<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ilaç arşivleri - Herkese Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ilac/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/e/ilac</link>
	<description>Türkiye&#039;nin günlük bilim, kültür ve eleştirel düşünce portalı</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 Dec 2023 13:22:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Kanserde devrimsel gelişmeler ama adaletsizlikler diz boyu</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/kanserde-devrimsel-gelismeler-ama-adaletsizlikler-diz-boyu</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhan Bursalı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Nov 2023 15:46:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Orhan Bursalı]]></category>
		<category><![CDATA[bağışıklık sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[DSÖ]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kemoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<category><![CDATA[WHO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=30512</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her 6 ölümden birinin nedeni, onlarca biçimi olan kanser. 2020’de kanserden 10 milyon insan ölmüş, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre. Şüphesiz bilim insanları tedavi için alın teri döküyor, pek çok kanser türünde sağ kalma oranları artıyor, yeni ilaç kombinasyonları iyi sonuçlar veriyor, yeni moleküler teknikler geliştiriliyor, kanser ve çeşitli hastalıklara karşı bedenimizin en büyük zırhı-savaşçısı bağışıklık sistemini devreye sokacak teknikler gündemde&#8230; Bütün bunlar iyi güzel, birazdan bahsedeceğiz ama yine DSÖ’ye göre, 2040’a kadar kanser hastalarının sayısı %55 artacak! Sağlıksız çevre, kötü yanlış değersiz ve doğal dışı beslenme, her geçen gün artan kimyasallarla evde, işyerinde haşır neşir bir yaşam, kahrolası sigara, aşırı alkol, giderek artan neredeyse tam zaman popo üzerinde oturma rekorları, fiziksel aktivitesizliğin milyarları sarması, hava kirliliği&#8230; Sayın sayabildiğiniz kadar. Bunlara iş ve aile yaşamı içindeki ağır stres yüklü yaşam ve ilişkileri katın. Giderek artan geçim sıkıntısının katkısını serpin bunların üzerine&#8230; Tabii ki kanserler artacak! Maliyetler korkunç Evet, açlıktan ölen yeterince ve gerektiği gibi beslenemeyen yüz milyonlarca insan var. Fakat 8 milyara ulaşan insan sayısına yönelik müthiş bir gıda üretimi de var. Bu üretimin ne kadar sağlıklı olduğu da ayrı bir tartışma&#8230; Önümde kanser tedavisinin maliyetini araştıran bir rapor duruyor. İnanılmaz rakamlar. 204 ülkede 29 kanser türünün tedavisini dikkate alan rapora göre, 2020-2050 arasında küresel ekonomik maliyet 25.2 trilyon dolar! (İşgücü ve üretkenlik maliyeti dahil). Dünyada tıp ve sağlığa yaklaşım, kanseri umutsuz vaka olarak sınıflandırabilir. Önleyici bir tıp ve hayat tarzına odaklanmayan ülke yönetimleri, sadece kanser değil, giderek çoğalan hastalıkların tedavi giderleri arasında çökmekte olan bir sistem yarattı. Bu alanda temel konu şu: Yurttaşlarını işte, hayatta sağlıklı mı tutacaksın yoksa binlerce hastaneye mi tıkacaksın&#8230; Bu bir siyasi konu/ tercih her şeyden önce. Tedavide devrimler Herkese Bilim Teknoloji dergisinde 397. ve 398. sayılar, başta kanser olmak üzere tıpta gözlenen ve yer yer uygulamaya konan çığır açıcı gelişmeler konu ediliyor ve tedavide devrimler yakın deniyor. Evet kanserli insan sayısı artıyor ama öte yandan iyileşen insan sayısı da. Bu kanser türleri kronik hastalık derekesine düşürülüyor. Yenilik şurada: “Metastatik kanserli hastalar, tahmin edilenden çok daha uzun süre hayatta kalabiliyorlar. Bazıları yeni ilaçlarla tamamen iyileşiyor; gittikçe artan sayıda vakada, metastatik kanserli hastalar artık çok sayıda tedavi seçeneğine erişebiliyor. Kanserleri bir ilaca dirençli hale geldiğinde bir tedaviden diğerine atlayabiliyorlar.” Metastatik hastaların iyileşemeyeceği görüşünü yıkan gelişmeler var. Meme kanseri de bunlardan biri. Pankreasta 800 klinik deney Mesela pankreas kanserinin tedavisinde ilerleme neredeyse hiç kaydedilmedi ama “Sadece ABD’de pankreas kanserinin tedavisine yönelik 800’den fazla klinik deney devrede”. İki yeni kanser ilacı sınıfı, geleneksel kemoterapi veya radyasyonun yerini almaya aday, bunlar kanser hücrelerini ortadan kaldırmak için kişinin kendi bağışıklık sistemini kullanan modern immünoterapi ilaçları veya “antikor-ilaç konjugatları veya ADC’ler” adı verilen sınıf. Bunlar bazen güçlü kemoterapi ilaçları ile birlikte kullanılıyor. Mesane kanserine yönelik büyük bir başarıyı tıp dünyası tartışıyor ve alkışlıyor. Bunlar doğrudan kanseri hedef alıyor. Fakat görüntünün arkasında, bu tür tedavilere ulaşamayan ve daha yıllarca ulaşamayacak olan milyarlarca insanın varlığı. Bırakın yeni yöntemleri, klasik tedavilerden bile uzaklar. Orhan Bursalı *Bu yazı, 26 Kasım 2023 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/kanserde-devrimsel-gelismeler-ama-adaletsizlikler-diz-boyu">Kanserde devrimsel gelişmeler ama adaletsizlikler diz boyu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her 6 ölümden birinin nedeni, onlarca biçimi olan kanser. 2020’de kanserden 10 milyon insan ölmüş, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre. Şüphesiz bilim insanları tedavi için alın teri döküyor, pek çok kanser türünde sağ kalma oranları artıyor, yeni ilaç kombinasyonları iyi sonuçlar veriyor, yeni moleküler teknikler geliştiriliyor, kanser ve çeşitli hastalıklara karşı bedenimizin en büyük zırhı-savaşçısı bağışıklık sistemini devreye sokacak teknikler gündemde&#8230;</p>
<p>Bütün bunlar iyi güzel, birazdan bahsedeceğiz ama yine DSÖ’ye göre, 2040’a kadar kanser hastalarının sayısı %55 artacak!</p>
<p>Sağlıksız çevre, kötü yanlış değersiz ve doğal dışı beslenme, her geçen gün artan kimyasallarla evde, işyerinde haşır neşir bir yaşam, kahrolası sigara, aşırı alkol, giderek artan neredeyse tam zaman popo üzerinde oturma rekorları, fiziksel aktivitesizliğin milyarları sarması, hava kirliliği&#8230; Sayın sayabildiğiniz kadar. Bunlara iş ve aile yaşamı içindeki ağır stres yüklü yaşam ve ilişkileri katın. Giderek artan geçim sıkıntısının katkısını serpin bunların üzerine&#8230; Tabii ki kanserler artacak!</p>
<p><strong>Maliyetler korkunç</strong></p>
<p>Evet, açlıktan ölen yeterince ve gerektiği gibi beslenemeyen yüz milyonlarca insan var. Fakat 8 milyara ulaşan insan sayısına yönelik müthiş bir gıda üretimi de var. Bu üretimin ne kadar sağlıklı olduğu da ayrı bir tartışma&#8230;</p>
<p>Önümde kanser tedavisinin maliyetini araştıran bir rapor duruyor. İnanılmaz rakamlar. 204 ülkede 29 kanser türünün tedavisini dikkate alan rapora göre, 2020-2050 arasında küresel ekonomik maliyet 25.2 trilyon dolar! (İşgücü ve üretkenlik maliyeti dahil).</p>
<p>Dünyada tıp ve sağlığa yaklaşım, kanseri umutsuz vaka olarak sınıflandırabilir. Önleyici bir tıp ve hayat tarzına odaklanmayan ülke yönetimleri, sadece kanser değil, giderek çoğalan hastalıkların tedavi giderleri arasında çökmekte olan bir sistem yarattı.</p>
<p>Bu alanda temel konu şu: Yurttaşlarını işte, hayatta sağlıklı mı tutacaksın yoksa binlerce hastaneye mi tıkacaksın&#8230; Bu bir siyasi konu/ tercih her şeyden önce.</p>
<p><strong>Tedavide devrimler</strong></p>
<p><strong>Herkese Bilim Teknoloji</strong> dergisinde <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-397-16-kasim-2023-dijital-pdf/">397</a>. ve <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-398-23-kasim-2023-dijital-pdf/">398</a>. sayılar, başta kanser olmak üzere tıpta gözlenen ve yer yer uygulamaya konan <strong>çığır açıcı gelişmeler</strong> konu ediliyor ve <strong>tedavide devrimler yakın</strong> deniyor. Evet kanserli insan sayısı artıyor ama öte yandan iyileşen insan sayısı da. Bu kanser türleri kronik hastalık derekesine düşürülüyor.</p>
<p>Yenilik şurada: <em>“Metastatik kanserli hastalar, tahmin edilenden çok daha uzun süre hayatta kalabiliyorlar. Bazıları yeni ilaçlarla tamamen iyileşiyor; gittikçe artan sayıda vakada, metastatik kanserli hastalar artık çok sayıda tedavi seçeneğine erişebiliyor. Kanserleri bir ilaca dirençli hale geldiğinde bir tedaviden diğerine atlayabiliyorlar.”</em> Metastatik hastaların iyileşemeyeceği görüşünü yıkan gelişmeler var. Meme kanseri de bunlardan biri.</p>
<p><strong>Pankreasta 800 klinik deney</strong></p>
<p>Mesela pankreas kanserinin tedavisinde ilerleme neredeyse hiç kaydedilmedi ama <em>“Sadece ABD’de pankreas kanserinin tedavisine yönelik 800’den fazla klinik deney devrede”</em>. İki yeni kanser ilacı sınıfı, geleneksel kemoterapi veya radyasyonun yerini almaya aday, bunlar kanser hücrelerini ortadan kaldırmak için kişinin kendi bağışıklık sistemini kullanan modern immünoterapi ilaçları veya <em>“antikor-ilaç konjugatları veya ADC’ler”</em> adı verilen sınıf. Bunlar bazen güçlü kemoterapi ilaçları ile birlikte kullanılıyor. Mesane kanserine yönelik büyük bir başarıyı tıp dünyası tartışıyor ve alkışlıyor. Bunlar doğrudan kanseri hedef alıyor.</p>
<p>Fakat görüntünün arkasında, bu tür tedavilere ulaşamayan ve daha yıllarca ulaşamayacak olan milyarlarca insanın varlığı. Bırakın yeni yöntemleri, klasik tedavilerden bile uzaklar.</p>
<p><strong>Orhan Bursalı</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, 26 Kasım 2023 tarihli Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde <a href="https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/orhan-bursali/kanserde-devrimsel-gelismeler-ama-adaletsizlikler-diz-boyu-2144901">yayınlanmıştır</a>.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/orhan-bursali/kanserde-devrimsel-gelismeler-ama-adaletsizlikler-diz-boyu">Kanserde devrimsel gelişmeler ama adaletsizlikler diz boyu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">30512</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Alzheimer için etkin bir ilaç gündemde</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-kayim-yildiz/alzheimer-icin-etkin-bir-ilac-gundemde</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Özlem Kayım Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jul 2023 13:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Özlem Kayım Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Aducanumab]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[beyin kimyası]]></category>
		<category><![CDATA[Donanemab]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[Lecanemab]]></category>
		<category><![CDATA[sinir sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29749</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alzheimer hastalığı tedavisinde şimdiye kadar bildirilmiş en yüksek etkinliğe sahip ilaç olan Donanemab’ın bir yıllık kullanımı sonucu hastaların yaklaşık yarısında 1 yıllık tedavi sonrasında hastalık ilerleyişi tam olarak durdu. Alzheimer hastalığında beyinde sinir hücreleri arasında amiloid beta proteini birikimini azaltmaya yönelik tedavilerle ilişkili çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Bu grup ilaçlar içerisinde çalışma sonuçları ilk olarak yayınlanan ve Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi tarafından onaylanan ilk ilaç olan Aducanumab&#8217;ın tartışmalı hızlandırılmış onay sürecini, hastalığın oluşumunda amiloid hipotezinin tek mekanizma olarak görülmesine yönelik eleştirileri ve bilişsel işlevlerde bozulmayı %27 oranında azalttığı tespit edilen Lecanemab ile ilgili verileri daha önce yazmıştım. Aducanumab ve Lecanemab öncesinde Alzheimer hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar esas olarak belirtilere yönelikti ve hastalığın altında yatan mekanizmayı hedeflemiyordu. Sınırlı ancak umut verici ilk verilerden sonra beyinde amiloid birikimini hedefleyen diğer ilaçlarla ilgili sonuçlar da açıklanmaya devam ediyor. Plakları temizliyor 3 Mayıs 2023 tarihinde Lilly, Alzheimer hastalığında esas patolojik bulgu olan beyindeki amiloid beta plaklarına bağlanarak plakların beyinden temizlenmelerini sağlayan bir monoklonal antikor olan Donanemab&#8217;ın faz 3 çalışma (TRAILBLAZER-ALZ 2 Study) verilerini bir basın bildirisi ile yayınladı. Bulguların hakemli bir dergide yayınlanmak üzere gönderilmesi ve ilacın kullanımının onaylanması için başvuruda bulunulması bekleniyor. Donanemab&#8217;ın faz 2 çalışma sonuçları daha önce yayınlanmıştı. %40 azaltıyor Faz 3 çalışmaya erken dönem Alzheimer hastalığı olan 1.736 birey dahil edildi ve Donanemab&#8217;ın beyindeki amiloid beta birikimini belirgin biçimde azalttığı, 18 ay süresince finansal aktiviteleri yönetme, araba kullanma, hobileri sürdürme, güncel olaylar hakkında konuşma gibi günlük yaşam aktivitelerinde, bilişsel ve fonksiyonel yetilerde plaseboya göre yaklaşık %40 oranında iyileşme (daha az kötüleşme) sağladığı belirlendi. Hastaların yaklaşık yarısında 1 yıllık tedavi sonrasında hastalık ilerleyişi tam olarak durdu. Hastaların yaklaşık dörtte birinde gözlenen yan etkiler çoğunlukla hafif ve orta şiddetteydi ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabildi. Donanemab faz 3 çalışma verilerinde bildirilen etkinlik, bugüne dek Alzheimer hastalığı tedavisinde bildirilen en yüksek etkinlik. Aynı zamanda veriler, amiloid birikimini hedefleyen ilaçların özellikle erken evre Alzheimer hastalığında daha etkili olabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte, ilacın potansiyel yan etkilerini ve maliyetini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Alzheimer hastalığı tedavisinde henüz kür sağlanamamış olsa da hastalığın altında yatan patolojik sürece yönelik tedavilerle ilgili ilk veriler umut verici. Özlem Kayım Yıldız *Bu yazı, HBT Dergi 371. sayıda yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-kayim-yildiz/alzheimer-icin-etkin-bir-ilac-gundemde">Alzheimer için etkin bir ilaç gündemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="page" title="Page 3">
<div class="section">
<div class="layoutArea">
<div class="column">
<p>Alzheimer hastalığı tedavisinde şimdiye kadar bildirilmiş en yüksek etkinliğe sahip ilaç olan <strong>Donanemab</strong>’ın bir yıllık kullanımı sonucu hastaların yaklaşık yarısında 1 yıllık tedavi sonrasında hastalık ilerleyişi tam olarak durdu.</p>
<p>Alzheimer hastalığında beyinde sinir hücreleri arasında amiloid beta proteini birikimini azaltmaya yönelik tedavilerle ilişkili çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Bu grup ilaçlar içerisinde çalışma sonuçları ilk olarak yayınlanan ve Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi tarafından onaylanan ilk ilaç olan Aducanumab&#8217;ın <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-kayim-yildiz/alzheimer-hastaligi-tedavisinde-tartismali-yeni-ilac">tartışmalı hızlandırılmış</a> onay sürecini, hastalığın oluşumunda amiloid hipotezinin tek mekanizma olarak görülmesine <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-kayim-yildiz/alzheimer-hastaligi-arastirmalarinda-hata-neredeydi">yönelik eleştirileri</a> ve bilişsel işlevlerde bozulmayı %27 oranında azalttığı tespit edilen Lecanemab ile <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-kayim-yildiz/alzheimer-hastaligi-tedavisinden-yeni-umut-lecanemab">ilgili verileri</a> daha önce yazmıştım.</p>
<p>Aducanumab ve Lecanemab öncesinde Alzheimer hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar esas olarak belirtilere yönelikti ve hastalığın altında yatan mekanizmayı hedeflemiyordu. Sınırlı ancak umut verici ilk verilerden sonra beyinde amiloid birikimini hedefleyen diğer ilaçlarla ilgili sonuçlar da açıklanmaya devam ediyor.</p>
<p><strong>Plakları temizliyor</strong></p>
<p>3 Mayıs 2023 tarihinde Lilly, Alzheimer hastalığında esas patolojik bulgu olan beyindeki amiloid beta plaklarına bağlanarak plakların beyinden temizlenmelerini sağlayan bir monoklonal antikor olan Donanemab&#8217;ın faz 3 çalışma (TRAILBLAZER-ALZ 2 Study) verilerini bir <a href="https://investor.lilly.com/news-releases/news-release-details/lillys-donanemab-significantly-slowed-cognitive-and-functional">basın bildirisi</a> ile yayınladı.</p>
<p>Bulguların hakemli bir dergide yayınlanmak üzere gönderilmesi ve ilacın kullanımının onaylanması için başvuruda bulunulması bekleniyor. Donanemab&#8217;ın faz 2 <a href="https://www.nejm.org/doi/full/10.1056/NEJMoa2100708">çalışma sonuçları</a> daha önce yayınlanmıştı.</p>
<p><strong>%40 azaltıyor</strong></p>
<p>Faz 3 çalışmaya erken dönem Alzheimer hastalığı olan 1.736 birey dahil edildi ve Donanemab&#8217;ın beyindeki amiloid beta birikimini belirgin biçimde azalttığı, 18 ay süresince finansal aktiviteleri yönetme, araba kullanma, hobileri sürdürme, güncel olaylar hakkında konuşma gibi günlük yaşam aktivitelerinde, bilişsel ve fonksiyonel yetilerde plaseboya göre yaklaşık %40 oranında iyileşme (daha az kötüleşme) sağladığı belirlendi.</p>
<p>Hastaların yaklaşık yarısında 1 yıllık tedavi sonrasında hastalık ilerleyişi tam olarak durdu. Hastaların yaklaşık dörtte birinde gözlenen yan etkiler çoğunlukla hafif ve orta şiddetteydi ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabildi.</p>
<p>Donanemab faz 3 çalışma verilerinde bildirilen etkinlik, bugüne dek Alzheimer hastalığı tedavisinde bildirilen en yüksek etkinlik. Aynı zamanda veriler, amiloid birikimini hedefleyen ilaçların özellikle erken evre Alzheimer hastalığında daha etkili olabileceğine işaret ediyor. Bununla birlikte, ilacın potansiyel yan etkilerini ve maliyetini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Alzheimer hastalığı tedavisinde henüz kür sağlanamamış olsa da hastalığın altında yatan patolojik sürece yönelik tedavilerle ilgili ilk veriler umut verici.</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><strong>Özlem Kayım Yıldız</strong></p>
<p><em><strong>*Bu yazı, HBT Dergi <a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/urun/sayi-371-11-mayis-2023-dijital-pdf/">371. sayıda</a> yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/yazarlar/ozlem-kayim-yildiz/alzheimer-icin-etkin-bir-ilac-gundemde">Alzheimer için etkin bir ilaç gündemde</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29749</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Afetlerde sağlık yönetimi</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/afetlerde-saglik-yonetimi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2023 09:46:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[çadır]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[enkaz]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal]]></category>
		<category><![CDATA[kızılay]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[seferberlik]]></category>
		<category><![CDATA[toksik]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=29019</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üzülsek mi korksak mı? Evimizde mi kalsak, afet bölgesine mi gitsek? Hangi kuruma bağış yapsak? Bir kez daha neye, kime üzülmemiz ya da koşmamız gerektiğini bilmediğimiz günler yaşıyoruz. Resmi olmasa da ulusal seferberlik halindeyiz aslında. Ancak diğer tüm vatandaşlarımız gibi o bölgede çalışanlarının da etkilenmesine rağmen ayağa kalkıp çok hızlı çalışmaya başlaması gereken bir grup var ki, onlar da yine sağlıkçılar. Üstelik sürecin sadece başında değil, sonrasında bölgenin yeniden yapılanmasına kadar her aşamada olayın içerisinde organize bir şekilde yer alması gereken bir grup. Bu yazıyı da daha önce bu konuda alınan kaynaklardan yararlanarak hazırlamaya çalıştım. Sonrasındaki süreçte herkesin aklında bulunmasını, şu an can pazarı yaşandığı için detay olarak algılanabilecek bazı ayrıntıların atlanmamasını umuyorum. Sağlık personeli kendi ve ailesinin güvenliğini sağladıktan sonra hemen çalıştığı birime giderek, hızlıca bir değerlendirme yapmalı ve olduğu birimin çalışıp çalışılamayacak durumda olduğunu üst mercilere bildirmelidir. Sağlam olan birimlerde ise ek yatak yaratılmaya çalışılmalıdır. Eğer kendi merkezlerinde personel sayısı yeterli ise olay yerlerine triaj ve ilk yardım ekibi gönderilebilir. Ancak sağlam birimlere çok sayıda yararlının da başvuracağı unutulmamalıdır. Afete bağlı ikincil hastalıkların ve ölümlerin önlenmesi Acil işler ilk birkaç günde bitiyor ve sonrasında asıl zor olan kısım başlıyor demek yanlış olmaz; su ve besinlerin hijyen durumları, bozulmuş beslenme ve barınma problemleri ile koruyucu sağlık hekimlik hizmetleri devreye giriyor. Hem afetten etkilenmiş hem de yeni yerleşim yerlerinde ortaya çıkacak yeni hastalıkların, salgın boyutuna gelmeden engellenmesi önemlidir. Aşılama Afete özgü bir aşı olmadığı gibi, rutin aşılarda acele etmeye gerek yoktur. Gelen ilaçların koordinasyonu Çok farklı odaktan gelen ilaçların envanterinin çıkarılması, bölgede ihtiyaç duyulmayanların ihtiyacı olan yerlere gönderilmesi gerekmektedir. Kronik hastalıkların takibi İlaçlarını almaları sağlanmalıdır. Alt yapının tekrar inşaatı beklenmeden rutin sağlık hizmetlerine geri dönmek gerekiyor. Risk grupları oluşturulmalı, bu gruplarda da gebeler, bebekler, kimsesiz kalmış çocuk ve yaşlılar önceliği oluşturmalıdır. Çevre sağlığı hizmetleri Bozulan fiziksel, sosyal ve ekolojik denge ve nüfus değişikliği sonucu farklı bir çevre ortaya çıkar. Oluşan bu yeni çevreye uygun bir davranış şekli geliştirilmez ise epidemilerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Düzgün konut, temiz su sağlanması ve kanalizasyon gibi sağlık durumunu direkt olarak etkileyen alt yapının büyük hasar görmesi, sağlık durumunu etkileyecek en önemli sorundur. Depremden sonra yeniden oluşturulacak yerleşim planlarına, planlama aşamasında Sağlık Bakanlığı’nın katılımı sağlanmalıdır. Özel kirliliklerin kontrolü Toksik kimyasallar: Kimyasal maddenin türü ve yayıldığı yere göre özel önlemler alınması gerekir. Radyoaktif maddeler: Nükleer enerji kullanan tesislerinin veya atık depolarının olduğu yerlerde afet durumunda büyük veya küçük ölçekli radyasyon kaçağı olabilir, kontrol edilmesi gerekir. Petrol ve petrol ürünleri: Borular, tanklar ve rafinerilerden çevreye sızması mümkün olabilir. Yayıldığı yere göre gerekli önlemlerin alınması gerekir. Vektör ve diğer hayvanların kontrolü: Vektör üreme yerlerinin kontrolü ve başıboş kalabilen hayvanların bakımı dikkat edilmesi gereken bir husustur. Enkazların kaldırılması: Ülkemizde maalesef, özen gösterilmeden, hızlıca yapılmaktadır. Ancak yapılması gereken, bunları bir merkezde toplamak ve ekonomiye geri kazandırmaktır. Çimento ve demir gibi inşaat malzemelerinin çevreye önemli bir zararı bulunmamaktadır, ancak badana ve boyada kullanılan maddeleri olabildiğince ayırmak gerekir. Bireylerin ruh sağlığı: Afetlerde ruh sağlığı önemlidir, çünkü afet anında, korku, kaygı, izolasyon gibi ruhsal rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Mağdurlara, erken dönemde psikiyatrist, psikolog ve sosyal gönüllülerden oluşan bir ekiple destek vermek gerekmektedir. Sağlık yönetimi, diğer sektörlerle iyi bir iletişim kurmayı gerektiriyor. Bu iletişim, afet öncesinde ne kadar iyi kurulmuşsa afet o kadar iyi yönetiliyor. Sahada çalışan sağlık personelinin bilgi ve tecrübesi ise tüm çabaya ışık tutuyor. Gözümüz, kulağımız, kalbimiz bölgede. Umarız tekrarlanmaz. Hepimize geçmiş olsun. Prof. Dr. Berrin Pehlivan, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi/Radyasyon Onkolojisi Kaynak: T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü: Afetlerde Sağlık Yönetimi Kurs Notları, Şubat 2001</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/afetlerde-saglik-yonetimi">Afetlerde sağlık yönetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üzülsek mi korksak mı? Evimizde mi kalsak, afet bölgesine mi gitsek? Hangi kuruma bağış yapsak? Bir kez daha neye, kime üzülmemiz ya da koşmamız gerektiğini bilmediğimiz günler yaşıyoruz.</p>
<p>Resmi olmasa da ulusal seferberlik halindeyiz aslında. Ancak diğer tüm vatandaşlarımız gibi o bölgede çalışanlarının da etkilenmesine rağmen ayağa kalkıp çok hızlı çalışmaya başlaması gereken bir grup var ki, onlar da yine sağlıkçılar. Üstelik sürecin sadece başında değil, sonrasında bölgenin yeniden yapılanmasına kadar her aşamada olayın içerisinde organize bir şekilde yer alması gereken bir grup.</p>
<p>Bu yazıyı da daha önce bu konuda alınan kaynaklardan yararlanarak hazırlamaya çalıştım. Sonrasındaki süreçte herkesin aklında bulunmasını, şu an can pazarı yaşandığı için detay olarak algılanabilecek bazı ayrıntıların atlanmamasını umuyorum.</p>
<p>Sağlık personeli kendi ve ailesinin güvenliğini sağladıktan sonra hemen çalıştığı birime giderek, hızlıca bir değerlendirme yapmalı ve olduğu birimin çalışıp çalışılamayacak durumda olduğunu üst mercilere bildirmelidir. Sağlam olan birimlerde ise ek yatak yaratılmaya çalışılmalıdır. Eğer kendi merkezlerinde personel sayısı yeterli ise olay yerlerine triaj ve ilk yardım ekibi gönderilebilir. Ancak sağlam birimlere çok sayıda yararlının da başvuracağı unutulmamalıdır.</p>
<p><strong>Afete bağlı ikincil hastalıkların ve ölümlerin önlenmesi</strong></p>
<p>Acil işler ilk birkaç günde bitiyor ve sonrasında asıl zor olan kısım başlıyor demek yanlış olmaz; su ve besinlerin hijyen durumları, bozulmuş beslenme ve barınma problemleri ile koruyucu sağlık hekimlik hizmetleri devreye giriyor. Hem afetten etkilenmiş hem de yeni yerleşim yerlerinde ortaya çıkacak yeni hastalıkların, salgın boyutuna gelmeden engellenmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Aşılama</strong></p>
<p>Afete özgü bir aşı olmadığı gibi, rutin aşılarda acele etmeye gerek yoktur. Gelen ilaçların koordinasyonu Çok farklı odaktan gelen ilaçların envanterinin çıkarılması, bölgede ihtiyaç duyulmayanların ihtiyacı olan yerlere gönderilmesi gerekmektedir. Kronik hastalıkların takibi İlaçlarını almaları sağlanmalıdır. Alt yapının tekrar inşaatı beklenmeden rutin sağlık hizmetlerine geri dönmek gerekiyor. Risk grupları oluşturulmalı, bu gruplarda da gebeler, bebekler, kimsesiz kalmış çocuk ve yaşlılar önceliği oluşturmalıdır.</p>
<p><strong>Çevre sağlığı hizmetleri</strong></p>
<p>Bozulan fiziksel, sosyal ve ekolojik denge ve nüfus değişikliği sonucu farklı bir çevre ortaya çıkar. Oluşan bu yeni çevreye uygun bir davranış şekli geliştirilmez ise epidemilerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Düzgün konut, temiz su sağlanması ve kanalizasyon gibi sağlık durumunu direkt olarak etkileyen alt yapının büyük hasar görmesi, sağlık durumunu etkileyecek en önemli sorundur. Depremden sonra yeniden oluşturulacak yerleşim planlarına, planlama aşamasında Sağlık Bakanlığı’nın katılımı sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Özel kirliliklerin kontrolü</strong></p>
<p><strong>Toksik kimyasallar:</strong> Kimyasal maddenin türü ve yayıldığı yere göre özel önlemler alınması gerekir.<br />
<strong>Radyoaktif maddeler:</strong> Nükleer enerji kullanan tesislerinin veya atık depolarının olduğu yerlerde afet durumunda büyük veya küçük ölçekli radyasyon kaçağı olabilir, kontrol edilmesi gerekir.<br />
<strong>Petrol ve petrol ürünleri:</strong> Borular, tanklar ve rafinerilerden çevreye sızması mümkün olabilir. Yayıldığı yere göre gerekli önlemlerin alınması gerekir.<br />
<strong>Vektör ve diğer hayvanların kontrolü: </strong>Vektör üreme yerlerinin kontrolü ve başıboş kalabilen hayvanların bakımı dikkat edilmesi gereken bir husustur.<br />
<strong>Enkazların kaldırılması: </strong>Ülkemizde maalesef, özen gösterilmeden, hızlıca yapılmaktadır. Ancak yapılması gereken, bunları bir merkezde toplamak ve ekonomiye geri kazandırmaktır. Çimento ve demir gibi inşaat malzemelerinin çevreye önemli bir zararı bulunmamaktadır, ancak badana ve boyada kullanılan maddeleri olabildiğince ayırmak gerekir.<br />
<strong>Bireylerin ruh sağlığı:</strong> Afetlerde ruh sağlığı önemlidir, çünkü afet anında, korku, kaygı, izolasyon gibi ruhsal rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Mağdurlara, erken dönemde psikiyatrist, psikolog ve sosyal gönüllülerden oluşan bir ekiple destek vermek gerekmektedir. Sağlık yönetimi, diğer sektörlerle iyi bir iletişim kurmayı gerektiriyor.</p>
<p>Bu iletişim, afet öncesinde ne kadar iyi kurulmuşsa afet o kadar iyi yönetiliyor. Sahada çalışan sağlık personelinin bilgi ve tecrübesi ise tüm çabaya ışık tutuyor. Gözümüz, kulağımız, kalbimiz bölgede. Umarız tekrarlanmaz. Hepimize geçmiş olsun.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Berrin Pehlivan, Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi/Radyasyon Onkolojisi </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong> T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlık Projesi Genel Koordinatörlüğü: Afetlerde Sağlık Yönetimi Kurs Notları, Şubat 2001</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/afetlerde-saglik-yonetimi">Afetlerde sağlık yönetimi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">29019</post-id>	</item>
		<item>
		<title>AŞI normal yaşam için tek silah. Ama&#8230;</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/asi-normal-yasam-icin-tek-silah-ama</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2020 18:00:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editör ne diyor?]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık madde]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık hizmetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18262</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Aşı salgını kontrol altına alabilecek en etkin silah. Fakat aşının salgın dalgasını durduracak sürede uygulamaya girmesi gerçekçi değil. 12-18 ay gibi bir süreyi en iyimser zaman olarak görüyorum. Bu bile bir dünya rekoru olacaktır. Aşı hiç bir zaman gerçek olmayabilir de. Korona virüslere karşı geliştirilmiş başarılı bir aşı geçmişi yok. Fakat iyimserim, çünkü insanlık tarihinde böylesine yoğun, baş döndürücü bir faaliyet daha önce görülmedi. İnanılmaz sayıda programlar, fonlar, işbirlikleri sürdürüyor” &#8230; Bu sözler dünyaca ünlü bilim insanımız Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’e ait. Kendisine sorularımızı yönelttik. O da, COVID- 19 salgını, aşı, ilaç beklentileri ve tedavide mucize inanışları konusunda HBT’ye açıklamalar yaptı.. Ve bilgi kirliliği bilimsel kesimi de etkisi altına aldığına ilişkin çarpıcı uyarılarda bulundu: “Çok ağır bir küresel sorun ile karşı karşıyayız ve hepimizde acil bir arayış ve çözüm açlığı var. Ancak acilliğin bilimsel sınırı aşılırsa, insanlara zarar vermeye başlar. Kalitesi çok düşük yayınlar, çok hızla dergilerde kabul bulabiliyor ve etik kuralları kırabiliyor. Bu metot ile yaygın kullanım çok tehlikeli. En korkunç olanı da mucize ilaç haberlerinin sosyal medya veya basından insanlara servis edilmesi. Söyleşi sayfalarımızda. Ne zaman normale döneceğiz? Koronavirüs ile ilgili en güncel gelişmeler, konusunda uzmanların değerlendirmeleri sayfalarımızda. Potansiyel ilaçlar şu anda herkesin en güncel konusu. Başka hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere halihazırda üretilmekte olan bazı ilaçlar yapılan bir maliyet analizine göre hasta başına günde 1 dolara mal edilebilir. Hayat ne zaman normale dönecek? 3 çıkış yolu var ve hepsi de riskli. Aynı zamanda 2. dalgadan da korkuyoruz Reyhan Oksay derledi. Dr. Umur Kayabaşı COVID-19 salgını döneminde önemli göz ve nöroloji bulguları üzerine yazdı. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mensur Akgün, salgının durdurulması için uluslararası iş birliği gerektirdiği savundu ve Türkiye ekonomisinin yeniden işler hale gelmesi için yardımlaşma kültürüne ihtiyaç olduğunu yazdı. Karantina günlerinde taze sebze bulmakta sorun yaşayabiliriz. Ne var ki, taze sebzeler yerine besin değeri oldukça yüksek alternatifleri de var. Bilim ve Beslenme sayfamızda. Aynı sayfada yine bu günlerde çocuklar için beslenme tiyoları da var. Ya Ruh sağlığımız? Prof. Dr. Olcay Yazıcı karantina günlerine ruh sağlığı üzerine düşünceler yazısında “kimbilir belki de bu herkes için bir çıkış fırsatı” diyerek bizi farklı düşünmeye yöneltiyor. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora ‘Mikroskopik Yaramazlar’ yazı serisinin üçüncüsünde koronavirüs ile ilgili gelişmeleri irdeledi. Tanol Türkoğlu Dijital Kültür’de ‘Ben Hastaysam..’yazısı ile bir başka felsefi boyuta götürdü bizi. Müfit Akyos sağlık sistemimiz üzerine yazdı “krize ithalata dayalı sağlık tedarik sistemi ile yakalanmak talihsizlik değil, öngörüsüzlüktür’ diyerek&#8230; Çoğumuzu evlere hapseden ve herkese el yıkama dersleri veren şu minik tehlikeli virüsü bu hafta da eller üzerinden felsefi boyutta incelemeyi sürdürdü Prof. Dr. Atilla Erdemli. Erdal Musoğlu, Cesur Dahiler kitabından yola çıkarak Nobel ödüllü bilim insanı ama aynı zamanda direnişçi antiemperyalist Jacques Monod’yu anlattı. Doğan Kuban hocamız bu sayıda uygarlığı ele alıyor: “Dünya tarihi uygarlık tarihi değildir!” Mustafa Çetiner İspanyol Gribi yazısını bu hafta da sürdürdü. Lale Akarun, gelecek için önemli bir yazı kaleme aldı: Dijital dönüşüm ve nasıl yönetilmeli Koronavirüs bilim dünyasından da can almayı sürdürüyor. Matematikçi John Conway COVID-19’dan öldü. Matematik oyunları ve bulmacalar tasarlayan, bilim dünyasında efsanevi bir isimdi. Bir diğeri de ünlü HIV araştırmacısı Gita Ramjee&#8230; Antik Yunan’dan 16. yüzyıla kadar hüküm süren Dünya merkezci (Aristoteles-Ptolemaios) evren modelini, 6 cilde sığan bir kitapla ama tek cümleyle, “Güneş evrenin merkezindedir” diyerek yerle bir eden Kopernik’i, 547. yaş gününde, Batuhan Sarıcan’ın yazısıyla anıyoruz. 23 Nisan’ı birlikte kutluyoruz 23 Nisan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100. yıl dönümü; Mustafa Kemal başkan seçildiğinde mesajı açıktı: “Yalnız ve yalnız bir şey düşünmeye mecburuz; o da memleketin kurtuluşudur.” Mustafa Kemal ve Meclis’in açılışını, Ahmet Yavuz’un kaleminden okuyoruz: “İşte o irade memleketi kurtardı.” Murat Altaş’ın derlediği Hayvanlar Dünyası sayfamızda ise en başarılı istilacı türlerden muhabbet kuşlarını inceliyoruz. HBT, bilginin ışığına doğru sürekli koşuyor; sizin için her hafta dopdolu ve anlaşılır içerikler sunmaya çalışıyor. Bu ışığın yayılması, ülkemizde bilim ve teknolojinin gelişmesi umudunu her zaman taşıyor ve Meclisin açılışının 100.yılını heyecanla kutluyoruz. Bizde kalın, bilimde kalın, sağlıklı ve sevgiyle kalın.. *** ÇYDD’li 250 gençten 100’ünün aboneliği tamam. Geçen hafta okurlarımıza bir çağrı yapmış ve ÇYDD bursiyeri 250 gencin dijital dergi aboneliği beklediğini yazmıştık. Okurlarımızda destek geldi: Aykut Göker dostları 5 öğrenci, Özcan- Erdal Musoğlu 20 öğrenci, Ayla Çınaroğlu 25 öğrenci; Mehmet Boran 10 öğrenci; Güler Kızıltün 6 öğrenci; Levent İkiz, Dinçay Akçören, Turgay Yüktaş 4’er öğrenci; Aydan Kaynak, Ayşem Cemre Orel, Devrim Barutçu, Gönül Kaya 2’şer öğrenci; Hasan Can Çağlayan, Nuran Elmacı, Sema Ozan, Buğra Demir, Vildan Ovalıoğlu, Lütfi Seçinti, Tayfun Uğurlu, Pınar Aydın, Bahar Rahimoğlu Köristan, Pınar Boyraz Baykaş, Savaş Güngör, Sema Tufan, Erdal Erdoğan 1’er öğrenciye destek oldular. Kendilerine gençlerimiz adına çok teşekkür ediyoruz. Ve çağrımızı yineliyoruz. Dergimizi düzenli izlemenin gençlerin eğitimine, bilimsel odakları düşünmelerine önemli bir katkı olacağını düşünüyoruz. Bu gençlere hediye kampanyası kapsamında; 6 aylık aboneliği 80 TL’ye, 1 yıllık aboneliği 150 TL’ye indiriyoruz. Çağdaş Yaşamlı öğrenci – gençlerin, bu günlerde düzenli HBT’yi izlemesine destek vermek isteyen okurlarımız info@herkesebilimteknoloji.com adresine “Çağdaşlı gençlere dijital abonelik desteği” açıklaması ile mesaj gönderip, kaç öğrenciyi, ne süre ile desteklemek istediklerini belirtebilirler.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/asi-normal-yasam-icin-tek-silah-ama">AŞI normal yaşam için tek silah. Ama&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18259" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/213-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/213-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/213-856x1024.jpg 856w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />“Aşı salgını kontrol altına alabilecek en etkin silah. Fakat aşının salgın dalgasını durduracak sürede uygulamaya girmesi gerçekçi değil. 12-18 ay gibi bir süreyi en iyimser zaman olarak görüyorum. Bu bile bir dünya rekoru olacaktır. Aşı hiç bir zaman gerçek olmayabilir de. Korona virüslere karşı geliştirilmiş başarılı bir aşı geçmişi yok. Fakat iyimserim, çünkü insanlık tarihinde böylesine yoğun, baş döndürücü bir faaliyet daha önce görülmedi. İnanılmaz sayıda programlar, fonlar, işbirlikleri sürdürüyor” &#8230;</p>
<p>Bu sözler dünyaca ünlü bilim insanımız Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’e ait. Kendisine sorularımızı yönelttik. O da, COVID- 19 salgını, aşı, ilaç beklentileri ve tedavide mucize inanışları konusunda HBT’ye açıklamalar yaptı.. Ve bilgi kirliliği bilimsel kesimi de etkisi altına aldığına ilişkin çarpıcı uyarılarda bulundu:</p>
<p>“Çok ağır bir küresel sorun ile karşı karşıyayız ve hepimizde acil bir arayış ve çözüm açlığı var. Ancak acilliğin bilimsel sınırı aşılırsa, insanlara zarar vermeye başlar. Kalitesi çok düşük yayınlar, çok hızla dergilerde kabul bulabiliyor ve etik kuralları kırabiliyor. Bu metot ile yaygın kullanım çok tehlikeli. En korkunç olanı da mucize ilaç haberlerinin sosyal medya veya basından insanlara servis edilmesi. Söyleşi sayfalarımızda.</p>
<p><strong>Ne zaman normale döneceğiz?</strong></p>
<p>Koronavirüs ile ilgili en güncel gelişmeler, konusunda uzmanların değerlendirmeleri sayfalarımızda. Potansiyel ilaçlar şu anda herkesin en güncel konusu. Başka hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere halihazırda üretilmekte olan bazı ilaçlar yapılan bir maliyet analizine göre hasta başına günde 1 dolara mal edilebilir. Hayat ne zaman normale dönecek? 3 çıkış yolu var ve hepsi de riskli. Aynı zamanda 2. dalgadan da korkuyoruz Reyhan Oksay derledi. Dr. Umur Kayabaşı COVID-19 salgını döneminde önemli göz ve nöroloji bulguları üzerine yazdı.</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mensur Akgün, salgının durdurulması için uluslararası iş birliği gerektirdiği savundu ve Türkiye ekonomisinin yeniden işler hale gelmesi için yardımlaşma kültürüne ihtiyaç olduğunu yazdı.</p>
<p>Karantina günlerinde taze sebze bulmakta sorun yaşayabiliriz. Ne var ki, taze sebzeler yerine besin değeri oldukça<br />
yüksek alternatifleri de var. Bilim ve Beslenme sayfamızda. Aynı sayfada yine bu günlerde çocuklar için beslenme tiyoları da var.</p>
<p><strong>Ya Ruh sağlığımız?</strong></p>
<p>Prof. Dr. Olcay Yazıcı karantina günlerine ruh sağlığı üzerine düşünceler yazısında “kimbilir belki de bu herkes için bir çıkış fırsatı” diyerek bizi farklı düşünmeye yöneltiyor. Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Kadircan Keskinbora ‘Mikroskopik Yaramazlar’ yazı serisinin üçüncüsünde koronavirüs ile ilgili gelişmeleri irdeledi.</p>
<p>Tanol Türkoğlu Dijital Kültür’de ‘Ben Hastaysam..’yazısı ile bir başka felsefi boyuta götürdü bizi. Müfit Akyos sağlık sistemimiz üzerine yazdı “krize ithalata dayalı sağlık tedarik sistemi ile yakalanmak talihsizlik değil, öngörüsüzlüktür’ diyerek&#8230; Çoğumuzu evlere hapseden ve herkese el yıkama dersleri veren şu minik tehlikeli virüsü bu hafta da eller üzerinden felsefi boyutta incelemeyi sürdürdü Prof. Dr. Atilla Erdemli.</p>
<p>Erdal Musoğlu, Cesur Dahiler kitabından yola çıkarak Nobel ödüllü bilim insanı ama aynı zamanda direnişçi antiemperyalist Jacques Monod’yu anlattı. Doğan Kuban hocamız bu sayıda uygarlığı ele alıyor: “Dünya tarihi uygarlık tarihi değildir!” Mustafa Çetiner İspanyol Gribi yazısını bu hafta da sürdürdü. Lale Akarun, gelecek için önemli bir yazı kaleme aldı: Dijital dönüşüm ve nasıl yönetilmeli</p>
<p>Koronavirüs bilim dünyasından da can almayı sürdürüyor. Matematikçi John Conway COVID-19’dan öldü. Matematik oyunları ve bulmacalar tasarlayan, bilim dünyasında efsanevi bir isimdi. Bir diğeri de ünlü HIV araştırmacısı Gita Ramjee&#8230; Antik Yunan’dan 16. yüzyıla kadar hüküm süren Dünya merkezci (Aristoteles-Ptolemaios) evren modelini, 6 cilde sığan bir kitapla ama tek cümleyle, “Güneş evrenin merkezindedir” diyerek yerle bir eden Kopernik’i, 547. yaş gününde, Batuhan Sarıcan’ın yazısıyla anıyoruz.</p>
<p><strong>23 Nisan’ı birlikte kutluyoruz</strong></p>
<p>23 Nisan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 100. yıl dönümü; Mustafa Kemal başkan seçildiğinde mesajı açıktı: “Yalnız ve yalnız bir şey düşünmeye mecburuz; o da memleketin kurtuluşudur.” Mustafa Kemal ve Meclis’in açılışını, Ahmet Yavuz’un kaleminden okuyoruz: “İşte o irade memleketi kurtardı.”</p>
<p>Murat Altaş’ın derlediği Hayvanlar Dünyası sayfamızda ise en başarılı istilacı türlerden muhabbet kuşlarını inceliyoruz.</p>
<p>HBT, bilginin ışığına doğru sürekli koşuyor; sizin için her hafta dopdolu ve anlaşılır içerikler sunmaya çalışıyor. Bu ışığın yayılması, ülkemizde bilim ve teknolojinin gelişmesi umudunu her zaman taşıyor ve Meclisin açılışının 100.yılını heyecanla kutluyoruz.</p>
<p>Bizde kalın, bilimde kalın, sağlıklı ve sevgiyle kalın..</p>
<p>***</p>
<p><strong>ÇYDD’li 250 gençten 100’ünün aboneliği tamam.</strong></p>
<p>Geçen hafta okurlarımıza bir çağrı yapmış ve ÇYDD bursiyeri 250 gencin dijital dergi aboneliği beklediğini yazmıştık. Okurlarımızda destek geldi: Aykut Göker dostları 5 öğrenci, Özcan- Erdal Musoğlu 20 öğrenci, Ayla Çınaroğlu 25 öğrenci; Mehmet Boran 10 öğrenci; Güler Kızıltün 6 öğrenci; Levent İkiz, Dinçay Akçören, Turgay Yüktaş 4’er öğrenci; Aydan Kaynak, Ayşem Cemre Orel, Devrim Barutçu, Gönül Kaya 2’şer öğrenci; Hasan Can Çağlayan, Nuran Elmacı, Sema Ozan, Buğra Demir, Vildan Ovalıoğlu, Lütfi Seçinti, Tayfun Uğurlu, Pınar Aydın, Bahar Rahimoğlu Köristan, Pınar Boyraz Baykaş, Savaş Güngör, Sema Tufan, Erdal Erdoğan 1’er öğrenciye destek oldular.</p>
<p>Kendilerine gençlerimiz adına çok teşekkür ediyoruz. Ve çağrımızı yineliyoruz. Dergimizi düzenli izlemenin gençlerin eğitimine, bilimsel odakları düşünmelerine önemli bir katkı olacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Bu gençlere hediye kampanyası kapsamında;</p>
<p><strong>6 aylık aboneliği 80 TL’ye,</strong><br />
<strong>1 yıllık aboneliği 150 TL’ye indiriyoruz.</strong></p>
<p>Çağdaş Yaşamlı öğrenci – gençlerin, bu günlerde düzenli HBT’yi izlemesine destek vermek isteyen okurlarımız <a href="mailto:info@herkesebilimteknoloji.com">info@herkesebilimteknoloji.com</a> adresine “Çağdaşlı gençlere dijital abonelik desteği” açıklaması ile mesaj gönderip, kaç öğrenciyi, ne süre ile desteklemek istediklerini belirtebilirler.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/gunun-yorumu/asi-normal-yasam-icin-tek-silah-ama">AŞI normal yaşam için tek silah. Ama&#8230;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18262</post-id>	</item>
		<item>
		<title>HBT Dergi 213. Sayı – 24 Nisan 2020</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-213-sayi-24-nisan-2020</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2020 12:29:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergi Sayıları]]></category>
		<category><![CDATA[alzheimer]]></category>
		<category><![CDATA[aşı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[dijital dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık madde]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık hizmetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=18258</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilimden uyarıcı sesleniş: Beklenti, mucize değil bilim olmalı! &#8211; Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ile söyleşi Dünya tarihi uygarlık tarihi değildir &#8211; Doğan Kuban Ben hastaysam&#8230; &#8211; Tanol Türkoğlu Kriz, sağlık sistemi ve taleplerimiz &#8211; Müfit Akyos Büyük pandemiler (2) &#8211; Mustafa Çetiner Şirketinizin dijital dönüşümüne kim liderlik ediyor? &#8211; Lale Akarun Mustafa Kemal ve Meclis&#8217;in açılışı &#8211; Ahmet Yavuz Jacques Monod: Nobel ödüllü büyük direnişçi &#8211; Erdal Musoğlu COVID-19 salgın döneminde önemli göz ve nöroloji bulguları &#8211; Umur Kayabaşı Potansiyel koronavirüs ilaçları çok ucuza mal edilebilir Koronavirüs havada da tehlikeli Hayat ne zaman normale dönecek? &#8211; Reyhan Oksay Karantina günlerinde ruh sağlını koruyabilmek üzerine düşünceler &#8211; Olcay Yazıcı Korona günlerinde felsefe (2) &#8211; Atilla Erdemli Mikroskopik yaramazlar (3): İnsanların en azılı düşmanı veya doğanın yanıtsal cezası &#8211; Kadircan Keskinbora Korona krizinin küresel boyutu &#8211; Mensur Akgün “Evrenin merkezi”olmaktan çıkalı 477 yıl oldu! &#8211; Batuhan Sarıcan Ateş yükseldiğinde ne yapmalı? COVID-19 umudun haritası: Hangi ülkeler neleri araştırıyor? Gerçek fotonik çiplere doğru önemli bir adım Karanlık maddeyle ilgili hâlâ bir kanıt yok Moda endüstrisinin çevreye verdiği zarar giderek artıyor Donmuş, konserve veya fermente sebzeler tazeleri kadar yararlı Karantinada çocukları beslerken nelere dikkat etmelisiniz? Bunamak kaderiniz değil (7) &#8211; Alzheimer neden giderek tırmanıyor? Muhabbet kuşu en başarılı istilacılardan Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-213-sayi-24-nisan-2020">HBT Dergi 213. Sayı – 24 Nisan 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-18259" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/213-251x300.jpg" alt="" width="251" height="300" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/213-251x300.jpg 251w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2020/04/213-856x1024.jpg 856w" sizes="(max-width: 251px) 100vw, 251px" />Bilimden uyarıcı sesleniş: Beklenti, mucize değil bilim olmalı! &#8211; Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ile söyleşi<br />
Dünya tarihi uygarlık tarihi değildir &#8211; Doğan Kuban<br />
Ben hastaysam&#8230; &#8211; Tanol Türkoğlu<br />
Kriz, sağlık sistemi ve taleplerimiz &#8211; Müfit Akyos<br />
Büyük pandemiler (2) &#8211; Mustafa Çetiner<br />
Şirketinizin dijital dönüşümüne kim liderlik ediyor? &#8211; Lale Akarun<br />
Mustafa Kemal ve Meclis&#8217;in açılışı &#8211; Ahmet Yavuz<br />
Jacques Monod: Nobel ödüllü büyük direnişçi &#8211; Erdal Musoğlu<br />
COVID-19 salgın döneminde önemli göz ve nöroloji bulguları &#8211; Umur Kayabaşı<br />
Potansiyel koronavirüs ilaçları çok ucuza mal edilebilir<br />
Koronavirüs havada da tehlikeli<br />
Hayat ne zaman normale dönecek? &#8211; Reyhan Oksay<br />
Karantina günlerinde ruh sağlını koruyabilmek üzerine düşünceler &#8211; Olcay Yazıcı<br />
Korona günlerinde felsefe (2) &#8211; Atilla Erdemli<br />
Mikroskopik yaramazlar (3): İnsanların en azılı düşmanı veya doğanın yanıtsal cezası &#8211; Kadircan Keskinbora<br />
Korona krizinin küresel boyutu &#8211; Mensur Akgün<br />
“Evrenin merkezi”olmaktan çıkalı 477 yıl oldu! &#8211; Batuhan Sarıcan<br />
Ateş yükseldiğinde ne yapmalı?<br />
COVID-19 umudun haritası: Hangi ülkeler neleri araştırıyor?<br />
Gerçek fotonik çiplere doğru önemli bir adım<br />
Karanlık maddeyle ilgili hâlâ bir kanıt yok<br />
Moda endüstrisinin çevreye verdiği zarar giderek artıyor<br />
Donmuş, konserve veya fermente sebzeler tazeleri kadar yararlı<br />
Karantinada çocukları beslerken nelere dikkat etmelisiniz?<br />
Bunamak kaderiniz değil (7) &#8211; Alzheimer neden giderek tırmanıyor?<br />
Muhabbet kuşu en başarılı istilacılardan</p>
<p><a href="https://abonelik.herkesebilimteknoloji.com/">Sayılarımıza ulaşmak için tıklayınız</a></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/dergi-sayilari/hbt-dergi-213-sayi-24-nisan-2020">HBT Dergi 213. Sayı – 24 Nisan 2020</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">18258</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Hangi ilaçlar alındığında alkol kullanılmamalı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hangi-ilaclar-alindiginda-alkol-kullanilmamali</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Altaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 12:50:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı kesici]]></category>
		<category><![CDATA[alkol]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[diyabet]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[tansiyon]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=15146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Düzenli olarak aldığınız bir veya daha fazla ilaç varsa bir iki kadeh içmenizin bir sakıncası var mıdır? Yoksa alkolden tamamen uzak mı durmalısınız? Bazı durumlarda ilaçları alkolle karıştırmak tehlikeli olabilir. Ayrıca bazı ilaçların alkolle etkileşime girmesi durumunda etkileri de azalabilir. Düzenli ilaç kullanırken alkol almanız hastalığın belirtilerini veya doğrudan hastalığın kendisini olumsuz etkileyebilir. Örneğin alkol, kan şekeri seviyelerini düşürdüğünden diyabet hastalığını kontrolden çıkartır. Ayrıca bir iki bardak da olsa alkol almak, ilaçların uyku getirici etkisini arttırarak sersemliğe sebep olabilir; bu da kişilerin araba veya tehlikeli makineler kullanması durumunda kazalara yol açabilir. Brown Üniversitesi’nden farmakolog Danya Qato’ya göre bazı ilaçların alkol ile karışması ölümcül sonuçlara bile sebep olabilir. Yaşlı insanların ilaçlarla alkolü karıştırması, genellikle gençlerden daha fazla ilaç kullandıkları için daha fazla risk teşkil ediyor. Aynı zamanda yaşlılarda alkol, motor becerilerini de etkiler; böylece düşme veya başka kaza risklerini artırır. Alkolün vücuttan atılma süreci yaşlanmayla birlikte yavaşlar; dolayısıyla alkol kişinin kanında daha uzun süre kalır. Yaygın kullanılan şu 8 ilaç alkol ile birlikte kullanılırsa ne olur? Aşağıdaki ilaçlar dışında başka bir ilaç kullanıyorsanız eczacınıza veya doktorunuza mutlaka danışın. Antidepresanlar Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne (CDC) göre 12 yaş ve üstü her 10 Amerikalıdan biri antidepresan kullanıyor. Hem antidepresanlar, hem de alkol, merkezi sinir sistemini yavaşlattığından bu ikisinin birleşmesi beyindeki düşünme ve dikkat merkezlerini olumsuz etkiler. Antidepresanların alkolle birlikte alınması depresyon semptomlarını da arttırabilir. Qato, monoaminoksidaz inhibitörleri adı verilen antidepresan sınıfına giren ilaçları kullanan kişilerin ise tansiyonlarında tehlikeli artışların olabileceğine dikkat çekiyor. Zoloft, Prozac veya Paxil gibi seçici serotonin geri alım inhibitörleri sınıfına giren antidepresanların alkolle olumsuz etkileşim içine girdiklerine ilişkin daha az bulgu mevcut. Yine de bu ilaçları kullananlarda alkol sersemlik, baş dönmesi ve konsantrasyon bozukluğu yaratabilir. Kolesterol düşürücü ilaçlar Lipitor ve Crestor gibi statinler de en çok satılan ilaçlar arasında. Qato’ya göre, statin kullananlar alkolü abartmamalı, orta düzeyde tutmalı.  Ancak Qato, en büyük sorunun hem bu kolesterol düşürücü ilaçları alan hem de aşırı alkol sorunu olan kişilerde görüldüğünü söylüyor. Statin tedavisinin yan etkilerinden biri de karaciğer hasarı olduğundan düzenli statin kullanımı ile aşırı alkol alımı birleşince karaciğerde kalıcı hasara sebep olabiliyor. Tansiyon ve kalp ilaçları Daha önceden kalp krizi geçirmiş veya kalp yetmezliği, göğüs ağrısı veya anormal kalp ritmi tedavisi gören kişilerin kullandığı beta-blokerlerin etkisinin alkol tarafından azaltıldığını düşünülüyor. Bu nedenle doktorlar, beta-bloker kullanan hastaların alkol almasını yasaklıyor. Pennsylvania Üniversitesi Hastanesi’nden iç hastalıkları uzmanı Stacy Elder’a göre hipertansiyonu düzenlemek için veya kalp krizi ve felç tedavisinde kullanılan anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE), alkolle reaksiyona girdiğinde tansiyonun çok düşmesine sebep olabilir. Bu durum ise kişide baş dönmesi hissine ve bayılmasına yol açabilir. Doğum kontrol hapları Planned Parenthood’a göre Amerika’daki 15 ile 44 yaş arası kadınların yaklaşık %17’si doğum kontrol hapı kullanıyor. Alkol, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda vücuttan daha yavaş atıldığı için bu tür hapları kullanan kadınlar daha hızlı sarhoş oluyor. Diyabet ilaçları Elder, alkolün yalnızca alınmasından hemen sonra değil sonraki 24 saat boyunca da kişinin şekerinin düşmesine neden olabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kişinin alkol almadan önce veya alma esnasında bir şeyler yiyerek kan şekeri seviyesini sabit tutması öneriliyor. Diyabet ilaçlarından bazılarının, kan şekerini düşürdüklerinden ve bu da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinden alkolle alınmaması gerekiyor. Bu ilaçlardan biri, aşırı alkol alan kişilerde nadiren de olsa kötü sonuçlar verebilen metformin. Bu ilaç alkolle birlikte alındığında laktik asidoz yani kanda laktik asit birikmesi riskini arttırabiliyor ve kişide mide bulantısı veya güçsüzlük gibi belirtilere yol açıyor. Glimepiride gibi diyabet tedavisi için kullanılan diğer ilaçlar da alkolle karıştığında baş dönmesi, mide bulantısı, yüzde kızarma veya kan şekeri seviyesinin düşmesi gibi sorunlara yol açabiliyor. Reflü ve ülser ilaçları Elder, fazla alkolün mide ile yemek borusu arasındaki kasların gevşemesine yol açacağından reflüyü artırabileceğine dikkat çekiyor. Bu da göğsünüzün üst kısmında bir yanma hissine ve ağzınızda ekşi bir tada sebep olur. Alkol, verdiği rahatsızlığın yanı sıra mide ve yemek borusunu çevreleyen tabakayı da aşındırabilir. Ayrıca üretilen mide asidi miktarını da arttıracağından hem reflü hem de ülser semptomlarını kötüleştirebilir. Elder mide ülseri olan kişilerin alkol almamasını, çünkü alkolün ülserin kendi kendini iyileştirme yeteneğini yavaşlattığını belirtiyor. Ağrı kesiciler Reçeteli veya reçetesiz ağrı kesiciler kullanılırken alkol almak, ağrı kesicinin etkisini yoğunlaştıracağından kişiye zarar verebilir. Parasetamol (Tylenol) içenlerin az miktarda alkol almasında bir sorun olmadığını belirten Qato, kronik içicilikle parasetamolün karışması durumunda karaciğerin zarar görebileceğini işaret ediyor. Aspirin ve ibuprofen gibi diğer reçetesiz ağrı kesiciler alınırken ise orta düzeyde alkol alınabilir. Ancak aspirin ve ibuprofen gibi alkol de mide iritasyonunu arttırabildiğinden düzenli olarak bu ağrı kesicileri kullananların çok alkol almamaya dikkat etmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu durum ülsere veya mide kanamasına sebep olabilir. Vicodin ve OxyContin gibi reçeteli ağrı kesiciler kullanılırken alkol alınmaması gerekiyor. Çünkü alkol bu ilaçların uyuşturucu etkisini arttırarak yorgunluğa ve şekerin düşmesine sebep oluyor. Uyuşturucu ilaçlarla alkolün karışması ayrıca kişinin düşünme ve motor becerilerine zarar verebiliyor ve nefes alma problemlerine yol açabiliyor. Uyku hapları Qato, uyku hapı alan kişilerin alkol kullanmaması gerektiğini söylüyor. Lunesta veya Ambien gibi hapları alkol ile karıştırmak tehlikeli olabilir. Alkol, uyku haplarının uyuşturucu etkisini ve beyindeki karamsar düşüncelerin oluştuğu bölümlerin faaliyetini arttırabilir ve baş dönmesi veya uyku sersemliğine sebep olabilir. Bu da düşme, yaralanma ve hatta trafik kazalarına yol açabilir. Uyku hapı ile birlikte çok fazla alkol tüketmek tansiyonun tehlikeli seviyelere inmesine, hatta nefes alma zorluğuna yol açabilir. Her ne kadar alkol insanların uykusunu getirse de aslında alkol almak uyku düzeninizi bozabilir ve gece daha sık uyanmanıza neden olabilir. Qato, alkol alanların uyku hapı almadan önce altı saat beklemesini öneriyor. Böylece ikisinin karışması engellendiği için rahat bir uyku çekebilirsiniz. Kaynak</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hangi-ilaclar-alindiginda-alkol-kullanilmamali">Hangi ilaçlar alındığında alkol kullanılmamalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Düzenli olarak aldığınız bir veya daha fazla ilaç varsa bir iki kadeh içmenizin bir sakıncası var mıdır? Yoksa alkolden tamamen uzak mı durmalısınız?</p></blockquote>
<p>Bazı durumlarda ilaçları alkolle karıştırmak tehlikeli olabilir. Ayrıca bazı ilaçların alkolle etkileşime girmesi durumunda etkileri de azalabilir.</p>
<p>Düzenli ilaç kullanırken alkol almanız hastalığın belirtilerini veya doğrudan hastalığın kendisini olumsuz etkileyebilir. Örneğin alkol, kan şekeri seviyelerini düşürdüğünden diyabet hastalığını kontrolden çıkartır.</p>
<p>Ayrıca bir iki bardak da olsa alkol almak, ilaçların uyku getirici etkisini arttırarak sersemliğe sebep olabilir; bu da kişilerin araba veya tehlikeli makineler kullanması durumunda kazalara yol açabilir.</p>
<p>Brown Üniversitesi’nden farmakolog Danya Qato’ya göre bazı ilaçların alkol ile karışması ölümcül sonuçlara bile sebep olabilir.</p>
<p>Yaşlı insanların ilaçlarla alkolü karıştırması, genellikle gençlerden daha fazla ilaç kullandıkları için daha fazla risk teşkil ediyor. Aynı zamanda yaşlılarda alkol, motor becerilerini de etkiler; böylece düşme veya başka kaza risklerini artırır. Alkolün vücuttan atılma süreci yaşlanmayla birlikte yavaşlar; dolayısıyla alkol kişinin kanında daha uzun süre kalır.</p>
<p>Yaygın kullanılan şu 8 ilaç alkol ile birlikte kullanılırsa ne olur? Aşağıdaki ilaçlar dışında başka bir ilaç kullanıyorsanız eczacınıza veya doktorunuza mutlaka danışın.</p>
<p><strong>Antidepresanlar</strong></p>
<p>Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne (CDC) göre 12 yaş ve üstü her 10 Amerikalıdan biri antidepresan kullanıyor. Hem antidepresanlar, hem de alkol, merkezi sinir sistemini yavaşlattığından bu ikisinin birleşmesi beyindeki düşünme ve dikkat merkezlerini olumsuz etkiler. Antidepresanların alkolle birlikte alınması depresyon semptomlarını da arttırabilir.</p>
<p>Qato, monoaminoksidaz inhibitörleri adı verilen antidepresan sınıfına giren ilaçları kullanan kişilerin ise tansiyonlarında tehlikeli artışların olabileceğine dikkat çekiyor. Zoloft, Prozac veya Paxil gibi seçici serotonin geri alım inhibitörleri sınıfına giren antidepresanların alkolle olumsuz etkileşim içine girdiklerine ilişkin daha az bulgu mevcut. Yine de bu ilaçları kullananlarda alkol sersemlik, baş dönmesi ve konsantrasyon bozukluğu yaratabilir.</p>
<p><strong>Kolesterol düşürücü ilaçlar</strong></p>
<p>Lipitor ve Crestor gibi statinler de en çok satılan ilaçlar arasında. Qato’ya göre, statin kullananlar alkolü abartmamalı, orta düzeyde tutmalı.  Ancak Qato, en büyük sorunun hem bu kolesterol düşürücü ilaçları alan hem de aşırı alkol sorunu olan kişilerde görüldüğünü söylüyor. Statin tedavisinin yan etkilerinden biri de karaciğer hasarı olduğundan düzenli statin kullanımı ile aşırı alkol alımı birleşince karaciğerde kalıcı hasara sebep olabiliyor.</p>
<p><strong>Tansiyon ve kalp ilaçları</strong></p>
<p>Daha önceden kalp krizi geçirmiş veya kalp yetmezliği, göğüs ağrısı veya anormal kalp ritmi tedavisi gören kişilerin kullandığı beta-blokerlerin etkisinin alkol tarafından azaltıldığını düşünülüyor. Bu nedenle doktorlar, beta-bloker kullanan hastaların alkol almasını yasaklıyor.</p>
<p>Pennsylvania Üniversitesi Hastanesi’nden iç hastalıkları uzmanı <strong>Stacy Elder</strong>’a göre hipertansiyonu düzenlemek için veya kalp krizi ve felç tedavisinde kullanılan anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE), alkolle reaksiyona girdiğinde tansiyonun çok düşmesine sebep olabilir. Bu durum ise kişide baş dönmesi hissine ve bayılmasına yol açabilir.</p>
<p><strong>Doğum kontrol hapları</strong></p>
<p>Planned Parenthood’a göre Amerika’daki 15 ile 44 yaş arası kadınların yaklaşık %17’si doğum kontrol hapı kullanıyor. Alkol, doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda vücuttan daha yavaş atıldığı için bu tür hapları kullanan kadınlar daha hızlı sarhoş oluyor.</p>
<p><strong>Diyabet ilaçları</strong></p>
<p>Elder, alkolün yalnızca alınmasından hemen sonra değil sonraki 24 saat boyunca da kişinin şekerinin düşmesine neden olabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kişinin alkol almadan önce veya alma esnasında bir şeyler yiyerek kan şekeri seviyesini sabit tutması öneriliyor.</p>
<p>Diyabet ilaçlarından bazılarının, kan şekerini düşürdüklerinden ve bu da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinden alkolle alınmaması gerekiyor. Bu ilaçlardan biri, aşırı alkol alan kişilerde nadiren de olsa kötü sonuçlar verebilen metformin. Bu ilaç alkolle birlikte alındığında laktik asidoz yani kanda laktik asit birikmesi riskini arttırabiliyor ve kişide mide bulantısı veya güçsüzlük gibi belirtilere yol açıyor.</p>
<p>Glimepiride gibi diyabet tedavisi için kullanılan diğer ilaçlar da alkolle karıştığında baş dönmesi, mide bulantısı, yüzde kızarma veya kan şekeri seviyesinin düşmesi gibi sorunlara yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Reflü ve ülser ilaçları</strong></p>
<p>Elder, fazla alkolün mide ile yemek borusu arasındaki kasların gevşemesine yol açacağından reflüyü artırabileceğine dikkat çekiyor. Bu da göğsünüzün üst kısmında bir yanma hissine ve ağzınızda ekşi bir tada sebep olur.</p>
<p>Alkol, verdiği rahatsızlığın yanı sıra mide ve yemek borusunu çevreleyen tabakayı da aşındırabilir. Ayrıca üretilen mide asidi miktarını da arttıracağından hem reflü hem de ülser semptomlarını kötüleştirebilir. Elder mide ülseri olan kişilerin alkol almamasını, çünkü alkolün ülserin kendi kendini iyileştirme yeteneğini yavaşlattığını belirtiyor.</p>
<p><strong>Ağrı kesiciler</strong></p>
<p>Reçeteli veya reçetesiz ağrı kesiciler kullanılırken alkol almak, ağrı kesicinin etkisini yoğunlaştıracağından kişiye zarar verebilir.</p>
<p>Parasetamol (Tylenol) içenlerin az miktarda alkol almasında bir sorun olmadığını belirten Qato, kronik içicilikle parasetamolün karışması durumunda karaciğerin zarar görebileceğini işaret ediyor.</p>
<p>Aspirin ve ibuprofen gibi diğer reçetesiz ağrı kesiciler alınırken ise orta düzeyde alkol alınabilir. Ancak aspirin ve ibuprofen gibi alkol de mide iritasyonunu arttırabildiğinden düzenli olarak bu ağrı kesicileri kullananların çok alkol almamaya dikkat etmesi gerekiyor. Aksi takdirde bu durum ülsere veya mide kanamasına sebep olabilir.</p>
<p>Vicodin ve OxyContin gibi reçeteli ağrı kesiciler kullanılırken alkol alınmaması gerekiyor. Çünkü alkol bu ilaçların uyuşturucu etkisini arttırarak yorgunluğa ve şekerin düşmesine sebep oluyor. Uyuşturucu ilaçlarla alkolün karışması ayrıca kişinin düşünme ve motor becerilerine zarar verebiliyor ve nefes alma problemlerine yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Uyku hapları</strong></p>
<p>Qato, uyku hapı alan kişilerin alkol kullanmaması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Lunesta veya Ambien gibi hapları alkol ile karıştırmak tehlikeli olabilir. Alkol, uyku haplarının uyuşturucu etkisini ve beyindeki karamsar düşüncelerin oluştuğu bölümlerin faaliyetini arttırabilir ve baş dönmesi veya uyku sersemliğine sebep olabilir. Bu da düşme, yaralanma ve hatta trafik kazalarına yol açabilir.</p>
<p>Uyku hapı ile birlikte çok fazla alkol tüketmek tansiyonun tehlikeli seviyelere inmesine, hatta nefes alma zorluğuna yol açabilir.</p>
<p>Her ne kadar alkol insanların uykusunu getirse de aslında alkol almak uyku düzeninizi bozabilir ve gece daha sık uyanmanıza neden olabilir.</p>
<p>Qato, alkol alanların uyku hapı almadan önce altı saat beklemesini öneriyor. Böylece ikisinin karışması engellendiği için rahat bir uyku çekebilirsiniz.</p>
<p><strong><a href="https://www.livescience.com/41703-how-common-medications-interact-alcohol.html">Kaynak</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/hangi-ilaclar-alindiginda-alkol-kullanilmamali">Hangi ilaçlar alındığında alkol kullanılmamalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">15146</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ağrı, cinsiyetlere göre farklı etkiliyor</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/agri-cinsiyetlere-gore-farkli-etkiliyor</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2019 12:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[acı duymak]]></category>
		<category><![CDATA[acı eşiği]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı eşiği]]></category>
		<category><![CDATA[ağrı kesici]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[hormon]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[sınır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=13987</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son yıllarda yapılan araştırmalar, ağrı hissedilmesiyle ilgili fizyolojik mekanizmanın cinsiyete göre değişiklik gösterdiğini ve bu farklılıkta hormonların kilit rol oynadığını işaret ediyor. Ağrı mekanizması üzerine çalışan Robert Sorge (McGill Üniversitesi, Kanada) ve meslektaşlarının 2009’da fareler üzerinde yaptığı araştırmada dokunmaya karşı hassasiyeti incelerken, erkek farelerin aynı uyarıcıya maruz kaldığında dişilere kıyasla daha hassas olduğunu tespit etmiş ve devamındaki araştırmalarda ağrı mekanizmanın cinsiyete göre değişiklik gösterdiği sonucuna varmıştı. Bu alandaki çalışmalarda farklı cinsiyetlerde farelerin kullanılması yeni bir durumdu. Birçok araştırmacı, hormonal döngülerin sonuçları karmaşık hale getireceğini düşündüğünden sadece erkek farelerle çalışmayı tercih ediyordu. Sorge ve meslektaşlarının elde ettiği bulguların etkisiyle, ağrı üzerine araştırmalarda cinsiyeti bir değişken olarak dikkate alan çalışmaların sayısı giderek artıyor. Kanada Sağlık Araştırma Enstitüleri bünyesindeki Cinsiyet ve Sağlık Enstitüsü’nün bilim direktörü Cara Tannenbaum, bu araştırmaların daha etkili ağrı kesicilerin geliştirilmesi imkan sağlayabileceğini ifade ediyor ve dünya genelinde çoğunlukla kadın olmak üzere insanların %20&#8217;sinin kronik ağrıdan muzdarip olduğuna dikkat çekerek bunun oldukça önemli olduğunu belirtiyor. Merkezi İngiltere’de bulunan AstraZeneca ilaç firmasının başkan yardımcısı Iain Chessel, gelecekteki ağrı kesici ilaçların kişiye özel olarak düzenleneceğini ve bu kişiselleştirilmiş ilaçların geliştirilmesinde cinsiyetin önemli bir faktör olacağını öngörüyor. Robert Sorge ve meslektaşlarının 2011 ve 2015 yıllarında sonuçları yayınlanan çalışmaları, ağrı mekanizmasında hormon seviyelerinin belirleyici olduğunu; testosteron düzeyi belli bir eşiğin üstünde olan dişi farelerin erkeklerde görülen ağrı mekanizmasına, testosteron seviyesi bu eşiğin altına düşen erkeklerin de dişilerdeki ağrı mekanizmasına sahip olduğunu gösteriyor. Teksas Üniversitesi’nden nörofarmakolog Ted Price ve meslektaşlarının 2018’de yaptığı araştırmada, aynı ilacın dişi ve erkek farelerdeki ağrı mekanizmasını farklı şekilde etkilediğini sonucuna varıldı. Söz konusu çalışmada metformin verilen farelerde, omurilikte bulunan sinir hücrelerin etrafındaki mikroglial sayısının düştüğü ve sinir hasarına bağlı ağrıya karşı duyarlılığın sadece erkek farelerde azaldığı gözlemlendi. Daha etkili ağrı kesicilerin geliştirilmesine yönelik çabalarda, ağrı mekanizmasındaki cinsiyete bağlı farklılığın yanında genetik faktörler, hormon seviyelerindeki değişimler ve anatomik gelişim gibi bir dizi değişkeni de hesaba katmak gerekecek gibi görünüyor. Bu değişkenleri dikkate alarak ağrı mekanizması çözmeye yönelik araştırmaların sayısı artmakta olsa da, araştırmacılar henüz yolun yarısında bile olmadığımız görüşünde. &#160; Murat Altaş / @murataltas_ Kaynak: https://www.nature.com/articles/d41586-019-00895-3</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/agri-cinsiyetlere-gore-farkli-etkiliyor">Ağrı, cinsiyetlere göre farklı etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda yapılan araştırmalar, ağrı hissedilmesiyle ilgili fizyolojik mekanizmanın cinsiyete göre değişiklik gösterdiğini ve bu farklılıkta hormonların kilit rol oynadığını işaret ediyor.</p>
<p>Ağrı mekanizması üzerine çalışan Robert Sorge (McGill Üniversitesi, Kanada) ve meslektaşlarının 2009’da fareler üzerinde yaptığı araştırmada dokunmaya karşı hassasiyeti incelerken, erkek farelerin aynı uyarıcıya maruz kaldığında dişilere kıyasla daha hassas olduğunu tespit etmiş ve devamındaki araştırmalarda ağrı mekanizmanın cinsiyete göre değişiklik gösterdiği sonucuna varmıştı.</p>
<p>Bu alandaki çalışmalarda farklı cinsiyetlerde farelerin kullanılması yeni bir durumdu. Birçok araştırmacı, hormonal döngülerin sonuçları karmaşık hale getireceğini düşündüğünden sadece erkek farelerle çalışmayı tercih ediyordu. Sorge ve meslektaşlarının elde ettiği bulguların etkisiyle, ağrı üzerine araştırmalarda cinsiyeti bir değişken olarak dikkate alan çalışmaların sayısı giderek artıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-13988" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/agri.png" alt="" width="400" height="599" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/agri.png 937w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/agri-200x300.png 200w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2019/05/agri-683x1024.png 683w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Kanada Sağlık Araştırma Enstitüleri bünyesindeki Cinsiyet ve Sağlık Enstitüsü’nün bilim direktörü Cara Tannenbaum, bu araştırmaların daha etkili ağrı kesicilerin geliştirilmesi imkan sağlayabileceğini ifade ediyor ve dünya genelinde çoğunlukla kadın olmak üzere insanların %20&#8217;sinin kronik ağrıdan muzdarip olduğuna dikkat çekerek bunun oldukça önemli olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Merkezi İngiltere’de bulunan <em>AstraZeneca</em> ilaç firmasının başkan yardımcısı Iain Chessel, gelecekteki ağrı kesici ilaçların kişiye özel olarak düzenleneceğini ve bu kişiselleştirilmiş ilaçların geliştirilmesinde cinsiyetin önemli bir faktör olacağını öngörüyor.</p>
<p>Robert Sorge ve meslektaşlarının 2011 ve 2015 yıllarında sonuçları yayınlanan çalışmaları, ağrı mekanizmasında hormon seviyelerinin belirleyici olduğunu; testosteron düzeyi belli bir eşiğin üstünde olan dişi farelerin erkeklerde görülen ağrı mekanizmasına, testosteron seviyesi bu eşiğin altına düşen erkeklerin de dişilerdeki ağrı mekanizmasına sahip olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Teksas Üniversitesi’nden nörofarmakolog Ted Price ve meslektaşlarının 2018’de yaptığı araştırmada, aynı ilacın dişi ve erkek farelerdeki ağrı mekanizmasını farklı şekilde etkilediğini sonucuna varıldı. Söz konusu çalışmada metformin verilen farelerde, omurilikte bulunan sinir hücrelerin etrafındaki mikroglial sayısının düştüğü ve sinir hasarına bağlı ağrıya karşı duyarlılığın sadece erkek farelerde azaldığı gözlemlendi.</p>
<p>Daha etkili ağrı kesicilerin geliştirilmesine yönelik çabalarda, ağrı mekanizmasındaki cinsiyete bağlı farklılığın yanında genetik faktörler, hormon seviyelerindeki değişimler ve anatomik gelişim gibi bir dizi değişkeni de hesaba katmak gerekecek gibi görünüyor. Bu değişkenleri dikkate alarak ağrı mekanizması çözmeye yönelik araştırmaların sayısı artmakta olsa da, araştırmacılar henüz yolun yarısında bile olmadığımız görüşünde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Murat Altaş / <a href="https://twitter.com/murataltas_">@murataltas_</a></strong></p>
<p><strong>Kaynak: <a href="https://www.nature.com/articles/d41586-019-00895-3">https://www.nature.com/articles/d41586-019-00895-3</a></strong></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/agri-cinsiyetlere-gore-farkli-etkiliyor">Ağrı, cinsiyetlere göre farklı etkiliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">13987</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tek suçlu ilaç firmaları mı?</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/tek-suclu-ilac-firmalari-mi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Nov 2018 12:12:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç firmaları]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa çetiner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=12072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mustafa Çetiner, sağlıkta güven sorununa değiniyor. Doktor-hasta ilişkisine zarar veren doktor-ilaç firması ilişkisini anlatıyor. Doktorlar ilaç firmalarına bağımlı bir durumda mı çalışıyor? İlaç firmaları kar edecekleri ilaçlara mı yatırım yapıyor?</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/tek-suclu-ilac-firmalari-mi">Tek suçlu ilaç firmaları mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mustafa Çetiner, sağlıkta güven sorununa değiniyor. Doktor-hasta ilişkisine zarar veren doktor-ilaç firması ilişkisini anlatıyor. Doktorlar ilaç firmalarına bağımlı bir durumda mı çalışıyor? İlaç firmaları kar edecekleri ilaçlara mı yatırım yapıyor?</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/tek-suclu-ilac-firmalari-mi">Tek suçlu ilaç firmaları mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">12072</post-id>	</item>
		<item>
		<title>17 Nisan Dünya Hemofili Günü: Hemofili yaşam kalitenizi düşürmesin!</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/17-nisan-dunya-hemofili-gunu-hemofili-yasam-kalitenizi-dusurmesin</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2018 10:31:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Hemofili Günü]]></category>
		<category><![CDATA[genetik]]></category>
		<category><![CDATA[genetik hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hemofili]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kanama]]></category>
		<category><![CDATA[pıhtılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=9891</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hemofili, &#8220;pıhtılaşma faktörü&#8221; adı verilen bir proteinin eksikliği sonucu, kanın normal olarak pıhtılaşamaması anlamına geliyor. Okan Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Irmak Sayın Alan, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü&#8217;nde, Hemofili hakkında merak edilenleri açıkladı. Alan, Hemofili hastalarında normalden daha fazla kanama görülebileceğini ve hatta bazen bu kanamaların yaşamı tehdit edecek düzeyde olabileceğini belirtiyor ve ekliyor, &#8220;Hemofili, yaşam boyu süren bir durumdur. Buna anormal bir gen neden olur. Anne-babalar bu geni çocuklarına aktarır. Bu vakalardan bazılarında ebeveynler yalnızca taşıyıcı olabilir ve hastalığa ait belirtileri göstermediklerinden kendilerinde bu genin bulunduğunu bilmiyor olabilirler. Erkeklerde daha sık görülür, buna karşın kadınlarda çok nadirdir.&#8221; Eklemlerde nedensiz kanama, hemofili belirtisi olabilir Hemofilinin belirtileri, şiddetine bağlı olarak anlaşılabilir. Bazı çocuklarda doğumdan hemen sonra, örneğin sünnet sırasında aşırı kan kaybı nedeniyle belirtiler ortaya çıkarken, hafif hemofili hastalarında belirtiler daha geç ortaya çıkar. Bu bir yaralanma ya da ameliyat sonrasında normalden fazla kanama ile tetiklenebilir. Zaman zaman kolaylaştırıcı bir faktör olmadan da kanama görülebilir. Bu tür kanamalar genellikle eklemlerde olur. En sık etkilenen eklemler ayak bilekleri, dizler ve dirseklerdir. Eklem içi kanama; ağrı, şişlik, sertlik ve eklem hareket kısıtlılığına yol açabilir. Zamanla, eklemde tekrarlayan kanamalar hasara neden olabilir. Hastalarda eklem dışı kanama bulguları da görülebilir. Dışkı ve idrarda kan kayıpları, karın içi kanama ve karın ağrısı, kas içine kanama sonucu morluklar bunların başlıcalarıdır. Bebek bekleyenler dikkat etmeli Hemofili geni olan hamile kadınlar, geni bebeklerine geçirme riskine sahiptir ve ayrıca anormal kanama riski taşırlar. Bu nedenle hamilelik süreci mutlaka doktor kontrolü altında olmalıdır. Pek çok kronik hastalıkta olduğu gibi hemofilide de yaşam kalitesi, okul ve iş performansı etkilenebilir. Ancak son yıllarda tedavide elde edilen gelişmelerle, hastaların yaşam beklentisi genel toplumunkine benzer hale gelmiştir. Alan, hemofili hastalarına kanamayı önlemek için bazı önerilerde bulundu: ● Düzenli doktor kontrollerine gidin. ● Kanamaların belirtilerini mutlaka öğren. ● Aspirin veya NSAİİ olarak adlandırılan ağrı kesicileri doktor kontrolü olmadan kullanmayın. ● Düzenli diş hekimi kontrollerinize gidiniz ve ağız hijyeninize özen gösterin. ● Seyahat ederken oluşabilecek acil bir durum için yerine koyma tedavisinde kullanılan ilaçlarınızı yanınıza alın. ● İdeal kilonuzda olmanız, kalp damar hastalıkları, güç, esneklik, denge, eklem stabilizasyonu ve kemik yoğunluğu üzerinde olumlu etkiler sağlar, bu nedenle egzersiz yapmanız önemlidir.</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/17-nisan-dunya-hemofili-gunu-hemofili-yasam-kalitenizi-dusurmesin">17 Nisan Dünya Hemofili Günü: Hemofili yaşam kalitenizi düşürmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-9893 aligncenter" src="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2018/04/hemofili-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hemofili, &#8220;pıhtılaşma faktörü&#8221; adı verilen bir proteinin eksikliği sonucu, kanın normal olarak pıhtılaşamaması anlamına geliyor. Okan Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Irmak Sayın Alan, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü&#8217;nde, Hemofili hakkında merak edilenleri açıkladı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Alan, Hemofili hastalarında normalden daha fazla kanama görülebileceğini ve hatta bazen bu kanamaların yaşamı tehdit edecek düzeyde olabileceğini belirtiyor ve ekliyor, &#8220;Hemofili, yaşam boyu süren bir durumdur. Buna anormal bir gen neden olur. Anne-babalar bu geni çocuklarına aktarır. Bu vakalardan bazılarında ebeveynler yalnızca taşıyıcı olabilir ve hastalığa ait belirtileri göstermediklerinden kendilerinde bu genin bulunduğunu bilmiyor olabilirler. Erkeklerde daha sık görülür, buna karşın kadınlarda çok nadirdir.&#8221;</span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Eklemlerde nedensiz kanama, hemofili belirtisi olabilir</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hemofilinin belirtileri, şiddetine bağlı olarak anlaşılabilir. Bazı çocuklarda doğumdan hemen sonra, örneğin sünnet sırasında aşırı kan kaybı nedeniyle belirtiler ortaya çıkarken, hafif hemofili hastalarında belirtiler daha geç ortaya çıkar. Bu bir yaralanma ya da ameliyat sonrasında normalden fazla kanama ile tetiklenebilir. Zaman zaman kolaylaştırıcı bir faktör olmadan da kanama görülebilir. Bu tür kanamalar genellikle eklemlerde olur. En sık etkilenen eklemler ayak bilekleri, dizler ve dirseklerdir. Eklem içi kanama; ağrı, şişlik, sertlik ve eklem hareket kısıtlılığına yol açabilir. Zamanla, eklemde tekrarlayan kanamalar hasara neden olabilir. Hastalarda eklem dışı kanama bulguları da görülebilir. Dışkı ve idrarda kan kayıpları, karın içi kanama ve karın ağrısı, kas içine kanama sonucu morluklar bunların başlıcalarıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Bebek bekleyenler dikkat etmeli</strong></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hemofili geni olan hamile kadınlar, geni bebeklerine geçirme riskine sahiptir ve ayrıca anormal kanama riski taşırlar. Bu nedenle hamilelik süreci mutlaka doktor kontrolü altında olmalıdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Pek çok kronik hastalıkta olduğu gibi hemofilide de yaşam kalitesi, okul ve iş performansı etkilenebilir. Ancak son yıllarda tedavide elde edilen gelişmelerle, hastaların yaşam beklentisi genel toplumunkine benzer hale gelmiştir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Alan, hemofili hastalarına kanamayı önlemek için bazı önerilerde bulundu:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">● Düzenli doktor kontrollerine gidin.<br />
</span><span class="s1">● Kanamaların belirtilerini mutlaka öğren.<br />
</span><span class="s1">● Aspirin veya NSAİİ olarak adlandırılan ağrı kesicileri doktor kontrolü olmadan kullanmayın.<br />
</span><span class="s1">● Düzenli diş hekimi kontrollerinize gidiniz ve ağız hijyeninize özen gösterin.<br />
</span><span class="s1">● Seyahat ederken oluşabilecek acil bir durum için yerine koyma tedavisinde kullanılan ilaçlarınızı yanınıza alın.<br />
</span><span class="s1">● İdeal kilonuzda olmanız, kalp damar hastalıkları, güç, esneklik, denge, eklem stabilizasyonu ve kemik yoğunluğu üzerinde olumlu etkiler sağlar, bu nedenle egzersiz yapmanız önemlidir. </span></p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/17-nisan-dunya-hemofili-gunu-hemofili-yasam-kalitenizi-dusurmesin">17 Nisan Dünya Hemofili Günü: Hemofili yaşam kalitenizi düşürmesin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">9891</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Günümüz hastalıklarına geçmişten bir ilaç: Kefir</title>
		<link>https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gunumuz-hastaliklarina-gecmisten-bir-ilac-kefir</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mercan Bursali]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 14:36:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bakteri]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[kefir]]></category>
		<category><![CDATA[kefiran]]></category>
		<category><![CDATA[mikroorganizma]]></category>
		<category><![CDATA[Süt]]></category>
		<category><![CDATA[yoğurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.herkesebilimteknoloji.com/?p=8699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalaşnikof, dünyada en çok kullanılan tüfektir. Hafiftir ve kullanımı kolaydır. Bu silah adını kaşifi Mihail Kalaşnikov’dan alır. Alman mühendis Rudolf Diesel de geliştirdiği motora kendi adını vermiştir. Buluşuna kendi adını vermek en fazla mikrobiyoloji dünyasında olmuştur: Daniel Salmon’un bulduğu bakteri Salmonella olarak adlandırılmıştır, bakterileri iki gruba ayıran boyama tekniğini geliştiren Christian Gram, bu yönteme “Gram boyama” adını vermiştir. Bakterileri koloniler halinde elde etmemize imkan veren düzeneği bulan Julius Richard Petri, bu yuvarlak kapaklı tabaklara petri adını vermiştir. Louis Pasteur, mikrop teorisi üzerinde çalışırken şarap, bira, yoğurt gibi gıdaların mikroorganizmaların etkileri sonucunda oluştuğunu anlamış, sütün bozulmasının bu mikroorganizmaların ısıtılarak ve sonra soğutularak öldürülmesiyle önlenebileceğini bulmuştur ve bu yöntem pastörizasyon olarak bilinegelmiştir. 6 bin yıllık bilgi Şarap, bira ve yoğurt  fermente gıdalardır. Fermentasyon işleminin uygulanması M.Ö. 6000 yıllarına dayanır. İnsanlar besinleri daha uzun sure bozulmadan saklayabilmek ve değişik aromalar kazandırmak için belirli bazı işlemlerden geçirmeyi öğrenmişlerdi. Değişik kültürler değişik fermente gıdalar üretmiştir ve bunlar halen tüketilmektedir. Biyokimyasal olarak, fermentasyon, şekerlerin oksijensiz ortamda enerji elde etmek için parçalanması olarak tanımlanabilir. İki çeşit fermentasyondan bahsedebiliriz: Etanol fermentasyonu ve laktat fermentasyonu. Etanol fermentasyonunda, mayalar glikozu etanol ve karbon diokside dönüştürürler. C6H12O6 (glikoz) -&#62; 2C2H5OH (etanol)+2CO2 (karbon dioksit) Bira, şarap ve ekmek yapımında etanol fermentasyonundan faydalanılır. Tek çeşit bir mayanın, genellikle Saccharomyces cerevisiae&#8217;nin fermentasyona uğratılacak gıdaya eklenmesi, optimum sıcaklıkta belirli sürede bekletilmesi istenilen fermente ürünün elde edilmesi için yeterlidir. Laktat fermentasyonunda glikoz bakteriler tarafından laktik aside dönüştürülür. C6H12O6 (glikoz) -&#62; 2CH3CHOHCOOH (laktik asit) Yoğurt yapımında laktat fermentasyonundan faydalanılır. Yoğurt yapımında iki bakteri sütle karıştırılır, Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus, yine optimum sıcaklıkta, gerekli olan sürede inkübasyon sağlandıktan sonra yoğurt elde edilmiş olur. Kefir: Daha zengin ve daha kompleks Kefir de sütün fermentasyonuyla elde edilen bir içecektir, fakat fermentasyonu yapan daha zengin, daha kompleks ve tarihi itibariyle daha gizemli bir mikroorganizmalar topluluğu bulunmaktadır. Bu mikroorganizmalar kefir tanesi adı verilen karnıbahar benzeri jelatinimsi yapılar içinde yaşamaktadır. Kefir tanesi kefiran adlı bir matriksle iç içe yaşayan mikroorganizmalar topluluğundan oluşmaktadır. Kefiran üç glikoz ve üç galaktozdan oluşan hekzasakaritin oluşturduğu polimerdir. Kefiranla içiçe yaşayan 30 kadar bakteri ve maya çeşidi bulunmaktadır. Kefir tanelerindeki başlıca bakteriler Lactobacillus casei, Lactobacillus brevis, Lactobacillus helveticus, Lactobacillus bulgaricus, Leuconostoc mesenteroides’dir, başlıca mayalar da Kluyveromyces marxianus, Torulaspora delbrueckii, Candida kefir ve Saccharomyces cerevicia’dır. Kefir tanelerin üretilmesi söz konusu değildir. Rivayete göre ilk kefir tanelerini Hz. Muhammed Kafkaslarda yaşayan Ortodoks Hristiyanlara vermiş, bunları kullanarak kefir yapmayı öğretmiştir (3). Bu taneler özenle saklanmış ve varlıkları dünyanın geri kalanından saklanmıştır, çünkü bilinirse bu içeceğin mucizevi özelliklerinin kaybolacağına inanılırmış. Yüzyıllar boyunca kefir Kafkaslarda üretilmiş ve tüketilmiştir ve kefir taneleri bu coğrafyada korunmuştur. Geleneksel kefir üretiminde deri torbalar içine kefir taneleri ve süt yerleştirilir bu torba bütün gün  güneş altında dolaştırılır ve akşama kefir içime hazır hale gelirmiş, torba yeniden sütle doldurulur ve bu böyle sürer gidermiş. Gün boyunca pıhtılaşmanın engellenmesi için torbanın sık sık sallanması da unutulmamış. Kefir, Rus bilim insanlarının bildiği ve kendilerinin de üretmek istediği, araştırmak istediği bir içecekti. Rus otoriteler, kefir tanelerini elde etmek için Moskova’da ve Kafkaslarda süt ürünleri yapan çiftliklere sahip Blandov kardeşleri görevlendirmişlerdir. Onlar da güzel bir çalışanı, İrina Sakharova’yı Kafkas prens Bek Mirza Barcharov’a göndermişlerdir ve kefir tanelerini ele geçirmeyi başarmışlardır. 1900’lü yılların başlarında piyasada satılmak üzere Rusya’da kefir üretmeye başlamışlardır. Kanıtlanmış yararları Günümüzde herkes kefiri marketten satın alabiliyor ama bu kefir geleneksel yöntemlerle üretilmiyor. Modern kefir üretiminde kefir tanelerinde bulunan mikroorganizmalar ayrı ayrı üretilir, liyofilize edilir ve “starter” adı verilen toz görünümünde, standart özellikte olması sağlanan bakteri toplulukları kullanılarak üretiliyor. Modern kefir üretimindeki diğer bir farklılık da, kullanılan sütün pastörize edilmesi ve homojenize edilmesidir. Kefirin faydaları da artık bilimsel kuralların belirlediği klinik araştırmalarla test edilmektedir. Kefir enzimatik olarak aktif bir içecektir ve bağırsaklardaki besinleri parçalayarak sindirime yardımcı olur ve bağırsak hareketlerini düzenler. Kefir triptofan açısından zengin bir gıdadır. Triptofan, serotonin adlı nörotransmitere dönüşür, serotonin mutluluk hormonu olarak da bilinir ve kesintisiz, sağlıklı bir gece uykusunun olmasını sağlar. Kefir ayrıca K ve B vitaminleri açısından da çok zengin bir gıdadır. Kefirin gastrointestinal hastalıklar ve alerji üzerindeki etkisi de çalışılmaya devam edilmektedir. Patojen bakteriler üzerindeki antimikrobiyal etkisiyse neredeyse kanıtlanmış durumdadır. Kefir ve diğer fermente gıdaların sağlıklı etkilerini gösterebilmeleri için nasıl tüketilmeleri gerektiği üzerinde çalışılan diğer bir konudur. Hangi mikroorganizma hangi etkiyi gösteriyor da çözümlenmesi gereken diğer bir konudur. Kafkasların zor yaşam şartlarına karşı koymayı kolaylaştırdığı düşünülen kefirin şüphesiz en çok merak edilen özelliği de bağışıklık sistemi üzerine nasıl bir etki gösteriyor olduğudur. Kefir, özellikle geleneksel anlamdaki kefir, çok kompleks ve bilimde bugün vardığımız nokta, elimizde bulundurduğumuz gelişmiş teknolojilere rağmen hem içeriği hem de insan vücudu üzerindeki etkileriyle az anlaşılmış bir fermente gıda ürünü. Yalnızca yiyip içtiklerimizle hastalıkları önleyebileceğimiz hayalimizdeki gelecekte yer alacağı muhakkak. Yrd. Doç. Dr. Filiz Yarımcan Sağlam / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobilyoloji Anabilim Dalı Kaynaklar Otles ve Cagindi, 2003, Kefir: A Probiotic Dairy Composition, Nutritional and Therapeutic Aspects Kooiman, 1968, The chemical structure of kefiran, the water soluble polysaccharide of the kefir grain, Carbohydrate Research 7: 200-211. Marguilis, 1997, From Kefir to death in Slanted Truths: Essays on Gaia, symbiosis and evolution, Margulis L and Sagan D Editors, Springer-Verlag New York</p>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gunumuz-hastaliklarina-gecmisten-bir-ilac-kefir">Günümüz hastalıklarına geçmişten bir ilaç: Kefir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kalaşnikof, dünyada en çok kullanılan tüfektir. Hafiftir ve kullanımı kolaydır. Bu silah adını kaşifi <strong>Mihail Kalaşnikov</strong>’dan alır. Alman mühendis <strong>Rudolf Diesel</strong> de geliştirdiği motora kendi adını vermiştir. Buluşuna kendi adını vermek en fazla mikrobiyoloji dünyasında olmuştur: Daniel Salmon’un bulduğu bakteri Salmonella olarak adlandırılmıştır, bakterileri iki gruba ayıran boyama tekniğini geliştiren <strong>Christian Gram</strong>, bu yönteme “Gram boyama” adını vermiştir.</p>
<p>Bakterileri koloniler halinde elde etmemize imkan veren düzeneği bulan <strong>Julius Richard Petri</strong>, bu yuvarlak kapaklı tabaklara petri adını vermiştir.</p>
<p><strong>Louis Pasteur,</strong> mikrop teorisi üzerinde çalışırken şarap, bira, yoğurt gibi gıdaların mikroorganizmaların etkileri sonucunda oluştuğunu anlamış, sütün bozulmasının bu mikroorganizmaların ısıtılarak ve sonra soğutularak öldürülmesiyle önlenebileceğini bulmuştur ve bu yöntem <strong>pastörizasyon</strong> olarak bilinegelmiştir.</p>
<p><strong>6 bin yıllık bilgi</strong></p>
<p>Şarap, bira ve yoğurt  fermente gıdalardır. Fermentasyon işleminin uygulanması M.Ö. 6000 yıllarına dayanır. İnsanlar besinleri daha uzun sure bozulmadan saklayabilmek ve değişik aromalar kazandırmak için belirli bazı işlemlerden geçirmeyi öğrenmişlerdi.</p>
<p>Değişik kültürler değişik fermente gıdalar üretmiştir ve bunlar halen tüketilmektedir. Biyokimyasal olarak, fermentasyon, şekerlerin oksijensiz ortamda enerji elde etmek için parçalanması olarak tanımlanabilir. İki çeşit fermentasyondan bahsedebiliriz: <strong>Etanol fermentasyonu</strong> ve laktat fermentasyonu. Etanol fermentasyonunda, mayalar glikozu etanol ve karbon diokside dönüştürürler.</p>
<p>C<sub>6</sub>H<sub>12</sub>O<sub>6 </sub>(glikoz) -&gt; 2C<sub>2</sub>H<sub>5</sub>OH (etanol)+2CO<sub>2 </sub>(karbon dioksit)</p>
<p>Bira, şarap ve ekmek yapımında etanol fermentasyonundan faydalanılır. Tek çeşit bir mayanın, genellikle <em>Saccharomyces cerevisiae&#8217;nin </em>fermentasyona uğratılacak gıdaya eklenmesi, optimum sıcaklıkta belirli sürede bekletilmesi istenilen fermente ürünün elde edilmesi için yeterlidir.</p>
<p><strong>Laktat fermentasyonunda</strong> glikoz bakteriler tarafından laktik aside dönüştürülür.</p>
<p>C<sub>6</sub>H<sub>12</sub>O<sub>6 </sub>(glikoz) -&gt; 2CH<sub>3</sub>CHOHCOOH (laktik asit)</p>
<p>Yoğurt yapımında laktat fermentasyonundan faydalanılır. Yoğurt yapımında iki bakteri sütle karıştırılır, <em>Lactobacillus bulgaricus </em>ve <em>Streptococcus thermophilus, </em>yine optimum sıcaklıkta, gerekli olan sürede inkübasyon sağlandıktan sonra yoğurt elde edilmiş olur.</p>
<p><strong>Kefir: Daha zengin ve daha kompleks</strong></p>
<p>Kefir de sütün fermentasyonuyla elde edilen bir içecektir, fakat fermentasyonu yapan daha zengin, daha kompleks ve tarihi itibariyle daha gizemli bir mikroorganizmalar topluluğu bulunmaktadır. Bu mikroorganizmalar kefir tanesi adı verilen karnıbahar benzeri jelatinimsi yapılar içinde yaşamaktadır.</p>
<div id="attachment_8700" style="width: 198px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-8700" class="wp-image-8700" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kfr-300x223.png" alt="" width="188" height="140" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kfr-300x223.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kfr.png 402w" sizes="auto, (max-width: 188px) 100vw, 188px" /><p id="caption-attachment-8700" class="wp-caption-text">Kefir taneleri</p></div>
<p>Kefir tanesi kefiran adlı bir matriksle iç içe yaşayan mikroorganizmalar topluluğundan oluşmaktadır. Kefiran üç glikoz ve üç galaktozdan oluşan hekzasakaritin oluşturduğu polimerdir.</p>
<div id="attachment_8701" style="width: 432px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-8701" class="wp-image-8701" src="http://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kim-300x66.png" alt="" width="422" height="93" srcset="https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kim-300x66.png 300w, https://www.herkesebilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2017/12/kim.png 622w" sizes="auto, (max-width: 422px) 100vw, 422px" /><p id="caption-attachment-8701" class="wp-caption-text">Kefiranın kimyasal formülü</p></div>
<p>Kefiranla içiçe yaşayan 30 kadar bakteri ve maya çeşidi bulunmaktadır. Kefir tanelerindeki başlıca bakteriler <em>Lactobacillus casei, Lactobacillus brevis, Lactobacillus helveticus, Lactobacillus bulgaricus, Leuconostoc mesenteroides’</em>dir, başlıca mayalar da <em>Kluyveromyces marxianus, Torulaspora delbrueckii, Candida kefir ve Saccharomyces cerevicia</em>’dır.</p>
<p>Kefir tanelerin üretilmesi söz konusu değildir. Rivayete göre ilk kefir tanelerini <strong>Hz. Muhammed</strong> Kafkaslarda yaşayan Ortodoks Hristiyanlara vermiş, bunları kullanarak kefir yapmayı öğretmiştir (3). Bu taneler özenle saklanmış ve varlıkları dünyanın geri kalanından saklanmıştır, çünkü bilinirse bu içeceğin mucizevi özelliklerinin kaybolacağına inanılırmış. Yüzyıllar boyunca kefir Kafkaslarda üretilmiş ve tüketilmiştir ve kefir taneleri bu coğrafyada korunmuştur.</p>
<p>Geleneksel kefir üretiminde deri torbalar içine kefir taneleri ve süt yerleştirilir bu torba bütün gün  güneş altında dolaştırılır ve akşama kefir içime hazır hale gelirmiş, torba yeniden sütle doldurulur ve bu böyle sürer gidermiş. Gün boyunca pıhtılaşmanın engellenmesi için torbanın sık sık sallanması da unutulmamış.</p>
<p>Kefir, Rus bilim insanlarının bildiği ve kendilerinin de üretmek istediği, araştırmak istediği bir içecekti. Rus otoriteler, kefir tanelerini elde etmek için Moskova’da ve Kafkaslarda süt ürünleri yapan çiftliklere sahip Blandov kardeşleri görevlendirmişlerdir. Onlar da güzel bir çalışanı, İrina Sakharova’yı Kafkas prens Bek Mirza Barcharov’a göndermişlerdir ve kefir tanelerini ele geçirmeyi başarmışlardır. 1900’lü yılların başlarında piyasada satılmak üzere Rusya’da kefir üretmeye başlamışlardır.</p>
<p><strong>Kanıtlanmış yararları</strong></p>
<p>Günümüzde herkes kefiri marketten satın alabiliyor ama bu kefir geleneksel yöntemlerle üretilmiyor. Modern kefir üretiminde kefir tanelerinde bulunan mikroorganizmalar ayrı ayrı üretilir, liyofilize edilir ve “starter” adı verilen toz görünümünde, standart özellikte olması sağlanan bakteri toplulukları kullanılarak üretiliyor. Modern kefir üretimindeki diğer bir farklılık da, kullanılan sütün pastörize edilmesi ve homojenize edilmesidir.</p>
<p><strong>Kefirin faydaları</strong> da artık bilimsel kuralların belirlediği klinik araştırmalarla test edilmektedir.</p>
<p>Kefir enzimatik olarak aktif bir içecektir ve bağırsaklardaki besinleri parçalayarak <strong>sindirime</strong> yardımcı olur ve bağırsak hareketlerini düzenler. Kefir triptofan açısından zengin bir gıdadır. Triptofan, serotonin adlı nörotransmitere dönüşür, serotonin <strong>mutluluk hormonu</strong> olarak da bilinir ve kesintisiz, sağlıklı bir gece uykusunun olmasını sağlar.</p>
<p>Kefir ayrıca <strong>K ve B vitaminleri</strong> açısından da çok zengin bir gıdadır. Kefirin gastrointestinal hastalıklar ve <strong>alerji üzerindeki</strong> etkisi de çalışılmaya devam edilmektedir. Patojen bakteriler üzerindeki antimikrobiyal etkisiyse neredeyse kanıtlanmış durumdadır.</p>
<p>Kefir ve diğer fermente gıdaların sağlıklı etkilerini gösterebilmeleri için nasıl tüketilmeleri gerektiği üzerinde çalışılan diğer bir konudur. Hangi mikroorganizma hangi etkiyi gösteriyor da çözümlenmesi gereken diğer bir konudur. Kafkasların zor yaşam şartlarına karşı koymayı kolaylaştırdığı düşünülen kefirin şüphesiz en çok merak edilen özelliği de <strong>bağışıklık sistemi</strong> üzerine nasıl bir etki gösteriyor olduğudur.</p>
<p>Kefir, özellikle geleneksel anlamdaki kefir, çok kompleks ve bilimde bugün vardığımız nokta, elimizde bulundurduğumuz gelişmiş teknolojilere rağmen hem içeriği hem de insan vücudu üzerindeki etkileriyle az anlaşılmış bir fermente gıda ürünü. Yalnızca yiyip içtiklerimizle hastalıkları önleyebileceğimiz hayalimizdeki gelecekte yer alacağı muhakkak.</p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr. Filiz Yarımcan Sağlam / Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobilyoloji Anabilim Dalı</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ul>
<li>Otles ve Cagindi, 2003, Kefir: A Probiotic Dairy Composition, Nutritional and Therapeutic Aspects</li>
<li>Kooiman, 1968, The chemical structure of kefiran, the water soluble polysaccharide of the kefir grain, Carbohydrate Research 7: 200-211.</li>
<li>Marguilis, 1997, From Kefir to death in Slanted Truths: Essays on Gaia, symbiosis and evolution, Margulis L and Sagan D Editors, Springer-Verlag New York</li>
</ul>
<p><a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/saglik/gunumuz-hastaliklarina-gecmisten-bir-ilac-kefir">Günümüz hastalıklarına geçmişten bir ilaç: Kefir</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.herkesebilimteknoloji.com">Herkese Bilim Teknoloji</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">8699</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
