<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>lider arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/lider/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/lider</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Mar 2023 10:24:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Dijital çelişki</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-celiski</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tanol Türkoglu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2023 10:24:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tanol Türkoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Y]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[hesap sormak]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[post-hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[post-truth]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk toplumu liderlerine baskı yapacak güçte değil mi? Yoksa baskı yaptığı konular zamanın ruhuyla mı çelişiyor? Eğer doğal afet iktidar partisinin yönetimindeki bir belediyenin sınırları içinde oluşmuşsa “mukadderat”, “fıtrat”. Yok eğer bir muhalefet partisinin yönetimindeki belediyenin sınırları içinde oluşmuşsa kinayeli ifadelerle eleştiri. Sarayları yapan iktidarsa “ülkemizin büyüklüğüne yakışır”, tarihi değeri olan bir tabloyu müzayededen satın alan bir muhalefet partisinin belediyesi ise “bu ne israf!”. Örnekler çoğaltılabilir. Şüphesiz başka ülkelerin gündelik yaşamını yakından izleme imkanı olsa, o ülkelerde de benzer çelişkilerin yaşandığını gözlemek zor olmazdı! Bu çelişkili davranışlar temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bilginin insan ve toplum yaşamındaki yeri, değeri nedir? Her insan, toplum bilgi üretmeyi, bilgi sahibi olmayı hak ediyor mu? Netameli bir konu! Bu tür hak hukuk sorularının teorik cevabı elbette olumludur. Hangi birey ya da toplum olduğundan bağımsız. Yeryüzündeki her bireyin her toplumun bilgi alma, bilgi üretme, bilgiden istifade etme hakkı vardır; olmalıdır! Ancak işin pratiğine de ucundan bir bakmakta fayda var. Pratik uygulamada bilgi, bilgiye değer veren bireyin, toplumun hak ettiği bir olgu olarak gündelik yaşamda yerini almaktadır. Birey ya da toplum bilgiye değer vermiyorsa, o bilginin doğruluğunun da bir önemi, değeri kalmamaktadır. Herhangi bir kişi gündelik yaşamında bir gün öyle bir gün böyle konuşup birbiri ile çelişkili bilgilerle çevresiyle etkileşim kuruyorsa, çevresi o bireye nasıl tepki verir? Nedense bu soru herhangi bir birey için değil de toplumu yönlendiren kişiler için sorulduğunda toplum aynı netlikte tepki verememektedir. Hatta malum tüm dünyada bunun için güzel bir isim de icat edilmişti: Doğru-ötesi (post-truth). Eskiden yalan ya yanlış olan şey bugün “alternatif doğru” olarak etiketleniyor. Eskiden gerçek ile somut ile çelişen bilgileri veren, paylaşanların yüzüne dönüp bakılmaz, yalancılıkla ayıplanır, suçlanırlardı. Bugün ise herkesin bir alıcısı, onu ayakta alkışlayıcısı var. İçerik çöpe gitmiş durumda! Bu çelişkili yaklaşım sadece teorik bilgi üretimi, paylaşımı ile sınırlı değil. Benzer bir “başını kuma sokma” durumu stratejik yatırımlarda da göze çarpıyor. Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip kimi ülkeler örneğin bir milyar dolara uzaya giderken, o ligde olduğunu iddia eden başka bazı ülkeler benzer bir parayı kapısına birinci günden kilit vurduğu, daha açılmadan kapattığı oyun parklarına yatırıyor! Tüm dünyada işin gelip düğümlendiği nokta toplumun liderlerine hangi konularda nasıl baskı yaptığı yönünde. Örneğin Türkiye’de toplum liderlerine pek bir baskı yapacak düzeyde olmadığı ifade edilebiliyor; özellikle de eğitim düzeyine işaret edilerek. Bu pek de doğru bir tespit değil! Toplumun liderleri üzerinde bir baskı unsuru oluşturması söz konusu olmasa partiler, politikacılar, liderler ya da yerel yönetimler her fırsatta anket yapıp toplumun nabzını tutma konusunda bu denli hevesli olmazdı. Burada tespit edilmesi gereken nokta toplumun hangi konulara hassasiyet gösterip hangilerine göstermediği. Elbette ki Türk toplumunun da hassas olduğu konular var. Ama görünen o ki doğruluk, dürüstlük, vicdanlılık kişisel &#8211; toplumsal çıkarların üstüne çıkamıyor. Önce ben, sonra ben, sonra yine ben, ondan sonra sen! Hem de ateistlerin, nihilistlerin, narsistlerin ezici bir çoğunlukta olmadığı bir ülkede! Tanol Türkoğlu tanolturkoglu@gmail.com *Bu yazı HBT&#8217;nin 223. sayısında yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-celiski">Dijital çelişki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #000000;">Türk toplumu liderlerine baskı yapacak güçte değil mi? Yoksa baskı yaptığı konular zamanın ruhuyla mı çelişiyor?</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000;">Eğer doğal afet iktidar partisinin yönetimindeki bir belediyenin sınırları içinde oluşmuşsa “mukadderat”, “fıtrat”. Yok eğer bir muhalefet partisinin yönetimindeki belediyenin sınırları içinde oluşmuşsa kinayeli ifadelerle eleştiri. Sarayları yapan iktidarsa “ülkemizin büyüklüğüne yakışır”, tarihi değeri olan bir tabloyu müzayededen satın alan bir muhalefet partisinin belediyesi ise “bu ne israf!”. Örnekler çoğaltılabilir. Şüphesiz başka ülkelerin gündelik yaşamını yakından izleme imkanı olsa, o ülkelerde de benzer çelişkilerin yaşandığını gözlemek zor olmazdı!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu çelişkili davranışlar temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bilginin insan ve toplum yaşamındaki yeri, değeri nedir? Her insan, toplum bilgi üretmeyi, bilgi sahibi olmayı hak ediyor mu? Netameli bir konu! Bu tür hak hukuk sorularının teorik cevabı elbette olumludur. Hangi birey ya da toplum olduğundan bağımsız. Yeryüzündeki her bireyin her toplumun bilgi alma, bilgi üretme, bilgiden istifade etme hakkı vardır; olmalıdır! Ancak işin pratiğine de ucundan bir bakmakta fayda var.</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Pratik uygulamada bilgi, bilgiye değer veren bireyin, toplumun hak ettiği bir olgu olarak gündelik yaşamda yerini almaktadır. Birey ya da toplum bilgiye değer vermiyorsa, o bilginin doğruluğunun da bir önemi, değeri kalmamaktadır. Herhangi bir kişi gündelik yaşamında bir gün öyle bir gün böyle konuşup birbiri ile çelişkili bilgilerle çevresiyle etkileşim kuruyorsa, çevresi o bireye nasıl tepki verir? Nedense bu soru herhangi bir birey için değil de toplumu yönlendiren kişiler için sorulduğunda toplum aynı netlikte tepki verememektedir. Hatta malum tüm dünyada bunun için güzel bir isim de icat edilmişti: Doğru-ötesi (post-truth). Eskiden yalan ya yanlış olan şey bugün “alternatif doğru” olarak etiketleniyor. Eskiden gerçek ile somut ile çelişen bilgileri veren, paylaşanların yüzüne dönüp bakılmaz, yalancılıkla ayıplanır, suçlanırlardı. Bugün ise herkesin bir alıcısı, onu ayakta alkışlayıcısı var. İçerik çöpe gitmiş durumda! </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bu çelişkili yaklaşım sadece teorik bilgi üretimi, paylaşımı ile sınırlı değil. Benzer bir “başını kuma sokma” durumu stratejik yatırımlarda da göze çarpıyor. Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip kimi ülkeler örneğin bir milyar dolara uzaya giderken, o ligde olduğunu iddia eden başka bazı ülkeler benzer bir parayı kapısına birinci günden kilit vurduğu, daha açılmadan kapattığı oyun parklarına yatırıyor!</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Tüm dünyada işin gelip düğümlendiği nokta toplumun liderlerine hangi konularda nasıl baskı yaptığı yönünde. Örneğin Türkiye’de toplum liderlerine pek bir baskı yapacak düzeyde olmadığı ifade edilebiliyor; özellikle de eğitim düzeyine işaret edilerek. Bu pek de doğru bir tespit değil! Toplumun liderleri üzerinde bir baskı unsuru oluşturması söz konusu olmasa partiler, politikacılar, liderler ya da yerel yönetimler her fırsatta anket yapıp toplumun nabzını tutma konusunda bu denli hevesli olmazdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Burada tespit edilmesi gereken nokta toplumun hangi konulara hassasiyet gösterip hangilerine göstermediği. Elbette ki Türk toplumunun da hassas olduğu konular var. Ama görünen o ki doğruluk, dürüstlük, vicdanlılık kişisel &#8211; toplumsal çıkarların üstüne çıkamıyor. Önce ben, sonra ben, sonra yine ben, ondan sonra sen! Hem de ateistlerin, nihilistlerin, narsistlerin ezici bir çoğunlukta olmadığı bir ülkede!</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span lang="it-IT">Tanol Türkoğlu <a href="mailto:tanolturkoglu@gmail.com">tanolturkoglu@gmail.com</a></span></span></strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı HBT&#8217;nin 223. sayısında yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarhp/dijital-celiski">Dijital çelişki</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29113</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Lider olmanın kökünde ne yatıyor?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/lider-olmanin-kokunde-ne-yatiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Apr 2019 13:14:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[önder]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13706</guid>

					<description><![CDATA[<p>Lider izleyicilerine notlar: Bağlılık ve boyun eğme gibi kısmen genlerden kaynaklanan kişilik özelliklerinin insanlara birtakım yararlar sağladığı kuşkusuz, ama bu özelliklerin aşırıya kaçması kişinin körü körüne birilerinin peşine takılmasına neden olabilir. Güçlü önderler ve sorgusuz sualsiz onların peşlerine takılan kalabalıklardan oluşan bir birleşimin bugüne dek her iki tarafa da hiçbir yarar sağlamadığı ve sağlayamayacağı bir gerçek. Öğretmen sınıf projesine kimin önderlik etmek isteyeceğini sorduğunda, kimi öğrencilerin elleri havaya kalkarken, kimileri el kaldırmaz; kimileri bakışlarını öğretmenden kaçırmaya çalışırken, kimileri de, “Ben! Ben!” diye haykırıp öne çıkmaya çabalar. Küçük yaşta bile kimilerimiz böyle bir sorumluluğu üstlenmeye can atarken, kimilerimiz bu gibi rolleri üstlenmekten kaçınır ve görevi yüklenen kişinin izinden gitmeyi yeğleriz. Bu tür eğilimlerin küçük yaşlarda ortaya çıkması, bilimsel çalışmaların da ortaya koyduğu gibi, önderliğin, bir ölçüde, doğuştan edinilen bir özellik olduğu gerçeğiyle ilintili. Araştırmalar önderlikle ilgili konumların üstlenilmesinde gerçekten de girginlik, zekâ, egemen olma isteği ve fiziksel çekicilik gibi genetik birtakım özelliklerin etkili olduğunu ortaya koyuyor. Önderlerin izinden gidenler de tüm bu özelliklere sahip olabilirler. Ne var ki, insanların eşgüdüm içinde olmalarını destekleyen ve milyonlarca yıl öncesine uzanan evrimsel baskılar göz önünde tutulduğunda, önderlerin bir grup insanın bir araya gelmesi durumunda ortaya çıkması da kaçınılmaz oluyor. Egemen olma isteği  Claremont McKenna College önderlik ve örgütsel ruh bilim uzmanlarından Ron Riggio, “Önderlik DNA’larımızla bağlantılı bir özellik, hayvanlardaki egemen olma ve sıradüzenden (hiyerarşiden) kaynaklanan bir durumdur” diyor. Gelgelelim, insanoğlu fiziksel açıdan en büyük ve en güçlü olanın daha küçüklere egemen olduğu, doğal ast üst sisteminin büyük ölçüde ötesine geçmiştir. Öyle olmasaydı, tüm önderlerimiz Ulusal Futbol Ligi’nin yan hakemleri olurlardı. Oysa, önderler ve onların izinden gidenler çok farklı biçim ve boyutlarda olabilirler. Araştırmalar, sonuçta doğuştan birtakım eğilimlerin gelişmesinde yetiştirilme ve deneyimlerin can alıcı bir rol oynadığına işaret ediyor. Bir başka deyişle, en uç sınırları diktatörler olan önderler ve körü körüne onların peşlerine takılanlar sonradan oluşabiliyorlar. Patronluk doğuştan gelen bir özellik mi?  İnsanlar yönetme arzusunun aileden gelen bir özellik olduğunu düşünebilirler. Örneğin, ABD’nin siyasal yaşamına damga vuran Adams, Kennedy ve Bush ailelerini, ya da ABD Ulusal Futbol Ligi takımlarında bir geleneğe dönüşen Manning’leri düşünün. Araştırmalar önderliğin bir bireyin “doğasından” kaynaklanabileceği, birilerine öncülük etme arzusunun genler yoluyla anne babalardan çocuklara aktarıldığı görüşünü destekliyor. Singapur Ulusal Üniversitesi yönetim ve işletme bölümünün başkanı Richard D. Arvey, genlerin bireyin kimyasını, beynini ve fizyolojisini etkilediğine dikkat çekerek, “Genleri bireyin kişiliğini, bilişsel becerilerini ve birtakım fiziksel özelliklerini belirleyen unsurlar olarak değerlendirmek gerekir. Kimin önder olacağı tüm bunlarla ilintili bir durumdur” diyor. Arvey ve arkadaşları genlerin önderliği ne denli etkilediğini ölçmek amacıyla tek ve çift yumurta ikizleri tarafından doldurulan sormaca formlarını karşılaştırdılar. Sonuçta, tek yumurta ikizlerinde genlerin yüzde 100’ünün, çift yumurta ikizlerinde de yüzde 50’sinin ortak olduğu görüldü. İkizler aynı aile tarafından yetiştirildiklerinde ve benzer bir ortamda büyüdüklerinde, genlerin etkisi çok daha açık bir biçimde değerlendirilebiliyordu. Tek gen yok, genler bileşimi  Araştırma kapsamında katılımcılardan, iş yerlerinde ya da daha başka kuruluşlarda, denetimcilikten üst düzey yöneticiliğe, daha önce üstlenmiş oldukları önderlik konumundaki görevlerin sayısını belirtmeleri istendi. Arvey’in öne sürdüğü gibi, önderlik genetik temellere dayalı bir özellik olsaydı, o zaman tek yumurta ikizlerinden alınan sonuçların çift yumurta ikizlerine kıyasla çok daha yakın benzerlikler taşıması gerekirdi. Nitekim, Arvey ve arkadaşları tam da böyle bir sonuçla karşılaştılar. 2006 ve 2007 yıllarında kadınlar ve erkekler üzerinde yapılan araştırmalar önderlik konusundaki değişkenliğin sırasıyla %31 ve 32’lik bir bölümünün doğuştan edinilen genlerden kaynaklandığını ortaya koyuyordu. Arvey bu süreçte etkili olan genlerin işlevlerini belirlemenin son derece güç olacağını belirterek, “Önderlik geni olarak tanımlayabileceğimiz belirli bir gen yok. Bu süreçte yüzlerce genin karmaşık bir biçimde birbirlerini etkileyerek kişide öne çıkma isteğini doğuran birtakım dirimsel eğilimleri yarattığı söylenebilir” diyor. Önderleri yaşam yaratıyor Arvey ve daha başka bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar önderlik konusunda, yaradılışa kıyasla, yetiştirilişin -çevrenin-çok daha etkili olduğunu gözler önüne seriyor. Arvey bu bağlamda püf noktasının çevresel koşullar olduğuna dikkat çekiyor. Bir bireyin öndere dönüşmesinde etkili olan unsurların * yaklaşık üçte ikisinin, eğitimin ve güçlüklerin üstesinden gelmeyi gerektiren durumların da aralarında yer aldığı, * yetiştirme ve kişisel deneyimlerle ilintili olduğu görülüyor. * Yeniden siyasal alana damgasını vuran aileler örneğine dönecek olursak, bu ailelerde yetişen çocuklar genellikle önderlik meşalesini onlardan devralmalarına olanak tanıyacak servete, olanaklara ve beklentilere de sahip oluyorlar. Kimi insanlar sorumluluğu üstlenmekten keyif alırlarken ve başarılı olamadıklarında bunun cezasını çekerlerken, kimileri de insanların amaçlarına ulaşmalarında yardımcı olmayı alışkanlık ediniyorlar. Önderlerin izinden gidin&#8230; Bu bağlamda, izleyicilik, salt önderlikten yoksunluk anlamına gelmiyor. Riggio’ya göre, iyi bir önder olmak için gerekli olan zekâ ve iletişim kurma becerileri gibi birtakım özelliklerin birçoğu, iyi bir izleyici için de gerekli. Ne var ki, evrimsel süreç kişinin en tepede olmasını gerektiriyor. Kurt sürülerinde, maymun topluluklarında, kaz ya da inek topluluklarında elebaşları çoğu kez o toplulukların en büyük ve en güçlü erkek ya da dişi üyeleri oluyor. Daha küçük ve daha güçsüz üyelere ikincil roller düşüyor. Riggio, “En tepedeki goril olmak gerçekte cüsseye ve huya bağlı bir durum. O konuma gelebilmesi için bireyin savaşmaya hazır ve savaşacak güce sahip olması gerekir” diyor. Günümüzün karmaşık toplumu bu “fiziksel açıdan güçlü olan haklıdır” düzenini de ortadan kaldırdı. Riggio silahlarla fiziksel güç sorununun üstesinden geldiğimize, silahlı bir kişinin kendisinden daha iri yapılı birini alt edebileceğine dikkat çekiyor. Diktatörler  Bu bağlamda insanlık tarihinin en aşırı uçlarında yer alan ve fiziksel açıdan kendisinden çok daha üstün olan gümüş sırtlı gorilin olsa olsa parmağı olabilecek diktatörlere bir göz atmak yeterli. Fiziksel açıdan oldukça sıradan sayılan Adolf Hitler’i, ya da 1997 yılında izinden giden 39 kişiyle birlikte intihar eden Cennetin Kapısı tarikatının çılgın bakışlı önderi Marshall Applegate’i düşünün. Bağlılık ve boyun eğme gibi kısmen genlerden kaynaklanan kişilik özelliklerinin insanlara birtakım yararlar sağladığı kuşkusuz, ama bu özelliklerin aşırıya kaçması kişinin körü körüne birilerinin peşine takılmasına neden olabilir. Güçlü önderler ve sorgusuz sualsiz onların peşlerine takılan kalabalıklardan oluşan bir birleşimin bugüne dek her iki tarafa da hiçbir yarar sağlamadığı ve sağlayamayacağı bir gerçek. Sonuçta, bir önder ancak görüş ve kararları başkaları tarafından destek gördüğü sürece iyi bir önderdir. Arvey’e göre, bir kişinin önder olarak etkin olmasında en büyük pay onu izleyenlere düşüyor. Derleyen: Rita Urgan, Live Science</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/lider-olmanin-kokunde-ne-yatiyor">Lider olmanın kökünde ne yatıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-13707" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/lidertakip.jpg" alt="" width="500" height="358" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/lidertakip.jpg 722w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/04/lidertakip-300x215.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Lider izleyicilerine notlar: Bağlılık ve boyun eğme gibi kısmen genlerden kaynaklanan kişilik özelliklerinin insanlara birtakım yararlar sağladığı kuşkusuz, ama bu özelliklerin aşırıya kaçması kişinin körü körüne birilerinin peşine takılmasına neden olabilir.</p>
<p>Güçlü önderler ve sorgusuz sualsiz onların peşlerine takılan kalabalıklardan oluşan bir birleşimin bugüne dek her iki tarafa da hiçbir yarar sağlamadığı ve sağlayamayacağı bir gerçek.</p>
<p>Öğretmen sınıf projesine kimin önderlik etmek isteyeceğini sorduğunda, kimi öğrencilerin elleri havaya kalkarken, kimileri el kaldırmaz; kimileri bakışlarını öğretmenden kaçırmaya çalışırken, kimileri de, “Ben! Ben!” diye haykırıp öne çıkmaya çabalar.</p>
<p>Küçük yaşta bile kimilerimiz böyle bir sorumluluğu üstlenmeye can atarken, kimilerimiz bu gibi rolleri üstlenmekten kaçınır ve görevi yüklenen kişinin izinden gitmeyi yeğleriz.</p>
<p>Bu tür eğilimlerin küçük yaşlarda ortaya çıkması, bilimsel çalışmaların da ortaya koyduğu gibi, <strong>önderliğin, bir ölçüde, doğuştan edinilen bir özellik</strong> olduğu gerçeğiyle ilintili.</p>
<p>Araştırmalar önderlikle ilgili konumların üstlenilmesinde gerçekten de <strong>girginlik, zekâ, egemen olma isteği ve fiziksel çekici</strong>lik gibi genetik birtakım özelliklerin etkili olduğunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Önderlerin izinden gidenler de tüm bu özelliklere sahip olabilirler. Ne var ki, insanların eşgüdüm içinde olmalarını destekleyen ve milyonlarca yıl öncesine uzanan evrimsel baskılar göz önünde tutulduğunda, önderlerin bir grup insanın bir araya gelmesi durumunda ortaya çıkması da kaçınılmaz oluyor.</p>
<p><strong>Egemen olma isteği</strong><strong> </strong></p>
<p>Claremont McKenna College önderlik ve örgütsel ruh bilim uzmanlarından <strong>Ron Riggio</strong>, “<em>Önderlik DNA’larımızla bağlantılı bir özellik, hayvanlardaki egemen olma ve sıradüzenden (hiyerarşiden) kaynaklanan bir durumdur</em>” diyor.</p>
<p>Gelgelelim, insanoğlu fiziksel açıdan en büyük ve en güçlü olanın daha küçüklere egemen olduğu, doğal ast üst sisteminin büyük ölçüde ötesine geçmiştir. Öyle olmasaydı, tüm önderlerimiz Ulusal Futbol Ligi’nin yan hakemleri olurlardı. Oysa, önderler ve onların izinden gidenler çok farklı biçim ve boyutlarda olabilirler.</p>
<p>Araştırmalar, sonuçta doğuştan birtakım eğilimlerin gelişmesinde yetiştirilme ve deneyimlerin can alıcı bir rol oynadığına işaret ediyor. Bir başka deyişle, <strong>en uç sınırları diktatörler</strong> olan önderler ve körü körüne onların peşlerine takılanlar sonradan oluşabiliyorlar.</p>
<p><strong>Patronluk doğuştan gelen bir özellik mi?</strong><strong> </strong></p>
<p>İnsanlar <strong>yönetme arzusunun</strong> aileden gelen bir özellik olduğunu düşünebilirler. Örneğin, ABD’nin siyasal yaşamına damga vuran <strong>Adams</strong>, <strong>Kennedy</strong> ve <strong>Bush</strong> ailelerini, ya da ABD Ulusal Futbol Ligi takımlarında bir geleneğe dönüşen Manning’leri düşünün.</p>
<p>Araştırmalar önderliğin bir bireyin “doğasından” kaynaklanabileceği, birilerine öncülük etme arzusunun genler yoluyla anne babalardan çocuklara aktarıldığı görüşünü destekliyor.</p>
<p>Singapur Ulusal Üniversitesi yönetim ve işletme bölümünün başkanı <strong>Richard D. Arvey</strong>, genlerin bireyin kimyasını, beynini ve fizyolojisini etkilediğine dikkat çekerek, “<em>Genleri bireyin kişiliğini, bilişsel becerilerini ve birtakım fiziksel özelliklerini belirleyen unsurlar olarak değerlendirmek gerekir. Kimin önder olacağı tüm bunlarla ilintili bir durumdur</em>” diyor.</p>
<p>Arvey ve arkadaşları genlerin önderliği ne denli etkilediğini ölçmek amacıyla tek ve çift yumurta ikizleri tarafından doldurulan sormaca formlarını karşılaştırdılar. Sonuçta, tek yumurta ikizlerinde genlerin yüzde 100’ünün, çift yumurta ikizlerinde de yüzde 50’sinin ortak olduğu görüldü. İkizler aynı aile tarafından yetiştirildiklerinde ve benzer bir ortamda büyüdüklerinde, genlerin etkisi çok daha açık bir biçimde değerlendirilebiliyordu.</p>
<p><strong>Tek gen yok, genler bileşimi</strong><strong> </strong></p>
<p>Araştırma kapsamında katılımcılardan, iş yerlerinde ya da daha başka kuruluşlarda, denetimcilikten üst düzey yöneticiliğe, daha önce üstlenmiş oldukları önderlik konumundaki görevlerin sayısını belirtmeleri istendi. Arvey’in öne sürdüğü gibi, önderlik genetik temellere dayalı bir özellik olsaydı, o zaman tek yumurta ikizlerinden alınan sonuçların çift yumurta ikizlerine kıyasla çok daha yakın benzerlikler taşıması gerekirdi.</p>
<p>Nitekim, Arvey ve arkadaşları tam da böyle bir sonuçla karşılaştılar. 2006 ve 2007 yıllarında kadınlar ve erkekler üzerinde yapılan araştırmalar önderlik konusundaki değişkenliğin sırasıyla %31 ve 32’lik bir bölümünün doğuştan edinilen genlerden kaynaklandığını ortaya koyuyordu.</p>
<p>Arvey bu süreçte etkili olan genlerin işlevlerini belirlemenin son derece güç olacağını belirterek, “<em>Önderlik geni olarak tanımlayabileceğimiz belirli bir gen yok. Bu süreçte yüzlerce genin karmaşık bir biçimde birbirlerini etkileyerek kişide öne çıkma isteğini doğuran birtakım dirimsel eğilimleri yarattığı söylenebilir</em>” diyor.</p>
<p><strong>Önderleri yaşam yaratıyor</strong></p>
<p>Arvey ve daha başka bilim insanları tarafından yapılan araştırmalar önderlik konusunda, yaradılışa kıyasla, <strong>yetiştirilişin -çevrenin-çok daha etkili olduğunu</strong> gözler önüne seriyor. Arvey bu bağlamda püf noktasının çevresel koşullar olduğuna dikkat çekiyor.</p>
<p>Bir bireyin öndere dönüşmesinde etkili olan unsurların</p>
<p>* yaklaşık üçte ikisinin, eğitimin ve güçlüklerin üstesinden gelmeyi gerektiren durumların da aralarında yer aldığı,</p>
<p>* yetiştirme ve kişisel deneyimlerle ilintili olduğu görülüyor.</p>
<p>* Yeniden siyasal alana damgasını vuran aileler örneğine dönecek olursak, bu ailelerde yetişen çocuklar genellikle önderlik meşalesini onlardan devralmalarına olanak tanıyacak <strong>servete, olanaklara ve beklentilere</strong> de sahip oluyorlar.</p>
<p>Kimi insanlar sorumluluğu üstlenmekten keyif alırlarken ve başarılı olamadıklarında bunun cezasını çekerlerken, kimileri de insanların amaçlarına ulaşmalarında yardımcı olmayı alışkanlık ediniyorlar.</p>
<p><strong>Önderlerin izinden gidin&#8230;</strong></p>
<p>Bu bağlamda, izleyicilik, salt <em>önderlikten yoksunluk</em> anlamına gelmiyor. Riggio’ya göre, iyi bir önder olmak için gerekli olan zekâ ve iletişim kurma becerileri gibi birtakım özelliklerin birçoğu, <strong>iyi bir izleyici için de</strong> gerekli.</p>
<p>Ne var ki, evrimsel süreç kişinin en tepede olmasını gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kurt sürülerinde, maymun topluluklarında, kaz ya da inek topluluklarında</strong> elebaşları çoğu kez o toplulukların <strong>en büyük ve en güçlü erkek ya da dişi üyeleri</strong> oluyor. Daha küçük ve daha güçsüz üyelere ikincil roller düşüyor.</p>
<p>Riggio, “<em>En tepedeki goril olmak gerçekte cüsseye ve huya bağlı bir durum. O konuma gelebilmesi için bireyin savaşmaya hazır ve savaşacak güce sahip olması gerekir</em>” diyor.</p>
<p>Günümüzün karmaşık toplumu bu “fiziksel açıdan güçlü olan haklıdır” düzenini de ortadan kaldırdı. Riggio silahlarla fiziksel güç sorununun üstesinden geldiğimize, silahlı bir kişinin kendisinden daha iri yapılı birini alt edebileceğine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Diktatörler</strong><strong> </strong></p>
<p>Bu bağlamda insanlık tarihinin en aşırı uçlarında yer alan ve fiziksel açıdan kendisinden çok daha üstün olan gümüş sırtlı gorilin olsa olsa parmağı olabilecek diktatörlere bir göz atmak yeterli.</p>
<p>Fiziksel açıdan oldukça sıradan sayılan <strong>Adolf Hitler</strong>’i, ya da 1997 yılında izinden giden 39 kişiyle birlikte intihar eden Cennetin Kapısı tarikatının çılgın bakışlı önderi <strong>Marshall Applegate</strong>’i düşünün.</p>
<p><strong>Bağlılık ve boyun eğme</strong> gibi kısmen genlerden kaynaklanan kişilik özelliklerinin insanlara birtakım yararlar sağladığı kuşkusuz, ama bu özelliklerin aşırıya kaçması kişinin körü körüne birilerinin peşine takılmasına neden olabilir.</p>
<p>Güçlü önderler ve sorgusuz sualsiz onların peşlerine takılan kalabalıklardan oluşan bir birleşimin bugüne dek her iki tarafa da hiçbir yarar sağlamadığı ve sağlayamayacağı bir gerçek.</p>
<p>Sonuçta, bir önder ancak görüş ve kararları başkaları tarafından destek gördüğü sürece iyi bir önderdir. Arvey’e göre, bir kişinin önder olarak etkin olmasında en büyük pay onu izleyenlere düşüyor.</p>
<p><strong>Derleyen: Rita Urgan, <a href="https://www.livescience.com/17116-life-extremes-leaders-followers.html">Live Science</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/lider-olmanin-kokunde-ne-yatiyor">Lider olmanın kökünde ne yatıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13706</post-id>	</item>
		<item>
		<title>20. Yüzyılın en büyük önderi: Mustafa Kemal Atatürk</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/20-yuzyilin-en-buyuk-onderi-mustafa-kemal-ataturk</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Apr 2019 13:20:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13466</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir psikiyatri profesörü olan Arnold Ludwig, 18 yıl süren araştırmasında, 20&#8217;nci yüzyılın 2000 önderi arasından ayırdığı 377 lider ile yaptığı incelemede, 31 puanla Atatürk’ü, “Vizyoner &#8211; Sosyal mühendis” sıfatıyla 20&#8217;nci yüzyılın en büyük önderi olarak saptamış (Roosevelt 30, Lenin 28, Nehru 25, Fidel Castro 23, Churchill 22 puan almışlar).[i] Ludwig Atatürk’ü, modern Türkiye’nin kurucusu, yurttaşlarının çoğu için aziz bir sembol, Türkiye’de demokrasinin alt yapısını kuran otoriter bir önder olarak tanımlıyor. Ona göre otoriter liderlerin önemli bir özelliği, ülkedeki sosyal dengeyi kurabilmek için “dikta” rejimi uygulamaları[ii]. Böylece pek çok batılı gibi ona göre de Atatürk bir “diktatör”. Bireyci kültür özelliklerine sahip batılılar için, toplulukçu kültür yapısına sahip doğulu toplumları algılamak gerçekten zor. Atatürk, hiç kuşkusuz “babacan” bir önder. Türk toplumun babası olarak kabul edildiği için ona TBMM tarafından “Atatürk” soyadı veriliyor. Ancak, onun demokrat bir önder olduğu da kuşkusuz. Önderlikle ilgili çok sayıdaki kuram içinde, Atatürk’ün önderlik tarzını en iyi anlayabileceğimiz kuramlardan biri, “Durumsal Liderlik Kuramı” (Contingency Theory). Bu kuram, önderin en uygun yaklaşımının, koşul ve durumlara göre değişeceğini ileri sürmektedir[iii]. Gerçekten de iyi bir önder, önderlik tarzını içinde bulunulan koşul ve durumlara göre değiştirmek zorunda olduğunu bilir. Her şeyin yolunda olduğu dönemde demokratik bir önder, kararlarını tüm paydaşların -karardan etkilenecek kesimlerin- yüksek katılımıyla alır, ancak acil ve tehlikeli koşullarda demokratik davranamaz. Bu tür koşullar, zaman yitimine izin vermeyen durumlardır. Örneğin bir yangın varsa ve her şey yanıp kül olacaksa, önder, “haydi tartışalım, hangi yöntemle en iyi sonucu alacağımıza karar verdikten sonra yangını söndürelim” diyemez, çünkü bunlar tartışılırken, geriye kurtarılacak bir şey kalmaz. Bu durumda önderin komutayı ele alması, ne yapılacağını “dikte” etmesi gerekir. Böyle bir durumda dikte ettiği için “diktatör” olarak nitelenemez. Tam tersine, ülkeyi, sorumluluğu tek başına üstlenip, kendisini riske atarak kurtardığı için “kahraman” olur. Atatürk ülkedeki yangını, eşi ve benzeri görülmemiş bir başarıyla söndürdüğü için Türk halkının ulu önderidir. Başarmasaydı, bugün tarih sayfalarında, Osmanlı’ya başkaldırdığı için idam edilmiş bir şaki (terörist) olarak yer alacaktı. Atatürk, koşulların gereği, yerine göre “otokratik”, yerine göre “demokratik” bir tarzda eylemde bulunan “durumsal” (situational/contingency) bir önderdi. Çok yüksek bir duygusal zekâya sahipti, kendi kültürünü ve insanlarını çok iyi tanırdı, o kadar ki, günümüzde pek çok araştırmanın gösterdiği gibi babacan önderliğin, Türk kültürüne en uygun önderlik olduğunu çok iyi bilirdi.[iv] Onun bu tarzına iyi bir örnek, yurt dışına gönderdiği 750 öğrenciden biri olan Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak (1904-1990) olabilir. Şöyle diyor Sadi Irmak[v]: “Yıl 1923&#8230; İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm: ‘Avrupa’ya talebe yollanacaktır.’ Allah Allah dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan Anlaşması yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa’ya talebe&#8230; Lüks gibi gelen bir şey&#8230; Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk, ‘Berlin Üniversitesi’ne gitsin’ diye yazmış. Vakit geldi, Sirkeci Garı’ndayım ama kafam çok karışık. Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezziinin sesini duydum: ‘Mahmut Sadiiii!&#8230; Mahmut Sadiii! Bir telgrafın var.’ Yaklaşıp ‘Benim’ dedim. Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu: ‘Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.’ İmza: Mustafa Kemal. Telgrafı okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. ‘Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme’ dedim. Düşünün&#8230; 1923’te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi? Gittim, çok çalıştım, çok başarılı oldum. Ülkeme ‘alev’ olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü’nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. Ben kim miyim? Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım…”  Atatürk, düşmanlarına bile sevgi ve sevecenlikle yaklaşan bir bilge olarak, Gelibolu’nda yaşamını yitiren Anzak askerleri için yazdığı mektupta şunları söyler: &#8220;Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.&#8221;  &#8220;Yurtta sulh, cihanda sulh”, “Eğer nefs-i müdafaa değilse savaş cinayettir” diyen önderimiz, kurtarıcımız, kurucumuz, başöğretmenimiz, yüksek ahlak sahibi, onurlu insan olarak örneğimiz Aziz Atatürk, kan ve gözyaşının dinmek bilmediği bu dünyada senin öğretine, bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Sevgi, saygı, özlem, minnet ve şükranla anıyoruz seni yine… Yrd. Doç. Dr. Aysın Turpoğlu Çelik, İKU [i] Arnold Ludwig (2002). King of the Mountain. Kentucky: The University Press of Kentucky. [ii] Ludwig’in, her diktatörün kötü, her demokratın iyi olmadığının altını çizmekte yarar olabilir. [iii] Prof. Dr. Tamer Koçel (2005). İşletme Yöneticiliği. İstanbul: Arıkan Basım Yayın. [iv] İlgilenenler şu yayınları inceleyebilirler: Ela Özkan-Canbolat ve ark. Türk Liderlik Profili: Türk Siyasi Liderleri Üzerine Niteliksel Bir Çalışma. Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi. Cilt 2, Sayı 2, 2010 ISSN: 1309 -8012 (Online). Dr. İlge Kurt. Paternalist Liderlik İle Çalışanların İşlerine Yaratıcı Katılım Algıları Arasındaki İlişkiyi Araştırmaya Yönelik Bir Çalışma, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt 5, No 1, 2013 ISSN: 1309-8012 (Online). Şerife Alev Uysal ve ark. Hastane Yöneticilerinin Liderlik Özellikleri ile Çalışanların İş Üretkenlik Düzeyleri Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi. Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi, Cilt:15 Sayı 1(2012). [v] http://www.haberturk.com/yazarlar/durmus-odabasi/741918-ataturk-beddua-etmis-olabilir-mi</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/20-yuzyilin-en-buyuk-onderi-mustafa-kemal-ataturk">20. Yüzyılın en büyük önderi: Mustafa Kemal Atatürk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir psikiyatri profesörü olan Arnold Ludwig, 18 yıl süren araştırmasında, 20&#8217;nci yüzyılın 2000 önderi arasından ayırdığı 377 lider ile yaptığı incelemede, 31 puanla <strong>Atatürk’</strong>ü, “Vizyoner &#8211; Sosyal mühendis” sıfatıyla 20&#8217;nci yüzyılın en büyük önderi olarak saptamış (Roosevelt 30, Lenin 28, Nehru 25, Fidel Castro 23, Churchill 22 puan almışlar).<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a></p>
<p>Ludwig Atatürk’ü, modern Türkiye’nin kurucusu, yurttaşlarının çoğu için aziz bir sembol, Türkiye’de demokrasinin alt yapısını kuran otoriter bir önder olarak tanımlıyor. Ona göre otoriter liderlerin önemli bir özelliği, ülkedeki sosyal dengeyi kurabilmek için “dikta” rejimi uygulamaları<a href="#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a>. Böylece pek çok batılı gibi ona göre de Atatürk bir “diktatör”. <strong>Bireyci kültür özelliklerine sahip batılılar için, toplulukçu kültür yapısına sahip doğulu toplumları algılamak gerçekten zor. </strong></p>
<p>Atatürk, hiç kuşkusuz “babacan” bir önder. Türk toplumun babası olarak kabul edildiği için ona TBMM tarafından “Atatürk” soyadı veriliyor. Ancak, onun <strong>demokrat</strong> bir önder olduğu da kuşkusuz.</p>
<p>Önderlikle ilgili çok sayıdaki kuram içinde, Atatürk’ün önderlik tarzını en iyi anlayabileceğimiz kuramlardan biri, “Durumsal Liderlik Kuramı” (Contingency Theory). Bu kuram, önderin en uygun yaklaşımının, koşul ve durumlara göre değişeceğini ileri sürmektedir<a href="#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a>. Gerçekten de iyi bir önder, önderlik tarzını içinde bulunulan koşul ve durumlara göre değiştirmek zorunda olduğunu bilir. Her şeyin yolunda olduğu dönemde demokratik bir önder, kararlarını tüm paydaşların -karardan etkilenecek kesimlerin- yüksek katılımıyla alır, ancak acil ve tehlikeli koşullarda demokratik davranamaz. Bu tür koşullar, zaman yitimine izin vermeyen durumlardır.</p>
<p>Örneğin bir yangın varsa ve her şey yanıp kül olacaksa, önder, “haydi tartışalım, hangi yöntemle en iyi sonucu alacağımıza karar verdikten sonra yangını söndürelim” diyemez, çünkü bunlar tartışılırken, geriye kurtarılacak bir şey kalmaz. Bu durumda önderin komutayı ele alması, ne yapılacağını “dikte” etmesi gerekir. Böyle bir durumda dikte ettiği için “diktatör” olarak nitelenemez. Tam tersine, ülkeyi, sorumluluğu tek başına üstlenip, kendisini riske atarak kurtardığı için “kahraman” olur. Atatürk ülkedeki yangını, eşi ve benzeri görülmemiş bir başarıyla söndürdüğü için Türk halkının ulu önderidir. Başarmasaydı, bugün tarih sayfalarında, Osmanlı’ya başkaldırdığı için idam edilmiş bir şaki (terörist) olarak yer alacaktı.</p>
<p>Atatürk, koşulların gereği, yerine göre “otokratik”, yerine göre “demokratik” bir tarzda eylemde bulunan “durumsal” (situational/contingency) bir önderdi. Çok yüksek bir duygusal zekâya sahipti, kendi kültürünü ve insanlarını çok iyi tanırdı, o kadar ki, günümüzde pek çok araştırmanın gösterdiği gibi babacan önderliğin, Türk kültürüne en uygun önderlik olduğunu çok iyi bilirdi.<a href="#_edn4" name="_ednref4">[iv]</a></p>
<p>Onun bu tarzına iyi bir örnek, yurt dışına gönderdiği 750 öğrenciden biri olan Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak (1904-1990) olabilir. Şöyle diyor Sadi Irmak<a href="#_edn5" name="_ednref5">[v]</a>:</p>
<p><em>“Yıl 1923&#8230; İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci olduğum sıralar, okul duvarında bir ilan gördüm: ‘Avrupa’ya talebe yollanacaktır.’ Allah Allah dedim! Ülke yıkık dökük, her yer virane, Lozan Anlaşması yeni imzalanmış, bu durumda Avrupa’ya talebe&#8230; Lüks gibi gelen bir şey&#8230; Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Atatürk, ‘Berlin Üniversitesi’ne gitsin’ diye yazmış. Vakit geldi, Sirkeci Garı’ndayım ama kafam çok karışık. Gitsem mi, kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezziinin sesini duydum: ‘Mahmut Sadiiii!&#8230; Mahmut Sadiii! Bir telgrafın var.’ Yaklaşıp ‘Benim’ dedim. Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu: ‘<strong>Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.’</strong></em><strong> <em>İmza: Mustafa Kemal.</em></strong><em> Telgrafı okuyunca düşündüklerimden olağanüstü utandım. ‘Şimdi gel de gitme, git de çalışma, dön de bu ülke için canını verme’ dedim. Düşünün&#8230; 1923’te o kadar işinin arasında 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi? Gittim, çok çalıştım, çok başarılı oldum. Ülkeme ‘alev’ olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsü’nü kurdum. Kürsü başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. Ben kim miyim? Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamıyım…”</em></p>
<p><em> </em>Atatürk, düşmanlarına bile sevgi ve sevecenlikle yaklaşan bir bilge olarak, Gelibolu’nda yaşamını yitiren <strong>Anzak</strong> askerleri için yazdığı mektupta şunları söyler:</p>
<p><em>&#8220;Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. </em><em>Huzur</em><em> ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. </em><em>Uzak</em><em> diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.&#8221; </em></p>
<p><em>&#8220;</em><em>Yurtta sulh, cihanda sulh”, “Eğer nefs-i müdafaa değilse savaş cinayettir”</em> diyen önderimiz, kurtarıcımız, kurucumuz, başöğretmenimiz, yüksek ahlak sahibi, onurlu insan olarak örneğimiz Aziz Atatürk, kan ve gözyaşının dinmek bilmediği bu dünyada senin öğretine, bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Sevgi, saygı, özlem, minnet ve şükranla anıyoruz seni yine…</p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr. Aysın Turpoğlu Çelik, İKU</strong></p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Arnold Ludwig (2002). King of the Mountain. Kentucky: The University Press of Kentucky.</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> Ludwig’in, her diktatörün kötü, her demokratın iyi olmadığının altını çizmekte yarar olabilir.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Prof. Dr. Tamer Koçel (2005). İşletme Yöneticiliği. İstanbul: Arıkan Basım Yayın.</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[iv]</a> İlgilenenler şu yayınları inceleyebilirler:</p>
<ol>
<li>Ela Özkan-Canbolat ve ark. Türk Liderlik Profili: Türk Siyasi Liderleri Üzerine Niteliksel Bir Çalışma. Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi. Cilt 2, Sayı 2, 2010 ISSN: 1309 -8012 (Online).</li>
<li>Dr. İlge Kurt. Paternalist Liderlik İle Çalışanların İşlerine Yaratıcı Katılım Algıları Arasındaki İlişkiyi Araştırmaya Yönelik Bir Çalışma, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt 5, No 1, 2013 ISSN: 1309-8012 (Online).</li>
<li>Şerife Alev Uysal ve ark. Hastane Yöneticilerinin Liderlik Özellikleri ile Çalışanların İş Üretkenlik Düzeyleri Arasındaki İlişkilerin İncelenmesi. Hacettepe Sağlık İdaresi Dergisi, Cilt:15 Sayı 1(2012).</li>
</ol>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[v]</a> <a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/durmus-odabasi/741918-ataturk-beddua-etmis-olabilir-mi">http://www.haberturk.com/yazarlar/durmus-odabasi/741918-ataturk-beddua-etmis-olabilir-mi</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/20-yuzyilin-en-buyuk-onderi-mustafa-kemal-ataturk">20. Yüzyılın en büyük önderi: Mustafa Kemal Atatürk</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13466</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Demokratikleşme darbe riskini ortadan kaldırmıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/demokratiklesme-darbe-riskini-ortadan-kaldirmiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Dec 2017 12:35:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[halk]]></category>
		<category><![CDATA[hükümet]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk savaş]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8753</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana darbeler dünyanın dört bir yanındaki temeli pek de sağlam olmayan demokrasiler için çok büyük tehdit oluşturuyor. Son yapılan bir çalışma geçiş aşamasındaki bu demokrasilerin altını oyan nedenleri ortaya çıkartırken, sallantıdaki demokrasilerin, zor kullanmadan askeri yetkililerin siyasetten nasıl uzak tutulacağı konusuna ışık tutuyor. Comparative Political Studies isimli dergide “Hükümet Darbesi” adı altında yayımlanan son çalışma bu soruna dikkat çekiyor ve çürük demokrasilerin, uluslararası toplumların yardımları ile askeri elitlerin siyasetten uzak durmaya nasıl ikna edileceklerine odaklanıyor. Araştırma sonuçları Soğuk Savaş’tan sonraki ilk 10 yıl içinde darbe yapılma sıklığı yaklaşık %50 oranında azaldı. Bu belirgin düşüş, ilk başlarda askeri yönetimlerin ortadan kalkacağı daha demokratik bir geleceğin mümkün olabileceği umudunu doğurdu. Ancak sonraki dönemlerde bu ilk düşüş sabitlendi ve küresel ölçekteki demokratikleşme süreci de benzer şekilde yerinde saymaya başladı. 20. yüzyılın sonunda Freedom House gibi düşünce kuruluşlarına göre “özgür” olarak nitelendirilebilecek dünya ülkelerinin oranı %45 civarındaydı. Bir önceki 10 yılda (2005-2014 arasında) başarıya ulaşan darbe sayısı 17 iken 1995 ile 2004 arasında darbe sayısı 15’te kalmıştı. Sağlam olmayan demokrasiler darbelere niçin açık? Geçiş dönemi demokrasilerinde darbeler niçin istenilen sonuca ulaşabiliyor? Yeni demokrasilerde darbe tehdidini azaltmak için ne yapmalı? Uluslararası kurumlar ve kişiler darbe girişimlerini önlemek için neler yapabilir? Darbe sorunu çözmek ve demokratikleşmeyi rayına oturtmak için bu soruları yanıtlamak önemlidir. Darbeler demokrasileri tehdit eder, çünkü demokratik liderleri sınırlayan kuvvetler ayırımı ilkeleri, aynı zamanda darbeleri engellemeye yönelik eylemlerini de sınırlar. Demokratik olmayan liderler dokunulmazlık zırhı ardına sığınırlar, rakiplerini kendileri için tehdit oluşturmayacak konumlara atarlar, siyasi muhaliflerinin örgütlenme kapasitelerini azaltmak için türlü manevralara başvururlar. Oysa demokratik liderler, yönetici kadroları üzerindeki baskılar nedeniyle bu tedbirleri alamaz. Bu şekilde anayasanın liderlere uyguladığı kısıtlar hem istikrar hem de istikrarsızlık doğurur. Darbe motivasyonu zayıftır, çünkü rejim muhaliflerinin baskıdan korkmaları için bir neden yoktur. Fakat darbeler çekicidir, çünkü demokratik liderlerin kendilerini darbelere karşı koruma yeteneği de görece olarak kısıtlanmıştır. Bu nedenle demokrasilerin sağlam temellere oturtulmamış olmasının darbeler üzerindeki etkileri şöyle sıralanabilir: Demokrasiler darbeleri engellemekle ilgili baskılara çok fazla başvurmazlar. Bu baskıların arasında sahte darbe iddiaları, siyasi rakiplerin ve askeri elitlerin tutuklanması sayılabilir. Demokratik hükümetlerin demokratik olmayan hükümetlere göre darbe engelleyici taktiklere başvurma olasılığı %50 daha azdır. Demokratik yollarla seçilmiş liderler baskı uygulama konusunda sınırlı yetkilere sahip olduklarından darbe motivasyonu düşüktür, fakat darbe olasılığı ve başarılı olma şansı daha yüksektir. Bu iki etki birbirini dengeler. Demokratik sınırlamalar, darbe engelleme girişimlerini de baskıladığı için demokrasilere karşı yapılan “kakışmalar”ın başarı şansı, anti demokratik yönetimlere karşı yapılan kalkışmalardan daha yüksektir. Başka bir deyişle darbelerin başarısı, darbeleri planlayanların hedefinde demokratik hükümetlerin bulunması durumunda belirgin ölçüde daha yüksektir. Küresel istatistiksel analizler ne diyor? Bütün bu öngörüleri 1945 ile 2011 arasında meydana gelen darbe eylemlerine yönelik küresel istatistiksel analizlerle destekleniyor. Bu analizlere göre demokrasilerin, darbe planladıkları gerekçesiyle elitleri suçlama olasılığı %50 daha düşük olmakla birlikte, darbe girişimlerine maruz kalma olasılığı o kadar düşük değildir. Demokratik olan ülkeler ve demokratik olmayan ülkeler, darbe girişimlerine maruz kalma sıklığı açısından eşit olmakla birlikte, demokrasileri hedef alan darbelerin başarılı olma şansı iki mislidir. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana demokrasileri hedef alan darbelerin yarısı başarılı olmakla birlikte, demokratik olmayan ülkelerdeki her üç darbe girişiminin ikisi başarısız kalmıştır. Darbelerden nasıl kaçınılabilir? Bu bulguların ışığı altında demokrasiye geçme sürecinde olan ülkeler darbelerden nasıl kaçınabilir? Tarihteki başarılı demokratikleşme örneklerine bakıldığında darbe motivasyonlarının askeri elitlerin yaşam koşullarını geçiş döneminde düzeltilmesiyle azaltıldığına tanık olunmuştur.  Buna en iyi örnek geçiş hükümetlerinde askeri elitlere saygın ve resmi bir rol vermektir. Latin Amerika’daki askeri diktatörlüklerin yıkılıp yerine sivil hükümetlerin geçmesi döneminde, askeri liderlere önemli pozisyonlar verilmişti. Böylece askeri liderlerde saygınlıklarını yitirme, “bir kenara atılma” gibi olumsuz duyguların yerleşmesi engellenmişti. Uluslararası kurum ve kişilerin rolü Küresel aktörlerin rolü darbelerin önlenmesinde kritik bir öneme sahiptir. Bu kurumlar, askeri yetkililere kurdukları hükümetin siyasi ve ekonomik olarak dışlanacakları yönünde etki yapabilirler. Demokrasilere karşı düzenlenen darbeler uluslararası siyaset sahnesinde şiddetle kınanmalıdır. Sonuç Demokratik olmayan ülkelerde askeri yetkililer güçlü figürlerdir. Dolayısıyla bu insanlar demokratikleşme döneminde de bu etkilerini devam ettirmek isterler. Darbe riskini ortadan kaldırmak için, yeni kurulan hükümette bu kişilere aktif rol vermek fayda sağlar. Kuvvetler ayrılığı ilkelerine bağlı kalma zorunluluğu olan demokratik hükümetlerin yetkilileri, darbeleri önleme konusunda demokratik olmayan hükümetlerin yetkilileri kadar özgür değildir. Bu durumda uluslararası kurumlar ve kişiler demokrasilere karşı işlenen darbe girişimlerini şiddetle kınamalıdır. Sağlam temellere oturmamış demokrasilerde faaliyet gösteren örgütler demokratikleşmenin darbe girişimlerinin frekansını arttırmadığını, ancak darbenin başarılı olma şansını arttırdığının bilincinde olmalıdır.  Bu durumda ayakta kalmaya çalışan demokrasiler darbe girişimlerine ve girişimlerin başarılı olma ihtimaline karşı olağanüstü hal planları yapmalıdır. Derleyen: Reyhan Oksay Kaynak: http://oneearthfuture.org/</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/demokratiklesme-darbe-riskini-ortadan-kaldirmiyor">Demokratikleşme darbe riskini ortadan kaldırmıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana darbeler dünyanın dört bir yanındaki temeli pek de sağlam olmayan demokrasiler için çok büyük tehdit oluşturuyor. Son yapılan bir çalışma geçiş aşamasındaki bu demokrasilerin altını oyan nedenleri ortaya çıkartırken, sallantıdaki demokrasilerin, zor kullanmadan askeri yetkililerin siyasetten nasıl uzak tutulacağı konusuna ışık tutuyor.</p>
<p><em>Comparative Political Studies </em>isimli dergide “Hükümet Darbesi” adı altında yayımlanan son çalışma bu soruna dikkat çekiyor ve çürük demokrasilerin, uluslararası toplumların yardımları ile askeri elitlerin siyasetten uzak durmaya nasıl ikna edileceklerine odaklanıyor.</p>
<p><strong>Araştırma sonuçları</strong></p>
<p>Soğuk Savaş’tan sonraki ilk 10 yıl içinde darbe yapılma sıklığı yaklaşık %50 oranında azaldı. Bu belirgin düşüş, ilk başlarda askeri yönetimlerin ortadan kalkacağı daha demokratik bir geleceğin mümkün olabileceği umudunu doğurdu. Ancak sonraki dönemlerde bu ilk düşüş sabitlendi ve küresel ölçekteki demokratikleşme süreci de benzer şekilde yerinde saymaya başladı. 20. yüzyılın sonunda Freedom House gibi düşünce kuruluşlarına göre “özgür” olarak nitelendirilebilecek dünya ülkelerinin oranı %45 civarındaydı. Bir önceki 10 yılda (2005-2014 arasında) başarıya ulaşan darbe sayısı 17 iken 1995 ile 2004 arasında darbe sayısı 15’te kalmıştı.</p>
<p><strong>Sağlam olmayan demokrasiler darbelere niçin açık?</strong></p>
<p>Geçiş dönemi demokrasilerinde darbeler niçin istenilen sonuca ulaşabiliyor? Yeni demokrasilerde darbe tehdidini azaltmak için ne yapmalı? Uluslararası kurumlar ve kişiler darbe girişimlerini önlemek için neler yapabilir? Darbe sorunu çözmek ve demokratikleşmeyi rayına oturtmak için bu soruları yanıtlamak önemlidir.</p>
<p>Darbeler demokrasileri tehdit eder, çünkü demokratik liderleri sınırlayan kuvvetler ayırımı ilkeleri, aynı zamanda darbeleri engellemeye yönelik eylemlerini de sınırlar. Demokratik olmayan liderler dokunulmazlık zırhı ardına sığınırlar, rakiplerini kendileri için tehdit oluşturmayacak konumlara atarlar, siyasi muhaliflerinin örgütlenme kapasitelerini azaltmak için türlü manevralara başvururlar. Oysa demokratik liderler, yönetici kadroları üzerindeki baskılar nedeniyle bu tedbirleri alamaz. Bu şekilde anayasanın liderlere uyguladığı kısıtlar hem istikrar hem de istikrarsızlık doğurur. Darbe motivasyonu zayıftır, çünkü rejim muhaliflerinin baskıdan korkmaları için bir neden yoktur. Fakat darbeler çekicidir, çünkü demokratik liderlerin kendilerini darbelere karşı koruma yeteneği de görece olarak kısıtlanmıştır.</p>
<p><strong>Bu nedenle demokrasilerin sağlam temellere oturtulmamış olmasının darbeler üzerindeki etkileri şöyle sıralanabilir:</strong></p>
<ul>
<li>Demokrasiler darbeleri engellemekle ilgili baskılara çok fazla başvurmazlar. Bu baskıların arasında sahte darbe iddiaları, siyasi rakiplerin ve askeri elitlerin tutuklanması sayılabilir. Demokratik hükümetlerin demokratik olmayan hükümetlere göre darbe engelleyici taktiklere başvurma olasılığı %50 daha azdır.</li>
<li>Demokratik yollarla seçilmiş liderler baskı uygulama konusunda sınırlı yetkilere sahip olduklarından darbe motivasyonu düşüktür, fakat darbe olasılığı ve başarılı olma şansı daha yüksektir. Bu iki etki birbirini dengeler.</li>
<li>Demokratik sınırlamalar, darbe engelleme girişimlerini de baskıladığı için demokrasilere karşı yapılan “kakışmalar”ın başarı şansı, anti demokratik yönetimlere karşı yapılan kalkışmalardan daha yüksektir. Başka bir deyişle darbelerin başarısı, darbeleri planlayanların hedefinde demokratik hükümetlerin bulunması durumunda belirgin ölçüde daha yüksektir.</li>
</ul>
<p><strong>Küresel istatistiksel analizler ne diyor? </strong></p>
<p>Bütün bu öngörüleri 1945 ile 2011 arasında meydana gelen darbe eylemlerine yönelik küresel istatistiksel analizlerle destekleniyor. Bu analizlere göre demokrasilerin, darbe planladıkları gerekçesiyle elitleri suçlama olasılığı %50 daha düşük olmakla birlikte, darbe girişimlerine maruz kalma olasılığı o kadar düşük değildir. Demokratik olan ülkeler ve demokratik olmayan ülkeler, darbe girişimlerine maruz kalma sıklığı açısından eşit olmakla birlikte, demokrasileri hedef alan darbelerin başarılı olma şansı iki mislidir. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana demokrasileri hedef alan darbelerin yarısı başarılı olmakla birlikte, demokratik olmayan ülkelerdeki her üç darbe girişiminin ikisi başarısız kalmıştır.</p>
<p><strong>Darbelerden nasıl kaçınılabilir?</strong></p>
<p>Bu bulguların ışığı altında demokrasiye geçme sürecinde olan ülkeler darbelerden nasıl kaçınabilir? Tarihteki başarılı demokratikleşme örneklerine bakıldığında darbe motivasyonlarının askeri elitlerin yaşam koşullarını geçiş döneminde düzeltilmesiyle azaltıldığına tanık olunmuştur.  Buna en iyi örnek geçiş hükümetlerinde askeri elitlere saygın ve resmi bir rol vermektir. Latin Amerika’daki askeri diktatörlüklerin yıkılıp yerine sivil hükümetlerin geçmesi döneminde, askeri liderlere önemli pozisyonlar verilmişti. Böylece askeri liderlerde saygınlıklarını yitirme, “bir kenara atılma” gibi olumsuz duyguların yerleşmesi engellenmişti.</p>
<p><strong>Uluslararası kurum ve kişilerin rolü</strong></p>
<p>Küresel aktörlerin rolü darbelerin önlenmesinde kritik bir öneme sahiptir. Bu kurumlar, askeri yetkililere kurdukları hükümetin siyasi ve ekonomik olarak dışlanacakları yönünde etki yapabilirler. Demokrasilere karşı düzenlenen darbeler uluslararası siyaset sahnesinde şiddetle kınanmalıdır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<ul>
<li>Demokratik olmayan ülkelerde askeri yetkililer güçlü figürlerdir. Dolayısıyla bu insanlar demokratikleşme döneminde de bu etkilerini devam ettirmek isterler. Darbe riskini ortadan kaldırmak için, yeni kurulan hükümette bu kişilere aktif rol vermek fayda sağlar.</li>
<li>Kuvvetler ayrılığı ilkelerine bağlı kalma zorunluluğu olan demokratik hükümetlerin yetkilileri, darbeleri önleme konusunda demokratik olmayan hükümetlerin yetkilileri kadar özgür değildir. Bu durumda uluslararası kurumlar ve kişiler demokrasilere karşı işlenen darbe girişimlerini şiddetle kınamalıdır.</li>
<li>Sağlam temellere oturmamış demokrasilerde faaliyet gösteren örgütler demokratikleşmenin darbe girişimlerinin frekansını arttırmadığını, ancak darbenin başarılı olma şansını arttırdığının bilincinde olmalıdır.  Bu durumda ayakta kalmaya çalışan demokrasiler darbe girişimlerine ve girişimlerin başarılı olma ihtimaline karşı olağanüstü hal planları yapmalıdır.</li>
</ul>
<p><strong>Derleyen: Reyhan Oksay</strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="http://oneearthfuture.org/">http://oneearthfuture.org/</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/demokratiklesme-darbe-riskini-ortadan-kaldirmiyor">Demokratikleşme darbe riskini ortadan kaldırmıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8753</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İletişim, bence demokrasi; sizce diktatörlük mü?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/iletisim-bence-demokrasi-sizce-diktatorluk-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2017 05:42:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[bataklık]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[dijital]]></category>
		<category><![CDATA[diktatörlük]]></category>
		<category><![CDATA[dna]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kış saati]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[medya bombardımanı]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yaz saati]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5766</guid>

					<description><![CDATA[<p>HBT dergimizde “Dijital Kültür”ün sahibi Tanol Türkoğlu’na sordum: Bir insan günde ortalama kaç bayt / megabayt vb. veri bombardımanı altında yaşıyor? Bir link gönderdi: Kaliforniya Üniversitesi’nde Süper Bilgisayar Merkezi’nde yapılan bir araştırmaya göre, insanların bir günde medyaya erişim süreleri 15,5 saati buluyor. Bu, 6,9 milyon – milyon gigabayt hacimde bilgi anlamına geliyor. Ya da daha açıkça: kişi başına günde 9 DVD’ye eşit bilgiye erişiliyor. İlginç olmasına ve abartılı bulmamıza rağmen – bir kesim, 3 DVD dolusu bilgiye ulaşabilir şüphesiz – sorunun yanıtı bu araştırmada yok. Bir kez aktif insanların çeşitli medya ortamlarıyla haşır neşir olması ile, ortalama insanın istemeden maruz kaldığı medya bombardımanı farklı. Ama kentli ve ilgili bir nüfus, 24 saat veri bombardımanı altında kalabilir. Bir dizi veya sinema filmi seyrettiğiniz zaman bile, sadece görsel ve sözel olarak size iletilenler değil; görme ve duyma sürecinde beyinde yol açtığı çağrışımlar da bu bombardımanın bir parçası olmalı. Bu girişten sonra ikinci ve konumuzla ilgili önemli soru şu: Acaba yoğun bir veri, söz, görsel, propaganda, fikir, bir tweet, bağırış çağırışla dinlediğiniz bir tartışma, bir sohbet içinde olma ve okuma gibi, her birinin toplamı büyük bir veri-bilgi yoğunluğu anlamına gelen bu atomik saldırının bizde, beynimizde, üzerimizde bıraktıkları, günün sonunda nedir? Tüm bunlar bizi nasıl ve ne kadar değiştiriyor? Üzerimizdeki etkileri nedir? Bu süreç içinde değişiyor muyuz, ne kadar değişiyoruz, farkında olmadan mı değişiyoruz her gün? Peki, insan, çok yönlü gibi görünen, ama aslında tekelleşmiş / güdülenmiş tek kanala dönüştürülmüş bir medyanın iletişim saldırısı içinde yaşıyorsa? Böyle bir ortamda yaşayanlar nasıl biçimleniyor? Cehaletin sürdürülmesi ve medya Cahilliğin temellerini, uzun geçmişten günümüze adeta bombalayan Doğan Kuban bu haftaki yazısında iletişim devriminin cehaletin sürdürülmesindeki rolü üzerinde duruyor. İletişimde devrim yaşanmıştır. Medya kanalları çoğalmış, ucuzlamış ve adeta herkesin ulaşabileceği bir düzeye inmiştir. Şüphesiz bu bir demokratik devrimdir. Herkes kendi medyasını kurabilir. Ama henüz değişmeyen bir şey var: Toplumun büyük çoğunluğu henüz veya hâlâ ana akım klasik medyaya bağımlıdır. Gazete ve TV. Bunun yanına, farklı işlevlere sahip, ama ana akım medyanın yerini tutacak niteliklere fazla sahip olmayan Facebook ve Twitter gibi sosyal medya da devrededir. Fakat çeşitlilik müthiştir: eğlence – dizi – sinemaya yıllarca takılıp kalabilirsiniz. Şüphesiz bu da bir tercih, ama ülkenin temel sorunları ve çok yönlü; bilgilendirilmiş bir toplumsal demokratik bir siyasetin oluşması zorlaşıyor – yoksa imkânsızlaşıyor mu? – denebilir. Ana medyaları denetim altında tutan, toplumun çoğunluğunu etkilemekten uzak yan medyaları serbest bırakan bir yönetimin, baskı ve güdüleme ile toplumu yalan bir gerçeklik içinde yaşatması da mümkün olabilir, ama nereye kadar? Sanırım iletişim devrimi, toplumların demokratikleşmesi yönünde gelişecek. Öyle umuyorum. Yaşadığımız gerçek ötesi durum ise yeni değil. Demagoji ve yalan yeni keşfedilmedi. Ama bunu toplumun geniş kesimlerine egemen kılmak için, medyanın darmadağınık edilmesi gerekebilir. Yoksa yaşadığımız bu mu? İletişim uzmanı Prof. Haluk Şahin’in bu temel meseleyi küresel boyutta, ama düşünsel temelde de inceleyen yazısını mutlaka okuyun derim. Başka neler var? HBT’nin, tüm bu kargaşanın dışında, her zaman bilimsel bilgi, eleştirel düşünce temelinde, bilimin bulgu, veri, düşünce ve değerlendirmelerini, klasik – ciddi bir seçenek olarak sizlere sunması, bir temel varoluş kararıdır. Bu nedenle sık sık “biz geleceği kuruyoruz” diyoruz.  Geleceğin bir parçası olmak için, HBT’yi büyütelim! Bu çerçevede bu sayımızda ayrıca “Geleceğin iyi bir lideri nasıl olmalı?”, DNA’nın bilgi ve verilerimizi saklayabileceğimiz çok önemli bir “biyolojik bellek deposu” olarak kullanılması, tek atom mikroskobu gibi yeni ve öncü haberleri kaçırmayın. Bunlar hayatlarımızı çok değiştirecek. Bayram Ali Eşiyok, bu kez İslam dünyasının durumunu bilimsel ve ekonomik verilerle gündeme getiriyor. Dünya nüfusunun neredeyse %25’ini oluşturan İslam dünyası bu bataklıktan nasıl çıkar, çıkabilir mi, umut var mı sorularını ciddi olarak sorduruyor! Bu tabloya baktığınızda siz ne diyeceksiniz acaba? Diğer yazarlarımızın önemli yazıları ve geniş bir haber yorum yelpazesiyle, HBT size taze bir merhaba daha diyor… Her Cuma beyin besleme günü. Yayın, unutmayın. Gelecek Cuma’ya kadar sevgilerimizle&#8230; Not: Prof. Dr. Mehmet Emin Özel’in çok önemli bir yazısını sitemizde yayımladık. Özel, yaz saati-kış saati bağlamında zamanı çok iyi anlatıyor, kaçırmayın: http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zaman-takvim-saatler-yaz-saati-kis-saati-standart-saat-arabesk-saat</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/iletisim-bence-demokrasi-sizce-diktatorluk-mu">İletişim, bence demokrasi; sizce diktatörlük mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>HBT dergimizde “Dijital Kültür”ün sahibi <strong>Tanol Türkoğlu</strong>’na sordum: Bir insan günde ortalama kaç bayt / megabayt vb. veri bombardımanı altında yaşıyor? Bir link gönderdi: Kaliforniya Üniversitesi’nde Süper Bilgisayar Merkezi’nde yapılan bir araştırmaya göre, insanların bir günde medyaya erişim süreleri 15,5 saati buluyor. Bu, 6,9 milyon – milyon gigabayt hacimde bilgi anlamına geliyor. Ya da daha açıkça: kişi başına günde 9 DVD’ye eşit bilgiye erişiliyor.</p>
<p>İlginç olmasına ve abartılı bulmamıza rağmen – bir kesim, 3 DVD dolusu bilgiye ulaşabilir şüphesiz – sorunun yanıtı bu araştırmada yok. Bir kez aktif insanların çeşitli medya ortamlarıyla haşır neşir olması ile, ortalama insanın istemeden maruz kaldığı medya bombardımanı farklı. Ama kentli ve ilgili bir nüfus, 24 saat veri bombardımanı altında kalabilir. Bir dizi veya sinema filmi seyrettiğiniz zaman bile, sadece görsel ve sözel olarak size iletilenler değil; görme ve duyma sürecinde beyinde yol açtığı çağrışımlar da bu bombardımanın bir parçası olmalı.</p>
<p><strong>Bu girişten sonra ikinci ve konumuzla ilgili önemli soru şu</strong>: Acaba yoğun bir veri, söz, görsel, propaganda, fikir, bir tweet, bağırış çağırışla dinlediğiniz bir tartışma, bir sohbet içinde olma ve okuma gibi, her birinin toplamı büyük bir veri-bilgi yoğunluğu anlamına gelen bu atomik saldırının bizde, beynimizde, üzerimizde bıraktıkları, günün sonunda nedir?</p>
<p><strong>Tüm bunlar bizi nasıl ve ne kadar değiştiriyor?</strong> Üzerimizdeki etkileri nedir? Bu süreç içinde değişiyor muyuz, ne kadar değişiyoruz, farkında olmadan mı değişiyoruz her gün?</p>
<p>Peki, insan, çok yönlü gibi görünen, ama aslında tekelleşmiş / güdülenmiş tek kanala dönüştürülmüş bir medyanın iletişim saldırısı içinde yaşıyorsa? Böyle bir ortamda yaşayanlar nasıl biçimleniyor?</p>
<p><strong>Cehaletin sürdürülmesi ve medya</strong></p>
<p>Cahilliğin temellerini, uzun geçmişten günümüze adeta bombalayan <strong>Doğan Kuban</strong> bu haftaki yazısında iletişim devriminin cehaletin sürdürülmesindeki rolü üzerinde duruyor. İletişimde devrim yaşanmıştır. Medya kanalları çoğalmış, ucuzlamış ve adeta herkesin ulaşabileceği bir düzeye inmiştir. Şüphesiz bu bir <strong>demokratik</strong> devrimdir. Herkes kendi medyasını kurabilir.</p>
<p>Ama <strong>henüz değişmeyen</strong> bir şey var: Toplumun büyük çoğunluğu henüz veya hâlâ ana akım klasik medyaya bağımlıdır. Gazete ve TV. Bunun yanına, farklı işlevlere sahip, ama ana akım medyanın yerini tutacak niteliklere fazla sahip olmayan Facebook ve Twitter gibi sosyal medya da devrededir.</p>
<p>Fakat çeşitlilik müthiştir: eğlence – dizi – sinemaya yıllarca takılıp kalabilirsiniz. Şüphesiz bu da bir tercih, ama ülkenin temel sorunları ve çok yönlü; bilgilendirilmiş bir toplumsal demokratik bir siyasetin oluşması zorlaşıyor – yoksa imkânsızlaşıyor mu? – denebilir. Ana medyaları denetim altında tutan, toplumun çoğunluğunu etkilemekten uzak yan medyaları serbest bırakan bir yönetimin, baskı ve güdüleme ile toplumu yalan bir gerçeklik içinde yaşatması da mümkün olabilir, ama nereye kadar?</p>
<p>Sanırım iletişim devrimi, toplumların demokratikleşmesi yönünde gelişecek. Öyle umuyorum. Yaşadığımız <em>gerçek ötesi durum</em> ise yeni değil. Demagoji ve yalan yeni keşfedilmedi. Ama bunu toplumun geniş kesimlerine egemen kılmak için, medyanın darmadağınık edilmesi gerekebilir. Yoksa yaşadığımız bu mu?</p>
<p>İletişim uzmanı Prof. <strong>Haluk Şahin</strong>’in bu temel meseleyi küresel boyutta, ama düşünsel temelde de inceleyen yazısını mutlaka okuyun derim.</p>
<p><strong>Başka neler var?</strong></p>
<p>HBT’nin, tüm bu kargaşanın dışında, her zaman bilimsel bilgi, eleştirel düşünce temelinde, bilimin bulgu, veri, düşünce ve değerlendirmelerini, klasik – ciddi bir seçenek olarak sizlere sunması, bir temel varoluş kararıdır. Bu nedenle sık sık “biz geleceği kuruyoruz” diyoruz.  Geleceğin bir parçası olmak için, HBT’yi büyütelim!</p>
<p>Bu çerçevede bu sayımızda ayrıca “Geleceğin iyi bir lideri nasıl olmalı?”, DNA’nın bilgi ve verilerimizi saklayabileceğimiz çok önemli bir “biyolojik bellek deposu” olarak kullanılması, tek atom mikroskobu gibi yeni ve öncü haberleri kaçırmayın. Bunlar hayatlarımızı çok değiştirecek.</p>
<p><strong>Bayram Ali Eşiyok</strong>, bu kez İslam dünyasının durumunu bilimsel ve ekonomik verilerle gündeme getiriyor. Dünya nüfusunun neredeyse %25’ini oluşturan İslam dünyası bu bataklıktan nasıl çıkar, çıkabilir mi, umut var mı sorularını ciddi olarak sorduruyor! Bu tabloya baktığınızda siz ne diyeceksiniz acaba? Diğer yazarlarımızın önemli yazıları ve geniş bir haber yorum yelpazesiyle, HBT size taze bir merhaba daha diyor…</p>
<p>Her Cuma beyin besleme günü. Yayın, unutmayın. Gelecek Cuma’ya kadar sevgilerimizle&#8230;</p>
<p><strong>Not</strong>: Prof. Dr. Mehmet Emin Özel’in çok önemli bir yazısını sitemizde yayımladık. Özel, yaz saati-kış saati bağlamında zamanı çok iyi anlatıyor, kaçırmayın: <a href="http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zaman-takvim-saatler-yaz-saati-kis-saati-standart-saat-arabesk-saat">http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/zaman-takvim-saatler-yaz-saati-kis-saati-standart-saat-arabesk-saat</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/iletisim-bence-demokrasi-sizce-diktatorluk-mu">İletişim, bence demokrasi; sizce diktatörlük mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5766</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İnsanlığın ütopyası olmazsa&#8230; Savaştan uzak bir uygarlık mümkün mü?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/insanligin-utopyasi-olmazsa-savastan-uzak-bir-uygarlik-mumkun-mu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2016 11:06:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[aykut göker]]></category>
		<category><![CDATA[eski]]></category>
		<category><![CDATA[indus vadisi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[liderlik]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[nöroloji]]></category>
		<category><![CDATA[parkinson]]></category>
		<category><![CDATA[tecavüz]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[thomas more]]></category>
		<category><![CDATA[töre]]></category>
		<category><![CDATA[ütopya]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlık]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4343</guid>

					<description><![CDATA[<p>4000 yıl önce varsıl ve gelişmiş, ama savaşmamış ve ilkel totaliter yönetimlerin uğramadığı bir uygarlık yaşadı bu yeryüzünde desek? Hayır, bir Thomas More ütopyasından bahsetmiyoruz. İndus Vadisi Uygarlığı&#8217;ndan söz ediyoruz. Hem de Hindistan-Pakistan bölgesinde ve 700 yıl yaşamayı başarmış. Sonra da komşuların savaşçılığı içinde eriyip gitmiş… Kentleri surlarla çevrili dedik. Avlanma amaçlılar dışında savaş amaçlı silah yok. Saraylar, görkemli tapınaklar, krallar yok. Varsıllarla yoksulların yaşamları arasında fazla fark da yok. Yerküreyi ve tüm insanlığı berbat eden bugünkü yaşam koşulları, ideolojileri ve sistemleri aşacak yeni bir insanlık ve dünya hayal mi? Hayır, eninde sonunda daha insancıl bir yaşama geçilecek. Ama gelin, geçmişe bakalım, bize ütopik gelen bu uygarlığa bir göz atalım. Dergimizin kapak konusu! Güle güle Aykut Bey&#8230; &#8220;Dünya beyefendisi ve çok zarif bir insan. Yazarken de kılı kırk yaran, Türkçe’nin sevdalısı, Türkiye’nin de. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde 15 yıl “Politik-Bilim” köşesinde yazdı. TÜBİTAK’ta üstlendiği görevlerde, danışmanlıklarda, kongrelerde yüzlerce sunumunda, ülkemiz ekonomisinin ancak ve ancak bilimsel ve teknolojik üretim temelinde dönüştürülmesiyle ekonomik çıkmazlardan kurtulabileceğini döne döne anlattı. Ülkemiz bilim ve teknolojik tarihini iyi bilir, dünyada çağdaş ülkelerin hepsinin ulusal bilim politikaları ve hedefleri olduğunu anlatır ve anlatırdı. Mesela Güney Kore 1960’ların başında aynı ekonomik göstergelere sahip olduğumuz halde, bugün dünyanın sayılı ekonomik ve elektronik devlerinden biri haline dönüşmesi, sadece ve sadece ulusal bilim ve teknoloji hedefleri koyması ve bunları uygulamasıyla gerçekleşmişti. Çin’in ABD’yi devirme noktasına gelmesinin de bu sayede başardığına işaret ederdi.” Müfit Akyos, Aykut Göker’i bizden çok daha iyi anlattı yazısında. Mutlaka okuyun. İlginç konularla doluyuz HBT size hafta boyunca okuyacağınız konular sunuyor yine. Geçen hafta karizmatik liderliğin karanlık yönlerine işaret eden yazımız vardı. Bu hafta da “nasıl lider olunur”u anlatan başka yönden tamamlayıcı bir yazı daha sunuyoruz. Sürekli konularımızdan birine dönüşen “yapay zeka”nın tehlikeli yükselişine karşı, “şimdilik korkacak bir durum yok” diyen bir başka yazıyı okuyacaksınız. Arka sayfamızda dünyanın en hızlısı yarasa (sanıldığının tersine kuşlar değil!) yer alıyor. Bilimsel beslenme sayfamızın ana konusu “tamam, yağlı yiyelim de, ama hangisi” ilginizi çekecektir. Bu hafta Nöroloji Kongresi’nin 52.si yapılıyor. Bu amaçla iki özel sayfa sunuyoruz sizlere: “İnme geliyorum der, yeter ki farkında olalım” başlığıyla hepimizde farkındalığa çağrı yapan yazı ile beraber, MS tedavisinde yenilikler, Alzheimer ve Parkinson’da aşı tedavi çalışmaları ve nöromüsküler hastalıklarda son gelişmeleri okuyacaksınız. Doğan Kuban bu kez yine İstanbul’u kalemine doladı: “Mimari mirası korumayan duyarsızlıktan utanıyorum ve gerekli duyarlığı göstermeyen günümüz hoyratlığına lanet ediyorum” diyor. Hocamız isyanlarda! Yazı çok haklı temellere dayanıyor! Bozkurt Güvenç, “Tecavüz, Mağduriyet, Töre tartışması” başlıklı yazısında, güncel konuya bambaşka açıdan, tarihsel ve düşünsel verilerle yaklaşıyor. Mustafa Çetiner, kaybettiği amcası Remzi Çetiner’in üzerine duyarlı bir yazı çıkardı. Tanol Türkoğlu, Türkiye’nin evrensel internet özgürlüğündeki yeri üzerine yazarken, Erhan Karaesmen de “matematiğe ve fen bilimlerine olan olağanüstü yatkınlıkları” olan üç müzisyende  “bilim ile sanatın o büyüleyici bağlantısına” değiniyor. Size yeni dergiden bazı başlıklar sunduk sadece. İçinde çok sayıda haber, yazı, belge, fotoğraf ve bulmaca bulacaksınız. Biz toplumu ve çevreyi HBT gibi bir araçla değiştirmeye ve geleceği kurmaya yöneldik. Bize katılın ve büyüyelim! Gelecek Cuma yeniden birlikte oluncaya kadar, sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/insanligin-utopyasi-olmazsa-savastan-uzak-bir-uygarlik-mumkun-mu">İnsanlığın ütopyası olmazsa&#8230; Savaştan uzak bir uygarlık mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>4000 yıl önce varsıl ve gelişmiş, ama savaşmamış ve ilkel totaliter yönetimlerin uğramadığı bir uygarlık yaşadı bu yeryüzünde desek? Hayır, bir Thomas More ütopyasından bahsetmiyoruz. İndus Vadisi Uygarlığı&#8217;ndan söz ediyoruz. Hem de Hindistan-Pakistan bölgesinde ve 700 yıl yaşamayı başarmış. Sonra da komşuların savaşçılığı içinde eriyip gitmiş…</p>
<p>Kentleri surlarla çevrili dedik. Avlanma amaçlılar dışında savaş amaçlı silah yok. Saraylar, görkemli tapınaklar, krallar yok. Varsıllarla yoksulların yaşamları arasında fazla fark da yok.</p>
<p>Yerküreyi ve tüm insanlığı berbat eden bugünkü yaşam koşulları, ideolojileri ve sistemleri aşacak yeni bir insanlık ve dünya hayal mi? Hayır, eninde sonunda daha insancıl bir yaşama geçilecek. Ama gelin, geçmişe bakalım, bize ütopik gelen bu uygarlığa bir göz atalım. Dergimizin kapak konusu!</p>
<p><strong>Güle güle Aykut Bey&#8230;</strong></p>
<p><em>&#8220;Dünya beyefendisi ve çok zarif bir insan. Yazarken de kılı kırk yaran, Türkçe’nin sevdalısı, Türkiye’nin de. Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde 15 yıl “Politik-Bilim” köşesinde yazdı. TÜBİTAK’ta üstlendiği görevlerde, danışmanlıklarda, kongrelerde yüzlerce sunumunda, ülkemiz ekonomisinin ancak ve ancak bilimsel ve teknolojik üretim temelinde dönüştürülmesiyle ekonomik çıkmazlardan kurtulabileceğini döne döne anlattı.</em></p>
<p><em>Ülkemiz bilim ve teknolojik tarihini iyi bilir, dünyada çağdaş ülkelerin hepsinin ulusal bilim politikaları ve hedefleri olduğunu anlatır ve anlatırdı. Mesela Güney Kore 1960’ların başında aynı ekonomik göstergelere sahip olduğumuz halde, bugün dünyanın sayılı ekonomik ve elektronik devlerinden biri haline dönüşmesi, sadece ve sadece ulusal bilim ve teknoloji hedefleri koyması ve bunları uygulamasıyla gerçekleşmişti. Çin’in ABD’yi devirme noktasına gelmesinin de bu sayede başardığına işaret ederdi</em>.”</p>
<p><strong>Müfit Akyos</strong>, Aykut Göker’i bizden çok daha iyi anlattı yazısında. Mutlaka okuyun.</p>
<p><strong>İlginç konularla doluyuz</strong></p>
<p>HBT size hafta boyunca okuyacağınız konular sunuyor yine. Geçen hafta karizmatik liderliğin karanlık yönlerine işaret eden yazımız vardı. Bu hafta da “<strong>nasıl lider olunur</strong>”u anlatan başka yönden tamamlayıcı bir yazı daha sunuyoruz. Sürekli konularımızdan birine dönüşen “<strong>yapay zeka”nın tehlikeli yükselişine</strong> karşı, “şimdilik korkacak bir durum yok” diyen bir başka yazıyı okuyacaksınız.</p>
<p>Arka sayfamızda dünyanın en hızlısı yarasa (sanıldığının tersine kuşlar değil!) yer alıyor. Bilimsel beslenme sayfamızın ana konusu “tamam, yağlı yiyelim de, ama hangisi” ilginizi çekecektir.</p>
<p>Bu hafta <strong>Nöroloji Kongresi</strong>’nin 52.si yapılıyor. Bu amaçla iki özel sayfa sunuyoruz sizlere: “<strong>İnme geliyorum der, yeter ki farkında olalım</strong>” başlığıyla hepimizde farkındalığa çağrı yapan yazı ile beraber, MS tedavisinde yenilikler, Alzheimer ve Parkinson’da aşı tedavi çalışmaları ve nöromüsküler hastalıklarda son gelişmeleri okuyacaksınız.</p>
<p><strong>Doğan Kuban</strong> bu kez yine İstanbul’u kalemine doladı: “Mimari mirası korumayan duyarsızlıktan utanıyorum ve gerekli duyarlığı göstermeyen günümüz hoyratlığına lanet ediyorum” diyor. Hocamız isyanlarda! Yazı çok haklı temellere dayanıyor!</p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç,</strong> “Tecavüz, Mağduriyet, Töre tartışması” başlıklı yazısında, güncel konuya bambaşka açıdan, tarihsel ve düşünsel verilerle yaklaşıyor. <strong>Mustafa Çetiner</strong>, kaybettiği amcası Remzi Çetiner’in üzerine duyarlı bir yazı çıkardı. <strong>Tanol Türkoğlu</strong>, Türkiye’nin evrensel internet özgürlüğündeki yeri üzerine yazarken, <strong>Erhan Karaesmen</strong> de “matematiğe ve fen bilimlerine olan olağanüstü yatkınlıkları” olan üç müzisyende  “bilim ile sanatın o büyüleyici bağlantısına” değiniyor.</p>
<p>Size yeni dergiden bazı başlıklar sunduk sadece. İçinde çok sayıda haber, yazı, belge, fotoğraf ve bulmaca bulacaksınız.</p>
<p>Biz toplumu ve çevreyi HBT gibi bir araçla değiştirmeye ve geleceği kurmaya yöneldik. Bize katılın ve büyüyelim!</p>
<p>Gelecek Cuma yeniden birlikte oluncaya kadar, sevgiyle kalın.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/insanligin-utopyasi-olmazsa-savastan-uzak-bir-uygarlik-mumkun-mu">İnsanlığın ütopyası olmazsa&#8230; Savaştan uzak bir uygarlık mümkün mü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4343</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Karizmatik lider olağandışı durumların ürünü</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/karizmatik-lider-olagandisi-durumlarin-urunu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2016 09:32:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[çipras]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[karizmatik]]></category>
		<category><![CDATA[kriz]]></category>
		<category><![CDATA[lider]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[putin]]></category>
		<category><![CDATA[rte]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=4281</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya karizmatik liderlerin “işbaşına” gelmesinden adeta kırılıyor. Bu durumu dünyaya adeta bir mesaj gibi de görebilirsiniz! Bir orada bir burada! En son Trump gibi, özellikle liberal çevrelerin ve Avrupalıların nefret ettikleri, tüylerini diken diken eden bir yeni politikacının seçilmesiyle, siyasete tüy dikti! Trump karizmatik bir lider mi, yoksa karizmatik liderliğe çentik atan bir lider mi? Bu “herkesin kendi beğendiği siyasi lideri karizmatik bulması”na bağlı olarak değişebiliyor. Ama meselemiz tam da bu değil. Trump vesilesiyle, HBT tam zamanında karizma ve karizmatik liderlik meselesini gündeme getiriyor. Size bu konuyu, derinlemesine ele alan iki ana yazı olarak sunuyoruz. Karizma her zaman iyi mi? Genel kabul öyle sayılır. Dahası “karizmayı çizdirme” gibi sloganlarla da karizmanın hep tepede kalması amaçlanır. İlki ve belki de daha önemlisi, karizmanın, karizmatik liderliğin alacakaranlık yönlerine vurgu yapıyor. Karizma siyasette her şeyi kötüye götürmenin aracı olarak da kullanılır. Ama dozu ve yerine göre karizma iyi şeyler yapmanın da aracıdır&#8230; Özellikle “olumluya dönüştürücü” karizmatik liderlik söz konusu ise! Bu nokta, ikinci yazının ana teması. Keyifli okumalar dileyelim şimdiden. Ama burada vurgulamak istediğimiz bir yön var: Karizmatik liderler öyle birdenbire ortaya çıkmıyorlar. Daha doğrusu sıradan doğal yaşamın unsurları değiller. Ancak olağan dışı koşullarda bakıyoruz ki birileri öne fırlamış, tepelere tırmanmış ve sürüleri peşine takmış götürüyor. Ne zaman? Kriz zamanları&#8230; İşlerin büyük çıkmazlara girdiği zamanlar&#8230; Veya ticaret hayatına baktığımızda, büyük işler başarıp kısa sürede dünya şirketi olmayı başaranlar. Çipras, Yunanistan’da bunalımlı dönemlerin lideri olarak ortaya çıktı. Ve diğerleri&#8230; Putin de öyle! İngiltere’de AB’den çıkma kararı da bir ekonomik krizin sonucu oldu. AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk seçimi kazanması da öyle oldu! Büyük bir kriz yaşandı ve eski iktidar partileri tasfiye oldu. RTE, tek adamlığını, yarattığı karizma ile bu süreç içinde perçinledi. Neyse, HBT size dört başı mamur bir konuyu ve tartışmayı gündeme getiriyor. Derginin peşine düşün! *** Bozkurt Güvenç’in su üzerine yazısı, geniş bir kültür birikiminin ürünü. Doğan Kuban,”entelektüel boşluktan köleliğe düşmeyelim” başlıklı yazısında, eleştiri varsa gelişme olur diyor. Tanol Türkoğlu “insanlara gerçekten bir şey vermek istiyorsanız, onlara canlı bilgi elde etmeyi öğretin” diyor. Ali Akurgal, nesnelere akıl ve zekâ kazandırma konusu işliyor. İlginç bir araştırmaya dikkatinizi çekeriz. Yıldız Cıbıroğlu, “ay, aydın, aydınlanma” kavramlarının içerik ilişkilerini, Şaman kültüründen daha geniş bir boyutta ve Türkçe’nin zenginliği içinde ele alıyor. Kadircan Keskinbora, bir İslam tıp bilgini ve cerrahını gündeme getiriyor: Ebu’l- Kasım- El- Zehrâvî. Ve daha neler. Okumak, tartışmak ve böylece geleceği yeniden kurmak için: HBT! Gelecek Cuma’ya kadar, sevgiyle kalın! *** İki bilimcimize ödül Bilim Akademisi üyesi İsmail Çakmak TWAS (The World Academy for Sciences) 2016 Tarım Bilimleri Ödülüne layık görüldü. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri öğretim görevlisi Prof. Dr.İsmail Çakmak’a Dünya Bilimler Akademisi TWAS’ın 13 Kasım tarihinde Ruanda Kigali’de yapılan 27. Genel Kurul Toplantısı’nda Tarım Bilimleri Ödülü verildi. TWAS gelişmekte olan ülkelerde bilim ve mühendislik alanlarında sürdürülebilir bir ilerlemeyi destekleyen küresel çapta bir bilim akademisidir. Prof. Dr. Celal Şengör’ün başarısı: Bilim Akademisi üyesi Prof. Dr. Celal Şengör Lebniz Sozietät der Wissenschaften üyesi seçildi. Celal Şengör Leibniz Akademisi&#8217;nin ilk ve tek Türk üyesi oldu.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/karizmatik-lider-olagandisi-durumlarin-urunu">Karizmatik lider olağandışı durumların ürünü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya karizmatik liderlerin “işbaşına” gelmesinden adeta kırılıyor. Bu durumu dünyaya adeta bir mesaj gibi de görebilirsiniz! Bir orada bir burada! En son Trump gibi, özellikle liberal çevrelerin ve Avrupalıların nefret ettikleri, tüylerini diken diken eden bir yeni politikacının seçilmesiyle, siyasete tüy dikti!</p>
<p>Trump karizmatik bir lider mi, yoksa karizmatik liderliğe çentik atan bir lider mi?</p>
<p>Bu “herkesin kendi beğendiği siyasi lideri karizmatik bulması”na bağlı olarak değişebiliyor. Ama meselemiz tam da bu değil. Trump vesilesiyle, HBT tam zamanında <strong>karizma</strong> ve <strong>karizmatik liderlik meselesini</strong> gündeme getiriyor.</p>
<p>Size bu konuyu, derinlemesine ele alan iki ana yazı olarak sunuyoruz. Karizma her zaman iyi mi? Genel kabul öyle sayılır. Dahası “karizmayı çizdirme” gibi sloganlarla da karizmanın hep tepede kalması amaçlanır.</p>
<p>İlki ve belki de daha önemlisi, karizmanın, karizmatik liderliğin <strong>alacakaranlık yönlerine</strong> vurgu yapıyor. Karizma siyasette her şeyi kötüye götürmenin aracı olarak da kullanılır. Ama dozu ve yerine göre karizma iyi şeyler yapmanın da aracıdır&#8230; Özellikle “olumluya dönüştürücü” karizmatik liderlik söz konusu ise! Bu nokta, ikinci yazının ana teması. Keyifli okumalar dileyelim şimdiden.</p>
<p>Ama burada vurgulamak istediğimiz bir yön var: Karizmatik liderler öyle birdenbire ortaya çıkmıyorlar. Daha doğrusu sıradan doğal yaşamın unsurları değiller. Ancak olağan dışı koşullarda bakıyoruz ki birileri öne fırlamış, tepelere tırmanmış ve sürüleri peşine takmış götürüyor.</p>
<p>Ne zaman? Kriz zamanları&#8230; İşlerin büyük çıkmazlara girdiği zamanlar&#8230; Veya ticaret hayatına baktığımızda, büyük işler başarıp kısa sürede dünya şirketi olmayı başaranlar.</p>
<p>Çipras, Yunanistan’da bunalımlı dönemlerin lideri olarak ortaya çıktı. Ve diğerleri&#8230; Putin de öyle! İngiltere’de AB’den çıkma kararı da bir ekonomik krizin sonucu oldu. AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk seçimi kazanması da öyle oldu! Büyük bir kriz yaşandı ve eski iktidar partileri tasfiye oldu. RTE, tek adamlığını, yarattığı karizma ile bu süreç içinde perçinledi.</p>
<p>Neyse, HBT size dört başı mamur bir konuyu ve tartışmayı gündeme getiriyor. Derginin peşine düşün!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Bozkurt Güvenç</strong>’in su üzerine yazısı, geniş bir kültür birikiminin ürünü. Doğan Kuban,”entelektüel boşluktan köleliğe düşmeyelim” başlıklı yazısında, <em>eleştiri varsa gelişme olur</em> diyor. <strong>Tanol Türkoğlu</strong> “<em>insanlara gerçekten bir şey vermek istiyorsanız, onlara canlı bilgi elde etmeyi öğretin</em>” diyor. <strong>Ali Akurgal</strong>, nesnelere akıl ve zekâ kazandırma konusu işliyor.</p>
<p>İlginç bir araştırmaya dikkatinizi çekeriz. <strong>Yıldız Cıbıroğlu</strong>, “ay, aydın, aydınlanma” kavramlarının içerik ilişkilerini, Şaman kültüründen daha geniş bir boyutta ve Türkçe’nin zenginliği içinde ele alıyor. <strong>Kadircan Keskinbora</strong>, bir İslam tıp bilgini ve cerrahını gündeme getiriyor: Ebu’l- Kasım- El- Zehrâvî.</p>
<p>Ve daha neler. Okumak, tartışmak ve böylece geleceği yeniden kurmak için: HBT!</p>
<p>Gelecek Cuma’ya kadar, sevgiyle kalın!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>İki bilimcimize ödül</strong></p>
<p>Bilim Akademisi üyesi <strong>İsmail Çakmak</strong> TWAS (The World Academy for Sciences) 2016 Tarım Bilimleri Ödülüne layık görüldü. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri öğretim görevlisi Prof. Dr.İsmail Çakmak’a Dünya Bilimler Akademisi TWAS’ın 13 Kasım tarihinde Ruanda Kigali’de yapılan 27. Genel Kurul Toplantısı’nda <strong>Tarım Bilimleri Ödülü</strong> verildi. TWAS gelişmekte olan ülkelerde bilim ve mühendislik alanlarında sürdürülebilir bir ilerlemeyi destekleyen küresel çapta bir bilim akademisidir.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Celal Şengör</strong>’ün başarısı: Bilim Akademisi üyesi Prof. Dr. Celal Şengör <strong>Lebniz Sozietät der Wissenschaften</strong> üyesi seçildi. Celal Şengör Leibniz Akademisi&#8217;nin ilk ve tek Türk üyesi oldu.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/karizmatik-lider-olagandisi-durumlarin-urunu">Karizmatik lider olağandışı durumların ürünü</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">4281</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
