UNESCO himayesinde, Saint-
Sempozyum öncesinde İstanbul Modern’de düzenlenen basın toplantısında Küresel Sürdürülebilir Mimarlık Ödülü Programının Kurucu Başkanı Prof. Dr. Jana Revedin ve 2026 ödülünü paylaşan mimarlar; Ye Man (Çin), Doan Thanh Ha,(Vietnam), Loreta Castro Reguera ve José Pablo Ambrosi (Meksika), Andreas Kipar (Almanya/İtalya) konuştular. Fransa’da yaptığı projelerle ödül alan Mimar Amelia Tavella (Fransa) ise zoom ile toplantıya katıldı. Gelecek yılın teması; Özellikle etrafımızdaki siyasi gelişmeler ve savaşlar nedeniyle “Mimarlık Eşitliktir” olarak açıklandı.
Prof. Dr. Jana Revedin’in açılış konuşması
İstanbul’da bizimle birlikte olduğunuz için teşekkür ederim ve en önemlisi, bizleri bu güzel şehirde ağırlayan tüm Türk meslektaşlarınıza içten teşekkürlerimi sunuyorum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sürdürülebilir Mimarlık Küresel Ödülü Programında çalıştığımız dört uluslararası kurumlardan biri.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi birlikte yürüttüğümüz bu ödülün tarihinde İstanbul gibi ödül programında önemli bir yeri var. Zamanınızı, emeğinizi ve tutkunuzu bu sürece kattığınız için; ayrıca en başından bu yana bizimle olan akademik ortaklarımıza da teşekkür ederim. Bu ödül, dünyanın farklı bölgelerine yayılmış dört üniversitenin iş birliğiyle yürütülüyor. Amacım yalnızca Avrupa’ya özgü değil, gerçekten küresel bir ödül oluşturmaktı. Bu nedenle dört Avrupa üniversitesiyle birlikte çalışıyoruz. UNESCO ve Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) himayesinde
İstanbul’daki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi de bu ortaklardan biri olduğu için bu yıl burada bulunmamızın ayrı bir anlamı var. Tüm bu kurumlar, ödülümüzün entelektüel, akademik ve her şeyden önemlisi bağımsız ve uluslararası bir düzlemde konumlandığının güvencesidir. Bu yıl ilk kez İstanbul’dayız, çünkü Küresel Ödül için yeni bir ritim oluşturmak istedim. Normalde her yıl ödül sahiplerini Venedik Bienali’nde ağırlıyoruz. Bu, ödül sahipleri için çok değerli bir deneyim oluyor; açılış gününde tüm mimarlık dünyası Venedik’te buluşuyor ve onlar da kitaplarıyla Bienal bahçelerinde dolaşabiliyorlar. Bu sistem oldukça iyi işliyordu. Ancak bu yıl farklı bir şey denemek istedim. Neden her zaman alışık olduğumuz yerde kalalım ki?
Bu kez akademik ortaklarımıza seyahat edelim dedik. Bu, ilk denememiz. Umarım iyi bir fikirdi. Ödül sahiplerimizin İstanbul’a gelmekten büyük heyecan duyduklarını görüyorum ve burada olmaktan son derece mutluyuz ve gurur duyuyoruz. 2010’lu yıllarda birkaç kez Mimar Sinan’da ders verme fırsatım oldu. Ayrıca bu üniversitenin UNESCO-UIA değerlendiriciliğini yaptım. Bildiğiniz gibi üniversitelerin kalite etiketleri bulunur; ben de bu komisyonun başkanıydım. Bu sayede üniversiteyi yakından tanıyorum. Temmuz ayında jüri üyelerimizden bir profesör, “Küresel Ödül’ün ilk yurtdışı etkinliğini neden İstanbul’da yapmıyoruz?” önerisini getirdi. Böylece tekrar İstanbul’a gelmeye karar verdik. On yıldır gelmemiştim ve bu vesileyle bölgeyi yeniden keşfetme fırsatı buldum. Bu yılın teması “Mimarlık dönüşümdür” idi. Bu yıl seçilen tema İstanbul ile çok örtüşüyor. Çünkü İstanbul tarihi açıdan çok katmanlı bir şehir, tarihsel olarak sürekli dönüşen bir şehir; binlerce yıldır uyum içinde yaşayan bir şehir ve aynı zamanda Asya ile Avrupa arasındaki dönüşümün de bir simgesi. Bu nedenle ödülün yurtdışına açılması için İstanbul’un seçilen ilk şehir olması en doğru seçimin olduğunu düşünüyorum.
Cesaret etmek; benimsemeye cesaret etmek, uzun yıllardır süregelen paradigmaları sorgulayıp sürdürülebilir değişimler yaratmaya cesaret etmek demektir. Aktarmak ise bu bilgiyi birbirimize iletmek, mimarlar, peyzaj mimarları, şehir plancıları, tasarımcılar ve hatta kuramcılar arasında paylaşmaktır. Bu yalnızca bilgiyi değil, aynı zamanda şüpheleri ve güncel kaygıları da paylaşmaktır. Farklı kuşaklardan, farklı ülkelerden ve kültürlerden geliyoruz. Bu nedenle birbirimize anlatabileceklerimizi, birbirimize nasıl destek olabileceğimizi paylaşmak son derece kıymetlidir.