Yapay zekânın bin yıllık problemi çözüşü ve bir bilim yöntemi olarak yükselişi

Editör ne diyor?

Bu hafta kapağımızda bilimin ve yapay zekânın geleceğini doğrudan ilgilendiren, belki de dönüp yıllar sonra “işte o gün bir şey değişmişti” diyeceğimiz bir gelişme var: Yapay zekâ matematiğin en büyük problemlerinden birini gerçekten çözmüş olabilir mi? OpenAI teknoloji şirketi bunu ileri sürdü, ama kesin sonucu, Dünya Matematikçiler Derneği inceleyerek ilan edecek. Fakat bu çözüm süreci bile büyük tartışmalara neden oldu.

OpenAI, yeni yapay zekâ teknolojisinin matematiğin ünlü “Milenyum Problemleri”nden birine çözüm getirdiği iddianın önemi yalnızca çözülen problemin güçlüğünden kaynaklanmıyor. Eğer sonuç doğrulanırsa, yapay zekânın artık bilim insanına yalnızca hesaplama yapan, literatür tarayan ya da yardımcı öneriler sunan bir araç olmanın çok ötesine geçtiği anlamına gelecek. Bilginin sınırında, insanlığın henüz yanıtlayamadığı sorular üzerinde çalışan bir araştırma ortağı hatta kimi durumlarda doğrudan çözüm üreten bir aktör…

Bu büyük dönüşümü kapak dosyamızın devamında Prof. Dr. Cem Say ile Orhan Bursalı’nın “Yapay Zekâ ve Bilim” söyleşisi tamamlıyor. Cem Say’ın söylediği çok çarpıcı: Yapay zekâ artık bilimsel yöntemin kendisini dönüştürüyor. Matematikçiler açısından bunun yarattığı sarsıntı ise yalnız mesleki değil, neredeyse varoluşsal. Bir problemin çözümünü bulan kim? İnsan mı, makine mi? Bilim insanının rolü bundan sonra ne olacak? Doğrulayan, yorumlayan, yeni sorular üreten kişi mi? Bilim tarihinin yeni bir aşamasına giriyorsak, bu soruları giderek daha fazla tartışacağız. Bu çözümde yarışanlar arasında bir türk matematikçi de vardı…Çözüm süreci ve tüm gelişmeler orta sayfamızda…


Gelecek sayımızda bizzat üreten şirketlerin yapay zeka konusundaki insanlık açısından büyük endişelerini gündeme getireceğiz.

Sessizliğin egemenliği

Ama teknoloji ilerlerken insanın gündelik hayatında başka, sessiz bir değişim yaşanıyor: Daha az konuşuyoruz.Sessizleşen Dünya” dosyamız, 2005-2019 arasındaki verilerden çıkan ilginç bir eğilimin peşine düşüyor. Günlük konuşma miktarı yüzde 28 azalmış durumda. Ortalama olarak günde 300 kelime daha az konuşuyoruz. Üstelik bu gerileme en belirgin biçimde 25 yaş altındaki gençlerde görülüyor. Birkaç dakikalık konuşma kaybı küçük görünebilir. Ama dil yalnız iletişim aracı değil; düşünme, hatırlama, ilişki kurma ve beynimizi biçimlendirme yollarımızdan biri. Peki giderek sessizleşen hayatlarımız beynimizi nasıl değiştiriyor?

Sonra yaklaşık 2 bin yıl geriye, Balıkesir Burhaniye’deki antik Adramytteion’a gidiyoruz. Kazılarda ortaya çıkarılan zengin bir Roma villasının mozaikleri yalnızca olağanüstü güzellikleriyle değil, anlattıkları hikâyeyle de dikkat çekiyor. Medusa ve Pegasus gibi mitolojik figürlerin yanı başında “Emerald” adlı bir kedi ile “Ocean” adlı bir köpek var. Üstelik isimleri de mozaiğe işlenmiş. İki bin yıl önce yaşamış insanların evcil hayvanlarıyla kurdukları duygusal ilişkinin böylesine somut bir izine rastlamak geçmişi bir anda şaşırtıcı biçimde bize yaklaştırıyor.

İyi yaşam nerede, ne kadara mümkün?

Grafik Bilgi sayfamız bu kez 100 dünya kentini yaşam kalitesi ve yaşam maliyeti açısından karşılaştırıyor. Sonuçlar, pahalı kentin mutlaka daha iyi kent anlamına gelmediğini gösteriyor. Avrupa kentleri genel olarak güçlü; ancak bizi ilgilendiren sürpriz Bursa ve Antalya. Her iki kent de maliyet ile yaşam kalitesi dengesi açısından öne çıkıyor. Buna karşılık New York, Los Angeles ve San Francisco gibi ABD metropolleri, çok yüksek yaşam maliyetleri nedeniyle listenin kaybedenleri arasında. Bir kentin zenginliği ile orada yaşayan insanların hayatının ne kadar “iyi” olduğu her zaman aynı şey değil.

Yazarlarımızdan Doğan Kuban bu hafta devlet-toplum ilişkisinin en temel meselesine dönüyor: “Kaos devletten başlar, zorbalık da…” Kuban’ın hareket noktası basit ama temel: Devlet ile halk arasındaki ilişki yasalarla, yönetmeliklerle, kurallarla tanımlanır ve bu kurallar yalnız yurttaşı değil devleti de bağlar. Hukuk düzeni tek taraflı itaati değil, iki taraflı sorumluluğu gerektirir. Bugünün Türkiye’sinde yeniden ve yeniden okunması gereken bir yazı.

Tanol Türkoğlu ise bizi yapay zekânın çok farklı ve hayli düşündürücü bir yüzüyle tanıştırıyor: “Spiralizm”. İnsan kendi düşüncelerini yapay zekâya aktarıyor; yapay zekâ bunları işleyip tutarlı ve etkileyici bir anlatı halinde geri veriyor. Sonra insan, kendisine geri dönen düşünceyi bağımsız bir kaynaktan gelmiş doğrulama gibi algılamaya başlayabiliyor. Bir başka deyişle, kendi yankımızı “hakikat” sanma tehlikesi… Yapay zekâ çağında bilgi ile kanaat, doğrulama ile yankı arasındaki sınırın nasıl bulanıklaşabildiğine dair çok önemli bir tartışma.

Ali Akurgal, çok konuşulan, Yapay zeka programlarının ekonomiye devlete eğitime devlete topluma entegre edilmesi konusunda nelerin nasıl yapılması gerektiğini konusundaz görüşlerini yazdı.

“Anlam nasıl doğuyor?”

İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türker Kılıç, “Entropiden Anlam’a” dizisinin ikinci bölümünde çok daha temel bir soruya yöneliyor: Anlam nasıl doğuyor? Beyin çevreden gelen bilgiyi yalnızca kaydetmiyor; onu geçmiş deneyimlerimizin oluşturduğu bağlantılar ağıyla karşılaştırıyor, seçiyor, yeniden örgütlüyor. Bu nedenle aynı söz, aynı görüntü, aynı olay iki insanda bütünüyle farklı anlamlar yaratabiliyor; hatta aynı insan için yaşamının farklı dönemlerinde farklı anlamlara bürünebiliyor.

Bilim ve Beslenme sayfamızda ise uygulanması son derece kolay bir önerinin arkasındaki veriye bakıyoruz. Her gün bir avuç kuruyemiş. 143 bin kişiyi kapsayan araştırmaların analizine göre günde yaklaşık 30-35 gram kuruyemiş tüketenlerde hipertansiyon gelişme riski, hiç tüketmeyenlere göre yüzde 26 daha düşük. Ama burada önemli bir uyarı var: Kuruyemişi tek başına mucizevi bir “süper gıda” olarak görmek yanlış. Asıl koruyucu etki, sebze, meyve, baklagil, tam tahıl ve kuruyemişlerin birlikte yer aldığı bitki ağırlıklı beslenme biçiminden geliyor.

Ve Hayvanlar Dünyası

Kediler neden birbirlerini yalıyor? İlk akla gelen yanıt “sevgi” olsa da bilim yine işi karıştırıyor. Yalama davranışı dostluğun ve sosyal bağın göstergesi olabileceği gibi temizlik, oyuna davet ya da iki kedi arasındaki gerilimi azaltmanın bir yolu da olabiliyor. Kediler, her zamanki gibi, bize kendileri hakkında kesin hükümler vermenin pek kolay olmadığını hatırlatıyor.

Dijital HBT ve kitaplar

Geçen hafta Dijital dergimize yeni abone olanlarla aboneliklerini yenileyen okurlara, göndermesi bizden Orhan Bursalı’nın kütüphanesinden seçecekleri beşer kitap hediye edileceğini açıklamıştık. 600 kitap hazır. Listeyi portala yüklemekte teknik sorunları halletmeye çalışıyoruz… Siz bu yazıyı okurken büyük olasılıkla sorun çözülmüş olacak. Tabii dijital sayımızda daha çok ilginç haberler var. Daron Acemoğlu’nun Yapay Zeka tartışmasıyla ilgili Nature dergisinde yayımlanan yazısını okuyacaksınız.

***

Gördüğünüz gibi bu sayıda bir uçta yapay zekânın matematiğin sınırlarını zorladığı bir dünya, diğer uçta iki bin yıl önce sevilen bir kedi ile köpeğin mozaiğe işlenmiş hatırası var. Arada beynimizin anlamı nasıl ürettiğini, insanların neden daha az konuştuğunu, iyi yaşamın nerede mümkün olduğunu, devlet ile yurttaş arasındaki ilişkinin nasıl kurulması gerektiğini sorguluyoruz.

Aslında bütün bu farklı konular aynı temel meseleyi hatırlatıyor: Bilgi büyüyor, teknoloji hızlanıyor; ama asıl önemli olan bütün bunların insan yaşamını nasıl değiştirdiğini anlayabilmek.

Bilimin işi yalnız yanıt üretmek değil; doğru soruları sormamızı da sağlamak.

İyi okumalar. Sevgilerimizle…

Özlem Yüzak