Dijital Racon

Kitaplar Öne Çıkanlar

Dijital Racon
Tanol Türkoğlu
Epsilon, Aralık 2018
200 sayfa

Açıkça söylemek gerekiyor ki dijital kültürle ilgili iyi kitaplara sıkça rast gelemiyoruz. Türkiye’de bu konuya kafa yoran pek fazla isim yok. Olanlar da bunu yazıya dökmeyince lisanımız varsa yabancı kaynaklara yöneliyoruz; dijital dünyanın nabzını ya internetten ya da çeviri kitaplarla tutmaya çalışıyoruz.

Lisanımız yoksa durum daha da kötü: Konuyla ilgili iyi bir kitap, yayınevlerinin dikkatini çekecek de bir çevirmen onu Türkçeye kazandıracak ve yurt dışında yayımlandıktan aylar sonra elimize ulaşacak. Ölme eşeğim ölme…


Söz konusu dijital gelişmeler ve fenomenler olunca bahsi geçen süre bir hayli uzun. Zira anbean değişen ve dönüşüme uğrayan bir evrenden bahsediyoruz. Neyse ki bununla ilgili yerli ve çok önemli bir kitap, geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Tanol Türkoğlu’nun Dijital Racon kitabından bahsediyoruz.

Tanol Türkoğlu’ndan Kişisel Kültür Ansiklopedisi

Dijital kanaat önderi Türkoğlu’nun “Kişisel Bir Kültür Ansiklopedisi” olarak nitelendirdiği kitap, avatarlarımızın “özgürce” dolaştığı dijital evrenle, gündelik yaşamın arasındaki sınırları muğlak hale getiriyor ve bize dijital kültürle ilgili önemli bir okuma sunuyor.

Kitaptaki hiçbir kavram, bir diğerinden önemsiz olmamakla birlikte Türkoğlu’nun kitapta ifade ettiklerinden birkaçına değinebiliriz. Mesela dijital gettolaşma. Türkoğlu bu kavramı, Nazi Almanyası’nın Yahudi nüfusunu kapattığı bölgelerle ilişkilendirerek teksesli etkileşim platformlarındaki dijital cepheleşmeden dem vuruyor.

Türkoğlu, Youtube’u dijital gettolaşmanın örnek platformu olarak gösteriyor: “Belli bir konuyla ilgili videonun altına, farklı görüşteki bireyler küfürlü, tehdit içeren yorumlar yazabilmekte ve karşılıklı atışma bu kez herkesin gözü önünde cereyan edebilmektedir.” (s.77) Yani, dijital evrende özgür olduğumuzu ve çoksesli bir ortamda olduğumuzu sanırken aslında dijital gettolarda teksesli paylaşımlarda bulunuyoruz.

Kitapta dikkatimizi çeken bir başka kavram ise dijital göçmenlik. Bu kavram, 1981 yılından önce doğan kuşağı tanımlıyor. Bugünkü dijital dünyanın içine doğmayan ve dolayısıyla dijital becerileri gelişmemiş ama bir şekilde bu kültüre adapte olmaya çalışanları (dijital ortama zorla göç ettirilen) dijital göçmen olarak nitelendiriyor. 1981’den sonra doğanlar ise bu becerilere sahip olan dijital yerliler.

Burada karşımıza dijital köprü fenomeni çıkıyor. Yani bu iki kuşak arasındaki köprünün kurulabilmesi meselesi… Türkoğlu, bu köprünün kurulabilmesi sorumluluğunun dijital göçmenlerde olduğunu savunuyor: “Bellidir ki bu köprüyü kurma işi göçmenlere düşüyor. Sağlıklı bir diyalog bu inşanın temeli. Gençleri anlamaya çalışarak, onların bakış açılarını kabul ederek, eski ile kıyaslama yapmadan, peşin hükümsüz yaklaşım bu diyaloğun gelişmesini sağlayacaktır.” (s.117)

Dijital kültüre adapte olmak

Bu ve buna benzer birçok kavram söz konusu. Burada kaçını açıklayabiliriz ki? Dijital ahlak, dijital mahalle baskısı, dijital özgürlük, dijital sosyalleşme, dijital şövalye, dijital vatandaşlık, dijital edebiyat veya dijital devrim. Bunlar Türkoğlu’nun üzerinde durduğu kavramların sadece birkaçı. Daha fazlası için kitabı edinmek ve dikkatlice okumak gerekiyor.

Türkoğlu, yarını anlamak için bugünün dijital dünyasına ışık tuttuğu Dijital Racon’la, çok iyi bildiğimizi sandığımız dijital kültürle ilgili aslında pek de bir şey bilmediğimizi fark etmemizi sağlıyor. Kitapta verilen bilgiler, dijital kültürün dinamiklerini sunmakla kalmıyor aynı zamanda kendimizi sanal ortamda korumamızı ve konumlandırmamızı da sağlıyor.

Dijital dünya, bilgi edinme adına bir fırsat mı? Yoksa beynimizi uyuşturan bir zehir mi? Kafanızdaki birçok sorunun cevabını, Epsilon etiketiyle raflardaki yerini alan Dijital Racon’da bulabilirsiniz.

Kitap incelemesi: Batuhan Sarıcan / batusarican@gmail.com