Bu sene tarım ve hayvancılık açısından kısır bir seneydi. Meyveyi don vurdu, kurtulabileni susuzluk kavurdu, sebzeyi sulayamadık, şehirlerimiz su kesintileri yaşadı. İhraç meyve-sebzemiz yollandıkları ülkelerde sınırlardan içeri sokulmadı, geri çevrildi. Seneye ne olacak? Daha fazla yağış mı alacağız? Yoksa topraktan su mu fışkıracak? Her şeyi yaratandan bekleyenlere lafım yok, onlar dua etsinler, ama işin bilimsel tarafına da bakmak gerek.
Çukurova üniversitesinden Prof. İbrahim Ortaş işe bütünlüklü bir anlayışla bilimsel yaklaşanlardan. Türkiye’de 120 değişik yerde toprağın 0-20cm ve 20-30cm derinliklerinden örnekler alarak bunları İtalya’da Pisa Üniversitesi, Fas’ta Ibn Zohr Üniversitesi ve İspanya’da Granada Üniversitesi laboratuvarlarına da göndererek analiz ettirmeyi hedefliyorlar. Kısaca topraklarımızın durumunu inceliyorlar. Geleceğin tarımını iklim değişimlerine dayanıklı kılmak için toprağın kalitesini ve sağlığını iyileştirecek yöntem geliştirmeye çalışacaklar. Görünüşe göre İspanya, İtalya, Yunanistan, Türkiye, Suriye, Mısır, Libya, Tunus, Fas ciddi kuraklık çekecek.
Su yoksa, para yoksa …
Açız demektir. Ya su bulacağız, ya da para. Para bulmak için bir İngiliz’i bakan yaptık ama pek bulduk sayılmaz. Bulsaydık, üretici ucuz yabancı paradan şikâyet eder miydi? Evet, ucuz yabancı para! Ülkede üretmek yerine gidip parası daha gerçekçi kurdan olan yerlerde üretim yapıyorlar. Bunun sonucu olarak okumayan ve de çalışmayan (diplomalı) nüfus artıyor. Bozdur bozdur harca! TÜİK bile ülke nüfusunu 2100de 55 milyon olarak tahmin ediyor. Ama reis, en az 3 çocuk demekten geri adım atmıyor. Onun kafasında herhalde daha fazla şehit planları var. Kendi haline bıraksan, refah sağlasan 100 milyona ulaşacak nüfus, 55 milyon olarak gerçekleşince demek ki 45 milyon daha şehit vereceğiz? Çünkü, toprak-su yoksa, para da yoksa ulaşabileceğimiz 55 milyon.
Sudan tasarruf
Öncelik, su ile madenciliği yasaklamalı. Kim toprağı kazıp maden çıkartacaksa, bunu su kullanmadan yapabilmeli. Yapamıyorsa, başka ülkelere yollayın gitsinler. İkinci olarak temizliği daha az su kullanarak yapabilmenin yolları için bilimsel verilere yanaşılmalı. “Al şunu yıka” yerine kuru temizleme (silkeleme) teknikleri geliştirilmeli. Öyle ki, elbiselerinizi silkeleyerek temizlemenin yolları bulunmalı ve yaygınlaştırılmalı. Uzay görevlerinde olduğu gibi elbise temizliği. Tarımda su kullanımı damla sulama ile toprağın ihtiyacı olduğu noktada yeterince yapılmalı. (İbrahim hoca anlatsın).
Birileri havanın taşıdığı nemi sıkıştırıp su elde etsin. Havanın suyunu sıkalım. Bunu içme suyu olarak kullanalım. Şehirlerin üzerine, tarım alanlarının üzerine sera yapar gibi örtüler örtelim, suyumuza havaya bırakmayalım. Sibirya’dan Anadolu’ya su hatları döşeyelim, orada sellere neden olacak suyu burada kullanalım. Bunu “yap-işlet-hurda et” yöntemiyle bedavaya getirelim, bedelini kullanan ödesin. AB’den bu iş için para bulabiliriz, ama AB ile dost değiliz ki? ABD ise bize deniz suyundan tatlı su elde etmeye yarayan cihazlar satar. Günahını vermez. Elbette bu sistem temiz deniz suyunuz varsa çalışır. Var mı?
Bu açmazdan çıkmanın bir yolu da seçilmiş CHPli büyükşehir belediye çalışanlarını serbest bırakıp yurttaşa su sağlamak belediyelerin sorunu demek. Bunu yaparsanız ve bu belediyeler su bulurlarsa (örneğin Sazlıdere barajı) o zaman yandınız. Gitti kanal İstanbul. Gitti Ankara’dan yönetmek. Yerel yönetimler işi devralmış olur. Fidan’ın işi zor demek ki. Eh ne yapalım bu kadarmış demek. Başarılı olamazlarsa, Fidan bile susuzluktan kurur.
Sonuç
Hayat susuz olmayacak. Su bulmamız gerek. Bu suyu tasarruf ederek bulamayacağız. Saydığım yöntemlerle elde etmeye çalışacağız. Günümüz yönetimi eğer devam edecekse, “teyemmüm” önerecektir. İnanmayın teyemmüm ederek susuz yaşayabilen olmadı hiç.
Ali Akurgal
*Bu yazı HBT Dergi 488. sayıda yayınlanmıştır.