürmek, harman yerinde öküzlerin çektiği düven üzerinde ağırlık niyetine oturmak, harman savruluşunu seyretmek, şeker pancarı söküldüğünde saplarını kesmek gibi insana çok şey öğreten, aslında basit teknoloji işlerle karşılaştım. Örneğin, yayıkta yağ yapmak, uygun tempoda ileri geri çalkalandığı zaman bir sıvının içinde dağıtık şekilde askıda duran parçacıkların, bir diğerine tutunup “yumaklaşması” üzerine kurulu. Seneler sonra, aynı tekniği pis su arıtmada, su içerisine dağılmış pisliğin yumaklaşma yöntemiyle birleştirilip bir sıyıraçla toplanmasında gördüğümde bana hiç de yabancı gelmemişti. Gene, harman savrulurken, daha hafif olan samanın, ufak esinti nedeniyle öteye, daha ağır olan buğday tanelerinin ise savrulduğu yerin dibine düştüğünü görmüştüm. Bu tekniğin, sanayide bir kısım ayırma işlerinde kullanıldığını da mühendis gözüyle daha ileri yaşlarda gözlemledim. Öğrendiklerim Akyazı deprem kuşağının üzerinde. Her an deprem olabilir. Babaannem, senelerdir orada yaşadığından sıkı bir deprem kültürü edinmişti. Her gece beni ve kardeşimi yatırırken iki şeyi kontrol ederdi. Biri, üst kattan aşağı inen merdivenin tam karşısındaki bahçeye çıkan kapının duvar tarafında ayakkabılarımız, yan yana burunları dışarı bakar şekilde konmuş, ceketimiz de tam üzerine asılmış mı? Böylece bir depremde telaş içinde dışarı çıkmaya koşarken “yalın ayak başı kabak” dışarı uğramayıp, gerekli koruma önlemleri ile dışarı çıkmamızı sağlamaya çalışırdı. Diğer kontrol ettiği, yataklarımızın baş tarafı ile duvar arasında bir karış bir boşluk olmasına dikkat etmesi: böylece ahşap kafes üzerine basit sıva ile oluşturulmuş duvarın, depremde yerinden koparak düştüğünde, başımıza değil, aradaki boşluktan yere düşmesini sağlamaya çalışırdı. Bir de bilinçaltıma kazınmış farkında olmadığım öğrettikleri var. Bunları 1999 depremi olduğunda fark ettim. Örneğin, ben kapı arkalarına uzun sopalı süpürge gibi nesnelerin konulmasından “hoşlanmam”. Bunları oradan alıp daha uygun yerlere taşırdım senelerce. 1999 depreminde, bir uzun süpürge sopası kapının arkasında devrilip, bir yerlere sıkışıp, kapıyı açılmaz kıldığında, artık eşimde de bu kültür yerleşti. Öğrenmeyi öğrenmek Okullar, aslında “öğrenmeyi öğreneceğimiz yerler”. Ama biz, bunları farklı şekilde kullanıp “öğreneceklerimizi öğreneceğimiz yerler”, kısaca bilgi kaynağı olarak kullanıyoruz. Bilgi kaynağı “sayısal devrim”den önce kütüphanelerdi, kitaplardı. Günümüzde bunlar internet üzerine taşındığından, artık kaynaklarımız internette. Bize de kalıyor, gerekli bilgileri buradan bulup çıkartıp değerlendirip özümsemek. Kısaca öğrenme kültürü. Okullarda öğretilmesi gereken, kanımca bundan ibaret. Salgın sırasında ailelerin eve kapanması, ev halkından herkesin, okul çağındakilere bu öğrenme kültürünü aşılaması için güzel bir fırsattı. Bunu ne kadar yapabildik zaman gösterecek. Tıpkı “deprem dede”nin vermeye çalıştığı deprem kültürünü ne kadar verebildiği gibi. Ali Akurgal 1 https://haberglobal.com.tr/gundem/elazig-depremini-bilen-naci-gorur-istanbul-depremi-hakkinda-konustu-58742</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/son-zaman-dilimi">Son zaman dilimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Naci Görür, bir TV kanalına verdiği demeçte, Marmara’da beklenen deprem için, <strong>“Artık deprem ne zaman olacak diye sormaya gerek yok”</strong> demiş<a class="sdfootnoteanc" href="#sdfootnote1sym" name="sdfootnote1anc"><sup>1</sup></a>. Eklemiş: “Ne yönetimde ne halkta deprem kültürü yok”.</p>
<p>Mezarında rahat uyusun, Prof. Ahmet Mete Işıkara bu kültürü oluşturmak için çok uğraşmıştı, bilimi, halka indirmeye, anlatmaya çocuklardan başlamıştı. Çok doğru bir yaklaşımdı. Çocuklar ona “deprem dede” sıfatını uygun görmüşlerdi. O çocuklar günümüzde işe yeni başlayan (ya da iş arayan) gençler. 5-10 sene sonra, “karar verici” görevlere geldikleri zaman, yönetimde deprem kültürü oluşup oluşmayacağına bakabiliriz.</p>
<p><strong>Deprem kültürü</strong></p>
<p>Kişilerde deprem kültürü oluşturma, gene çocuk yaşta iken ediniliyor. Daha doğrusu, çocuklar bu konuda eğitiliyor. Kişisel olarak bana deprem bilincimi, babaannem vermiştir. 8-10 yaşlarındayken, birkaç yaz, tatili Sakarya Akyazı’daki çiftliğinde geçirmiştim. Orada yayık çalkalayarak yağ yapmak, inekleri suya götürmek, harman yerinde öküzlerin çektiği düven üzerinde ağırlık niyetine oturmak, harman savruluşunu seyretmek, şeker pancarı söküldüğünde saplarını kesmek gibi insana çok şey öğreten, aslında basit teknoloji işlerle karşılaştım.</p>
<p>Örneğin, yayıkta yağ yapmak, uygun tempoda ileri geri çalkalandığı zaman bir sıvının içinde dağıtık şekilde askıda duran parçacıkların, bir diğerine tutunup “yumaklaşması” üzerine kurulu.</p>
<p>Seneler sonra, aynı tekniği pis su arıtmada, su içerisine dağılmış pisliğin yumaklaşma yöntemiyle birleştirilip bir sıyıraçla toplanmasında gördüğümde bana hiç de yabancı gelmemişti.</p>
<p>Gene, harman savrulurken, daha hafif olan samanın, ufak esinti nedeniyle öteye, daha ağır olan buğday tanelerinin ise savrulduğu yerin dibine düştüğünü görmüştüm. Bu tekniğin, sanayide bir kısım ayırma işlerinde kullanıldığını da mühendis gözüyle daha ileri yaşlarda gözlemledim.</p>
<p><strong>Öğrendiklerim</strong></p>
<p>Akyazı deprem kuşağının üzerinde. Her an deprem olabilir. Babaannem, senelerdir orada yaşadığından sıkı bir deprem kültürü edinmişti. Her gece beni ve kardeşimi yatırırken iki şeyi kontrol ederdi. Biri, üst kattan aşağı inen merdivenin tam karşısındaki bahçeye çıkan kapının duvar tarafında ayakkabılarımız, yan yana burunları dışarı bakar şekilde konmuş, ceketimiz de tam üzerine asılmış mı? Böylece bir depremde telaş içinde dışarı çıkmaya koşarken “yalın ayak başı kabak” dışarı uğramayıp, gerekli koruma önlemleri ile dışarı çıkmamızı sağlamaya çalışırdı.</p>
<p>Diğer kontrol ettiği, yataklarımızın baş tarafı ile duvar arasında bir karış bir boşluk olmasına dikkat etmesi: böylece ahşap kafes üzerine basit sıva ile oluşturulmuş duvarın, depremde yerinden koparak düştüğünde, başımıza değil, aradaki boşluktan yere düşmesini sağlamaya çalışırdı.</p>
<p>Bir de bilinçaltıma kazınmış farkında olmadığım öğrettikleri var. Bunları 1999 depremi olduğunda fark ettim. Örneğin, ben kapı arkalarına uzun sopalı süpürge gibi nesnelerin konulmasından “hoşlanmam”. Bunları oradan alıp daha uygun yerlere taşırdım senelerce. 1999 depreminde, bir uzun süpürge sopası kapının arkasında devrilip, bir yerlere sıkışıp, kapıyı açılmaz kıldığında, artık eşimde de bu kültür yerleşti.</p>
<p><strong>Öğrenmeyi öğrenmek</strong></p>
<p>Okullar, aslında “öğrenmeyi öğreneceğimiz yerler”. Ama biz, bunları farklı şekilde kullanıp “öğreneceklerimizi öğreneceğimiz yerler”, kısaca bilgi kaynağı olarak kullanıyoruz. Bilgi kaynağı “sayısal devrim”den önce kütüphanelerdi, kitaplardı. Günümüzde bunlar internet üzerine taşındığından, artık kaynaklarımız internette. Bize de kalıyor, gerekli bilgileri buradan bulup çıkartıp değerlendirip özümsemek. Kısaca öğrenme kültürü.</p>
<p>Okullarda öğretilmesi gereken, kanımca bundan ibaret. Salgın sırasında ailelerin eve kapanması, ev halkından herkesin, okul çağındakilere bu öğrenme kültürünü aşılaması için güzel bir fırsattı. Bunu ne kadar yapabildik zaman gösterecek. Tıpkı “deprem dede”nin vermeye çalıştığı deprem kültürünü ne kadar verebildiği gibi.</p>
<p><strong>Ali Akurgal</strong></p>
<div id="sdfootnote1">
<p class="sdfootnote"><strong><a class="sdfootnotesym" href="#sdfootnote1anc" name="sdfootnote1sym">1</a> <span style="color: #12bf9c;"><a href="https://haberglobal.com.tr/gundem/elazig-depremini-bilen-naci-gorur-istanbul-depremi-hakkinda-konustu-58742">https://haberglobal.com.tr/gundem/elazig-depremini-bilen-naci-gorur-istanbul-depremi-hakkinda-konustu-58742</a></span></strong></p>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ali-akurgal/son-zaman-dilimi">Son zaman dilimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29540</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Internet neden yavaş, güvenilmez ve pahalı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/internet-neden-yavas-guvenilmez-ve-pahali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lale Akarun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 16:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Lale Akarun]]></category>
		<category><![CDATA[adsl]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[baz istasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[BTK]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[fiber]]></category>
		<category><![CDATA[gsm]]></category>
		<category><![CDATA[güvenilmez]]></category>
		<category><![CDATA[hız]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[pahalı]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>
		<category><![CDATA[ulaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29536</guid>

					<description><![CDATA[<p>Altyapı denince aklınıza ne geliyor? Elektrik, su, yol? Sabit telefon? Belki 20-30 seneye kadar böyleydi. Şimdi internet önem sırasında çoğunun önüne geçti. Bir düşünün, sabit telefonu olmayan, ama internet bağlantısı olan ne çok insan var. Internet bağlantınız olmadan yaşayamazsınız ama internet üzerinden telefonla da konuşursunuz, başka işlerinizi de yaparsınız. Pandemide evden çıkmadık; ulaşımın önemi azaldı, tüm işlerimizi internet üzerinden yürüttük. Yürütebildik mi? Bazımız idare etti; bazılarımızın interneti çekmedi. Ders anlatırken, “hocam dondunuz” lafını ne çok duyduk. Yine de kör topal ders anlattık kopuk kopuk. Küçük yerleşim yerlerinde, köylerde yaşayıp ders dinlemeye çalışanlar hiç bağlanamadı; dağ başlarına, mobil telefon şebekelerinin çektiği yerlere çıkıp ders dinlemeye çalışan öğrenciler haber oldu. Çeken de çekmeyen de yüksek faturalar ödedi. Bir konuşup, üç ödüyoruz! Vergiler, depreme hazırlık için kullanılacak diye konulup amacı dışında kullanılan özel iletişim vergisi o payı bu payı derken dünyanın en yavaş, en pahalı interneti bizde. En yavaş interneti de bizde! Sahiden mi? Hani teknolojide dünya lideriydik? Internet hızı, saniyede megabit ile ölçülüyor. Yani bir saniyede kaç milyon bit yollayabiliyorsunuz? Milyon bit deyince, çok bir şey sanılmasın: Sayısal imgeler, videolar zaten saniyede on milyonlarca bit tutabiliyor. Interneti en hızlı olan ülke, Monako, genişbant hızı 261 Mbit/s*. Singapur ikinci: 255 Mbit/s. Türkiye 43 Mbit/s ile 89. sırada. OECD ülkelerinin en kötü internet hızına sahip. Gana, Laos, Kırgızistan, Özbekistan ve Arnavutluk’un altında. Genişbant denince, fiber bağlantı gerekli. Oysa bizde, ülkenin çoğu yerinde bir tek mobil internet var. Fiber kullanım oranımız çok düşük; sonuç ortada. Dünyada internetin en yavaş olduğu yerler arasındayız. Yavaşlıktan şikayet ederken deprem oldu. Günlerce, haftalarca iletişim aksadı, pek çok yerde tamamen kesildi. Afete müdahalede yaşanan koordinasyonsuzluğun pek çok nedeni olsa da, iletişim hatlarının kopukluğu en önemli faktörlerden birisiydi. Anlaşıldı ki, afete müdahalede pek çok şey unutulduğu gibi, afet anında iletişim de unutulmuş! Bunların sorumlusu kim? Internet niye yavaş, güvensiz ve pahalı? Birinci sorumlu, tabii ki, BTK, yani Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu. Görevi, bilişim ve iletişim alanında altyapıyı geliştirecek ve tüketiciyi koruyacak mevzuatı geliştirmek ve uygulamak olan kurum! Bizler BTK’yı iletişimi engelleyen, istihbarat ve fişleme yapan kurum olarak biliyoruz ama asıl kuruluş amacı bilişim ve iletişim altyapısını geliştirecek düzenlemeleri yapmak. Değerli Telekom uzmanı gazeteci Füsun Sarp Nebil, deprem sonrasında, sorumlulara sorduğu teknik sorularla, eksiklikleri ortaya seriyor. Aşağıdaki soruları, öncelikle mobil GSM şirketlerine sormuş. Şimdi de BTK’dan cevap bekliyor**. Sorular şunlar: Deprem bölgesinde kaç abone var, kaç baz istasyonu var, teknolojileri ne? (2G,3G,4G). Kaçında fiber bağlantı var? Hızlar niye düşük? Depremde baz istasyonlarında nasıl kayıplar oldu, niye bağlantı kesildi, nasıl telafi edildi? Deprem olacağı biliniyordu; buna yönelik nasıl hazırlıklar yapıldı? Yedekleme yapıldı mı? Altyapı ünitelerine deprem izolatörü kondu mu? Deprem sonrası, enkaz altında kalanların sinyal listesini tespit edip yerlerini AFAD’a bildirdiniz mi? Kurtarma çalışmalarına destek oldunuz mu? Ve son olarak: İstanbul depremine yönelik hazırlığınız var mı? Füsun Sarp Nebil’in yazılarını izliyor; bu soruların cevaplarını merakla bekliyoruz.* Lale Akarun / akarun@boun.edu.tr *Bu yazı, HBT Dergi 362. sayıda yayınlanmıştır. https://worldpopulationreview.com/country-rankings/internet-speeds-by-country ** Telefon operatörlerimiz depremde ne yaptılar? Füsun Sarp Nebil*</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/internet-neden-yavas-guvenilmez-ve-pahali">Internet neden yavaş, güvenilmez ve pahalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Altyapı denince aklınıza ne geliyor? Elektrik, su, yol? Sabit telefon? Belki 20-30 seneye kadar böyleydi. Şimdi internet önem sırasında çoğunun önüne geçti. Bir düşünün, sabit telefonu olmayan, ama internet bağlantısı olan ne çok insan var. Internet bağlantınız olmadan yaşayamazsınız ama internet üzerinden telefonla da konuşursunuz, başka işlerinizi de yaparsınız.</p>
<p>Pandemide evden çıkmadık; ulaşımın önemi azaldı, tüm işlerimizi internet üzerinden yürüttük. Yürütebildik mi? Bazımız idare etti; bazılarımızın interneti çekmedi. Ders anlatırken, “hocam dondunuz” lafını ne çok duyduk. Yine de kör topal ders anlattık kopuk kopuk. Küçük yerleşim yerlerinde, köylerde yaşayıp ders dinlemeye çalışanlar hiç bağlanamadı; dağ başlarına, mobil telefon şebekelerinin çektiği yerlere çıkıp ders dinlemeye çalışan öğrenciler haber oldu.</p>
<p>Çeken de çekmeyen de yüksek faturalar ödedi. Bir konuşup, üç ödüyoruz! Vergiler, depreme hazırlık için kullanılacak diye konulup amacı dışında kullanılan özel iletişim vergisi o payı bu payı derken <strong>dünyanın en yavaş, en pahalı interneti bizde. En yavaş interneti de bizde!</strong></p>
<p>Sahiden mi? Hani teknolojide dünya lideriydik? Internet hızı, saniyede megabit ile ölçülüyor. Yani bir saniyede kaç milyon bit yollayabiliyorsunuz? Milyon bit deyince, çok bir şey sanılmasın: Sayısal imgeler, videolar zaten saniyede on milyonlarca bit tutabiliyor. Interneti en hızlı olan ülke, Monako, genişbant hızı 261 Mbit/s*. Singapur ikinci: 255 Mbit/s.</p>
<p><strong>Türkiye 43 Mbit/s ile 89. sırada. </strong>OECD ülkelerinin en kötü internet hızına sahip. Gana, Laos, Kırgızistan, Özbekistan ve Arnavutluk’un altında.</p>
<p>Genişbant denince, fiber bağlantı gerekli. Oysa bizde, ülkenin çoğu yerinde bir tek mobil internet var. Fiber kullanım oranımız çok düşük; sonuç ortada. Dünyada internetin en yavaş olduğu yerler arasındayız. Yavaşlıktan şikayet ederken deprem oldu. Günlerce, haftalarca iletişim aksadı, pek çok yerde tamamen kesildi. Afete müdahalede yaşanan koordinasyonsuzluğun pek çok nedeni olsa da, iletişim hatlarının kopukluğu en önemli faktörlerden birisiydi. Anlaşıldı ki, afete müdahalede pek çok şey unutulduğu gibi, afet anında iletişim de unutulmuş! Bunların sorumlusu kim?</p>
<p>Internet niye yavaş, güvensiz ve pahalı? Birinci sorumlu, tabii ki, BTK, yani Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu. Görevi, bilişim ve iletişim alanında altyapıyı geliştirecek ve tüketiciyi koruyacak mevzuatı geliştirmek ve uygulamak olan kurum! Bizler BTK’yı iletişimi engelleyen, istihbarat ve fişleme yapan kurum olarak biliyoruz ama asıl kuruluş amacı bilişim ve iletişim altyapısını geliştirecek düzenlemeleri yapmak. Değerli Telekom uzmanı gazeteci Füsun Sarp Nebil, deprem sonrasında, sorumlulara sorduğu teknik sorularla, eksiklikleri ortaya seriyor. Aşağıdaki soruları, öncelikle mobil GSM şirketlerine sormuş. Şimdi de BTK’dan cevap bekliyor**.</p>
<p>Sorular şunlar: Deprem bölgesinde kaç abone var, kaç baz istasyonu var, teknolojileri ne? (2G,3G,4G). Kaçında fiber bağlantı var? Hızlar niye düşük? Depremde baz istasyonlarında nasıl kayıplar oldu, niye bağlantı kesildi, nasıl telafi edildi? Deprem olacağı biliniyordu; buna yönelik nasıl hazırlıklar yapıldı? Yedekleme yapıldı mı? Altyapı ünitelerine deprem izolatörü kondu mu? Deprem sonrası, enkaz altında kalanların sinyal listesini tespit edip yerlerini AFAD’a bildirdiniz mi? Kurtarma çalışmalarına destek oldunuz mu?</p>
<p>Ve son olarak: İstanbul depremine yönelik hazırlığınız var mı? Füsun Sarp Nebil’in yazılarını izliyor; bu soruların cevaplarını merakla bekliyoruz.*</p>
<p><strong>Lale Akarun / </strong><strong><a href="mailto:akarun@boun.edu.tr">akarun@boun.edu.tr</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-362-9-mart-2023-dijital-pdf/">362. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><strong><a href="https://worldpopulationreview.com/country-rankings/internet-speeds-by-country"> https://worldpopulationreview.com/country-rankings/internet-speeds-by-country</a> ** </strong></p>
<p><strong><a href="https://t24.com.tr/yazarlar/fusun-sarp-nebil/telefon-operatorlerimiz-depremde-ne-yaptilar-ii-turkcell">Telefon operatörlerimiz depremde ne yaptılar?</a> Füsun Sarp Nebil*</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/internet-neden-yavas-guvenilmez-ve-pahali">Internet neden yavaş, güvenilmez ve pahalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29536</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/depreme-hazirlik-bir-demokrasi-meselesidir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lale Akarun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 May 2023 08:53:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Lale Akarun]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik olmak]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[hasar]]></category>
		<category><![CDATA[ihmal]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29476</guid>

					<description><![CDATA[<p>İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği? Depremde, İskenderun Devlet Hastanesi yıkıldı. İçinde hastalar, refakatçiler, sağlık personeli can verdi. Binanın içindeki kayıplar bir yana, İskenderun en ihtiyaç duyulan anda hastanesiz kaldı. İhmaller, yanlışlar, yetersizlikler o kadar çok ki, eleştirmeye nereden başlayacağımızı bilemiyoruz. Onun için geri saralım: 2012 yılında bu hastanenin depreme dayanıklılık testi yapılmış ve yetersiz bulunmuş. Binanın yıkılması ve yeni bir bina yapılması kararı alınmış; rapor hastanenin web sitesine konmuş. Demek ki hastanenin başhekimi ve tüm çalışanları bu durumdan haberdar ve binanın güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılmasını talep etmiş. Niye yapılmamış? Hata kimde? 1999 yılında Gölcük’teki depremden sonra, İstanbul’un pek çok yerinde binalarda hasar oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği Bölümü, binalarımızın depreme dayanıklılık analizini yaptı. Ancak, raporlar kamuya açılmadı. Israrlarımız sonucu, raporu gördük ve gördüklerimizden çok kaygılandık. Yine ısrarlarımız sonucu, bu konuda bir toplantı düzenlendi: Binada çalışan öğretim üyeleri, uzmanlar ve yöneticiler. Eski bir yönetici “bina hasar görse bile yassı kadayıf olmaz, buranın zemini sağlam” dedi. Yani içinde günümüzün yarısını geçirdiğimiz binanın deprem yönetmeliğine uymadığını, ama hasar görse bile büyük ihtimalle yamyassı olmayacağını, büyük ihtimalle ölmeyeceğimizi söyledi. Ne kadar teskin edici, değil mi? Bu olayların benzerlerinin İskenderun Devlet Hastanesi&#8217;nde yaşandığını tahmin edebiliyorum. Ancak üniversiteyi, devlet hastanesinden ayıran önemli bir fark, üniversitede daha demokratik bir yönetim tarzı olmasıdır. 2000’li yıllarda, üniversitelerde yöneticiler öğretim üyelerince seçiliyordu ve bu olaylar olduğunda rektör seçimine bir yıl kalmıştı. Rektör seçimleri öncesi, rektör adayları, öğretim üyeleri ile toplantılar yapar, onları dinler, önerilerini alır ve ona göre bir program hazırlarlar. Üni’de güçlendirme Kanımca seçimlerin asıl işlevi budur: Seçmenin taleplerinin duyulması ve ona göre bir program hazırlanması. Bu toplantıların her birinde hem bizim hem de öğrencilerimizin can güvenliğinin en önemli konu olduğunu, üniversitenin tüm binalarının deprem analizinin yapılıp gerek duyulanların öncelik sırasına göre güçlendirilmesi gerektiğini yüksek sesle dile getirdik. Bunu yaparken de “rektör ne der, hakkımızda soruşturma açar mı” diye bir kaygımız hiç olmadı. Sesimizi duyurduk; rektör adayları programlarını buna göre hazırladı ve seçim yapıldı. 2004 yılında seçilen rektörümüz Prof. Dr. Ayşe Soysal, üniversitenin binalarının güçlendirilmesini programına koydu; bunun için bütçe istedi ve aldı. Üniversiteler özerk kuruluşlardır ve bütçelerini kendileri yaparlar. Tabii önerilen bütçenin onaylanması gerekir ama yatırım programınızı kendiniz hazırlarsınız. Alınan bütçeyle öncelik sırasına göre, 2005 yılında başka bir bina güçlendirildi. Sonra 2006 yılında bize sıra geldi; binamızın güçlendirme projesi yapıldı, bizimle paylaşıldı; üstünde müzakereler yaptık, proje onaylandı. Binayı tamamen boşaltıp geçici ufak bir yere taşındık. Boşaltılan binanın hem temeli hem tüm kolonları güçlendirildi; yeni perde duvarlar yapıldı. İnşaat yaklaşık 8 ay sürdü ve geri taşındık. Depremden yedi yıl sonra, 2007 yılına güçlendirilmiş bir bina ile girdik. Bizden sonra aynı yöntemle üniversitenin başka binaları da güçlendirildi. Depreme karşı güçlendirme çok çabuk yapılabilen bir şey değil; özellikle kamuda. Yatırım bütçesine gereken bütçeyi koymak, onaylatmak, bütçeyi almak, senelere bölmek, geçici mekanlar planlamak, güçlendirme projesini tatbik etmek uzun vadeli planlama gerektiriyor. Ancak mümkün. Gerçekleşebilmesi için tek bir şey gerekiyor: Seçmen iradesi ve seçmenin sesinin duyulabildiği demokratik ortam. Maalesef kamuda en eksikliği duyulan da bu: demokratik karar alma ve çalışma ortamı. İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği? Lale Akarun / akarun@boun.edu.tr *Bu yazı, HBT Dergi 360. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/depreme-hazirlik-bir-demokrasi-meselesidir">Depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 3">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?</p>
<p>Depremde, İskenderun Devlet Hastanesi yıkıldı. İçinde hastalar, refakatçiler, sağlık personeli can verdi. Binanın içindeki kayıplar bir yana, İskenderun en ihtiyaç duyulan anda hastanesiz kaldı. İhmaller, yanlışlar, yetersizlikler o kadar çok ki, eleştirmeye nereden başlayacağımızı bilemiyoruz.</p>
<p>Onun için geri saralım: 2012 yılında bu hastanenin depreme dayanıklılık testi yapılmış ve yetersiz bulunmuş. Binanın yıkılması ve yeni bir bina yapılması kararı alınmış; rapor hastanenin web sitesine konmuş. Demek ki hastanenin başhekimi ve tüm çalışanları bu durumdan haberdar ve binanın güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılmasını talep etmiş. Niye yapılmamış? Hata kimde?</p>
<p>1999 yılında Gölcük’teki depremden sonra, İstanbul’un pek çok yerinde binalarda hasar oldu. Boğaziçi Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği Bölümü, binalarımızın depreme dayanıklılık analizini yaptı. Ancak, raporlar kamuya açılmadı.</p>
<p>Israrlarımız sonucu, raporu gördük ve gördüklerimizden çok kaygılandık. Yine ısrarlarımız sonucu, bu konuda bir toplantı düzenlendi: Binada çalışan öğretim üyeleri, uzmanlar ve yöneticiler. Eski bir yönetici “bina hasar görse bile yassı kadayıf olmaz, buranın zemini sağlam” dedi. Yani içinde günümüzün yarısını geçirdiğimiz binanın deprem yönetmeliğine uymadığını, ama hasar görse bile büyük ihtimalle yamyassı olmayacağını, büyük ihtimalle ölmeyeceğimizi söyledi. Ne kadar teskin edici, değil mi?</p>
<p>Bu olayların benzerlerinin İskenderun Devlet Hastanesi&#8217;nde yaşandığını tahmin edebiliyorum. Ancak üniversiteyi, devlet hastanesinden ayıran önemli bir fark, üniversitede daha demokratik bir yönetim tarzı olmasıdır. 2000’li yıllarda, üniversitelerde yöneticiler öğretim üyelerince seçiliyordu ve bu olaylar olduğunda rektör seçimine bir yıl kalmıştı. Rektör seçimleri öncesi, rektör adayları, öğretim üyeleri ile toplantılar yapar, onları dinler, önerilerini alır ve ona göre bir program hazırlarlar.</p>
<p><strong>Üni’de güçlendirme</strong></p>
<p>Kanımca seçimlerin asıl işlevi budur: Seçmenin taleplerinin duyulması ve ona göre bir program hazırlanması. Bu toplantıların her birinde hem bizim hem de öğrencilerimizin can güvenliğinin en önemli konu olduğunu, üniversitenin tüm binalarının deprem analizinin yapılıp gerek duyulanların öncelik sırasına göre güçlendirilmesi gerektiğini yüksek sesle dile getirdik. Bunu yaparken de “rektör ne der, hakkımızda soruşturma açar mı” diye bir kaygımız hiç olmadı. Sesimizi duyurduk; rektör adayları programlarını buna göre hazırladı ve seçim yapıldı.</p>
<p>2004 yılında seçilen rektörümüz Prof. Dr. Ayşe Soysal, üniversitenin binalarının güçlendirilmesini programına koydu; bunun için bütçe istedi ve aldı. Üniversiteler özerk kuruluşlardır ve bütçelerini kendileri yaparlar. Tabii önerilen bütçenin onaylanması gerekir ama yatırım programınızı kendiniz hazırlarsınız.</p>
<p>Alınan bütçeyle öncelik sırasına göre, 2005 yılında başka bir bina güçlendirildi. Sonra 2006 yılında bize sıra geldi; binamızın güçlendirme projesi yapıldı, bizimle paylaşıldı; üstünde müzakereler yaptık, proje onaylandı. Binayı tamamen boşaltıp geçici ufak bir yere taşındık. Boşaltılan binanın hem temeli hem tüm kolonları güçlendirildi; yeni perde duvarlar yapıldı. İnşaat yaklaşık 8 ay sürdü ve geri taşındık. Depremden yedi yıl sonra, 2007 yılına güçlendirilmiş bir bina ile girdik. Bizden sonra aynı yöntemle üniversitenin başka binaları da güçlendirildi.</p>
<p>Depreme karşı güçlendirme çok çabuk yapılabilen bir şey değil; özellikle kamuda. Yatırım bütçesine gereken bütçeyi koymak, onaylatmak, bütçeyi almak, senelere bölmek, geçici mekanlar planlamak, güçlendirme projesini tatbik etmek uzun vadeli planlama gerektiriyor.</p>
<p>Ancak mümkün. Gerçekleşebilmesi için tek bir şey gerekiyor: <strong>Seçmen iradesi</strong> ve seçmenin sesinin duyulabildiği <strong>demokratik ortam</strong>. Maalesef kamuda en eksikliği duyulan da bu: demokratik karar alma ve çalışma ortamı. İskenderun Devlet Hastanesi niye yıkıldı sorusunun cevabı nedir? Bilgisizlik, yolsuzluk, kadercilik, kısa vadeli düşünme, aşırı hiyerarşik yapı, demokrasi eksikliği?</p>
<p><strong>Lale Akarun / </strong><strong><a href="mailto:akarun@boun.edu.tr">akarun@boun.edu.tr</a></strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-360-23-subat-2023-dijital-pdf/">360. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/lale-akarun/depreme-hazirlik-bir-demokrasi-meselesidir">Depreme hazırlık bir demokrasi meselesidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29476</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Heyelanlar depremleri tetikleyebilir mi?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/heyelanlar-depremleri-tetikleyebilir-mi-2</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2023 12:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[heyelan]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[yerkabuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29432</guid>

					<description><![CDATA[<p>Depremlerin heyelanları tetiklediği zaten biliniyordu. Ancak heyelanların depremleri tetikleyip tetiklemediği bir muammaydı. Şimdi bu muamma çözüme kavuşuyor olabilir. 2009’da Tayvan’ı vuran ölümcül tayfun, birkaç gün içinde binlerce heyelanı tetiklemişti. Bilim insanlarını şaşırtan asıl şey ise Typhoon Morakot’un tetiklediği heyelanları takip eden depremler oldu. Şimdi, yeni bir çalışma, bu depremlerin niçin ortaya çıktığını gösteriyor: Tayvan’daki heyelanlar, o kadar çok toprak ve kayayı aşındırmıştı ki yerkabuğundaki bükülmelerle yeni yollar ortaya çıkmıştı. Typhoon Morakot’u takip eden günlerde meydana gelen yaklaşık 10.000 toprak kayması 1,2 kilometreküp toprak ve kayayı yerinden oynattı. Nehirler, zamanla enkazın çoğunu ortadan kaldırdı. Fransa’daki Rennes Üniversitesi’nden jeobilimci Philippe Steer, yüz milyonlarca ton tortunun kalıcı olarak süpürüldüğünü söyledi. Bu miktar, Tayvan’ın tüm yüzeyini 3 santimetre kazımaya eşdeğerdi. Steer ve meslektaşları, 1995 ve 2015 yılları arasında Tayvan’da meydana gelen 340.000’den fazla depremi inceledi ve sonuç, bu tektonik kaymanın, sismik aktiviteyi etkilemiş olabileceği yönündeydi. Scientific Reports’ta yayımladıkları makaleye göre, Typhoon Morakot kaynaklı toprak kaymalarından etkilenen alanlarda meydana gelen depremlerde önceye göre üç kat artış vardı. Ekip, bu bölgedeki sismik aktivitenin yaklaşık 2,5 yıl boyunca normalden daha yüksek seyrettiğini belirtti. Söz konusu artışın, büyük olasılıkla Tayvan civarındaki yerkabuğunun hafifçe yukarı doğru esnemesine neden olan büyük miktardaki tortunun süpürülmesiyle açıklanabileceğini söyleyen araştırmacılar, bu hareketin kabuktaki gerilmeleri değiştirdiğini ve kırılma noktasına yakın olan fayları etkilemiş olabileceğini düşünüyor. Georgia Teknoloji Enstitüsü’nden sismolog Zhigang Peng, bunun mantıklı olduğunu, çünkü heyelanın kendisi olmasa da sonraki sürecin stres yarattığını ifade ediyor. Steer ise “Bu tür değişiklikleri gözlemlemek çok nadirdir” diyor. Ancak iklim değişikliği aşırı iklim olaylarına daha sık yol açabileceğinden, gelecekte daha fazla heyelan ve dolayısıyla depremler olabileceğinin de altını çiziyor. Kaynak: https://www.sciencemag.org/news/2020/07/earthquakes-trigger-landslides-can-landslides-also-trigger-earthquakes</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/heyelanlar-depremleri-tetikleyebilir-mi-2">Heyelanlar depremleri tetikleyebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Depremlerin heyelanları tetiklediği zaten biliniyordu. Ancak heyelanların depremleri tetikleyip tetiklemediği bir muammaydı. Şimdi bu muamma çözüme kavuşuyor olabilir.</p>
<p>2009’da Tayvan’ı vuran ölümcül tayfun, birkaç gün içinde binlerce heyelanı tetiklemişti. Bilim insanlarını şaşırtan asıl şey ise Typhoon Morakot’un tetiklediği heyelanları takip eden depremler oldu. Şimdi, yeni bir çalışma, bu depremlerin niçin ortaya çıktığını gösteriyor: Tayvan’daki heyelanlar, o kadar çok toprak ve kayayı aşındırmıştı ki yerkabuğundaki bükülmelerle yeni yollar ortaya çıkmıştı.</p>
<p>Typhoon Morakot’u takip eden günlerde meydana gelen yaklaşık 10.000 toprak kayması 1,2 kilometreküp toprak ve kayayı yerinden oynattı. Nehirler, zamanla enkazın çoğunu ortadan kaldırdı. Fransa’daki Rennes Üniversitesi’nden jeobilimci Philippe Steer, yüz milyonlarca ton tortunun kalıcı olarak süpürüldüğünü söyledi. Bu miktar, Tayvan’ın tüm yüzeyini 3 santimetre kazımaya eşdeğerdi.</p>
<p>Steer ve meslektaşları, 1995 ve 2015 yılları arasında Tayvan’da meydana gelen 340.000’den fazla depremi inceledi ve sonuç, bu tektonik kaymanın, sismik aktiviteyi etkilemiş olabileceği yönündeydi. Scientific Reports’ta yayımladıkları makaleye göre, Typhoon Morakot kaynaklı toprak kaymalarından etkilenen alanlarda meydana gelen depremlerde önceye göre üç kat artış vardı. Ekip, bu bölgedeki sismik aktivitenin yaklaşık 2,5 yıl boyunca normalden daha yüksek seyrettiğini belirtti.</p>
<p>Söz konusu artışın, büyük olasılıkla Tayvan civarındaki yerkabuğunun hafifçe yukarı doğru esnemesine neden olan büyük miktardaki tortunun süpürülmesiyle açıklanabileceğini söyleyen araştırmacılar, bu hareketin kabuktaki gerilmeleri değiştirdiğini ve kırılma noktasına yakın olan fayları etkilemiş olabileceğini düşünüyor.</p>
<p>Georgia Teknoloji Enstitüsü’nden sismolog Zhigang Peng, bunun mantıklı olduğunu, çünkü heyelanın kendisi olmasa da sonraki sürecin stres yarattığını ifade ediyor. Steer ise “Bu tür değişiklikleri gözlemlemek çok nadirdir” diyor. Ancak iklim değişikliği aşırı iklim olaylarına daha sık yol açabileceğinden, gelecekte daha fazla heyelan ve dolayısıyla depremler olabileceğinin de altını çiziyor.</p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.sciencemag.org/news/2020/07/earthquakes-trigger-landslides-can-landslides-also-trigger-earthquakes">https://www.sciencemag.org/news/2020/07/earthquakes-trigger-landslides-can-landslides-also-trigger-earthquakes</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/heyelanlar-depremleri-tetikleyebilir-mi-2">Heyelanlar depremleri tetikleyebilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29432</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 05:00:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[ahtapot]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[bina]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[fare]]></category>
		<category><![CDATA[kalp]]></category>
		<category><![CDATA[meraklı çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[mitokondri]]></category>
		<category><![CDATA[mizah]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[peynir]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>
		<category><![CDATA[risk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşlanmayı yavaşlatacak yepyeni bir yaklaşım! Otomobilinizin motorunun zaman içinde eskisi gibi verimli çalışmadığını fark etmek için mühendis olmanıza gerek yok. Aracın kilometresi arttıkça aynı mesafeyi gitmek için her gün daha fazla yakıt tükettiğinizi görüyor ve hafif bir yokuşta bile aracınızın tık nefes hale geldiğini fark ediyorsanız, motoru yenilemeniz gerektiğini biliyor olmalısınız. İnsan beyni de aynı otomobil motorunda olduğu gibi zamanla yıpranıyor. Beyindeki tüm hücrelerde bulunan ve mitokondri denilen mikroskobik yapılar, duygu ve düşüncelerimizin motoru. Yaşlandıkça mitokondriler zihinsel faaliyetleri sürdürmek için gerekli enerjiyi üretmekte yetersiz kalıyorlar. Yaşlı ve hasarlı beyin hücrelerindeki mitokondrilerin enerji üretiminde yetersiz kaldığını keşfeden nörologlar, sağlıklı mitokondri nakli ile beyin hücrelerinin enerji açlığını gidererek beyni gençleştirmeye çalışıyor. Kalp, inme, hatta kısırlık tedavilerinde mitokondri nakli yapıldı ve başarı sağlandı. Şimdi sıra beyinde&#8230; Konu ilginç, kapağa taşıdık. Reyhan Oksay hazırladı. Ve deprem&#8230; Depremin acıları hala taze. Yıkım çok büyük oldu. Ve önümüzde zamanı belli olmasa da daha yaşayacağımız yeni depremler var. Hatalardan ders almak ve bu acıların yeniden yaşanmaması için yapılacaklar da çok. İTÜ eski rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan acil güçlendirmeler konusunda en acil en yapılması gerektiğini yazdı. Evinize yıkım kararı mı alındı? Yeni inşaat öncesi bilmeniz gerekenleri İnşaat Yüksek Mühendisi Necdet Ersoy kaleme aldı. Ersoy bir konut inşaatının yapım aşamalarını, kullanılan malzemeleri, rol alan aktörleri ve çözüm önerilerini basitçe anlatıyor. Türkiye depremi dünyaya ne öğretti? Saygın bilim dergisi Nature’ın 16 Mart tarihli sayısında yer alan “Türkiye’deki deprem bize sismik tahmin konusunda neler söylüyor?” başlıklı makale, depremlerin ne zaman olacağı ile ilgili tahminlerinin hala bilim kurgu malzemesi olduğuna, ama jeologların öngördüğü riski azaltacak önlemlerin alınmasının şart olduğuna dikkat çekiyor. Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz? “Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?” Lale Akarun, Tuğba Tekerek’in Taşra Üniversiteleri kitabından yola çıkarak yazdığı yazısında “Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkar ve kanaatkar çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor” diyor. Doğan Kuban eskimeyen yazısında “Osmanlı’da yokların toplamı, Türkiye’nin bugünkü cehaletine aşağı yukarı eşittir” diyor. Osman Bahadır, Osmanlı aydınlanmasının neden bu kadar yavaş ve sınırlı olmasının nedenlerini sorguluyor. Tanol Türkoğlu Yapay Lüditler başlıklı yazısında yapay zekâ insanları işşiz-işlevsiz bırakacak mı konusunu irdeliyor. Ali Akurgal’ın yazısı hayli ilginç. Akurgal ‘Değerli okurlar; birkaç yazıdır bir devlet yönetiminin nasıl teşviklerle ekonomiye katkıda bulunabileceğini sizlerle tartışıp durdum. Şimdi daha nokta atışı ile sizin nasıl para kazanabileceğinize dair bir bilgi aktaracağım&#8230;’ diyor ve enerji konusundaki deneyimlerini yazıyor. Kanserin küresel maliyeti korkunç 204 ülkede 29 kanser türü üzerine yapılan bir araştırma, kanserin küresel ekonomiye toplam maliyetinin, 2020’den 2050’ye 25,2 trilyon dolara ulaşacağını gösterdi. Özellikle beş kanser türünün, bu maliyetin kabaca yarısını oluşturacağını ortaya koydu. Dünya genelinde diyabet ve obezite hızla artıyor. Ve bundan en fazla sağlıksız ve yetersiz beslenen yoksul ülkeler muzdarip. Batuhan Sarıcan hazırladı. Karanlık madde tartışması Karanlık maddenin peşine düşen bilim insanları, bir ipucu yakalayabilmek için toprağın altına sıvı ksenon tankları gömmek, Antarktika üzerinde balon uçurtmak gibi çok sayıda yaratıcı yöntemler geliştirdi. Ne var ki bugüne dek somut bir kanıta ulaşamadılar. Peki karanlık madde niçin bulunamıyor? Bilim insanları bu gizemli maddeyi bulabilecek mi? Ne zaman bu arayışa son verilecek? Dergimizde. Dronlar artık her yerde. Çekim yapıyor, güzel görüntüler alıyor, hatta taşımacılıkta da kullanılıyor. Ama&#8230; Evet ‘ama’sı da var. Örneğin ABD Hava Kuvvetleri, otonom dronlar için yüz tanıma yazılımı geliştirmeye yönelik bir projeye imza attı. Bu da bireylerin hedef gözetilerek öldürülebileceği konusundaki endişelere yol açıyor. Bir diğer haber kuş doldurma sanatı ile dronlar bir araya getiriyor. İçine dron yerleştirilmiş bir kuş hiç dikkat çekmeden gözetlemede kullanılabilir. 2046’da Dünya’ya çarpma olasılığı yüksek bir asteroit var ve yakından takip ediliyor.  Prostatımı nasıl küçülttüm? Oktay Kaynak ilginç biri. Evrimle ilgili dünyada da izlenen yeni tezleri ile tanıyoruz onu. Bu kez farklı bir deneyimini aktarıyor. Beslenme düzenini değiştirerek prostatını nasıl küçülttüğünü… Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, Bilim Tarihçisi Adrian Berry’nin Scientific Anecdotes kitabından yola çıkarak, ünlü bilim insanı Isaac Newton’un bu kez bilimsel başarılarını değil bilinmeyen yönlerini yazıyor. Yazısının başlığı ‘Isaac Newton’un Kötülükleri”. Dünyayı mizah kurtaracak. Kültür Üniversitesi’nden Elif Kaleli mizahın sosyal ilişkilerdeki rolü üzerine yazdı. Bilim ve Beslenme’de bu hafta tarçının öyküsünü okuyacaksınız. Kalp, diyabet, iltihap, kilo verme, beyin&#8230;Tarçın hepsinde de faydalı. Peki neden? Ve esmer pirinç&#8230; Neden daha sağlıklı? Ahtapotların kaç kalbi var? Hemen söylemeyelim. Yazı çok ilginç. Hayvanlar Dünyası’nda Murat Altaş derledi. Müzik neden anıları çağrıştırır? Müzik, insanların geçmişte yaşadıkları duygusal açıdan olumlu anlarla yeniden bağ kurmalarını sağlayan son derece etkili bir unsur. Bu da, müziğin özellikle sağaltıcı anlamda son derece yararlı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi. Yetersiz uyku beynimizde nelere yol açar? Meraklının Köşesi’nde. Fare peynir sever mi? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. Su dünyamıza nasıl geldi? Yenilenebilir enerjiye yeni bir aday daha..Tatlı insanı olumlu davranışa yöneltiyor… Perm toprağında yeni zombi virüsler&#8230;Ve diğerleri&#8230; Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde. Tayfun Akgül ve Ergun Akleman da mizahlarıyla, çizgileri ile dergimizi her hafta zenginleştiriyorlar. Akleman da Tayfun Akgül gibi Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de bant çiziyordu. Sonra Teksas Üniversitesi&#8217;ne gitti, görsel-grafik sanatlarda profesör oldu. Böylece mizahımız, iki profesöre emanet! Bu özelliği başka bir yayında bulamazsınız! HBT’yi ayrıcalıklı kılan da bunlar&#8230; *** Her hafta yoğun emek ve titizlikle hazırlıyoruz dergiyi, sizlere bir yandan bilim ve teknoloji gündeminden haberler verirken bir yandan da yazarlarımız ve katkıda bulunanlarla yeni görüşleri aktarıyor, tartışma ortamı sağlamaya çalışıyoruz. Herkese keyifli okumalar&#8230;</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli">Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright wp-image-29197 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x-856x1024.jpg 856w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/1x.jpg 1000w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" /><span style="color: #000000;">Yaşlanmayı yavaşlatacak yepyeni bir yaklaşım!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Otomobilinizin motorunun zaman içinde eskisi gibi verimli çalışmadığını fark etmek için mühendis olmanıza gerek yok. Aracın kilometresi arttıkça aynı mesafeyi gitmek için her gün daha fazla yakıt tükettiğinizi görüyor ve hafif bir yokuşta bile aracınızın tık nefes hale geldiğini fark ediyorsanız, motoru yenilemeniz gerektiğini biliyor olmalısınız. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsan beyni de aynı otomobil motorunda olduğu gibi zamanla yıpranıyor. Beyindeki tüm hücrelerde bulunan ve mitokondri denilen mikroskobik yapılar, duygu ve düşüncelerimizin motoru. Yaşlandıkça mitokondriler zihinsel faaliyetleri sürdürmek için gerekli enerjiyi üretmekte yetersiz kalıyorlar. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yaşlı ve hasarlı beyin hücrelerindeki mitokondrilerin enerji üretiminde yetersiz kaldığını keşfeden nörologlar, sağlıklı mitokondri nakli ile beyin hücrelerinin enerji açlığını gidererek beyni gençleştirmeye çalışıyor. Kalp, inme, hatta kısırlık tedavilerinde mitokondri nakli yapıldı ve başarı sağlandı. Şimdi sıra beyinde&#8230; Konu ilginç, kapağa taşıdık. Reyhan Oksay hazırladı.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Ve deprem&#8230;</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Depremin acıları hala taze. Yıkım çok büyük oldu. Ve önümüzde zamanı belli olmasa da daha yaşayacağımız yeni depremler var. Hatalardan ders almak ve bu acıların yeniden yaşanmaması için yapılacaklar da çok. İTÜ eski rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan acil güçlendirmeler konusunda en acil en yapılması gerektiğini yazdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Evinize yıkım kararı mı alındı? Yeni inşaat öncesi bilmeniz gerekenleri İnşaat Yüksek Mühendisi Necdet Ersoy kaleme aldı. Ersoy bir konut inşaatının yapım aşamalarını, kullanılan malzemeleri, rol alan aktörleri ve çözüm önerilerini basitçe anlatıyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Türkiye depremi dünyaya ne öğretti? Saygın bilim dergisi <em>Nature</em>’ın 16 Mart tarihli sayısında yer alan “Türkiye’deki deprem bize sismik tahmin konusunda neler söylüyor?” başlıklı makale, depremlerin ne zaman olacağı ile ilgili tahminlerinin hala bilim kurgu malzemesi olduğuna, ama jeologların öngördüğü riski azaltacak önlemlerin alınmasının şart olduğuna dikkat çekiyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Taşrada üniversiteleri nasıl bilirsiniz?</strong> </span></p>
<p><span style="color: #000000;"> “Üniversite demek, dolmuşlar için yolcu, ev sahipleri için kiracı, kafeler için müşteri demek midir?” Lale Akarun, Tuğba Tekerek’in <em>Taşra Üniversiteleri</em> kitabından yola çıkarak yazdığı yazısında “Sanırım bundan daha fazlası: Türkiye’de üniversiteler, itaatkar ve kanaatkar çalışanlar, yerli ve milli değerlere sahip bireyler, itaatkar zevceler ve en önemlisi, sadık seçmenler olacak şekilde öğrenci yetiştirmek üzere kuruluyor” diyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Doğan Kuban eskimeyen yazısında “Osmanlı’da yokların toplamı, Türkiye’nin bugünkü cehaletine aşağı yukarı eşittir” diyor. Osman Bahadır, Osmanlı aydınlanmasının neden bu kadar yavaş ve sınırlı olmasının nedenlerini sorguluyor. Tanol Türkoğlu <em>Yapay Lüditler</em> başlıklı yazısında yapay zekâ insanları işşiz-işlevsiz bırakacak mı konusunu irdeliyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ali Akurgal’ın yazısı hayli ilginç. Akurgal ‘Değerli okurlar; birkaç yazıdır bir devlet yönetiminin nasıl teşviklerle ekonomiye katkıda bulunabileceğini sizlerle tartışıp durdum. Şimdi daha nokta atışı ile sizin nasıl para kazanabileceğinize dair bir bilgi aktaracağım&#8230;’ diyor ve enerji konusundaki deneyimlerini yazıyor.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Kanserin küresel maliyeti korkunç</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">204 ülkede 29 kanser türü üzerine yapılan bir araştırma, kanserin küresel ekonomiye toplam maliyetinin, 2020’den 2050’ye 25,2 trilyon dolara ulaşacağını gösterdi. Özellikle beş kanser türünün, bu maliyetin kabaca yarısını oluşturacağını ortaya koydu.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünya genelinde diyabet ve obezite hızla artıyor. Ve bundan en fazla sağlıksız ve yetersiz beslenen yoksul ülkeler muzdarip. Batuhan Sarıcan hazırladı. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Karanlık madde tartışması</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Karanlık maddenin peşine düşen bilim insanları, bir ipucu yakalayabilmek için toprağın altına sıvı ksenon tankları gömmek, Antarktika üzerinde balon uçurtmak gibi çok sayıda yaratıcı yöntemler geliştirdi. Ne var ki bugüne dek somut bir kanıta ulaşamadılar. Peki karanlık madde niçin bulunamıyor? Bilim insanları bu gizemli maddeyi bulabilecek mi? Ne zaman bu arayışa son verilecek? Dergimizde. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dronlar artık her yerde. Çekim yapıyor, güzel görüntüler alıyor, hatta taşımacılıkta da kullanılıyor. Ama&#8230; Evet ‘ama’sı da var. Örneğin ABD Hava Kuvvetleri, otonom dronlar için yüz tanıma yazılımı geliştirmeye yönelik bir projeye imza attı. Bu da bireylerin hedef gözetilerek öldürülebileceği konusundaki endişelere yol açıyor. Bir diğer haber kuş doldurma sanatı ile dronlar bir araya getiriyor. İçine dron yerleştirilmiş bir kuş hiç dikkat çekmeden gözetlemede kullanılabilir. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">2046’da Dünya’ya çarpma olasılığı yüksek bir asteroit var ve yakından takip ediliyor. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Prostatımı nasıl küçülttüm?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Oktay Kaynak ilginç biri. Evrimle ilgili dünyada da izlenen yeni tezleri ile tanıyoruz onu. Bu kez farklı bir deneyimini aktarıyor. Beslenme düzenini değiştirerek prostatını nasıl küçülttüğünü… </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora, Bilim Tarihçisi Adrian Berry’nin Scientific Anecdotes kitabından yola çıkarak, ünlü bilim insanı Isaac Newton’un bu kez bilimsel başarılarını değil bilinmeyen yönlerini yazıyor. Yazısının başlığı ‘Isaac Newton’un Kötülükleri”. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Dünyayı mizah kurtaracak. Kültür Üniversitesi’nden Elif Kaleli mizahın sosyal ilişkilerdeki rolü üzerine yazdı. Bilim ve Beslenme’de bu hafta tarçının öyküsünü okuyacaksınız. Kalp, diyabet, iltihap, kilo verme, beyin&#8230;Tarçın hepsinde de faydalı. Peki neden? Ve esmer pirinç&#8230; Neden daha sağlıklı? Ahtapotların kaç kalbi var? Hemen söylemeyelim. Yazı çok ilginç. Hayvanlar Dünyası’nda Murat Altaş derledi. </span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Müzik neden anıları çağrıştırır?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Müzik, insanların geçmişte yaşadıkları duygusal açıdan olumlu anlarla yeniden bağ kurmalarını sağlayan son derece etkili bir unsur. Bu da, müziğin özellikle sağaltıcı anlamda son derece yararlı olabileceğine işaret ediyor. Rita Urgan derledi.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Yetersiz uyku beynimizde nelere yol açar? Meraklının Köşesi’nde. Fare peynir sever mi? Meraklı Çocuk sordu, Mercan Bursalı yanıtladı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Su dünyamıza nasıl geldi? Yenilenebilir enerjiye yeni bir aday daha..Tatlı insanı olumlu davranışa yöneltiyor… Perm toprağında yeni zombi virüsler&#8230;Ve diğerleri&#8230; Nilgün Özbaşaran Dede’nin hazırladığı Araştırma Gündemi’nde.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tayfun Akgül ve Ergun Akleman da mizahlarıyla, çizgileri ile dergimizi her hafta zenginleştiriyorlar. Akleman da Tayfun Akgül gibi Cumhuriyet Bilim Teknoloji’de bant çiziyordu. Sonra Teksas Üniversitesi&#8217;ne gitti, görsel-grafik sanatlarda profesör oldu. Böylece mizahımız, iki profesöre emanet! Bu özelliği başka bir yayında bulamazsınız! HBT’yi ayrıcalıklı kılan da bunlar&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #000000;">***</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Her hafta yoğun emek ve titizlikle hazırlıyoruz dergiyi, sizlere bir yandan bilim ve teknoloji gündeminden haberler verirken bir yandan da yazarlarımız ve katkıda bulunanlarla yeni görüşleri aktarıyor, tartışma ortamı sağlamaya çalışıyoruz. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Herkese keyifli okumalar&#8230;</span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/yipranmis-beyinlere-genclik-asisi-mitokondri-nakli">Yıpranmış beyinlere gençlik aşısı: Mitokondri nakli</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29200</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bilim her zaman gerçeği aramaktır, jeoloji de!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/bilim-her-zaman-gercegi-aramaktir-jeoloji-de</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2023 16:02:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yerküre]]></category>
		<category><![CDATA[bilim insanı]]></category>
		<category><![CDATA[çığ düşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[doğal afet]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[heyelan]]></category>
		<category><![CDATA[jeolog]]></category>
		<category><![CDATA[jeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[kaya]]></category>
		<category><![CDATA[mineraller]]></category>
		<category><![CDATA[müfredat]]></category>
		<category><![CDATA[mühendislik]]></category>
		<category><![CDATA[yerkabuğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29180</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız depremler bize jeoloji biliminin yaşam için ne kadar önemli olduğunu, bilimi bilmezsek yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlike olduğunu bir kez daha hatırlattı. Jeoloji bilimi, deprem, tsunami, volkan patlaması, sel, su taşkını, heyelan, zemin sıvılaşması, çökme, kaya düşmesi, çığ, göktaşı yağmuru, erozyon, çölleşme, toz fırtınaları gibi doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı görevini yapar. Üzerinde bulunduğumuz 4.5 milyar yıllık gezegen hala evrimleşiyor. Kıtalar yer değiştiriyor; volkanlar patlıyor; buzullar büyüyor ve kayıyorlar. Dünyanın kabuğu arkasında bir sürü jeolojik sır bırakarak hayret verici şekilde parçalara bölünüyor. Dünya evrimleştikçe deprem, tsunami, volkan patlaması, sel, su taşkını, heyelan, zemin sıvılaşması, çökme, çığ, tayfun, tornado, kasırga, siklon, fırtına, dolu, kar ve tipi, kuraklık, ısı dalgası, soğuk dalgası, yıldırım, göktaşı yağmuru, erozyon, çölleşme, toz fırtınaları gibi yer kökenli ve iklimsel jeolojik doğa olayları ile iklim değişikliği hep olacaktır. Yaşam boyunca hayatta kalma mücadelesi içinde tek çare, yerkürenin devam eden evrimini doğru anlamak ve ona uyum sağlamaktır. Bu da jeoloji bilimini anlamaktan geçiyor. Bilim her zaman gerçeği aramaktır. Jeoloji de. Bilim dışı yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlikedir. Depremleri önceden bilebilir miyiz? Soracak olursanız cevap hayır olur. Bu soruyla ne kastedildiği çok açık. Hangi fay hattında, ne zaman olacak; öğrenmek. Ama söyleyeceğimiz çok şey var. Hangi faylar büyük depremlere neden olur, bu depremlerin şiddeti ne kadar olur? Belirli zamanlarda gerçekleşen depremlerin oluş nedeninin cevabı var olacaktır. Tüm doğa süreçleri temelinde jeoloji vardır. Bunlara cevap verecektir. Her deprem olduğunda can ve mal kaybı olur. Depremden sonra jeoloji mesleği ve yer bilimi hatırlanır. Neden deprem olduğu ve depremin etkileri bir süre tartışılır. Daha sonra her şey normalleşir. Doğa tehlikeleri yönüyle dünyada en riskli ülkeler arasında Türkiye ilk sıralardadır. Hal böyle iken jeoloji nedir, jeologlar ne iş yapar, üniversitelerin jeoloji bölümlerinden mezun on binlerce jeoloji mühendisleri neden işsizdir, bu bölümden mezun olanlar neden başka mesleklerdeki işlere yönelmek zorunda kalırlar, başımıza bunca doğa felaketi geliyorken bu mesleğe neden önem verilmez ve önerileri neden dikkate alınmaz, yönetenlerin bunda payı nedir gibi sorular sorulmalıdır. Oysa jeoloji bilimi her zaman ve her an günlük yaşamımızdadır. Yaşam için her alanda bilgiye ihtiyacımız vardır, ancak jeoloji bilimine fazlasıyla ihtiyaç vardır. Jeoloji, doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar. Ayak bastığımız zemin yani yerkabuğu, çevremizde gördüğümüz dağlar, vadiler ve ovalar nasıl oluşmuş; sıcak sular, içtiğimiz su nereden gelir; jeoloji bilmek gerekir. Yerkabuğu canlıların beslenmesi için mineral ve elementleri bünyesinde barındırır. Toprak olur bitkileri besler, sonra besinler bizi besler. Yaşamımız kayaçlara bağlıdır. O olmazsa toprak olmaz, su da, besinler de olmaz. Yeryüzünde karşılaştığımız doğa tehlikeleri deprem, sel, su taşkını, çığ, heyelan, kaya düşmesi bunları anlayabilecek miyiz? Soluduğumuz havadaki zararlı tozlar, içtiğimiz sudaki toksik elementler nelerdir, çevremizdeki doğa olaylarını anlama ve önlem için jeolojiye ihtiyaç var. Dünyada doğa olaylarının yoğun yaşandığı Türkiye’de jeoloji bilimine yeterince önem veriyor muyuz? Türkiye jeolojik konumu açısından bir bakıma şanslı, bir bakıma şanssız bir ülkedir. Son 60 milyon yıldır yerkabuğundaki levhaların hareketleri, tektonik işlevler, bu ülkeye birçok kaynak kazandırmasının yanı sıra, bu alanı hamur gibi karıştırarak, çok kısa mesafelerde değişik bileşimli fasiyeslerin, katmanların, yapıların yan yana, alt alta, içi içe geçmesine neden olmuştur. Jeoloji bilirsek, jeoloji bilimine önem verirsek depremi de, doğa tehlikelerini de anlar, tehlikeye karşı önlem alırız. Yok, eğer anlamaz ve bildiğimiz yolda devam edersek, sonu hüsranla biter ve kaybedeni insan olur. Jeoloji nedir? Jeolog ne iş yapar? Jeoloji yer bilimi demektir. (geos/geo/yer) (logos/loji/bilim). Yerin yapılışını ve bileşimini, oluşumundan bugüne kadar geçirdiği ve halen de geçirmekte olduğu fiziksel, kimyasal ve biyolojik evreleri araştıran bir bilim dalıdır. Yaşam alanımız olan gezegenimizin tarihçesini, bu tarihçe boyunca gelişen iç ve dış süreçleri, canlıların evrimini, insanlığın yararlanabileceği yer altı ve yer üstü kaynaklarını ve insanlığın daha sağlıklı bir ortamda, doğa ile barışık yaşayabilmesi için gereken koşulları araştıran bilim dalıdır. Genellikle iki ana alana sahiptir; fiziksel jeoloji ve tarihsel jeoloji. Fiziksel jeoloji, mineraller, kayaçlar, bunların yanında dünyanın içindeki ve yüzeyindeki olayların süreçleri gibi dünya materyallerinin üzerinde çalışır. Tarihsel jeoloji ise dünyanın, kıtaların, okyanusların, atmosferin, yaşamın kökenini ve evrimi üzerinde çalışır. Jeolojinin hemen hemen her yönü ekonomi ve çevreyle ilişkilidir. Çoğu jeolog uzmanlık bilgisini, sanayileşmiş toplumun temeli olan mineral ve enerji kaynaklarını aramak için kullanır. Yenilenemeyen kaynaklara ihtiyaç artıkça, jeologlar, ekonomik başarı olanakları yüksek alanlara ilginin odaklanmasına yardımcı olacak özel yolların bulunması için temel jeoloji prensiplerini uygulayacaklar. Her ne kadar mineral ve enerji kaynaklarını bulmak önemliyse de çeşitli çevre sorunlarını çözmede jeologların uzmanlık alanlarından yararlanılır. Bazı jeologlar, gelişen her topluluğun ihtiyacı olan yer altı suyunun bulunmasında ve yer altı ve yüzey sularındaki kirlenmenin takibi ve temizleme yollarının önerilmesinde yer alırlar. Jeoloji mühendisleri, güvenli baraj yeri seçimi, atık depolama bölgeleri, enerji tesislerinin yer seçiminde ve depreme dayanıklı binaların dizaynında yardımcı olurlar. Jeologlar ayrıca kısa ve uzun süreler için tahribatla sonuçlanabilecek olası deprem ve volkanik patlamaları hakkında tahminler yapar. Bunun yanında bu gibi doğal afetler için hazırlanan risk planlarını tasarlamakta resmi savunma planlamacılarıyla beraber çalışırlar. Jeoloji ve günlük yaşam Yıkıcı volkanik patlamalar, depremler, heyelan felaketi, büyük deniz dalgaları, sel, kuraklık çoğu insanı etkileyen olaylardır. Her ne kadar doğal afetleri engelleyemesek de, onlar hakkında ne kadar bilgimiz olursa, daha iyi tahminler yaparak etkilerinin şiddetini kontrol edebiliriz. Bu çevresel hareketler herkesi gezegenimize ve çeşitli sistemler arasındaki hassas dengeye yakından bakmaya zorlamaktadır. Karmaşanın artması, teknolojinin toplumu yönlendirmesi vatandaş olarak bizi bilimi daha iyi anlamaya zorluyor. Böylece hayatımızı etkileyen bu tür olaylarla ilgili seçeneklerde bilgi sahibi oluyoruz. Katı atıkların yok edilmesi, yer altı suyunun kirlenmesi, asit yağmurları gibi sanayi toplumlarının olumsuz yönlerinin farkındayız. İnsanın çevre üzerindeki etkilerini, artan sayılarda, öğreniyoruz ve küresel ekosistem dinamiği üzerinde oynadığımız rolü daha fazla inkar edemeyiz. Çoğu insan için jeolojinin günlük hayata etkilerinin kapsamının farkında değildir. Bazı insanlar için jeoloji ve basında çıkan mineral kaynakları, atık yok etme, kirlenme gibi sorunlar arasındaki ilişkiyi uzak bulmak ya da önemini anlamakta zorlanıyor. Ama günlük hayatta jeolojiye olan ihtiyacımızı bir düşünün. Cihazlarımızda kullandığımız elektriğin kömür, yağ, doğal gazın yanması ve nükleer tesislerde kullanılan uranyumdan üretilir. Kömür, petrol ve uranyum jeologlar tarafından bulunur. Elektriği ileten bakır ya da diğer metal kablolar mineral aramaları sonucu bulunan materyallerden yapılır. Yaşadığımız ya da çalıştığımız binalar varlıklarını jeolojik kaynaklara borçludur. Beton yapılar (beton kil, kum, çakıl ve kireçtaşı karışımıdır). Kuvars minerali pencere camı temel bileşenidir. Binaların içinde tesisat borularında kullanılan metal ve plastikler metaller cevher depozitlerinden, plastik petrolün damıtılması sonucu arıtılmamış yağdandır. İş yerlerine giderken kullandığımız arabalar ve toplu taşıma araçlarını çalıştırmak ve yağlamak için petrolün yan ürünlerini, yapımında metal bileşikleri ve plastik kullanılır. Karayolları ve demir yolları yapımında, asfalt, çakıl, beton, çelik gibi jeoloji materyallerinden yapılır. Tüm bunlar jeolojik kaynakların üretiminin sonucudur. Birey ve toplum olarak hayat standartlarımız birçok jeolojik materyallerin tüketimine dayanır. Bu yüzden jeoloji ve nasıl kullandığımızı ve jeolojik kaynakların yokluğunun doğanın hassas dengesini ve çevremiz kadar kültürümüzü düzelmeyecek şekilde değiştirdiğinin farkında olmaya ihtiyacımız vardır. Asit yağmurları, yeşil ev sera etkisi, ozon tabakasının yok olması tartışılıp ve düşünüldüğü zaman, bunların izole edilmiş kavramlar değil Dünyayı da kapsayan geniş sistemin parçaları olduğunu hatırlamak gerekir. Buna göre anlamalıyız ki yaptığımız değişiklikler biz fark etmesek bile küresel eko sistemde geniş alanlı etkiler yapabilir. Bu nedenden dolayı jeolojiyi anlamak, genel olarak bilimi, bu değişikliklerin ekosistemde sebep olduğu yıkımı minimize etmekte bize yardımcı olur. Şunu hatırlamalıyız ki diğer yaşam formları gibi insanlarda eko sistemin parçaları ama sadece bizim varlığımız ekosistemi etkiliyor. Bundan dolayı güvenilir bilimsel bilgiye dayanan sorumlu tavır sergilemeliyiz böylece gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre miras bırakabiliriz. 1992 yılında Rio’da toplanan Birleşmiş Milletlerin “Çevre ve Gelişme” konferansında, sürdürülebilir kalkınmanın içeriğine olan ilgi artmıştır. Bu önemli içerik temel insan ihtiyaçlarını sağlarken çevremizi korumanın ekonomik gelişmenin devamını garantiye alacağını söylemektedir. Küresel nüfusun büyümesi yiyeceğe, suya, doğal kaynaklara, yenilenemeyen mineral ve enerji kaynaklarına olan ihtiyacı artıracaktır. Jeologlar ihtiyaç duyulan kaynakların bulunması ve gelecek nesillerin yararı için çevrenin korunmasını garanti altına alınmasın da büyük rol oynayacaktır. Jeoloji ve insan deneyimi Çoğu insan günlük hayatta jeolojiye olan ihtiyaç ve müzik, resim ve literatür de jeolojiyle ilgili referansların kapsamına şaşırır. Kayalar ve manzaralar çoğu taslak ve resimlerde gerçekci şekilde sergilenir. Örneğin; ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin “Virgin of The Rocks&#8221; ve &#8220;Virgin and Child with Saint Anne”, Giovanni Bellini’nin “Saint Francis in Ecstasy and Saint Jerome”, ve Asher Brown Durand’ın “Kindred Spirits&#8221;. Müzik alanında da Ferde Grofe’nin “Grand Kanyon Suite” hiç şüphe yok ki Arizona’daki Büyük Kanyon ve onun geniş kayalarının sergilediği ihtişam ve sonsuzluktan ilham almıştır. İç Hebridlerdeki Staffa Adası’ndaki kayalar Felix Mendelssoh’un ünlü “Hebrides Overtur”una ilham sağlamıştır. Jeoloji referansları Alman Masalı Grimm kardeşler ve Jules Verne’nin “Dünyanın Merkezine Seyahat” kitabında dünyanın iç yapısına göndermeler yapar. İngiliz şair Percy B’nin “Ozymandias&#8221; şiirinin bir kıtasında; hiçbir şeyin sonsuza kadar kalmayacağı gerçeğini, kayaların sonunda zaman ve bozunma ile tahrip olarak parçalandığıyla bağdaştırır. Jeoloji referansları ünlü karikatürlerde de bulunabilir. En bilinenleri Johnny Hard “B.C” ve Gary Larson “The Far Side”. Jeoloji tarihte de önemli rol oynamıştır. Savaşlar petrol, gaz, altın, gümüş, elmas ve diğer doğal kaynakların kontrolü için çıkmıştır. İmparatorluklar, doğal kaynakların sömürüsü ya da dağılımıyla yükselmiş ya da dağılmışlardır. Dünyanın biçimi ya da topografyası jeolojik faktörler sonucu şekillenmiş bu da askeri taktiklerde önemli rol oynamıştır. Sıradağlar ya da nehirler politik sınırlar yaratmıştır. Jeolojinin bölümleri Jeoloji disiplini birçok değişik alana ayrılır ve uzmanlaşır. Jeoloji astronomi, fizik, kimya ve biyolojiyle ilişkilidir. Jeologlar çeşitli işlerde çalışırlar. Dünyanın nüfusu artıkça ve kısıtlı kaynaklara olan ihtiyaç büyüdükçe jeologların bilgisine olan ihtiyaçta büyüyecektir. Jeolojinin uzmanlık alanları ve diğer bilimlerle ilişkileri Uzmanlık Çalışma alanı Bilim Jeokronoloji Zaman ve dünya tarihi Astronomi Gezegen Jeolojisi Gezegenlerin jeolojisi Astronomi Paleontoloji Fosil Biyoloji Ekonomik Jeoloji Mineraller ve enerji kaynakları Kimya Çevre Jeolojisi Çevre Kimya Jeokimya Dünya kimyası Kimya Hidrojeoloji Su kaynakları Kimya Mineraloji Mineraller Kimya Petrografi Kayaçlar Kimya Jeofizik Dünyanın iç yapısı Fizik Yapısal Jeoloji Kayaç deformasyonları Fizik Sismoloji Depremler Fizik Jeomorfoloji Yüzey şekilleri Oşinografi Okyanuslar Paleografi Antik jeografik yapılar ve lokasyonlar Stratigrafi-Sedimantoloji Tabakalı kayaçlar ve sedimanlar Askeri Jeoloji Depo, sığınak Jeolojik Miras Jeolojik özelliği ve güzelliği olan yapılar Jeoarkeoloji Arkeolojik materyallerin jeolojik tanımı Tıbbi Jeoloji Volkan, deprem, mineral, kayaç, su unsurları ve insan sağlığı Stratigrafi: Yerkabuğunu oluşturan tabakaların birbiri ile olan ilgisinden, yerkabuğunun oluşumundan ve gelişiminden bahseder. Belirli bir evrim geçiren yerkabuğunun anorganik gelişimini inceleyen jeoloji dalıdır. Yapısal Jeoloji/Tektonik: Yerkabuğunun yapısından ve bu yapıyı oluşturan çeşitli hareketlerden ve deformasyonlardan bahseder. Yerkabuğunun hareketlerini inceler. Yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketlerini araştırır. Levhaların birbirlerine göre olan bağıl hareketlerini inceler. Yerkabuğundaki kırılmaları (fayları), diri fayları İnceler. Faylanmadan doğan olayları araştırır. Yerkabuğunu şekillendiren kuvvetlerin türlerini, depremlerin büyüklüğünü, depremlerin merkezini araştırır. Sıvılaşmayı inceler. Riskli bölgelerini, afet bölgelerini önceden belirler. Doğabilecek zararların önlenmesi için her türlü araştırmayı yapar. Risk haritalarını hazırlar. Heyelan gibi olayların doğal olduğunu ancak afet olmadığını bilir. Tüm bunları ne için yapar? Doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar. Paleontoloji: Çok eski devirlerde yaşamış canlıları ve yaşayış biçimlerini araştırır. Jurasik Park gibi filmlere konu olur. Mineraloji: Yerkabuğunu oluşturan tüm minerallerin fiziksel, kimyasal, kristalografik ve optik özelliğini inceler. Mineral, topraktan çıkarılan kıymetli madde anlamına da gelmektedir. Özel ve Genel Mineraloji gibi dalları vardır. Kalsit jeolojik olarak bir mineraldir. Ancak ekonomik olarak bir hammaddedir. Kalsit; kağıt yapımında, ilaç yapımında kullanılmaktadır. Jips jeolojik olarak bir mineraldir. Ancak tarımda bir besleyici hammadde, iç mekanlarda kaplama malzemesidir. Talk jeolojik olarak Bir mineraldir. Bebek ve cilt bakımında kozmetik hammaddesidir. Trona, bor, kil, manyetit, malakit, zeolit gibi yüzlerce mineral insan hayatında günlük yaşamın vazgeçilmez hammadde kaynaklarıdır. Bazen duvarımızda süs, bazen yemek masalarımızda zevk, bazen boynumuzda kolye bazan kulağımıza küpe olur mineraller. Petrografi: Kayaçların oluşumunu inceler. Kayaçların; magmatik, volkanik, sedimanter ve metamorfik türü vardır. Volkanlar bazen lav, bazen kül püskürtür. İster lav isterse kül olup aksın hoş manzaralar sunar. Başlangıçta felaket, sonuçta peri bacaları gibi güzellikler sunabilir. Karbondioksit kuru buz olur. Buzdolabımızın damarlarında dolaşır. Kömür yakıt olur. Mühendislik jeolojisi: Yerkabuğu üzerine inşa edilecek olan mühendislik yapıları ile bunların üzerine kurulduğu yerin jeolojik-jeoteknik özelliklerini araştırır. Havalimanı gibi önemli mühendislik yapılarında yer seçimini yapar. Metro gibi ulaşım yollarının yapımında güzargah belirler. Tüm bu işlemlerde; laboratuvar çalışmaları titizlikle yapılır. Her türlü zemin için değişik analizler yapılarak, kurulacak yapıların zemin kriterleri belirlenir. Elde edilen nokta veya sondaj verileri bilgisayarda değerlendirilerek korelasyonlar yapılır. Yapı için hesaplamalar yapılır. Açılacak tünellerin harita ve kesitleri hazırlanır. Ekonomik jeoloji: Yerkabuğundaki tüm yer altı ve yer üstü ekonomik zenginliklerin, madenlerin ve endüstriyel hammaddelerin aranıp bulunması ile ilgilenir. Kum ve taş ocağı gibi inşaat malzemeleri kırma-öğütme, açık ocak işletmeciliğinde yamaç duraylılığından işletme yöntemlerine kadar incelemeler yapılır. Metalik madenler için açık ocaklardan üretim yapılabilir. Granit mermerciliği ekonomik jeoloji içerisinde ele alınır. Jeoloji biliminin tüm alt disiplinleri günümüzde bilgisayar teknolojisi ile desteklenmektedir. Uzaktan algılama, blok diyagram, akifer testleri, bilgisayarda, modellenebilmektedir. Bilgisayar uygulamalarında önemli olan veri tabanının sağlıklı olmasıdır. Yüzey haritaları sayısallaştırılarak jeoloji, çevre ve diğer amaçlarla kullanılabilir. Sondaj stamp ve kuyu loğları birlikte değerlendirilebilir. Üç boyutlu yer altı modellemeleri yapılabilir. Jeolojik kesitler çizilebilir. Stereonet hazırlanabilir. Doğal afetler, doğanın kendi iç dengelerinin olağan sonuçlarıdır. Gerekli önlemler alınmadığında çok ürkütücü sonuçlara yol açar. Karşılaşılan kayıpları en aza indirgemek, bilimsel temelde bilinçli bir planlama, hazırlama ve yerleşimi zorunlu kılar. Bu sulak ve mavi gezegende canlı yaşamının sürmesi, doğal kaynakların planlı ve paylaşımcı kullanılması ve doğal süreçlere insanlığın yararına bilimsel bir bakış ile olanaklı olabilir ancak. Türkiye’de jeoloji eğitimi Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ilk tıp okulu 14 Mart 1827 tarihinde II. Mahmut tarafından İstanbul&#8217;da, askeri hekim yetiştiren Tıphane-i Amire veya ‘’Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’’ ismiyle açılmıştır. Sivil tıp okulunun açılması ise 1909 yılında gerçekleşmiştir. Tıbbiye&#8217;de okutulan fizyoloji, kimya, anatomi, botanik derslerinin yanında hazırlık döneminin 4. sınıfında’’ ‘’Tabakat-ül Arz’’ veya ‘’İlm-ül Arz’’ ya da ‘’L-ma&#8217;aden’’ adı altında jeoloji dersleri veriliyordu. Bu dersi anlatan İbrahim Lütfü Paşa&#8217;nın çok zengin taş koleksiyonuna sahip olduğu ve mineralojiyi çok iyi bildiği için “Taşçı İbrahim Paşa” diye anıldığı belirtilmiştir. İbrahim Edhem Paşa’nın (1818-1893) “Medhal-i ‘İlm-i Jeoloji” başlığını taşıyan makaleler dizisi, 1862-1865 yılları arasında Münif Paşa’nın (1830-1910) popüler bilim dergisi Mecmû‘a-i Fünûn’da tefrika edilmiştir. Münif Paşa, bu makaleler dizisini İbrahim Edhem Paşa’nın fizik, kimya ve mineralojiye dair eserlerinden ve onun ‘İlm-i Jeoloji adlı kitabından derlediğini belirtmektedir. Münif Paşa, makaleye, ‘Mukaddime-i ‘ilm-i jeoloji’ başlıklı bir giriş yazmıştır. Makalede, jeolojik araştırma ve incelemeler bakımından önemli olduğu gerekçesiyle önce madde, maddenin üç hali, genel özellikleri, ısı, ışık, elektrik gibi temel fiziksel olgular hakkında bilgi verilir. Sonra yine jeolojiyle ilgili olan elementler, gazlar, gazların birbirleriyle ve diğer elementlerle oluşturduğu bileşikler, metaller, ametaller, asitler, bazlar ve tuzlar konusunda kimyasal açıklamalar yapılır. Daha sonra okyanuslar, denizler, nehirler, göller, tatlı su kaynakları, kutuplar ve buzullar tanıtılır. Makale taşlar, oluşumları, yapıları, fiziksel ve kimyasal özellikler hakkında verilen bilgilerle son bulur. Günümüzde ancak üniversite jeoloji bölümlerinde detaylandırılan bu alanların Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında ders olarak veriliyor olması, o günden bu güne eğitimin nasıl niteliksizleştirildiğinin göstergesidir. 2005 yılı itibariyle 27 üniversite jeoloji eğitimi vermekteydi: Bu sayı 2023 yılı itibariyle 11’e düşmüştür. 16 jeoloji bölümü kapatılmıştır. Jeoloji kitapları ve lisede jeoloji eğitimi Sağda, geçmiş yıllarda okullarda jeoloji bilgisi aktarılması için yazılmış bazı jeoloji kitapları görülmektedir. İbrahim Edhem Paşa’nın 1862 ile 1892 yılları arasında verdiği Mukaddime-i ‘ilm-i jeoloji’ kitabından yukarıda bahsettim. Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında jeoloji her lise öğrencisine 3 yıl boyunca zorunlu bir ders olarak okutulmuştur. 1929’da jeoloji, 1931 ve 1932’de yeni jeoloji, 1941, 1952, 1955’de jeoloji okutuluyordu. Liselerde jeoloji dersi müfredattan kaldırılmadan önce 1972, 1973, 1974, 1975, 1976 ve 1977’de jeoloji ders kitapları vardı ve seçmeli olarak jeoloji dersleri veriliyordu. Jeoloji dersi önce seçmeli ders haline getirildi, sonra coğrafya dersi kapsamına alındı ve en sonunda da müfredattan tamamen çıkartıldı. Burada amaç belliydi. Gezegenimizin devam eden evrim gerçeğini yok sayarak, evrimsel düşünceye set çekmek. Jeoloji dersinin kaldırılmasıyla, öğrenciler yaşadıkları coğrafyada kendilerini dünyanın başka yerlerinde görülmedik ölçüde yaşamsal olarak etkileyecek, doğa olayları ve buna karşı önlemler konusunda bilgilenme olanağından yoksun bırakılmışlardır. Lise eğitimi gördüğüm 1970-1973 yılları arasında jeoloji dersi almış ve dersteki başarılarım beni, üniversitede jeoloji bölümünü tercih etmeme neden olmuştu. Mezun olduktan sonra jeoloji mesleğimi başarılı şekilde yapmış, emekliliğimde de jeoloji bilimine hizmet etmeye, halkın yararına üretmeye devam etmekteyim. Jeoloji bilimi, doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar. Japonya’da ilkokul seviyesinden itibaren her çocuk jeoloji dersini almak zorundadır. Türkiye de, Japonya gibi en riskli deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. İlkokuldan başlayarak her dönemde jeoloji bilgisi verilmeli, okullarda jeoloji ayrı bir ders olarak müfredata tekrar konmalıdır. Dr. Eşref Atabey / Jeoloji Yüksek Mühendisi, Tıbbi Jeoloji uzmanı, Yazar</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/bilim-her-zaman-gercegi-aramaktir-jeoloji-de">Bilim her zaman gerçeği aramaktır, jeoloji de!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız depremler bize jeoloji biliminin yaşam için ne kadar önemli olduğunu, bilimi bilmezsek yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlike olduğunu bir kez daha hatırlattı.</p>
<p>Jeoloji bilimi, deprem, tsunami, volkan patlaması, sel, su taşkını, heyelan, zemin sıvılaşması, çökme, kaya düşmesi, çığ, göktaşı yağmuru, erozyon, çölleşme, toz fırtınaları gibi doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı görevini yapar.</p>
<p>Üzerinde bulunduğumuz 4.5 milyar yıllık gezegen hala evrimleşiyor. Kıtalar yer değiştiriyor; volkanlar patlıyor; buzullar büyüyor ve kayıyorlar. Dünyanın kabuğu arkasında bir sürü jeolojik sır bırakarak hayret verici şekilde parçalara bölünüyor.</p>
<p>Dünya evrimleştikçe deprem, tsunami, volkan patlaması, sel, su taşkını, heyelan, zemin sıvılaşması, çökme, çığ, tayfun, tornado, kasırga, siklon, fırtına, dolu, kar ve tipi, kuraklık, ısı dalgası, soğuk dalgası, yıldırım, göktaşı yağmuru, erozyon, çölleşme, toz fırtınaları gibi yer kökenli ve iklimsel jeolojik doğa olayları ile iklim değişikliği hep olacaktır.</p>
<p>Yaşam boyunca hayatta kalma mücadelesi içinde tek çare, yerkürenin devam eden evrimini doğru anlamak ve ona uyum sağlamaktır. Bu da jeoloji bilimini anlamaktan geçiyor. Bilim her zaman gerçeği aramaktır. Jeoloji de. Bilim dışı yapacağımız her şey bizler için potansiyel bir tehlikedir.</p>
<p><strong>Depremleri önceden bilebilir miyiz? </strong></p>
<p>Soracak olursanız cevap hayır olur. Bu soruyla ne kastedildiği çok açık. Hangi fay hattında, ne zaman olacak; öğrenmek. Ama söyleyeceğimiz çok şey var. Hangi faylar büyük depremlere neden olur, bu depremlerin şiddeti ne kadar olur? Belirli zamanlarda gerçekleşen depremlerin oluş nedeninin cevabı var olacaktır. Tüm doğa süreçleri temelinde jeoloji vardır. Bunlara cevap verecektir.</p>
<p>Her deprem olduğunda can ve mal kaybı olur. Depremden sonra jeoloji mesleği ve yer bilimi hatırlanır. Neden deprem olduğu ve depremin etkileri bir süre tartışılır. Daha sonra her şey normalleşir.</p>
<p>Doğa tehlikeleri yönüyle dünyada en riskli ülkeler arasında Türkiye ilk sıralardadır. Hal böyle iken jeoloji nedir, jeologlar ne iş yapar, üniversitelerin jeoloji bölümlerinden mezun on binlerce jeoloji mühendisleri neden işsizdir, bu bölümden mezun olanlar neden başka mesleklerdeki işlere yönelmek zorunda kalırlar, başımıza bunca doğa felaketi geliyorken bu mesleğe neden önem verilmez ve önerileri neden dikkate alınmaz, yönetenlerin bunda payı nedir gibi sorular sorulmalıdır.</p>
<p>Oysa jeoloji bilimi her zaman ve her an günlük yaşamımızdadır. Yaşam için her alanda bilgiye ihtiyacımız vardır, ancak jeoloji bilimine fazlasıyla ihtiyaç vardır.</p>
<p>Jeoloji, doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar.</p>
<p>Ayak bastığımız zemin yani yerkabuğu, çevremizde gördüğümüz dağlar, vadiler ve ovalar nasıl oluşmuş; sıcak sular, içtiğimiz su nereden gelir; jeoloji bilmek gerekir. Yerkabuğu canlıların beslenmesi için mineral ve elementleri bünyesinde barındırır. Toprak olur bitkileri besler, sonra besinler bizi besler. Yaşamımız kayaçlara bağlıdır. O olmazsa toprak olmaz, su da, besinler de olmaz.</p>
<p><strong>Yeryüzünde karşılaştığımız doğa tehlikeleri deprem, sel, su taşkını, çığ, heyelan, kaya düşmesi bunları anlayabilecek miyiz?</strong></p>
<p>Soluduğumuz havadaki zararlı tozlar, içtiğimiz sudaki toksik elementler nelerdir, çevremizdeki doğa olaylarını anlama ve önlem için jeolojiye ihtiyaç var. Dünyada doğa olaylarının yoğun yaşandığı Türkiye’de jeoloji bilimine yeterince önem veriyor muyuz?</p>
<p>Türkiye jeolojik konumu açısından bir bakıma şanslı, bir bakıma şanssız bir ülkedir. Son 60 milyon yıldır yerkabuğundaki levhaların hareketleri, tektonik işlevler, bu ülkeye birçok kaynak kazandırmasının yanı sıra, bu alanı hamur gibi karıştırarak, çok kısa mesafelerde değişik bileşimli fasiyeslerin, katmanların, yapıların yan yana, alt alta, içi içe geçmesine neden olmuştur.</p>
<p>Jeoloji bilirsek, jeoloji bilimine önem verirsek depremi de, doğa tehlikelerini de anlar, tehlikeye karşı önlem alırız. Yok, eğer anlamaz ve bildiğimiz yolda devam edersek, sonu hüsranla biter ve kaybedeni insan olur.</p>
<div id="attachment_29187" style="width: 310px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-29187" class="wp-image-29187 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/erf-300x225.jpeg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/erf-300x225.jpeg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/erf-1024x768.jpeg 1024w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><p id="caption-attachment-29187" class="wp-caption-text">Eşref Atabey</p></div>
<p><strong>Jeoloji nedir? Jeolog ne iş yapar?</strong></p>
<p>Jeoloji yer bilimi demektir. (geos/geo/yer) (logos/loji/bilim). Yerin yapılışını ve bileşimini, oluşumundan bugüne kadar geçirdiği ve halen de geçirmekte olduğu fiziksel, kimyasal ve biyolojik evreleri araştıran bir bilim dalıdır.</p>
<p>Yaşam alanımız olan gezegenimizin tarihçesini, bu tarihçe boyunca gelişen iç ve dış süreçleri, canlıların evrimini, insanlığın yararlanabileceği yer altı ve yer üstü kaynaklarını ve insanlığın daha sağlıklı bir ortamda, doğa ile barışık yaşayabilmesi için gereken koşulları araştıran bilim dalıdır.</p>
<p>Genellikle <strong>iki ana alana</strong> sahiptir; fiziksel jeoloji ve tarihsel jeoloji. <strong>Fiziksel jeoloji</strong>, mineraller, kayaçlar, bunların yanında dünyanın içindeki ve yüzeyindeki olayların süreçleri gibi dünya materyallerinin üzerinde çalışır. <strong>Tarihsel jeoloji</strong> ise dünyanın, kıtaların, okyanusların, atmosferin, yaşamın kökenini ve evrimi üzerinde çalışır.</p>
<p>Jeolojinin hemen hemen her yönü ekonomi ve çevreyle ilişkilidir. Çoğu jeolog uzmanlık bilgisini, sanayileşmiş toplumun temeli olan mineral ve enerji kaynaklarını aramak için kullanır. Yenilenemeyen kaynaklara ihtiyaç artıkça, jeologlar, ekonomik başarı olanakları yüksek alanlara ilginin odaklanmasına yardımcı olacak özel yolların bulunması için temel jeoloji prensiplerini uygulayacaklar.</p>
<p>Her ne kadar mineral ve enerji kaynaklarını bulmak önemliyse de çeşitli çevre sorunlarını çözmede jeologların uzmanlık alanlarından yararlanılır. Bazı jeologlar, gelişen her topluluğun ihtiyacı olan yer altı suyunun bulunmasında ve yer altı ve yüzey sularındaki kirlenmenin takibi ve temizleme yollarının önerilmesinde yer alırlar. Jeoloji mühendisleri, güvenli baraj yeri seçimi, atık depolama bölgeleri, enerji tesislerinin yer seçiminde ve depreme dayanıklı binaların dizaynında yardımcı olurlar.</p>
<p>Jeologlar ayrıca kısa ve uzun süreler için tahribatla sonuçlanabilecek olası deprem ve volkanik patlamaları hakkında tahminler yapar. Bunun yanında bu gibi doğal afetler için hazırlanan risk planlarını tasarlamakta resmi savunma planlamacılarıyla beraber çalışırlar.</p>
<p><strong>Jeoloji ve günlük yaşam</strong></p>
<p>Yıkıcı volkanik patlamalar, depremler, heyelan felaketi, büyük deniz dalgaları, sel, kuraklık çoğu insanı etkileyen olaylardır. Her ne kadar doğal afetleri engelleyemesek de, onlar hakkında ne kadar bilgimiz olursa, daha iyi tahminler yaparak etkilerinin şiddetini kontrol edebiliriz. Bu çevresel hareketler herkesi gezegenimize ve çeşitli sistemler arasındaki hassas dengeye yakından bakmaya zorlamaktadır.</p>
<p>Karmaşanın artması, teknolojinin toplumu yönlendirmesi vatandaş olarak bizi bilimi daha iyi anlamaya zorluyor. Böylece hayatımızı etkileyen bu tür olaylarla ilgili seçeneklerde bilgi sahibi oluyoruz. Katı atıkların yok edilmesi, yer altı suyunun kirlenmesi, asit yağmurları gibi sanayi toplumlarının olumsuz yönlerinin farkındayız. İnsanın çevre üzerindeki etkilerini, artan sayılarda, öğreniyoruz ve küresel ekosistem dinamiği üzerinde oynadığımız rolü daha fazla inkar edemeyiz.</p>
<p>Çoğu insan için jeolojinin günlük hayata etkilerinin kapsamının farkında değildir. Bazı insanlar için jeoloji ve basında çıkan mineral kaynakları, atık yok etme, kirlenme gibi sorunlar arasındaki ilişkiyi uzak bulmak ya da önemini anlamakta zorlanıyor. Ama günlük hayatta jeolojiye olan ihtiyacımızı bir düşünün.</p>
<ul>
<li>Cihazlarımızda kullandığımız elektriğin kömür, yağ, doğal gazın yanması ve nükleer tesislerde kullanılan uranyumdan üretilir.</li>
<li>Kömür, petrol ve uranyum jeologlar tarafından bulunur.</li>
<li>Elektriği ileten bakır ya da diğer metal kablolar mineral aramaları sonucu bulunan materyallerden yapılır.</li>
<li>Yaşadığımız ya da çalıştığımız binalar varlıklarını jeolojik kaynaklara borçludur.</li>
<li>Beton yapılar (beton kil, kum, çakıl ve kireçtaşı karışımıdır).</li>
<li>Kuvars minerali pencere camı temel bileşenidir.</li>
<li>Binaların içinde tesisat borularında kullanılan metal ve plastikler metaller cevher depozitlerinden, plastik petrolün damıtılması sonucu arıtılmamış yağdandır.</li>
<li>İş yerlerine giderken kullandığımız arabalar ve toplu taşıma araçlarını çalıştırmak ve yağlamak için petrolün yan ürünlerini, yapımında metal bileşikleri ve plastik kullanılır.</li>
<li>Karayolları ve demir yolları yapımında, asfalt, çakıl, beton, çelik gibi jeoloji materyallerinden yapılır. Tüm bunlar jeolojik kaynakların üretiminin sonucudur.</li>
</ul>
<p>Birey ve toplum olarak hayat standartlarımız birçok jeolojik materyallerin tüketimine dayanır. Bu yüzden jeoloji ve nasıl kullandığımızı ve jeolojik kaynakların yokluğunun doğanın hassas dengesini ve çevremiz kadar kültürümüzü düzelmeyecek şekilde değiştirdiğinin farkında olmaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Asit yağmurları, yeşil ev sera etkisi, ozon tabakasının yok olması tartışılıp ve düşünüldüğü zaman, bunların izole edilmiş kavramlar değil Dünyayı da kapsayan geniş sistemin parçaları olduğunu hatırlamak gerekir. Buna göre anlamalıyız ki yaptığımız değişiklikler biz fark etmesek bile küresel eko sistemde geniş alanlı etkiler yapabilir. Bu nedenden dolayı jeolojiyi anlamak, genel olarak bilimi, bu değişikliklerin ekosistemde sebep olduğu yıkımı minimize etmekte bize yardımcı olur.</p>
<p>Şunu hatırlamalıyız ki diğer yaşam formları gibi insanlarda eko sistemin parçaları ama sadece bizim varlığımız ekosistemi etkiliyor. Bundan dolayı güvenilir bilimsel bilgiye dayanan sorumlu tavır sergilemeliyiz böylece gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre miras bırakabiliriz.</p>
<p>1992 yılında Rio’da toplanan Birleşmiş Milletlerin “Çevre ve Gelişme” konferansında, sürdürülebilir kalkınmanın içeriğine olan ilgi artmıştır. Bu önemli içerik temel insan ihtiyaçlarını sağlarken çevremizi korumanın ekonomik gelişmenin devamını garantiye alacağını söylemektedir. Küresel nüfusun büyümesi yiyeceğe, suya, doğal kaynaklara, yenilenemeyen mineral ve enerji kaynaklarına olan ihtiyacı artıracaktır. Jeologlar ihtiyaç duyulan kaynakların bulunması ve gelecek nesillerin yararı için çevrenin korunmasını garanti altına alınmasın da büyük rol oynayacaktır.</p>
<p><strong>Jeoloji ve insan deneyimi</strong></p>
<p>Çoğu insan günlük hayatta jeolojiye olan ihtiyaç ve müzik, resim ve literatür de jeolojiyle ilgili referansların kapsamına şaşırır. Kayalar ve manzaralar çoğu taslak ve resimlerde gerçekci şekilde sergilenir. Örneğin; ünlü ressam Leonardo da Vinci’nin “Virgin of The Rocks&#8221; ve &#8220;Virgin and Child with Saint Anne”, Giovanni Bellini’nin “Saint Francis in Ecstasy and Saint Jerome”, ve Asher Brown Durand’ın “Kindred Spirits&#8221;.</p>
<p>Müzik alanında da Ferde Grofe’nin “Grand Kanyon Suite” hiç şüphe yok ki Arizona’daki Büyük Kanyon ve onun geniş kayalarının sergilediği ihtişam ve sonsuzluktan ilham almıştır. İç Hebridlerdeki Staffa Adası’ndaki kayalar Felix Mendelssoh’un ünlü “Hebrides Overtur”una ilham sağlamıştır.</p>
<p>Jeoloji referansları Alman Masalı Grimm kardeşler ve Jules Verne’nin “Dünyanın Merkezine Seyahat” kitabında dünyanın iç yapısına göndermeler yapar. İngiliz şair Percy B’nin “Ozymandias&#8221; şiirinin bir kıtasında; hiçbir şeyin sonsuza kadar kalmayacağı gerçeğini, kayaların sonunda zaman ve bozunma ile tahrip olarak parçalandığıyla bağdaştırır. Jeoloji referansları ünlü karikatürlerde de bulunabilir. En bilinenleri Johnny Hard “B.C” ve Gary Larson “The Far Side”.</p>
<p>Jeoloji tarihte de önemli rol oynamıştır. Savaşlar petrol, gaz, altın, gümüş, elmas ve diğer doğal kaynakların kontrolü için çıkmıştır. İmparatorluklar, doğal kaynakların sömürüsü ya da dağılımıyla yükselmiş ya da dağılmışlardır. Dünyanın biçimi ya da topografyası jeolojik faktörler sonucu şekillenmiş bu da askeri taktiklerde önemli rol oynamıştır. Sıradağlar ya da nehirler politik sınırlar yaratmıştır.</p>
<p><strong>Jeolojinin bölümleri</strong></p>
<p>Jeoloji disiplini birçok değişik alana ayrılır ve uzmanlaşır. Jeoloji astronomi, fizik, kimya ve biyolojiyle ilişkilidir. Jeologlar çeşitli işlerde çalışırlar. Dünyanın nüfusu artıkça ve kısıtlı kaynaklara olan ihtiyaç büyüdükçe jeologların bilgisine olan ihtiyaçta büyüyecektir.</p>
<p>Jeolojinin uzmanlık alanları ve diğer bilimlerle ilişkileri</p>
<dl>
<dd>
<table border="1" width="648" cellspacing="0" cellpadding="9">
<colgroup>
<col width="168" />
<col width="330" />
<col width="94" /></colgroup>
<tbody>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Uzmanlık</td>
<td width="330">Çalışma alanı</td>
<td width="94">Bilim</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeokronoloji</td>
<td width="330">Zaman ve dünya tarihi</td>
<td width="94">Astronomi</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Gezegen Jeolojisi</td>
<td width="330">Gezegenlerin jeolojisi</td>
<td width="94">Astronomi</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Paleontoloji</td>
<td width="330">Fosil</td>
<td width="94">Biyoloji</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Ekonomik Jeoloji</td>
<td width="330">Mineraller ve enerji kaynakları</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Çevre Jeolojisi</td>
<td width="330">Çevre</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeokimya</td>
<td width="330">Dünya kimyası</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Hidrojeoloji</td>
<td width="330">Su kaynakları</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Mineraloji</td>
<td width="330">Mineraller</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Petrografi</td>
<td width="330">Kayaçlar</td>
<td width="94">Kimya</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeofizik</td>
<td width="330">Dünyanın iç yapısı</td>
<td width="94">Fizik</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Yapısal Jeoloji</td>
<td width="330">Kayaç deformasyonları</td>
<td width="94">Fizik</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Sismoloji</td>
<td width="330">Depremler</td>
<td width="94">Fizik</td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeomorfoloji</td>
<td width="330">Yüzey şekilleri</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Oşinografi</td>
<td width="330">Okyanuslar</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Paleografi</td>
<td width="330">Antik jeografik yapılar ve lokasyonlar</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Stratigrafi-Sedimantoloji</td>
<td width="330">Tabakalı kayaçlar ve sedimanlar</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Askeri Jeoloji</td>
<td width="330">Depo, sığınak</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeolojik Miras</td>
<td width="330">Jeolojik özelliği ve güzelliği olan yapılar</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Jeoarkeoloji</td>
<td width="330">Arkeolojik materyallerin jeolojik tanımı</td>
<td width="94"></td>
</tr>
<tr valign="TOP">
<td width="168">Tıbbi Jeoloji</td>
<td width="330">Volkan, deprem, mineral, kayaç, su unsurları ve insan sağlığı</td>
<td width="94"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</dd>
</dl>
<p><strong>Stratigrafi:</strong> Yerkabuğunu oluşturan tabakaların birbiri ile olan ilgisinden, yerkabuğunun oluşumundan ve gelişiminden bahseder. Belirli bir evrim geçiren yerkabuğunun anorganik gelişimini inceleyen jeoloji dalıdır.</p>
<p><strong>Yapısal Jeoloji/Tektonik:</strong> Yerkabuğunun yapısından ve bu yapıyı oluşturan çeşitli hareketlerden ve deformasyonlardan bahseder. Yerkabuğunun hareketlerini inceler. Yerkabuğunu oluşturan levhaların hareketlerini araştırır. Levhaların birbirlerine göre olan bağıl hareketlerini inceler. Yerkabuğundaki kırılmaları (fayları), diri fayları İnceler. Faylanmadan doğan olayları araştırır. Yerkabuğunu şekillendiren kuvvetlerin türlerini, depremlerin büyüklüğünü, depremlerin merkezini araştırır. Sıvılaşmayı inceler. Riskli bölgelerini, afet bölgelerini önceden belirler. Doğabilecek zararların önlenmesi için her türlü araştırmayı yapar. Risk haritalarını hazırlar. Heyelan gibi olayların doğal olduğunu ancak afet olmadığını bilir.</p>
<p><strong>Tüm bunları ne için yapar?</strong> Doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar.</p>
<p><strong>Paleontoloji:</strong> Çok eski devirlerde yaşamış canlıları ve yaşayış biçimlerini araştırır. Jurasik Park gibi filmlere konu olur.</p>
<p><strong>Mineraloji:</strong> Yerkabuğunu oluşturan tüm minerallerin fiziksel, kimyasal, kristalografik ve optik özelliğini inceler. Mineral, topraktan çıkarılan kıymetli madde anlamına da gelmektedir. Özel ve Genel Mineraloji gibi dalları vardır.</p>
<ul>
<li>Kalsit jeolojik olarak bir mineraldir. Ancak ekonomik olarak bir hammaddedir. Kalsit; kağıt yapımında, ilaç yapımında kullanılmaktadır.</li>
<li>Jips jeolojik olarak bir mineraldir. Ancak tarımda bir besleyici hammadde, iç mekanlarda kaplama malzemesidir.</li>
<li>Talk jeolojik olarak Bir mineraldir. Bebek ve cilt bakımında kozmetik hammaddesidir.</li>
<li>Trona, bor, kil, manyetit, malakit, zeolit gibi yüzlerce mineral insan hayatında günlük yaşamın vazgeçilmez hammadde kaynaklarıdır.</li>
<li>Bazen duvarımızda süs, bazen yemek masalarımızda zevk, bazen boynumuzda kolye bazan kulağımıza küpe olur mineraller.</li>
</ul>
<p><strong>Petrografi:</strong> Kayaçların oluşumunu inceler. Kayaçların; magmatik, volkanik, sedimanter ve metamorfik türü vardır. Volkanlar bazen lav, bazen kül püskürtür. İster lav isterse kül olup aksın hoş manzaralar sunar. Başlangıçta felaket, sonuçta peri bacaları gibi güzellikler sunabilir. Karbondioksit kuru buz olur. Buzdolabımızın damarlarında dolaşır. Kömür yakıt olur.</p>
<p><strong>Mühendislik jeolojisi:</strong> Yerkabuğu üzerine inşa edilecek olan mühendislik yapıları ile bunların üzerine kurulduğu yerin jeolojik-jeoteknik özelliklerini araştırır. Havalimanı gibi önemli mühendislik yapılarında yer seçimini yapar. Metro gibi ulaşım yollarının yapımında güzargah belirler. Tüm bu işlemlerde; laboratuvar çalışmaları titizlikle yapılır. Her türlü zemin için değişik analizler yapılarak, kurulacak yapıların zemin kriterleri belirlenir. Elde edilen nokta veya sondaj verileri bilgisayarda değerlendirilerek korelasyonlar yapılır. Yapı için hesaplamalar yapılır. Açılacak tünellerin harita ve kesitleri hazırlanır.</p>
<p><strong>Ekonomik jeoloji:</strong> Yerkabuğundaki tüm yer altı ve yer üstü ekonomik zenginliklerin, madenlerin ve endüstriyel hammaddelerin aranıp bulunması ile ilgilenir.</p>
<p>Kum ve taş ocağı gibi inşaat malzemeleri kırma-öğütme, açık ocak işletmeciliğinde yamaç duraylılığından işletme yöntemlerine kadar incelemeler yapılır. Metalik madenler için açık ocaklardan üretim yapılabilir. Granit mermerciliği ekonomik jeoloji içerisinde ele alınır.</p>
<p>Jeoloji biliminin tüm alt disiplinleri günümüzde bilgisayar teknolojisi ile desteklenmektedir.</p>
<p>Uzaktan algılama, blok diyagram, akifer testleri, bilgisayarda, modellenebilmektedir. Bilgisayar uygulamalarında önemli olan veri tabanının sağlıklı olmasıdır. Yüzey haritaları sayısallaştırılarak jeoloji, çevre ve diğer amaçlarla kullanılabilir. Sondaj stamp ve kuyu loğları birlikte değerlendirilebilir. Üç boyutlu yer altı modellemeleri yapılabilir. Jeolojik kesitler çizilebilir. Stereonet hazırlanabilir.</p>
<p>Doğal afetler, doğanın kendi iç dengelerinin olağan sonuçlarıdır. Gerekli önlemler alınmadığında çok ürkütücü sonuçlara yol açar. Karşılaşılan kayıpları en aza indirgemek, bilimsel temelde bilinçli bir planlama, hazırlama ve yerleşimi zorunlu kılar.</p>
<p>Bu sulak ve mavi gezegende canlı yaşamının sürmesi, doğal kaynakların planlı ve paylaşımcı kullanılması ve doğal süreçlere insanlığın yararına bilimsel bir bakış ile olanaklı olabilir ancak.</p>
<p><strong>Türkiye’de jeoloji eğitimi</strong></p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ilk tıp okulu 14 Mart 1827 tarihinde II. Mahmut tarafından İstanbul&#8217;da, askeri hekim yetiştiren Tıphane-i Amire veya ‘’Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’’ ismiyle açılmıştır. Sivil tıp okulunun açılması ise 1909 yılında gerçekleşmiştir. Tıbbiye&#8217;de okutulan fizyoloji, kimya, anatomi, botanik derslerinin yanında hazırlık döneminin 4. sınıfında’’ ‘’Tabakat-ül Arz’’ veya ‘’İlm-ül Arz’’ ya da ‘’L-ma&#8217;aden’’ adı altında jeoloji dersleri veriliyordu. Bu dersi anlatan İbrahim Lütfü Paşa&#8217;nın çok zengin taş koleksiyonuna sahip olduğu ve mineralojiyi çok iyi bildiği için “Taşçı İbrahim Paşa” diye anıldığı belirtilmiştir.</p>
<p>İbrahim Edhem Paşa’nın (1818-1893) “Medhal-i ‘İlm-i Jeoloji” başlığını taşıyan makaleler dizisi, 1862-1865 yılları arasında Münif Paşa’nın (1830-1910) popüler bilim dergisi Mecmû‘a-i Fünûn’da tefrika edilmiştir.</p>
<p>Münif Paşa, bu makaleler dizisini İbrahim Edhem Paşa’nın fizik, kimya ve mineralojiye dair eserlerinden ve onun ‘İlm-i Jeoloji adlı kitabından derlediğini belirtmektedir. Münif Paşa, makaleye, ‘Mukaddime-i ‘ilm-i jeoloji’ başlıklı bir giriş yazmıştır.</p>
<p>Makalede, jeolojik araştırma ve incelemeler bakımından önemli olduğu gerekçesiyle önce madde, maddenin üç hali, genel özellikleri, ısı, ışık, elektrik gibi temel fiziksel olgular hakkında bilgi verilir. Sonra yine jeolojiyle ilgili olan elementler, gazlar, gazların birbirleriyle ve diğer elementlerle oluşturduğu bileşikler, metaller, ametaller, asitler, bazlar ve tuzlar konusunda kimyasal açıklamalar yapılır. Daha sonra okyanuslar, denizler, nehirler, göller, tatlı su kaynakları, kutuplar ve buzullar tanıtılır. Makale taşlar, oluşumları, yapıları, fiziksel ve kimyasal özellikler hakkında verilen bilgilerle son bulur.</p>
<p>Günümüzde ancak üniversite jeoloji bölümlerinde detaylandırılan bu alanların Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında ders olarak veriliyor olması, o günden bu güne eğitimin nasıl niteliksizleştirildiğinin göstergesidir.</p>
<p>2005 yılı itibariyle 27 üniversite jeoloji eğitimi vermekteydi: Bu sayı 2023 yılı itibariyle 11’e düşmüştür. 16 jeoloji bölümü kapatılmıştır.</p>
<p><strong>Jeoloji kitapları ve lisede jeoloji eğitimi</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-29183 size-medium alignright" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/lisejeokitap-239x300.jpg" alt="" width="239" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/lisejeokitap-239x300.jpg 239w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/lisejeokitap-814x1024.jpg 814w" sizes="auto, (max-width: 239px) 100vw, 239px" /></p>
<p>Sağda, geçmiş yıllarda okullarda jeoloji bilgisi aktarılması için yazılmış bazı jeoloji kitapları görülmektedir. İbrahim Edhem Paşa’nın 1862 ile 1892 yılları arasında verdiği Mukaddime-i ‘ilm-i jeoloji’ kitabından yukarıda bahsettim.</p>
<p>Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında jeoloji her lise öğrencisine 3 yıl boyunca zorunlu bir ders olarak okutulmuştur. 1929’da jeoloji, 1931 ve 1932’de yeni jeoloji, 1941, 1952, 1955’de jeoloji okutuluyordu. Liselerde jeoloji dersi müfredattan kaldırılmadan önce 1972, 1973, 1974, 1975, 1976 ve 1977’de jeoloji ders kitapları vardı ve seçmeli olarak jeoloji dersleri veriliyordu.</p>
<p>Jeoloji dersi önce seçmeli ders haline getirildi, sonra coğrafya dersi kapsamına alındı ve en sonunda da müfredattan tamamen çıkartıldı.</p>
<p><strong>Burada amaç belliydi. Gezegenimizin devam eden evrim gerçeğini yok sayarak, evrimsel düşünceye set çekmek.</strong></p>
<p>Jeoloji dersinin kaldırılmasıyla, öğrenciler yaşadıkları coğrafyada kendilerini dünyanın başka yerlerinde görülmedik ölçüde yaşamsal olarak etkileyecek, doğa olayları ve buna karşı önlemler konusunda bilgilenme olanağından yoksun bırakılmışlardır.</p>
<p>Lise eğitimi gördüğüm 1970-1973 yılları arasında jeoloji dersi almış ve dersteki başarılarım beni, üniversitede jeoloji bölümünü tercih etmeme neden olmuştu. Mezun olduktan sonra jeoloji mesleğimi başarılı şekilde yapmış, emekliliğimde de jeoloji bilimine hizmet etmeye, halkın yararına üretmeye devam etmekteyim.</p>
<p>Jeoloji bilimi, doğa tehlikelerini inceleyerek, araştırarak insanların yaşamlarının tehlikeye girmemesi için sezinleyip, görerek önceden uyarı yapar.</p>
<p>Japonya’da ilkokul seviyesinden itibaren her çocuk jeoloji dersini almak zorundadır. Türkiye de, Japonya gibi en riskli deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. İlkokuldan başlayarak her dönemde jeoloji bilgisi verilmeli, okullarda jeoloji ayrı bir ders olarak müfredata tekrar konmalıdır.</p>
<p><strong>Dr. Eşref Atabey / Jeoloji Yüksek Mühendisi, Tıbbi Jeoloji uzmanı, Yazar</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/surdurulebilirlik/bilim-her-zaman-gercegi-aramaktir-jeoloji-de">Bilim her zaman gerçeği aramaktır, jeoloji de!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29180</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
