Yeni dünyada ve Türkiye’de durum

Ali Akurgal Y
Yeni dünyada ve Türkiye’de durum

Türkiye’de en büyük 10 şirketin 7’si sanayi, enerji veya finans kökenli. Küresel ölçekteki ilk 10’un 8’i teknoloji. Yani biri “varlık yoğun”, diğeri “zihin yoğun” bir büyüme modeliyle ilerliyor.

Sanayi devrimi döneminde üretim kapasitesi başarı ölçütüydü. Günümüzde ölçü, yenilik ve hız. Türkiye mühendislik, finans ve bilişim alanında gençleri iyi yetiştirebiliyor da (şimdilik) ama onları içeride tutamıyor. Nitelikli beyin göçü, potansiyeli global rakiplerin lehine çeviriyor.

Wall Street’in günlük işlem hacmi 500 milyar doların üzerinde. Borsa İstanbulun ortalaması 3 milyar dolar civarında. Sermaye akışı ne kadar derinse, değerlemeler o kadar güçlü oluyor. Ar-Ge uzun vadeli bir güven meselesi. Türkiye’de devlet destekli, kısa vadeli projeler ağırlıkta; özel sektörün kendi bütçesinden sürdürülebilir inovasyona ayırdığı pay düşük. Öne çıkan birkaç başarı öyküsü, bunun haricinde. Kendi sermayemizi yeni ürünler yapmaya yöneltemiyoruz, bunu yabancı yatırımcıdan bekliyoruz. Yan sanayi uyumsuz.


Türkiye hâlâ bölgesel anlamda devasa bir potansiyele sahip 85 milyonluk iç pazarı var,
genç, girişimci nüfusu hâlâ kaybetmedik, coğrafi avantajımız var, güçlü sanayi ve enerji altyapısı henüz eskimedi, savunma teknolojilerinde bağımsızlaşma eğilimi tepe yapmış durumda. ASELSAN; Baykar, Roketsan, Togg, Trendyol, Getir, Hepsiburada, YEO Group gibi örnekler, yeni bir “teknoloji iştahı”nın oluştuğunu gösteriyor.

Yeni Türkiye’de durum

Siyasiler yatıp kalkıp “çip yapalım” diye ortaya çıkarlar. Bu onların hâlâ “varlık yoğun” ekonomide kaldığını gösterir. Çip yaparsınız da yapamazsınız. Çip yapmanın esas girdisi elektrik bedelidir. Var mı kWh’i 4€ cent’e elektrik? O zaman, biz de NVİDIA gibi çipleri Tayvan’da yaptıralım. Bunu 10uncu ve 11inci kalkınma planının sektör raporunda yazdık. Ne oldu? okuyan olmadı. Sermaye piyasası ile devlet aynı hedefe odaklanmamışsa, geçiniz; kaosa devam. Gerçek güç artık “üretimdedeğil, “kurguda”. Türkiye’nin güçlü üretim yeteneği bu yeni evrende hâlâ avantaj, ama tek başına yeterli değil.

Neleri düzeltmek gerek?

Şirketlerin halka arzını kolaylaştırmak, yatırımcı güvenini artırmak ve uluslararası fonlara erişimi hızlandırmak gerekiyor. Siz İstanbul Finans Merkezi’nin “kâğıt üzerinde kalsın diye mi kurmuştunuz? Bir türlü meyve vermeyen Üniversite-Sanayi iş birliği nerede işe yarayacak?

Bizde, eğitim sistemi bilim üretmiyor, sermaye uzun vadeye inanmıyor, kamu strateji yerine kısa vadeli çözümle uğraşıyor. Bu unsurlar olmadan “marka değeri” değil, sadece “varlık değeri” oluşuyor. Sonuç olarak, yaratıcı beyinler başka ülkelere gidiyor, sermaye dövize kaçıyor, şirketler büyüyemiyor.

Ne yapmalıyız?

Yazılımda ve donanımda ürün değil, teknoloji ihraç etmeliyiz (Gorbaçov’un Rusya’sına Türkiye’de geliştirdiğimiz telefon santrali teknolojisi sattığımız günleri yad ediyorum). Yerli sermaye oluşmasını bireylere değil güvenilir kurumlara devretmeliyiz (var mı böyle bildiğiniz?). Sadece aldığı maaş değil, Ar-Ge’cinin özgürlük ve fikir ortamı iyileştirilmeli; ki, genç bilim insanı, girişimci ve mühendis ülkesinde kalmayı tercih etmeli. Eşimin “gitmişken kalsaydık” şeklinde dile getirdiği gibi, yapılmış vatanseverlik yanlışlarını görmezden gelmeliler.

Ar-Ge teşvikleri uzun erimli ve ürüne dönüşme aşamasını da (gerekiyorsa devletin ortaklığı ile) içerecek şekilde genişletilmeli. Türkiye, potansiyelini inkâr etmiyor; ancak dünya çok hızlı koşuyor. Başlangıçta can suyu verip esas üretim aşamasında yalnız bırakmak sonuç aldırmıyor.

ABD’de fabrikası bile olmayan tek bir Amerikan şirketinin değeri, Türkiye’nin en büyük 10 devi toplamının 35 katıysa, fark edemediğimiz, oyunun değiştiği. Bir zamanlar bir emekli (edilmiş) cumhurbaşkanının yaptığı gibi “ben de yazdım” şeklinde romantik eserler yazmak değil, zaman yeni fikirler üretmek zamanıdır. Herkese Bilim Teknoloji dergisi buna zemin hazırlayabilir mi?

Ali Akurgal
*Bu yazı HBT Dergi 496. sayıda yayınlanmıştır.

Ali Akurgal