Bilim, dört yüzyıldır otoriter rejimlerin en büyük korkularından biri oldu. 1633’te Galileo’nun yargılanmasından, Stalin’in genetik bilimi yasaklamasına kadar tarihte sayısız kez, bağımsız düşüncenin ışığı baskı altına alındı. Bugünse tarihçiler, ABD Başkanı Donald Trump’ın attığı adımlarda aynı “otoriter oyun kitabının” izlerini görüyor.
Kilise, monarşiler ve diktatörlükler… Hepsi bilimi kendi iktidarlarının karşısında bir “alternatif otorite” olarak gördü. Katolik Kilisesi, Kopernik’in güneş merkezli evren görüşünü yasakladı. Nazi Almanyası’nda Yahudi bilim insanları kovuldu, Stalin döneminde genetik bilimi toprağa gömüldü. Ortak özellik açıktı: “Özgür düşünce” tehlikeli, teknolojik fayda sağlayan uygulamalı bilim ise rejim için gerekliydi.
Trump ve Bilim: Modern Bir Çatışma
Trump, ikinci kez Beyaz Saray’a döndükten sonra, bilime karşı en büyük hamlelerinden birini yaptı:
- Bilimsel danışma panellerinin kapatılması (aşılar, çevre, yapay zekâ, uzay ve daha fazlası)
- Temel araştırma bütçelerinin 45 milyar dolardan 30 milyara düşürülmesi
- Hemşirelikten iklim değişikliğine, Mars atmosferinden sağlık eşitsizliklerine kadar onlarca araştırma alanının kesintiye uğraması
- “Altın standart” adı altında devlet kontrolünü güçlendirecek reform önerileri
Özellikle temel araştırmalar —iklim, sağlık eşitsizlikleri, temiz enerji ya da Mars atmosferi üzerine çalışmalar— hedef tahtasına konuldu. Buna karşın yapay zekâ, kuantum teknolojileri gibi kısa vadede “ekonomik değer” yaratacak alanlar öne çıkarıldı.
Tarihçiler, Trump’ın attığı adımları “totaliter bilimin” izleri olarak görüyor. Nazi Almanya’sının ve Stalin’in bilim politikalarına benzer bir “bilim üzerinde kontrol” arzusu dikkat çekiyor. Ancak uzmanlara göre, Trump’ın önündeki en büyük fark, Amerikan toplumunda hâlâ güçlü olan sivil direnişin varlığı.
“Trump gibiler her zaman olur,” diyor UCLA’dan Treisman. “Fark, karşılaştıkları direnişin düzeyindedir.” Onun inancı, “sivil toplumun pek çok gücünün” Trump’ı sınırlamaya devam edeceği yönünde.
Yeni Otoriterler Çağı
Bugünün otokratları artık üniformalı diktatörler değil; takım elbiseli, medya ustası siyasetçiler. Çin’de Xi Jinping, Rusya’da Putin, Macaristan’da Orban, Brezilya’da Bolsonaro… Bilimi sınırlamanın yolu artık doğrudan şiddetten çok, bütçe kesintileri, sansür ve gözetim teknolojileriyle işliyor.
Trump’ın bu liderlerle yakın ilişkileri, ABD’de de “bilimin bağımsızlığı” konusunda endişeleri artırıyor.
Bilim Neden Tehdit?
Çünkü bilim sadece keşifler değil, aynı zamanda toplumsal güvenin kaynağı. Hastalıkları bitiren, hayat kurtaran, evreni anlamamızı sağlayan bilim; toplum nezdinde otoriteye meydan okuyabiliyor. UCLA’dan siyaset bilimci Daniel Treisman’ın dediği gibi:
“Bilim bir toplumsal güç kaynağıdır. Bu yüzden her zaman potansiyel bir tehdit oluşturur.”
Geleceğe Dair Belirsizlik
Trump’ın politikaları ABD’nin bilimdeki küresel liderliğini sarsabilir mi? Kesin cevap yıllar sonra belli olacak. Ancak tarih bize şunu öğretiyor: Bilimi kısıtlamak, kısa vadeli siyasi kazançlar getirse de uzun vadede toplumları zayıflatır.
Galileo’nun mahkeme salonunda bastırılan sesi, yüzyıllar sonra bilimsel devrimin başlangıcı oldu. Bugün de bilim insanlarının susturulması aynı soruyu gündeme getiriyor:
Özgür düşünce olmadan, gerçek bilim mümkün mü?
Kaynak: https://www.nytimes.com/2025/08/31/science/trump-science-autocrats.html