<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>turizm arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/turizm/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/turizm</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Fri, 17 Mar 2023 07:38:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Mercan ölümleri artıyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/mercan-olumleri-artiyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 07:14:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezegenimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Bilimleri]]></category>
		<category><![CDATA[balıkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz mercan]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[ekosistem]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[kayalık]]></category>
		<category><![CDATA[kırmızı mercan]]></category>
		<category><![CDATA[koloni]]></category>
		<category><![CDATA[mercan]]></category>
		<category><![CDATA[mercan resifleri]]></category>
		<category><![CDATA[okyanus]]></category>
		<category><![CDATA[palau cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[pasifik okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[resif]]></category>
		<category><![CDATA[su seviyesi]]></category>
		<category><![CDATA[tokyo üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki küçük ada devletleri Palau, Fiji, Saipan, Mikronezya gibi ülkeler iklim değişikliği sonucu oluşan mercan ölümlerinin etkisini azaltmak için tedbirler almaya çalışıyorlar. Bilindiği gibi mercan ekosistemleri dünya okyanuslarının %25&#8217;ini oluştururken tür çeşitliliği açısından da zengin yaşam alanlarıdır. Örneğin sadece Palau Cumhuriyeti ve Mikronezya adalarında 400 kadar resif oluşturan sert, 150 kadar yumuşak mercan türleri ile en az 1.500 kadar da mercan ekosistemlerinde yaşayan balık türü bulunuyor. Bununla birlikte, son zamanlarda başta iklim değişikliği sonucu mercanlarda beyazlaşma görülüyor ve bu bölge mercanlarının %15’inin ölüm sınırında olduğu biliniyor. Mercan ekosistemleri sadece biyolojik çeşitlilik açsından değil aynı zamanda denize bağımlı olan yerel halk için de önemli çünkü küçük ölçekli balıkçılık yapılarak halkın besin talebi karşılanmış oluyor. Bu ülkelerin denize bağımlılığı yaşamsal çünkü balıkçılık dışında tek geçim kaynağı turizm. Turizmin sürdürülebilir ve doğaya saygılı biçimde yapılması için de önemli kararlar alınmış. Bunlardan biri Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki başta Palau Cumhuriyeti olmak üzere ada ülkelerinde deniz ortamına ve canlılarına zarar veren güneş kremlerinin kullanımını, bulundurulması ve satışının yasaklanması. Sadece yerel bitki özütlerinden yapılmış kremlerin satışı serbest. Diğer bir uygulamaysa, beyazlaşan ve ölen mercan kolonilerinin yerine yapılan mercan ekimi (plantasyon) ve restorasyon çalışmaları. Ağırlıkla Japonya destekli olan ve deniz biyologları (görselde, solda Bayram Öztürk) tarafından yürütülen çalışmalar sonucu belli mercan türlerin yeniden büyütülmesi başarılmış durumda. Restorasyon çalışmaları ise devam ediyor. Gelecek yıllarda dünya okyanuslarında mercan ekimini bir meslek olarak görürsek şaşırmamız lazım. Bu arada, mercan ölümleri sadece iklim değişikliğine bağlı değil. Aşırı yağmur ve seller ile yoğun dalış turizmi baskısı da etkenler arasında. Pasifik&#8217;te bulunan küçük ada ülkeleri iklim değişikliği sonucu deniz suyu seviyesindeki yükselmelerden olumsuz etkileneceği için  iklim değişikliğinin azaltılması için ortak çaba gösteriyorlar. Bu çabanın başında ise uzun süreli izleme programları geliyor. Son olarak, Palau Cumhuriyeti 500.000 km² bir alanı deniz koruma bölgesi ilan ederek denizlerin sürdürülebilir kullanımı ve korunması için ciddi bir adım attı. Hiç deniz koruma alanı bulunmayan Marmara ve Karadeniz aklıma geldi burada çalışırken. Daha kadar bekleyeceğiz bilmiyorum veya kimin ne kadar umurunda&#8230; Prof. Bayram Öztürk, Tokyo Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Üniversitesi konuk öğretim üyesi.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/mercan-olumleri-artiyor">Mercan ölümleri artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki küçük ada devletleri Palau, Fiji, Saipan, Mikronezya gibi ülkeler iklim değişikliği sonucu oluşan mercan ölümlerinin etkisini azaltmak için tedbirler almaya çalışıyorlar. Bilindiği gibi mercan ekosistemleri dünya okyanuslarının %25&#8217;ini oluştururken tür çeşitliliği açısından da zengin yaşam alanlarıdır. Örneğin sadece Palau Cumhuriyeti ve Mikronezya adalarında 400 kadar resif oluşturan sert, 150 kadar yumuşak mercan türleri ile en az 1.500 kadar da mercan ekosistemlerinde yaşayan balık türü bulunuyor. Bununla birlikte, son zamanlarda başta iklim değişikliği sonucu mercanlarda beyazlaşma görülüyor ve bu bölge mercanlarının %15’inin ölüm sınırında olduğu biliniyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-29131 size-medium alignleft" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/m2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/m2-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/m2.jpg 853w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Mercan ekosistemleri sadece biyolojik çeşitlilik açsından değil aynı zamanda denize bağımlı olan yerel halk için de önemli çünkü küçük ölçekli balıkçılık yapılarak halkın besin talebi karşılanmış oluyor. Bu ülkelerin denize bağımlılığı yaşamsal çünkü balıkçılık dışında tek geçim kaynağı turizm. Turizmin sürdürülebilir ve doğaya saygılı biçimde yapılması için de önemli kararlar alınmış. Bunlardan biri Pasifik Okyanusu&#8217;ndaki başta Palau Cumhuriyeti olmak üzere ada ülkelerinde deniz ortamına ve canlılarına zarar veren güneş kremlerinin kullanımını, bulundurulması ve satışının yasaklanması. Sadece yerel bitki özütlerinden yapılmış kremlerin satışı serbest.</p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-29130 size-medium" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/pasifik-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/pasifik-300x225.jpg 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2023/03/pasifik.jpg 956w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Diğer bir uygulamaysa, beyazlaşan ve ölen mercan kolonilerinin yerine yapılan mercan ekimi (plantasyon) ve restorasyon çalışmaları. Ağırlıkla Japonya destekli olan ve deniz biyologları (görselde, solda Bayram Öztürk) tarafından yürütülen çalışmalar sonucu belli mercan türlerin yeniden büyütülmesi başarılmış durumda. Restorasyon çalışmaları ise devam ediyor. Gelecek yıllarda dünya okyanuslarında mercan ekimini bir meslek olarak görürsek şaşırmamız lazım. Bu arada, mercan ölümleri sadece iklim değişikliğine bağlı değil. Aşırı yağmur ve seller ile yoğun dalış turizmi baskısı da etkenler arasında.</p>
<p>Pasifik&#8217;te bulunan küçük ada ülkeleri iklim değişikliği sonucu deniz suyu seviyesindeki yükselmelerden olumsuz etkileneceği için  iklim değişikliğinin azaltılması için ortak çaba gösteriyorlar. Bu çabanın başında ise uzun süreli izleme programları geliyor.</p>
<p>Son olarak, Palau Cumhuriyeti 500.000 km² bir alanı deniz koruma bölgesi ilan ederek denizlerin sürdürülebilir kullanımı ve korunması için ciddi bir adım attı. Hiç deniz koruma alanı bulunmayan Marmara ve Karadeniz aklıma geldi burada çalışırken. Daha kadar bekleyeceğiz bilmiyorum veya kimin ne kadar umurunda&#8230;</p>
<p><strong>Prof. Bayram Öztürk, Tokyo Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Üniversitesi konuk öğretim üyesi.</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/yasam/mercan-olumleri-artiyor">Mercan ölümleri artıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29128</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Instagram, turizme ayar veriyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/instagram-turizme-ayar-veriyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Dec 2018 07:37:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[app]]></category>
		<category><![CDATA[avatar]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[görsel]]></category>
		<category><![CDATA[hashtag]]></category>
		<category><![CDATA[influencer]]></category>
		<category><![CDATA[instagram]]></category>
		<category><![CDATA[kullanıcı]]></category>
		<category><![CDATA[like]]></category>
		<category><![CDATA[popüler]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<category><![CDATA[YouTube]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12360</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu, bir reklam: Genç aşıkları, sakin bir gölde sandalda görürüz. Erkek, kızın resimlerini çeker. Instagram’a yükler. Ama, o ne? Gölün içinden insanlar fırlamaya başlar. Bunlardan biri, erkeğin eski sevgilisi. Diğeri erkeğin çektiği resimleri “eleştiren” bir fotoğrafçı. Diğeri “Bu resimlere yeterince beğeni (like) yok” diyen bir başkası. “Daha fazla istiyoruz” diyenler&#8230; Çiftimiz, olup bitene çaresizlikle bakarken, sakin, vakur bir adam aniden sandalın başında belirir. Erkeğin omuzuna elini koyar. Kendisi bir fotoğraf çeker, Instagram’a gönderir. Ve işte, nihayet, Instagram’a “layık” bir fotoğraf yayınlanmıştır. Mutlu son. Instagram dadısı Bu reklam filmini Accor Hotels grubunda yer alan İbis/Cenevre ve İbis/Zürih yayınladı:  Turistler için Instagram Dadılık Hizmeti&#8230; Şudur: Tatildesiniz. Ama sosyal medya hesabınız tatilde değil. O hesabın 7/24 işlemesi şart. Her yerde her şeyin resmini çekmek, hepsine etiket (#hashtag) uydurmak zorundasınız. Bu işin tatili yok. Sorun değil: Oteliniz, bu işi “sizin adınıza” yapabilir. Resimleri “Instagram Dadısı” çeker, Instagram’a koyar. Elbette bu hizmetin arka plan koşulları var: Adınıza çekilecek resmi otel, hesabınızda “Dadımız tarafından çekilmiştir” diye belirtecek (#postedbysocialmediasitter). Bu hizmet için müşteri, Instagram şifresini (bu hizmeti kaç günlüğüne alacaksa&#8230;) otelin görevlisine verecek. Müşteri ile otel, müşterinin ne tür görüntüler isteyeceğine dair görüşecekler.   Instagram ünlüsü = yeni reklamcı “Siz tatlı canınızı sıkmayın, biz Instagram’a yükleriz” (Relax We Post) isimli bu hizmetin fotoğraf çekiminden sonraki yüklemesini ise Instagram Ünlüleri (influencer) yapacak. Avrupa’da tanınan “ünlü” hanımlar Sylwina (55 bin takipçi), Sara Leutenegger (106 bin), Cristina Gheiceanu (144 bin) ve başkaları&#8230; Sizin çekip de sosyal medyada paylaştığınız resimlerinizi sadece takipçileriniz görecekken, sizin “adınıza” çekilen resimleri, bu ünlü hanımların takipçileri görecek. Zaten oteller, hanımlara o şehirde “en çok beğeni alacak” görüntü noktalarının listesini verdiği için, adınıza çekilen bütün resimlerin “like” alması garanti. Hanımlar bu işle meşgulken siz, hesabınızı taşerona devretmenin rahatlığını yaşarsınız. THY influencer kullandı Ama, Cenevre ve Zürih’teki bu hizmet meğerse yepyeni bir fikir değilmiş. Maldivler’de Conrad Maldives Rangali Adası, benzerini 2017’de #InstaTrail adıyla sunmuş. Müşterilerin “zahmet edip” resim çekmesine gerek kalmadan, onlar adına güzel resimler çeken Instagram Uşağı uygulamasını bir yıl önce yapmış. “Kanaat önderi etkili kişi” (influencer) kullanarak, özellikle turizm alanında tanıtımı bu kişilere YouTube, Instagram, Pinterest, Twitter gibi ortamlarda yaptırmak “Reklam 4.0” sayılıyor artık. Örneğin Türk Hava Yolları 16 milyon takipçisi olan Jerome Jarre, ayrıca Casey Neistat, Sami Slimani gibi, toplam 40 milyon takipçisi olan 10 YouTube “ünlüsü” ile mükemmel bir proje yapmıştı (https://youtu.be/voOtpQY-ewc). Geçen hafta, ucuzcu havayolu EasyJet, bilet satış sayfasını Instagram görselleriyle eşgüdümlü hale getirdi: “Look &#38; Book” (Gör ve Seç). Bu uygulama size, Instagram’daki bir şehir görselini tıklayarak doğruca EasyJet sitesine bağlanıp, derhal o şehre hop diye bilet alma fırsatı veriyor. Video, yazıyı yiyor 8 yıl önce kurulan Instagram, yazısız ama resimli/videolu öyle bir ortam yarattı ki aylık kullanıcı sayısı 1 milyarı geçti (06.2018). Her gün “beğeni” (like) tıklanma sayısı 4.2 milyar. Her gün eklenen görsel 95 milyon. Videoların, diğer görsellere göre izlenme oranı %38 daha fazla. Kullanıcının %90’ı 35 yaşın altında (ABD için bu veri). Bu parlak heyecanın bir de gri tarafı var. Örneğin, Miquela Sousa (veya Lil Miquela) ismiyle tanınan, Instagram’ın “çok” ünlüsü hanım, aslında dijital bir simülasyon. Sadece ekranda “var.” O, bir avatar. Ama yaşam tarzı dergisi Dazed, “kendisini” sanat editörü olarak atadığını açıkladı! (Bu, tuhaflıkları anlatmak, başka bir yazının konusu). Edip Emil Öymen *Bu yazı 14.12.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/instagram-turizme-ayar-veriyor">Instagram, turizme ayar veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu, bir reklam: Genç aşıkları, sakin bir gölde sandalda görürüz. Erkek, kızın resimlerini çeker. Instagram’a yükler. Ama, o ne? Gölün içinden insanlar fırlamaya başlar. Bunlardan biri, erkeğin eski sevgilisi. Diğeri erkeğin çektiği resimleri “eleştiren” bir fotoğrafçı. Diğeri “Bu resimlere yeterince beğeni (like) yok” diyen bir başkası. “Daha fazla istiyoruz” diyenler&#8230; Çiftimiz, olup bitene çaresizlikle bakarken, sakin, vakur bir adam aniden sandalın başında belirir. Erkeğin omuzuna elini koyar. Kendisi bir fotoğraf çeker, Instagram’a gönderir. Ve işte, nihayet, Instagram’a “layık” bir fotoğraf yayınlanmıştır. Mutlu son.</p>
<p><strong>Instagram dadısı</strong></p>
<p>Bu reklam filmini Accor Hotels grubunda yer alan İbis/Cenevre ve İbis/Zürih yayınladı:  Turistler için Instagram Dadılık Hizmeti&#8230; Şudur: Tatildesiniz. Ama sosyal medya hesabınız tatilde değil. O hesabın 7/24 işlemesi şart. Her yerde her şeyin resmini çekmek, hepsine etiket (#hashtag) uydurmak zorundasınız. Bu işin tatili yok. Sorun değil: Oteliniz, bu işi “sizin adınıza” yapabilir. Resimleri “Instagram Dadısı” çeker, Instagram’a koyar. Elbette bu hizmetin arka plan koşulları var: Adınıza çekilecek resmi otel, hesabınızda “Dadımız tarafından çekilmiştir” diye belirtecek (#postedbysocialmediasitter). Bu hizmet için müşteri, Instagram şifresini (bu hizmeti kaç günlüğüne alacaksa&#8230;) otelin görevlisine verecek. Müşteri ile otel, müşterinin ne tür görüntüler isteyeceğine dair görüşecekler. <strong> </strong></p>
<p><strong>Instagram ünlüsü = yeni reklamcı</strong></p>
<p>“Siz tatlı canınızı sıkmayın, biz Instagram’a yükleriz” (Relax We Post) isimli bu hizmetin fotoğraf çekiminden sonraki yüklemesini ise Instagram Ünlüleri (influencer) yapacak. Avrupa’da tanınan “ünlü” hanımlar Sylwina (55 bin takipçi), Sara Leutenegger (106 bin), Cristina Gheiceanu (144 bin) ve başkaları&#8230; Sizin çekip de sosyal medyada paylaştığınız resimlerinizi sadece takipçileriniz görecekken, sizin “adınıza” çekilen resimleri, bu ünlü hanımların takipçileri görecek. Zaten oteller, hanımlara o şehirde “en çok beğeni alacak” görüntü noktalarının listesini verdiği için, adınıza çekilen bütün resimlerin “like” alması garanti. Hanımlar bu işle meşgulken siz, hesabınızı taşerona devretmenin rahatlığını yaşarsınız.</p>
<p><strong>THY influencer kullandı</strong></p>
<p>Ama, Cenevre ve Zürih’teki bu hizmet meğerse yepyeni bir fikir değilmiş. Maldivler’de Conrad Maldives Rangali Adası, benzerini 2017’de #InstaTrail adıyla sunmuş. Müşterilerin “zahmet edip” resim çekmesine gerek kalmadan, onlar adına güzel resimler çeken Instagram Uşağı uygulamasını bir yıl önce yapmış. “Kanaat önderi etkili kişi” (influencer) kullanarak, özellikle turizm alanında tanıtımı bu kişilere YouTube, Instagram, Pinterest, Twitter gibi ortamlarda yaptırmak “Reklam 4.0” sayılıyor artık. Örneğin Türk Hava Yolları 16 milyon takipçisi olan Jerome Jarre, ayrıca Casey Neistat, Sami Slimani gibi, toplam 40 milyon takipçisi olan 10 YouTube “ünlüsü” ile mükemmel bir proje yapmıştı (<a href="https://youtu.be/voOtpQY-ewc">https://youtu.be/voOtpQY-ewc</a>). Geçen hafta, ucuzcu havayolu EasyJet, bilet satış sayfasını Instagram görselleriyle eşgüdümlü hale getirdi: “Look &amp; Book” (Gör ve Seç). Bu uygulama size, Instagram’daki bir şehir görselini tıklayarak doğruca EasyJet sitesine bağlanıp, derhal o şehre hop diye bilet alma fırsatı veriyor.</p>
<p><strong>Video, yazıyı yiyor</strong></p>
<p>8 yıl önce kurulan Instagram, yazısız ama resimli/videolu öyle bir ortam yarattı ki aylık kullanıcı sayısı 1 milyarı geçti (06.2018). Her gün “beğeni” (like) tıklanma sayısı 4.2 milyar. Her gün eklenen görsel 95 milyon. Videoların, diğer görsellere göre izlenme oranı %38 daha fazla. Kullanıcının %90’ı 35 yaşın altında (ABD için bu veri). Bu parlak heyecanın bir de gri tarafı var. Örneğin, Miquela Sousa (veya Lil Miquela) ismiyle tanınan, Instagram’ın “çok” ünlüsü hanım, aslında dijital bir simülasyon. Sadece ekranda “var.” O, bir avatar. Ama yaşam tarzı dergisi Dazed, “kendisini” sanat editörü olarak atadığını açıkladı! (Bu, tuhaflıkları anlatmak, başka bir yazının konusu).</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 14.12.2018 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı. </em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/instagram-turizme-ayar-veriyor">Instagram, turizme ayar veriyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12360</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Turizmin azı zarar: Çoğu da zarar&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmin-azi-zarar-cogu-da-zarar</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Aug 2017 07:22:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[barcelona]]></category>
		<category><![CDATA[çevre]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[tür]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7487</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barcelona’da Arran adlı bir turist-karşıtı grup, turistlerin kiraladıkları bisikletlerin lastiklerini şişledi. Turist otobüslerinin önünü kesip, camına “Turizm, şehri öldürüyor” yazdılar. Tarihi binaların cephelerine “Turistler, siz teröristsiniz. Turistler gitsin, sığınmacılar gelsin” yazdılar. Böyle saldırıların geleceği, İspanya’da yılbaşından beri görülen protestolardan belliydi. Barcelona’da “Şehrimiz satılık değil. Turizm adına istila ediyorlar” pankartlı yürüyüşler başlamıştı. Konu, zaten inci kadar güzel bu şehirle sınırlı değil. Özellikle kitlesel turizmin yığıldığı kuzey kıyı şehri San Sebastian, Akdeniz adası Mayorka gibi turizm cazibelerinde “bindiğin dalı kesmek” durumu yaşanıyor: Mayorka’da Arran aktivistleri, lokantalarda yemek yiyen turistlerin üzerine boyalı duman fişekleri, konfeti attılar. 17 Ağustos’ta San Sebastian Semana Grande festivali sırasında turizm karşıtı protesto gösterileri yapacaklar. Burası, Avrupa’nın Michelin yıldızlı gastronomi şehirlerinden. Komşusu Bilbao ile birlikte İspanya’nın gözde turizm adreslerinden biri. Turizm: Dertli gelir İspanya’nın nüfusu 46 milyon. Ama sadece 2016’da turist sayısı 75.6 milyon. Memleket, turizmden kazanıyor: GSYH’nin yüzde 11’i turizmden gelen 1.2 trilyon (trilyon!) euro. Sadece Barcelona, 1.6 milyon nüfusuna karşılık yılda 32 milyon turist çekiyor. Belediye Başkanı Ada Colau, bu büyümenin sürdürülemeyeceğini savunarak, 2015’te göreve geldikten sonra ilk iş olarak yeni otel yapımını, yeni ruhsatları durdurmuştu. Kitle turizminden kaynaklanan gürültü, kirlilik, kalabalık, vb sorunlar sadece İspanya’nın derdi değil. Örneğin, İspanya’ya göre çok daha sakin, huzurlu bir turizm yaşamı olan Kopenhag: Denizle içiçe bu şehirde yapılan kanal turları sırasında, meskûn bir bölgeden geçerken tur rehberi, teknedeki turistleri yüksek sesle konuşmama, bağırıp kahkaha atmama konusunda uyarıyor. Rehber de o bölgeden geçerken, mikrofonu kapatıp, sesli bilgi vermiyor. Çünkü, turistler uğruna şehir halkının huzuru bozulamaz. Venedik ve Cinque Terre Turizmin “mahvetmeye” doğru gittiği en tanınmış şehir: Venedik. Burada nüfusun gitgide azaldığı, yerini lokanta, otel, hizmet sektöründe çalışan bir nüfusun aldığı yazılır, söylenir. Geçen hafta New York Times, “Turist istilasına uğrayan Venedik, deniz kenarında bir Disneyland’a dönüşüyor” diye yazdı. Özgün nüfusu 50 yılda 175 binden 50 bine inen şehre yılda 25 milyon turist geliyor. Apartman cruise gemileri, Büyük Kanal’ın taa içine kadar giriyor. Oysa Venedik, çıt diye kırılacak, pek eski, temeli bataklığa saplı ahşap kazıklar üzerine oturan bir müze. Ayrıca, bir yıl mimarlık, ertesi yıl tasarım bienalleri ve her yıl film festivali yaptığı için çok paralı, seçkin bir üst-gelir grubu turist akınına da uğruyor. İtalya’nın bir başka güzelliği Cinque Terre (Beş Kasaba) da yıllık turist sayısını 2.5 milyondan 1.5 milyona indirmeye karar verdi. Birer kilometre arayla kurulu bu beş kasaba, denize dimdik inen coğrafyaları, buna uygun mimarileriyle Instagram, Pinterest, duvar takvimlerine malzeme olurken, olan, çevreye oluyor. Turizm, kayayı çatlattı Norveç’te dünyaca ünlü iki dev kaya parçası, turizm “akını” nedeniyle çatlama işaretleri vermeye başladığı için ziyaretçi sayısı azaltılacak. Denizden 600 metre yükseklikte tek parçadan oluşan Vaaz Kayası’na, en yakın şehir Preikestolen’den 2 saatlik bir yürüyüşle ulaşılabildiği halde, burası turistlerle dolup taşıyor. Üzerine yıllardır binen ağırlıktan, kayanın içinde çatlama saptandı&#8230; İkincisi, Troll Çıkıntısı (Skjeggedal yakınında), denizden 1,100 metre yüksekte dil gibi ileriye uzanan kayanın üzeri insan kaynıyor. Burada da çatlaklar saptandı. Norveç Turizm Kurumu, tırmanmanın yasaklanmasını istiyor. Dünyada başka yerlerde de turizmi sınırlayarak daha sürdürülebilir kılmak için önlemler alınıyor. Amaç, ille de sadece para kazanmak değil, çevreye ve kültüre saygılı bir turizm sunabilmek. Çünkü bu kavramlara, yeni kuşak turistler daha fazla önem veriyor. Edip Emil Öymen *Bu yazı, Barcelona’daki terör saldırısından önce yazıldı. 18.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmin-azi-zarar-cogu-da-zarar">Turizmin azı zarar: Çoğu da zarar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barcelona’da Arran adlı bir turist-karşıtı grup, turistlerin kiraladıkları bisikletlerin lastiklerini şişledi. Turist otobüslerinin önünü kesip, camına “Turizm, şehri öldürüyor” yazdılar. Tarihi binaların cephelerine “Turistler, siz teröristsiniz. Turistler gitsin, sığınmacılar gelsin” yazdılar. Böyle saldırıların geleceği, İspanya’da yılbaşından beri görülen protestolardan belliydi. Barcelona’da “Şehrimiz satılık değil. Turizm adına istila ediyorlar” pankartlı yürüyüşler başlamıştı. Konu, zaten inci kadar güzel bu şehirle sınırlı değil. Özellikle kitlesel turizmin yığıldığı kuzey kıyı şehri San Sebastian, Akdeniz adası Mayorka gibi turizm cazibelerinde “bindiğin dalı kesmek” durumu yaşanıyor: Mayorka’da Arran aktivistleri, lokantalarda yemek yiyen turistlerin üzerine boyalı duman fişekleri, konfeti attılar. 17 Ağustos’ta San Sebastian Semana Grande festivali sırasında turizm karşıtı protesto gösterileri yapacaklar. Burası, Avrupa’nın Michelin yıldızlı gastronomi şehirlerinden. Komşusu Bilbao ile birlikte İspanya’nın gözde turizm adreslerinden biri.</p>
<p><strong>Turizm: Dertli gelir </strong></p>
<p>İspanya’nın nüfusu 46 milyon. Ama sadece 2016’da turist sayısı 75.6 milyon. Memleket, turizmden kazanıyor: GSYH’nin yüzde 11’i turizmden gelen 1.2 trilyon (trilyon!) euro. Sadece Barcelona, 1.6 milyon nüfusuna karşılık yılda 32 milyon turist çekiyor. Belediye Başkanı Ada Colau, bu büyümenin sürdürülemeyeceğini savunarak, 2015’te göreve geldikten sonra ilk iş olarak yeni otel yapımını, yeni ruhsatları durdurmuştu.</p>
<p>Kitle turizminden kaynaklanan gürültü, kirlilik, kalabalık, vb sorunlar sadece İspanya’nın derdi değil. Örneğin, İspanya’ya göre çok daha sakin, huzurlu bir turizm yaşamı olan Kopenhag: Denizle içiçe bu şehirde yapılan kanal turları sırasında, meskûn bir bölgeden geçerken tur rehberi, teknedeki turistleri yüksek sesle konuşmama, bağırıp kahkaha atmama konusunda uyarıyor. Rehber de o bölgeden geçerken, mikrofonu kapatıp, sesli bilgi vermiyor. Çünkü, turistler uğruna şehir halkının huzuru bozulamaz.</p>
<p><strong>Venedik ve Cinque Terre </strong></p>
<p>Turizmin “mahvetmeye” doğru gittiği en tanınmış şehir: Venedik. Burada nüfusun gitgide azaldığı, yerini lokanta, otel, hizmet sektöründe çalışan bir nüfusun aldığı yazılır, söylenir. Geçen hafta New York Times, “Turist istilasına uğrayan Venedik, deniz kenarında bir Disneyland’a dönüşüyor” diye yazdı. Özgün nüfusu 50 yılda 175 binden 50 bine inen şehre yılda 25 milyon turist geliyor. Apartman cruise gemileri, Büyük Kanal’ın taa içine kadar giriyor. Oysa Venedik, çıt diye kırılacak, pek eski, temeli bataklığa saplı ahşap kazıklar üzerine oturan bir müze. Ayrıca, bir yıl mimarlık, ertesi yıl tasarım bienalleri ve her yıl film festivali yaptığı için çok paralı, seçkin bir üst-gelir grubu turist akınına da uğruyor.</p>
<p>İtalya’nın bir başka güzelliği Cinque Terre (Beş Kasaba) da yıllık turist sayısını 2.5 milyondan 1.5 milyona indirmeye karar verdi. Birer kilometre arayla kurulu bu beş kasaba, denize dimdik inen coğrafyaları, buna uygun mimarileriyle Instagram, Pinterest, duvar takvimlerine malzeme olurken, olan, çevreye oluyor.</p>
<p><strong>Turizm, kayayı çatlattı</strong></p>
<p>Norveç’te dünyaca ünlü iki dev kaya parçası, turizm “akını” nedeniyle çatlama işaretleri vermeye başladığı için ziyaretçi sayısı azaltılacak. Denizden 600 metre yükseklikte tek parçadan oluşan Vaaz Kayası’na, en yakın şehir Preikestolen’den 2 saatlik bir yürüyüşle ulaşılabildiği halde, burası turistlerle dolup taşıyor. Üzerine yıllardır binen ağırlıktan, kayanın içinde çatlama saptandı&#8230; İkincisi, Troll Çıkıntısı (Skjeggedal yakınında), denizden 1,100 metre yüksekte dil gibi ileriye uzanan kayanın üzeri insan kaynıyor. Burada da çatlaklar saptandı. Norveç Turizm Kurumu, tırmanmanın yasaklanmasını istiyor.</p>
<p>Dünyada başka yerlerde de turizmi sınırlayarak daha sürdürülebilir kılmak için önlemler alınıyor. Amaç, ille de sadece para kazanmak değil, çevreye ve kültüre saygılı bir turizm sunabilmek. Çünkü bu kavramlara, yeni kuşak turistler daha fazla önem veriyor.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı, Barcelona’daki terör saldırısından önce yazıldı. 18.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı. </em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmin-azi-zarar-cogu-da-zarar">Turizmin azı zarar: Çoğu da zarar&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7487</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sanal gerçeklik, Venedik Festivali’nde</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sanal-gerceklik-venedik-festivalinde</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Aug 2017 10:35:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[artırılmış gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[bienal]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[venedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7428</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yılki Venedik Film Festivali’nde sanal gerçeklik formatında çekilmiş filmler de yarışacak. Bu tek cümle, aslında bir paragraf söylüyor: Bizim, adına sanal gerçeklik (VR=Virtual reality) dediğimiz şey, varsayılan gerçeklik, sanatın bir ifade tarzı olarak kabul edildi. Bu kabulleniş, ne kadar kısa zamanda oldu hem de: Şu sırada VR denildiğinde öne çıkan marka Oculus Rift, henüz 2012’de “sanal gerçekliği herkese sunacak başlık” fikrini kitle fonlamasına açar açmaz 2.5 milyon dolar topladı bu projesine. Oculus VR’ın potansiyelini gören Facebook, şirketi 2014’te 2 milyar dolara satın aldı. Üç yıl içinde VR adlı bu “yeni” görme biçimi, Venedik Film Festivali’nde film yarıştıracak bir teknoloji ve sanat düzeyine geldi. Ve, bu daha başlangıç&#8230; Daha nelere tanık olacağız. Tanıklık süremiz, ha bire kısalacak. VR başlıklarının boyutu küçülecek. Kafaya geçirilen tuhaf kutular yerine, “akıllı gözlük” boyutuna inecek. Hatta, sadece göz merceğine takılacak lenslere dönüşecek. Yakın akrabalar: AR ve VR Konuya tanıdık olmayan okurlarımız için burada bir parantez zorunlu: Artırılmış gerçeklik (AR=Augmented reality), bir ekrana gelen görüntünün sesli veya yazılı bilgiyle, grafikle, şekille zenginleştirilmesi. Örneğin, turistik bir seyahate çıkmadan önce cep telinize, gideceğiniz yerin turistik özelliklerine dair bir AR uygulaması indirirsiniz. Gittiğiniz yerde, gördüğünüz tarihi bir binaya cep teli tuttuğunuzda oraya dair bilgi ekrana otomatik çıkar. Görsele bilgi katan, gerçeği artıran bir yenilik. VR ise farklı. Başa takılan, kutu gibi bir aygıt, gözleri örter. İçinde, yan yana iki ekranı var bu kutumsu gözlüğün: İkiz ekran, “ekranda” görüneni insana öyle bir gösterir ki, o an, o saniye, sizin “gerçeğiniz” o gördüğünüz olur. Aslında iki boyutlu bir görüntüyü üç boyutlu bir derinlik illüzyonuyla “görürsünüz”. Bu görüntü, aynı özneyi iki farklı, ama benzeşen açıdan gösteren iki resmin bir araya getirilmiş hali olduğundan, beyin bunu tek görüntü olarak algılar, ama aldanarak&#8230; Sinema perdesiz film Festivalde geçen yıl, VR formatında çekilmiş kısa filmler gösterilmişti. Ama bu yıl, ilk kez yarışma yapılacak. 22 film katılıyor. Aralarında, en dikkat çekecek olanı “Grönland Eriyor” başlıklı, ABD kamu yayıncılığının yüz akı BostonWGBH/Frontline&#38;Nova araştırmacı medya ekibinin filmi olacak. Buna ek olarak, Michael Jackson’ın Thriller (1983) videosunun yeni yapılmış VR versiyonu ve “bunu nasıl yaptık” belgeseli yarışma dışı gösterilecek. Seyirciler, bu filmleri “görmek” için başlarına VR kaskı takacaklar tabii ki! Oturdukları koltuklar, 360 derece dönecek şekilde yapılmış. Çünkü görüntü 360 derece görüş alanı sağlıyor. Önünüzde olmayan bir şeyi “görmek” için o yöne “dönmeniz” gerekiyor. Yani, VR filmleri düz ekrana bakarak izlenemiyor. Bu yeni teknolojiyle, sinemanın tanımı değişmeye başlayacak. Nasıl ki eskiden video kaset yoktu, sonra var oldu, sonra yerini CD aldı, sonra o da yok oluyor? Şimdi de sinema, VR ile bambaşka bir ifade biçimi kazanacak. Hollywood’un büyük bütçeli gürültülü filmleri VR’a gayet  uyar. Ama esas, yenilikçi ve kavramsal sanat için VR yepyeni bir medya olacak. Veba adasında festival 30 Ağustos – 9 Eylül arasında 74’üncüsü yapılacak olan Venedik Film Festivali’nde, Venedik Lagünü’ndeki (sığ körfez) Lazzaretto Vecchio adası VR Festivali’ne ayrıldı. Adanın sıra dışı bir tarihsel özelliği var: 1400’lerde veba benzeri hastalıkların Venedik’e bulaşmasını önlemek amacıyla gemilerin 40 gün karantinaya alındığı bir ada burası (İtalyanca quaranta=40). 1400’de kullanılmaya başlanmış. Sonra üzerine 1423’te devasa bir hastane inşa edilmiş. 200 yıl kullanılmış. Halen binalar boş, ama hepsi ayakta. Venedik’in Kadıköy’ü olan Lido Adası’nın hemen yanında. Film festivali zaten Lido’da düzenleniyor. İşin VR kısmı için karşıdaki Vecchio’ya geçilecek. Şu sırada Venedik Bienali de sürdüğü için film festivalinin hele bu seneki yenilikçi girişimi, bienal turizmi için ballı kaymak olacak. Edip Emil Öymen *Bu yazı 11.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sanal-gerceklik-venedik-festivalinde">Sanal gerçeklik, Venedik Festivali’nde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yılki Venedik Film Festivali’nde sanal gerçeklik formatında çekilmiş filmler de yarışacak. Bu tek cümle, aslında bir paragraf söylüyor: Bizim, adına sanal gerçeklik (VR=Virtual reality) dediğimiz şey, varsayılan gerçeklik, sanatın bir ifade tarzı olarak kabul edildi. Bu kabulleniş, ne kadar kısa zamanda oldu hem de: Şu sırada VR denildiğinde öne çıkan marka Oculus Rift, henüz 2012’de “sanal gerçekliği herkese sunacak başlık” fikrini kitle fonlamasına açar açmaz 2.5 milyon dolar topladı bu projesine. Oculus VR’ın potansiyelini gören Facebook, şirketi 2014’te 2 milyar dolara satın aldı. Üç yıl içinde VR adlı bu “yeni” görme biçimi, Venedik Film Festivali’nde film yarıştıracak bir teknoloji ve sanat düzeyine geldi. Ve, bu daha başlangıç&#8230; Daha nelere tanık olacağız. Tanıklık süremiz, ha bire kısalacak. VR başlıklarının boyutu küçülecek. Kafaya geçirilen tuhaf kutular yerine, “akıllı gözlük” boyutuna inecek. Hatta, sadece göz merceğine takılacak lenslere dönüşecek.</p>
<p><strong>Yakın akrabalar: AR ve VR </strong></p>
<p>Konuya tanıdık olmayan okurlarımız için burada bir parantez zorunlu: Artırılmış gerçeklik (AR=Augmented reality), bir ekrana gelen görüntünün sesli veya yazılı bilgiyle, grafikle, şekille zenginleştirilmesi. Örneğin, turistik bir seyahate çıkmadan önce cep telinize, gideceğiniz yerin turistik özelliklerine dair bir AR uygulaması indirirsiniz. Gittiğiniz yerde, gördüğünüz tarihi bir binaya cep teli tuttuğunuzda oraya dair bilgi ekrana otomatik çıkar. Görsele bilgi katan, gerçeği artıran bir yenilik.</p>
<p>VR ise farklı. Başa takılan, kutu gibi bir aygıt, gözleri örter. İçinde, yan yana iki ekranı var bu kutumsu gözlüğün: İkiz ekran, “ekranda” görüneni insana öyle bir gösterir ki, o an, o saniye, sizin “gerçeğiniz” o gördüğünüz olur. Aslında iki boyutlu bir görüntüyü üç boyutlu bir derinlik illüzyonuyla “görürsünüz”. Bu görüntü, aynı özneyi iki farklı, ama benzeşen açıdan gösteren iki resmin bir araya getirilmiş hali olduğundan, beyin bunu tek görüntü olarak algılar, ama aldanarak&#8230;</p>
<p><strong>Sinema perdesiz film</strong></p>
<p>Festivalde geçen yıl, VR formatında çekilmiş kısa filmler gösterilmişti. Ama bu yıl, ilk kez yarışma yapılacak. 22 film katılıyor. Aralarında, en dikkat çekecek olanı “Grönland Eriyor” başlıklı, ABD kamu yayıncılığının yüz akı BostonWGBH/Frontline&amp;Nova araştırmacı medya ekibinin filmi olacak. Buna ek olarak, Michael Jackson’ın Thriller (1983) videosunun yeni yapılmış VR versiyonu ve “bunu nasıl yaptık” belgeseli yarışma dışı gösterilecek.</p>
<p>Seyirciler, bu filmleri “görmek” için başlarına VR kaskı takacaklar tabii ki! Oturdukları koltuklar, 360 derece dönecek şekilde yapılmış. Çünkü görüntü 360 derece görüş alanı sağlıyor. Önünüzde olmayan bir şeyi “görmek” için o yöne “dönmeniz” gerekiyor. Yani, VR filmleri düz ekrana bakarak izlenemiyor. Bu yeni teknolojiyle, sinemanın tanımı değişmeye başlayacak. Nasıl ki eskiden video kaset yoktu, sonra var oldu, sonra yerini CD aldı, sonra o da yok oluyor? Şimdi de sinema, VR ile bambaşka bir ifade biçimi kazanacak. Hollywood’un büyük bütçeli gürültülü filmleri VR’a gayet  uyar. Ama esas, yenilikçi ve kavramsal sanat için VR yepyeni bir medya olacak.</p>
<p><strong>Veba adasında festival</strong></p>
<p>30 Ağustos – 9 Eylül arasında 74’üncüsü yapılacak olan Venedik Film Festivali’nde, Venedik Lagünü’ndeki (sığ körfez) Lazzaretto Vecchio adası VR Festivali’ne ayrıldı. Adanın sıra dışı bir tarihsel özelliği var: 1400’lerde veba benzeri hastalıkların Venedik’e bulaşmasını önlemek amacıyla gemilerin 40 gün karantinaya alındığı bir ada burası (İtalyanca quaranta=40). 1400’de kullanılmaya başlanmış. Sonra üzerine 1423’te devasa bir hastane inşa edilmiş. 200 yıl kullanılmış. Halen binalar boş, ama hepsi ayakta. Venedik’in Kadıköy’ü olan Lido Adası’nın hemen yanında. Film festivali zaten Lido’da düzenleniyor. İşin VR kısmı için karşıdaki Vecchio’ya geçilecek. Şu sırada Venedik Bienali de sürdüğü için film festivalinin hele bu seneki yenilikçi girişimi, bienal turizmi için ballı kaymak olacak.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 11.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/sanal-gerceklik-venedik-festivalinde">Sanal gerçeklik, Venedik Festivali’nde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7428</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Taht Oyunları: Masalın gerçeği</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/taht-oyunlari-masalin-gercegi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Aug 2017 14:27:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[game of thrones]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey irlanda]]></category>
		<category><![CDATA[that oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7390</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taht Oyunları’nın (Game of Thrones) nasıl bir TV olayı haline geldiğini bilmeyen kaldı mı? Filmin çekildiği yerlere düzenlenen turların nasıl bir ekonomi yarattığını duymayan? Diziyi izlememiş bile olsa, bu dizinin adeta sonsuz senaryosunun şu sıralarda 7’inci sezonunda olduğunu? Ve seneye “son” bulacağını? Ama Harry Potter nasıl “bitemediyse”, etinden, sütünden, yününden nasıl hâlâ tiyatro ve video oyunları, sergiler yapılıyorsa, Taht Oyunları nasıl bitecek? Zaten senaryosunda, romancısı George R.R. Martin’in etkisi azalıyor. Dizi, kendi senaryosunu üretir hale geldi. Sahibi ABD’li HBO tv şirketinin yaratıcı kadrosu, senaryoda esas yazardan “sadece” esinleniyor artık&#8230; Hayalî bir ortaçağ Dizi, sanki ortaçağda vizigotların, ostrogotların, vandalların birbirini yediği kargaşa ve hukuksuzluk dönemini andıran, tamamen hayalî bir mitolojide ve coğrafyada geçiyor. Bu keşmekeşi ekrana yansıtan mükemmel adresler Kanada, Hırvatistan, İzlanda, Malta, Fas, İspanya, Kuzey İrlanda, İskoçya ve ABD’de özenle seçilmiş. Tekno destekli görsel etkisinin görkemi kadar, senaryosunun “insanın temel içgüdüleri” üzerine inşası da milyonlar için vazgeçilmez. Taht Oyunları, ekrana yansıttığı kanlı masala, şiddete, vahşete, iktidar tutkusuna, tamaha, savaşlara rağmen, senaryosunda barındırdığı güçlü, hırslı kadın kahramanlarıyla, alttan alta feminist bir mesajı da aynı milyonlara iletiyor. Hayalî olmayan ekonomi Dizinin masalını kenara bırakıp, işin ekonomisine bakarsak, İsviçre Saati gibi işleyen bir mekanizma görüyoruz: Dizinin prodüksiyonunu, Kuzey İrlanda’nın bir film seti gibi kullanılmasını sağlayan bir İngiliz devlet kurumu üstleniyor: NIS-Northern Ireland Screen. Bu kurumun kasasına parayı K. İrlanda’ya Yatırım Fonu ve Avrupa Birliği’nin Bölgesel Yardım Fonu koyuyor. K. İrlanda, AB’nin “gelişmeye muhtaç”, bu yüzden de yardıma muhtaç bölgelerinden (bazı İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan bölgeleri gibi). Son verilere göre NIS’in sadece bu diziye katkısı 14.37 milyon doları buldu. Bunun ise, K. İrlanda ekonomisine 100.9 milyon dolar katkı sağladığı hesaplandı. Bütün bu bölgenin “bir film seti” olarak tanımlanmasıyla, K. İrlanda’da yaratıcı kültür sektöründe istihdamın 2008-13 arasında artışı %12.4. Aynı dönemde İngiltere genelinde bu sektördeki artış %4.3’tü. Diziye duvar halısı Dizinin, çekildiği her yerde turizme katkısı var. K. İrlanda’da dizi kaynaklı turist artışı 2015’te %30 oldu. Ertesi 2016’da artış %40’ı buldu: 4.3 milyon turist. K. İrlanda nüfusunun 7 katı! Şimdi bütün bunlara ek olarak, K. İrlanda yaratıcı yenilikçi bir girişim daha yaptı: 7 yılın öyküsünü, 66 metre uzunlukta bir resimli duvar dokumasına (ince örtü-kilim diyebiliriz) nakışla işlediler. Dizinin birinci sahnesinden, şimdi yayınlanmakta olan sahnelere kadar bütün önemli “olaylar” bu örtüde resmedildi. Ve dizi sürdükçe, “canlı yayın” gibi işlenecek. Sezonun sonuna kadar halı, 11 metre daha uzayıp 77 metre olacak. Örtü, şimdiden K. İrlanda’nın yönetim merkezi Belfast Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. Taht Oyunları turizmine bir de bu örtü eklendi. 950 yıllık gelenek Resimli duvar dokuması, Avrupa kültüründe çok çok eski. Taa 1066 yılında (Malazgirt’ten 5 yıl önce) bugünkü Fransa’nın kuzeyinde yaşayan Normanların, Manş’ı aşıp İngitere’yi istilasını resimli roman gibi “anlatan” Bayeux Örtüsü en tanınmışı. 70 metre uzunlukta, 50 santim eninde bir nakış eseri. Halen Fransa’nın Bayeux şehrinde (Paris’in 260 km kuzey batısında) müzede sergilenen bu örtünün çok sayıda kopyası yapılmıştır. Taht Oyunları Örtüsü de “duvarda resimli roman” geleneğine uygun. Her halde dizi sona erecek diye, bu “tarihi olayı” (!) böyle bir örtüyle müzeye kaldırmayı düşündüler. Turizmin sadece deniz-güneş-yıkıntı-yemekten ibaret olmadığını, turizmde inovasyonun mümkün, gerekli, hatta şart olduğunu gösteren bu girişim, Bayeux Örtüsü’nden bu yana geçen 950 yılda, eski fikirlerin yenilikçi bir tavırla derin dondurucudan çıkartılabileceğinin kanıtı.  Edip Emil Öymen *Bu yazı 04.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/taht-oyunlari-masalin-gercegi">Taht Oyunları: Masalın gerçeği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Taht Oyunları</strong>’nın <strong>(Game of Thrones) </strong>nasıl bir TV olayı haline geldiğini bilmeyen kaldı mı? Filmin çekildiği yerlere düzenlenen turların nasıl bir ekonomi yarattığını duymayan? Diziyi izlememiş bile olsa, bu dizinin adeta sonsuz senaryosunun şu sıralarda 7’inci sezonunda olduğunu? Ve seneye “son” bulacağını? Ama Harry Potter nasıl “bitemediyse”, etinden, sütünden, yününden nasıl hâlâ tiyatro ve video oyunları, sergiler yapılıyorsa, Taht Oyunları nasıl bitecek? Zaten senaryosunda, romancısı George R.R. Martin’in etkisi azalıyor. Dizi, kendi senaryosunu üretir hale geldi. Sahibi ABD’li HBO tv şirketinin yaratıcı kadrosu, senaryoda esas yazardan “sadece” esinleniyor artık&#8230;</p>
<p><strong>Hayal</strong><strong>î</strong><strong> bir ortaçağ </strong></p>
<p>Dizi, sanki ortaçağda vizigotların, ostrogotların, vandalların birbirini yediği kargaşa ve hukuksuzluk dönemini andıran, tamamen hayalî bir mitolojide ve coğrafyada geçiyor. Bu keşmekeşi ekrana yansıtan mükemmel adresler Kanada, Hırvatistan, İzlanda, Malta, Fas, İspanya, Kuzey İrlanda, İskoçya ve ABD’de özenle seçilmiş. Tekno destekli görsel etkisinin görkemi kadar, senaryosunun “insanın temel içgüdüleri” üzerine inşası da milyonlar için vazgeçilmez. Taht Oyunları, ekrana yansıttığı kanlı masala, şiddete, vahşete, iktidar tutkusuna, tamaha, savaşlara rağmen, senaryosunda barındırdığı güçlü, hırslı kadın kahramanlarıyla, alttan alta feminist bir mesajı da aynı milyonlara iletiyor.</p>
<p><strong>Hayal</strong><strong>î</strong><strong> olmayan ekonomi</strong></p>
<p>Dizinin masalını kenara bırakıp, işin ekonomisine bakarsak, İsviçre Saati gibi işleyen bir mekanizma görüyoruz: Dizinin prodüksiyonunu, Kuzey İrlanda’nın bir film seti gibi kullanılmasını sağlayan bir İngiliz devlet kurumu üstleniyor: NIS-Northern Ireland Screen. Bu kurumun kasasına parayı K. İrlanda’ya Yatırım Fonu ve Avrupa Birliği’nin Bölgesel Yardım Fonu koyuyor. K. İrlanda, AB’nin “gelişmeye muhtaç”, bu yüzden de yardıma muhtaç bölgelerinden (bazı İspanya, Portekiz, İtalya, Yunanistan bölgeleri gibi). Son verilere göre NIS’in sadece bu diziye katkısı 14.37 milyon doları buldu. Bunun ise, K. İrlanda ekonomisine 100.9 milyon dolar katkı sağladığı hesaplandı. Bütün bu bölgenin “bir film seti” olarak tanımlanmasıyla, K. İrlanda’da yaratıcı kültür sektöründe istihdamın 2008-13 arasında artışı %12.4. Aynı dönemde İngiltere genelinde bu sektördeki artış %4.3’tü.</p>
<p><strong>Diziye duvar halısı </strong></p>
<p>Dizinin, çekildiği her yerde turizme katkısı var. K. İrlanda’da dizi kaynaklı turist artışı 2015’te %30 oldu. Ertesi 2016’da artış %40’ı buldu: 4.3 milyon turist. K. İrlanda nüfusunun 7 katı!</p>
<p>Şimdi bütün bunlara ek olarak, K. İrlanda yaratıcı yenilikçi bir girişim daha yaptı: 7 yılın öyküsünü, 66 metre uzunlukta bir resimli duvar dokumasına (ince örtü-kilim diyebiliriz) nakışla işlediler. Dizinin birinci sahnesinden, şimdi yayınlanmakta olan sahnelere kadar bütün önemli “olaylar” bu örtüde resmedildi. Ve dizi sürdükçe, “canlı yayın” gibi işlenecek. Sezonun sonuna kadar halı, 11 metre daha uzayıp 77 metre olacak. Örtü, şimdiden K. İrlanda’nın yönetim merkezi Belfast Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. Taht Oyunları turizmine bir de bu örtü eklendi.</p>
<p><strong>950 yıllık gelenek</strong></p>
<p>Resimli duvar dokuması, Avrupa kültüründe çok çok eski. Taa 1066 yılında (Malazgirt’ten 5 yıl önce) bugünkü Fransa’nın kuzeyinde yaşayan Normanların, Manş’ı aşıp İngitere’yi istilasını resimli roman gibi “anlatan” Bayeux Örtüsü en tanınmışı. 70 metre uzunlukta, 50 santim eninde bir nakış eseri. Halen Fransa’nın Bayeux şehrinde (Paris’in 260 km kuzey batısında) müzede sergilenen bu örtünün çok sayıda kopyası yapılmıştır. Taht Oyunları Örtüsü de “duvarda resimli roman” geleneğine uygun. Her halde dizi sona erecek diye, bu “tarihi olayı” (!) böyle bir örtüyle müzeye kaldırmayı düşündüler.</p>
<p>Turizmin sadece deniz-güneş-yıkıntı-yemekten ibaret olmadığını, turizmde inovasyonun mümkün, gerekli, hatta şart olduğunu gösteren bu girişim, Bayeux Örtüsü’nden bu yana geçen 950 yılda, eski fikirlerin yenilikçi bir tavırla derin dondurucudan çıkartılabileceğinin kanıtı.</p>
<p><strong> Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong><em>*Bu yazı 04.08.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/taht-oyunlari-masalin-gercegi">Taht Oyunları: Masalın gerçeği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7390</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Turizmde klişe out: Zeki inovasyon in</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmde-klise-out-zeki-inovasyon-in</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Jun 2017 12:46:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[acenta]]></category>
		<category><![CDATA[airbnb]]></category>
		<category><![CDATA[berlin]]></category>
		<category><![CDATA[bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Chicago]]></category>
		<category><![CDATA[emlak]]></category>
		<category><![CDATA[GSYH]]></category>
		<category><![CDATA[inovasyon]]></category>
		<category><![CDATA[isveç]]></category>
		<category><![CDATA[Lapiz]]></category>
		<category><![CDATA[Machu Picchu]]></category>
		<category><![CDATA[meksika]]></category>
		<category><![CDATA[oecd]]></category>
		<category><![CDATA[peru]]></category>
		<category><![CDATA[Tekila]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[Urban Spree]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=7076</guid>

					<description><![CDATA[<p>Turizmde tanıtım, hem reklam hem de halkla ilişkiler açısından, geleneksel, alışılmış ve kanıksanmış görsellerden, klişe kofluklardan uzaklaştığı ölçüde küresel turistin dikkatini çekiyor. Bunu yapabilmenin yolu ise yaratıcı yenilikçilikten geçmek zorunda. Sadece güzel, hoş makyajlı turistik görüntüler, turizm reklamı değil artık. Örneğin İsveç, bütün ülkeyi Airbnb alanı ilan etti. Airbnb, araya seyahat acentası veya emlakçı sokmadan, turist ile ev sahibinin anlaşmasıyla bir gayrimenkulün belirli bir süre için turiste kiralanmasını sağlayan, yeni ekonomiye uygun yeni bir iş modeli. İsveç’in yaptığı, şimdiye kadar kimsenin aklına gelmeyen (bkz: inovasyon) bir fikir: “Bütün ülkeyi Airbnb sayabilirsiniz.” İsveç Anayasası, ülkenin bütün tarlalarını, ormanlarını, nehir göl, kıyı, dağ neresi varsa hepsini herkesin açık kullanımına sunuyor. Bu durumda, Airbnb uygulamasına sadece binalar değil, bütün ülkenin bütün toprakları açık. Turizme yaratıcı yenilikçilik İsveç Turizm Kurumu, yaratıcılıkta herkesten önde. Geçen yıl, yine şimdiye kadar hiç akla gelmeyen bir şey yapmıştı: İsveç için telefon numarası icat etmişti. +46 771 793 336 numarayı arayan, her hangi bir İsveç vatandaşıyla konuşuyordu. Yabancıların, İsveç’e dair sorularını yanıtlamaya rıza gösteren gönüllülerin listesi çıkartılmıştı. Şimdi de Kurum, ülkeyi Airbnb alanı ilan ederek şunu diyor: İstediğiniz her yerde dolaşabilirsiniz. Nasıl ki Airbnb’den kiraladığınız evin/dairenin her yeri size kiralık, ülkemiz de aynı şekilde size kiralık. Airbnb dairenize nasıl özen gösterecekseniz, ülkemize de aynı özeni gösterin: Örneğin, doğayı koruyun. Bavul üstü tanıtım Turizm tanıtmada, yaratıcılığın, yenilikçiliğin sınırı –evet hâlâ- yok. Bakınız Peru Turizm Bakanlığı: Peru, dünyaca ünlü Machu Picchu yıkıntılarını görmek için 2,500 metre yükseğe çıkmaya gönüllü milyonların ziyaret ettiği bir güney Amerika ülkesi. Zaten tanınan, bilinen, cazip bir ülke. Daha “nasıl” tanıtılır? Orta boy bir çekçek valiz alınır. Peru’nun tarihi ve turistik güzelliklerini gösteren parlak fotoğraflarla donatılır. Üzerine şu yazılır: “Bu bavul, sizi sihir diye bir şeye inandıracak bir ülkeden, Peru’dan geliyor.” Valizler, Peru’lu tanınmış sinema sanatçılarına, şef aşçılara, sporculara, kültür insanlarına, ve çok seyahat eden iş adamlarına “bedava” verilir. Bu kişiler, gittikleri yabancı ülkelerde bu valizin bagaj alma kontuarında 4-5 kere dönmesi için orada sabırla bekler. Valizin üzerindeki Peru güzelliklerinin oradaki herkesin dikkatini çekmesidir amaç. Tanıtımın bedavası Peru turizmi için bedava bir tanıtım fırsatı! Çünkü havaalanları, reklam panosu, banner, yer kiralama konusunda dünyanın en pahalı yerleri. Örneğin Paris havaalanında bir banner kirası yılda 380 bin dolar. New York’ta dijital bir reklam panosu kirası yılda 124 bin dolar. Londra’da arkadan aydınlatmalı bir reklam panosunun kirası yılda 260 bin dolar. Kampanya için bakanlık, Facebook sayfası açtı (tabii ki!). Bu sayfaya bakarak, Peru vatandaşları da bu bavullardan ısmarlamaya başladı. Bakanlık, beş kuruş harcadığı halde, 1 milyon dolarlık reklam harcaması yapmış kadar medya görselliği sağladı: 5.4 milyon dolar karşılığı. Ve tekila bulutu Meksika Turizm Kurumu, Chicago’daki yaratıcı reklamcı Lapiz’le işbirliği yaparak reklamı kurdu: Bir şişe tekila alınız. Ultrasonik nemlendiriciyle şişeyi çalkalayınız. Şişenin ucunu açınca, şişede köpüren tekila, “bulut” halinde dışarıya çıkacak. Bulut, az sonra yoğuşmaya başlayacak ve yağmur damlalarına dönüşecek: Tekila yağmuru! Size, bardağı “bulut”un altına tutup, tekila damlalarının bardağa dolmasını beklemek kalıyor. Meksika Turizm Kurumu, yaratıcılığını Urban Spree adlı Berlin sanat galerisinde sergiledi. Kurum, turizmi yaratıcılık ve yenilikçilikle pazarlıyor. Turizm, ülke (GSYH) ekonomisine % 8.7 katkı sağlıyor. Bu oranla, OECD ülkeleri içinde İspanya ve Yunanistan’dan sonra 3’üncü. Bir çok OECD göstergesinde aşağılarda kalan Meksika, turizm denildiğinde en yukarda. OECD ortalamasının 2 kat üstünde&#8230; Edip Emil Öymen *Bu yazı 30.06.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmde-klise-out-zeki-inovasyon-in">Turizmde klişe out: Zeki inovasyon in</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Turizmde tanıtım, hem reklam hem de halkla ilişkiler açısından, geleneksel, alışılmış ve kanıksanmış görsellerden, klişe kofluklardan uzaklaştığı ölçüde küresel turistin dikkatini çekiyor. Bunu yapabilmenin yolu ise yaratıcı yenilikçilikten geçmek zorunda. Sadece güzel, hoş makyajlı turistik görüntüler, turizm reklamı değil artık.</p>
<p>Örneğin İsveç, bütün ülkeyi Airbnb alanı ilan etti. Airbnb, araya seyahat acentası veya emlakçı sokmadan, turist ile ev sahibinin anlaşmasıyla bir gayrimenkulün belirli bir süre için turiste kiralanmasını sağlayan, yeni ekonomiye uygun yeni bir iş modeli. İsveç’in yaptığı, şimdiye kadar kimsenin aklına gelmeyen (bkz: inovasyon) bir fikir: “Bütün ülkeyi Airbnb sayabilirsiniz.” İsveç Anayasası, ülkenin bütün tarlalarını, ormanlarını, nehir göl, kıyı, dağ neresi varsa hepsini herkesin açık kullanımına sunuyor. Bu durumda, Airbnb uygulamasına sadece binalar değil, bütün ülkenin bütün toprakları açık.</p>
<p><strong>Turizme yaratıcı yenilikçilik</strong></p>
<p>İsveç Turizm Kurumu, yaratıcılıkta herkesten önde. Geçen yıl, yine şimdiye kadar hiç akla gelmeyen bir şey yapmıştı: İsveç için telefon numarası icat etmişti. +46 771 793 336 numarayı arayan, her hangi bir İsveç vatandaşıyla konuşuyordu. Yabancıların, İsveç’e dair sorularını yanıtlamaya rıza gösteren gönüllülerin listesi çıkartılmıştı.</p>
<p>Şimdi de Kurum, ülkeyi Airbnb alanı ilan ederek şunu diyor: İstediğiniz her yerde dolaşabilirsiniz. Nasıl ki Airbnb’den kiraladığınız evin/dairenin her yeri size kiralık, ülkemiz de aynı şekilde size kiralık. Airbnb dairenize nasıl özen gösterecekseniz, ülkemize de aynı özeni gösterin: Örneğin, doğayı koruyun.</p>
<p><strong>Bavul üstü tanıtım</strong></p>
<p>Turizm tanıtmada, yaratıcılığın, yenilikçiliğin sınırı –evet hâlâ- yok. Bakınız Peru Turizm Bakanlığı: Peru, dünyaca ünlü Machu Picchu yıkıntılarını görmek için 2,500 metre yükseğe çıkmaya gönüllü milyonların ziyaret ettiği bir güney Amerika ülkesi. Zaten tanınan, bilinen, cazip bir ülke. Daha “nasıl” tanıtılır?</p>
<p>Orta boy bir çekçek valiz alınır. Peru’nun tarihi ve turistik güzelliklerini gösteren parlak fotoğraflarla donatılır. Üzerine şu yazılır: “Bu bavul, sizi sihir diye bir şeye inandıracak bir ülkeden, Peru’dan geliyor.”</p>
<p>Valizler, Peru’lu tanınmış sinema sanatçılarına, şef aşçılara, sporculara, kültür insanlarına, ve çok seyahat eden iş adamlarına “bedava” verilir. Bu kişiler, gittikleri yabancı ülkelerde bu valizin bagaj alma kontuarında 4-5 kere dönmesi için orada sabırla bekler. Valizin üzerindeki Peru güzelliklerinin oradaki herkesin dikkatini çekmesidir amaç.</p>
<p><strong>Tanıtımın bedavası</strong></p>
<p>Peru turizmi için bedava bir tanıtım fırsatı! Çünkü havaalanları, reklam panosu, banner, yer kiralama konusunda dünyanın en pahalı yerleri. Örneğin Paris havaalanında bir banner kirası yılda 380 bin dolar. New York’ta dijital bir reklam panosu kirası yılda 124 bin dolar. Londra’da arkadan aydınlatmalı bir reklam panosunun kirası yılda 260 bin dolar.</p>
<p>Kampanya için bakanlık, Facebook sayfası açtı (tabii ki!). Bu sayfaya bakarak, Peru vatandaşları da bu bavullardan ısmarlamaya başladı. Bakanlık, beş kuruş harcadığı halde, 1 milyon dolarlık reklam harcaması yapmış kadar medya görselliği sağladı: 5.4 milyon dolar karşılığı.</p>
<p><strong>Ve tekila bulutu</strong></p>
<p>Meksika Turizm Kurumu, Chicago’daki yaratıcı reklamcı Lapiz’le işbirliği yaparak reklamı kurdu: Bir şişe tekila alınız. Ultrasonik nemlendiriciyle şişeyi çalkalayınız. Şişenin ucunu açınca, şişede köpüren tekila, “bulut” halinde dışarıya çıkacak. Bulut, az sonra yoğuşmaya başlayacak ve yağmur damlalarına dönüşecek: Tekila yağmuru!</p>
<p>Size, bardağı “bulut”un altına tutup, tekila damlalarının bardağa dolmasını beklemek kalıyor. Meksika Turizm Kurumu, yaratıcılığını Urban Spree adlı Berlin sanat galerisinde sergiledi. Kurum, turizmi yaratıcılık ve yenilikçilikle pazarlıyor. Turizm, ülke (GSYH) ekonomisine % 8.7 katkı sağlıyor. Bu oranla, OECD ülkeleri içinde İspanya ve Yunanistan’dan sonra 3’üncü. Bir çok OECD göstergesinde aşağılarda kalan Meksika, turizm denildiğinde en yukarda. OECD ortalamasının 2 kat üstünde&#8230;</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong>*Bu yazı 30.06.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı</strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/turizmde-klise-out-zeki-inovasyon-in">Turizmde klişe out: Zeki inovasyon in</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7076</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İç savaş turizmi: İnsanlığa ibret için</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/ic-savas-turizmi-insanliga-ibret-icin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Jun 2017 09:29:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[guernica]]></category>
		<category><![CDATA[iç savaş]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[picasso]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6722</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir tablonun 80’inci yıldönümü anılıyor. Kutlanmıyor, anılıyor. Çünkü tablo, bir cinayetin resmi. 80 yıl önce işlenen cinayet, uygar dünyanın ortak belleğine bu tabloyla nakşolmuş. &#160; Tablo: Guernica. Ressam: Picasso. Yıl: 1937. Bilenlerden özür dileyerek, bilmeyenlere: 17 Temmuz 1936’da İspanya’da, Cumhuriyetçi hükümete isyan ederek muhafazakarları, aşırı sağcıları yanına toplayan General Franko ve ordusu iç savaşı başlattı. Ülkenin güneyinden kuzeyine doğru adım adım ilerlediler. Onları, Hitler’in Nazi Almanyası, Mussolini’nin faşist İtalyası destekledi. Paraca, askerce, donanımca. İspanya’nın yasal hükümeti ise dışardan pek az yardım alabildi. Yabancı aydınlar ve gönüllülerden oluşan Milletler Taburu’nda yazar Ernest Hemingway, yazar George Orwell, “ilk kadın savaş muhabiri” Martha Gellhorn, sonradan Yugoslavya lideri olacak Tito, fotoğrafçı Robert Capa başta gelen ünlülerdi. Savaşı fiilen izlediler. Hemingway daha sonra anılarını romanlaştırdı. Gökten gelen cinayet 26 Nisan 1937’de ülkenin kuzeyinde Atlantik kıyısındaki küçük Bask kasabası Guernica’ya, Alman ve İtalyan savaş uçaklarıyla yapılan saldırıda kasaba, 2 bin kişiyle yok oldu. Bu cinayet dünyada duyulduktan sonra, Paris’te yaşayan İspanyol ressam Picasso 3.5 x 7.75 metre boyutlarında siyah, beyaz, gri renklerle –şimdi dünyaca tanınan- Guernica tablosunu yaptı. İspanya’ya demokrasi yeniden gelene kadar bu tablonun İspanya’da sergilenmesini yasakladı. Tablo aynı yıl, İspanya’nın direnen hükümetinin Paris’te katıldığı Uluslararası Fuar’da sergilendi. Daha sonra Londra ve New York’ta. Sürgünde bir tablo Tablo, Franko’nun 1975’te ölümüne kadar New York Çağdaş Sanatlar Müzesi’nde (MoMA) kaldı. Taa 1981’de Madrid’e taşınabildi. Bugün, Kraliçe Sofia Müzesi’nde özel salonunda. Mona Lisa kadar ünlü. Salonu dolduran uygar kalabalıkta sadece huşû, hürmet, tâzim hâkim. Müze, tablonun yıldönümü vesilesiyle kendi elindeki Picasso’lara 30 değişik kurumdan 130 Picasso daha getirmiş: Hepsi yıkım, acı, teessür, ölüm temalı. Yıkık kasaba: Belchite Zaragoza kentinin 40 km güneybatısındaki Belchite kasabası, bütünüyle yıkıntı halinde duruyor. Burası, İç Savaş sırasında isyancı faşistlerle hükümet kuvvetleri arasındaki çekişme noktalarından sadece bir tanesi. Ama sonuçta isyancılar, bütün İspanya’da egemenlik ilan ettikleri gibi, burayı da aldılar. General Franko, yıkıntıya dönen kasabanın imarına izin vermedi. İç Savaş’ın bir ibret abidesi olarak kalmasını istedi. Yeni Belchite, oraya yakın bir yerde inşa edildi. Esas Belchite öylece bırakıldı. İç Savaş en az 500 bin ölü, en az 500 bin mülteciye neden olduktan sonra 1 Nisan 1939’da Franko’nun Madrid’i de ele geçirmesiyle sona erdi. Sonrasında kaç Cumhuriyetçinin yok edildiği, ne kadarının hapislerde çürüdüğü, ne kadarının “sıfır maliyet” hesabına göre inşaatlarda çalıştırılıp öldürüldüğü apayrı bir konu. Franko, 36 yıl ülkeyi tek başına yönettikten sonra 1975’te öldü. İspanya, hızla demokrasiye döndü. 10 yıl içinde AB üyesi oldu. Karanlık turizm İspanyollar, ülke tarihinin bu çok trajik ve halen kapanmayan yarasını sessiz bir hüzünle anıyor. Bu çerçevede, Belchite yıkıntısına turistik turlar düzenleniyor. Başta “Karanlık Turizm” (Dark Tourism) şirketi olmak üzere çeşitli turlar, bir iç savaşın ne demek olduğunu yerli ve yabancı meraklılara anlatmakla meşgul. Aslında bu yaptıkları da turizmde bir inovasyon işte&#8230; Turizm sadece renkli, eğlenceli, hoş ve boş zaman değil, aynı zamanda hayatın acılarını da tanıtan, öğretici, eğitici de olabilir. Madrid ve Barcelona’da tam da bunu yapan turlar var. İki şehir de Cumhuriyetçi Hükümet yanlısıydı, Franko’nun muazzam gazabına uğramıştı. Yüreği kaldırabilenlere, bu turlardan alınacak ibret çok. İşin ilginç yanı şu ki, General Franko’nun mezarı da bir ziyaretgâh: Madrid’e 60 km uzaklıkta, yüksek bir kayalığın üzerinde 150 metre daha yükselen bir dev haçın altına oyulan anıt mezarda Franko’yla birlikte 34 bin yandaşı ve 12 bin Cumhuriyetçi’nin mezarları bir arada. İç Savaş’ın kapatılamayan bir hesabı, bu ironi. Edip Emil Öymen *Bu yazı 02.06.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/ic-savas-turizmi-insanliga-ibret-icin">İç savaş turizmi: İnsanlığa ibret için</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir tablonun 80’inci yıldönümü anılıyor. Kutlanmıyor, anılıyor. Çünkü tablo, bir cinayetin resmi. 80 yıl önce işlenen cinayet, uygar dünyanın ortak belleğine bu tabloyla nakşolmuş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tablo: Guernica. Ressam: Picasso. Yıl: 1937.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignright wp-image-6723" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/06/guernica-300x136.jpg" alt="" width="500" height="226" /></p>
<p>Bilenlerden özür dileyerek, bilmeyenlere: 17 Temmuz 1936’da İspanya’da, Cumhuriyetçi hükümete isyan ederek muhafazakarları, aşırı sağcıları yanına toplayan General Franko ve ordusu iç savaşı başlattı. Ülkenin güneyinden kuzeyine doğru adım adım ilerlediler. Onları, Hitler’in Nazi Almanyası, Mussolini’nin faşist İtalyası destekledi. Paraca, askerce, donanımca. İspanya’nın yasal hükümeti ise dışardan pek az yardım alabildi. Yabancı aydınlar ve gönüllülerden oluşan Milletler Taburu’nda yazar Ernest Hemingway, yazar George Orwell, “ilk kadın savaş muhabiri” Martha Gellhorn, sonradan Yugoslavya lideri olacak Tito, fotoğrafçı Robert Capa başta gelen ünlülerdi. Savaşı fiilen izlediler. Hemingway daha sonra anılarını romanlaştırdı.</p>
<p><strong>Gökten gelen cinayet</strong></p>
<p>26 Nisan 1937’de ülkenin kuzeyinde Atlantik kıyısındaki küçük Bask kasabası Guernica’ya, Alman ve İtalyan savaş uçaklarıyla yapılan saldırıda kasaba, 2 bin kişiyle yok oldu. Bu cinayet dünyada duyulduktan sonra, Paris’te yaşayan İspanyol ressam Picasso 3.5 x 7.75 metre boyutlarında siyah, beyaz, gri renklerle –şimdi dünyaca tanınan- Guernica tablosunu yaptı. İspanya’ya demokrasi yeniden gelene kadar bu tablonun İspanya’da sergilenmesini yasakladı. Tablo aynı yıl, İspanya’nın direnen hükümetinin Paris’te katıldığı Uluslararası Fuar’da sergilendi. Daha sonra Londra ve New York’ta.</p>
<p><strong>Sürgünde bir tablo</strong></p>
<p>Tablo, Franko’nun 1975’te ölümüne kadar New York Çağdaş Sanatlar Müzesi’nde (MoMA) kaldı. Taa 1981’de Madrid’e taşınabildi. Bugün, Kraliçe Sofia Müzesi’nde özel salonunda. Mona Lisa kadar ünlü. Salonu dolduran uygar kalabalıkta sadece huşû, hürmet, tâzim hâkim. Müze, tablonun yıldönümü vesilesiyle kendi elindeki Picasso’lara 30 değişik kurumdan 130 Picasso daha getirmiş: Hepsi yıkım, acı, teessür, ölüm temalı.</p>
<p><strong>Yıkık kasaba: Belchite</strong></p>
<p>Zaragoza kentinin 40 km güneybatısındaki Belchite kasabası, bütünüyle yıkıntı halinde duruyor. Burası, İç Savaş sırasında isyancı faşistlerle hükümet kuvvetleri arasındaki çekişme noktalarından sadece bir tanesi. Ama sonuçta isyancılar, bütün İspanya’da egemenlik ilan ettikleri gibi, burayı da aldılar. General Franko, yıkıntıya dönen kasabanın imarına izin vermedi. İç Savaş’ın bir ibret abidesi olarak kalmasını istedi. Yeni Belchite, oraya yakın bir yerde inşa edildi. Esas Belchite öylece bırakıldı.</p>
<p>İç Savaş en az 500 bin ölü, en az 500 bin mülteciye neden olduktan sonra 1 Nisan 1939’da Franko’nun Madrid’i de ele geçirmesiyle sona erdi. Sonrasında kaç Cumhuriyetçinin yok edildiği, ne kadarının hapislerde çürüdüğü, ne kadarının “sıfır maliyet” hesabına göre inşaatlarda çalıştırılıp öldürüldüğü apayrı bir konu. Franko, 36 yıl ülkeyi tek başına yönettikten sonra 1975’te öldü. İspanya, hızla demokrasiye döndü. 10 yıl içinde AB üyesi oldu.</p>
<p><strong>Karanlık turizm</strong></p>
<p>İspanyollar, ülke tarihinin bu çok trajik ve halen kapanmayan yarasını sessiz bir hüzünle anıyor. Bu çerçevede, Belchite yıkıntısına turistik turlar düzenleniyor. Başta “Karanlık Turizm” (Dark Tourism) şirketi olmak üzere çeşitli turlar, bir iç savaşın ne demek olduğunu yerli ve yabancı meraklılara anlatmakla meşgul. Aslında bu yaptıkları da turizmde bir inovasyon işte&#8230; Turizm sadece renkli, eğlenceli, hoş ve boş zaman değil, aynı zamanda hayatın acılarını da tanıtan, öğretici, eğitici de olabilir. Madrid ve Barcelona’da tam da bunu yapan turlar var. İki şehir de Cumhuriyetçi Hükümet yanlısıydı, Franko’nun muazzam gazabına uğramıştı. Yüreği kaldırabilenlere, bu turlardan alınacak ibret çok. İşin ilginç yanı şu ki, General Franko’nun mezarı da bir ziyaretgâh: Madrid’e 60 km uzaklıkta, yüksek bir kayalığın üzerinde 150 metre daha yükselen bir dev haçın altına oyulan anıt mezarda Franko’yla birlikte 34 bin yandaşı ve 12 bin Cumhuriyetçi’nin mezarları bir arada. İç Savaş’ın kapatılamayan bir hesabı, bu ironi.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong>*<em>Bu yazı 02.06.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/ic-savas-turizmi-insanliga-ibret-icin">İç savaş turizmi: İnsanlığa ibret için</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6722</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tarihi 5 bin yıl öncesine giden Erdek: Dünü ve bugünüyle</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tarihi-5-bin-yil-oncesine-giden-erdek-dunu-ve-bugunuyle</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 May 2017 15:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[artake]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[cennet]]></category>
		<category><![CDATA[erdek]]></category>
		<category><![CDATA[kırım]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kyzikos]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[roma]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=6437</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk filmlerinin önemli yönetmenlerinden Çağan Irmak, nostaljik enstantaneleriyle yakaladığı doğallığı bugüne taşıyan çok başarılı bir isim. Son filmi “Benim adım Feridun” çekimlerinde saf insan doğasını ülkemizin ilk tatil beldelerinden birinde, Erdek’te kurguluyor. Marmara Denizi’nde Kapıdağ yarımadasının batısında yer alan Kyzikos, 1339 yılında Süleyman Paşa tarafından ele geçirilerek Türk egemenliğine, 1807’de Karesi Sancağına, 1930 yılında da Bandırma’ya bağlanmış. 1960’larda da yerli turistin keşfettiği ilk beldelerden biri. Doğal güzelliğinin yanı sıra arkeolojik konumuyla da büyük uygarlıklara egemen olmuş. Bakanlar Kurulu Kararıyla 1988-1997 arasında ve 2006’da tekrar başlayan kazılar Doç. Dr. Nurettin Koçhan bilimsel başkanlığında devam ediyor. Diğer taraftan 1997’den beri tekrarlanan Triatlon yarışları da ilçenin önem verdiği faaliyetlerden biri. Kendimi bildim bileli yazlarımı geçirdiğim Erdek, samimi, sıcak ve değerli dostlukların yeri, yaz tatilinin ilk beldelerindendir. Türkiye’nin hemen hemen tüm tatil yörelerini gezsem de hala ilçe sınırlarından girince kalbim hızla çarpar, sokaklarında dolaşmak bile tarifsiz keyif verir. Değişen yaşam biçimleri Teknolojinin artması, tarımsal iş gücüne dayalı yapılaşmayı, ticarileşme ve modernleşmeyi paralel olarak artırıyor. Nüfus çoğunluğunun yaşadığı köylerde makineleşmeyle iş gücüne gereksinimi azaltınca, köyden kente göç ve sosyokültürel değişim 1960’tan itibaren büyük ivme kazanıyor. Birey ve toplumun kentleşmesiyle ataerkil yapıda çözülmeler başlıyor. Apartman kültürüyle çekirdek aile yapısının önem kazanması sosyal sınıfları yeniden şekillendiriyor. Burjuva, kentli ve köylü ayrımı başlıyor. Toplum yapısını derinden etkileyen bu değişim, özellikle Ankara’da daha bariz görülmekte. Cumhuriyet&#8217;in simgesi olan başkent aynı zamanda bilim ve dönüşümün de merkezi oluyor. Yeni bir sosyal çevre ve kentleşme başlıyor. Kent yaşamının yoğunluğu huzur ve doğanın içinde dinlenme gereksinimi ‘tatil’ olgusunu yaratıyor. Ankara, Eskişehir gibi denize uzak olan orta sınıf ve üzeri kentliler, ikliminin etkisiyle yaz sıcağında serinlemek için üç tarafı denizlerle çevrili olan topraklarda arayışa giriyor. İç turizm beldesi Kolay ulaşımıyla doğa ve deniz arayışına cevap veren beldelerden biri de Erdek oluyor. Kapıdağ siperinde nemi düşük havası, az olan tuz oranıyla göz yakmayan denizi, sakin ve bakir beldeyi popülerleştiriyor. Sahil boyunca ince kumu, batıya açık soğuk akıntıları, daha çok poyraz olan rüzgarıyla, denizinde de havasında da oksijen taşıyor. İlk başlarda tek tük beton otelin yanında, motel, karavan, saz evleri ve çadırlı kampingleriyle bir tatil yöresi konumunu alıyor. Klima teknolojisinin gelişmediği yıllarda güneyin bunaltan sıcak ve nemli havasından kaçanların da tercihiyle iç turizmde önem kazanıyor. Ailem turizm işletmesiyle 1963 yılında bu sektöre giriyor. Türkiye bayan milli voleybol menajeri rahmetli Necla Evren Vrolijk (Neco) müdürlüğüyle yaşam bulan sportif ve eğlenceli yaz ayları kahkaha dolu, samimi dostluklar yaratıyor. Baraka odalarda kalınan ve salaş tahta iskemleleriyle hizmet verilen yıllardan söz ediyorum. Üstelik sıcak su, telefon gibi imkanlar sınırlı olsa da kimsenin şikayet etmediği, karşılıklı saygının sevginin yitirilmediği, kahkahanın, coşkunun, paylaşımın, dansın, müziğin doyasıya yaşandığı günler. Sebzelerin lezzetinin bozulmadığı, taş fırında pişirilen yemeklerin, ekmeklerin günümüz ile kıyası olmayan ağız tadının olduğu yıllar. Her sabah yarı şaka yarı ciddi sabah sporu yaptırılır, akşam üzeri kamplar arası voleybol maçları düzenlenir, kıyasıya tatlı rekabetler yaşanırdı. Hatta bazı geceler çocukluk günlerine geri dönülerek 7’den 70’e saklambaç oynanırdı. Hiç unutmam benim grubumun ebe olduğu bir saklambaç gecesinde saklanıyorum diye bizi kandırıp, odasına gidip bir güzel yatmış. 1960’lı yıllarda Erdek, Türkiye’nin çok nezih üst sınıfının buluşma yeri oldu. 53 senedir bu sektörde çok değerli isimlerle tanıştık. Yaşar Kemal, Aydın Boysan, Altan Öymen… gibi önemli sanatçılar da gelirdi. Türkiye sanayisinin duayeni Vehbi Koç’un yaşamının son yılına dek, 20 Temmuz’da doğum gününü ailesi ve dostlarıyla beraber kutlardık. 5000 yıl önceye gidiyor Son senelerde dünyaca ünlü renkli mermer kaynaklarını ustalıkla işleyen heykeltraşların sanat eserlerinin “Kyzikos” arkeolojik kazılarında ortaya çıkıp ören yerinde sergilenmesiyle yabancı turist görülmeye başladı. Tarihinde “Artake” adı ile anılan ilçe, ismini İskitler’in, efsanevi krallarından almış. Ünlü yazar Heredot’a göre: M.Ö 7. yüzyılın başlarında, “Didumus Dağı” eteğinde Kyzikos şehrinin egemenliği görülüyor. Artake gibi Kyzikos şehri de ismini kurucusundan almış. Kyzikos’un yaptırdığı eserler arasında Hadrian Tapınağı, Kyzikos Amfitheatrı, Altıköşe kuleler, Bouleuterion, Palata Çeşmesi, Agios Nikolas Kilisesi, Muhle Kalesi, Zeytin adasında yer alan Meryem Ana Klisesi ve genç vaftiz havuzu bulunuyor. Antik çağın büyük coğrafya bilgini Amasyalı Strabon, bölgeyi anlatırken &#8220;Kyzikos, Propontis&#8217;te (Marmara Denizi) bir ada olup, kıtaya iki köprü ile bağlıdır… Köprülerin yakınında aynı ismi taşıyan, gerektiğinde kapatılabilen iki limanı ve iki yüzden fazla gemiyi alabilecek büyüklükte barınağı bulunan bir kenttir&#8221;  ifadesini kullanıyor. Tarihi günümüzden beş bin yıl öncesine uzanan, M.Ö 756’da Miletoslular tarafından kolonize edilen, M.Ö 7-6. yüzyılda bastığı ve üzerinde ton balığı olan sikkeleri Mısır’dan Kırım’a kadar her yerde geçerli olan, M.Ö 411’de Atina ile Perslerin karşı karşıya geldiği ve Perslerin yenilgisi ile biten savaşın geçtiği yerdir Kyzikos. M.Ö 3622’de Artake (Erdek) ve Prokonnesos (Marmara Adası) Kyzikos&#8217;un egemenliğine giriyor. Erdek, Helenistik ve Roma dönemlerinde de Kyzikos&#8217;un gölgesinde kalıyor. M.S 117 yılında 7 şiddetinde geçirdiği deprem İmparator Hadrian’ın desteği ile onarılır. Bizans Dönemini daha öncesine göre daha iyi geçirmiş bu bölge. Maalesef İ.S 741 ve 1064 yıllarındaki büyük depremlerle ciddi hasarlar görmüş ve kendi kaderine terk edilmiş. Bölge uygarlık sanat eserlerini ziyaret eden Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi rahipleri, en çekicileri arasında yer alan Kirazlı Yayla Manastırı’nda 2015’te bir ayin gerçekleştirdi. Fener Rum Patriği Bartholomeos başkanlığında gerçekleşen ayinde “Dedelerimizin kurduğu bu tarihi mekana sonbahar duası etmek için geldik. Mübadeleden 94 yıl sonra ilk kez burada ayin yapıyoruz. Bu nedenle tarihi bir gün yaşıyoruz. Türkiye’de inanç turizminin gelişmesi gerekir”  ifadeleri kullanıldı. Bartholomeos, adadaki Meryem Ana Kilisesi ve genç vaftiz havuzunun da inanç turizmi adına önemli bir merkez olabileceğine değindi. M.S 17-18 yıllarında yazılı kaynaklar ‘Kyzikos’un büyüklüğünden, güzelliğinden söz eder. Güzin Kutlu Tarhan / İKÜ İletişim Sanatları Yüksek Lisans Mezunu / guzintarhan@gmail.com Kaynaklar: Kyzikos Tarihi ve Mimari Kalıntıları Yard. Doç Dr. Nurettin Koçman www.vikipedia.com.tr https://tr.wikipedia.org/wiki/Kyzikos www.erdekdogus.com Görsel: http://balikesirefsaneleri.blogcu.com/erdek-artak-artake/421699</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tarihi-5-bin-yil-oncesine-giden-erdek-dunu-ve-bugunuyle">Tarihi 5 bin yıl öncesine giden Erdek: Dünü ve bugünüyle</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk filmlerinin önemli yönetmenlerinden Çağan Irmak, nostaljik enstantaneleriyle yakaladığı doğallığı bugüne taşıyan çok başarılı bir isim. Son filmi “Benim adım Feridun” çekimlerinde saf insan doğasını ülkemizin ilk tatil beldelerinden birinde, Erdek’te kurguluyor<strong>.</strong></p>
<p>Marmara Denizi’nde Kapıdağ yarımadasının batısında yer alan <strong>Kyzikos</strong>, 1339 yılında Süleyman Paşa tarafından ele geçirilerek Türk egemenliğine, 1807’de Karesi Sancağına, 1930 yılında da Bandırma’ya bağlanmış. 1960’larda da yerli turistin keşfettiği ilk beldelerden biri.</p>
<p>Doğal güzelliğinin yanı sıra arkeolojik konumuyla da büyük uygarlıklara egemen olmuş. Bakanlar Kurulu Kararıyla 1988-1997 arasında ve 2006’da tekrar başlayan kazılar Doç. Dr. <strong>Nurettin Koçhan</strong> bilimsel başkanlığında devam ediyor. Diğer taraftan 1997’den beri tekrarlanan Triatlon yarışları da ilçenin önem verdiği faaliyetlerden biri.</p>
<p>Kendimi bildim bileli yazlarımı geçirdiğim <strong>Erdek</strong>, samimi, sıcak ve değerli dostlukların yeri, yaz tatilinin ilk beldelerindendir. Türkiye’nin hemen hemen tüm tatil yörelerini gezsem de hala ilçe sınırlarından girince kalbim hızla çarpar, sokaklarında dolaşmak bile tarifsiz keyif verir.</p>
<p><strong>Değişen yaşam biçimleri</strong></p>
<p>Teknolojinin artması, tarımsal iş gücüne dayalı yapılaşmayı, ticarileşme ve modernleşmeyi paralel olarak artırıyor. Nüfus çoğunluğunun yaşadığı köylerde makineleşmeyle iş gücüne gereksinimi azaltınca, köyden kente göç ve sosyokültürel değişim 1960’tan itibaren büyük ivme kazanıyor. Birey ve toplumun kentleşmesiyle ataerkil yapıda çözülmeler başlıyor. Apartman kültürüyle çekirdek aile yapısının önem kazanması sosyal sınıfları yeniden şekillendiriyor. Burjuva, kentli ve köylü ayrımı başlıyor.</p>
<p>Toplum yapısını derinden etkileyen bu değişim, özellikle Ankara’da daha bariz görülmekte. Cumhuriyet&#8217;in simgesi olan başkent aynı zamanda bilim ve dönüşümün de merkezi oluyor. Yeni bir sosyal çevre ve kentleşme başlıyor. Kent yaşamının yoğunluğu huzur ve doğanın içinde dinlenme gereksinimi ‘tatil’ olgusunu yaratıyor. Ankara, Eskişehir gibi denize uzak olan orta sınıf ve üzeri kentliler, ikliminin etkisiyle yaz sıcağında serinlemek için üç tarafı denizlerle çevrili olan topraklarda arayışa giriyor.</p>
<p><strong>İç turizm beldesi</strong></p>
<p>Kolay ulaşımıyla doğa ve deniz arayışına cevap veren beldelerden biri de Erdek oluyor. Kapıdağ siperinde nemi düşük havası, az olan tuz oranıyla göz yakmayan denizi, sakin ve bakir beldeyi popülerleştiriyor. Sahil boyunca ince kumu, batıya açık soğuk akıntıları, daha çok poyraz olan rüzgarıyla, denizinde de havasında da oksijen taşıyor. İlk başlarda tek tük beton otelin yanında, motel, karavan, saz evleri ve çadırlı kampingleriyle bir tatil yöresi konumunu alıyor. Klima teknolojisinin gelişmediği yıllarda güneyin bunaltan sıcak ve nemli havasından kaçanların da tercihiyle iç turizmde önem kazanıyor.</p>
<p>Ailem turizm işletmesiyle 1963 yılında bu sektöre giriyor. Türkiye bayan milli voleybol menajeri rahmetli <strong>Necla Evren Vrolijk </strong>(Neco) müdürlüğüyle yaşam bulan sportif ve eğlenceli yaz ayları kahkaha dolu, samimi dostluklar yaratıyor. Baraka odalarda kalınan ve salaş tahta iskemleleriyle hizmet verilen yıllardan söz ediyorum.</p>
<p>Üstelik sıcak su, telefon gibi imkanlar sınırlı olsa da kimsenin şikayet etmediği, karşılıklı saygının sevginin yitirilmediği, kahkahanın, coşkunun, paylaşımın, dansın, müziğin doyasıya yaşandığı günler. Sebzelerin lezzetinin bozulmadığı, taş fırında pişirilen yemeklerin, ekmeklerin günümüz ile kıyası olmayan ağız tadının olduğu yıllar.</p>
<p>Her sabah yarı şaka yarı ciddi sabah sporu yaptırılır, akşam üzeri kamplar arası voleybol maçları düzenlenir, kıyasıya tatlı rekabetler yaşanırdı. Hatta bazı geceler çocukluk günlerine geri dönülerek 7’den 70’e saklambaç oynanırdı. Hiç unutmam benim grubumun ebe olduğu bir saklambaç gecesinde saklanıyorum diye bizi kandırıp, odasına gidip bir güzel yatmış.</p>
<p>1960’lı yıllarda Erdek, Türkiye’nin çok nezih üst sınıfının buluşma yeri oldu. 53 senedir bu sektörde çok değerli isimlerle tanıştık. <strong>Yaşar Kemal, Aydın Boysan, Altan Öymen</strong>… gibi önemli sanatçılar da gelirdi. Türkiye sanayisinin duayeni <strong>Vehbi Koç</strong>’un yaşamının son yılına dek, 20 Temmuz’da doğum gününü ailesi ve dostlarıyla beraber kutlardık.</p>
<p><strong>5000 yıl önceye gidiyor</strong></p>
<p>Son senelerde dünyaca ünlü renkli mermer kaynaklarını ustalıkla işleyen heykeltraşların sanat eserlerinin “<strong>Kyzikos</strong>” arkeolojik kazılarında ortaya çıkıp ören yerinde sergilenmesiyle yabancı turist görülmeye başladı.</p>
<p>Tarihinde <strong>“Artake”</strong> adı ile anılan ilçe, ismini İskitler’in, efsanevi krallarından almış. Ünlü yazar <strong>Heredot</strong>’a göre: M.Ö 7. yüzyılın başlarında, “Didumus Dağı” eteğinde Kyzikos şehrinin egemenliği görülüyor. Artake gibi Kyzikos şehri de ismini kurucusundan almış. Kyzikos’un yaptırdığı eserler arasında Hadrian Tapınağı, Kyzikos Amfitheatrı, Altıköşe kuleler, Bouleuterion, Palata Çeşmesi, Agios Nikolas Kilisesi, Muhle Kalesi, Zeytin adasında yer alan Meryem Ana Klisesi ve genç vaftiz havuzu bulunuyor.</p>
<p>Antik çağın büyük coğrafya bilgini Amasyalı Strabon, bölgeyi anlatırken<em> &#8220;Kyzikos, Propontis&#8217;te (Marmara Denizi) bir ada olup, kıtaya iki köprü ile bağlıdır… Köprülerin yakınında aynı ismi taşıyan, gerektiğinde kapatılabilen iki limanı ve iki yüzden fazla gemiyi alabilecek büyüklükte barınağı bulunan bir kenttir&#8221;</em>  ifadesini kullanıyor.</p>
<p>Tarihi günümüzden beş bin yıl öncesine uzanan, M.Ö 756’da Miletoslular tarafından kolonize edilen, M.Ö 7-6. yüzyılda bastığı ve üzerinde ton balığı olan sikkeleri Mısır’dan Kırım’a kadar her yerde geçerli olan, M.Ö 411’de Atina ile Perslerin karşı karşıya geldiği ve Perslerin yenilgisi ile biten savaşın geçtiği yerdir <strong>Kyzikos.</strong> M.Ö 3622’de Artake (Erdek) ve Prokonnesos (Marmara Adası) Kyzikos&#8217;un egemenliğine giriyor.</p>
<p>Erdek, Helenistik ve Roma dönemlerinde de Kyzikos&#8217;un gölgesinde kalıyor. M.S 117 yılında 7 şiddetinde geçirdiği deprem İmparator Hadrian’ın desteği ile onarılır. Bizans Dönemini daha öncesine göre daha iyi geçirmiş bu bölge. Maalesef İ.S 741 ve 1064 yıllarındaki büyük depremlerle ciddi hasarlar görmüş ve kendi kaderine terk edilmiş.</p>
<p>Bölge uygarlık sanat eserlerini ziyaret eden Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi rahipleri, en çekicileri arasında yer alan Kirazlı Yayla Manastırı’nda 2015’te bir ayin gerçekleştirdi. <strong>Fener Rum Patriği Bartholomeos</strong> başkanlığında gerçekleşen ayinde “Dedelerimizin kurduğu bu tarihi mekana sonbahar duası etmek için geldik. Mübadeleden 94 yıl sonra ilk kez burada ayin yapıyoruz. Bu nedenle tarihi bir gün yaşıyoruz. Türkiye’de inanç turizminin gelişmesi gerekir”  ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Bartholomeos, adadaki Meryem Ana Kilisesi ve genç vaftiz havuzunun da inanç turizmi adına önemli bir merkez olabileceğine değindi. M.S 17-18 yıllarında yazılı kaynaklar ‘Kyzikos’un büyüklüğünden, güzelliğinden söz eder.</p>
<p><strong>Güzin Kutlu Tarhan / İKÜ İletişim Sanatları Yüksek Lisans Mezunu / <a href="mailto:guzintarhan@gmail.com">guzintarhan@gmail.com</a></strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><br />
Kyzikos Tarihi ve Mimari Kalıntıları Yard. Doç Dr. Nurettin Koçman<br />
<a href="http://www.vikipedia.com.tr/">www.vikipedia.com.tr</a><br />
https://tr.wikipedia.org/wiki/Kyzikos<br />
<a href="http://www.erdekdogus.com">www.erdekdogus.com</a></p>
<p><strong>Görsel:</strong> <a href="http://balikesirefsaneleri.blogcu.com/erdek-artak-artake/421699">http://balikesirefsaneleri.blogcu.com/erdek-artak-artake/421699</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/tarihi-5-bin-yil-oncesine-giden-erdek-dunu-ve-bugunuyle">Tarihi 5 bin yıl öncesine giden Erdek: Dünü ve bugünüyle</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">6437</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul’a tren ne zaman?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/istanbula-tren-ne-zaman</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Mar 2017 09:08:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[demiryolları]]></category>
		<category><![CDATA[galataport]]></category>
		<category><![CDATA[halkalı]]></category>
		<category><![CDATA[hat]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[orient express]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[sirkeci]]></category>
		<category><![CDATA[TCDD]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[vagon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=5564</guid>

					<description><![CDATA[<p>Turizmle ilgili kötümser ve iyimser iki haber geçen hafta bir aradaydı. Kötümser habere göre, apartman yolcu gemileri İstanbul’a bu yıl uğramayacak. Güvenlik sorunları, ayrıca Galataport inşaatı var. İyimser habere göre ise Halkalı-Sofya arasında tren seferleri nihayet yeniden başlayacak. Şimdilik sadece bir gidiş bir dönüşten ibaret. Üstelik 10 saat sürecek mütevazi bir sefer. Hem de, Sirkeci’ye değil, Halkalı’ya kadar. İstanbul’a tren yok İstanbul, bugün Avrupa’dan trenle ulaşılamayan tek büyük şehir. Oysa, Avrupa’da en zor hat sayılan Berlin-Moskova arasında bile doğrudan tren seferi başladı. Doğrudan derken: Rusya&#8217;daki demiryolu hat genişliği ile Avrupa’daki hat genişliği farklı. Yan yana iki rayın arasındaki uzaklık, Avrupa’ya göre Rusya’da daha geniş. Bu yüzden, Almanya’dan kalkan bir trenin yolcuları, Rusya sınırında, vagon tekerleklerinin değiştirilmesini beklerdi. Daha önceki dönemlerde ise, yolcular bir trenden inip, ötekine binerdi. Bu işin yarattığı zaman kaybı büyüktü. İkiz tekerli vagon Soruna ileri teknolojik yeni çözüm: Avrupa’da (ve Türkiye’de) geçerli olan 143.5 cm ray genişliği, vagon tekerleklerine “hemen” ayarlanıyor. Aynı vagon, Rusya’daki 152 cm geniş hatta da gidebiliyor. Bu yenilikçi teknolojinin sahibi İspanyol Patentes Talgo şirketi. Vagonların altına, iki farklı hat genişliğine uyacak ikiz tekerlek takıldı. Bu teknoloji öncesinde, tek bir vagonun tekerlek ayarlarını yapmak bir saat sürüyordu. Uzun bir katarda bu süre, iyice uzun bekleme gerektiriyordu. Şimdi yeni teknolojiyle süre 20 dakikaya iniyor. Berlin – Moskova arasında 5 ülkeden geçen 3,483 km yolu trenler 25 saatte alırken, yeni hızlı trenle 5 saat kısaldı. İstanbul’un ise Avrupa bağlantısı hâlâ kesik. Avrupa’nın tren turizmi listesinde İstanbul yok. Paris’ten İstanbul’a 1830’da Manchester-Liverpool arasında ilk ticari tren hattının açılmasından 40 yıl sonra demiryolu (yabancı sermaye yatırımıyla) İstanbul’a 27 Temmuz 1872’de ulaşabildi. Tren seferleri (sadece banliyö) 1877’de başlayabildi. Ama hattın Avrupa bağlantısı yoktu. Bu arada, Belçikalı Georges Nagelmackers, 1872’de Avrupa’da gece yolculuğu için “yataklı vagon” inovasyonunu başardı. Kurduğu Vagon-Li (Wagons-Lits) şirketinin trenleri, uçağın, otomobilin olmadığı o dönemde Avrupa şehirlerine gece gündüz ulaştı. Paris-İstanbul arasında Orient Express, işte bu şirketin ürünü: 5 Haziran 1883’te ilk Orient Express, Paris’ten hareket etti. Ama İstanbul’a değil, Bulgaristan’da Varna’ya. Yolcular oradan vapurla İstanbul’a vardılar. Çünkü Osmanlı’yı Avrupa’ya bağlayan hat eksikti. 1889’da bu hat da yapılınca Orient Express, Paris’ten Sirkeci’ye 68 saatte geldi. İstasyonu Almanlar yaptı, 3 Kasım 1890’da hizmete açtılar. Pera Palas İstanbul’un uluslararası nitelikte ilk oteli 1841’de Levanten James Missirie’nin girişimiyle inşa edilen Hôtel d’Angleterre’den 55 yıl sonra, Orient Express’le gelenlerin konaklaması için Pera Palas (ve başkaları: Büyük Londra, Bristol, Tokatlıyan vb) yapıldı. Pera Palas’ın mimarı İstanbul’lu Levanten Alexandre Vallaury, şehirde daha elektrik yokken otele jeneratörle elektrik sağladı. Böylece İstanbul, trenle ulaşılan, nitelikli otellerinde kalınabilen bir turizm adresi olmaya başladı. Tren, roman oldu İngiliz romancılar Graham Greene (Stamboul Train) ve Agatha Christie, bu trenin baş rolde olduğu romanlar yazdılar. Trenin 1929 kışında Çerkezköy’de kara saplanıp 5 gün rötar yapmasından ilham alan Christie’nin, Doğu Ekspresi’nde Cinayet’i Pera Palas’ta 411 numaralı odada yazdığı söylenir. Romandan film, tiyatro, tv dizisi, hatta bilgisayar oyunu yapıldı. Şimdi filmi yenileniyor. Yıl sonuna kadar çıkacak: Kenneth Branagh, Johnny Depp, Michelle Peiffer, Penelope Cruz, Judi Dench gibi yıldızlarla. Trenin isim hakkı Fransız Demiryolları’nın. Halen Londra-Venedik (ve yılda tek bir gün Paris &#8211; İstanbul) seferi yapan Simplon Orient Express, bu ismi izinle kullanıyor. Tren, geçen Eylül’de İspartakule’ye kadar geldi, döndü. İstanbul’a “yeniden” tren gelirse, Orient Express de gelir. Edip Emil Öymen *Bu yazı 03.03.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/istanbula-tren-ne-zaman">İstanbul’a tren ne zaman?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Turizmle ilgili kötümser ve iyimser iki haber geçen hafta bir aradaydı. Kötümser habere göre, apartman yolcu gemileri İstanbul’a bu yıl uğramayacak. Güvenlik sorunları, ayrıca Galataport inşaatı var. İyimser habere göre ise Halkalı-Sofya arasında tren seferleri nihayet yeniden başlayacak. Şimdilik sadece bir gidiş bir dönüşten ibaret. Üstelik 10 saat sürecek mütevazi bir sefer. Hem de, Sirkeci’ye değil, Halkalı’ya kadar.</p>
<p><strong>İstanbul’a tren yok</strong></p>
<p>İstanbul, bugün Avrupa’dan trenle ulaşılamayan tek büyük şehir. Oysa, Avrupa’da en zor hat sayılan Berlin-Moskova arasında bile doğrudan tren seferi başladı. Doğrudan derken: Rusya&#8217;daki demiryolu hat genişliği ile Avrupa’daki hat genişliği farklı. Yan yana iki rayın arasındaki uzaklık, Avrupa’ya göre Rusya’da daha geniş. Bu yüzden, Almanya’dan kalkan bir trenin yolcuları, Rusya sınırında, vagon tekerleklerinin değiştirilmesini beklerdi. Daha önceki dönemlerde ise, yolcular bir trenden inip, ötekine binerdi. Bu işin yarattığı zaman kaybı büyüktü.</p>
<p><strong>İkiz tekerli vagon</strong></p>
<p>Soruna ileri teknolojik yeni çözüm: Avrupa’da (ve Türkiye’de) geçerli olan 143.5 cm ray genişliği, vagon tekerleklerine “hemen” ayarlanıyor. Aynı vagon, Rusya’daki 152 cm geniş hatta da gidebiliyor. Bu yenilikçi teknolojinin sahibi İspanyol Patentes Talgo şirketi. Vagonların altına, iki farklı hat genişliğine uyacak ikiz tekerlek takıldı. Bu teknoloji öncesinde, tek bir vagonun tekerlek ayarlarını yapmak bir saat sürüyordu. Uzun bir katarda bu süre, iyice uzun bekleme gerektiriyordu. Şimdi yeni teknolojiyle süre 20 dakikaya iniyor. Berlin – Moskova arasında 5 ülkeden geçen 3,483 km yolu trenler 25 saatte alırken, yeni hızlı trenle 5 saat kısaldı. İstanbul’un ise Avrupa bağlantısı hâlâ kesik. Avrupa’nın tren turizmi listesinde İstanbul yok.</p>
<p><strong>Paris’ten İstanbul’a</strong></p>
<p>1830’da Manchester-Liverpool arasında ilk ticari tren hattının açılmasından 40 yıl sonra demiryolu (yabancı sermaye yatırımıyla) İstanbul’a 27 Temmuz 1872’de ulaşabildi. Tren seferleri (sadece banliyö) 1877’de başlayabildi. Ama hattın Avrupa bağlantısı yoktu. Bu arada, Belçikalı Georges Nagelmackers, 1872’de Avrupa’da gece yolculuğu için “yataklı vagon” inovasyonunu başardı. Kurduğu Vagon-Li (Wagons-Lits) şirketinin trenleri, uçağın, otomobilin olmadığı o dönemde Avrupa şehirlerine gece gündüz ulaştı.</p>
<p>Paris-İstanbul arasında Orient Express, işte bu şirketin ürünü: 5 Haziran 1883’te ilk Orient Express, Paris’ten hareket etti. Ama İstanbul’a değil, Bulgaristan’da Varna’ya. Yolcular oradan vapurla İstanbul’a vardılar. Çünkü Osmanlı’yı Avrupa’ya bağlayan hat eksikti. 1889’da bu hat da yapılınca Orient Express, Paris’ten Sirkeci’ye 68 saatte geldi. İstasyonu Almanlar yaptı, 3 Kasım 1890’da hizmete açtılar.</p>
<p><strong>Pera Palas</strong></p>
<p>İstanbul’un uluslararası nitelikte ilk oteli 1841’de Levanten James Missirie’nin girişimiyle inşa edilen Hôtel d’Angleterre’den 55 yıl sonra, Orient Express’le gelenlerin konaklaması için Pera Palas (ve başkaları: Büyük Londra, Bristol, Tokatlıyan vb) yapıldı. Pera Palas’ın mimarı İstanbul’lu Levanten Alexandre Vallaury, şehirde daha elektrik yokken otele jeneratörle elektrik sağladı. Böylece İstanbul, trenle ulaşılan, nitelikli otellerinde kalınabilen bir turizm adresi olmaya başladı.</p>
<p><strong>Tren, roman oldu</strong></p>
<p>İngiliz romancılar Graham Greene (Stamboul Train) ve Agatha Christie, bu trenin baş rolde olduğu romanlar yazdılar. Trenin 1929 kışında Çerkezköy’de kara saplanıp 5 gün rötar yapmasından ilham alan Christie’nin, Doğu Ekspresi’nde Cinayet’i Pera Palas’ta 411 numaralı odada yazdığı söylenir. Romandan film, tiyatro, tv dizisi, hatta bilgisayar oyunu yapıldı. Şimdi filmi yenileniyor. Yıl sonuna kadar çıkacak: Kenneth Branagh, Johnny Depp, Michelle Peiffer, Penelope Cruz, Judi Dench gibi yıldızlarla.</p>
<p>Trenin isim hakkı Fransız Demiryolları’nın. Halen Londra-Venedik (ve yılda tek bir gün Paris &#8211; İstanbul) seferi yapan Simplon Orient Express, bu ismi izinle kullanıyor. Tren, geçen Eylül’de İspartakule’ye kadar geldi, döndü. İstanbul’a “yeniden” tren gelirse, Orient Express de gelir.</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><strong>*<em>Bu yazı 03.03.2017 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</em></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/istanbula-tren-ne-zaman">İstanbul’a tren ne zaman?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">5564</post-id>	</item>
		<item>
		<title>+46 771 793 336</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/46-771-793-336</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2016 09:59:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edip Emil Öymen]]></category>
		<category><![CDATA[isveç]]></category>
		<category><![CDATA[telefon numarası]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=2042</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsveç, şimdiye kadar hiçbir ülkede akla gelmeyen bir şey yaptı: İsveç için telefon numarası icat etti. Ne demek bu? Arama kodu zaten var? Hayır efendim, “İsveç ülkesini” aramak için özel bir numara. Yukarda yazılı. Bu numarayı aradığınız zaman doğrudan doğruya “bir” İsveçli’nin telefonu çalıyor. Onunla konuşmaya başlıyorsunuz. İsveççe bilmenize gerek yok. Orada başka yabancı diller, en başta sular seller gibi İngilizce konuşuluyor. Bir İsveçli’nin telefonu nasıl çalacak? Bu uygulamayı akıl eden İsveç Turizm Birliği, 7/24 açık olacak, 2-3 zilden sonra cevap verecek bir otomatik çağrı merkezi oluşturdu. Dünyanın dört bir yanından yabancılarla konuşmayı kabul edecek gönüllülerin telefonu sisteme kaydedildi. Bunlar, ülkeleri adına turizm elçisi olmayı kabullenen vatandaşlar. Telefonu çaldıran bir yabancı, herhangi bir İsveç vatandaşıyla konuşuyor. Turizm pazarlamada yepyeni, hiç akla gelmemiş bir inovasyon bal gibi. İsveç’in turizmde “tanınmaya” ihtiyacı mı var ki? Sadece turizmden yıllık geliri 32 milyar USD. Buna bir de 12 milyar USD lokantalara, eğlenceye, ulaşıma turistlerin ödediğini ekleyin. Eder 42 milyar USD. İsveç, İskandinav ülkeleri arasında kendisini turizmde farklılaştırma amacıyla bu mükemmel yenilikçi adımı attı: 6 Nisan’da işlemeye başlayan sistemde ilk 24 saatte 2,300 kişi aramış. En çok arayanlar kimler? Valla doğru tahmin ettiniz: Türkler. Oran % 68. İkinci sırada Amerikalılar % 20. İngilizler % 6. Almanlar % 2. Burada aç parantez: Türklerin İsveç’e merakına nedenler çok, ama içlerinden en ilginci: Konya’nın Kulu ilçesinden on binlerce kişi (2-3 kuşak içinde) İsveç’e göçmüş. O kadar ki 2014 İsveç Genel ve Yerel Seçimleri için Kulu’da İsveç seçim sandığı kuruldu, ki tatile Kulu’ya giden İsveç vatandaşı Kululular oy kullanabilsin diye. İsveç’in, Kulu’da fahri konsolosu bile var. İsveç’te Türkiye vatandaşı 10,840 ve İsveç/AB vatandaşı 29,926 kişi yaşıyor (TAVAK, 24.01.11). “İsveç’i Arayın” başlıklı turizm girişiminde Başbakan Stefan Löfven de rol aldı. Telefona çıkanlardan biri de oydu. Uygulamanın başlamasından bu yana 10 günden fazla geçti. Toplam arama sayısı henüz belli değildi. Ama dünya medyasında bu inovasyon geniş bir tebessümle yer buldu. Turizm tanıtmaya, komşusu Norveç’in ise hiç ihtiyacı yok. Çünkü orası, inanılmaz bir dağ-deniz birlikteliği sunan eşsiz bir coğrafya. Ama aslında iki ülke akraba sayılır. Evvel zaman içinde Norveç, Danimarka’nın parçasıyken, Napolyon Savaşları’ndan sonra 1814’te İsveç’in parçası oldu. Ama, 1905’te ayrılmaya karar verdi. İsveç Kralı Oscar “Kalbim kırıldı” deyip, çaresiz, oldu bittiyi kabullendi. Zaten İskandinavya’da tarih coğrafya hep içiçeydi: Norveç-Danimarka 427 yıl birlikte yaşadı. Norveç-İsveç 91 yıl. Finlandiya-İsveç 650 yıl. Finlandiya-Rusya 108 yıl. İzlanda-Danimarka 104 yıl. Sonra herkes boşandı, özgür oldu. Şimdi hem dayanışırlar, hem de didişen kardeşler gibidirler. Örneğin: “Finliler tasarlar, İsveçliler üretir, Danimarkalılar satar, Norveçliler şikayet eder.” Doğru değil tabii&#8230; Danimarka’nın tasarım kralı LEGO, o dilde “iyi oyna” anlamında. Devlet, tasarımın en büyük destekçisi. İsveç’te daha 1917’de Sanayi Tasarım Merkezi kurulmuştu. Norveç, İskandinav Modernizmi’nden uzak kaldı ama 1970’den sonra petrol zengini olmaya başladı. Petrolü sayesinde ve küresel düzeyde sanayi haline getirdiği balıkçılığı (Japonya’da suşide somon kullanılmazken, Norveç onları somonlu suşiye alıştırdı!) ile inovasyon ölçütlerinde arkada kalmayı umursamadı. INSEAD 2015 Küresel İnovasyon İndeksi’nde İsveç 3’üncü. Finlandiya 6’ıncı. Danimarka 10’uncu. İzlanda 13’üncü. Norveç 20’inci. (Türkiye 58’de.) Edip Emil Öymen Bu yazı 18.04.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/46-771-793-336">+46 771 793 336</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsveç, şimdiye kadar hiçbir ülkede akla gelmeyen bir şey yaptı: İsveç için telefon numarası icat etti.</p>
<p>Ne demek bu? Arama kodu zaten var? Hayır efendim, “İsveç ülkesini” aramak için özel bir numara. Yukarda yazılı. Bu numarayı aradığınız zaman doğrudan doğruya “bir” İsveçli’nin telefonu çalıyor. Onunla konuşmaya başlıyorsunuz. İsveççe bilmenize gerek yok. Orada başka yabancı diller, en başta sular seller gibi İngilizce konuşuluyor.</p>
<p>Bir İsveçli’nin telefonu nasıl çalacak? Bu uygulamayı akıl eden İsveç Turizm Birliği, 7/24 açık olacak, 2-3 zilden sonra cevap verecek bir otomatik çağrı merkezi oluşturdu. Dünyanın dört bir yanından yabancılarla konuşmayı kabul edecek gönüllülerin telefonu sisteme kaydedildi. Bunlar, ülkeleri adına turizm elçisi olmayı kabullenen vatandaşlar. Telefonu çaldıran bir yabancı, herhangi bir İsveç vatandaşıyla konuşuyor. Turizm pazarlamada yepyeni, hiç akla gelmemiş bir inovasyon bal gibi.</p>
<p>İsveç’in turizmde “tanınmaya” ihtiyacı mı var ki? Sadece turizmden yıllık geliri 32 milyar USD. Buna bir de 12 milyar USD lokantalara, eğlenceye, ulaşıma turistlerin ödediğini ekleyin. Eder 42 milyar USD.</p>
<p>İsveç, İskandinav ülkeleri arasında kendisini turizmde farklılaştırma amacıyla bu mükemmel yenilikçi adımı attı: 6 Nisan’da işlemeye başlayan sistemde ilk 24 saatte 2,300 kişi aramış. En çok arayanlar kimler? Valla doğru tahmin ettiniz: Türkler. Oran % 68. İkinci sırada Amerikalılar % 20. İngilizler % 6. Almanlar % 2.</p>
<p>Burada aç parantez: Türklerin İsveç’e merakına nedenler çok, ama içlerinden en ilginci: Konya’nın Kulu ilçesinden on binlerce kişi (2-3 kuşak içinde) İsveç’e göçmüş. O kadar ki 2014 İsveç Genel ve Yerel Seçimleri için Kulu’da İsveç seçim sandığı kuruldu, ki tatile Kulu’ya giden İsveç vatandaşı Kululular oy kullanabilsin diye. İsveç’in, Kulu’da fahri konsolosu bile var. İsveç’te Türkiye vatandaşı 10,840 ve İsveç/AB vatandaşı 29,926 kişi yaşıyor (TAVAK, 24.01.11).</p>
<p>“İsveç’i Arayın” başlıklı turizm girişiminde Başbakan Stefan Löfven de rol aldı. Telefona çıkanlardan biri de oydu. Uygulamanın başlamasından bu yana 10 günden fazla geçti. Toplam arama sayısı henüz belli değildi. Ama dünya medyasında bu inovasyon geniş bir tebessümle yer buldu.</p>
<p>Turizm tanıtmaya, komşusu Norveç’in ise hiç ihtiyacı yok. Çünkü orası, inanılmaz bir dağ-deniz birlikteliği sunan eşsiz bir coğrafya. Ama aslında iki ülke akraba sayılır. Evvel zaman içinde Norveç, Danimarka’nın parçasıyken, Napolyon Savaşları’ndan sonra 1814’te İsveç’in parçası oldu. Ama, 1905’te ayrılmaya karar verdi. İsveç Kralı Oscar “Kalbim kırıldı” deyip, çaresiz, oldu bittiyi kabullendi. Zaten İskandinavya’da tarih coğrafya hep içiçeydi: Norveç-Danimarka 427 yıl birlikte yaşadı. Norveç-İsveç 91 yıl. Finlandiya-İsveç 650 yıl. Finlandiya-Rusya 108 yıl. İzlanda-Danimarka 104 yıl. Sonra herkes boşandı, özgür oldu.</p>
<p>Şimdi hem dayanışırlar, hem de didişen kardeşler gibidirler. Örneğin: “Finliler tasarlar, İsveçliler üretir, Danimarkalılar satar, Norveçliler şikayet eder.”</p>
<p>Doğru değil tabii&#8230; Danimarka’nın tasarım kralı LEGO, o dilde “iyi oyna” anlamında. Devlet, tasarımın en büyük destekçisi. İsveç’te daha 1917’de Sanayi Tasarım Merkezi kurulmuştu. Norveç, İskandinav Modernizmi’nden uzak kaldı ama 1970’den sonra petrol zengini olmaya başladı. Petrolü sayesinde ve küresel düzeyde sanayi haline getirdiği balıkçılığı (Japonya’da suşide somon kullanılmazken, Norveç onları somonlu suşiye alıştırdı!) ile inovasyon ölçütlerinde arkada kalmayı umursamadı. INSEAD 2015 Küresel İnovasyon İndeksi’nde İsveç 3’üncü. Finlandiya 6’ıncı. Danimarka 10’uncu. İzlanda 13’üncü. Norveç 20’inci. (Türkiye 58’de.)</p>
<p><strong>Edip Emil Öymen</strong></p>
<p><em>Bu yazı 18.04.2016 tarihli Dünya gazetesinde yayınlandı. </em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/edip-emil-oymen/46-771-793-336">+46 771 793 336</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">2042</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
