Her şey açık oynanıyor: Bu kez dijital ekonominin köleliği kapıya dayandı…

Editör ne diyor?

Günde belki de 3-5 saatimizi harcadığımız, sosyal medya iletişim araçlarına bağlı olan milyarlarca insana ait trilyonlarca veriyi ellerinde bulunduranlar, bu veriler üzerinden sadece bilgi ve yeni ekonomiler üretmiyor. Aynı zamanda dünyadaki tüm ekonomileri, bilimi, teknolojiyi, evreni, yerküremizin her halini ve özelliğini ve sosyal hayatı dönüştürerek sil baştan yeniden biçimlendiriyor ve işliyor. Bu, başka bir ekonomi-teknoloji dili. Robotlar ve yapay zekâlar bu dilin dışavurumları.

Robotların dünya ekonomisine katkıları, önümüzdeki 20 yıl içinde 17 trilyon dolarlık bir küresel ekonomik etki yaratacak desek, heyecanlanır mısınız?

Yani, dijital devrimi yönlendiren ve yukarıdaki ekonomik etkiyi yaratacak ülkeler, yerküre üzerinde yeni bir efendiler-köleler sisteminin de yaratıcısı olacak. Bugünün gelişmiş ülkeleri yine dijital ekonominin ve bilimin efendiliğine soyunacak. Bugünün az gelişmiş ülkelerinin ise (aralarına Türkiye’yi de katabiliriz), yeni dünyanın köleliğine aday olmaktan başka şansı bulunmuyor.

Çok mu iddialı oldu? Evet, dijital ekonominin, yapay zekânın, robotik gelişmelerin içine girdiği gelişme hızı, yarattığı büyük ivme, konu dışında kalanlarla arayı hızla açıyor. Dijital ekonominin efendileri ve köleleri şimdiden belli.

Kapakta ve orta sayfada çeşitli başlıklar halinde hazırladığımız yazılar, yorumlayabilmeniz için yeterli içeriği sunuyor. Kaybolacak mesleklere, yeni insandan beklenenlere şöyle bir bakın ve bizi nasıl bir dünyanın beklediğini düşünün. Doğan Kuban da ekonomik kölelik yazısıyla gelişmenin siyasi yönüne dikkat çekiyor.

Ülkeyi yönetenler tarihi bir eşikteler. Ya bu gelişmeyi görecek ve var güçleriyle bu hızın içine girmek için yepyeni bir yöntemle ülkeyi yönlendirecekler, ya da yeni kölelik düzeninin hazırlayıcıları ve esirleri olarak tarihe geçecekler. Ancak bizim ülkede dönüşüm deyince yöneticilerin ne anladıkları da somut olgularla ortada. Bu bağlamda Ali Akurgal’ın yazısını da okuyun ve dışarıya televizyon satışlarının beş yıl içinde neden %65 azaldığını kendinize sorun.

Umutsuz olma lüksümüz yok diye düşünüyorsanız, Tekirdağ Süleymanpaşa Belediyesi’nin, öğrencileri dijital dünyanın üreticiliğine taşımak için nasıl karınca kararınca çalıştığını okuyun lütfen. Bu sayfada da, bu çalışmalara katılan gençlerin bir fotoğrafı var ve robotik çalışmalarının basit bir üretimini de video olarak portala yükleyeceğiz. Keşke bu ve benzeri örnekler hızla çoğalsa...

“Lütfen bana bir bebek beşiği basabilir misin?”...  Üç boyutlu baskı makinelerinin ortaya çıkışı ile bireyselleşen üretim tarzı üzerine ise Yüksek Mimar Bora Yılmazyiğit yazdı. Yeni tasarlanan süper iletken bilgisayar çipleri ile artık verilerin insan beyninden çok daha hızlı ve etkili biçimde işlenebileceğine ilişkin haberimiz ise tüm bunları doğrular nitelikte.

Dergide başka neler var?

Bu haftaki söyleşi sayfamızın konuğu Prof. Dr. Mustafa Çetiner. Sıradışı bir hekim olan Çetiner, bilimin Kaf Dağı’nın arkasında üretilmesinden, eğitimlilerin bir bir ülkeyi terk etmesinden rahatsız. “Türkiye’yi bilgi toplumuna dönüştürecek yolu birlikte bulmalıyız” diyor. Çetiner bildiğiniz üzere dergimizin de yazarlarından ve bu hafta köşesinde “Alternatif tıptan geriye ne kaldı?” sorusuyla gözlemlerini aktarıyor.

Tanol Türkoğlu Dijitalem’de dünyanın ‘sosyal’ halinden son örnekleri paylaşıyor: Skyscanner’in Çinli bir firmaya satılmasından, Twitter’ın mavi kuş logosunun esrarına, kripto para dünyasına kadar...

Hayvanlara ait olan yaşam alanlarının, insanlar tarafından işgal edildikçe nasıl daraldığını ve bunun ekosisteme verdiği zararı irdeleyen yazıyı da ilgiyle okuyacağınıza eminiz.  Ahmet Yavuz “Bir ceviz hikâyesi” yazısında bahsettiği ağaçlandırma çalışmaları ile aslında bir kalkınma projesini anlatıyor.

Sağlıklı beslenme artık herkesin ortak derdi. En güncel ve doğru bilgilerle her hafta bu arayışınıza katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bu kez yanıtını aradığımız soru “Sağlıklı insan ne kadar su içmeli?”

Selçuk Terkan, giyilebilir teknolojiler konusunda ufak bir tura çıkartıyor. Serhat Totan klasik müzik dinlemenin, özellikle de Mozart’ın müziğini dinlemenin beyin üzerindeki etkilerini kendi çocukluk anılarından yola çıkarak anlatıyor. Dünyada bilime öncülük etmiş olan bilim insanlarının öyküleri her zaman ilginçtir. Prof. Dr. Türker Kılıç bu kez, kumaş tüccarlığından, geliştirdiği mikroskopla bilimin zirvesine ulaşan Antonie van Leeuwenhoek’in araştırma tutkusu ile geçen hayatını anlatıyor. Sağlık sayfamızda ise Prof. Dr. Selçuk Peker'in Parkinson hastalığı ile ilgili yazısını okuyabilirsiniz.

Gelecek Cuma yeniden birlikte olmak dileği ile.